Skip to main content

s033

Page 1

Küresel Kapitalist Saldýrý

ve ÝÞÇÝ SINIFININ GÖREVLERÝ apitalist dünyada, iþçi sýnýfýna karþý yeni saldýrýlar geliþtiriliyor. Saldýrý hem ideolojik-politiktir, hem de ekonomiktir. Saldýrýlar çoktan savaþ boyutu kazandýðý halde, bunun boyutlarýný ve derinliðini hala kavramayan geniþ bir sosyalist çevre var. Ýþçi sýnýfýnýn uzun bir tarihi geliþme boyunca, yüzyýllarca süren iç savaþlarla elde ettiði ne varsa, zorla ortadan kaldýrýlýyor. Her gün geniþleyen bu savaþýn tarihsel anlamý ve proletaryanýn görevleri üzerinde durmak bir zorunluluktur. Ekonomik cephede yapýlan saldýrýlara bakarsak, genel olarak þunlarý görürüz: ücretlerin düþürülmesi, “sosyal haklar” denilen ekonomik haklarýn kademeli olarak kaldýrýlmasý; Avrupa’da olduðu gibi, “iþsizlik yardýmý”nýn önemsiz seviyeye düþürülmesi ya da tamamen kaldýrýlmasý; saðlýk ve eðitimin tüm yükünün emekçilerin sýrtýna yüklenmesi… Ýþçi kitlelerin yaþamýna mal olan bu “kalemleri” artýrmak mümkün. Ýþçilerin yaþamýný kötüleþtiren, sefaleti derinleþtiren olgular, yalnýzca bunlar deðil. Meta fiyat artýþlarý, kira artýþlarý, ulaþým fiyat artýþlarý, kýsacasý yaþam araçlarýnýn fiyat artýþlarý, iþçileri vuran ekonomik olgulardýr. Ücret sisteminde iþçileri bekleyen yýkým ve daha çok yýkýmdýr. Aldýðý ücret ne olursa olsun, iþçi sýnýfýný bekleyen þey, yarýnsýzlýktýr. Bu, bugünkü koþullarda daha açýktýr. Avrupa’da, proletarya ile kapitalistler arasýndaki sýnýf savaþýnýn hangi

K

noktalarda yoðunlaþtýðýna bakarsak, iþçi sýnýfýnýn kendisini bekleyen büyük yýkýmý nasýl kavradýðýný görürüz. Kapitalistlerin, yaþam araçlarýný ellerinden alarak, yaþamla baðlarýný nasýl kopardýklarýný, yaþamdan kovduklarýný, iþçiler artýk iyice bilince çýkarmýþ durumdalar. Hem ekonomik zorunluluklar, hem yaþam koþullarýnýn bilincine varmalarý ve hem de bugünkü durumdan tamamen kurtulmalarýnýn mümkün olduðu düþüncesiyle eylemlere yöneliyorlar. Avrupa iþçi sýnýfý, sýnýf savaþýmýný yeniden ekonomik mücadele alanýnda baþlattý. Bu alanda uzun ve güçlü bir birikimi var. Ayrýca mücadeleyi bu alanda baþlatmasý da doðaldýr. Çünkü kapitalist sýnýf, ekonomik cephede büyük bir saldýrý baþlattý. Fakat mücadele baþlar baþlamaz ,politik karakter kazanýyor. Bunun nedenleri var: Birincisi, ekonomik ve politik iliþkiler iç içe geçmiþtir, özellikle devlet-tekel bütünleþmesi koþullarýnda bu, daha fazla böyledir; ikincisi, emekçi kitlelere yönelik ekonomik saldýrýlar hükümetler eliyle yürütülüyor, devlet tekellerin yararýna olmak üzere, piyasaya daha açýk müdahale ediyor; üçüncü olarak, kapitalizmin çöküþ çaðýnda emekçi sýnýflarýn her ekonomik istemi, sistemin kendisiyle çatýþma içindedir. Orada savaþým, sisteme karþý yapýlýyor. Kapitalizmin, iþçi sýnýfýna yönelik saldýrýsýnda, burjuva iþçi sendikalarý, iþçilere karþý sermayenin yanýnda yer alýyorlar. Burjuva iþçi sendikalarý, bu 33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

saldýrýda kendi tarzlarýnda yer alýyorlar. Burjuva iþçi sendikacýlýk tarzý, iþçileri sermayenin kararlarýna ve hedeflerine ikna etme; onlarý “yaþamda kalmak için” sermaye yararýna özveride bulunmaya çaðýrma þeklinde kendisini gösteriyor. Özcesi, burjuva iþçi sendikalarý, kapitalistlerin iþçileri sömürme ve baský altýnda tutmasýna ortaktýr. Uluslararasý burjuva iþçi sendikacýlýðý, emek ile sermaye arasýndaki küresel iç savaþta, iþçilere karþý, sermayenin yanýnda saf tutuyor. Ýþçilerin uzun bir tarihi geliþme boyunca savaþýmla elde ettiði ekonomik kazanýmlarý yitirmesinde ve sýnýf mevzilerinin zayýflamasý ve gerilemesinde, onlarýn kesin payý var. Bu nedenle, burjuva sendikacýlýða karþý mücadele, kapitalizme karþý mücadeleden ayrýlamaz. Öte yandan, emek-sermaye çeliþkisinin keskinleþmesi, sermaye saldýrýlarýnýn arttýðý, sýnýf savaþýmýnýn þiddetlendiði, devrimci krizin yükseldiði koþullarda, iþçi sýnýfýnýn ekonomik örgütlenmesinin yetersiz kalacaðý açýktýr. Devrimci mücadelenin öne çýkmaya baþladýðý durumlarda, yalnýzca ekonomik mücadele araçlarýna dayanan bir örgütlenme deðil, ekonomik ve politik mücadele araçlarýný birleþtiren örgütlenmelerin kullanýlmasý kaçýnýlmaz olur. Sýnýf savaþýmýnda, iþçilerin ekonomik ve politik mücadele araçlarýný kendisinde birleþtiren örgütlenmeler, iþçi komite ve konseyleridir. Demek ki, iþçilerin ekonomik mücadele örgütlerinin gerilemesinin bir nedeni de, sýnýf savaþýmýnýn ekonomik ve politik mücadeleyi birlikte ele almayý zorunlu hale getirmesidir. Sýnýf savaþýmý, devrim düzeyine (iktidarý ele geçirme düzeyine) doðru geliþtikçe, komite ve konseylerin zorunluluðu ve rolü daha iyi anlaþýlýr. Sendikalarýn varlýðý ve rolü ortadan kalkmayacaktýr. Sosyalizmde de sendikalar olacaktýr. Ancak, devrimci krizin geliþtiði koþullarda, tarihin keskin dönemeçlerinde, iþçi komite ve konseyleri gibi tarih yapan örgütler öne

3


çýkar. Kesin kapýþmalara doðru ilerleyen uluslararasý iþçi hareketi, sýnýf savaþýmýnda büyük rol oynayan bu tip örgütlenmelerin zorunluluðunu açýkça hissetmeye baþladý. Avrupa iþçi sýnýfý hareketi, önceki yýllara göre büyük bir geliþme ve sýçrama gösterdi. Sistemin destekçisi konumundayken, bugün sisteme karþý eyleme geçiyor. Çünkü kapitalizm onlarý en yaþamsal alanlarýndan vuruyor. Orada sosyalist, komünist ve devrimci örgütlerin yapamadýðýný kapitalizm yapýyor, yaþamlarý ellerinden alýnmak istenen milyonlarca emekçi, örgütlü olarak eylemlere yöneliyor. Avrupa’da kapitalist sýnýf, kendi diktasý altýnda sessiz sedasýz boyun eðecek koþullarý onlara saðlamýþtý. Þimdi bu koþullar ortadan kaldýrýlýyor. Bu durumda, milyonlara ulaþan kitlelerin, kapitalistlerin diktasýna ve kapitalist sisteme karþý harekete geçmesinden daha doðal ne olabilir? Bu durum, Avrupa iþçi sýnýfý hareketinde nitel bir deðiþimdir. Avrupa iþçi sýnýfýnýn büyük bir sýçrama yapmasýnda baþka bir etken de, burjuva devletlerin, kitleler üzerinde artan terörüdür. Devlet terörünün tüm yasal dayanaklarý hazýrlandý. En son olarak, Ýngiltere’de yeni devlet terörü yasasý çýkartýldý. Çýkartýlan yasalar ve uygulamalar, Ýkinci Dünya Savaþý’ndan sonraki en baskýcý düzeyde. Bu da, Ýkinci Dünya Savaþý’nda içeride kitlelere uygulanan baskýya yaklaþmak demektir. Orada devlet-tekel bütünleþmesi tamamen saðlanmýþtýr. Bu þartlarda, devlet, faþizmi uygulayacak niteliktedir. -Ve yer yer uyguluyor.- Devletin bir dizi yeni yasa çýkarmasý, yeni “güvenlik” birimleri kurmasý, diðer devletlerle bu konuda ortak örgütlenmelere gitmesi, iþçileri ekonomik ve politik mevzilerinden söküp atmasý; kapitalist sý-

4

nýflarýn iþçi sýnýflarýna karþý baþlattýðý küresel iç savaþtýr. Bu savaþ, oradaki komünistlerin ummadýklarý biçimde, iþçilerin gözünü açýyor, harekete geçiriyor ve devrimcileþtiriyor. Avrupa iþçi hareketi, büyük bir canlanma ve dinamizmle ileri atýldý. Onyýllar boyu dinginlik içinde olan toplum, güçlü bir þekilde gelen iþçi eylemleri dalgasýyla emek-sermaye çeliþkisinin sarsýldý. Atýl olan güçler harekete keskinleþmesi, sermaye saldýrýlarýnýn geçti. Hareket, kýsa sürede kýtaya arttýðý, sýnýf savaþýmýnýn yayýlarak enternasyonal karakter þiddetlendiði, devrimci krizin kazandý. Ýþçi hareketinin gücünü yükseldiði koþullarda, iþçi sýnýfýnýn ve etkisini anlamak için, burjuvaekonomik örgütlenmesinin yetersiz larýn yaptýklarý hazýrlýklara bakkalacaðý açýktýr. Devrimci mak yeterli. Onlar durumun farmücadelenin öne çýkmaya baþladýðý kýndalar. Yeni durumu kavramadurumlarda, yalnýzca ekonomik yan ve halen, önceki, yarým yüzmücadele araçlarýna dayanan bir yýllýk statükocu, ýlýmlý, uzlaþmacý, örgütlenme deðil, ekonomik ve düzene iyice yerleþmiþ olan oradapolitik mücadele araçlarýný ki komünistlerdir. Devrimci geliþbirleþtiren örgütlenmelerin melerin tamamen gerisinde kalmýþ kullanýlmasý kaçýnýlmaz olur. Sýnýf durumdalar; bunda bir deðiþiklik savaþýmýnda, iþçilerin ekonomik ve yapmalarý da beklenmemeli. Harepolitik mücadele araçlarýný kete geçtikleri zaman, bu, devrimi kendisinde birleþtiren örgütlenmeler, engellemek için olacaktýr. Avruiþçi komite ve konseyleridir. Demek pa’da kitleleri baþarýya götürecek ki, iþçilerin ekonomik mücadele devrimci örgütlenme, bunun dýþýna örgütlerinin gerilemesinin bir nedeni çýkacaktýr. de, sýnýf savaþýmýnýn ekonomik ve Devrimci Marksist bir çýkýþýn politik mücadeleyi birlikte ele almayý ilk koþulu, yarým yüzyýl boyunca zorunlu hale getirmesidir. Sýnýf iþçi hareketinde egemen olan “Avsavaþýmý, devrim düzeyine (iktidarý rupa Komünizmi”yle hesaplaþele geçirme düzeyine) doðru maktýr. Bu akým, fiilen çökmüþ olgeliþtikçe, komite ve konseylerin makla birlikte, ideolojik anlayýþ ozorunluluðu ve rolü daha iyi anlaþýlýr. larak etkilerini koruyor. Yeniden Sendikalarýn varlýðý ve rolü ortadan yükseliþe geçen iþçi hareketi, tüm kalkmayacaktýr. Sosyalizmde de olumsuz ideolojik etkilerden kursendikalar olacaktýr. Ancak, devrimci tarýlmalýdýr. Devrimci bir çýkýþ yakrizin geliþtiði koþullarda, tarihin pan iþçi hareketi, daha iþin baþlankeskin dönemeçlerinde, iþçi komite gýcýndayken, ideolojik mücadele, ve konseyleri gibi tarih yapan hareketin sonrasý için yaþamsaldýr. örgütler öne çýkar. Kesin Devrimci Marksist temelde çýkýþ kapýþmalara doðru ilerleyen yapacak bir iþçi sýnýfý hareketi, uluslararasý iþçi hareketi, sýnýf devrimci etkisini tüm dünyada savaþýmýnda büyük rol oynayan bu gösterecektir. tip örgütlenmelerin zorunluluðunu C.DAÐLI

açýkça hissetmeye baþladý.

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005


Sýnýf Savaþý Burjuvaziyi “Ýkna” Çabalarýný Boþa Çýkarýyor Dünyayý devrim yoluyla deðiþtirmekten vazgeçenler, proletaryayý burjuva düzenin barýþçýl-demokratik yolla deðiþimine ikna etmeye çalýþýrlar. Bunun gerekçeleri, ülkeden ülkeye farklýlýk gösterse de, özde, ayný þeyler söylenir. Bu þekilde, yalnýzca dünyanýn deðiþtirilmesinde deðil, günlük mücadelede de, emekçilerin sýnýf savaþýmýndan uzaklaþýlýyor. Sýnýf savaþýmý yerine, giderek sýnýf iþbirliðine yöneliniyor. Vardýðý yer ise, kapitalist düzene adapte olmaktýr. Sýnýf savaþýmý yerine sýnýf iþbirliðini, toplumsal barýþý temel alan oportünizm (ve sosyal-reformizm), sýnýf hareketi içinde öteden beri vardý; bundan sonra da varolmaya devam edecektir. Her çýktýðý yerde bir süre sonra iflas etse de, baþka bir zamanda baþka görüngülerle karþýmýza yine çýkacaktýr; çünkü temeli özel mülkiyettir, küçük-burjuvazidir, burjuvaziden umudunu hiç kesmeyen, burjuvazinin etkisindeki emekçilerdir. Onlar, sosyalizmde bile, eski düzene dönme umudu ve çabasý içinde olurlar. Sosyalist proletarya, bu gerçeði bir an bile aklýndan çýkarmadan ideolojik mücadeleyi sürekli vermelidir. Özel mülkiyetin ufku her yerde aþýlana kadar da bu mücadele sürmelidir. Oportünizm, kapitalist toplumun uzlaþmaz çeliþkilerinden kaynaklý, emekçi sýnýfýn baský altýnda tutulmasý ve sömürülmesi; emekçi kitlelerin yaþam koþullarýnýn sürekli kötüleþmesi nedeniyle, proletaryanýn, iþin doðasý gereði, düzene, burjuva demokratizme ve burjuva iyimserliðe ikna edilmeyeceðini bilir; bu nedenle iþe, sýnýf iþbirliðinin diðer tarafý olan burjuvaziyi ikna etmeye çalýþmakla baþlar. Burjuvaziyi “barýþçýl” olmaya ikna etme oportünist çabasý, 20. yüzyýlýn baþlarýnda “ultra-emperyalizm” tezi ile ortaya çýktý. Bu tez, mali-sermayenin dünya çapýnda birleþmeye gitmesinden ötürü, savaþa gerek kalmaksýzýn, uluslararasý ticaretin, uluslararasý iliþkilerin “barýþ” içinde sürdürülebileceðini iddia ediyordu. Oysa ki, tam da mali-sermayenin dünya düzeyinde bu birleþme eðilimi nedeniyle, uluslararasý planda bir dizi sürtüþme, çeliþki, çatýþma ve savaþ gündeme geliyordu. Her mali sermaye grubu diðeriyle þiddetli bir rekabet içindeydi. Bu koþullarda emperyalist politikanýn devamý, ancak bir savaþ olabilirdi. 20. yüzyýlda iki dünya savaþý ve sayýsýz savaþ emperyalist politikanýn devamý olarak yapýldý. Sonra 20. yüzyýlýn sonlarýna doðru Rusya’da iktidara gelen karþý-devrimciler, bir kere daha ayný þeyi sordular: savaþlarý politikanýn devamý olmaktan çýkaramaz mýyýz? Bu sorular sorulduðu sýralarda, ABD, Ortadoðu’ya ve Balkanlar’a saldýrýyordu. Daha sonra ise, ABD bu saldýrýlarýný tek taraflý dünya savaþýna dönüþtürdü. Burjuvaziyi ikna çabalarýnýn vardýðý yer, bir kez daha iflas oldu. Türkiye iþçi sýnýfý hareketinde oportünizmin çok eski bir tarihi olmakla birlikte, 1970’li yýllardaki örnekleri, bu eðilim için tipiktir. O dönem, iþçiler üzerinde ve sendikal harekette etkin olan ve sosyal-reformist bir politika izleyen oportünizm, sýnýf iþbirliði çizgisini somutlamak için aktif bir çaba içinde oldu. O yýllar, toplu sözleþme, grev, sigorta, sendika vb haklar sýnýrlý olarak yasalarla kabul edilmekle birlikte, pratikte, kapitalistler ve devlet tarafýndan engelleniyordu, bu bugün de devam ediyor. Oportünist hareket bu haklarý kullanmak için sýnýf mücadelesine dayanacaðýna, haklarýn kullanýlmasýna engel olmamalarý için kapitalistleri ikna etme yoluna gidiyordu. Kapitalistlere þöyle seslenirlerdi: “Modern iþveren (týpký Av-

