Proterya’n›n Kurtuluflu
‹fiÇ‹ SEND‹KA
A¤ustos 2010
MADENC‹N‹N DE⁄‹fiMEZ KADER‹ YERALTINDA ÖLÜM! “‹lk 19 madencimizin bedeninde herhangi bir yan›k yoktu, güzel öldüler” “do¤rusu daha iyi bir kader için çaba sarfediyoruz” (Çal›flma Bakan›) Onlar maden iflçisi. Yeryüzü ayd›nlans›n diye yerin alt›na iniyorlar hergün. Kimi evli, kimi genç, kimi yafll›... Hepsinin yazg›s› ayn›; Yerin alt›nda, güneflin en uzak gölgesinde çal›fl›yorlar. Madencilik, ölüm riskinin en fazla oldu¤u ifl gruplar›n›n bafl›nda yer al›yor, ve maalesef Türkiye’de bu tür kazalara s›k s›k rastlan›yor. Türkiye’de 1955 y›l›ndan bu yana 2 bin 687 kifli maden ocaklar›ndaki kazalarda hayat›n› kaybetti. Kazalarda bafl› çeken bölge Zonguldak. Zonguldak’ta, Türkiye Taflkömürü Kurumu (TTK) ocaklar›nda önemli ifl kazalar› yafland›. TTk Genel Müdürlü¤ü istatistik verilerine göre, kömür ocaklar›nda 1955 - 2009 y›llar› aras›ndaki ifl kazalar›nda 2 bin 687 iflçi öldü, 326 bin 321 iflçi yaraland›. Bu y›llarda kuruma ba¤l› müessese müdürlüklerinden Kozlu, Armutçuk, Amasra, Karadon ve üzülmez kömür ocaklar›nda “göçük, grizu ve kömür patlamas›, karbonmonoksit zehirlenmesi ile metan gaz› ve karbondioksit bo¤ulmalar›” gibi kazalar oldu. Verilere göre, Kozlu üretim bölgesinde 1992’de 263 madencinin hayat›n› kaybetti¤i grizu facias›, Türkiye’de en fazla can kayb› yaflanan ifl kazas› olarak tarihe geçti. Ayn› y›l grizunun yan› s›ra di¤er kazalarda 277 iflçi yaflam›n› yitirdi, 5 bin 214 iflçide yaraland›. Havza madenlerinde saptanabilen en eski ölümlü ifl kazas› 1875’de, Ahmet A¤a adl› kiflinin hayat›n› kaybetti¤i kaza olarak kay›tlara geçti. Taflkömürü kurumunda 2009’daki kazalarda 5 iflçi öldü, 2 bin 657 iflçi yaraland›. Kentteki özel kömür ocaklar›nda 2003-2009 aras›nda 22 kifli hayat›n› kaybetti. - Uluslararas› Çal›flma Örgütü verilerine göre Avrupa k›tas›nda yer alan ülkelerde 2006-2006 y›llar› aras›nda ifl kazas›nda ölen maden iflçisi oran› yüz binde 20.15 (ILO’ya bu tarihler aras›nda istatistik bildiren 25 ülkenin ortalamas›) -Ayn› dönemde Türkiye’de ifl kazalar›nda hayat›n› kaybeden maden iflçisi oran› yüz binde 92.47 yani Türkiye, avrupa ölçe¤inde birinci s›rada. -Türkiye’de maden iflçisi ölümleri oran›, avrupa ortalamas›n›n yaklafl›k 4.5 kat›. -Türkiye, 2000’li y›llar boyunca ifl kazas›nda yaflam›nda yitiren maden iflçisi oran›n›n yüz binde 70’in alt›na hiç düflmedi¤i tek ülke. 10 aral›k 2009 y›l›nda Bursa’n›n Mustafakemalpafla ilçesi’ne ba¤l› bükköy’de bulunan ve Bükköy Maden ‹flletmesi’ne ait kömür oca¤›nda meydana gelen patlamada da 19 iflçi yetersiz önlemler ve afl›r› kar h›rs› yüzünden ifl ciinayetine kurban gitmiflti. Daha bunun ac›s› unutulmadan, 23 flubat 2010 tarihinde Bal›kesir’in Dursunbey ilçesine ba¤l› Odaköy’de, Bal›kesir Ticaret Odas› Meclis Baflkan› Erhan Ortaköylü’nün iflletti¤i fientafl Madencilik’e ait ocakta “ifl sa¤l›¤› ve güvenirli¤ine dair her türlü önlemin al›nd›¤› söylenmesine ra¤men” grizu patlamas› meydana geldi. Patlamada biri maden mühendisi 13 madenci yine ifl cinayetine kurban gitti. fiimdi de Zonguldak’tan gelen haberlerde eksi 540 kodunda bir patlaman›n oldu¤u ve 32 iflçinin ak›betlerinin ne oldu¤u hala bir belirsizlik tafl›maktad›r. Umar›z yeralt›nda mahsur kalan madencilere ulafl›l›r ve burunlar› dahi kanamadan kurtar›l›r. Ama görünen o ki, bölgeden gelen bilgilere bak›ld›¤›nda, patlaman›n etkisi öyle fliddetlidir ki, göçük alt›nda kalanlara ulaflmak oldukça uzun zaman alaca¤a benzemektedir. ZONGULDAK’TAK‹ FAC‹A Yap›lmas› gereken tek fley, iflçilerin kendi örgütleri ile bu iflletmelerdeki çal›flma düzenlerini kendilerinin kontrolü alt›na almalar›n› sa¤layabilecek bir mücadele içine girmeleri gerekmekedir. Bu sadece bir sendikal mücadele bir sendikal mücadele de¤il, ayn› zamanda bir politik mücadele olarak da sürmek zorundad›r. Tekel iflçilerinin eylemi bunun yol göstericisi görevini tafl›yordu. Bu yap›lmas› gerekli olan tek ç›k›flt›r. Bunun ad›mlar›n› atmad›¤›m›z sürece olaylar devam edecek. Bir iflçi televizyon kanallar›nda flunu söylüyordu “Ben susuz çal›flmam dedim beni iflten att›lar” ‘Susuz’dan kas›t fludur. O galerinin aç›lmas›nda kullan›lan delici makineler tafl› delerken toz ç›kar›r. Tozun ç›kmamas› için su verilir.
