Page 1


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Baþyazý

DÝYALEKTÝK DÖNÜÞÜM Eski toplum (Ancién Sosyété)’un yazarý H. Morgan, önemli sonuçlara ulaþmýþtý: Ýlerleme, geleceðin de yasasý olacaksa, Eski Toplumun (sýnýfsýz toplum) ilkeleri toplumsal iliþkilerde yeniden egemen olacaktýr. Çok açýktýr ki, Eski Toplumun (ilkel komünal toplum) ilkeleri gelecekte daha üst düzeyde ortaya çýkacaktýr. Gelecek toplumun toplumsal ilkeleri geçmiþin düzeyiyle ortaya çýkmayacaktýr. Eski Toplumun yazarý da bunu kavramýþtýr. Ulaþýlan sonuç tarihsel materyalisttir. Geleceðin toplumundan söz etmek yalnýzca tarihsel bir zorunluluktan söz etmek deðil; ayný zamanda diyalektik bir düþünceden hareket etmektir: Varolan toplumun karþýtýna dönüþmesi; H. Morgan’ýn dizimini izlersek: Vahþilikten, Barbarlýða Uygarlýk ve Gelecek Toplum’a ulaþan geliþme; bir dizi alt-üst oluþlar; toplumsal dönüþümler ve her toplumun diyalektik olarak karþýtýna, dönüþmesiyle olur. Morgan burada tüm tarihsel dönemlere egemen olan ilerleme yasasýndan söz ediyor. Bir an sanki bu görüþte diyalektik bir þey yokmuþ gibi görünüyor. Oysa ki, yazar araþtýrmalarýnda bir dizi toplumsal alt-üst oluþumdan ve köklü deðiþimden söz ediyor. Tarihte yalnýzca süreklilik yoktur; ayný zamanda kesintililik de vardýr. Ýnsanlýk tarihi hem süreklidir, hem de kendi içinde birbirinden farklý dönemlere ayrýlmýþtýr. Sýçramalar, dönüþümler ve toplumsal yadsýnmalar içerir. Her toplum biçimi, bir önceki toplum biçiminin yerini alarak, pratikte O’nu eleþtirmiþ, yadsýmýþtýr. Ýlerleme, yadsýmanýn yadsýnmasý diyalektik yasasýnýn iþlemesiyle gerçekleþir. Burada, tam da ilerlemenin diyalektiði üzerinde durmak istiyoruz. Her tarihsel dönemin kendi ekonomik yasalarý vardýr. Toplumun geliþimi belli bir ekonomik temel üzerinde olur. Toplum sýnýflý bir toplumsa (karþýtlarýn birliðine dayanan bir toplum) ilerleme de çeliþmeli ve karþýt bir niteliðe sahiptir. Böyle bir toplumda “ilerlemeciler”in söylediði gibi, “ne olursa olsun toplum daima ileri hedeflerine doðru ilerler”, biçiminde bir durum yoktur. Karþýtlarýn birliði, karþýtlarýn savaþýmý olarak yansýr. Burada, sýnýflý toplumun bu doðasýna aykýrý olarak bir “toplumsal ilerleme” yoktur. Kapitalist toplum söz konusu olduðu zaman, burjuva üretim iliþkileri, önce üretici güçlerin geliþmesini saðlarken, süreç içinde (ve kendi normal geliþimi sonucu) üretici güçlerin önünde ayak baðý olur. Bu aþamada ilerleme, ancak üretici güçlerin bu ayak baðýndan kurutlunca gerçekleþir. Gerçek ilerlemenin karþýt niteliði, kendini apaçýk gösteriyor. Toplumsal evrimin politik bir devrimle sonuçlanmadýðý zaman; ancak o zamandýr ki, gerçek bir ilerlemeden; toplumun ilerlemesinden söz edebiliriz. Nasýl ki, kötümserler pek yavaþ deðiþimden konuþuyorlarsa; iyimserler de daima bir ilerlemeden konuþurlar. Gerçekte ise tarih, sýnýf savaþlarý tarihidir. Sýnýf savaþýmý ise, tarihin motorudur. Yani gerçek yaþamda sýnýflar savaþý var; bu çatýþmadan ayrý giden bir ilerleme yoktur. Burjuva toplumun evrimi çeliþmeli bir evrimdir. Tam da bu nedenle tarihsel süreç çatýþmalý, patlamalý ve sýçramalý ilerler. Tüm bu çatýþmalý, patlamalý ve sýçramalý sürecin sonucunda, toplum yeni ve daha yüksek bir toplumsal iliþkiye geçer ve yeni bir geliþme dönemini baþlatýr. Morgan’ýn bahsettiði o “gelecek” ancak proletarya tarafýndan, proletaryanýn sýnýf savaþýnýn sonucu olarak gerçekleþecektir. Proletaryanýn sýnýf savaþýmý olmadan yeni bir toplum hakkýnda konuþmak boþunadýr. Kapitalist toplumda hem geliþtirici bir yön; hem de geriletici bir yön var. Her þeye geliþme dinamikleri açýsýndan bakanlar, sistemdeki geriletici öðeleri (dinamikleri) göremez. Kapitalizmin teknik temeli devrimci bir rol oynarken, üretim biçimi ve üretim iliþki-

leri belli bir aþamada geriletici rol oynar. Aralarýnda büyük bir çatýþma baþlar. Belli bir noktada üretici güçlerin zincirlerinden kurtulmasý, bir varlýk-yokluk sorunu haline gelir. Ýnsanlýk bu noktaya gelmiþ bulunuyor. Kapitalizmin yükseliþ dinamikleri, yerini çöküþ dinamiklerine býraktý. Çöküþ, her aþamada ayný tempoyla sürmez; belli bir düzeyde sýçrama gösterir. Her þeyin tepe taklak olduðu zaman bu, zamandýr. Tarihin kapitalizm altýndaki süreci kesintiye uðrar; ya da kapitalizmin tarihteki dönemi sona erer. Ýnsanlýk bu noktada her þeyini yitirebilir. Kapitalizmin devamý bu anlama gelir. Ýnsanlýk tarihinin sürekliliði ancak, yeni bir tarihi süreç olarak güvence altýna alýnabilir. Ýnsanlýk, bunu baþaracak bilince ve perspektife sahiptir. Ýnsanlýðý geleceðe taþýyacak büyük bir devrim, tarihin baðrýndan kopup geliyor. Kapitalizm, kendi içinde bir dizi dönüþüm ve alt-üst oluþlar yaþadý; farklý uðrak noktalarýndan geçti. Geliþme, diyalektiðin yasalarýna uygun gerçekleþti. Kapitalizme giriþ, kapitalizmin klasik ülkelerinde üreticinin kendi üretim araçlarýndan kopartýlmasýyla baþlar. Sonraki süreç, küçük kapitalistin büyük kapitalist tarafýndan yutulmasýyla yeni aþamaya ulaþýr. Her þey yadsýmanýn yadsýnmasý yasasýna uygun olur. Kapitalizm, en sonunda kendi yadsýnmasýný doðurur: Özel mülkiyetin, toplumsal mülkiyete dönüþümü. Burada her þey ekonominin yasalarýna göre olup-biter. Fakat tarih, yalnýzca ekonomik yapýdan ibaret deðildir. Ekonomik yapý temeldir, ancak, tek deðildir. Ekonomik iliþkilerin biçimlendirdiði toplumsal iliþkiler ve onun da belirlediði politik iliþkiler bir bütünlük oluþturur. Burada politik iliþkiler, sýnýf iliþkilerinin bir ifadesidir; sýnýf savaþýmýnýn geliþimini anlatýr. Bu anlamda, kapitalizmin yapýsýnda meydana gelen ekonomik dönüþümler, kaçýnýlmaz olarak, beraberinde iç politik çatýþmalarý getirir. Ýç politik çatýþmalar olmaksýzýn bir toplumsal geliþimden söz edilemez. Bir kez daha görüyoruz ki, ilerleme, çeliþmeli ve karþýt niteliðe sahip. Kapitalizm, kendi içinde diyalektik dönüþüme uðrar. Diyalektik dönüþüm, eskisinden farklý yeni bir aþamaya geçilmesi demektir. Böylelikle kapitalizm dönüþüm geçire geçire maddi koþullarý ileri düzeye çýkartýr. Emek araçlarý devasa boyutlara ulaþýr. Kapitalist toplum, karþýtýna dönüþme noktasýna gelir. Kapitalizm bundan fazlasýný da yapamaz. Kapitalizmin bundan daha ileri gideceðini bekleyenler, bunu hiçbir zaman göremeyecektir. Çünkü bu noktada her tür çaðdaþ geliþme, kapitalizmle çatýþma içindedir. Kapitalist toplumun karþýtýna dönüþme aþamasýna gelmesi, insanlýk tarihinin de yeni bir geliþme aþamasýna geçmesinin uygun koþullarýnýn oluþmasý anlamýna gelir. Bu, her açýdan yeni bir geliþme aþamasýdýr. Eskinin çizgilerini üzerinde taþýsa da, ondan tamamen farklýdýr. Yeni ve daha yüksek bir döneme geçiþtir. Eski toplum aþýlmýþtýr; bu nedenle, eski toplumun bir devamýndan söz edilemez. Toplum yeni bir temelde, yeniden örgütlenecektir. Üretim araçlarýnýn ortaklaþa mülkiyetinde, yalnýzca bu temelde, kesinlikle daha ileriye gidilecektir. Geçmiþle böylesine köklü kopuþu gerçekleþtirecek olan proletaryanýn büyük devrimci eylemi; bu nedenle çok sancýlý, þiddetli ve çetin geçiyor. Sýnýfsýz topluma geçiþte, daha bir dizi zorlu eylemden geçeceðiz. Geçiþ sürecinde, geçici geriye düþüþler ve geçici yenilgiler olacaktýr. Geçici düþüþlerin ve geçici yenilgilerin olmayacaðý bir tarih hakkýnda hayallere kapýlmadýk hiçbir zaman. Ancak bir þeyden eminiz: Nihai (sonal) zafer kesinlikle proletaryanýn olacaktýr.

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

C. DAÐLI

3


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Komite Konseyler

KONSEYLER ÝÇÝN MÜCADELE 20 Kasým’da Ankara, son yýllarýn en kitlesel iþçi-emekçi eylemine ev sahipliði yaptý. Türkiye ve K. Kürdistan’ýn dört bir yanýndan emekçiler baþkente akýn etti. Katýlýmý düþürmek isteyen burjuva sendikacýlarýn ayak oyunlarý, iþyerleri kapatýlan Yol-Ýþ Sendikasý iþçilerince bozuldu ve alanýn üçte birini tek baþlarýna doldurdular. Son yýllarýn en kitlesel eylemi olsa da, dipten gelen dalga çok daha büyük. Emek hareketini yakýndan izleyenler, son bir yýl içindeki yaygýn eylemlere dikkat edecektir. Son bir yýl içinde ülkenin dört bir yanýnda, fabrika fabrika, atölye atölye, kopup gelen eylemlere, grevlere ve savaþýmýn diðer biçimlerine tanýk olundu. Tekel, Sümerbank, Metal sanayi gibi büyük fabrikalar yanýnda, organize sanayi sitelerinden, tersanelerden, orta büyüklükteki tekstil ve gýda sektörlerinden, toprak ve tarým iþçilerinden gelen yan yana, ardý ardýna dizilen eylemler, 20 Kasým’da yüzeye vuran patlamanýn, esasýnda olmasý gerekenin küçük bir bölümünü yansýttýðýna iþaret ediyor. Burada evrimci bir “yükseliþ”ten bahsedemeyiz; ama içinde sýçramalar ve patlamalarý da barýndýran “devrimci bir yükseliþ” var. Çoðu sendikacýnýn, katýlýmýn yoðunluðuna þaþýrmalarý boþa deðil. 20 Kasým eyleminin hedefi politikti. Burjuvazinin hükümetine karþý, emekçilere baþlatýlan saldýrýlarý durdurmayý, hükümetin aldýðý kararlarýn geri çekilmesini amaçlýyordu. Ýþçi hareketindeki politikleþme bir süredir devam ediyor. 1 Mayýs tartýþmalarý ve NATO karþýtý eylemlilik dönemi, emekçilerin politik eylemlere susamýþ olduklarýný göstermiþti. O dönem dar bir çerçevede kalan hareket, bu kez, IMF patentli yýkým nedeniyle, çok daha geniþ bir tabana doðru kayýyor. Bu politik hareket, sendikal çerçeveyi aþacaktýr, ama asla kendiliðinden deðil. Bilinçli iþçilerin doðru tanýmlanmýþ devrimci araç ve hedeflere öncülük etmesini; dahasý, yeniden güç kazanacak olan, o eski hastalýkla, “sendikalizm”le bilhassa mücadele etmesini gerekli kýlýyor. Herkesin kabul ettiði gerçek þudur: Ýþçi sýnýfý artýk sendikalara güvenmiyor. Son 35 yýlýn sert sýnýf savaþýmlarýnýn iþçilere kazandýrdýðý devrimci bir bilinçtir bu. Bu gerçeðe raðmen, sendikalizm hastalýðýnýn güç kazanmasý, hangi nesnel geliþme temeline oturuyor? Bu temel þudur: Yaygýnlaþan, kitleselleþen hareket, kendisine yeni “neferler” kazandýrýyor. Bu yeni ve tecrübesiz neferler, hareketin çoktan aþmýþ bulunduðu bir çok eski hastalýðý, geleneksel bakýþ açýsýný da harekete taþýr. Ýleri bilinçle eyleme geçen hareket, yeni “nefer”lerini eðitmek durumunda kalýyor. Örneðin, son dönemde yaygýnlaþan eylemler, daha önce hiçbir mücadele tecrübesi bulunmayan alanlardan yükseliyor ve “yeniler”, daha ilk adýmlarýnda birlik olmanýn, sendikalaþmanýn gücünü keþfediyorlar. Ama bu ilk dersin hemen ertesinde, üstelik çok kýsa bir süre içerisinde, ikinci bir dersi öðreniyorlar: Kendi deyimleriyle, sendika aðalýðý ya da gerçek ifadesiyle burjuva sendikacýlýðýn

4

gerçek yüzünü, hemen ortaya çýkarýveriyorlar. Hýzla yaygýnlaþan iþçi hareketinin, yeni neferlerinin ekonomik ve sendikal temelde eyleme geçmesi, bu harekete yön verme iddiasýndaki gruplarý, partileri, sendikalizm hastalýðýnýn kucaðýna düþürüyor. Bu grup ve partilerin iddiasý, sendikalarý aðalardan temizleyip, yönetime gerçek iþçi temsilcilerini getirmektir. Oportünist ve reformist gruplarýn dýþýnda, kimi bilinçli iþçiler de en hafifinden “iyi niyetli” olan bu amaç için ter döküyorlar. Oysa, gerçek iþçi temsilcileri eliyle yürütülse bile, geleneksel sendikal hareket ömrünü tamamlamýþtýr. Sendikalizme karþý mücadele verecek öncü iþçinin, bilincine kazýmasý gereken ilk nesnel gerçek budur. Sendikal Hareketin Tükeniþi Sanýldýðýnýn aksine, sendikal hareket, burjuva sendika yöneticileri tarafýndan tüketilmedi. Eðer bir hareketin güçlü maddi zemini varsa, yöneticiler bu hareketin geliþimini durdurmaz, yalnýzca köstek olabilir, yavaþlatabilir. Oysa, olan þey; sendikal hareketin maddi zemininin güçsüzleþmesidir. Sendikal hareketin maddi zemininin erimesinde birinci etken, iþsizliðin yaygýnlaþmasýndaki olaðanüstü artýþtýr. Sendikal faaliyet, eðer bir çalýþma alaný varsa, kendi varlýðýný koruyabiliyor. Ama artýk, bir zamanlar 15 bin iþçinin çalýþtýðý bir tesiste, þimdi sadece bin iþçi çalýþýyorsa ve bu “iþçisizleþtirme” eðilimi her alanda artarak sürüyorsa, en ileri bilinçli sendika bile nasýl pazarlýk gücünü koruyabilir? Ýþ sözleþmeleri ve buna endekslenen mücadele, artýk eski anlamýný yitirmiþtir. Büyük kentler, artýk, çalýþan her iþçinin yerini almaya hazýr iþsizler ve yarý proleterlerle doludur. Ýkinci etken, çalýþanlarýn mutlak yoksullaþmasýnýn hýzlanan bir eðilim olmasýdýr. Ýþçiler, mutlak yoksullaþmanýn ne anlama geldiðini kendi yaþamlarýnda çok iyi biliyorlar. Daha az gýda harcamasý yapmak, daha az giyinmek, daha az ýsýnmak, daha az dinlenmek... Mutlak yoksulaþma eðilimi, devlet-tekel bütünleþmesiyle hýzlanýyor. Emekçiye biraz olsun nefes aldýrmak amacýyla yürütülen ekonomik kazaným mücadelesi, gerçek amacýna ulaþamýyor. Çünkü, iþçilerin ortalama ücretlerine yapýlan her zam, artan vergilerle, daha da pahalý hale gelen kamu hizmetleriyle geri alýnýyor. Bir diðer neden, servetin, zenginliðin bir kutupta birikiminin olaðanüstü boyutlara varmýþ olmasýdýr. Harcanabilecek paranýn büyük çoðunluðu, en zengin azýnlýk nüfusta birikmiþ durumda. Bu nedenle, üretimin ve ticaretin temeli, “kitle tüketimi”nden çok, “lüks tüketim”e doðru hýzla kayarken, diðer yandan da “kitle hizmeti” üreten kamu hizmetleri ortadan kaldýrýlýyor. Markalaþma peþinde koþan tekstil sektörü, tekellerin egemenliðine geçip lüks tüketime hammadde olan tarým ve gýda sektörü, kira bedellerini akýl almaz boyutlara çýkaran emlak spekülasyonlarý, ücretsiz saðlýk ve eðitim gibi kamusal hizmetlerin ortadan kalkmasý, belediye faaliyetlerinin emekçiler için yý-