rupa’da olduðu gibi) sendikalaþmayý, sendikal haklarý ve iþçilerinin sigortalý olmasýný kabul edenlerdir. Eðer tüm bu haklarý iþçilere tanýrsanýz, o zaman, iþyerinde çalýþma barýþý bozulmaz; iþçiler bu þartlarda daha verimli olur; siz de bundan kazançlý çýkarsýnýz” vb. Oportünist söylem öz olarak da, biçim olarak da böyleydi. Düþünün, iþçiler adýna hareket ettiðini, bir sosyalist olarak davrandýðýný söyleyenler, aslýnda kapitalistlerin çýkarlarýný düþünüyor, onlarýn paralý birer ideologu gibi davranýyorlardý. Oportünizmin politik özü, sýnýf iþbirliði olduðu için, o dönemki reformizm, süreç içinde, sosyalist olma iddiasýndan da vazgeçip, tamamen düzene karýþtý. Önceki dönemin oportünist hareketi düzene karýþtý, ancak ekonomik temeli korunduðu için oportünizm bir politik eðilim olarak varlýðýný korudu. 90’lardan sonra, bu defa küçük-burjuva devrimci harekette ortaya çýktý. Bu yýllardan sonra kurulan yasal-sol partiler, tamamen sosyal-reformist bir çizgiye oturdular. Sýnýf mücadelesinde öne çýkardýklarý politika “barýþ ortamý”, “toplumsal barýþ” vb. oldu. Düzen-içi yaþama öylesine alýþtýlar; burjuvazinin kabul edebileceði sýnýrlar içinde hareket etmeyi ve politika yapmayý öylesine benimsediler ki, kendi ortamlarýný sarsacak, proletaryanýn her devrimci eylemini “aþýrý”lýkla mahkum etmeye hazýr hale geldiler. Ýçinde bulunduklarý ortamý korumak uðruna devrimci olan ne varsa her þeyden vazgeçtiler. Düzen-içi yaþam, düzen-içi politika ve düzen-içi örgütlenme için Lenin’in sözleriyle: “proletaryanýn devrim hakký satýldý.” Halkýn özgürlüðünü, devrimci mücadelesiyle elde etmekten vazgeçip, egemen ulusla uzlaþma yollarý arayan Kürt Ulusal Hareketi, egemen ulusun egemenlerini ikna etmek için her seferinde yeni bir öneriyle ortaya çýkýyor. Yapýlan önerilerin özü þudur: Eðer “Kürt sorunu”nun barýþçý-demokratik çözümü gerçekleþirse Türkiye bundan kazançlý çýkacaktýr. Ýç-barýþýný saðlamýþ bir Türkiye, Bölge’de ve Dünya’da büyük bir güç olacaktýr. Ýç savaþta ýsrar ise, ekonomiyi iyice çöküþe götürür. Bu yöndeki görüþlerini güçlendirmek için yaþamdan pek çok örnek de bulunup sýralanýyor. Hiç þüphesiz ileri sürülen görüþler dayanaksýz deðil; ancak Kürt Halkýna özgürlük getirmez. Egemen ulus, onca “dayanaklý” çözüm önerilerine raðmen, ilhakçý politikasýnda ýsrarlý. Olan þey, Kürt Halkýnýn devrimci mücadeleden alýkonup, etkisizleþtirilmesidir. Oportünizm ve sosyal reformizmin tüm çabalarý sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Kapitalizm, iç çeliþkileri nedeniyle kaçýnýlmaz sonuna doðru gidiyor. Kapitalizmin ilerlemesi, çeliþkilerin þiddetlenmesini de birlikte getiriyor. Bu temel üzerinde hareket eden sýnýf savaþýmý, her gün biraz daha derinleþiyor. Kapitalizm daha yýkýcý, burjuvazi daha bir saldýrgan. Karþýt kutuplarda bulunan sýnýflar, böylesine þiddetli bir savaþa tutuþmuþken, onlarý “uzlaþtýrma” çabalarý da yýkýmla bitmek zorunda kalacaktýr. Hiçbir sýnýf, hiçbir toplumsal grup, hiçbir politik hareket de, bu kýyasýya savaþýmda, bu kutuplarýn dýþýnda kalamaz. Herkes, sonuçta, kutuplardan birinin yanýnda saflaþmak zorundadýr. Burjuvazi, her yerde, büyük bir hazýrlýk içinde. Yeni politik kararlar alýyor, askeri anlaþmalar imzalýyor, iç baský yasalarý çýkarýyor. Kýsaca, proletarya ile olan güç iliþkilerini tamamen kendi lehine deðiþtirmek, sonuçta egemenliðini daha uzun bir dönem sürdürebilmek için elinden gelen herþeyi yapýyor. Tüm bunlar artýk açýk olarak yapýlýyor. Daha önce üstü örtülü yapýlan hazýrlýklar bile, bugün herkesin gözleri önünde yapýlýyor. Sýnýf savaþýmý çýplak olarak yürütülüyor. Burjuvazi varlýk-yokluk savaþýmýnda, gücü ve neyi varsa, her þeyini açýkça ortaya koyuyor. Olup biten bütün bu geliþmeler, sýnýf savaþýmýnýn hangi noktaya geldiðini bize gösteriyor. Proletarya ile burjuvazi arasýndaki sýnýf savaþýmý uzun bir yol aldýktan sonra, nihai kapýþma aþamasýna gelmiþtir. Bu savaþta belirleyici olan, proletaryanýn kararlýlýðý, hazýrlýklarý, kýsaca devrimci mücadelesi olacaktýr. C.DAÐLI

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

5


BURJUVAZÝYLE HESAPLAÞMAK

Toplu mezarlar ülkesinde yaþamak nedir, en çok Kürt Halký bilir. Gözaltýna alýnýp, bir daha kendilerinden haber alýnamayanlarýn sayýsý binlerle ölçülüyor. Çatýþmalarda öldüðü söylenen, ama cenazeleri teslim edilmeyenler ise çok daha fazla. Sevdiklerinin ölü bedenlerini arayanlar, onlarý toplu mezarlarda buluyorlar. Hiçbir yalanýn, demagoji ve göz boyamanýn dindiremeyeceði bir öfkenin kaynaðý, toprak altýnda artýk yalnýzca kemikleri bulunabilen insanlarýn geride býraktýðý kavga çaðrýlarýndan yükseliyor: Biz ölmedik, ama bu kavgadan vazgeçerseniz, iþte o zaman ölürüz! Muþ’un Kurd Alan köyünde, korucu olmayý reddettikleri için kurþuna dizilen, yaþlarý ilerlemiþ 3 insandan biri olan Vahdettin Yalçýn, benzeri yüzlerce olaydan geriye kalmýþ, yaþamayý baþaran birkaç tanýktan biri. Ve sözleri, çýðlýk olup asýlýyor bilincimize: “Elimdeki mermi parçasýný çýkarmadým. 11 yýldýr bedenimde taþýyorum. Ben vahþetin tanýðýyým, o da benim tanýðým. Hesaplaþmak için taþýyorum.” Kürt Halký, hesaplaþmak için, kurþunlarý bedeninde taþýyor, öfkeyi bilemek, acýyý unutmamak için, ölülerini hiç býkmadan aramayý sürdürmek için. Halk, güçsüz, mücadele azminden vazgeçmiþ deðil. Peki ya, bütün bu katliamlarýn, kayýplarýn, sorumlularýyla, tetiði çeken ellerle uzlaþmayý vaaz edenler? Ama böylesine acýlar çekilmeden, katliamlar yaþanmayan bir iç savaþ düþünülebilir mi? Ve bir devrimci iç savaþ yaþanmadan, ezilen Kürt Halký özgürlüðünü kazanabilir mi? Kürt Halký, bu dersleri çoktan öðrendi, bu okulda fazlasýyla okudu. Katliamlar ve acýlarla, bu acýlara dayanma ve hesaplaþma gününe dek sabýrla bekleme sýnavlarýndan geçmeyen bir halk, devrim için gerekli kararlýlýða, karakter saðlamlýðýna, sonuna dek gitme azmine tüm bedelleri göze alan adýmlar atmaya hazýr olamaz. Ölenler, dövüþerek öldüler. Bazen, büyük kayýplarý göze alamayýp kavgasýz geri çekilenlerin mücadelede yarattýðý tahribat, kavgaya giriþtiklerinde kaybedecekleri insanlarýn býrakacaðý boþluktan çok daha fazla olur. Bu yüzden, katliama-kýrýma uðramakla, devrim davasý güçlenir. Ölenlerin anýlarý, bir sonraki kalkýþmada, ayaklanan gelecek nesillere daha fazla direnme azmi veren intikam duygularý uyandýrýr. Ýntikam duygularýnýn bir devrimde yeri olmadýðýný tekrarlayýp duranlar, dogmatik ve ruhsuz teorik yaklaþýmlara takýlýp kalanlardýr. Biz, devrimin peþinde, yepyeni bir hayat kurmak için koþuyoruz. Ama geçmiþle hesaplaþmadan, bu hesaplaþma ve intikam duygularýnýn yarattý-

6

ðý azme, kararlýlýða dayanmadan, yeni bir hayat da kurulamaz. Her kim, büyük kýyýmlar yaþayan halklarýn intikam duygularýný, ýlýmlýlýk-uzlaþma adýna köreltmeye çalýþýyorsa, karþý-devrimin iþini kolaylaþtýrýyor demektir.

Beyaz Sayfalarda Kan Ýzleri Zana ve arkadaþlarý, yeni bir siyasi oluþuma giderken, yolun en baþýnda “geçmiþi unutalým. Beyaz bir sayfa açalým” diyorlardý. Bu sözler, Kürt Halký adýna söylenmiþ olabilir mi? Ölülerini daha halen arayan onbinler, kurþun yaralarýný bedenlerinde taþýmaya devam edenler; geçmiþi hangi sevinçle unutacaklar? Tetiði çeken parmaklarla, nihayet tokalaþmanýn “sevinci” ile mi? Zana ve arkadaþlarý, uzlaþma ve iþbirliðini temel alan yeni siyasi çizgilerinde, geçmiþin unutulmasýný istiyorlar. Çünkü geçmiþ, bugünün öfkesinin, intikam ve hesaplaþma duygusunun, uzlaþmama bilincinin kaynaðýdýr. Ve bir türlü açýlamýyor beyaz sayfalar, çekilen acýlarýn üzerine bir türlü beyaz bir örtü gerilemiyor. Çünkü geçmiþ, bugünde yaþýyor. Beyaz sayfayý çevirmesi istenen devletin parmaklarýndan halen kan sýzýyor. Geçmiþte kaldýðý umulan sokak infazlarý, kulak ve kafa kesmeler, “faili meçhul”ler yine canlanýyor. Beyaz örtüler üzerindeki kan, daha dehþet verici, intikam için daha güçlü bir çaðrý. Geçmiþ, bugünde yaþýyor: Devrimci bir bilinç, uyanýklýk, karakter saðlamlýðý ve öfke olarak.

Kanlý Eller Zinciri OHAL kalkýnca her þeyin normale döneceðini vaaz edip durmuþ olanlar, OHAL sonrasý akan kanlarý gördüklerinde, hiç olmazsa susmayý becerebilselerdi. Ama hayýr; tersine, sesleri daha çok çýkar oldu. Yakýnlarda, yeni vaazlarýna da baþlamýþlardý; hani þu, koruculuk bir kalksa, hayat bayram olurdu. Ama, vaazlarýn þiþirilen umut dolu balonu bu kez çabuk patladý. Bulunan toplu mezarlarla yeniden gündeme taþýnan katliam ve toplu infazlarda esas rolün, öyle korucularda falan deðil, ordunun en temel kurumlarýn33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

da olduðu bir kez daha hatýrlandý. Tetiði çeken eller, seçkin, özel eðitimli birliklere aitti ama; bu eli koruyup kutsayan; takdirnamelerle, yükseltilen rütbelerle, 20-30 maaþ tutarý ikramiyelerle onlarý birer yaðlý tosuncuk haline getiren, baþtan aþaðý tüm devlet mekanizmasýydý. Bölge savcýlarýndan DGM’lere, kaymakamlardan Çankaya Köþkü’ne kadar kanlý eller zinciri, devletin her kademesinde bu tosuncuklara kalýn bir koruma zýrhý oluþturuyor. Olur ya, bazen, sýrf intikam duygularýný köreltmek için, devletin etkisiz ve yetkisiz bir kurumu, þu Meclis Ýnsan Haklarý Komisyonu gibi, bu yaþananlar için soruþturma dileðinde bulunsa, bu kalýn zýrhýn karþýsýnda sivrisinek výzýltýsýndan öteye geçemiyor. Yaþamýn binlerce kez öðrettiði bu dersi, bir kez daha Kýzýltepe infazýnda görmedik mi? Kýzýltepe’de sokak ortasýnda infaz edilenlerden biri, henüz 11 yaþýnda olunca, bu alçaklýðýn yaratacaðý infial ve öfkeden çekinen devlet, birkaç meclis üyesini apar-topar Kýzýltepe’ye gönderdi. Bu vekiller, çatýþma yaþanmadýðýný, dolayýsýyla bir yargýsýz infaz yaþandýðýný rapor haline getirdiler. Peki ne oldu? Devlet bürokrasisi, el ele verip, öldürülenleri suçlu ilan etti. Tetiði çekenler ise, gelecekte karþýmýza baþbakanlýk yakýn korumasý ya da müdür olarak çýkacaktýr. Devletin katliamcý karakteri, bu karakterin yalnýzca bir “savaþ rantçýsý” çevre tarafýndan yaratýlmadýðýna dair temel gerçekler, öylesine açýktýr ki; ve her yaþanan olayda bu gerçekler öylesine yeniden kanýtlanýyor ki; bunlarý dile getirmek bile usanç verici bir fiil oluyor. Ama ne yazýk, halkýn duygularýný, düþüncelerini temsil ettiðini söyleyenlerin, devletin deðiþtiðine iliþkin sözleri, öyle yüksek perdeden söyleniyor ki, sanki bundan baþka hiçbir gerçekliðin yaþam þansý yokmuþ gibi. Bu kesimler, tetiði çeken elleri ve bu ellerin hizmet ettiði sermaye sýnýfýnýn ku-

Kulp’ta ortaya çýkan toplu mezar


rumlarýna “sempati” ziyaretlerinde bulunurken, uzlaþma için ardý ardýna çaðrýlar yaparken; Kürt Halkýna bu gerçekleri bir kez daha hatýrlatmak ve bu acý gerçeklerin sözcülüðünü yapmak, ertelenmez bir göreve dönüþüyor.

Çürüme Tehdidi Sadece hatýrlatmak deðil amacýmýz, ayný zamanda uyarmak. Bir halk nasýl çürür? Hesaplaþma gününü sürekli erteleyen, geçmiþi silme politikasýna güç veren bir halk, toprak altýnda yatanlarla birlikte çürür gider. Ve bir gün, aranan kemikler bile bulunamayacak denli uzun zaman geçtiðinde, iþte o zaman, öfke ve intikam duygularý yozlaþýr ve çürüme tamamlanýr. Gerçek asimilasyon budur: Bir halký, hafýzalarýn silinmesi temelinde, kendi katillerine dost kýlmaktýr. Böyle bir halk, istediði kadar özgürce kendi dilini kullansýn, kimliði istediði kadar yasal güvencelere baðlanmýþ olsun. Tetiði çeken elleri ve onlarý koruyan ellerin takdirini, kabulünü kazanmaktan baþka bir þey düþünmeyen bir halk; hesaplaþmayý ve intikamý tümüyle bir kenara býrakan bir halk, kendi kimliðini en güçlü yasalarla bile koruyamaz. O halk, zaman içinde çürümeye, yok olmaya, asimile olmaya kendi kendini mahkum etmiþ demektir. Hiç kimse, hiçbir güç, Kürt Halkýna kendi mezarlarýný kazdýramayacak. Bir ulusu, baþkalarýnýn kazdýðý mezara sýðdýramazsýn, ama ulus kendi mezarýný kazmýþsa iþte o zaman ölmeyi, yok olmayý hak eder. Daha nice toplu mezarlar bulunacak, yenileri açýlacak. Baþkalarýnýn açtýðý mezarlara Kürt Halký, öfke ve intikam tohumlarý ekecek. Bu bir iç savaþ. Halkýn öfke dolu duygularýný, “akan kan dursun” diyerek bastýrmaya çalýþanlar, sonuçta bu halký yok oluþa götürürler. Bu iç savaþta akan kanýn durmasýnýn, öfkenin ve hesaplaþma duygularýnýn yatýþmasýnýn tek yolu var. Tetiði çeken eli kýrmak, onu koru-

yan zýrhý parçalamak. Yoksa kan durmayacak. Kürt Halký, kendi kendini çürütmedikçe, kendi kendini asimile etmedikçe, bu kan durmaz, akar! 11 yaþýnda bedenlerden akar, kesilen kulaklardan…

Reformist Ýttifaka Soldan Destek Hesaplaþmak için bedeninde kurþunlarla yaþayan halkýn gerçek duygularýyla, onlara öncülük edenlerin politik yolu arasýndaki uçurum, bu çeliþki, kendine devrimci bir çözüm bulmakta bu kadar gecikmeyebilirdi. Eðer bu yalpalayan önderliðin “soldan”, “devrimci” söylemlerle süslü destekçileri olmasaydý. Bu destek, Kürt Halkýnýn sürekli yalpalayan öncülerine, güçlendirilmiþ zeminler saðlýyor. ÖDP, EMEP, SDP gibi yasal reformist partilerin sunduðu bu destek yetersiz gelmiþ olacak ki, þimdi aradaki boþluðu ESP dolduruyor. Kürt Halkýyla buluþmak için yürüyüþ yapan ESP’nin öne çýkardýðý taleplere bir bakýn! Demokratik Toplum Hareketi’ni baþlatan Zanalarla ya da yalpalayýp duran Kongra-Gel öncülerinin öne sürdükleriyle arada bir fark var mý? Bu yürüyüþ, Kürt Halkýnýn yalpalayan öncüleriyle buluþma yürüyüþü oldu. Talep listesinde en sona býrakýlan ve utanma belasýna konulduðu belli olan “Uluslarýn Kendi Kaderini Tayin Hakký” ilkesi bile, diðer taleplerle birlikte ele alýndýðýnda, “yasal düzenleme” kapsamýnda duruyor. Koruculuðun kalkmasý, OHAL makinesinin (ne demek þimdi bu!) daðýtýlmasý, kirli savaþ suçlularýnýn yargýlanmasý gibi talepler, burjuvaziyi hiçbir temel konuda rahatsýz etmeyecek konular. Neden rahatsýz olsun ki burjuvazi? OHAL’i kendileri kaldýrdýlar. Þu “makine” sözcüðü de, sermayeye anlaþýlmaz gelecektir ve iyi tanýmlanmamýþ her talebi ucundan çekiþtirip kendine uydurmada usta olan sermaye, kendilerince kullanabilecekleri bu anlaþýlmaz terimi önlerine talep diye sunanlara kýzmak ne kelime, müteþekkir olacaklardýr. Koruculuðun kaldýrýlmasý ise, zaten burjuvazinin uzun bir süredir içinde yürüttüðü bir tartýþmadýr. Kirli savaþ suçlularýnýn yargýlanmasý mý? Tabii, zaten kayýplar ve açýlan toplu mezarlar hakkýnda adli soruþturmalar sürüyor. Ve onlarca yýl daha sürmesi için bürokratik tüm mekanizmalar hazýrsa, “suçlularýn yargýlanmasý” talebinden, burjuvazi niye kaygý duysun?! Kürt Halkýnýn yalpalayan öncüleri de, burjuvaziyi hiçbir ciddi konuda sýkýþtýrmamaya gayret ediyor. Hatta Avrupalara gidip, “Sistematik 33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

iþkence yok” deme gereði duyuyorlar. Bizden söylemesi. Biz, hesaplaþma ve intikam duygularýný bir devrim için kaldýraç haline getirmenin öneminden bahsederken, göðüslerini yumruklayarak, “Biz de hesaplaþmak için alanlardayýz!” diye haykýrmaya hazýrlananlara soralým: “Canlý kalkan”lardan ne haber? Hani þu, hesaplaþmanýn tek yöntemi olan iç savaþý yükselen gerillayý, “çatýþmalar dursun” diyerek tasfiye amacý güden; gerilla faaliyetlerini devrimci ayaklanmalarla güçlendirmek yerine, halkýn bütün dikkatini “çatýþmasýz bir ortam yaratýlmasý”na çekmeye çalýþan “canlý kalkan”lardan bahsediyoruz.

