Issuu on Google+


2

24 Ağustos -6 Eylül 2007 Son y›llarda büyük al›flverifl merkezlerinde ma¤azalar› aç›lan, büyük flehirlerin lüks semtlerinde pazarlar› kurulan, baz› illerde üretimi çeflitli teflviklerle art›r›lmaya çal›fl›lan, sa¤l›kl› beslenmede yönelinmesi gereken yeni tüketim biçimi olarak benimsetilmek istenen ekolojik (bir di¤er ad›yla organik) tar›m her geçen gün gündemimize daha fazla sokulmaya baflland›. Bu yeni üretim ve tüketim alan›n›n emperyalistler ve yerli iflbirlikçileri taraf›ndan önemsenmeye bafllanmas›n›n nedenlerini inceleyebilmemiz için öncelikle tar›msal üretimden beklenmesi gereken temel k›staslar› belirlemek gerekiyor. Tar›msal üretimde seçilen yöntemlerin, tüm nüfusun ihtiyaçlar›n› uzun vadeli, sa¤l›kl› ve dengeli bir flekilde karfl›layabilecek özellikte olmas› gerekir. Ayr›ca gelecek y›llarda olas› kurakl›k, hastal›k, k›tl›k gibi her çeflit riske karfl› önemli bir miktar ürün fazlas›n› depo edebilmek için alan vermelidir. Üretimden beklenecek di¤er özellikler ancak bunlar karfl›land›ktan sonra bir önem kazanabilir. Organik/ekolojik tar›mda ise durum bu k›staslar›n çok uza¤›ndad›r. Üretiminin kendine has özelliklerinden dolay› elde edilen ürün miktar› di¤er yöntemlerle karfl›laflt›r›ld›¤›nda çok düflüktür. Üretimi s›ras›nda birçok ifllem yo¤un iflgücü kullan›larak yap›lmak zorundad›r. Bu da maliyetinin artmas›na sebep olmaktad›r. Organik tar›mda üretimin nas›l yap›ld›¤› incelendi¤inde durum daha aç›k görülecektir. Organik tar›m yap›lacak alanlar daha önce tar›mda kullan›lmam›fl veya tar›m ilaçlar›, kimyasal gübreler gibi kirleticiler kullan›lmadan, geleneksel yöntemlerle tar›m yap›lm›fl arazilerden seçilir. Seçilen bu arazilerin çevresinde sanayi tesisleri veya baflka kirletici faaliyetlerin olmamas›na da dikkat edilir. Üretim gerçeklefltirilirken de s›n›rl› miktarda çiftlik gübresi d›fl›nda gübre kullan›lmaz. Yabanc› ot, haflere, mantar, virüs gibi hastal›k ve zararl›larla mücadelelerde de kimyasal yöntemler (zirai ilaçlamada kullan›lan pestisitler) kullan›lmaz. Bu flekilde yap›lan bir üretimde de birim alanda elde edilen verim çok düflük olmaktad›r. Yo¤un emek gerektiren bir sektör olmas› da eklenince elde edilen ürünün fiyat› modern teknoloji ile üretilen ürünlere göre çok yüksektir. Zaten s›n›rl› alanlarda yetifltirilen, birim alandan çok düflük verim al›nan, fiyatlar› da halk›n al›m gücünün çok üstünde olan bu ürünlerden dar bir kesim d›fl›ndakileri saymazsak, toplumun yararlanabilmesi mümkün de¤ildir. Bundan dolay›d›r ki organik tar›m lanse edildi¤i gibi toplum beslenmesinin yeni alternatifi olamaz.

81

m › r a t k i Ekoloj

Ekolojik tar›mda emperyalizm ba¤lant›s› Emperyalizmin bu sektörden beklentileri Türkiye’de uygulanan emperyalist tar›m politikalar›yla ba¤lant›l›d›r. Son y›llarda art›k sonuç aflamas›na gelmifl olan tar›m›n tasfiyesi, kotalarla, sübvansiyonlar›n kald›r›lmas›yla, teflvik kapsam›ndan ç›kar›lmalar›yla, ekimlerinin yasaklanmas›yla tamamlanma aflamas›na gelmifltir. Tar›ma yap›lan bu sald›r›lara köylülerin ve üreticilerin gösterdikleri tepkileri azaltabilmek için baz› bitkilere ufak çapl› desteklemeler yap›lmaya bafllanm›flt›r. Bu kapsamda organik tar›m üretimine de baz› illerde teflvikler verilmeye bafllanm›flt›r. Ekolojik ürün yetifltirilmesinde Türkiye’nin seçilmesinin di¤er bir sebebi ise ülkemizde iflgücünün ucuz olmas›d›r. Organik tar›m›n yo¤un emek gerektiren bir sektör olmas› nedeniyle ücretlerin çok düflük oldu¤u ülkelerde yap›lmas› kâr oran›n› art›rmaktad›r. Ayr›ca çok çeflitli ürünlerin yetifltirilmesine olanak veren farkl› iklim özelliklerine sa-

hip bir co¤rafyada bulunmam›z, halen kirlenmemifl bakir topraklara sahip olmam›z da yerli ve yabanc› burjuva ve feodallerin yeni beslenme trendini karfl›layacak ürünlerin yetifltirilmesi için seçilmifl ülkelerden biri olmam›z›n sebeplerindendir. Bu ürünlerin pazardaki durumlar› ve beslenmedeki yerleri incelendi¤inde ise baflka bir kand›rmacayla karfl› karfl›ya oldu¤umuz görülmektedir.

“Sa¤l›kl› beslenme sektörü” Sa¤l›kl› beslenme aldatmacas›yla yeni tüketim al›flkanl›klar› oluflturarak, tüketim ç›lg›nl›¤› bu yolla daha da art›r›lmak istenmektedir. Emperyalist-kapitalist toplumlar›n elitleri baflta olmak üzere kozmetik, estetik vs. bunlara ba¤l› sektörler, son y›llarda da “sa¤l›kl› yaflam” ad› alt›nda toplumsal bir hastal›k haline getirilen “sa¤l›kl› beslenme” sektörü dünyada yayg›nlaflt›r›lmaya bafllanm›flt›r. Ancak; sa¤l›kl› beslenme, sa¤l›kl› yaflam bütünün bir parças› olarak sa¤l›kl› çevreden ba¤›ms›z ele al›namaz. Çevre sorunlar›n›n

geldi¤i nokta ve bu konuda yap›lan çal›flmalar›n yetersiz, yanl›fl ve esasta da göz boyamadan ibaret oluflu nedeni ile de¤il organik tar›m, herhangi bir sa¤l›k anlay›fl› ile sorunlara sahip ç›kmak yerine organik g›da modas›ndan medet ummak, hava kirlili¤iyle mücadelede çözümü maske takmakta görmek kadar geçici ve çözüm d›fl› bir yöntemdir. Kald› ki organik/ekolojik g›dalar›n çeflit, miktar ve yayg›nl›k bak›m›ndan son derece s›n›rl› olufllar› nedeni ile de tam anlam›yla organik ürünle beslenme söz konusu olamaz. Bizler toplum ihtiyaçlar›n› sa¤l›kl› ve ekonomik yollardan karfl›lamaya elveriflli olan herhangi bir üretim biçimine karfl› olmad›¤›m›z gibi organik tar›m›n kendisine de karfl› olamay›z. Ancak; yukar›da da farkl› yönleriyle inceledi¤imiz gibi gerek miktar gerek çeflitlilik ve fiyatlar› genifl halk kesimlerinin bu üretimden yararlanmas›na olanak vermedi¤i için organik tar›m üzerinde yap›lan yan›ltmalar›n gerçekte emperyalist flirketlere ve komprador patron-a¤alara yarad›¤›n› görmek zorunday›z. Gelinen aflamada dünya ve Türkiye halk›n›n önünde kayna¤› emperyalist kapitalizm ve yerli uflaklar› olan iki temel sorun bulunmaktad›r. Bunlardan ilki herkese yetecek kadar üretilen bu ürünleri toplum ihtiyaçlar›na uygun olarak da¤›t›lmas›na engel olan egemenlerin sistemini ortadan kald›rmakt›r. ‹kincisi ise çevre kirlili¤inin tar›msal üretimi azaltmas›n› engellemek için dünyay›, onu kirletenlerin ellerinden kurtarmakt›r. Emekçilerin kendi elleriyle yaratt›klar› de¤erlerin tüm toplumun yarar›na kullan›m›n›n önündeki bütün engeller ortadan kald›r›lmal›d›r. Ki ancak bundan sonra bilim, insanl›¤›n hizmetinde özgürce geliflebilir.

Naldökenliler Bat›çim Fabrikas›’n› protesto et Bornova Çimento ve Taflocaklar›na Karfl› Giriflim Hareketi üyelerinin fabrikalar›n yaratt›¤› çevre kirlili¤ine karfl› 13 A¤ustos günü yapt›¤› bas›n aç›klamas›nda konuflan giriflim dönem sözcüsü ‹smail Gümüfl, fabrikalar›n halk sa¤l›¤›n› tehdit etti¤ini belirterek, yetkililerin bir an önce önlem almas›n› istedi. Ege Çevre Platformu bileflenlerinden olan, Bornova Çimento ve Taflocaklar›na Karfl› Giriflim Hareketi üyeleri, Bornova’ya ba¤l› Naldöken Köyü’nde bulunan, çimento fabrikas› Bat›çim A.fi önünde bir araya gelerek, fabrikan›n köyde yaratt›¤› kirlili¤i protesto etti. Naldöken Köy Meydan›’ndan Bat›çim fabrikas›n›n önüne üzerinde,

işçi-köylü senin sesin! OKU-OKUT! ABONE OL! ABONE BUL!

“Ege’nin incisi ‹zmir, çimento de¤irmenlerine teslim edilemez”, “Orman+Yeflillik+Halk sa¤l›¤›=Bir torba çimento” yaz›l› pankart açarak yürüyen giriflim hareketi üyeleri, yürüyüfl s›ras›nda s›k s›k “Katil Bat›çim”, “Zehir yutmak istemiyoruz”, “Bornoval› uyuma, zehirleniyoruz”, “Kahrolsun Bat›çim” fleklinde slogan att›. Bat›çim önünde, köylüler ad›na bas›n aç›klamas› yapan ‹smail Gümüfl, Bat› Anadolu Çimento fabrikas›ndan kaynaklanan kirlili¤in Naldöken halk›n›n sa¤l›¤›n› tehdit eder boyutlara ulaflt›¤›n› söyledi. Gümüfl, yöre halk›n›n toza ba¤l› olarak oluflan ast›m, alerjik bronflit, akci¤er ve g›rtlak kanseri gibi hastal›klara yakaland›¤›na dikkat çekti. (H. Merkezi)

ABONEL‹K fiARTLARI 6 AYLIK: 10.200.000 1 YILLIK: 20.400.000 NOT: ‹stedi¤iniz süreye denk gelen oranda paray› hesap numaralar›m›za yat›rarak banka dekontunu yay›nevimize fakslay›n›z ya da postalay›n›z. Abonelik ücretine posta masraflar› dahildir.


3

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

Bulan›k suda bal›k avlama telafl fl›› Ortado¤u’da giderek istikrars›zlaflan siyasal konjonktür, son seçimlerden görece de olsa güçlü ç›kan AKP hükümetini ve böylelikle de Türk egemen s›n›flar›n›, ABD emperyalizmine ve bölgede etkin olan di¤er emperyalist güçlere karfl› ellerini güçlendirme çabas›na sokmufl görünüyor. Irak iflgalinin art›k gözle görünür biçimde içinden ç›k›lmaz bir hal almas›, bu ç›kmaz›n kukla Maliki hükümetinin ABD’nin gözünden düflmesini beraberinde getirmesi, Türkiye faflist egemenlerinin bölgedeki pozisyonlar›n›n ve ifllevlerinin önemini art›rm›fl durumda. Çünkü Irak’ta istikrar› sa¤lama noktas›nda Maliki hükümetinden giderek ümidini kesen ABD emperyalizmi, flu süreçteki politikalar›na kay›ts›z flarts›z yerine getirdi¤i izlenimi veren TC devletine ve bu özgülde de, seçim sürecinde de görüldü¤ü gibi, AKP hükümetine daha bir önem verir gibi görünmektedir. Ancak, bir yandan bölgedeki sad›k uflak konumunu pekifltiren TC, di¤er yandan da bölgedeki talandan pay›n› art›rma çabalar›n› sürdürmektedir. Bu pay›n, MusulKerkük özgülünde, Kürt Pay› oldu¤u ise öteden beri bilinen bir gerçekliktir ve her f›rsatta dile getirilmektedir. Türk egemen s›n›flar›n›n bu yönlü çabalar›, geçti¤imiz günlerde Türkiye’yi ziyaret eden Maliki ile yap›lan görüflmelere de damgas›n› vurmufltur. Bu ziyaret her ne kadar bir dizi ekonomik-siyasal iflbirli¤i zemini oluflturma amaçl› aç›klansa da, görüflmenin bafll›ca gündemini özde, Kuzey Irak sorunu ve bu ba¤lamda da, baflta PKK olmak üzere, bir bütün olarak Kürt sorunu oluflturmufltur. Birkaç ay sonra Kerkük’ün kaderini belirleyecek öneme sahip olan referandumun gündemde olmas› ise, bu sorunun TC aç›s›ndan aciliyetini art›rmaktad›r. Bu ziyaret Maliki aç›s›ndan bak›ld›¤›nda, O’nu oldukça zorlam›flt›r. Bu zorlanma Kürt meselesinden kaynaklanmaktad›r. Maliki’ye dayat›lan “PKK’nin terör örgütü oldu¤unu kabul etme” meselesi, özellikle de flu süreçte Maliki’nin aya¤›n›n alt›ndaki zemininin iyice kayd›r›lmas› anlam› tafl›maktad›r. Çünkü Irak hükümetinde yaflanan istifalarla birlikte deste¤ini iyice yitiren Maliki’nin en büyük dayana¤› bugün Kürtlerdir ve onlar›n

deste¤ini yitirecek ad›mlar atmaktan mümkün mertebe kaç›nmaktad›r. Bu görüflmeye gelmeden önce, b›rakal›m PKK’yi “terör örgütü” ilan etmeyi, Öcalan için af talep etme noktas›nda bile Kürtlerle anlaflt›¤› söylenmektedir. En az›ndan Kürt kaynaklar›n aç›klamalar› bu yöndedir ve Maliki’nin hükümetteki durumu göz önüne al›nd›¤›nda da, böyle bir anlaflma ya da en az›ndan söz verme, uzak bir ihtimal de¤ildir. Maliki ziyareti sonras›, görüflmenin içeri¤ine iliflkin yap›lan aç›klamalardan, PKK noktas›nda TC ile belli bir uzlaflmaya var›ld›¤› görülse de, Irak Kürdistan›’na dönük operasyon noktas›nda somut bir fley ç›kmam›flt›r. Görünen o ki, görüflme bölgede s›k›flan ABD’nin çizdi¤i rotan›n d›fl›nda geliflmemifl, daha çok da Türk hâkim

Bölgedeki kaos ve istikrars›zl›¤›n yaratt›¤› bulan›kl›ktan istifade etmeye çal›flan bu ülkelerin bu yönlü çabalar›ndan emperyalistlerin, özellikle de ABD emperyalizminin bihaber oldu¤u düflünülemez elbette. Ancak ne kadar kaos, ne kadar istikrars›zlaflma olursa, emperyalistler aç›s›ndan o kadar fazla müdahale gerekçesi oluflmaktad›r. Çünkü bu ülkelerin kendi ç›karlar› için hayata geçirme çabas›na girdikleri kaosu art›rma yönelimi, ayn› zamanda emperyalistlerin bölgeye dönük böl-parçala-yönet politikas›na da hizmet etmektedir. Durumun aleyhlerine geliflmesi riski do¤du¤unda ise, bu çabalar› etkisizlefltireceklerinden eminlerdir. Hatta, ileriki süreçlerde bu ülkelere askeri

d›r Diyarbak›r’da J‹TEM taraf›ndan e¤itilerek bölgeye gönderildi¤i, yine bir süre önce ‹stanbul’da yap›lan bir toplant›ya Irak Kürdistan›’ndan baz› Kürt afliret a¤alar›n›n ça¤r›ld›¤›, ayr›ca Irak’taki baz› Sünni gruplarla da iflbirli¤i içerisinde olundu¤u da, yine fiengal sald›r›s›n›n ard›ndan, sald›r›n›n perde arkas›n›n irdelenmesi s›ras›nda gündeme gelmifltir. Bu sald›r›n›n bafll›ca amaçlar›ndan biri ise, baflta Ezidiler olmak üzere Musul-Kerkük bölgesinde mezhep ve etnik çat›flmalar› boyutland›rarak, bölge halk›n›n buradan göç etmesini sa¤lama vb. yollarla, referandumu engellemek olarak görünüyor. Seçimlerden aylar önce, Erdo¤an’la Büyükan›t’›n peflpefle yapt›kla-

fi e n g a l ’ d e i n s a n l › k d › fl › k a t l i a m

Y

ezidileri hedef alan ve 500’ün üzerinde insan›n yaflfla am›n› yitirdi¤i bu kanl› sald›r›n›n ard›ndan ortaya ç›kan bulgular, baflfltta M‹T, J‹TEM gibi Türk istihbaratlar› olmak üzere, çeflfliitli bölge ülkelerinin istihbaratlar›n›n bu sald›r›larda parma¤› oldu¤unu göstermektedir. s›n›flar›n›n -tam bir baflar› sa¤lanamasa da- elini güçlendirme çabas›na sahne olmufltur. Bu süreçte bölge ülkelerinin, bölgede giderek artan istikrars›zl›ktan faydalanma çabalar›nda da önemli bir art›fl oldu¤u gözlenmektedir. Emperyalist güçler taraf›ndan, bölgenin yeniden paylafl›m›n›n yol tafllar› döflenirken, etnik, mezhepsel ve daha bir dizi karfl›tl›¤›n k›flk›rt›lmas› yöntemine baflvurulmas›, ayn› yöntemin bu paylafl›mdan daha fazla pay almak isteyen bölge ülkeleri taraf›ndan da, daha yo¤un bir biçimde kullan›lmas›n› da beraberinde getirmifltir. Bu ülkelerin bafl›nda ise Türkiye gelmektedir. ‹flgalle birlikte emperyalistlerin Irak’taki önemli bir dayana¤›n› oluflturan Kürtlerin, bölgede ba¤›ms›z bir Kürt Devleti oluflturma “tehlikesi”nin artmas› ise, sadece TC’nin faflist egemenlerini de¤il, böyle bir devletten rahats›zl›k duyacak olan bir dizi Arap ülkesini de harekete geçirmifltir.

müdahalenin de zeminini oluflturmak için, bu ülkelerin bulan›k suda bal›k avlama gayretine bilinçli olarak göz yummay› tercih ediyor da olabilirler. Geçti¤imiz günlerde Kerkük yak›nlar›ndaki fiengal’de gerçekleflen sald›r› da yine ayn› senaryolar›n bir parças› olarak gündeme gelmifltir. Yezidileri hedef alan ve 500’ün üzerinde insan›n yaflam›n› yitirdi¤i bu kanl› sald›r›n›n ard›ndan ortaya ç›kan bulgular, baflta M‹T, J‹TEM gibi Türk istihbaratlar› olmak üzere, çeflitli bölge ülkelerinin istihbaratlar›n›n bu sald›r›larda parma¤› oldu¤unu göstermektedir. Bilindi¤i gibi TC Ordusu Tampon Bölge oluflturma ad› alt›nda bir süreden beri Irak Kürdistan›’na geçifllerini h›zland›rm›flt›r. TC’nin bölgede hak iddia etmesinin nedenlerinden biri olarak gösterilen, böylelikle TC taraf›ndan sözde haklar› korunan Türkmen Cehpesi’nden birçok kiflinin uzunca zaman-

r› ABD ziyaretinin ard›ndan ortaya ç›km›fl gibi görünen çat›flma, Cumhurbaflkanl›¤› etraf›nda kopart›lan f›rt›nay› ve ard›ndan e-muht›ray› getirmifl, bu da erken seçimlere yol açm›flt›. ABD’nin seçimlerde aç›kça AKP’den yana tav›r almas›, bu tavr›n seçim sonras› artarak sürmesi söz konusudur. Ancak ABD’nin en yetkin kontra faaliyetçilerinden biri olan Büyükan›t’tan ve ayn› zamanda da TC Ordusundan vazgeçmesi de düflünülemez. Bu vazgeçmeme durumu ise, Kürt Ulusal Hareketi’ne dönük imha operasyonlar›nda, kontra faaliyetlerin artmas›nda kendini göstermektedir. Ülkeyi ve ondan da öte bölgeyi kan gölüne çevirmeye dönük bu çabalar karfl›s›nda devrimci ve komünist güçlere düflen en acil görev ise, iflçiemekçi y›¤›nlar› harekete geçirme çabalar›n› her zamankinden daha fazla yo¤unlaflt›rarak, kitleleri s›n›f mücadelesinin motor gücü yapmakt›r.


