Page 1


TEKELLER TÜM YERYÜZÜNÜ ÝSTÝYOR ABD’nin, uluslararasý hukuku ve BM’yi (Birleþmiþ Milletler) yok sayarak Irak’ý iþgal etmesi, dünyada þok etkisi yarattý. Buna en çok þaþýranlar da hukuku her þeyin üstünde görenler oldu. ABD’yi uluslararasý anlaþmalara aykýrý hareketten mahkum edenler, ABD’nin bunu neden yaptýðýný henüz anlamýþ deðiller. En fazla ileri gidenler, olanlarý Amerikan yönetimine gelen “yeni muhafazakarlar”ýn izlediði sertlik yanlýsý politikalarýna baðladý. Gerçek durum ise ortaya konamadý. Uluslararasý anlaþmalara taraf olanlar, ABD’yi bu anlaþmalara uymaya çaðýrýyorlar. Bu yolla Amerika üzerinde bir baský yaratacaklarýný düþünüyorlar. Fakat, tüm yoðunluðuna raðmen diplomasi hiçbir iþe yaramadý. Uluslararasý diplomasi, bir anlamda çöktü. Amerika’ya bir tepki de, baþka bir temelde, anti-kapitalist hareketten geldi. Dünya ABD’ye karþý ayaða kaldýrýldý. Yapýlanlarýn hiçbiri Amerika’yý durduramadý. ABD bildiðini yaptý. Emperyalist saldýrganlýðýn nedenini, emperyalist-kapitalist sistemde ve bugünkü durumunda aramak gerekir. Kaybetmiþ ve çökmekte olan bir sistemin, yaþamýný uzatmak için göze almayacaðý ve yapmayacaðý þey yoktur. ABD’yi 11 Eylül’ü yapmaya ve 3. Dünya Savaþý’ný baþlatmasýna götüren, ayný nedendir. Kapitalistlerin çýkarlarý söz konusuysa, bu, her þeyin üstündedir. Ne hukuku, yasayý ne de uluslararasý baskýyý bir engel olarak tanýrlar. Kar için her engeli aþarlar. O çýkarlar eðer tehlikedeyse, o zaman, dünyaya yapmayacaklarý kötülük yoktur. Çünkü, artýk söz konusu olan toplumsal sistemdir. Dizginlenemez saldýrganlýk yalnýzca ABD’ye özgü deðil, emperyalizmin yapýsýnda var. Tekeller her alanda egemenlik kurmak, herkese boyun eðdirmek ister. Bu nedenle geliþme eðilimine, baský ve saldýrganlýk eðilimi eþlik eder. ABD’nin BM’yi hiçe saymasý ve uluslararasý hukuku tanýmamasýnýn nedeni, tüm bu politik vb. sözleþmelerin, bugünkü gereksinimini karþýlayamamasýdýr. Yasalar, ekonomik çýkarlarýnýn önünde engeldir. Ka-

pitalist ekonomi tek bir yasa tanýr: Ekonomik rekabet yasasý. Ulusal ya da uluslararasý yasalarý, hukuk ve anlaþmalarý, eðer rekabete -tekeller arasý rekabet- hizmet ediyorsa, tanýmaya hazýrdýr. Her emperyalist grup, hükümetlerarasý anlaþmalarý kendi durumunu güçlendirmek için etkilemeye çalýþýr. Bu alanda da bir savaþ sürüp gider. Devletler sisteminin hali hazýrdaki varlýðý, emperyalist tekellerin -uluslar üstü olan- gücüne ve genel konumuna denk düþmüyor. Uluslararasý politik iliþkiler, emperyalist tekellerle baðýmlý ülkelerin dünkü güç iliþkilerine denk düþüyordu. Uluslararasý tekeller, bu zaman içinde daha da güçlendiler. Kendi dýþlarýndaki dünya üzerindeki egemenlikleri arttý. Politik iliþkiler (politik düzen) ise bu durumun gerisinde kaldý. Bu yönüyle tekellerin serbest hareket etmesi önünde engeldirler. Mevcut engellerin kaldýrýlmasý için her uluslararasý tekel grubu ve devleti, uluslararasý politik düzeni, bugünkü durumlarýna uyarlamak amacýyla büyük bir baský yapýyor. Yeni düzenleme ise zaman alacaktýr. Emperyalist güçlerin ise bu kadar beklemeye tahammülleri yok. Bu yüzden, uluslararasý politik “düzeni” yýkýp geçiyorlar. Uluslararasý tekellerle (ve emperyalist uluslarla) baðýmlý uluslarýn iliþkileri de yeniden þekilleniyor. Varolan politik iliþkiler, baðýmlýlýðýn önceki dönemine uygun düþüyordu. Emperyalizmin baðýmlý ülkelerdeki ekonomik ilhaký, zaman içinde derinleþti. Bugün tamamlanma süreci yaþanýyor. Politik deðiþikliklerden önce, ekonomik planda emperyalist tekeller bir dizi kararý dikte ettirdi. Bir çok uluslararasý ticari platform ve anlaþma, bu amaçla gerçekleþtirildi. Baðýmlý ülkelerin politik yapýlarý, ekonomik plandaki yeni duruma uyarlanýyor. Baðýmlý ülkelerde buna karþý bir direnme olmadýðý gibi, olanlar ise çok sert askeri müdahaleye, iþgal ve ekonomik ablukaya uðruyor. BM üyesi olmak, hiçbir devleti güvenceye almýyor. Sonuç olarak, baðýmlý ülkelerde emperyalizmin egemenliði ve diktasý daha açýk olarak kendini belli ediyor. Bir dönem sermayenin büyümesinde

rol oynayan yasalar (iç ya da uluslararasý yasalar) daha sonra, sermayenin önünde engel olabilir. Bu durumda, sermaye, bu yasalarý ya da politikayý kendi eliyle tasfiye eder. Politik düzen, yeni ekonomik düzene uygun hale getirilir. Bir süreden beri emperyalist güçlerin tüm dünyada yapmaya çalýþtýðý da budur. Uluslararasý politik iliþki düzeni, dev tekellerin çýkarlarýna göre yeniden biçimlendiriliyor. Tony Blair iktidara gelir gelmez, düzenlediði uluslararasý bir toplantýda “kendini yönetemeyen ülkelere müdahale hakký”ný savundu. Öneri çok açýk olduðu ve tepki toplayacaðý için kabul görmedi. Fakat Ýngiltere’nin yaklaþýmý, tüm emperyalist uluslarca paylaþýlýyor. Yalnýzca bu niyet ve amaçlarýný baþka biçim ve örtülerle dile getiriyorlar. Yeni-sömürgelerin ekonomik ilhakýný savaþ, iþgal vb. askeri yollarla hýzlandýrma hedefleniyor. Ýngiltere’nin ABD’nin yanýnda iþgallere katýlmasý, amacýna ulaþmak için fazla beklemediðini gösteriyor. Tekeller bununla yetinmiyor; onlar tüm yeryüzünü istiyorlar. Asya’nýn, Afrika’nýn ve Latin Amerika’nýn topraðýný, sularýný ve ormanlarýný denetimleri altýna almak amacýyla bazý adýmlar attýlar. Sözde “doðal hayatý” koruma adý altýnda, insanlarýn kendi “doðal hayat”ý üzerindeki yaþama hakký ellerinden alýnýyor. Gerekçe çok basit: Doðal hayat alanlarý tüm insanlýða aittir. Bu alanlarýn tüm insanlýk için korunmasý gerekir. Oysa ki kapitalizmin doðasý, “doðal hayat”la ne kadar zýt ve uzlaþmaz! “Doðal hayat”ýn tüm insanlýk için korunacaðý ve kullanýlacaðý durum, ancak insanlarýn ortaklaþa mülkiyeti ve ortaklaþa denetimiyle olanaklýdýr. Tekeller, emek-sermaye iliþkisine de el atarak, yeniden düzenlemek istiyor. Ýþçilerin ekonomik yaþamýný en alt sýnýra düþürmek için, elindeki güçten yararlanýyor. Yüksek olan ve iyice artan iþsizlik ona yardýmcý oluyor. Dünkü güç iliþkilerinin ürünü olan, emeðin elindeki tüm ekonomik araçlarý, bir bir gasp ediyor. Kapitalist saldýrý topyekündür ve dünya çapýndadýr. Saldýrýnýn sonuç vermesi için, emek hareketinin örgütlülüðü baský altýnda tutuluyor. Tüm yapýlanlarýn amacý, emek-sermaye iliþkisini, emeðin aleyhine yeniden biçimlendirmektir. Tekeller genel olarak dünyaya bugünkü güç durumlarýna göre þekil vermek istiyor. Tüm sorun, tekellerin yeni yöneliminin hangi sonuçlar yaratacaðýdýr. Öz olarak söylemek gerekirse, tekellerin bu yeni yönelimi, insanlýk için derin bir yýkým getirecektir. Hiç kimse de bu yýkým karþýsýnda sessiz kalmayacak. Süreklilik kazanmýþ olan emekçi kitle ayaklanmalarýnýn, git gide geniþlik, yoðunluk ve þiddet eðilimi göstereceði açýktýr. C.DAÐLI

3


nasyonal karakterli birleþik partide en yüksek ifadesini buldu. Bu birleþik parti içinde, Kürdistan proletaryasýnýn kendi partisi de bulunuyordu. Uluslararasý komünist hareketin ortaya çýkartýp sýnavdan geçirdiði bu deneyim, yaþadýðýmýz topraklarda da hayat buldu. Ta ki 90’lý yýllara dek. Ulusal-sýnýfsal kurtuluþ programý ve iþçi sýnýfýnýn Kürt halký üzerindeki etkisi, 90’lý yýllara deðin o denli büyüktü ki, Ulusal Kurtuluþ Hareketi (UKH) bile çýkýþýnda, bir iþçi partisi ismini kullanmak zorunda kaldý. 90’lý yýllar, iki önemli geliþme yüürdistan proletaryasýnýn, kendi geliþim, proletaryayý ortaya çýkartýp güçzünden, Kürdistan’da proleter hareketin dilini konuþan bir partiye ihti- lendirmekle kalmadý, mülk sahibi küçük gerilemesine tanýk oldu. Birincisi, sosyalist yacý var. Ama, proletarya safköylülük ve yoksul emekçiler üzerinde yýbloðun daðýlýþý, ikincisi, ABD’nin Körfez larýnda ulusal düþünceyi yaymak için deðil, kýcý etkiler de yarattý. 60’lý yýllardan itibaSavaþý’yla ayaklanan Güney Kürt halkýnýn, ulusal-sýnýfsal kurtuluþ mücadelesinde Kürt ren yoksul köylülerin büyük mitinglerine halkýna öncülük edebilmek için. Proletarya tanýk oluyoruz. Bu mitinglere, iþçi sýnýfý a- Kürt ulusal sorununu dünya gündemine sokmasýydý. Bu iki geliþme, ulusal-sýnýfsal kendini asla -ister ezen, isterse ezilen ulus dýna, TÝP öncülük etmiþti. Kürdistan’ýn kurtuluþ zeminini geçici olarak zayýflatýrkonumunda olsun- ulusal hedeflerle sýnýryoksul emekçi sýnýflarý, çok erken bir döken, ulusal kurtuluþçuluðu ön plana çýkarlandýrmamalýdýr. Onun hedefi, sýnýfsýz top- nemde, devrimci ve proleter hareketin ekdý. K.Kürdistan proletaryasý da bu güçlü lumu kurmaktýr. Fakat kendi ulusunu ezisenine dahil oldu. len konumdan kurtarmadan bu hedefe ilerProletaryanýn devrimci sýnýf partisinin rüzgardan etkilendi. Enternasyonal tipteki birleþik parti ileyemez. doðum yeri de ilhak edilmiþ ülkedir. Bu çindeki, Kürdistan Komünist Partisi de bu Sosyalizme, oradan da sýnýfsýz toplum durum, Leninist Parti’nin Kürdistan’daki ulusalcý rüzgardan güçlü þekilde etkilendi. olan komünizme, politik demokrasi dýþýnda etkileri ve köklerini açýklar. 70’li yýllarýn KKP kadrolarý etkisinde kaldýklarý ulusalcý baþka bir yoldan varýlamaz. Bugün, üzerin- ortalarýnda bu kadrolar, Uluslarýn Kendi düþünce ve yaklaþýmlarý birleþik parti safde yaþadýðýmýz topraklarda, en yoðun en Kaderini Tayin Hakký (UKTH) ilkesinin larýna taþýmayý denediler. Ancak orada Lesert politik sorunlardan biri, ezilen ulusun tüm politik ve pratik sorunlarýný netleþtirip ninist kadrolarýn direnciyle karþýlaþýnca uyve ilhak edilmiþ bir ülkenin varlýðýdýr. Ulu- formüle etmekle kalmadýlar, özellikle Angun aný beklemeye baþladýlar. Leninist sal sorunun devrimci yollardan çözümü, tep ve Malatya’da yoðunlaþan proleter hakadrolar reformist merkezden ayrýþýnca proletaryanýn omuzlarýndaki en önemli tari- reket üzerinde belirleyici etkide ve öncühi görevlerden biridir. lükte bulundular. Bu yýllarda yoðunlaþan e- kendini ulusal kurtuluþçu rüzgarlara kaptýKürdistan’da komünist bir çalýþma ikonomik ve siyasi mücadele, nihayet enter- ran KKP’de, ayrýlýðýný ilan etti. Kürdistan proletaryasýnýn çin, ezilen ulusun dilini konuþan komünist partisi, ulusal kurtuluþve adýnda “Kürdistan” kelimesi çuluða dümen kýrmakla kalmadý, Kürdistan proletaryasýnýn, geçen bir partinin nedenli bir zoreformizmin desteði de oldu. runluluk olduðu, tartýþýlmaz. Kürt kendi dilini konuþan bir partiye Devrimden ve ulusal-sýnýfsal kurhalký, komünist hareketin her dütuluþtan vazgeçen bu parti, küihtiyacý var. Ama, proletarya zeyde, kendi özlemlerini savunup çük-burjuvalarca yönlendirilen sahiplendiðini görmek istiyor. Bu saflarýnda ulusal düþünceyi Ulusal Kurtuluþ Hareketi’nin kaistek, komünist hareketi geri çeken yaymak için deðil, ulusal-sýnýfsal kurtu- natlarý altýna girdi. Bu, devrimci deðil, tam tersine onu destekleyen, proletaryanýn Kürdistan’da polizenginleþtiren, etki alanýný büyüten luþ mücadelesinde Kürt tik olarak intiharý demekti; nitebir istek, özlemdir. Kýsacasý, kokim, 90’lý yýllarýn tümü boyunca halkýna öncülük edebilmek için. Prolemünist bilinç ve örgütlenmenin eKürdistan proletaryasý, kendi uluzilen ulusun yoksul yýðýnlarý içintarya kendini asla -ister sunun mülk sahibi sýnýflarýndan de kök salmasýnýn ön koþuludur. baðýmsýz bir çizgi izleyemedi. ezen, isterse ezilen ulus Kürdistan’da Komünist Yaþadýðýmýz bu yýllar, Kürdistan konumunda olsun- ulusal Hareketin Kökleri proletaryasýna þunu kanýtladý: PoSaðlamdýr litik baðýmsýzlýðýný koruyamayan hedeflerle sýnýrlandýrmamalýdýr. Ýlhak edilen ülkede proletarproletarya, bir hiçtir, devrimciliOnun hedefi, sýnýfsýz toplumu yanýn bir sýnýf partisini gündeme ðini de koruyamaz. getiren esas koþul, kapitalizmin eEnternasyonal birleþik partikurmaktýr. Fakat kendi ulusunu gemenliðidir. Orada kapitalizm, feden, birleþik devrim perspektifinezilen konumdan kurtarmadan bu hede- den ayrýlan Kürdistan proletaryaodalizmi çözerek, süreç içinde kalýntý düzeyine geriletti. Bu tarihi sýnýn partisi, zaman içinde kendi fe ilerleyemez.