Gerçek Dostlar Kürt Halkýnda güven duygularý yaratmak, en baþta enternasyonalist komünistlerin ve þovenizme karþý mücadele veren herkesin görevi. Kürt Halký bu güveni sadece devrimci komünistlerde ve þovenizmden arýnmýþ devrimcilerde bulabilir. Karakter eksikliði ile sakatlanmýþ reformistlerin güven duygusu yarattýðý nerede görülmüþ? Hele ki, Kürt Halký gibi, sert savaþýmlarýn deneyiminde elde edilen devrimci bir bilinç karþýsýnda!.. Kürt halkýný, geçmiþi unutturarak, faþist devletle barýþtýrmak isteyen Kürdistan reformistlerinin Türkiyeli reformistlerle güç birliði yapmalarý ne rastlantýdýr ne de boþunadýr. Bu iki ülke reformistlerinin ittifakýdýr. Bu ittifak iki ülkenin emekçi halklarýný faþist devletle uzlaþtýrma ittifakýdýr. Kürt Halký gerçek dostlarýný iki ülkenin devrimci komünistlerinde; bu nitelikteki komünistleri ayný örgüt çatýsý altýnda toplayan Leninist Parti’de bulabilir. Leninist Parti, tarihi boyunca izlediði politikalarý, pratiði ve düþünceleriyle bu güvene layýk tek parti olduðunu kanýtlamýþtýr. Kürt Halkýna karþý katliam, öylesine yaygýn yürütüldü ki, hesap sorma ve intikam için yaþamak, milyonlarca insaný kapsayan bir duygu birliði yarattý. Halkýn karakterine kazýndý. Bu duyguyu oradan söküp almaya çalýþanlar, bu halký kaynaþtýran temel öðelerden birini bozmuþ olurlar; bu halký çürütürler. Faþist devleti bütün kurumlarýyla yýkan bir devrimci iç savaþ yükseltilmediði müddetçe; kurþunlanan bedenlerde ve topraktan çýkan kemiklerde ýþýldamaya devam eden intikam, hesaplaþma duygularý son bulmaz. Özgürlük hakký bu duygularla ve özgürlük tutkusuyla yürütülecek bir iç savaþla ancak elde edilebilir. Sadece özgürlük hakkýndan vazgeçenler ve kölece yaþamaya razý olanlar iç savaþtan kaçýnabilir. Ýki ülkenin reformistleri, Kürt Halkýna iste bunu tavsiye ediyorlar. Leninist Parti ise, özgürlük hakký için savaþmayý; kölelik altýnda yaþama son vermek için iç savaþý yükseltmeyi öneriyor.

7


“HAK ALMA” TEMELÝNDE BÝRLÝK… NEREYE KADAR?

K

arþýmýza sýk sýk, moda haline gelen söylemler ve sorunlar çýkartýlýyor. Üzerinde enine boyuna düþünülmemiþ, harcý-alem fikirlerle bezeli, bu nedenle gerçekliðin yalnýzca bir yönünü içeren, menzili kýsa ama çok ses çýkaran arkebüz mermilerine benziyorlar. Ýþçi sýnýfý, hemen her yerde eyleme geçmeye baþladý ya, arkebüz tüfekleri de gürültülerini moda söylemlerle yayýyorlar. Þimdiki moda sorun, iþçi sýnýfýnýn birliðidir. Sermayenin saldýrýlarý, ayný dönem içinde arka arkaya bütün emekçi kesimlere yönelince, bölük-bölük ve ardý ardýna emekçilerin öfkesi alanlara yansýyýnca, iþçi ve emekçilerin hareketini birleþtirme sorunu gündeme gelip oturdu. Büyüyen bir hareketin sorunlarýný kavrayacak çapta fikirlere sahip olmayanlar ise, moda söylemlerle bu açýklarýný kapatýyorlar. Bu söylemlerin bir tanesi olan “Genel Grev”e iliþkin görüþlerimizi açýklamýþtýk. Þimdi, “Sýnýfýn Birliði” sorununda dile gelenlere bakalým. Sýnýfýn birliðine iliþkin fikirler, hemen hemen tümüyle sendikal sýnýrlar içinde tartýþýlýyor. Daðýnýk, bölük-pörçük olan hareketin neden birliðe kavuþmadýðý sorusuna cevap olarak genelde söylenenler, sendikal bürokrasinin niyetsizliði ve hantallýðý, yasal engeller düzeyinde ele alýnýyor. Burada, sorunun salt fiziki birlik düzeyinde ele alýndýðý çok açýktýr. Sendikalizm, sýnýfýn birliðini salt fiziki birlik olarak ele almaktan kurtulamaz. Oysa bir marksist, bu soruna öncelikle hareketin nitel birliði yönünden bakar. Sýnýf hareketinin nitelikçe farklý olan biçimlerini, ekonomik, siyasi ve teorik biçimlerini birleþtirmek, marksizmin kurucu ustalarýnýn, sýnýf öncülerine gösterdiði esas görevdir. Köylüler Savaþý adlý kitabýna 1874 yýlýnda yazdýðý önsözde Engels, o günün Ýngiliz ve Alman iþçi sýnýfýnýn gücünü karþýlaþtýrýrken, teorik mücadelenin, ekonomik-siyasi mücadele kadar, ayný düzeyde önemine atýfta bulunuyordu. Kusursuz sendikal örgütleriyle Ýngiliz iþçileri, bu temelde yaratýlan birliklerinin, teorik sorunlar karþýsýndaki kayýtsýzlýklarý nedeniyle, pek bir ilerleme göstermemelerini örnek gösteriyordu. Söz konusu politik sorunlar olunca, Ýngiliz iþçilerinde birlik diye bir þey kalmýyordu ve þu ya da bu sermaye partisinin peþine takýlmaktan kurtulamýyorlardý. Oysa ayný dönemde Alman proletaryasýnýn öncüleri, ekonomik-siyasiteorik mücadeleyi birleþtirerek, bu tek merkezli saldýrýyý, hareketin yenilmez gücünün kaynaðý haline getirmiþlerdi. Böylesi nitel birlik kazanmýþ olan iþçi hareketi, Engels’in deyimiyle: “hesapta olmayan

8

aðýr sýnavlar ya da büyük olaylar, onlardan daha çok cesaret, daha çok karar ve daha çok enerji istediði zaman pusatlanmýþ ve hazýr olacaklardýr.” Engels’in sözleri derslerle doludur ve ’70’li yýllarda çok geniþ bir toplumsal zemine kavuþan, 15-16 Haziran’ý yaratan, DGM boykotlarý gerçekleþtiren iþçi sýnýfýnýn, 12 Eylül gibi aðýr sýnavlar karþýsýnda neden hazýr olmadýðýnýn cevabýný da içeriyor. “Ýþ-Ekmek-Özgürlük” þiarýnýn sýnýrlarý içinde, ekonomik ve politik mücadeleyi birleþtirmeyi baþardýðý halde, teorik mücadeleyi savsaklayan iþçi sýnýfý hareketi, DÝSK gibi devrimci aracý, CHP’nin ardýna takmaktan kaçýnmamýþtýr. Son 15 yýl, bu konuda daha da gerilere düþüldüðüne tanýk oldu. ’70’li yýllarda devrimci iþçiler, MÝSK gibi faþist sendikalarý fabrikalara sokmamak için büyük kavgalar veriyorlardý. Ne var ki Kamu-Sen örneði, son yýllarda bu konuda ne denli geriye düþüldüðünü göstermeye yeter. Kuruluþunda Abdullah Çatlý gibi eli kanlý faþistlerin bulunduðu bu karþý-devrimci sendikanýn, devletin lütufkar yardýmlarýyla üye sayýsý þiþirildi ve bugün EP (Emek Platformu) eylemlerinde boy gösteriyor. Peki, KESK, bu alçaklar güruhunu teþhir ve tecrit etmek için ne yaptý? Hiçbir þey. KESK’in siyasi sorunlardaki bu kayýtsýz tavrý, hemen bütün sendikalara sinmiþ durumda. Çünkü, “emekçilerin-iþçilerin birliði” adýna, teorik mücadeleden de vazgeçtiler, politik mücadelelerden de. Oysa, ’70’li yýllarda iþçi hareketine güç ve yaygýnlýk kazandýran, gericilik karþýsýndaki kararlý tutumuydu. Burada suç iþçilerde deðil, onlarýn çok kötü öncülerindedir. Sýnýfýn birliði adýna, onu, “en geniþ kapsayýcýlýða sahip” ekonomik-sendikal alanda ve bu anlayýþýn özeti durumuna gelen “hak alma” mücadelesinde sýnýrlý tuttukça, bu öncüler aslýnda sýnýfýn birliðini bozduklarýnýn farkýna varmýyorlar.

“Hak Alma” Mücadelesi, Hareketi Daðýlmaktan Kurtaramaz

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

Bugünkü koþullarda, hak alma mücadelesinin, iþçi-emekçi hareketinin birliðini saðlamaya yetmeyeceðini, hatta giderek onu daðýtacak koþullarý hazýrlayacaðýný söylediðimizde, kimilerinin bunu çok garip karþýlayacaðýný, kimilerinin de irkileceðini tahmin ediyoruz. Açýklayalým. Birincisi, ekonomik ve sendikal kavrayýþa sýkýþmýþlýðýn ifadesi olan “hak alma” bilinci, Hollanda peyniri gibidir, bolca bulunan boþluklara, çok daha geniþ bir etki yaratma aracýna, gelenek-


sel düþünme alýþkanlýklarýna dayanan burjuva ideolojisi gelip oturur. Hak alma bilinci, sýnýrlý politik nitelikleriyle, burjuva politikasýnýn son derece kývrak manevralarýna kurban gitmeye hazýrdýr. Emekçiler, “Bu hakký size ben vereceðim” diyen burjuva partinin peþine koþacak duruma gelir. Oportünizm eðer, “Hele bir hareketi baþlatalým, süreç içinde iþçiler devletin ve burjuva partilerin niteliðini nasýl olsa mücadele içinde öðrenir” derlerse -ki bunu pratikleriyle dile getiriyorlar- o zaman onlara, bu su katýlmamýþ Menþevik taktiklerin, hareketi hiçbir yere taþýyamayacaðýný söyleyerek cevap vereceðiz. Gerçekte “hak alma” temeline sýkýþtýrýlmýþ hareket, iþçi sýnýfýnýn politik uyanýklýðýný törpüler, politikaya yabancýlaþtýrýr; onu hak sözü veren her burjuva zehirin satýþýna açýk hale getirir. Ýkincisi, sýnýfýn birliði, öncüler, ama özellikle iþçi sýnýfýnýn kendi içinden çýkardýðý öncüler sayesinde gerçekleþir. Öncülerini çýkarmayan, yetiþtirmeyen bir hareket, birliðe ulaþamaz. Oysa, “hak alma” bilincinin sýnýf içinde geliþmesi için, hiç de öncüye gerek yoktur. Ýþçiler, birebir yaþadýklarý cehennemi çalýþma koþullarýnda, sürekli baskýlarýn ve aþaðýlanmalarýn ortasýnda bu bilince zaten “kendiliðinden” eriþiyor. Çeþitli dergi ve gazetelerde yayýmlanan onlarca iþçi mektubuna, röportajlara bir bakýn: Hemen hemen kendiliðinden bir yönelimle iþçi ve emekçilerin sömürüye, baskýya ve aþaðýlanmalara karþý nasýl ayaða kalktýklarýný ve harekete geçtiklerini göreceksiniz. Eðer sýnýfý, “hak almak” gibi, hiç de öncülere ihtiyaç duymadýðý geri bir aþamada tutmaya çalýþýrsanýz, sözü edilen “birlik”, yalnýzca mesleki birlik olur ve mesleki iþbölümünün bölücü etkisini, kendiliðinden hareketin önüne çýkarmýþ olursunuz. Birliði yaratmanýn birinci koþulu, sendikal siyasetin “hak alma” kýsýr döngüsünü kýrmaktýr. Oportünizm, hareketin henüz bu “kýsýr döngü”yü kýracak olgunluða eriþemediðini söylemeye kalkýþacaktýr. Lenin’in 1902 yýlýnda kaleme aldýðý þu satýrlara bir bakalým: “Ama bu hareketin deneyimlerinden yararlanabilmek ve ondan pratik dersler çýkartabilmek için þu ya da bu eksikliðin nedenlerini ve önemini iyice anlamamýz gerekir. Bu nedenle, 18951898 döneminde faal olan sosyal-demokratlarýn bir bölümünün (belki de hatta çoðunluðunun) haklý olarak o zaman bile, ‘kendiliðinden’ hareketin hemen baþýnda, en kapsamlý bir programla ve en militan taktiksel çizgiyle çýkmanýn olanaklý olduðunu düþündükleri olgusunu belirtmenin büyük önemi vardýr.” (Ne Yapmalý, syf.40) Lenin’in sözünü ettiði “en militan taktiksel çizgi”nin ne olduðunu yine kendisinden öðreniyoruz. Ayný yerde Lenin, 1895 yýlýnda çýkardýklarý ilk iþçi gazetesinin baþyazýsýnda, Rusya’daki iþçi sýnýfýnýn tarihsel görevlerini özetlediklerini ve “siyasal özgürlüklerin gerçekleþtirilmesini bu görevlerin en baþýna” koyduklarýný özellikle hatýrlatýyor. Sosyalist hareketin -ne yazýk ki çoðunluðu- ne yapýyor, görevlerin en baþýna neyi koyuyorlar? Asgari ücret, çalýþma saatleri, sendikal ve sosyal haklarý… Sýnýfýn politik öncüsü, sýnýf mücadelesinin henüz yeni uyanmaya baþladýðý dönemlerde bile, iktisadi taleplerle (ya da “hak alma” mücadelesiyle) yetinemez. Öncü her zaman, iþçi sýnýfýný, en uzak nihai hedefler (komünizm) için ve en yakýn siyasi hedefler (devrimci iktidar) için bilinçlendirip uyandýrmakla, bu yönde ajitasyon yapmakla görevlidir. Sýnýf içinde, devrimci iktidar hedefini, týpký komünizm gibi, belirsiz bir geleceðe erteleyip pratik bir sorun olmaktan çýkartan oportünizmle mücadele eder. Bugüne

dek, iþçi sýnýfý içinde ajitasyon yürütenlerin büyük bir çoðunluðu, çalýþmanýn bu yönünü her zaman savsakladýlar. Üstelik, sýnýf hareketinin en baþýnda deðiliz. Hareket son 35 yýlda öylesine muazzam birikimler elde etti, öylesine çok deneyimlerden geçti ki, þimdi devrimci iktidar konusunda sýnýf içinde ajitasyon yürütmek çok daha elveriþlidir.

“Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” Þiarýnýn Birleþtirici Gücü Yalnýzca iþçi sýnýfýnýn ekonomik koþullarý deðil, bütün siyasal koþullar da, sýnýf içinde devrimci iktidar ajitasyonuna güç katýyor. Bütün sýnýf ve katmanlarý derinden etkileyen kriz, sermayenin egemenlik bunalýmý, iþsizlik ve sefalet koþullarýnýn korkunç bir toplumsal yara halini almasý; toplumun tüm dokularýný bozan çöküþ; üst üste yýðýlan politik sorunlarýn burjuva egemenliði tank-tüfek siyasetine zorlamasý, ulusal sorunun çözümünün kendisini dayatmasý, dünyada yaþananlar ve bütün bunlarýn sonucu olarak hemen her yerde sözü edilen “toplumsal patlama”nýn daha þimdiden baþlamýþ olmasý… Ýþte bunlar, sýnýfýn önüne, pratikte devrimci iktidar sorununu koyuyor. “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” þiarý, iþçi sýnýfýnýn birleþik devrimci mücadelesini yaratacak olan çalýþma ve örgütleme ilkelerimizi, politik yönelimimizi ortaya koyuyor. Sýnýfýn birliðinden bahsedilen yerde, bu birliðin niteliðinden, yani devrimci birliðinden bahsetmemiz gereklidir. Uzun yýllardýr bu topraklar üzerindeki sýnýf savaþýmýný kýrmýzý bir þerit gibi boydan boya geçen ve ana rengini veren esas politik olgu, iç savaþ olgusudur. Ve iþçi sýnýfý, sadece kendisini ilgilendiren ekonomik sorunlar kadar, bu politik ortamdan da etkileniyor. Çünkü iç savaþ, toplumun þu ya da bu kesimini deðil, tüm sýnýflarý iki ayrý kutupta toplanmaya zorluyor. Hemen her önemli olayda yaþanan bu kutuplaþmalarda iþçi sýnýfýnýn kayýtsýz kalabileceðini sanmak budalalýktýr. Kaldý ki sermaye sýnýfý, gerici sendikalar eliyle, sýnýfý bizzat kendisi politize ediyor. Ýç savaþ koþullarýnda, iþçi sýnýfýnýn tümünü ayný saflarda harekete geçirmenin olanaðý olmaz. Ama eðer en geri ekonomik haklar için, sendikal haklar için, asgari ücret için, vs. sýnýfý harekete geçirmeyi önünüze koyarsanýz, en çok sendikal çerçevede bir birlik ortaya çýkar. Ve hareket, bu kýsýr döngüden çýktýðý anda, iç savaþta karþý-devrimin tabaný haline gelenlerle diðerleri arasýndaki “birlik” hemen bozulacaktýr. Ve açýkçasý devrimcilerin böyle birliklerin bozulmasýna üzülmeye haklarý yoktur. Daha dün sendikal haklar için diðer sendikalarla birlikte alanlarý dolduran Eðitim-Sen, anadilde eðitim sorunu bahanesiyle kapatýlmak istendiðinde, kaç sendikadan destek görebildi? Ýþçi ve emekçilerin politik alandaki bu parçalanmýþlýðý bir olgudur ve sýnýf hareketinin güçlenmesinin yolu, tam da bu politik alandaki kavgayý yükseltip-yaygýnlaþtýrmaktan geçer. Politik alandaki kavgayý yükseltecek, ona bir acil hedef, somut görev kazandýracak olan þiar: “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” þiarýdýr. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisi uzun yýllardýr devrimci iktidar hedefini; “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” þiarýyla, iþçi sýnýfý ve diðer emekçiler arasýnda yaygýnlaþtýrmak için çabalýyor. Þimdi bu çabayý on kat arttýrmanýn zamanýdýr. Ýþçi sýnýfý hareketi yaygýn ve derin bir devrimci yükseliþ yaþarken, sýnýfýn yeni yeni bölükleri, daha önceki dönemin birikimi üzerinde yükseliyor. Leninistler, bir yandan sýnýfýn en ileri bölükleriyle, diðer yandan da bu yeni unsurlarla doðrudan iliþkiler kurarak, “sýnýfýn birleþik devrimci gücü”nü örmelidirler.

