Page 1


Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

iyice þiddetlenir. Baðýmlý kapitalist ülkelerde ekonomik ilhakýn derinleþmesiyle birlikte emek-sermaye çeliþkisi de derinleþir. Þiddetli sýnýf çeliþkisi ve çatýþmalarý tüm yeryüzüne yayýlýr. Burjuvazi üretici güçleri elinden kaçýrmýþtýr. Kapitalist üretim biçiminde toplumsal üretici güçler, toplumsal doðalarýna aykýrý biçimde meta üretimine ve özel mülkiyete baðlanmýþtýr. Kapitalist üretim biçimi ve kapitalist üretim iliþkileriyle üretici güçler hiçbir þekilde tekrar ele geçirilemez. Toplumsal üretken güçleri yönetemeyen, onlarý elinden kaçýran burjuvazi, artýk egemen deðildir. Proletarya, kaçan üretici güçleri ancak kapitalist üretim biçimini ve kapitalist üretim iliþkilerini yýkarak ve toplumun ortaklaþa denetimini kurarak yakalayabilir. Ekonomik olarak, tarihsel olarak üermaye baþkasýnýn emeðine, yabancý emeðe, ücret ken güç le ri elinden kaçýran burjuvazi, proletaryaya daha retli emeðe dayandýðý için, kapitalist üretim emek ile sermaye uzlaþmaz çeliþkisini daha en baþýndan þiddetli saldýrýlarda bulunarak kendi denetimini yeniden kuiçinde taþýr. Kapitalist toplumda emek ile sermaye arasýndaki ramaz. Þiddetli saldýrýlar ancak daha da güçsüz düþmesini ve þiddetli biçimde daðýlmasýný getirir. Bugün dünya proletaryaçeliþki, tarihin odaðýdýr. Toplum ücretli emeðe dayandýðýndan, toplumdaki her toplumsal olay, emek-sermaye çeliþkisi sýna karþý sürdürdüðü baský ve savaþ, ancak kapitalist sistemin sýçramalý çöküþünü biraz daha hýzlandýrýr. ekseninde meydana gelir. Sermaye birikiminin eðilimi, ücKapitalizmin uzlaþmaz çeliþkileri, sýnýf mücadelesini retleri sürekli düþürme yönünde olduðundan, emek-sermaye þiddetlendirirken, keskinleþen sýnýf mücadelesi de kapitalizçeliþkisi, sermayenin büyümesine baðlý olarak þiddetlenir. min yýkýlýþýný hýzlandýrýyor. Kapitalizmin dünya sistemi, ekoSermayenin merkezileþmesinin bir sonucu olan tekeller, emek-sermaye çeliþkisinin þiddetlenmesi, öne çýkmasý demek- nomik koþullarý, bir bütün olarak proletarya devrimleri için olgunlaþtýrmýþtýr. Her yerde olgunlaþan dünya devrimi, kaçýtir. Sermayenin son yýllarda proletaryaya karþý geliþtirdiði nýlmaz bir zorunluluk olarak gündeme gelmiþtir. Devrim þiddetli saldýrýda, ekonomik ve sosyal kazanýmlarýn zorla nesnel koþullarýn bir zorunluluðu olarak gündeme gelmiþtir; gasp edilmesiyle birlikte emekçilerin yaþam koþullarý iyice sonunda bu koþullara son verecek olan, proletaryanýn topkötüleþti; buna baðlý olarak emek-sermaye çeliþkisi en üst lumsal devrimidir. Devrimin bu zorunluluðu, olaylarýn tüm düzeye çýktý. Bu da beraberinde sýnýf mücadelesinin keskingidiþini etkiliyor, toplumu saflaþmalara zorluyor ve yeni bir leþmesini getirdi. Bu düzeydeki bir sýnýf mücadelesi, tarihin dünyaya doðru ilerliyor. hangi toplumsal biçim altýnda süreceðini belirlemek için taSermaye, dünya devriminin geliþiminden korkuyor. Kayin edicidir. Komünistler bu noktayý göz önünde bulundurpitalist sisteme son verecek karþýt bir gücün olgunlaþmakta madan, önlerindeki devrimci görevleri doðru olarak belirleolduðunu görüyor. Kendi egemenliðinden ve toplumsal düyemezler. zenin devamýndan emin deðil. Bu korkuyla dünya proletarya Serbest rekabetin yerini tekellere býrakmasýyla, tekelci hareketine karþý þiddetli bir saldýrý içine girdi. Proletarya kasermaye tüm ekonomik yaþama egemen olur. Ýçeride egemen olan tekelci sermaye, egemenliðini tüm dünyaya yayar, pitalizme karþý 150 yýldýr savaþarak, yeni bir sosyal sistemi, dünya ekonomisini denetimine alma eðilimi gösterir. Bu eði- sosyalizmi gerçekleþtirerek dünyayý kurtarma iþinin üstesinlim, sermayenin doðasýnda vardýr. Sermayenin ekonomiyi ta- den gelebilecek düzeye ve niteliðe sahip olduðunu göstermiþtir. 19. yüzyýlda sosyalizme geçiþin þafaðýný baþlatan, 20. mamen denetimine alma eðilimi, tekelci devlet kapitalizmi yüzyýl boyunca kapitalizmden sosyalizme geçiþ çaðýný açan ve uluslararasý tekeller biçiminde kendini ortaya koyar. Bu proletarya, 21. yüzyýlda komünizmin dünya egemenliðini noktaya varýlmýþtýr: Tekelci birleþmeler hem içeride ekonogerçekleþtirecek kadar yetkin duruma gelmiþtir. Bugünden minin denetimini eline almýþtýr, hem de dünya pazarýnda. ortaya çýkan olgular, bu sürecin büyük bir güçle bu yöne Baðýmlý kapitalist ülkelerde ise ekonomik ilhaký sonuna kadoðru ilerlediði gösteriyor. Yeni bir dünya tüm kýtalarda esen dar vardýrma yoluyla bu denetimi kuruyor. Tekeller içeride devrim fýrtýnasýnýn içinde þekilleniyor. yaptýðýný dýþarýda da yapmak ister. Sermayenin dünya pazaEmperyalist kapitalist sisteme yýkýcý darbeyi vuracak orýndaki iþleyiþi bu yöndedir. Sermayenin birleþmeler yoluyla, kendi içindeki rekabete lan alanlarýn baþýnda bir kýta halkýnýn ayaklandýðý Latin Ason verdiði yerde emek ile rekabeti öne çýkar. O nedenle ser- merika geliyor. Kapitalist sisteme öldürücü darbe ancak promayenin belli ellerde toplanmasýyla, emek sermaye çeliþkisi letarya hareketinden ve onun yükselttiði sýnýf savaþlarýndan

DÜNYADA DEVRÝMCÝ DURUM S

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

3


Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

Özel mülkiyet toplumsal mülkigelebilir. Latin Amerika’daki sýEmperyalist-kapitalist sistem yete dönüþtüðünde, ancak bu nýf savaþýmý, proletaryanýn daha proletaryaya ve halklara þartlarda kurtulabileceðinin biileri gitmesi için uygun demokratik ortam yaratmýþtýr. Devrim- karþý giriþtiði 3. Dünya Savaþý’ndan lincinde. Maddi koþullarýn hedefine varmasý için yeterli derececi deðiþim sürecine girmiþ Latin zayýflayarak ve güçsüz düþerek de olgun olduðunu -kapitalizm Amerika ülkelerinde doðmuþ oçýkacaktýr. Bu durumun çerçevesinde olabilecek kadarlan ortam, sosyalist ülkelerden hangi sonuçlara yol açacaðý kavramýþ durumda. Ortaklaþa üsonra dünyanýn en özgür ortaþim di den bel li dir. Em per ya list retim sayesinde üretken güçleri mýdýr. Proletarya orada bu özgür savaþýn yol açtýðý ekonomik ele geçirebileceðini ve arttýrabiortamdan yararlanýp devrimi sonuna kadar götürerek sosyalizyýkým ve acý, en geri kitleleri bile leceðini çok iyi biliyor. Burjuva toplumu alt-üst edici eylemlere me yönelmelidir. Hareketin bukapitalizme karþý mücadeleye giriþirken, kesinlikle bu bilinçle lunduðu noktadan daha ileri gitçekiyor. Savaþýn yol açtýðý yýkým hareket ediyor. mesi, proletaryanýn devrimci kitlelerin öfkesini arttýrýyor. Her Emperyalist-kapitalist sistem mücadelesine baðlýdýr. Latin Amerika’nýn devrimci yerde baþkaldýrý sesleri yükseliyor. proletaryaya ve halklara karþý giDevrimci durum olgunlaþýyor. riþtiði 3. Dünya Savaþý’ndan zahalklarý, demokrasi mücadelesiyýflayarak ve güçsüz düþerek çýni özel mülkiyet çerçevesinde oDevrimin olanaklarý artýyor. kacaktýr. Bu durumun hangi solabilecek en son sýnýrlara kadar Burjuvazinin baskýsý ve götürmede kararlý görünüyorlar. saldýrýlarý, devrimci krizin sonuna nuçlara yol açacaðý þimdiden bellidir. Emperyalist savaþýn yol Ama bu sýnýrlarýn ötesi, yani kaka dar ol gun laþ ma sýn dan baþ ka bir açtýðý ekonomik yýkým ve acý, en pitalizmin yýkýlmasý ve sosyalizsonuç vermiyor. Maddi koþullarý geri kitleleri bile kapitalizme min kurulmasýna yöneliþ, en üst yeterince ortaya çýkmýþken, karþý mücadeleye çekiyor. Savasýnýf çarpýþmalarýnýn içinde þýn yol açtýðý yýkým kitlelerin öfmeydana geleceði bir süreç oladünyadaki nesnel durum da kesini arttýrýyor. Her yerde baþcaktýr. Tam bu süreçte, empertoplumsal devrim için yalist kapitalist sistem tam güolgunlaþmýþtýr. Kapitalizmin evrimi kaldýrý sesleri yükseliyor. Devrimci durum olgunlaþýyor. Devcüyle, büyük bir þiddetle harezorunlu olarak dünya devrimini rimin olanaklarý artýyor. Burjukete geçecektir. Þu an için, yeni gündeme getirmiþtir. vazinin baskýsý ve saldýrýlarý, duruma uyum saðlamaya ve idevrimci krizin sonuna kadar olliþkileri sürdürülebilir çerçevede gunlaþmasýndan baþka bir sonuç tutmaya çalýþacaktýr. Emekçi sýnýf için kurtuluþ, ancak kapitalizmin bütün çerçevesini yýka- vermiyor. Maddi koþullarý yeterince ortaya çýkmýþken, dünyadaki nesnel durum da toplumsal devrim için olgunlaþmýþrak yeni bir sisteme geçilmesiyle gelebilir. Yani kapitalizmtýr. Kapitalizmin evrimi zorunlu olarak dünya devrimini günden sosyalizme geçiþte demokrasiyi ele geçirmek ve politik deme getirmiþtir. özgürlüðe sahip olmak, proletaryaya hedefine ulaþmada büBurjuvazi bir kez daha, kapitalist düzeni yýkacak güçleri yük olanaklar saðlayacaktýr. Bu öyle bir aþama ki, bu noktave dinamikleri sistemin içinde arayacaðýna, bu güçlerin sistedan ya ileriye, sosyalizme gidilecektir ya da geriye düþülemin dýþýnda olduðu yanýlgýsýna kapýlarak, devrimci, komücektir. Burada her þey proletaryanýn devrimci mücadelesine nist güçlere karþý ve genelde proletarya hareketine karþý gebaðlýdýr. Emekçi sýnýflarýn yükselen demokrasi ve sosyalizm mü- nel ve topyekün saldýrý baþlattý. Oysa ki kapitalizm, devrime cadelesi yalnýzca Latin Amerika ile sýnýrlý deðil, bütün halk- yol açan nesnel maddi koþullarý kendisi hazýrlar. Yani burjularýn çeþitli biçim ve düzeylerde yer aldýklarý dünya genelin- va toplum, kendini yýkacak güçleri kendi içinde taþýr, geliþtideki bir mücadeledir. Emekçilerin kapitalizme karþý ayaklan- rir, olgunlaþtýrýr ve devrim yapacak kadar yetkinleþtirir. Kapitalizmi yýkacak devrimci güç proletaryadýr. Proletarya, kamasýný dünya geneline yayan, kapitalizmin kendisidir. Epitalizmin geliþimiyle büyümüþ, eðitilmiþ, birleþmiþ, çelikmekçi kitlelerin yaþam koþullarýnýn kötüleþmesi ve aðýrlaþleþmiþ ve yüksek bir savaþ kapasitesine sahip bir sýnýf olarak masý, kapitalist üretimin bir sonucudur. Burjuva toplumun kapitalist düzeni yýkacak tek güç haline gelmiþtir. Bu devinsanlýk dýþý koþullarýna karþý halk kitlelerinin ayaklanmasý, rimci güç, proletarya, büyük tarihi devrimci görevini yerine bizzat kapitalist toplumsal iliþkiler tarafýndan hazýrlanýyor. getirmek için her yerde eylemdedir. Ancak kitleler, koþullarýn kendi hareketine saðladýðý itkiden daha ileri bir anlayýþla hareket ediyor. Emekçi sýnýf artýk sosC. DAÐLI yalizm hedefiyle yani son derece bilinçli olarak davranýyor.

4

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007


Yeni Evrede

NATO

Mücadele Birliði

NATO YARALI VE TEHLÝKELÝ NATO’nun Riga’daki olaðan zirvesi, gazete manþetlerinde yer bile bulamadan geçip gitti. Oysa, ABD’nin büyük umutlar baðladýðý ve NATO’nun artýk bir dünya jandarmasý olarak tescil edileceðini umduðu bir toplantýydý bu. Anlaþýlan, en son toplanan 2004 Ýstanbul zirvesinden bu yana, köprünün altýndan çok sular akmýþtý. NATO halen daha dünya halklarýna dönük bir namluydu fakat, namlu kýsa, barut ýslak ve tetiði çeken þaþý olunca; herkesin sevip okþadýðý, lakin aðzýna mama vermekten kaçtýðý bir üvey evlat durumuna gelmiþti NATO. Nasýl bu hale gelmesin?! “Doktor hasta, ben hasta” misali; pencereye çýkanlarýn dahi vurulmakla tehdit edildiði Riga sokaklarýný ardý ardýna dolduran aðýr zýrhlý arabalar içinde yolculuk edenler, zirveye gelirken yanlarýnda güç ve prestijlerini deðil zaaflarýný, güvenlerini deðil korkularýný, dayanýþma ruhunu deðil tehditler ve þantajlar eþliðinde sürdürülen rekabeti taþýyorlardý. Herkesin ayrý bir derdi belasý vardý. 2004 Ýstanbul zirvesinden bu yana, yoðun bir tarihi dönem, arkasýnda yýðýnla sorun, birikim ve tehlike býrakýp gitmiþti. Bu kýsacýk süre içinde, Fransa’da iki ayaklanma bir referandum yenilgisi yaþanýrken; Almanya’da Pazartesi ve Hartz IV eylemlerinin üstüne, seçimlerde güçlenen bir sol parti ve en önemlisi halkýn %60’dan fazlasýnýn sosyalizmi üstün tutan eðilimleri ortaya çýkmýþtý. Ýngiltere’de Blair hükümeti, sendikalarla sarsýlan ittifakýný yeniden kurmakta zorlanýyor, yalanlar bir biri ardýna patlak verdikçe hükümet güç kaybediyor ve toplumun denetimi elden kaçtýkça ‘1984’ romanýný aratmayan faþist

uygulamalar bir bir hayata geçiyordu. Türkiye’de ise, UKH yeniden silaha sarýlmýþ, gündüz vakti havai fiþek görgüsüzlüðüyle þiþirilen AB üyeliði yelkenleri çoktan sönmüþ iç kavgalarla bitap düþen hükümet kendi gölgesini taþýyamaz duruma gelmiþti. Ama bu süre boyunca, en sarsýcý darbeleri ABD yedi. Ýki yýl önce Ýstanbul’da NATO’yu Büyük Ortadoðu Projesi’nin ordusu haline getirmek istemiþti, oysa iki yýl sonra BOP çökmüþtü. Onu son bir gayretle canlandýrma giriþimi olan Ýsrail’in Lübnan iþgali, zorlu bir direniþin barikatlarýna çarpýp geri dönmüþ; dahasý, Irak ve Afganistan’da bir askeri zaferin mümkün olmadýðý yüksek sesle itiraf edilir hale gelmiþti. Riga zirvesine doðru, hemen herkes ABD’nin ekonomik-siyasi-askeri bir çöküþ sürecinde olduðuna dikkat çeker olmuþtu. Ýki yýl önce hedef ülkeler ilan edilen Ýran ve Suriye, þimdi iplerine sarýlacak, iþbirliði teklif edilecek ülkeler sýralamasýnýn en baþýndaydý. Ýþte bu þartlar altýnda, bir yanda bugüne dek ABD’nin varlýðý ve desteðiyle ayakta duranlar, diðer yanda onunla kýran kýrana bir hegemonya yarýþý içinde olanlar, son tahlilde bir ABD egemenlik aygýtý olan NATO zirvesine

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

katýlým saðladýlar. Birinciler güvensiz, ikinciler sýrtlan gibi diþlerini göstermeye hazýr. Sýrtlarýn kambur, seslerin cýlýz, gözlerin fersiz olmasýna, zirve haberlerinin gazete manþetlerinde yer bulmamasýna þaþmamalý.