Su havada toz oluflumunu engeller ve tozun iflçilerin ci¤erlerine gitmesi engellenmifl olur. Fakat su kullan›l›¤›nda ilerleme zay›flar. ‹lerleme zay›flay›nca da tafleron firman›n geliri düflmüfl olur. Bunun için iflçiye susuz çal›flmay› dayatm›fl. ‹flçi bunun kendisi için bir ölüm oldu¤unu bildi¤i için “susuz çal›flmam” diyor ve iflten at›l›yor. Yani toplam da 17 y›l içinde Türkiye’de 522 kifli grizu, yanma ve göçük sebebiyle madenlerde hayat›n› kaybetti. Türkiye son 20 y›l içerisinde maden kazalar›nda Dünya s›ralamas›nda birinci s›raya yerleflmifltir. Bunun özellefltirme süreciyle birlikte, do¤ru orant›l› olarak artt›¤›n› söylemek yerinde olacakt›r. Özel sektörün kömür madencili¤ini ele geçirmesiyle birlikte iflçiler devlet denetiminden uzak, iflçi sa¤l›¤› ve ifl güvenli¤i önlemlerinden yoksun biçimde, düflük ücretlerle, a¤›r çal›flma koflullar› alt›nda madenlerde çal›flmaya bafllam›flt›r. Tüm maden oca¤›ndaki patlamalar incelendi¤inde ayn› sebap - sonuç iliflkisiyle karfl›lafl›yoruz. Özellefltirme, tafleronlaflma, rodövans gibi uygulamalar beraberinde ucuz iflçili¤i yani uzun saatler a¤›r çal›flma koflullar›nda düflük ücretli iflçili¤i getirdi. Yo¤un birikim ve deneyime sahip olan kurum ve kurulufllar yerine üretimin, teknik ve alt yap› olarak yetersiz, deneyim ve uzmamanlaflman›n olmad›¤› kifli ve flirketlere b›rak›lmas› maden kazalar›n›n artmas›na ve ölüm oranlar›n›n da beraberinde artmas›na neden oldu. Maliyetlerden kaç›fl amac›yla ifl sa¤l›¤› ve güvenli¤i önlemlerinin h›zla terk edilmesi ve yine maliyeti düflürmek amac›yla teknolojik geliflmeleri takip etmeyi b›rak›n, eksikliklerin giderilmemesi sebebiyle yine kazalar ve ölümler artt›. Devletin madenlerden elini çekmesi ile de kamusal denetim ve yapt›r›mlar yetersiz kalm›flt›r. Zonguldak’taki Türkiye Taflkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlü¤ü maden oca¤›nda meydana gelen patlamada Zonguldak Valili¤in’den yap›lan aç›klamaya
göre “Maden oca¤›n›n eksi 540 kodunda çal›flan tafleron firman›n 30 iflçisine henüz ulafl›lamad›¤›” aç›klanm›flt›r. Bu 30 tafleron iflçisi galeri açma çal›flmas› yürütmektedir. Belki de bu 30 tafleron iflçisi çal›flmas› için gerekli olan en basit ekipmanlara, gaz ölçüsü aletlerine bile sahip de¤ildi. Belki de iflçiler mühendisler eflli¤inde çal›flmalar› gerekirken yaln›z çal›fl›yorlard›. Belki de maden herhangi bir göçü¤e haz›rl›kl› bir biçimde tüm raporlarda bu tip eksiklikler sebebiyle kazalar›n meydana geldi¤i aç›klanm›flt›r. TAfiERON UYGULAMASI C‹NAYETLERE ÇA⁄RIDIR Zonguldak’ta yaflanan son olay, çok aç›k ve net bir flekilde, bundan önce Bursa ve Bal›kesir’deki yaflananlarda oldu¤u gibi kömür iflletmeleri denilen en büyük maden iflletmesinde tafleron uygulamas›na inildi¤i görülüyor. Tafleron uygulamas› ayn› zamanda alt tafleronlarda yükselen bir uygulama olarak bafllat›lmas›, bu ve benzeri ifl cinayetlerine bir ça¤r› niteli¤indedir. ‹flin bir de ikinci boyutu vard›r; bir yanda yo¤un sömürüsü içinde iflçiler, e¤itimsiz olarak ocaklara sevk edilirken, bir di¤er yan›yla da ayn› anda çok farkl› alanlarda çal›flan tafleron iflçilerinin çal›flma süresi içindeki koordinasyonunun sa¤lanmamas› kaç›n›lmaz olarak ölümlere, yaralanmalara ve kazalara neden olmaktad›r. AKP’nin üstlendi¤i politikalar gere¤i, t›pk› Bursa ve Bal›kesir’de oldu¤u gibi iflçilerin ölümleri ile birlikte, bu kararlar› hayata geçirme konusunda yetkilendirilmifl olan bakanlar hemen alana koflup kitlelerin tepkisini durdurmaya, önlemeye çal›flma görevlerini yerine getimektedirler. Bu yaflanan ilk de¤ildir, son da olmayacak. Bu yaflananlara bir maden kazas› demek mümkün de¤ildir. Bunlar gerçek anlam›yla bir ifl cinayetidir.
Proterya’n›n Kurtuluflu
‹fiÇ‹ SEND‹KA
A¤ustos 2010
Göçmen iflçilerin maddi yaflam tarzlar› ve devrimci hareketlerin durumu De te fabula narratur * Anlat›lan senin hikayendir... Türkiye’den özellikle avrupaya göç 1960’lar›n bafllar›ndan bafllayarak bafllayan ifl-gücü göçü, süreç içinde 3 milyona ulaflan bir nüfusun ülke d›fl›nda yaflamas›n› getirmifltir. Alamanc›l›k olarak adland›r›lan ilk göçmenler ilk elden “bir süre çal›flarak, bir miktar para biriktirip ülkede ifl kurmak” fleklinde tan›mlanabilecek bu amaç, günümüze kadar, hiçbir biçimde de¤iflmeden kalm›flt›r. ‹lk bafllarda yaln›z gelen Türkiyeli göçmen iflçiler, 1970’lerden itibaren aile haline gelmeleri ve “üçüncü kuflak” ad› verilen çocuklar›n›n do¤umuna ra¤men, her koflulda “para biriktirip geri dönme” niyetlerini hala korumaktad›rlar. Sürekli olarak geriye döneme “hevesi” bütün Avrupa’da Türkiyelilerin kendine özgü kendi içinde ekonomik, sosyal ve kültürel alanlar› kapsayan iliflkilere sahip bir yaflam tarz› ortaya ç›karm›flt›r. 1970’lerde devrimci mücadelenin ülke içinde yükselmesine paralel olarak ortaya ç›kan politik iliflkiler, bu yaflam tarz›na belli ölçülerde uzak kald›ysa da k›smen akraba iliflkileri ve ö¤rencilerle buralara tafl›narak ya da bu oranda bu yaflant›ya kendisini eklemlemifltir. 1976 sonras›nda ülkedeki devrimci hareketlerin flu yada bu biçimde kendisine yak›n sosyalist hareketlerle gelifltirdikleri ba¤lar yan›nda ö¤renci gençlik üzerinden yükselen ve ülkedeki devrimci mücadelenin do¤al bir uzant›s› durumunda olan yurt-d›fl›ndaki devrimci politik iliflkiler, 12 Eylül koflullar›nda yo¤un bir devrimci mülteci ak›n› ile kendine özgü yanlar›n› öne ç›kartmaya buradaki göçmen iflçi yaflam tarz›na uygun bir biçim kazanm›flt›r. Özellikle 12 Eylül cuntas› sonras›nda ülke içine darbe yiyen devrimci örgütlerin neredeyse tamam›na yak›n›n kadrolar›n›n belli bir k›sm› flu ya da bu biçimde Bat› Avrupa’ya çekilmifllerdir. Ülkedeki da¤›lmaya ba¤l› olarak kimi zaman baz› örgütlerin tüm yönetim yap›s› ve iliflkileri yurt- d›fl›nda biçimlenmifl ya da yurt-d›fl› taraf›ndan belirlenmifltir. Kimi örgütler içindeki sorunlar yurt-d›fl›nda ortaya ç›km›fl ve yurt-d›fl›nda kendine göre halledilmifltir. Bunun ötesinde, kimi örgütlenmelerde, salt yurt-d›fl›nda oluflmufl ve ülkeye “ihraç” edilmifllerdir. Tüm bunlar›n do¤al sonucu ise, örgütlenmelerin politik çizgilerinde ve pratik eylemlerinde yurt-d›fl› iliflkilerinin belirleyici konuma gelmeleri olmufltur. Yurt-d›fl›nda çal›flan göçmen iflçiler, iflte bu anda, kal›c› yer ve iliflkinin alan›n› ve yönünü belirlemifltir. Libya’dan Avrupa ülkelerine kadar göçmen iflçilerin çal›flt›klar› her yer, 12 Eylül koflullar›ndan kaçan devrimci unsurlar›n yeni mekanlar› olarak ortaya ç›km›flt›r. Ancak en yo¤un göçmen iflçinin bulundu¤u Avrupa ve özellikle Almanya ilk planda yeni mekan olarak belirginleflmifltir. Tam olarak ne yapacaklar›n› bilmeyen, ancak devrimci mücadele için birfleyler yapmak isteyen ve yap›laca¤›n› uman bu devrimci unsurlar Avrupa ülkelerinde toplaflmaya bafllamalar›yla birlikte, yeni bir süreç, “siyasi mültecilik” süreci önlerine aç›lm›flt›r. O güne kadar ülkemizin devrimci mücadele tarihinde sadece TKP için mevcut olan böyle bir süreç, 1965 sonras›ndaki devrimci mücadelenin deneyimleri ve belirlemeleri içersinde yer almad›¤›ndan, hemen herkes bu süreci kendili¤indenci bir tarzda, yaflayarak ö¤renmeye bafllam›fllard›r. Oysa ki, siyasi mültecilik ve bunun yaratm›fl oldu¤u sorunlar ve iliflkiler, neredeyse proletaryan›n tarih sahnesine ç›k›fl› kadar eskiye dayan›r. Dünya devrimci prati¤inden dersler ç›karmaktan çok, kendine özgü ve sadece oportünist anlay›flla ele al›nan bir mücadele süreci içinde flekillenmifl bireylerin, böylesine bir tarihe sahip konuyu bile görememeleri ya da görmezlikten
gelmeleri, belki de ülkemiz devrim tarihinin bir baflka orijinalitesi olmufltur.