4

24 Ağustos-6 Eylül 2007

S›n›fsal Yaklaflfl››m FEDAKÂRLIK VE ALÇAKLIK “Özveride bulunmak bir erdem de¤il, sa¤duyunun alçakl›¤a egemen olmas›d›r sadece...” Bernard Shaw Felsefede, özlüce “do¤ruyla yanl›fl› birbirinden ay›rma ve do¤ru yarg›lama yetisi” olarak tan›mlanan sa¤duyunun, bir devrimcide, ama öncelikle proleter bir devrimcide bulunmas› gerekti¤i içindir ki, Shaw’un bafll›k alt› yapt›¤›m›z sözü son derece isabetlidir. Sa¤duyusu olmayan›n sürüklenece¤i zeminin, “bilinçli” bir eylem olan “alçakl›k” ile tan›mlanmas›n› ac›mas›z ve “siyah-beyaz” bir tutum olarak yorumlayanlar, s›n›f mücadelesinin daha amans›z oldu¤u gerçe¤ini unutmakla maluldür. Özveri denilen, “bir amaç u¤runa kendi yararlar›ndan vazgeçme” olgusu da proleter devrimci faaliyetin “olmazsa olmaz›” bir gerekliliktir ki; yüceltilecek, övülecek bir mertebede ele al›namaz, “erdem” olarak alk›fllanamaz. Ac›mas›z ve amans›z olarak nitelenen s›n›flar mücadelesine “çetin” ve “zorlu” özelliklerini kazand›ran olgular›n bafl›nda, s›n›fs›z topluma kadar “bitmez-tükenmez” oluflu ve her an her yerde hüküm sürüflü gelmektedir. Onun cereyan›na dayanmak ve sürekli do¤ru tarafta saf tutmay› baflarmak, yüksek bir direnci de koflullayan, irade-bilinç faktörüyle iliflkilidir. Bu bilinç iflçi s›n›f› biliminden nasiplenmeyi gerektirir. Sorun bununla bitmez, bu bilinci do¤ru bir hat üzerinde ifllemek ve iflletmek de gerekecektir. ‹flte, do¤ru hat üzerinde yürümenin baflar›labilmesinde proletaryaya önderlik edecek en önemli silah “partisi”dir. Parti olmaks›z›n, s›n›f ad›na harekete koyulacak herhangi bir ferdin ideale do¤ru bilinçli -dolay›s›yla ifllevli- bir yolculuk yapmas› mümkün de¤ildir. Bunun neden böyle oldu¤una dair ak›l yürütmelerin bir bölümü, meseleyi “örgütlülük” çerçevesinde aç›klamaya çal›fl›rken, bu kavram›n içini doldurmakta yetersiz kald›klar›ndan, sorunun can al›c› noktalar›n›n kavranmas›nda sürekli s›k›nt› yaflan›r. Bir dolu ar›za bu sebepten ötürü gündemleflebilmektedir.

Proletarya partisinde örgütlü olmak, alelade bir durum de¤ildir. Mesele, “birlik” ve “ortakl›k” çerçevesinde aç›klanamayacak kadar, kendine has özellikler tafl›maktad›r. Bu özelliklerdir ki partiyi benzer her türlü örgütsel oluflumdan farkl› bir statü sahibi yapar. Önderlik ve öncülük fonksiyonlar›n› icra edebilmenin yegane flart› olarak da kabul edilebilecek bu vas›flar, proletarya partisinin idealleri ile örtüflen karakterdedir. Partiyi, bilimin ve ortak akl›n hizmetinde somutlaflt›ran -ete kemi¤e büründüren- özelliklerin bafl›nda, demokratik merkeziyetçilik ilkesi gelmektedir. Bir yüzü demokrasiye dönük, di¤er yan›yla s›k› bir disiplini içeren bu ilkeler bütünü, görevdeflli¤i (sinerji) ideal ölçülerde tutturabilmenin anahtar›d›r. Amaç da bu sinerjinin yarataca¤› enerjiyle partiyi muzaffer k›lma ve hedefe kitlenme esas›nda flekillenmektedir. Demokrasi sayesinde bütün gözenekleriyle nefes alabilen organizma, merkeziyetçilik ile güç ve hareket/eylem kabiliyeti kazanmaktad›r. ‹ki yönden birine daha fazla yaslan›lmas› durumunda anarflik veya kastlaflm›fl bir yap› ortaya ç›kar ki, bunu engellemek için uyum ve denge sorununu do¤ru bir kavray›flla çözmek gerekir. Do¤ru kavray›fl zemininde kalmak için, demokrasi kültürünü yaflatmak ile beraber proletaryan›n (devrimin, sosyalizmin-komünizmin) ç›karlar›n› önde tutan bir çizgide sebatl› olmak gerekir. “Yüz çiçek” esprisini sa¤l›kl› bir biçimde ele alma ve iki çizgi mücadelesini do¤ru yönde de¤erlendirmenin, demokrasi kültürü ile dolays›z iliflkisi vard›r. Komünistlerin “en tutarl› ve gerçek manada demokratlar” oldu¤una dair belirlemelerin gerçekli¤i, öncelikle bu platformda de¤er kazanmaktad›r. Demokrasinin ço¤ulculuk kadar temel ve vazgeçilmez ilkesi, ço¤unlu¤un iradesine sayg›/uyum ve tabiiyettir. Tam da bu noktada, ortak iradenin güvencesi ve etkinli¤ini temsilen, merkeziyetçilik devreye girmektedir. Parti içinde hak ve özgürlük kavramlar›yla, tüzük, hukuk vb. bütün iflleyifl hüküm ve esas-

81 lar›na yön veren perspektifi bunlar oluflturur. Yekpare olarak davranabilmenin, kolektiviteyi üst düzeyde fonksiyonel k›lman›n, s›n›fa pusula olabilmenin ve her daim yönünü ileriye, ilerlemeye çevirebilmenin vazgeçilmez koflulu; bu sistematik ilke do¤rultusunda örgütlenmektir. Bunun hayat buldu¤u bütün süreçlerde, baflar›lara giden yol “kendili¤inden” yar›lanm›fl demektir. Kalan yar›s›n› hiç kuflkusuz pratik belirleyecektir. Zira “son söz” ayr›cal›¤› her zaman için o’na aittir. Vazgeçilmez bir di¤er koflul, tam da bu pratik içerisinde yaflam bulan, kitle iliflkisi olgusudur. Zira kitleler seferber edilmeksizin de¤il devrimler zincirine hükmetmek, ona uygun bir yönelimi pratiklefltirmek de mümkün olamayacakt›r. Devrimci prati¤i, partinin çal›flma esaslar› do¤rultusunda devrim mücadelesinin gerektirdi¤i bin bir çeflit görev belirlemektedir. Partinin ç›karlar›yla, s›n›f›n, halk›n ve devrimin ç›karlar›n› özdefllefltiren gerçeklik, kiflilerin görevini yerine getirmesiyle kendini gösterir. Partiyi canl› bir organizma k›lan, bireylerde somutlanan bu pratiktir. Partiye kimlik kazand›ran, her seviye ve konumda örgütlü bulunanlar›n sorumlulu¤udur. Bu sorumluluk, parti iradesiyle flekillenen politik hatt›n yöneliminde, s›n›rs›z, hesaps›z ve özverili bir at›l›m ruhu gerektirir. Kararl›, azimli, direngen ve cesaretli tutum, kahramanl›klarla örülü bir gelene¤i yolculu¤a ç›kar›r. Ne var ki s›n›f mücadelesi düz bir hat izlemedi¤i gibi, hep ileriye do¤ru seyirlere de izin vermez. ‹flçi s›n›f›n›n kurmay› olan parti, “büyük da¤lar›” aflmak, “s›rat köprüleri”nden geçmek, “devlerle” çarp›flmak durumundad›r. Komünizme do¤ru uzun yürüyüflte, yaralanan, kan kaybeden, düfle kalka ilerleyen partiyi s›n›fsal zeminde ölümsüz k›lan ideolojisidir. Bilimsellik testinden geçmeyi kendi do¤ufl/yarat›l›fl felsefesinin gere¤i kabul eden ideoloji; rehber olabilme, sönmez bir ›fl›k tutabilme s›rr›n›, pratikte s›nanarak geliflmesine borçludur. Yaflama müdahale amac›yla flekillendi¤inden, yaflam›n gerçekleri karfl›s›nda form kazanmas› ve tutmas› son derece do¤ald›r. Sadece, burjuvaziyi temsilen cepheden sald›ran felsefi idealizm de¤il, onunla göbek ba¤› bulunan, dogmatizmden modern revizyonizme kadar uzanan yelpazede saf tutmufl, karfl›devrime kan tafl›yan bütün sapma ve sapt›rmalar; hedefe do¤ru yolculu-

¤unda bilimsel sosyalist ideolojiye “efllik” etmekten geri durmayacakt›r. S›n›fsal refleksin tezahürü olan bu ak›mlarla hesaplaflmadan, k›yas›ya çarp›flma yürütmeden yol almak mümkün de¤ildir. MLM ideolojiyi “formda tutan” bu olgunun ihmal edildi¤i durumlarda, s›n›f kavgas›nda ifllerin yolunda gitmemesi için onca sebep, olanca heybetiyle bafl gösterecektir. Birçok cephede birden, sab›rl›, ›srarl› ve özenli bir biçimde yürütülmesi gereken kavgada, partinin hem haz›rl›kl› hem de donan›ml› olmas› gerekir. Bu donan›m› sa¤layacak/yaratacak ve güvenceleyecek olan, önderlikten bafllamak üzere tavandan tabana kadro bileflenidir. Profesyonellerden öte, bir önderler örgütü olarak biçimlenmesi gereken partinin, bu amaca uygun olarak kitle içinde kök salmas› gerekir. Devrimi tafl›yacak olan kadrolar saks›da de¤il, pratikte, kitlelerin içinde yetiflecektir. Proletarya partisi, burjuva tipte ayd›nlar›n de¤il, “flöhretinin” sefas›n› sürmek isteyen “emeklilerin” de¤il, çözülen ve tükenenlerin de¤il, dejenere olan ve yoldan ç›kanlar›n de¤il, s›n›f›n ç›karlar› do¤rultusunda ön saflara hamle yapanlar›n öz örgütüdür. Parti, onun de¤erini bilince ç›karan, ona gözbebe¤i gibi davranan, ona her türlü koflulda sahip ç›kan fedakâr kadrolar›n; üye, sempatizan ve militanlar›n örgütü olarak yaflayacakt›r. Parti tarihi, yüzlerce flehidini alt›n harflerle devrim ve komünizm davas›n›n ölümsüzler listesine kaydetti¤i gibi; yorulup nefesi daralanlar›, tükenip dizinin ba¤lar› çözülenleri, yoldan ç›k›p yabanc›laflanlar›, pusulas›n› flafl›r›p saflar›n› kar›flt›ranlar›, yozlafl›p baflkalaflanlar›, alçakl›¤› sa¤duyuya egemen olanlar› ve soysuzlafl›p ihanet çemberine tutunanlar› birer ikifler sahneye ç›karm›fl ama çok geçmeden hükmünü verip “arfliv” duvar›na çivilemesini de bilmifltir. Çünkü s›n›f mücadelesinin asla tahammülü olmayan husus, zaman kayb›d›r. Dün de¤il bugün, dahas› yar›n vard›r. Dur-durak tan›maz bu kavgada; her kim ki partiyi kiflisel ç›karlar›na alet etmeye kalkar, her kim ki parti de¤erlerine sald›r›r, her kim ki f›rsatç›l›k yap›p bozgunculu¤a giriflir, her kim ki parti iradesini y›kmak için iftira ve yalan kampanyalar› düzenler, affedilmemifltir. Bu hükmü zamana b›rakmak, tarihe havale etmek olmaz. Çünkü tarihin kendisi, bunun böyle olmad›¤›na en büyük kan›tt›r.


5

81

24 Ağustos-6 Eylül 2007

THY çal›flanlar› sendikaya ve greve “evet” dedi!

Mart ay›ndan beri devam eden toplu sözleflme görüflmelerinde THY patronlar›n›n tutumundan dolay› Hava-‹fl Sendikas› grev ilan etmiflti. THY ve THY Teknik A.fi.’de çal›flan toplam 12 bin 500 çal›flan› ilgilendiren görüflmeler devam ediyor. Hava-‹fl Sendikas› ile THY yönetimi aras›nda THY Genel Müdürlük’te 39, THY Teknik A.fi.’de 36. madde üzerindeki anlaflmazl›k sürüyor. Hava-‹fl Sendikas›’n›n grev karar›n› asmas›ndan sonra THY yönetimi hukuksuz bir flekilde grev oylamas›na gitti. Oysa böyle bir oylama ancak çal›flanlar›n talebi üzerine yap›labilir. THY patronlar› çal›flanlar› tehdit ederek, bask› uygulayarak grev oylamas›n› gerçeklefltirdi. Yönetim oylamay› sendikay› y›pratman›n, iflçileri örgütlülükten uzaklaflt›rman›n bir arac› haline getirmeye çal›fl›yor. Görüflmeler devam ederken bas›n yoluyla sendikay› ve Hava-‹fl Genel

Baflkan› Atilay Ayçin’i hedef gösteren aç›klamalar yap›ld›/yap›l›yor. Oylamadan önce Genel Merkez binas›nda görüfltü¤ümüz Atilay Ayçin grev oylamas›ndan “evet” sonucunu beklediklerini söylemiflti. Nitekim her iki flirkette 4 bin civar›nda “hay›r” sonucu ç›karken 8 bin 500 “evet” oyu ç›kt›. Çal›flanlar›n ezici bir ço¤unlu¤unun sendikan›n yan›nda oldu¤u böylece bir kez daha ortaya ç›km›fl oldu. Burjuva-feodal bas›n 4 bin “hay›r” oyu üzerinden propaganda yaparak, iflçilerin sendikaya itibar etmedi¤ini yaz›yor. Oysa 4 bin “hay›r”›n yar›s› THY yöneticisi konumunda olan çal›flanlar. Hava-‹fl Sendikas›, THY yönetiminin talepleri kabul etmesini istiyor. Sendikay› bekleyen en önemli sorun ise grevin ulusal güvenli¤i tehdit edece¤i gerekçesiyle ertelenmesi. Yasaya göre grev ertelemesinin yap›labilmesi için iki temel flart gerekiyor. Birincisi ülke genelinde sa¤l›k aç›s›ndan, ikincisi güvenlik aç›s›ndan tehdit flartlar›n›n oluflmas›. Bunlar›n varl›¤›nda hükümet yasal olarak grevi 60 gün erteleyebilir. Ancak 60 gün sonra Sendika tekrar greve ç›kam›yor. Yani grev ertelenmifl de¤il yasaklanm›fl oluyor. Son olarak

Emekçinin Gündemi Demir tav›nda dövülmelidir! THY flirketi ile Hava-‹fl Sendikas› aras›nda sürdürülen Toplu Sözleflme Görüflmeleri tüm süreçlerini tamamlayarak Hava-‹fl Sendikas›’n›n grev karar› almas› ve flirket yöneticilerinin de lokavt uygulamas› aflamas›na gelmifltir. Bu sürecin ana hatlar›yla incelenmesi geçmifli anlamak ve gelece¤e ›fl›k tutmak aç›s›ndan faydal› olacakt›r. Birincisi THY flirketinin yöneticileri sözleflme süreci boyunca sendikan›n taleplerini dikkate almamakta, sözleflme sürecini olabildi¤ince a¤›rdan almaktad›r. Toplu Sözleflme sürecinin dolmas›na az bir zaman kala kendi tekliflerini getirmektedir. Getirdikleri teklifler ise sendikan›n taleplerinden olabildi¤ince geridir. Zira sendika Toplu Sözleflmede sadece ekonomik koflullar› de¤il, bununla birlikte, uçufl güvenli¤i ve verilen hizmetin daha güvenli ve kaliteli olmas› yönünde taleplerde de bulunmaktad›r. Bu haliyle sendika sadece THY’de çal›flan iflçilerin ekonomik, sosyal ve çal›flma koflullar›n›n düzeltilmesini de¤il, ayn› zamanda bu kurumdan hizmet alan insanlar›n da rahat ve güvenli yolculuk etmesi için çaba harcamaktad›r. Patronlar bu emeklere ve özveriye karfl› rest çekme yaklafl›m›n› sergilemifltir. ‹kincisi; sendikan›n grev karar›n› ifl yerine asmas›n›n ard›ndan, THY patronlar› sendika üyesi iflçilerin aras›nda grev oylamas› yap›lmas› yönünde imza toplama girifliminde bulunmufltur. ‹mza toplarken uygulad›klar› yol ise tam da burjuva s›n›fa uygun bir tarzda olmufltur. ‹flçilerle tek

tek görüflmeler yap›larak demagojinin ötesinde flantaj, y›ld›rma, tehdit giriflimlerinde bulunmufllard›r. Bununla birlikte bas›na iflçilerin grev oylamas›na gidece¤i yönünde aç›klamada bulunulmufl, böylece kamuoyunu iflçiler grev istemiyor, sendika flirkete ve ülkeye zarar verme amac› tafl›yor fleklinde yönlendirmede bulunulmufltur. Üçüncü olarak burjuva-feodal bas›n sendika yöneticilerinin aç›klamalar›n› halka ulaflt›rma görevini yerine getirmemektedir. Oysa ki yukar›da belirtti¤imiz gibi THY flirketinin yöneticilerinin aç›klamalar› bas›nda oldukça genifl yer bulmaktad›r. Dördüncüsü THY flirketi toplu sözleflme süreci ve sonras›nda sendikaya ve iflçilere karfl› tutumunda pervas›zd›r. Amac›na ulaflmak için her türlü yolu ve yöntemi denemekten kaç›nmamaktad›r. Toplu sözleflme sürecinin yaz ay›na gelmesi ve THY flirketinin ülkeye gelen turistlerin önemli bir k›sm›n› tafl›yor olmas› onlar›, grevin Türkiye ve flirkete zarar›n›n çok büyük olaca¤› yönünde propaganda yapmaya itmifltir. Burada as›l sorun bu bilinen ve s›k s›k yaflanmas›na izin verilen olaylar›n önüne geçmek için ç›kar›lacak derslerdir. THY flirketi ile Hava-‹fl Sendikas› aras›nda geliflen toplu sözleflme sürecinde THY flirketi yöneticileri kendilerine has olan “avantajlar›” (turist tafl›ma gibi) kullanarak sendikay› kendi istedi¤ini kabul etme yönünde zorlamaktad›r. Ancak THY flirketinin sendika

taraflar aras›nda arabulucu olarak Türkiye ‹flverenler Sendikas› görüflmelere bafllayacak. Geliflmeler üzerine görüfltü¤ümüz Atilay Ayçin; arabulucunun Pazartesi günü görüflmelere bafllayaca¤›n› ve sendikan›n çözümü t›kayan taraf olmayaca¤›n› söyledi. Yaz aylar›nda turist yo¤unlu¤unu hesaba katarak süreci uzatmaya çal›flan yönetim, bunu baflaramaz ise hükümetle kol kola girip grevi ertelemeyi düflünüyor.

