Page 1


Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

ÖZGÜRLÜÐE AÇILAN YOL K

omünizm, yalnýzca, ortak üretilen ürünlerin herkesin gereksinimine göre daðýlýmý deðildir; ondan önce, bu ürünlerin bolca üretimidir. Bunun da önkoþulu üretici güçlerin ileri düzeyde geliþimidir. Yani baþka bir deyimle, bölüþümün ihtiyaca göre olmasý, emeðin üretkenlik derecesine baðlýdýr. Toplumun örgütlülük düzeyi burada bir etmendir. Ürünlerin daðýlým biçimi toplumun geliþme derecesine baðlý olacaktýr. Komünizm, ancak ekonomik olarak örgütlenebilir. Bunun maddi ön koþullarýnýn önceden örgütlenmesi gerekir. Komünizmin dayanacaðý maddi temellerin ortaya çýkabilmesi için ise, bir dizi geliþme gerekiyor. Ürünlerin herkesin “gereksinimine göre” daðýlýmý ancak böylesi geliþmiþ bir ekonomik temel üzerinde gerçekleþir. Kapitalizmin tarihte ilerletici eðilimi, toplam ürünün miktarýna göre, üreten sýnýfýn sayýsýný sürekli aþaðý çekmesi (düþürmesi)dir. Alt sýnýflarýn (üretken gücün, üretken sýnýfýn) sayýsýnýn azalmasý bir ülkenin ne kadar zengin olduðunu gösterir. Bu demektir ki, o ülkedeki üretici güçler çok geliþmiþtir, yani emek üretkenliði ileri düzeye ulaþmýþtýr. Toplum maddi üretim için daha az zaman ayýrmaktadýr. “Bir yandan metalarýn üretimi için gerekli emek-zamaný yok denecek bir en aza dolayýsýyla ürün miktarýyla ilintili olarak üretken nüfusun sayýsýný indirmek, sermayenin eðilimidir; ancak öte yandan (kapitalist üretim biçimi - ç) biriktirme, karý sermayeye dönüþtürme, baþkalarýnýn olabilen en çok miktardaki emeðini sahiplenme biçimindeki karþýt eðilimi de içinde taþýr.” (Marx, Artý-Deðer Teorileri, 1. Kitap) Kapitalist üretim her iki karþýt eðilimi de birlikte barýndýrýr. Meta üretimi için toplumsal gerekli emek zamanýný -iþçinin bireysel gerekli emek zamanýný deðil- en aza düþürme eðilimi; olabildiðince artý - emek zamanýný yükseltme, artý-deðeri, artý ürünü artýrma eðilimini de içerir. Kapitalist üretimin geliþimi tarihsel olarak bir ilerlemedir, toplumu ilerletici bir rol oynar. Ancak burjuva toplumun ilerlemesi karþýtlýk içinde bir ilerlemedir. Kapitalist üretim biçimi, sýnýflarýn karþýtlýklarýný sadece yeniden üretmekle kalmaz, her seferinde bu uzlaþmaz

karþýtlýklarý daha ileri götürür, derinleþtirir. Kapitalist kendi iradesi dýþýndaki koþullar nedeniyle üretim þartlarýný iyileþtirmek ve üretim araçlarýný durmaksýzýn yetkinleþtirmek zorundadýr. Rekabet yasasý, bir doða yasasý gibi onu buna daima zorlar. Eðer iþgününün uzunluðu belli ise, bu durumda emeðin üretkenliðini ve yoðunluðunu artýrýr. Böylece gerekli emek-zamanýný düþürerek, cebe atacaðý artý-emek zamanýný uzatmýþ olur. Ýþçinin kendi geçimi için harcadýðý emek-zamanýný “yok denecek düzeye” indirmek sermayenin sürekli bir eðilimi olarak kalýr. “Emeðin üretkenliðinde yükselme ve yoðunluðunda artýþ, her ikisi de benzer etkiler yaratýr. Bunlarýn her ikisi de, belli bir sürede üretilen mal kitlesini artýrýr. Bu nedenle her ikisi de, emekçinin kendisi için gerekli geçim araçlarýný ya da bunlarýn eþ deðerlerini üretmesi için harcamak zorunda olduðu iþgünü bölümünü kýsaltýr. Ýþ gününün asgari uzunluðu, bu zorunlu, ama kýsaltýlmýþ bölümüyle saptanýr. Eðer iþgününün tamamý bu bölümün uzunluðu kadar daralmýþ olsa, artý-emek ortadan kalkardý; böyle bir sonuç sermaye rejimi altýnda tamamen olanaksýzdýr.” (Marx, Kapital 1.Cilt) Sermaye de zaten bunu asla kabul etmez. Ücretli emek sistemi, sermayenin ve sermayenin kendisini geniþletmesinin koþuludur. Sermaye ise artý-emeðine el koymak için -hiçbir karþýlýk ödemeksizin- iþçiye belli bir ücret öder. Kapitalist, eðer iþgünün genel sýnýrlarýný deðiþtiremiyorsa -mutlak olarako takdirde, uzunluðu belli olan iþgünü içinde, iþçinin kendi geçim araçlarý için gerekli olan iþgünü bölümünü kýsaltýr. Ýþgünü emekçi için gerekli emek-zamanýný ve kapitalist için artý emek-zamanýný içerir. Emekçi tüm iþgününü kendisi için gerekli olan asgari düzeye düþürse, artý-emeði de, uygarlýðýn geliþimini de ortadan kaldýrmýþ olur. Artý emek üretimi çok eski zamandan beri var. Köleci toplumda, bugün bile hayranlýkla baktýðýmýz o dev yapýtlarý, kölelerin artý-emeði ile inþa ettiler. Mýsýr piramitlerini; köleler doðal yolla ve basit geçim araçlarý tüketerek kendileri için daha az zaman harcayan insanlarýn arta kalan zamanlarý içinde (artý-emek) harcayarak yaptýlar. Kapitalizmde emekçinin artý-emeði toplumun gereksinmelerine deðil kapitalistin sermayesini geniþletmesi için kullanýlýyor. “Ancak -diyor Marx- kapitalist üretim biçiminin ortadan kaldýrýlmasýyla, iþgününün uzunluðu gerekli-emek zamanýna indirgenebilir. Ama bu durum da bile, bu süre, sýnýrlarýný geniþletecektir. Bunun nedeni bir yandan, ‘gerekli geçim araçlarý’ kavramýnýn büyük ölçüde geniþlemesi, emekçinin tamamen farklý bir yaþam düzeyine ulaþma çabasýdýr. Öte yandan, bunun nedeni, þimdi artý-emek sayýlanýn, o zaman gerekli-emek sayýlmasýdýr; bununla, yedek ve birikim için bir fonu oluþturan emeði kastediyorum.” (age.)

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

3


Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

Kaba sosyalizmin dile getirdiði “emeðin karþýlýðýný istemek” ifadesinin tüm saçmalýðý burada daha iyi anlaþýlýyor. Birincisi ürünlerin (metalarýn) emekçiler tarafýndan ortaklaþa üretildiði koþullarda, herhangi bir emekçinin “bu benim ürünümdür” diyebileceði, ortada bireysel emeðin ürünü diye bir þey yoktur; ikincisi, bu kapitalizm altýnda olanaksýzdýr, çünkü emekçi emeðinin tüm karþýlýðýný aldýðý zaman ortada kapitalist diye birþey kalmaz; üçüncü olarak, sosyalizmde gerekli toplumsal fonlar kesildikten sonra, ürünler bireyler arasýnda paylaþtýrýlýr. Sosyalizmde emekçilerin bütün emek-zamanýn ürünleri bireylerin çok yönlü geliþimi için kullanýlýr. “Emeðin yoðunluðu ile üretkenliði belli ise, toplumun maddi üretim için ayýracaðý zaman o kadar kýsadýr ve dolayýsýyla, iþin gitgide daha fazla ölçüde toplumun bütün saðlýklý üyeleri arasýnda eþit þekilde daðýtýlmasý ve belli bir sýnýfýn elinden, doðal emek yükünü kendi omuzlarýndan kaldýrýp toplumun baþka bir tabakasýnýn omuzlarýna yükleme gücünün alýnmasý oranýnda, eldeki zamanýn bireyin zihinsel ve toplumsal yeteneklerini serbestçe geliþtirmesine ayrýlmasýna olanaklý olacaktýr. Bu yönden iþgününün kýsaltýlmasý, emeðin genelleþtirilmesinde, en sonu, bir sýnýra ulaþmýþ olacaktýr. Kapitalist toplumda, halk kitlelerinin bütün yaþamý emek-zamanýna dönüþtürülerek, tek bir sýnýfa bolca boþ zaman saðlanýr.” (Marx, Age.) Emekçi halkýn tüm zamanýnýn emek-zamanýna çevrilmesi, kapitalist sýnýfýn asalaklýðýnýn ve kültür edinmesinin ön koþuludur. Oysaki toplumun maddi üretim için gereken zamaný kýsaltýlmasý ile her birey bunun olumlu sonuçlarýndan yararlanabilir, kendini entellektüel ve fiziki olarak geliþtirme olanaklarýna sahip olabilir. Ama bu, kapitalist toplumda olanaksýzdýr. Öncelikle tüm üretim araçlarýnýn toplumun ortaklýðýna alýnmasý gerekiyor. O zaman her saðlýklý birey, topluma ait iþ araçlarýna dayanarak iþ görecek; kýsalmýþ olan iþgünü nedeniyle açýða çýkan “serbest zaman” içinde kendini toplumsal olarak geliþtirebilecektir. Bu, emeðin; dolayýsýyla toplumun yeni bir ilke temelinde, komünizm temelinde örgütlenmesini gerektirir. Antik çaðdan beri artý-emek, gereksinmeleri sürekli artan ve geniþleyen nüfusun gereksinimlerini karþýlamak ve toplumun yeniden üretimi bir zorunluluktur. Kapitalist toplumda bu, sermayenin temelini oluþturur. “Bu artý-emeði, üretici güçlerin, toplumsal iliþkilerin geliþmesi için daha yararlý bir þekilde ve koþullar altýnda zorlamasý ve daha önceki kölelik, serflik, vb. biçimlerinde olduðundan daha yüksek ve yeni öðelerin yaratýlmasý, sermayenin uygarlaþtýrýcý yanlarýndan biridir. Böylece o, bir yandan, toplumun bir kesimi tarafýndan, diðer kesimin saf dýþý býrakýlmasý pahasýna, toplumsal geliþmenin (maddi ve zihinsel yararlarý dahil) ezilmesine ve tekel altýna alýnmasýna varacak bir aþamanýn doðmasýna yol açar; öte yandan da, genel olarak maddi emeðe ayrýlan zamanda daha büyük bir azalma ile bu artýemeðin daha yüksek bir toplum biçimiyle birleþmesini olanaklý kýlarak, maddi araçlarý ve çekirdek halindeki koþullar yaratýr.” (Marx, Kapital Cilt 3) Demek ki, maddi emeðe ayrýlan zamanýn azalmasý tarih-

4

sel olarak büyük bir geliþme aþamasýdýr. Bir dizi toplumsal alt-üst oluþu gerektirir. Bunun daha ileri götürülmesi, insanlýðý daha yüksek bir toplum biçimine götürür. Bu daha yüksek toplumun maddi araçlarý ve koþullarý kapitalist üretim tarafýndan oluþturulur. Kapitalist üretim, el koyduðu artý-emeði daima daha büyütmek için, maddi üretim için gereken toplumsal emek-zamanýný en aza indirerek, yerini alacak toplumun yollarýný döþemiþ oluyor. Tüm bu maddi üretim sürecinin geliþimi, insanlýðý ekonominin baskýsýndan kurtaracak, zorunluluk dünyasýndan, özgürlük dünyasýna sýçramasýný saðlayacak koþullarýn hazýrlanmasýný olanaklý kýlar. Ýnsanlar elde ettikleri ileri geliþme sayesinde yaþamlarýný maddi üretimin etkisinden kurtaracak ve gerçekten özgür olacaklar. “Gerçekte özgürlük âlemi ancak, emeðin zorunluluk ve günlük kaygýlarla belirlendiði alanýn bittiði yerde fiilen baþlamýþ olur; demek ki bu âlem, eþyanýn doðasý gereði, fiili maddi üretim alanýnýn ötesinde bulunur.” (Marx. Age.) Ýnsanlar ekonominin baskýsý altýnda olduðu, yaþamýný günlük ekonomik kaygýlarla belirlediði, bireysel yaþam savaþý içinde olduðu zorunluluklar dünyasýnda özgür deðildir. Ýnsanlarý denetim altýnda tutan tüm nesnel güçler, ortaklaþa denetim altýna alýndýðý zaman ve maddi üretime daha az zaman ayýrdýklarý yani maddi âlemin ötesine gidebildikleri ölçüde özgür olurlar. “Bu alanda özgürlük ancak doðanýn kar güçlerinin önüne katýlmak yerine, doðayla olan karþýlýklý iliþkilerini rasyonel bir biçimde düzenleyen ve doðayý ortak bir denetim altýna sokan toplumsal insan, ortaklaþa üreticiler tarafýndan gerçekleþtirilebilir; ve bu, en az enerji harcamasýyla ve insan doðasýna en uygun, en layýk koþullar altýnda baþarýlýr. Ama gene de bu, bir zorunluluk âlemi olmakta devam eder. Gerçek özgürlük âlemi, kendi baþýna bir amaç olarak insan enerjisinin geliþmesi, bunun ötesinde baþlar; ama bu da ancak temelindeki bu zorunluluk âlemi ile serpilip geliþebilir. Ýþgününün kýsaltýlmasý onun temel ön koþuludur.” (Marx. Age.) Maddi koþullarýn geliþtirilmesine bugüne deðin birbirini izleyen çeþitli toplumsal biçimler altýnda devam edildi. Ama artýk mevcut toplumsal biçim altýnda devam edilemez. Kapitalist biçim, insaný ve doðayý tamamen mahvolma noktasýna getirmiþtir. Bugüne kadar elde edilen geliþmenin meyvelerinden yoksun kalmamak için burjuva biçime son vermek þarttýr. Ýnsanýn artýk kendisiyle ve doðayla iliþkilerini yeniden ve uyumlu olarak düzenlemesi bir zorunluluk olmuþtur. Özgürlük ancak bu iliþkilerin yeniden düzenlenmesiyle gerçekleþtirilir. Bugün zorunluluklar dünyasýndan, özgürlük dünyasýna sýçrayýþýn neresindeyiz. Üretici güçlerin artmasý, emeðin daha üretken hale gelmesi, özgürlük çaðýna doðru yeni bir geliþme evresine girildiðini gösteriyor. Bu geliþmeler, þimdiye kadar, insanlarýn karþýsýna yabancý nesnel bir güç olarak dikilen toplumsal güçleri, kendi ortak denetimine alabilecekleri bir temeli veriyor. Tüm bu nesnel geliþmeler, insanlýðýn kurtuluþuna açýlan yolu olanaklý kýlmaktadýr. C.DAÐLI

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006


Yeni Evrede

Ortadoðu

Mücadele Birliði

ÝRAN ÜZERÝNDE SAVAÞ BULUTLARI VE DEVRÝM OLANAÐI ABD’nin üst düzey bürokrat ve yöneticilerinin ardý ardýna yaptýklarý Ankara ziyaretlerinde, nelerin konuþulduðuna dair sýr gibi saklanan ama her nedense (?!) sürekli sýzdýrýlan bilgiler, ABD’nin Ýran’a karþý Türkiye’nin de içinde bulunduðu bir operasyon hazýrlýðýnda olduðu tartýþmalarýný alevlendirdi. “Ben Tahran’ýn çöpçüsüyüm” türünden sözlerle mütevazýlýk (Ecevit’i anýmsamadan edemiyoruz) postuna bürünen Ýran’ýn yeni Cumhurbaþkaný Ahmedinejad’ýn Ýsrail’e yönelik sert sözleri ve tüm dünyanýn dikkatini odakladýðý nükleer enerji pazarlýðý, “sýzan” bilgilerin oluþturduðu görüntüyü daha da pekiþtirdi. Ya da tam tersi. Sert pazarlýklarda öne sürülen “koz”lar, Ankara ziyaretleriyle pekiþtirildi. Her an deðiþen koþullara ve güç iliþkilerine baðlý olan ABD-Ýran savaþýnýn, ne zaman ve hangi bahanelerle baþlayacaðýný kestirmek zor. Öte yandan devrimci proletarya, böyle bir savaþa karþý tavýrda, “kim önce saldýrdý, kimin gerekçeleri haklý?” sorularýndan hareket etmez. Proletarya, savaþlara karþý tavrýný somut duruma dayanarak, bu savaþýn hangi politikalarýn devamý olduðuna bakarak kararlaþtýrýr. Yalnýzca görünenle yetinenler, bir yandan her þeye egemen olmaya çalýþan bir emperyalist büyük gücü, öbür yanda da “ABD’ye kafa tutan” bir ülkeyi ve onun “mütevazý” baþkanýný görüyorlar. Irak iþgali sýrasýnda Saddam gericiliðini dolaylý-dolaysýz desteklemeye varan bu sakat anti-emperyalist bakýþýn, Ýran olayýnda da tökezlemesi kaçýnýlmaz gibi görünüyor. Bir topal at gibi, her çukurda tökezleyen bu anlayýþ nasýl türedi? Lenin’in, emperyalizme karþý gerici sýnýflarýn baþkaldýrýlarýný desteklemenin yersiz ve hatalý oluþu kadar, “küçük” ulus burjuvalarýnýn, “büyük güçler”e karþý kendi çýkarlarýný koruma savaþýna da desteðin hatalý olacaðýna dair o büyük düþüncesi nasýl unutuldu? 20. yüzyýlýn baþýnda, demokrasi mücadelesini küçümseyen sosyalistlerin Marksizmi nasýl bir karikatür haline getirdiðini görmüþtük. 21. yüzyýlýn baþýnda bu kez, emperyalizme karþý demokrasi mücadelesini karikatür hale getirenler çýktý. Geçen süre içinde, emperyalistler arasýndan büyük bir güç, ABD, tüm hegemonyayý tek baþýna eline aldý ve neredeyse, bütün kötülüklerin kaynaðý olarak görünmeye baþladý. Emperyalizmin asýl temeli olan tekelci kapitalizm gözden kaçtýkça, “azgýn-kudurmuþ Yanki”nin karþýsýna çýkan her güç, desteklenir oldu. Günümüz karikatürcüleri, herþeye egemen bir “Büyük Güç” karþýsýnda, “küçük uluslar”ýn milliyetçiliðinden beslendi-besleniyor. Proletarya, küçük-burjuvazinin gözünü boyayan bu “büyük güç” ve ona “kafa tutan güçler”e karþý, kendi baðýmsýz sýnýf tavrýný koruyabilmek için, önümüzdeki savaþýn hangi politikalarýn devamý olacaðýný cevaplandýrmak ve “küçük ulus burjuvalarý”nýn deðil, sosyalizmin, proletaryanýn kurtuluþunun

perspektifinden, geliþmelere bakmak zorundadýr.