Büyük Laflar Küçük Lokmalar Bu zirvede NATO’nun dünya jandarmasý olarak tescili bekleniyordu. Altý ay öncesinden ABD tarafýndan üye ülkelere sunulan ve önümüzdeki 10-15 yýlýn stratejik planlamasýný kapsayan belge, tam da bu amaçla hazýrlanmýþtý. Zirve sonrasý açýklanan bu belge, gerçekten de NATO’yu “küresel krizlere müdahale eden, uzun süreli ve olaðanüstü güç kullanma görevleriyle donanmýþ bir güç” ilan ediyordu. Gerçi, baþta Fransa olmak üzere, bazý ülkelerin itirazlarýyla bu gücün kullanýmý kendi baþýna býrakýlmamýþ, ayrý ayrý her müdahaleye tüm üye ülkelerin onayý þart koþulmuþtu. Bu haliyle NATO, küresel iç savaþta emperyalist-kapitalist dünyanýn askeri cephesi halini alýyordu, ama ayný zamanda bir rekabet ve çatýþma alaný olarak, bu misyonuna darbe indiriliyordu. Fransa’nýn çekinceleriyle konulan þartlar NATO’yu, ilan edildiði haliyle bile, barutu ýslak bir namlu haline getiriyordu. Kaldý ki, ilan etmek baþka, gerçekten hayata geçirmek bambaþka… Ýþlerin kaðýt üzerinden gerçek hayata aktarýlýnca ne denli zor olduðuna, NATO’nun Riga zirvesi þahittir. Zirveye damgasýný vuran tartýþmalar, söz konusu belgeden daha çok, ilan edileni pratikleþtiren sorunlara iliþkindi. Madem ki NATO küresel jandarma olarak ilan ediliyordu, o zaman, hadi býrakalým Irak gibi oldukça geliþkin bir halk savaþýna sahip ülkeyi, ama hiç olmazsa Afganistan’da bu iddia kanýtlanmalýydý. Aksi takdirde, fino Blair’in sözleriyle: “Avrupa dýþýndaki ilk misyonunda baþarýsýzlýða uðrarsa, NATO inandýrýcýlýðýný yitirecek”ti. Blair’in sözünü ettiði “inandýrýcýlýk”, dünya halklarýna yönelen NATO tehdidinin, yine halklar tarafýndan ciddi ve caydýrýcý bulunmasýndan, yani iþe yarar bir dehþet gücünden baþka bir þey deðil. Peki, bunu yaþama geçirebilmek için ne yapýldý NATO zirvesinde? Pek

5


Yeni Evrede

NATO

Mücadele Birliði

az þey. Polonya’nýn aþýrý gerici devlet baþkaný Kaczynsky, Afganistan konusunda, “Geliþme kaydedilemedi” itirafýnda bulunuyordu. Fransa, Almanya, Ýspanya ve Ýtalya, iþgal gücü olarak Afganistan’da bulundurduklarý askerlerini, çatýþmalý bölgelere göndermeyeceklerini kesin bir dille açýkladýlar. Çatýþmalara girmeyen, zoru görünce kývýran bir askeri güç, ne kadar, kime karþý caydýrýcý olabilir?! Riga, Blair’in kaygýlarýný gerçeðe yaklaþtýran bir zirveye tanýklýk etti. Gözden kaçmayan bir ayrýntý: Irak konusu bu NATO zirvesinde hemen hiç ön plana çýkmadý. Emperyalist sistemin en zayýf karný, ona en ölümcül darbelerin vurulduðu yer olarak Irak, “küresel jandarma” ilan edilen NATO’nun radar ekranýndan çýkmýþ görünüyor. Ne de olsa Afganistan’da “Biz buradayýz” diyerek rahatça devriyeye çýkabilecekleri bir baþkent Kabil vardý, ama Irak’ta bu bile yoktu. Anlaþýlan NATO üyesi ülkeler, Irak’taki yenilginin bütün faturasýný ABD’ye çýkarmak konusunda fikir birliðine varmýþ görünüyorlar. Ama daha da önemlisi, kendisini sistemin jandarmasý ilan eden bir kurumun, sistemin alaþaðý edildiði bir bölgeye hiç bulaþmamasý, küresel iç savaþta asýl inisiyatifin dünya halklarýnda olduðunu bir kere daha kanýtlamýþ oluyor. Büyük laflar eden ama küçük lokmalarý bile boðazýna takan NATO, bu haliyle bir ölüm-katliam gücü olmaktan çýkmýyor, tam tersine, yaralý ve bu yüzden daha tehlikeli bir yabani güç haline geliyor. NATO, ABD’nin en önemli hegemonya araçlarýndan biri olmakla beraber, henüz bu düzeyde bir ordusu bulunmayan AB emperyalistleri için de bir korunma aracýdýr. Ve NATO, varlýðýný ve gücünü kanýtlamak için, acil bir “zafer”e ihtiyaç duyuyor. Irak’ýn sözünü bile etmeyen, Afganistan’ý çiðneyip yutamayacaðýný anlayan NATO, zirve kararlarýnda, ihtiyaç duyduðu zaferleri nerelerde kovalayacaðýna dair ipuçlarý veriyor. Kafkaslar’ýn küçük ülkeleri NATO’nun “koruma alanlarý” olarak açýklandý. Kafkaslar ve Ortadoðu’nun merkezinde bulunan Türkiye, dünya jandarmasýnýn ilk karakol çavuþu olmaya hazýr.

Türkiye’nin Yeni Ýhraç Ürünü... Küresel iç savaþta, emperyalist-kapitalist sistemin kaderini belirleyecek önemde çatýþmalarýn sürdüðü bölgenin tam ortasýnda bulunan Türkiye’nin operasyonel bir karþý-devrim üssü haline getirildiðini daha önce belirtmiþtik. Son NATO zirvesi, bu yönde atýlan ciddi adýmlara sahne oldu. Ýlk önemli adým, iki yýl önceki zirvede ilan edilen fakat geçen sürede bir türlü iþlerliðe kavuþamayan Acil Müdahale Gücü (NRF) konusunda atýldý. NATO üyesi ülkelerin 25 bin kiþilik bu ortak kuvvetine Türkiye ilk etapta 6 bin kara askeri vereceðini taahhüt etti. Bundan böyle NATO’nun kriz (siz ayaklanma diye okuyun) bölgelerine gönderilmek üzere her an hazýr halde tutulan gücün en büyük parçasý, Türkiye’de olacak. Ýkinci adým. Afganistan konusundaydý. NATO zirvesinin en öne çýkan bu konusunda taraflar, açýkça kendi tavýrlarýný ilan ettiler. ABD ve Ýngiltere çatýþma bölgelerine diðer ülke askerlerini de çaðýrýrken, Almanya, Fransa gibi bir dizi ülke bu çaðrýya kulak asmamayý kararlaþtýrdýlar. Bu konuda sessiz kalan, ya da tavrýný açýkça ilan etmeyen tek ülke Türkiye’dir.

6

Geçen aylarda Genelkurmay Baþkaný’nýn aðzýndan, çatýþma bölgelerine “tek bir asker göndermeyiz” açýklamasý yapan Türkiye’nin þimdi kuma yatmasý, sanýrýz bu konudaki kararýn ne olduðunu izah etmeye yeter. Esas mesele, Afganistan’ýn çatýþmalý bölgelerine asker gönderme kararýný kamuoyuna açýklayacak bir “saf”ýn bulunabilmesi. Eh, onu da zamanla bulurlar. Saf mý yok! Zaten daha þimdiden Ýlter Türkmen gibi NATO tedrisatýndan geçme diplomatlar “NATO’nun iþlevlerinde ve misyonlarýnda baþarýsýzlýða uðramasýndan AB üyesi de olmamasý nedeniyle, en fazla zararý Türkiye görür. NATO’nun zayýflamamasý için, örneðin Afganistan’da bazý zor kararlardan kaçýnýlmamalýdýr.” laflarýyla köþeli yazýlar kaleme almaya baþladýlar. Türkiye’yi operasyonel bir karþý-devrim üssü haline getiren üçüncü adým, NATO’nun Kafkasya’yý koruma alaný ilan etme kararýdýr. Gürcistan’ýn ABD uþaðý baþkaný Saakaþvili’nin sýnýr tanýmayan kýþkýrtýcý tavrý, NATO’nun bu kararýný çok ciddi ve tehlikeli bir savaþ hazýrlýðý haline getiriyor. 2004 Ýstanbul zirvesi sýrasýnda, Rusya dýþiþleri bakaný Lavrov, “Rusya sýnýrlarýndaki ülkelere NATO birlikleri yýðýlýyor. Bunun sebebi ne?” diye sormuþtu öfkeyle. Ýki yýl sonra, söz konusu ülkelerden Letonya’da bir NATO zirvesi toplandý. Rusya’ya yapýlan taciz bununla kalmadý; Rusya’nýn sýnýrýndaki bir kentte, Gürcistan’ý himayelerine aldýklarýný ilan etmekten çekinmediler. Ne var ki, Rusya, iki yýl öncesinden daha rahat. Ýki yýl önce, Gürcistan ve Ukrayna darbeleriyle sarsýlmýþtý. Þimdi, zirvenin yapýldýðý günlerde, NATO’ya nanik yaparcasýna, Ukrayna parlamentosundan bir karar çýkmasýný saðladýlar: NATO yanlýsý iki bakan, Ukrayna hükümetinden düþürülüyordu. Gürcistan ise, Osetya ve Abhazya’nýn ayrýlýk kararlarýyla sarsýlýyordu. Yani NATO, iki yýl önce iç geliþmelere müdahale ederek Rusya’nýn komþularýný ondan uzaklaþtýrabiliyordu. Ama artýk bu ülkelerdeki iç geliþmeler NATO aleyhinedir ve bu durumda NATO’nun “askeri koz”u öne sürmekten baþka bir çaresi kalmadý. Riga zirvesi bu askeri kozu masaya koyarak, tüm bölgeyi bir ateþ çemberine sokmuþ bulunuyor. Gerçi NATO, ilan edileni gerçeðe dönüþtürmek konusunda, 1999 yýlýndaki kadar rahat deðildir. O yýl Yugoslavya’yý vahþice bombalayýp istediði sonuca ulaþmýþtý. Bu iþtah açýcý örnek, Irak ve Afganistan’da tersine döndü ve emperyalistler NATO’nun bir yenilgiyi kaldýramayacak olduðunu itiraf eder noktaya geldiler. Bu durumda, Gürcistan gibi ülkeleri koruma altýna alma kararlarýný ne derece yaþama geçirecekleri þüpheli. Ama þüphe götürmeyen bir durum varsa o da, NATO’nun dahil olacaðý her savaþta Türkiye’nin cephe yolunu gönüllüce tutma isteðidir. Çünkü artýk bunu “Büyük devlet” olmanýn gereði sayýyorlar. Lübnan’da bulunan askeri birlik, yakýnda Afganistan’dan gelecek olan cenaze alaylarý þimdiden radar ekranýnda görünen Gürcistan ve henüz ekranda görünmeyen ayaklanmalar yüzyýlýnýn sürprizleri; yani þu an dünyanýn en kýzgýn kazanlarýnýn ateþlendiði bu yerlerdeki Türkiye’nin varlýðý, 3. Dünya Savaþý’nýn bataðýnda hýzla ilerlediðinin kanýtlarýný oluþturuyor. Zaten Soros ne demiþti: “En iyi ihraç ürününüz, ordunuzdur.”

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007


Yeni Evrede

19 Aralýk

Mücadele Birliði

GAZÝ’DE 19 ARALIK ETKÝNLÝÐÝ COÞKULU GEÇTÝ

19 Aralýk Katliamý’nýn üzerinden 6 yýl geçti. Ne yaþayanlarýn, ne izleyenlerin, ne de sonradan duyanlarýn, hiçbirinin unutamadýðý bu katliam, bu yýl dönümünde de çeþitli eylemlerle anýldý. 24 Aralýk Pazar günü, Gazi Mahallesi’nde Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi’nin organizasyonunu üstlendiði ve 19 Aralýk Zindan katliamýný anlatan “Zindan Türkü Söylüyor” adý altýnda bir etkinlik düzenlendi. Etkinliðin yapýldýðý Cem Düðün Salonu, 19 Aralýk 2000’de ölümsüzleþen devrim savaþçýlarýnýn resimleri ve “Ölüm Orucu Sürüyor” pankartlarýyla süslenmiþti. Etkinlik akþam saat 18.30’da, Sibel Sürücü, Aysun Bozdoðan, Murat Ördekçi þahsýnda 19 Aralýk zindan savaþlarýnda ve Ölüm Orucu Eyleminde ölümsüzleþen tüm devrim savaþçýlarý için bir dakikalýk saygý duruþu ile baþladý. Saygý duruþunun hemen ardýndan Ölüm Orucu Eylemi’nde hafýzasýný kaybeden Ergül Çiçekler’in yazdýðý “Dört Ateþten Gün Dört Ölümden Gece 19 Aralýk Destaný” þiiriyle birlikte 19 Aralýk katliamý ile ilgili olarak hazýrlanan slayt gösterimi yapýldý. Daha sonra 19 Aralýk katliamýnýn tanýklarýndan olan ve katliam sýrasýnda Çanakkale zindanýnda bedenini kurþunlara barikat eden ve sað kolunu kaybeden Vefa Serdar bir konuþma yaptý. Serdar, “(...)Bizleri Kýzýldere’de katletseler de, bizleri Denizler gibi dar aðaçlarýna çekseler de, bizleri 19 Aralýklarda katledip bir çoðumuzu sakat býraksalar da devrim davasý asla ve asla yenilmez. Ve bir devrim ancak uðruna bedeller ödenerek zafere ulaþtýrýlabilir. 19 Aralýk öncesi Ankara Merkez Kapalý’da bir katliam yaptýlar. Arkadaþlarýmýzý katlettiler. Fotoðraflar basýna yansýdý. Hepimiz gözlerimiz dolu dolu, kýsa bir süre öncesine kadar yaþayan, gülen, aðlayan arkadaþlarýmýzýn parçalanmýþ cesetlerini gördük. Vücutlarý parça parça edilmiþti. Ve biz o resimlere baktýðýmýz zaman korkmadýk, dedik ki bu vahþet karþýsýnda ancak devrime inanan, insanlarý seven Denizlerin Mahirlerin yoldaþlarý durabilir bu vahþet karþýsýnda. Biz eðer direnirsek ve savaþýrsak dýþarda halklarýmýz bunun hesabýný soracaklar. Ve bir gün mutlaka iktidarý aldýklarý zaman tarihin defterlerini açacaklar ve bu kanlý katliamýn arkasýnda kimler varsa onlarý tek tek halkýn huzuruna çýkaracaklar ve bu katliamýn hesabýný soracaklar.