EZÝLEN ULUSUN DEVRÝMCÝ SINIF PARTÝSÝ K

4


kendini tasfiye etti. Devrim ve iktidar iddiasýný kaybeden her parti için kaçýnýlmaz bir son. Geldiðimiz aþamada, ulusal sorunun küçük-burjuva politik çözümlerinin gerçek sýnýf içeriði belirginleþtikçe, burjuva sýnýfla iþbirliði arayýþlarý açýktan dile gelmeye baþladý; bu durumda Kürdistan proletaryasýnýn UKH’nin kanatlarý altýnda daha fazla durmasý beklenmemelidir. Yalnýzca proletarya mý? Yoksul kýr ve kent emekçileri de, bu iþbirliði arayýþlarýnýn kendileri için hiçbir gelecek vaat etmediðini daha rahat görebiliyorlar. Öyleyse þunu rahatlýkla ön görebiliriz: Kürdistan proletaryasýnýn baðýmsýz sýnýf tavrý, yalnýzca sýnýfýn en ileri unsurlarýný deðil, yoksul, yarý proleter yýðýnlarý da kapsayýp etkileyecek tarihsel bir çýkýþa ön ayak olabilir. Ancak emekçi halk, küçükburjuva politik zeminin çýkýþsýzlýðýný görüyor olsa da, proletaryanýn bu konudaki pratik politik hareketini görmeden, nasýl bir kýyaslama yapma þansýna sahip olabilir ki? Salt söylemde deðil, eylemde de gerçek bir hareketlilik yaratmadan, geniþ Kürt emekçi yýðýnlarýn kýyaslayarak öðrenmelerini -ki öðrenmelerinin baþka yolu yoktur- nasýl saðlayabiliriz? Kürdistan proletaryasý, böylesi bir gerçek hareketin ilk adýmýnýn, kendi komünist partisini kurmak olduðunun farkýnda. Kürdistan Proletaryasýnýn Büyük Destek Güçleri Ýlhak edilmiþ topraklarda, çalýþan iþçilerin, özellikle sanayi alanýnda çalýþan proletaryanýn nüfusa oranla az oluþu, orada toplumsal devrimin öncülüðünü baþka sýnýflara devretmek için bir gerekçe olamaz. Leninistler soruna böyle bakýyor. Kürdistan proletaryasý, öncülüðü ele geçirmek için, kendi fiziki gücünden çok daha fazla olanaga sahiptir. Onun en büyük destek gücü Türkiye iþçi sýnýfý olacaktýr. Ýstanbul, Ýzmir, Adana gibi belli baþlý sanayi merkezlerinde, Türk ve Kürt iþçiler ayný saflarda sermaye sýnýfýna karþý mücadele veriyorlar. Her iki ulustan proleterleri kaynaþtýran ekonomik entegrasyon, Kürdistan proletaryasýnýn sýnýf hareketinde, bugüne kadar kendi rolünü oynadý. Bundan sonra da oynayacak. Enternasyonal tipteki komünist birleþik partinin, Kürt halký üzerinde yarattýðý etki de, Kürdistan proletaryasýnýn en önemli desteði olacaktýr. Birleþik parti, sadece söylemiyle deðil, eylemiyle de Kürt halkýna hak ettiði güveni vermiþtir. Kürt halký, Leninistler dýþýnda her grubu “Türk Solu”

olarak görür. Bu bile, yaratýlan güven iliþkisinin saðlamlýðýna yeterli delildir. Kürdistan’da, nüfusun ezici çoðunluðunu iþsizler, mevsimlik tarým iþçileri ve yoksul kýr ve kent emekçilerinden oluþan yarý-proleter kitleler temsil ediyor. Böyle bir güç karþýsýnda mülk sahibi sýnýflar, azýnlýkta kalýyor. Bu yarý-proleter çoðunluk, 70’li ve 80’li yýllarda, Kürdistan proletaryasýnýn baðýmsýz sýnýf partisinin de en büyük destekçilerini oluþturmuþtu. Öyleyse proletarya, kendisine en yakýn toplumsal katman olan bu yarý-proleter ezici çoðunluðu etkileyip, küçük-burjuva ulusal kurtuluþçuluðun devrime yönelmesini saðlayan bir etki yaratabilecektir. Bu topraklarda ve tüm dünyada yükselen sosyalizm eðilimi, ulusal-sýnýfsal kurtuluþ için yeniden uygun ve verimli zeminler yaratýyor. 90’lý yýllarda esen rüzgar dindi. Þimdi hava, sosyalizmden ve devrimden yana esiyor. Devrim, bütün dünyada olgunlaþýyor. Bu koþullarýn olgunlaþmasý, halklarý ve tüm ezilen yýðýnlarý, daha köklü, daha radikal çözümlere, programlara, eylemlere doðru adeta arkadan iteliyor. Proletaryanýn baðýmsýz sýnýf politikasý ve eylemi için koþullar, hiçbir yerde ve hiçbir zaman bu kadar uygun olmamýþtý. Kürdistan proletaryasý, enternasyonalist birleþik parti içinde, kendi partisini yaratma deneyimini geçmiþte baþarýlý biçimde uygulamýþtý. Geçmiþin ayný þekilde tekrarý mümkün deðil. Ýki nedenden ötürü. Birincisi; dünyanýn deðiþen koþullarýdýr. Artýk tarihi dönem olarak yeni bir evreye girmiþ bulunmaktayýz. Bu bize yeni görevler, yeni sorumluluklar yüklüyor. Leninistler bu görevleri, yeni ve daha üst bir ideolojik-politik düzey yakalayarak, netleþtirdiler. Ýkincisi, küçük-burjuva zeminde de olsa UKH, Kürt halkýna bir çok devrimci, birikim ve deðer kazandýrdý. Bu birikim ve deðerler yok sayýlamaz. Proletarya, Kürdistan proletaryasý, iþe giriþirken, bu devrimci deðerleri de sahiplenip, onu toplumsal devrimin zaferine taþýyacak güç olduðunu Kürt halkýna göstermelidir. Öyleyse, ortaya çýkacak olan birleþik yapý, eskinin bir tekrarý deðil, daha üst düzeyde bir birlik olacaktýr. Ulusal temelde yaratýlan tüm devrimci deðerlerin komünist deðerlerle sentezlenmesiyle oluþan bir üst düzeyde yeniden yaratýlan bir hareket. Görev zor ve büyük emek istiyor. Ama bir o kadar da muazzam bir sýçramanýn umudunu vaat ediyor.

SAVAÞA SAVAÞA KAZANACAÐIZ Merhaba, ben bir kamu kurumunda çalýþan Eðitim-Sen üyesi memur emekçisiyim. Kapitalist sistem, ancak kâr miktarýný artýrarak yani sermaye birikimini sürekli olarak yeniden üreterek varlýðýný sürdürebilir. Bu nedenle içinde bulunduðu dönemin þartlarýna göre burjuva sýnýfýnýn istekleri doðrultusunda dönüþümler gerçekleþir. “Kamu Personel Reformu” da bunlardan birisidir. “Kamu Personel Reformu” yasasý ile birlikte kamu emekçileri (patronlarýn istediði þekilde) esnek çalýþma koþullarýnda çalýþtýrýlmakla kalmayarak kendi ürettikleri ve diðer kamu kuruluþlarýnýn ürettiði hizmetin müþterisi durumuna geleceklerdir. Bu yasa ile emekçilerin çalýþma koþullarý dayanýlmaz hale gelecektir. Çünkü; 1- Bu yasa ile emekçiler sendikasýzlaþtýrýlacaklardýr, 2- Ýþ güvencesi olmayacak; patronlar istediði zaman iþçi ve memur alýp çýkarabilecektir, 3- Emekçinin görev tanýmý olmayacak, patronun verdiði bütün görevlere itiraz hakký olmayacaktýr, 4- Çalýþma koþullarý ve saatler patronun belirlediði þekilde deðiþtirilebilecek, yani esnek olabilecektir, 5- Bunlar için performans deðerlendirmesi yapýlacak, performansý düþük olanlar ile sistemi reddedenler iþten atýlabilecek, taþeronlaþma sistemi ile iþçi ve memur istihdam edilecektir. Bunun gibi birçok madde ile birlikte kamu emekçileri düþük ücretli, iþ güvencesinden yoksun, iþ yükünün aðýrlaþmýþ ve yoðunlaþmýþ þartlarýnda çalýþmak zorunda kalacaklardýr. Þimdiye kadar iþçi ve emekçiler tarafýndan yapýlan hak arama mücadeleleri; kapitalist sistemin kurallarý içerisinde yapýlmaya çalýþýlmýþtýr. Bu mücadeleler gerçek çözüm olmamakla birlikte,onlara doðru olanýn bu olduðu söylendiði için yapýlmýþtýr. Oysa doðru denileni yapmakla, doðru olaný yapmak farklý þeylerdir. Doðru ve gerçek olan, can çekiþen kapitalizmin yerini sosyalizmin alacaðý ve “Ýktidar Dýþýnda Her Þey Hiç Bir Þeydir” sloganýnýn ne kadar yerinde olduðudur. Ýþte bu politik bilinci halkýmýza taþýyarak Savaþa Savaþa Kazanacaðýmýzý, bunun ancak devrimci pratikle olacaðýný ve mutlaka kazanacaðýmýzý belirterek herkesi devrim ve sosyalizm için savaþmaya çaðýrýyorum. Eskiþehir’den Bir Emekçi

5


Büyük Gecekondu Savaþlarý Baþladý Sürecek Büyük gecekondu savaþlarý baþladý. Aydos halký, aylarca süren kararlý direniþini, binlerce çevik kuvveti, panzeri gaz bombalarýyla barikatlara yüklenen devlet güçlerini bozguna uðratarak isyana dönüþtürdü. Þimdilik yýkým ertelendi, fakat bu bile yýkýmý bekleyen diðer gecekondu mahallelerine örnek oldu. Armutlu þimdiden ayakta. Gülsuyu mevzilerini kazýyor. Gazi ve yýkým tehdidi altýndaki tüm diðer gecekondu mahalleleri, yeryüzünde yaþanacak bir yer, soluyacak bir havayý bile yasaklayan bu görülmemiþ zulmün kavga çaðrýsýna en sert cevabý vermeye hazýrlanýyor. Yoksullarýn kaybedecekleri bir þey kalmadý. Daha ne kadar dayanabilirlerdi, bunca aþaðýlanmaya, aldatýlmaya, hakarete… Savaþ baþladý, sertleþerek sürecek. Alibeyköy’de tahliye kanallarýný kapatarak, mahalleyi sular altýnda býraktýlar. Bunu bahane gösterip, halký önce bezdirip, sonra yýkým yaptýlar. Kýþýn baþýnda onlarca aile sefaletin, periþanlýðýn kollarýna býrakýldý. Aydos’ta ise bahane olarak gösterilen ilkokul yalanýna kimse inanmadý. Herkes biliyordu ki mahallenin hemen yaný baþýnda yükselen villalarda yaþamaya hazýrlanan burjuvalar, onlarý, Aydos emekçilerini hemen burunlarýnýn dibinde istemiyordu. “Manzarasý bozulan” villalarýn fiyatlarý düþüyor satýlamýyordu. Ýstanbul öylesine büyük ve boðucu bir kent halini aldý ki, burjuvalar, açýk havaya sa-

6

hip yerlerde barýnmak için, kent kenarlarýndaki arazilere doðru kaymaya baþladý. Yani servet, yoksulluðu kentin sýnýrlarý dýþýna doðru atýyor. Bu yýkýmlar, tesadüf deðildi, geçici bir olgu deðildir. Tekelci sermaye için zorunludur, kaçýnýlmazdýr. Bu kaderden, kent içindeki ve sýnýrlarýndaki tüm emekçi mahalleleri kaçýnamaz. Öyleyse, þimdiden söyleyebiliriz: metropol kentlerin tutuþturucu maddelerini sýkýþtýrýp, patlamayý kaçýnýlmaz kýlan kent savaþlarýnýn eþiðindeyiz.

Gecekondu Yýkýmlarýnýn Ekonomisi: Ýþgalci Sefalet Gecekondu yýkýmlarý, alýþýlageldik ekonomik sorunlar ya da politik sorunlarýndan ayrý olarak, servet ve sefalet arasýndaki keskin çeliþkiyi, mülkiyet haklarý üzerine tüm geleneksel düþüncenin son kýrýntýsýný da yok etmeye yol veren, derin bir içeriðe sahiptir. Bu derin içerik, onun ekonomik nedenlerin-

den kaynaklanýyor. Ýstanbul, Ýzmir, Ankara gibi kentler, burjuvazinin servetinin yoðunlaþtýðý kent merkezleridir. Servet yoðunlaþtýkça, sefalet de o denli çarpýcý biçimde kendini ifade ediyor. Bu kentlerin, büyük plazalar, iþ ve ticaret merkezleri, modern gökdelenler, geniþ caddeler, lüks araba kalabalýðý yanýnda, en sefil koþullarda yaþamýný sürdürmeye çalýþan gecekondularla dolu olmasý bir tesadüf deðildir. Servet birikimi hýzlandýkça, emekçilerin kent dýþýna atýlmasý da hýzlanýr. Burjuvalar artan servetlerine baðlý olarak, daha büyük alýþveriþ ve eðlence merkezleri, modern ve büyük çalýþma mekanlarý, lüks arabalarý için geniþ yollar ve otoparklarý inþa etmeye giriþir. Kentlerde burjuvalarýn nüfusa oranlarý azaldýkça yaþam alanlarý geniþler. Artan yoksulluk, arazi ve ev sahipleri olan mutlu azýnlýk için, en deðerli kazanç kapýsý halini alýr. “…Toplumun bir parçasý, yeryüzünde oturma izni için, ötekinden haraç alýr.” Arazi ve ev sahipliði, ne denli yaygýn bir olgu olursa olsun, tekelci bir etkiye sahiptir. Arazi ve ev mülkiyetinin geniþ bir kesim elinde toplanýp toplanmamasý burada önemli deðildir. Ne kadar yaygýn olursa olsun görünmez sýnýr uçlarýyla, ya da emlakçýlar gibi asalak ara baðlantýlarla, ev ve arazi sahipleri, bir tekelci gibi davranýr. Kentin herhangi bir bölgesinde, kiralarýn ne kadar olacaðýna bu tekelci baðlar karar verir. Rekabet yoktur bu alanda. Olamaz da. Ev ya da arazi, domates deðil ki kýsa zamanda çürüsün, makine deðil ki kullanýlmadýkça paslansýn. Tersine, durdukça deðerini arttýran bir spekülasyon araçlarýdýr bunlar. Kiralar azami üst sýnýrda tutulur. Fiyatý talep deðil, arz belirler. Yoksul emekçi kýþý sokakta geçirecek deðil ya, kendi boðazýndan, çocuðunun sütünden kýsýp, kirayý denkleþtirmekten baþka çaresi yoktur. Yoksulluðun en ezici, en aþaðýlayýcý yanlarýndan biridir kiracý olmak. Servetin yoðunlaþmasý kira fiyatlarýný yükselttikçe, sonunda yoksul emekçi yýðýnlara ya kentin en dýþýna sürülmek düþer, ya da kentin orta yerinde evsiz oradan oraya atýlmak… Servetin en yoðun olduðu ABD’de on milyondan fazla insanýn sokaklarda, metrolarda, otoparklarda yaþýyor olmasý, bir tesadüf deðildir.


Tekellerin Arsa-Emlak Oyunlarý Türkiye’de tekelci kapitalizm, servet birikiminde yeni bir aþamaya ve bununla birlikte yeni bir birikim modeline girdi. Emperyalizme baðýmlýlýk temelinde geniþleyen modern sanayi, baðýmsýz küçük üreticiyi yýkýma uðrattý ve onu giderek tekelci üretimin taþeronu haline getirdi. Þimdi modern sanayi temelinde yaratýlan tekelci egemenlik, paranýn ve servetin gücüyle, toplumsal yapýnýn tümünü, onun soluk alma gözeneklerini týkayarak, teslim alma, kendine baðýmlý hale getirme yoluna gidiyor. Tekellerin yönlendirdiði para, her kapý aralýðýndan sýzýyor, her sokaða, her köþe baþýna hakim oluyor ve orada kendi konumlarýný kabul ettiriyor. Ýç borçlanma ve yüksek faiz veren devletten beslenerek ilk adýmýný atan bu spekülatif sermayenin þiþmesine dayalý yeni birikim, ikinci büyük spekülasyon aracýna el atýyor: Konut ve arazi. ABD ve Ýngiltere’nin en zengin burjuvalarýnýn emlak spekülatörleri olmalarý tesadüf deðil. Bu alan, borsalarýn ve faiz oranlarýnýn vaat ettiðinden çok daha büyük spekülatif kazanç barýndýrýyor. Hiçbir iþe yaramayan kayalýk bir boþ arazi bile, basit ve ucuz “imar” oyunlarýyla bir anda on kat, yüz kat pahalýya satýlabiliyor. Uzanlar’ýn satýþa çýkarýlan mal varlýklarý arasýnda koca bir kenti içine alacak denli büyük, ama bomboþ arazi parçalarý dikkat çekiyordu. En büyük holdingler, tüm büyük servet sahipleri, þimdiden bu yeni spekülasyon aracýna saldýrmýþ durumda. Hükümet tümüyle bu yeni duruma uygun yasal adýmlar atýyor. Geçen yýl, hazine arazilerinin ve ormanlýk alanlarýn özel kiþilere satýþýný hýzlandýran yasalar çýktý. O günden bu yana, yalnýzca yabancý sermayenin kocaman bir il büyüklüðünde arazileri satýn aldýklarý gazetelere yansýmýþtý. Ýþbirlikçi tekelcilerin ise nerelerden ve hangi büyüklükteki hazine arazilerini satýn aldýklarý ise hiç bilinmiyor. Hükümet burada durmadý, TCK ile yeni bir adým attý ve gecekondu yapýmýna aðýr cezalar getirdi. Ardý ardýna atýlan bu iki adýmýn, AB üyeliðinin müzakere edileceði günlere denk gelmesi ise tesadüf deðil. Çünkü bu müzakerelerin ilk gündemi, tarýmsal nüfusun en az on milyon azaltýlmasý olacak. Kentlere yýðýlacak yeni milyonlar, üzerinde yaþayabilecekleri, tek bir toprak parçasý bulamayacaklar. Korkunç raddeye varan evsizlik, servet sahipleri için arazi ve kiralarýn akýldýþý düzeylere çýkartýlmasý için bir fýrsat olacak. Arazi ve konut spekülasyonu, bankalar ve sigorta þirketlerinin de temel kazanç kapýsýdýr. Verilen her büyük kredinin karþýlýðýnda araziler ve evler ipotek edilir. Bu ne-

denle, örneðin Ýstanbul’un burjuvalarý, ucuza mal ettikleri ve çoðunu boþ tuttuklarý bir çok eve sahiptir. Konut bolluðu içinde, yoksullar konut kýtlýðý çeker. Burjuva, kredi karþýlýðý evini ipotek gösterir ve böylece boþ tutulan hiçbir iþe yaramayan evler, araziler bile burjuvalar için kredi kapýsýdýr. Bankalarda, elde tuttuklarý ipotek kaðýtlarý, çoðalýp, muazzam düzeylere yükseldikçe, en üst düzeyden iliþkileri (hükümetler, belediyeler) vasýtasýyla, ipotek kaðýtlarýný, kazançlý spekülatif paraya çevirme imkanlarýný kullanýrlar. Elden ele geçen ipotekler, sigorta þirketlerinin servete dönüþtürdükleri mal varlýklarý haline gelirler. Bugüne dek arazi üzerindeki devlet hazinesi tekeli ve yaygýn gecekondulaþma, sigortacýlýk sektörünün geliþiminin önünde engel olmuþtu. Þimdi gündeme gelen gecekondu yýkýmlarý, servet biriktirmenin bu yeni modelinin önünde duran engelleri kaldýrmayý amaçlýyor. Devasa boyutlara varan Ýstanbul þehrinin, burjuvalar ve finans çevreleri için en deðerli sayýlan bölgelerinde kurulu emekçi mahalleler, Alibeyköy, Gülsuyu, Armutlu, Aydos vb. ilk hedefler haline geldi. Sermaye elini çabuk tutmaya bakýyor. Bu alanda muazzam spekülasyon kazancý, tekellere göz kýrpýyor. Ayrýca emekçi mahallelerinde, her bir katýn üzerinde göðe doðru yükselen demir demetleri, AB müzakereleriyle birlikte kentlere hücum edecek milyonlarca emekçinin önemli bir kýsmýný karþýlamaya hazýrlanýyordu. Göðe uzanan bu demirler, yeni yeni katlarýn habercisiydi. Oysa tekeller, muazzam kazanca çevirecekleri bu büyük göçün yaratacaðý yoksulluktan sadece kendisi yararlanmayý istiyor. Baþka türlü, arazi ve emlak spekülasyonuna dayanan birikimini hayata geçiremez.