“THY çal›flanlar›n›n yan›nday›z” * 15 A¤ustos Perflembe günü saat 12.00’de TMMOB’ta yap›lan bas›n aç›klamas›

ve iflçilere karfl› bu derece pervas›z olmas›n›n nedeni sadece kendine has avantajlar›n›n olmas›ndan kaynakl› de¤ildir. Ülkemizde ve dünyada sendikalara yönelik yo¤un sald›r› ve buna koflut olarak da sendikalar›n pasif, iflbirlikçi yaklafl›mlar› söz konusudur. Bu sosyal diyalogcu sendikac›l›k olarak adland›r›lmaktad›r. Bu süreçte patronlar›n istedi¤i gibi toplu sözleflmeler imzalanm›fl, iflçilerin ekonomik sosyal ve çal›flma koflullar›n›n düzeltilmesi yönünde bir kazan›m elde etmeyi b›rakal›m kazan›mlar birer birer elden gitmifltir. Sendikalara karfl› çok yönlü ideolojik sald›r›lar yap›l›rken di¤er taraftan iflbirlikçi sar› sendikalar bunun pratik aya¤›n› örmüfl ve sendikalar› ifle yaramayan kurumlar haline getirecek kararlar›n alt›na imza atm›fllard›r. ‹flte tam da bunlardan kaynakl› iflçi ve di¤er emekçilerin sendikalara olan güveni ve sendikalarda örgütlenme talebi yok olma noktas›na gelmifltir. Bunu bilen THY gibi flirketler toplu sözleflme görüflmelerinde olabildi¤ince pervas›z olmaktad›rlar. Patronlarla iflçiler aras›nda sürekli olan bir gerilla mücadelesinden söz edilebilir. Bu mücadelede inisiyatifi elinde bulunduran sald›r›ya geçerek düflman›na geri ad›m att›r›r ve bu mücadeledeki konumunu daha güçlü hale getirir. E¤er ki y›llard›r oldu¤u gibi iflçilerle patronlar aras›nda bir mücadele yokmufl gibi davran›l›rsa (bugünlerde bu, diyalogcu uzlaflmac› sendikac›l›k olarak geçmekte) kaybeden hep iflçiler olur. Son y›llarda patronlar iflçi s›n›f›n›n öz örgütlülükleri olan sendikalar› zay›flatmak için çaba harcam›fllar ve zay›flaman›n belli bir aflamaya gelmesiyle birlikte sendikalar› bitirmek için sald›r›lar›na h›z vermifllerdir. ‹flbirlikçi sendikal anlay›fllarda bu sürecin geliflmesinde patronlar›n saf›nda yer alm›flt›r. ‹flçilerin ekonomik, sosyal, siyasal ve çal›flma yaflam›-

ile ayd›nlar THY çal›flanlar›n›n yaln›z olmad›¤›n› dile getirdiler. “THY çal›flanlar›n›n yan›nday›z” yaz›l› pankart›n as›ld›¤› aç›klamada, konuflan TTB Genel Baflkan› Gençay Gürsoy, grevin ulusal güvenlik gerekçesiyle ertelenme tehlikesi oldu¤unu, bunun anti-demokratik bir uygulama olaca¤›n› söyledi. * Genel-‹fl Sendikas› Anadolu Yakas› Bölge Baflkan› Veysel Demir imzal› olarak yap›lan aç›klamada ise, THY çal›flanlar›n›n, sermaye ve hükümetin tüm bask›lar›na ra¤men “greve evet” dedi¤i ve böylelikle en demokratik haklar›na sahip ç›kt›¤› vurguland›. (‹stanbul)

na iliflkin ç›karlar›n› korumam›fllard›r. Kaybedilen inisiyatif grev silah›n›n etkin kullan›m›yla yeniden kazan›labilir ve güçler yeniden toplanabilir. Hava-‹fl taleplerini patronlara kabul ettirmek istiyorsa bunu flirketin en fazla etkilenece¤i zamanda yapmal›d›r. Yoksa grev silah› etkin kullan›lmam›fl olur. Di¤er bir deyiflle demir tav›nda dövülmelidir. Elbette ki, bu iradeyi gösterebilmek önemlidir. “fiirkete zarar vermeyeyim” diyerek ç›k›lan bir toplu sözleflme sürecinden iflçilerin ve onun sendikas›n›n kazan›mla ç›kmas› mümkün de¤ildir. Y›llarca böyle davran›lm›fl ve kazan›lan haklar bir bir iflçilerin ellerinden al›nm›fl, sendikalar ise var olma savafl› vermeye itilmifltir. Bugün cesaretle ileri ç›kan sendikalar›n iflçi ve emekçilerin haklar›n› savunma tutumu içinde olan sendikalar›n desteklenmesi, dayan›flman›n yarat›lmas›, gelifltirilmesi ve güçlendirilmesi bütün iflçi ve emekçilerin içinde bulundu¤u moral durumunu etkileyecek ve gücünün fark›na varmas› yönünde ad›m at›lmas›n› sa¤layacakt›r. Y›llar y›l› eksik b›rak›lan, direniflçi sendikalara destek vermeme, duyars›z kalma yaklafl›mlar›n›n afl›lmas› son derece gerekli bir hale gelmifltir. Bir ad›m gerisinin daha büyük y›k›mlar anlam›na geldi¤i aflikârd›r. Yenilgiler bir bütün olarak iflçi ve emekçilerin mücadelesini etkilemekte, mücadele azmi ve kararl›l›¤› k›r›lmaktad›r. Grev ve direnifl karar› alan sendikalar›n ve iflçilerin bunun bilincinde olmas› ve bu sorumlulu¤u tafl›mas› önemlidir. Di¤er yandan ise haklar›n› almak için mücadele eden sendikalara ve iflçilere s›n›f kardefllerinden büyük destekler verilmelidir. Birleflmifl, bütünleflmifl ve iflçi s›n›f› bilinciyle donanm›fl bir iflçi s›n›f› ve di¤er ezilenler ancak böyle daha iyi bir gelece¤e ve s›n›rs›z ve s›n›fs›z bir dünyaya do¤ru ad›m atabilirler.


6

24 Ağustos-6 Eylül 2007

“Görüflflm me masas›ndaki oyuna alet olmayaca¤›z!” KESK, Türk Kamu-Sen ve Memur-Sen ile hükümet aras›nda kamu emekçilerini kapsayan Toplu ‹fl Görüflmeleri’nde KESK görüflmelere kat›lmad›. Türk Kamu-Sen ile Memur-Sen ise görüflmelere devam ediyor. Her üç konfederasyona ba¤l› sendikalara üye tüm kamu emekçilerini kapsayan ve 15 A¤ustos’ta yap›lan görüflmelere kat›lmayan KESK, di¤er konfederasyonlara da seslenerek birlikte mücadele ça¤r›s› yapt›. Ancak her iki konfederasyon KESK’in bu ça¤r›s›na yan›t vermedi. 15 A¤ustos’ta KESK Baflkan› ‹smail Hakk› Tombul ayn› gün yap›lacak olan toplu görüflmeler öncesinde Baflbakanl›¤›n bahçesinde yapt›¤› aç›klamayla “bu masan›n orta oyunu olmayaca¤›z” diyerek görüflmelerden çekildi¤ini aç›klad›. Bafllayacak olan görüflmelerin toplu sözleflme olarak yap›lmas› talebiyle YKM önünde biraraya gelen KESK üyeleri Baflbakanl›k’a yürüdü. Burada emekçiler ad›na bas›n aç›klamas› yapan KESK Baflkan› ‹smail Hakk› Tombul, kamu emekçilerinin toplu sözleflme ve grev hakk›n›n oldu¤unu belirterek “bu hakk›m›z› kullanaca¤›z” dedi. Yine 18 A¤ustos Cumartesi günü KESK ‹stanbul fiubeler Platformu, E¤itim-Sen ‹stanbul 7 No’lu fiube binas›nda bir bas›n aç›klamas› yaparak T‹S görüflmelerinde oynanan oyuna alet olmayacaklar›n› belirtti. Hükümetin Toplu ‹fl Görüflmelerinde özellikle KESK’i bask› almay› denedi¤inin vurguland›¤› aç›klamada, mali, sosyal, siyasal haklar›n korunmas› ve çal›flma koflullar›n›n iyilefltirilmesinin yegâne yolu olan toplu sözleflme ve grev hakk›n›n kullan›lmas› gerekti¤i belirtildi. 21-24-27 ve 29 A¤ustos tarihlerinde “‹nsanca Yaflam ‹çin Toplu Sözleflmeye Yürüyoruz” temal› eylemler için de birlikte mücadele ça¤r›s› yap›ld›. Aç›klama sonras› görüfltü¤ümüz KESK ‹stanbul fiubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve E¤itim Sen ‹stanbul 7 No’lu fiube Baflkan› Emin Ekinci KESK’in görüflmelerden çekilme karar›na iliflkin gazetemize flu aç›klamalar› yapt›; “Neden çekilme karar›? Çünkü biz görüflme istemiyoruz. Biz sözleflme istiyoruz. Sözleflmelerde de karfl› taraf›n anlaflmalara uymas›n› istiyoruz. Bizim sözleflmelere iliflkin iki problemimiz var. Birincisi; görüflmelerin örgütlü bir kesime bak›fl aç›s›n›n hâkim oldu¤u yanl›fl ve sakat bir anlay›flla oluflturulmaya çal›fl›lmas›yla ilgili. Yani problem hükümetin meseleye bak›fl›yla ilgilidir. Esas olarak ‘biz dinleriz, biz görüflürüz ve biz bildi¤imizi yapar›z’ anlay›fl› mevcuttur hükümette. ‹kincisi; ise al›nan karar›n uygulanmamas› ile ilgilidir. Bu görüflmeleri çözüm bulucu bir yaklafl›m olarak görmedi¤imiz için görüflmelere kat›lmama karar› ald›k.” (‹stanbul)

81

Deri iflflç çileri “zafere kadar direniflfl” ” diyor” Tuzla Organize Deri Sanayii’nde bulunan Derkafon ve Duman Deri fabrikalar›ndan at›lan iflçilerin direnifli bir ay›n› doldurmak üzere. Direniflin bafllad›¤› günlerde ziyaret etti¤imiz direniflçi iflçilere, süreçlerinin takipçisi olaca¤›m›za dair verdi¤imiz sözü yerine getirerek, geçti¤imiz günlerde yine yanlar›na gittik. ‹lk u¤ra¤›m›z Derkafon iflçileri oldu. ‹flten ç›kar›lan 14 iflçi ilk günkü gibi, ayn› kararl›l›kla fabrika önündeki bekleyifllerini sürdürüyorlar. Bir önceki ziyaretten tan›flt›¤›m›z iflçiler oldukça s›cak karfl›l›yorlar bizi. Selamlaflma fasl›n›n ard›ndan sohbete bafllamadan önce, gazetemizin, direniflle ilgili haberin yer ald›¤› son say›s›n› veriyoruz. Herkes eline birer gazete alarak ilgiyle kendi haberlerini okumaya bafll›yor. Deri-‹fl Sendikas› Tuzla fiubesi Baflkan› Binali Tay’›n da iflçilerin yan›nda oldu¤unu görüyoruz. Önce iflçilerle ard›ndan ise Binali Tay’la direniflin geldi¤i aflamay› konufluyoruz. Sözü önce direniflteki iflçiler al›yor. Direniflin 25. gününe girdiklerini ve bekleyifllerinin sürdü¤ünü söylüyorlar. Bu süre içinde patron sendikan›n hiçbir görüflme talebini kabul etmemifl. ‹ki gündür de mal ç›kar›l›yormufl fabrikadan. Mallar›n nereye gitti¤ini sordu¤umuzda, Gönen’e gitti¤ini söylüyorlar. 4-5 kamyon mal tafl›nm›fl. Ve yine di¤er direnifllerde de yafland›¤› üzere, jandarma korumas› alt›nda gerçeklefliyormufl mal ç›karma ifllemi. Patronun mallar›n› koruyan jandarma, iflçilerin direniflle ilgili pankartalar›n› söktürmüfl. Yasad›fl›ym›fl! Patron mal ç›karman›n yan› s›ra, fabrikay› art›k çal›flt›rmayaca¤›n›, d›flar›da fason yapt›raca¤›n› söyleyerek, iflçileri ifle geri almayaca¤›n› söylüyormufl ve “alacaklar›n›z› al›n gidin” diyormufl. Ancak alacak meselesi de oldukça kurnazca ele al›n›yor patron taraf›ndan. ‹flçilere her y›l girifl ç›k›fl yapt›r›larak bir tak›m ka¤›t-

lar imzalatt›r›l›yormufl. Yani 4-5 y›ll›k iflçi yeni bir iflçi statüsünde görünüyormufl ve 200 milyondan fazla bir alacak görünmüyor bu durumda. “Peki bu ka¤›tlar› neden imzal›yordunuz?” sorumuza ise, “ekmek paras›n› kaybetmemek için imzal›yor herkes” cevab›n› veriyorlar. ‹mzalanan ka¤›tlar›n yan› s›ra, bir de senet imzalatt›r›lm›fl iflçilere. Bunu ise sendikal örgütlenmeden vazgeçmeleri için yapm›fl patron ve aç›kça da söylüyormufl. Ancak iflçiler tüm bu ayak oyunlar›na ve y›ld›rma çabalar›na karfl›n, hak alma mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini vurguluyorlar ›srarla. Deri-‹fl Sendikas› Tuzla fiube Baflkan› Binali Tay ise, direniflin bafl›ndan beri iflçilerin yan›nda olduklar›n› belirterek, iflçilerin sendikal mücadelesinin de yak›n takipçisi olduklar›n› söylüyor. Derkafon iflçileriyle vedalaflt›ktan sonra, sanayii içindeki di¤er direnifle, Duman Deri’ye gidiyoruz. Ayn› günlerde bafllayan direnifl burada da sürüyor. Derkafon’da oldu¤u gibi, burada da s›cak bir karfl›lama oluyor. Burada baz› geliflmeler var. Bu geliflmeler her ne kadar iflçilerin lehine

gibi görünmese de, iflçiler hak alma mücadelesine iliflkin umutlar›n› yitirmifl de¤iller. Geliflmeler, iki ortakl› firman›n ortaklardan birine devredilmesi olarak özetlenebilir. Devir ifllemi önümüzdeki günlerde sonuçlanacakm›fl ve direniflteki iflçilerin yeni patrona çal›flmas› isteniyormufl. Ancak yeni girifl yaparak ve asgari ücretle! Anlafl›lan fabrikan›n iki orta¤›, Ali’nin külah› Veli’ye Veli’ninki Ali’ye denebilecek bir yöntemle, iflçinin yükünden kurtulmaya çal›fl›yor. Ücretler düflecek, yeni girifl yap›ld›¤› için daha bir dizi kazan›m ellerinden al›nacak vs... ‹çerdeki alacaklar› ise “eski” patronun insaf›na göre, peyderbey ödenecek gibi bir durum söz konusu. Bu duruma iliflkin tav›rlar›n› soruyoruz. “Bizim için esas olan, nas›l olursa olsun iflbafl› yapmak. ‹fle bir bafllayal›m, hak alma mücadelesini devam ettirece¤iz” diyorlar. Böylesi bir çözümün, bir dizi hak kayb›n› da beraberinde getirdi¤inin fark›nda olsalar da, umutlar›n› yitirmemifller. Ve Derkafon iflçileri gibi onlar da, zafere kadar mücadeleyi sürdürmeye kararl› olduklar›n› ilan ediyorlar. (Kartal)