Bir gece vakti geldiler. Binalarýmýzýn üstlerini yýkarak, içerlere sayýsýz gaz bombalarý atarak, içerde kurþun yaðdýrarak, arkadaþlarýmýzý katlederek bir gece vakti geldiler. Ama þunu biliyorduk ölsek de bu dava zafere ulaþacak. Arkadaþlarýmýz kendilerini yaktýlar operasyonu durdurmak için ama alçaklar sürüsü dediler ki, kendi arkadaþlarýný yaktýlar dediler. Hayýr arkadaþlarýmýz sýrf kendilerini yaktýlar operasyon dursun diye. Biz yanýk et kokusu duyduk ilk defa. Hayatýmýzda ilk defa bir insanýn bedeninden çýkan yanýk et kokusunu duyduk. Ve birçok arkadaþýmýz gözümüzün önünde gaz bombalarýyla, tüfek mermileriyle öldürüldüler. Ve ölüm orucu bugün halen sürüyor. 19 Aralýktan bugüne 122 tane can ölümsüzleþti. Ama artýk buna dur demenin zamaný geldi. Bu ancak sizin bizim sesimize ses katmanýzla olabilir” dedi. Hemen ardýndan Tuncay Çakan sahne aldý. Çakan, söylediði devrim þarkýlarýyla kitleyi coþtururken, þarkýlar arasýnda kýsa konuþmalar yaptý. Çakan, “Hepimizin eðer uðrunda haklý bir sýnýf savaþý yoksa dünyadaki bütün savaþlara cinayet dememiz gerekir. Bu yüzden devrimciler cinayet iþlemez. Bu yüzden devrimciler kazanýr.” Daha sonra Nurettin Güleç sahne aldý. Güleç söylediði Kürtçe-Türkçe þarkýlarla oldukça güzel anlar yaþatýrken, seslendirdiði halay parçalarýyla herkesi coþturdu ve sahne bir anda halay çeken gençlerle doldu. Güleç’in ardýndan, gecenin düzenleyicileri arasýnda olan Mücadele Birliði Dergisi adýna Gülnaz Yýldýrým bir konuþma yaptý. Yýldýrým; “Gün faþizmin dar aðaçlarýnda idam edilen Deniz olma, Yusuf olma, Hüseyin olma günüdür. Gün ilk idam edilen komünist iþçiler Ýbrahim Ethem Coþkun, Necati Vardar, Seyit Konuk olma günüdür. Gün Diyarbakýr zindanýnda bedenini ateþe veren Dörtler olma günüdür. Gün 19 Aralýk’tan bugüne ölümsüzleþen 122 devrim savaþçýsý olma günüdür. Gün Murat olma günüdür. Gün Aysun olma günüdür, Sibel olma günüdür, Gülsüman olma, Nergiz olma, Lale olma, Hatice olma günüdür. Gün enternasyonalist dayanýþmayý büyütme günüdür. Gün yiðit Kürt halkýnýn özgürlük mücadelesini sahiplenme günüdür. Gün yeni Kübalar yaratma günüdür. Yaþadýðýmýz günler devrim günleridir. Ya-

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

7


Yeni Evrede

19 Aralýk

Mücadele Birliði

þasýn Devrim Yaþasýn Sosyalizm” dedi. Gülnaz Yýldýrým’ýn konuþmasýnýn ardýndan, 19 Aralýk katliamýndan sonra Ölüm Orucu Eylemi’nde ölümsüzleþen Sibel Sürücü’nün annesi Sakine Sürücü’de bir konuþma yaptý. Sakine Sürücü 19 Aralýk katliamý sýrasý ve sonrasýnda neler yaþadýklarýný anlatarak, bugün her zamankinden daha çok birlik olmak gerektiðini söyledi. Ve hemen sonra Ýstanbul Devrimci Ýþçi Komiteleri

Kapitalist sistemin emekçi kitleler üzerinde baský kurmak, iktidarýný pekiþtirmek için uyguladýðý katliamlardan biri de 19 Aralýk 2000’de emekçilerin önderleri, temsilcileri olan devrimci tutsaklara karþý 20 ayrý cezaevinde ayný anda yapýlan operasyondu. 28 tutsaðýn yaþamýný yitirdiði, yüzlercesinin yaralandýðý, bir çoðunun da sakat kaldýðý katliamýn üzerinden 6 yýlýn geçmesi dolayýsýyla Antep Genç Emekçiler Birliði bir etkinlik düzenledi. 24 Aralýk Pazar günü yapýlan etkinlik, katliamda ölümsüzleþen 28 devrimci tutsak nezdinde tüm devrim savaþçýlarý anýsýna saygý duruþu ile baþladý. Ardýndan 19 Aralýk katliamýnýn ve sonrasýnda yaþanan ölüm oruçlarý sürecinin anlatýldýðý bir slayt gösterisi ve Alman Kýzýlordu Fraksiyonu (RAF) militaný gazeteci Ulrike Meinof’un F tipi hücresinde katlediliþini anlatan, Ýzmir Ayýþýðý tiyatro grubunun sahnelediði bir tiyatro oyununun video kaydýndan oluþan sinevizyon gösterimi yapýldý. Etkinliðin söyleþi bölümünde kapitalist sistemin iktidarýný muhafaza edebilmek için kullandýðý belli baþlý yöntemlerden olan katliamlarýn tarih boyunca tekrarlandýðý, 19 Aralýk katliamýnýn ise bu vahþi saldýrýlardan sadece bir tanesi olduðu anlatýlarak operasyon sýrasýnda kimyasal silahlar ve lav silahlarý dahil birçok vahþet yönteminin uygulandýðý belirtildi. Konuþmalarda, “uluslararasý

(DÝK)’nin gönderdiði mesaj okundu. Ardýndan da Grup Emeðe Ezgi sahne aldý. Þarkýlarýný zindan savaþçýlarý için seslendiren Emeðe Ezgi, seslendirdiði parçalarla duygulu anlar yaþattý. Grup Emeðe Ezgi’den sonra, þair Ruhan Mavruk da bir konuþma yaparak, “Yaþasýn Umut, Yaþasýn Gelecek” dedi. Konuþmalarýn ardýndan Ferhat Tunç sahne aldý. Ferhat Tunç’un sahne almasýnýn ardýndan etkinlik sona erdi.

ri olduðu anlatýldý. Konuþmalarýn ardýndan iþçi þair Kazým Demir önce, yine emekçi bir sanatçý olan Ahmed Arif’in bir þiirini, daha sonra da kendisine ait olan ve ölüm orucu eyleminde ölümsüzleþen 122. can olan Fatma Koyupýnar’ýn ardýndan yazmýþ olduðu “Kýnalý Elin Kýzýlyýldýz” þiirini seslendirdi. Þiirlerden sonra Devrimci Öðrenci Birliði (DÖB) adýna yapýlan konuþmada 19 Aralýk katliamýnýn nasýl gerçekleþtiði, o gün neler yaþandýðý DÖB’lü bir öðrenci tarafýndan anlatýldý. Son olarak sahneyi Ayýþýðý Sanat Merkezi þiir grubu aldý. 19 Aralýk katliamýndan sonra girdiði ölüm orucu eylemi sonrasý hafýzasýný yitiren Ergül Çiçekler’in Katliam günü yaþananlarý anlattýðý “4 Ateþten Gün, 4 Ölümden Gece” þiirinin okunmasýnýn ardýndan etkinlik sona erdi. Kitabý yeni çýkmýþ olan Ergül Çiçekler’in þiiri, katliam gününü o kadar net ifade ediyordu ki katýlýmcýlar tarafýndan en ufak bir ses çýkarýlmaksýzýn, dikkatle izlendi. Program boyunca sinevizyon perdesinde bulunan 19 Aralýk’taki saldýrýda ve sonrasýndaki Ölüm Orucu eylemlerinde ölümsüzleþmiþ olan Murat Ördekçi, Aysun Bozdoðan ve Sibel Sürücü’nün resimleri arkasýnda dalgalanan kýzýl bayrak ise etkinliðe ayrý bir görsel güzellik kattý.

Antep Genç Emekçiler Birliði’nde 19 Aralýk Etkinliði

8

anlaþmalarla yasaklanmýþ olan bu silahlarýn tutsaklara karþý kullanýlmýþ olmasý da gösteriyor ki, sermaye sýnýfýnýn hukuk anlayýþý kendi çýkarlarý söz konusu olduðunda biter” denildi. Bunlarýn yaný sýra etkinliðin yapýldýðý 24 Aralýk tarihinin sermaye sýnýfýnýn organize ettiði bir baþka oyun olan Maraþ katliamýnýn yýldönümü olduðuna deðinilerek bu olaylarýn da burjuvazinin iktidarýný koruma yolundaki insanlýk dýþý yöntemlerden bi84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

Antep GEB


Yeni Evrede

Antep

Mücadele Birliði

Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi ve Genç Emekçiler Birliði Derneði’nde Polis Terörü -ed ,icmirved ikedmenöd noS -enöy enireltügrö eltik kitarkom -ke ahad isiney rib aralýrýdlas kil taas ednihirat 6002.21.92 .idnel çneG karalo ýlnamazþe ed’00:11 -BEG( iðenreD iðilriB reliçkemE -ekreM tanaS ýðýþýyA ev)RED isebuÞ eledacüM elröreT en’iz -üd nýksab nadnýfarat irelsilop izekreM tanaS ýðýþýyA .idnelnez -rigniliç nemðar anýsamlo ýlapak ,þimlirig ireçi karalýça ýpak el -alýtýðad ralayþe edlikeþ rib ifyek ev iretfed nofelet ,patik ýzab kar .rutþumlunok le aralfarðotof -arýs nýksab nalýpay e’RED-BEG tahreF ýnakþab RED-BEG adnýs -iretsög inzi amara ay’ýclabakrE ýsadnagaporp ütügrö röret ,kerel kitamoto elyiseçkereg ýðýdlýpay amara nadnýfarat relsilop ýlhalis iltiþeç adnunos amarA .rýtþýmpay tahreF ev þumlunok le aralpatik -þýmnýla anýtlazög ICLABAKRE .rýt en ritkli en ralýrýdlas rüt uB neçeg reh izirK .rýtkacalo nos ed eyamres neþelnired ad ahad nüg -nirezü reliçkeme ev içþi irelçüg maved ayamrýtra ýnýralýksab ed -ay niçi ralno uB .ridrelkecede -E .rýdatkamýþat menö lasmaþ nalo ireliclismet nýralfýnýs içkem ub kilenöy aralmuruk icmirved -ýla nadzumuloy irelzib ralrýdlas .rýtkacayamayok

RALIKSAB !ZAMARIDLIY ÝZÝB

BASINA VE KAMUOYUNA 29 Aralýk Cuma günü öðle saatlerinde Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi ve Genç Emekçiler Birliði Derneði (GEB-DER) terörle mücadele þubesi polisleri tarafýndan basýlmýþ Ferhat ERKABALCI baskýn sýrasýnda bulunduðu GEB-DER’den gözaltýna alýnmýþtýr Polis hiç bir gerekçe göstermeden arama bahanesiyle sanat merkezinin ve derneðin içini daðýtmýþ, bazý eþyalara el koymuþtur. Tekelci sermaye sýnýfý ve onun devleti içinde bulunduðu ekonomik ve siyasi krizin etkisiyle daha çok saldýrganlaþýyor, iþçi sýnýfý ve emekçilere, yoksul Kürt halkýna karþý açtýðý “topyekün savaþý” her yere yayýyor. Bu saldýrýlarý bugüne kadar devrimin geliþimini engelleyememiþtir. Bundan sonrada engellemeyecektir. Devletin her saldýrýsý devrimi daha da güçlendirecek ve tarih kaçýnýlmaz hükmünü hayata geçirecektir. Devrim karþýsýnda burjuvazi aciz ve çaresizdir. Sona gelen bir sistemi kurtarmaya hiç bir karþý-devrimci saldýrýnýn gücü yetmeyecektir. FERHAT ERKABALCI SERBEST BIRAKILSIN! BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK!

petnA umroftalP iðilriB eledacüM

MÜCADELE BÝRLÝÐÝ PLATFORMU 84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

9


Yeni Evrede

Þili

Mücadele Birliði

CUNTACILAR CENNETE GÝDER MÝ Soylarýnýn tükenmesi hýzla beklenen ama bir türlü tükenmeyen yabanýl bir türün adý sýk duyulan bir temsilcisi nihayet öldü. Onlara cuntacý diyorlar. Dünyanýn hemen her tarafýnda cuntacýlar öldüðünde, cenazede hep ayný manzara ortaya çýkýyor. Kýrýþýk gerdanlarýnda sýra sýra inciler taþýyan, yaðlý tombul vücutlarýný limuzin koltuklarýna gömen ve alkýþlamalarýna elmas taþlý yüzüklerin çýnlamalarý eþlik eden bir grup, dünyanýn en nefret edilesi varlýklarýnýn ölmüþ bedenlerine aðýt yakmak için cenazede hazýr bulunuyorlar. Pýrlantalý, incili, elmaslý tosuncuklar, bu muhteremleri saðlýklarýnda pek alkýþlamýþ, pek sýrt sývazlamýþlardý; muhteremler de karþýlýðýnda, zengin tosuncuklarý “komünizm” hayaletinden kurtarýrlardý. O yüzden, ölen cuntacýlarýn ardýndan dökülen gözyaþlarý, ölüye duyulan sevgiden mi, yoksa “hayalet”in geri dönüþünün yarattýðý endiþeden mi, belli olmaz. Pinochet, 11 Eylül 1973’de askeri faþist darbeyle ele geçirdiði iktidarý, 1990 yýlýna dek korudu. Onunla ayný dönem, emperyalist-kapitalist sistemin þiddetli bir karþý-devrim dalgasýyla iþbaþýna getirdiði onlarca cuntacý arasýnda, adý en çok duyulan, üzerinde en çok tartýþýlan Pinochet oldu. Ne Pakistanlý Ziya Ül Hak, ne Kenan Evren, ne Arjantinli Videla, kan dökmekte kendisini pekala geçebildikleri halde, Pinochet’in ününe mazhar olamadýlar. Bu müstesna ilgi, ne hiçbir rengi yansýtma becerisi gösteremeyen ölü yüzüne hürmettendi, ne de ayný derecede renksiz kiþiliðinden Pinochet’yi ünlü yapan, halefiydi. Yani, faþist bir darbeyle iktidardan uzaklaþtýrmakla yetinmeyip, aðýr bombardýman sonucu Baþkanlýk Sarayýný onun için muhteþem bir anýt mezara çevirdiði Allende’ye borçluydu ününü. Allende, günah ve sevaplarýyla anýldýðý dünyanýn her köþesine, yanýnda Pinochet’in ölü rengi yüzünü de taþýdý. Allende, sadece Þili’nin deðil, ayný zamanda dünyanýn seçimle iþbaþýna gelen, bir sosyalist inþa programýna sahip olan ilk marksist devlet baþkanýydý. Ýþte bu “ilk”lerin baþkaný, Pinochet’yi Genelkurmay’ýn baþýna bizzat kendisi atamýþtý. Ve Pinochet, oturduðu koltukta daha henüz 17. günündeyken, CIA’nýn planladýðý, baþta ITT olmak üzere uluslararasý ve Þili tekelci sermayenin maddi desteðiyle, askeri faþist darbenin düðmesine bastý. Tarihler 11 Eylül 1973’ü gösteriyordu ve o tarihi aný ölümsüzleþtiren asýl görüntü, Allende’nin seçimle iþbaþýna gelmiþ marksist bir devlet baþkaný olarak, Baþkanlýk Sarayý merdivenlerinde otomatik silahla görünmesiydi. Oradan Þili halkýna þöyle sesleniyordu. “Ölümüm bir ders olacak”. Politik yaþamý boyunca her fýrsatta nefret ettiðini söylediði silahý, o an kucaðýnda olan silah, Fidel Castro’nun hedi-

10

yesiydi. O silahý ilk ve son kez Baþkanlýk Sarayýna uzun çatýþmalar sonucu giren faþist cunta subaylarýna karþý kullandý. Öldüðünde, baþýnda bir madenci bareti vardý. Ve onu öldürenler eski bir Ýspanyol sömürge geleneðine uyarak, ölünün yüzünü tanýnmaz hale getirdiler.

Görmek Ýstemeyenden Daha Kör

Latinlerin muhteþem yazarý Gabriel García Márquez, “bir cesur aslan” diyordu Allende için. Nasýl olmuþtu da bu “cesur aslan”, kendi elleriyle atadýðý generalin faþist darbesini görememiþ, engelleyememiþti? Öncesi ve sonrasýyla uzun yýllara yayýlan bu soru etrafýnda düðümlenen tartýþma, Allende’yi marksizm terazisine, Pinochet’yi de kötü ünlüler locasýna taþýdý. Gerçek þu ki Allende, týpký ona baþkanlýk yolunda destek veren Þili Komünist Partisi gibi, akýl almaz bir körlüðün kurbanýydý. Kuþkusuz, sosyalizmin Þili için tek gelecek olduðuna caný gönülden inanýyordu. Hatta baþkanlýk yaptýðý üç yýl boyunca, Þili ekonomisinin can damarý olan bakýr madenlerini kamulaþtýrmýþ, 150’den fazla sanayi iþletmesine el koymuþtu. Ama onu ve onun gibi düþünenleri kör eden, bütün bu toplumsal önlemlerin patýrtýsýz-gürültüsüz, hatta burjuvaziyle uzlaþarak ve tamamen yasal yollardan alýnabileceði ve “sosyalizme barýþçýl geçiþin”in Þili’de mümkün olduðu inancý idi. MIR gibi devrimci örgütlerin Allende ve politikasýna karþý uyarýlarý hemen hiç dikkate alýnmadý. Üst üste iki seçimden zaferle çýkan Allende, bu uyarýlarý dinleyecek durumda deðildi. Çünkü Þili, kendi sýnýrlarýný da aþan, dünya komünist hareketini ikiye bölen bir tartýþmaya son noktayý koyacaktý. Sosyalizme barýþçýl geçiþin mümkün olduðunu tüm dünyaya kanýtlama heyecaný içindeki Allende, MIR’in ve devrimcilerin eleþtirilerine baðnazca kulak týkamaya devam etti. “Sosyalizme barýþçýl geçiþ”, 1950’li yýllarda SBKP’nin bir teknik olasýlýk olarak ortaya attýðý, fakat zamanla bir teorik olasýlýk olmaktan çýkarak, bu barýþçýl geçiþi tehdit ettiðine inanýlan bütün devrimci-silahlý örgütlerin tecrit edildiði bir “kardeþ komünist partileri” lobisinin alamet-i farikasý halini aldý. Bu lobinin güçlü ve etkin partilerden Þili Komünist Partisi, kurulduðu günden bu yana geçen 150 yýlda kesintisiz parlamenter iþleyiþini bozmamýþ Þili’de, komünist dünyaya bu tezin doðruluðunu kanýtlayacaktý. Allende ve onun baþ destekçisi KP, bu barýþçýl geçiþe öylesine iman etmiþlerdi ki, 1971’de ülkenin her tarafýnda esen güçlü devrimci rüzgarlarýn etkisiyle bizzat sanayi iþçileri tarafýndan kurulan komitelerin zorla el koyduðu fabrikalar, þiddeti körükleyeceði endiþesiyle, tek tek sahiplerine iade edildi. El koyduklarý sanayi tesislerini yeniden sermaye sahiplerine teslim etmek zorunda býrakýlan sanayi iþçileri, “Umudumuzu kaybediyoruz!” diye seslendiklerinde, yine duyan olmadý. 1972’de karþý saldýrýya geçen burjuva sýnýf, ticari yaþamý felç eden kamyoncular grevini örgütlediðinde, sanayi iþçilerinin üzerine gönderilen ordu, bu kez kýþlalardan çýkmadý. Ve nihayet bu karþý-devrimci eylem sona erdiðinde Allende’nin sözleri