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

9


l i ð e D m e r p e ! D R O Y Ý D E K O Y M Z Ý L A T Ý KAP

Ýnsanlýk doða yasalarýný öðrendikçe, ona hakim olmayý, ondan yararlanmayý da öðrendi. Ýnsanlýkla doða arasýndaki savaþ, bilimin ve teknolojinin geliþmesiyle insanlýk yararýna deðiþti. Ýnsanlýk doða yasalarýndan yararlanmayý öðrendi, ama sýnýflý toplumlarda üretim araçlarýnýn özel mülkiyeti, beraberinde, bilimin ve teknolojinin de özel mülkiyetin denetimi altýna girmesini getirdi. Dolayýsýyla bugün, sermaye daha fazla kâr uðruna, bilim ve teknolojiyi sadece kendisi için kârlý olan alanlarda kullanýyor. Kendisi için kâr getirmeyen her bilimsel geliþmeyi kasalarýnda, kilit altýnda tutuyor. Ýlkel komünal toplumdan sonraki sýnýflý toplumlardan köleci toplum ve feodal toplumdan, kapitalizmin ilk yýllarýna kadar doða böylesine tahrip edilememiþti. Kapitalist toplumda, önceki toplumlarda hiç olmadýðý kadar geliþen bilim ve teknoloji, sanayinin yüksek oranda geliþmesine neden oldu. Sanayi ile birlikte geliþen kapitalizmin daha fazla kâr hýrsý, bir yandan artý deðer sömürüsünü gittikçe arttýrarak emekçi halklarýn fiziken ve ruhen çökmesine, bir yandan da kapitalistlerin yeraltý ve yerüstü kaynaklarýný kendi çýkarlarý doðrultusunda kullanmasýyla doðanýn tahribatýna yol açtý, açýyor. 26 Aralýk 2004 Güney Asya’da meydana gelen depremde oluþan dev dalgalarda boðularak ölen onbinlerce insan, emperyalist-kapitalist sistemin daha fazla kâr hýrsý

10

nýn kurbaný oldular. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA)’nde çalýþan bilim adamlarý, depremin olacaðýný ve kaç metrelik dalgalar yaratacaðýný önceden bilmelerine raðmen, tsunamilerden etkilenmesi muhtemel hiçbir ülkeye haber vermediler. Ama Hint Okyanusu’ndaki en büyük ABD üssünün bulunduðu Diego Garcia Adasý’na haber verdiler ve bu üs, dev dalgalardan zarar görmedi. Bilginin alýþ-veriþ nesnesi olduðu emperyalist-kapitalist sistemde, sermaye, bu bilgiyi satamýyorsa, karþýlýðýnda herhangi bir çýkar saðlayamýyorsa, vermez. Binlerce deðil, milyonlarca insanýn ölecek olmasýný umursamaz. Tersi, sermayenin kâr yasalarýna aykýrýdýr. Emperyalistler ve yerli iþbirlikçileri, ellerindeki teknolojiyle daha önceden bildikleri, bilebilecekleri ve önleyebilecekleri halde, sýnýfsal kaygýlarýyla hareket ettiler (baþka türlüsü düþünülemez) ve bir katliama sebep oldular. Dünya halklarý, burjuva sýnýfýn kanlý yüzünü bir kez daha gördü. Halbuki Pasifik Okyanusu’nda son 50 yýldýr kullanýlan erken uyarý sistemlerinden, sadece iki tane Hint Okyanusu’nda olsaydý, sayýlarý yüzbinlerle ifade edilen bu kadar insan ölmeyecek, binlercesi evsiz barksýz kalmayacak ve açlýkla, hastalýkla yüz yüze gelmeyecekti. Ama olamazdý. Çünkü bu erken uyarý sistemlerinin maliyeti 500 bin dolarý buluyor. Emperyalistler ve iþbirlikçi Güney Asya sermayedarlarý için, kâr getirmeyen gereksiz bir masraf. Ve dahasý, Tayland ve Hindistan silahlý kuvvetleri, dalgalardan iki saat önce haberdar olmalarýna raðmen, bölgede geliþkin olan turizmin olumsuz etkileneceði gerekçesiyle halký uyarmadýlar. Endonezya, Sri Lanka, Tayland, Hindistan (depremden en çok etkilenen yerler) gibi ülkelerin burjuvazisinin, tüm olanaklarýný, ülkedeki sýnýf savaþýmlarýný kendi lehlerine çevirmek için kullanmalarý gerekiyor. Bu onlarýn varlýk-yokluk savaþlarý. Özellikle Hindistan, kendi emekçi halklarýna karþý yürüttüðü sýnýf sa33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

vaþýnýn yanýnda, sýk sýk nükleer denemeler yaparak çevre ülkelere gözdaðý vermekten geri durmuyor. Emperyalist-kapitalist sistem çöküþünü durdurma, egemenliðini yeniden tesis etme, dolayýsýyla ömrünü biraz daha uzatma amacýyla baþlattýðý 3. Dünya Savaþý’ný, bir türlü kendi lehine çeviremezken, kendi yol açtýðý bu tür “doðal afet”lerden medet umacak hale geldi. Ýster savaþlarda olsun, ister böylesi “doðal afet”lerde olsun, yýkým, sermaye için yeniden yapýlanma demektir. Bu da, þimdilik yardým kampanyalarýyla halklarýn gözünü boyamaya çalýþan emperyalist sermaye için yeni kârlar, bu ülkelerdeki sýnýf savaþýmlarýný yönetmek için yeni fýrsatlar demektir. Bölgeyi incelemek için özel uçaðýyla Güney Asya’ya giden Colin Powel’ýn gördüðü manzara karþýsýnda “savaþtan da beter” deðerlendirmesini, böyle anlamak lazým. Yoksa neden ABD acil yardým malzeme sevkiyatýný ABD Pasifik Komutanlýðý yapýyor olsun. Emperyalist-kapitalist sistem, kýsa tarihi boyunca milyonlarca insanýn ölümüne, milyonlarcasýnýn evsiz, iþsiz, aç kalmasýna sebep oldu, oluyor. Bütün bunlar, dünyada, Güney Asya’da ve ülkelerimizde yoksul halklarýn öfkesinin derinleþmesine, sýnýf savaþlarýnýn yükselmesine hizmet ediyor. Kapitalist sistem bir kez daha kendi asýlacaðý ipi kendi örüyor. Dünya iþçi sýnýfýnýn ve emekçi halklarýnýn emperyalist-kapitalist sisteme duyduklarý öfkeyi örgütlemek, tüm ülkelerin, proleter, komünist güçlerin acil görevidir. Ýnsanlýk kendi soyuna, kendi geleceðine sahip çýkmak zorundadýr. Üretim araçlarýnýn toplumsallaþmasý, bilimin ve teknolojinin de toplumsallaþmasýný ve insanlýk yararýna kullanýlmasýný getirecektir. Ancak, özel mülkiyetin son bulmasý, üretim araçlarýnýn, bilimin, teknolojinin toplumsallaþmasý, insanlýðýn geleceðini garanti altýna alabilir. Tarihsel geliþme bu yöndedir. Y.E.Mücadele Birliði Okuru/ AKDENÝZ


cýyla giriþilen bu operasyonun iyi bir þekilde teþhir edilip, ipliðini pazara çýkarmak gerekiyor. Ayný zamanda bu tür saldýrýlara karþý devrimci uyanýklýðý bir an olsun elden býrakmamak, kaybedilen ya da kaybedilmesi olasý olan mevzileri yeniden ele geçirmek için çok çetin bir mücadeleyi göze almak gerekiyor. Elimizi baðlayýp oturmak, geliþmeleri hiçbir þey yapmadan seyretmek, bizleri tarih karþýsýnda telafisi mümkün olmayan aðýr sorumluluklarla karþý karþýya býrakýr.

Demokratik Kitle Örgütlerinde Devlet Operasyonu Ýzmir Barosu yeni yönetimi, ayný zamanda Ýnsan Haklarý Günü olan 10 Aralýk tarihinde Ýþkenceyi Önleme Grubu’nun faaliyetlerini durdurdu ve bu grubun baþlatmýþ olduðu “Ýþkencenin Önlenmesinde Hukukun Rolü” projesini de askýya aldý. Ýþkenceyi Önleme Grubu, 30Aralýk 2001 tarihinde, bir grup avukat tarafýndan iþkence ve kötü muameleye maruz kalmýþ insanlarý tespit etmek, bunlarýn durumunu kayýt altýna almak ve gerekli hukuksal iþlemleri baþlatmak ve takip etmek üzere kurulmuþtu. Ýzmir Barosu’nun yeni yönetimi, bu çalýþmayý yürüten avukatlarýn görüþüne baþvurmaya gerek dahi görmeden, hatta onlardan gizli bir þekilde, bu kararý almýþ ve uygulamaya koymuþtur. Avukatlarýn “darbe” olarak nitelendirdiði bu olaydan kýsa bir süre sonra, baro yeni yönetimi, bu kez, Ýþkenceyi Önleme Grubu’nun çalýþma odasýna gece yarýsý baskýn yaparak, odayý tamamen boþaltmýþ ve 539 iþkence ve kötü muameleye maruz kalmýþ insanýn dosyasýný bilinmeyen bir yere götürmüþtür. Ýzmir’de yaþanan bu geliþme, tekil, egemenlerin söylemeyi pek sevdikleri bir sözcükle söyleyecek olursak “münferit” deðildir. Bu, sermaye tarafýndan baþlatýlan çok kapsamlý bir saldýrýnýn ilk somut adýmýdýr. Devlet, devrimin sýçramalý geliþimini engelleyebilmek için sadece devrimci kurumlara saldýrmakla kalmýyor, demokratik kurumlara da saldýrýyor. Devrimci ve demokratik örgütlenmeleri daðýtmak amacýyla baþlatýlan bu saldýrý çok yönlüdür. Saldýrý sadece baro yönetimlerini ele geçirmekle sýnýrlý kalmayacaktýr. Bunu TTB, TMMOB, KESK vb’nin izlemesi iþten bile deðildir. Baroda yaþananlarý bir seçim olarak deðerlendirmemeli. Bu, iþin görünen kýsmýdýr. Aslýnda olan, seçim adý altýnda darbedir. Devlet, Demokratik Kitle Örgütleri’ni kapatmak, olmadý varolanlarýn yönetimini ele geçirebilmek için gizli bir plan yürütüyor. Yeni seçilen kimi baro yönetimlerine ÝP’li ve CHP’lilerin gelmiþ olmasý, bu öngörüyü doðruluyor. Sermaye, iktidarýný pekiþtirebilmek amacýyla, devrimci mevzilere saldýrýp, buralarý birer birer ele geçirmeyi planlýyor. Ve bu operasyon, bizzat Genel Kurmay eliyle yürütülüyor. Milli Güvenlik Kurulu’nda Genel Kurmay, bu tür kararlarý hükümete dikte ettiriyor ve hükümet bunlarý harfiyen yerine getiriyor. Büyük sermayenin yönlendiriciliðinde, devrimci mevzileri düþürmek ama-

Saldýrý Emperyalist Ýlhak Politikasýnýn Bir Parçasý Bir baro yönetiminin deðiþtirilmesinin emperyalist ilhak politikalarýyla baðýný kurmak, belki ilk anda zorlama bir mantýkmýþ gibi görülecektir ki, saldýrýnýn zamanlamasý ve hedefleri çakýþmaktadýr. Sermayenin küreselleþmesi, daha doðru bir söylemle emperyalist sermayenin tüm dünyayý kendisine baðýmlý hale getirme eðilimi ile birlikte “iyi yönetiþim” adý altýnda Demokratik Kitle Örgütleri’ne müdahale edilmeye baþlandý. Üçüncü dünya ülkelerinin baðýmlýlýðýný derinleþtirmek amacýyla emperyalist-kapitalist devletler, en ufak bir çatlak sesin çýkmamasý için deyim yerindeyse yolu düzlemeye çalýþýyorlar. Örneðin GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaþmasý) ile meslek kuruluþlarý, emperyalizmin siyasi ilhakýnýn sýçrama tahtasý haline getiriliyor. Baþýný Dünya Bankasý’nýn çektiði finans kuruluþlarý, bunun için özel fonlar ayýrýyorlar. Bu fonlarý kullanabilmek için Demokratik Kitle Örgütleri’nin belli bir kalýba girmeyi kabul etmeleri gerekiyor. Belli baþlý örgütlenme ve mücadele ilkelerini koruyarak bu fonlardan yararlanmak mümkün olmuyor. Emperyalizm giderek bir iç olgu haline gelmiþtir derken kastettiðimiz tam da budur. Artýk emperyalistler baðýmlý ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal yaþamýn bütününü doðrudan kontrolleri altýna alýyorlar. Bir dönem yapýlan Demokratik Kitle Örgütleri mi yoksa Sivil Toplum Kuruluþlarý mý tartýþmasý da bununla ilgilidir. Sadece ad üzerine bir tartýþma gibi görünen bu hal, aslýnda daha büyük gerçekleri örtüyor. Sivil Toplum Kuruluþlarý adlandýrmasý Non Government Organisations (hükümetin içinde yer almadýðý örgütlenmeler) anlamý taþýyor. Ve hükümet tarafýndan kurulmamýþ her türlü örgütlemeyi kapsýyor. Bu durumda ayný çuvalýn içine birbirine taban tabana zýt þeyler konuluyor ve “el çabukluðu marifet” denilerek ortaya mücadele hedef ve perspektifleri sulandýrmýþ, biçimsiz yapýlar çýkýyor. Bu ad33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

landýrmanýn sadece kendisi bile at izini it izine karýþtýrmaya yetiyor. Demokratik Kitle Örgütleri, mücadele hedef ve ilkeleri belli olan örgütlenmelerdir. Ýçlerine kimse elini kolunu sallayarak giremez, Demokratik Kitle Örgütleri’ne üye olmak, burada çalýþmak isteyen herkes, belli kriterlere sahip olmalýdýr. Ancak Sivil Toplum Örgütleri için bu tür kriterleri öne sürmek dahi mümkün deðildir. Bir vakýftan, derneðe kadar çok geniþ bir yelpazeyi içine alan Sivil Toplum Örgütleri’nin mücadele hedef ve perspektiflerini belirlemek de kolay olmayacaktýr. “Kadrolaþma” mý? AKP Hükümeti’nin gündeme getirdiði Kamu Yönetimi Temel Yasasý ve bunun bir parçasý olan Personel Rejimi Yasa Taslaðý, kamuoyunda daha çok “Kadrolaþma” çabalarý olarak ele alýndý. Bir defa þunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: Bugünkü AKP Hükümeti, devlet iktidarýnýn atmasýna izin vereceði adýmlarýn dýþýnda tek bir adým dahi atamaz. Týpký, Türkiye’nin uluslararasý alanda efendisi ABD’nin izni olmadan tek bir adým atamayacaðý gibi. AKP, böyle bir adým atmayacak bir parti olduðu için iktidara getirildi. Bugün efendilerinin sözünden bir milim dýþarý çýkacak olsa, nasýl kulaklarýndan tutulup hizaya sokulduklarý bilinmeyen bir þey deðil. Bu nedenle bugün “AKP kadrolaþýyor mu?” sorusuna verilecek en iyi cevap, yine bir soru olacaktýr: “Niçin?” AKP, düzen içerisinde, sermayenin önceliklerine en büyük özeni gösteren partidir. Bugün eðer bir “kadrolaþma”dan bahsedilecekse bu AKP’nin kadrolaþmasý deðil, bizzat devletin Demokratik Kitle Örgütleri’ne kadar uzanan bir ele geçirme saldýrýsýdýr. Bunu en özlü bir þekilde TMMOB (Türkiye Mimarlar ve Mühendis Odalarý Birliði) baþkaný ifade ediyor: “Burnunu dik tutanlarýn burnunu kýracaklarýný”, bunun “bir emperyalist saldýrý” olduðunu belirtiyor. TMMOB, AB fonlarýndan hibe alýnmamasýný karar altýna alarak burnunu dik tutmaya devam edeceðini gösteriyor, ancak bunun tek baþýna yeterli olmadýðýný, olmayacaðýný belirtmek gerekiyor. Odalarýn ve sendikalarýn baþýnda olduðu Demokratik Kitle Örgütleri, eðer bu saldýrýlar karþýsýnda devrimci bir tutum takýnmazlar ve sadece “demokrat” görünmeye çalýþýrlarsa, o zaman tüm oda ve sendika yönetimlerinin düþürülmesi iþten bile deðildir. Devlet, karþýsýnda güçlü bir direniþ görmezse, bu tür saldýrýlarýný yoðunlaþtýracaktýr. Sermayenin politik çevirme hareketine ve bu türden saldýrýlarýna karþý, artýk gemileri yakarak karþýlýk vermek gerektiði açýktýr. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin verdiði iktidar mücadelesi desteklenmeden, bu saldýrýlarý püskürtmek mümkün deðildir. Þimdi tüm mesleki örgütlenmeler, tüm demokratik kitle örgütlenmeleri mücadele hedef ve ilkelerini bir kez daha gözden geçirmeli, proletaryanýn öne çýktýðý mücadelede saflarý netleþtirmelidirler.