Deri-‹fl Sendikas› Genel Merkezi yeni yönetimini seçti Deri-‹fl Genel Merkezi’nin 29. Ola¤an Genel Kurulu 11–12 A¤ustos 2007 tarihlerinde Petrol ‹fl Sendikas› Genel Merkez binas›nda gerçeklefltirildi. Birinci gün kat›l›mc›lar›n, delegelerin, yönetime adayl›¤›n› koyanlar›n yapt›¤› konuflmalarla geçen Genel Kurul’da ilk konuflmay› Petrol-‹fl Sendikas› Eski Baflkan› Ziya Hepbir yapt›. Hepbir’in ard›ndan söz alan Haber‹fl 1 No’lu fiube Baflkan› Levent Dokuyucu, s›n›f mücadelesinin ileriye tafl›nmas›nda önemli bir araç olan yerel örgütlenmelerin gereklili¤inin çok fazla hissedildi¤i bir süreçten geçildi¤ini ifade etti. Türk-‹fl Genel Baflkan› Salih K›l›ç da sendikalar›n içerisinde oldu¤u durumdan bahsederken Petrol-‹fl Sendikas› Genel Baflkan› Mustafa Öztaflk›n Hava-‹fl’in alm›fl oldu¤u grev karar›n›n destekleyicisi olmaktan öte, bizzat kat›l›mc›s› olundu¤u takdirde di-

reniflin kazan›mlarla sonuçlanabilece¤ini söyledi. Genel Kurul’a destek vermek amac›yla kat›lan Hava-‹fl Sendikas› Genel Baflkan› Atilay Ayçin de bir konuflma yaparak, grev karar›n› almalar›na neden olan süreci aktard›. Genel Kurula Partizan, Yeni Demokrat Gençlik ve ‹flçi Köylü Gazetesi de mesaj gönderdi. Yer yer gerginliklerin yafland›¤› kurulda, Genel Baflkan Vekili Musa Servi, E¤itim Teflkilatlanma Sekreteri Gürsel Mentefl, E¤itim Teflkilatlanma Sekreterli¤i’ne adayl›¤›n› koyan Yusuf Gökçe, Genel Baflkanl›¤a adayl›¤›n› koyan Bayram Ateflo¤lu, Deri-‹fl Tuzla fiube Baflkan› Binali Tay ve di¤er flubelerden kat›lan delegeler birer konuflma yapt›lar. Profesyonel sendikac›l›k için tüzükte yer alan maddenin de¤ifltirilmesine iliflkin sunulan öneri kabul edilmezken, Genel Merkez’deki yönetici say›s›n›n düflürül-

mesine iliflkin daha önce oylamaya sunulan ve kabul edilen öneri de yeniden oylamaya sunularak reddedildi. “Yaflas›n s›n›f dayan›flmas›”, “Birlik, mücadele, zafer” sloganlar›n›n at›ld›¤› Genel Kurul’un birinci günü, 30 y›ld›r aktif sendikac›l›k yapan ve Deri‹fl Sendikas› Genel Baflkanl›¤›n› yürüten Yener Kaya’n›n yapt›¤› konuflmayla sona erdi. Yener Kaya’n›n Onursal Baflkan olarak seçildi¤i Kurulun birinci günü, ertesi gün devam edilmek üzere sona erdirildi. Genel Kurul’un ikinci günü ise sadece oylama yap›ld› ve oylamaya kat›lan delegeler oylar›n› kulland›. Akflam geç saatlere kadar süren oylaman›n sonucunda, Musa Servi Genel Baflkan, Gürsel Mentefl ise E¤itim Teflkilatlanma Sekreteri seçilirken, YK üyeliklerine de Hasan Erdo¤an, Ali Namet Zorlu, Hasan Ulaflan, Nihat Çilemli ve Makum Alagöz getirildiler. (Kartal)


7

81

24 Ağustos-6 Eylül 2007

Sinan köylüleri “A¤alara oy yok” diyer ek mücadelenin devam edece¤ini göster di

Bizler ‹flçi-köylü okurlar› olarak seçimleri boykot eden ve dört y›ld›r a¤aya karfl› toprak mücadelesi veren Sinan köylülerini ziyaret ettik. Bu onurlu direnifli sürdüren köylülerden biri olan Halil Duru’nun evine konuk olduk. Bizi sevinçli bir flekilde a¤›rlayan Duru’dan bu mücadelelerinin nas›l bafllad›¤›n› ve ne aflamada oldu¤unu dinledik. Bundan doksan y›l kadar önce 400 bafl koyunuyla Mufl’un Zerre köyünden gö-

çebe olarak Sinan köyünün yak›n›ndaki meraya hayvanlar›n› otlatmaya gelmifl Abdulkadir A¤a. (fiimdiki Cengiz, Reflat ve Kemal Sinanl›’n›n dedeleri Abdulkadir Ayhan A¤a) O dönemde okuryazar oran› az olmas›na ra¤men Abdukadir A¤a okuryazarm›fl. Köy halk› okuma yazma bilmedi¤i için Abdulkadir A¤a’y› aralar›na almak istemifller. Zaten fakir olan Sinan köylülerine nazaran zengin say›lan A¤a, 30 y›l sonra

köyün ileri gelenleriyle iliflkilerini artt›r›p köyde tam bir hâkimiyet kurmufl. Bu arada Bismil’in baflka bir köyünden kendi adam› olan bir muhtar› da getirmifl köye. A¤a, 1956 y›l›nda köye gelen komisyonu kendi evinde a¤›rlar ve köylünün bundan haberi olmaz. Sahte bir tutanak haz›rlar. Tutanak flöyledir; “103 parça parselli topraklar›n sahipleri ne kadar aranm›flsa da bulunamam›flt›r, varislerine de ulafl›lamam›flt›r.” Ve böylece A¤a’n›n getirdi¤i muhtar, iki kadastro teknisyeni ve bilirkiflilerin onay›yla toprak hazineye geçer. 1969 y›l›nda Abdulkadir A¤a’n›n o¤ullar› Ferman ve Ahmet a¤alar köylülerin evlerinin tapular›n› kendi adlar›na ayn› sahtekarl›kla geçirirler. Bunu ileride topraklar› kendi adlar›na geçirdiklerinde köylü ses ç›kartamas›n diye yapm›fllard›r. 1973-1974 y›llar›ndan bafllanarak hazineye geçmifl görünen Sinan köylülerinin topraklar›n› parça parça 2003 y›l›na kadar kendi adlar›na tapulamaya devam ederler. Halil Duru yaflad›klar›n› flöyle anlat›yor; “Bizler 2003 y›l›nda Do¤rudan Gelir Deste¤i yapt›rmak üzere ‹lçe Tar›m Müdürlü¤ü’ne gitti¤imizde oradaki memurlar›n bize verdi¤i cevap flu oldu; ‘sizin ad›n›za hiçbir toprak yok,

evlerinize gidin’. Yüzy›llard›r dedelerimiz, atalar›m›z taraf›ndan ekilip/biçilen bu topraklar 50 y›l içerisinde sahte tutanaklarla elimizden al›nd›. Bizler de Sinan halk› olarak camiye gidip bu mücadeleden asla vazgeçmeyece¤imize yemin ettik. 2003 y›l›ndan bu yana topraklar iflletilmiyor, Ferman ve Ahmet A¤alar›n çocuklar› olan Cengiz, Reflat ve Kemal A¤alar kimi zaman tarlalar›n sürülmesi için traktör gönderseler de köylüler birlik olup traktörlerini parçalay›p gelen adamlar› kovuyorlar”. 2005 y›l›nda Siirt’te Baflbakan ve efliyle 45 dakika görüfltüklerini söyleyen Halil Duru, Baflbakan’›n han›m› bizim için gözyafllar› döktü ve ‘bu sorununuzu Allah’›n izniyle halledece¤im’ dedi. Hala bekliyoruz o sözünü tutmas›n›.” Karakolun ve Meclis’in hep a¤an›n yandafllar› oldu¤una inanan Sinan halk› bu seçimleri boykot etti. Seçim günü köyün girifline b›rakt›klar› sand›¤›na “A¤alara oy yok”, “A¤alar Meclis’te köylüler sokakta” vb. yaz›l› ka¤›tlar att›lar. Son olarak verdikleri mücadelelerinden asla piflman olmad›klar›n› söyleyen Halil Duru haklar›n› al›ncaya kadar mücadelelerini ›srarla sürdürülece¤ini de ekledi. (Amed YDG)

Kurakl›k köylüyü can›ndan bezdir di Çevreyi ve insan yaflam›n› hiçe sayan kapitalist-emperyalist sistemin bir ürünü olarak ortaya ç›kan küresel ›s›nma ve bunun yan›nda su kaynaklar›n›n yanl›fl ve sermayenin istekleri do¤rultusunda kullan›m› neticesinde yaflanan kurakl›k en çok köylüyü yaralamakta. Ürünü toprakta kuruyan köylülere devlet taraf›ndan el uzat›lmas› bir yana bizzat devlet taraf›ndan uygulanan emperyalizm patentli politikalar sonucunda köylüler için yaflam çekilmez bir hal almakta. Kurakl›k dolay›s›yla köylünün u¤rad›¤› zarar›n 5 milyar YTL oldu¤unu aç›klayan Türkiye Ziraat Odalar› Birli¤i Genel Baflkan› fiemsi Bayraktar da ‹ç Anadolu baflta olmak üzere, Ege, Marmara, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerine de yay›lan kurakl›¤›n bafllang›çta belirlenen meteorolojik kurakl›¤›n d›fl›nda tar›msal kurakl›¤a da dönüfltü¤ünü belirtti. Ülke genelinde tarla ürünlerinden, yem bitkilerine, meyve ve sebze dahil olmak üzere tüm ürünlerde zarar›n meydana geldi¤ini ifade eden Bayraktar, hasad›na bu aylarda bafllanacak olan, ayçiçe¤i, çeltik, pamuk, m›s›r, f›nd›k gibi ürünlerde de her geçen gün ürün kay›plar›n›n yafland›¤›na dikkat çekti. TZOB taraf›ndan elde edilen bilgilere göre kurakl›¤›n köylülere zarar›n›n 5 milyar YTL olarak belirlendi¤ini aç›klayan Bayraktar, bir önceki y›la göre Ortakuzey Anadolu’da yüzde 17.4,

Ege’de 27.7, Marmara’da 15.0, Akdeniz’de 14.3, Karadeniz’de 1.3, Ortado¤u Anadolu’da 5.3, Ortagüney Anadolu’da ise yüzde 19.0 oran›nda zarar›n meydana geldi¤ini kaydetti. Bakanlar Kurulu taraf›ndan yay›mlanan ve seçim öncesi oy yat›r›m› olarak gündeme gelen Kurakl›k Kararnamesi’ne de de¤inen Bayraktar, “Yay›mlanan Kararnamenin kapsam› 4 ürün ve 40 ille s›n›rl› tutulmufltur. Karar›n tüm illeri ve ürünleri kapsayacak flekilde geniflletilmesi talebinde bulunduk. Kararname ülkemizde çiftçilerimizin u¤rad›¤› zarar›n telafisini sa¤lama bak›m›ndan çok yetersiz kalm›flt›r” fleklinde konufltu.

Suruç’ta kurakl›k göçü Di¤er yandan Urfa’n›n Suruç ilçesine ba¤l›

köylerde yaklafl›k 27 y›ld›r bafl gösteren susuzluk nedeniyle tarlalar›ndan verim alamayan köylüler, köylerini terk ediyorlar. Susuzluk nedeniyle binlerce köylü göç ederken göç nedeniyle boflalan köyler ise harabeye dönmüfl durumda. Köylüler, su probleminin çözülmesi durumunda tekrar köylerine dönmek isterken, Suruç Ziraat Odas› Baflkan› H›flman Baran, su probleminin çözülmesi halinde bu bölgedeki mevsimlik göç sorununun da bitece¤ine iflaret etti. Nar ve sebze bahçeleriyle yeflil bir ova olan Suruç Ovas›’nda yeralt› sular›n›n çekilmesiyle uzun y›llard›r yaflanan susuzlu¤a çözüm bulunmamas› nedeniyle Suruç’a ba¤l› 83 köyden hane say›s› 20-250 aras›nda de¤iflen 10 köy tamamen boflald›. GAP projesinden de yararlanamad›klar› için susuzluk sorunuyla bafl edemeye-

rek köylerini terk etmek zorunda kalan 60-70 bin kifli daha fianl›urfa, Adana, ‹zmir, ‹stanbul ve Gaziantep illerine göç etmek zorunda kald›. Suruç’ta yaflanan susuzluk sorununa iliflkin bilgi veren Baran, k›rm›z› preri topraklara sahip Suruç Ovas›’n›n ‹talya’daki Po Ovas› ve ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bulunan topraklarla eflde¤er oldu¤unu belirtti. Baran, 2006 y›l›nda ihalesi verilen Suruç Sulama Projesi’nin 800 gün içinde bitmesi gerekti¤ini ancak, flimdiye kadar herhangi bir ad›m at›lmad›¤›n› hat›rlatarak, toplam 94 bin hektar verimli alana sahip Suruç Ovas›’n›n tekrar eski haline dönüflmesi için yetkililerin ve fianl›urfa milletvekillerinin duyarl› olmas›n› istedi.

Susuzluk maydanoza da yaramad› Hatay’da ise susuzluk maydanoz tarlalar›n› vurdu. Türkiye’nin maydanoz ihtiyac›n›n yüzde 70’ni karfl›layan ilçede, tarlalar›n tümü kurudu. Samanda¤ Ziraat Odas› Baflkan› Selim Kamac›, ilçede y›lda 4 bin dönümlük alana maydanoz ekimi yap›ld›¤›n› söyledi. Kamac›, ilçenin sahile yak›n olmas› ve arazilerin büyük bölümünün kumlu toprak olmas› nedeniyle burada maydanoz daha çok yetifltirildi¤ini belirterek, “Bu y›l yeterli oranda ya¤›fl olmamas› ve Asi Nehri’nin erken kesilmesi nedeniyle yeralt› sular› çekildi” dedi. (H. Merkezi)


8

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

h k i a l yatlar... m i s v e M

Yol çilesi isyan ettir di Diyarbak›r-Hani aras›ndaki 10 kilometrelik yolun yap›m›na bafllanal› 4 ay geçmesine karfl›n hala bitmemesi Hani ilçesi halk›n› isyan ettirdi. Yolun tamamlanmamas›n› protesto eden Diyarbak›rHani aras› yolucu tafl›yan minibüs floförleri, 13 A¤ustos günü kontak kapatarak Belediye’yi protesto etti. ‹lçenin sorunlar›yla ilgilenmeyen belediye yönetimi eyleme duyars›zl›¤›n› sürdürürken jandarma ise hemen eylem yerine geldi. Protestoya destek veren DTP Hani ‹lçe Baflkan› Veysi Nazl›er, 4 ayd›r yollar›n›n yap›lmad›¤›n› belirterek, bu yolun kazalara yol açt›¤›na dikkat çekti. Nazl›er, yolun tamamlanmamas› nedeniyle meydana gelen tozlar›n yol kenar›nda bulunan 20’ye yak›n köydeki bahçelerdeki ürünlere de zarar verdi¤ine iflaret ederek, “Durumu, Hani Belediye Baflkan› ve Kaymakaml›¤a illettik. Ancak bu sorunla ilgilenilmedi” dedi. Yolun neden yap›lmad›¤›na iliflkin bir muhatap bulamad›klar›n› söyleyen Özlem Hani Minibüsçüleri Kooperatif Baflkan› Salih Taraman ise “bu yolda kazalar oluyor. Arabalar›m›z zarar görüyor. Yolun yap›m›n› üstlenen Müteahit Bedri Y›ld›r›m Karayollar› Müdürlü¤ü’nün suçlu oldu¤unu söylüyor. Karayollar› Müdürlü¤ü ise müteahhittin ifli oldu¤unu söylüyor. Yeter art›k; bu yolun tamamlanmas› gerekiyor” diye konufltu. Hani Birlik Minibüsçüler Kooperatifi Baflkan› Mahmut Demir de 10 kilometrelik yolun 4 ayd›r hala tamamlanmamas›na tepki göstererek, “Minibüsler yap›lmayan yoldan dolay› zarar gördü. Bu yol kazalara yol aç›yor. Biz de kontak kapatarak bu durumu protesto ediyoruz” dedi. Minibüsçüler ile ilçe sakinleri yaklafl›k 2 saat süren protestonun ard›ndan eylemlerine son verdiler. (H. Merkezi)

Ad›yaman’da mevsimlik iflçileri tafl›yan bir kamyonet devrildi. 29 kifli yaraland›. Urfa’dan Giresun’a gitmekte olan tar›m iflçilerini tafl›yan kamyonet Ad›yaman –Gölbafl›’nda kaza geçirdi. fi›rnak’tan Adapazar›’na mevsimlik iflçileri tafl›yan minibüs Ni¤de’nin Uluk›flla ilçesinde yolcu otobüsüyle çarp›flt›. ‹zmir’in Ödemifl ilçesinde iflçileri tafl›yan minibüs otomobille çarp›flt›ktan sonra flarampole yuvarland›. Kazada 23 kifli yaraland›. Sivas’ta iflçilerin bal›k istifi bindi¤i minibüsle kamyon çarp›flt› 24 kifli hayat›n› kaybetti. fianl›urfa-Mardin çevre yolu ç›k›fl›nda mevsimlik iflçileri tafl›yan kamyonet ile kamyon çarp›flt›. 10 tar›m iflçisi öldü, çok say›da kifli yaraland›. fianl›urfa’n›n Akçakale ilçesinde kad›n ve çocuklar› tafl›yan kamyon fianl›urfa- Mardin karayolunda mercimek ve pirinç yüklü kamyona çarpt›. Kazada 15’i iflçi, toplam 16 kifli öldü. 15 kifli yaraland›. Her y›l tekrarlanan sahnelerle karfl› karfl›yay›z yeniden. Evlerinden, yurtlar›ndan, çoluk- çocuk yaflamak için yollara düflen mevsimlik iflçilerin dram› gözlerimizin önünde sahneleniyor. T. Kürdistan›’ndan Ege, Karadeniz ve Çukurova’ya göç eden yaflamlar›n k›sac›k öykülerini anlat›yor bu görüntüler. Ço¤unlukla da öykünün sonunu... Yaflad›klar› topraklar› terk etmek zorunda b›rak›lan, topra¤›n› ekse bile karfl›l›¤›n› alamayan, çocuklar›na bir gelecek kurmak için ömrünü yollarda tüketen insanlar›n öyküsü. Her y›l savafl bilânçolar› ile yar›fl›rcas›na bir tablo ç›k›yor karfl›m›za. Ölen yüzlerce insan, bir o kadar yaral›. Genç, yafll›, çocuk, kad›n-erkek… Büyük umutlarla binbir emek ve çile ile yollara düflen, yollarda yaflamlar›n› b›rakan insanlar. Her y›l azar azar ölüyorlar yazg›lar› buymufl gibi. Düfltükleri yollar bir mezara dönüflüyor. Umutla yüklendikleri yolculuklar hüsranla sona eriyor. Sadece umutlar›n› asfalta b›rakanlar için de¤il hedefe ulaflanlar için de de¤iflen pek bir fley olmuyor. Menzile sa¤

salim ulaflmay› baflaranlar bir yandan kaybettiklerinin ac›s› öte yandan çal›flma koflullar›n›n a¤›rl›¤› ile bafl etmek zorunda. Gün do¤umundan gün bat›m›na insanl›k d›fl› koflullarda sürüyor yaflam.