Sübapta Kývýlcým Çakarsa…

Bugüne dek gecekondu yapýlaþmasý, kapitalizme özgü klasik iþçi mahallelerinden farklý, özgün taraflar barýndýrmýþtý. Bir fabrika merkezinin yakýnlarýnda kurulan iþçi mahallelerinden farklý olarak, boþ hazine arazilerine kaçak kurulan, kente yeni göçen kýrsal nüfusun, bir çok geleneksel dayanýþma unsurlarýný barýndýran; bu anlamýyla akrabalýk ve hemþericilik üzerinden bir “yoksullarýn dayanýþmasý”nýn özgün profilini veren gecekondular, hem bir kývýlcým, hem de toplumsal isyanýn emniyet sübabý oldular. IMF ve DB yaþanan bunca derin yoksulluða raðmen, toplumsal patlama olmamasýný, söz konusu dayanýþmaya baðlamýþtý. Sosyal araþtýrmacýlar da, gecekondu mahallelerinde ifadesini bulan bu dayanýþmanýn, genel bir ayaklanmayý erteleyen etkisini vurguluyorlar. Fakat bu mekanlar, ayný zamanda, sýnýf

çeliþkilerinin en yoðun, en derin, en sert yaþandýðý yerler oldu. Gecekondu mahalleleri devrimin ve devrimcinin de toplumsal köklerini oluþturdu. Herkes için bilinen bir örnektir. Ümraniye kurulduðu yýllarda, devrimci yapýlarýn kölesi durumuna gelmiþti. Zamanla arazilerin deðerlerinin artmasý, gecekondularýn yerine apartmanlarý yükseltti. Ümraniye halkýnýn önemli bir bölümü, mülk sahibi oldu ve gericileþti. Neyse ki artýk sermayenin ayný tarzda hareket etme imkaný yok. Ne Aydos halkýna ne de Gülsuyu halkýna, Ümraniye’de yaptýðý gibi davranamaz. Servet birikimine baltayý vuramaz. Bugüne kadar sübap görevini de gören gecekondu dayanýþmasýný yýkmak zorunda kalmasý, tekelci egemenliðin kaçýnamadýðý bir adýmdýr. Tekelci egemenlik, kendi yolunda ilerledikçe, toplumsal dokuyu, yani emekçileri geleneksel olana baðlayan ne varsa, onu parçalamak zorunda kalýyor. Sýra, þimdi bu önemli sübapta… Ve bunu öylesine açýktan, yýkýcý, hakaret edercesine yapýyor ki, emekçiler için artýk, “özel mülkiyet kutsallýðý” önünde duracak bir engel kalmadý. Bakýn Aydos halkýna, geliþen bu eðilimi göreceksiniz. Aydos halký, tepeden kendilerine bakan villalara saldýrdý. Çünkü biliyorlar ki, o villalar orada durduðu sürece, kendilerine yaþam hakký tanýnmayacaktýr. Armutlu, Gülsuyu ve Gazi’de yýkým tehdidi altýnda yaþayanlar da harekete geçtiðinde, ayný geliþmeler yaþanacaktýr. Peki ya, henüz yýkýmý dillendirilmeyen Okmeydaný, Kuþtepe, Kaðýthane’deki emekçi mahalleler, daha ne kadar yüksek gökdelenlerin, plazalarýn gölgesine yaþamaya devam edebilir? Sýra onlara da gelecek. Ve sýrasý gelen halk, yaný baþýnda dikilen servet abideleri ayakta durduðu sürece ve kendileri sermayenin bu mabedlerini yýkmadýklarý sürece, yaþama hakkýný kaybedeceklerini bilince çýkaracaklar. Gecekondu savaþlarý, anti-kapitalist bir bilince ve harekete yataklýk ediyor. Bu sefer kývýlcým, sübabýn kendisinde patlýyor. Üstelik þiddet dýþýnda baþka bir dili olmayan bir mücadele bu. “Elbet bizim de günümüz gelecek” diyenlere, iþte gün bu gündür. Ýstanbul’u çepeçevre saran, sermayenin sinir merkezlerine doðru sokulan, askeri alanlarý kuþatan emekçi mahalleler, sermayenin iktidarýný tehdit eden bir ayaklanmanýn kaldýracý halini alýyor. Bu ayaklanmaya öncülük edecek bir parti, sadece yýkýmý durdurma mücadelesi deðil, sermayeye karþý ayaklanma çaðrýsý yapan bir parti, barikatlarýn arkasýndaki bir parti, burjuva karargahlarýn yanýna dek sokulan emekçi mahalleleri, mülkün korunmasý için deðil, yaþama hakký için, ayaklanmanýn bu saðlam kalelerini korumak için mücadele vermelidir.

7


Farklý Yerlerde Bulunup Ayný Hedefi Görebilmek L

ondra’da onbinlerce insanýn katýldýðý Avrupa Sosyal Forumu (ASF) gerçekleþtirildi. Dünyanýn dört bir yanýndan gelen katýlýmcýlardan biri de, Kübalý Aleida Guevara’ydý. Foruma katýlan konuþmacýlar içinde en fazla ilgi toplayanlardan ve sözleri sýk sýk alkýþlarla kesilenlerden biri olduðunu basýndan öðreniyoruz. Yine basýndan okuduðumuza göre, Aleida, emperyalizme karþý mücadele eden Irak halkýnýn zafere ulaþacaðýna, Küba’nýn saldýrý tehdidi altýnda olduðundan sosyalizmin tek seçenek olduðuna kadar bir dizi önemli konuya deðiniyor ve konuþmasýný þöyle bitiriyor: “Che’yi anladýðýnýzý söylüyorsunuz. Haydi ispatlayýn o zaman; zafere kadar savaþýn.” Bu çaðrý adeta onun tüm konuþmasýnýn özeti. Çaðrý, birkaç önemli þeyi gösteriyor. Gösterdiði ilk þey, tüm dünyada emekle-sermaye arasýnda süren sýnýf mücadelesinin olgunluk düzeyinin, ülkeden ülkeye farklý olsa da ayný nitelikte olduðudur. Farklý ülkelerden gelen eylemcilere tek bir çaðrýda bulunmuþ olmasý, daha çok da, bu çaðrýnýn Leninistlerin çaðrýlarýyla çakýþmasý bunu gösteriyor. Aleida Guevara’nýn çaðrýsý, Leninist basýný takip edenlerin hiç de yabancý olmadýklarý bir çaðrý. Bilindiði gibi, Zafere Kadar Devrim, Ya Devrim Ya Ölüm vb. gibi þiarlar, Leninistler tarafýndan ýsrarla öne çýkarýlmaktadýr. Farklý coðrafyalarda yaþayan komünistlerin hem þiarlarda, hem de pratik politikanýn temel þiarlarýnda böylesine

8

ortaklaþmalarý; bütün dünyada süren sýnýf mücadelesinin niteliksel olarak ne kadar aynýlaþtýðýnýn göstergesidir. Çünkü þiarlar, sýnýf mücadelesinin somut tahliline dayanýr. Niteliksel olarak ayný olan koþullarýn bilimsel tahlilini yapan kim olursa olsun, ayný sonuçlara ulaþýr. Üstelik bu aynýlaþmanýn, deðil bir komünist enternasyonal, komünist partiler arasýnda ciddi bir düþünce paylaþýmýnýn dahi olmadýðý koþullar altýnda gerçekleþtiði unutulmamalýdýr. Çünkü bu, yaþanan bu durumun ne kadar belirginleþtiðini gösteriyor. Bu çaðrýnýn gösterdiði ikinci þey ise, sýnýf mücadelesinin tüm dünyada ulaþtýðý niteliksel düzeyin, Kübalý komünistler tarafýndan nasýl tanýmlandýðýdýr. Çaðrý, “mevzilerinizi koruyun… teslim olmayýn… direnin… yeni mevziler kazanarak ilerleyin” vb. demiyor. Peki ne diyor? “Zafere kadar savaþýn”. Emekçi sýnýflarýn savaþýnýn iktidar olana kadar süreceði açýk olduðuna göre, zafere kadar savaþýn çaðrýsýnýn baþlýca anlamý, emekçi sýnýflarý iktidar için savaþmaya çaðýrmasýdýr. Elbette komünistler, iktidar bilincini emekçi sýnýflara ve proletaryaya taþýma-

yý her zaman için görev edinmiþtir. Ama bilinç taþýmak baþka bir þeydir; kitleleri bu amaç için doðrudan savaþa çaðýrmak baþka bir þeydir. Bu çaðrý, iktidar sorununu ajitasyon-propaganda konusu olarak deðil, pratik politika konusu olarak ortaya koymaktadýr. Ýktidar sorununun pratik politika konusu olmasý ise, ancak devrimci durumun oluþtuðu ve sýnýf mücadelelerinin iç savaþa evrildiði koþullarda mümkündür. Kübalý komünistler, dünya emekçilerine, “zafere kadar savaþýn” demekle ve bunu “öyleyse gösterin” vurgusuyla birlikte yapmakla bir dünya devriminin olgunlaþtýðýný, küresel iç savaþýn yaþandýðýný ilan ediyorlar. Çaðrýnýn üçüncü olarak iþaret ettiði þey ise, gerekleri pratik mücadeleye uygulanmayan hiçbir þeyin kavranýldýðýnýn söylenmeyeceði ve bu durumda olanlarýn kitleler nezdinde açýða çýkarýlmasý gerektiðidir. “Che’yi anladýðýnýzý söylüyorsunuz, hadi ispatlayýn o zaman zafere kadar savaþýn” demek bu anlama geliyor. Bu bilinen doðrunun, tam da bu tarihsel dönemde küresel iç savaþ tespitinin yapýldýðý dönemde “hadi ispatlayýn” vurgusuyla keskin bir þekilde hatýrlatýlmasý önemlidir. Çünkü, kavranmadan söylenen (aslýnda tekrarlanan) teorik tespitlerin, pratik politika alanýna uygulanmasýnýn olanaðý yoktur. Bu ise, yapýlan tespitlerin emekçi sýnýflarýn devrimci dönüþümünü saðlamadaki etkinliðini olumsuz etkiler. Günümüzde tam da böyle bir tehlikenin olmasý, bu hatýrlatmanýn


tesadüfen yapýlmadýðýný gösteriyor. Küçük-burjuva sosyalist hareket, komünistlerin ortaya koymasý ve burjuvazinin itirazýndan sonra dahi olsa, kendi tespitleriymiþ gibi göstererek kapitalizmin çöküþünden bolca bahsetmekte ve bu sayede emekçi sýnýflar nezdinde kaybettiði ideolojik-politik güvenirliði kazanmaya çalýþmaktadýr. Özellikle de yaþadýðýmýz topraklarda son 15 yýlda tüm ideolojik-politik iflasý ortaya çýkan küçük-burjuva hareket- bu konuda tam bir taklitçilik içinde olmalarý bir yana, taklit ettikleri deðerlendirmeleri kabalaþtýrarak, basitleþtirerek kendi olaðan pratik politikalarýna uyarlamaktalar. Tehlikeli olan budur. Yaptýklarý, emekçi sýnýflarýn devrimci dönüþümünü saðlayýcý bu belirlemeleri etkisizleþtirmeye hizmet etmektedir. Bundan dolayý, Kübalý komünistlerin hatýrlattýðý biçimde davranmak zorunluluktur. Þöyle denmelidir: kapitaliz-

min çöktüðünü görüyorsunuz demek. Haydi ispatlayýn o zaman. Onyýllardýr pratik politikanýza yön veren “direniþ”, “mevzi koruma” vb. anlayýþlarý bir kenara atýn. Devrimci durum ve iç savaþýn gereklerini yerine getirin. Ve gördüðünüzü söylediðiniz yeni döneme uygun bir politika anlayýþý benimseyin. Emekçi sýnýflarý zafere kadar savaþa çaðýrýn. Londra’da Kübalý komünistlerin konuþmasý göstermiþtir ki, komünist enternasyonal olmamasýna raðmen, komünistler dünyayý yorumlama, pratik politikaya aktarma ve saptýrmalara karþý mücadelede ortaklaþmaktadýr. Bu, dünyada mayalanan komünist devrimin baþarýsýnýn en önemli güvencesidir…

Ýzmir’de Filistin Halkýyla Dayanýþma Etkinliði Merhaba, sevgili Mücadele Birliði emekçileri ve okurlarý. Bizler, Ýzmir’in bir iþçi-emekçi semtinde, emperyalist-kapitalist sisteme ve katil-siyonist Ýsrail devletine karþý taþlarý, molotoflarý, silahlarý, yürekleri ve cesaretleriyle savaþan, mücadele eden ve tüm dünya iþçi-emekçilerine savaþçý ruhuyla örnek teþkil eden Filistin halkýyla dayanýþmak amacýyla bir etkinlik düzenledik. Bizler, dergi okurlarýmýzla birlikte, ev ortamýnda bir araya geldik. Ýlk önce, siyonist Ýsrail devletinin nasýl kurulduðunu, bu uydu devletin Filistin halkýna karþý nasýl katliamlar iþlediðini bir yoldaþýmýz anlattý. Daha sonra yoldaþ, Filistin halkýnýn bu iþgale ve katliama karþý nasýl savaþtýðýný, I.ve II. Ýntifada’nýn nasýl gerçekleþtiðini, Filistinli mültecilerin þu anki yaþam koþullarýný, dünyadan iþçi ve emekçi halklarýn, Filistin halkýyla dayanýþma amacýyla yaptýklarý eylemlerinden bahsetti. Bundan hemen sonra yoldaþlarýn kendi çabalarýyla hazýrladýklarý Filistin halkýyla ilgili CD’yi hep birlikte izledik. CD’de, siyonist Ýsrail’in yaptýðý yýkýmlar, katliamlar, dünya halklarýnýn buna karþý Filistin halkýyla dayanýþma amacýyla yaptýðý devrimci kitle eylemleri, Filistin

halkýnýn devrimci kitle eylemleri, 7’sinden 70’ine, çocuk generallerden yaþlý ama yürekleri genç analara kadar taþlarla, sopalarla, molotoflarla yapýlan eylemler, Filistinli gerillalarýn çatýþýrken çekilen fotoðraflarý ve Filistin’le ilgili, bir þairin yazdýðý þiir vardý. CD gösteriminden sonra iki genç yoldaþýmýz bize þiirler okudu, sonra da Filistin üzerine genel bir sohbet gerçekleþtirdik. Yapýlan sohbet ve þiirlerden sonra, Remzi AYDIN yoldaþ için hazýrlanan ve üzerinde Ölüm Orucu eylemini temsil eden kýzýl bant ve kolektifin ambleminin bulunduðu “Ölüm Orucu Sürüyor, Sürecek Zafere Kadar”, “Remzi Aydýn Yalnýz Deðildir” sloganlarýnýn yazýlý olduðu bir pankart açýldý. Büyük emek sarf edilerek Remzi yoldaþ için hazýrlanýp etkinliðin sonunda açýlan pankart, etkinliðimize katýlanlar tarafýndan büyük bir beðeni topladý. Pankartý hazýrlayanlarýn eline, yüreðine, bilincine saðlýk. Yiðit Filistin halkýnýn mücadelesi mücadelemizdir.

SAVRA SAVRA HATTA NASR! YAÞASIN HALKLARIN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ! Ýzmir’den Leninistler

9


KÜBA SÝ DOLAR NO!