11


ORTADOÐU

SAHNESÝNDE BÝR KUKLA “A

BD ile iliþkilerimiz her þeyin üzerinde.” Bu veciz söz, Türk dýþ politikasýnýn özeti ve en özlü anlatýmýdýr. Türkiye’nin dýþ politikada farklý bir eksene kaydýðýný ya da kayabileceðini, bu olanaða ve inisiyatife sahip olduðunu düþünenler, Türk Dýþiþleri Bakaný’nýn bu sözlerine bakarak, düþüncelerini yeniden gözden geçirmek durumundalar. Dýþiþleri Bakaný’nýn ifade ettiði görüþ sadece hükümetin deðil, ondan daha fazla, ordu ve bürokrasinin, yani asýl devletin görüþüdür. Bunlar, rasgele söylenmiþ sözler deðildir. ABD, Türkiye’ye karþý nasýl davranýrsa davransýn, Türk devleti ABD’yle iliþkileri “her þeyin üzerinde” tutmak zorundadýr. Ýlkin bu, baðýmlýlýk iliþkilerinin bir zorunluluðudur. Ýkincisi bu, Türkiye’nin de isteðidir. Çünkü Türk burjuvazisi korkusunu sürekli duyduðu ve her adýmýný onun baskýsý altýnda attýðý komünist devrime karþý güvenceyi emperyalistlerde, özellikle de ABD emperyalizminde aramaktadýr. ABD dünya gericiliðinin kalesidir ve komünist devrimin en baþta gelen düþmanýdýr. Türk burjuvazisi bu gerçeðin bilincinde. Türkiye’nin ABD’nin bütün hakaret ve aþaðýlamalarýna katlanmasýna akýl erdiremeyenler, bu olguyu gözden kaçýranlardýr. Gerçekten de bu nokta anlaþýlmaz ve gözden kaçýrýlýrsa, ABD’nin son zamanlarda Türkiye’ye karþý izlediði politikalara ve davranýþlara neden katlanýldýðý pek anlaþýlmaz. Türk burjuvazisi için emperyalistlerle iliþkiler, her zaman çok önemli olmuþtur, ama ABD ile iliþkiler “her þeyin üzerindedir”. Türk Dýþiþleri Bakaný, ABD temsilcisi Armitage’nin belki de gururunu okþamak için bu sözleri söylerken, farkýnda olmadan ve muhtemelen derinliðini kavramadan çok önemli bir olguyu ifade etmiþ oluyordu. ABD’yle iliþkiler her þeyin üzerinde olunca, doðal olarak Türkiye’nin bütün diplomatik iliþkilerine bu açýdan bak-

12

mak gerekiyor. ABD ile iliþkiler, Türk dýþ politikasýnýn ana eksenidir ve diðer bütün iliþkiler bu eksen etrafýnda dönmek, bu eksen etrafýnda þekillenmek zorundadýr. Rusya’yla, Avrupalý emperyalistlerle, Ortadoðu devletleriyle iliþkiler buna dahildir. Sýnýf bilinçli devrimci öncü iþçiler, Türkiye ve Kürdistan Devrimi’ni doðrudan ilgilendiren ve etkileyen bu iliþkileri, tam bir düþünce berraklýðýyla ele alýp deðerlendirmek durumundalar.Günlük geliþmelerin aldatýcý görüntüsü ve bu geliþmeler etrafýnda, burjuva medyanýn propagandasýna kanmadan öz olaný, gerçek olaný bulup çýkarmak son derece önemlidir. Çünkü, Türk burjuvazisi komünist devrime karþý savaþýmýnda bu iliþkiler sayesinde moral güç bulmaya; moral üstünlüðü ele geçirmeye çalýþmaktadýr. Son dönemde Rusya ile, Suriye ile, Filistin ve Ýsrail ile yapýlan görüþme ve ziyaretlerin bunca abartýlmasýnýn nedeni bu. Emekçi sýnýflarýn kafasýna kazýnmak istenen düþünce þu: Türkiye, büyük, güçlü, sözü dinlenen ve sapasaðlam bir devlettir. Fakat hiçbir þey tek yönlü geliþmiyor. Türk burjuvazisi konumunu güçlendirmek ve devrime karþý moral üstünlüðü ele geçirmek için, hükümet eliyle diplomasi trafiðini yoðunlaþtýrýrken, hiç hesaplamadýðý çýkar ve çeliþkilerinin etkisi altýnda kalýyor. Farklý devletlerin çýkarlarý ve birbirleriyle çeliþkileri, bu devletler arasýnda at oynatmaya çalýþan Türkiye’nin çabalarýný boþa çýkarmakla kalmýyor, fakat ayný zamanda, moral ve prestij kaybýna da uðratýyor. Bunun örneklerini yazýmýzýn devamýnda bolca göreceðiz. Fakat ona gelmeden önce, þu noktaya dikkat çekmek ve yanýt aramak gerekiyor: Emperyalistlerle ve diðer devletlerle iliþkilerde Türkiye’nin karþýlaþtýðý küçük düþürücü, moral bozucu davranýþlardan, sýnýf bilinçli devrimci öncü iþçiler nasýl bir sonuç çýkarmalýlar? “Baðýmsýzlýkçý” propaganda ve ajitasyona aðýrlýk verilmesi gerektiði sonucunu mu, yoksa bu durumun hükümeti, burjuva sýnýfý zayýf düþürdüðü, 33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

bundan iktidarýn ele geçirilmesi için yararlanmak; burjuva iktidarý yýkmak için yararlanmak gerektiði sonucunu mu? Bütün küçük burjuva politik akýmlar, proletarya ve diðer emekçi sýnýflara birinci yoldan yürümeyi öneriyorlar. Bunun için tüm olanaklarý ve güçleriyle “baðýmsýzlýkçý” propaganda ve ajitasyona sarýlmýþ bulunuyorlar. Leninist Parti ise devrimci öncü iþçilere, bütün emekçi sýnýflara ikinci yolu gösteriyor: Varsýn emperyalistlerle ve diðer devletlerle iliþkiler TC’yi güçten düþürsün, küçük düþürücü davranýþlar burjuva sýnýfýn moralini bozsun, hükümette prestij kaybýna yol açsýn. Biz bütün bunlardan, devrimin geliþtirilmesi, tekelci burjuva iktidarýn yýkýlmasý ve tüm iktidarýn emeðin eline geçmesi için elimizden geldiðince yararlanmalýyýz ve yararlanacaðýz. Ýþte iki sýnýfýn politik temsilcileri, küçük burjuvazinin politik temsilcileriyle proletaryanýn politik temsilcileri arasýndaki derin fark. Devrimci proletaryanýn izleyeceði pratik politikalar açýsýndan son derece önemli olan bu noktaya böylece iþaret ettikten sonra, þimdi ABD’yle ve diðer devletlerle iliþkilerin hükümeti ve bir bütün olarak devleti nasýl güçten düþürdüðünün örneklerine geçebiliriz.

Önce Rusya Geçtiðimiz yýlýn Aralýk ayýnýn baþýndan bu yana, Türkiye’nin diplomasi trafiðinde Rusya, neredeyse baþ köþeyi aldý. Önce Rusya devlet baþkaný Putin, 5 Aralýk’ta Türkiye’ye geldi. Tekelci burjuvazinin ve devletin bakýþýný yansýtan tekelci burjuva basýn, buna “tarihi ziyaret” dedi. Bu, tekelci sermaye sýnýfýna ve devlete ait bir deðerlendirmedir. Daha doðrusu, bu güçler, bu ziyaretin böyle algýlanmasýný istediler ve bu þekilde yansýttýlar. Bunun böyle olmadýðýný, Putin’in ziyaretinin hiç bir önemli sonuca yol açmadýðýný ve açamayacaðýný önceki sayýmýzda ortaya koymuþtuk.


Çok geçmeden, bir aylýk bir aradan sonra, bu sefer Türk baþbakan, beraberinde altýyüz kiþilik bir kafileyle Rusya’ya gitti. Burjuva basýn, bu ziyareti de olaðanüstü derecede abarttý. Türkiye’nin ABD’den uzaklaþýp bölge devletleriyle iliþki geliþtirmesini isteyen “Avrasya” uzmanlarý, tekrar piyasaya çýktýlar ve televizyon ekranlarýndan Türkiye’nin yerinin Avrasya olduðunu bir kez daha anlatýp durdular. Türk baþbakan da hýzýný alamayýp bu gezinin tarihi anlamý ve önemi üzerine nutuk çekti. Hepsinin öne çýkarmaya çalýþtýklarý tek tema þuydu: Türkiye güçleniyor, bölgesel güç haline geliyor, bölge devletleri nezdinde itibar ve kabul gören, sözü dinlenen bir devlet haline geliyor. Durumun hiç de öyle olmadýðýný görüp anlamak için çok beklemek gerekmedi. Türk kafilesi daha Moskova Havaalaný’ndayken son derece küçük düþürücü muameleye tabi tutuluyor; herkes, kapitalistler, milletvekilleri vs. kim varsa pantolonlarý çýkarýlarak iç çamaþýrlarýna varana kadar aranýyor. Türk kafilesinin bu komik ve acýnasý manzarasý aslýnda Rusya’nýn Türkiye’ye bir mesajýydý. Bu mesajý Rusya Savunma Bakaný Sergey Ivanov yaptýðý açýklamayla daha açýk hale getirdi: “Türkiye terörle mücadelede cifte standart uyguluyor. Çecenistan’da en çok Türk vatandaþlarý ölü ele geçiriliyor.” Türkçesi, biz Türkiye’nin Çeçenistan’da ne iþler çevirdiðini gayet iyi biliyoruz, demek istiyor. ABD’yle iliþkileri her þeyin üzerinde tutan bir devletin Rusya’yla iliþkilerinin baþka nasýl olmasý beklenir? Hem de ABD-Rusya iliþkileri karþýlýklý tehditler boyutuna geldiði bir sýrada.

Suriye-Ýsrail-Filistin Türkiye’nin bölgede güçlü, itibar ve kabul gören bir devlet olduðu imajýný yansýtmak için, hükümet Ortadoðu’da daha etkin bir rol oynamak üzere harekete geçti. Önce, baþbakan Suriye’ye gitti. Her seferinde olduðu gibi, bu gezi de “dönüm noktasý, tarihi önemde” gibi sýfatlarla süslendi. Baþbakanýn arkasýndan Dýþiþleri Bakaný Ýsrail ve Filistin’e gitti. Dýþiþleri Bakaný’nýn iddiasý büyüktü: Filistin ile Ýsrail arasýnda, hatta Ýsrail’le Suriye arasýnda barýþýn koþullarý oluþmuþtu ve bu barýþýn saðlanmasýnda Türkiye aktif bir rol oynayacaktý. Bu heves, daha ilk adýmda sahiplerinin kursaðýnda kaldý. Ýsrail, Suriye ile barýþýn koþullarýnýn oluþtuðunu ileri süren ve bu iddiayla Ýsrail’e gelen Türk Dýþiþleri

Bakaný’ný, “Git önce Suriye’yi koþullarýmýzý yerine getirmesi için ikna et.” diyerek tersledi. Hemen arkasýndan, barýþ koþullarýnýn oluþmadýðýný pratikte göstermek için, Filistin topraklarýný füzelerle vurdu. Filistin cephesinde ise durum farklý deðildi. ABD ve Ýsrail’in Filistin halkýna dayattýðý Mahmud Abbas’in seçilmesi bir þeyi deðiþtirmedi. Zaten Abbas’ýn bir þey yapacak gücü de yoktu. Filistin halký, Abbas’in Filistin’i satmasýna izin vermeyecek kadar devrimci uyanýklýða sahipti. Bir Filistinlinin dediði gibi “Çok taviz verirse onu öldürürler.” Nitekim Filistin gerillalarý Ýsrail’e anladýðý dilden yanýt vermekte gecikmediler. Dört-beþ günlük geliþmelerin vardýðý nokta þu oldu: Þaron Filistin’le bütün iliþkileri kesti. Türkiye etkin rol oynamak istediði Ortadoðu’da iþte böyle ciddiye alýnýyordu. Suriye’nin durumu ise çok daha karmaþýktý. Türk hükümetinin sözüm ona Ýsrail ile Suriye’yi barýþtýrmaya çalýþtýðý bir sýrada ortaya çýkýyor ki, ABD ve Ýsrail Suriye’ye savaþ açma hazýrlýðý yapýyorlarmýþ. Dahasý, Türk baþbakanýn bundan haberi var ve Suriye gezisi sýrasýnda Suriye devlet baþkanýna bunu söylemiþ. Türkiye ile iliþkileri her þeyin üzerinde olan ABD, Suriye’ye saldýrý için hazýrlýk emri vermiþ bile. ABD’nin Suriye’ye dayattýðý koþullara bakýlýrsa saldýrý kaçýnýlmaz. Peki, olasý bir saldýrý durumunda Türkiye’nin politikasý ne olacak? Suriye’nin bunu hesaba katmadýðý; Türkiye’den kalkacak ABD savaþ uçaklarýnýn kendisini vuracaðýný tahmin etmediði düþünülebilir mi? Kapitalist devletler arasýndaki sahte ve ikiyüzlü dostluk gösterilerine aldanmayacaksak, Suriye’nin gözünde Türkiye güvenilmez bir komþudur. ABD’nin Suriye’ye saldýrý hazýrlýklarý artýk somuttur. Suriye’ye dayattýðý koþullar gösteriyor ki, Suriye ne yapsa ABD’nin saldýrýsýndan kurtulamayacak. Açýk ki, öne sürülen koþullar birer bahanedir -týpký Irak için uydurulan kitle imha silahlarý bahanesi gibi- ve Suriye’ye savaþ açmak ABD emperyalizminin bir ihtiyacýdýr. Bu durumun, yine Irak iþgal savaþý sýrasýnda olduðu gibi, en çok Türkiye’yi zor duruma sokacaðý açýktýr. ABD, þimdiden Ýncirlik Üssü’nün operasyonel kullanýmý için baskýsýný arttýrmaya baþladý. Bu operasyonel kullanýmýn Suriye ve Ýran’ý hedeflediðini ayrýca belirtmeye gerek yok. Komþularýyla iliþkilerde Türkiye’yi iste böyle bir gelecek bekliyor. 33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

Irak-ABD Cephesi Bu cephedeki tablo, Türkiye için çok daha karmaþýk ve karanlýk. Bu cephedeki iliþkilerde Türkiye’nin her þeyin üzerinde tuttuðu ABD Türkiye’nin çýkarlarýný ve politikalarýný bozan baþlýca güçtür. Konu baþlýklarýný sýralayarak yapacaðýmýz bir özet aydýnlatýcý bir tablo için yeterli olacak. Bu tablo, ABD’nin Irak ve Kürdistan’da Türkiye’nin politika ve çýkarlarýný nasýl bozduðunun bir resmi gibi duruyor. Ýlk örneðimiz Kerkük’le ilgili. Türkiye, öteden beri Kerkük’te Kürt nüfusun artýrýlmasý çabasýna karþý çýkýyor ve bunu bir savaþ nedeni sayýyordu. Bu yüzden ABD’den Kerkük’ün nüfus yapýsýnýn bozulmasýný, Kürtlerin Kerkük’e yerleþtirilmesi politikasýný engellemesini istiyor. Türkiye’nin bu isteðine ABD’nin son ve kesin yanýtý þu oldu: “Kerkük Irak’ýn iç meselesidir.” Türkçesi, senin hatýrýna Barzani-Talabani ikilisini feda etmem ve Kerkük’ün bunlarýn eline geçmesine itirazým yok.” Ýkinci örnek PKK ile ilgili. Türkiye, yine uzun zamandýr ABD’yi Güney Kürdistan’daki PKK gerillalarýna karþý askeri operasyon düzenlemesi için sýkýþtýrýp duruyor. Geçtiðimiz hafta Ankara’da IrakABD-Türkiye üçlüsünün yaptýðý toplantýda bu soruna da nokta kondu. ABD, PKK’ye karþý askeri güç kullanmayacaðýný açýkça ifade etti. Bir baþka örnek: Türkiye, ABD’den yakaladýðý PKK gerillalarýný kendisine teslim etmesini istedi. ABD’nin buna yanýtý “Ben yakaladýklarýmý sana deðil Irak’a teslim ederim” þeklinde oldu. Türkiye, ABD’den PKK’nin desteklediði partinin Irak seçimlerine katýlmasýný engellemesini istedi. Birkaç gün sonra söz konusu partinin Irak seçimlerine katýlacaðý haberleri gazetelerde yer aldý. Türkiye, ABD’den Kerkük Türkmenlerinin haklarýnýn korunmasýný istedi. ABD bu isteðe, T Türkmen kurumlarýna baskýnlar düzenleyerek yanýt verdi. Kürt örgütlerin isteklerinin ve güçlerinin sýnýrlanmasýný talep eden Türkiye’ye, ABD Kürt örgütlerden özel operasyon güçleri kurarak yanýt verdi. Sonuç olarak, bu iliþkiler tablosunun, Türkiye’nin sorunlarýný nasýl aðýrlaþtýrdýðý, çeliþkilerini derinleþtirdiði net biçimde görülüyor. Bunlar, devrime güç katan koþullardýr. Devrimci proletarya bu koþullardan ulusalcý bir propaganda ve ajitasyon için deðil, burjuva iktidarýn yýkýlmasý için yararlanmayý bilmelidir.