Çile baki, umutlar mevsimlik Onlar herkesten güçlü olmal› ve diflini s›kmal›. Geldikleri yerlerde kal›c› de¤iller ne de olsa. Bir mevsimlik onlar›n ifli. Sonra baflka diyarlara göçecekler. Suyu, elektri¤i, tuvaleti, banyosu olmayan çad›rlarda günlük 16 milyon karfl›l›¤›nda ter dökecekler tüm gün. Kimisi f›nd›kta kimisi pamukta... Gittikleri yerlerde ço¤u zaman “h›rs›z”, birçok yerde “yabanc›” olacaklar. Patronlar, onlar›n koflullar›n› çok iyi bildikleri için dizginsiz bir sömürüyü dayatacak. Borç-harç büyük tehlikeler atlatarak bal›k istifi doldurduklar› minibüslerle bahçelere, ovalara ulaflan iflçiler patron “ne verirse” raz› olmak zorunda. Mevsimlik iflçilerin çilesi bütün yaz boyunca sürüyor. Evlerine k›fl›n bast›rmas›yla dönüyor, biriktirdikleri ile geçinmeye çal›fl›yorlar. Havalar ›s›n›nca yine yollara düflüyorlar. Yaflamlar› mevsimlere bölünmüfl; f›nd›k mevsimi, pamuk mevsimi, biber mevsimi… Mevsimlik iflçiler, sadece a¤›r çal›flma koflullar›na de¤il ayn› zamanda milliyetçi flovenist histerilere de gö¤üs germek zorunda. Özellikle Karadeniz’de linç edilmek istenen, dövülen çad›rlar› y›k›lan-yak›lan, flehirlere sokulmayan, vebal› gibi görülen mevsimlik iflçiler, tüm bunlara karfl› sessiz sedas›z yaflam kavgas› veriyor. Sessizli¤i söyleyeceklerinin olmamas›ndan de¤il elbette. Mevsimlik iflçilerin çal›flma koflullar› birlikte hareket etmenin örgütlenmesini de zorlaflt›r›r. Bu durumu f›rsat bilen patronlar, aralar›na nifak tohumlar› ekmeyi ihmal etmezler. ‹flçileri bölmek için hemflericili¤i kullan›rlar. Elçiler, day› bafl› veya çavufl ad› verilen simsarlar iflçilerin s›rt›na kene gibi yap›fl›r, kan›n› emer. Mevsimlik iflçilerin çal›flmak zorunda olmalar› ve bir süreli¤ine gelmifl olmalar› onlar›n ortak bir durufl gös-

termesini zorlaflt›r›r. Tar›m-‹fl gibi sendikalar› olsa da birço¤unun bundan haberi yoktur. Adana’da, Mersin’de Tar›m ‹flçileri Dernekleri kurulsa da genifl iflçi kesimlerini kucaklayacak bir durumda olmamas› patronlar›n bu dümeni sürdürmesini olanakl› k›lar.

Devletin önlemi; “Sizi uyar›yoruz!” Gözlerimizin önünde yaflanan bu katliamlara karfl›l›k hiçbir önlem al›nmaz. Yollarda mevsimlik iflçileri tafl›yan sürücülere ceza kesilir. Günlerce çok kötü koflullarda yap›lan yolculuklar›n bir zorunluluktan kaynakland›¤›n› görmek istemez ‘büyüklerimiz’. Borçla ç›kt›klar› yollarda mevsimlik iflçilerin otobüslere nas›l para verece¤ini düflünmez. Üzerine düfleni yapm›flt›r; “Uyar›yoruz! Böyle yolculuk yapmak çok tehlikelidir!” Ülkeyi yönetenler, mevsimlik iflçilerin yaflam koflullar›n› düzeltmek yerine Karadeniz’de oldu¤u gibi onlar› flehre sokmazlar. Patronlarla iflbirli¤i yaparak bu sömürüyü garantiye al›rlar. Yaflanan yoksullu¤a çözüm üretmek yerine iflçileri afla¤›layarak, onlar› suçlayarak hareket ederler. Oysa ki elçilerle görüflürek, kal›nacak yerleri tespit eden, yevmiye ücretlerini belirleyen devletin bizzat kendisidir. Bu yoksulluk ve sefalet cenderesinde ezilen iflçilerin eme¤inin gasp edilmesinin bafl mimar› ‘yüce devletimiz’dir. Hükümet olmak için milyarlar harcayanlar mevsimlik iflçilerin ac›s›n› görmezler. Birbirinin bo¤az›na ülkenin ç›karlar› ad›na yap›flanlar üç maymunu oynar bu dram karfl›s›nda. Yazl›klar›nda bo¤aza naz›r villalar›n da keyif çatarken mevsimlik iflçilerin yaflad›klar› bir i¤reti gibi gelir onlara. “Cahil insanlar öyle çok uyar›lmalar›na ra¤men yine koyun gibi dizilmifltir kamyonlara”. Göç katarlar› gibi göçebe yaflar mevsimlik iflçiler. Umutlar› hep yar›m kal›r ve bir sonraki mevsime devredilir. Hayalleri, sevinçleri, mevsimlere parçalanm›flt›r. Hüzün ve yas olmasa da ümitleri hep yar›m kal›r. (H. Merkezi)


9

81

24 Ağustos-6 Eylül 2007

“Biz bu devletin vatandafl› de¤il miyiz?” Rüya çabuk bitti

Sar›yer’e ba¤l› Tarabya Cumhuriyet Mahallesi’nde yak›n bir zamana kadar yaflayan gecekondu sahipleri büyük bir flaflk›nl›k yafl›yor. Sar›yer’e ba¤l› Tarabya Cumhuriyet Mahallesi’nde yak›n bir zamana kadar yaflayan gecekondu sahipleri büyük bir flaflk›nl›k yafl›yor. On y›llard›r yaflad›klar› evleri, panzer-polisdozer bask›n›yla yerle bir edildi. Oysa 22 Temmuz seçimlerinden önce verilen sözlere inanm›fl, gönül rahatl›¤› ile evlerinde/gecekondular›nda yaflamaya devam etmifllerdi. Bunun için nedenleri de az de¤ildi. Ülkeyi “yöneten” Baflbakan televizyonlara ç›km›fl, kendinden emin inand›r›c› bir ses tonuyla “kimse evsiz kalmayacak” demiflti. Sar›yer Belediye Baflkan› Yusuf Tülin, kimsenin ma¤dur edilmeyece¤ine yeminler etmiflti. Bu kadar› yeterliydi emekçiler için. M›s›r satmak veya emekli maafl›n› almak için yollara düfltüklerinde yollar› süsleyen “kira öder gibi ev sahibi oldum” billboardlar›n› büyük umutlarla izlemifllerdi. Ülkemizde kimse evsiz kalm›yor, hastane kuy-

ruklar›nda ölen olmuyor, iflsiz say›s› bir elin parmaklar›n› geçmiyordu. ‹nsan›n gelecekten umutsuz olmas› için “vatan haini” olmas› gerekiyordu. Ülkede ekonomi t›k›r›nda, sanayi h›zla kalk›n›yordu, Türkiye Ortado¤u’da hak etti¤i rolü oynuyordu. Ülkenin Baflbakan›, gülen gözleriyle mitingden mitinge koflturuyor, emekçilerin gelecekten yana bir kayg›s› kalm›yordu. Bu heyecan, bu coflku, harcanan emek, bofla gitmemiflti. AKP di¤erlerine fark atarak ipi en önde gö¤üsledi. Oylar›n› art›rd›. “Milletin iradesi” Meclis’te hak etti¤i yere gelmiflti. Art›k ülkenin önü aç›lm›fl, yeni ufuklar görünmüfl, gelecek güzel günlere yol al›n›yordu. Emekli, memur, iflçi, ev kad›n›, ö¤renci, tüm bu ortam içinde huzursuz olman›n ancak “delilik” olaca¤› düflüncesiyle yorgun bedenlerini uykuya yat›rd›lar.

Gelece¤e dair hayaller, umutlar ve hedefler daha seçimlerin üzerinden 1 ay bile geçmemiflken, etraf› kuflatan panzerlerin sirenleriyle bozuldu. Bir polis ordusu, gecekondu sahiplerinin “füze, tank ve uçak savar” bulundurma ihtimaline karfl›l›k haz›rl›kl› gelmifl, tedbiri elden b›rakmam›flt›. Etrafta kufl uçurtmayan, yollar› kapatan “savafl güçleri”, gecekondu sahiplerini “gafil” avlad›. Gecekondu sahipleri ellerindeki “mühimmat›” kullanamas›n diye evleri içindekilerle beraber yerle bir edildi. Bekleyecek vakitleri yoktu. Daha y›k›lacak, oca¤› söndürülecek çok ev vard›. Yapt›klar› savafl stratejisi böyleydi: Tehdit olma ihtimali olan her fleyi yok et! Çat›lar, duvarlar içindeki yatak yorganlarla beraber darmada¤›n edildi. Göz gözü görmez hale geldi. Amirleri çat›lara “mevzilenen” düflmanlar› gösteriyordu. Elebafllar› 12 yafl›ndakiydi. Hepsini teker teker yakalay›p yokufltan afla¤› f›rlatt›lar. Komutanlar› oldu¤u tahmin edilen yafll› (60) kad›n ibret olsun diye yerlerde sürüklenerek coplarla siperlerden ç›kar›ld›. Onu kurtarmaya çal›flan çocuklar ve yak›nlar› da ayn› ak›bete u¤rad›. Zaten Karsl›yd›lar üstüne bir de Kürtlerdi. Kafalar› ezilmeliydi. Öyle de yap›ld›. Sevince Y›ld›z ve m›s›r satarak hayatta kalmaya çal›flan efli Hakk› Y›ld›z tam da böyle bir uygulamaya tabi tutuldu. “Eflim 65 yafl›nda. ‘Sizi yerlefltirmeyinceye kadar y›kt›rmayaca¤›z’, TOK‹’den ev verece¤iz’ dediler. Ben burada otuz senedir oturuyorum. Vergimizi ödüyorduk. Bizi kand›rd›lar. Bizi yerlerde sürüklediler, neler yapmad›lar ki? Biz 20 kifliydik, 600 polis vard›. Küçük çocuklar›n üzerine gaz bombas› att›lar. Her fleyimiz içeride kald›. Beni afla¤› att›lar. Çocu¤umun vücudu simsiyah oldu. Tüm eflyalar›m y›k›nt›lar›n aras›nda kald›. ‹nsan insana bu kadar zulüm yapar m›? fiimdi d›flar›da yat›yoruz. Yerimiz yok. Ben AKP’ye dünya kadar oy toplad›m. Oylar›m›z› Erdo¤an’dan istiyoruz. Yerimizi Ülker’e satm›fllar. Elimizde

befl kurufl para yok. Evimiz gitti, flimdi ne yapaca¤›z?” Hayal k›r›kl›¤›na u¤rayan, gerçekleri gören sadece Y›ld›z ailesi de¤ildi. Karabüklü bir di¤er aile de Kürt olmasalar da devletin icraatlar›ndan kurtulamam›fllard›. 15 günlük evli çift gelecek “güzel” günler ad›na kap› d›flar› edildi. Evlerinin özel idarenin arazisine ait oldu¤unu seçimlerden sonra keflfeden “sessizlerin umudu”, “halk›n partisi” hemen harekete geçti. Öyle ya 20-30 y›ld›r belediyeye vergi ödüyor, özel idareye borç tak›yorlard›. Bunun bedeli de 23 milyard›. Belediyeye ödenen paralar içinse hâkim son noktay› koymufltu; “Bana ne belediyeye vergi vermeseydiniz!” “Biz bu memleketin vatandafl› de¤ilmifliz. 20 y›ld›r burada oturuyorum. Hükümeti de belediyesi de, valisi de, kaymakam› da hepsi budur. (Y›k›k evi gösteriyor). Bu insanl›¤a s›¤ar m›? Buras› zenginlere peflkefl çekilip sat›lacakt›r. Sar›yer Belediye Baflkan› Yusuf Tülin, ‘size TOK‹’den ev verece¤im’ dedi. Kand›rd› bizi, bizi soka¤a att›lar, evimiz bark›m›z yok. ‹nsan haklar› nerdeymifl? Demokrasi, insan haklar› hiçbir fley yok!” Evin “iflgalci” sakinleri gözyafllar› içinde viraneye bak›yorlar. Devlet, onlar için düflünmüfl karar vermifl ve harekete geçmiflti. fiimdi bu tabloyu yorumlamaya, ne yapacaklar›na karar vermeye çal›fl›yorlar. fiimdilerde s›cak olsa da geceleri so¤uyacak, çocuklar üflüyecek, yafll›lar›n hastal›klar› nüksedecek. Devlet ‘baba’ bunlar› düflünmeyi “ihmal etmifl” olmal›yd›. Çocuklar›n öfkeli konuflmalar› ve hüzünlü bak›fllar› çok fley anlat›yordu. Her fleye bir “derman” bulan, a¤z›ndan bal damlayan “büyüklerimiz” nerede flimdi, söyleyecek sözleri yok mu? Evler y›k›l›rken plaj keyfi yapmak için en uygun vakit olsa gerek! fiimdilik piyango Cumhuriyet Mahallesi’ne ç›kt›. Ancak bundan sonraki çekilifller yine onlar›n s›n›f›ndan olanlara yani iflçi s›n›f› ve ezilenlere ç›kacak! Bundan kuflkusu olan varm›? (‹stanbul)

Karanl›k kafalar›n bilim düflmanl›¤› bir kez daha tescillendi Aziz Nesin’in bu memlekette yetiflen en büyük kara mizah ustas› oldu¤u noktas›nda, san›r›z çok az kiflinin itiraz› vard›r. Özü gülerken düflündürme olan, ancak ço¤unlukla a¤lanacak halimize güldüren bir sanat dal›d›r kara mizah. Bu sanat dal›n›n yaz›n alan›ndaki en büyük kalemlerinden Aziz Nesin, yazd›¤› tüm öykü ve romanlar›n› bu toplumun, sistemden kaynakl› çarp›kl›klar› üzerine oturtmufl ve bu çarp›kl›klar› büyük bir ustal›kla ve eflsiz bir ironiyle ele alm›flt›r. Bilindi¤i gibi Aziz Nesin ayn› zamanda gericifaflist güçlerin Sivas katliam›ndaki bafl hedeflerinden de biriydi. Aziz Nesin’i, siyasi çizgisine dönük elefltirilerimizi sakl› tutmak kayd›yla, bir ayd›n-yazar kimli¤iyle düflündü¤ümüzde, diyebiliriz ki, Aziz Nesin ömrünün sonuna kadar do¤rular›n› savunmay› sürdürmüfltür. Nesin aram›zdan ayr›lal› on y›l› geçmifltir, ancak kitaplar›na konu olan çarp›kl›klar, bunlar›n kayna¤› olan sömürü ve talan düzeninde bir de¤iflim olmad›¤› için, artarak sürmektedir ve bugün yaflasayd›, eminiz yazacak malzeme bollu¤undan, yazmaya yetiflemezdi. Geçti¤imiz günlerde yaflanan bir geliflme ise, Aziz Nesin’in ad›n› kamuoyunda yine s›kça duy-

mam›za neden oldu. Aziz Nesin, yazd›¤› 60’›n üzerinde kitab›n›n tüm gelirlerini kendi ad›na kurdu¤u bir vakfa ba¤›fllam›flt›. Vak›f, Çatalca’da bulunan ve kimsesiz çocuklara üniversiteyi bitirene kadar ücretsiz e¤itim veren vak›f binas›n›n yan› s›ra, ‹zmir’in fiirince Beldesi’nde de bir arsaya sahip. Aziz Nesin’in matematik profesörü olan o¤lu Ali Nesin ise bu arsay› vakf›n amac›na uygun kullanmak için kollar› s›vad›¤›nda bafl›na gelenler, s›k s›k babas›n› hat›rlamas›na neden olmufl gibi görünüyor. Ali Nesin bu arsa üzerine bir matematik köyü infla etmek ve burada ö¤rencilere ücretsiz matematik dersi vermek istiyor ve bu yönlü çabalar›nda da hayli yol al›yor. Hem ö¤rencilerin hem de tamam› gönüllülerden oluflan e¤itmenlerin kolektif çal›flmalar›yla derslikler infla etmeye bafll›yorlar. ‹nfla ettikleri yere amaca uygun olarak “Matematik Köyü” ad›n› veriyorlar. Dersliklerin bir k›sm› bittikten sonra, bölgenin ileri gelenlerinin de kat›ld›¤› bir aç›l›fl yap›l›yor ve dersler bafll›yor. Bir hafta kadar bir zaman geçtikten sonra, jandarma “Matematik Kö-

yü”nü bas›yor ve inflaat ruhsat› olmad›¤› gerekçesiyle, mühürleyeceklerini söylüyor. Ard›ndan (jandarman›n ihbar›yla) elektrik idaresinden geliniyor ve onlar da kaçak elektrik kullan›l›yor diyorlar ve bir dizi prosedür dayat›yorlar. Jandarman›n “görevi” devam ediyor. Ayn› günlerde “köyde kalan ö¤rencileri bildirmediniz” denerek, 100 milyon ceza kesiliyor. Selçuk Cumhuriyet Savc›l›¤›’n›n, inflaat ruhsat›ndan dolay› köyü mühürleyemeyece¤i anlafl›l›yor, ancak bu defa da “izinsiz e¤itim”den dolay› mühürleme gündeme geliyor. Oysa Ali Nesin, profesör oldu¤u için e¤itim vermek için izin almak zorunda olmad›¤›n› ve zaten verilen e¤itimin de ücretsiz verildi¤ini, izin için gerekli olan kay›t, diploma, sertifika vb. bir durumun da söz konusu olmad›¤›n› söylüyor. ‹nflaat ruhsat›na gelince, inflaat›n asl›nda bilgi dahilinde yap›ld›¤›n›, çünkü ayn› süreçte fiziki olarak var olan köy yolunun, kadastroya kaydettirme ifllemleriyle u¤raflt›klar›n› ve bunu halletmeden inflaat izni vermediklerini kaydediyor ve bölgedeki tüm inflaatlar›n da ayn› koflullarda yap›ld›¤›n›n alt›n› çiziyor. Ve en nihayetinde derslikler mühürle-

niyor, ö¤renciler d›flar› at›l›yor! Ancak hem Ali Nesin hem gönüllü e¤itmenler hem de ö¤renciler “Matematik Köyü” nü terk etmeye niyetli olmad›klar›n› göstermek için, hemen diplerindeki ormana çad›rlar kuruyorlar. Hem de jandarmaya sorarak. Ancak çad›rlarda derslere devam ettikleri s›rada, bu defada Orman Müdürlü¤ü bask›n düzenliyor. Orman› ele geçirdikleri yönlü duyumlar alm›fl ve “gocunmufllar”! Velhas›l, “Matematik Köyü” ve bu ba¤lamda da matemati¤e ilgi, devletin bölgedeki her düzeyden yetkilisini baya¤› korkutmufl! Herhalde matematikteki bölmeyi “bölücülük”, toplamay› “toplan›p, eylem yapma”, vb. biçimlerde yorumlad›lar. Oysa bu memleketin “yetkilileri” on y›llard›r memleketin dört bir yan›nda, mahalle içlerinde, camilerde ve daha bir çok yerde aç›lan kuran kurslar›na ve her türden anti-bilimsel e¤itime karfl› oldukça “hoflgörülü” davranm›fl ve göstermelik bir-iki kapaman›n d›fl›nda, bunlar› teflvik etmekteler. Matematik Köyü’ne bu kadar “takmalar›” ise, bilim karfl›s›nda duyduklar› korkudan olsa gerek.