Sermaye Cenneti Ýran ABD destekli Þah rejimini deviren, 79 halk devriminin, mülk sahibi sýnýflarýn gerici siyasi partisi mollalarýn elinde nasýl eriyip gittiðini biliyoruz. Mollalar ilk iþ olarak, devrimin bütün demokratik-devrimci ve sosyalist damarlarýný kurutmak için, emekçi güçlere iç-savaþ baþlattý. Yüzyýllarýn imparatorluk geleneðinde kaynaðýný bulan bir milliyetçiliðin bulanýklaþtýrdýðý “anti-emperyalizm” anlayýþýnýn sakatlýðý yüzünden, Mollalar iktidarýna destek veren komünist parti ve örgütler, bu iç-savaþtan yenik çýktýlar. Bu yenilgi, yirmi yýlý aþan bir daðýnýklýða neden oldu. Mollalar rejiminde yeni bir iktidar biçimi bulan sermaye, devrimin yarattýðý radikallikle, iþçi sýnýfýnýn ve ezilen halklarýn tüm demokratik haklarýný budadý. Þeriat hükümetleri, ülkeyi ortaçað karanlýðýna hapsetti Emekçiler için bu karanlýk, sermaye için “cennet” oldu. Sayýlarý 20 bini geçmeyen mollalar, ülkenin çok zengin kaynaklarýnýn üzerinde tam denetim kurdu. Muazzam tarým arazileri, gayri-menkuller ve vakýflar aracýlýðýyla denetlenen þirketler, islami usul tekelci egemenlik araçlarý oldular. Büyük sermaye sahibi Mollalar, ülkenin siyasi sistemini de tam egemenliklerine aldýlar. Ýran’daki gelir daðýlýmýnýn, Türkiye’den bile bozuk olduðu göz önünde tutulursa, molla rejiminin nasýl bir tekelci güç üzerine oturduðu daha iyi anlaþýlýr. Sayýlarý 20 bini bulmayan “Mollalar”ýn elinde biriken bu sermaye, teknolojik gerilik ve pazar sorunu yaþamaya baþladý. Ýran, sahip olduðu doðalgaz ve petrol kaynaklarýna dayanarak, dünya kapitalist pazarlarýyla iliþki kurmaya giriþti. Rafsancani döneminde, Japon ve Hintli petrol tekelleriyle iþbirliði anlaþmalarýna gidildi. Hatemi yönetimiyle birlikte, bu iþ birliði listesine, Fransýz Elf Total, Ýtalyan ENÝ, Shell gibi dev tekeller eklendi. Listede bulunmayan tek emperyalist güç ABD’ydi. Fakat onlar da, çokuluslu tekeller aracýlýðýyla dolaylý yollardan Ýran sermayesinin iþbirliði sürecine katkýda bulundular. Lenin, “...kapitalizm altýnda çýkar ve nüfus bölgelerinin, sömürgelerin vs. paylaþýlmasý konusunda, paylaþýma katýlanlarýn gücünden, bunlarýn genel ekonomik, mali, askeri vs. gücünden baþka bir temel düþünülemez” diyor. Ýran büyük sermayesinin kendi çýkar ve nüfus alanlarýný emperyalist güçlerle paylaþmak konusundaki “sert” tutumu, mollarýn “anti-emperyalist” tutumlarýna baðlayanlar, Lenin’in bu sözlerini tamamen bir kenara býrakmýþ görünüyorlar. Ýran büyük sermayesi bu gücü bir dizi ekonomik ve askeri koþuldan alýyor. Birincisi, muazzam enerji kaynaklarý üzerindeki egemenlikleridir. Dünya doðalgaz rejiminin 2/3’ü Ýran’dadýr. Suudi Arabistan’dan sonra, OPEC içinde ikinci büyük petrol ihracatçýsýdýr. Ayrýca, dünya petrol ticaretinin çoðunluðunun akýp gittiði Hürmüz

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

5


Yeni Evrede

Ortadoðu

Mücadele Birliði

Boðazý üzerinde askeri bir gücü þanlar çýkacaktýr. Ama böyle bir Bugün, nükleer enerji konusunda patlak vardýr. Enerji kaynaklarý üzerindeki veren tartýþmalar ve karþýlýklý tehditler, yeni ve politika, býrakalým sosyalizmi, anbu ekonomik ve askeri denetim, Ýti-emperyalist bir demokrasi adýna daha geniþ çýkar ve nüfus alanlarýnýn ran büyük sermayesine, birikiminin paylaþýmýnýn kýzýþtýðýný gösteriyor. “Biz ABD’nin bile savunulamaz. Ýran büyük serötesinde bir pazarlýk gücü saðlýyor. mayesi, kendi emekçi halklarý ve Ýran’ý iþgal edeceðini sanmýyoruz” diyor Ýran Ýran büyük sermayesinin pazarproletaryasý tarafýndan yýkýlmaya Komünist Partisi (TUDEH) MK üyesi Bahram lýk gücünü oluþturan bir diðer etRahmani, “Avrupa’ya kaptýrdýklarý Ýran pazarýna mahkûm, gerici bir güçtür. Ýran men, nükleer enerji kapasitesidir. proletaryasýnýn önünde, Molla rejibaský, tehdit ve þantajla tekrar girmeye Þah rejimi döneminde, Fransýz-Bel- çalýþýyorlar”Ýran’ýn nükleer kapasitesinin tam da mini kollayacaklarý anti-emperyaçika-Alman tekelleriyle girilen iliþlist bir burjuva demokrasisi sorunu bu dönem bir tehlike olarak sunulmasýnýn bir kiler sonucu, 20’den fazla nükleer deðil, büyük sermayeyi devirip yobaþka nedeni, Irak’ta seçim sonrasý tesis inþa edilmiþtir. Ýran büyük serlunu açacaklarý halk demokrasisi kurulamayan hükümetin pazarlýklarýnýn mayesi, emperyalist güçlerle pazarve sosyalizm sorunu vardýr. Türkikýzýþmasýdýr. lýklara baþladýðýnda, bu nükleer teye ve Kürdistan proletaryasý da, a(...) Eðer havada uçuþan tehditlere bakacak sislerde yeniden faaliyete giriþti. Esýl bu gücü ve bu savaþýmý destekolursak, “her an patlamasý muhtemel” savaþ, linde tuttuðu bu nükleer koz, þimdileyecektir. Eðer ABD ve diðer emiþte bu emperyalist paylaþým ve çýkar ye dek ona önemli avantajlar saðlapazarlýklarýnýn bir devamý olacaktýr. Böyle olasý peryalist güçler Ýran’ý iþgal etmeye dý: AB ile iþbirliði alanýný geniþletti, kalkarlarsa, enternasyonalist prolebir savaþta proletaryanýn tavrý, Ýran büyük Dünya Ticaret Örgütüne üye olabilterlerin, Ýran proletaryasýna çaðrýsý, sermayesinin çýkarlarýný korumak mek için ABD vetosunu kaldýrdý ve Mollalarla kol kola bir “anavatan olamaz elbette. ABD kongresinin aldýðý “ambargo” savunmasý” deðil, bu iðrenç çýkar kararýnýn uygulamaya geçmesini savaþýnýn Molla rejimini zayýflatmasýndan ve emekçilerde yaengellemiþ oldu. rattýðý öfkeden yararlanarak, devrimci iç savaþý yükseltmesi Bugün, nükleer enerji konusunda patlak veren tartýþmalar biçiminde olacaktýr. ve karþýlýklý tehditler, yeni ve daha geniþ çýkar ve nüfus alanBu çaðrý, hiç de yanýtsýz kalmayacaktýr. Sadece son bir yýl larýnýn paylaþýmýnýn kýzýþtýðýný gösteriyor. “Biz ABD’nin Ýiçinde yaþanan toplumsal olaylar, Ýran’da bir devrimin ayak ran’ý iþgal edeceðini sanmýyoruz” diyor Ýran Komünist Partisi seslerinin duyulmakta olduðuna iþaret ediyor. Son bir yýl için(TUDEH) MK üyesi Bahram Rahmani, “Avrupa’ya kaptýrdýklarý Ýran pazarýna baský, tehdit ve þantajla tekrar girmeye ça- de 500’den fazla gösteride, onbinlerce insan sokaklara döküldü, gerici Ýran sermayesinin silahlý güçleriyle çatýþmalar oldu. lýþýyorlar”* Bu açýdan, Ýran Komünist Partisi MK üyesi Bahram RahmaÝran’ýn nükleer kapasitesinin tamda bu dönem bir tehlike ni’nin 9 Temmuz’da Mahabad’da baþlayan, kýsa sürede Seqiz, olarak sunulmasýnýn bir baþka nedeni, Irak’ta seçim sonrasý Baneh, Banandoj, Pirenhisar, Marivan, Þino, Bokan, Divan ve kurulamayan hükümetin pazarlýklarýnýn kýzýþmasýdýr. ABD, Þii partilerin aðýrlýkta olduðu Irak hükümetinde, kendi çýkarla- Doreh’e sýçrayan olaylara iliþkin anlatmalarýný paylaþmak yarýnýn tam güvencesini görmüyor. Irak hükümetinin Baþbakaný rarlý olacaktýr: “Genel grev çaðrýsý, partimizin bölge örgütü KOMALA Caferi ve “- iki ay önce istifaya zorlanan-” içiþleri bakaný Beta ra fýn dan yapýldý. 45 civarýnda parti ve örgüt katýlacaðýný ayan Cabr, uzun yýllar Ýran’ýn korumasýnda kalan Irak Ýslam çýk la dý. Eylem, tüm yerleþim birimlerinde gerçekleþtirildi, halk Yüksek Devrim Konseyi’nin yöneticileri ve direniþe karþý en ge nel grev çaðrýsýna uydu. Ýran’da 7 milyon civarýnda Kürt alçakça saldýrýlarý düzenleyen Ýran destekli “Bedir Tugaylarý”nýn yönlendiricisidirler. Irak hükümeti üzerindeki bu pazar- var. Genel greve katýlýmýn çok yüksek olduðunu ve yaþamýn durduðunu söyleyebilirim. (...) Irak iþgali öncesinde halkýn bir lýk kýzýþtýkça, Ankara’ya gidip gelen ABD’li yönetici sayýsý kesiminde ‘ABD Ýran’a müdahale etsin, mollalardan kurtulaartýyor. Tüm dünyayý gizlice dolaþan CIA Baþkaný’nýn günler lým!’ þeklinde eðilimler vardý. Ama bu anlayýþ Afganistan ve Iöncesinden gündeme taþýnan ve kameralar önünde gerçeklerak iþgallerinden sonra kalktý. (...) Gençler iþçiler ve halk gösþen gezisindeki “tuhaflýk”, bu geziden her nedense (?!) sýzan bilgiler, Irak’ta uzayýp giden hükümet pazarlýklarý ile yakýndan terilerde rejim ve ABD karþýtý sloganlar atýyorlar. (...) Ýran’ýn birçok yerinde iþçiler grev yapýyorlar. (...) Son yýllarda iþçi ve ilgilidir. Keza, “mütevazý” Ahmedinejad’ýn Ýsrail’e yönelik kadýn hareketinde belirli bir geliþme oldu. Ýþçiler 1 Mayýs’ý sözleri de... kendileri kutlamaya baþladýlar. Geçen yýl Rafsancani’yi koÝran, Kaynayan Kazan nuþturmadýlar. 7 Aðustos genel grevinin desteklenmesi için iþSon zamanlarda emekçilere “Baþýmýza gene ne çoraplar çiler Tahran ve diðer illerde bildiri daðýttýlar.” örüyorlar?” dedirten politik geliþmelerin arka planý budur. E87 milyonluk büyük komþumuz Ýran, hiç kuþku yok ki, ðer havada uçuþan tehditlere bakacak olursak, “her an patlaproletaryanýn daha çok ilgisini hak ediyor. masý muhtemel” savaþ, iþte bu emperyalist paylaþým ve çýkar pazarlýklarýnýn bir devamý olacaktýr. Böyle olasý bir savaþta * ‘Radikal’, Ahmetinejat’ýn seçilmesinden sonra, ABD Irak temsilcisi Zalproletaryanýn tavrý, Ýran büyük sermayesinin çýkarlarýný korumay Halilzad’ýn Tahran’a gideceðini duyurmasý, kimilerine þaþýrtýcý gelmak olamaz elbette. Kuþkusuz, “Nükleer enerji Ýran’ýn hakký- miþtir. 26 yýl sonra ilk diplomatik iliþki! Hem de, ünlü ABD Büyükelçiliði dýr” deyip, böyle bir savaþta Ýran’ý “mazlum” göstermeye çalý- baskýnýnda yer aldýðý söylenen birinin Cumhurbaþkanlýðý sýrasýnda!!

6

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006


Yeni Evrede

Devrimci Ýç Savaþ

Mücadele Birliði

Buz tutmuþ bir iþçilerden mi, ya yamaçta yürümenin da fabrikalarýný ne kadar zor olduhaftalardýr iþgal eðunu herkes bilir. den Adana Tekel Yere saðlam basmaiþçileri ve onlara lýsýnýz. Bir kez kaydestek veren Madýnýz ve týrnaklarýlatya Tekel iþçilenýzla bir yere tuturinden mi? Yýkým namadýnýz mý, buzun sizi nereye sürükleyip atacaðýný bilemezsiekipleriyle barikat savaþý veren gecekondu sakinlerini anýmsaniz. Oturup buzun erimesini bekleyen, donar. Burjuva toplumun mak yeter. buz tutmuþ insani deðerleri üzerinde yürümek, iþte böyle bir þey. Uyanýk ve titiz okuyucuyu, bir kaç geliþmeyi öne çýkartarak, Toplumda oluþan ilginç bir “tepkisizlik” durumuna dair göz- toplumun tümünde tepkisizlik hakimdir görüþüne inandýrmak lemler ve yorumlar artmaya baþladý. Emperyalist sermaye ve iþmümkün deðil. Böyle bir niyetimiz de yok. Fakat, henüz daha obirlikçilerinin kafasýz bir maþasý olduðu besbelli bir katilin, M.A- laylarýn dýþýnda kalýp seyreden geniþ bir kitlenin “tepkisizliði”nin li Aðca’nýn tahliye günlerinde yaþananlar, bu gözlem ve yorumaltýnda yatan nedenleri bulup çýkarmak, bu durumun sýnýflar salara adeta tuz-biber ekti. vaþýmýnýn yarattýðý koþullarla ilgisini kurmak, ve nihayet, bu Kafasýz katilin imza atmasý için beklendiði Pendik Polis Ka- “tepkisizliðin”, nasýl bir “tepki” olduðunu ve nasýl açýða çýkartýrakolunun önünde olanlara bir bakýn. Yüzlerce insan, sadece bu lacaðýný irdelemek, günümüzün bir görevi. hasta ruhlu sermaye uþaðýný görebilmek için, saatlerce oralarda Ýç Savaþ Uzadýkça.. bekleþtiler. Artemis Tapýnaðý’ný yakarak tarihe geçen Herostat’ýn Geniþ yýðýnlarýn herhangi bir olaya karþý “tepkisiz”liði ne bu katil versiyonunu bekleyenlere mikrofon uzatýldýðýnda, onun zaman gündeme gelse, burjuva propagandanýn “aptallaþtýrýcý” için ne olumlu ne olumsuz görüþ belirttiler. “Sadece görmeye gücünden, 12 Eylül’ün apolitikleþtirme çabalarýnýn baþarýlarýndan geldik” dediler. lafýn açýldýðýný; ve sosyal-reformistler ne zaman kendi pasifizmBiz, bu türden, sadece “seyreden” buz tutmuþ vicdanlarý, ký- lerini örtmek isteseler, bu türden “derin” tahillerin arkasýna sýðýnsa süre önce Bozüyük’te görmüþtük. Yetmiþlik ihtiyarlar, þehrin dýklarýný pekala biliyoruz. Buradaki “tahlil”in derinliði, ele aldýðý ortasýnda kalan otobüslerinde sasorunu, yine sorunun kendisiyle aatlerce taþlanmýþ, defalarca yakýlçýklamak gibi zavallý bir derinliktir. ...iç savaþlar, “normal” akýþ mak istenmiþ, akýlalmaz bir vahSýnýflar savaþýnýn ortaya çýkardýðý þetle dövülmüþtü ve etraftaki bal- zamanlarýndan çok daha hýzlý ve çok geniþ, koþullara ve sonuçlara bakýlmadýðý konlara biriken buz tutmuþ vickapsayýcý bir güçle, kitlelerin aydýnlanmasý- sürece; toplumda beliren tek bir olgu danlarýyla geniþ bir kitle, olan bi- ný, devrimin zaferi için gerekli olan þiddette bile açýklanamaz. teni çekirdek yiyerek seyretmiþBugünkü sýnýf savaþýmlarýnýn bir enerjiyi lerdi. sonucu ve koþullarýnýn üzerinde en biriktirmeyi saðlar. Fakat, iç savaþ Devrimciler her dönem, burbüyük etkiyi, süregiden iç savaþ yajuva egemenliðinin faþist baskýpýyor. Ýç savaþý ve etkinliðini hesaba dönemiyle, geniþ kitlelerin larýný teþhir etmeye özen göstermayan bir görüþ, toplumda ortaya aydýnlanmasýný dümdüz bir çizgiyle birbiri- kat diler; yalan ve ikiyüzlülüklerini çýkan tek bir olguyu bile açýklayane baðlanan süreçler olarak kavramak da maz. açýða çýkaran “skandal” niteliðindeki olaylara “suçüstü” yaptýlar. Ýþbirlikçi tekelciliðin emekçi sýeksiktir. Ýç savaþlarýn en geniþ yýðýnlar için Acaba, toplumun “demokratik nýf la ra karþý sürdürdüðü iç savaþ; aydýnlatýcý vicdaný”ný harekete geçiren bu toplumsal ve ekonomik sorunlarýn olabilmesi, bir dizi koþula ve devrimci et- daha karmaþýk ve dolayýmlý bir sütür teþhir ve suçüstü durumlarýn kinliðe baðlýdýr. En baþta da, artýk eskisi gibi iþe yaramadýðý reç yaþamasýna neden oluyor. Ýç sabir dönemden mi geçiyoruz? Aproletaryanýn etkinliðine. Burjuva iç savaþa vaþ, dar anlamýyla bir kan siyasetilabildiðine olgunlaþmýþ, derinleþtoplumu koca bir kan deryasýyla karþý, proletarya, kendi politik tavrýný “iç sa- dir, miþ çeliþkilere ve akýlalmaz sefaiki kutupa bölme ve toplama giriþivaþa” göre yeniden lete raðmen, burjuvazi halen damidir. Tekelci egemenlik, iç savaþýn ha iktidarýný koruyorsa, geniþ kitsöylemini “bölücülük” üzerine kurayarlamak, bunu ilan etmek ve lelerin tepkisizliðine dayanýyor burjuvazinin bu baðlamda attýðý her adýma du. Tüm sýnýf kitleleri, bu temel söyolmasýndan mý? lem ve soruna odaklý bir tavýra zoremekçiler adýna karþýlýk “Ama”, diyor bu yayýnýn tilandý. Politika üretme alaný, burjuva vermekle yükümlüdür. Eðer tiz okuyucusu; hangi tepkisiz kitiç savaþýn bu söylemi tarafýndan lelerden bahsediliyor? Þemdinproletarya bu açýk-net tavrýný ortaya koy- baský altýna alýndý. Politik tavrýn, geli’de patlayan bombalarla, cenaniþ kitlelerde, neredeyse tek bir somazsa, yukarýda açýkladýðýmýz tarzda bir zelere koþan yüzbin emekçi Kürt run etrafýnda odaklanmasý, nesnel karmaþanýn yaþanmasý Halkýndan mý? Yoksa, halen daolgularla politik olaylar arasýnda bað ha Tüpraþ’a Koç’larý sokmayan kurmayý karmaþýk ve dolaylý bir sükaçýnýlmaz olur.