A

ncak diyalektik düþünme yeteneðinden yoksun olanlar, Küba’yý dünyadan kopuk, baðýmsýz bir adacýk olarak düþünebilir. Küba’ya “sosyalist” demeye bir türlü dili varmayanlar, buna gerekçe olarak Küba’nýn dýþ dünya ile ticaret yapmasýný, alýþveriþlerde dolarýn yaygýn kullanýmýný vb gösteriyorlardý. Tarihi, süreçlerle deðil de kiþilerin anlýk eylemleriyle açýklayanlar için, Küba’nýn son aldýðý karar bir deðer ifade eder mi bilemiyoruz ama bunun sosyalizm karþýtý olmayan herkesi çok sevindireceðini biliyoruz. Küba Devlet Baþkaný Fidel Castro, 25 Ekim tarihinde yaptýðý bir açýklama ile, artýk hiçbir iþlemde dolar kullanmayacaðýný bildirdi. Küba’da 1993 yýlý öncesine kadar dolar kullanýlmýyordu zaten. Tüm alýþveriþ iþlemlerinde ulusal para kullanýlýyordu. El altýndan dolar kullanýmý yasaktý ve cezalandýrýlýyordu. Sosyalist dünya sisteminin daðýlmasý Küba’yý zor durumda býraktý. Dýþ ticaretini daha çok Sovyetler birliði ve Demokratik Almanya Cumhuriyeti ile yapan Küba, özellikle 1995 yýlýndan sonra buralardan ucuz hammadde ithal edemedi. Küba Devlet Baþkaný Fidel Castro, o yýllarda “Yolumuz Marx, Engels ve Lenin’in yoludur” diyerek yaptýklarý 5. Kongre’de yaptýðý konuþmada, özellikle Gorbaçov döneminden sonra karþý karþýya kaldýklarý güçlükleri en çarpýcý cümlelerle dile getiriyordu. Bir yandan süren ABD ambargosu, bir yandan eskiden sosyalist ülkelerden ithal ettikleri ürünleri (ki petrol ve buðday bunlarýn baþýnda geliyordu) alamamalarý, Kübalý’larý inanýlmaz derece zor durumda

10

býrakmýþtý. “Arabalarýmýza koyacak yakýtýmýz olmadýðý için arabalarýmýz çalýþmýyor” diyordu Fidel. Buna bir de ABD’nin çýkardýðý Helms Burton yasasý eklenmiþti. ABD, bu yasayla Küba ile ticari iliþkiye giren tüm þirketlerle iliþkisini keseceðini ve onlarla bir daha ticari iliþkiye girmeyeceðini açýklýyordu. 43 yýl boyunca süren ABD ambargosu, Küba’ya 80 milyar dolara mal olmuþtu; bu yeni yasa da her þeyin üstüne tuz biber ekiyordu. Küba, tam anlamýyla kuþatma altýndaydý. Bu koþullar altýnda Küba’nýn sosyalizmde ýsrar etmesi, insanlýða yaptýðý en büyük katký oldu. “Gerekirse bu adayý batýrýrýz, ama yine ABD’ye teslim etmeyiz” diyen Kübalý komünistlerin onurlu sesi, tüm dünyada devrim için savaþanlarýn yüreðini ayaða kaldýrdý. Devrim için savaþanlarýn düþlerine bundan daha güzel bir katký düþünülemezdi. Yeri gelmiþken belirtelim. BM Genel Kurulu, kýsa bir süre önce, büyük bir çoðunlukla ABD’nin Küba’ya uyguladýðý ambargoyu kaldýrma yönünde karar verdi. Artýk Birleþmiþ Milletler kararlarýný hiçe sayan ABD’nin buna tepkisinin ne olacaðýný henüz bilmiyoruz. Ama Küba’nýn uluslararasý alanda elde ettiði diplomatik zaferin ABD’yi müthiþ derecede rahatsýz ettiðini anlamak için kahin olmaya gerek yok. Küba’nýn dolarla alýþveriþi yasaklamasý da, ABD’nin planlarýný bozan bir ge-

liþmedir. ABD, dolarizasyon sayesinde (yani piyasada dolar dolaþýmýnýn giderek yaygýnlýk kazanmasý ve tüm alýþveriþlerin dolarla yapýlmasý ile) Küba’daki sosyalist sistemi içten içe kemireceðini düþünüyor olmalýydý. Kuþatma altýnda olan Küba’nýn günden güne bu virüse karþý bünyesinin zayýf düþeceðini ve en nihayetinde her tarafý örümcek aðý gibi kaplamýþ olan dolarizasyon sayesinde buradaki sosyalist sistemi yýkacaðýnýn hesaplarýný yapýyor olmalýydý. Ancak, “evdeki hesap çarþýya uymadý”. Küba, dolarla alýþveriþi yasakladý. 8 Kasým’dan itibaren, Küba’da tüm alýþveriþlerde ulusal para Peso kullanýlacak. Bir de deðeri 1 dolara eþit olan konvertibýl (deðiþtirilebilir) Peso kullanýlacak. Ellerinde dolar olan herkes, hýzlý bir þekilde bu dolarlarý Konvertibýl Peso ile deðiþtirebilecekler. Küba devleti bu þekilde piyasada hala dolaþýmda olan dolarýn tümünü çekmeyi, piyasayý giderek dolardan temizlemeyi düþünüyor. Fidel’in kürsüde konuþma yaptýktan hemen sonra yerine giderken düþmesine sevinenler, Fidel’in iyileþtikten sonra ilk iþ olarak dolarý yasaklamasýyla soðuk bir duþ aldýlar. Þimdi ABD muhtemelen bu karardan hiç etkilenmediðini göstermeye çalýþacaktýr. Onlar, onlarca ABD baþkanýnýn gelip geçiþine tanýklýk etmiþ, dünyanýn en uzun süre iktidarda kalmayý baþarmýþ devlet baþkanýna ve onun temsil ettiði ülkeye karþý, güya kayýtsýzmýþ gibi davranarak diplomasi yaptýklarýný sanýyorlar ama Küba’nýn dolarý yasaklamasýnýn, sosyalizmde ne kadar ýsrarcý olduklarýný gösterdiðini de pekala biliyorlar. Onlarý ve diðer emperyalistleri asýl korkutan da budur: Küba’nýn kararlýlýðý ile tüm dünya devrimcilerinin düþlerine katký sunmaya devam etmesi.


BEYAZIT’TA YÖK PROTESTOSU 12 Eylül Askeri Faþist Diktatörlüðü, faþizmi kurumsallaþtýrýrken, üniversiteleri de ihmal etmemiþti. Üniversite kapýlarýný emekçi halk çocuklarýna kapatmak için her türlü önlemi almýþlardý. Bunlarýn baþýnda Yüksek Öðrenim Kurumu (YÖK)’nun kurulmasý geliyordu. YÖK, yýllarca üniversitelerde tekellerin açýk terörist diktatörlüðünü perçinlemek ve tekelci kapitalist sistemin kendini yeniden üretmesi için hizmet verdi! Her yýl, YÖK’ün kuruluþ yýldönümü olan 6 Kasým’da, devrimci öðrenciler çeþitli eylemlerle YÖK’ü protesto ediyorlar. Emekçi halk çocuklarý, her yýl 6 Kasým’da burjuvazinin rahatýný bozuyor, uykularýný kaçýrýyorlar. Her yýl 6 Kasým’da bir öðrenci ayaklanmasý yaþanýyor. Geçen yýl olduðu gibi, bu yýl da 6 Kasým günü Laleli eski tramvay duraðýnda

pankartlarýyla, bayraklarýyla bir araya gelen yaklaþýk 600 kiþi, yolu trafiðe kapatarak sloganlar eþliðinde Beyazýt Meydaný’na doðru yürüyüþe geçti. Yürüyüþ sýrasýnda “Beyazýt Faþizme Mezar Olacak”, “YÖK Kalkacak, Polis Gidecek, Üniversiteler Bizimle Özgürleþecek” sloganlarý atýldý. Siyah bereleri, kýzýl bayraklarý ve “Devrimci Öðrenci Birliði” pankartýyla DÖB’lüler YÖK’ün bir sistem sorunu olduðunu anlatan ve emekçi halký sisteme karþý savaþmaya çaðýran sloganlar attýlar. Ayrýca Ölüm Orucunun sürdüðünü her yerde dile getiren DÖB’lüler, bu eylemde de Remzi Aydýn’ýn yalnýz olmadýðýný, Ölüm Orucunun zafere kadar süreceðini, halkýn Ölüm Orucunu ve devrimci tutsaklarý sahiplenmesi gerektiðini belirttiler. Meydana giren kitle, basýn açýklamasý okumak üzere kortejler halinde yerleþti. Basýn açýklamasýnýn okunduðu esnada polis kitleye gaz bombalarý ve coplarla müdahale etti. Yoðun gaz bombasýnýn kullanýldýðý eylemde çevredeki halk ve esnaflarda etkilendi. Ara sokaklara daðýlan kitle ile polis arasýnda sýk sýk çatýþmalar çýktý. DÖB’lülerinde aralarýnda bulunduðu bir grup, Reþat Nuri Sahnesi yanýnda park halinde duran bir polis otosunu taþladý. Polis otosunun camlarý kýrýlýrken bir polis de baþýndan yaralandý. Yaralanan polis, ambulansla hastaneye kaldýrýldý. Polisler grubu daðýtabilmek için havaya ateþ açtý. Grup, ara sokaklara girerek kayboldu. Çok sayýda öðrencinin yaralandýðý eylemde gözaltýna alýnanlar TMÞ’ye götürüldü.

11


YENÝ EVRE YENÝ EKÝM’LERÝN YÜZYILI Çok deðil, 15 yýl gibi, toplumlarýn tarihinde sözü edilmeye deðmez bir zaman öncesinde, burjuva ideologlarý, yazarlarý, çizerleri ve her türden çanak yalayýcýlarý kapitalizmin ebedi bir toplumsal sistem olduðunu, “tarihin sonu” palavrasýyla birlikte, davul-zurna eþliðinde ilan ediyorlardý. 15 yýl öncesinde Sovyetler Birliði daðýlmýþ, Doðu Avrupa ülkelerinde iktidarlar birer birer karþý devrimcilerin ellerine geçmiþti. Zafer sarhoþluðu içindeki dünya burjuvazisi, onyýllardýr süren korkunun biriktirdiði kini kusuyordu. Çünkü yanýbaþýndaki sosyalist ülkeler ona hergün içinde uzanacaðý boþ mezarlarý hatýrlatýp duruyordu. Ýþte nihayet karþý devrimci rüzgarlar esmeye baþlamýþ, biraz olsun soluklanabilmiþti. Sözkonusu dönemde soldan pek çok çevre de zafer sarhoþluðu ve kinle güçlendirilmiþ bu karþý devrimci rüzgarlar önünde diz çökmüþtü. Geleceðin sosyalizme ait olduðuna dair güven yerini kapitalizmin yenilmezliði inancýna býraktý. Sol çevrelerden kimisi görüþlerini gözden geçirmeye, Ekim Devrimi’ni mahkum etmeye, kapitalizmin dayanýklýlýðý konusunda “teoriler” üretmeye çalýþýrken, kimisi de kendini tümden tasfiye ederek burjuva kampa katýlmaya karar vermiþti. 80’li yýllarýn sonlarý ile 90’lý yýllarýn baþlarýnýn dünya komünist hareketi için zor bir dönem olduðu tartýþma götürmez. Zorluk, proletarya hareketinin kendisinden deðil, þu veya bu þekilde kendini sosyalizmle iliþkilendirmiþ küçük burjuva politik akýmlarýn yaþadýklarý bunalýmdan kaynaklandý. Onlar, kendi bunalýmlarýný komünist hareketin bunalýmý olarak öne sürdüler ve devrimci proletaryayý bu karýþýklýðý düzeltme iþiyle uðraþmak zorunda býraktýlar. Her zor dönem gibi, sözünü ettiðimiz yýllar da, düþüncede, teoride, iradede saðlamlýðýn, kararlýlýðýn, cesaretin sýnandýðý

12

yýllar oldu. Düþüncede sýð, teoride son derece zayýf, ilkede tutarsýz olan dünyadaki tüm politik akýmlar, kendilerinden bekleneceði gibi, irade, kararlýlýk ve cesaret yoksunluðuyla karekterize olmuþ bir tavýr sergilediler. Dünyadaki tüm politik akýmlarý etkisi altýna alan bu atmosferden Türkiye ve K.Kürdistan’daki politik akýmlarýn etkilendiklerini, Türkiye ve K.Kürdistan’ýn bu konuda istisna oluþturmadýðýný ayrýca belirtmeye gerek yok. Hatta denilebilirki, bu karþý devrimci rüzgar en çok da Türkiye ve K.Kürdistan’daki politik akýmlarý etkisi altýna aldý. Öyle ki, ABD’nin sýçramalý bir çöküþ sürecinde olduðunu artýk körlerin dahi gördüðü günümüzde, onun “yenilmezliði” üzerine politika yapan biçareler bizim topraklarýmýzda bulunabiliyor. Kapitalizmin Sýçramalý Çöküþü ve Sosyalizmin Sýçramalý Yükseliþi Yaþadýðýmýz topraklarda, burjuva karþý-devrimci rüzgara, bu rüzgarýn en güçlü olduðu dönemden baþlayarak, kararlýlýk ve cesaretle direnen sadece Leninist Parti oldu. Teoride ve politikada devrimci marksizme dayanan Leninist Parti, bu en güç dönemde, yaþanan sürecin geçici bir durum olduðunu; tarihsel olarak üstün bir toplumsal sistem olan sosyalizmin kapitalizmin yerini almaya devam edeceðini; zaferin ve geleceðin komünizme ait olduðunu ilan etti. Daðýlan sosyalizm deðil, sosyalizmin sadece bir biçimiydi. Fakat, tarihin ileriye doðru hareketini hiçbir güç durduramazdý. Proletarya ve diðer emekçi sýnýflar, eriþmiþ bulunduklarý yaþam ve uygarlýk düzeyinden geriye düþüþü kabullenmeyecek ve bu dönemin þokunu atlatýr atlatmaz ileriye doðru atýlacaklardý. Tarihin çarklarýný geriye döndürmek mümkün deðildi. Lenin’in ilan ettiði “Emperyalizmin çöküþ ve proleter devrimler çaðý” sürüyordu.

Fakat Lenin’in bu son derece önemli ve tüm çaða ýþýk tutan belirlemesi de, rutin, son derece düzenli iþleyen bir sürecin ifadesi olarak anlaþýlmamalý. Böyle bir anlama, Lenin’in düþüncesinin olabilecek en sýð biçimde ele alýnýþý olur. Lenin’i “Emperyalizmin çöküþ ve proleter devrimler çaðý” belirlemesi, düzgün iþleyen, evrimci tarzda ilerleyen bir sürecin ifadesi olarak ele alýnýrsa kapitalizmin ve onun tekelci aþamasý olan emperyalizmin tüm tarihsel geliþmesi tüm varlýk koþullarý anlaþýlmamýþ olur. Lenin’in bu belirlemeyi yaptýðý dönemden bu yana neredeyse doksan yýl geçti ve bu doksan yýl içinde hepsi de kapitalizmin yýkým koþullarýný olgunlaþtýran, hýzlandýran sayýsýz geliþme oldu. Bu sayýsýz geliþmelerin kapitalizmin yýkýmý üzerindeki etkileri ve sonuçlarý hesaba katýlmadan emperyalistkapitalist sistemin günümüzdeki ve gelecekteki durumu anlaþýlamaz. Engels’in aktaracaðýmýz sözleri sorunun ele alýnýþ biçimi açýsýndan son derece öðreticidir. Marksist öðretinin canlý özü olan diyalektik düþünme yöntemini bir an olsun ihmal etmeyen Engels, kapitalizmin belirli bir dönemdeki durumunu tahlil ederken onu kendi geliþimi içinde ve süreç halinde ele alarak geliþmelerin etki ve sonuçlarýný hesaba katmanýn parlak bir örneðini veriyor. Ýþte Engels’in ders niteliðindeki sözleri: “…son büyük genel bunalýmdan beri burada büyük bir deðiþiklik olmuþtur. Daha önceki on yýllýk döngüleriyle devresel süreçlerin had biçimi, yerini -çeþitli sanayi ülkelerinde çeþitli zamanlarda yer alan- iþlerde nispeten kýsa ve hafif bir iyileþme ve nispeten uzun ve kararsýz depresyon arasýnda deðiþen, daha kronik ve daha uzun süreli biçimlere býrakmýþ görünmektedir. Ama bu, belki de, yalnýzca döngülerin sürelerinin uzamasý sorunudur. Dünya ticaretinin ilk yýllarýnda,1815-47 arasýnda, bu döngülerin yak-