tizm bu alanda da kendisini göstermifl ve ikinci yol tercih edilmifltir.
‹çine girilen siyasi mültecilik sürecinin kendili¤indencili¤i, ayn› zamanda bu dönemdeki yurt-d›fl›ndaki devrimci faaliyetlerin özünü oluflturmufltur. 1984’lere kadar de¤iflik örgütler aras›nda yap›lan görüflmeler, ittifaklar, her örgütün kendi içindeki tart›flmalar›, belirlemeleri, ald›¤› kararlar, bir bütün olarak, bu sürece nas›l haz›rl›ks›z girildi¤inin birer olgusu durumundad›r. Aylar ve y›llar “burada ne yapaca¤›z?” sorusunun soruldu¤u bitip tükenmez tart›flmalarla geçmifltir. 12 Eylül askeri darbesinin oluflturdu¤u bir ortam içinde, askeri yönetime karfl› bir dizi gösteri, toplant› vb. yap›larak zaman geçirilmifltir. Yap›lan her tart›flma, yeni bir plan›n yap›lmas›n›, yeni kararlar›n al›nmas›n› getirmifl; ancak hiçbiri prati¤e geçirilememifltir.
Sol örgütlerin bu gerçeklerin içinde faaliyet yürütmek zorunda kalmalar›n›n nedeni de ayn›d›r. Yurt-d›fl›ndaki örgütsel sorunlar›n ve örgütsel yap›lar üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kald›r›lmas› için bu iliflkilere karfl› durulmas› zorunludur. Ancak bu karfl› durufl, k›sa vadede sonuçlar ortaya ç›kartmayaca¤› için, örgütlerin k›sa vadede bir dizi sorunla yüz yüze kalmalar›n› kaç›n›lmaz k›lacakt›r. ‹flte ülkedeki örgütsel faaliyetin k›sa vadeli acil gereksinmelerinin karfl›lanmas› zorunlulu¤u ile yurtd›fl›ndaki iliflkilerin artan etkinli¤i, kendi içinde de ayn› sorunu yaratarak kal›c›laflmaktad›r.
Genel olarak, devrimci mücadelenin bir “arka cephesi” olarak tan›mlanan, bir çeflit lojistik alan olarak kabul edilen yurt-d›fl› örgütsel iliflkilerin 1980 sonras›ndaki etkilerinin art›fl›, hemen herkes taraf›ndan aç›kça kabul edilecek bir gerçek olmufltur. Özellikle ülkedeki illegal mücadelenin gereksinmeleri (lojistik olarak), yurt-d›fl› örgütsel iliflkilerin önemini art›rmakla birlikte, ayn› zamanda bu iliflkilerin ülkedeki örgütsel faaliyeti belirleyecek bir “araca” sahip olmalar›n› getirmifltir. Do¤rudan örgütsel faaliyeti yürüten kadrolar›n denetimine ve yönetimine olanak sa¤layan bu “araç”, “arka cephe”nin cephe aç›s›ndan ne denli önemli oldu¤unun bilinmesiyle birlikte daha da önemli hale gelmifltir. 1980’li y›llarda ülke d›fl›na ç›km›fl ya da kaçm›fl kimi eski devrimci unsurlar›n bu “arac›” ele geçirmeleri, birçok örgüt içinde büyük ayr›lmalar ve bölünmelere neden olmufltur. “Ülkeye dönüfl” ad› verilen kimi kararlar›n yaratt›¤› bölünmelerden, neden ve nas›l kuruldu¤u bilinmeyen “ittifak” iliflkilerine kadar birçok alanda etkisini gösteren bu geliflmeler, bir dizi “yurtd›fl› sorumlusu”nunun “ülkeden gelenler” taraf›ndan tasfiyesine ya da karfl›-tasfiyesine sahne olmufltur. Son y›llara do¤ru örgütlerin merkezi yönetimlerinin yurt-d›fl›na kaymas› ya da yurt-d›fl›ndaki unsurlar›n yönetimleri oluflturmalar›yla bu türden çat›flmalar flimdilik gündemden ç›km›flsa da, ortaya ç›kard›¤› sonuçlar daha uzun y›llar etkisini gösterecek niteliktedir. Bu sonuçlar›n en önemlilerinden birisi, hiç flüphesiz, illegal örgütsel prati¤e sahip olmayan ya da bu pratikte çok az yer alm›fl unsurlar›n yönetimindeki örgütlerin ortaya ç›kmas›d›r. Yurt-d›fl›n›n yaflam tarz› taraf›ndan belirlenmifl ve bu yaflam tarz›n›n birer unsuru durumunda bulunan bireylerin yönetimindeki örgütlerin giderek birbirlerine benzemelerini de beraberinde getirmifltir. Bu geliflmenin temelinde burjuvazinin illegal örgütlerin yönetimlerine yönelik imha operasyonlar› yatmakla birlikte, örgüt yönetimlerinin uzun süredir yurt-d›fl›nda yaflayan bireyler taraf›ndan oluflturulmas›n›n ya da cezaevlerinden ç›kan örgüt yönetimlerinin k›sa sürede yurt d›fl›na ç›karak kendilerini yeniden yönetim ilan etmeleri bunun nedeni de¤ildir. Örgütsel faaliyetin “arka cephesi”nin giderek “cephe”yi belirlemesinin getirdi¤i dönüflüm, örgütlerin k›sa vadedeki gereksinmelerini acilen karfl›lama zorunluluklar›, kaç›n›lmaz bir biçimde göçmen yaflam tarz›n›n kabullenilmesini beraberinde getirmifltir. Böylece göçmen yaflam tarz› ve düflünceleri giderek belirleyici konuma gelmifltir. Sonuçta göçmen yaflam tarz› ile uzlaflan örgütler, ikilemle yüz yüze gelmifllerdir. Ya ülkedeki örgütsel faaliyetin acil gereksinmelerini karfl›layamayacaklar ve dolay›s›yla bir süre için önemli sorunlarla karfl› karfl›ya kalacaklard›, ya da bu durumu görmezlikten gelerek, k›sa vadeli acil gereksinmeleri sa¤lamak için “yurt-d›fl›n›n olanaklar›n›” sorgulamadan kullanmaya devam edeceklerdi. Kaç›n›lmaz olarak, politik planda yayg›nlaflan pragma-