BUZ ÜSTÜ VÝCDANLAR

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

7


Yeni Evrede

Devrimci Ýç Savaþ

Mücadele Birliði

reç haline getirdi. mak da yanlýþtýr. Olan Ayný zamanda iç Emekçi sýnýflarýn bir kýsmýnda ortaya çýkan “bezginlik, tepki- þey, burjuva deðerlere savaþ, sýnýf mücadeledayalý bir toplumun sizlik ve umutsuzluk” belirtileri, burjuva sinin zorunlu bur soartýk hiç bir alanda diegemenliði güçlendirmedi. Tekelciler, bu umutsuz, nucu, devrimin geçkiþ tutturamaz oluþumekten kaçýnamayabezgin kitleyi karþý-devrime kazanamadý. Bu nedenle, ortaya dur. Burjuva toplumu caðý bir araftýr. Her emek-sermaye temebýçak sýrtý bir denge durumu çýktý. Sözünü kim iç savaþý, sýnýflalinde öylesine parçaettiðimiz kesimlerdeki tepkisizlik, onlarýn kendilerini rýn mücadelesinin lanmýþtýr ki, artýk hiç “normal” akýþýný bozrahat-mutlu hissetmelerinden deðil. Sefaletin bir “ortak deðer” bu duðu için suçluyorsa, kutuplaþmalarý ortaderinleþmesi, öfkeli ama tepkisiz yýðýnlarýn, günü o bir devrim kaçkýnýgeldiðinde yayýndan çýkmýþ ok gibi gergin bekleyiþlerin nedeni dan kaldýramaz. Bunu, dýr. Tersine iç savaþgeçen yýl giriþilen oldu. Seka-Seydiþehir iþçileri ya da Pendik lar, “normal” akýþ zabayrak provakasyonmanlarýndan çok daha Kurtköy emekçileri, daha düne kadar, toplumu sarsan olaylar larýnda gördük. En hýzlý ve çok geniþ, karþýsýnda tepkisizce bekleyen yýðýnlar içinde deðiller miydi? simgesel deðerler bile kapsayýcý bir güçle, artýk burjuva toplumkitlelerin aydýnlanmada kaynaþma yaratmýsýný, devrimin zaferi yor. “Çýlgýn Türkler” için gerekli olan þiddette bir enerjiyi biriktirmeyi saðlar. Fakat, iç gibi daha “yumuþak” sondajlar da bir iþe yaramýyor. Küçük-bursavaþ dönemiyle, geniþ kitlelerin aydýnlanmasýný dümdüz bir çizjuvaziye ait adalet-insan haklarý-namus gibi deðerler için de ayný giyle birbirine baðlanan süreçler olarak kavramak da eksiktir. Ýç þeyler söylenebilir. savaþlarýn en geniþ yýðýnlar için aydýnlatýcý olabilmesi, bir dizi Bugünün burjuva toplumunda, sefaletin yaygýnlýðýnda soyutkoþula ve devrimci etkinliðe baðlýdýr. En baþta da, proletaryanýn lanmýþ, dýþlanmýþ milyonlarca insan var. Bu milyonlar, sefaletin etkinliðine. Burjuva iç savaþa karþý, proletarya, kendi politik tavde, dýþlanmýþlýklarýnýn da pekala farkýndalar. Bazen bu tepkisiz rýný “iç savaþa” göre yeniden ayarlamak, bunu ilan etmek ve burgörünen aç topluluk, “Ben burdayým” diyor. En son yýlbaþý günü, juvazinin bu baðlamda attýðý her adýma emekçiler adýna karþýlýk sosyetenin nezih mekaný Niþantaþý’nda yapýlan “sokak partivermekle yükümlüdür. Eðer proletarya bu açýk-net tavrýný ortaya si”nde ortaya çýktýlar. Hemen hepsi, burjuva toplumun en çok koymazsa, yukarýda açýkladýðýmýz tarzda bir karmaþanýn yaþandýþladýðý, yoksul mahallelerden geliyorlardý, sadece seyredecekmasý kaçýnýlmaz olur. Öyle de oldu. Burjuvazinin çok hýzlý ve kýsa dönemde en üst lerdi belki. Ama, bir yerden sonra, zenginliði yutkunarak seyretdüzeye çýkardýðý iç savaþa karþý proletaryanýn geniþ yýðýnlarý ha- menin bastýramadýðý sefalete özgü bir histerik öfkeyle, “Biz de buradayýz” dercesine, taþkýnlýk yapmaya baþladýlar. Kendilerince zýrlýksýz yakalandý; “ekonomik-sendikalist” mücadelenin gelenekleri iþçi yýðýnlarýnýn elini kolunu baðladý. Oysa, burjuva iç-sa- bir eðlence tutturdular, bir kýsmý sarhoþtu, süslü-püslü sosyete hanýmlarýný açýktan taciz edecek kadar zývanadan çýkmýþlardý. vaþýn toplumsal hareketler alanýnda yarattýðý baský ve karmaþayý önleyebilecek, tek sýnýf, proletaryaydý. Böylece proletarya, iç sa- Yine de, kim onlarý suçlayabilir. Büyük þair Nazým’ýn dediði givaþta sadece kendi elini kolunu deðil, geniþ emekçi yýðýnlarýn da bi: “Aç insan, onurunu yer” Politik olaylarda tavýrsýz, sessiz, dýþlanmýþlýðýný sürekli baselini-kolunu baðladý; ve iç savaþ uzadýkça, bu geniþ emekçi ketý ran kalabalýk, iþte böyle kontrolsüz, ilkesiz, emekçi deðerlere simlerin bir kýsmýnda “bezginlik ve umutsuzluk” belirtileri doðya ban cý bir öfke boþalmasýna baþvurur. Ve günü geldiðinde, Nidu. “Nasýl olsa deðiþen bir þey yok!” düþüncesiyle, emekçi topluþan ta þý’nda ki gibi bir sokakta deðil, Endonezya (1997), Arjantin mun bir kýsmý kendi kabuðuna çekildi; genel olarak “demokratik (2001) ya da Fransa (2005) olaylarýnda gördüðümüz gibi tüm ülrefleks” dediðimiz bir hareket giderek gücünü yitirdi. ke yi de rin den sarsan bir ayaklanmanýn fitilini ateþlerler. Politik Emekçi sýnýflarýn bir kýsmýnda ortaya çýkan “bezginlik, tepör güt lü lük ve bi rikimden yoksun olan sefaletin çabuk parlayan kisizlik ve umutsuzluk” belirtileri, burjuva egemenliði güçlendirve ça buk sö nen öfke boþalmalarý, günümüz toplumsal hareketlemedi. Tekelciler, bu umutsuz, bezgin kitleyi karþý-devrime kazari nin gi de rek ö ne mini arttýran bir öðesi durumuna geliyor. namadý. Bu nedenle, ortaya býçak sýrtý bir denge durumu çýktý. Bu ne den le dev rimci proletarya, yalnýzca politik tavýrlarýyla Sözünü ettiðimiz kesimlerdeki tepkisizlik, onlarýn kendilerini raö ne çý kan ma hal le ler de, yörelerde deðil, ama henüz sessiz bir hat-mutlu hissetmelerinden deðil. Sefaletin derinleþmesi, öfkeli ger gin lik i çin de bek le yen bütün sefalet yörelerine kendi çalýþmaama tepkisiz yýðýnlarýn, günü geldiðinde yayýndan çýkmýþ ok gibi sý ný ta þý mak la yü küm lü dür. Baþka türlü, bu kontrolsüz, hedefsiz gergin bekleyiþlerin nedeni oldu. Seka-Seydiþehir iþçileri ya da öf ke hav za la rý nýn, top lum sal devrimin çatýsý altýnda birleþmesini Pendik Kurtköy emekçileri, daha düne kadar, toplumu sarsan osað la mak müm kün ol maz. Ayrýca devrimci proletarya, en baþta laylar karþýsýnda tepkisizce bekleyen yýðýnlar içinde deðiller miyiþ çi sý ný fý i çin de “dev rim ci iç savaþýn ilaný”ndan yana, ýsrarlý bir di? propaganda yürütmek zorundadýr. Baþka türlü, burjuva iç savaþýn yarattýðý politik baskýya karþý mücadele verilemez; bezgin ve uDikiþ Tutmaz Burjuva Toplum Baþka ülkelerde olsa, infial yaratacak olaylar karþýsýnda tep- mutsuz, kitlelerin yeniden harekete geçme yetenekleri kazanýlamaz. kisizliði, “kamu vicdaný”nýn yokolmasý gibi kavramlarla açýkla-

8

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006


Yeni Evrede

Filistin

Mücadele Birliði

Filistin Seçimleri Üzerine Yapýlýp yapýlmamasý tartýþmalara yol açan Filistin seçimleri, sonunda yapýldý. Ama sonuçlarý itibariyle tartýþmalar daha da alevlendi. Zira seçimlerin galibi, Ýsrail ve emperyalistler tarafýndan “terörist” olarak görülen dinci-gerici HAMAS oldu. Sonucu anlayabilmek için Filistin devrimi sürecini þöyle genel hatlarýyla görmek gerekiyor. 1967 Arap-Ýsrail savaþýnda Araplarýn utanç verici yenilgisini hafifleten, Filistin halkýnýn kendine güvenini saðlayan bir örgüt olarak doðmuþtu Arafat’ýn El-Fetih’i. Kýsa sürede etkin bir güç olmaya baþladý. Bir süre sonra Habaþ’ýn FHKC’si (ve ondan ayrýlan Havatme’nin FDKC’si) gibi marksist eðilimli örgütleri de çevresine toplayarak FKÖ’yü yaratacaktý. Böylece Ýsrail siyonizmine karþý uzun soluklu mücadele baþlamýþ oluyordu. Örgüt savaþtýkça Filistin halkýnýn desteði büyüyor, sosyalist blokun da desteðiyle yurdundan sürülmüþ bir halk ayaða kalkýyordu. Bu uzun ve zorlu savaþta, zaferler ve yenilgiler yaþandý. Lübnan iç savaþý ve 1982 Beyrut kuþatmasýndan sonra Filistinli devrimciler, kendi topraklarýndan uzaklara, sürgüne gittiler. Savaþ artýk tekil eylemler þeklinde ve aðýrlýklý olarak diplomatik alanda sürüyordu. Filistin topraklarýnda ise mücadele kýþ uykusuna yatmýþ görünüyordu. 80’lerin ikinci yarýsýnda ilk intifada (Taþlý Ýntifada) patladýðýnda FKÖ bunun tamamen dýþýndaydý. Hýzla müdahale ederek denetimine almaya çalýþtý. Tam da bu dönemde Mýsýr merkezli dinci-gerici Müslüman Kardeþler örgütünün Filistin kolu olarak HAMAS (Ýslami Direniþ Hareketi) Filistin topraklarýnda kuruluyordu. Bu örgüt uzun yýllar bizzat MOSSAD (Ýsrail Gizli Servisi) tarafýndan desteklendi, kollandý. ABD’de düzenlenen yardým kampanyalarý ile banka hesaplarý þiþti. Hem emperyalistler ve siyonistler, hem de bölgedeki Arap gericiliði HAMAS’a destek oldular. Amaç netti. Filistin Devrimi’nin toplumsal derinliði budanmalý, denetim altýna alýnmalýydý. Mücadelenin burjuva içerikle sýnýrlanmasý en önemli hedefti. Bu arada sosyalist dünyada ardarda 89-91 karþý-devrimleri yaþanmýþ ve sosyalist blok daðýlmýþtý. Dengelerin bu þekilde deðiþmesi, FKÖ’deki burjuva unsurlar için bir dönüm noktasý oldu. Ulusal devrimci çizgi artýk miadýný doldurmuþtu. Her ne kadar baþlatýcýsý olmasa da Ýntifada’nýn omuzlarýna basarak yükselmeyi baþaran FKÖ ve Arafat, bu durumdan yararlanmakta gecikmedi. Emperyalistlerin barýþ planlarý dahilinde Ýsrail siyonizmiyle masaya oturuldu. Oslo süreci bu þekilde baþlamýþ oldu. Oslo’da baþlayan, Camp David’den geçerek bugünlere gelen emperyalist barýþ süreci, Filistin halkýndan hiçbir zaman raðbet görmemiþti. Buna raðmen bunca süre bu yolun adýmlanmýþ olmasýný, ancak El-Fetih’in Ebu Ammar’ý (Kurucu) Yaser Arafat saðlayabilirdi. Tüm karþý çýkýþlara, muhalefete, ayrý durmalara raðmen FKÖ’yü ve Filistin halkýný emperyalizmin bozuk “yol haritasý”na sokabilecek belki tek isimdi Arafat. Bu ayný zamanda Filistin Ulusal Devriminin bir yol ayrýmýna gelip dayandýðýnýn da itirafý oluyordu. Burjuva devrimci yol tüketilmiþti. Filistin burjuvazisi artýk ulusal devrimcilikten ulusal reformizme çeviriyordu rotayý. Bir simge, bir denge unsuru olarak Arafat dümendeydi. FHKC, bu süreçte Arafat’ýn “barýþ politikalarý”na muhalefet etmekle yetindi. FDKC ise eski gücünden çok uzakta, geliþmeleri sessizce izledi. FHKC’nin efsanevi lideri George Habaþ, sekreterlikten ayrýldýktan sonra, FHKC ses getirici birkaç eyleme daha yöneldi. Filistinlilere “böcek” diyen