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007


Yeni Evrede

Þili

Mücadele Birliði

aynen þöyleydi: “Büyük bir çoðunluk, kýþkýrtýcý bir azýnlýðýn eyleminin þiddetsiz bitirilebileceðini anladý. Ýsteseydik 150 bin iþçiyi sokaða indirebilirdik. Ama, hayýr dedik. Hükümet gücünün kaynaðýný anayasa ve yasaya saygýdan almaktadýr.” Bu söylev, öylesine tipiktir ki, “barýþçýl geçiþ” tezlerinin karakteristik tüm özelliklerini barýndýrmaktadýr. Nedir bunlar? 1) Kapitalist ülkelerde iþçi ve emekçiler nüfusun ezici bir çoðunluðunu oluþturuyorlar. 2) Burjuvazi oldukça azýnlýk bir nüfusa sahiptir ve iþçi-emekçiler arasýnda kendisine hizmet edecek kesimler bulmasý imkansýzdýr. 3) Dolayýsýyla bu ülkelerde komünist ve iþçi partileri parlamenter yollardan iktidara gelebilir, sosyalizme doðru barýþçýl ve yasal yollardan geçiþi garantiye alabilir. Bu bakýþ açýsý, inanýlmaz bir körlüðü barýndýrýyordu: Devlet, bütün sýnýflý toplumlarda, azýnlýðýn egemenliðini ezici çoðunluða karþý koruyan özel silahlý adamlar topluluðuydu ve burjuvazi hiçbir dönem kendi egemenliðini azýnlýk-çoðunluk terazisinde tartýlabilecek maddeden üretmemiþti. Onun iktidarý, hiçbir zaman parlamentoya dayanmamýþ, özel silahlý adamlar topluluðu olan militarizme ve bürokrasiye dayanmýþtý. Barýþçýl geçiþe inananlar için militarizm ve bürokrasi tamamen görüþ alaný dýþýnda kalýyordu. Þili KP yöneticisi Corudan, CIA eliyle adým adým faþist darbe planý iþleten orduyu, meclis kürsüsünden “yurtseverliðin yuvasý” ilan etmekten çekinmiyordu ve asýl tehdidin “aþýrý-sol”dan geldiðini dile getiriyordu. Demek ki dünyanýn bütün reformistleri aynýdýr. Hepsi de, kalýn bir “yurtseverlik” battaniyesi altýna, ordunun burjuva karakterini gizleyebileceklerini düþünürler. Corudan, yýllar ötesinden, günümüzün fason TKP’sinin düþüncelerine tercüman olabiliyor.

Pinochet Öldüðünde Latinler Þili’de Allende trajedisi, sosyalizme barýþçýl geçiþ tezlerinin tabutuna son çiviyi çakmýþtý. Çaktý ya, oradan geçen 33 yýl sonunda, acaba bugün Latin Amerika ülkelerinde tanýk olduklarýmýz, bu tezi doðruluyor olabilir mi? Kim bilir belki de Pinochet’yi öldüren de bir kalp krizi deðil, 33 yýl önce Baþkanlýk Sarayýna gömdüðünü sandýðý hayaletin çevresini sardýðýný görmesidir. Venezuela’da Chavez, Bolivya’da Morales; onlarý izleyen Uruguay, El Salvador ve en son Ekvador; Allende’nin 33 yýl önce gördüðü hayali gerçekleþtiriyor olabilirler mi? Hayýr. Öncelikle, Uruguay ve El Salvador, þimdilik sadece bir seçim baþarýsýdýr. Sosyalizme geçiþin buralarda tek bir adýmý bile atýlmýþ deðil. Bu konuda en iddialý iki ülke, þimdilik Chavez’in Venezuellasý ve Morales’in Bolivyasý. Fakat bu iki ülkeyi yönetenleri iddialý hale getiren, uzun yýllara yayýlan ve ancak “bir dizi devrim” kavramýyla açýklanabilecek denli þiddetli, hükümetler deviren bir kitlesel devrimci eylemlerden geçerek, seçim barajlarýna ulaþmalarýdýr. Özellikle Morales, örgütlü disiplin ve atýlým eksikliðinden dolayý iktidarý elden kaçýran Bolivya proletaryasýnýn hediyesi bir koltukta oturuyor. Bu ülkelerde ardý ardýna patlak veren devrim ve karþý-devrim orduyu ikiye böldü, burjuva cepheyi parçalayýp güçten düþürdü ve en önemlisi, geniþ halk yýðýnlarýný örgütleyip silahlandýrdý. Günü-

müz Latin ülkeleri halk iktidarlarýnýn Allende Þili’sinden esas farklý yönü budur ve bu özgünlüðün yarattýðý muazzam devrimci basýnç, Chavez’in bizzat arkasýna aldýðý, Morales’in de burjuvaziyle uzlaþmak için kullandýðý bir fýrtýnadýr. Bu iki ülke, deðil sosyalist inþa, yoksullarý rahatlatacak en küçük adým için dahi, burjuvaziyle kýran kýrana bir mücadele verme zorunluluðunu kanýtlýyor. Burjuvaziyle kol kola “uzlaþma içinde ilerleme”, Allende döneminde de olanaklý deðildi, bugün de deðil.

Cuntacýlar Cuntayý Nasýl Yargýlasýn Pinochet, darbenin alabildiðine sert olmasýna çalýþtý. 11 Eylül 1973’ten sadece dört ay sonra bile, bilanço korkunçtu. 20 bin ölü, 30 bin tutsak ve binlerce kayýp. Bizzat devlet baþkanlýðýnda kaldýðý 17 yýl boyunca, bu vahþet hýzýný yitirmedi. Ve, bizzat o dönemde iþkence gören bir askerin kýzý olan Bachelet’in devlet baþkaný seçilmesine raðmen, Pinochet bir kez olsun Þili’de mahkeme karþýsýna çýkmadý. Yalnýzca bir kere o da darbe sýrasýnda Ýspanyol ve Ýngiliz pasaportu taþýyan yabancýlarýn ölümüne neden olmaktan dolayý, Ýngiltere’de ev hapsine alýndýðýnda, hala üzerinde taþýdýðý dokunulmazlýk zýrhýnda bir gedik açýldý. Ýyi ama, çoðu o dönem iþkence görenlerin ve onlarýn çocuklarýnýn oluþturduðu bir parlamentonun varlýðýna raðmen, Pinochet nasýl bu denli dokunulmaz olabiliyordu?’ cevabý basit. Pinochet, Þili’nin tekelci sermayesinin egemenliðini saðlamýþtý ve bu amaçla faþizmin devlet içinde kurumsallaþmasý için çalýþmýþtý. Bu konuda ne denli baþarýlý olduðu, dokunulmazlýðýndan anlaþýlýyor. Evet, Pinochet öldü ancak geride, onun cuntasý aracýlýðýyla tüm devlet bürokrasisi ve militarist aygýtlar arasýnda kurumsallaþmýþ bir “cuntacý” zihniyet, bir faþist mekanizma býraktý. Bizzat kendisi cuntacý olan bir devlet mekanizmasý, Pinochet þahsýnda kendi kendisini yargýlayabilecek miydi? Bu kanserojen soru, üzerinde yaþadýðýmýz topraklar için de geçerli deðil miydi? 78’liler derneðinin baþýný çektiði ve hemen tüm reformist çevreleri de kapsayan bir kampanya ile, Türkiye ve K.Kürdistan’daki 12 Eylül darbecilerinin yargýlanmasý isteniyor. Kuþkusuz, bütün cuntacýlar yargýlanmayý ve cezalandýrýlmayý hak ediyor. evet ama, bu kampanya sahipleri “paþa paþa” yargýlamayý düþündükleri cuntacýlarý, devletin hangi yürütme gücüne teslim edecekler? Reformistlerin bu konuya dair ne bir soru ne de bir cevabý var. Onlar, her zaman yaptýklarý gibi, oyuncak ayý þirinliðinde ve alabildiðine ciddiyetten uzak, pembe renkli þeker helvasý kývamýnda sloganlar üretmeye bayýlýyorlar. Cuntacýlarý yargýlamanýn, bizzat cuntanýn kurumsallaþtýrdýðý bir devlet mekanizmasýnda mümkün olmadýðýný, tekelci sermayenin egemenliði yerle bir edilmeden cuntacýlarýn dokunulmazlýk zýrhlarýnýn delinemeyeceðini reformizme kavratmak, evet imkansýz bir iþtir. Þili’de darbe öylesine þiddetliydi ki, komünist partinin pembe hayallerini bile yerle bir etti ve Þili KP, darbeye karþý silahlý direniþ saflarýna katýldý. Bu topraklarýn reformistleriyse, yedikleri her darbeden sonra, devrimcileþeceklerine, daha da saða savruldular, savrulmaya devam ediyorlar.

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

11


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

BAÐDAT DÜNYA DEVRÝM aðdat: Tarihin büyük dönüm noktalarýnýn beþiði olma onuruna eriþmiþ bir kent. Baðdat: Tarihin dönüm noktalarýna defalarca tanýklýk etmiþ bir kent. Baðdat: Tarihin yapýldýðý þehir; tarihin þehri. Þimdi bir kez daha tarihin dönüm noktalarýndan birine tanýklýk etmeye hazýrlanýyor. Ama bu kez farklý. Bu kez öyle devletlerin yýkýlýp devletlerin kurulduðu; imparatorluklarýn yýkýlýp imparatorluklarýn kurulduðu tarihin dönüm noktalarýndan söz etmiyoruz. Bu kez insanlýk tarihinin bir kýrýlma, bir dönüm noktasýna beþiklik etmeye; tanýk olmaya hazýrlanýyor. ABD emperyalizminin yeni “Savaþ Bakaný” yeni görevine baþlarken, daha ayaðýnýn tozunu silmeden, Irak’ta bir yenilginin “felaket” anlamýna geleceðini açýklayýverdi. ABD emperyalizminin uðrayacaðý “felaket”, sadece kendisinin deðil, bütün bir emperyalist-kapitalist sistemin “felaketi”, yani yýkýmý anlamýna gelecek. Bu gerçeði bütün emperyalistler gayet iyi biliyorlar. Bunun için hepsi, aralarýndaki bütün çeliþki, rekabet ve çatýþmaya raðmen, ABD’nin Irak’ta baþarýlý olmasýný istiyorlar, hepsi onun baþarýsý için çalýþýyorlar. Ve ABD emperyalizmi Irak’ta, Irak’ýn kalbi Baðdat’ta “felakete” yavaþ yavaþ deðil, koþar adým gidiyor. ABD emperyalizmi, çöküþünü önlemek için bütün umutlarýný Irak’ta kazanacaðý bir zafere baðlamýþ. Bütün emperyalistler, kaderlerini ABD’nin baþarýsýna baðlamýþ. Baðdat ise onlara zaferin deðil, hezimetin sinyallerini veriyor. Bu sinyaller, Baðdat haberleri hepsinin sinirlerini bozmuþ olmalý ki, Saddam’ýn idamýný, yüzlerindeki “insan haklarý-demokrasi” maskesine aldýrmadan, sevinç naralarýyla karþýladýlar. Bu “medeni” emperyalistlerin, iþbirlikçi burjuvalarýn bir ölünün etrafýndaki ilk danslarý deðildi. Daha önce de “düþman” bildikleri lider ya da devlet baþkanlarýnýn idamý ya da ölümü karþýsýnda kadeh kaldýrmaktan geri durmamýþlardý. Elbette, emperyalistlerin, burjuvalarýn bu davranýþlarýnýn sadece sembolik, sadece moral deðeri vardýr. Ama çoðu kez düþmanýn sembolik bir davranýþý onun i-

B

12

çinde bulunduðu bütün bir ruh halini, bütün bir durumunu anlamamýza yardýmcý olur. Devrimci proletarya, sýnýf düþmanýný bu duruma getiren gerçek maddi nedenleri, gerçek tarihi süreçleri soðukkanlýca ve bilimsel þekilde inceleyebilmelidir. Emperyalist-kapitalist sistem, kendisinin sonunu getirecek çöküþ sürecine girmiþ durumda. Bir tarihsel-toplumsal sistem olarak kapitalizm yaklaþýk ikiyüz yýldýr; onun en üst aþamasý olarak emperyalizm ise yüz yýldýr hüküm sürüyor. Ýnsanlýk yüzelli yýldýr kapitalizme karþý mücadele ediyor. Kapitalizm, proletaryanýn ilk ciddi baþkaldýrýsýyla 19. yüzyýlýn ortalarýnda karþýlaþtý. Bu tarihten itibaren gericileþen, toplumsal geliþmenin önünde ayakbaðý konumuna düþen kapitalizm en yüksek aþamaya ulaþtýðý emperyalist dönemle birlikte, tarihsel olarak çöküþ aþamasýna girmiþ oldu. Büyük Ekim Devrimi, emperyalist-kapitalist sistemde ilk büyük gediði açarak insanlýðýn daha üst bir üretim biçimine geçiþini baþlattý. Sonrasýnda bütün bir 20. yüzyýl, proletarya önderliðindeki insanlýðýn proleter devrimler yoluyla kapitalizmi yýkýp sosyalizme geçme mücadelesine tanýk oldu. Bu yüzyýl, sosyalizm ile kapitalizm; proletarya ile burjuvazi arasýndaki savaþlarla geçti. Toplumsal bir sistem olarak kapitalizm tarihsel olarak varlýk nedenlerini yitirmiþti ama bu, onun tarih sahnesinden kolayca ve kendiliðinden çekilip gideceði anlamýna gelmiyordu. Nasýl ki, feodalizmin tarih sahnesinden tamamen çekilmesi için burjuvazi büyük ve kanlý savaþlar vermek zorunda kaldýysa kapitalizmin tarih sahnesinden tamamen çekilmesi için de proletarya önderliðindeki insanlýðýn çok daha büyük ve kanlý savaþlara; büyük devrimlere baþvurmasý gerekiyordu. 20.yüzyýlýn sonu ile 21. yüzyýlýn baþý emperyalist-kapitalist sistemin artýk her bakýmdan çöküþ içine girdiði; insanlýðýn sosyalizm yoluyla komünizme ve sýnýfsýz topluma geçmek için ayaklanmalara baþvurduðu bir sürecin baþladýðýný müjdeledi. Bu, insanlýk tarihinde bir “yeni evre” idi. Emperyalistler bunun “ayaklanmalar yüzyýlý” olacaðýný zamanýnda gördüler ve adý84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

ný da öyle koydular. “Ayaklanmalar Yüzyýlý”nda emperyalist-kapitalist sistemin tarih sahnesinden silinmesini önlemenin yolu olarak “küresel iç savaþ”ý baþlattýlar. 2001 11 Eylül’ünde ABD emperyalizmxinin “Ýkiz Kuleler”i vurarak yaptýðý provokasyon dünya proletaryasý ve emekçi halklarýna karþý baþlatýlan “küresel iç savaþ”ýn ilaný oldu. Emperyalist efendilerin ifadesiyle “yüz yýl sürecek bir savaþ”tý bu. Ya bu savaþtan zaferle çýkarak çöküþü bir süre daha geciktireceklerdi ya da yenilecek ve böylece kaçýnýlmaz çöküþ hýzlanarak gerçekleþecekti. ABD öncülüðündeki emperyalistlerin ilk hedefi Afganistan oldu. Afganistan, kolay ve hemen iþgal edilebilecek; Ortaasya halklarýna karþý emperyalistlerin askeri üssüne çevrilebilecek bir durumdaydý. ABD, kendi beslemesi olan Taliban tosuncuklarýný iktidardan uzaklaþtýrarak tam bir uþak olan Karzai’yi Afganistan’ýn baþýna getirdi. Arkasýndan sýra, stratejik bakýmdan çok daha önemli olan Irak’a geldi. Irak iþgal edilecek ve Ortadoðu halklarýna karþý, Ortadoðu Devrimine karþý gericiliðin, karþý devrimin askeri-siyasi bir üssü haline getirilecekti. Irak, petrol gibi zenginlik kaynaklarýndan çok, Ortadoðu halklarýna karþý bir askeri üs haline getirilmeye uygun konumundan dolayý önemliydi. Filistin devriminin yenilmesi ve Ýsrail’in güvenliði için iþgal edilmesi gereken bir ülkeydi. ABD, kendisine koþulsuz boyun eðmeyenlerin akýbetinin nasýl olacaðýný göstermek için; yani gözdaðý ve korkutmak için Irak’ý iþgal etmeliydi. Irak iþgal edildi ve Baas iktidarý yýkýlarak, yerine iþbirlikçi bir iktidar kuruldu.