24 Ağustos-6 Eylül 2007

ESP davas›nda 4 tahliye Üzerinde son yap›lan düzenlemelerle içeri¤i oldukça geniflletilen ve a¤›rlaflt›r›lan Terörle Mücadele Yasas›’n›n onaylanmas›n›n ard›ndan hat›rlanaca¤› gibi bu yasa çerçevesinde 21 Eylül 2006 tarihinde At›l›m gazetesi, ESP, Beksav, Tekstil-Sen vd. birçok kuruma eflzamanl› bask›nlar gerçeklefltirilmifl ve onlarca kifli gözalt›na al›narak tutuklanm›flt›. Bu bask›nlar sonucunda “MLKP’ye üyelik” iddias›yla tutuklanan ve 8 A¤ustos günü ikinci duruflmas› görülen mahkemede 4 kifli tahliye edildi. 9’u tutuklu toplam 32 kiflinin yarg›lanmas›na devam edilen mahkemede Tekstil-Sen Genel Baflkan› Ayfle Yumli Yeter, ESP Temsilcisi Figen Yüksekda¤, Dayan›flma Gazetesi Editörü Emin Orhan ve Birsen Kaya tutuksuz yarg›lanmak üzere serbest b›rak›ld›. Befliktafl A¤›r Ceza Mahkemesi’ne getirilen tutsaklar Adliye giriflinde “ESP susmad›, susmayacak” sloganlar›n› atarken, Tekirda¤ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden getirilen san›klar›n duruflma salonuna ayakkab›s›z gelmeleri dikkat çekti. Duruflmada ilk olarak ifadesi al›nan Hac› Orman, hakk›ndaki iddialar› reddetti. Daha önce ifade verdi¤ini ve mahkemece serbest b›rak›ld›¤›n› an›msatan Orman, hakk›ndaki yakalama emrinin polisin bask›s› sonucu olabilece¤ini ifade etti. Muhalif kimli¤inden dolay› yarg›land›¤›n› ifade eden Limter-‹fl Sendikas› Genel Sekreteri Kamber Sayg›l› da suçlamalar› reddederek beraat talebinde bulundu. San›klar›n ifadelerinin ard›ndan, Av. Sezin Uçar tüm san›k avukatlar› ad›na mahkemeye savunma dilekçesi sundu. Müvekkillerinin “yasad›fl› silahl› örgüte üye olmak” iddias›yla yarg›land›klar›na dikkat çeken Uçar, soruflturma aflamas›ndaki hukuksuzlu¤a dikkat çekti. Duruflma sonunda Hac› Orman hakk›ndaki yakalama emrinin kald›r›lmas›na karar veren mahkeme heyeti, Ayfle Yumli Yeter, Figen Yüksekda¤, Birsen Kaya ve Emin Orhan’› tutuksuz yarg›lamak üzere serbest b›rakarak, duruflmay› 6 Aral›k 2007 tarihine erteledi. Öte yandan, duruflma öncesinde Adliye önünde toplanan ESP üyeleri, tutuklananlar›n serbest b›rak›lmas›n› istedi. “Söz, eylem, örgütlenme hakk›m›z engellemez. 10 Eylül tutsaklar›na özgürlük” yaz›l› pankart açan ESP’liler, s›k s›k “ESP susmad›, susmayacak”, “Bize gücünüz yetmez, biz kazanaca¤›z”, “Umut dimdik ayakta”, “TMY çöpe, özgürlük istiyoruz” sloganlar›n› att›. ESP ad›na aç›klama yapan Ersin Sedefo¤lu, demokratik kurumlara yönelik bask›lar›n temelinde TMY’nin oldu¤unu vurgulad›. (‹stanbul)

10

81

Hapishanelerdeki sorunlar “s›r” de¤il! ‹HD ‹stanbul fiubesi, hapishanelerde yaflanan hak ihlallerini içeren bir raporu kamuoyuna sundu. 16 A¤ustos Perflembe günü flube binas›nda gerçekleflen aç›klamada, 2007 y›l›n›n ilk alt› ay›nda, özellikle F Tipi hapishanelerde ve di¤erlerinde siyasi tutsaklar ve adli tutuklular üzerindeki bask›lar›n sürdü¤üne ve hak ihlallerinin devam etti¤ine dikkat çekildi. ‹HD ‹stanbul fiube ad›na aç›klamay› yapan fiaban Dayanan; Bursa Kapal›, Metris Kapal›, Konya Kapal›, Edirne F Tipi, Bolu F Tipi, Tekirda¤ F Tipi’nden olmak üzere toplam 47 mektubun geldi¤ini bildirdi. Ailelerin de ma¤dur oldu¤unu belirten Dayanan, yap›lan tüm baflvurulara ra¤men Adalet Bakanl›¤›’n›n herhangi bir ad›m atmad›¤›n› söyledi. Hapishanelerde, anadilde konuflma hakk›n›n engellendi¤ini,

‹HD 301’in kald›r›lmas›n› istedi ‹HD ‹stanbul fiubesi yönetici ve üyeleri, 10 A¤ustos günü düflünceyi suç kapsam›na alan TCK’n›n 301. maddesinin kald›r›lmas› talebi ile Galatasaray Postanesi önünde biraraya geldi. “301’e hay›r! Düflünceye özgürlük” yaz›l› pankart açan insan haklar› savunucular› ad›na aç›klama yapan Düflünceye Özgürlük Komisyonu Sözcüsü fiaban Dayanan, düflünce ve ifade özgürlü¤ünün önündeki en büyük engellerden birinin 301. madde oldu¤unu söyledi. Düflünceyi aç›klama özgürlü¤ünün, di¤er özgürlüklerin olmazsa olmaz koflulu oldu¤unu vurgulayan Dayanan, “düflünce özgürlü¤ü, bilim ve sanat özgürlü¤ü, bas›n ve iletiflim özgürlü¤ü, siyasi parti, sendika, vak›f ve dernek kurma hakk›, ülke yönetimine kat›l-

ma, seçme ve seçilme hakk› vb. hak ve özgürlükler iç içe olan temel özgürlüklerdir. Bu haklar›n kullan›labilmesi, düflünce ve ifade özgürlü¤ünün varl›¤›na ve korunup gelifltirilmesine ba¤l›d›r” dedi. ‹nsan haklar› savunucular›, aç›klaman›n ard›ndan, TCK’n›n 301. maddesinin kald›r›lmas› talebi ile TBMM’ye mektup gönderdi. (‹stanbul)

Nevin Yaylac›’da kal›c› hasar tehlikesi Tutuklu bulundu¤u Sincan F Tipi Hapishanesi’nde 27-30 Temmuz tarihleri aras›nda birçok kez kriz geçiren, fliddetli bafl a¤r›lar›ndan yak›nan, haf›zas›n› kaybeden Al›nteri okuru Nevin Yaylac› kamuoyunun da bask›s›yla 9 A¤ustos tarihinde tedavi edilmek üzere tahliye edilmiflti. Tahliye edilmeden önce hapishane doktorlar› taraf›ndan önce migren “teflhisi” konulan, ard›ndan ring arac›yla elleri kelepçeli hastaneye götürülen, burada da sinüzit “teflhisi” konulan Yaylac›’n›n k›z›na infaz koruma memurlar› taraf›ndan “‹yi bak, anneni son görüflün olabilir” denilmiflti. Yaylac›, Ankara’da yap›lan 1

May›s gösterisine kat›ld›¤› ve slogan att›¤› gerekçesiyle, May›s ay›n›n sonlar›nda gözalt›na al›narak tutuklanm›flt›. Hacettepe Hastanesi’nde tedavisi devam eden Yaylac›’n›n sa¤l›k durumu ciddiyetini koruyor. 12 A¤ustos günü yeniden hastaneye kald›r›lan ve afl›r› bafl a¤r›s› flikâyetinde bulunan ve k›smi felç, haf›za kay›plar›, bilinç yetimleri gözlenen Yaylac› için doktorlar “fiziksel düzelme sa¤lanabilir ama kal›c› hasar›n söz konusu oldu¤unu” belirtiyorlar. Nevin Yaylac›’n›n tedavisi halen devam ediyor. (H. Merkezi)

mektuplara el konuldu¤unu, toplatma karar› olmamas›na ra¤men devrimci ve sosyalist bas›n›n ve Kürtçe yay›nlar›n verilmedi¤ini, sa¤l›k hizmetlerinin karfl›lanmad›¤›n› ifade etti. Tutsaklar›n içme ve temiz su ihtiyaçlar›n›n karfl›lanmad›¤›n›, s›cak suyun 15 günde bir verildi¤ini, spor yaparken boyun alt›na konulan gazetelere gardiyanlar taraf›ndan “amaç d›fl› kullan›lamaz” gerekçesiyle el konuldu¤unu sözlerine ekleyen Dayanan, trajikomik yasaklar› da flöyle s›ralad›: - Siyah üzüm istemek, - Sabun ve deterjan› pencere kenar›na koymak, - Voleybol oynarken konuflmak, - Wolkmen ile müzik dinlemek, - Mektuplarda moral verici cümleler kurmak. (‹stanbul)

Uflak Hapishanesi’nde bir tutsa¤a dayak Uflak Hapishanesi’nde bulunan o¤lunun baflgardiyan taraf›ndan keyfi bir flekilde dövüldü¤ünü belirten Mecbure Öztürk, ‹HD ‹zmir fiubesi’ne baflvurdu. Öztürk, hapishanedeki keyfi uygulamalar›n son bulmas›n› istedi. O¤lu Özer Bezirgan’›n baflgardiyan taraf›ndan dövüldü¤ünü önceki hafta telefon ile yapt›¤› görüflmede ö¤rendi¤ini belirten ve bir o¤lu daha ayn› hapishanede bulunan anne Öztürk, ‹HD ‹zmir fiubesi’ne baflvurdu. Öztürk, dayak olay›n› flöyle anlatt›: “Gardiyan›n ça¤r›s› üzerine o¤lum gitmifl. Onu hiç sebepsiz yere dövmüfl, sonra olay belli olmas›n diye hücreye atm›fl. Birkaç gün hücrede de kalm›fl. Di¤er o¤lumun ›srar› üzerine tekrar ko¤ufla gelmifl. Ayaklar›, yüzü gözü yara bere içindeymifl. Çok dövülmüfl. O¤lum Özer, bafl gardiyandan flikayetçi olmufl.” Hapishanede görüflçülere de zaman zaman kötü muamelede bulunuldu¤unu bildiren Öztürk, “ama çocuklar›m›z onlar›n elinde. Bir fley diyemiyoruz. Onlar ne dese onu yap›yoruz. Zaten görüfl süremiz sadece 20 dakika. Herkes gardiyanlardan flikayetçi asl›nda. Ama kimsenin elinden yapacak bir fley gelmiyor. Bize ne derlerse kabul ediyoruz” dedi. Konu ile ilgili ‹HD ‹zmir fiubesi’ne baflvuran Öztürk, Uflak Hapishanesi’nde bulunan adli tutuklulara ve özellikle o¤luna yap›lan uygulamalar ile ilgili hukuki destek istedi. .(H. Merkezi)


11

81

› Tutsaklar›n yaflam hiçe say›l›yor Hapishane ve Hastane… Her ikisi de ne kendimizi, ne sevdiklerimizi görmek istedi¤imiz mekânlard›r. Bu yaz›m›zda hastanelerinde söz konusu hastalar tutsaklar olunca, hele bir de devrimci ve komünist tutsaklar olunca nas›l hapishanelefltiklerine de¤inip, unutulan koflullar›, fiziki flartlar›, uygulamalar› hiç bilinmeyen ve devletin unutturdu¤u hastanelerdeki mahkûm ko¤ufllar›na, esasta da somutlamak aç›s›ndan, genelin çarp›c› bir örne¤i olan Ankara Numune Hastanesi’nin mahkûm ko¤ufluna de¤inece¤iz. Her mahkûm ko¤uflu üç afla¤› befl yukar› benzer fiziki flartlara sahiptir. Hastane binalar›n›n zemin katlar›na, ›fl›k, günefl, havan›n olmad›¤›, havaland›rmas› bulunmayan, içinde ço¤unlukla lavabo, tuvalet, banyo bulunmayan, bu tür ihtiyaçlar›n ayr› bir bölümde izne tabi k›l›nd›¤› mekânlard›r hastanelerin mahkûm ko¤ufllar›. Numune’nin mahkûm ko¤uflu da tüm bu fiziki özellikleri fazlas›yla bar›nd›r›yor. Hapishanelerde her türlü hakk›n›z› defalarca kez, tekrar tekrar elde etmeniz gerekir. Hapishanede geçirilecek olan y›llar ve mücadelenin do¤al bir sonucu olarak, bu mekânlar›n bofl kalm›yor oluflu, buralardaki hak alma mücadelesinin kesintisiz bir flekilde sürdürülmesine olanak tan›maktad›r. Fakat mahkûm ko¤ufllar› böyle de¤ildir. Buralara geçici bir süreli¤ine; üstelik ya çok a¤›r bir sa¤l›k tablosuyla, ölmek üzere ya da 10–15 günlük k›sa sürelik bir süreçte, geri hapishaneye gelecek bir rahats›zl›k nedeniyle gider, götürülürsünüz. Ve mahkûm ko¤uflunun bekçileri çok iyi bilmektedir ki hastal›¤›n›z nedeniyle her fleyden önce fiziki olarak güçsüz durumdas›n›zd›r. Ayr›ca talep edece¤iniz her türlü hak için her seferinde karfl›n›za ç›karacaklar› çok büyük bir kozlar› vard›r; sa¤l›¤›n›z. K›sa süre kal›n›yor olunmas›n›n ve büyük bedellerle elde edilen kazan›m ve deneyimlerin yeni gelenlere devredilemiyor oluflunun kaç›n›lmaz bir sonucu olarak mahkûm ko¤ufllar›, b›rakal›m bir hastay›, sa¤l›kl› bir insan›n bile insanca bir yaflam sürdürebilece¤i en azami flartlar› tafl›mas› TC tarihi boyunca mümkün olmam›flt›r. Ankara Numune Hastanesi’nin mahkûm ko¤uflu yukar›da belirtti¤imiz genel tablonun tipik bir örne¤idir.

Ankara Numune Hastanesi’nde planlar hayata geçiyor… 1999 y›l›nda DSP-ANAP-MHP koalisyon Yaflar ‹nce’nin tutuldu¤u Numune Hastanesi Mahkûm Ko¤uflu’nda bu 10 günlük süre içinde gördü¤ü-tan›k oldu¤u-maruz kald›¤› uygulamalar-fiziki koflullar vb.lerini özetle, sadece madde madde alt alta dizdi¤imizde dahi, söz konusu olan yerin bir hastanenin Mahkûm Ko¤uflu mu, bir esir kamp›n›n reviri mi oldu¤u aç›kça görülecektir. - Ko¤ufllar›n hiçbirinde su-lavabo-tuvalet-banyo yoktur. - Ko¤ufllar havas›z ve kap›lar› 24 saat kapal› tutulmaktad›r. - Ko¤ufllarda temizlik-hijyen nam›na hiçbir fley olmad›¤› gibi hastalar›n kendi kendine yaratmaya çal›flt›klar› hijyen de, genelin hijyeni bizzat personelce bozuldu¤u için, bir ifle yaramamaktad›r. - Yaz›n tüm bunalt›c› s›ca¤›na ra¤men sadece Cumartesi günü banyo yapmaya izin verilmektedir

24 Ağustos-6 Eylül 2007

Sahip ç›kal›m!...

hükümeti ifl bafl›ndad›r ve dönemin Sa¤l›k Bakan› MHP’li Osman Durmufl’tur. Rutin atama-tayin dönemi d›fl›nda, o y›l, yaz ortas›nda Ankara Numune Hastanesi’nin önce baflhekimi, sonras›nda bir dizi doktor ve yöneticisi Osman Durmufl’un kadrolaflma politikas›n›n, ayr›ca birkaç ay sonra Ulucanlar Hapishanesi’nde yap›lacak olan katliam›n bir ön haz›rl›¤› olarak de¤ifltirilmifltir. O günden sonra özellikle de mahkûm ko¤uflunun sorumlu doktor ve personelinin buradaki hastalara yaklafl›m› ve uygulamalar› t›p mesle¤inin etik kurallar›ndan uzak, insanl›k de¤erleriyle ba¤daflmayan bir hale gelmifltir. Numune Hastanesi 19 Aral›k katliam› sonras›nda Bart›n, Çank›r›, Ulucanlar, Malatya gibi, mahkûmlar› Sincan 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’ne getirilen de¤iflik illerdeki zindanlarda, operasyon nedeniyle yaralanan tutsaklar›n “tedavi edildi¤i” yerdir. Yine Ölüm Oruççular›n›n durumlar›n›n ciddileflmesi ile birlikte devletin katletme-sakat b›rakma politikalar›n›n, zorla müdahalenin pervas›zca prati¤e geçirildi¤i yerdir Numune Hastanesi. Bugün gelinen aflamada zaman zaman kronik hastal›klar› olan tutsaklar›n a¤›rlaflan sa¤l›k tablolar›n›n “denetim alt›na al›n›p normallefltirilmesi”, sa¤l›k durumu geriye döndürülemeyecek düzeyde ciddi bir bozulmaya u¤ram›fl ve hapishanede yaflamas› mümkün olmayan, art›k ölüme ad›m ad›m yaklaflan hastalar›n “tedavisi için gerekenler yap›ld›” maskesini takabilmek amac›yla devletin kulland›¤› bir yer durumundad›r Numune Hastanesi mahkûm ko¤uflu. Sincan 1 No’lu F Tipi Zindan›’nda tutsak olan Yaflar ‹nce’nin yaflad›klar› ve son durumu devletin tecrit-tretman politikas›n›n, ad›m ad›m ölümü haz›rlama politikas›nda hastanelerin, somutta da Numune’nin ifllevini aç›kça ortaya ç›karmaktad›r.