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Komite Konseyler

kým ve cezalardan baþka bir þey ifade etmemesi, vs. daha bir çok etken, mutlak yoksulluðu geri döndürülmez bir süreç haline getiriyor. Bütün bunlar yaþanýrken, sendikalarýn masa baþýnda, ücret artýrýmý, saðlýk ve sosyal haklar konusunda pazarlýk yapmalarý, artýk bir anlam ifade etmiyor. Bütün bu nedenlerden ötürü, en mücadeleci sendikalar bile, imzaladýklarý sözleþmelerde, çalýþanlarýn yaþamlarýný gerçekten iyileþtirecek kazanýmlar elde edemiyorlar, ama en fazla “sendikal haklar”ýný korumuþ oluyorlar. Bu durumda iþçiler, en mücadeleci sendikaya bile güvenlerini zamanla kaybediyorlar. “Onlar kendilerini kurtardý, bizi düþünen yok” diyorlar. Öyleyse, kýsaca þu tespiti yapabiliriz: Sendikal araç ve yöntemlerle, iþçi sýnýfýný, deðil bir devrimci kalkýþa yönlendirmek, onun günlük ekonomik kazanýmlarýný korumak bile mümkün deðildir. Öncü iþçiler, burjuva sendika yöneticilerine lanetler okumakla boþuna nefes tüketmesinler. Artýk öncü iþçiler, harekete kaldýraç görevi görecek, yeni kalkýþma araçlarýný, örgütlenme biçimlerini ve hedefleri tanýmlamak, büyük iþçi kitlesini bu yönde uyandýrmak zorundadýr. Komiteler Yetmez, Konseylere… Ýleri bilinçli iþçiler, zaman zaman, Ýstanbul Sendikalar Platformu gibi zeminlerde oldukça etkin oldular, fakat sonuçta sendikal araçlarla tanýmlanan etkinlikleri, ne genel bir hareket yarattý, ne de bir sýçrama zemini… Yine de, bu tür bir araya geliþler, ileri iþçilerin devrimci bir arayýþ içinde olduklarýnýn iþaretiydi. Sendikal mücadelenin maddi zeminlerinin güçten düþtüðü bu aþamada öncü iþçiler, yeni araç ve yöntemler icat etmek durumunda deðiller. Bu araç ve yöntemler, iþçi sýnýfýnýn çeþitli kesimleri içinde þimdiden ortaya çýkmýþtýr: Komiteler. Öncü iþçilere düþen görev, hiçbir yasa ile sýnýrlý olmayan bu komiteleri sýnýf içinde yaygýnlaþtýrmak ve konseylerde birleþtirmek olmalýdýr. Sendikalarca önü týkanan sýnýf hareketindeki baský öylesine yoðun ki, çatlaklardan sýzarak kendi yolunu buluyor. Komiteler de böyle gündeme geldi. Leninistlerin uzun süredir iþçi sýnýfý arasýnda çaðrýsýný yaptýðý komiteler, sömürünün en azgýn biçimlerinin yaþandýðý, bunun sonucunda kavganýn da sertleþtiði alanlarda ortaya çýkmaya baþladý. Kurtköy Sanayi Sitesi Ýþçiler Komitesi, Tuzla Tersane Ýþçileri Komitesi, Sümerbank ve Tekel iþçilerinin komiteleri, Maraþ ve Uþak’ta ortaya çýkan komiteler, ilk aklýmýza gelenler. Bu eðilimin hýzlandýðý bir süreçten geçiyoruz. Öncü iþçiler, bulunduklarý her yerde bu komiteleri kurmakla kalmamak, bu yerel etkinliði tüm sýnýfýn üzerindeki bir etkiye çevirmek için, bölgesel konseylere ve nihayet tüm ülkeyi kapsayan konseylere doðru yönelmelidir. Bu haliyle, komiteler yerel ve sýnýrlý etkiler yaratabilirler. Kuþkusuz oportünizm ve reformizm, sendikalar dýþýnda veya sendikalara raðmen kurulan bu komiteleri, sendikal bürokrasinin de lütufkâr yardýmýyla, bir sendika alt yapýsýna dönüþtürmeyi hedefleyeceklerdir. Bu sayede, týpký bugün, yýllardýr toplanmayan, ama alelacele toplanýp eylem kararlarý çýkartan Emek Platformu’nun yaptýðý gibi; geliþen ve yaygýn-

laþan büyük dalgayý sendikalar içinde boðmak isteyecektir. Öncü iþçiler, oportünizm ve reformizmin bu geri çekici taktiklerine karþý da amansýz bir ideolojik mücadele yürütmelidir. Ekonomik mücadelenin mutlak yoksulluðu geri çevirmediði bu aþamada, öncü iþçilerin bir diðer görevi, emekçilere biraz olsun nefes aldýracak mücadelenin, sert politik savaþýmlarýndan geçtiði, genel politik bir eylemin pratiðinde yaratýlacak olan sýçrama zemini bulunmadýðý sürece, sýnýfýn ve diðer ezilenlerin yaygýn eylemlerinin bir araya getirmeyeceðini; ve bir kez bu sýçrama zemini yaratýlýnca, hareketin devrimci iktidarý fethetmek zorunluluðu ve kaçýnýlmazlýðýyla karþý karþýya geleceðini kavratmak ve buna uygun hareket etmektir. Öncü iþçiler, komiteleþmenin henüz tohum halinde olduðunu, buna karþýlýk sendikal alanda bile varolan baskýlarýn olaðanüstülüðünü göz önüne almak gerektiðini düþünebilirler. Varsýn komiteleþme hareketi yolun baþýnda olsun ve varsýn baskýlar en üst düzeye çýksýn. Fizikteki etki-tepki yasasý gibi, ne kadar baský uygulanýrsa, patlama da o denli þiddetli olur. Ve patlamayla birlikte, bugün binlerle sayýlanlar, yüz binlerle sayýlmaya baþlanýr. Yeter ki, nesnel eðilime, kaçýnýlmaz olana, sýnýflarýn gerçek çýkarlarýna uygun örgütlenmelerimiz hazýr olsun. Bugün yetersiz olan iliþki aðý, bir anda büyük bir güce dönüþebilir. 20 Kasým eylemi, öncü iþçilere bu yönde cesaret verici nitelikteydi. Varolan sýnýrlý haliyle bile olsa, komiteleri konseylere taþýmak için, þimdiden kollarý sývamalýyýz. 20 Kasým eylemi, iþçi sýnýfýnýn genel politik bir eyleme ne denli susadýðýný gösterdi. Bu özlem ve isteðin Emek Platformu gibi burjuva zeminlerde sönüp gitmemesi için, yerel komiteler, bölgesel ve ülke düzeyinde konseylere taþýnmalýdýr.

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

5


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Irak

Felluce Katliamý ABD’nin Yenilmesini Engelleyemeyecek!

G

eçtiðimiz günlerde, Amerikan ordusu, bütün barbarlýðýný kuþanarak Irak’ta Felluce’ye saldýrý baþlattý. ABD seçimlerinin ardýndan Bush’un yeniden seçilmesini dünya halklarýnýn, özelde ise Irak halkýnýn moralini bozmak ve göz daðý vermenin, kendi ordusunun ise moral motivasyonunu saðlamanýn bir fýrsatý bilerek, saldýrýsýný artýrdý. Savaþýn çok daha þiddetli geçeceðinin mesajýný, Irak’ta direniþle özdeþleþen, iþgale ilk silahlý ve kitlesel baþkaldýrýyla yanýt veren Felluce üzerine bombalar yaðdýrarak verdi. Böylesi büyük bir katliamýn seçimlerin hemen ertesine denk getirilmesinin anlamý savaþ politikalarýnýn çok daha þiddetli devam ettirileceðini göstermekti. Kýsacasý, hegemonyasýný saðlayabilmenin ve koruyabilmenin tek yolunu savaþta gören ABD emperyalizmi, tarafýndan bu büyük katliamla, savaþa karþý çýkan dünya halklarýnýn eylemlerinin ve Irak direniþinin nafile olduðunu emperyalist bir savaþa boyun eðmekten baþka çareleri olmadýðý mesajý hedeflenmiþti… Ama her þey tersine dönüþtü… ABD’nin Felluce’ye saldýrý hazýrlýðý haftalar öncesine uzanýyordu ve 8 Kasým’da günlerce aralýksýz sürecek olan hava bombardýmanýyla þehir yerle bir edildi. Çünkü Amerikan ordusu, Felluce’ye doðrudan kara birliklerini sokamayacaðýný önceki denemelerinden çok iyi biliyordu. Öte yandan, þehrin üstüne kimyasal bombalar da dahil olmak üzere binlerce bomba yaðdýrarak nasýl bir imha hareketine yöneldiðini gösteriyordu. Verdiði mesaj belliydi: “direniþ sürdüðü sürece imhaya bu þekilde devam edilecek”, buna karþýlýk Irak halkýnýn ve direniþ güçlerinin yanýtý da netti. “Teslimiyet

6

asla! Sonuna kadar savaþýlacak ve savaþ her yerde yürütülecek.” 1,5 yýllýk sürede ABD defalarca Felluce’ye saldýrdý, her seferinde þehri teslim aldýklarýný açýkladý ama þehir direniþ mevzisi olmaya devam etti. Bu yýlýn Nisan ayýnda yine Felluce’ye saldýrmýþ olan ABD, hem kayýplar vermiþti, hem de öne sürdüðü Irak ordu askerlerinin büyük bir kýsmý kendi halkýna kurþun sýkmayý reddederek ya firar etmiþti ya da direniþçilerin saflarýna geçmiþti. Bu süreç, ABD için bir yenilgiydi, hem de askeri üstünlüðüne ve saçtýðý korkuya güvenen ABD’nin politik yenilgisine eklemlenen askeri bir yenilgi… ordu içinde moral motivasyonunu kaybeden ABD askerleri, en çok o süreçte firara yönelmiþti. Savaþýn tam ortasýndalardý ve her geçen zaman yenilgiye eklenen þey, yürüttükleri savaþýn özgürlükle hiçbir alakasýnýn olmadýðý gerçeði idi. Felluce’nin varlýðý, demoralize olmuþ ABD ordusunun askeri hegemonyasýný sarsýyordu. Felluce’nin teslim alýnmasý, ABD ordusunun bozulan moralinin onarýmý, direniþin güçlenmesinin ve silahlý mücadelenin önünün alýnmasý anlamýný taþýyordu ABD için… “Hakim olma”nýn yolunu da imha hareketinde buldu; önceki yenilgileri örtecek askeri baþarýnýn yolu!? Buna tek inanan ise kendisi idi…askerlerin operasyon sýrasýnda firar etmelerinin önüne geçmek için, Felluce ele geçirildiðinde, operasyona katýlan ABD askerlerine, bir süreliðine de olsa evlerine dönme vaadinde bulundu. Ama Felluce’ye saldýrýyla birlikte direniþ çok daha þiddetli olarak ülkenin her yanýna yayýlmaya baþladý. Ve böylece arkalarýnda kan ve ölü deryasý yaratarak da olsa, evlerine dönme umudu taþýyan Amerikan askerlerinin umutlarý hýzla tükendi: daha çok umutsuz-

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Irak

luða ve ölüm korkusuna kapýlarak kýmýldayan her þeye ateþ açmaya baþladý; paranoya olmuþ bir sürüden baþka bir þey deðildi… ABD askerleriyle operasyona katýlan Irak ordu askerlerinin operasyonun baþýnda sayýlarý 5 bin iken birkaç gün sonra iki bine düþmüþtü, üç bin Irak askeri kendi halkýna kurþun sýkmayý reddederek firar etmiþti. ABD 8 Kasým’dan sadece birkaç gün sonra, ne geriye adým atabiliyordu ne de þehirde ilerleyebiliyordu. Üstelik ülkenin her yanýnda þiddetli eylemler gerçekleþiyor, yönetimler Iraklý direniþçilerin ellerine geçiyordu… ABD durumu kurtarmak için hava bombardýmanýna daha fazla yöneldi. Bir hafta sonra ne Felluce’yi ele geçirdiðini tam olarak söyleyebildi, ne de istediði sonuçlara kavuþtuðunu… Yarýnýný planlamaktan yoksun olan emperyalistlerin durumu umutsuzluðunu korumaya devam ediyor! Her katliamýn ardýndan daha geniþ yýðýnlarýn öfke ve kinini üzerine çeken ABD, Felluce katliamýyla ülkede artýk kimsenin durduramayacaðý ancak bir devrimle son bulacak iç savaþa ivme katmýþ oldu. Felluce katliamýnýn hem Irak direniþi, hem de direniþ birlikleri açýsýndan mutlaka bir çok sonucu/çýkarýmý olacaktýr. Bunlarýn hepsini ilerleyen zaman içinde birlikte göreceðiz. Ancak biz bir yanýna bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz. Irak direniþ birliklerinin ABD’nin Felluce’ye yönelik imha hareketini gördüklerinden dolayý, bütün gücü Felluce’ye yýðmak yerine ülkenin her yanýnda harekete geçerek, yerel yönetimleri ele geçirmeye çalýþarak emperyalist ordularla iþbirlikçilerini hareketsiz býrakma biçimli bir plan oluþturduklarýný katliamýn ilerleyen günlerinde birlikte gördük. Bu planý belli noktalarda baþardýlar da… ancak eksik kalýnan þey, henüz tam saðlanmamýþ olan direniþin politik öncülüðü ve bilincidir, ki bu eksiklik, bir çeþit ayaklanma olan bu planý istenilen düzeye taþýyamamýþtýr. Yine de bu kýsa ve sert geçen süreç, direniþin eksik yanlarýnýn daha net görülmesi ve tamamlanmasý gerekliliði bakýmýndan önemli olmuþtur. Savaþýn þiddeti içerisinde politik eksikliklerin üstü örtülür, arka plana atýlýr. Oysa savaþ, politikanýn zor araçlarýyla devamýdýr. O halde iþ sadece kiminle olursa olsun, bir yerlere darbe vurmak, aðýr kayýplara uðratmakla yürütülemez. Irak’ta eksik olan savaþma gücü vb deðildir, devrimci bir hareketin, birliðin yaratýlmasýnýn ertelenmesidir. Oysa öncüde gerçekleþtirilen politik doðruluk ve netlik kitlelere yansýdýðýnda, -ki bunun Irak’ta koþullarý mevcuttur- düþmana vurulacak darbeler çok daha güçlü ve kesin olmaya baþlar. Ama Irak’ta oluþturulan Direniþ Cephesi örgütlenmesi bir röportajda, “politika belirlemeyi erteleme”nin, yeni direniþ cephesi içinde dinci kesimin de yer almasýný doðru gördüðünü açýklýyordu. Evet, politikalar belirlenmeye, oluþturulmaya baþlandýðýnda, direniþ cephesi içinde ayrýþmalar yaþanacaktýr. Ancak bu ayrýþma, Irak Direniþini güçsüzleþtirecek olan bir ayrýþma olmayacaktýr, aksine, direniþi salt iþgal karþýtlýðýndan çýkarýp, devrim, sosyalizm temelinde ilerlemesinin yolunu

açacaktýr. Birincil sorun olan iþgalin yok edilmesi, ikincil bir sorun gibi görünen iþgalin ardýndan nasýl bir sistemde/ülkede yaþamaya devam edileceði sorunu birbiriyle doðrudan baðlantýlý olduðu kadar birincil sorun ikincil gibi görünen sorunun çözümünün içindedir. Bu hiçbir zaman göz ardý edilmediði, temele alýndýðý için, Vietnam ve Kore savaþý kazanabilmiþlerdir. Direniþin bu kadar güçlü olmasýnýn nedeni, elbette halkýn bizzat savaþa aktif katýlmýþ olmasýndandýr. Düþmaný yenebilmek ise halklarýn iþgalden sonra nasýl bir sistemde, kimin iktidarý altýnda yaþayacaðýyla ilgilidir. Ýþgal o denli barbarca sürmektedir ki, bir yanýyla iþgal öncesi yaþanan baský ve yoksulluk unutturulmuþ, öncesi istenir hale gelmiþ gibidir. Oysa bunun böyle olmadýðýný Irak halký direniþin ilk aylarýnda ve sonralarý da söylemiþtir: “Ne Saddam, ne ABD! Biz kendi kendimizi yönetmek istiyoruz” diyerek. Irak halkýnýn sosyalizm mücadelesine yabancý bir halk olmadýðýný biliyoruz. Politik eksiklikleri çok ciddidir, ama giderilemez deðildir; tamamlandýðýnda direniþ güçlü bir devrim hareketi olarak yoluna devam edecektir. Ancak bu þekilde Irak’taki bütün halklar ve azýnlýklar birlikte mücadeleyi sürdürmüþ olacaklardýr ve dolayýsýyla emperyalistlerin halklarý birbirine düþürme, birbirine kýrdýrtma planlarý boþa çýkartýlacaktýr. Yeniden baþa dönersek… Felluce ile ABD’nin amaçladýðý þeyler gerçekleþmedi; ne Irak halký, ne de dünya halklarý emperyalist bir savaþa boyun eðmeyeceklerdir.