Yanlýþ Hesap Ve Baðdat Afganistan’dan sonra Irak’ýn kýsa bir süre içinde iþgal edilmesi bütün emperyalistlerde bir “zafer” havasý yaratmýþtý. Büyük direniþ bekledikleri Irak ordusu bir kaç gün içinde çözülmüþ ve teslim olmuþtu. Ama bütün dar görüþlü, pragmatist burjuvalarýn düþmekten kaçýnamadýklarý hataya emperyalist efendiler bir kez daha düþmüþlerdi. Askeri teknik ve ekonomik güçlerine güvenen bu darkafalýlar ulusal


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

MÝNÝN YOLUNU AÇIYOR baskýnýn ulusal direniþe yol açacaðýný hesaplamamýþlardý. Yanlýþ hesap Baðdat’tan döndü. Topraklarý iþgal edilen, baský ve ulusal aþaðýlanmaya uðrayan Irak halklarý, iþgalcileri ve iþbirlikçilerini hedef alan çok güçlü bir direniþi kýsa sürede örgütlemeyi baþardýlar. Önce Baðdat ve çevresinde küçük çaplý askeri eylemlerle baþlayan direniþ giderek yayýldý ve tüm Irak’ý içine alacak kadar güçlendi. Direniþin gücü üzerinde çok þey söylemeye gerek yok. Irak halklarý tarafýndan güllerle karþýlanacaðýný sanan ABD, þimdi direniþ karþýsýnda kaçacak delik arýyor. ABD emperyalizminin Irak’ta bataða saplandýðý konusunda, ABD’nin kendisi dahil, herkes hemfikir. Oysa “yüzyýl sürecek bir savaþ”ýn bu ilk muharebelerinin kazanýlmasý emperyalistler açýsýndan son derece önemliydi. Çünkü Afganistan ve Irak’ta –ama özellikle de Irak’ta- elde edilecek bir zafer “küresel iç savaþ”ýn bütün gidiþi üzerinde tayin edici olacaktý. Ama olmadý. Dünya proletaryasý ve emekçi halklarýna karþý baþlatýlan dünya savaþýnýn daha ilk hamlesinde tökezlediler. Halklar üzerinde estirmeye çalýþtýklarý yýldýrýcý terör havasý etkili olmak bir yana ters tepti. Emperyalizme ve iþbirlikçilerine karþý savaþ her yerde yükseldi ve emperyalistlerin mutlak bir zafere inandýklarý iki kritik cephe; Afganistan ve Irak onlar için bataklýða dönüþtü. Nasýl ki, Irak’ta elde edecekleri bir zafer karþý devrimin “küresel iç savaþ”ý kazanmasýnýn yolunu açacaksa, oradaki yenilgileri de dünya devriminin yolunu sonuna kadar açacaktýr. Irak’ta ABD emperyalizminin bir yenilgisi, sadece ABD’nin yenilgisi olmakla kalmayacak ama bütün emperyalist-kapitalist sistemin yýkýlmasý sürecini hýzlandýracaktýr. Emperyalistler bu gerçeði görüyorlar ve bu yüzden aralarýndaki bütün rekabet ve çeliþkilere raðmen karþý devrimin kalesi durumundaki ABD emperyalizminin baþarýsý için ellerinden geleni yapýyorlar. Çünkü bu, bir ekonomik-toplumsal sistemin, yerini alacak daha üst bir ekonomik-toplumsal sisteme karþý varlýk savaþýdýr. Aptallýðý ve ayyaþlýðý dillere düþmüþ olan ABD Baþ-

kaný Bush bu savaþa “çaðýn mücadelesi” derken aslýnda bu gerçeði dile getirmiþ oluyor. Þimdi Irak ve Irak’ýn kalbi Baðdat, dünya devrimi ile karþý devrimin; komünizm ile kapitalizmin tayin edici savaþýnýn cereyan ettiði yerdir. ABD ve ardýndakiler, emperyalist-kapitalist sistem adýna savaþýyorlarsa Irak direniþi de -bilincinde olsun ya da olmasýn fark etmez- dünya devrimi adýna; dünya proletaryasý ve emekçi halklarý adýna savaþýyor. Ve zaferin ibresi giderek direniþ cephesinden, dünya proletaryasý ve emekçi halklarýndan yana dönüyor. Daha þimdiden Baðdat’ta “Yeþil Bölge” denilen yer dýþýnda iþgal güçlerinin, iþbirlikçi yönetimin hiç bir etki ve denetimleri kalmamýþtýr. Direniþin silahlý güçleri her an ve her yerde ortaya çýkýp eylem yapabiliyor, kontrolü ele geçirebiliyorlar. Bu savaþ, emperyalist-kapitalist sistemin var olma savaþý olduðu için Irak’ta bir yenilgi, sadece ABD emperyalizmi için deðil bütün emperyalistler için bir “felaket” anlamýna gelecektir. Savaþýn bu önemi nedeniyle ABD emperyalizmi Irak’ta kaybetmemek için bütün olanaklarýný ve her türlü yöntemi kullanmaya; akla gelebilecek her canice giriþim de bulunmaya hazýrdýr. ABD emperyalizmi Saddam’ý idam ettirerek aslýnda böyle bir giriþimde bulunmuþ oldu. O, bu infazý yaptýrarak öncelikle direniþ güçlerinin moralini bozmaya, arkasýndan mezhep çatýþmalarýný öne çýkararak direniþi zayýflatmaya çalýþtý. Bunun için Þiileri öne çýkarmaya; infazý onlarýn yaptýðýný ýsrarla vurgulamaya çalýþtý. Ama bir kez daha “yanlýþ hesap Baðdat’tan döndü.” Saddam’ýn idam edilmesi direniþi zayýflatmak bir yana daha da güçlendirdi. Halklara gözdaðý verme giriþimi ters tepti; dünyanýn her tarafýnda emekçi halklar ABD nezdinde emperyalizme ve kapitalizme karþý daha kararlý bir mücadeleye giriþtiler. Irak’ta direniþ zafere doðru yürüyor, emperyalizm ve iþbirlikçileri geliyorum diyen bozgundan kaçýnmanýn yollarýný arýyorlar. Kendini “Devlet Baþkaný” sanan Talabani bile “ben idama karýþmadým” diye yemin billah sorumluluktan kurtulmaya çalýþýyorsa, idam görüntülerini yayýnlayan 84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

hükümet iki gün sonra “bu görüntüleri kim yayýnladý” diye soruþturma açýyorsa, ortalýkta Baþbakan kýlýðýnda dolaþan Maliki “keþke hemen istifa edebilsem” diye tabanlarý yaðlamanýn derdine düþmüþse, herkes kendi paçasýný kurtarmanýn derdine düþmüþse bilmeliyiz ki, karþý devrim cephesinde iþler oldukça karýþýk; moraller dibe vurmuþ durumda. Benzer ruh halindeki Avrupalý emperyalist efendiler Saddam’ýn idamýna, bu infaz iþleri lehlerine çevirir umuduyla yüzlerindeki “insan haklarý, demokrasi, medeniyet” vb. vb. maskesine aldýrmadan kadeh kaldýrdýlar. Ama bu sevinçleri oldukça kýsa sürdü. Çok deðil, iki gün sonra onlar da yanlýþ bir hesap içinde olduklarýný anlayýnca, yapýlanýn ne kadar “barbarca bir gösteri” olduðunu keþfettiler. Fakat emekçi halklar böyle basit manevralarla aldatýlmayacak kadar devrimci uyanýklýða sahipler. Avrupalý emperyalist efendilerin gerçek yüzlerini artýk hiçbir maske örtemez. Ýþbirlikçi-kukla hükümetin Irak halklarý üzerinde ne bir etkisi ne de bir yetkisi var. Cenazenin nerde gömüleceðine dair kararý dahi Bush’un verdiðini kendileri açýkladýlar. Tikrit’te ve daha pek çok yerde hükümetin koyduðu sokaða çýkma yasaðýna direniþçiler kontrol noktalarýný ele geçirip yollarý açarak yanýt verdiler. Kýsacasý, karþý devrim cephesi; bu cephenin iþbirlikçiler ayaðý tamamen darmadaðýn vaziyette. ABD ise, çýkýþ yolu bulabilmek için önce “çalýþma grubu” oluþturdu, ama bu da iþe yaramadý. Sonunda, savaþýn yasalarýna uygun olarak, iþgalci asker sayýsýný artýrma kararýna vardý. Þimdi bütün emperyalistlerin tek umudu, mezhep çatýþmalarýný körükleyerek Irak halklarýný birbirlerine kýrdýrmak. ABD, Saddam’ýn idamýný Þiilerin üzerine yýkarak bu tezgahýn düðmesine bastý. Bu oyunu direniþ cephesinin de gördüðünden kuþku yok. ABD þimdiden Irak savaþýný kaybetmiþtir. Bu, basit, sýradan bir yenilgi olmayacak. Aksine, bir tarihsel-toplumsal sistemin çöküþ sürecinin kilometretaþý; dönüm noktasý olacaktýr. Dünya proletaryasý ve ezilen halklarýnýn gerçek bayramý artýk çok uzak deðil.

13


Yeni Evrede

DETAK

Mücadele Birliði

Zindanlarý Yýkacak

ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!

ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR “F Tipi Zindanlar Kapatýlsýn” talebiyle baþlayan Ölüm Orucu eylemi sürüyor. 6 yýlý aþkýn süredir üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda tarihin tanýk olduðu en büyük çarpýþmalardan biri yaþanýyor. Yüreklerinin kulaklarý saðýr olmamýþ hiç bir insanýn kayýtsýz kalamayacaðý bu büyük yürüyüþ zafere doðru yol almaya devam ediyor. Adalet Bakanlýðý tarafýndan tecritin var olduðunun ve tartýþýlabilir olduðunun kabul edilmesi, tecritin kaldýrýlmasý ve somut adým atýlmasý talebiyle Ölüm Orucu Eylemini sürdüren Avukat Behiç Aþçý, 7 Ocak itibarýyla eyleminin 278. gününde. Ýyice zayýfladýðý ve saðlýk durumu giderek bozulduðu gözlenen Behiç Aþçý, eylemini büyük bir kararlýlýkla sürdürüyor. Kaçýrýldýðý ve zorla tutulduðu hastanede Ölüm Orucu Eylemini büyük bir kararlýlýkla sürdüren Sevgi Saymaz 7 Ocak itibarýyla eyleminin 252. gününde. Adana’daki “Direniþ Evi”nde eylemini büyük bir kararlýlýkla sürdüren Gülcan Görüroðlu ise 7 Ocak itibarýyla eyleminin 247. gününde. Ölüm Orucu Eylemi, er yada geç zindanlarda zaferin devrimci tutsaklar tarafýndan kazanýlmasýný saðlayacaktýr Ölüm Orucu Eylemi bir kez daha gösteriyor ki, bir devrim uðruna can vermeyi göze alanlar oldukça asla yenilmez. Türkiye ve K. Kürdistan’da devrim artýk yenilmez bir güce ulaþmýþtýr. Ve devrimin zindanlarý yýkýp tutsaklara özgürleþtireceði günler uzak deðildir. Tarih, tekelci kapitalist sistemin yýkýlýþýyla birlikte zindanlarýn yýkýlýp tutsaklarýn özgürleþtirileceði günlere de tanýklýk edecektir.

YAÞASIN ÖLÜM ORUCU EYLEMÝMÝZ

AYDINLARDAN BEHÝÇ AÞÇI’YA ZÝYARET 6 Ocak Cumartesi günü Av. Behiç Aþcý’yý Ölüm Orucu Eyleminin 277. gününde insan haklarý savunucusu Akýn Birdal, Av. Kemal Aytaç, Yazar Vedat Türkali, Eþber Yaðmurdereli ve Sosyal Demokrasi Vakfý Baþkaný Ercan Karakaþ, ziyaret edip bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdiler. Saat 12.30’da Þiþli’deki “Direniþ Evi”ne gelen aydýnlar burada Av. Behiç Aþcý ile görüþtüler, yapýlan görüþmede tecride karþý görüþlerini paylaþtýlar. Görüþmenin ardýndan yine, “Direniþ Evi”nde bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdiler. Ýlk olarak konuþan Vedat Türkali, F tipi hapisanelerde yaþananlarýn insanlýk dýþý bir uygulama olduðunu ve artýk Ölüm Oruçlarýnýn insanlýk meselesi olduðunu, ölümlerin durmasý i-

14

çin Adalet Bakanlýðý’nýn adým atmasý gerektiðini ve bu hafta içinde bir sonuç beklediklerini dile getirdi. Ardýndan konuþma yapan Akýn Birdal ise Aþçý’nýn cezaevlerinin durumunu bir ayna ile tüm topluma gösterdiðini ifade ederek, cevaevlerinin hiç birinin dünya standartlarýna uygun olmadýðýný bir çok kez rapor ettiklerini, geçtiðimiz günlerde Tabipler Birliði’nin de böyle bir rapor hazýrladýðýný belirtti. Hemen sonra söz alan Ercan Karakaþ ise; “Bu ideolojik ve siyasi bir mesele deðildir. Artýk bir çözüm olmalýdýr. Tabipler Odasý yerinde inceleme yaptý, bir rapor hazýrladý. Adalet Bakanlýðý’nýn bir þeyler yapmasýný bekliyoruz” dedi. Daha sonra aydýnlar, bu hafta içinde bir sonuç beklediklerini yineleyerek, basýn açýklamasýný sona erdirdiler.

84. Sayý / 8 - 22 Ocak 2007


Yeni Evrede

KÜBA

AYIÞIÐIMIZDA

Mücadele Birliði

KÜBA’NIN VE FÝDEL’ÝN DOÐUM GÜNÜ KUTLANDI B

u Pazar günü baþka bir heyecan sarmýþtý baþý göðe yakýn Ayýþýðýmýzý. Bu Pazar Taksim Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde Küba Devrimi’nin yýl dönümü ve Comandante Fidel Castro’nun doðum günü kutlanýyordu. Sevinçli bir telaþ içindeydi gencecik yüreklerimiz, Küba’yla ve Fidel’le birlikte çarpýyordu. Dünyanýn bu yarýsýndan Türkiye ve Kürdistan’dan uzanýp “yalansýz hürriyetin eli”ni tutmak için sabýrsýzlanýyorduk. Önce film gösterimi salonunda Fidel Castro’yu anlatan Comandante filmi izlendi. Daha sonra hep birlikte konuþmalarýn yapýlacaðý salona geçildi. Salon özenle hazýrlanmýþ, konuklarýný bekliyordu. Ve baþlama saati geldiðinde iþçiler, emekçiler, öðrenciler, aydýn ve yazarlar, þairler salonu doldurdular yüzlerinde tatlý bir tebessümle. Ýlk göze çarpan üzerinde Fidel’in sözlerinin yazýlý olduðu bir pankarttý: “Kaybedersem Yeniden Baþlarým” diyordu Fidel; “ama Batista Kaybederse yok olup gidecek” ve Batista bundan tam 48 yýl önce yok olup gitmiþti. Fidel ve Che’nin resimlerinin asýlý olduðu sahnenin altýnda “Çok Yaþa Sen Fidel” yazýyordu. Ayýþýðý Sanat Merkezi yöneticisi Songül Yücel, sahnenin önüne kurulmuþ olan kürsüye geldi ve herkesi devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleþenler için saygý duruþuna davet etti. Saygý duruþundan hemen sonra salonda bulunan en küçük yoldaþýmýz Alper geldi kürsüye ve Fidel için hazýrladýklarý kýsa mesajý okudu: “iyi ki varsýn Fidel, iyi ki doðdun, doðum günün kutlu olsun” dedi. Ondan sonra diðer küçük yoldaþýmýz Ýlayda geldi kürsüye ve o da “Seni ve Kübalýlarý çok seviyorum” dedi. Ve ekledi “Burasý orasý gibi deðil. Orasý gibi olmasý için ne yapmalýyýz?” Daha sonra salonda bulunan yaþça büyüðümüz, dostumuz þair, yazar Dursun Özden geldi

kürsüye ve 1996 yýlý 12 Aralýðýnda Fidel’le birlikte olduðunu; almýþ olduðu edebiyat ödülü için Küba’ya gittiðini söyledi. Ödül töreninde yaþanan ve orada bulunan 3 bin kiþiyi aðlatan bir anýsýný anlattý. Fidel’in ödül alan Vietnamlý çocuðu nasýl þefkatle sevdiðini, çocuðun ve Fidel’in bu esnada gözyaþlarýný tutamadýklarýný dile getirdi. Ve bizlere “insan” Fidel’i anlattý. Onun da bizler gibi bir insan olduðunu, evinde misafir olarak kaldýðý 3 gün boyunca onun günlük yaþamýna tanýk olduðunu, günlük yaþamýnda sýradan bir Kübalýdan, bir þeker kamýþý iþçisinden, bir çatýdan çatýya ip gerip çamaþýr asan Kübalýlardan hiç bir farkýnýn olmadýðýný özellikle vurguladý. Çok kibar, esprili ve zeki bir insan olduðunu, sizin sorduðunuz soruyu niçin sorduðunuzu, hangi yanýtý almak istediðinizi hemen fark ettiðini belirtti. Fidel’in bu ödül töreninde tam 2,5 saat konuþtuðunu ve konuþurken bedeninin her yanýyla hissederek konuþtuðunu anlattý. Dursun Özden, onun mazlum halklarýn kurtuluþu için önderlik eden biri olduðunu, söyledi. Fidel’in konuþurken kendi iç dünyasýna aktýðýný ve o iç dünyasýndan kendisiyle barýþýk olduðunu belirtti. Fidel’in adeta bir ýþýk kaynaðý gibi etrafýný aydýnlattýðýný, onun Afrika’daki, Ortadoðu’daki ve Asya’daki mücadeleler için bir ýþýk kaynaðý olduðunu söyledi. Dursun Özden’den sonra Ayýþýðý Sanat Merkezi þiir grubundan iki arkadaþýmýz Ergül Çiçekler’in Küba için yazdýðý güzel bir þiirden güzel bir þiir dinletisi sundular izleyicilere. Onlara gitarýyla Emeðe Ezgi’nin gitaristi Ali arkadaþýmýz eþlik etti. Ayýþýðý Þiir Grubu, Ergül’ün dizeleriyle “sen bir özgürlük pýnarýsýn Küba / insanlýðýn susuzluðunu gideren” diyordu. “Az kaldý Fidel yoldaþ / az kaldý / yakýnda” diye sesleniyor ve yeni devrimlerin muþtusunu veriyorlardý. Onlardan sonra salonda bulunan arkadaþlarýmýz kürsüye gelerek Fidel için söylemek istedikleri þeyleri söylediler. Hem duygulu hem 84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