Göçmen ifl-gücü kitlesinin para kazanmak ve yurda dönmek hevesi ve yaflam›n› buna göre örgütleyerek her an geri dönecekmifl gibi davranmas› devrimci faaliyetin önünü kesen bir tarz ortaya koymaktad›r. Zira yurt d›fl›nda oy kullanan göçmen iflçiler sol tandansl› yap›lar› desteklerken ülke içinde veya s›n›rda oy kulland›klar›nda sa¤ partilere oy vermektedirler. ‹flçi kitlesinin bu pragmatizmi devrimcilerin de onlar›n yaflam biçimlerinde kendilerini uydurmalar›nda gözlemlenebilir. Zira devrimci faaliyetler aç›s›ndan belirleyici olan, e¤ilim yurt-d›fl›ndaki nüfusun günlük yaflamlar›n› belirleyen ve günlük yaflamlar› taraf›ndan yeniden üretilen iliflkiler olmaktad›r. Yurt-d›fl›ndaki Türkiyelilerin günlük yaflamlar›, tümüyle ülkeye yönelik ve ülke somutunda ortaya ç›kan iliflkilerinin yarat›lmas›na yönelik olmaktad›r. Yani günlük iliflkiler, “para biriktirme”ye “geri dönüfl” için gerekli olan “bir miktar para”, yerel iflçi s›n›f› ile yeterli ba¤ kurulmas›n› ve bütünleflmelerini engelleyici rol oynam›flt›r. Özellikle fabrikalarda çal›flmak durumunda olanlar›n az›nl›kta oluflu büyük bir kesimin hizmetler sektöründe çal›flmalar› da di¤er bir etkendir. Devrimci faaliyetin (hatta s›radan bir politik faaliyetin bile) tümüyle bireylerin “para biriktirme” amac›yla “çal›flmalar›”na ve bu çal›flman›n “süresine” tabi k›l›nd›¤› bir toplumsal iliflki alan›nda örgütlenen bir “arka cephe” iliflkisinin, ülkedeki devrimci mücadeleye k›sa vadede baz› olanaklar sa¤lasa bile, süreç olarak ve süreklilik olarak verebilece¤i pek fazla bir fley yoktur. Devrimci mücadelenin geliflti¤i ve yayg›nlaflt›¤› koflullarda, tüm lojistik gereksinmeleri yurt-d›fl› temelinde planlayan ya da tasarlayan bir örgütsel faaliyetin, bu koflullar› de¤ifltirmedi¤i sürece, pek çok kay›plara neden olaca¤› aç›kt›r. Genel düflünce, ülkedeki devrimci mücadelenin geliflmesiyle pek çok olana¤›n ülkede sa¤lanabilece¤i fleklindedir. Hatta ülkede geliflen mücadelenin yurt-d›fl›ndaki bu çarp›k iliflkileri de de¤ifltirece¤i varsay›lmaktad›r. Aç›k bir kendili¤indencilik olan bu yaklafl›m, kaç›n›lmaz olarak, yurt-d›fl›nda mevcut olan çarp›kl›klara karfl› mücadele etmekten uzak durmak durumundad›r. Yurt-d›fl›nda Devrimci Mücadele Üzerine Yurt-d›fl›ndaki ‘göçmen iflçiler’in yaratm›fl oldu¤u toplumsal iliflkiler, yurt d›fl›na ç›kmak zorunda kalan devrimciler için bir dönem içinden ç›kt›klar› ülkenin geleneklerini ve devrimci mücadele biçimini sürdürmek olarak sürerken zaman içinde özünde bir tabutlu¤a dönüfltürmüfltür.. Bu tabutluklardaki bireylerin aya¤a kalkma zaman› gelmifl ve geçmifltir. Art›k yap›lmas› gereken, buralara gitmek zorunda kalacak olan bireyleri, devrimci iliflkiler yaratmaya ve bu iliflkiler içinde faaliyet yürütmeye yöneltmektir. Politik mücadele bir devrimci için ulusal s›n›rlar içerisine hapsolmufl bir mücadele de¤ildir. Devrimciler bulunduklar› her alanda savunduklar› düflünceleri hayata geçiren ve s›n›fla ba¤ kurarak onlar› kendi talepleri do¤rultusunda mücadeleye ikna eden öncülerdirler.
devam› arka sayfada
Proterya’n›n Kurtuluflu Dünyan›n her köflesinde mücadele iflçi s›n›fl› merkezde sümek zorundad›r. Ve devrimcilerde bu s›n›f içinde yer almak zorundad›rlar. Tüm devrimci örgütler ve bireyler, mevcut toplumsal iliflkilerin niteli¤ini bilerek ve kavrayarak, salt devrimci kadrolar için de¤il, devrimci bir faaliyet ve iliflki içinde olmak isteyen herkes için, devrimci bir toplumsal iliflki yaratmak ve varetmek için çal›flmalar› flartt›r. Bu yap›lamad›¤› sürece, yurt-d›fl›, ne devrimci mücadelenin gerektirdi¤i bir arka-cephe olabilecektir, ne de devrimcilerin teker teker yitirilmesini engelleyebilecektir. Bireylerin kendi nitelikleriyle bu süreçten ç›kabileceklerini varsayman›n, onlar›n yitirilmesine göz yummak anlam›na gelece¤i de unutulmamal›d›r.” Tarih içinde ne yaz›k ki mültecilerin kaderi hep ayn› çizgide yürümüfl ve tart›flmalar hiç bitmemifltir. Mülteciler konusunda Engels’in de¤erlendirmesine bir bakal›m: “Her baflar›s›z devrimden ya da karfl›-devrimden sonra, yurtd›fl›na kaçan mülteciler aras›nda ateflli bir faaliyettir geliflir. Birbirlerini arabay› çamura saplam›fl olmakla, ihanetle ve öteki ölümcül günahlarla suçlayan çeflitli tonlarda parti gruplar› kurarlar. Bunlar anavatanla etkin iliflkileri sürdürürler, örgütlenirler, tertiplere giriflirler, bildiriler ve gazeteler basarlar, yirmidört saat içersinde herfleyin yeniden bafllayaca¤›na, zaferin kesin oldu¤una yemin ederler, ve bu umutlara kap›larak hükümet koltuklar›n› paylafl›rlar. Anlamak istemedikleri kaç›n›lmaz tarihsel koflullara de¤il de, bireylerin raslansal hatalar›na ba¤lad›klar› hayal k›r›kl›klar› do¤al olarak birbirini izler, karfl›l›kl› yak›nmalar üstüste y›¤›l›r ve genel çekiflmelere yol açar. 1712’nin kralc› mültecilerinden bugünlere kadar bütün mülteci derneklerinin tarihi budur; ve mülteciler aras›nda sa¤duyu sahibi ve akl›bafl›nda olanlar, f›rsat bulur bulmaz, bu verimsiz h›rgürü b›rak›rlar ve daha yararl› fleylere yönelirler. Komünü izleyen Frans›z mültecileri de bu kaç›n›lmaz yazg›dan kaçamam›fllard›r.” [F. Engels: Blankici Komün Mültecilerin Program›, Seçme Yap›tlar, C: 2, s: 453-454] ‹flte Engels’in aç›k biçimde belirtti¤i bu yazg›, ülkemiz mültecileri için de kaç›n›lmaz olarak ortaya ç›km›flt›r. Mülteciler aras›nda bafllayan tart›flmalar, birbirlerini ihanetle suçlamaya varan iddialar ortam›nda, kendili¤indenci tarzda yaflan›lan mültecilik sorunlar› daha da içinden ç›k›lmaz hale getirmifltir. Art›k tarih kendi yolunda ilerlemeye bafllam›flt›r. Siyasi mültecilik koflullar›na deneyimlerden dersler ç›kartarak