Yaflar ‹nce’ye kullanmamas› gereken ilaçlar verildi Yaflar ‹nce’nin Kronik Hepatit B hastas› oldu¤u ilgili kurumlar ve personellerce bilinmektedir. Geçen y›ldan bu yana özellikle Hepatit B hastal›¤› için tüm u¤rafllara ra¤men gerekli olan müdahaleler yap›lmam›fl, onlarca engellemelerle ve hastal›¤›n ciddiyetine uygun bir duyarl›l›ktan uzak olarak bafltan savmac› biçimde ele al›nm›flt›r. Yaflar ‹nce, mide, ba¤›rsak sistemi problemleri ve kalp yetmezli¤i rahats›zl›¤› için gitti¤i Numune Hastanesi ilgili servis doktorlar›na Hepatit B hasta-

s› oldu¤unu özellikle belirtmesine ve uygulanacak tedavide bunun dikkate al›nmas›n› iflaret etmesine ra¤men bölüm doktorlar› Hepatit B (HBV) durumunu tetikleyecek, de¤erlerin yükselmesine neden olacak ilaçlar kulland›rtm›fllard›r. Kullan›lan ilaçlar›n HBV durumunu etkilemeyece¤ini, dolay›s›yla karaci¤ere zarar› olmad›¤›n› belirtmifllerdir. Oysa kullan›lan bu ilaçlar sonras› ‹nce’nin HBV de¤erleri çok fazla yükselmifl ve karaci¤erde enfeksiyon bafllam›flt›r. HBV ile ilgili profesörden bu durum ö¤renildi¤inde ise bölüm doktorunun özellikle kullan›lmas›nda sak›nca “görülmeyen” ilaçlar üzerine durup derhal ilaçlar› kestirmesi ve bu ilaçlar›n nas›l kullan›m›na izin verildi¤ini sorgulamas›, iflin özünün ve ciddiyetinin ne oldu¤unu göstermektedir. Bu tablonun oluflmas›ndan Ankara Numune E¤itim ve Araflt›rma Hastanesi doktorlar› sorumludur. HBV’ye ba¤l› olarak rahats›zl›klar› artan ‹nce, 6 ayda bir yap›lan ola¤an kontroller için talebini 5 ay dolmuflken belirtmesine ra¤men, 15 ay sonras›nda doktora götürülmüfltür. Evet, tutsaklar aç›s›ndan her tarafta çok ciddi engellerden dolay› tedavi olmak oldukça güç. Sevkin yap›lsa dahi, bu defa askerin “araç yok”, “personel yok” deyip sevkleri ertelemesi ya da kameral› ringe tav›r al›fl kaynakl› keyfi bir flekilde hastaneye götürmeme tavr› koymas› da farkl› engellerden bir kaç›d›r. Hastaneye veya doktora ulaflmak, muayene olabilmek büyük bir mücadele gerektiriyor. Bu kapsamda daha öncesinde yaz›lm›fl y›¤›nlarca örnek bulunmaktad›r. Netice itibariyle Yaflar ‹nce’nin Hepatit B’ye ba¤l› olarak hemen hastaneye yat›r›lmas› karar› verildi. 4 Temmuz 2007 günü Ankara Numune Hastanesi’nin ilgili bölüm doktoru ‹nce’nin getiril-

Tutsaklar›n içinde bulundu¤u sa¤l›ks›z kofl flu ullar ki banyo yap›lan yerin hijyen flartlar› ise hiç yoktur. - HCV (Hepatit C: Bulafl›c› ve ölümcül bir hastal›kt›r) hastalar› ile di¤er hastalar, özel hiçbir tedbir al›nmaks›z›n, iç içe tutulmaktad›rlar. - Çok yo¤un sigara içen hastalarla hiç içmeyenler bir arada tutulmaktad›r. - Yine baflka hastalarla iç içe tutulmas› sak›ncal› olan psikolojik sorunlu olan hastalar di¤er hastalar ile iç içe tutulmaktad›r. - Yaflar ‹nce’nin kald›¤› 10 günlük süre içinde 3 adli mahkûm vefat etmifltir. Bunlar içinde sadece birinin sa¤l›k durumu ve geliflimine

iliflkin bilgi edinebildik: ‹brahim Pank. ‹brahim Pank, Sincan 1 No’lu F Tipi’nde kalan adli bir mahkûm. Hepatit B hastas› oldu¤unu bilmiyor ve 2 y›l öncesinden ölümünden bir süre öncesine kadar kar›n a¤r›s›, bafl a¤r›s›, ishal, halsizlik, gözlerde yanma vs. flikâyetlerle hastane revirine ç›km›fl, fakat revir doktorlar› t›pk› Yaflar ‹nce’ye söyledikleri gibi “mevsimsel de¤ifliklikler”, “grip-nezle” vb. vb. deyip bunlara yönelik karaci¤eri de zorlayan ilaçlar yaz›p geri hücresine göndermifllerdir. Nihayetinde 2 y›l boyunca sevk edilmeyen ‹brahim Pank durumunun a¤›rlaflmas› sonras› hastaneye

mesini bildiriyor. Ayn› gün ‹nce bilgilendiriliyor ve haz›rl›kl› olmas› söyleniyor. 5 Temmuz 2007 günü hastaneye yat›r›lmak amaçl› götürülmesi gereken ‹nce, askerin sevki o gün iptal etmesiyle sonraki güne kalm›flt›r. 6 Temmuz 2007 günü hastaneye götürülmüfl ve yap›lan tetkikler sonucu karaci¤erde enfeksiyon bafllad›¤› tespit edilmifl, oldukça a¤›r olan bir ilaç tedavisinin bir y›l boyunca uygulanmas› karar› verilerek 10 gün sonra taburcu edilmifltir. HBV’nin düzenli ve hassas biçimde kontrol alt›nda tutulmas› gerekirken, tutsaklar›n içinde bulundu¤u flartlardan kaynakl› bu imkânlardan yoksun oldu¤u aflikârd›r. ‹nce’nin hastal›¤›n›n bu noktaya gelmesinin sorumlusu yukar›da belirtilen çark›n kendisidir. Bu tablonun en önemli ayaklar›ndan birisi de durumu kritikleflen hastalar›n yat›r›ld›klar› “hastane” ad› alt›ndaki Ankara Numune Hastanesi Mahkûm Ko¤uflu bölümüdür. Buras› hasta olan tutsaklar aç›s›ndan her yönüyle olumsuzluklar içermektedir. Tecrit-tretman zihniyetiyle ele al›nan hapishane koflullar›n› dahi “aratacak” özelliklerdedir. Mahkûm ko¤ufllar› hapishanelerde hak alma mücadelesinin bir parças›d›r, hem de önemli bir parças›d›r. Fakat mahkûmlar›n bu mekânlarda uzun süreli kalmay›fllar› nedeniyle buralar›n koflullar›nda uzun süreli bir iyileflme sa¤lanamamaktad›r. Bu nedenle ATO, TTB gibi meslek örgütlerinin bu ko¤ufllara yönelik düzenli ve sürekli kontrolleri, hastane yönetiminin bu ko¤ufllar›n koflullar›n› iyilefltirmesine yönelik ›srarl› çabalar› çok daha önemli bir hale gelmektedir. ÖO, Açl›k Grevleri, Operasyon vb. s›cak süreçlerle birlikte mahkûm ko¤ufllar›n›n koflullar› gündeme gelse de bu süreçler d›fl›nda buralar, devletin unutturmay› baflard›¤› yerler olmaktad›r. Unutmayal›m, Unutturmayal›m!

sevk edilmifltir. Hastaneye yap›lan bu sevk zaten ilk ve son olmufltur. Pank’›n HBV de¤erleri çok yükselmifl ve hastal›k art›k siroza çevrilmifltir. Pank hemen hastaneye yat›r›l›r ve yukarda sayd›¤›m›z koflullara sahip Mahkûm Ko¤uflu’nda hayat›n› kaybeder. - Viziteye gelen sorumlu doktorlar› ko¤ufl kap›s›ndan içeri girip, 5 yatak ötedeki hastaya uzaktan bir iki soru sorup, do¤ru düzgün cevaplar› bile dinlemeden çekip gitmektedir. - Genelgede haftal›k ziyaretler 1 saat iken, bu keyfi olarak yar›m saat olarak yapt›r›l›yor. - Mahkûmlar›n paralar›, geldikleri hapishanenin denetiminde tutulmaya devam etti¤inden, para gerektiren haberleflme, kantin ihtiyaçlar›n›n giderilmesi vb.lerinin hiç biri zaman›nda ve yeterince karfl›lanm›yor.


12

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

Bir sab›r s›nav›: KPSS IMF’nin talimatlar› do¤rultusunda “devleti küçültme, özellefltirmelere h›z verme ve bunlara ba¤l› olarak da devlet memurlar›n›n say›s›n› azaltma, kademeli olarak ortadan kald›rma” amaçl› uflak politikalar›n bir ürünü olarak ortaya ç›km›flt›r.

KPSS

Milyonlarca genç insan bu y›l yine çeflitli s›navlara girdi. Art›k s›navlar ilkö¤retim ça¤›na indi ve e¤itim almak isteyen herkesin çaresiz tabi oldu¤u bir durum halini ald›. Günlük yaflam›m›zda bize hiç fayda sa¤lamayan, ezber bilgiye dayal› ve flafl›rtmal› oyunlarla seçilmifl pek çok sorunun eflli¤inde “gelece¤imizi” kazanma yar›fl›na sokuluyoruz. S›navlar›n ortaya ç›k›fl›n›n alt›nda nitelikli ve adaletli bir e¤itim aray›fl› olmad›¤› herkesçe aflikâr. Milli E¤itim Bakan›’n›n ve birkaç kurumun dönemsel olarak yapt›¤› aç›klamalar d›fl›nda hiçbir kurumun bunun tersini kan›tlamak gibi bir kayg›s› da yok. OKS, ÖSS ve KPSS gibi s›navlar genç insanlar›n hayatlar›n› ö¤ütürken sorumlular› savunma ihtiyac› bile duymuyorlar. Son yap›lan OKS s›nav›nda onbinlerce ö¤rencinin diploma puanlar›n›n yanl›fl hesaplanmas› ve adaletsiz puanlama sistemi binlerce ö¤renciyi ma¤dur b›rakt›. Umutsuzlu¤a kap›lan baz› ö¤renciler “çareyi” hayatlar›na son vermekte buldu. Kararan yaflamlar karfl›s›nda Milli E¤itim Bakan› Hüseyin Çelik ise bu tür olaylar›n kaç›n›lmaz oldu¤unu ve arada kaybedenlerin olaca¤› mesaj›n› vermekle yetindi. Ve arkas›ndan gelen ÖSS ile iki milyona yak›n genç birbiriyle yar›flt›. E¤er “flansl›” az›nl›k içinde yer ald›n›z ve tüm elemeli bu s›navlardan s›yr›l›p üniversite kap›s›na dayand›ysan›z yeni bir süreç sizi bekliyor. Özellikle de E¤itim Fakültesi içinde ö¤retmenlik e¤itimi alan› seçtiyseniz, alan›n›zda ne kadar baflar›l› olursan›z olun ö¤retmen olmak hakk›n›z de¤il, size verilmifl bir ödül olacakt›r. ‹ster Matematik Ö¤retmeni olun ister Edebiyat ya da ‹ngilizce veya Resim hiç fark etmez. Yaflam boyu peflinizi b›rakmayan ezber sorular› yine karfl›n›za ç›kar, sizi ifle almaman›n gerekçesi haline dönüflür bu sefer de. KPSS, IMF’nin talimatlar› do¤rultusunda “devleti küçültme, özellefltirmelere h›z verme ve bunlara ba¤l› olarak da devlet memurlar›n›n say›s›n› azaltma, kademeli olarak ortadan kald›rma” amaçl› uflak politikalar›n bir ürünü olarak ortaya ç›km›flt›r. Bu do¤rultuda her türlü devlet kadrolu ifl al›m› k›s›tlanm›fl ve alternatifi sözleflmeli memurluk ile hak gasplar›na h›z verilmifltir. Devletin bu

tür sald›r›lar›nda gözde sektör olarak e¤itim ve sa¤l›k hizmetleri bulunmaktad›r, bu sefer de öyle olmufltur. Birçok ilçe ve köyde ö¤retmen s›k›nt›s› çekilirken ö¤retmen al›mlar› çok ciddi oranda k›s›tlanm›flt›r.

Güvencesiz ‹flçiler: Sözleflmeli ve Ücretli Ö¤retmenler Devlet uflakl›k politikalar› ile kadrolu ö¤retmen atamalar›n› k›s›tlad› ve KPSS’yi açt› ama esas s›k›nt› ve sald›r›n›n boyutu sonradan a盤a ç›kt›. Aç›kta kalan ve atanamayan ö¤retmenleri çok düflük ücretle ve hiçbir hak vermeden ihtiyaç duyulan okullarda çal›flt›rmaya bafllad›. Ders bafl›na ücret alan ö¤retmenler uzak yerleflim birimlerine kendi imkânlar›yla gitmeye, alanlar› d›fl›nda derslere girmeye mecbur b›rak›ld›lar. Bu flekilde çal›flt›r›lan ö¤retmenlerin ald›klar› k›s›tl› ücret yol masraflar›na bile ancak yetmekte ve tatil vb. günlerde ücretleri kesilmekte. Ayr›ca çal›flt›klar› okuldaki durumlar› müdürün iki duda¤›n›n aras›nda. Bu durumdan kaynakl› angarya ifllerde de bu ö¤retmenler çal›flt›r›larak daha çok sömürülmekteler. Ücretli ö¤retmenlik yapan ö¤retmenler genelde kendilerini, hiç de¤ilse kendi ifllerini yapm›fl olmak ve ailelerine yol ve sigara paras›nda destek sunmufl olmakla ifade ediyor ve bu flekilde çal›flmaya devam ediyor. Zaten aç›kta kalan bu kadar ö¤retmen aday›n›n oldu¤u düflünülürse ifl bulman›n hiç de kolay olmad›¤› da anlafl›lacakt›r. Bu durum e¤itim üzerine kurulu sektör içinde tam bir rant kap›s› olarak görülüyor. Özel okullar ö¤retmen adaylar›n› bir sonraki y›la “ifle alma ihtimali”

vererek tüm y›l ücretsiz çal›flt›r›yorlar. Ço¤u iflsiz ö¤retmen de hiç düflünmeden buna raz› oluyor, çünkü kaç y›l iflsiz kalacaklar› belirsizlik içinde. Özel dershaneler ise KPSS adaylar›na kazanma vaadi ile yüksek ücretli kurslar sunuyor. Art›k bu da oldukça büyük bir rant kap›s› oldu.

S›nav Neyi Niteliyor? Bu s›nav ö¤retmenlik mezunlar›nda bir yeterlilik aram›yor, engelliyor. Öncelikli olarak ö¤retmenlik yapacak bireyde aranan özellikler çocuk gelifliminden ö¤renme bilimine, s›n›f yönetiminden rehberlik yöntemlerine pek çok alan› kapsayan e¤itim bilimleri dedi¤imiz alanda yeterli olmal›d›r ve ö¤retmenlik bölümleri dört y›l› kapsayan bir e¤itimle bunu ö¤retmen adaylar›na aktar›r. Elbette ikinci aranan özellik ö¤retmenlik yapaca¤› branflla ilgili yeterlilik göstermesi. Ama bu s›navda e¤itim bilimleri alan›ndan yap›lan s›nav›n baflar› puan› diye adland›r›lan puana etkisi yüzde k›rkt›r. Branfl ile ilgili bir kitapç›k, bölüm ya da s›nav ise KPSS’ye hiç dahil olamad›. Yani ö¤retmenler, sorumlulu¤u olan konulardan hiçbir zaman s›nava tabi tutulmad›lar. Ama sorumluluklar› d›fl›ndaki pek çok farkl› alandan s›nav oluyorlar. Yani bu s›nav olmas› gerekeni de¤il olmamas› gerekenleri sorarak adaylar› engelliyor. Bundan daha vahim olan ise istenileni belirleyen standart bir puan olmamas›. Yani LES gibi s›navlarda ön koflul olarak istenilen 55 baraj›n›n bir çerçeve içinde anlafl›l›rl›¤› bulunmaktad›r. Bu puan› alan herkes baflvuru yapabilir. Ancak KPSS’de ise süreç tersinden iflliyor. Binlerce baflvurusu olan bir alanda aç›lan kontenjan say›s› 20 ya da 30 gibi s›n›rl› bir rakam oluyor. Taban puan, al›nacak ö¤retmen say›s›n›n biraz alt›na göre belirleniyor. Yani 30 kifli al›nacak ve ilk 100. kifli 85 alm›fl, taban puan 85 olarak belirleniyor. Yani kim bildiklerini unutma pahas›na bu s›nav›n konular›n› en iyi ezberler, milyarlar döküp dershaneye gider ve at gözlü¤üyle dolaflarak tüm yaflam›n› bu s›nava odaklarsa o büyük hediyeyi al›yor. Kalan onbinler ise bir dahaki sene için daha çok adayla yar›flmaya haz›rlan›yor.

En Ma¤durlar Güzel Sanatlar ve Beden E¤itimi Ö¤retmenleri Üniversitelere giriflleri bile özel yetenek s›nav› ile gerçekleflen resim, müzik ve beden e¤itimi ö¤retmenleri en çok zarar› görenlerdir. Dört y›l boyunca atölyelerde, konservatuarda, spor alanlar›nda alanlar›n›n gereklerini ö¤renmek ve bu alan›n ö¤retim yöntemlerini kavrayabilmek

için maddi zorluklar içinde okuyan ö¤retmen adaylar› alanlar›na hakaret edilircesine di¤er adaylar gibi genel yetenek-genel kültür bafll›klar›ndaki s›navdan sorumlu tutuluyorlar. Alanlar›n›n özgünlülükleri hiçbir önem arz etmiyor. Zaten e¤itimdeki önemleri görmezden gelinerek en çok daraltma da bu alanlardan yap›l›yor. Önce onbinlerce beden e¤itimi ö¤retmeninin isyan›na tan›k olmufltuk. Birkaç y›l üst üste hiç kontenjan verilmeyen bu alan›n üstüne Resim-‹fl ve Müzik Ö¤retmenli¤i de eklendi. Her y›l binlerce mezun veren bu alanlar›n s›k›nt›s› git gide daha da büyüyor. S›nav öncesi söz edilen özel yetenek s›navlar› da sadece bir söylenti olarak kald› ve y›llard›r devam eden soruna hiç el at›lamam›fl oldu.