15


Yeni Evrede

KÜBA

Mücadele Birliði

neþeli anlar yaþandý. Genç bir bayan arkadaþýmýzýn Küba için hazýrladýðý grafik çalýþmasý yoðun alkýþ aldý. Þair dostumuz Atilla Oðuz, Küba için yazdýðý bir þiirini okudu. Ard arda gelen konuþmalardan sonra Grup Emeðe Ezgi sahne aldý. Ve þarkýlarýný Küba için, Fidel için söylediler. Ve onlarýn halay parçalarýyla hep birlikte halaylar çekildi. Þair, yazar dostumuz Dursun Özden’in konuþmasýnda söylediði gibi tüm etkinlikler boyunca sanki Fidel oradan bize bakýyor-

muþ, sanki bizden ve bu et kin lik ten haberi varmýþ ve yüreði bizim gibi heyecanla çarpýyormuþ gibi hissettik. Ve kürsüye gelen bir çok yoldaþýmýzýn, dostumuzun söylediði gibi bir kez daha içimizden tekrar ettik: Viva Fidel Viva Küba. Ýyi ki varsýn Fidel, iyi ki varsýn Küba!

FÝDEL ÝÇÝN BEN DE BÝR ÞEY SÖYLEMEK ÝSTÝYORUM: FÝDEL YOLDAÞ Ellerin / bir özgürlük türküsüne benziyor ve yüzün / haykýrarak söylenmesi gereken sevdaya Küba’nýn gülüþü hep dudaklarýnda sözlerin ormanlar gibi gür bakýþlarýn / nehirler kadar uzun ve baþýn / daðlar gibi dik Küba’nýn yýlmaz yüreði Kumandan Fidel Castro Yoldaþ Yüreðimiz, dilimiz, ellerimiz Seni dinliyor, seni söylüyor, seni savunuyor Bizimlesin daima Fidel Castro yoldaþ Avukat / isyancý / tutsak / gerilla komutan / baþkan bir ömre hepsini sýðdýran Küba’yý yeniden yaratan Fidel yoldaþ Yüreðimiz, gözlerimiz, ellerimiz seninledir Yaþamak, görmek, dövüþmek için Daima seninleyiz Kübalý Fidel yoldaþ Az kaldý Fidel yoldaþ / az kaldý (...) Yakýnda seni buraya davet edeceðiz talebe çocuklar karþýlayacak seni ve sana Ýspanyolca sorular soracaklar hoþgeldinden hemen sonra ve de iþçi tulumlarýyla madencilerimiz buyur edecekler seni / iþçi sofrasýna yoldaþça paylaþmaya ardýndan onlar da sana sorular soracaklar Ýspanyolca sorular

16

sonra da / meydan okuyarak tüm düþmanlarýmýza ellerinde ve yüreklerinde dalgalandýrdýklarý Che bayraklarýnýn gölgesinde Haykýrarak and içecek proletarya sana ve Küba’ya ve dünyanýn tüm ezilenlerine bir yoldaþlýk andý az kaldý Fidel az kaldý Küba, Yakýn!.. Yüzün hep sakallý ya Fidel bizim ihtiyarlar seni bizim elin o eski Kürt isyancýlarýna benzetiyorlar Ve seni / televizyonlarda görünce gözleri parýldýyor okuma yazma bilmeyen o eski eþkýyalarýn soruyorlar bize “baba hele gurban bu yiðit ola ki bizdendir ya ama doðudan mýdýr batýdan mýdýr / yukarýdan mýdýr yoksa aþaðýdan mý” Dört kutupta dörde bölünmüþ bir ülkedenim Fidel bundandýr ki bazen böyle sorular sorulur ve ihtiyarlarýmýz kýskançlýkla sahipleniyorlar seni “yukarýdan, yukarýdan” diyerek Yukarýsý biz oluyoruz Fidel yoldaþ ülkemin kuzey yakasý yani isyanýn en muhteþeminin olduðu yer ateþe yakýlan / ateþten doðan ateþle yakan senin için “hayýr o Kübalý” desek de dinlemiyorlar bizi ihtiyarlarýmýz onlar / “yukarýdan yukarýdan”

diyerek seni isyanýmýza / isyanýmýzý da sana yakýþtýrýyorlar Okyanusun ortasýnda bir ada deyip geçme o, orada öyle bir yerde ki, amerikan devinin kalbinin ortasýna saplanmýþ bir hançer gibi duruyor Bilirsiniz incesi makbuldür hançerin ki girdiði yer açtýðý yara dikiþ tutmaz olsun ince bir hançer gibi Küba saplanmýþ kalbine yankinin ve onu oradan sökmeye çalýþmak sadece ölümünü hýzlandýracak yankinin Bir kýzýl gelincik gibi Fidel’in ülkesi bir kýzýl gelincik gibi açmýþ ve dünyaya rengini salmýþ Fidel ve yoldaþlarýnýn ülkesi (...) Havana’da / Fidel’in önünde Santa Cruz’da Che’nin mezarý baþýnda Yumruklar sallanýyor havada Sýkýlý yumruklar Fidel konuþunca bir yumruk denizine dönüyor Küba... Küba / yanki sana bileniyor Küba Bütün bahçelerini yakmak istiyorlar Bütün tarlalarýný Oðullarýný ve kýzlarýný öldürmek istiyorlar / Küba!!! Çünkü sen / bir özgürlük pýnarýsýn insanlýðýn susuzluðunu gideren iþte bu yüzden

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

sana uzanan düþman eli insanlýðýn özgürleþme kavgasýna uzanan eldir bu nedenle o el / uzandýðý anda bakmadan çýðlýk ve gözyaþlarýna ne de aðlamalarýna cellatlarýn kýrýlarak bileðinden lime lime edilip atýlmalýdýr ki bir daha uzanamasýn geleceðine insanlýðýn Çünkü biliriz / özgürlük kendisinden vazgeçenleri esarete mahkum eden bir sevdadýr ve biz nasýl vazgeçebiliriz ki senden ki tarih yazar nice celladýn kollarýný kýrdýðýmýzý hiç unutulur mu Ýspanya’daki enternasyolanlleri tarih yine yazacak kaybettiðini cellatlarýn... Bu yükün en az yarýsý da bizimdir Küba Yarýsý da bizim yoldaþlar! Burada / Küba’da dünyanýn her yerinde her neresindeysek orada birlikte çarpýþacaðýz seninle birlikte kazanýp birlikte yaþayacaðýz Küba! Üçüncü Cihan Harbi Küba Üçüncü Cihan Harbindeyiz Bu harbin dýþýnda deðil Tam içindeyiz Yani yoldaþlar ya onlar basarak cesetlerimizin üstüne zaferlerini kutlayacaklar ya da / biz kýzýl bayraklarý dalgalandýracaðýz birer birer zapdettiðimiz düþman þehirlerinde!... Ergül ÇÝÇEKLER


Yeni Evrede

Kadýn

Mücadele Birliði

“CESARETÝNÝZÝ YÝTÝRMEYÝN DÖVÜÞÜN! ” S

ýnýflý toplumlarda kadýnýn çifte boyunduruk altýnda tutularak alçaltýlmasý, iki sýnýf arasýndaki savaþta ezilen sýnýfýn kadýn yarýsýný devrimci mücadeleden alýkoymanýn, dýþtalamanýn bir aracý haline dönüþür. Burjuvazinin, kadýnýn “aþaðýlýðý”, “eksikliði” üzerine alttan alta yürüttüðü teori, kadýnýn yaþamýný metres, eþ, anne olmayla sýnýrlamaya yöneliktir. Öyle ki burjuva toplumda emekçi kadýn hem sermaye sýnýfýnýn ekonomik baskýsý altýnda, hem de kendi sýnýfýnýn erkek yarýsýnýn baskýsý altýnda ezilir. Emekçi kadýn toplumsal üretime katýldýðý halde, toplumun geliþmesine, özgürleþme mücadelesine katýlmasýnýn önünde burjuvazinin açýk þiddetinin yanýnda burjuva toplumun yargýlarý da engel olarak çýkartýlýr. Bu durum burjuva toplumdan önceki toplumlarda da hemen hemen aynýdýr. Köleci toplumda da, feodal toplumda da ezilen sýnýfýn kadýnlarý hem iþgücü (ekonomik) olarak sömürüldüler, hem de o dönemin gerici toplumsal yargýlarý tarafýndan baský altýnda tutuldular. Köleci toplumda köle kadýn insan bile sayýlmaz, herhangi bir eþya gibi alýnýp satýlabilir, köle sahibinin keyfi iþkencesine uðrayabilir ve hatta öldürülebilirdi. Feodal toplumda ise kadýn biçimsel olarak artýk köle deðildi ancak bu sefer de kaderi kilisenin tutuculuðu gericiliði tarafýndan belirleniyordu. Özellikle düþünsel yönden öne çýkan kadýnlar “þeytanýn maþasý” ya da “cadý” ilan edilip yakýlýyorlardý. 15. ile 17. yüzyýl arasýnda binlerce kadýn cadý olduðu için yakýlarak öldürüldü. Ezilen sýnýfýn yoksul kadýnlarý, gördükleri þiddete, zulme raðmen her toplumsal mücadelenin içinde hatta çoðu kez en önünde yer aldýlar. Köleci toplumun köle isyanlarýnda katledilen sayýsýz kadýn kahraman vardýr. Sayýsýz, topraksýz, yoksul köylü kadýn feodalizmin dizginsiz sömürüsüne karþý erkek yarýsýyla yan yana savaþtý. Deðiþen toplumsal sistemlerde toplumun ilerlemesine, ezilen sýnýfýn ve bu sýnýfýn kadýnlarýnýn durumunun biçimsel olarak deðiþmesine raðmen özde kölelik farklý biçimler alarak sürdü. Kapitalist sistemde, geliþen bilimin-tekniðin yardýmýyla üretim çeþitlenirken, üretim iliþkileri daha da basitleþti. Artýk bir sermaye sýnýfý bir de emeðinden baþka satacak hiçbir þeyi olmayan kadýn ve erkek “özgür” iþçiler vardýr. Sermaye sýnýfý emekçi kadýný ucuz iþ gücü olarak fabrikalara çektikçe kadýnýn gerçek özgürlüðünün önü de açýlmýþ olur. Kapitalist sistemde kaçýnýlmaz olan kronik iþsizlik, açlýk, emekçi kadýnýn yaþamýný alt-üst eder, kadýnýn proleter olarak politikaya uyanmasý, toplumsal kurtuluþ mücadelesine katýlmasý her zamankinden daha hýzlý ve olanaklý hale gelir. Burjuvazinin tüm olanaklarýný seferber ederek emekçi kadýný toplumsal meselelerden alýkoyma yöntemleri, toplumsal geliþmenin kendi yasalarý tarafýndan kendiliðinden boþa çýkar. Yine de emekçi kadýn, burjuvazinin her türlü aracý kullanarak topluma enjekte ettiði bir yýðýn gerici yargýyla mücadele etmek zorunda kalýr. Emekçi kadýnýn her

türlü baskýdan kurtulabilmesi ancak sermaye sýnýfýnýn ortadan kaldýrýlmasýyla, toplumsal mülkiyet temelinde örgütlenen sosyalist toplum da mümkün olacaktýr. 1917 Ekim Devrimi, kadýnýn durumunun sosyalizmde nasýl deðiþtiðinin ve emekçi kadýnýn devrimci mücadelede nasýl öne çýktýðýnýn ilk örneðidir. Tarihte ilk defa Rus kadýn ve erkek iþçilerin devrimci savaþlarýyla kurulan SSCB, tüm iþçilerin ve emekçilerin, özellikle de kadýnlarýn yaþamýnda köklü deðiþiklikler yaptý. Devrimden önce Çarlýk Rusya’sýnda iþçi kadýnlarýn, tarým emekçisi kadýnlarýn yaþamý oldukça aðýrdý. Rusya’da kapitalizmin geliþmesiyle artan makine kullanýmý, fabrikalarda daha ucuza çalýþan kadýnlarýn ve çocuklarýn tercih edilmesini getirdi. Kadýnlar 13-15 saat iþsizlik, açlýk tehdidi altýnda en aðýr yüklerin altýna girmek zorunda kalýyorlardý. “Bir kadýn hamile kalýrsa fabrikadan kovuluyordu. Bu yüzden iþçi kadýnlar hamileliklerini gizleyip, acýdan delirene kadar kendilerine iþkence ediyorlardý. Doðumdan hemen sonra kadýn tekrar iþe dönmek zorundaydý. Çocuðunu istemeyen bir anneden daha feci ne olabilir? Ve çocuklarýna lanet okuyan sayýsýz kadýn var” (Leningradlý Kadýn Ýþçilerin Stalin’e Mektubundan) Rusya’da topraksýz köylü kadýnýn durumu da fabrikadaki kadýndan farklý deðildi. Bu kadýnlarýn hemen hiçbiri doðumda týbbi yardým alamaz, neredeyse tamamý okuma yazma bilmezlerdi. Nekrossov, Çarlýk Rusyasýndaki emekçi kadýnýn durumunu þu dizeleriyle özetler; “Kader size üç acý pay ayýrdý; Ýlki bir köleyle evlenmek Ýkincisi bir kölenin annesi olmak Üçüncüsü bütün hayatýnýz boyunca bir köleye itaat etmek” Ancak Rusya’da emekçi kadýnýn yaþamý Ekim Devrimi’nin çok öncesinde deðiþmeye baþlamýþtý. 1905’te Lenin’in öncülüðündeki Bolþeviklerin çaðrýsý üzerine, emekçi kadýnlar bir çok þehirde silahlý ayaklanmalara katýldýlar. “Ekim Devrimi öncesinde Bolþevik parti etrafýnda toplanan emekçi kadýnlar, yaklaþan savaþa hazýrlandýlar. Silah taþýmayý, ilk yardým yapmayý öðrendiler. Ekim ayaklanmasý boyunca hemþire olarak çalýþtýlar, kýzýl muhafýzlarýn ve devrimci birliklerin ikmal merkezlerini idare ettiler, siper kazdýlar, barikatlar kurup onlarý savundular, caddelerde devriye gezip fabri-