ve ezilmeleri gerektiðini savunan Ýsrail Turizm Bakaný Rehaveme Zeevi’nin FHKC tarafýndan öldürülmesinden sonra Arafat, FHKC’nin yeni genel sekreteri Ahmet Sedat ve diðer bazý yöneticilerini tutukladý. Bu Filistin Kurtuluþ örgütünün yönelimlerini göstermesi açýsýndan önemliydi; çünkü Arafat, ulusal kurtuluþ mücadelesinin düþmanlarýna güven, dostlarýna ise güvensizlik veriyordu. Görüþmelerin sonucunda sürgünden dönen FKÖ, anlaþmalara göre ilerde “baðýmsýz devlet” olacak Filistin Özerk Yönetimi’ni oluþturdu. Bu adým Filistin halký açýsýndan ihanet demekti. Ülke topraklarýnýn sadece 1/5’inde kurulan bir devlet! Üstelik yurtlarýndan sürülmüþ olan Filistinlilerin dönüþü Ýsrail tarafýndan kesin bir dille reddedilmiþti. Mücadelenin baþýndaki burjuva kesimlerin geldiði nokta buydu. Ulusal devrimin sýnýfsal dinamiklere doðru ayrýþmasý kaçýnýlmazdý. Kurulan “Özerk Yönetim”, halktan özerk bir yönetim olarak, devrimin karþýsýna dönmeye baþladý. Ama bu birden bire olmadý. Yolsuzluklar, iþkenceler, devrimci ve direniþçilerin tutuklanmasý... Ýktidar olan FKÖ’nün icraatlarý iþte bunlardý. El-Fetih sürekli saða kayýyordu. Ne kadar eleþtirel dururlarsa dursunlar, FKÖ içindeki devrimci yapýlar da, bu çatý örgütüyle birlikte erimekteydiler. Halktan gelen baskýlarla emperyalistlerin ve siyonistlerin baskýsý altýnda kalan Arafat, kendi partisi içindeki uzlaþmacýlarýn çok daha hýzlý bir þekilde devrimin karþýsýna geçiþini engelleyen isimdi. Bir devrimin simgesi olarak o, varlýðýyla bir yandan devrimci kopuþ ve çýkýþlarýn önünü alýyor, diðer yandan tam bir iþbirliðine yönelmek isteyen Filistin burjuvazisinin önünde engel oluyordu. Emperyalizmin gözde adamý Ebu Mazen (Mahmut Abbas) eliyle tasfiyesi bu koþullarda gerçekleþti. Zehirlenerek öldürüldü ve yerine Mahmut Abbas geçti. Ama bu nokta artýk halk yýðýnlarý ile El-Fetih arasýndaki köprülerin de atýldýðý noktaydý. El-Fetih ve bir bütün olarak FKÖ halk nezdindeki kredisini yitirmiþ bulunuyordu. Özgürlüðü, kurtuluþu, yola çýktýðý hedefleri isteyen halk yýðýnlarý, savaþtan yana olduðunu her fýrsatta ortaya koydu. Siyasal tercihi de kaçýnýlmaz olarak savaþtan yana olanlarý desteklemek olacaktý elbette. Seçimlerde HAMAS’ýn böylesine büyük bir destek görmesinin temel sebebi iþte buydu. Filistin halký, oylarýný HAMAS’a vermiþ olmakla, ideolojik deðil ama siyasal bir tercih yaptý. Öte yandan emperyalist dünya ve Ýsrail, geliþmelerin bu yönde olacaðýný görüyorlardý. Bunu engellemeleri mümkün deðildi. Ama bu geliþmeler pekâlâ onlarýn çýkarlarýna da hizmet edebilirdi. El-Fetih’in yerini alacak bir HAMAS, iktisadi araçlarla, bir ülkeyi yönetmenin verdiði sýkýntýlarla istenen çizgiye getirilebilir, dahasý tüm bu süre zarfýnda halk yýðýnlarý bir beklentiye sokulacaðý için bir parça soluklanma fýrsatý yakalanabilirdi. Seçim sonuçlarýnýn belli olmasýyla birlikte çeþitli yollardan bu yönde bir baský da baþladý. Sistem dýþýna taþan tüm çýkýþlarý sistem içine taþýmanýn araçlarý oluþturulmak isteniyor. Bu hesap tutar mý bilinmez. Zira ters de tepebilecek bir plandýr bu. Çünkü istenenin tam aksine Filistin, sonu gelmez bir siyasal krize de yuvarlanabilir ki bu olasýlýk da yavaþ yavaþ belirmeye baþladý. Ama her halükarda sürecin sonuçlarýndan biri, HAMAS’ýn týpký El-Fetih gibi erimesi olacak. Burasý kesin. Bundan sonrasý için söylenebilecek bir diðer nokta da, ulusal devrimin Oslo ile baþlayan ayrýþma sürecinin derinleþeceði ve devrimin sýnýfsal-toplumsal dinamiklere oturacaðýdýr. Bunun ne kadar zaman alacaðý þimdiden bilinmez ama biz bu sürecin sonunda buna da tanýk olacaðýz. Filistin devriminin bir dönemi kesin bir þekilde kapandý. Arafat’ýn öldürülmesiyle baþlamýþtý bu dönemin sona eriþi. HAMAS’ýn seçim zaferi son noktayý koydu. Önümüzdeki süreç ayrýþmanýn derinleþmesi ve devrimin sýnýfsal dinamiklerde yeniden yükselmesi þeklinde iþleyecek.

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

9


Yeni Evrede

Anti-Komünist Yasa

Mücadele Birliði

11 Eylül’ü dediðimiz Londra Metrosu’nda patlayan bombalar sonrasý komünistlere karþý Hitler dönemini aratmayacak bir “cadý avý”na çýkmýþtýr. Amerika’da II.Paylaþým Savaþý sonrasý soðuk savaþ döneminde gündeme gelen McCarthycilik þimdi Avrupa’da hortlamýþtýr. Bunun daha rahat yapýlabilmesi için, Nazizmin temize çýkarýlmasý gerekmektedir. Karar tasarýsýný onaylayanlar “genç nesillerin kafasýnda sanal bir nostalji”nin oluþmamasý gerekçesiyle komünizme karþý bu tasarýyý kabul ettiklerini söylüyorlar. Gerekçeleri kendilerini ele veriyor. Komünizmden duyduklarý korku o kadar açýk ki. Komünizm salt bir nostalji, hem de “sanal nostalji” olsaydý, Avrupa onu Hyde Park ya da Þanzelize Bulvarýnda unutmaya hazýrdý; ama kömünizm insanlarýn hafýzasýnda hala 9 Mayýs 1945 tarihinde Reichtag’ýn tepesindeki faþizmin simgesi gamalý hacý söküp yerine iþçi ve emekçileri simgeleyen orak çekici asan kýzýl ordu askeri olarak duruyor. Ýþte Avrupalý burjuvalarýn sessizce hasýraltý etmeye çalýþtýklarý bu tarihi gerçekliktir. Bu tasarýyý onaylayanlarýn asýl hedefi komünizme ilham kaynaðý olan sýnýflar mücadelesidir. “Tarihin sonu”nu, sýnýflar mücadelesinin bittiðini ilan edenler þimdi de komünizmi nazizmle eþ tutarak, sýnýfsýz bir toplum idealinden kendilerini kurtarmaya çalýþýyorlar. Bunu yapmakla tüm yaþamlarý faþizme karþý mücadele içinde geçen Ernest Thelman’lar, Maurice Thorez’leri, Julius Fuçik’leri, Eric Honecker’leri, Dolares Ýbaruri’leri, Alvaro Cunhal’leri; yine kapitalizme karþý savaþýrken ölümsüzleþen Karl Liebnecht ve Rosa Luxemburg’larý mahkûm edeceklerini ve tarih sayfalarýndan sileceklerini düþünüyorlar; ama hiçbir çarpýtma tarihi gerçekleri deðiþtiremez. Komünistlerin fedakârca yaþamlarýný ortaya koyarak verdikleri mücadele tarihin her sayfasýna kanla yazýlmýþtýr. Hiçbir saldýrý, komünistlerin iþçi sýnýfý ve emekçi halklar nezlinde sahip olduðu itibarý sarsamaz. Hiç kimse komünistlerin kesip attýðý týrnaða bile laf söyleyemez. Tarih, gerçek suçlularý sanýk sandalyesine çoktan oturtmuþtur. Yýllar önce Stalin bugünü görmüþ gibi þunlarý söylüyordu: “Bolþevik kuþaklar, sorumlusu olmadýklarý birçok þeyle suçlanacak. Ancak her seferinde... Tarihin rüzgârý kaçýnýlmaz olarak mezarlarýmýzýn üzerindeki iftiracýlýðýn ölü çiçeklerini süpürecek ve gerçeði yeniden ortaya çýkaracaktýr.” Tarihin rüzgârý þimdi bu yönde esiyor. Rüzgâra karþý tükürenler, yakýnda tükürük hokkasýna döneceklerdir. Tarih çarpýtýcýlarý ne yaparlarsa yapsýnlar tarihin kendileri hakkýnda verdikleri hükümden kurtulamayacak ve eski eserler müzesinde Hitler ve Himmerin yanýnda yerlerini alacaklardýr.

TARÝHÝ DEÐÝÞTÝREMEZSÝN ÝZ Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), 24 Ocak’ta “Totaliter komünist rejimlerin suçlarýný uluslararasý düzeyde mahkûm etmenin zorunluluðu” adý altýnda bir kýnama tasarýsýný gündemine aldý ve 26 Ocak tarihinde yaptýðý oylama ile bu tasarýyý onayladý. Oy farkýyla kabul edilen tavsiye kararý, “mevcut komünist rejimler” olarak Küba ve Kuzey Kore’yi gösteriyor ve komünist rejimleri kuranlarýn Naziler gibi yargýlanmasýný öneriyor. Bu kararýn Avrupa ülkelerinde uygulanmasý için gereken 2/3 çoðunluk saðlanamadý ama tavsiye kararýnýn onaylanmasý birçok anti-komünisti ihya etti! Yunanistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Aleko Papariga’nýn “alçakça hazýrlanmýþ bir tasarý” dediði bu anti-komünist tasarý, komünizmle nazizmi eþ tutma adiliðini göstermiþtir. AKPM, baþta Stalin olmak üzere dönemin liderlerini kýnamayý da ihmal etmedi. Avrupa’nýn Stalin’e ve onun þahsýnda komünizme ne ilk saldýrýsýdýr bu, ne de son olacaktýr. Tarihi çarpýtarak tarihi deðiþtirebileceklerini sananlar, dünyanýn baþýna musallat olmuþ Hitler kuduzluðu ile onu dünyanýn üzerinden temizleyen Sovyet Kýzýlordusunun komutaný Stalin’i ayný kefeye koyma cüretini gösterenlere söylenebilecek en hafif sözü Theodorakis söylüyor: “UTANIN!” Avrupalý tarih çarpýtýcýlarýnýn yüzlerine tükürmekle utanmayacaklarýný biliyoruz. Zira onlar deðil miydi Avrupa’yý faþizmden kurtaran Kýzýlordu olduðu halde, bunun üzerine sünger çekip, ABD’nin Normandiya çýkarmasýyla Avrupa’nýn kurtulduðunu propaganda eden! Elbette böyle bir tasarýnýn bu dönemde gündeme gelmiþ olmasý tesadüf deðildir. Avrupa’nýn üzerinde kýzýl bir hayaletin yeniden dolaþmaya baþlamýþ olmasý, Avrupa Birliði ve emperyalistlerinin eteðini tutuþturmuþtur. Komünistlere karþý daha pervasýzca saldýrýlar hazýrladýklarýndan kimsenin kuþkusu olmamalýdýr. Bu tasarýnýn onaylanmasýyla asýl amaçlanan, komünizmin mahkûm edilmesinden çok, nazizmin temize çýkarýlmasýdýr. Avrupa, Ýngiltere’nin

10

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006


Yeni Evrede

Eylem

Mücadele Birliði

Onbinler bir kez daha devrimin yenilmezliðini haykýrdý:

VARDIK, VARIZ, VAROLACAÐIZ...

erlin’de her yýl, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i anmak için yapýlan gösteri ve anma etkinlikleri bu yýl da görkemli bir þekilde gerçekleþti. Onbinler, komünist önderler Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht þahsýnda, insanlýðýn gelecek ümidi komünizm hedefinin güncelliðini gösterdi. Dondurucu soðuða raðmen yapýlan etkinliklere onbinlerce insan katýldý. Berlin, komünist önderlerin, gelecek kuþaklara býraktýklarý mirasa sadýk kalarak, devrimin rengine boyandý, kýzýla kesti... Bizler Almanya’dan Leninistler olarak bu yýl da Berlin’deydik. Sabah erken saatlerde, düzenlenecek yürüyüþün baþlangýç noktasý olan Frankfurter Tor Meydaný’nda yerimizi aldýk. Geniþ güvenlik önlemlerinin alýndýðý yürüyüþ, saat 10.00’da baþladý. Bizler de, üzerinde Almanca “Zafere Kadar Devrim” yazýlý, TKEP/Leninist imzalý pankartýmýzla ve parti bayraklarýyla kortejimizi oluþturup, yürüyüþe geçtik. Ýki saati aþan yürüyüþ süresi boyunca Almanca ve Türkçe olarak sloganlarýmýzý haykýrdýk. Yürüyüþ sonunda varýlan anýt mezarda yaptýðýmýz kýsa bir konuþma ve saygý duruþuyla komünist önderlerimizi selamladýk. Yaklaþýk 15 bin kiþinin katýldýðý yürüyüþ ve onbinlerin katýldýðý anma etkinliklerine Avrupa’nýn birçok yerinden örgütlerin katý-

B

lým saðladýðý gözlendi. Ayrýca Türkiyeli örgütler de eylemde yoðun olarak yer aldý. Gün boyunca devam eden anma etkinlikleri, anýt mezar çevresinde düzenlenen çeþitli etkinliklerle akþam saatlerine kadar sürdü. 1919 Ocak’ýnda katledilen Alman Devriminin önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in umut dolu haykýrýþlarý her yýl olduðu gibi bu yýl da onbinlerin eylemiyle yaþatýldý!.. “Bugün yenilenler yarýn zafer kazanacaklardýr… Sýký durun. Kaçmadýk. Yenilmedik... Çünkü Spartaküs -ateþ ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devrimin iradesi ve eylemi demektir. Çünkü Spartaküs zafer özlemini, sýnýf-bilinçli proletaryanýn mücadele azmini temsil etmektedir... Bunlar elde edildiði zaman, biz ister yaþayalým, ister yaþamayalým, programýmýz yaþayacaktýr ve kurtulan halklarýn dünyasýna egemen olacaktýr” ZAFERE KADAR DEVRÝM! Almanya’dan Leninistler NOT: Elimize e-posta yoluyla ulaþan bu haberi yayýnlýyoruz.

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

11


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

FIRTINA YA Üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda bugüne kadarki tüm geliþmelerin hazýrladýðý, sayýsýz olay ve olgunun biriktirdiði “fýrtýna”nýn artýk kopmasýna fazla zaman kalmadýðýný Türkiye ve Kürdistan’da yükselen eylemler bize gösteriyor. Tüm toplumu etkisi altýna alacak yeni ayaklanmalarýn eli kulaðýnda. Ayný ýrmakta iki kez yýkanýlamayacaðýný bilerek diyebiliriz ki, geliþmeler 89 Bahar Eylemlerini hatýrlatýyor. O yýllarda iþçi sýnýfý ve emekçilerin eylemleri hýzla yoðunlaþmýþ, bunun karþýsýnda sermayenin saldýrýlarý artmýþtý. Bugün de her ikisi atbaþý gidiyor. Çeliþki ve çatýþmalarýn üstüste binmesi, iþçi sýnýfý ve emekçi halklarý hýzla devrimcileþtiriyor. Olaylar bir kez patlak verdi mi tüm sonuçlarýný almadan durmazlar. Bugünkü sýnýf hareketi “sonuç alýcý eylem”e yönelmek zorundadýr. Hareketin içerisinde bulunanlar açýsýndan bu “sonuç alýcý eylem” bir ayaklanma ya da devrim olarak düþünülmese bile, olaylarýn zorunlu geliþimi onlarý o noktaya getirecektir. Çünkü iþçi sýnýfý ve emekçilerin almak istedikleri “sonuç” ile kapitalizmin onlara sunduðu “çözüm” arasýnda daðlar kadar fark var. Emek-sermaye çeliþkisinin ne kadar köklü olduðunu anlamak için toplumun en yoksul kesimleriyle en zengin kesimleri arasýndaki gelir daðýlýmýndaki uçuruma bakmak yeterli. Ve günden güne bu uçurum en zengin küçük azýnlýk lehine, en yoksul büyük çoðunluk aleyhine derinleþmektedir. Tekeller karlarýna kar katarlarken geniþ iþçi ve emekçi yýðýnlar yaþamýn dýþýna kovulmakta, iþsiz ve aç býrakýlmaktadýr. Son açýklanan iþsizlik rakamlarýna göre üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda 2.5 milyon insan iþsiz durumdadýr. Biliyoruz ki, bu gerçeðin çok az bir kýsmýdýr. Ýþsizlik çýð gibi büyümektedir. Her geçen gün iþsizlerin arasýna bölükler halinde yeni insanlar katýlmaktadýr. Daha önemlisi kapitalizmin bu soruna çözüm bulma yeteneði kalmamýþtýr. Aksine, kapitalist üretimin baþlýca amacý olan sermaye birikimi, ka-

12

pitalizmin geliþmesi, teknolojinin daha çok kullanýmý bu sorunu aðýrlaþtýrmaktan baþka bir sonuca yol açamazlar. Uzun vadede ise burjuva iktisatçýlarýn kendi deyimiyle söyleyelim: “Hepimiz ölüyüz”. Artýk kapitalist sistemin kendi bunalýmlarýný aþabileceðine dair iyimser yorumlar tarihe karýþtý. Uzun vadede kapitalist sistemi bir çöküþün beklediði görülüyor. Bu gerçek kapitalistler tarafýndan “uzun vadede önümüzü göremiyoruz” þeklinde ifade ediliyor.