laþýk beþ yýl sürdüðü gösterilebilir; 1847 ile 1867 arasýnda,döngü açýkca on yýldýr; þimdi, acaba bu güne deðin eþi görülmemiþ yeni bir dünya bunalýmýnýn hazýrlýk aþamasýnda mý bulunuyoruz? Pek çok þey bu yöne iþaret ediyor. Son 1867 genel bunalýmýndan beri, bir çok derin deðiþiklik olmuþtur. Ulaþtýrma ve iletiþim araçlarýndaki dev geniþleme -okyanuslardaki þilepler, demiryollarý, telgraf, Süveyþ Kanalý- gerçek bir dünya piyasasýný bir olgu haline getirmiþtir. (…) Þu halde eski bunalýmlarýn yenilenmesine karþý iþleyen her etmen, kendi içerisinde, gelecekteki çok daha güçlü bir bunalýmýn tohumlarýný taþýmaktadýr.” Engels’in bu sözlerinin üzerinden yüzyirmibeþ, Lenin’in çaða iliþkin belirlemesinin üzerinden doksan yýlý aþkýn bir zaman geçti. Bu uzun zaman içinde, baþta ulaþým ve iletiþim olmak üzere teknolojinin her alanýnda dev ilerlemeler oldu. Ýnsanlýðýn kaydettiði dev ilerlemeler tarihsel bir toplumsal sistem olarak kapitalizmin aþýlmasý için gereken koþullarý fazlasýyla olgunlaþtýrdý. Sýð düþünce sahiplerinin sandýðýnýn aksine iletiþim, ulaþým, teknik ve sanayi alanýndaki geliþmeler kapitalizmi rahatlatýp ömrünü uzatmaz ama onun yýkým koþullarýný hazýrlar ve olgunlaþtýrýr. Çünkü sanayinin teknik temeli her zaman devrimcidir. Bu nedenle, bu alanlardaki dev ilerlemeler sonucu kapitalizm günümüzde artýk sýçramalý çöküþ sürecine girmiþtir. Bu günü dünden ayýran en önemli noktalardan biri bu sýçramalý çöküþ sürecidir. Bu, insanlýk tarihinde bir YENÝ EVRE’dir. Kapitalist Ülke Ekonomilerinin Karþýlýklý Baðýmlýlýðý Arttý Lenin, çaða damgasýný vuracak olguyu henüz embriyon halindeyken görüp açýða çýkarmýþtýr. Lenin’in 1900’lü yýllarýn baþlarýnda yaptýðý belirleme emperyalistkapitalist sistemin hemen çökeceði ve yerini bütün dünyada sosyalizmin alacaðý anlamýnda deðildi. Belirleme sadece çaðýn özelliðine ve geliþmenin yönüne iliþkindi. Artýk insanlýk, bir toplumsal sistem olan kapitalizmi aþma noktasýna gelmiþti. Yarým kalan bir giriþim olarak 1871 Paris Komünü’nü saymazsak, Ekim Devrimi’yle birlikte insanlýk, tarihinde ilk defa kapitalist üretim biçiminin ötesine adým atýyor ve ondan daha üstün bir üretim biçimini örgütlemeye giriþiyordu. Kapitalist zincirin ilk halkasý 1917 Ekim Devrimi’yle kopmuþtu. Ekim Dev-

rimi’nden hemen sonra Almanya ve Macaristan’da sosyalist devrimlerin, Bulgaristan’da anti-faþist halk ayaklanmasýnýn patlak vermesi, bir ülkedeki devrimin baþka ülkelerdeki devrimleri nasýl tetikleyeceðinin örneði oldu.Ortaya çýktýðý tarihsel koþullar nedeniyle Paris Komünü’nün böyle bir þansý ya yoktu ya da yok denecek kadar az idi. Çünkü kapitalizm böyle bir etkileme için henüz yeterince olgunlaþmamýþtý, kapitalist ülkelerin ekonomileri birbirlerine yeterince yakýnlaþmamýþtý. Kapitalizmin olgunlaþtýðý ve emperyalist aþamaya ulaþtýðý dönemde patlak veren Ekim Devrimi ise baþka ülkelerin devrimlerini etkileme koþullarýna sahipti artýk.Bu koþullarý saðlayan bizzat kapitalist geliþmenin kendisi olmuþtur. Kapitalizmi kendinden önceki üretim biçimlerinden ayýran temel özelliklerden birisi, onun ekonominin çeþitli dallarý arasýnda karþýlýklý baðýmlýlýk yaratmasýdýr. Kapitalizmin tekelci aþamasý olan emperyalizm, ekonominin çeþitli dallarý arasýndaki karþýlýklý baðýmlýlýðý, bütün kapitalist ülke ekonomilerinin birbirine baðýmlýlýðý düzeyine taþýr. Gercekte bu süreç daha eskilere dayanýr. Engels, daha 1880’li yýllarda ulaþým ve iletiþimdeki geliþmelerin dünya pazarýný bir olgu haline getirdiðini yazýyor. Kapitalist ülke ekonomilerinin karþýlýklý baðýmlýlýðý daha o yýllarda baþlar. Ancak bu, gerçek anlam ve önemini daha sonraki onyýllarda bulacaktýr. Bu karþýlýklý baðýmlýlýk, emperyalistlerin bu baðýmlýlýktan asýl yararlanan taraf olmalarý gerçeðinden bagýmsýzdýr. Baþka bir ifadeyle, emperyalist ülkelerin bu karþýlýklý baðýmlýlýktan yararlanan taraf olmalarý, onlarýn ekonomilerinin de öteki ülkelerin ekonomilerine baðýmlý olduðu gerçeðini deðiþtirmez. Ulaþým, iletiþim teknolojisindeki dev ilerlemeler, dünya ticaretinin hýz ve kapsam olarak en ileri düzeye gelmiþ olmasý, sermayenin dolaþým hýzý üzerinde iletiþim teknolojisinin büyük etkisi vb.vb. kapitalist uluslarý, kapitalist ülke ekonomilerini birbirine öylesine baðladý ki, hepsini, deyim uygunsa, bir bulamaç haline getirdi. Kapitalist uluslarýn neredeyse bir bulamaç halinde birleþtirilmiþ olmalarý dünya tarihi açýsýndan son derece önemli bir geliþmedir. Bir yerde patlak veren bir bunalýmýn domino taþý örneði diðer tüm ülkeleri etkisi altýna almasý; üstelik bunu bir-iki hafta gibi kýsa bir süre içinde yapmasý,

kapitalist uluslarýn bu sýký karþýlýklý baðýmlýlýðýnýn sonucudur. Günümüzde her saat bunun örneklerine rastlamak mümkün. Ama 1997’de Endenozya’da patlak veren bunalýmýn bir virüs gibi önce Rusya, ardýndan Türkiye, Arjantin ve diðer Latin Amerika ülkelerini peþpeþe etkisi altýna almasý, arkasýndan ABD ve Avrupa ülkelerine sýçrayarak bütün emperyalist-kapitalist sistemi sarsmasý tipik bir örnek oluþturdu. Artýk herhangi bir kapitalist ülkede patlak verecek bir borsa krizinin, banka ya da þirket iflaslarýnýn, sanayi bunalýmýnýn vs. tüm ülkeleri etkisi altýna alacaðýný kimse tartýþmýyor bile. Kapitalizmin Eþitsiz Geliþme Yasasý Geçerliliðini Koruyor Bütün bu geliþmelerin tarihsel önemi þurda yatýyor: Herhangi bir kapitalist ülkede patlak verecek bir devrim geçmiþte olduðundan çok daha kýsa bir süre içinde öteki ülkeleri etkisi altýna alacak; kapitalist ülke ekonomilerini ve bütün sistemlerini bunalýma sokarak kitlelerin devrimci ayaklanmalarýna yol açacaktýr. Emperyalist-kapitalist zincir yine en zayýf halkadan kýrýlacak. Kapitalizm var olduðu müddetce eþitsiz geliþme yasasý da varlýðýný sürdürecektir ve bu nedenle devrimin önce bir ya da birkaç ülkede patlak vermesi kaçýnýlmazdýr. Yani devrim, önce çeliþkilerin üstüste bindiði, yýðýldýðý, keskinleþtiði, çatýþmalarýn yoðunlaþtýðý, burjuvazinin güçten düþtüðü bir ya da birkaç ülkede patlak verecek. Fakat, bu günün geçmiþten farký, bir yerde patlak verecek devrimin çok kýsa bir süre içinde öteki ülkelere sýçrayacak ya da en azýndan diðerlerini etkisi altýna alacak olmasýdýr. Kapitalizmin tüm geliþmesi, bunun için gerekli nesnel kosullarý hazýrlamýþtýr. 1917 Ekim Devrimi, dünyanýn altýda birini emperyalist-kapitalist zincirden kurtarmýþtý. 1945’de ortaya çýkan Halk Devrimleri, bu rakamý daha yukarý çekti ve dünyanýn üçte birini kapitalizmden kurtardý. Daha sonralarý bunlara Çin, Küba, Vietnam, Kore Halk Cumhuriyeti eklendi. Emperyalist-kapitalist sistemin sýçramalý çöküþ sürecinde, dünya kapitalist uluslarýnýn birbirlerine bu kadar baðlandýklarý; dünya tarihinin bu kadar hýzlandýðý bir dönemde bir ülkede patlak verecek bir devrimin emperyalist-kapitalist sistemde büyük çöküþe yol açacaðýný rahatlýkla söyleyebiliriz. Yeni Evre yeni Ekimlerin yüzyýlý olacaktýr.

13


Zindanlarý Yýkacak, ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! Remzi Aydýn Ölüm Orucu Eyleminin 504. Gününde Remzi AYDIN bulunduðu Bayrampaþa Özel Tip cezaevinde insanlýðýn en büyük savaþlarýnda birini veriyor. O, Fidel Castro’nun “Devrim için savaþmayana komünist denmez” her gün, her saat doðrulayarak bu adý hakkettiðini gösteriyor. Remzi yoldaþ sýnýflar mücadelesinin bu önemli aþamasýnda yüklendiði tarihsel misyonu onurla, gururla taþýyor. O, bir Leninistin yaþamda ulaþabileceði en ileri noktaya ulaþmýþ bulunuyor; ama durmuyor Remzi yoldaþ, sürekli kendini yenilemeye, geliþtirmeye devam ediyor. Sürekli okuyor, yazýyor, düþünüyor. Yaþamýný kolektif için devrim için yavaþ yavaþ feda ediyor. O büyük zaferi bir gün mutlaka kazanacaðýmýza inanýyor. Bizler daima seninle birlikteyiz Remzi yoldaþ: Daima, zafere kadar.

DEVRÝMLER YÜZYILININ ÇIÐLIÐI Ýnsanýn çýðlýðý Remzi yoldaþ. Açlýðýn çýðlýðý, Yoksulluðun çýðlýðý, devrimler yüzyýlýnýn çýðlýðý Remzi yoldaþ. Hiç tereddütsüz yürüyor koca bir yükü taþýrken geleceðe. Sendelemeden, duraksamadan, yürekte ve bilinçte… Týpký Sibelimizin, Aysunumuzun, Muratýmýzýn yaptýðý gibi daima ve baðlýlýkla.

Bizler bugün hepimiz birer Remzi AYDIN’ýz. Yüreðimizin atýþlarý ayný, sýcaklýðý ayný, insanlýk için beslediðimiz her þey ayný. Yani bir bütün halinde Remzi AYDIN’ýz. Ölüm Orucu’nun 400’lü günlerindeydi Remzi AYDIN. Biz, kendi çabalarýmýzla hazýrladýðýmýz 600’e yakýn, Ölüm Orucu ile ilgili kuþlamalarýmýzý iþçi ve emekçi semtlerinde yaptýk. Þablonla hazýrladýðýmýz “Ölüm Orucu Sürüyor”, “Remzi AYDIN Ölüm Oru-

cu Eyleminin 400’lü Günlerinde, Ölüm Orucu Sürüyor” pullamalarýmýzý direklere ve duvarlara yapýþtýrdýk. Duvarlara “Her Þey Emeðin Olacak” þeklinde yazýlamalar yapýldý. Bütün coþku ve baðlýlýðýmýzla, daima…

Deðildir”, “Sosyalist Basýn Susturulamaz” dövizleriyle bir grup Mücadele Birliði okuru da destek verdi. Tutuklularýn bulunduðu ring aracýnýn gelmesiyle birlikte kitle “Sahte Belgelerle Tutuklananlar Serbest Býrakýlsýn”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Komplolarý Boþa Çýkaracaðýz” sloganlarý attý. TAYAD üyesi Fatma Karaoðlan operasyonla ilgili bir basýn açýklamasý okudu. Okunan açýklamadan sonra tutuklu aileleri duruþmayý izlemek üzere içeriye girmeye çalýþtýlar. Ancak polisin giriþe yýðýnak yapmasýndan kaynaklý ailelerle polis arasýnda bir gerginlik yaþandý. Tartýþmanýn büyümesi üzerine kitle “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganý attý ve oturma eylemi baþlattý. Polis gaz maskesi taktý ve kitlenin üzerine doðru yürümeye baþladý. Bu arada kitlenin içerisinden polis taþlandý. Ancak olay büyümeden yatýþtýrýldý. Yol araç trafiðine açýldý ama her araç geçiþinden sonra kitle ile polis karþýlýklý konumlandýlar. Bekleyiþ sýrasýnda polis ile kitle arasýnda sýk sýk gerginlikler yaþandý. Aileler, gerginliði polisin ya-

rattýðýný, kendilerinin her zamanki bekleme yerinde durduðunda bir sorun yaþanmadýðýný, polisin bu sefer ailelerin orada beklemesine izin vermemesi üzerine yolun kapandýðýný söylediler. Bunun üzerine dýþarýda bekleyenler yeniden eski bekleme yerlerine alýndýlar. Mahkeme önündeki kitle, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur” sloganlarýyla ve marþlarla, akþamüzeri 17.00 sularýna kadar kararlý bir þekilde mahkemenin sonlanmasýný bekledi. 42 kiþinin yargýlandýðý mahkemede 19 kiþi tahliye edilirken, 23 tutuklunun ise duruþmasý 11 Þubat’a ertelendi.r

Hiç Bir Baskýya Boyun Eðmeyeceðiz Devrimci Dayanýþmayý Yükseltelim!

1

Nisan 2004 tarihinde Ekmek ve Adalet dergisi, Gençlik Gelecektir dergisi, Temel Haklar ve Özgürlükler Derneði, Ýdil Kültür Merkezi, TAYAD, Tavýr Dergisi, Anadolunun Sesi Radyosu, Halkýn Hukuk Bürosu çalýþanlarýnýn da aralarýnda bulunduðu 82 kiþi bir gecede terörist ilan edilip tutuklanmýþtý. 1 Nisan’dan sonra ev baskýnlarý, gözaltýlar, tutuklamalar süre geldi. 8 aydýr “disketten adýn çýktý” gerekçesi ile tutuklananlarýn 5 Kasým günü Ýstanbul ACM (Aðýr Ceza Mahkemesi)’de karar duruþmasý görüldü. 5 Kasým günü sabahýn erken saatlerinde tutuklulara destek olmak ve 1 Nisan komplosunu protesto etmek amaçlý basýn açýklamasý yapmak isteyen Haklar ve Özgürlükler Cephesi’nden grup, ACM önünde buluþtu. “Adalet Ýstiyoruz” yazýlý bir pankart açýlan eyleme “Irakta Savaþa Hayýr Koordinasyonu” ve “Mücadele Birliði” yazýlý pankart ve “Ekmek ve Adalet Yalnýz

14

ZÝNDANLARI YIKACAK, ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!