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

17


Yeni Evrede

Kadýn

Mücadele Birliði

kalarý korudular.” (Sosyalizm Diyarýnda Kadýn) Ýþçi sýnýfýnýn zaferinden sonra Sovyet iktidarý yerleþir yerleþmez kadýnlarýn önündeki toplumsal, hukuksal, geleneksel engellerin tamamýný kaldýrdý. Lenin’in “istediðimiz iþçi kadýnlarýn erkek iþçilerle sadece kanun önünde deðil, gerçek anlamda eþit olmasýdýr. Bunu saðlamak için, iþçi kadýnlarýn, kamu teþebbüslerine ve devlet idaresine katýlmalarý gerekmektedir.” sözü emekçi kadýnlar tarafýndan coþkuyla karþýlandý. Kadýnlar her alanda sosyalizmin inþasýna giriþtiler. Sovyet iktidarýnda ilk elden açýlan kreþler, anaokullarý, doðum merkezleri, halk yemekhaneleri gibi kadýnýn yaþamýný kolaylaþtýran imkanlar Sovyet kadýnýnýn kamusal çalýþmaya daha rahat katýlmasýný saðladý. Kadýnlar erkeklerle eþit konumlarýndan yararlanarak, mesleki teknik becerilerini çarçabuk geliþtirdiler. Daha 1928 yýlýnda sanayi, ulaþým ve yapý iþlerinde çalýþanlarýn %40’ý kadýndý. Bu kadýnlarýn 170 binden fazlasý mühendis ve teknisyendi. Sovyetler’de tarýmýn kolektifleþtirilmesi köylü kadýnýn yaþamýnda kapsamlý deðiþikliklere yol açtý. Kolektif tarým, kadýn ve erkeðin eþit koþullarda, eþit ücretle çalýþmasýný saðladý. Ýþçi sýnýfýnýn devleti, kýrýn kente oranla geriliðine son verdi. Kýrsal kesimlerde açýlan çocuk kreþleri, doðum haneler, kadýnýn yaþamýný hiç olmadýðý kadar kolaylaþtýrýrken, köy okuma salonlarý, kütüphaneler, tiyatro, sinema ve radyolar tarým emekçisi kadýnlarýn kültürel yönden geliþmesinin, toplumun kültürel entelektüel geliþimine katkýda bulunmalarýnýn imkanlarýný yarattý. Sovyet kadýnlarý bu sayede, bilim-teknik ve sanatsal yönden hiçbir kapitalist ülkede olamayacaðý kadar çok geliþtiler. Sovyetler, anneliðin el üstünde tutulduðu, devlet tarafýndan korunduðu ilk ülke oldu. Devrimden önce yýlda 2 milyon bebek ve 30.000 anne týbbi yardým alamadýðý için ölüyordu. Sovyet kanunlarý kadýnlar için saðlýklý çalýþma koþullarýný güvence altýna alýr ve anne saðlýðý için özel önlemler alýr. Hamile kadýnlarýn aðýr iþlerde ve gece çalýþmalarý yasaklanýr. Bebek ve anne, ana-çocuk merkezlerinin uzman doktorlarýnýn gözetimi altýndadýr. Ücretsiz süt mutfaklarý, ücretsiz týbbi yardým ve annenin korunmasý dahilinde düzenlenen çalýþma koþullarý, ücretli izinler vs. kadýnýn anneliðinin toplum tarafýndan sömürülmeden yürütülmesini saðlar. Anne belli bir süre sonra çalýþmaya geri dönerken gönül rahatlýðý ile çocuðunu iþçi sovyetinin çocuk bakým merkezlerine býrakýr ve çocuk belli bir yaþa gelinceye kadar Sovyet devleti tarafýndan maddi olarak da desteklenir. Sovyetler’de kadýnýn gerçek toplumsal hak eþitliðini elde etmesi kadýnla erkek arasýndaki tüm iliþkileri olumlu yönde etkilediði gibi, aile iliþkilerini de temelinden deðiþtirdi. Sovyetler artýk evliliklerinin herhangi bir ekonomik kaygýdan uzak, gerçek, içten sevgi temelinde geliþebileceði koþullarý yaratmýþtýr. Sovyet kadýný, sosyalizmin zaferiyle elde ettiði toplumsal eþitliði, gerçek özgürlüðü ve her geçen gün artan refahýný 2.

18

Emperyalist Paylaþým Savaþý’nda Hitler’in faþist ordularýna karþý kahramanca savundu. Kadýnlar, cepheye giden erkeklerin yerini aldýlar. Cephede, cephe gerisinde sosyalist anavatanýn savunulmasýnda aktif rol aldýlar. Fabrikalarda üretimi yoðunlaþtýrarak, cephede savaþan yoldaþlarýnýn ihtiyaçlarýný karþýladýlar. Kirov tesislerinde ustabaþý olan Ýrina Borissova o günleri þöyle anlatýyor; “900 gün boyunca düþman ateþi altýnda yaþadýk. Faþist katiller sadece bizim tesisimize 10.194 top atýþý yaptýlar. Ancak diðer tesislerde olduðu gibi bizimkinde de kuþatmanýn en korkunç günlerinde bile hiç devamsýzlýk ya da gecikme olmadý. Ýþe gitmek yerine evde kalsaydým, yalnýzca Kýzýl Ordu’da yüzbaþý olan kocamý ve Kirov tesislerindeki yoldaþlarýmý düþündüðümde deðil, Leningrad’ýn binalarýna baktýðýmda bile utanýrdým.” Sovyet kadýnlarýnýn sosyalist ahlaký, fedakarlýðý ve sosyalist anavatanlarýný savunmada gösterdikleri kahramanlýk faþizmin sadece Sovyetler’de yenilmesine yardýmcý olmadý. Faþizmin iþgali altýndaki ülkelerde de emekçi kadýnlarý harekete geçmeleri konusunda cesaretlendirdi. Sovyet kadýnlarý Avrupa’nýn Alman iþgali altýndaki ülkelerinde yaþayan kadýnlara çaðrýda bulundular; “Cesaretinizi yitirmeyin! Dövüþün, halkýn kurtuluþ savaþýnýn ateþini körükleyin! Adalet bizden yanadýr. Zafer bizim olacak! Hitler’in savaþ emirlerini baltalayýn! Askeri trenlerin Rusya’ya varmasýna engel olun!” Sovyet kadýnlarýnýn bu çaðrýsý Doðu Avrupa ülkelerinde emekçi kadýnlarýn anti-faþist cephede örgütlenerek kapitalizme karþý savaþa katýlmalarýný hýzlandýrdý, onlarý faþizme karþý cesaretlendirdi. Hitler faþizminin yenilmesiyle Polonya, Romanya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan ve Arnavutluk Demokratik Halk Ýktidarlarýný kurdular. Bu ülkelerdeki emekçi yoksul halkýn ve kadýnlarýn yaþamý, Sovyetle’rin her alandaki yoðun desteðiyle çok daha hýzlý geliþti. 1980’li yýllarýn sonunda bu ülkelerde sosyalizmin geriye düþüþü en fazla yine kadýnlarýn yaþamýný etkiledi. Özellikle Doðu Avrupa ülkelerinin kadýnlarý sosyalizmin kendilerine saðladýðý bir çok ayrýcalýðý bir anda yitirdiler. Devrimin bir çok kazanýmýný (eðitim, saðlýk, ulaþým vb.) ellerinde tuttuklarý halde, geçim sýkýntýsý, gelecek kaygýsý, toplumsal çürüme, sosyalizmde yaþanmýþ Sovyet kadýný için alýþýlmasý imkansýz bir durumdur. Sovyet kadýnlarýnýn kitle gösterilerinde Stalin’in fotoðraflarýný ellerinden düþürmemelerinin tek nedeni sosyalizme, komünizme olan inançlarýdýr. Bu inancýn örgütlenmesi emperyalist-kapitalist sisteme karþý týpký 1917 Ekim Devrimi’ndeki gibi fedakarca savaþacak milyonlarca kadýný sokaða dökebilir. Sosyalizme özlem bu derece yoðundur. Kadýnýn toplumsal hak eþitliði, eðitimi, saðlýðý, mutlu anneliði ancak sosyalizmde güvence altýna alýnabilir. Emekçi kadýnýn tüm baskýlardan bugünden itibaren kurtulmasýnýn tek yolu proletaryanýn özgürlük mücadelesine katýlmasýdýr. Devrim için mücadele “ezilenlerin ezileni” olduðu için en çok emekçi yoksul kadýnlarýn görevidir. Ne burjuvazinin þiddeti ne de burjuva toplumun yargýlarý kadýný bu mücadeleden alýkoyamaz.

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

19 Aralýk 2000’de faþist TC’nin komünist ve devrimci tutsaklara karþý gerçekleþtirdiði katliamda ölümsüzleþen devrim ve komünizm savaþçýlarýmýzý anmak ve katliamýn yýldönümünde emekçi kitlelere katliamý hatýrlatmak için Ýzmir’de emekçilerin ve Kürt halkýnýn yoðun olarak yaþadýðý yerlerde çeþitli yazýlamalar yaptýk. Kadifekale, Güzeltepe, Yamanlar mahallelerine ve çevre bölgelerine TKEP/Leninist imzalý “Murat Ördekçi Ölümsüzdür”, “19 Aralýk Katliamýný Unutmadýk”, “Ölüm Orucu Sürüyor”, “19 Aralýk Katliamýný Unutturmayacaðýz”, “Komutan Murat Ördekçi Yaþýyor” yazýlamalarý ve yaygýn bir þekilde TKEP/Leninist yazýlamalarý yapýldý. Þan olsun 19 Aralýk 2000’de faþizmi zindanlarda dize getiren devrim ve komünizm savaþçýlarýna, þan olsun bu kavgada bayraklaþan devrim ve komünizm savaþçýlarýna, þan olsun Ölüm Orucu savaþçýlarýna, þan olsun komutanýmýz Murat Ördekçi’ye, þan olsun Leninist Partiye. Ýzmir’den Leninistler

ÝZMÝR’DE YAZILAMALAR*

* Elimize e-posta yoluyla geçen yazýyý haber niteliðinden dolayý yayýmlýyoruz.

ESKÝÞEHÝR’DE ASGARÝ ÜCRET Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde PROTESTO EYLEMÝ Film Gösterimi

Eskiþehir’de asgari ücretin açýklanacaðý 26 Aralýk günü, DÝSK ve KESK sendikalarý ve onlarý destekleyen demokratik, devrimci kurumlar bir protesto eylemi yaptýlar. Eylem, Kýzýlay Ýþ Merkezinin önünden Hamamyolu giriþinde baþladý ve DÝSK Bölge Müdürlüðünün önündeki alanda okunan basýn açýklamasý ile sona erdi. Hamamyolu’ndan baþlanýlan yürüyüþ boyunca; “Emekçiler El Ele Mücadeleye”, “IMF’ye Deðil Halka Bütçe”, “Saðlýk, Haktýr Satýlamaz” sloganlarý atýldý. Basýn açýklamasý, DÝSK Bölge Temsilcisi Bayram KAVAK tarafýndan okundu. Açýklamada; kapitalizmin, “küreselleþme, yeni dünya düzeni” adýyla dünya genelinde yasal düzenlemeleri gerçekleþtirdiði, ülkemizde de bunlarýn yansýmasýnýn, iþçiler-emekçiler ve yoksul halk üzerinde uygulanan ekonomik terörü, ideolojik söylemlerle bile örtmeye çalýþmadýklarý, artýk söyleyecek yalanlarýnýn tükendiði belirtilen açýklamada, Asgari Ücret politikasý, Genel Saðlýk Sigortasý, Sosyal Güvenlik Yasasý, eðitim ve saðlýk alanýndaki özelleþtirmeler, iþçi ve emekçiler üzerine yüklenen yeni vergilerle, bu saldýrýlarýn her geçen gün dozunun artýrýldýðý belirtildi. Sermayenin deðil, bu ülkenin zenginliklerini yaratanlarýn, açlýða, geleceksizliðe terk edildiði, gelinen bu noktada canýmýzdan, zincirlerimizden baþka kaybedilecek bir þeyin kalmadýðý belirtilen basýn açýklamasý, baskýlarýn yok edildiði, sýnýfsýz, sömürüsüz, kardeþçe çalýþmanýn ve paylaþýmýn olduðu bir dünya dileði ile sona erdi.

ESKÝÞEHÝR MÜCADELE BÝRLÝÐÝ

24 Aralýk 2006 Pazar günü Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde bir film gösterimi düzenlendi. Gösterimde, Matrix filminin yönetmen yardýmcýlýðýný yapmýþ olan James McTeigue’nin yönettiði “V For Vandeta” isimli film sergilendi. Film, özellikle 11 Eylül sonrasýnda sermayenin kitleleri korku ve panik ortamýna sürükleyerek nasýl faþist baský rejimlerini kurduðunu, bu uðurda her türlü insanlýk dýþý uygulamaktan, biyolojik-kimyasal saldýrýlarýlar düzenlemekten çekinmediðini gösteriyor. Bu yönelimin toplumsal arka planýný ve kapitalizmle ilgisini karanlýkta býrakmakla birlikte, emperyalist sermayenin faþist saldýrgan karakterini gözler önüne sermeyi baþarýyor. Ýnsanlarýn kobay olarak kullanýldýðý ve öldürüldüðü bir araþtýrma sonrasýnda sað kalmayý baþararak kendisini bu komploya sürükleyenlerden intikam almaya çalýþan gizemli bir adamýn macerasýnýn anlatýldýðý filmde medyanýn, egemen güçlerin elinde halký uyutmak ve kandýrmak için nasýl kullanýldýðý da usta bir anlatýmla dile getirilmiþ. Yaklaþýk 30 kiþilik bir katýlým ile gerçekleþtirilen ve duvarý kaplayan beyaz bir perde üzerinde projeksiyon cihazý kullanýlarak yapýlan gösterim gerek ses ve görüntü, gerekse oda düzenlenmesi itibariyle izleyenlerde adeta bir sinema salonu havasý yarattý.

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

19


Yeni Evrede

Faþist Saldýrý

Mücadele Birliði

FAÞÝST SALDIRILAR ANTEP ÜNÝVERSÝTESÝ’NDE FAÞÝST SALDIRI Yaþadýðýmýz topraklarda sermaye sýnýfý her gecen gün kan emiciliðini daha da arttýrýyor. Ýþçi ve emekçi sýnýfa karþý her gecen gün saldýrýlarýna hýz veriyor. Geçtiðimiz haftalarda baþlayan üniversitelere yönelik saldýrýlar devam ediyor. Son iki haftada Mersin, Samsun, Zonguldak, Ýzmir ve Ankara’da yaþanan bu saldýrýlarýn biride Gaziantep Üniversitesinde yaþandý. 8 Aralýk Cuma günü Gaziantep Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu önünde ders çýkýþýnda 2 öðrenci durdurularak nereli olduklarý sorulmuþ ve kimliklerine bakmak isteyen faþist öðrenciler tarafýndan “siz doðulusunuz, Kürtsünüz’’ denilerek saldýrýya uðramýþtýr. Daha önceden organize olan öðrenci olmayan 20 kiþilik grup saldýrý baþlayýnca kampüse rahatlýkla girerek saldýrmýþlar ve saldýrýdan sonra rahatlýkla da çýkmýþlardýr. Saldýrý esnasýnda meslek yüksek okulunda bulunan güvenlik kameralarý olayýn yaþandýðý sýrada nasýl oluyorsa kayýt yapamamýþlardýr. Bu olaydaki gibi üniversitelerde polis-idare ve sivil faþist iþbirliði bir kez daha ortaya çýkýyor. Saldýrýya uðrayan öðrenciler tarafýndan 9 Aralýk’ta Antep Ýnsan Haklarý Derneði Þubesi’nde bir basýn açýklamasý düzenlendi. Mücadele Birliði Platformu olarak destek verdiðimiz basýn açýklamasýnda öðrenciler sorumlularýn yargýlanmasýný talep ederek, yaþanan bu saldýrýnýn Kürt öðrencileri psikolojik ve fiziki baský altýna alma, yýldýrma politikasýnýn bir ürünü olduðunu belirttiler.