Saldýrýlara Karþý “Kesintisiz Eylem” Krizin nasýl “yönetilebildiði” gözler önünde. Burjuvazi, iþçi sýnfý ve emekçilere yönelik saldýrýlarýný her geçen gün yoðunlaþtýrýyor. Bu saldýrýlar bir yandan özelleþtirme adý altýnda fabrikalarýn kapatýlmasý, iþçi sýnýfý ve emekçilerin sokaða atýlmasý þeklinde sürerken, bir yandan da iþçi ve emekçilerin örgütsüzleþtirilmesi, bugüne kadar mücadeleyle elde ettikleri tüm haklarýnýn budanmasý vb. þeklinde devam ediyor. Burjuvazi bu ekonomik ve politik saldýrýlarýný polis ve jandarmanýn copu, süngüsü ve gaz bombalarý eþliðinde gerçekleþtirebiliyor. Ancak, sermaye nasýl ki, iþçi sýnýfý ve emekçilerin yararýna olan herþeyin kendisinin zararýna olduðunu, bunun aradaki uzlaþmaz çeliþkilerden kaynaklý olduðunu biliyorsa, iþçi sýnýfý ve emekçiler de sermayenin yararýna olan herþeyin kendi zararýna olacaðýný biliyor, her gün her saat yaþayarak görüyor. Þu anda kapatýlmak istenen TEKEL’de çalýþan iþçilerin, “Bizim TEKEL’den ölümüz çýkar” diyebilmelerinin altýnda bu basit gerçeklik yatýyor. Fabrikasý kapandýðnda iþsiz kalacak iþçiyi ve ailesini açlýk bekliyor. Bu açýk gerçekliði gören iþçiler, fabrikaya kapanmak suretiyle “Kesintisiz Eylem” kararý aldýlar. Adana TEKEL iþçileri ve Malatya TEKEL iþçileri, Tek Gýda-Ýþ’in aldýðý fabrikayý terketmeme kararýný fiili olarak hayata geçiriyorlar. Ve eylem yaygýnlaþma ve derinleþme eðilimi gösteriyor. Zaten bu 60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

sürecin bütünlüklü olarak en belirgin eðilimi budur. Sermaye hayatta kalabilmek için özelleþtirme politikalarýný olmazsa olmaz hayata geçirmek zorundadýr, iþçi sýnýfý ve emekçiler de yaþamda kalabilmek için bu politikalara karþý savaþmak zorundalar. Burjuvazi, zaten proletaryaya karþý uzun süredir bir iç savaþ veriyor. Son saldýrýlarýyla bu savaþý yeni bir evreye taþýmýþ durumdadýr. Proletarya ise bu savaþý devrimci iç savaþla yanýtladý. Þimdi, devrimci iç savaþýn yaygýnlaþmasý ve derinleþmesi gündemdedir. Ýþçiler, fabrikalarýn kapatýlmasý ve özelleþtirmelere karþý yemek boykotundan yol kesmeye ve fabrikalarý iþgale kadar birçok eylem biçimiyle mücadele yürütüyorlar. Bu eylemlerin bir çoðu kendiliðinden geliþiyor. Bu eylemlere, eylemlerin kendiliðinden oluþuna bakarak burun kývýrmayla yaklaþanlarýn olduðunu biliyoruz. Onlar, kendisi olmadan hiçbir gerçek sýnýf hareketinin geliþmeyeceði kendiliðinden eyleme her zaman küçümseyerek yaklaþmýþlardýr. Kendiliðinden eylemi abartýp, onun önünde yerlere kadar eðilmek nasýl zararlý bir eðilimse, bu da zararlý bir eðilimdir. Devrimci öncü iþçilerin yapmasý gereken, iþçileri devrimcilerin düzeyine yükseltmektir. Yoksa onlarýn çok kolayca, kendiliðinden eylemleri içinde sahip olabilecekleri ekonomist anlayýþ düzeyine inmek deðil. Sýnýf mücadelesinin bir liraya bir kuruþ daha katma mücadelesi olmadýðý; iktidarý almak için mücadele etmedikleri sürece elde edecekleri herþeyin yarýn birgün ellerinden alýnacaðýný iþçilere iyi bir dille anlatýlmasý gerekir. Ýþçi sýnýfý ve emekçiler kendiliðinden bilinçleriyle nasýl ekonomist bir anlayýþa tutulabilirlerse, proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin ýsrarlý çabalarý ve nesnelliðin zorlamasýyla bu anlayýþtan kurtulmalarý ve devrimci iktidar için mücadele etmeleri de zor deðildir. Sýnýf hareketi, her gün binlerce küçük derecikten beslenen büyük bir nehir yata-


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

AKLAÞIYOR ðý gibidir. Akýþýn hýzý her geçen gün katýlanlarla daha da büyümektedir. SEKA’yla baþlayan fabrikayý terketmeme eylem biçimi, giderek tekil bir örnek olmaktan çýktý ve þu anda temel mücadele yöntemlerinden biri olarak kabul gördü. Elbette sýnýfýn her eylemi bir öncekini aþarak, edindiði deneyimleri bir sonrakine taþýyacaktýr. Paþabahçe iþçilerinin sendikayý basmalarý, Seydiþehir iþçilerinin fabrika müdürünün evini basmalarý, fabrikayý almaya gelen þirketin arabalarýný tahrip etmeleri, sýnýfýn yeni örnekler yaratabildiðinin göstergesidir.

Sýçramayý Gerçekliðe Dönüþtürmek Burada dikkat edilmesi gereken yan, kitlelerin sosyalizme yöneliminde aceleci bir beklentiye girmemektir. Bu, ayný zamanda proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin kitleler üzerindeki politik etkisini artýrmasý, kitleleri kazanmasý ile de ilgili bir konudur. Ýç savaþ koþullarý, normal zamanlarda uzun sürede yaþanan geliþmelerin çok daha kýsa sürede yaþandýðý, sýçramalarýn söz konusu olduðu koþullardýr; ama bu bir anda, hiç bir çaba harcamadan yaþanacak bir geliþme deðildir. ‘Kitle’ kavramý da izafidir ve her koþulda farklý þekilde ele alýnmasý gerekir. “Bu (“kitleler”, bn) mücadelenin niteliðindeki deðiþikliklere göre deðiþen bir kavramdýr” diyor Lenin, “Mücadelenin baþlangýcýnda, sadece gerçekten devrimci bir kaç bin iþçi, kitlelerden söz etmeyi mümkün kýldý. Eðer parti sadece kendi üyelerini deðil, dýþýndakileri de mücadeleye çekmeyi, ayrýca partisizleri de ayaklandýrmayý baþarýrsa kitleleri kazanma yolunda denilebilir... Küçük bir partinin bile... Siyasi geliþmelerin sürecini iyice inceledikten ve partisiz kitlelerin hayatýný ve geleneklerini iyice tanýdýktan sonra uygun bir devrimci hareket yaratabilmesi mümkündür... Böyle bir anda böyle bir parti, sloganlarýyla çýkar ve milyonlarca iþçiyi peþinden sürüklemeyi baþarýrsa bir kitle

hareketi elde edilir. Devrimin çok küçük bir parti ile baþlatýlabileceðini ve muzaffer bir sonuca ulaþtýrýlabileceðini bütünüyle reddetmem.” (Kitle Ýçinde Parti Çalýþmasý, sf. 162-163). Rusya pratiði Lenin’i doðrulamýþtýr. Bugün bu örneðin baþka yerlerde de ortaya çýkmasýnýn koþullarý mevcuttur. Emperyalist-kapitalist sistemin dünya çapýndaki bunalýmý, devrimci ve komünist partilere bir devrimi zafere ulaþtýrma olanaklarýný sunuyor. Kapitalizmin bu yeni evresinde, emperyalist-kapitalist sistemin çöküþ olasýlýðý ne kadar artmýþsa, devrimci ve komünist partilerin bir devrime önderlik etme olasýlýklarý da o kadar artmýþtýr. Önemli olan devrimi örgütlemek ve proletarya ile birlikte diðer emekçi sýnýflarý devrime hazýrlamaktýr. Kitlelerle daha sýký baðlar kurmak, olanlarý güçlendirmek ve hazýrlýklarý tamamlayýp hýzla iktidarý almaya doðru yönlendirmektir. “Fýrtýna” yaklaþýyor ve üstelik sadece Türkiye ve K.Kürdistan’da da deðil. Bütün dünyanýn bir ayaklanma ve devrim alaný haline geleceði sürece girilmiþtir.

Eðilimleri Doðru Tespit Etmek Þimdi yapýlmasý gereken, birbirini çeken, birbirini iten, kesiþen, çatýþan sayýsýz iradenin içinden doðmakta olan bileþkenin bizi bir devrime doðru götürmekte olduðunun hesaba katýlmasýdýr. Þimdi bir devrim yapmaya giriþmek, onlarca devrim programý yazmaktan daha önemlidir. Hareketin, sürecin yönünü iyi anlamak gerekiyor. Somut durumun somut tahlili, kendi içinde geleceðe dair öngörüleri barýndýrmalý, eðilimleri tespit etmelidir. Bugün iþçi sýnýfý ve emekçiler sermaye sýnýfýyla ölümüne bir kavgaya tutuþtuklarýný görüyor ve anlýyorlar. Yahut olaylarýn her somut geliþiminde bu durumla karþý karþýya geliyorlar. Kendi niyetlerinden, sýnýf bilinci almýþ olup olmamalarýndan, bir devrimin gerekli olup olmadýðýna karar vermiþ olup olmamalarýndan tamamen 60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

baðýmsýz olan bu süreç iþliyor. Lenin, “Yaþam hükmünü sürdürecektir” diyor. Þu anda olan tam da budur. “Fýrtýna” bulutlarý birikiyor ve yaþam bunu her saat her an besliyor. Proletarya burjuvaziyle kesin haseplaþmaya hazýrlanýyor. Ancak, bunu yaparken emekçi halkýn çoðunluðunun desteðini arkasýna almak zorundadýr. Herþeyden önce Kürt halký, þu anda bir devrimin en önemli potansiyel gücü durumundadýr. Her an ayaklanmaya hazýr, ayaklanmacý bir ruhla dolu olan bu halk, varolan sistemi yýkacak olan ayaklanmada en belirleyici rolü oynayacak iradelerden birisidir. Bu nedenle toplumun öncüsü konumunda olan proletarya, Kürt ulusunun özgürlük hakký için kararlý bir mücadele yürütmek zorundadýr. Bunun yaný sýra, K.Kürdistan’da sýnýf mücadelesi giderek sertleþmektedir. Diyarbakýr TEKEL iþçileri, “Doðunun Direði, Emekçinin Yüreði” þeklinde slogan atýyorlar. Burada hemen akýllara, “devrim iþçinin yüreðinden baþka nedir ki” sözümüz geliyor. Diyarbakýr TEKEL iþçileri, içlerinden geçeni biraz daha farklý bir dille ifade etmiþ de olsalar, sonuç ayný kapýya çýkýyor. TÜPRAÞ’tan TEKEL’e, ERDEMÝR’den TELEKOM’a iki ulus proletaryasýnýn mücadele birliði yaþamýn içinde zaten saðlanýyor. Türk ve Kürt iþçiler tabanda sermayenin saldýrýlarýna karþý komiteleþiyorlar. Bu komitelerle mutlaka iliþki kurulmalý ve Devrimci Ýþçi Komiteleri’nin yaygýnlaþtýrýlmalarý için yoðun çaba harcanmalýdýr. Komitelerin, sendikalarýn birer alt organý olmaktan çýkarýlýp mücadele, ayaklanma ve iktidar organlarý olarak örgütlenmesi için daha yoðun bir çaba içinde olunmalýdýr. Koþullar son derece devrimci; kitleler ulaþýp örgütleyebileceðimiz kadar yakýnda. “Fýrtýna” yaklaþýyor. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisi tüm kadrolarýyla ayaklanma ve devrime hazýr olmalýdýr.

13


Yeni Evrede

DETAK

Mücadele Birliði

Zindanlarý Yýkacak

ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR Serpil Cabadan Ölüm Orucu Eylemi’nin 221. Gününde Bir gülüþün ateþiyle ölümün önünde sigarasýný yakmayý bilen Ölüm Orucu savaþçýlarý, büyük bir kararlýlýkla eylemi sürdürüyorlar. Ve artýk onlara ne düþmanýn ayak oyunlarý kar ediyor ne de yürüyüþü býrakanlarýn kayýtsýzlýðý. Onlar, “yüreklerini avuçlarýnýniçine alarak”, “merdivenlerinin çengelini güneþe asarak” yürümeye devam ediyorlar. Fatma Koyupýnar, bugün Ölüm Orucu Eyleminin 269. gününde, Serpilimiz ise 221. gününde Gebze Zindaný onlarýn gülüþleriyle aydýnlanýyor. ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR SÜRECEK ZAFERE KADAR!

Zindanlarda devletin tüm saldýrýlarýna karþýn Ölüm Orucu tüm kararlýlýðý ile sürüyor. Siper yoldaþýmýz Serdar DEMÝREL’in zorla müdahale iþkencesi sonucu ölümsüzleþmesiyle 19 Aralýk katliamýndan günümüze ölümsüzleþenlerin sayýsý 121’e yükseldi. Devrimci tutsaklar, F Tipi zindanlarda onurun ölümden güçlü olduðunu göstererek, eriyen bedenlerinde devrimi büyüterek Ölüm Orucu Eylemine tüm kararlýlýðýyla devam ediyorlar. Bizler de Mücadele Birliði Platformu olarak zindanlarýn sesini duyurmak için 29 Ocak’ta Galatasaray Lisesi’nin önünde basýn açýklamasý yaptýk. Saat 13.00’da Taksim Tünel Duraðý önünde toplanýp, “Ölüm Orucu Sürüyor”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” yazýlý önlüklerimizi giyip “Ölüm Orucu Sürüyor/Mücadele Birliði Platformu” yazýlý pankartýmýzý açarak Galatasaray Lisesi’nin önüne kadar yürüyeceðimizi orada basýn açýklamasý yapacaðýmýzý halka sesli bir þekilde duyurduk. Daha sonra ellerimizde kýzýl bayraklar ve Serpil Cabadan yoldaþýmýzýn resimleriyle yol boyunca kuþlamalar yaparak yürüdük. Basýnýn ve halkýn yoðun ilgisinin olduðu eylemde sýk sýk “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”, “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar”, “Devrimci Tutsaklara Kalkan Elleri Kýrdýk Kýracaðýz”, “Serpil CABADAN Yalnýz Deðildir”, “Serpil Yoldaþ Onurumuzdur”, “Fatma KOYUPINAR Onurumuzdur”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” sloganlarýmýzý atarak zindanlarýn sesini herkese duyurduk. Galatasaray Lisesi’nin önüne geldiðimizde kuþlamalarýmýzý yapmaya devam ederek basýn açýklamasý yaptýk. Yapýlan basýn açýklamasýnda; “...Þu anda Gebze M Tipi zindanýnda bulunan Serpil CABA-

DAN ve Fatma KOYUPINAR Ölüm Orucu Eylemi’ni sürdürüyorlar. Serpil CABADAN, bugün Ölüm Orucu Eylemi’nin 218. gününde. Ve Ölüm Orucu Sürüyor... Devrimci tutsaklarýn sessiz çýðlýðýný tüm insanlýða duyurmak için. Kapitalizmin insanlýða karþý iþlediði tüm suçlarýn hesabýný vereceði o büyük günü yakýnlaþtýrmak için. Ölüm Orucu Sürüyor... Yeni ve umutlu bir yaþam kurmak için. Gündüzlerinde aç gezilmeyen, gecelerinde aç yatýlmayan bir dünyayý iþçi ve emekçilerin kendi elleriyle kurmasý için. Senin için... Benim için... Ölüm Orucu Sürüyor... Sizin için... Bizim için! 121 insan ölümsüzleþti. Yüzlercesi sakat kaldý, yüzlercesinin zorla müdahale iþkencesi sonucu hafýzasý çalýndý; burjuvazi devrimcilerin beyninden devrim düþüncesini silmek için denemedik yol býrakmadý. Ama devrimci tutsaklarýn ne beyinlerinden ne de yüreklerinden devrime olan sevdayý silebildiler. Ve Ölüm Orucu Sürüyor... Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Daha fazla sessiz kalmayýn!! F Tipi zindanlarda yeni ölümlere izin vermeyelim. Yüreklerimizi onlarýn yüreklerinin yanýna koyalým. Zaferi týrnakla söküp koparmak için onlarla birlikte mücadele edelim” denildi. Yaptýðýmýz basýn açýklamasýndan sonra sloganlarýmýzla eylemimizi sonlandýrdýk.

Ölüm Orucu Sürüyor Savaþ Büyüyor...

SERPÝL CABADAN YALNIZ DEÐÝLDÝR! DEVRÝMCÝ TUTSAKLAR ONURUMUZDUR! ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK! ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR SÜRECEK ZAFERE KADAR! Mücadele Birliði Platformu

DETAK’a ulaþmak için e-mail adresi: detakistanbul@yahoo.com

14

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR Tuzla Deri Ýþçisine Saldýrýlar Sürüyor 20 Ocak’ta Tuzla Deri Ýþ Sendikasý Þube Baþkaný Hasan Sonkaya, kendini polis olarak tanýtan kiþilerce kaçýrýlmaya çalýþýldý ve 21 Ocak’ta da Þube Sekreteri Mustafa Yiðit, Cevahir Deri patronunun eli sopalý adamlarý tarafýndan dövülerek hastanelik edilmiþti. 24 Kasým’da baþlayan direniþe, patronun adamlarý ve jandarma tarafýndan çeþitli kereler saldýrýlar yapýlmýþtý. Patronun silahlý adamlarý iþçiler tarafýndan yakalandýklarýnda da jandarma tarafýndan serbest býrakýlmýþtý. Cevahir Deri patronun çetesi, 23 Ocak günü fabrika önünde bekleyen ve aralarýnda Tuzla DeriÝþ Sendikasý Þube yetkililerinin de bulunduðu direniþçi iþçilere saldýrdý. Ýþçilerin karþýlýk vermesi üzerine jandarma devreye girerek iþçilere saldýrdý ve saldýrý sonrasý sendika yöneticileri ile birlikte 5 iþçi gözaltýna alýndý.