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

7


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Ukrayna

AVRUPA’NIN JANUS’U UKRAYNA BIÇAK SIRTINDA ir yüzü batýya, Avrupa’ya, diðer yüzü doðuya, ve uzay sanayi, maden ve demir-çelik vb. pek çok alanda Rusya’ya dönük olan Ukrayna, baþkanlýk se- geliþmiþ bir sanayi biçimleniþ vardý. Ve bunlar, tüm Sovçimleri sonrasý karýþtý. Seçimlere “Batý yanlý- yet sanayi aðýnýn bir parçasýydý. Bunun yaný sýra 70 yýllýk sý” muhalefetin adayý Yuþçenko ile “Rusya yanlýsý” baþ- ortak siyasi-kültürel geçmiþin yarattýðý yakýnlaþmayý da bakan Yanukoviç’in seçimlere favori adaylar olarak katýl- unutmayalým. Ýþte bu özellikleriyle Ukrayna “Doðu” ile dýðý Ukrayna, seçim öncesi bölünmüþlüðünün derinleþti- “Batý” arasýnda gitti geldi. Bu yýlýn 27 Temmuz’unda, ðine tanýk oldu. Sokaklar hareketlendi. Yuþçenko’nun ta- Yalta’da, Kuçma AB ve NATO üyeliði amacýndan vazraftarlarý “yaþasýn Napolyon, yaþasýn sucuklar!” çýðlýkla- geçtiðini ve Rusya ile daha sýký iliþkiler geliþtireceklerini rýný anýmsatýr bir dolar ve votka düþkünlüðüyle çýktý so- bildirdi Putin’e Bu geliþmelerden sonra ABD ve Avrupa, kendi adamkaklara. Parlamento ve kamu binalarýný kuþattý. Baþkent Kiev’in trafiðini kilitledi. Olaylarýn gidiþatý Yugoslavya larý olan Yuþçenko’ya desteklerini artýrdýrlar. Ukrayve Gürcistan’daki geliþmeleri anýmsatýyordu. Tansiyon na’nýn batýsý Yuþçenko’ya meylederken, doðusu Yanukoviç’ten yana tavýr aldý. Ülke, coðrafi bir bölünmüþlük göyükseldi. Olaylarýn daha baþýndan itibaren, hatta seçimlerden rünümü verdi. önce, “uluslararasý toplum” Ukrayna’ya müdahil durumdaydý. Bir tarafta Putin’in Rusya’sý, (ve batý için istenme- “Uluslararasý Toplum” Üzerine Ukrayna olaylarý, baþýndan itibaren, ülke içindeki yen adam olan Lukaþenko-Beyaz Rusya Devlet Baþkaný-) güçler dengesinin, dýþ güçlerin aðýrlýklarýyla ilintili oldiðer tarafta ABD ve Avrupa. Ukrayna’nýn cambaz duðunu kanýtlar. Ayrýca, artýk hiçbir “ulusal” baþkaný Kuçma ise, bu iki kutup arasýnda gidip olgunun, ulus sýnýrlarý içerisinde kalamadýgelmiþti yýllar boyu. Bir yandan NATO ve ðýný, doðrudan uluslararasý güç iliþkileriAB’ye üye olmaya çalýþmýþ, diðer yanDün ya nýn nin etkisinde geliþtiðini gösterir. dan Moskova ile iliþkileri sýcak tutBu özellik, özünde yeni deðil. ma ya de vam et miþ ti. Kuç ma’nýn e mek cep he si 19. yüzyýlýn ortasýnda, Marx, kapikendi deyimiyle bu, “ikili siyaset” da ha güç lü a tý lým lar talizmin genel eðimlerini resmeidi. Ukrayna’nýn Janus rolünü, bir derken, onun bir dünya sistemi, yüzü geçmiþe bir yüzü geleceðe yap ma dý ðý sü re ce, evrensel/küresel sistem olduðubakan Janus rolünü, bundan dabel li bir sü re da ha bu nu çar pý cý bir þe kil de or ta ya ha çarpýcý ifade etmek zor olsa gerek. tür den ka pýþ ma la ra ta nýk koymuþtu. Marx’ýn, eðilimlerden yola çýkarak resmettiði bu Ukrayna, SSCB’nin daðýlo la ca ðýz. durum, 20. yüzyýlla birlikte, kamasýndan sonra bu ikili rolden, pitalizmin emperyalist aþamaya bu bölünmüþlükten asla kurtuKar þý-dev ri min evrilmesiyle, katý pratik bir gerlamadý. Bir yanda karþý-devbu iç ka pýþ ma sý, güç lü çeklik halini aldý. Ama Ekim rim ci le rin kýb le si Ba tý var dý. Dev ri mi i le baþ la yan pro le ter Gelecekleri oradaydý. Ama disos ya lizm mü ca de le si devrimler çaðý, kapitalizmin bu ðer yanda, Sovyet iktisadi þekilevrensel eðilimlerinin serpilip geleniþinin kendini dayatmasýyla oa ðýr lý ðý ný koy du ðu liþmesini baský altýna aldý. Ýktisadi luþan bir durum söz konusuydu. öl çü de dev ri me eðimler, o siyasal koþullarda, örtüÝktisadi yapý Ukrayna’yý diðer Sovsünden sýyrýlýp tüm çýplaklýðýyla gösyet Cum hu ri yet le ri ne, en baþ ta da ya ra ya cak týr. termedi kendini. Ta ki 20. yüzyýlýn sonlaRusya’ya itiyordu. Sanayinin en geliþrýna kadar. miþ olduðu Sovyet Cumhuriyetlerinden biKapitalizmin evrimi bir kabuk deðiþimini ri idi Ukrayna. Sibernetik, gemi yapýmý, silah

B

8

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Ukrayna

gündeme getirdiðinde, kapitalist dünyanýn baþýnda Reagan ve Thatcher vardý. ABD-Ýngiliz yönetiminin önderliðinde dillendirilmeye baþlayan neo-liberal politikalar, iktisadi eðilimlerin artýk daha fazla baský altýnda tutulamayacaðý bir noktaya gelindiðini gösteriyordu. Bu süreç 1989-91 kar þý-dev rim le ri so nu cu sos ya list blok daðýldýðýnda doðal sonucuna evrildi. “Küreselleþme” adý altýnda tüm diz gin le rin den bo þa nan bir sal dý rý dalgasý baþladý. Kapitalist iktisadi eði lim le rin ö nü a çýl mýþ tý. Bir a vuç emperyalist ülkenin tam tahakkümü, baðýmlý ülkelerin tam ilhaký süreci baþladý. Bu aþamadan sonra hiçbir ülkedeki geliþme, aðýrlýklý olarak içsel bir olgu olarak meydana gelmedi. Ve biz her o lay da “u lus la ra ra sý top lum”u, geliþmelerin asli faktörü olarak gördük. Bu yönüyle baðýmlý ülkelerdeki çoðu çatýþma, “deðiþim” vb. doðrudan emperyalist güçlerin müdahale ve desteðiyle gerçekleþti. Emperyalistler arasý çeliþki ve çatýþmalar, baðýmlý ülkelerdeki iç çeliþki ve çatýþmalarý, iç mücadeleleri körükledi ve kimi yerlerde doðrudan biçimlendirdi. Ukrayna, bu yönüyle doðrudan dýþ müdahalelerin yarattýðý bölünme ve çatýþmayý yaþýyor. Mu ha le fe tin a da yý Yuþ çen ko, ABD ve Avrupa’nýn has adamý bir dönem Kuçma’nýn baþbakaný idi. Uyguladýðý politikalar ile emperyalistlerin takdirini topladý. Deutsche Nelle’nin yorumuna göre “Avrupa ile bütün leþ me ar zu su nu ta þý yan re form yanlýsý” biri. Baþ bakan Yanu ko viç’e ge lin ce; ayný kaynaða göre “Sovyet dönemine geri dönüþün simgesi.” Ama bu okuru yanýltmasýn. Her iki aday da kapitalizm taraftarý. Her ikisi de karþýdevrimci. Aralarýndaki fark, uluslararasý kamplaþmada tuttuklarý saflarýn farklý oluþundan kaynaklanýyor. Baþka bir þeyden deðil.

det olduðu üzere Yuþçenko “hile yapýldý” diyerek itiraz etti. Emperyalistlerin mali (ve siyasi) destek ve yönlendirmesiyle Yuþçenko’nun taraftarlarý sokaklara döküldü. Herkesin aklýna “yeni bir Yugoslavya ve Gürcistan’la mý karþý karþýyayýz?” sorusu geldi. Ama bu defa Mos ko va a ðýr lý ðý ný koy du. Rus ya, ABD, AB, Polonya… herkes devreye girdi. Pazarlýklar birbirlerini izledi. Sonunda Yuþçenko ve Yanukoviç seçimlerin ikinci turunun yenilenmesi için anlaþtý. Gerilim azaldý. Fakat Yüksek Mahkeme henüz kararýný açýklamadý. Ve olaylarýn gelecekteki seyri belirsizliðini koruyor. Yu gos lav ya, Gür cis tan, A car ya vb. bölgelerde olan emperyalist “kadife darbeler”, yeni dönemin genel özelliklerinden biri. En son Romanya’da tekrarlandý. Bu yeni tür darbeler, her þeyden önce ülkede iç bölünmüþ lü ðü var sa yý yor. Ý kin ci o la rak, güçlü bir dýþ hasmýn olmadýðý koþullar da ge li þi yor. (Sos ya list Blok’un daðýlmasý bu durumu yarattý.) Tam entegrasyon ve ilhak için iktisadi ve siyasi ortamýn oluþmasý gerekiyor –ki burada, güçlü bir mali destek ile harekete geçirilebilecek bir örgütlenme önemli bir dayanak noktasý- darbelerin baþarýlý olduðu tüm durumlarda, böylesi bir “muhalefet” var idi. En sonu, bu darbelerin en belirgin özelliklerinden biri, emperyalistler arasý “Kadife Darbe” mi? Bu bölünmüþ ortamda gerçekle- çeliþki ve çatýþmalarýn yoðun olduðu þen seçimleri Yanukoviç kazandý. A- bir dönemin ürünü olmalarý. Bu ha30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

liyle bu darbeler, söz konusu ülkelerin, belli bazý emperyalist ülkelerin tam denetimine girmeleriyle sonuçlanýyor. Ukrayna üzerinde planlanan ayný türden bir darbe baþarýya ulaþabilecek mi? Emperyalistler açýsýndan durum biraz daha zor. Zira bu defa Rusya aðýrlýðýný koymuþ durumda. Yuþçenko-Yanukoviç kapýþmasýnýn sonucunu, iç dengenin yaný sýra, asýl olarak uluslararasý arenadaki bu kapýþma belirleyecek. Karþý-devrimci iki klik arasýndaki iktidar mücadelesi, ne yazýk ki komünistlerin etkin bir müdahalesi olmadýðýndan, kaba hatlarýyla Moskova-Brüksel-Washington hattýn da ki bi lek gü re þi nin so nu cun da belli olacak. Þimdilik veriler Moskova’nýn önde olduðu þeklinde. Dün ya nýn e mek cep he si da ha güç lü a tý lým lar yap ma dý ðý sü re ce, belli bir süre daha bu türden kapýþmalara tanýk olacaðýz. Karþý-devrimin bu iç kapýþmasý, güçlü sosyalizm mücadelesi aðýrlýðýný koyduðu ölçüde devrime yarayacaktýr. Nesnel eðilimler uluslararasý proleter hareketin sosyalizm mücadelesine uygun zemin hazýrlýyor. Önümüzdeki dönem bu üçüncü tarafýn aðýrlýðýný koyacaðý dönem olacaktýr.

9


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Filistin

Filistin Devrimdir Devrim de Filistin El Karame, Beyrut ve Ramallah… Ýleri yanlarýyla ve geri yanlarýyla, büyük gücü ve büyük zayýflýklarýyla Filistin Kurtuluþ Mücadelesinin ve onun simgeleþmiþ liderinin, Yaser Arafat’ýn hikayesi: 1967 El Karame, 1982 Beyrut ve 2002-2004 Ramallah… 1967 Arap-Ýsrail savaþý ve Araplarýn utanç verici yenilgisi. O güne dek Mýsýr, Ürdün ve Suriye’nin kendi çýkarlarý için kullandýðý Filistin davasý ve 1967’de El Karame’deki destansý savaþ. Ýþte El Karame’deki destan, Filistin’in kurtuluþunun ancak Filistinlilerin mücadelesiyle olabileceðini hem Filistin Halkýna öðretti, hem de dost-düþman herkese kabul ettirdi. El Karame’deki bu direniþte Filistinlilerin Ebu Ammar (Kurucu) dedikleri Yaser Arafat öne çýktý. Arafat’ýn ölüm haberiyle birlikte, daha cenaze Paris’te hastanedeyken Nablus, Beytüllahim, El Halil ve Batý Þeria’daki bütün kentler Ýsrail tarafýndan kuþatma altýna alýndý; kentlerden çýkýþ yasaklandý. Ayný þekilde Gazze’ye de her türlü giriþ-çýkýþ yasaklandý. Çünkü Ýsrail’in korkusu büyüktü, çünkü Filistin’in öfkesi büyüktü. Ýsrail’in bütün çabalarýna, engellemelerine karþýn Filistin halký bir öfke seli halinde Ramallah’a aktý. Yüzbinlerin ellerinin üzerinde, uðurlandý Arafat son yolculuðuna. Üstelik asýl tören zaferden sonra Kudüs’te yapýlmak üzere… 1974 BM konuþmasýyla baþlayan Brüksel, Vatikan, Oslo, Camp-David, Beyaz Saray vd. devam eden diplomasi. Bütün bu süreçte Arafat ve diðer Filistinli yöneticiler pek çok kez uluslararasý burjuvaziyle iliþkiler kurdu, geliþtirdiler. Elbetteki bunda Arafat’ýn ya da diðer yöneticilerin kiþiliklerinin etkisi de vardýr. Ancak yalnýzca bununla açýklamaya kalkmak abesle iþtigaldir. Uluslararasý burjuvaziyle iliþkilerin asýl nedeni, Filistin Hareketinin bir kurtuluþ hareketi ol-

10

masýdýr. Zira Filistin Hareketi bir kurtuluþ hareketi olarak burjuva bir yön barýndýrýr. Ulusal kurtuluþ hareketi olma niteliðiyle uluslararasý burjuvaziyle uzlaþma arayýþlarý, birçok defalar kurulan iliþkiler, asýl olarak bu nitelik bilindiðinde, gözönüne alýndýðýnda anlaþýlýr. Yoksa ne Arafat’ýn ne de diðer yöneticilerin kiþiliðiyle vb. açýklanamaz… Zaten Arafat’ýn politik kiþiliði de Filistin Kurtuluþ Hareketiyle birlikte vardýr, yoksa ondan baðýmsýz deðil. Filistin sorunu, 1. Emperyalist savaþ sonrasý ortaya çýkan bir olgu olmakla birlikte, asýl olarak 2. Paylaþým Savaþý ve BM kararýyla Ýsrail’in kurulmasý sonrasýnda dünyanýn gündemine girmeye baþlayan ciddi bir sorun oldu. Filistin Kurtuluþ Hareketi geçmiþten gelen klasik bir kurtuluþ hareketidir. Bu niteliði nedeniyle çaðýmýza damgasýný vuran sosyalizm mücadeleleriyle sosyalizmle hem baðlantýlý hem de mesafeli olmuþtur. Oysa çaðýmýzýn temel özelliði sosyalizm ile kapitalizm arasýndaki mücadeleler olmuþtur. Filistin Kurtuluþ Hareketi ayaklarýndan birini kapitalizm ze-

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

minlerinde tutarken, diðerini sosyalizme atmýþtýr. Filistin yönetimi hem sosyalizmle hem kapitalizmle iliþki içinde oldu. Bu da, onun çeliþkiden çeliþkiye sürüklenmesinin asýl nedenidir. Filistin sorunu denildiðinde anlaþýlmasý gereken, Ýsrail’in bütün Filistin’i iþgal etmesidir. Durum böyle kavranýldýðýnda, uzlaþma yanlýsý güçlerin bütün politikalarýna, giriþimlerine karþýn, uzlaþmanýn neden olmadýðý, olamayacaðý da anlaþýlacaktýr. Ýþgal altýnda bulunan bir ülke, doðasý gereði iþgalciyle uzlaþarak sorununu çözemez. Kiþilerin niyetlerinden, istemlerinden baðýmsýz olarak þunun bir kez daha vurgulanmasý gerekiyor: Filistin sorunu Ýsrail’le ve emperyalizmle uzlaþarak çözülemez; Filistin’in kurtuluþu ancak Ýsrail iþgalinin ortadan kaldýrýlmasýyla gerçekleþebilir. Bu nedenle sorunun kendi doðasý uzlaþmayý reddeder, devrimcidir; devrimci çözümler dýþýndaki bütün çözümler çözümsüzlüktür. Tek çözüm iþgalin kalkmasýdýr. Filistin Halký bugüne kadar kendisine “çözüm” olarak getirilen, dayatýlan bütün uzlaþma planlarýný reddetti. Onun kabul edebileceði tek çözüm: Kurtuluþ. Bunun dýþýndaki bütün planlar, uzlaþmalar, anlaþmalar, “barýþ”lar çöktü. Filistin Halkýnýn devrimden baþka kurtuluþu yoktur. Bunun yolu da “Savra Savra Hatta Nasr!” (“Devrim Devrim Zafere Kadar) sözünde gösterilmiþtir. Ýþgal gerçeði ve bunun çözüm yolu anlaþýldýðý zaman, sadece Arafat deðil, bütün Filistin yönetiminin de sýnýrlarý çizilmiþ oluyor. Yöneticiler uzlaþma yanlýsý olsalar bile bu sýnýrlarýn dýþýna çýkamýyorlar. Ýþgalin doðasý gereði, Filistin Halkýnýn önünde tek bir yol var: Devrim. Filistin’in kurtuluþu yalnýzca devrimci yöntemlerle gerçekleþebilir. Filistin Halký devrimci yoldan yürümeye devam ederse kazanacaktýr.