13


Yeni Ýnfaz Yasasý’yla Birlikte Saldýrýlar Yoðunlaþtý Ceza Ýnfaz Yasasý’nýn yürürlülüðe girmesiyle birlikte, cezaevlerinde devrimci tutsaklara yönelik saldýrýlar hýz kazandý. Kandýra F tipi Cezaevi’nde ailelerle devrimci tutsaklarýn açýk görüþüne asker sokulmasý yasanýn dayatmýþ olduðu saldýrýlardan biridir. Görüþte duruma tepki gösteren tutsaklar, askerler tarafýndan darp edilerek hücrelere konuldu. Konuyla ilgili Devrimci Tutsak Aileleri Komiteleri (DETAK) Ýstanbul ÝHD’de bir basýn açýklamasý düzenledi. DETAK adýna açýklamayý okuyan Vefa Serdar; “Devletin devrimci tutsaklara yönelik saldýrýsý çok yönlüdür. Bazen bunlarýn bir kýsmýný öne çýkararak dikkatleri onun üzerinde yoðunlaþtýrýyorlar ve sonradan öne çýkardýklarýný geri plana çekerek tepkileri boþaltmaya çalýþýyorlar. Saldýrýnýn bütünlüklü olduðunu gösteren en önemli gösterge, Kandýra F Tipi Cezaevi’nde bir süredir yaþananlardýr. Cezaevi idaresi, devrimci tutsaklarýn aileleriyle yaptýklarý açýk görüþe asker sokma

uygulamasýna daha önce de yeltenmiþti. Ailelerin ve tutsaklarýn yoðun tepkisine neden olan uygulamanýn nasýl bir seyir izleyeceði, devrimci tutsaklar bir süredir görüþlere çýkmadýklarý için bilinmiyordu. 4 Ocak tarihinde aileler, devrimci tutsaklarýn yýlbaþý açýk görüþüne çýkacaðýný bildikleri için görüþe gitmiþlerdi. Açýk görüþün yapýldýðý sýrada içeri askerin girmesiyle ortam bir anda gerginleþmiþtir. Bu koþullarda saðlýklý bir görüþün yapýlmayacaðýný, askerin insanlarýn üzerinde baský oluþturmaya çalýþtýðýný söyleyen aileler ve devrimci tutsaklar, cezaevi idaresinin tavrýný sürdürmesi sonucu, görüþü yarýda kesmiþlerdir. Devrimci tutsaklar ve aileler, slogan atarak durumu protesto etmiþlerdir. Aileler çýkarken jandarma ve gardiyanlar devrimci tutsaklara saldýrmýþ ve darp ederek hücrelere götür-

ZAFERÝN MEÞALESÝ

DEVRÝM YOLUNDA LENÝNÝST SAFLARA! Diyalektiðin aydýnlýðý, emperyalist-kapitalist sistemi yok oluþa götürecek yolu göstermeye devam ediyor hâla… Tarihe 4 Gün Savaþlarý olarak geçen, 19 Aralýk 2000’de 20 zindanda ayný anda yapýlan saldýrýyý anlatan, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz” sloganýyla haykýran; ve açlýðý, yoksulluðu yok etmek için tek seçeneðimizin devrim mücadelesine katýlmak olduðunu söyleyen; bunun için de gücünü Leninist Parti’nin ideolojisinden alan Devrimci Ýþçi Komiteleri (DÝK), Devrimci Emekçi Komiteleri (DEK) ve Devrimci Öðrenci Birliði’nde (DÖB) örgütlenmek gerektiðinin altýný çizen yüzlerce bildiri emekçi semtlerinde daðýtýldý. DEVRÝM BÝZÝZ BÝZ DEVRÝMÝZ!

Yüreklerimiz hep ayný dürüstlükle çýkýyor yolculuklara. Nice karamsarý atlarýmýzýn toynaklarý arkasýnda býrakarak… Zindanlardan yükseldi çýðlýðýmýz. Koca bir orduyla üþüþtüler üzerimize… Küçücük koðuþlarýmýza kaç bomba sýðardý?.. Binlerce attýlar! 19 Aralýk 2000, sabaha karþý… eþitsiz bir savaþ! Çýrýlçýplak bedenlere karþý tank, top, silah vs. vs. sayamýyoruz bile… Ýþte, O gün! Tarih, kapý aralýðýndan bakýyordu. Gördü yýllarca gördüklerinin en vahþisini… Diri diri yakýlýyordu bedenler… Diri diri! Tarih, O gün “Devrim yeni meþalelerle zafere ilerliyor, ilerleyecek” notunu düþtü bir kez daha. 18-19 Aralýk akþamý, emekçi bir semtimizde iki ayrý yerde anma gerçekleþtirdik. 19 Aralýk katliamýyla ilgili slayt ve film gösterimi sunduk. Gösterim sýrasýnda bayan iþçi arkadaþlarýmýzýn, bu vahþeti yaratanlarýn ayný zamanda, kendilerini her gün, ücretli köleliðe mahkum edenler olduðunu, bir kez daha bilinçlerinin hiç silinmeyecek köþesine yerleþtirdiklerini gözlemledik. DEVRÝM SAVAÞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR! 19 ARALIK KATLÝAMINI UNUTMADIK UNUTTURMAYACAÐIZ!

Ýzmir’den Leninistler

14

müþlerdir. Olaydan sonra diðer devrimci tutsaklar açýk görüþe çýkmamýþ, durumu protesto etmiþlerdir. Devrimci tutsaklarýn F Tipi zindanlarýn kapatýlmasý için baþlattýklarý Ölüm Orucu Eylemi sürüyor. Bizler dýþarýda onlarýn sesi olacaðýmýzý, onlarýn sesini duyurmaya devam edeceðimizi tüm duyarlý kamuoyunun sesimize kulak vermesi gerektiðini bir kez daha vurguluyoruz.” dedi.

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

Ýzmir’den Leninistler


“Yaþamýn Hücreleþtirilmesine Hayýr”

Yeni Ceza Ýnfaz Yasa Tasarýsý Üzerine Çaðdaþ Hukukçular Derneði Ýstanbul Þube Baþkaný Avukat Hakan Karadað ile yaptýðýmýz röportajý yayýnlýyoruz. Y.E.Mücadele Birliði: Sizinle yaklaþýk 4 ay kadar önce Yeni Ceza Ýnfaz Yasa Tasarýsý üzerine bir röportaj daha yapmýþtýk. O günden bu güne süreç nasýl geliþti? Siyasi iktidar ve devrimci tutsaklar açýsýndan neler deðiþti? Av. Hakan KARADAÐ:Dört ay önce derginizde yayýnlanan röportajda Ceza Ýnfaz Kanunu’nu siyasal iktidar bakýmýndan zorunlu kýlan þartlarý tartýþarak politik fonunu oluþturmaya çalýþmýþtým. Özellikle de vurguladýðým bir husus vardý. Bu da, tasarýnýn stratejik olarak yeni bir rejimi önermediði, yeni bir statü ortaya koymadýðý, esas olarak bugüne kadarki fiili, yasadýþý, hukuksuz uygulamalarýn bu yasa ile bir forma kavuþturulacaðý idi. Tekrar ediyorum. Bu anlamda yeni sýfatýný hak eden bir kanun deðil. Ocak 1999 tarihli Üçlü Protokol, bu kanunun prematüre halidir. Standardizasyon, kriz yönetimi siyaseti, anti-terör konsepti, önleyici savaþ doktrini, entegrasyon, küreselleþme, yeþil kuþak, Büyük Ortadoðu Projesi gibi, emperyalist kavram, süreç, yönelim ve projelerden doðan bu kanun, prematüre çocuðun ergenlik halidir. Ancak belirtmeden geçmemek gereken bir nokta daha var ki, o da bu kanunun, üçlü protokoldeki temel stratejik hedefleri birebir karþýladýðýndan bahsedilemeyeceðidir. Siyasi Ýktidar, üçlü protokolde yer alan kimi hedeflerini bir süreliðine sonraya býrakmýþtýr. Mukayese ettiðimizde göreceðimiz gibi, gerek üçlü protokol, gerekse 2001 tasarýsý, bir “itirafname”dir. Niyet ve hedefleri daha açýk, anlaþýlýrdýr. Y.E.Mücadele Birliði: Yeni Ceza Ýnfaz Kanunu tasarýsýnýn meclis alt komisyonundan yeniden görüþülerek çekilmiþ olmasýnýn nedeni sizce nedir? Bunda dýþarýdaki mücadelenin etkisi olduðunu düþünüyor musunuz? Av. Hakan KARADAÐ:Dýþarýda bir mücadele verildi ve verilmeye de devam ediyor. Tabi ki etkisi oldu. Ancak bu etkiyi deðerlendirirken, ben burada bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Siyasal iktidar, bir psikolojik harekat taktiðini yasalaþtýrma tekniði haline getirmiþtir. Özellikle kanun tasarýlarýna “þartlý refleks normlarý” koyuyorlar. Sözgelimi, TCK’ndaki “zina”, Sosyal Sigortala Kanunu’ndaki emeklilik yaþý, Ceza Ýnfaz Kanunu’ndaki tek tip elbise, zorunlu çalýþma gibi düzenlemeler, ilk akla gelen “þartlý refleks normlarý”dýr. “Þartlý refleks normlarý” toplumsal, siyasal muhalefetin duyarlýlýðýnýn en yüksek olduðu düzenlemeleri içeriyor. Toplumsal, siyasal þartlanmamýz gereði, eylem refleksimiz ve buna baðlý mücadelemiz bu konulara yöneliyor. Siyasi iktidar, tepkileri bir süre izliyor ya da müdahale ediyor. Sonra dönüp refleksi yaratan düzenlemeyi tasarýdan çýkarýyor ya da yasa tasarýsýný bütün olarak ya komisyonlardan ya da genel kuruldan geri çektiðini ilan ediyor. Bunu zamanlama olarak tepkinin doruðunda ya da doruða týrmanýþta yapýyor. Ve hýzla doruk yolundan ya da doruktan iniþe geçmesini saðlýyor.Yani görece olarak “þartlý refleks normlarý”yla sýnýrlanan mücadelenin altýnda-

ki iskemleyi çekiveriyor. Bu konuda, gerek 4 ay kadar önce yaptýðýmýz röportajda gerek ise katýldýðým panel, toplantýlarda, bire bir sohbetlerde, ýsrarla tek tip elbise konusunun Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Ýnfazý Hakkýnda Kanun’unun bir motifinden ibaret olduðunu belirttim. Yeni Türk Ceza Kanunu, zina tartýþmalarýna; Sosyal Sigortalar Kanunu emeklilik yaþý tartýþmalarýna; Ýþ Kanunu, iþ kanununun kaç iþçinin çalýþtýðý iþyerlerinde uygulanacaðý konusundaki iþçi sayýsý tartýþmalarýna sýkýþmasý gibi Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin Ýnfazý Hakkýnda Kanunda, tek tip elbise tartýþmalarýna sýkýþarak bu kanunlarýn bütünlüklü ölümcül, yýkýcý normlarý dikkatlerden kaçýrýlýyor. Bugün Yeni Türk Ceza Kanununda zina suçu yok, ama zina suçunun yaratacaðý sosyal etkiden daha güçlü ve yýkýcý piþmanlýk yasalarýný süreklileþtiren “etkin piþmanlýk” düzenlemeleri; içerdiði suç tiplerinin basýn yoluyla iþlenmesi halinde verilecek cezanýn yarý oranýnda arttýrýlmasýný öngören düzenlemeler, Türklüðe Hakaret suçu gibi þovenist düzenlemeler var. Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin Ýnfazý Hakkýnda Kanunu’nda (CGTÝHK) tek tip elbise, tasarýdaki biçimiyle yok. Ama tasarýdaki tek tip elbise geri çekilirken, tasarýda olmayan daha aðýr ve sýnýrlayýcý düzenlemeler kanuna iþlenmiþ. Örnekleyecek olursak; aðýrlaþtýrýlmýþ müebbet hapis cezasýnýn infazý baþlýðý altýnda düzenlenen 25. maddenin 1.fýkrasýnýn (b) bendinde tasarýda olmayan, “hükümlüye, günde bir saat açýk havaya çýkma ve spor yapma hakký tanýnýr” düzenlemesi getirilmiþtir. Oysa ki tasarýda havalandýrmaya çýkmanýn 1 saat ile sýnýrlanmasýna yer verilmemiþti. Tasarýda hükümlüyü ziyaret edebilecekler arasýnda tasarýda avukat da sayýlmýþtý. Ancak kanun 25.maddesi 1/f bendinde, madde metninden hükümlüyü ziyaret edebileceklerin arasýndan “avukat” çýkarýlmýþtýr. Tasarýda “cezanýn infazý acil saðlýk nedenleri dýþýnda hiçbir suretle ertelenmez” düzenlemesine yer verilmiþken, kanunda madde metninden “acil saðlýk nedenleri” çýkarýlarak acil saðlýk nedenleri olsa dahi “hiçbir surette cezanýn infazýna ara verilemeyeceði” düzenlenmiþtir. Kuruma alýnma ve kayýt iþlemleri baþlýklý 21.maddenin 2 ve 3.fýkrasýnda “hükümlülerin parmak ve avuç içi izleri alýnýr fotoðraflarý çekilir, kan gruplarý, vücutlarýnýn dýþ özellikleri ve ölçüleri belirlenir” düzenlemesi, “Kayýt altýna alýnan söz konusu bilgiler, hükümlünün kiþisel dosyasýnda veya elektronik ortamda saklanýr” biçimindeki düzenlemesi ile devam ediyor. Oysa ki tasarýda bu bilgilerin “Cezanýn tümüyle çekilmesinden sonra, yok edilmesine mahkemece karar verileceði” düzenlenmiþti. Yine Disiplin Soruþturmasý baþlýklý 47. maddesinden tasarýda yer almasýna karþýn bu soruþturmalarda avukatýný hukuki yardýmýndan yararlanabileceði hükmü çýkarýlmýþtýr. Avukatla hükümlünün görüþmesine dair tasarýdaki düzenlemede açýkça avukatla görüþmelerin “kayda alýnamayacaðý” yazýlý olmasýna karþýn, kanunun ayný baþlýklý 59. maddesinden bu yasaklayýcý düzenleme çýkarýlarak kanunlaþtýrýlmýþtýr. Ýnfaz süreleri, infazda eþitliðin saðlanmasý bakýmýndan tasarýda adli siyasi ayrýmý yapýlmaksýzýn 2/3 oranýna baðlanmýþtý.

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

15


Kanunda bu oran adli mahkumlar ayný tutulurken siyasiler için 3/4oranýna yükseltilmiþtir. Bu örnekleme ve mukayese listesi daha da uzatýlabilir. Sonuçta karþýmýzda kanunlaþmamasý için mücadele verilen tasarýdan daha aðýr ve ölümcül bir kanun var. Y.E.Mücadele Birliði: Bu yasa aslýnda bugüne kadar devletin cezaevlerinde hayata geçirdiði uygulamalara yasal dayanak oluþturulmasýndan baþka bir þey deðil. Ancak devlet neden bunu baþka zaman deðil de þimdi gündeme getirdi? Av. Hakan KARADAÐ:4 ay önceki röportajýmýzda siyasi iktidar bakýmýndan bu yasanýn çýkmasýnýn bir olasýlýk deðil, bir zorunluluk olduðunu, zira bunun bir emperyal buyruk olduðunu, bu nedenle de yeni yýla kadar TBMM Genel Kurulu’nun gündemine gelerek ve yasalaþabileceðini belirtmiþtim. Temel kavram, standardizasyon süreci. Bu, AB emperyalizminin açýlýmý. Dolayýsýyla önceki röportajýmýzda da “AB standardizasyon politikalarýnýn ekonomik, sosyal, hukuksal alanda toplumun büyük bir bölümünü ajite ettiði bir ortamýn da eþliðinde Ulucanlar Katliamýnýn, 19 Aralýk Katliamýnýn merkezi ve kapsamlý bir program çerçevesinde gerçekleþtirildiðini vurgulamýþtým.17 Aralýk 2004 ise AB’nden müzakere tarihi almanýn sosyal bir histeri haline dönüþtürüldüðü ve ajitasyonun en yüksek olduðu bir devredir. 17 Ara1ýk 2004’te Brüksel’e götürdüðü en deðerli hediyelerden birisi de kuþkusuz, 117 insanýn yaþamýnýn karþýlýðý olan 13 Aralýk 2004 tarihli Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Ýnfazý Hakkýnda Kanun’dur. Y.E.Mücadele Birliði: Siz siyasi devrimci tutsaklarý tanýyorsunuz. Bu durumda tavýrlarý ne olacaktýr. Zindanlar cephesinden tüm devrimci tutsaklar bu saldýrýlar karþýsýnda ortak bir tutum geliþtirebilecekler mi? Av. Hakan KARADAÐ:Hapishaneler cephesinde TKEP/L ve DHKP/C davasý mahpuslarýnýn CGTIHK’nu yaratan koþullara karþý baþlatýlan Ölüm Orucu eylemini sürdürdüðünü biliyoruz. Diðer mahpuslarýn ise daha önce sona erdirdikleri bu eylem biçimine mevcut koþullarda bir mücadele olanaðý olarak tekrar baþvuracaklarýný zannetmiyorum. Ancak Ölüm Orucu dýþýndaki mücadele biçimlerinde ortak tutum geliþtirmeleri bir zorunluluk. Zira saldýrý standart bir saldýrý. Bu standardýn sýnýrlarý içinde tüm siyasi mahpuslar ayrýmsýz, imtiyazsýz yer alýyor. Ýmtiyaz istiyorsanýz kanunun 7.maddeye göre iyileþeceksiniz, 6.maddeye göre bireyselleþeceksiniz yani tretmana olumlu cevap vereceksiniz ve 51. maddeye göre de ödüllendirileceksiniz. Kim ki kendisini iyileþtirilmesi gereken patolojik, psikopatik bir kiþilik olarak görmüyor ise, bireyselleþmeyi kabul etmiyor ise, ödül istemiyor ise ortak tutum geliþtirmenin zorunluluðunu kabul etmelidir Y.E.Mücadele Birliði:Bu dýþarýya nasýl yansýyacak? Av. Hakan KARADAÐ: Bu soruyu haklý bulmuyorum. Evet soru doðru, ama haklý deðil. Bu nedenle de bir deðerlendirme de yapmayacaðým. Bu hem bir eleþtiri hem de bir özeleþtiridir. Zira artýk içerinin dýþarýya yansýmasýný deðil, dýþarýnýn içeriye yansýmasýný konuþuyor ve tartýþýyor olmamýz gerekmez miydi? Y.E.Mücadele Birliði: Hukukçular devletin zindanlarda geliþtirmeye çalýþtýðý politikalar karþýsýnda nasýl tavýr alýyorlar ya da tavýr almayý düþünüyorlar? Av. Hakan KARADAÐ:Burada kýsa bir deðerlendirme yapmak gerekiyor. Esas olarak iþaret etmek istediðim ise son 10 yýlda muhalif örgütlenmelerdeki farklýlaþma ve ayrýþmadýr. Bu