Eðitimciler Eylemdeydi Ýçlerinde Fransýzca ve Almanca bölümü mezunlarýnýn da bulunduðu öðretmenlik hakký verilmeyen öðretmen adaylarý 22 Ocak günü MEB önünde basýn açýklamasý yaparak, atama taleplerini de içeren dilekçeyi MEB’e verdiler. MEB’de çalýþan Eðitim Sen’li kadrolu öðretmenlerin de desteklediði eylemde, “artan öðretmen açýðýna raðmen çok az sayýda yeni öðretmen atandýðý, öðretmen açýðýnýn güvencesiz çalýþtýrma yoluna gidilerek kapatýlmaya çalýþýldýðý, bu uygulamanýn tüm kamu kurumlarýnda uygulamaya sokulduðu” belirtildi. Sözleþmeli ve vekil öðretmenler de kendilerini ‘Maðdur Öðretmenler Dernek Giriþimcileri’ olarak niteleyerek bu mücadelelerini örgütlü bir duruþla devam ettireceklerini gösterdiler.

AEG’de Süresiz Grev Almanya’nýn Nürnberg kentinde Electrolux tekeline baðlý olarak üretim yapan AEG fabrikasýnda çalýþan iþçiler greve çýkma kararý aldý ve 21 Ocak günü haklarýný savunmak için greve baþladý. Yaklaþýk üç aydýr sendika ile AEG patronlarý arasýnda süren görüþmelerin sonuç vermedi. AEG patronlarý, fabrikayý kapatma ve 950 iþçiyi iþten atma dayatmasýnda bulunduðu için anlaþma saðlanamadý. Electrolux patronlarýnýn isteði, 2007 yýlýnda fabrikayý kapatma ve bazý bölümlerini Polonya’ya taþýmaktý. Greve katýlan iþçiler, mücadelede kararlý olduklarýný, gerekirse aileleri ve çocuklarý ile birlikte grev yerinde konaklayacaklarýný dile getiriyorlar.

Avrupa’da Liman Ýþçileri Eylemde Avrupa Birliði Parlamentosu’nun, tüm AB ülkelerinde geçerli olacak liman çalýþanlarýna iliþkin “Port Package II” adýyla tanýnan bir kararname ile, liman iþletmeciliðinin daha saydam ve rekabete açýk olmasý, yükleme ve boþaltma iþlemlerinin gemi personeli tarafýndan yapýlmasý, liman iþletmecilerine verilen ruhsatlarýn kýsa

süreli olmasý ve limanlarda özelleþtirilmenin, taþeronlaþtýrmanýn, iþçi çýkartmanýn, ücretlerin düþürülmesinin önünün açýlmasý hedefleniyor. “Port Package II” kararnamesine karþý liman iþçileri Avrupa çapýnda harekete geçti. 11 Ocak’ta 50 bin liman iþçisi bir günlük greve gitti. Avrupa’nýn dört bir yanýndan Fransa’nýn Strasbourg kentine akýn eden iþçiler, 17 Ocak günü Avrupa Parlamentosu’nda görüþülmeye baþlanan tasarýyý protesto etmek için AP binasý önünde eylem yaptýlar. Polis 10 bin liman iþçisine göz yaþartýcý gaz ve tazyikli su ile saldýrdý. Avrupa Parlamentosu binasýnýn camlarý kýrýldý, bazý araçlar ateþe verildi. Çýkan çatýþmada, 12 polis yaralandý, 13 iþçi gözaltýna alýndý. Yapýlan protesto gösterileri kapsamýnda Yunan, Danimarkalý, Ýsveçli ve Portekizli liman iþçileri de grevdeydi. Belçika’dan Antwerp ve Fransa’dan Marsilya ve Le Havrebazý gibi önde gelenbazý Avrupa limanlarý da trafiðe kapandý.

TEKEL Ýþçisi Eylemde TEKEL’in Adana ve Malatya fabrikalarýnýn kapatýlmak istenmesine karþý TEKEL iþçileri tüm fabrikalarda iþyerlerine kapandý. Tek Gýda-Ýþ Sendikasý Genel Merkezi’nin aldýðý karar doðrultusunda 26 Ocak gecesi fabrikalarýný terk etmeyen iþçiler, AKP Hükümetinin kapatma kararýný iptal etmesini istediler. Ýþçiler yaptýklarý basýn açýklamalarýnýn ardýndan fabrikaya kapandýlar. Türkiye’nin dört bir tarafýndaki TEKEL iþçilerinin, Adana ve Malatya’daki fabrikalarýn kapatýlmasýna karþý iþyerini terk etmeme eylemi yapacaðýný hatýrlatan Tek Gýda-Ýþ Sendikasý Genel Merkezi, iþçilerin iþyerlerine ve iþlerine sonuna kadar sahip çýkacaklarýný vurguladý. Ýstanbul’da da Cevizli TEKEL iþçileri, fabrika önünde basýn açýklamasý yaptýlar. Eylemin ardýndan fabrikaya dönen iþçiler, geceyi fabrikada geçirdiler. Bursa’da TEKEL binasý içinde yapýlan eyleme Türk-Ýþ ve KESK’e baðlý sendikalar da destek verdi. Ýþçiler eylemde, “Satýlýk basýn istemiyoruz”, “Gün gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganlarýný attýlar. Tek Gýda-Ýþ Adýyaman Þube Baþkaný ise yaptýðý açýklamada, Kahta ve Besni dahil olmak üzere Adýyaman’da 39 kadrolu, 710 geçici olmak üzere 749 iþçi bulunduðunu; iþ akitleri askýya alýnan 90 bayan iþçinin 5 Ocak 2006’da iþbaþý yapmasý gerekirken iþe baþlatýlmadýðýný ifade ettiler.

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

15


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

Filipin Halký ABD Askerini Ýstemiyor

eylemi yapacaklarýný ve iþyerlerini terk etmeyeceklerini söyledi. Yarýmca Rafinerisinde iþ býrakan iþçilere seslenen Petrol-Ýþ Kocaeli Þube Baþkaný, TÜPRAÞ iþçisinin, gece de iþyerinde kalacaðýný söyledi. TÜPRAÞ Kýrýkkale Rafinerisi iþçileri de, iþ býrakarak eylem yaptýlar.

Filipinler’de binlerce kiþi ABD askerlerinin ülkeye askeri tatbikat için gelmesini sokaklarda protesto etti. 10 Ocak günü Mindano Adalarý’na gelerek ABD askerlerine tepkisini haykýran 3 bin kiþi, Filipinler hükümetini de kýnadý. Hükümetin, ABD askerlerinin Filipinler topraklarýnda tatbikatlara katýlmasýný yasal kýlan “Ziyaretçi Güç Anlaþmasý”ný iptal etmesini isteyen halk, bunun iptal edilmesi yerine yeni bir ABD birliðinin ülkeye gelmesine sert tepki gösterdi. Halk, iþgalciler Filipinler topraklarýný terk edene kadar ABD askerlerine yönelik protestolarýn artacaðýný dile getirdi.

BPO Ýþçisi Direniþte

Antikomünist Tasarý Kýnandý Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) 24 Ocak günü ele alýnmaya baþlanan antikomünist yasa tasarýsý, Strasbourg’da protesto edildi. Çeþitli ülkelerden komünist ve sosyalist partilerinin temsilcilerinin katýldýðý eylemde, tasarýnýn geri çekilmesi istendi. Cumhuriyet Meydaný’nda bir araya gelen eylemciler, Avrupa Parlamentosu (AP) binasýna kadar yürüdü. Yürüyüþ boyunca orak-çekiçli kýzýl bayraklar taþýyan göstericiler, AP önünde bir basýn toplantýsý düzenledikten sonra binaya girdiler. Yunanistan’da Görkemli Eylemler Selanik’te 23 Ocak akþamý yapýlan eyleme binlerce kiþi katýldý. Yapýlan konuþmalarda KKE Politbürosu, bu tasarýnýn kabul edilmesi halinde iþçi ve emekçilere karþý yeni saldýrýlarýn gündeme geleceðini belirtti ve tasarýnýn asýl hedefinin, emperyalist politikalara karþý çýkanlarýn susturulmasý olduðunu dile getirdi. Daha sonra göstericiler ABD Konsolosluðu ve AB temsilciliðine yürüdüler. AB temsilciliði kapýsýna bir protesto metni asýldý. Yunanistan’ýn Larisa, Patra, Trikala þehirlerinde düzenlene eylemlere de binlerce kiþi katýldý. Agrinyo, Arta, Kavala kentlerinde ve Midilli adasýnda ise 25 Ocak günü eylemler gerçekleþti. Brüksel’de toplantý Antikomünist yasa tasarýsýna karþý tepkiler artýyor. 21 Ocak günü Brüksel’de düzenlenen ve ev sahipliðini Belçika Emek Partisi’nin yaptýðý toplantýya, 13’ü Avrupa’dan olmak üzere 15 parti ve örgüt katýldý. 25 parti de toplantýya dayanýþma mesajý gönderdi.

TÜPRAÞ’ta Dolum Ve Sevkýyat Durdu TÜPRAÞ iþçileri özelleþtirmeye karþý bir günlük iþbýrakma eylemi yaptý. TÜPRAÞ Batman, Yarýmca, Kýrýkkale ve Aliaða rafinerilerinde 26 Ocak sabahý 08.00’dan itibaren çalýþmayan iþçiler, özelleþtirme kararýnýn ardýndan yapýlan devir teslim törenini protesto ettiler. Gece vardiyasýnda çalýþan iþçiler fabrikadan çýkmazken, sabah vardiyasý için gelen iþçiler ise iþ durdurarak dolum ve satýþ yapmadýlar. Ýþçiler, gece de fabrikayý terk etmediler. TÜPRAÞ Aliaða Rafinerisi ana giriþ kapýsý önünde toplanan iþçiler, “TÜPRAÞ’ý alan da satanda vatan haini”, “Zafer direnen emekçinin olacak” sloganlarýný attý. Yapýlan eylemin ardýndan iþçiler fabrikaya kapandý. 27 Ocak günü Aliaða PETKÝM iþçileri de iki saat iþ býrakýp PETKÝM’den TÜPRAÞ’a yürüyerek, direniþteki TÜPRAÞ iþçilerine destek eylemi yapacak. Batman TÜPRAÞ Rafinerisi iþçileri de 26 Ocak günü rafineri giriþinde toplandý. Petrol-Ýþ Batman Þube Baþkaný, büyük emek vererek bugünlere getirdikleri rafinerinin ertesi gün iki dosya halinde devredileceðini söyledi. Ve bu eylemin 27 Ocak günü saat 17.00’ye kadar süreceðini ve iki gün boyunca iþ yerinde oturma

16

Araba tamponu üreten BPO (B. Plas Plastik Omnimuim) fabrikasý iþçileri, 5 arkadaþlarýnýn sendikalaþma nedeniyle iþten atýlmasý ve iþçi çýkarmalarýn süreceði söylentilerinin duyulmasý üzerine 24 Ocak’ta üretimi durdurdu. Tehditlere raðmen fabrika içindeki direniþlerini sürdüren BPO iþçileri, jandarma tarafýndan zor kullanýlarak fabrika dýþýna çýkartýldý. Toplam 232 iþçinin çalýþtýðý BPO fabrikasýnda, 16.00-24.00 vardiyasýndaki yaklaþýk 100 iþçi, yoðun kar yaðýþý ve þiddetli soðuða raðmen fabrika önündeki bekleyiþlerini sürdürdü. Bu sýrada gece vardiyasýnda çalýþacak iþçiler jandarma eþliðinde fabrikaya alýndý. Gece vardiyasýnda çalýþanlarýn önemli çoðunluðu iþe gelmezken, arkadaþlarýna destek vermek isteyen iþçilerin servisten indirilmeyerek zorla fabrika içerisine sokulmasý, jandarmayla iþçiler arasýnda arbede yaþanmasýna neden oldu. Gökçen Grubu’na ait diðer fabrikalardan da direniþe destek geldi.

Latinler ABD’ye Karþý Latin Amerika ülkelerinden Küba’da Devlet Baþkaný Fidel Castro’nun çaðrýsýyla baþkent Havana’da toplanan yüzbinlerce kiþi, ABD’nin Küba politikasýný protesto etti. Malecon Bulvarý’nda toplanan yüzbinlerce gösterici, Bush aleyhine ve Fidel Castro lehine sloganlar attý. Devasa gösteri nedeniyle tüm kentte hayat durdu. Castro, halka yaptýðý kýsa konuþma sýrasýnda, ABD yönetimini, göçmenler konusunda varýlan anlaþmalardan vazgeçmek ve Küba’nýn, ABD gýda ürünlerini ithal etmesini engellemek istemekle suçladý. ABD karþýtý eylemde eski Nikaragua Devlet Baþkaný ve Sandinist lider Daniel Ortega da göstericiler arasýnda ön saflarda yer aldý.

Tahran Otobüs Ýþçilerine Tutuklama Saldýrýsý Tahran otobüs iþçileri, tutuklu sendika liderinin serbest býrakýlmasý ve toplu sözleþmelerin uygulanmasý için 28 Ocak günü gerçekleþtirilmek üzere grev çaðrýsýnda bulundu. Sendika yönetimi imzalý greve çaðrý bildirileri bu akþam Tahran’da geniþ çapta daðýtýldý. Sendika lideri Mansur Osanlu 22 Aralýk’tan beri herhangi bir suçlama olmaksýzýn Tahran’daki yüksek güvenlikli Evin Cezaevi’nde tutuklu idi. 28 Ocak günü greve gidilmesi için yapýlan çaðrý sonrasýnda, otobüs iþçileri sendikasý yönetiminin altý üyesi Perþembe günü mahkeme önüne çýkarýldý. Altý grevci tutuklandý. Bu arada, Tahran Belediye Baþkaný Ghalibah da devlet yayýn organý RNA’da, otobüs iþçileri sendikasýný “illegal” olarak nitelendirdi ve tehdit etti. Devlet radyosu da iþçileri “karþý-devrimciler” ve “sabotajcýlar” olarak tanýmladý.

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006


Yeni Evrede

Dünya Sosyal Forumu

Mücadele Birliði

DÜNYA SOSYAL FORUMU’NUN GELECEÐÝ Emperyalist-kapitalist dünya, Ýsviçre’nin Davos kentinde Dünya Ekonomi Forumu’nda biraraya gelirken, çeþitli düzeylerde muhalif kesimler, Caracas’ta Dünya Sosyal Forumu’ndaydý. Öncekilerden farklý olarak bu sene üç merkezde, Bamako (Mali), Karaçi (Pakistan) ve Caracas (Venezüella), toplantýlar düzenlenmesi planlandý. Karaçi ayaðý, Pakistan’da yaþanan deprem nedeniyle ertelendi. DSF’nin en baþta gelen gündemleri, yapýlacak eylemler için önceliklerin belirlenmesi. Bunlar Irak savaþýnýn durdurulmasýna yönelik faaliyetler, üçüncü dünya ülkelerinin dýþ borçlarýný sürekli artýran mekanizmalara karþý direniþler, Filistin halkýyla dayanýþma giriþimleri þeklinde olacak. Forum “iktidar, siyaset ve toplumsal kurtuluþ mücadeleleri, emperyalist stratejiler ve halk direniþleri...” gibi konular ele alýnmasýna karþýn, salt bir “serbest kürsü” misyonuyla sýnýrlanmýþ bulunuyor. Ve bu haliyle Dünya Sosyal Forumu, artýk kendi yolunun sonuna gelmiþ görünüyor. Baþtan itibaren ilkeleri tam bir þekilsizlikle biçimlenen, alabildiðine gevþek, çok parçalý, heterojen bir topluluk olmaktan öte gidemeyen, dahasý bundan daha ötesini hedeflemeyenlerin de çoðunlukta olduðu bir bileþim olarak DSF, etkisini, coþkusunu ve doðal olarak sýnýrlý gücünü epey yitirmiþ olarak toplandý bu yýl. Ama bu DSF’nin üzerinde yükseldiði temellerin güç kaybetmesinden deðil, onun sürecin ihtiyaçlarýna uygun olmayan karakterinden kaynaklanan bir güç yitimidir. DSF duru gökte çakan bir þimþek deðil. Sosyalist bloktaki karþý-devrimlerle birlikte emperyalistler zafer ve “tarihin sonu” naralarý eþliðinde “yeni dünya düzeni”ni ilan ettiklerinde, emeðin dünya çapýnda ayaða kalkmasýnýn çok zaman almayacaðýný bilemezlerdi. Önce bütün Avrupa çiftçi ve taþýmacýlýk sektörü iþçilerinin eylemleriyle sarsýldý. Ardý ardýna genel grevler ilan edildi. Avrupa’dan Japonya’ya uzanan çatýþmalar dizisine tanýk olduk. Kapýþmanýn sert geçeceði daha bu ilk adýmlarda belli olmuþtu. Dünya Ticaret Örgütü’ne evrilecek olan GATS’ýn Uruguay Raundu görüþülür ve emperyalist yaðmacýlarýn vahþi “neo-liberal globalizm” çýðlýklarý yankýlanýrken, Zapatistalar tüm dünyayý sarsan hareketleriyle “ilk kurþun”u sýkmýþ oluyorlardý. Takvimler daha 1994’ün ilk gününü gösteriyordu. Sanýldýðýnýn aksine, dünya halklarýnýn þaþkýnlýklarý uzun sürmemiþti. Þaþkýnlýða düþme sýrasý artýk emperyalist-kapitalist dünyadaydý. Açýkça anlaþýlýyordu ki, dünya devriminin öncü þok dalgalarý küresel ölçekte hissediliyordu. Krizler ve ayaklanmalar birbirini kovalýyordu. Rusya, Endonezya, Güney Asya, Bolivya, Ekvador, Arjantin, Afrika... Emperyalist sermayeye karþý büyüyen tepkiler, devasa gösteriler... Sidney, Melburne, Canberra, Barcelona, Seattle... Büyük kalkýþmalar ve büyük çatýþmalar yaþanýyor, ülkeler devrimin eþiðine geliyor,