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Faþizm

Çocuk Katilleri Tarihin Hükmünden Kurtulamayacak Mardin’in Kýzýltepe ilçesinde 22 Kasým akþamý 11 yaþýndaki bir çocuk, babasý ile birlikte katledildi. Baba Ahmet Kaymaz, Ýskenderun’a doðru yola çýkmak için kamyonunu hazýrlýyordu ve oðlu Uður Kaymaz da ona yardým ediyordu. Sonradan Özel Tim olduklarý açýklanan katiller sürüsü, 11 yaþýndaki çocuðun ve babasýnýn üzerine kurþun yaðdýrdýlar. Uður Kaymaz’ýn cansýz vücudundan 13, babasýndan 8 kurþun çýkarýyorlar. Ýkisi de olay yerinde can veriyor. Çocuk katilleri utanmazca yalan söylüyorlar. Uður ve babasýnýn hemen evlerinin önünde katledildiðini gizlemek için Mardin valisi apar topar bir açýklama yapýyor; “karakola saldýran teröristler, çýkan çatýþmada öldürüldüler” diyor vali. Ýçiþleri Bakaný Abdülkadir Aksu da, “’teslim olun’ çaðrýlarýna ateþle karþýlýk verilmiþtir” diyor. Devlet, önce katlediyor, sonra iþi kitabýna uydurmaya çalýþýyor. “Çocuk katilleri” nasýl ki katlederken sýkýlmýyorlarsa, onlarýn hamisi de açýklama yaparken sýkýlmýyor. “Devletin ali çýkarlarý”, çocuk katletmeyi gerektiriyor, birileri bu görevi yerine getiriyor. (Korkut Eken, ne yaptýysa “devletin ali çýkarlarý” için yaptýðýný söylemiyor mu?) Ve birilerinin de bunun üzerini yalanla dolanla örtmesi gerekiyor; o zaman da, devletin yetkili kurumlarý devreye giriyor. Yalnýz olayda “terörist” olarak lanse edilen 11 yaþýnda bir çocuk olduðu için, iþi ellerine yüzlerine bulaþtýrmýþ olacaklar ki, vali açýklamasýný “dur ihtarýna uymayan iki terörist öldürüldü” diye deðiþtiriyor. Ahmet Kaymaz, DEHAP’ýn Kýzýltepe ilçe teþkilatý üyesi imiþ. Kendisi ve ailesi üzerinde yýllarca korucu olmayý ka-

bul etmediði için baský yapýlýyormuþ. Ve bu baskýlar sonuç vermemiþ olacak ki, katiller sürüsü Ahmet Kaymaz’ý öldürmeye karar veriyorlar. Ve büyük ihtimalle yanýnda çocuðunu görünce onu da sað býrakmak istemiyorlar! Sonra da Ahmet Kaymaz’ýn evine giriyor ve arama yapýyorlar. Annesini ve eþini gözaltýna alýyorlar. Bu sýrada olaya çatýþma süsü vermek için Ahmet Kaymaz ve küçük oðlunun yanýna silah býrakmayý da ihmal etmiyorlar. Son dönemde, özellikle HPG’nin tek taraflý ateþkese son vermesinden sonra, K.Kürdistan’da bu türden halka dönük saldýrýlar artmaya baþladý. Gerillalarýn kulaklarýný kesen, cansýz bedenlerine ateþ eden, cesetlerini parçalayanlar, halký da kat -

liamlarla sindirmeye çalýþýyorlar. Bu olayla ayný günlerde Þemdinli’nin Örencik köyünde jandarma, Fevzi Can isimli bir çobaný kurþunlayarak öldürdü. Ýlk düzenlenen tutanakta “dur ihtarýna uymayan bir terörist ölü ele geçirildi” denilirken, sonra düzenlenen tutanakta Fevzi Can’ýn “bir kaçakçý” olduðu

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

yer aldý. Yani Fevzi Can, her halükarda “katli vacip” olanlardandý. Týpký 11 yaþýndaki ilkokul öðrencisi Uður Kaymaz gibi! Evet, bu devlet için, kendi iktidarýný sürdürebilmek, sermayenin egemenliðini koruyabilmek için yapýlan her þey mübahtýr! Bu devlet, yýllar yýlý katliamlarla ayakta durdu. Kan dökerek, iþçi ve emekçi halklarý baský ve iþkenceyle sindirerek varlýðýný devam ettirdi. Sermayenin devleti, iþçi ve emekçilere karþý, onlarýn çocuklarýna, ailelerine karþý her zaman acýmasýz oldu. Bu devlet, daha kuruluþundan itibaren diþlileri arasýnda kan öðüterek beslendi. Tekellerin binalarý, temelleri insan cesetleriyle dolu, harcý insan kanýyla yoðrulmuþ topraklar üzerinde yükseldi. Burjuvalarýn þatafatlý yaþamlarýnýn gerisinde iþçi ve emekçi halklarýn kan ve gözyaþlarý var. Tekelci kapitalist sistem ve onun devleti, tarihe katliamcý yüzüyle geçecek. Ýnsanlýðýn barbarlýk döneminde bile, bu kadar kan dökülmedi. Ýnsan, insan olmadan önce bile bu kadar acýmasýz ve vahþi deðildi. Bir çocuðu öldürmekten zevk alan caniler sürüsü, bugün o ilkel insanlarýn yanýna dönebilecek durumda olsalar, onlarýn bile midesini bulandýrýr, duygularýný ayaða kaldýrýrlar. Uður Kaymaz ve Ahmet Kaymaz’ýn Kýzýltepe’de yapýlan cenazesine katýlan binlerce kiþi, “Katil Devlet”, “Çocuk Katilleri Hesap Verecek” diye slogan attýlar. Kürt halký, bu acýlarý yýllardýr yaþýyor. Ve onlar, birilerinin söylemekten býkmadýklarý “barýþ ve huzur ortamý”nýn bu sistem altýnda asla mümkün olmayacaðýný herkesten daha iyi biliyorlar. Onun için, gerillayý göreve çaðýrýyorlar.

11


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Gündem

AB Tartýþmalarýnda P

“BÜTÜN ÝKTÝDAR E Þ

u sýralar, burjuva medyanýn da çabalarý sonucu, hemen tüm politik çevreler ve toplumun önemli bir kesimi, 17 Aralýk tarihine odaklanmýþ durumdalar. Herkes 17 Aralýk’ta Avrupalý emperyalistlerin AB üyeliði için “müzakere tarihi” verip vermeyeceðini tartýþýp duruyor. Tartýþmalar burjuva yazarlarýn, küçük-burjuva aydýnlarýn çabalarýyla körükleniyor ve ne olduðu bile anlaþýlmadan, bu konu toplumun tüm sýnýflarýnýn en yaþamsal sorunuymuþ gibi ele alýnýyor; öyle gösteriliyor. Hemen belirtelim, 17 Aralýk’ta, “müzakere tarihi” verilmesinin, burjuva medyanýn göstermek istediði ve herkesin inanmasýný beklediði gibi bir önemi yok. Çünkü, her þeyden önce, 17 Aralýk’ta yapýlacak þey -o da olursa- Türkiye’ye “müzakere tarihi” yani AB’ye tam üyelik için görüþmelere baþlama tarihi verilmesidir. Ancak, bu tarih verilse ve en yakýn zamanda “müzakereler” baþlasa bile ortada somut bir þey olmayacak. Zira, birincisi, görüþmelerin kaç yýl süreceði belli deðil. Ýkincisi ve daha önemlisi görüþmelerin sonucunun ne olacaðý belli deðil. “Ýlkin, tam üyelik müzakereleri”ne baþlamak, tam üye olmanýn garantisi deðil. Çok taraflý olan ve her bir tarafýn farklý çýkarlara sahip olduðu bu görüþmelerde zaman içinde hangi koþullarýn ileri sürüleceði, Türkiye’den neler isteneceði, Türkiye’nin beklentilerinin nasýl deðiþeceði belli deðil. Kýsacasý, bu görüþmelerden ne çýkacaðý belli deðil. Buna görüþmelerin bitiþ tarihinin belirsizliðini eklemek gerek. Türkiye’nin AB üyeliðini kuvvetle destekleyen devletler dahi, üyelik için en erken tarih olarak 2015’i yani on yýl sonrasýný öngörebiliyorlar. AB üyesi pek çok devletin Türkiye’nin tam üyeliðine karþý çýktýðýný hesaba kattýðýmýz zaman ortaya tamamen belirsiz bir tablo çýkýyor. Tarihin, geçmiþte olduðundan farklý olarak, artýk on yýllarla deðil, yýl hatta aylarla ölçülecek denli hýz kazandýðý günümüz koþullarýnda, on yýl sonrasý için verilecek sözlerin yapýlacak planlarýn anlamsýz olacaðý açýktýr. Hele de bu, farklý çýkar ve güce sahip sayýsýz devletin iradesine baðlý bir konuysa… Ýþte tüm bu önemsizliðine rað-

12

men, 17 Aralýk’ta “müzakere tarihi” verilmesi konusu, yine de en önemli gündem meselesi olarak getirilip toplumun önüne konuluyor. Yine de bu tartýþmalar vesilesiyle, AB’ye üyelik konusunda proletaryanýn baðýmsýz sýnýf tavrýnýn ne olmasý gerektiði üzerinde bir kez daha durmak, bu baðýmsýz tavrýný ýsrarla vurgulamak gerekiyor.

Burjuva Cephede Durum 17 Aralýk’ta “müzakere tarihi” almak gibi önemsiz bir konuyu, “Türkiye’nin kaderi deðiþecek” denli önemli göstermeyi tekelci sermayenin ve hükümet dahil onun emrindeki kurumlarýn, gündemi doldurma “çabasý olarak ele almak son derece yüzeysel bir yaklaþým olur. AB üyeliði tekelci sermaye sýnýfý ve onun hükümetleri için o derece önemli ve yaþamsal ki, bu yolda atýlan ufak ve önemsiz bir adým dahi onun için büyük deðer taþýyor. Tekelci sermaye sýnýfý, kendisi için yaþamsal önemdeki bir konuda, geniþ yýðýnlarýn desteðini arkasýna almak için, her sýnýfýn yapacaðý þeyi yapýyor: Kendi çýkarlarýný tüm toplumun çýkarlarý gibi öne sürüyor. Türk tekelci sermaye sýnýfý sürekli baskýsý altýnda yaþadýðý bir toplumsal devrim tehdidinden kurtuluþu ve Türkiye kapitalizminin geleceðini AB üyeliðinde gördügü için, Avrupalý emperyalistlerin zincirine baðlanmak anlamýna gelen bu üyelik onun için yaþamsal önemdedir. Dolayýsýyla, AB’ye üyelik yolunda bir yaprak kýmýldamasýný dahi ulusal bayram havasýna sokmasý anlaþýlýr bir durumdur. Tekelci sermaye sýnýfý, AB’ye üye olmakla, toplumsal devrim tehdidiyle baþbaþa kalmaktan kurtulacaðýný; toplumsal devrimi her yöntemle önleme iþine Avrupalý emperyalistleri ortak edeceðini; dahasý, iþsizlik, pazar sorunu, yeni yatýrýmlar ve ileri teknoloji gibi Türkiye kapitalizminin yapýsal sorunlarýný aþacaðýný düþünüyor. Ýþte bu nedenlerle, tekelci sermaye sýnýfý, egemenlik haklarýný devretmek dahil, her türlü koþulu yerine getirmeye; Avrupalý emperyalistlerin istedikleri her tavizi vermeye hazýr olduðunu defalarca göstermiþtir. Geçtiðimiz yaz aylarýnda Kýbrýs’ta yaþanan geliþmeler bunun son örneðidir.

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

Ancak, burjuva sýnýf bir bütün deðildir. Burjuva sýnýfýn farklý bölüklerinin, baþka konularda olduðu gibi, bu konuda da çýkarlarý farklýlaþýyor. Büyük tekelci sermaye dýþýnda kalan daha küçük sermaye gruplarý, AB üyeliðinde kendi kurtuluþlarýný deðil, yok oluþlarýný; kendi sermayelerinin daha büyük gruplar tarafýndan mideye indiriliþini görüyorlar. Ankara Ticaret Odasý ve Ankara Sanayi Odasý’nýn baþýný çektiði bu sermaye kesimleri AB üyeliðine karþý radikal birer “ulusalcý” hatta “anti-emperyalist” kesildiler. Gerçekte bunlarýn ne ulusalcýlýkla ne de anti-emperyalistlikle alakalarý vardýr. Fakat bu kesimler de kendi çýkarlarýný tüm toplumun çýkarlarý; kendi sorunlarýný tüm toplumun sorunlarý gibi öne sürüyor ve geniþ yýðýnlarý bunlar için harekete geçmeye çaðýrýyorlar. Burjuvazinin farklý bölükleri arasýndaki bu çeliþkiler ve çýkar çatýþmalarý AB üyelik yolundaki her adýmda tekrar tekrar alevleniyor. Avrupalý emperyalistlerin Türkiye’den istedikleri her taviz bu kesimler arasýndaki çeliþki ve çatýþmalarý derinleþtiriyor. Bunlar, egemen sýnýf içindeki çeliþki ve çýkar çatýþmalarý olsalar da sonuçta sömürücü sýnýflarý proletarya karþýsýnda zayýflatýp güçten düþürüyor.

Emperyalist Cephede Durum… Türkiye’deki burjuva egemenliði güçten düþüren etkenler bununla sýnýrlý deðil. Emperyalistler arasý çeliþkiler de Türkiye’yi etkiliyor ve sorunlarýn aðýrlaþmasýna yolaçýyor. Herþeyden önce ABD ile belli baþlý Avrupalý emperyalistler (Almanya, Fransa) arasýndaki çeliþkiler Türkiye’yi doðrudan etkiliyor. Avrupalý emperyalistler, ABD’nin truva atý olarak gördükleri Türkiye’yi aralarýna almak ile toplumsal devrimi önlemenin tüm masraflarýný yüklenmek arasýnda gidip geliyorlar. ABD’yle olan çeliþkileri ve ilerde kaçýnýlmaz hale gelecek çatýþmalarý düþündüklerinde, güçlü bir orduya sahip Türkiye’yi yanlarýna çekmenin kendileri için ne derece yararlý olduðunu düþünüyorlar. Geçtiðimiz aylarda, Fransa Cumhurbaþkaný, Türkiye’nin ABD ile AB arasýnda açýk ve kesin bir tercih yapmasý gerektiðini


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Gündem

roletaryanýn Sloganý:

EMEÐÝN OLACAK” açýkça söyledi. Avrupalý emperyalistler, baþlamýþ bulunan paylaþým savaþýnda daha etkili olabilmek için Avrupa ordusu kurma hazýrlýklarýný hýzlandýrdýlar. Önümüzdeki yýlýn baþýnda sayýca az, vurucu gücü yüksek olan ilk askeri birlikler faaliyete geçmiþ olacaklar. Fransa ve Almanya’nýn bu konudaki iþtahlarý biliniyor. Böyle bir iþtah varken ve savaþ için ordu kurma hazýrlýklarý sürdürülürken, en çatýþmalý bölgeler olan Ortadoðu’ya, Kafkaslar’a yakýn, kalabalýk bir orduya sahip Türkiye’yi bir kalemde silmek olmuyor. Demek ki, ABD ile AB arasýnda bir tercih yapmakta zorlanan Türkiye gibi, Avrupalý emperyalistler de iki saman yýðýný arasýnda kararsýz kalmýþ eþþeðe dönmüþler. Türkiye’yi yanlarýna alsalar bir türlü, dýþlasalar bir türlü… Onun için olacak, kapýnýn önünde “müzakere tarihi” yemiyle bir on yýl kadar baðlý tutmayý þimdilik tercih edecek gibiler. Avrupalý emperyalistler, bunu yaparken iþbilir burjuvalar olarak, Türkiye’nin tüm egemenlik haklarýný ellerinden almak, Kýbrýs’ta, Ege sorununda ve daha baþka konularda elini kolunu baðlamak istiyorlar. Kürdistan’a müdahalelerini Kürt Halkýnýn özgürlüðü deðil, emperyalist çýkarlar açýsýndan okumak gerek. Nitekim, AB’den Türkiye’yi demokratikleþtirmesi beklentisi içindeki Kürt Ulusal Hareketi sonunda þu deðerlendirmeyi yapmak zorunda kalmýþtýr: “AB -Kürtlere -tam teslimiyet dayatýyor, Leyla ile oynamak istiyorlarsa buna karþý uyanýk olmalý, Kürtler de bu teslimiyete uyanýk olmalý. Buna karþý demokratik tepkilerini ortaya koysunlar, gösteri yapsýnlar. Haklarýný söke söke almalýlar.” (1 Ekim 2004, Gazeteler) Fakat bunun bir faturasýnýn da olduðunu görüyorlar. Türkiye kapitalist ekonomisinin dev gibi olmuþ sorunlarýnýn altýna girmek, bu sorunlarý çözmeyi üstlenmek kimsenin altýndan kalkabileceði bir durum deðil. Avrupalý emperyalistlerin gözünü korkutan etkenlerin baþýnda bu geliyor. “Kelin merhemi olsa önce baþýna sürerdi.” Avrupalý emperyalistler kendi ekonomileri bunalým içinde ve binbir sorunla boðuþurlarken üstüne bir de Türkiye’nin sorunlarýyla uðraþmak istemiyorlar. Zaten

bu konuda yapacak fazla þeyleri de yok. Ýþsizlik, ekonomik durgunluk, hayat pahalýlýðý, bütçe açýklarý vb. tüm Avrupa ekonomilerini sarmýþ durumda. Türkiye’de günden güne olgunlaþmakta olan toplumsal devrimi önlemesi istenen Avrupanýn kendisi proletaryanýn ve diðer emekçi sýnýflarýn kitle eylemleriyle sarsýlýyor. Almanya, bütün emekçilere karþý son elli yýlýn en aðýr saldýrýsýný baþlatmýþ durumda. Kazanýlmýþ tüm haklar, ezilen, sömürülen yýðýnlardan birer birer ve hýzla geri alýnýyor. Almanya, Avrupalý emperyalistler arasýnda motor ve öncü devlettir. Bunun için, öteki devletlerde neler olacaðýný Almanya’ya bakarak görmek ve anlamak mümkün. Çünkü diðer emperyalist devletler de bir adým atmadan önce gözlerini Almanya’ya çeviriyorlar. Bu durumdaki bir Avrupa’dan Türkiye kapitalizmine bir “hayýr” gelmeyeceðini görmek için çok þey bilmek gerekmiyor.