16

farklýlaþma ve ayrýþma hukukçularýnýn ortak tutum ve mücadelesinden bahsetmeyi olanaklý kýlmýyor. Tecride karþý mücadelenin temel sloganý “yaþamýn hücreleþtirilmesine hayýr” idi. Bugün dýþarýdaki yaþam, içeriden daha hýzlý ve etkili biçimde hücreleþmiþ, izole edilmiþtir. Sivil toplumcu anlayýþ hakimiyet alanýný geniþleterek demokratik kitle örgütü anlayýþýnýn izolasyonunu yaratmanýn çabasý içindedir. Meslek örgütlerinde, insan haklarý örgütlerinde, sendikalarda bu ayrýþma ve farklýlaþma sivil toplumcu anlayýþ lehine geliþmiþtir. Ýlk olarak mücadelemiz bunu kýrabilmektir. Dýþarýdaki hücreleri parçalayabilmektir. Yöneticisi olduðum Çaðdaþ Hukukçular Derneði, bir hukukçu örgütüdür. Örgütlenme anlayýþý anlamýnda sivil toplum örgütü nedir demokratik kitle örgütü nedir karþýtlýðý ve tartýþmasýndan örgütümüz de geçmiþtir. Ancak örgütümüzün hukukçularýn en geniþ kesiminde örgütlü olduðunu söylemek de mümkün deðil. Bu anlamda her fýrsatta vurguladýðýmýz gibi, örgütümüz tecride, piþmanlýða dayanan, siyasi mahpuslara iyileþtirilmesi gereken kiþilikler olarak bakan, insan onurunu yok sayan hiçbir infaz rejimini kabul edilemez olarak görmektedir. Tavrýmýz bu perspektifi hukukçular arasýnda en geniþ biçimde örgütlemektir Y.E.Mücadele Birliði: F tipi zindanlarda CGTIHK’na karþý en çok üzerinde durulmasý gereken konu sizce nedir? Av. Hakan KARADAÐ: Aðustos 1999 da Marmara depremi olduðunda deprembilimciler, jeologlar fay kýrýklarýndaki stres birikiminden bahsederek “büyük bir sistem harekete geçti” demiþlerdi. Ben de sosyal, siyasal anlamda “büyük bir sistem harekete geçti” diyorum. Kapitalizmin kýrýklarýnda biriken stres, sosyal yýkým politikalarýný tetikliyor. CGTIHK, harekete geçen bu büyük sistemin öncü sarsýntýlarýndan birisi. Sadece CGTIHK deðil, son 5 yýlda Türkiye’nin yasalaþtýrma faaliyetleri sonucu ortaya çýkan yasa metinleri, belli kodlar içeriyor. Bu kodlar anlaþýlýp doðru çözümlendiðinde, önümüzdeki 5-10 yýlýn büyük hedeflerinin ne olduðunu anlamak zor deðil. Belediyeler Yasasý’ndaki deðiþiklik, Mahalli Ýdareler Kanunu’ndaki deðiþiklikler, Ýþ Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, yeniden tartýþmaya açýlan baþkanlýk sistemi ve valilerin genel oyla seçilmesi, SSK hastanelerinin devri gibi tüm düzenlemeler, Türkiye’nin gelecekteki idari yapýsýndaki deðiþikliklerin temelini oluþturuyor. Ceza Kanunu, bölge adliye mahkemelerinden, Ceza Muhakemeleri Kanunu tutuksuz sanýðýn belirlenen coðrafi sýnýrlar dýþýna çýkmamasýndan, CGTÝHK bölge hapishanelerinden, bahsederken aslýnda federal bir sistemin yapýtaþlarýný þekillendiriliyor. Bu da Büyük Ortadoðu Projesi’nin bir zorunluluðu. Bu genel açýklamalardan sonra CGTIHK’nda özellikle üzerinde durulmasý gereken konu tabii ki tecrit ve izolasyon uygulamalarýdýr. Ancak kanun bunun için araçlar belirlemiþtir. Bu araçlarýn en etkilisinin disiplin suçlarý ve cezalarý olduðunu deðerlendiriyorum. Bu kanuna göre, her davranýþýn disiplin suçu ve cezasý ile karþýlamak olanaklýdýr. Bu kanuna göre gürültü yapmak da suç, sessiz kalmak da suç. Yatma planýna uymamak suçu hem uyumayý hem de uyumamayý içermektedir. CGTÝHK 41. maddede ciddiyeti bozma suçu 39. maddede nezakete uymama suçu bile vardýr. Y.E.Mücadele Birliði: Bu röportaj için size teþekkür ediyoruz. Av. Hakan KARADAÐ:Ben teþekkür ederim.

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005


Özelleþtirme politikalarýnýn bu defaki hedefi Ýzmit SEKA Fabrikasý oldu. Türkiye’nin tüm kaðýt ihtiyacýný karþýlayan SEKA Fabrikalarý, yýllardýr özelleþtirme gerekçesiyle bir bir kapatýlýyor. Ýzmit SEKA Fabrikasý’nýn kapatýlmasýna dair alýnan karar da 27 Ocak tarihinde uygulamaya girecek. SEKA’nýn kapatýlmasý sonucu iþsiz kalacak olan SEKA iþçileri, 14 Aralýk’tan beri eylemde. SEKA’lýlar, 8 Ocak Cumartesi günü Ýzmit çapýnda bir miting düzenlediler. Saat 12.00’de Merkez Bankasý önünde toplanan Petrol-Ýþ, Teksif sendikalarý ve siyasi partiler, “Susma Sustukça Sýra Sana Gelecek”, “Direne Direne Kazanacaðýz”, SEKA Ýþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarý ve alkýþlarla SEKA’lýlarý karþýlamak üzere kortejler oluþturarak yürüyüþe baþladýlar. Ýzmit Tren Ýstasyonu önüne yürüyen kitle, sloganlarla SEKA’lýlarý karþýladý. SEKA iþçileri, aileleri ve Ýzmit halkýyla birlikte, “SEKA Ýzmit’in Sembolüdür, Üretmelidir, Kapatýlamaz” diyerek geldiler. Ýzmit’in merkezi caddeleri üzerinden Perþembe Pazarý alanýna kadar uzanan yolda SEKA iþçileri, düdükler ve “SEKA’ya uzanan Eller Kýrýlsýn”, “Her yer SEKA Her yer Direniþ”, “Yýlgýnlýk Yok, Direniþ Var”, “Ekmek Yoksa Barýþ da Yok” sloganlarýyla yürüyüþe geçti. Yürüyüþ boyunca iþçiler, kadýn ve çocuklardan gelen slogan ve alkýþ sesleri hiç

susmadý. Ve sýk sýk “Vatandaþ Uyuma SEKA’lýya Sahip Çýk” denilerek balkonlara, camlara dökülen Ýzmit halký desteðe çaðrýldý.Kitle, Saraybahçe Belediyesi önüne geldiðinde, onbinleri bulmuþtu. Burada insanlar, SEKA fabrika binasýnýn Saraybahçe Belediyesi’ne devredilmesini ýslýk ve alkýþlarla protesto etmeye baþladý. Bir sonraki hedef, Ýzmit Büyükþehir Belediyesi idi. Belediye baþkaný da bu protestolardan üzerine düþen payý aldý. Biz de kitle arasýnda dolaþarak iþçilerle, çocuklarla ve kadýnlarla sohbetler ettik. Ýþlerini kaybetme, dolayýsýyla tüm yaþamlarý alt üst olma noktasýna gelen iþçiler ve aileler çok kararlýydý. En coþkulu sloganlarý ise “Bizim SEKA’dan Ölümüz Çýkar” oluyordu. Arkalarý sýra Ýzmit halkýný da taþýyan iþçiler, Perþembe Pazarý alanýna ulaþtýklarý zaman KESK, DÝSK, SEKA gibi kapatýlmayla yüzyüze olan Köy Hizmetleri iþçileri, çeþitli siyasi partiler karþýladý onlarý. Sýnýf dayanýþmasýnýn en güzel örnekleri olarak; “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý” diyerek gelen Zonguldak maden iþçileri ve iþten atýlan Çerkezköy Jotun Boya iþçileri de oradaydý. Alanda Selüloz Ýþ Sendikasý Baþkaný ve Türk Ýþ Genel Baþkaný’nýn yaptýðý konuþmalar SEKA’lýlar tarafýndan sýk sýk kesildi. Yaklaþýk 3 saat süren eylem, 19 Ocak Çarþamba günü SEKA Fabrikasýnýn iþgali kararýyla son buldu. O tarihe kadar fabrikanýn kapatýlmasýyla ilgili geri adým atýlmazsa tüm iþçilerin, ailelerin, sendikalarýn ve demokratik kitle örgütlerinin de katýlýmýyla SEKA fabrikasýna gireceði ve sonuç alýnana kadar dýþarý çýkmayacaklarý bildirildi.

n a d ’ A K E S m i ” z r i a B k “ ý Ç z ü m ü l Ö

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

17


E D ’ N N Ý T S E Ý Z L A FÝ M Ý U M B E Ö NE D

bunu dahi kabul etmezdi ve Arafat devre dýþý býrakýldý. Emüm dünyada emperyalistlerin istediði bir iktidarla Orperyalist-kapitalist tadoðu Devrimi’ne yýllarca öncülük eden sistemin yaþadýðý krize ve bu- ve Ortadoðu halklarýnda anti-emperyanun sonucu sýnýflar savaþýmýnýn þiddetlist bilinci yayan bir devrimi tasfiye etlendiðine ve emperyalistlerarasý çeliþkimek, hayati önemdeydi. ABD’nin, Ýsralerin derinleþtiðine tanýk oluyoruz. Bir il’in güvenliðini saðlayarak, Ortadotaraftan dünya çapýnda devrimlerin bas- ðu’yu kendi denetimine almasý ve devtýrýlabilmesi için yoðun hazýrlýklar yapý- rim tehdidinden kurtulmasý planlanýyor. lýr, bununla ilgili adýmlar atýlýrken; diðer Emperyalistler açýsýndan hesaplar taraftan bu krizden kimin daha az hasar- bu þekilde yapýlýyor; ama “evdeki hesap la ve güçlenerek çýkacaðý konusunda ya- çarþýya uymaz”. Nasýl ki ABD daha önrýþ sürmekte. ABD bu savaþtan, eski ce Kore’de, Vietnam’da, Küba’da boyudünya hegemonyasýný koruyarak ve kri- nun ölçüsünü aldýysa, Ortadoðu’da bunzini bu yolla aþabilmiþ olarak çýkmak a- lardan daha beter bir yenilgi ve yýkýmla macýyla, 11 Eylül sonrasý Afganistan ve karþý karþýya kalacaðýnýn göstergeleri Irak’a saldýrarak Ortadoðu planlarý için þimdiden ortaya çýkmaya baþladý. Çünkü harekete geçti. Avrupa ise bir taraftan bir taraftan bu politikalarý yaþama geçirhýzla ABD karþýsýnda elini güçlendirmek mek için adým atiçin hazýrlýk yapýp adýmlar atýyor; diðer mak zorunda ve ataraftan dünya devrimlerini engelleme týyor. Ama öte takonusunda ABD ile tam bir uyum içeraftan hem bölgede risinde hareket ediyor. ABD, Ortadohem de dünðu’da tek baþýna egemen olabilmek için, tüm gücünü pervasýzca harekete geçirmiþ durumda. Bunu da ölüm-kalým savaþý olarak nitelendiriyor. Yani küresel iç savaþ, derinleþerek süren küresel ölçekte bir ölüm-kalým savaþýdýr. Bu savaþta artýk herkesten net tavýr alýnmasý isteniyor. ABD, ‘ya benimle berabersiniz ya da karþý taraftansýnýz’ diyerek açýkça bunu belirtiyor. Filistin Devrimi’nde ise, Arafat bir taraftan ulusal kurtuluþun bütünleyicisiyken, bir taraftan da Filistin Devrimi’nin belirli sýnýrlar içerisinde kalmasýnýn dengeleyicisiydi. Bir taraftan ulusal talepleri emperyalizmin gündemine taþýrken, diðer taraftan Filistinli devrimcileri tutuklayabiliyordu. Ama yeni evrede, emperyalistler

T

18

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

yada iþçi sýnýfý ve emekçi halklarý uyandýrýyor, karþýsýna dikiyor ve kendi mezarýný kazýyor. Bir taraftan Arafat’ý devre dýþý býrakarak politikalarýna uygun bir yönetimi yaratmaya çalýþýrken, diðer taraftan emperyalist-kapitalist sistemi yýkma doðrultusunda ölüm-kalým savaþýna atýlacak yýðýnlarý harekete geçiriyor ve nihai kurtuluþa gidecek yöne kanalize ediyor. Kendi mezar kazýcýlarýný hazýrlýyor. Evet belki Ebu Mazen iþbirlikçi yönetimi, kýsa vadede emperyalistlerin çizdiði yolda ilerlemeye çalýþabilir ve Filistin Devrimi’ni bölünmelere ve iç savaþa varacak bir sürece doðru götürerek onu güçsüz düþürebilir. Ama bu, uzun vadede Filistin Devrimi’nin elini güçlendirecektir. Devrim, iþbirlikçi ve kararsýz unsurlardan arýnacak, gerçek kurtuluþ süreci derinleþecektir. Bütün demagojilere ve aldatmalara raðmen, Filistin Halký’nýn mücadelesi ve Filistin Devrimi güçlenecektir. Varsýn kýsa vadeli geliþmelerden, kararsýz küçük burjuva unsurlar kaygý duysunlar. Emperyalizmin attýðý her adým, onun sonunu hýzlandýrýyor. Tabii ki bu kendiliðinden olmayacaktýr. Dünyadaki geliþmeleri bilimsel sosyalizmin ýþýðýnda doðru tahlil edip, iþçi sýnýfý ve halklara doðru politikalarý götüren Leninist Partiler tarafýndan zafere taþýnacaktýr. Evet zorlu ve sancýlý bir süreçten geçiyoruz. Yaþanan olgularý bilimsel temelleriyle kavrayamayýp üstte görülenlerle deðerlendirenlerin umutsuzluðu ve yýlgýnlýðý, mücadelenin zafere ulaþmasýný engelleyemez. Ancak geciktirici ve zorlaþtýrýcý bir etkide bulunabilir. Yaþanan her pratik geliþme, bu gerçekleri bilince çýkartýyor, çýkartmaya devam edecek. Hepimize düþen görev, bu gerçekliði iþçi sýnýfý ve emekçi halklara götürerek, Leninist politikalarý yaþama geçirmenin, ölüm-kalým savaþýný kazandýracaðýný onlara kavratmak gerekiyor. Böylece hem kendi devrimimiz geliþip güçlenecek, hem de Filistin Halký’yla ve dünya halklarýyla olan dayanýþmamýz, emperyalist-kapitalist sisteme nihai darbeyi vuracak bir mücadele birliðini geliþtirecektir.


Lenin’i tarif etmekle kalmýyor, ayný zamanda onun en çok örnek almamýz gereken özelliðini de ortaya koymuþ oluyordu. O, tüm dehasýný ve yeteneklerini devrim için kullandý. Bir Menþevik olan Akselrod “O, rüyasýnda bile devrimi düþünüyor. Onun gibi bir rakiple uðraþmak gerçekten zor” derken, hiç de haksýz deðildi. Lenin kendisine karþý yapýlan bütün ayak oyunlarýný boþa çýkararak, politikada ilkeli tutumun, zafere giden yolda ne kadar önemli olduðunu göstermiþtir. Ekim Devrimi, baþka þeylerin yaný sýra, özellikle Lenin’in güçlü politik öngörü yeteneði sayesinde baþarýya ulaþmýþtýr. 1917 Þubat Devrimi’nden sonra Rusya’ya döndüðünde okuduðu Nisan Tezleri için, yoldaþlarý dahi henüz erken olduðunu söylüyorlar. Fakat bu tezlerin doðruluðunu görmek için çok beklemeye gerek kalmamýþtýr. O, devrime giden bir sýnýfa öncülük edecek, devrimi zafere ulaþtýracak “profesyonel devrimciler örgütü” görüþünü ortaya koydu. Rusya’da sayýsal olarak küçük denilebilecek bir partinin, Bolþevik Parti’nin, büyük bir toplumu örgütleyerek, zafere ulaþtýðýný hepimiz biliyoruz. Çünkü önderleri Lenin, bir maestro gibi, tüm enstrümanlarý devrimin baþarýsý için kullanmayý bildi. 21 Ocak 1924’te ölümsüzleþen Lenin’in mirasýnýn bu topraklardaki sahibi bizler, büyük bir onur taþýyoruz. Bayraðýmýz olan Leninizm’in yanýna, onun zeka, bilgelik ve onur dolu yaþam öyküsünü de katýyoruz. Üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda onun görüþlerini kendisine rehber edinen proletaryanýn devrimci sýnýf partisi, bu büyük mirasý geleceðe taþýyacak, tarihinin baþ köþesine oturtacaktýr. Lenin adý daima yaþayacak, eserleri de.