de¤il, kendili¤indenci tarzda girenlerin, tarihin kendi ak›fl›na ayak uydurmaktan baflka bir seçenekleri kalmam›flt›r. 1990’lara gelindi¤inde, hemen hemen tüm örgütlerde önemli bir erime ortaya ç›km›flt›r. Eski kadrolar, hemen hemen tümüyle kendi yaflamlar›na çekilmifl duruma gelmifllerdir. Art›k devrimci faaliyetler, yurt-d›fl›ndaki göçmen iflçiler aras›ndan ç›km›fl yeni kadrolar taraf›ndan yürütülür hale gelmifltir. Ülkeden “gelmifl” ve yeni dönemin siyasi mültecileri hemen hemen tümüyle kendileri için oluflturduklar› yaflam›n içine çekilmifllerdir. Daha sonraki y›llarda yeniden devrimci faaliyetler içersinde görülmeye bafllayanlar ise, geldikleri günden yeni faaliyet dönemine kadar kendi günlük yaflamlar› içersinde flu ya da bu biçimde ayakta kalabilmifl kadrolar durumundad›r. Öncelikle kavran›lmas› gereken, siyasi mülteci olan bireylerin kendi yaflamlar›n› sürdürmek için çal›flmaya yönelmeleri, onlar›n siyasi kimliklerinin afl›nmas›n› sa¤layan temel unsur olmad›¤›d›r. Belirleyici olan, do¤rudan devrimci mücadelenin somut prati¤i içinde olunmamas›d›r. Ancak bu somut pratik eksikli¤i, birebir biçimde sonuç üretmemifltir. Bu eksikli¤in sonuca yans›y›fl› dolayl› bir biçimde gerçekleflmifltir. Oysa ki, yurt-d›fl›nda bulunan bir devrimci birey için, stratejik düzeyde, yani uzun vadede yap›lmas› gereken pekçok devrimci görev mevcuttur. Bu görevlerin pekço¤u, ülkedeki devrimci mücadelenin inifl ve ç›k›fllar›na göre de¤il, her dönemde yerine getirilmesi gereken ve her dönemde gerek duyulan görevler durumundad›r. Bu anlamda siyasi mültecilerin üzerindeki
‹fiÇ‹ SEND‹KA yük oldukça a¤›r bir yüktür. Bir yandan göçmen iflçiler aras›nda çal›flmak ve onlar› devrim mücadelesi içerisine çekmek, di¤er yandan yaflad›¤› ve çal›flt›¤› alandaki iflçi s›n›f›na politik bilinç tafl›mak ve örgütlenmeye ikna etmekle karfl› karfl›yad›r. Bir devrimci ve örgütlü bir birey olarak tafl›d›¤› örgütsel kimlikle enternasyonalist iliflkileri sürdürerek örgütsel yap›lar› bir araya getirmek uluslar aras› sermayeye karfl› ortak mücadele alanlar› açmak ve her alandan sermayeye darbe vurmak ad›na birlikte mücadele olanaklar› yaratmak stratejik görevlerindendir. Ulusal burjuvazi yurt d›fl›ndaki göçmen ifl-gücünün peflini hiçbir zaman b›rakmamaktad›r. Her koflulda bu iflçileri kazanmak ve onlar›n birikimlerini kendi ülkesinde sermayeye çevirmek için her türlü oyunu oynamaktan geri durmamaktad›r. KOMBASAN, Y‹MPAfi, ASYA F‹NANS vb. sermaye kurulufllar›n›n yurt d›fl›ndaki iflçiler üzerinde oynad›klar› oyunlar hala haf›zlard›r. Örne¤in TC’nin Avrupa’da Camii açma giriflimleri Türk okullar› açmalar vb. faaliyetler de bu göçmen kitlenin kazan›lmas›na yöneliktir. Bu kazanma sadece kendi içinde biriken sermayenin yurda aktar›lmas› de¤il bu göçmen iflçilere dayanarak uluslar aras› politik arenada güç olmaya çal›flmak da bu iflin parças›d›r. Bunlar içersinde, devrimcili¤in ve devrimci mücadelenin, her yerde ve her zaman geçerli kavramlar oldu¤unu bilerek hareket edenler de vard›r. Ama bunlar›n ço¤unlu¤unun buldu¤u ç›k›fl noktas›, kendi ülkelerindeki devrimci mücadeleden uzaklaflarak, yaflad›klar› ülkenin ilerici ya da sol faaliyetleri içersine yönelmek fleklinde olmufltur. Neredeyse ülke devrimi bir yana b›rak›larak, yaflad›klar› ülkenin ilerici ya da sol faaliyetleri içersinde olmak ve giderek yaflad›klar› ülkenin “devrim”i üzerine ç›karsamalar yapmak, bu ç›k›fl noktas›ndaki bireylerin ortak özelli¤i olmufltur. Bu durum, kimi zaman “enternasyonalist dayan›flma” ya da “enternasyonalist” olma gibi söylemle hakl› gösterilmeye çal›fl›lm›flt›r. Bulunduklar› ülkedeki s›n›rl› bir ilerici ya da sol hareketle siyasi mültecilik koflullar›nda sa¤lanan tan›fl›kl›k, onlar›n kimi toplant›lar›na kat›l›mla s›n›rl› bir iliflki olarak sürdürülmesi, bu durumdaki kiflilerin kendi yaflamlar›n› sürdürmek için çal›flmalar› vb. için bir örtü görevi görmüfltür. Elbette ki, bu yönelim kendili¤inden olmam›flt›r. Bireyin devrimci kimli¤i karfl›s›nda duydu¤u gurur ile pekçok bireyin bu kimli¤i kolayca terkediflleri aras›ndaki çeliflki, onlar› ne oldu¤unu tam olarak bilmedikleri bir yöne yöneltmifltir. Bu yönelim özellikle Avrupa’da bir çok devrimci örgütü tasfiye ile karfl› karfl›ya b›rakm›fl devrimci kadrolar›n› yitirmifllerdir. En aç›k biçimiyle bizim gibi ülkelerde devrimci mücadele, biçimini mutlak alarak ülkemizin koflullar›ndaym›fl gibi devrimci bir faaliyet beklenilmifl ve yap›lmaya çal›fl›lm›flt›r. Ve elbette bu mümkün olmam›flt›r. Nitekim Engels Avrupa’dan Amerika’ya göç eden Alman komünistlerinin Eme¤in flövalyeleri grubuna yaklafl›mlar›n› elefltirerek “Almanlar, ellerindeki teoriyi Amerikan y›¤›nlar›n› harekete geçirebilecek bir kald›raç olarak kullanmay› bilmiyorlar; ço¤u hallerde bizzat kendileri teoriyi anlam›yorlar ve onu doktriner ve dogmatik bir biçimde, ezberlenmesi gereken ve bu takdirde her ihtiyaca cevap verecek birfley olarak ele al›yorlar. Onlar için teori, bir eylem k›lavuzu de¤il, bir dogmad›r.” (Sorge’ye Mektup, 29 Kas›m 1886, Marx-Engels, Seçme Mektuplar, Moskova 1934, s.357.)