bölgesel dýþ savaþlar birbirini kovalýyor... Devrim dalgasýnýn bu küresel yükseliþi ne yazýk ki uluslararasý komünist hareketin en daðýnýk dönemine denk düþtü. Bu yüzden yükselen küresel antikapitalist hareketi uluslararasý ölçekte örgütleyebilme yeteneðini gösteremedi. Ýþte tam bu koþullarda, 2001 yýlýnda Porto Alegre’de Dünya Sosyal Forumu toplandý. DSF’nin üzerinde yükseldiði zemin buydu. Komünist yönlendiricilikten yoksun olan DSF, daha kendini tanýmlamaya çalýþtýðý ilk adýmda, tam bir þekilsizliði, örgütsüzlüðü, sýnýrlýlýðý kendine ilke edindi. Yükselen dalganýn tepesine binmenin verdiði coþku, bu þartlarda zamanla tükenmek zorundaydý. Sermayenin özel çabalarýnýn da etkisiyle, bu heterojen bileþim içinde liberal eðilimler aðýrlýk kazandý. Tüm eðilimleri bir araya getirme, “tüm muhalefeti birleþtirme” isteði sonuçta etki gücünü yitiren, zayýf bir oluþum yarattý. Bu genel bir kuraldýr. “En geniþ birlik” yanlýlarýnýn sýk sýk unuttuðu bir kural. Artýk gelinen aþamada DSF’nin sonuçlarý, oluþumun bileþenlerini de tatmin etmiyor. Gittikçe içerden daha fazla ve daha farklý eleþtirilere tabii tutuluyor. Açýk olarak görülüyor ki oluþum içindeki iki ana eðilimin yollarý hýzla ayrýlýyor. Yarý anarþizan bir tarzda her türlü hiyerarþiyi (ve doðal olarak bizzat bir örgüt yaratmayý) reddeden ve oluþumu siyasetten uzak tutmayý amaçlayan eðilim ile, dünyadaki geliþmelere müdahale etmek isteyen, bir iktidar perspektifi geliþtirilmesi gerektiðini savunan eðilim, bu iki apayrý dünya görüþü, gittikçe daha belirgin hale geliyor. Birinci eðilim, hangi renge bürünürse bürünsün, özünde burjuva görüþtür. Ýkinci eðilim ise içinde komünist öðelerin de yeraldýðý ve yüzü sosyalizme dönük olan eðilimdir. Yaþam bu ayrýþmayý her geçen gün daha fazla dayatýyor. DSF’nin bu haliyle yoluna devam etmesi mümkün deðil. Kuruluþundan beri küresel anti-kapitalist hareketin ihtiyaçlarýný kesinlikle yansýtmayan, ona cevap veremeyen bir oluþum idi. Hareket yoluna devam ettikçe, ona cevap veremeyen bu çok renkli karmaþa, prizmada birleþip bir ýþýn demeti halinde yansýyamayacaðýný ortaya koydu. Bunu baþarabilecek tek güç, komünist hareketin uluslararasý örgütlülüðüdür. Burada rahatlýkla söyleyebiliriz ki, verili DSF miadýný doldurdu. Fiili ömrünü doldurmasý çok da uzun görünmüyor. Barýndýrdýðý bileþenler, kendi eðilimlerine uygun yeni yapýlanmalara yönelecek ve taþlar yerli yerine oturacaktýr. Ve DSF, bir boþluk ve geçiþ döneminin nostaljik anýsý olarak belleklerdeki yerini alacaktýr.

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

17


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

BASKILARA VE TEHDÝTLERE KARÞI SESSÝZ KALMAYALIM Merhaba Mücadele Birliði Okurlarý; Gaziantep Üniversitesi Besni Meslek Yüksekokulu öðrencileri olarak bizlere yönelik yapýlan baský ve tehditlere karþý 23 Ocak Pazartesi günü,”Baskýlar Bizi Yýldýrmaz” ve “Üniversiteli Gençlik” imzasý olan pankartýmýzla Besni kaymakamlýðýnýn önünde bir basýn açýklamasý yaptýk. Bir süredir gerek okul yönetimi, öðretim üyeleri olsun gerekse polis ve ülkü ocaklarý tarafýndan baský ve tehditlere maruz kalýyoruz. Bunlar; - Yurttan atýlma tehditleri, - Kaldýðýmýz evlerin sahiplerine polisler tarafýndan baský uygulanmasý, - Üniversitemizdeki öðretim üyeleri ve idare tarafýndan düþük not verilmesi, dersten býrakma tehditleri, öðrenciler arasýnda ýrkçýlýk yapýlmasý, - Sivil faþistler tarafýndan geçen aylarda bir arkadaþýmýza silahlý saldýrýda bulunulmasý, saçýna, sakalýna ve giyimine müdahale edilerek öðrenciler üzerine psikolojik baský uygulanmasý, Ayrýca yapýlan bu saldýrýlar ve baskýlar yetmezmiþ gibi bir de polis-idare-sivil faþist iþbirliði yapýlmaktadýr. Polisler okula ve yurda gelerek öðrenciler üzerinde baský kurmaktadýr. Elinde Deniz GEZMÝÞ’in resminin olduðu bir anahtarlýðý satan bir arkadaþýmýz sivil faþistlerin saldýrýsýna uðramýþ, anahtarlýk arkadaþýmýzýn elinden alýnýp koparýlarak gasp edilmiþtir. Burada söz konusu olan bir anahtarlýk deðil, insanlarýn deðerlerine ve düþüncelerine yönelik bir saldýrýnýn olmasýdýr.

Basýn açýklamasýnýn aralarýnda sýk sýk “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Kahrolsun Faþizm, Yaþasýn Mücadelemiz”, “Politik Özgürlük Kazanýlamadan, Akademik Özgürlük Kazanýlamaz”, “Öðrenciyiz Haklýyýz Kazanacaðýz”, “F Tipi Üniversite Ýstemiyoruz” sloganlarý atýldý. Ayrýca yoðun karýn olmasýna raðmen insanlar yoðun bir ilgiyle bizi seyretti ve bu esnada geçen arabalarýn içindeki insanlar arabalarýný durdurup basýn açýklamasý bitene kadar bizi dinlediler. Bizlere karþý yapýlan baskýlara ve saldýrýlara karþý basýn açýklamamýzý þu sözlerle bitirdik: Bizler buraya okumaya geldik, ancak gerek eðitim sistemiyle ilgili olsun gerekse yaþadýðýmýz koþullarla ilgili gördüðümüz, tanýk olduðumuz sorunlarýmýzý dile getirmek en doðal hakkýmýzdýr. Ayrýca bizler demokratik, bilimsel ve ezberci olmayan bir eðitim sistemi istiyoruz. Üniversitemizdeki öðretim görevlilerinin amacý; top sakallý bir öðrenciye “keçi sakallý” diyerek aþaðýlamak ve onur kýrýcý davranmak deðil, aksine biz öðrencilere bilgi birikimini aktarmak olmalýdýr. Bugün bu taleplerimizi dile getirdiðimiz için bu baskýlara ve saldýrýlara maruz kalýyoruz. Bizler bu taleplerimizi dile getirmeye devam edeceðiz.Yapýlan bu baskýlara, tehditlere ve saldýrýlara son verilmelidir.

ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ BÜYÜYOR Sendikalý olduklarý için iþten atýlan ve grevlerinin 128. gününde olan SernaSeral tekstil iþçilerine, 21 Ocak’ta destek ziyaretinde bulunuldu. Grevlerini tüm kararlýlýðýyla sürdüren Serna-Seral tekstil iþçilerine KESK/ESM Ýstanbul Þubesi, KESK/SES Þiþli Þube, KESK/SES Aksaray Þubesi’nin ziyaretine bizde Mücadele Birliði Platformu olarak destek verdik. 21 Ocak Cumartesi günü Saat 11.00’da Serna-Seral Tekstil Fabrikasý’nýn sokaðýnýn baþýnda “Emekçiler Saldýrýlara Karþý Ýktidar Ýçin Savaþalým/Mücadele Birliði yazýlý pankartýmýzý açarak, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði” sloganlarýmýzla fabrika önüne kadar yürüdük. Fabrika önünde sendikalý emekçilerle Serna-Seral iþçleri bizleri sloganlarýyla karþýladýlar. Bir anda fabrika önü sanki bayram yerine döndü. Polisler ve çevik kuvvet yoðun olmasýna raðmen, neþemizden hiçbir þey çalamadýlar. Iþçiler tarafýndan dostça karþýlanmamýzdan sonra hep beraber grev çadýrýna geçip sohbet ettik. Daha sonra Saðlýk ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasý (SES)’e üye emekçilerinde gelmesiyle fabrika önünde toplandýk. Orada sendika yöneticileri kýsa birer konuþma yaptýlar. Yapýlan konuþmada; “...128 gündür herkese inat burada bir grev yaþanýyor. 71 arkadaþýmýz burada grevlerini kararlýlýkla sürdürüyorlar. ....Bizim bu mücadelemiz ne olursa olsun baþarýya ulaþacaktýr. Serna-Seral iþçilerinin grevi diðer sendikalý tekstil iþçileri arasýnda tartýþýlýyor. Sizin burada baþarýya ulaþmanýz, ülke genelinde bir baþarý olacaktýr” denildi. Konuþmalar sýrasýnda sýk sýk “Birleþen Ýþçiler Yenilmezler”, “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý”, “Yaþasýn Örgütlü Mücadelemiz”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Örgütlüysek Her Þeyiz Örgütsüzsek Hiçbir Þey” sloganlarý atýldý. Konuþmalarýn ardýndan ziyaretimiz son buldu.

18

POLÝTÝK ÖZGÜRLÜK KAZANILMADAN AKADEMÝK ÖZGÜRLÜK KAZANILAMAZ! BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! Adýyaman/ Besni’den DÖB’lü Bir Öðrenci

ÖÐRENCÝ GENÇLÝK ÝÞÇÝ SINIFININ YANINDA Hepimizin bildiði gibi faþist devletin son süreçte iþçi ve emekçilere saldýrýlarý sürüyor ve ayný zamanda uþaklarýný kullanarak iþçi ve emekçilerin beynini sulandýrmaya çalýþýyorlar. Son olarak da önüne TEKEL Sigara Fabrikasý’ný kapatmayý koydu ve fabrikada Türk-Ýþ gibi sarý bir sendika örgütlü olmasýna raðmen, iþçilerin tavrý net: “TEKEL’i kapatmak isteyenler kendileriyle birlikte 700 tane tabut getirsinler”. Faþist devletin sürekli emrinde olan MHP’li uþaklar ise TEKEL Fabrikasýnýn önündeki E-5 köprüsüne MHP imzalý pankart asarak iþçilerin öfkesini farklý yönlere çekmeye çalýþýyor. Bizler, Adana Devrimci Öðrenci Birliði olarak MHP pankartýný indirip çevreye yoðun bir þekilde “Emekçiler Saldýrýlara Karþý Ýktidar Ýçin Savaþalým”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Herþey Emeðin Olacak”, “Devrimci Tutsaklar Özgürleþtirilmeden Ýþçi Ve Emekçiler Özgürleþemez” kuþlamalarýmýzý yaptýk.

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

YAÞASIN ÖGRENCÝLERÝN, EMEKÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ! AKADEMÝK ÖZGÜRLÜK DEVRÝMLE GELECEK! Adana’dan DÖB’lü Öðrenciler


Yeni Evrede

Devrime Adanmýþ Yaþamlar

Mücadele Birliði

ROSA LUXEMBOURG ve KARL LIEBKNECHT Uluslararasý sosyalist hareketin önde gelen önderlerinden biri olan Rosa Luxembourg, 5 Mart 1870 yýlýnda Polonya’nýn Zamosc kasabasýnda doðar. Rosa Luxembourg 17 yaþýnda Varþova Lisesi’ni bitirdiði yýllarda sosyalist hareketle tanýþýr. 1882 yýlýnda kurulmuþ olan Proletarya adlý partiye katýlýr. O dönemlerde Proletarya Partisi, ilkeleri ve programýyla Rusya’daki devrimci eylemden çok daha ileride olan bir partidir. Ancak 1886 yýlýnda partinin önderleri idam edilir. Partililer tutuklanarak sürgüne gönderilir ve parti daðýlýr. Rosa Luxembourg da 1889’da aranmaya baþlayýnca Polonya’dan ayrýlarak Ýsviçre’ye gider. Orada üniversitede doða bilimleri, matematik ve ekonomi okur, devrimci göçmenlerin arasýna girer ve bölgesel iþçi eylemlerine katýlýr. Daha sonra Vera Zasuliç, G.V. Plehanov ve gelecekte eþi olacak olan Leo Jogiches ile tanýþýr. 1893’te eþi Leo Jogiches ile birlikte Polonya’daki ilk marksist iþçi partisi olan Polonya Devrimci Sosyalist Partisi’nin kurucularý arasýnda yer alýrlar. Rosa Luxembourg, Berlin’e taþýndýktan sonra Alman Sosyal-Demokrat Partisi’ne katýlarak 1898 yýlýnda Almanya’daki iþçi eylemlerinde yer alýr. Çeþitli sosyalist gazetelerde yazar ve yazý iþleri müdürü olarak çalýþýr ve mitinglerde konuþmalar yapar. O sýrada Almanya’da reformist-revizyonist bir eðilim kuramcýsý olan Bernstein’in reformist düþüncelerine karþý çýkar ve “Sosyal Reform ya da Sosyal Devrim” adlý eserine yazar. Rosa Luxembourg, bu kitabýyla reformist görüþleri teþhir ederek marksizmi savunan düþüncelerini açýklar. Kimilerince “Marks’tan sonra en yetkin beyin” olarak tanýmlanan Rosa Luxembourg Lenin’le tanýþýp onun politik dehasýný keþfederek Rusya’daki devrim hareketine ilgi duymaya baþlar ve bazý düþüncelerine ters düþse de Bolþevikleri kendine örnek alýr. Rosa Luxembourg 1904 yýlýnda Alman Kayzerine hakeretten ötürü ilk kez tutuklanýr ve 1 ay cezaevinde kalýr. Ayný yýl gizlice Polonya’ya girer ve gericiliðin güçlendiði, tüm toplantýlarýn, sosyalist gazetelerin yasaklandýðý ortamda günlük bir gazete yayýmlamaya baþlar. 1906’da tekrar tutuklanýr ve 4 ay tutuklu kaldýktan sonra sýnýr dýþý edilir. 1907’de katýldýðý Sosyalist Enternasyonal kongresinde yaptýðý konuþmalarda emperyalist savaþa ve militarizme karþý tutum alarak devrimci bir tutum sergiler. 1905-1910 yýlarý arasýnda iþçilerin iktidar yolu konusunda Sosyal Demokrat Parti’nin Kautsy önderliðindeki merkez kanadý ile gö-

rüþ ayrýlýklarýna düþer. 1913 yýlýnda “Sermaye Birikimi” adlý kitabýný yazarak marksist öðretiye katkýda bulunur. 1914’te tekrar, emperyalist savaþa katýlmamalarý konusu üzerine konuþmalarý ile askeri isyana kýþkýrttýðý gerekçesiyle tutuklanýr. Birinci Emperyalist Paylaþým Savaþý sýrasýnda partinin meclis grubu “vatanseverlik” duygularý ile hükümete savaþ ve savaþ kredileri lehine oy verir, ancak Rosa Luxembourg ve Karl Liebknecht parti görüþüne karþý çýkarak aleyhte oy kullanýrlar. Rosa Luxembourg, Karl Liebknecht, Franz Mehring ve Clara Zetkin toplanýp savaþa karþý eylem kararý alýrlar. Ve daha sonra Almanya Komünist Partisi’ne dönüþecek olan Spartakistler Birliði’ni kurarlar. 1917’de Rosa tekrar tutuklanýr ve Ekim Devrimi’ni ve emperyalist savaþý cezaevinden izler. Cezaevinden Alman askerlerine ve iþçilerine destek olma çaðrýsý yaparak, Þubat devriminin bir son degil, bir baþlangýç olduðunu söyler. 8 Kasým 1918 Alman Devrimi Karl Liebknecht’i ve Rosa Luxembourg’u cezaevinden çýkarýr ancak Almanya’da gericiler hala güçlüdürler. 1919 Ocak ayýnda Berlin’deki Spartakis Ayaklanma diye anýlan sokak çatýþmalarý sýrasýnda, gerici yayýn organlarýndan “Kýzýl Karl” ile “Kan Döken Rosa”yý linç etme çaðrýlarý yapýlýr. Almanya’da baþlayan ayaklanmaya Spartakistler baþlarýnda Rosa ve Karl olmak üzere aktif bir þekilde katýlýrlar. Ancak ayaklanma kanla bastýrýlýr. Rosa Luxembourg, kaldýðý otelden çýkarýlýp kapýda bekleyen arabaya götürülürken kafasýna bir dipçik darbesi indirilir ve araba otelden yüz metre kadar uzaklaþtýktan sonra arabanýn içinde vurulur. Moabit Cezaevi’ne götürülecekleri bahanesiyle Karl Liebknecht’de Rosa Luxembourg’un önündeki araçla yola çýkarýlýr. Karl Liebknecht’in bulunduðu araba karanlýk Tiergarten Parký’nýn ortasýnda birden bire durarak ona arabanýn bozulduðunu ve yürüyüp yürüyemeyeceði sorulur. Yürüyebileceðini söyleyen Karl, daha henüz iki adým atmýþken arkasýndan bir el ateþ edilerek katledilir. Rosa’nýn cesedi kanala atýlýr ve ancak dört ay sonra bulunabilir. 15 Ocak 1919’da katledilen Karl Liebknecht ve Rosa Luxembourg, kýsa denilebilecek hayatlarýný proletarya ve emekçilerin özgürleþmesi mücadelesine adayarak ölümsüzleþtiler. Rosa Luxembourg da devrimin bir kadýn savaþçýsý ve önderi olarak yaþadý ve ölümsüzleþti. Onun deyimiyle; “...yarýn devrim bir kere daha ayaða kalkacak ve trampet sesleri ortasýnda sizi dehþete düþürerek haykýracaktýr: Buradayým, buradayým ve hep burada olacaðým”