Ýzmir’den Leninistler NOT: Elimize posta yoluyla ulaþan yazýyý ha-


1 Mayýs Mahallesi’nden Ýþçi Okurumuzun Mektubu Dolayýsýyla:

ÝÞTEN AYRILMALAR ve

KOMÝTELER ÜZERÝNE tine kurban giden iþçinin cesedini arayýp çýkarma zahmetine bile Mücadele Birliði’nde yayýnlanan iþçi-okur mektuplarýnda, girmiyorlar. Tuzla Tersanesi’nde iþ kazasý adý altýnda her ay ortaiþçilerimiz sýk sýk çalýþma koþullarýnýn aðýrlýðý, saðlýksýzlýðý, uzun çalýþma saatleri, kendilerine yöneltilen hakaretler, düþük üc- lama 5-10 iþçi katlediliyor. Kýsacasý, kapitalizm koþullarýnda tüm fabrika ve diðer iþyerretler vb nedenlerle patrona tavýr koyup, iþten ayrýlmayý bir mülerinde çalýþma þartlarý birbirinden aðýr, berbat ve beterdir. Kapicadele yöntemi gibi baþvurduklarýný aktarýyorlar. 1 Mayýs Mahallesi’nden bir iþçi okurun Y.E.Mücadele Birli- talizm varlýðýný sürdürdükçe, bu aðýr çalýþma koþullarý, deðiþmeði’nin 25. sayýsýnda yayýnlanan mektubu bunlardan biri. Ýþçimiz yecek, daha da kötüleþecektir. Bu nedenle kapitalizm koþullarý altýnda insancýl çalýþma þartlarýna sahip bir iþ aramak, iþçiler açýmektubunda daha önce 900 kiþiyle birlikte çalýþtýðý tekstil atölyesinin çalýþma koþullarýnýn aðýrlýðýný aktardýktan sonra: “biz de sýndan umutsuz bir arayýþtýr. Boþunadýr. Ýþçiler, kapitalizm koþullarýnda iyi þartlara sahip bir iþ arayarak enerjilerini boþuna iþçiler olarak patronun bu kadar baskýsýna ve sömürüsüne karþý 50 kiþi iþten çýktýk, iþi býrakýnca hayatýmda bir þey deðiþmediði- harcamak yerine, güçlerini, tüm insanlýk dýþý sonuçlarýyla birliknin farkýna vardým” þeklinde, baþvurduklarý mücadele yöntemini te; iþçimizin dediði gibi; patronlarýn dünyasýný, yani, kapitalizmi yýkmaya yönlendirmelidir. ve bu yöntemin sonucunu anlatmýþ. Diðer yandan iþten çýkma, iþçi sýnýfý açýsýndan bir mücadele Ýþçimizin zindana benzeterek (çok yerinde bir benzetme) yöntemi deðildir, olmamýþtýr da. Ýþçi sýnýfý tarihinde, böyle bir bahsettiði çalýþma koþullarý, aþaðý yukarý tüm fabrika ve atölyemücadele yöntemi yoktur. Tersine, iþçi sýnýfý, tarihi boyunca iþlerde aynýdýr. Hepsinde aðýr, saðlýksýz, uzun çalýþma saatleri ve buna bedel olarak, iþçilere verilen kýrýntý düzeyindeki sefalet üc- ten çýkarýlmaya karþý hep mücadele etmiþtir. Ýþçiler iþten ayrýldýklarýnda býrakýn daha iyi þartlara sahip bir iþ bulmayý, iþsiz karetidir. Ýþçiler tüm fabrika atölye, madenler vb. iþyerlerinde patlabileceklerini bilirler. Hele milronlarýn kar hýrsýný tatmin etmek yonlarca iþsizin bulunduðu günüiçin, genç yaþta ömürlerini tükemüz koþullarýnda, iþçiler bunun tirler. Çalýþma sýrasýnda, iþçilere Kýsacasý, kapitalizm koþullarýnda çok daha farkýndadýr. Bu nedenle yöneltilen hakaret, küfür, kimi tüm fabrika ve diðer iþyerlerinde iþçiler, iþten ayrýlmanýn sonuçsuz zaman dayak gibi aþaðýlayýcý, oçalýþma þartlarý birbirinden aðýr, kalacaðýný ve kendilerine zarar nur kýrýcý davranýþlar da cabasý. vereceðini bilirler ve böyle bir Ayrýca tehlikeli iþlerde, can güberbat ve beterdir. Kapitalizm eylem biçimini benimsemezler. venliði açýsýndan zorunlu takým varlýðýný sürdürdükçe, bu aðýr çalýþma koÝþçilerin iþten ayrýlmasýnýn alet edevatlarý saðlanmadýðý için, patronlar açýsýndan sonucunu deher gün onlarca iþçi iþ kazasý adý þullarý, deðiþmeyecek, daha da altýnda cinayete kurban giderler. kötüleþecektir. Bu nedenle kapitalizm ko- ðerlendirirsek, boþalan her iþçinin yerine almaya hazýr kitlesel Patronlar bu cinayetleri daha þullarý altýnda insancýl çalýþma iþsizlerin bulunmasý nedeniyle, fazla kar uðruna iþ güvenliði için gerekli takým alet edevatý almaþartlarýna sahip bir iþ aramak, iþçiler açýsýn- patronlar çok rahatlýkla kýsa sürede boþalan her iþçinin yerini dolyarak iþlerler. Örneðin, geçtiðidan umutsuz bir arayýþtýr. dururlar. Ýþçimizin bahsettiði o amiz aylarda Tuzla Tersanesi’nde Boþunadýr. Ýþçiler, kapitalizm tölyedeki 900 iþçinin hepsi iþten iþ güvenliði için gerekli alet edeayrýlsaydý bile, patron çok rahat vat verilmediðinden, bir iþçi gekoþullarýnda iyi þartlara sahip bir iþ bu 900 iþçinin yerini iþsizlerden miden denize düþerek hayatýný arayarak enerjilerini boþuna takviye ederdi. Sonuç olarak iþkaybediyor. Denizde ölen iþçinin harcamak yerine, güçlerini, tüm ten ayrýlmayla, iþçiler patronlarcesedini arama çalýþmasý sýrasýndan hiçbir kazaným elde edemezda dalgýçlar, altý ay önce gemiinsanlýk dýþý sonuçlarýyla birlikte; ler. Kapitalizm koþullarýnda patden denize düþerek hayatýný kayiþçimizin dediði gibi; patronlarýn ronlar sömürecek iþçi bulmakta betmiþ baþka bir iþçinin çürüyen dünyasýný, yani, kapitalizmi yýkmaya yön- sýkýntý çekmezler. Ýþçilerin iþten cesediyle karþýlaþýyorlar. Patronayrýlmasýnýn patron üzerinde hiçlar 6 ay önce “iþ kazasý” cinayelendirmelidir.

15


bir yaptýrým gücü yoktur. Bir iþyerinde iþçilerin çalýþma þartlarý ne kadar aðýr, sömürü ne kadar yüksek ve ücretleri ne kadar düþükse, o iþ yerinde iþçilerin eyleme geçme eðilimi o kadar büyüktür. Böyle bir iþyerinde bulunmak, bizim için iþçileri örgütlemek ve harekete geçirmek açýsýndan önemli bir fýrsattýr. Ýþçimizin bahsettiði 900 kiþinin çalýþtýðý tekstil atölyesindeki çalýþma koþullarýnýn aðýrlýðý ve sömürünün yüksekliði, bize söz konusu 900 iþçiyi örgütlemek ve harekete geçirmek fýrsatýnýn yüksekliðini gösterir. Ýþçimizin bu iþyerinden elli iþçiyle birlikte ayrýlmasý, 900 iþçinin, içerden örgütlenmenin ve harekete geçirmenin fýrsatýný kaçýrdýðýmýz anlamýna gelir. Þimdi o tekstil atölyesindeki iþçilerle bað kurmak, örgütlemek ve harekete geçirmek için çok daha fazla zaman ve enerji harcamak gerekecek. Bu yönüyle bu tür iþyerlerinden ayrýlmak yarar deðil zarar getirir. Ýþçimiz de “iþi býrakýnca hayatýmda bir þey deðiþmediðinin farkýna vardým” diyerek, bunu yaþadýðý deneyimden öðrenmiþ. Ýþçimizin bahsettiði aðýr baský ve sömürünün bulunduðu atölyede, öncelikle, faþist güvenlik görevlilerine ve patronun diðer uþaklarýna hissettirmeden, en güvenilir iþçilerden iþyeri komiteleri kurarak iþe baþlanmalý. Bu komiteler aracýlýðýyla, iþçilerin diðer bölümlerini örgütleme ve harekete hazýr hale getirmeye giriþilmeli. Ýþçi komitelerini yalnýzca ayaklanma ve iktidar organlarý olduðu ve sadece bu iþlevi gördüðü yanýlsamasýna düþmemek gerekir. Ýþçi komiteleri, ayný zamanda günün mücadele araçlarýdýr. Yani, bugün iþçilerin önüne koyduðu ekonomik ve politik mücadele görevlerini de yerine getirmek durumundadýrlar. Ýþçi komiteleri, bulunduklarý iþyerlerinde, ücretlerin artýrýlmasý, çalýþma koþullarýnýn iyileþtirilmesi ve bazý sosyal haklarýn kazanýlmasý gibi, ekonomik mücadelede de, militanca iþçilere öncülük etmeli ve yönlendirmelidir. Ama iþçi komiteleri, ekonomik mücadeleyle iktidar mücadelesi arasýndaki baðý kurmayý kesinlikle ihmal etmemelidir. Örneðin bir iþ yerinde komiteler ücretlerin arttýrýl-

masý talebiyle iþçileri greve geçirdi diyelim. Bu grev sýrasýnda komiteler, iþçileri, kapitalizm varoldukça her türlü ekonomik ve politik kazanýmýn geçici olduðu, en iyi çalýþma koþullarýnda dahi sermaye sahiplerinin kendilerini sömürdüðü, bunun yanýnda elde ettikleri kazanýmlarýn yarýn, kapitalistler tarafýndan bin bir yolla tekrar ellerinden alacaðýný vb. þeklinde uyarmalý. Sömürüden ancak, kapitalizmi yýkarak, sosyalizmi kurarak kurtulabileceklerini, bunun için de, siyasi iktidarýn genel ayaklanmayla ele geçirilmesi gerektiði ve bugünden genel ayaklanmaya pratik olarak hazýrlanmanýn zorunlu olduðu bilincini vermelidir. Komiteler, ekonomik taleple de olsa her iþçi eylemini genel ayaklanmaya bir hazýrlýk, onun küçük bir provasý olduðu bilinciyle hareket etmelidir. Ýþçi sýnýfý ve diðer kitleler, ancak bu tür küçük provalarla iktidarý fethedeceði genel ayaklanmaya hazýrlanabilir. Devrimci durum odur ki, hangi derin politik nedenlerin ya da tahmin edilemeyecek kadar kýsýtlý ekonomik-güncel olaylarýn genel bir ayaklanmanýn patlamasýný gündeme getireceðini þimdiden bilemeyiz. Ama görevimiz en kýsýtlý ekonomik nedenlerle bile olsa, ortaya çýkan bir mücadelenin genel bir ayaklanmanýn kývýlcýmý olabileceði bilinciyle hareket etmek ve bu bilince uygun araçlarla geniþ yýðýnlarý örgütleyebilmektir. Eðer biz bugün kýsýtlý ekonomik nedenlerle ortaya çýkan bir harekete öncülük etmeyip bir kenara býrakýrsak, genel harekete dönüþebilecek bir kývýlcýmý da elden kaçýrmýþ oluruz. Bu nedenle bizler, en küçük ekonomik taleplerle yapýlan eylemlerin bile güçlü bir ateþleyici olabileceðini bilerek hareket etmek zorundayýz. Ýnsanlarýn her gün artan ihtiyaçlarýnýn, en temel gereksinimlerinin kapitalist sistemde karþýlanamayacaðýný, bu nedenle yýðýnlarla sistem arasýnda ortaya çýkan her çeliþkiden devrim için yararlanmayý bilmek gerektiðini bir an olsun unutmamalýyýz. Bu bilinçle hareket edersek, ekonomik mücadele ve iktidar mücadelesi arasýndaki baðý kurmuþ ve iþçilerle kurduðumuz baðlarla onlarý iktidarý fethetmeye yönlendirebiliriz.

Ýþ Kazalarý Kader Deðildir Merhaba arkadaþlar, Ben plastik fabrikasýnda terlik üretiminde çalýþan bir iþçiyim. Sigortasýz ve günde 12 saat çalýþýyorum. Benim çalýþtýðým fabrikanýn ilerisinde, ayný sektörde, benimle ayný iþi yapan bir arkadaþýmýzýn baþýna gelen bir olayý anlatacaðým. Arkadaþýmýz bizimle ayný þartlarda çalýþmaktaydý. Yine her zamanki gibi fabrikada çalýþýrken, bir iþ kazasý yaþýyor ve kolu makinanýn arasýnda kalarak kopuyor. Arkadaþýmýz gerekli tedaviyi gördükten sonra bile çalýþamaz duruma geliyor. Bunun üzerine yasal yollardan hakkýný aramaya baþlýyor. Tabii bu arada fabrika sahipleri de boþ durmuyorlar. Ziyaretlerde ve maddi yardýmlarda bulunarak, hukuki yollara baþvurmaktan vazgeçirmeye çalýþýyorlar arkadaþýmýzý. Fakat arkadaþýmýz, çevresinden de gördüðü destekle, yasal yollardan hakkýný aramaya devam etti. Bu süreç içerisinde,

16

patronlar arkadaþýmýza protez bir kol takarak çalýþmalara devam etmesini istiyorlar. Bunun yaný sýra çalýþýrken aldýðý ücreti vermeye devam etmektedirler. Bir-iki ay bu böyle sürüyor ama arkadaþýmýz yasal yollardan haklarýný kazanýyor ve emeklilik hakkýný alýyor. Bu arkadaþýmýz haklarýný aldý belki, fakat kim bilir onun gibi kaç iþçi haklarýný alamamýþtýr. Kim bilir bunun gibi kaç arkadaþýmýz bilinçli olmadýðý için, kimseden saðlýklý bilgi ve bilinç alamadýðý için haklarýný savunamýyor. Neden bütün iþçiler bilinçlenip kendi haklarýný aramasýn? Çevremizde olanlara duyarlý olup, iþçileri bilinçlendirerek baþka kollarýn kopmasýna engel olalým ve hep birlikte sorunlarýmýzý ve çözüm yollarýný paylaþarak bir adým daha atalým. DÝK’li Bir Ýþçi/Antep


“Kamu reformu” adý altýnda sunulan tüm tasarýlarýn aslýnda IMF-TC koalisyonunun ekonomik ilhak programýnýn adým adým uygulamasý olduðu anlaþýlýyor. Siyasi iktidar, saðlýk alanýnda giriþtiði özelleþtirmeye karþý geliþecek tepkiyi “SSK açýklarýný kapatacaðýz” yalanýyla engellemeye çalýþýyor. SSK’nýn kimlerin elinde bir arpalýk haline geldiði, buralardan kimlerin yemlendiði bilinmeyen þeyler deðil. En baþta siyasi iktidarlar bu arpalýklardan besleniyorlar. Þu anda olan biten ise bu tür kurumlarýn Engels’in “kolektif kapitalist” dediði devletten bireysel kapitalistlere devri. Asýl olarak tekelci kapitalizm þimdi yüzünü göstermeye baþlýyor. Sermayenin acýmasýz yasalarý, esas olarak þimdi bütün dizginlerinden boþanýrcasýna kendisini hissettirecek, iþçi ve emekçilerin mücadele ettikleri kazanýmlarý birer ikiþer elerinden alýnacak… SSK’nýn yaklaþýk 55 bin çalýþaný bu yeni uygulama ile birlikte sözleþmeli personel statüsüne geçirilecekler. Bunun anlamý, kapý dýþýna atýlmak üzere eþikte bekletilecekler. SSK’nýn önce Saðlýk Bakanlýðý’na devri, ardýndan da özelleþtirilmesi ile yüzbinlerce iþçi iþsiz kalacak.

ÖZELLEÞTÝRMENÝN FRENÝ PATLADI:

KAPÝTALÝZMÝN SALDIRILARI ARTIYOR

AKP hükümetinin SSK’nýn (Sosyal Sigortalar Kurumu) Saðlýk Bakanlýðý’na devrine iliþkin aldýðý karar, SSK iþçi ve emekçilerinin yoðun tepkisini alýyor. Bunun bir sonraki adýmýnýn saðlýk hizmetlerinin tümüyle özelleþtirilmesi olacaðýný bilen saðlýk iþçi ve emekçileri sürekli eylem halindeler. Hükümetin çýkardýðý Kamu Yönetimi Temel Kanunu ve Yerel Yönetimler Yasasý ile, saðlýk kurumlarýnýn yerel yönetimlere devrini yasalaþtýrmasý sonucu atýlan bu adýmlarýn arkasý da gelecektir. Devlet, kendi cephesinden iþçi ve emekçilere bir savaþ açmýþ durumdadýr. Emperyalizmin ekonomik ilhak politikalarýnýn en son sýnýrýna dayandýrýlmasý anlamýna geliyor bu. Emekçiler, “SSK sahip çýkýlmasý gereken kritik bir eþiktir” diyorlar. Kapitalizm tarafýndan her gün her saat yaþamýn dýþýna atýlan iþçi ve emekçiler, bir yandan açlýk ve iþsizlikle boðuþurken, þimdi bir de saðlýk sorunlarýnýn çözümsüzlüðüyle karþý karþýya kalacaklar. Zaten bir kangren halini almýþ olan hastaneler sorunu, bundan sonra sancýsýný daha güçlü hissettirecektir. “Hasta adam” Türkiye, bir daha yataktan kalkmamak üzere kendisini emperyalist operatörlerin eline býrakýyor. Hükümet, Genel Saðlýk Sigortasý uygulamasýna geçerek, ücretleri asgari ücretin 1/3’ünden az olanlara ücretsiz saðlýk hizmeti vereceðini söylüyor. Bu ilk bakýþta iþçi ve emekçilerin yararýna bir uygulamaymýþ gibi görünüyor; ama bunun hiç de öyle olmadýðý, taþý hafif kaldýrýnca altýnda yatan yýlanýn görüldüðü anlaþýlýyor. Her þeyden önce bu yeni uygulama ile Yeþil Kart ortadan kalkýyor. Bugün milyonlarca insanýn yararlandýðý Yeþil Kart’ýn kaldýrýlmasý, parasýz saðlýk hizmeti alan milyonlarca insan için saðlýk hizmetinin yeniden paralý hale gelmesi anlamýna geliyor. Siyasi iktidar kaþýkla verdiðini kepçeyle geri alýyor. Kaldý ki, asgari ücretin 1/3’ünden az ücret almak demek ayda 100 milyon civarýnda ücret almak demektir. Asgari ücreti açlýk sýnýrýnýn çok altýnda olan bir ülkede böyle bir uygulama, pratikte hiçbir uygulama alanýna sahip olamaz. Yani devlet görünürde bir hak bahþediyor, ama pratikte hiç bir þey vermezken, varolan haklarý da geri alýyor.