Küçük Burjuvalar ve Proletarya Proletarya ve diðer emekçi yýðýnlarý burjuvazinin þu ya da bu kesiminin arkasýna takmaya çalýþanlar burjuvalarla sýnýrlý deðil. Bu konuda ikiye ayrýlan küçük-burjuva sol politik örgütlerde ayný çabanýn içindeler. Bu küçük-burjuva örgütlerin bir kýsmý -çoðunlukla yasal reformist partilerle Kürt Ulusal Hareketi- AB’ye üyeliðin Türkiye’de demokratikleþme saðlayacaðý boþ umuduyla Türkiye’nin AB üyeliðini destekliyorlar. Yukarýda aktardýðýmýz deðerlendirmelerine ve “AB bizi çok ucuza sattý, baþta Almanya bizi sattý” sözlerine raðmen Kürt Ulusal Kurtuluþ Hareketi Türkiye’nin AB üyeliði için canla-baþla uðraþýyor. Türkiye’nin AB üyeliðini destekleyen bu kesimler nesnel olarak olduðu kadar pratik olarak da tekelci sermaye sýnýfýyla ayný konum ve çizgiye gelmiþ bulunuyorlar. Tekelci sermayenin emekçi yýðýnlarý arkasýna alma çabalarý bu küçük-burjuva örgütler “sol”dan yardýmcý oluyorlar. Anti emperyalizm adýna AB üyeliðine karþý çýkan kesimlere gelince… Onlar da bu politikalarýyla proletaryanýn baðýmsýz sýnýf politikasý yerine burjuvazinin bir baþ-

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

ka kesiminin peþine takýlmaktan kurtulamýyorlar. Onlar bu politikalarýyla proletaryaya burjuvazinin bir baþka kesiminin kuyruðuna takýlma çaðrýsý yapýyorlar. Gerçekte, AB üyeliðine karþý çýkýþýn, anti-emperyalizmle bir ilgisi yoktur. Zira, emperyalizm ile Türkiye’nin iliþkileri o kadar iç içe geçmiþ ki anti-emperyalizmi ifade edecek tek politika komünist devrim ve iktidarýn ele geçirilmesi çaðrýsýdýr. Bunun dýþýndaki her yol, çözüm ya da politika kapitalist düzenin varlýðýný sürdürmekten, ezilen yýðýnlarý kölelik altýnda tutmaktan baþka bir sonuca yol açmaz. Avrupalý emperyalistlerin demokrasiyle ilgilendiklerini düþünmek onlardan demokratikleþme beklemek, en hafif deðimle, tam bir aymazlýk ve cehalet örneðidir. Bütün emperyalistler, insan haklarý, özgürlük, demokratikleþme vb. þeylerle deðil, ekonomik, politik ve askeri çýkarlarýyla ilgililer. Çýkarlarý gerektirdiðinde en vahþi katliamlarý onaylayacaklarýndan, hatta uygulayacaklarýndan en ufak þüphe duyanlar emperyalizmin karakterini hiç bilmeyenler ve anlamayanlardýr. Türkiye’de Kürt katliamlarý, 19 Aralýk zindan katliamlarý, F-tipi zindanlarýn açýlmasý, iþkenceler vb. hep Avrupalý emperyalistlerin ve ABD’nin izin ve onayýyla gerçekleþtirildi. Türkiye AB’ye üye olsun ya da olmasýn tekelci kapitalist düzen ve emperyalizmle iliþkiler varolduðu sürece, proletarya ve diðer emekçi sýnýflarýn payýna düþen kölelik altýnda yaþamaya devam etmek olacaktýr. Emekçi sýnýflar, kendilerini kölelik altýnda tutacak biçimlerden birini tercih etmek zorunda deðiller. Proletarya, dikkatlerini devrim ve iktidar hedefinden uzaklaþtýracak hiç bir tercih ve öneriye kapýlmamalýdýr. Burjuvazinin sadece bir kesimi nden deðil, tüm kesimlerinden baðýmsýz bir sýnýf politikasý izlemek komünist devrim ve iktidar hedefine sýkýca sarýlmakla mümkündür. Tam da bu nedenlerle burjuvalarýn ve küçük-burjuvalarýn AB konusunda taraf olma çaðrýlarýna karþýlýk proletaryanýn yanýtý “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak!” sloganýnda ifadesini buluyor.

13


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Zindanlar

Zindanlarý Yýkacak, ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!

Remzi Aydýn Ölüm Orucu Eyleminin 532. Gününde ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR

YAÞAMAK

Yaþamak Remzi Aydýn, bugün Ölüm Orucu eyleminin 532. gününde. O Yaþamý deli bir rüzgar gibi savurmaktýr bizde tarihte eþine az rastlanýr bir dirençle, devrimden aldýðý dirençle, devrimden aldýðý güçle savaþýmýný sürdürüyor. Yaþamak fýrtýnalarda boy veren bir aþk gibi Büyük Ölüm Orucu eylemi 5 yýldýr sürüyor. 5 yýldýr devrimci Yaþamak; tutsaklar, devletin her türlü saldýrýsýna göðüs gererek devrimin Celladýn yüzüne tükürür gibi moral gücünü ayakta tuttular. Devrimci iradenin en zor koþullarYýrtýp atmaktýr idam hükümlerini da dahi, nasýl granitten bir duvar gibi dimdik ayakta olduðunu/olacaðýný gösterdiler. Yaþamak; Zulmün hüküm kýldýðý yerde Emekçi halklarýmýz, onlarýn bu kararlýlýðýndan ve sarsýlmazlýTaþ duvarlar yarýnsýzdýr deyip ðýndan çok þey öðrendiler. Bugün herkes biliyor ki, dünyada uðBir nehir gibi ölümüne runa böyle korkusuzca ölüme gidilebilecek komünist ideolojiden akmaktýr yaþamak baþka ideoloji yoktur. Bugün artýk, sadece ve sadece komünistler böyle bir kitle kahramanlýðý gösterebilirler.

Ergül ÇÝÇEKLER Kandýra Nisan 2001

Selam olsun kavganýn ateþini yüreðinde hissedenlere, selam olsun o ateþi bir yaþam boyu taþýyanlara.

ZAFERE KADAR DAÝMA ! Yaþamýn cüretini kuþananlara, direncin, insanca yaþamýn onurunu eriyen hücrelerinde gösterenlere selam olsun... Ve ey gece rüyalarýnda devrimcilerin öfkesiyle kan ter içinde uyananlar, tarihin hükmünden kurtulamayacaksýnýz! Gördüðünüz rüyalar sonun baþlangýcý. Sizleri asla affetmeyeceðiz, nerede olursanýz olun bulup hesap soracaðýz! Bilesiniz. Tüm yok saymalara, aðýr sansürlere raðmen tutsaklarýn sesini boðamazsýnýz. 5. yýlýna giren Ölüm Orucu eylemi, halkýn-sýnýfýn geleceðe dair düþlerinde kazanýlmýþ bir zafer olarak tarihteki yerini aldý. Ölüm Orucu, her þeye raðmen sürüyor. Zaferin, gelecek güzel günlerin, sosyalizmin habercisidir Ölüm Orucu. REMZÝ AYDIN YALNIZ DEÐÝLDÝR! ÖLÜM ORUCU SAVAÞÇILARI YALNIZ DEÐÝLDÝR!

REMZÝ AYDIN YALNIZ DEÐÝLDÝR 05 Kasým 2004 tarihinde Hatay’ýn Harbiye beldesinde Remzi Aydýn yoldaþýmýz ve ezilen sömürülen halklarýmýz için hazýrladýðýmýz kuþlamalar yapýldý. Kuþlamalarda; “Remzi Aydýn Ölüm Orucu Eyleminin 500’lü Günlerinde!”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði!”, “Zindanlarý Yýkacaðýz Zaferi Biz Kazanacaðýz!”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her þey Emeðin Olacak!”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük!”, “Tutsaklar Özgürleþtirilmeden Emekçiler Özgürleþmez” yazýlýydý. Kuþlamalar bir anda Harbiye’deki Pazar yeri, cadde ve sokaklarý kapladý. Remzi Aydýn’ý sahiplenmek ve ona destek çýkmak herkesin görevidir. SAVRA SAVRA HATTA NASR DEVRÝM DEVRÝM ZAFERE KADAR

Trabzon’dan DÖB’lü Bir Öðrenci

14

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

Akdeniz’den Genç Leninistler


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Ölüm Orucu

Ölüm Orucu Eylemi Er Ya Da Geç ZAFERE ULAÞACAKTIR

“Ölüm Orucu Sürüyor”… Artýk bu sloganý duymayan, bilmeyen kalmadý. Devletin tüm saldýrýlarýna, ayak oyunlarýyla Ölüm Orucunu boþa çýkarma, basýna ve medyaya baský yaparak Ölüm Orucu etrafýnda bir sessizlik duvarý örme çabasýna karþý bu slogan, her yerde duyuldu. Oportünistler Ölüm Orucunu býraktýklarý zaman, devletin “Ölüm Orucu bitti” þeklindeki propagandasýna karþý da bu slogan öne çýktý. 28 Kasým Pazar günü F tipi zindanlar ve Yeni Ceza Yasasý’ný protesto etmek, Remzi AYDIN’ýn Ölüm Orucu eyleminin 520’li günlerinde olduðunu, tüm baskýlara karþý Ölüm Orucunun sürdüðünü basýna ve kamuoyuna duyurmak amacýyla DETAK’lýlar, Taksim Meydaný’na çýktýlar. Üzerinde “Ölüm Orucu Sürüyor-DETAK” yazan bir pankart açan, Ölüm Orucu Eylemi’nin 500’lü günlerinde olan Remzi AYDIN’ýn resimlerini taþýyan DETAK’lýlar burada bir basýn açýklamasý yapmak istediler. Basýn açýklamasýnýn baþladýðý sýralarda DETAK’lýlara azgýnca saldýrdý. DETAK’lýlar, polisin saldýrýsýna sloganlar atarak karþý koydular. Polis, DETAK’lýlarý zor kullanarak güçlükle gözaltýna alabildi.DETAK’lýlar, otobüs içinde de slogan atmayý sürdürdüler. Polislerin küfürlerine ve tehditlerine de gereken ceva-

bý veren DETAK’lýlar, ayný zamanda otobüsün camlarýný açarak slogan atmayý, propaganda yapmayý sürdürdüler. Polisin iþkenceci yüzünü bir kez daha teþhir eden DETAK’lýlar, otobüsün camlarýndan Ölüm Orucunun sürdüðünü, Remzi AYDIN’ýn yalnýz olmadýðýný haykýrmaya devam ettiler. Polis, otobüs içerisinde de saldýrýsýný sürdürmüþ ve insanlarý yaralamýþtýr. Konuyla ilgili 30 Kasým günü Ýstanbul ÝHD þubesinde DETAK’lýlar tarafýndan bir basýn açýklamasý yapýldý. DETAK adýna Ercan Tilmaþ’ýn okuduðu açýklamada “Ölüm Orucu eyleminde olan devrimci tutsaklarýn sesini duyurmak amacýyla, 28 Kasým günü yapmak istediðimiz basýn açýklamasýna polis müdahale etti ve 20’ye yakýn arkadaþýmýzý zorla gözaltýna aldý. Polis otobüslerindeki kararlý tavrýmýz karþýsýnda çaresiz kalan polis, bize azgýnca saldýrdý. Hakaret ve küfürlerle bizleri darp ettiler. Kollarýmýzý tutmak suretiyle yüzümüze, baþýmýza, boynumuza gaz sýktýlar” dedi. Ayrýca Yeni Ceza Ýnfaz konusunda ise “Yeni Ceza Ýnfaz Yasasýyla, zindanlardaki saldýrýlar daha da yoðunlaþacak, katliamlar hýz kazanacak. Bütün bunlara karþý Ölüm Orucu eylemi er ya da geç zafere ulaþacaktýr” denildi.

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

15


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Devrim Savaþçýlarý

YOLDAÞININ ANLATIMINDAN KOMBATIMIZ ibelimize dair anlattýðýn özellik, Kaptanýmýzýn özelliðiyle benzeþiyor. O da pek çok þeye önce itiraz eder, peþin peþin kabullenmezdi. Ama gerek iknayla, gerekse disiplin gereði, bir kez iþe giriþtikten sonra üzerine düþeni en iyi þekilde yerine getirirdi. Ah siz onu o sabah izleyecektiniz! Yeni yatmýþtým ve seslerle gözümü açar açmaz, “Gün yiðitlik günü!..” diye ajitasyona baþlayarak fýrladým. Ýlk karþýma çýkan Kaptanýmýz oldu. O ki, dýþarýda nasýl da heyecanlý olurdu eylemlerde. Ama geçen mücadele yýllarý, onu tam bir kombat yapmýþ; inanýn, þairin dediði gibi, “çocuklar gibi þen”di. “Kombat sensin, ne dersen herkes onu yapacak, haydi” dedim. Ama o bir kenarda durup herkese görevler yaðdýrmýyor, her yere, her iþe bizzat koþturuyordu. Nasýl anlatýlýr… çocuklar gibi þendi iþte. Birkaç kez uyarmak zorunda kaldým: “her yere sen koþturuyorsun, bak boþ bekleyenler var, görev ver” falan diye… o durup, iþinin arasýnda birkaç þey söylüyor saða sola ama tam gaz devam ediyordu koþturmaya. En riskli yer nerdeyse oraya koþturuyordu. Hele bir sahne var ki, görülmeye deðerdi; geçmiþ pencerenin kenarýna, dýþarýdakilere anons yapýyordu. “Ey kahraman Türk ordusu, etrafýnýz sarýldý, teslim olun, boþuna direnmeyin, kurtulamazsýnýz!”… Böyle bir anons iþte. Gözleri nasýl gülüyordu hýnzýr hýnzýr. Çocuklar gibi iþte… Halaydan sonra onlar (10-12 kiþi kadar) havalandýrmada kalmýþ, yaralanmýþ, içeri girememiþlerdi. Aðýr yaralý olan bir Mu-