Hayat Denilen Kavgaya Girdik BAÞTA BAYRAÐIMIZ LENÝNÝZM

P

roletaryanýn büyük önderi Lenin, 22 Nisan 1870’te Rusya’nýn Simbirsk kasabasýnda doðdu. Öðrencilik yýllarýnda marksizmle tanýþtý ve bize, tarih sahnesinden asla silinmeyecek büyük eserler býraktý. O, “marksizmin bir dogma deðil, eylem kýlavuzu olduðunu” söylemiþ ve kendi devrimci bakýþ açýsýný derinleþtirerek marksizmi hep geliþtirmiþtir. Marksizmin iyi bir öðrencisi olarak, kapitalizmin yeni ve çürüyen aþamasý olan emperyalizmi teþhis etmiþ, bu yeni aþamada devrimlerin nasýl baþarýya ulaþacaðýný ortaya koymuþtu. Dünyanýn ilk proleter devriminin pratik örgütleyicisi olan Lenin, yaþamý boyunca “somut durumun somut tahlilini” yapmaya özen gösterdi. Buna raðmen zaman zaman “iradecilikle” suçlandý. Çünkü Lenin, bir devrimde nesnel koþullar kadar öznel faktörlerin de önemli olduðu üzerinde ýsrarla durmuþtur. Ve onun önderliðinde Bolþevikler, en zor koþullarda dahi asla koþullarýn esiri olmamýþ, dünyanýn devrimci dönüþümü için olaðanüstü bir çaba göstermiþlerdir. Herkesin devrimden ve Rus halkýnýn devrimci enerjisinden umudunu kestiði, “Rusya’da devrimci bir halk yoktur” dediði koþullarda, Lenin ve yoldaþlarý mücadeleyi yeni alanlara yaymýþ ve örgütlülüklerini pekiþtirmiþlerdir. Eþi Krupskaya, “Lenin’in en ayýrt edici özelliði, devrimi canlý olarak görmesidir” derken, sadece

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

19


R.Luxemburg ve K. Liebknecht “ONLARI HÝÇBÝR ZAMAN UNUTMAYIN! AYAKLANIN VE DÝRENÝN!” Yaþamlarýný devrime adamýþ iki devrimci önderin, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katlediliþlerinin yýldönümlerinde her yýl Almanya’da düzenlenen gösteri ve anma törenine bu yýl Almanya’dan Leninistler olarak biz de katýldýk. 1918 Kasým Devrimi’nde, Alman sosyalist hareketinin onurunu temsil eden bu iki önderin baþýný çektikleri Spartakistler Birliði, sonu askeri açýdan yenilgiyle biten bir ayaklanmanýn ardýndan, 15 Ocak tarihinde katliama uðramýþlardý. Ýsmini Marx’ýn önadýndan alan Liebknecht ve Lenin’in, Kartal olarak tanýmladýðý Luxemburg, yaþamlarý, mücadeleleri ve ölümleriyle öyle bir miras býraktýlar ki, onlarý devrimci bir eylem olmaksýzýn anmak imkansýz hale geldi. Sýký durun! Kaçmadýk! Yenilmedik!.. Çünkü Spartaküs, ateþ ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devrimin eylemi ve iradesi demektir. Bunlar elde edildiði zaman biz ister yaþayalým ister yaþamayalým, programýmýz yaþayacaktýr ve kurtulan halklarýn dünyasý egemen olacaktýr. Her þeye raðmen.... Bu devrimci mirasýn üzerinde her yýl Ocak ayýnýn ikinci Pazar günü gerçekleþtirilen anma törenlerinde, son yýllarda etkin bir katýlým göze çarpýyordu. Bulunduðumuz kente 800 km’lik uzaklýktaki Berlin’e, yürüyüþten bir gün önce ulaþtýk. Organizasyon komitesine baðlý bir grup tarafýndan düzenlenen iki saatlik þehir turuna biz de katýldýk. Eski Doðu (sosyalist) Berlin üzerindeki yüzeysel gözlemlerimiz bile, bu topraklar üzerinden, Rosalarýn düþlerinin ete kemiðe bürünerek geçtiði yönündeydi. “Her þey insan için” anlayýþýnýn mimari yapýlarý, toplu konutlar ve çevrenin düzeni baþka bir yerde olduðumuzu hissettiriyordu. Eski adý, Lenin ve Stalin’le baþ-

layan caddeler ve alanlarýn ismi deðiþtirilmiþse de, Marx ve Engels’e dokunamamýþlardý..... Demokratik Almanya, emperyalist Almanya tarafýndan ilhak edilmeden önce, 1986 yýlýnda bir heykeltraþ tarafýndan yapýlan Marx ve Engels’in dev heykelleri, maðrur ve bahtiyar bakýyorlardý. Sosyalizmi görebilmiþ olmanýn bahtiyarlýðýdýr bu... Sosyalizmi yaþamýþ bu topraklarda, ertesi gün onbinlerce insan, bu bakýþlarý doðrularcasýna etkin bir eylem gerçekleþtirdi.

“Luxemburg, Liebknecht, Lenin / Niemand Ýst Vergessen! / Auf Stehen Und Widersetsen!” (Hiçbiri Unutulmadý! Ayaða Kalkýn ve Direnin)* 9 Ocak Pazar günü yürüyüþçü kitle Frakfurter Tor Alaný’nda toplanmaya baþladý. Ýçinde Türkiyeli örgütlerin de bulunduðu 5 otobüsü, polis bilerek yanlýþ yere yönlendirmiþti. Bundan dolayý yürüyüþ bir saat gecikmeli olarak baþladý. Yürüyüþ yolunun uzunluðu, yaþlýlýk ve diðer nedenlerden ötürü yürüyüþe katýlmayýp bir tek mezar ziyareti yapan 70 bin kiþinin yanýnda, yürüyüþte de 20 bini aþkýn katýlýmcý vardý. Türkiyeli devrimci örgütlerin yürüyüþe katýlýmý belirgindi. Bunun yanýnda Avrupa’dan bazý ülkelerin komünist partilerini yaný sýra; Ýran, Venezüella, Kolombiya gibi ülkelerin sosyalist ve devrimci yapýlanmalarý da yürüyüþte yer aldý. Silahlý devrim, sosyalizm ve devrimci enternasyonalizmin cisimleþmiþ hali olan Che bayraklarý her taraftaydý. Bunun yaný sýra Küba ve sosyalist Kore bayraklarý da gözümüze çarpýyordu. Luxemburg ve Liebknecht`i anmak, komünist bir tavýr gerektirir. Yürüyüþün en önünde tutulan bu pankart, dünyaya bu

20

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005


yönde bir çaðrýydý. Yürüyüþ boyunca atýlan sloganlar da bu yöndeydi. Dünyanýn farklý uluslarý, farklý dillerde ayný marþlarý söylüyorlardý. Biz de sýk sýk “ Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her þey Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” sloganýný attýk. Enternasyonalizmle ilgili bütün Almanca sloganlara destek verdik.

Mehr Stalingrad (Daha Fazla Stalingrad) Almanya’daki diðer eylem ve mitinglere göre, polis daha fazla önlem almýþtý. Sermaye sýnýfý da tavrýný koyuyordu. Yüze yakýn tv kanalýnýn bulunduðu Almanya’da, yüzbin kiþilik törenler için sadece iki tv kamerasýnýn geldiðini görebildik. Bu ayný zamanda bir tedbirdi. Seçilmiþ olarak baþka eyaletlerden getirilen polisler, baþýndan itibaren büyük bir gerginlik ve koþuþturmaca içindeydiler. Ki polis, Otonomcu Alman bir genci gözaltýna almaya kalktýðýnda binlerce insan polisin bu tutumunu protesto etti. Kýsa süreli, ama ciddi bir gerginliðin yaþandýðý olay yerinin biraz gerisindeki bir apartmanda, bir balkonda hepimizi selamlarcasýna duran “Daha Fazla Stalingrad” pankartý, çok derin anlamlar taþýyordu. Bu, dünyaya bir çaðrý olduðu kadar emperyalizmin beþiði sayýlabilecek topraklarda burjuvaziye bir yanýttý...

Die Toten Mahnen Uns (Ölülerimiz Bizi Uyarýyor) Tamamý eski Doðu Almanya tarafýnda geçen iki saatlik yürüyüþün son duraðý, Karl ve Rosa ile bir çok Alman komünist savaþçýnýn mezarlarýnýn bulunduðu anýt mezardý. Burasý, 1918 Kasým Devrimi’nde ve Hitler faþizmine karþý mücadelede ölümsüzleþenler için oluþturulmuþtu. Sosyalist bir duyarlýlýkla inþa edilmiþ “Die Toten Mahnen Uns” yazýlý taþ anýtýn etrafý Rosa, Karl ve Spartakist ayaklanmada ölümsüzleþenlerin yaný sýra, Ernst Thelman gibi Hitler faþizmine karþý mücadele eden komünistlerin mezarlarýyla çevrili. Bu anýtý çevreleyen duvarlarda ise, ölümsüzleþmiþ binlerce insanýn ismi yazýlý. Anýt mezarýn önünü karanfillerden bir tepe kapladý. Onbinlerce insan, bu anýtýn önünde ölümsüzleþen savaþçýlarý selamladý. Yüzbine yakýn insan tek tek, bu anýtta, ölümsüzleþen savaþçýlarýn önünde saygýyla eðildi. Duygulu anlar yaþadýk... Biz de ayný düþlerle yola çýkanlardandýk.... Topraða düþen tüm Spartakistlerin yoldaþýydýk... Çok söze gerek kalmadý.... Onlara Türkiye ve Kürdistan Leninistlerinin selamýný ve sýcaklýðýný taþýdýk... Çünkü Spartaküs, ateþ ve ruh demekti... Yürek ve can demekti... Bir tek þunu söyleyebildik onlara: Size Bizimkilerin Selamýný Getirdik!.. DEVRÝM VE KOMÜNÝZM ÖNDERLERÝ KAVGAMIZDA YAÞIYOR!... DÜNYANIN BÜTÜN EMEKÇÝ HALKLARI AYAÐA KALKIN VE SAVAÞIN! Almanya’dan Leninistler * Yürüyüþün en önünde tutulan pankart

“Yaþanýlabilir Bir Dünya Ýstiyorum” 20 yaþýndayým, 5 kardeþiz ve evde 2 kiþi çalýþýyoruz. 14 yaþýndan beri çalýþýyorum. Þimdi, küçük bir lokantada bulaþýkçý olarak çalýþýyorum. Ýþyerinde çok yoruluyorum ve emeðimin karþýlýðý olarak yalnýzca 40 milyon lira haftalýk alýyorum. Toplum kurallarýna uyulmasýný, insanlarýn birbirlerinin düþünce ve davranýþlarýna saygý duymasýný, özgür olmalarýný ve herkesin eþit haklara sahip olmasýný isterdim. Her insan özgürdür. Ama kimse özgürlüðünü baþkalarýna zarar verecek þekilde kullanmamalýdýr. Bütün iþçilerin eþit haklara sahip olmasý gerekiyor. Patronlarýn iþçilere karþý iyi olmasýný deðil, aksine yeryüzünden silinmesini isterdim. Birbirimize her konuda yardým etmeliyiz ve insanlýða karþý olanlarla savaþmalýyýz. Aileme istedikleri þeyleri almak, mutlu bir yaþam kurmak, hakkým olaný almak isterdim. Ýnsanlarýn birbirlerine karþý yalan söylemedikleri, dostluðun, beraberliðin olduðu bir dünyada yaþamak isterdim. Kendime yetecek kadar eþyamýn ve kadar paramýn olmasýný isterdim. Hayatýmýn geri kalanýný yardýmlaþmayý, sevgiyi, saygýyý, özgürlüðü ve beni anlayan, bana güvenen, bana deðer veren insanlarla birlikte yaþamak istiyorum. Antakya’dan Bir Ýþçi

ANTEP’LÝ ÝÞÇÝLER DÝK SAFLARINA! Merhaba arkadaþlar. Ben kaynakçýlýk yapan bir iþçiyim. Arkadaþlar, hepimiz 1995-1996 yýllarý arasýnda olan grevleri ve ayaklanmalarý biliyoruz. Devlet bu ayaklanmalarý bastýrmak için iþçilerin, emekçilerin oturduðu, çalýþtýðý semtlerde uyuþturucu, alkol, kumar vb.’ni yayarak iþçileri, emekçileri yozlaþtýrmak için elinden geleni yapmýþtýr, günümüzde de bunu yapmaya devam ediyor. Size Antep’in Ünaldý semtinde tanýk olduklarýmý anlatmak istiyorum. Ünaldý semti, dokuma tezgahlarýnýn ve iþçilerinin yoðun olduðu bir semttir. Bu semtte 1996 yýlýnda gerçekleþen Ünaldý Direniþi, kýsmi bir baþarýyla sonuçlanmýþtýr; ama sýký bir örgütlülük olmadýðýndan, bir yýl geçmeden, kazanýlan haklar geri alýnmýþtýr. Devlet, Ünaldý’da bir daha ayný þeylerin yaþanmamasý için elinden geleni yapýyor. Ýþçilere, öðle saatlerinde çay içmek için gittikleri kahvelerde açýk saçýk filmler izletiyor, kumar oynamaya teþvik ediyorlar. Orada görev yapan polisler de, bunun içinde yer alýyorlar. Biz Devrimci Ýþçi Komiteleri olarak bu tür yozlaþmaya karþý, Ünaldý ve tüm Antep halkýný mücadeleye çaðýrýyoruz. Devletin bu çabalarýný boþa çýkartacaðýmýzý söylüyor ve bunun için çalýþmalarýmýzý yoðunlaþtýrýyoruz. Ýþçiler, emekçiler, biz bunlara izin verdiðimiz sürece daha çok ezileceðiz, haklarýmýz daha çok gasp edilecektir. Onun için, hep birlikte, örgütlü gücümüzle devletin bu çabalarýný boþa çýkartalým. FABRÝKALAR, TARLALAR, SÝYASÝ ÝKTÝDAR HERÞEY EMEÐÝN OLACAK! YAÞASIN DEVRÝMCÝ ÝÞÇÝ KOMÝTELERÝ! Antep’ten DÝK’li Ýþçiler

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005

21


Küba!!! Sosyalist Küba Sen bir özgürlük pýnarýsýn Ýnsanlýðýn susuzluðunu gideren…

S

osyalist Küba 46. yýlýnda. Özgür yarýnlarýn ülkesi sosyalist Küba, tüm dünyaya saçtýðý ýþýðýyla yalnýz deðildir. Küba’nýn dostlarý biz Ayýþýðý Sanat Merkezi emekçileri, zaferlerinin yýldönümünde yalnýz olmadýklarýný haykýrmak için 9 Ocak 2005 Pazar günü Narlýdere AKM’de bir etkinlik düzenledik. Hep bir aðýzdan söylenen türküler, marþlar ve Latin ezgileriyle yüzyýlýn komününü selamladýk. Sahnedeki dev posterlerde kumandan Che Guevera ve Fidel vardý. Þimdi Fidel, Che’nin ýþýðýyla tüm dünyaya bu aydýnlýðý saçýyor. Che yoldaþa selam olsun. Yolumuzu aydýnlatan, tüm dünyada ölümsüzleþen deniz fenerleri için saygý duruþuyla baþladý etkinliðimiz. Ölüm orucunda ölümsüzleþen “Ayýþýðýmýz” Aysun Bozdoðan’ýn kurduðu ve bu güne kadar devam eden Ýstanbul Ayýþýðý Müzik Grubuyla baþladý ezgilerimiz. Her bir nota, Aysun’umuzun Ayýþýðýmýzýn bizlere gösterdiði inanç, bilinç ve kararlýlýðý, insanlýðýn umudu, kurtuluþu ve özgürlüðü olan sosyalizm için savaþýlmasý gerektiðini fýsýldýyordu adeta.

K

Biz iþçiler, emekçiler, Türkiyeli, Kürdistanlý, Filistinli… oturmayacaðýz seninle pazarlýða ey güneþin düþmaný… kanýmýzýn son damlasýna kadar savaþacaðýz… Kürdistan’ýn emekçileri Antep Ayýþýðý Müzik Grubu, iþçi ve köylünün mücadele birliðini simgeleyen kýyafetleri, orak ve çekiçleriyle sahnedeydi. Kendi besteleriyle tüm dünya emekçi halklarýna selam yolladýlar. Kültürümüz ve sanatýmýzýn bizleri en iyi anlatan, halklarla buluþturan aracýmýz olduðunu, onlar gösterilerini sunarken daha iyi anladýk. Percussion grubunun verdiði küçük bir seminerle Küba’da ve Latin Amerika’da kullanýlan müzik aletlerini tanýdýk. “Viva Küba”, “Viva Sosyalizm” diyerek sahneye çýkan Cuba Sabor bizleri Küba müziðinin ritmiyle coþkulandýrdý. “Bir el gördüm Havana’nýn 150 km doðusunda / deniz kýyýsýna yakýn bir duvarýn üzerinde bir el gördüm / … yalansýz hürriyetin eli / Fidel’in sýktýðý el” diyen Ýstanbul Ayýþýðý Þiir Grubu’ndan Vefa Serdar hepimize duygulu, coþkulu anlar yaþattý. “Zindanlarda kahramanlýk destaný yazanlar þimdi ço-

cuklarýmýza sunduðumuz isimler oluyorlar. Bir anne, yaþamda çocuðunun Fidel’e benzemesinden baþka ne isteyebilir ki…” diyen ve çocuðuna zindanda devrim davasý için ölümsüzleþen Murat Ördekçinin ve komünist önder Fidel Castro’nun isimlerini veren bir annenin, zindan duvarlarý arasýnda coþkumuzu paylaþan tutsaklarýn mesajlarýyla devam eden etkinlik Tuncay Çakan’ýn coþkulu þarkýlarýyla son buldu. Salonun her bir yanýnda göze çarpan dev Che ve Fidel afiþleri, Küba bayraklarý, flamalarý ve güvenlikten sorumlu arkadaþlarýn kýyafetleri, bereleri etkinliðe verilen emeðin bir göstergesi idi. Küba, Latin Amerika havasý daha salonun giriþinde göze çarpýyordu. Özgürlük kendisinden vazgeçenleri esarete mahkum eden bir sevdadýr. Ve biz nasýl vazgeçebiliriz ki senden… Selam her þeyi elleriyle, yürekleriyle, bilinçleriyle yaratanlara bin selam…

GEB-DER’E POLÝS SALDIRISI

ýsa bir süre önce açýlýþýný yapan ve gençliðin yozlaþtýrýlmasýna karþý, iþçi, emekçi, öðrenci ve iþsiz gençliðin mücadele birliðini örmeyi amaçlayan Genç Emekçiler Birliði Derneði üyeleri, 15 Ocak 2005 tarihinde Konak Kemeraltý Giriþinde bir basýn açýklamasý düzenledi. Basýn açýklamasý saat 13:30 sýralarýnda baþladý. Ellerinde “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Yaþasýn Genç Emekçiler Birliði Derneði” yazýlý dövizler taþýyan dernek üyeleri, kýsa bir süre önce kendilerine yönelik gerçekleþtirilen saldýrýlara karþý sessiz kalmayacaklarýný bildirmek için bir araya geldiklerini bildirdiler. Basýn açýklamasýný dernek baþkaný Taner Þenel okudu. Ve 8 Ocak ile 10 Ocak tarihleri arasýnda devletin faþizmi uygulamada sýnýr tanýmadýðýnýn örneklerinden biri olan iki saldýrý yaþadýklarýný vurguladý. Birer gün arayla dernek binasýna ve dernek yönetim kurulu üyelerinin evine hýrsýzlýk süsü verilerek giril-

22

Ayýþýðý Müzik Grubu

Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi Emekçileri

diðini söyleyen Þenel, evlerinin ve derneklerinin daðýtýldýðýný, camlarýnýn kýrýldýðýný, bilgisayarlarýnýn kasasýnýn çalýndýðýný ve yazýlý belgelerinin karýþtýrýldýðýný, kaybolduðunu bildirerek konuþmasýna devam etti. Þenel; “bir demokratik kitle örgütü olan derneðimizden bu kadar korkulmasýnýn nedeni; iþçi ve emekçilerin paylaþýmýný, dayanýþmayý ve birlikte üretimi öðrenmesini örgütlemesinin sonucudur” diyerek saldýrýnýn nedeninin politik olduðunu vurguladý. “Çalýþmalarýmýza ne olursa olsun ara vermeyeceðiz, hiçbir zorlama ve baský bizleri yýldýramaz” diyen dernek üyeleri, basýn açýklamasýnýn ardýndan suç duyurusunda bulunacaklarýný bildirerek sloganlar eþliðinde eylemi sonlandýrdýlar. Y.E. Mücadele Birliði Dergisi/ Ýzmir Temsilciliði

33. Sayý /19 Ocak-2 Þubat 2005


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
s033 by sol yayin - Issuu