“SSK Halkýndýr, Satýlamaz” Sloganý Üzerine

“sosyal devlet”ten bahsetmek devletin sýnýf karakterinden hiç bir þey anlamamak demektir. “Sosyal devlet”, daha çok, yurttaþlarýna sosyal güvenlik saðlamýþ devlet olarak algýlanýyor. Daha kýsa ve öz söylemek gerekirse, yurttaþlarýna bakmakla yükümlü devlet. Üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda, devletin yurttaþlarýna nasýl “baktýðýný” bilmeyen yok! Tüm sýnýflý toplumlarda olduðu gibi, bizim ülkemizde de devlet, egemen sýnýfýn baský aygýtýdýr. Ezilen ve sömürülen sýnýflarý, zorla baský altýnda tutmak için, özel olarak örgütlenmiþ bir aygýttýr. Dolayýsýyla sýnýflý toplumlarda hiçbir zaman “sosyal bir devlet” olmamýþtýr ve olmayacaktýr da. Toplumu düþünen, toplumun ihtiyaçlarýna göre üreten, kendisini buna göre örgütlemiþ olan sadece ve sadece sosyalist devlettir. Bu nedenle, kullanýlan sloganlara dikkat etmek gerekiyor. “SSK Halkýndýr Satýlamaz” sloganý, ilk baþta kulaða hoþ gelse, insanýn ruhunu okþasa da, içerik olarak çarpýk bir bilinci gösteriyor. Özelleþtirmelere karþý mücadele, bu bilinçle verilemez. Eðer böyle yapýlmaya çalýþýlýrsa, baþbakanýn attýðý yeme Türk-Ýþ Baþkaný Salih Kýlýç gibi yakalanmak iþten bile deðildir. Baþbakan, “madem öyle, SSK’yý siz alýn, siz yönetin” diyor, Salih Kýlýç da hemen kollarý sývýyor. Hangi iþçiden hangi aidat ile SSK’nýn hisselerine talip olacaklar bilinmez, ama onun tavrýndan en azýndan bu güne kadar, “bizim” denilen SSK’nýn kimsenin deðil ama “kolektif kapitalist” devletin olduðu açýða çýkmýþ oluyor. SSK’larýn satýlmasýna iliþkin eylemler ise, her yerde yaygýnlýk gösteriyor. Bir çok ilde ve ilçede hastaneler önünde eylemler oldu. Ýþçiler daha güçlü eyleme hazýrlanýyorlar. 20 Kasým’da Ankara’da yapýlacak büyük mitingin hazýrlýklarýna þimdiden baþlandý. Ýþçiler, emekçiler, “kritik bir eþikte” bulunduðumuzu söylüyorlar. Ya emperyalizmin ilhak politikasý hayat bulacak ve milyonlarca insan yýkýma uðrayacak, iþsiz kalacak ya da iþçi ve emekçiler, “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” sloganý ile iktidar için mücadele edecekler ve kendi devletlerini kuracaklar.r

Ýnsanlarýn iþten atýldýklarý, yaþamdan kovulduklarý koþullarda sloganlar üzerinde durmak bazýlarýna biçimsel gelebilir ama sloganlar son tahlilde bir soyutlamayý ifade eder ve iþçi ve emekçilere bilinç taþýr. Onlara hedef gösterir. “SSK Halkýndýr Satýlamaz” sloganý, iþçilere bir hedef göstermediði gibi, yanlýþ bir bilinç de taþýmaktadýr. SSK hiçbir zaman halkýn olmamýþtýr. O, her zaman, kolektif kapitalist devletindi. SSK’dan halka düþen, yýllar boANTEP EMEK PLATFORMU’NDAN EYLEM! yunca çalýþýp para SSK’nýn Saðlýk Bakanlýðý’na devredilmesi gündemde. Antep Eödemek ve elde etmesi gereken sosyal mek Platformu da bu devri protesto etmek için 2 Kasým ’04 tarihinkorumayý dahi elde de bir basýn açýklamasý düzenledi. Bizler de Mücadele Birliði okuredememek, hastane larý olarak, “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Halklarýn Mükapýlarýnda sürüncadele Birliði” yazýlý dövizlerimizle katýldýk. 12:30’da Büyükþehir mekti. Onlarýn ödeBelediyesi önünden 300 kiþilik bir kitleyle sloganlar atarak SSK diði para ile, devleHastanesi’nin bahçesine doðru yürümeye baþladýk. SSK Hastanetin arpalýklarýnda birileri beslenirken, si’nin bahçesinde okunan basýn metninden sonra, çözümün emeðin iktidarýnda olduðunu anlatmak için “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” yýllardýr diþinden týrnaðýndan artýrasloganýný attýk. rak SSK’lý olabiDaha sonra lenlerin ortada kalDÝSK’in SSK masýydý. Bazý anlaHastanesi’nin bahyýþlar SSK’nýn öçesine kurduðu çazelleþtirilmesini, dýrý ziyaret ederek “sosyal devlet”in tasfiyesi olarak gödestek sunduk. rüyorlar. Halbuki, üzerinde yaþadýðýY.E. Mücadele mýz topraklarda bir

Birliði/Antep

17


HACI HÜSREV’DE FAÞÝST SALDIRI: Çetelere Karþý Mücadele Sisteme Karþý Mücadeleden Ayrý Düþünülemez

T

ekellerin oluþmasýyla birlikte türeyen faþist kurumlar, dernekler, partiler ve bunun yanýnda çete, mafya gibi faþist güruhlar, kapitalist sistemin en gerici, baskýcý, kanlýkatliamlý yüzünü yansýtýyor. Mafya ve çeteler, özellikle devlet tarafýndan beslenip yönlendiriliyorlar. Bunlar, sistem içerisinde var olup sistemin artýðý iþleri yaparlar. Bunlarýn yaný sýra, emekçi mahallerinde yozlaþmayý örgütlerler. Devlet, iç savaþta sistemin yok oluþunu uzatabilmek için, lümpen proleterler arasýnda kendisine kitle tabaný bulmaya çalýþýr. Kapitalizm, ucuz emek gücü saðlayabilmek için her dönem hazýrda bir iþsiz ordusu tutar. Türkiye’de ise iþsiz ordusu her geçen gün büyümektedir. Özellikle Kürdistan’dan iþ bulma umudu ile Türkiye’nin metropol þehirlerine gelenlerle birlikte, bu ordu daha da büyümektedir. Bir kýsmý iþ bulup, kapitalistler tarafýndan ucuz emek gücü olarak sömürülürken, devlet iþsiz kalan kýsmý kendisine karþý muhalefet durumuna düþürmemek için, mahallerde örgütlenen uyuþturucu, hýrsýzlýk, kapkaç çetelerine iter. Onlarý kendi eliyle besler. Ýþsizlerin toplumsal olaylar ile ilgilenmesinin önüne geçmeye çalýþýr. Lümpen proletarya, iç savaþta, devlet tarafýndan kapitalizmin yaratmýþ olduðu her türlü yozluða itilen, üretimden kopuk olan kesimdir. Son süreçte gündeme gelen Hacý Hüsrev Mahallesi’ndeki olaylar ise, devletin emekçi semtlerindeki çeteleþmeyi nasýl örgütlediðini daha net olarak ortaya seriyor. Uzun zamandýr bu mahallede örgütlü olan çeteler, uyuþturucu alým-satýmý, hýrsýzlýk, kapkaççýlýk ve fuhuþu polis yönlendirmesiyle mahalleye yaymýþlardýr. 30 Ekim tarihinde bir kiþinin ölümü, iki kiþinin de aðýr yaralanmasýyla sonuçlanan olayý, o gün mahallede bulunan bir dostumuzdan dinleyelim. “30 Ekim’de, öldürülen Hacý Ahmet Mahallesi Çevre Koruma Derneði üyesi Hikmet Bahçe’nin evinin önünde, çete üyeleri çaldýklarý çantayý paylaþýyorlar. Hikmet Bahçe de derneðe gitmek üzere evinden çýktýðýnda onlarla karþýlaþýyor ve onlara burada bu iþi yapmamalarýný söylüyor, bu tür iþlerin kötü olduðunu söylüyor. Aralarýnda tartýþma çýkýyor. Hikmet Bahçe bunlarý kovalýyor ve derneðe gidiyor. Aradan yarým saat geçtikten sonra çete üyeleri tekrar derneðe geliyor ve küfürler savurmaya baþlýyor. Dernekten çýkan gençler de onlarý kovalýyor, yakalayabildiklerini dövüyorlar. Geriye kalanlar ara sokaklara kaçýyorlar. Bunlar beþ-on dakika sonra 3 kiþi geri geliyorlar derneðe. Yine küfür etmeye baþlýyorlar, biz çalarýz biz yaparýz gibisinden konuþmaya baþlýyorlar. Tekrar kavga baþlýyor. Önde duran çete üyesini dernektekiler dövmeye baþlýyor, arkadan bir kiþi koþarak geliyor ve 5 el ateþ ediyor, üç kiþi vuruluyor. Hikmet Bahçe baþýndan ve gövdesinden yara alýyor. Hastaneye kaldýrýlýrken yolda yaþamýný yitiriyor. Diðerleri de aðýr yaralanýyor, þu anda hala hastanedeler. Bu olaydan sonra tüm mahalle sokaða dökülüyor. Kaçanlarýn sýðýndýðý evlere gidiyorlar, bir kiþiyi yakalýyorlar. Mahallede oturan bir çok çete üyesi, uyuþturucu sattýklarý evlerini boþaltýyor. Mahalle halký toplam 7 çete evini ateþe verdi. Olay yerine gelen polisler, aralarýnda benim aðabeyimin de bulunduðu birkaç kiþiyi gözaltýna alýyorlar ama karakola götürmüyorlar. Araç içerisinde dövüp býrakýyorlar. Abimin sýrtýnda hep yara izleri vardý. Olay yeri-

18

ne polisin 1-2 ekip otosuyla gelerek olayý örtbas etme isteði görülerek ve çetelerden aldýklarý rüþvetler için, halk polislere öfke duyarak panzerleri ve polisleri taþladý. Polisler gaz bombasý kullandýlar. Ama insanlarý daðýtamadýlar. Mahalle halký yaklaþýk 600 kiþi; kimse evine gitmedi. Sabaha kadar sokakta bu olayý protesto ettiler. Bu insanlarla daha önceden de bir çok kez sorunlar yaþadýk. Polis bu olaylara göz yumuyor. Onlardan haraç alýyor.” Baþka bir arkadaþ da; “‘Ben Hacý Hüsrev’de oturuyorum’ dediðin zaman bu çeteler yüzünden insanlar size ön yargýyla davranýyorlar. Polisler hýrsýzlara, uyuþturucu satanlara ayrý bir muamele, bunlara karþý çýkanlara ise daha farklý bir muamele uyguluyor. Polisler mahallede çetenin tetikçiliðini yapýyorlar. Uyuþturucunun olmadýðý mahalleye uyuþturucu sokuyor, uyuþturucunun olduðu mahallelerde ise býrakýn düzene muhalefeti, uyuþturucuya muhalefet olanlarýn varlýðýný bile sindiremiyor. Ýþleri yok etmek. Bu ülkede çetelere karþý gelmek, uyuþturucuya karþý gelmek suç mu? Kýsaca þunu söyleyebiliriz ki; geliþemeyen bir sistem çürümeye mahkum” Evet geliþemeyen bir sistem çürümeye mahkumdur. Týpký bugünkü kapitalist sistem gibi. Çeteler faþizmin kitle tabaný, toplumun kalýntýlarýdýr. Sistemin dýþýnda bir mafya, çete olamaz. Kimse bu tür çetelere karþý mücadeleyi, onlarý her gün yeniden ve yeniden üreten kapitalist sistemden ayrý düþünmemelidir. Ýnsanlarýn çetelere karþý olan tavrý esasýnda bu düzene, kapitalist sisteme karþý bir tavýrdýr. Bu konuda devrimcilere düþen görev ise, çetelere karþý taviz göstermeden, onlarýn emekçi semtlerinde örgütlenmelerinin önünü kesmek, sistemin, ömrünü uzatabilmek için onlarý maþa olarak kullandýðýný anlatmaktýr. Bunlarýn anlatýldýðý halde devrimcileri ciddiye almazlýk ederlerse, o zaman devrimci þiddete baþ vurmak ve onlarý emekçi semtlerinden söküp atmaktýr.


DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR Volkswagen Ýþçileri Eylemde

2

Öðleden sonra da Almera-Odeonveld’de tüm metal iþçileri bir araya gelerek bir miting düzenlediler.

Almanya Volkswagen’de (VW) Anlaþma Yapýlmadý 28 Ekim’de yapýlan 5. tur Toplu Ýþ Sözleþmeleri öncesinde VW iþçileri, iþi durdurdular. VW patronlarý bu görüþmede, tasarruf planýný uygulayacaklarýný, 30 bin iþçiyi iþten çýkaracaklarýný ve geri adým atmayacaklarýný açýkladý. Bunun üzerine Wolfsburg’da 30 binden fazla iþçi, Kessel’de 6 bin iþçi eylem yaptý.. Sendikalarýn TÝS konusunda daha tutarlý olmalarýný talep eden iþçiler, büyük bir de miting düzenlediler. Ýþçi ve emekçilerin tüm dünyada durmak bilmeyen eylemleri, baþta emperyalist-kapitalist merkezler olmak üzere dünyayý sarsmaya devam ediyor. Yerküreyi kaplayan iþçi eylemleri, grevleri, ayaklanmalarý, kapitalist sistemi tam kalbinden vurmaya devam ediyor.

Hollanda’da Ýkinci Grev Hollanda’da metal iþçileri, 27 Ekim’de iþ býraktý. Metal sektöründe çalýþan 150 fabrika ve iþletmede 18 bin iþçi 24 saat iþ býraktý. Ýþçi sendikalarýnýn hükümetle sosyal güvenlik konusundaki görüþmelerinin anlaþmazlýkla sonuçlanmasý sonucu, üç büyük sendika federasyonu, bütün sektörlerde grev kararý almýþtý. Bu karar sonucu ilk grev, 14 Ekim’de ulaþým sektöründe olmuþtu ve Hollanda’da yaþam durmuþtu. Hemen ardýndan gerçekleþen bu metal grevi de, son 15 yýlýn bu alandaki en büyük grevi oldu. En son 26 Ekim’e yapýlan görüþmenin de olumsuz sonuçlanmasý nedeniyle, fabrikalar ertesi sabah grev listeleri oluþturdular ve sabah saatlerinde onbinler bu listelerde yerlerini aldýlar. Alblasserdam’da bulunan 2 metal fabrikasý, bir gün önceden greve baþladýlar.

VW’de 6. turda yapýlan görüþmelerde de sonuç çýkmamasý üzerine iþçiler, 1 Kasým’da da uyarý grevine çýktýlar. 6 ayrý VW iþletmesinde 15 binden fazla iþçi üretimi durdurarak uyarý grevine baþladý. Braunschweigh, Salzgitter, Kassel, Emden, Hannover ve Wolfsburg’da iþçiler iþi durdurdu. Eylemler sýrasýnda VW iþçileri, Opel iþçilerinin mücadelesini destekleyen dövizler taþýdýlar. 2 Kasým günü de gene Hannover ve Wolfsburg iþletmeleri uyarý grevi yaptýlar ve 6 bin kiþi ile protesto eylemleri yaptýlar. VW’nin iþçileri eylemdeyken, cumhurbaþkaný Köhler de anlaþma yapýlmasý yönünde çaðrýda bulundu. Ýþçiler bu görüþmelerde %2 zam, iþ güvenliði ve Ücret Çerçeve Anlaþmasý’nýn yerine getirilmesini ve iyi bir emeklilik talep ediyorlar. VW iþçilerinin toplu iþ sözleþmesi, IG Metal ve Volkswagen yönetimi arasýnda 3 Kasým’da imzalandý. VW’nin iþçi haklarýna saldýrý maddeleriyle dolu anlaþma, bir iki ufak deðiþiklikle uygulamaya girdi ve 28 ay süresince 203 bin

19


iþçinin haklarýný gasp etmek için en büyük araç olacak. Bu sözleþmeden memnun kalan IG Metal Sendikasý, sorunu büyümeden çözdüðüne inanýyor. Esnek çalýþmanýn yer aldýðý, iþten çýkarmalarýn gerçekleþeceði ve ücretlerin düþürüldüðü TÝS, 28 ay boyunca yürürlükte kalacak.

Hollanda’da Grev...