S

16

rat’ýmýzdý, birkaç kiþi de daha yaralar vardý. Yaklaþýk bir saat onlar içeri giremedi, biz de dýþarý çýkamadýk, çýkmadýk. Zaten Cengiz, Ali ve Mustafa’nýn ölmesi ve onlarca insanýn yaralanmasý hep o aþamadan sonra, bizim bulunduðumuz daracýk yerde olmuþtu. En son biz dýþarý çýkana kadar Murat’ýn bilinci açýkmýþ ve yanýndaki yoldaþla konuþuyormuþ. O’na moral vermeye çalýþýyor, espriler yapýyor, tek tek yoldaþlara dair bir þeyler söylüyor, bayram hayalleri kurup anlatýyormuþ. (O arada onlarý içeri alma giriþimlerimiz iþe yaramamýþtý, ileriye doðru hareket etmeye kalktýkça taranýyordu önleri –bizi dýþarý çýkarmaya çalýþýyorlardý- ve aslýnda bütün mesele, çýkýþta ellerinin havada olup olmadýðýydý, oluk oluk kan, bunun için verildi.) Bahçeye çýkar çýkmaz O’na koþtum… Bilinci henüz kapanmýþtý. Sadece gözleri yaþýyordu… Hareketsiz ve geniþçe açýlmýþ gözleri… Ne bir ses ne bir nefes… En küçük bir acý iþareti de yok. Yarým saat sürmüþ olmalý; hiç susmadan (ne dediðimi ben de bilmiyorum) konuþtum, konuþtum… bileklerine, alnýna, boynuna masaj gibi çaresiz þeyler… Kan kesici iðne gibi iþe yaramaz þeyler… Belli belirsiz olan nabýz artýk tamamen hissedilmez olmuþtu. Ara sýra kontrol çekmek için uðruyordu saðlýkçýlar.. En son bir tanesi “þehit düþmüþ” dedi. Kabullenmek istemedim, inanmak istemedim… Tekrar tekrar çaðýrýp baktýrdým… Baþkalarýný çaðýrýp baktýrdým… Hepsi ayný þeyi söylüyordu. Ama yoldaþýmýzýn göðsü (sadece göð30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

sü) sýcaktý halen; nasýl kabullenilir ki! Kurban olduðum! Son nefesini verdiðinde de sanki hala yaþýyordu o gülen gözleri… öyle rahat, öyle temiz gökyüzüne bakýyordu hala. Bayraklaþmanýn keyfini çýkarýr gibiydi. Yarým saat mi bir saat mi bilmem, kucaðýmda yattý, sessiz ve hareketsiz ve tek bir acý belirtisi belirmedi yüzünde. Simsiyah gaz lekelerinin arasýndan bir çift ýþýk parlýyordu yüzünde. Lekesiz bir gurur ve huzursuz bir huzur kaynaðý. Öptüm ve kapattým yoldaþ gözleri… içime gömdüm. Bir yoldaþýn yerinde söylemiyle, o bizim Rahimov-Baumann-Dzerjnski’mizdi. Böyle, yeri doldurulamaz bir yiðidimizdi o. Sibelimizi tanýyamadým. Ne yazýk ki o þerefe ulaþamadým. Onlardan öðrenecek ne çok þeyimiz var. Kaptanýmýzý hepiniz tanýyorsunuz zaten. Ama geçen yýllar boyunca hep ileri gittiðini söylemeliyim. Onu düþünüp, dalýp dalýp gidiyorum bazen. O kadar çok þey paylaþtýk ki, her þey, her olay, her söz bana hep onu hatýrlatýyor. Zaman zaman Kaptanýmýza dair sohbetler ederiz böyle. Ama o kadar zor ki, gidenlerimizi anlatmak. Bunun nasýl bir zorluk, nasýl bir stres olduðunu biliyor, yaþýyorsunuz zaten sizler de. Ne diyeyim… baðrýndan böyle yiðitleri, hem de yüzlerle, binlerle çýkaran, hem de onyýllar boyu aralýksýz çýkaran bir halk ve onun davasý yenilmez.


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Katliam Anlatýmlarýndan mayacak ama biz döneceðiz. O zaman bu büyük kahramanlýðý yaratan insanlarýn gururuyla dolu olacak içimiz. Devrimin birgün tüm zindanlarý yýkarak devrimci tutsaklarý özgürleþtireceðini biliyorduk. Buna bugünde inanýyoruz. Yani “hala peþindeyiz o eski düþün”. Çanakkale’deki yoldaþlar olarak bizi en çok etkileyen Fidan Kalþen’in kendisini yakmasý oldu. Yanýk insanýn etinin kokusunu ilk defa genizlerimizde hissettik. Anlatýlmasý imkansýz bir þey bu. Biri gözlerinizin önünde çýra gibi yanýyor; adeta “ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasýl çýkar karanlýklar aydýnlýða” diyor. O anda kendimi tutamayýp aðladýðýmý hatýrlýyorum. Ve baðýra baðýra Hasan Hüseyin’in “Ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz bir gider, bin geliriz bizi vurmak kurtuluþ mu” þiirini okuduðumu. Kim bilir belki de Fidan’ýn duyabildiði son ses bu olmuþtur… Murat yoldaþýn ölümsüzleþtiðini duymamýþtýk hiçbirimiz ama ilk gün operasyonun Saðmalcýlar’da sürdüðünü biliyorduk. Yoldaþlarýmýz için kaygýlanýyorduk. Onlarýn saçlarýnýn teline en ufak bir zarar gelsin istemiyorduk. Her birinin yüzü geçiyordu gözlerimizin önünden… bir yandan görev yerlerimizde duruyor, bir yandan yoldaþlarla ve siper yoldaþlarýmýzla sohbet ediyor, bir yandan düþünüyorduk. Belki de birbirimize son sözlerimizi söylüyorduk. Bir yoldaþa Nazým’ýn Memleketimden Ýnsan Manzaralarý’nda anlattýðý Gabriel Peri’yle ilgili bölümü okuduðumu hatýrlýyorum:

BÝR SEVDADIR BÖYLESÝNE YAÞAMAK lucanlar katliamý sonrasý bekleyiþ sürüyordu. Ankara’nýn göbeðinde 10 devrimci tutsaðý vahþice katledenlerin baþka yerler de de buna yeltenebileceðini biliyorduk. Devlet, cezaevi savaþlarýný baþlatmýþtý. Devrimin bu güçlü damarýný kesmek, devrimci tutsaklarýn, devrimci düþünceleri iþçi sýnýfý ve emekçilere taþýnmasýný engellemek istiyordu. Devrimci tutsaklarýn cezaevlerinde oluþturduklarý devrimci yaþam, emekçi halk için örnek teþkil ediyordu. En zor koþullar altýnda, büyük bedeller pahasýna kurulan bu yaþam biçimi devlet için baþlý baþýna bir tehlike içeriyordu. Ya toplumun ezilen ve sömürülen “baldýrý çýplaklar”ý devrimciler gibi yaþamaya ve düþünmeye baþlarlarsa ne olurdu? Ýþte bunu düþünmek bile devleti istim üzerinde tutmaya yetiyordu. Devrimci durum koþullarýnda emekçi halkýn devrimci tutsaklardan ilham almasý sistemin sonunu getirebilirdi. Devrimin gücü kendisini en açýk biçimde þekilde zindanlarda gösteriyordu. Bu nedenle öncelikle buraya saldýrmayý planladýlar. Eðer bu moral kalelerini çökertebilirlerse halka yönelik saldýrýlarýný daha kolay hayat geçirebilirlerdi. Ulucanlar katliamýyla hem devrimci tutsaklarýn hem de emekçi halkýn yüreðine korku salmak istediler. Ama bunu baþaramadýlar. Ulucanlar katliamýnda CMK’nýn (Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu) kararý ile devrimcilerin bulunduðu tüm zindanlarda harekete geçildi. Fiili eylemlerle operasyonun yaygýnlaþmasý engellendi. Devlet daha sonra yapacaðý açýklamada, 19 Aralýk’ý Ulucanlar katliamý sýrasýnda planladýðýný itiraf edecekti. 19 Aralýk günü nöbetçilerin “koridorlarda asker var” sesleniþiyle uyandýk. Bekliyorduk, hazýrlýklarýmýzý buna göre yapmýþtýk. Artýk zindanlarda farklý bir dönem baþlýyordu. Yüreðimizi ve bilincimizi buna göre hazýrlamýþtýk. Ne pahasýna olursa olsun direnecek, bu saldýrýyla devletin hedeflediði þeyleri boþa çýkartacaktýk. Tarihin bu kesitinde üzerimize düþen, yoldaþlarýmýza ve tüm dünya devrimcilerine büyük bir miras býrakmaktý. Herkes, tüm dünya, bizlerin burada nasýl direndiðimizi, nasýl mücadele ettiðimizi bilecek, duyacaktý. Devrimcilerin baþýnýn asla eðilemeyeceðini herkes görecekti. Kendi özgülümüzde, herkesin Denizlerin yoldaþlarýnýn nasýl onlara layýk olduðunu göreceklerini düþünüyorduk. Denizlerin yoldaþý olma onuruna layýk olabildiðimiz için gurur duyuyorduk. Saldýrýnýn tüm safhalarý boyunca her bir Leninist’in bunu düþündüðüne eminim. Biz o gün diyorduk ki, birgün buraya yeniden döneceðiz. Belki bazýlarýmýz aramýzda ol-

U

Çanakkale Zindaný

“Piþman deðildi 902’de baþlayan ve bu sabah þafakla bitecek olaný elden gelseydi tekrarlamak tekrarlardý yine ayný yerden baþlayýp, ayný yoldan geçerek ve yine gerekirse ayný yerde bitirmek üzere kafasýyla kitaplarýn arasýndan gelmiþti kavgaya fakat sadýk kalmýþtý ona namuslu bir amele gibi.” Bunlar duygularýn en yoðun olduðu anlardý. 58 saat boyunca direndik Çanakkale’de. Biz çoðu zaman ayaktaydýk. Kah oraya kah buraya koþuyorduk. EMEP’liler bizi orada býrakýp dýþarý çýktýklarýnda bize dönük “teslim olun” anonslarý artmýþtý. Ve atýlan gazlar, sýkýlan su ve uzaktan kurþunlamalarda… Grayderlerle duvarlarý yýkýyorlardý. Ýnsanlar yoðun gazýn etkisiyle boðuluyordu adeta. Ölüm Orucu savaþçýlarý daha kötü etkileniyorlardý doðal olarak. Onlarýn olduðu bölüme daha yoðun gaz bombasý atýlýyordu. Üst katý delmiþlerdi gaz bombasýný oradan atýyorlardý. Bir battaniye alýp Ölüm Orucu savaþçýlarýnýn üzerine gaz bombasý attýklarý bir deliðin tam karþýsýna tuttum. Artýk gözümde her þey ufalmýþtý. Fidan’ý düþünüyordum. “Ölüm dediðin nedir ki?” Ben battaniyeyi delip göðsüme gelecek bir kurþunu ya da bombayý bekliyordum, ama atýlan bir þey kolumu ve vücudumu yaktý. Bunun ne olduðunu anlayamadým; ama yere düþtüm ve vücudumda dolaþýp beni yakan cismi çýkarmaya çalýþtým. Bir yoldaþ yaný baþýmdaydý ve o da ayný þeyi arýyordu. Sonra bayýlmýþým. Yoldaþ da beni baþka bir yere taþýmýþ. Orada kendime gelmiþim. Sonra baþka bir arkadaþýn beni kaldýrdýðýný gördüm. Bu arkadaþ bana “gel Vefa” dedi “çýkýyoruz”. O’na yaslanarak koridordan çýktým. Bu arkadaþ daha sonra Tekirdað Zindanýnda Ölüm Orucunda kendini yakarak feda eden Nail Çavuþ’tu. 19 Aralýk katliamý, içinde birçok kahramanlýk öyküsünü barýndýrýyor. Bu adsýz kahramanlar henüz yaþadýklarýný yazmadýlar belki; ama mutlaka yazýlmalý. Bizden sonraki kuþaklar bu büyük direniþi bu büyük savaþý öðrenmeli.

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

17


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Katliam Anlatýmlarýndan

“ÖLECEÐÝZ AMA ASLA TESLÝM OLMAYACAÐIZ!” evrimimizin en önemli cephelerinden biri olan zindanlarda savaþ; devrim ve karþý-devrimin en açýk, çýplak, beden-bedene çarpýþmalarýyla süregeldi. Sermaye sýnýfýnýn büyük katliamlar gerçekleþtirmeyi göze alarak yaptýðý saldýrýlarýn esas nedeni yükselen devrim korkusudur. Bu korku boþuna deðildir. Emperyalist-kapitalist dünyanýn büyük bir hýzla sürmekte olan çöküþü ve elinde bulundurduðu tarihsel inisiyatifi yitiriþi onu,insanlýðýn yüz yüze kaldýðý en vahþi saldýrýlara yöneltmektedir. Sermaye sýnýfýnýn devrim belasýndan kurtulmak , kaçýrmýþ olduðu tarihsel inisiyatifi yeniden ele geçirmek için toplumun tüm ezilen sýnýflarý üzerinde aðýr baský ve zulüm politikalarýný hayata geçirmekten baþka bir seçeneði yoktur. 19 Aralýk 2000’de yirmi zindana birden ayný anda yapýlan saldýrýlarýn temel nedeni de budur. Emperyalizmin ekonomik ilhaký sonuna kadar vardýrmak istemesi ancak “Topyekün bir savaþ”la mümkün olabilirdi. Bunun da ezilen-sömürülen iþçi ve emekçi yýðýnlarýn kitlesel ayaklanmalarýna yol açmasý kaçýnýlmazdý. Süreç daha büyük çatýþma ve çarpýþmalara doðru yol alýyordu. Sermaye sýnýfýnýn bu çarpýþmalarý kazanabilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak duran zindan cephesinin bertaraf edilmesi hayati önemdeydi çünkü; zindanlar devrimimizin en büyük moral kaynaðý ve devrimci iradenin direnç kaleleri durumundaydýlar. Zindanlar üzerinde egemenlik saðlamaya çalýþan ve Ulucanlar, Diyarbakýr, Buca ve Ümraniye’de birbiri ardýna en vahþi katliamlarý gerçekleþtiren devletin daha kapsamlý saldýrý planlarý içinde olduðu biliniyordu. Emperyalizmin ve iþbirlikçi sermaye sýnýfýnýn, dizginsiz sömürüsünün ve tüm toplumu sindirerek teslim almasýnýn önündeki en büyük engellerden biri olarak duran zindanlar; 19 Aralýk sabahý gözlerini yeni bir çarpýþmaya açtý. Devrimimizi yeni kahramanlýklar, yeni yiðitlikler, yeni zaferler bekliyordu. Tarihe 4 gün savaþlarý olarak geçen ve en eþitsiz koþullarda sürdürülen zindan savaþlarýnda Ümraniye Zindaný’ndaydým. Sabaha karþý “Saldýrý var” sesleriyle inleyen koðuþlar bir anda ha-

D

18

rekete geçmiþ, beklenen saldýrýya hazýrlýklý olan tutsaklar sinsice, korkakça yaklaþan düþmanýn ilk saldýrý giriþimini geri püskürtmüþtü. Silah olarak kullanýlabilecek ne varsa ellerine geçiren tutsaklar artýk sonuna kadar çarpýþmaya hazýrdý. Herkesin gözlerinden büyük bir coþku, moral ve tarihi bir görevi omuzlamanýn gururu okunuyordu. Dýþarýdan yükselen “Teslim Olun” çaðrýlarýna tüm yüreklerden tek bir cevap veriliyordu; “Asla!..”, “Öleceðiz ama asla teslim olmayacaðýz!..”. Ýlk anda geri çekilmek zorunda kalan düþman bir daha yaklaþmaya cesaret edemiyor, uzun namlulu silahlarla sürekli tarama yapýyordu. Bütün koðuþlar maltaya toplanmýþ ve her iki giriþ de barikatlarla kapatýlmýþtý. Koðuþlarýn tamamý tutsaklarýn denetimindeydi. Bu arada canlý yayýna geçen TV’den operasyonun 20 zindanda ayný anda baþlatýldýðýný öðrenmiþtik. Herkes diðer zindanlarý merak etmeye baþlamýþtý, özellikle de B.paþa zindanýný…Devletin büyük bir katliama hazýr olduðunu ve Ulucanlar’da olduðu gibi hedef gözeterek ölümleri gerçekleþtireceðini biliyorduk. Yüreklerimiz ve aklýmýz diðer zindanlardaki yoldaþlarýmýzdaydý. Bu duyguyu anlatabilmek çok zor… Hepimiz ayný kurþun ve bomba yaðmurlarý altýndayken ve ayný þekilde bir ölümle yüzyüzeyken aklýmýz diðer zindanlardaydý. Haberler ölümsüzleþenlerimizin isimlerini sýralamaya baþlamýþtý… Nasýl da hýzlý sýralanmaya baþlamýþtý isimler… Her isim bir býçak gibi delip geçse de, bastýrýp ellerimizi yüreklerimize sloganlarýmýzla uðurluyorduk ölümsüzleþenlerimizi. Tüm gözleri yalayýp geçen acý, sýkýlý yumruklarda öfkeyi, kini, nefreti büyütüyordu. Her bir canýmýzýn hesabý sorulacak, onlar gibi dövüþülecek, onlar gibi savaþýlarak ölünecekti. En iyilerimiz, en yiðitlerimiz hiç tereddütsüz çýplak bedenini bir kurþun gibi sürüyordu namluya. Ve her düþen beden zindan savaþýnýn zaferini muþtuluyordu. Teslim olmuyordu hiçbir zindan, teslim alamýyorlardý… Düþmanýn en geliþmiþ silahlarý karþýsýndaki çýplak bedenleri, çelikten bir zýrh gibi sarýyordu devrimci irade. Ölüm hiçleþmiþ, kucaklaþýlacak zaferin adý olmuþtu. Hiç susmayan silah ve bomba sesleri arasýnda geçen birinci günün ardýndan düþman yeni bir