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

19


Yeni Evrede

Açýklama

Mücadele Birliði

SEVDALARIMIZ YALNIZ DEÐÝLDÝR HALKEVLERÝ KADINLARINDAN

HALKEVÝ

EYLEM

Ankara’da Halkevleri kadýnlarý, geçtiðimiz Aralýk ayýnda sivil polis olduklarýný söyleyen kiþilerce kaçýrýlýp tecavüze uðrayan Sevda Aydýn’la dayanýþma eylemi yaptý. Geçen bir buçuk ayda olayýn sorumlularýnýn bulunmadýðýn hatýrlatan Halkevlerinden kadýnlar, “Sevda Aydýn Yalnýz Deðildir, Tecavüzcü Devlet Hesap Verecek” pankartý arkasýnda toplanarak 27 Ocak günü 12.30’da Yüksel Caddesi’nde bir basýn açýklamasý yaptý. Halkevlerinden kadýnlar, açýklamada Sevda Aydýn ve pek çok kadýnýn kimlikleri, düþünceleri ve cinsiyetleri yüzünden tacize ve saldýrýya uðradýðýný belirttiler. Bu baskýlarýn kendilerini yýldýrmayacaðýný, tecavüzcülerden mutlaka hesap sorulacaðýný vurguladýlar. Basýn açýklamasýnýn ardýndan Halkevlerinden kadýnlar, kendi hazýrladýklarý kartlarý Sevda Aydýn’a yollamak üzere Kýzýlay postanesine gittiler. Burada da “Sevda Aydýn Yalnýz Deðildir”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Tecavüzcü Devlet Hesap Verecek” sloganlarý atarak kartlarýný yollayan eylemciler, Sevda Aydýn’la dayanýþmayý sürdüreceklerini, baskýlara boyun eðmeyerek haklarý için mücadele edeceklerini anlatan bir konuþma yaparak postane önünden ayrýldýlar.

süzlüðün bir kanýtý” olduðunu belirttiler. Yaptýklarý açýklamada kadýn gerillalar, “Kadýn Kürt toplumumuzda yaþanan geri feodal geleneklerden tutalým yaþadýðýmýz sistemsel zorlanmalara karþý mücadele etmek durumunda býrakýlmýþtýr. Kadýn olarak þiddeti doðuran nedenleri sorgulamayýz. Bugün kadýna karþý uygulanan þiddet, pratik olarak ortaya çýkan bir sonuçtur” diyerek kadýnýn iradesizleþtirilerek etkisiz kýlýnmak istendiðini belirttiler ve “kadýnlar bu gün her sokakta, her evde, sorguda, cezaevlerinde farklý boyutlarda þiddete uðramaktadýrlar. Kadýna sözde misyon biçen sistem ise namus anlayýþýyla töre cinayetlerini meþrulaþtýran bir konuma sahiptir” dediler. Öðrenciler, son dönemde yeniden gündeme giren gözaltýnda iþkence ve tecavüz olaylarýna dikkat çekerek, bunun devletin “özgür düþünce ve özgür yaþam arayýþlarýna yönelik tahammülsüzlüðünün” bir sonucu olduðunun altýný çizdiler. Yaþanan bu tür olaylarla, devletin kadýnlara gözdaðý vererek arayýþlarýna ket vurma çabasý içerisinde olduðunu ifade eden öðrenciler, “Sevda Aydýn olayýnda özgür yaþam arayýþýna, kadýnýn gücüne karþý uygulanan þiddet, bu tahammülsüzlüðün bir kanýtýdýr. Biz kadýn gerillalar olarak yaþanan bu olayý kýnýyoruz” dediler

BATMAN’DA KADINLARDAN EYLEM Pazaryeri Mahallesi Koçerler Bulvarý’nda 25 Aralýk’ta kadýnlar tarafýndan, Sevda Aydýn’a destek olmak amacýyla gerçekleþtirilen yürüyüþe çok sayýda kadýn ve çocuk katýldý. Yürüyüþ sonrasýnda kadýnlar adýna bir açýklama yapan Pazaryeri Ýnisiyatifi, özelde Sevda Aydýn, genelde ise tüm kadýnlara dönük geliþen insanlýk dýþý baskýlara “yeter” demek için yürüdüklerini belirterek, “Özgür kadýn insiyatifi olarak bundan sonra kadýna karþý her türlü saldýrý ve baskýnýn karþýsýnda olacaðýmýzý belirtiyor ve kendi oluþumumuzu bu eylemimizle ilan ediyoruz, Her türlü

NOT: Sendika.org adlý internet sitesinden alýntýdýr.

SOSYAL BÝLÝMLER AKADEMÝSÝ’NDEN AÇIKLAMA Sosyal Bilimler Akademisi” öðrencileri, Ekin Kültür Sanat Merkezi çalýþanlarýndan Sevda Aydýn’ýn uðradýðý saldýrýyý kýnayarak, saldýrýnýn “alternatif yaþam arayýþlarýna karþý tahammül-

20

60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

BATMAN


Yeni Evrede

Açýklama

Mücadele Birliði

SEVDALARIMIZ YALNIZ DEÐÝLDÝR 12 Aralýk 2005 Pazartesi günü güpegündüz Aksaray Yusufpaþa duraðýndan 21 yaþýnda bir genç kadýn, 3 sivil polis tarafýndan kaçýrýldý… 5 saat sonra Çobançeþme duraðýna baþýna çuval geçirilmiþ bir þekilde atýldý… Bu süre içerisinde iþkence gördü ve tecavüze uðradý… Ýkitelli Ekin Sanat Merkezi çalýþaný Sevda Aydýn’ýn bedeninden hepimize karþý yapýlan bu iðrenç saldýrý karþýsýnda olduðumuzu ilan ediyor; KAÇIRILMALAR, ÝÞKENCELER, TECAVÜZLER, BÝZLERÝ YILDIRAMAZ diye haykýrýyoruz. Ayýþýðý Sanat Merkezi (Ýstanbul, Ýzmir, Antep), Ýdil Kültür Merkezi, Ýkitelli Ekin Sanat Merkezi, Yapý Sanat Evi, Gazi Ayýþýðý Sanat Merkezi, Tohum Kültür Merkezi, Sarýgazi Ekin Sanat Merkezi, Baþka Kültür Evi, Yüzçiçek Açsýn Kültür Merkezi, Beksav, Emek Kültür Merkezi (Almanya), Emekçi Kadýnlar (EKA), Çaðdaþ Hukukçular Derneði (ÇHD), Elektrik Mühendisleri Odasý (EMO), Belgesel Sinemacýlar Birliði, Sinema Eserleri Sahipleri Birliði, Tüm Bel Sen 1 Nolu Þube Yönetimi, Belediye-Ýþ Ýst. 2 Nolu Þube Yönetim Kurulu. Eðitim-Sen 3 Nolu Þube. Ataol Behramoðlu, Ahmet Telli, Bilgesu Erenus, Ýsmail Demircioðlu, Ýsmail Beþikçi, Nurettin Güleç, Orhan Ýyiler, Dr.Osman Öztürk, Sezai Sarýoðlu, Suavi, Dursun Özden, Ahmet Soner, Cengiz Gündoðdu, Berrin Taþ, Orhan Koçak, Sema Bulutsuz, Sennur Sezer, Adnan Özyalçýner, Hemê Hacî, Þahê Bedo, Cezmi Ersöz, Ruhan Mavruk, Bayram Kaya, Haluk Gerger, Selim Temo, Ender Helvacýoðlu (Bilim Ve Gelecek), Serkef Botan (Diyarbakýr Kürt Pen Baþkaný), Derya Alabora, Ayhan Saðcan, Dilek Çolak, Haldun Özkan (Eðitim-Sen 8 Nolu Þube Baþk.), Mehmet Karagöz (Sendikacý, Genel-Ýþ) Mevsim Gürlevük (Sendikacý, Genel-Ýþ), Ýsmail Yurtseven (Genel-Ýþ Þube Baþk.), Erol Ekici (Genel Ýþ Gyk Üyesi), Aynur Karaaslan (Emekli Sendikacý), Tüm Bel-Sen 1.No’lu Þube Yönetimi, Sezgin Diler (Tüm Bel-Sen Ýþyeri Temsilcisi), Ali Rýza Küçük Osmanoðlu (Disk Nakliyat-Ýþ Genel Baþk.), Hüseyin Ayrýlmaz (Belediye-Ýþ 3.No’lu Þube Baþk.), Gürsel Doðru (Tez Koop Ýþ. 1 No’lu Þb. Baþk.), Mehmet Doðan (Tümtis Merkez), Hasan Gülüm (Belediye-Ýþ 2 Nolu Þb. Baþk.), Mehmet Aþkýn (Belediye-Ýþ 1 Nolu Þb. Bþk. Yrd.), Savaþ Karþýtlarý Adýna; Ýnci Alagül, Uður Yorulmaz, Leman Yurtsever (ÝHD Yönetim Kurulu Üyesi) Avukatlar: Eylem Erkaslan, Murat Ak, Hakan Karadað, Güçlü Sevimli, Hacer Çekiç, Aðabeydin Güleç, Sevim Akat, Naciye Demir, Pýnar Akbina, H.Hakan Günaslan, Fatmagül Yolcu, Filiz Kýlýçgül, Cem Demirçivi, Ümit Sisligün, Ali Rýza Dizdar, Eren Keskin, Cemal Yücel., Gülizar Tuncer ve Hüdayi Berber. 60. Sayý / 1-15 Þubat 2006

21


Yeni Evrede

Kadro

Mücadele Birliði

NASIL YAPMALI? Devrime önderlik etmek gibi büyük bir iddiaya sahibiz. Böyle bir iddia olmadan sýnýflar mücadelesinin zorlu aþamalarýndan geçmek mümkün deðildi; bundan sonra da olmayacaktýr. Þimdi zaman, söylenenlerin pratikte ne kadar yapýldýðýný gösterme zamanýdýr. Tüm Leninistler için geçerli olan tek kriter budur. En küçük bir iþten en büyüðüne kadar üzerimize aldýðýmýz görevleri ne denli yerine getiriyoruz. Ýddiamýz, pratikte ne kadar karþýlýðýný buluyor? Devrim sorununa teorik yaklaþma aþamasýný geçmiþ olanlar, devrimi pratik olarak örgütleme iþine giriþirler. Bilindiði gibi bu zorlu, uzun zaman alacak bir iþtir. Nesnel koþullarý olan bir devrim, bir anda patlak verecektir; ama bir devrim için hazýrlýk yýllarý alacaktýr. Devrime hazýrlýksýz yakalanmamak için, baþta kadrolarýn ruh hali olmak üzere, pratik hazýrlýklara hemen baþlanmalýdýr. Bu konuda Leninistler olarak yolun baþýnda deðiliz; önemli oranda geliþme kaydedildi. Ancak bunun yeterli olduðunu söylemek mümkün deðildir. Pratik sorunlar, pratikte halledilir. Üzerinde günler, haftalar, yýllar boyunca da düþünülse, pratik bir konu ancak, pratiðe döküldüðünde, onu yapmaya pratik olarak giriþildiðinde çözüme kavuþur. Önceden saati saatine planlanmýþ hiçbir devrim deneyimi yoktur. Elbette devrim kendiliðinden de olacak deðildir; ona iliþkin proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin bir stratejisi ve mücadelenin geliþim aþamalarýna denk düþen taktikleri olacaktýr; ama bunlarýn hepsi tarihsel anlamýný pratik içinde bulacaktýr. Pratiðin sýnamalarýndan geçmemiþ hiçbir strateji ve taktik, sýnýflar mücadelesine yön veremez; kâðýt üzerinde kalýr ve tarihin karanlýk sularýna gömülür. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin militanlarý, devrimi pratik olarak gördüklerini pratikte göstermelidirler; ancak bu sadece eylem yapmak olarak algýlanmamalýdýr. Burjuvaziyle savaþ bütün yönleriyle devam ediyor. Ýç savaþýn savaþan kadrolarý olabilmek için, tüm Leninistlerin devrimin pratik hazýrlýklarý konusunda nerede olduðumuzu sürekli gözden geçirmeleri, eksik kalan ya da aksayan yanlar için sürekli kafa yormalarý ve sorunlarý halletmeye pratik olarak giriþmeleri gerekmektedir. Her þeyden önce sorunlara dýþarýdan bir göz olarak deðil, içeriden biri olarak bakmalý, tarihsel sorumluluðunun bilincinde olarak müdahale etmelidirler. Bir Leninist, asla olaylarý kendiliðindenciliðe býrakmaz. Aksayan bir yön varsa, bunda doðrudan sorumluluðu olsun olmasýn kendisini de sorumlu tutar. Düþüncelerini, önerilerini, varsa eleþtirilerini dile getirir ama en çok da kendi söylediklerini yapýp yapmadýðýný sürekli kontrol eder.

22

Devrim sürecinin karþýmýza birçok sorun çýkardýðý aþikâr. Peki, her birimiz bu sorunlarýn çözümü konusunda ne kadar enerjik davranabiliyoruz? Enerjimizi olduðu gibi karþýmýza çýkan her türlü engeli aþmaya verebiliyor muyuz? Kendimizi aþan bir çalýþma temposu içinde miyiz? Bitap düþene kadar çalýþýyor, pratik bir sorunla karþýlaþtýðýmýzda “giriþelim görelim” diyebiliyor muyuz? Yoksa türlü gerekçelerle, sorunun nasýl çözüleceðini deðil de çözülmeyeceðini mi düþünüyoruz. Bize yapýlmasý gereken birþey söylendiðinde önce “nasýl olmaz”ý mý düþünüyoruz, yoksa “nasýl olur”u mu? O þeyin olabilmesinin koþullarýný mý düþünüyor araþtýrýyoruz, yoksa olamayacaðýnýn gerekçelerini mi? Bazen öyle bir an olur ki, “bunu yapmak imkânsýz” diyebiliriz. Ama sonradan görürüz ki, bu aslýnda sanýldýðý kadar da “imkânsýz” deðildir. Sadece olay üzerinde yeterince düþünülmediði, olaylar yeterince araþtýrýlmadýðý için o anda bize “imkânsýz” gibi görünmüþtür. Daha bütünlüklü deðerlendirilip, daha örgütlü düþünüldüðünde, “nasýl yapýlmayacaðý” deðil ama “nasýl yapýlabileceði” görülmüþ olacaktýr. Ve o zaman belki de “bu, hayatta olmaz”, “bunu yapabilmemiz imkânsýz” dediðimiz þeyler yapýlmýþ olacaktýr. Komutan Che’nin “Gerçekçi ol imkânsýzý iste” sözünün anlamý budur. Komünist inatçýlýk, bizim her dönem asla vazgeçmememiz gereken özelliklerimizden biri olmalýdýr. Komünist yaratýcýlýkla bezenmiþ bir komünist inatçýlýðýn bizi zafere götüreceðini bilmeliyiz. Daha zor koþullarda daha iyisinin yapýlabildiði asla unutulmamalý. Leninistler her zaman iyimser olmuþlardýr. Ortalama solun “sürekli karamsarlýðý”ný kendimizden uzak tutmayý baþardýðýmýz için sýnýflar mücadelesi içinde azýmsanmayacak bir yer edindik. Hiçbir sorun, bizi tarihsel sorumluluðumuzun gereklerini yerine getirmekten alýkoyamadý. “Zor dönem devrimciliði” dediðimiz bu durum, bugün de devam ediyor. Sýnýflar mücadelesinin zorlu aþamalarýndan geçmeden zafere ulaþmak mümkün deðildir. Bu bilinçle savaþýmý sürdürmemiz gerekiyor. Kolektifin her militaný, iç savaþýn savaþan kadrolarý olduklarýný pratik tavýrlarýyla göstermelidirler. Bu sadece eylemcilik olarak anlaþýlmamalýdýr. Her þeyden önce ruh hali olarak iç savaþa uygun þekillenmek zorundayýz. Tüm iliþkilerimizi, tüm zamanýmýzý, devrimin gereklerine göre þekillendirmeli ve kolektifimizi bir güç örgütü haline getirmek için durup dinlenmeden çalýþmalýyýz. Maddi olanaklarýn olmayýþý ya da kadro sýkýntýsý, yapýlacak þeylerin önünde engel olmamalýdýr. Kafasýný devrimin sorunlarýna yoðunlaþtýrmýþ her militan, sorunlarý algýlar ve çözümleri için çaba sarfeder. Bu bazen küçük bir sorun da olabilir, büyük bir sorun da. Mücadele içindeki bir insan, bu sorunlarýn çözümünü baþkalarýndan beklemez; kendisinin ne yapabileceðini düþünür. Üzerine aldýðý görev ve sorumluluklarý ise, ertelemeden, hemen yapar; çünkü ertelenmeye baþlanmýþ bir iþin sonu yoktur. Bir iþi ertelemek, yapmamanýn yarýsýdýr. Bir iþe baþlamak da yapmanýn yarýsý… Bugün her zamankinden daha fazla “nasýl olmaz”ýn deðil ama “nasýl olur”un üzerinde durmamýz gerekiyor. “Nasýl olmaz”ý gösteren yeterince anlayýþ var zaten, biz Leninist iyimserliðimizle “nasýl olacaðýný” göstermek zorundayýz. Ve bunun için pratik olarak giriþmek…

60. Sayý / 1-15 Þubat 2005


s060  

3 Baþyazý 60. Sayý / 1-15 Þubat 2006 Mücadele Birliði Yeni Evrede Baþyazý 60. Sayý / 1-15 Þubat 2006 Mücadele Birliði Yeni Evrede 5 perspekt...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you