A¤ustos 2010 yap›lamayaca¤› koflullarda, kafalar›na “eylem adamlar›” olmay› koymufl olanlar için zorunlu bir dogmad›r. Böyle bir ortamda kaç›n›lmaz olarak ortaya ç›kan “yaflam belirtilerine hala sahip bütün mültecilerin durumlar›n› aç›kl›¤a kavuflturmalar›n›n zaman›n›n geldi¤i” fleklinde bir düflünce olmaktad›r. Sab›rs›zl›k, kaç›n›lmaz bir teorik düflünce haline gelmektedir. Ve süreç, tüm siyasi mültecilerin tarihte bafl›na geldi¤i gibi, da¤›lmaya do¤ru ilerlemifltir. Öncelikle, kavran›lmas› gereken, yurt-d›fl›nda da devrimcili¤in tekil olarak olamayaca¤›, örgütlü olarak yap›lmak zorunda oldu¤udur. ‹çinde yaflad›klar› toplumsal iliflkiler içersinde tekil olarak varolufllar›, devrimci mücadelenin örgütlü olarak yürütülen bir mücadele oldu¤una iliflkin bilinçlerinin körelmesini getirmektedir. Ve üstelik yurtd›fl›nda yaflayan birey olarak, devrim için yapacaklar›n›n bir k›sm›n›n tekil olarak yap›l›r olma özelli¤i, bu bilinci daha da köreltebilmektedir. Bu nedenle, bu bilinç, yani örgütlü olma bilinci, birey taraf›ndan sürekli yeniden üretilmek zorunda olunan bir bilinç durumundad›r. Bu konuda mülteci olarak yaflamaya bafllayan Lenin yurt d›fl›ndaki siyasi miltecilere Ekim 1901’de Yurtd›fl› Rus Devrimci Sosyal-Demokrat Birli¤ini kurdurmak olmufltur. Görevi, devrimci sosyal-demokrasi fikirlerini yaymak, savaflç› bir sosyal-demokrat örgüt kurulmas›na yard›mc› olmakt›. Tüzü¤üne göre, Birlik, ‹skra’n›n yurtd›fl› bölümüydü. Birlik, d›flarda yaflayan Rus sosyaldemokratlar› aras›nda ‹skra’ya taraftar kazand›, gazeteye maddi yard›mda bulundu, Rusya’ya sokulmas›n› düzenledi ve popüler marksist yap›tlar› yay›nlad›. ‹kinci Parti Kongresi, Birli¤i, yurtd›fl›ndaki tek parti örgütü olarak onaylad› ve ona Parti Yönetim Kurulu statüsünü verdi, Birli¤in, Merkez Yönetim Kurulunun k›lavuzlu¤u ve denetimi alt›nda çal›flmas›n› kararlaflt›rd›. Gerek tekil olarak, gerek birden çok kifliyle yerine getirilecek ya da getirilmesi gereken görevlerin, örgütlü bir faaliyetin görevleri oldu¤u ve ancak örgütlü bir faaliyetle ba¤lant›l› olarak yürütülmesi gerekti¤i gözönüne al›nmas› gerekmektedir. Bu görevler, devrimci mücadelenin stratejik nitelikteki görevlerinin bir parças›d›r ve öyle de olmas› gereklidir. ‹flte bu görevlerin yerine getirilmesi faaliyetidir ki, bireyin bulundu¤u yere ba¤l› olmaks›z›n kendisine devrimci demekle onur duyaca¤› bir durumda olmas›n› sa¤lar. Stratejik nitelikteki bu görevler, “arka cephe” ad› verilen, ancak zaman içersinde salt bir parasal kaynak olmaktan öte bir anlam› olmayan, içi boflalt›lm›fl bir faaliyetin görevleri de¤ildir. Bu stratejik nitelikteki görevler, bir örgütsel faaliyetin gereksinme duyaca¤›, ama bu koflullar içersinde kolayca yerine getiremeyece¤i görevlerdir. Örgütsel boyuttaki bu stratejik görevler yan›nda, yurtd›fl›ndaki göçmen iflçiler aras›nda yürütülen faaliyetler de, bu alandaki devrimcilerin yerine getirmeleri gereken di¤er görevleri belirlemek durumundad›r. Bu ve di¤er görevler ve faaliyetler bir bütün olarak ele al›nd›¤›nda, günlük olarak zaman›n ço¤unun devrimci faaliyet için geçece¤ini aç›kca gösterecektir.
Yurt-d›fl›nda bulunan devrimci kendi yaflam›n›n tek düzeli¤i karfl›s›nda devrim mücadelesinin gelifliminden baflka bir umut göremeyecektir. Devrim mücadelesinin geliflimi onun için yeni olanaklar ve görevler getirebilecektir.. O yüzden, günlük olarak devrimci çoflkusunu, moralini yüksek tutabilmek için örgütlenmeye gereksinmesi vard›r. Ama içinde yaflad›¤› ülkelerin siyasal ve toplumsal yap›s› da, yaflad›¤› iliflkilerin düzeyi de buna fazlaca olanak vermemektedir.
Bugün yurt-d›fl›nda 1980’den sonraki kendili¤indenci bir tarzda yaflanm›fl siyasi mültecili¤in getirmifl oldu¤u sorunlar varl›¤›n› sürdürmektedir. Bu sorunlar›n bafl›nda, bireylerin örgütsel faaliyetlere karfl› duyduklar› güvensizlik gelmektedir. 1980 sonras›nda bilinçsizce ve duygusal olarak sürdürülen faaliyetlerdeki olumsuzluklar ve giderek bu faaliyetlerin yokoluflu, kaç›n›lmaz olarak bireylerin örgütsel faaliyetlere karfl› güvensizliklerini do¤urmufl ve beslemifltir. Bunun sonucu olarak, birey olarak kendi bafl›na ve kendi kendine “birfleyler” yapmaya yönelinmifltir. Tüm bunlar›n gösterdi¤i gerçek, yine ayn› olmaktad›r: Örgütsüz faaliyet içinde devrimci birey olunamaz ve örgütsel faaliyet, tüm düflünülenlerin tersine, yurt-d›fl›nda stratejik niteliktedir.
Böyle bir ortamda hemen birfleyler yap›lmas›n› istemek ve beklemek de kaç›n›lmaz olmaktad›r. Engels’in sözleriyle, böyle bir beklenti ve umut, salt bir mültecilik kuruntusu de¤ildir. Bu, devrimci pratik içinden gelenlerin, devrimci pratik içindeymiflcesine birfleylerin
Her koflulda, siyasi mültecili¤in kendisi, tarihsel deneyimlerin ›fl›¤›nda do¤ru bir biçimde ele al›n›p, de¤erlendirilemedi¤i sürece, ayn› süreçler, bireysel ya da grupsal olarak yeniden ve yeniden yaflan›laca¤› da kesindir.