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

saldýrýya geçti. B.paþa zindaný onlarca ölü ve yüzlerce yaralý sonucu ele geçirilmiþti ve diðerlerinin de en kýsa süre de iþinin bitirilmesi amaçlanýyordu. Bütün dünyaya canlý yayýn yapýlarak seyrettirilen katliamlarýn duvarlarýn dýþýnda yaratacaðý etkiyi biliyorduk. Emekçi halklarýn öncüsü devrimci-komünist güçler nasýl savaþýlacaðýný ve teslim olunmayacaðýný bütün devrim güçlerine göstermeliydiler. Þimdi ele geçirilen zindanlarýn da sorumluluðu üzerimizdeydi. Savaþ mümkün olan en uzun süreye yayýlmalýydý… Saldýrýlarýný yoðunlaþtýran düþman, koðuþlarýn çatýlarýný, iþ makinalarýyla duvarlarý delerek ilerlemeye çalýþýyordu. Yoðun tarama ve binlerce gaz bombasýyla içeriye girmeye çalýþýlýnca tutsaklar iki bölüme ayrýlmak zorunda kaldý. Göz gözü görmüyordu. Bir çok kiþi yaralanmasýna raðmen büyük bir dirençle ayakta kalmaya devam ediyordu. Kimsenin yüzünde ne en ufak bir yýlgýnlýk ne de kaygý vardý. Gaz bombalarýndan simsiyah olmuþ yüzlerde gözler ýþýl ýþýl parýldamaya devam ediyordu. Yoldaþlarýn bir kýsmý diðer taraftaki koðuþta kalmýþtý. Bulunduðumuz koðuþlarýn tepesinden rasgele sürekli taranýyor, bomba yaðmuruna tutuluyorduk. Karþý koðuþun pencerelerinden alevler yükseliyordu. Orada bulunan tutsaklarýn büyük bölümünün ölümsüzleþtiðini düþündüm. Daha dün B.paþa zindanýn da yangýn bombalarýyla saldýrýp 6 bayan tutsaðý diri diri yakmamýþlar mýydý? Bir elin, yüreðimi avuçlayýp sýktýkça sýktýðýný hissediyordum. Yanýmda bulunan yoldaþlarýmýn yüzlerinde gezdiriyordum gözlerimi… Kim bilir belki de birkaç dakika sonra gözlerdeki o ýþýltýlar donup kalacaktý yüzlerinde! Þimdiye kadar romanlarda okuduðumuz savaþ cephelerinin görüntülerinden farklý deðildi yaþadýklarýmýz. Aðýzlarýndan tek bir ah bile çýkmayan yaralýlarýmýz, çaresizlik içinde elini yaralýlarýn üzerinde gezindiren hemþirelerimiz, günlerdir süren uykusuzluða ve açlýða-susuzluða raðmen dimdik ayakta düþmaný bekleyen savaþçýlarýmýz… En olanaksýz koþullarda bile böylesine büyük bir inanç ve kararlýlýkla savaþý sürdürmeyi göze alanlarý yenmek, teslim almak mümkün olabilir miydi? Dört bir taraftan binlerce silahlý güçle kuþatýlmasýna raðmen “Asýl siz teslim olun” diye haykýran sesleri susturabilmek mümkün müydü? Mümkün olmadý…Tek bir devrimci tutsaða bile boyun eðdiremediler. Eðdiremedikleri için de büyük vahþetler eþliðinde katletmeye giriþtiler. Dört gün boyunca büyük kahramanlýk örnekleri yaratarak zindan savaþlarýný sürdüren tutsaklar, yaralý ve yarý baygýn haldeyken büyük bir zorbalýk ve iþkenceler eþliðinde dýþarýya çýkarýldýlar. Tarihin tanýklýk ettiði en büyük zindan katliamýyla F Tipi zindanlara nakledilmeye çalýþýlan devrimci tutsaklarý, kazandýklarý zaferleri çoðaltmaya çaðýran yeni yeni çarpýþmalar bekliyordu.


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Devrime Adanmýþ Yaþamlar

Proletaryanýn Kapitalizme Karþý Savaþýnýn Büyük "General"i: FRIEDRICH ENGELS

B

ütün bir Avrupa’da “Kýzýl bir hayalet” dolaþýrken, bu “hayalet” in bir gün dünyaya egemen olacaðýný insanlýðýn kulaðýna fýsýldayan iki genç bilim adamý da, Avrupa’yý dolaþýyordu. “Kýzýl hayalet”ten ölesiye korkan burjuvazi, proletaryaya devrim ilhamý veren Karl Marx ve Friedrich Engels’i sürekli takip altýnda tutuyor ve kovuþturmaya uðratýyordu. Kuþkusuz Marx ve Engels’in yaydýðý düþünceler, burjuvazi için tehlikeliydi; onlar “devrim” gibi tehlikeli düþüncelere sahiptiler. Marx’ýn adý daha o tarihte “kýzýl terörün doktoru”na çýkmýþtý. Engels’e gelince “proletaryanýn yalnýzca acý çeken bir sýnýf olmadýðýný, içinde bulunduðu yüzkarasý ekonomik durumun onu hiç durmadan ileriye ittiðini ve mutlak kurtuluþu için savaþmaya zorladýðýný ilk önce Engels söylemiþtir” diyor Lenin. Proletaryanýn burjuvaziye karþý sýnýf savaþýmýnýn, bu eþsiz senfoninin, “ikinci keman”ý olan Engels, 28 Kasým 1820 ‘de Prusya’nýn Ren Eyaletindeki Barmen kentinde bir dokuma fabrikatörünün oðlu olarak doðdu. Ýþçilerin nasýl sömürüldüðünü çocukluðundan baþlayarak bizzat gözlemledi. Daha çocukken baðýmsýz davranýþlarýyla akranlarý arasýnda dikkati çekiyor. Hiçbir þey onu körü körüne baþ eðmeye zorlayamýyor. Bunun yaný sýra alçak gönüllülük, içtenlik, doðruluk gibi sonraki yaþamýnda da belirleyici olan özellikleri daha o yýllarda þekilleniyor. Zorunluluklar dolayýsýyla lise öðrenimini yarýda býrakýp babasýnýn malikanesinde çalýþmaya baþlýyor: ama hiçbir zaman klasik bir iþveren olamýyor. Tam tersine iþçilerle yakýndan kurduðu diyalog onun daha derinlemesine düþünmesine vesile oluyor. Daha sonraki yýllarda söyleyeceði þu sözler, hiç kuþku yok ki, bu dönemde kafasýnda þekilleniyor: “Bir düþüncenin sonsuzluðuna, ebedi gerçeðin zaferine olan inanç, bu düþüncenin hiçbir zaman ikileme düþmeyeceðinden, yolunu hiçbir zaman þaþýrmayacaðýndan emin olmaktýr; Tüm dünya ona karþý çýkýyor olsa da…Varsýn bizim için, düþüncelerimiz uðruna kolaylýkla feda edebileceðimiz sevgi, çýkar, zenginlik olmasýn; bu düþünce bize her þeyin kat kat fazlasýný verecektir! Savaþacak ve kanýmýzý dökeceðiz, düþmanýn acýmasýz gözlerine korkusuzca bakacaðýz ve son nefesimize kadar savaþacaðýz! Bayraðýmýzýn daðlarýn doruklarýnda nasýl dalgalandýðýný görmüyor musunuz? Yoldaþlarýmýzýn kýlýçlarýnýn nasýl parladýðýný, miðferlerinin uçlarýnýn nasýl ýþýldadýðýný görmüyor musunuz? Onlarýn ordularý, dört bir yandan harekete geçmiþ, vadilerden bize doðru koþuyor, þarkýlar söyleyerek daðdan iniyor. Büyük karar günü, halklarýn kavga günü yaklaþýyor ve zafer halklarýn olacaktýr!” (Galina Serebr-

yakova, Ateþi Çalmak 5, s.268) Engels, bilimsel sosyalist düþüncelere ulaþmadan önce, ilkin Hegel’in düþüncelerini benimsiyor. Onun diyalektik yönteminden oldukça etkileniyor. Sonradan askerliðini yapmak için geldiði Berlin’de Genç Hegelciler ile tanýþýyor. Proletaryanýn iki büyük öðretmeninin yollarý farklý yerlerden gelerek burada kesiþiyor. Engels, Marx’ýn adýný bu yýllarda duyuyor ve onun yürekli bir dava adamý olduðunu hemen anlýyor. Yýllarca sürecek büyük dostluðun ve yoldaþlýðýn temellerinin ilk atýldýðý yer Marx’ýn yazý iþleri müdürü olduðu Rheinische Zeitung gazetesi oluyor. Engels’in sosyalist görüþlerinin filizlenmesi ise bu görüþmenin hemen sonrasýna denk gelen Ýngiltere seyahatinde oluyor. Engels, Ýngiltere’de uzunca bir süre kalýyor ve 1845 yýlýnda “Ýngiltere’de Emekçi Sýnýflarýn Durumu” adlý kitabý yazýyor. Engels, engin gözlem yeteneði sayesinde Ýngiltere’deki iþçi ve emekçilerin yaþadýðý koþullarý kitabýnda mükemmel bir þekilde yansýtýyor. Ve bu kitap, o yýllarda büyük yanký yaratýyor. Marx ve Engels, 1845 yýlýnda Brüksel’de yeniden bir araya geliyorlar ve yan yana kiraladýklarý evlerde kalýyorlar. Bu yýllarda tarihsel materyalist dünya görüþü hakkýnda ikisinin kafasýnda ayrý ayrý oluþan düþünceleri bir araya getirmeleri ve tartýþmalarý mümkün oluyor. Daha sonralarý bu ortak düþünceleri önce her birinin ayrý ayrý bölümlerini yazdýklarý Kutsal Aile’de, sonra tam bir kaynaþma olan Alman Ýdeolojisi’nde ve nihayet tüm hepsinin özeti sayýlabilecek Komünist Manifesto’da ifade ediyorlar. Marx, her zaman Engels’in ansiklopedik bilgisine, þaþýlasý belleðine, uzak görüþlülüðüne ilgilendiði konularýn çok yönlülüðüne hayranlýk duyuyor. Engels, zamanla tarih, felsefe, doða bilimleri, taktik ve strateji ve askeri konularda bir otorite durumuna geliyor. Marx’ýn çocuklarýnýn ona taktýklarý “General” lakabý, tamý tamýna yerine oturuyor. Çünkü Engels, barikat savaþlarýnýn askeri taktikleri üzerine düþünen, iþçi sýnýfýnýn ilk askeri teorisyeniydi. 1848 yýlýnda tüm Avrupa’yý saran devrimler sýrasýnda O, bu konu üzerinde özellikle durmuþ ve iþçi sýnýfýnýn yenilgisinin nedenleri üzerine kafa yormuþtu. “Bu demek midir ki, gelecekte sokak çatýþmasý hiçbir rol oynamayacaktýr? Hiç de deðil. Yalnýz þu demektir: 1848’den bu yana koþullar sivil savaþçýlar için çok daha elveriþsiz, birlikler için çok daha elveriþli olmuþtur. Þu halde bir sokak çatýþmasý, gelecekte ancak bu elveriþsiz durum baþka etmenlerle giderildiði takdirde baþarýlý olabilir. Onun için sokak çatýþmasý, büyük bir devrimin baþlarýnda, geliþmesi sýrasýnda olduðundan daha seyrek olacaktýr ve bu iþe da-

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

ha büyük kuvvetlerle giriþmek gerekecektir. Ama o zaman da bu kuvvetler, kuþkusuz açýk saldýrýyý pasif barikat taktiðine yeð tutacaklardýr.” Bu satýrlar yazýldýktan yüzlerce yýl sonra canlýlýðýný korumaktadýr. Günümüz koþullarýnda bir savunma tarzý olarak barikat taktiðine baþvuranlara, Engels’in bu satýrlarýný okumalarýný tavsiye etmek gerekiyor. Engels, bunlarýn yaný sýra, ayný zamanda iyi bir örgütleyiciydi de. Marx hayattayken, onunla birlikte gizli Alman Komünist Birliði’ni örgütlüyorlardý. Yasal alanda ise, Enternasyonal’in tüm örgütlenme faaliyetlerine koþturuyorlardý. “Biz Komünistler” diyordu Engels, “þu anda sözlerimizle savunduðumuz proletaryanýn davasýný, ayný zamanda eylemlerimizle de savunacaðýz”. Engels’in bu yoðun temposu Marx’ýn ölümünden sonra daha da arttý. O, uluslararasý komünist hareketinin öðretmeni olarak üzerine aldýðý sorumluluklarý büyük bir özveriyle yerine getirdi. Tüm ülkelerin sosyalist hareketine büyük bir katkýsý oldu. “Onlarýn hepsi” diyor Lenin, “emektar Engels’in bilgi ve deneyimlerinin hazinelerinden sonuna kadar yararlandýlar”. Engels’in en büyük özelliklerinden biri fedakarlýðýydý. Bir “ikinci keman” olarak sessizce çalýþtý. Marx, Kapital’i yazýp yayýnlamasýnda, O’nun büyük emeðini sýklýkla yad etmiþtir. Hatta Engels olmasa, bunu baþaramayacaðýný söylemiþtir. Engels, Marx’ýn Kapital’i yazmasýna sadece düþünsel olarak katkýda bulunmamýþtýr; ayný zamanda Marx ve ailesinin geçimini saðlamak için babasýnýn malikanesinde hiç sevmediði yöneticilik iþini üstlenmek zorunda kalmýþtýr. Marx’ýn saðlýðýnda yayýnlanamayan Kapital’in II. ve III. cildini Engels, Marx’tan kalan el yazýlarýný büyük bir sarraf titizliðiyle inceleyerek, yayýna hazýr hale getirmiþ ve yayýnlatmýþtýr. Deyim uygunsa, II. ve III. cildi yeniden yazmýþtýr. Kapitaller üzerine çalýþýrken, gözlerinde ýþýða karþý hassasiyet, þeklinde bir rahatsýzlýk baþ göstermiþ, buna raðmen, gece çalýþmalarýný býrakmayarak bu eþsiz hazineleri insanlýða kazandýrmýþtýr. “Marx’ýn bana býraktýklarýnýn tümünü insanlara vermeden ölmeye hakkým yok” diyordu. Engels’in çalýþma azminin ve fedakarlýðýnýn bugün tüm komünistlere örnek olmasý gerekiyor. O’nun, bir dergi sayfalarýna sýðdýrýlamayacak çalýþmalarýnýn iyi okunup anlaþýlmasý, O’nun emeðine gösterilecek en büyük saygý olacaktýr kuþkusuz. “Býrakýn bizi genç ve güçlü olduðumuz sürece özgürlük için savaþalým” diyordu Engels. Bugün, O’nun yaþlarýna ulaþmamýþ herkesin, bu söz üzerinde uzun uzun durmasý gerekiyor. Engels, 1895’in baþlarýnda, ölümcül bir hastalýða (yemek borusu kanseri) yakalandý. 1895 yazýnda çok sevdiði Eastbourne’e zorunlu “tatil”e gitti. Aðrýlarý daha da artmýþtý, ancak buna raðmen politik olaylarý dikkatle takip etmeye devam ediyordu. Eskiden olduðu gibi herkesin geliþimiyle bizzat ilgileniyor, bu arada yeni çalýþmalar için planlar yapýyordu. 5 Aðustos 1985’te ölümsüzlük yataðýna uzandýðýnda, eminiz ki yaptýklarýndan çok yapamadýklarýný düþünüyordu. Mezarý baþýnda Wilhelm Liebknecht’in konuþmasý, onu en kýsa ve özlü biçimde tanýmlýyor: “O bir yol gösterici, bir öncü, bir savaþçýydý. Teori ve pratik, onun kiþiliðinde birleþmiþti.”

19


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Eylemler

ATÝNA’DA 17 Kasým Yürüyüþü

D

emokrasinin beþiði sayýlan bu ülke 1967-74 yýllarý arasýnda yedi yýl askeri diktatörlük yaþamýþtý. Elbette, antik çað siteleri demokrasisinin kölelerin sýrtýna oturmasý gibi, günümüz burjuva demokrasisinin de ücretli kölelerin sýrtýna oturduðu biliniyor. Yine de, askeri diktatörlük, bundan daha karanlýk birþeydi. Yunan cuntasýnýn Kýbrýs’taki çýraðýnýn ortalýðý karýþtýrmasý ve böyle bir bahane arayan faþist TC’nin adanýn yarýsýný iþgal etmesi, cunta icin çok aðýr askeri ve siyasi darbe olmuþtu. Ama cuntanýn iþini bitiren, içerdeki halk yýðýnlarýnýn devrimci hareketi oldu. 17 Kasým’daki Politeknik iþgali, haraketi ateþleyen kývýlcýmdý. Cunta, tanklarla okula girip iþgali kanla bastýrmýþtý bastýrmasýna ama her yana yayýlan devrimci halk hareketi karþýsýnda uzun süre direnemedi. Atina’nýn merkezinde bulunan kampüste tanklarla üzerinden geçilen demir kapý ve öðrenci liderinin kesik baþ heykeli, bugün hala Yunan halkýnýn devrimci onurunu simgeliyor. 17 Kasm günü cunta tarafindan katledilen öðrencilerin anýsýna Yunanistan’da her yýl yürüyüþ düzenleniyor. Bu yýlki yürüyüþe yaklaþýk 10 bin kiþi katýldý. Çoðunluðunun öðrenci ve gençlik çevrelerinin oluþturduðu eylemciler, kentin merkezinden geçen yaklaþik 2 km.lik güzergahý 2 saatte katettiler. Yürüyüþün varýþ noktasý, her zaman olduðu gibi ABD elçiliði idi. Bu arada belirtelim, Atina’daki yürüyüþlerin çoðunluðu, her ne sebeple yapýlýyor olursa olsun, ABD elçiliðini hedefliyor. Bu bize Yunan devrimci hareketinin olumlu yani olarak görünüyor. Ama bununla birlikte, yürüyüþ güzargahýnda zengin semtler, bankalar, kiliseler hatta meclis binasýolmasýna raðmen. Yani meclisin yanýndan geçen yürüyüþçüler dönüp de tek bir protesto hareketinde bulunmadýlar. Bu çoðunlukla böyle oluyor, saða sola bakmadan doðruca “þeytan taþlamaya” gidiyorlar.