BASKILAR SORUÞTURMALAR BÝZÝ YILDIRAMAZ Osmangazi Üniversitesinde, 2006 yýlýnýn yazýnda yapýlan alternatif þenliklerde, bir grup faþistin, saldýrmaya çalýþtýðý, ancak, alternatif þenliði düzenleyen devrimci öðrencilerden dayak yedikleri ve bu faþistlerden birinin beyin kanamasý geçirdiði olaylarýn üzerinden 3 ay gibi bir süre geçtikten sonra, toplam 6 öðrenci, okul içinde slogan atmak, bölücü müzik eþliðinde halay çekmek ve okulun düzenini ve huzurunu bozmak gibi gerekçelerle Üniversite yönetimi tarafýndan, ikiþer hafta uzaklaþtýrma ile cezalandýrýlmýþlardýr. Üniversite yönetimi tarafýndan bu uzaklaþtýrmalar ve soruþturmalar, öðrencileri sindirmek ve gözdaðý vermek amacýyla verilmiþtir. Öyle ki uzaklaþtýrma cezasý verilen öðrencilerden birinin, olayýn olduðu saatte derste olduðunun ispatlanmýþ olmasý bunun en somut kanýtýdýr. 13 Aralýk Çarþamba günü, ülke genelinde ve Eskiþehir’de, devrimci demokrat öðrencilere yönelik yapýlan uzaklaþtýrmalar ve soruþturmalarý protesto etmek amacýyla Eskiþehir Devrimci Öðrenci Birliði(DÖB) olarak, Adalar-Migros önünde yapýlan basýn açýklamasýna katýldýk. Basýn açýklamasýnda; 12 Eylül faþist darbesiyle, faþist yönetimin devamý olan YÖK,

20

sermaye ve devletle iþbirliði içinde olan üniversite yönetimlerinin, haklarýný arayan, muhalif olan öðrencileri, soruþturma, ceza, okuldan atma terörüyle karþý karþýya býrakarak, eðitim ve öðretim hakkýný engellediði, ülke genelinde Yýldýz Teknik Üniversitesinde 10, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coðrafya Fakültesinde 4, Hacettepe Üniversitesi’nde 31, Ortadoðu Teknik Üniversitesi’nde 2, Balýkesir Üniversitesi’nde 80, Ýstanbul Üniversitesi’nde 161 ve nihayetinde Osmangazi Üniveritesi’nde 6 öðrenciye soruþturma ve uzaklaþtýrma cezalarýnýn verildiði, Ýstanbul Üniversitesinde karnýný tutarak çýkan bir öðrenciye de þüpheli olmasý nedeniyle soruþturma açýldýðý belirtilerek, açýlan soruþturmalarla, benzer saldýrýlarla, devrimci öðrencileri okuldan uzaklaþtýrarak, depolitize edilmiþ öðrenci yaratýlmaya çalýþýldýðý anlatýldý ve “Soruþturmalar, Uzaklaþtýrmalar Bizi Yýldýramaz” sloganlarýyla basýn açýklamasý sona erdi. ESKÝÞEHÝR DÖB

ESKÝÞEHÝR’DE ÜNÝVERSÝTE ÖÐRENCÝLERÝNÝN EYLEMLERÝ Sýnýf savaþýmýnýn giderek yükseldiði bir dönemden geçmekteyiz. Ýþçi ve emekçilere dayatýlan açýlýk ve yoksulluða karþý yürütülen sýnýf savaþýmý, tüm canlýlýðýyla devam etmektedir. Bu öyle bir savaþ ki toplumun tüm bireylerini içine aldý. Sýnýf savaþýmý, iþçilerin önderliðinde öðrenci gençliði de eylemliklere yöneltti. Mersin Üniversitesi, Yýldýz Teknik Üniversitesi bu eylemliklerin yaþandýðý bazý üniversitelerdir. Bu eylemliklerden biri de 14 Aralýk 2006 Perþembe günü Eskiþehir Anadolu Üniversitesi’nde yaþandý. Anadolu Üniversitesi ile Osmangazi Üniversitesi öðrencileri, beslenme ve barýnma gibi temel ihtiyaçlarýnýn karþýlanmamasý nedeniyle, Yunusemre Öðrenci Yurdunun önünde bir basýn açýklamasý yaptýlar. Yapýlan basýn açýklamasýnda; yurt kapasitelerinin artýrýlmasý, yemek fiyatlarýn düþürülmesi, günlük yemek kuponlarýnýn hiç bir sýnýrlamaya tabi tutulmadan, farklý ürünlerin de alýnabilmesi taleplerinde bulundular. Yapýlan bu basýn açýklamasý sonrasýnda ise, öðrenciler verilen yemek kuponlarýný yaktýlar, çatal ve kaþýklarý fýrlattýlar. Bu eylemin, sadece bir baþlangýç olduðunu, taleplerinin yerine getirilmemesi halinde bu eylemlere devam edeceklerini söyleyerek yurt kantininin boykot edildiðini ilan ederek duyurdular. Basýn açýklamasýna biz de Devrimci Öðrenci Birliði (DÖB) olarak katýldýk. 68 Öðrenci hareketlerinde öðrenciler, iþçi sýnýfýyla ittifak kurarak bu savaþýmda, etkin rol oynamýþlardýr. Bugün toplumun bütün yoksullarý, kapitalizmin saldýrýlarýndan payýný almaktadýr. Sistemle sorunu olan yoksullarýn hepsi, TMY yasalarýyla karþý karþýya kalma potansiyelini taþýmaktadýr. Neo-liberal politikalarýn etkilemediði, köylü, çiftçi, iþçiler kalmamýþtýr. Buna benzer bir dizi politikalar yoksullarý daha yoksul, zenginleri daha zengin yapmaktadýr. Yetkin Mühendislik, KPSS sýnavlarý, öðrencilerin önüne kurulan bu engeller, sistemin artýk eskidiðinin, yerine yenisinin konulmasýnýn gerektiðinin birer göstergesidir. Þimdi yapýlmasý gereken, Denizler gibi, iþçilerle “Mücadele Birliðini” örerek, eskimiþ olanýn yerine yenisini, sosyalizmi kurmak için savaþmaktýr. ESKÝÞEHÝR DÖB

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007


Yeni Evrede

Kadro

Mücadele Birliði

KENDÝ ÝÇÝMÝZDE DEVRÝMÝ SÜREKLÝ KILMAK

D

uraðanlýk ve sýçramalarýn birbirini hýzla takip ettiði bir süreçten geçiyoruz. Tarih kendi içinde hareketin tüm çizgilerini barýndýrýyor. Olaylarýn diyalektik akýþý kendini her yerde hissettiriyor. Ve herkesi kendini bir kez daha gözden geçirmeye zorunlu kýlýyor. Herþeyin diyalektik olarak geliþtiði yerde rutinliðe alýþmak, devrimciliðin ölümüdür. Ayný zamanda geliþmenin gerisinde kalmak, süreçten kopmak, kendi kabuðunda körelmektir. Statükoculuk, varolanýn korunmasý, devingenliðin yitirilmesidir. En hafif tabiriyle “halinden memnun olma”, daha iyisini ve fazlasýný yapmak için gayret gösterme isteði duymamadýr. Etrafýnda bir sürü geliþme yaþanýrken, insanýn kendi kafasýnda, bir türlü deðiþtirmeye cesaret edemediði kendi sýnýrlarýnda durmasý ve giderek lif lif dökülmesidir. Ayný anlama gelmek üzere, memur zihniyeti, bir devrim partisinin kadrolarýnýn geliþiminin en büyük engellerinden biridir. Memur zihniyeti karþýmýza farklý farklý görünümlerde çýkar. Kimi zaman günü doldurma gayreti olarak, kimi zaman her zaman yaptýðýmýz iþten fazlasý ya da biraz farklýsý bizden istendiðinde gösterdiðimiz ayak diremede, kimi zaman rutinin dýþýna çýkma korkusunda, kimi zaman “ne yapayým yaratýcý düþünemiyorum” ya da “ne yapayým elimden fazlasý gelmiyor” serzeniþlerinde, kimi zaman bir iþi yapma konusunda gösterilen isteksizlikte, ayak sürümede, kimi zaman inisiyatifsizlikte, sadece söyleneni yapma daha fazlasýný düþünmemede, kimi zaman sadece kendi iþini, kendi alanýný düþünüp bütüne kafa yormamada, kimi zaman alýþkanlýklarýn gücüne teslim olmada, kimi zaman zorluklarýn üzerine gitme cesaretini kendinde görememede. Bütün bu saydýklarýmýzýn ortak paydasý ise benmerkezci düþünme, kolektifin ihtiyaçlarýna göre hareket etmekten çok kendi rahatýna ve istemlerine göre hareket etme eðilimidir. Devrime, kolektife, bütüne yoðunlaþma yerine daha çok kendi kiþisel meselelerine kafa yorma, kendinle ilgilenmedir. Bu

nedenle kolektif olarak yapýlan ya da kolektif için yapýlan her iþ, bir an önce bitirilmesi gereken, giderek nasýl yapýldýðý da önemini yitirmeye baþlayan, sadece yapýlmasý ya da yapýlmýþ görünmesi yeterli olan uðraþýlar halini alýr. Bu yoðunlaþmanýn, motivasyonun daðýlmasý demektir. Artýk akýlda baþka düþünceler dönenip dururken, siz baþka bir pratik içindesinizdir. Bu kendi doðallýðýnda yabancýlaþmaya getirir. Ýnsan, yaptýðý iþ üzerindeki egemenliðini, kontrolünü kaybettiði anda yabancýlaþma kendini gösterir. Bu artýk o iþten verim alamamak demektir. Bu giderek tüm motivasyonun yitimi, yaptýðýn iþi þevkle yapamama demektir. Görüldüðü gibi memur zihniyeti sanýldýðýndan çok daha sinsi, herkesi etkisi altýna alabilecek denli yakýnda ve tehlikeli bir hastalýktýr. Ve onu yenebilmenin tek koþulu insanýn her gün her saat kendini yeniden gözden geçirmesi, alýþkanlýklarýn gücünü kýrmak için özel bir çaba sarfetmesi, kendini aþmak için yoðun bir gayret göstermesidir. Komünistler, her zaman yeni bir baþlangýç yapabilme gücünü kendinde bulabilen insanlardýr. Yeni bir dünya kurmak için yola çýkmýþ olan insanlar, her þeyden önce kendi içlerinde devrimi sürekli kýlan insanlardýr. Bu bir insanýn kendinde olan güçlerin farkýnda olmasý, onlarý açýða çýkarmak için daha fazla emek harcamasý, yeni yetenekler elde etmek, geliþimini sürekli kýlmak için çalýþmasýyla olur. Hiçbir bilgi, hiçbir yetenek insana durduðu yerde gelmez. Engels, “deha çalýþmadýr” der. Demek ki bizlerin herþeyden önce “iþleyen demir pas tutmaz” prensibinden hareket etmemiz gerekiyor. Çalýþmamýz, gerçekten çok çalýþmamýz, ama bunu mekanik bir tarzda deðil, þevkle, gönüllü bir þekilde yapmamýz gerekiyor. Çoðu zaman þikayetçi olduðumuz þeye bir bakalým: “yaratýcý düþüncelerin eksikliði”. Evet doðru, bu konuda herbirimiz ne kadar hayýflansak azdýr. Bunu kendi dýþýmýzdaki sol hareketlerle kendimizi kýyaslayarak söylemiyoruz. Bizim iddialarýmýza sahip olan bir kolektifin henüz hakettiði yere gelememiþ olmasýndan dolayý söylüyoruz. 84. Sayý / 8-22 Ocak 2007

Yaratýcý düþünceler de insanlara durduklarý yerde gelmezler. Herþeyden önce yapýlan iþ üzerinde tam bir yoðunlaþma gereklidir. Eðer devrim ve iktidar konularýna tam anlamýyla konsantre olursak, diðer tüm þeyler ikinci plana itilirse, o zaman bu konuda yaratýcý düþünceler kendiliðinden sökün edecektir. Devrimi nasýl yapacaðýmýz, iktidarý nasýl ele geçireceðimiz konusunda daha fazla düþünür, tüm düþüncelerimizi bir pusulanýn iðnesi gibi bu noktaya yoðunlaþtýrýrsak, o zaman her bir leninist, gizil potansiyelini daha çok açýða çýkarabilecek ve pratiðe daha çok müdahalede bulunabilecek ve dolayýsýyla daha fazla inisiyatif alabilecektir. Örneðin, örgütlenme konusunda devrimimiz ve kolektifimiz her bir yoldaþýn yaratýcý katkýsýný bekliyor. Ve bu artýk teorik bir konu olmaktan çok pratik bir zorunluluk halini almýþtýr. Devrimi örgütleyebilmek için bir güç örgütü haline gelmemiz, bunun için yýðýnlarý örgütlememiz gerekiyor. Ýþte bu noktada tüm yoldaþlarýmýzýn yaratýcý katkýsýna ihtiyacýmýz var; özellikle genç yoldaþlarýn. Ýþçi sýnýfý ve emekçilerin örgütlenmesinde yeni Babuþkinlere, Sverdlovlara ihtiyacýmýz var. bunun için hepimizin silkinmeye daha büyük bir þevk ve enerjiyle çalýþmaya, devrimin Leninist Partinin iþi olduðunu daha çok kavramaya ihtiyacýmýz var. Bunun için de hepimizin ideolojik ve politik geliþimimizi hýzlandýrmaya... Etrafýmýzda olup biten olaylarý, Marksizm-Leninizmin süzgecinden geçirip tüm yönleriyle kavrama ve ayný zamanda yýðýnlara bunu onlarýn anlayacaðý bir dille anlatma gibi bir sorumluluðumuz var. Güncel politik olaylarý çözümlemek ve olaylarýn geliþim yönünü yýðýnlara göstermek zorundayýz. Bunu baþardýðýmýzda yýðýnlar hýzla bizi takip edeceklerdir. Bu tarihin düðümünün çözülmesi, kelimenin tam anlamýyla bir sýçramadýr. Bir sýçrama yapabilmek için önce kendi elimizle kendi etrafýmýza ördüðümüz kozayý yýrtmamýz gerekiyor. Artýk bir kadro hareketi olmaktan çýkýp yýðýnlarýn partisi olma yolunda gayret göstermeli, bu konuda yeni yol ve yöntemler bulmalýyýz. Devrimin geliþimi hýzlý ve sýçramalý olacak. Yýðýnlar akacak yatak arýyorlar. Onlara doðru kanalý göstermek, iktidar için mücadele etmek üzere yýðýnlarý örgütlemek, þimdi hepimizin en öncelikli görevi. Ama bunun için önce üzerimize sirayet etmiþ ya da edebilecek olan memur zihniyetini saflarýmýzdan bütünüyle söküp atmamýz ve kendi içimizde devrimi sürekli hale getirmemiz gerekiyor. Castro’nun sözlerini bir kez daha hatýrlayalým: Devrim Ýçin Savaþmayana Komünist Denmez.

21


Yeni Evrede

Antep

Mücadele Birliði

ANTEP’TE Saldýrýlara Karþý Basýn Açýklamasý

Ý

þçi ve emekçiler üzerinde kurulmaya çalýþýlan baskýlar sadece medyadan yapýlan yozlaþtýrma politikalarýyla deðil þiddet yolu ile de kendini gösteriyor. Sermaye sýnýfýnýn uyguladýðý bu yöntemlerin bir uzantýsý olarak 29 Aralýk Cuma günü Antep’te Ayýþýðý Sanat Merkezi ve Genç Emekçiler Birliði Derneði’ne terörle mücadele polisleri tarafýndan baskýn yapýlmýþ, arama adý altýnda eþyalar daðýtýlarak bazý kitap ve defterlere el konulmuþ, Genç Emekçiler Birliði Derneði baþkaný Ferhat Erkabalcý gözaltýna alýnmýþtý. 7 Ocak Pazar günü saat 13:00’te Antep Adliyesi önünde Mücadele Birliði Platformu tarafýndan bir basýn açýklamasý düzenlenerek, gerçekleþtirilen saldýrýlar protesto edildi. ESP’nin de destek verdiði eylemde Ayýþýðý Sanat Merkezi önünde toplanýlarak basýn açýklamasýnýn yapýlacaðý alana doðru “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” yazýlý ve “Mücadele Birliði” imzalý pankart açýlýp sloganlarla yürüyüþe geçildi. Alana gelindiðinde basýn açýklamasýna baþlamadan önce komünist þair Nazým Hikmet’in “Hürriyet Kavgasý” þiiri okundu. “Daha gün o gün deðil, derlenip dürülmesin bayraklar / Uzaktan duyduðunuz çakallarýn ulumasýdýr / Saflarý sýklaþtýrýn çocuklar / Bu kavga faþizme karþý, bu kavga hürriyet kavgasýdýr.” dizelerinden sonra okunan basýn açýklamasýnda seçimler yaklaþtýkça meydanlara çýkýlarak vaatlerde bulunulduðu; ancak kim gelirse gelsin açlýk, sefalet, kan ve gözyaþýndan baþka bir þey verilmediði anlatýlarak “Grevler yasaklanýyor, grev çadýrlarýna silahlý saldýrýlar düzenleniyor, F tipi zindanlarda baský ve iþkence uygulamalarýyla devrimci tutsaklar sindirilmeye çalýþýlýyor, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakký yok sayýlýyor, insanlarýn olduðu yerlerde bombalar patlatýlýyor, küçük yaþtaki çocuklar ‘terörist’ denilerek katlediliyor. Þimdi ise bu saldýrýlar dýþarýdaki devrimcilere yönelik baskýlarýn yoðunlaþmasý þeklinde devam ediyor… Özelde Ayýþýðý’na ve GEB’e yönelik bu saldýrýlarda asýl mesajýn emekçi sýnýflara verilmeye çalýþýldýðý unutulmamalýdýr…” denildi ve emeðin sanatýný üreten ve emekçi kitlelerle sýký baðlar kuran Ayýþýðý Sanat Merkezi ve iþçi ve emekçilerin sesi olan Genç Emekçiler Birliði’ne karþý yapýlan bu saldýrýlara karþý emekçilerin sessiz kalmamasý gerektiði anlatýldý. Basýn açýklamasý “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Devrimci Sanat Engellenemez”, “Devrimci Basýn Susturulamaz”, “Yaþasýn Devrim ve Sosyalizm”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarý ile bitirildi. BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! DEVRÝMCÝ SANAT SUSTURULAMAZ! BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK! Antep Mücadele Birliði Platformu

22

84. Sayý / 8-22 Ocak 2007


s084  

3 Baþyazý 84. Sayý / 8-22 Ocak 2007 Mücadele Birliði Yeni Evrede C. DAÐLI 4 Baþyazý 84. Sayý / 8-22 Ocak 2007 Mücadele Birliði Yeni Evrede 5...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you