Proterya’n›n Kurtuluflu
POL‹T‹KA
A¤ustos 2010
Anayasa de¤iflikli¤i, referandum devrimci tutum Burjuvazi ve onun flimdilik hükümeti AKP iflçi s›n›f ve ezilen/sömürülenleri oyalamak için bir süredir burjuva siyasetin gündemine anayasa de¤iflikli¤i tart›flmalar›n› oturttu. Muhaliflerine karfl› güçlü bir el ile sald›rmak isteyen AKP, 12 Eylül Anayasas›’ndan kurtulmak iddias›yla yap›lan de¤ifliklik paketi, meclis arenas›nda ve onun etraf›nda kümelenen burjuva yazarlar için yo¤un ve sert tart›flmalar›n konusu oldu. AKP, di¤er partilerin bugüne kadar beceremediklerini iler sürerek kendi cephesinden bu anayasa de¤iflikli¤ini, “demokratikleflme” sürecinin çok önemli bir parças›, olarak göstermeye çal›fl›yor. Meclis arenas›ndaki muhalefeti ise, de¤ifliklik paketinin demokratikleflmeyle bir ilgisi olmad›¤›n›, devleti tümden ele geçirmek isteyen AKP’nin bu kez yüksek yarg›y› kontrol alt›na almak için yapt›¤› bir düzenleme oldu¤unu söylüyor. Di¤erleri de devleti AKP’ye kapt›rmamak sevdas› ile Anayasa de¤iflikli¤i üzerinden tart›flmalara düzen içi sol da kat›larak her kafadan bir ses üretilerek tart›flmalar alevlendiriliyor. Sistem içi partilerin muhalefetlerinin kayna¤› olan devleti AKP’ye kapt›rmamak sevdas› yan›nda tart›flmaya dahil olan düzen çi sol hareketler de s›n›rl› bir demokratikleflmenin ve 12 Eylül anayasas›n›n de¤ifltirilmesi noktas›ndan yaklaflarak AKP’ye destek sunmaktad›rlar. Burjuvazi yasalar›n› - ki buna anayasas› da dâhil olmak üzere - kendi içindeki çat›flmalar›n belli bir uzlaflma ile durulmas› sonucunda hâkim kliklerin kendi aralar›ndaki mücadeleyi sürdürmelerine ve ekonomik krizin baflta iflçi s›n›f olmak üzere ezilen/sömürülen kesimlerin içine girdi¤i ç›kmaz›n da kullan›lmas› ile mücadele d›fl›nda tutulmalar›n› sa¤lamak üzere uzlaflmalarla haz›rlay›p kabul ederler. Nitekim AKP anayasas›na CHP, MHP, BBP gibi düzen partileri yan›nda BDP de demokratikleflme ad›na üstüne atlam›fl belli bir iki madde d›fl›nda hepsi olur oyu verebileceklerini aç›klam›fllard›r. AKP kli¤inin di¤er burjuva klikleri atlatmaya çal›flmas› karfl›s›nda anayasay› referanduma götüreceklerin aç›klay›nca CHP uzlafl›lamayan bir iki maddeyi temel alarak anayasa paketini mahkemesine götürmüfl fakat gerekli karfl›l›¤› bulamam›fllard›r. Ana yasa Mahkemesi de kendisini korumak ad›na HSYK ve Anayasa Mahkemesindeki de¤ifliklikleri ön gören baz› maddeleri t›rpanlayarak referanduma onay vermifltir. Asl›nda herkesin bir anlamda istedi¤i gerçekleflmifltir. AKP, CHP’nin feveranlar›na ra¤men istedikleri gerçekleflmifltir. Anayasa mahkemesi karar›ndan sonra yap›lan aç›klamalarda bu yöndedir. CHP’nin devletçili¤i ve sistem bekçili¤i mant›¤› gere¤ince diretmesinin karfl›l›¤›n› alm›flt›r. AKP’ de di¤er partilere karfl› referandum sopas›n› sallayarak di¤er partileri 12 Eylül’cü olmakla suçlayarak gerilemesini durdurmaya çal›flmaktad›r. Bugün yap›lan anayasa de¤iflikli¤i her ne kadar 12 Eylül Anayasas›’n›n de¤ifltirilmesi iddias› tafl›yorsa da 12 Eylül Anayasas›’n›n yerine yeni bir anayasa geçirilmiyor, 12 Eylül anayasas›n›n temel özellikleri korunarak revizyondan geçiriliy-
or. Anayasa de¤iflikli¤i, iktidardaki kapitalistlerin de¤iflik kesimleri aras›ndaki mücadelenin gelinen noktadaki yeni güç dengesinin bir ürünüdür. Özellikle AKP burjuvazisinin, bugüne kadar hükümetleri elinde tutan kapitalist kesimi ki buna ordu burjuvazisi dâhil olmak üzere onlar karfl›s›nda elde etti¤i üstünlü¤ün bir ifadesidir. Anayasa de¤ifliklik paketinin en önemli unsurlar›, HSYK, Anayasa Mahkemesi’nin yap›s› ve onun parti kapatmaya iliflkin yetkileriyle ilgilidir. Buradan bak›ld›¤›nda AKP kendisini sa¤lama almak istemektedir. Zira her hükümet belli kadrolarla ifl bafl›na gelir ve iktidar› süresince kadrolar›n› korur. Her gelen yeni hükümet ayn› anlay›fla sahip de¤ilse o da hükümeti süresince kadrolaflmaya gider ve korumaya çal›fl›r. Bu nedenle hangi hükümetin temel devlet mekanizmalar› üzerinde önemli ayr›cal›klar kazanma meselsi de¤il kendi ömrünü uzatmaya çal›flma meselesidir. Kapitalist cephedeki kap›flman›n gerisindeki as›l neden budur. AKP’nin kadrolaflmas› yeni bir fley olmad›¤› gibi di¤erlerinin feryad› kendi kadrolar›n›n d›fllanmas› üzerinedir. MHP, BBP, CHP gibi partilerin kadrolar› veya AKP ve onun öncelli olan ‹slamc› partilerinde devlet kadrolar›nda epey bir yer kapt›klar›n› bu Türkiye co¤rafyas›nda yaflayanlar biliyorlar. Mesele salt bir kadrolaflma de¤il temsil ettikleri kapitalist kesimin di¤er kapitalist kesimlerin ç›karlar›na dokundu¤u yerde çubu¤u temsil ettikleri sermaye ad›na bükmekten kaynaklan›yor. DE⁄‹fiT‹R‹LEN NED‹R? Kapitalist kesimle kendi aralar›nda dalafl›rken çat›flma nedeni olan maddeler d›fl›nda, “demokratikleflme” görüntüsüne yol açan maddeler de vard›r. Örne¤in Sendika kurman›n kolaylaflt›r›lmas›, birden fazla sendikaya üye olma gibi baz› düzenlemeler ile memurlara toplu sözleflme hakk› verilmesi gibi. Ancak sendikal› olman›n yasal bir hak olmas›na ra¤men, bu hakk› kullanan her iflçinin patronlar iflten at›lmas›, hakk›n› aramaya kalk›flt›¤›nda ise kolluk kuvvetlerinin sald›r›s›na u¤ramas› da o demokratikleflmenin bir parças›d›r. Çünkü sendikal örgütlenmenin önündeki yasal engeller bunlarla s›n›rl› de¤ildir... Örne¤in memurlara toplu sözleflme hakk› veren de¤ifliklik bir kand›rmacad›r. Zira, yap›lan de¤ifliklikte grev hakk› yoktur, sadece mevcut toplu görüflme düzeni “toplu sözleflme” ad› alt›nda sürdürülecektir. Grev hakk›ndan yoksun b›rak›lan emekçiler için toplu görüflme ile toplu sözleflme aras›nda bir fark bulunmad›¤›na göre, maddenin gündeme getirilmesinin amac› da zevahiri kurtarmaktan ibarettir. K›sacas› aldatmacadan baflka bir fley yoktur, demokratik bir içerik söz konusu de¤ildir. Anayasa paketindeki bu tür de¤ifliklikler, Hükümetin destekledi¤i kapitalist kesimin mevzilerini geniflletmek ve sa¤lamlaflt›rmak amac›yla yap›ld›¤›n›n üzerini örtmek, di¤er yandan da 12 Eylül’e karfl› gibi davranarak, halk deste¤i almaya çal›flmakt›r. Bunun içindir ki, iflçi s›n›f› ve ezilen/sömürülenler