Ýngiltere’de Savaþ Karþýtý Eylemler Ýngiltere’nin baþkenti Londra’da 2 Kasým günü Ýngiliz emekçiler iþgal karþýtý eylem yaptý. Bush’un terörist olarak tanýmlandýðý pankartlarýn açýldýðý eylem, 100 bini aþkýn kiþinin katýlýmýyla Trafalgar Meydaný’nda yapýldý. Emekçiler, Irak Savaþý’nýn savaþ suçu olduðunu ve yalanlar üzerine temellendirildiðini söylediler. Ýþgal karþýtý bu eylemler, Ýran, ABD ve Avusturya baþta olmak ü-

zere çeþitli Avrupa ülkelerinde de yapýldý. Bu eylemlere onbinlerce kiþi katýldý. r

“Ancak Kendi Ellerimizle Yýkarak Deðiþtirebiliriz Bu Düzeni” Y.E.Mücadele Birliði Okurlarý ve Çalýþanlarý; Dergiyi yayýnlamak kadar daðýtýmýnýn da ne derece önemli olduðunu biliyoruz ve yaptýðýmýz iþin öneminin bilincindeyiz. Bu bilinçle, her sayýda emekçi semtlerinde yapýlan dergi satýþlarýnda karþýlaþtýðým ilginç olaylarý sizlerle paylaþmaya devam etmek istiyorum. Bayramtepe semtinde, bizden dördüncü defa dergi alan bir baba, bizi akþam yemeðine ve sohbete davet etti. Daha önce Kürt olduðu için ulusal harekete katýldýðýný, ancak uzun zamandýr örgütlenmeden uzak kaldýðýný söyledi. Ve bu zaman dilimi içinde artýk bizim dergiyi okuduðunu söyledi. Ve belli ki, çok dikkatli okuyup sorgulamýþ. “Bence de artýk tek baþýmýza deðil, Türk halkýyla birleþik devrim yapmalýyýz. Yani Mücadele Birliði’nde de yazýldýðý gibi, amaç sýnýflarý ortadan kaldýrmak, sömürüsüz bir toplum yaratmak olmalýdýr” dedi. “Ben, artýk bu orak-çekiç-yýldýzýn bizi zafere götüreceðine ve devrime öncülük edeceðine inanýyorum. Çünkü yazdýklarýnýn hepsini mantýklý buluyorum. Ezilen halklarý savunmasý ve öne sürdüðü politikalarýyla sizin kolektifi doðru buluyorum yoldaþ” diye devam etti. Ve bize, “Yoldaþ” sözcüðünün ne kadar ciddi bir sözcük olduðunu söyledi. Þimdi de Ýkitelli semtinde dergi daðýtýmýnda yaptýðýmýz bir sohbeti size aktarýyorum. Ýlk kez dergi vereceðimizi sandýðýmýz genç bir esnafa girdik. Genç arkadaþ, dergimizi önceden hep alýp okuduðunu, ama anlamadýðýný söyledi. “Ne kadarý iþçinin diliyle yazýlmýþ” diye sordu. Biz de ona, dergiye yazý yazabileceðini söyledik. Genç arkadaþ: “Benim yazmam ne kazandýracak? Ýnsanlar çok cahil. En azýndan ben bir takým þeyleri görebiliyorum ama bu da yetmiyor ki…ben iþsiz bir insaným, her gün Bayramtepe’den Ýkitelli’ye gelebilmek için iki araba deðiþtiriyorum. Tam 6 aydýr iþ bulamýyorum. Ve meclistekiler, bizi daha çok sömürebilmek için paranýn deðerini düþürme kararý alýyor. Çoðu insanýmýz bunun farkýnda deðil. Ancak kendi ellerimizle yýkarak deðiþtirebiliriz bu düzeni. Dergiyi okuduk ama, dergi okumakla deðiþtiremedik.” Bunun üzerine biz de, ‘dergi nasýl olsaydý iþçilerin daha çok ilgisini çekerdi’ diye sorduk. “Bence siz deðil biz yazmalýyýz. Biz yazamýyorsak, siz, bizimle konuþtuklarýnýzý yazmalý, dergide kendimizi bulacaðýmýz yazýlar yaratmalýsýnýz. O zaman derginizi gönül rahatlýðýyla alýp okuyacaðým. Ýþte o zaman benim de devrime katacaðým þeyler olabilir.” Bir Mücadele Birliði Daðýtýmcýsý

20


Kapitalizm Altýnda Ýnsanlýk Ýçin Yeni Bir Tehdit:

GENETÝÐÝ DEÐÝÞTÝRÝLMÝÞ ORGANÝZMALAR

G

enetik üzerine çalýþmalar, çok uzun yýllardýr sürüyor. Ýnsanlýðýn biraz kaygýyla, biraz merakla izlediði bu çalýþmalar, son yýllarda daha da hýzlanmýþ durumda. Bunlardan biri de tarým ürünlerinin genetiðinin deðiþtirilmesi… “Baþka bir organizmadan çeþitli yollarla gen aktarýlmasýyla yenilenen organizma” anlamýna gelen GDO’lar (Genetiði Deðiþtirilmiþ Organizmalar), þimdi önemli bir tartýþma konusu olmuþ durumda. Aslýnda bitkilerin genetiðini deðiþtirerek daha saðlýklý ürünler elde etmek kimsenin tartýþmayacaðý bir þey. Böylece hem gýda miktarýný hem de kalitesini artýrmak mümkün. Bilim, tam anlamýyla insanlýðýn geliþiminin hizmetinde olsa, bundan bazý çýkar çevrelerinin kar elde etmek için yararlanacaðý ve insan saðlýðýný hiçe sayacak þeyler yapabilecekleri düþünülmese, hiç sorun yok; ama kapitalizmde her þey kar amaçlý olduðu ve insanlýðýn ihtiyaçlarýnýn karþýlanmasýnýn bunun yanýnda esamesi okunmadýðý içindir ki, insanlar geliþmeleri tedirginlikle izliyorlar. Genetiði Deðiþtirilmiþ Organizmalar, kendi tohumlarýný üretemiyorlar. Bu anlamýyla herhangi bir tarým ürününü sürekli kýlmak mümkün olmuyor. Bunun olamamasý, insanlarýn genetiðini deðiþtirerek elde ettiði ürünün geleceði hakkýnda hiçbir bilgiye sahip olmamasý anlamýna geliyor. Bitkilerin soy zinciri, dýþsal bir müdahale ile kopuyor ve bu bir belirsizliðe neden oluyor. Belki þu anda hemen kaygýlanmamak gerekiyor ama yarýn bir gün yüksek karlar için her türlü çýlgýnlýðý yapabilecek kapitalistler tarafýndan bunun ne yönde kullanýlabileceðini kestirmek mümkün olamýyor. Türkiye’de GDO’lar daha çok domates ve patateste kullanýlýyor. Bunlar en çok tüketilen tarým ürünlerinden olduðu için ve herkes “hormonlu” diye tanýnan sebzeleri bildiðinden kötü çaðrýþýmlar yaratýyorlar. Bunlarýn insan saðlýðýný kýsa erimde olmasa da, uzun erimde tehdit ede-

ceðinden endiþe duyuluyor. Zaten emperyalist-kapitalist sistem, dünyanýn canýna okuduðu, iklim dengelerini alt üst ettiði için, bitkilerin, tarým ürünlerinin doðal evrimi bozulmuþ durumdadýr. Kapitalistlerin fabrikalarýnýn bacalarýndan çýkýp atmosferde biriken zehirli gazlar, her geçen gün güneþ ýþýnlarýný süzen ozon tabakasýný daha çok tahrip ediyor ve delinmesine neden oluyor. Bu, güneþ ýþýnlarýnýn dünyamýza doðrudan gelmesine ve böylece bir küresel ýsýnmaya yol açýyor. Bunun sonucunda buzul kitleleri eriyor, bazý bitki türleri yok oluyor. Ve kapitalistler, tatlý karlarý uðruna bütün bu geliþmeleri kayýtsýzlýkla izliyorlar. Onlar, kendi karlarý için bütün bir dünyayý mahvetmeye dünden razýlar. ABD’nin baþlattýðý 3. Dünya Savaþý, insanýn ve doðanýn tahrip olmasýnýn onlarýn umurunda olmadýðýný gösteriyor. ODTÜ, Dünya Gýda Günü’nde yaptýðý araþtýrmanýn sonuçlarýný açýkladý. Buna göre, Türkiye’nin bir çok yerinde domates ve patateste ve bunlara ek olarak mýsýrda çeþitli bakteriler bulundu. Türkiye’de tatlandýrýcýlar, niþastalar, hazýr çorbalar vb. daha çok patates, domates ve mýsýrla yapýlýyor… Ýnsanýn aklýna ister istemez ABD’nin Küba tarýmýný çökertmek için Küba’ya bakteri bombalarý atmasý geliyor. Bunlar radarlara yakalanmayan uçaklarla sessiz sedasýz havaya býrakýlýyor ve düþtükleri her yerde tarýmý iflasa sürüklüyor. Ayný þeyin ekonomik ilhak mantýðý içinde az geliþmiþ ya da orta geliþmiþ ülkelere yayýlmasý mümkün. Ýç pazarlarý yýkýma uðratýp tamamen denetim altýna almak için emperyalist-kapitalistlerin yapmayacaklarý þey yok. Genetiði deðiþtirilmiþ tarým ürünlerinin insanlarda alerjik reaksiyonlara, protein duyarlýlýðýna vb neden olduðu tespit edilmiþ durumda. Diðer yandan GDO’lar, biyo-çeþitliliði azaltýyor. Bazý ürünlerin genetik olarak güçlendirilmesi, doðal olarak bunlarýn üretimine yönelmeyi getiriyor. Ve haliyle, genetiði güçlendirilmemiþ olan bitki türleri yok olmakla karþý karþý-

ya kalýyor. Bu, tarým alanýnda bulunan tekellerin iþine geliyor. GDO’lu ürünlerin ekimi onlarýn kýsa yoldan kârlarýný katlýyor. GDO’lu ürünler hayvan yemi yapýmýnda da kullanýlýyor ve doðal olarak bunlarda oluþan bakterilerin hayvanlara geçmesi de mümkün olabiliyor. Ve böylece neredeyse insanlarýn tüm besinlerine sirayet eden bakteriler, insanlýðýn geleceði için bir potansiyel tehlike taþýyor. Doðal besinlerle beslenmeyen insanlarýn genetik yapýsýnýn da bozulmasý mümkün. Bu ancak insan saðlýðýný önemseyen bir anlayýþla engellenebilir. Üretim üzerinde tam bir denetim saðlanýrsa “her þey daha fazla kâr için” anlayýþýnýn yerini “her þey insan için” anlayýþý alýrsa, GDO’lar zararlý olmaktan çýkarýlabilir. Ýnsanýn ve doðanýn evrimi, artýk sadece doðal seleksiyon’la (seçilim) olmuyor. Ýnsanlýk binlerce yýllýk deneyimlerden elde ettiði sonuçlarý týbbýn, biyolojinin hizmetine sunuyor. Ve böylece türlerin evrimine dýþsal bir müdahale mümkün olabiliyor. Önemli olan bu müdahalelerin ne amaçla ve kimler tarafýndan yapýldýðý. Yüzlerce yýllýk tarih, bu konuda kapitalistlere güvenilmeyeceðini gösteriyor. Ýnsanlýk her konuda bugün olduðu noktadan daha ileri gidecektir; ama bunun için öncelikli olarak, emperyalist-kapitalist sistemin varlýðýna son vermek gerekiyor. Eðer emperyalist-kapitalist sistem bir an önce yýkýlmazsa, dünyanýn ve insanlýðýn geleceði büyük bir tehdit altýna girmiþ olacaktýr. Komünizm ise insanlýðýn geleceðini temsil ediyor.

21


Kapitalizmdeki “Gelecek” Kaygýsý Sosyalizmde Ortak Gelecek Umutlarýna Dönüþecektir

E

mperyalist-kapitalist sistemde her þey sermayeye hizmet etmesine göre düzenlenmiþtir. Eðitimin de bunun dýþýnda olmasý düþünülemez elbette. Emekçi sýnýflarýn “kendini kurtarma”, “iyi bir gelecek hazýrlama” vb diye tüm umutlarýný baðladýðý eðitim, kapitalist sistemde sermayenin kendisine her tür amacýna hizmet edecek emek gücünü yetiþtirmekten baþka bir iþlev görmez... Hepimiz biliyoruz, parasý olan her zaman iyi bir eðitim alýr. Bunun için zeki olmalarýna, çalýþkan olmalarýna gerek yoktur. Parasýný ödeyen herkes iyi eðitim alabilir, bunun akabinde iyi bir mesleði de satýn alabilir; ister ülkesinde, ister dünyanýn herhangi bir köþesinde… emekçilerin ise bu konuda hiçbir þansý yoktur. Sadece burjuvaziye hizmet edebilecek kadar eðitim alabilirler. O da ancak çok zeki olanlar bu eðitimi alabilirler, onlarýn da “sýnýf” atlayarak burjuva saflara geçecekleri hesap edilir zaten. Kapitalist sistemde eðitim daha çok, eðitimde sorunlar olarak karþýmýza gelir: eðitimin paralý hale gelmesi, eðitimin yetersizliði ve en son, yaþamlarýnýn dönüm noktasý(!) olan sýnavlarda “0” puan alan öðrenciler… Ve eðitime (eðitimsizliðe) dair coðrafyamýzdan rakamlar: 1- 206 bin öðretmen, 135 bin derslik açýðý var, 2- Eðitimin niteliðini yükseltmek için 2004 yýlýnda 50 bin öðretmen atanmasý, 40 bin derslik yapýlmasý gerekiyor, 3- Hala 8 bin 325 okulda, 5 milyon 596 bin öðrenci ikili; 17 bin 636 okulda, 646 bin öðrenci birleþtirilmiþ sýnýflarda eðitim görüyor. 4- Sýnýf mevcutlarý büyük kentlerde 50-60 civarýnda. 5- Resmi ilköðretim okullarýnda 3

22

bin 985 rehber öðretmen görev yaparken, bir rehber öðretmene 2 bin 512 öðrenci düþüyor. 6- Ýlköðretim kurumlarýný bitiren 175 bin öðrenci ortaöðretime devam edemiyor. Kayýt yaptýrmayan her 16 öðrenciden 10’u kýz, 6’sý erkek. Bunun yanýnda her köþe baþýnda açýlmýþ üniversitelerden mezun olan iþsiz öðretmenler, okula gönderilmeyen kýz çocuklarý, taþýmalý eðitim vb sebeplerle yaþanan okula gitme-gidememe durumu, eðitimi paralý hale getiren okul kayýt paralarý gibi eðitim sorunlarý, ailesini ve kendisini geçindirmek için okul yerine çalýþmaya giden çocuklar gibi konular, hemen hergün hepimizin önüne sorun olarak çýkýyor. Eðitim sorunu, ne her okula yeter sayýda öðretmen bulunmasý, ne okullarýn parasýz oluþu, ne okul-derslik sayýsýnýn yeterliliði ne de halkýn her kesiminin okula-okumaya sevkedilmesiyle sona erecektir. Emperyalist-kapitalist sistem, bir devrimle yýkýlmadýðý sürece, varolan eðitim sistemi aracýlýðýyla, çocuklarýmýzýn-gençlerimizin sadece kol gücünü deðil, beyin gücünü de sömürmeye devam edecektir. “Parasýz, eþit, bilimsel eðitim” sloganý bu noktada anlamsýzlaþýyor. Kapitalist sistem altýnda eðitimin parasýz olmasý, bunun tüm masraflarýnýn iþçi ve emekçilerden baþka bir biçimde çýkartýlmasý demektir. Ve hala okutulmayan yoksul kadýnlar… Deðil yaþamlarýnýn deðiþerek sömürüden kurtulmalarý, cins olarak ezilmelerinin yanýnda bir de kapitalizmin kafa emeði sömürüsüne maruz kalanlar gene onlar olacak. Eðitim alanýnda kapitalist sistem içinde yapýlacak, kimi sorunlarý ortadan kaldýracak reformlar, eðitimin görünürdeki sorunlarýný oradan kaldýracaktýr belki. Ama ya buzdaðýnýn su al-

týndaki görünmeyen kýsmý… Eðitim sorunu, ancak demokratik halk iktidarýnda ve oradan ulaþýlacak sosyalizmde gerçek anlamýyla çözülecektir. Bilimsel temellere dayalý, ezberciliðe deðil öðrenmeye önem veren, eþit ve halkýn her kesimine ulaþacak eðitim ancak proletaryanýn iktidarýnda mümkün olacaktýr. Çocuklar, erken yaþlarda yeteneklerine göre mesleklere yönelerek eþit bir eðitim görebilecek, ailelerinin geleceksizlik endiþeleri olmadan gerçek anlamda eþit, bilimsel eðitim alacaklardýr. Sosyalizmde teorik eðitim pratik uygulamalarla desteklenecek, uygulamalý politeknik eðitim, tüm eðitim kurumlarýnda esas alýnacaktýr. Toplumsal eðitim sistemi ile kiþilerin bu toplumda kurtulamayacaklarý “gelecek” kaygýsý; sosyalist sistemde toplumun ortak bir “gelecek”

“Yarýna Güvenle Bakmak Bizim de Hakkýmýz” Sevgili Mücadele Birliði Okurlarý, sizlerle, baþýmdan geçen bir olayý paylaþmak istiyorum. Ben 22 yaþýnda genç bir emekçiyim. Akkor Çelik Tencere AÞ’nde çalýþýrken çalýþma saatinin çok fazla olduðundan dolayý iþyerinde talihsiz bir kaza geçirdim. Sol kolum dirseðe iki parmak kala kesildi ve dört dikiþ attýlar. Buna raðmen iþgöremez raporu verilmedi. Çalýþmaya mecbur kaldým ve bu þekilde bir iþçiyi sömürmeleri yetmezmiþ gibi, benimle birlikte 35 kiþiye çýkýþ verildi ve iþsiz kaldýk; bu 35 kiþi çoluðuna çocuðuna bayramlýk alamayacak, bayram harçlýðýný cebine koyamayacak. Patronun hiç gözünü kýrpmadan çýkýþ vermesi, iþçilerin yüreðini kanatýyor. Artýk yeter, yarýna güvenle bakmak, iþçiler olarak bizim de hakkýmýz. Artýk, aç kalacak mýyýz, ev kiramýzý ödeyebilecek miyiz, maaþýmýzý alabilecek miyiz diye düþünmek istemiyoruz. Ýnanýyoruz ki, “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” Gazi Mahallesi’nden Bir Y.E.M.B/Okuru


s028  

3 Kürdistan proletaryasýnýn, kendi dilini konuþan bir partiye ihtiyacý var. Ama, proletarya saflarýnda ulusal düþünceyi yaymak için deðil, u...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you