Bu yüzdendir ki, meclisin önünde rutin güvenliðin dýþýnda hiçbir polis yoktu. Yürüyüþ, ABD elçiliðinin önüne kadar olaysýz geçti. Elçiliðin önünde bazý anarþist gençlik gruplarý elçiliðe ve polislere þiþe, maytap vs. Fýrlattýlar; polisin saldýrmasý üzerine grupla polis arasýnda kýsa süreli bir arbede yaþandý. Bu yýlki gösteride çoðunluðu ABD elçiliðinin önünde olmak üzere toplam 7 bin polis görev almýþ ki, bu cuntadan sonra görülmemiþ bir rakam. Yürüyüþte ilgimizi çeken bir baþka nokta ise, bir grup asker oldu. Askerlerin yürüyüþlere katýlmalarýnýn yasak olduðu Yunanistan’da, askeri hapishanede yatmayý göze alan bir grup asker üniformalarýyla gösteriye katýldýlar. Yol boyunca Irak’taki savaþý protesto eden bir bildiri okuyan askerleri her grup coþkuyla alkýþladý. Zaten bütün yürüyüþe egemen olan slogan ve pankartlar, Filistin ve Irak halklarýyla dayanýþma içerikliydi. Yunan solu, Filistin ve Küba halklarýna olan sempatisini ve ABD’ye olan nefretini her firsatta sergiliyor. Yunanistan’dan Leninistler

DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR BULGARÝSTAN’DA YÜZBÝNLER UYARI GREVÝNDE Hükümetin uyguladýðý IMF politikalarýný protesto etmek için, ülkenin en büyük iki iþçi konfederasyonu Podkrepa ve KNSB’ne baðlý iþçiler, 18 Kasým’da bir saatlik uyarý grevine çýktý. Sabah saatlerinde iþ býrakan eðitim emekçileri ve saðlýk emekçileri, eðitim ve saðlýk hizmetlerini durdurdular. Tren, otobüs, metro, taksi ve dolmuþ þoförlerinin de iþ býrakmasý ile birlikte, baþkent Sofya’nýn trafiði felç oldu, Burgaz ve Varna’da liman iþçileri iþi durdurdu. Maden iþçilerinin de iþ býrakarak katýldýklarý uyarý grevi-

20

ne katýlýmýn çok yüksek olduðu, ülke genelinde yaklaþýk 400 bin iþçinin greve katýldýðý bildirildi. Emekçiler, ücretlerin ve sosyal haklarýn artýrýlmamasý durumunda genel greve gidileceðini söyledi. FÝLÝPÝNLER’DE ÞEKER GREVÝ Filipinler’de binlerce þeker iþçisi ve þeker kamýþý tarlalarýnda çalýþan köylü, ücretlerinin artýrýlmasý ve çalýþma koþullarýnýn düzeltilmesi için grevdeler. CATLU Sendikasý ve köylü örgütlenmesi olan ULWU’ya baðlý iþçi ve köylüler, Hacienda Luisita’nýn en büyük þeker fabrikasýnýn kapýlarýný kapatarak içeriye kimseyi sokmuyorlar.

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Eylemler ABD baþkaný Bush, ev sahibi Kanadalý emekçiler tarafýndan hak ettiði þekilde karþýlandý. Isýnýn sýfýrýn altýna düþtüðü þehirde binlerce emekçi, Ottawa’da parlamento binasý önünde toplandý. Kanada yönetiminin Irak iþgaline destek vermesine karþý çýkan emekçilerin eylemine polis müdahale etti ve bazý eylemcileri tutukladý. Baðdat’ýn iþgali sýrasýnda Saddam heykelinin devrilmesi gibi Bush heykelini deviren Kanadalý emekçiler, Bush’ýn Irak iþgalinden dolayý savaþ suçlusu sayýlmasýný istiyorlar ve hükümetlerinin Amerika Füze Savunma Programýna dahil olmasýna da karþý çýkýyorlar.

Kapýnýn dýþýna yýðýnak yapan polis ve askerler ise kapýlar açýlmazsa zor kullanarak müdahale edeceklerini söylüyorlar. Ýþçi ve köylülerin bu tehditlere karþý verdikleri cevap ise açlýktan ölmektense mücadele ederek ölmek daha iyidir oldu. Yaþanan sorunun basit bir ücret artýþý isteði olmadýðýný ifade eden emekçiler, bunun Filipin halký ile büyük toprak sahipleri arasýnda bir savaþým olduðunu söylüyorlar. 16 Kasým günü iþçi ve köylülerin yaptýðý eyleme ateþli silahlarla saldýran polis, aralarýnda bebek yaþta çocuklarýn da bulunduðu 14 kiþiyi katletmiþti ve yüzlercesini de gözaltýna almýþtý. Onlarca kiþiden ise hala haber alýnamýyor. NÝKARAGUA’DA SAÐLIK EMEKÇÝLERÝ GREVDE Nikaragua’da, 24 Kasým günü binlerce saðlýk emekçisi greve çýktý. 20 binden fazla emekçinin katýldýðý grev, 27 Kasým’a kadar sürecek. Saðlýk bütçesinin ve ücretlerin artýrýlmasýný talep eden emekçiler, bu grevin 13 bin saðlýk kuruluþunda aþamalý olarak süreceðini söylediler. FRANSA DEMÝRYOLLARINDA GREV 2005 yýlý bütçesine göre 3 bin 500 kiþiyi iþten atmayý hedefleyen Fransa Devlet Demiryollarý Ulusal Ýþletmesi, onbinlerce iþçinin greviyle karþýlaþtý. Ýþten atmalara, demir yollarýnýn özelleþtirilmesine hýz verilmesine ve bir ay önce imzalanmýþ olan, ulaþým sektöründeki grev hakkýnýn kaldýrýlmasýna iliþkin anlaþmaya karþý 25 Kasým’da 50 bin iþçi eylem yaptý. Öðle saatlerinde 8 sendika federasyonunun ortak çaðrýsýyla baþlayan miting, akþam sa-

atlerinde ulaþtýrma bakanlýðý önlerinde son buldu. Bakanla görüþmeyi talep eden iþçilere yanýt vermeyen bakan, 6 Aralýk’ta sendikacýlarla görüþebileceklerini söyledi. Bu grev ve eylemle birlikte onbinlerce emekçi, grev ve sosyal haklarýna sahip çýkacaðýný, bu tür anlaþmalarý tanýmadýðýný da göstermiþ oldu. Ýki yýl önce de benzer saldýrý hazýrlýklarýna karþý baþkentte eylem yapan 80 bin kiþi, bu planlarýn önüne geçmeyi baþarmýþtý. Bugün yine ayný hesaplarýn yapýldýðýný, iþten atmalarýn planlandýðýný belirten iþçiler, ilerleyen haftalarda daha geniþ kapsamlý eylemlere hazýrlanýyorlar. FAS’TA BÜYÜK ORTADOÐU PROJESÝ’NE KARÞI EYLEMLER ABD yönetimi ve aralarýnda G-8 ülkeleriyle Türkiye’nin de bulunduðu 20 ülke, BOP kapsamýnda “Gelecek Forumu” toplantýlarý için 11 Aralýk’ta Fas’ta bir araya gelmeyi planlýyor. Faslý emekçiler ise, bu foruma ve emperyalizme karþý tepkilerini göstermekte gecikmediler. Irak ve Filistin’e Destek Grubu ve Gelecek Forumu’na Karþý Fas Grubu çatýlarý altýnda örgütlenen emekçiler, 28 Kasým’da Rabat’ta bir eylem yaptýlar. 50 binden fazla kiþinin katýldýðý eylemde ABD ve Ýsrail bayraklarý yakýlýrken, Irak ve Filistin bayraklarý taþýndý. ABD karþýtý ve Irak!’ý destekleyen sloganlarýn atýldýðý eylemde BM ve gerici Arap rejimlerini temsil eden tabutlar da taþýndý.

ÝTALYA’DA KAMU EMEKÇÝLERÝ GREVDE Baþbakan Berlusconi’nin ekonomi politikalarýný ve sosyal haklarý kýsýtlama, kamu harcamalarýný azaltma planlarýna karþý milyonlarca iþçi greve çýktý. Grev þehir içi taþýmacýlýk, okullar, kamu daireleri ve posta iþletmelerinde etkili oldu. Trenler seferlere çýkmadý, uçak seferleri yapýlmadý. Matbaa iþçilerinin de greve katýlmasýndan kaynaklý ülkede ki günlük gazeteler yayýmlanmadý. Ayrýca CGIL, CISL, UIL sendikalarý tarafýndan ortak yapýlan grev çaðrýsý çerçevesinde 80 kent ve kasabada iþçiler ve kamu emekçileri alanlara çýkarak protesto gösterileri yaptý. Kamu emekçileri ücretlerine zam yapýlmasýný talep ettiler. Yüzbinlerce emekçinin katýldýðý eylemlerde Berlusconi hükümetinin sermaye yanlýsý politikalarýna tepki gösterildi. Grev sýrasýnda en büyük eylemler, Turin, Milano ve Venedik’te yapýldý. 30 Kasým’da yapýlan bu grev, son iki yýl içerisinde Ýtalya’da milyonlarca iþçinin katýlýmýyla gerçekleþen 5. grev. 

KANADA: “Bush Go Home” Kanada’yý resmi ziyarette bulunan

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004

21


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Kültür-Sanat

Devrim Mücadelesinde SANATIN GÜCÜ “Sanat, insan zihninin geliþmesi,ilerlemesi doðrultusunda geliþerek, ilerleyerek insana tarih boyunca yoldaþlýk etmiþtir” der Boris Suçkov Gerçekçiliðin Tarihi adlý kitapta… sanat, bu yoldaþlýk görevini, sýnýf savaþýmlarý tarihi boyunca da göstermiþ, ezilen halklarýn mücadelesinde yerini almaktan geri durmamýþtýr. Ezenle ezilen arasýnda devam eden savaþýmda tercihini ezilen halkýn yanýnda yapan sanat, toplumlarýn deðiþim-dönüþümünde çok önemli görevler üstlendi. Sanat, devrimci duygularýn geliþiminde büyük bir etkiye sahiptir. Marksist-Leninist düþünceyi ete kemiðe büründüren, bilinçle yüreðin birliðini saðlayan sanattýr. Sanat, bu görevini yerine getirmek için kendi dilini doðru kullanmak zorundadýr. Sanat diliyle insanlarýn bilincine ve yüreðine seslenmek istiyorsak, kaba, sloganvari anlatýmlarla bunu yapmamýz mümkün deðildir. Sýnýf mücadelesi, iþçi emekçi halklara ulaþmak için bize çeþitli araçlar sunmaktadýr. Tüm bu araçlarýn ise kendine has bir dili, anlatýmý vardýr. Bildiriler geniþ kitlelere mesajlarýmýzý ulaþtýran kýsa metinlerdir, doðal olarak anlaþýlýr, net bir dil kullanmak önemlidir. Sokaðýn, eylemin dili olan sloganlarda çarpýcý, net ve öz bir dilin kullanýlmasý, yüz binlerin katýldýðý bir kitle gösterisinde, ortak duyarlýlýðýn yakalanmasýný ve mesajlarýmýzýn onlara ulaþtýrýlmasýný saðlar. Bildiride kullandýðýmýz dille, sloganda kullandýðýmýz dil ayný olamayacaðý gibi sanat eserinde kullandýðýmýz dil de farklý olacaktýr. Bu bizim öznel niyetlerimizin deðil, nesnelliðin dayatmasýnýn sonu-

cudur. Her alan kendi dilini en doðru þekilde kullanarak etkili olabilir ve mesajlarýný doðru bir þekilde insanlara ulaþtýrabilir. Biz de bugün çalýþma yürüttüðümüz her alanda, sanatýn gücünü en iyi þekilde kullanmalýyýz. “Kullanmak” asla kaba bir þekilde algýlanmamalýdýr. Sanatsal deðeri düþük olan romanýn, þiirin, sinemanýn, tiyatronun deðiþtirici-dönüþtürücü görevini yerine getirmesi mümkün de-

ðildir. Mücadeleye atýlmamýza neden olan sanat eserlerini burada sýralamaya kalksak sayfalar yetmeyecektir. Gorki’nin Ana romanýný okuyup da etkilenmeyen kaç insan vardýr… Gülünün Solduðu Akþam’ý okuyup da Deniz olma hayalini kurmayan kaç kiþi vardýr…Nazým Ustanýn þiirleri yüreðimizi alt-üst etmemiþ midir? Nazým’da, her koþulda, anda ve zamanda duygularýmýzýn tam bir ifadesini bulmadýk mý? Memleket özlemiyle dolu, mülteci bir yaþamýn içindeysek, bu duygularýmýzýn en iyi ifadesini bulmadýk mý? Mahpussak ve daha da yýllarca yatacaksak, ranzamýzýn baþucunda, yaný baþýmýzda o dillendirmedi mi hasretimizi, umutlarýnýzý, sevinçlerimizi… Kavganýn içinde dolu dizgin koþarken onun þiirleri deðil mi yoldaþlýk eden bize… Tehlikeler konusunda yoldaþça uyaran, bahçesinde ebruli hanýmeli açan evin dev gibi aþklara mezar, evinde aðlayanlarýn gözyaþlarýný boynunda aðýr bir zincir gibi taþýyanlarýn yoldaþ olamayacaðýný bildiren o deðil mi? Onunla özler… onunla sever… onunla umut ederiz… Sanatýn gücünü bu anlamda deðerlendirerek, sýnýf mücadelesinde etkin bir araca dönüþtürmek mümkün. Amacýmýz burada “araç mý, amaç mý” tartýþmasý yapmak deðil, iþçi emekçi halklara romaný, þiiri, tiyatroyu, sinemayý, müziði ulaþtýrmak için neler yapabiliriz. Sanatýn çeþitli dilleriyle insanlarýn yüreðine ve bilincine nasýl seslenir ve onu nasýl dönüþtürürüz, önemli olan budur.

leþtik. Söyleþilerimizde sýnýf bilinçli iþçi arkadaþlarýmýz bize iþçi sýnýfýnýn geliþkinlik düzeyini gösterdiler. Ancak gördük ki bu tür söyleþiler görsel materyallerle desteklenmeli ve iþçilerimiz arasýndaki bilinç farký gözetilerek programlar hazýrlanmalý. Çünkü Ýþçi Atölyesi’yle hedefimiz en geniþ iþçi ve emekçi kesimlere ulaþabilmek. Üzerinde yaþadýðýmýz topraklardaki iþçi kesimlerini düþünecek olursak örgütlü, bilinçli iþçilerimizle iþçi olmanýn bilinciyle yeni tanýþan iþçilerimiz arasýndaki mesafeyi en aza indirebilmekle mücadeleye katkýmýz olacaðý inancýndayýz. Ýþçi atölyesi çalýþmalarýmýz devam edecek. Bugüne kadar yapýlan çalýþmalarýmýzý ve gelecektekileri bir broþürde toplayýp paylaþmak istiyoruz. Her alanda çalýþan iþçi arkadaþlardan öðreneceðimiz çok þeyimiz var. Eksiklerimizi bu öðrendiklerimizle tamamlayarak ilerleyeceðiz. Katkýlarýnýzý, önerilerinizi, görüþlerinizi bize taþýyýn. Bilgilerimizi,deneyimlerimizi paylaþalým. Birlikte üretmek ve birlikte yönetmek kültürüyle, yani iþçinin öz kültürüyle yapabileceklerimizin sýnýrý yok. Yeniden buluþmak üzere. Ayýþýðý Sanat Merkezi Ýþçi Atölyesi

ÝÞÇÝ ATÖLYESÝNE GÝRÝÞ Ayýþýðý Sanat Merkezi, çalýþmalarýna iþçi arkadaþlarýmýzýn önerisiyle “Ýþçi Atölyesi”ni de ekledik. Ayýþýðý Sanat Merkezi, sosyalist kültürün ve sanatýn yaþatýlmaya ve yaratýlmaya çalýþýldýðý bir yer. Öyleyse burada, buranýn gerçek sahiplerini yani emekçilerin gündemleri tartýþýlmalý, deneyimler paylaþýlmalý, yeni kültürün ve sanatýn temelleri atýlmalýydý. Ýþte böyle çýktýk yola. Ýþçi arkadaþlarýmýzýn her zamanki gibi gerek araþtýrmalarýyla gerek katýlýmlarýyla bize neler yapabileceðimizi gösterdiler. Yeni katýlan arkadaþlar karþýlaþtýklarý yeni kültürün heyecaný ve anlama gayretleriyle bize önümüzdeki programlar için ýþýk tuttular. Atölyemiz 3. haftasýný bitirdi. Ýlk hafta Temel Bilgiler, 2. hafta Türkiye’de Sýnýf Mücadelesinin Geliþimi, 3. hafta Dünya’da Sýnýf Mücadelesi ve Anti-Kapitalist Hareket üzerine söy-

22

30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004


s030  

C. DAÐLI 30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004 Mücadele Birliði Yeni Evrede 30. Sayý / 8-22 Aralýk 2004 Mücadele Birliði Yeni Evrede 5 Mücadele Birlið...