bu anayasa tart›flmalar›n›n bir taraf› de¤illerdir. Bu tart›flmada 12 Eylül’e karfl› gelmek, demokratikleflme vs. tart›flmalar kapitalist kesimler aras›ndaki mücadeleye eklemlenmek anlam›na gelir. Örnek olarak Geçici 15. maddenin kald›r›laca¤›n› aç›klayan AKP, güya 12 Eylül cuntas›n›n fleflerine yarg› yolunu açmaya çal›fl›yor. Oysa söz konusu de¤ifliklik geçmifle dönük iflletilemeyece¤ini çok iyi bilmektedirler ve hukukçular› onlar bu konuda s›k› dersler vermifllerdir. Bugün büyük k›sm› hayatta olmayan cunta fleflerinin yarg›lanmas› mümkün olmayacakt›r. AKP, bu manevra ile baz› kesimlerin deste¤ini alabilece¤ini düflünüyor. Çünkü toplumda cunta fleflerinin yarg›lanmas›n› talep eden az›msanmayacak bir kesim var onlar› yedeklemeye çal›flmaktad›r. Bugün sendikalaflma anayasal bir hak oldu¤u halde kapitalistler taraf›ndan pratikte tan›nmamas›n›n ve bu yöndeki giriflimlerin zorbal›kla bast›r›lmas›n›n gerisinde bu vard›r. Zaten AKP’nin de cuntayla hesaplaflma gibi niyet, yok olsayd›, anayasada, tüm iflkenceci katillerin yarg›lanmas›n› sa¤layacak bir de¤iflikli¤e giderdi. AKP böyle bir icraatta bulunmayaca¤›na göre, 15. maddenin kald›r›lmas›n›n, anayasa de¤iflikli¤ine demokratiklik makyaj› sürmekten baflka bir anlam tafl›m›yor. AKP gibi CHP-MHP ikilisinin de demokratikleflme gibi bir dertlerinin olmad›¤› gün gibi ortadad›r. Onlar›n itirazlar› temelde AKP’nin devlet kurumlar›nda etkili olmas›n› ve kendi kadrolar›n›n bir k›sm›n›n bertaraf edilmesini sa¤layacak maddeleri paketten kald›rtmakt›r. Zira yarg› gibi rejimin önemli bir kurumunda AKP’nin etkili olmas›, her iki gerici partiyi rahats›z ediyor. Anayasa de¤iflikli¤ine “demokratiklik” görüntüsü verme çabas›n›n bir di¤er nedeni, muhalefetteki burjuva partilerinin söylemlerini zay›flatmakt›r. ‹ktidar çat›flmas›nda karfl› tarafta yer alan CHPMHP ikilisinin devletçi söylemleri göz önüne al›nd›¤›nda, AKP’nin bu itirazlar› zay›flatmak için, “demokratikleflme” söylemiyle manevra yapt›¤› anlafl›l›yor. , Türkiye’deki kapitalist sistem yeni dönemde yasal düzenlemelere ihtiyaç duymaktad›r Anayasa de¤iflikli¤inin temel nedenlerinden birisi de budur. Bu konuda tüm kapitalistler emperyalistlerle tam bir uyum içindedirler. Zira söz konusu olan çal›flma hayat›n›n esneklefltirilmesi ve serbest piyasa ekonomisinin hiçbir engelle karfl›laflmadan hayat›n her alan›na egemen k›l›nabilmesi için yasal zemin haz›rlamakt›r. Gelinen noktada bu anayasal düzenlemenin demokrasiyle bir ilgisinin olmad›¤› gibi, iflçi s›n›f› ve ezilen/sömürülenlere kölece çal›flma koflullar› ve dizgisiz bir sömürü dayatmaktan baflka bir fley sunmayacakt›r. Grev yapma hakk›n›n fiilen engellendi¤i, örgütlenmenin, hak arama mücadelesinin, kapitalist zorbal›¤›n devlet eliyle ezmeye çal›flt›¤› bir ortamda demokratikleflmeden söz etmek abesle ifltigaldir. Emekçilere kölece çal›flma koflullar› ve dizginsiz sömürüyü dayatan kapitalist sistemin temel siyasal güçlerinden biri olan AKP ve ona muhalefet eden di¤er düzen partileri CHP ve MHP’nin emekçilerle ezilen halklar lehine olan her düzenlemenin önünde duran temel engellerdirler.
Proterya’n›n Kurtuluflu
POL‹T‹KA
A¤ustos 2010
Gelenekten gelece¤e yürümek 1920’de Kurulan Mustafa Suphi TKP’sinden sonra Türkiye’de Devrimci sosyalist hareket Devrimci gençlik hareketi olarak 68’in devrimci rüzgâr› ile o dönemde ne istedi¤ini aç›kça belirtmiflti: Emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmufl, “tam ba¤›ms›z ve demokratik Türkiye”. Bu devrimci fikirleri savunmak ve mücadele etmek bu döne devrimcilerinin idam› ve hunharca katledilmeleri ile sonuçlanm›flt›r. Ölümü göze almak ba¤›ms›z sosyalist bir Türkiye özlemidir. Devrimci gençlik and›nda “say›m›z›n azl›¤›na, düflman›n çoklu¤una bakmadan” diyerek kavgalar›n› “antiemperyalist” kavga olarak adland›rm›fllard›. Kapitalist sistem bu ba¤›ms›zl›k ve özgürlük aflk›na, onlar›n say›lar›na bakmadan ne olursa olsun onlar› yok etmek gereklili¤ini kavram›fl olarak sald›rm›flt›. O dönemin devrimci liderlerinin büyük ço¤unlu¤u flehit edildiler. Çünkü bu savafl sadece devrimciler için de¤il, devrimcilerin ve halk›n düflman› olan emperyalistler için de ölüm kal›m savafl›yd›. Denizlerin, Mahirlerin, ‹brahimlerin istediklerinden ve yapt›klar›ndan daha az›n› istemek için hiçbir neden yok? Daha fazlas›n› istemek gerekiyor. Bir yanda, Türkiye’nin bugüne kadar gördü¤ü en umut verici devrim hareketi, kardefllik ve bar›fl, öbür yanda milliyetçi, faflist ve yalanc› bir zihniyet. Sömürü... Mahirler, Denizler, Cihanlar, ‹bolar, Sinanlar ve niceleri... Günümüze miras olarak b›rakt›klar› devrimci ruh sosyalizme ve devrime inanç ve kararl› direnifl tutumlar› oldu. Bir gençlik hareketi ki; sonras›nda hem iflçilere hem de köylülere yay›lan,
Anadolu’da, kasabalarda 5,10 bin kiflilik gösteriler düzenlenerek gelinen bir süreç... çok net bir anti-emperyalizm, herhangi bir uzlaflmay› içermeyen, Anti-emperyalist ve demokratik mücadelede son derece kararl› bir tutum ve halka ba¤l›l›k; arkadafllara, yoldafllara ba¤l›l›k. Devrimci gençlik hareketinin miras›d›r “Tam Ba¤›ms›z Türkiye” fliar›. Burada “yaflas›n Marksizm ve Leninizmin yüce ideolojisi” vard›r. Burada “yaflas›n iflçiler ve köylüler”, “yaflas›n Türk ve Kürt halk›n›n ba¤›ms›zl›k mücadelesi” vard›r. Bu o dönemin bir manifestosudur. Bu manifestoya Mahirler gölerin k›rpmadan kendilerini feda ederlerken, ‹brahim parti örgütlenmesinin gereklili¤ini alt›n› çizerek iflkencede hiçbir yoldafl›n› ve örgütsel s›rr›n› vermeden ölmeyi göze alm›fllard›r. Sadece geçmiflimiz de¤il ON’lar. Gelece¤imize de... Bize K›z›ldere’den kalan miras, devrimci, dayan›flmac› sol içi iliflkiler gelifltirmek, solun her zaman esas olarak mücadelesini emperyalizme ve kapitalizme yöneltmek. ‹brahim’den kalan miras her koflul alt›nda yoldafllar›na ve örgütüne sahip ç›kmak ve onlar› savunurken onlar hakk›nda düflmana bir tek söz bile vermemek u¤runa ölüme gitmek, denizlerden al›nan miras uzlaflmac›l›¤›n ve her türlü flah ç›kar›n bir kenara konularak devrim ve sosyalizm davas›na inançtan bir ad›m geri gitmemek ve Türkiye iflçi s›n›f›na ve haklar›na bu bayra¤› hakk› ile teslim etmek, Bu mirasa sahip ç›kmak gerek zira bu miras bizim... Bu tarih bizim “tarihimizin yan›nday›z”.