Son Vurgun; Devlet Puan Çal›yor 2000’den bu yana ma¤dur olan ö¤retmenlerin say›s› h›zla art›nca ve puanlar yükselinde devlet, elini puanlara da att›. ÖSYM “sebep standart sapma” dese de puanlar› 3 ila 8 aras›nda azalt›ld›. 2007 y›l›n›n k›lavuzunda katsay›lar aç›klanmad›. 2006 y›l› KPSS k›lavuzuna göre ise E¤itim Bilimleri sorular›n›n 0,4 katsay›s› ile çarp›lmas› gerekiyordu. Ama netler 0,3 ile çarp›ld›, genel kültür ve genel yetene¤in 0,3’lük katsay›s› ise 0,5 yap›ld›. Hem de adaylara bildirilmeden. Ö¤retmen adaylar›nda esas aranmas› gereken e¤itim bilimlerinin etkisi daha da düflürüldü ve bilmedikleri, yabanc› olduklar› konular›n etkisi artt›r›larak yeni bir oyunla saf d›fl› b›rak›lmaya çal›fl›ld›lar. 0,1’lik bir puan fark›n›n bile onlarca aday fark› demek oldu¤u bu s›navda puanlar› çal›nan binlerce ö¤retmen haks›zl›¤a u¤rat›ld›. Türkiye’de ö¤retmen a盤› 200 bine ulaflm›flken devlet atama yapmamak için ö¤retmen adaylar›na türlü oyunlar oynamakta. Büyük bir haks›zl›¤a u¤ratt›klar›n› bildikleri ö¤retmen adaylar›n› da seçim döneminde yat›r›m olarak gördüler ve kontenjan› 30 bin olarak aç›klad›lar ancak seçim sonras› gerçekler a盤a ç›kt› ve 20 bin ö¤retmen atanaca¤› aç›kland›. Yani KPSS üzerinden oyunlar saymakla bitmiyor. Tüm bu yaflat›lanlar›n arkas›ndakileri iyi okumak gerekiyor. IMF vb. emperyalist kurumlar›n üzerinden gelifltirilen tüm politikalar›n hedefinde halk oluyor. KPSS vb. e¤itime dönük sald›r›lar da sadece bu durumun bir parças›. Belli eylemlilikler ve E¤itim-Sen üzerinden geliflen bas›n aç›klamalar› olsa da henüz bunlar çok s›n›rl› tepkilerdir. E¤itim, sa¤l›k baflta olmak üzere en temel insan› haklara yap›lan sald›r›lara karfl› öz-örgütlülükler oluflturarak karfl› koymak gerekmektedir.


13

81

24 Ağustos-6 Eylül 2007

Seçimleri boykot eden köylüler gazetemizi arad›! Ülkemizde köylülük her gün artan sald›r›larla, büyük bir y›k›m yafl›yor. Ç›kart›lan yasalarla üretemez hale getiriliyor, ürettiklerini de yok pahas›na satmak zorunda kal›yor. Art›k topraklar›n› dahi sat›yor köylüler. Ellerinde avuçlar›nda ne varsa bir bir yok oluyor. Ülkenin de¤iflik yerlerinde unutulmufl yerleflim yerlerinde, hayatta kalmaya çal›flan köylüler binbir güçlükle bo¤ufluyor. Tarlaya tohum atamaz hale gelmenin d›fl›nda yollar›, elektrikleri, sular›, sa¤l›k ocaklar› vb. yok. Karadeniz’de, Ege’de, T. Kürdistan›’nda birçok köy susuzlu¤un pençesinde, Köprüleri olmayan köylerde, ulafl›m çok ilkel yöntemlerle yap›l›yor. Sa¤l›k ihtiyaçlar› karfl›lanm›yor. Birçok köyde sa¤l›k oca¤› yok. Okul varsa da ö¤retmen yok. ‹kisi varsa, lojman yok. Köylüler en temel ihtiyaçlar›n› karfl›lamak için büyük u¤rafl vermekteler. A¤alar›n, köylüler üzerindeki bask›s› da köylülü¤ün yaflad›¤› en önemli sorunlardan birini oluflturuyor. Topraklar› köylülerden türlü hile ve entrika ile ellerinden alan a¤alar, köylülere bask› yap›yor. Özellikle T. Kürdistan›’nda çok daha yo¤un bir flekilde yaflanan bu durum köylüler için can yak›c› sorunlardan birini oluflturuyor.

Sinan köylüleri mücadeleden vazgeçmiyor! Diyarbak›r Bismil’e ba¤l› Sinan köylüleri a¤an›n topraklar›na el koymas›na karfl› y›llard›r mücadele ediyor. A¤a, tapu kay›tlar›nda yapt›¤› hilelerle köylülerin y›llarca binbir emekle yaratt›klar› de¤erlerine el koyuyor. Devletin deste¤ini arkas›na alan a¤a, köylülerin topraklar›n› ekip biçiyor. Sinan köylüleri buna karfl› sessiz kalmad›. Y›llarca yapt›klar› eylemlerle seslerini duyurmaya çal›flan köylüler, örgütleniyor ve süreç içerisinde politik bilinç de kazan›yor. Ankara’ya giderek Abdi ‹pekçi Park›’nda çad›r kuran, Meclis’in yollar›n› arfl›nlayan Sinan köylüleri, bu sürede devletin a¤ayla iflbirli¤ini, düzenin gerçek yüzünü de görmüfl oldu. Her gün daha fazla açl›k ve yoksulluk getiren bu devletin, köylülere verecek bir fleyleri olmad›¤›n› gördüler. Bu zaman dilimi içinde Sinan köylüleri bu mücadelenin sonunda köye Tüm Köy-Sen’in bir flubesini de açm›fl bulunuyor.

Televizyonlardan, gazetelerden, milyon dolarlar harcanarak yap›lan propagandalar›n birer yalandan ibaret oldu¤unu CHP’nin, AKP’nin veya di¤erlerinin kap›lar›n› çald›klar›nda ö¤rendiler. Gerçekler hiç de göründü¤ü gibi de¤ildi. Devletin kap›s›nda karfl›laflt›klar› muamele gerçek, ötekiler yaland›. Hiçbir sorunlar› çözülmedi. Devletin çözemeyece¤ini yaflayarak gördüler. Art›k tepkileri sadece a¤aya karfl› de¤ildi. Ayn› zamanda düzene sisteme yöneliyordu. Geçti¤imiz y›l köylerinde ziyaret etti¤imiz, kahvelerini içti¤imiz, çad›rlar›nda ba¤dafl kurdu¤umuz Sinan köylüleri, mücadeleden vazgeçmiyor. 22 Temmuz’da direnifl ve mücadele halkalar›na bir yenisini ekleyerek tüm yalanlara, aldatmacalara inat oyuna alet olmad›lar. Düzene, a¤aya karfl› tepkilerini seçimlerde de ortaya koydular. Seçimler üzerine yap›lan bombard›mana ra¤men bu düzenden umudu kalmayanlar›n yapt›¤›n› yapt›lar. Oyuna gelmediler. Onlar›nki mücadelenin içinde geliflen politik bir bilincin sonucuydu. Bunu görmezden gelemezdik. Sinan köylülerinin bu tutumunun propagandas›n› yapmaya çal›flt›k. Gazetemizin seçimlerden sonraki ilk say›s›n› da Sinan köylülerine gönderdik. Amac›m›z seslerimizi birlefltirmek, ayn› do¤ru tutumu tak›nman›n mutlulu¤unu paylaflmakt›. Sesimizi oy vermeyen, sand›¤a gitmeyen herkese ulaflt›rmal›yd›k. Bu düflünceyle Dersim’e, Mufl’a, Hakkari’ye, ulaflaca¤› umudu ile solu¤umuzu, gazetemizi gönderdik. Çok geçmeden gelen bir telefon bu sesin hedefinde yank›land›¤›n› gösterdi. Kahveye toplanarak sesimizi dinleyen Sinan köylüleri, telefona sar›larak bize ulaflt›. Sinan köyünden arad›klar›n› söyleyerek bize teflekkür eden köylüler tutumumuzun do¤rulu¤unu ve oy kullanmamak gerekti¤ini söylediler. U¤rafl›m›z, çabam›z, kavgam›z, emekçilerin ayd›nlat›lmas›, bilinçlendirilmesi içindi. Sesimizin yank›s›n› duymak eme¤imizin mücadelemizin kitlelerde yaratt›¤› etkiyi görmek oldukça sevindiriciydi. Sinan köylülerinin bizi misafir etme talepleri ile biten konuflma sonucunda tüm yoldafllar›n yüzünde gülen gözler ve kocaman bir gülümseme kalm›flt›. Bizim için önemli anlardan biriydi.

“Okulumuzu istiyoruz!” Suyu, elektri¤i olmayan, hastalar›n› bir sa¤l›k merkezine ulaflt›ramad›¤› için kaybeden köylülerin kareleri ile her gün karfl›lafl›yoruz. Devlet, köylülerin temel ihtiyaçlar›n› karfl›lama görevini üstlenen Köy Hizmetleri’ni özellefltirerek bu tür görüntülerle daha fazla karfl›laflmam›z› da garantilemifl oluyor. Köylüler “ülke kalk›n›yor, tüm ödemeler yap›l›yor” iddialar›na karfl›l›k günlük yaflant›s›nda birçok sorunla bo¤ufluyor. Hakkâri Yüksekova’ya ba¤l› Dikilitafl köylüleri de buna benzer s›k›nt›lar› yaflayan yerlerden sadece biri. Mezralar› ile birlikte 300 insan›n yaflad›¤› köyün tek okulu Deniz Gezmifller döneminde infla edilmifl. Geçen süre içinde devlet, köye tek bir çivi bile çakmam›fl, yollar› olmayan, e¤itim sorunlar› çözülmeyen köylüler, 22 Temmuz’da bunun hesab›n› sand›¤a gitmeyerek sordu. Oy vermeyerek öfkelerini dile getiren köylüler, sesimizin ulaflt›klar›ndan. Gazetemizi ald›klar›n› söyleyen Dikilitafl köyü muhtar› fiakir ‹lhan, tek haneli okulda ö¤rencilerin vardiyal› bir flekilde e¤itim gördü¤ünü anlatt›. Çocuklar›n bir bölümü d›flar›da iken di-

‹flçiler yemek boykotunda! Sefaköy’de kurulu bulunan Elektropak fabrikas›nda patronun bask›lar›na karfl›l›k iflçiler sendikan›n önderli¤inde eyleme geçti. Birleflik-Metal-‹fl Sendikas›’na üye 460 iflçi patronun, sendikas›zlaflt›rma ve ücretsiz izin haklar›na karfl› gelifltirdi¤i bask›lara karfl› bir haftal›k ifl yavafllatma eylemi ve yemek boykotu bafllatt›. 13 A¤ustos’ta bafllayan eylemlerde sendikal› olduklar› için

Oy kullanmayan köylülere devlet bask›s›! A¤r›’n›n Diyadin ilçesine ba¤l› 5 köyde köylüler 22 Temmuz seçimlerinde oy kullanmad›klar› için afliret ve jandarman›n bask›s›na maruz kal›yor. Diyadin ilçesine ba¤l› Taflbasamak (Mirzacan), Akçevre (Tapixert), Yuvaköy (Mela), Mollakarköy ve Ulukent köylüleri köylerine hiçbir yat›r›m›n yap›lmamas›, afliret ve jandarma bask›s›n› protesto etmek amac›yla 22 Temmuz genel seçimlerinde oy kullanmam›flt›.

Köylülerin bu tutumunu hazmedemeyen fiemski aflireti lideri ve ayn› zamanda AKP milletvekili Cemal Kaya jandarma ile birlikte köylüler üzerinde bask› yapmaya bafllad›. 1999 seçimlerinde bin 500 köylü olarak AKP’ye oy verdiklerini dile getiren Ulukent köyü muhtar› Selami Akyurt; geçen süre içerisinde sorunlar›n›n çözülmesi için herhangi bir ad›m at›lmad›¤›n› dile getirdi. Köylüler geçen y›l fiemski afliretinin adamlar› ta-

¤er bölümü içerde ders görüyor ard›ndan yer de¤ifltiriyorlarm›fl. Muhtar, okul için defalarca Valilik’e baflvurduklar›n› ancak hiçbir fleyin yap›lmad›¤›n› öfkeli sözlerle aktar›yor bize. K›fl›n 3–4 metre kar›n alt›nda yollar›n kapand›¤›n› ve her y›l 200–300 hayvan›n kar alt›nda telef oldu¤unu dile getiriyor. Konuflman›n ard›ndan yapt›klar›m›z›n emekçiler için ne kadar önemli oldu¤unu, halk›n bizi umut olarak gördü¤ünü daha iyi kavr›yoruz. Bizi köyüne davet eden fiakir ‹lhan misafir etmek istedi¤ini de sözlerine ekliyor. Devrimciler, ilericiler bugün yaflad›klar› darl›ktan dolay› emekçilerin birçok sorununa yan›t olam›yor. Halktan kopukluk devrimcilerde verilen mücadelenin hakl›l›¤› konusunda soru iflaretlerinin oluflmas›na neden oluyor. Bugün y›¤›nlar devletin zulmü alt›nda inliyor. ‹flçiler, köylüler sorunlar›na müdahale edecek, önderlik edecek insanlar› yani bizi bekliyor. Devrimciler halk›n üretti¤i yaflam›n derinliklerinden besleniyor. Onlarla bütünleflmek, umut olmak, umudu ço¤altmak bugün için daha bir önem kazan›yor. (Bir ‹K emekçisi)

raf›ndan sald›r›ya u¤rad›klar›n› ve iki kiflinin öldürüldü¤ünü, Cemal Kaya’n›n adamlar›n› k›sa bir süre sonra serbest b›rakt›rd›¤›n› aktar›yor. Beduyu aflireti olarak tüm bunlar› protesto etmek için oy kullanmayan köylüler seslerinin duyulmamas›ndan flikâyetçi. Köylüler tehditlerden, bask›lardan dolay› köylerinden d›flar› ç›kam›yor. Yapt›klar› tüm baflvurulara ra¤men valilik, kaymakaml›k ve belediyeden herhangi bir yan›t da alamam›fllar. (H.Merkezi)

üç defa ücretsiz izne ç›kar›ld›klar›n› dile getiren iflçiler kararl›. Ö¤le yeme¤inde eylem yapan iflçiler ”Sendika hakk›m›z söke söke al›r›z”, “Direne direne kazanaca¤›z” sloganlar›n› hayk›rarak fabrika bahçesine yürüdü. ‹flçiler patron taleplerini kabul edene kadar eylemlerine sürdüreceklerini ifade ediyorlar. (H. Merkezi)


24 Ağustos-6 Eylül 2007

14

81

Anti-revizyonist mücadele ve BPKD’nin önemi ve anlam›n› yeniden onaylamak üzerine deklarasyon Bizler, Marksist-Leninist, Mao Zedung Düflüncesi ve Marksist-LeninistMaoist partiler ve örgütler olarak, 1956 fiubat’›nda Sovyetler Birli¤i Komünist Partisi’nin (SBKP) 20. Kongresi’nin revizyonist içeri¤ine karfl› 1956’da bafllayan ve 1966’dan 1976’ya kadar Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne yol açan ve 1976’da Çin’de burjuvazinin iktidar› gasp›ndan sonra da devam eden modern revizyonizme karfl› mücadelenin önemini ve anlam›n› yeniden vurgulamak için bu deklarasyonu yay›nl›yoruz. Anti-revizyonist mücadelenin 50. y›ldönümü etkinliklerinden bir y›l sonra bu mücadeleyi ilerletece¤imiz üzerine kararl›l›¤›m›z› yeniliyoruz. Bizler, modern revizyonizme karfl› Çin Komünist Partisi’ne ve tüm Marksist-Leninist partilere önderlik eden Baflkan Mao’yu fleref kayna¤› kabul ediyor ve en yüksek sayg›y› duyuyoruz. SBKP’nin 20. Kongresi’nin hemen ard›ndan 1956 Nisan›’nda Halk›n Günlü¤ü gazetesinde “Proletarya Diktatörlü¤ünün Tarihsel Deneyimi” üzerine yaz›s› yay›nland›. Bu kongrede Kruflçev revizyonist kli¤i “kifli kültüne” karfl› ç›kma ad› alt›nda Marksizm-Leninizm’in temellerini ve Lenin ve Stalin’in partisinin sosyalizmi infla etme, faflizme karfl› savaflma ve 30 y›ldan fazla süre boyunca enternasyonal komünist harekete önderlik etme sürecinde elde etti¤i büyük devrimci kazan›mlar› inkar etti. Kruflçev’in önderli¤indeki Sovyet revizyonistlerinin eylemleri, proletarya diktatörlü¤üne karfl› ç›karak modern revizyonizmin fenomenlerini aç›kça ortaya koydular ve Sovyetler Birli¤i’ni kapitalist restorasyon yoluna soktular. Marksizm-Leninizm’i ve sosyalist sistemini y›kmak için Sovyet partisini, devleti, ekonomiyi ve kültürel kurumlar› yeniden örgütlediler. Proletarya diktatörlü¤üne karfl› ç›kt›lar ve “tüm halk›n partisi” ve “tüm halk›n devleti” kavramlar›yla burjuva popülizminin; “bar›flç›l dönüflüm”, “bar›flç›l rekabet” ve “bar›fl içinde yaflama” kavramlar›yla burjuva pasifizminin propagandas›n› yapt›lar. Enternasyonal komünist hareketi y›kmay› üstlendiler ve proletarya enternasyonalizmine karfl› ç›kmak ve enternasyonal komünist harekete

sini kulland›. Uluslararas› iliflkilerde, Sovyet revizyonistleri sosyalist söylemlerle emperyalizmi uygulad›. Mao yoldafl yaln›zca Sovyetler Birli¤i’nde ve Sovyet blo¤undaki di¤er ülkelerde yükselen ve büyüyen modern revizyonizmin elefltirisiyle yetinmedi. ‹ç çeliflkilerden ve d›fl etkilerden kaynakl› Çin’de geliflen modern revizyonizmin geliflimini de analiz etti. Proletarya diktatörlü¤ü alt›nda devrimi sürdürme teorisine uygun olarak ÇKP içindeki anti-revizyonist devrimcilerle birleflerek Büyük Proleter Kültür Devrimi’ni 1966 May›s›’nda bafllatt›. Bu, revizyonizme karfl› ç›kmak, kapitalizmin restorasyonunu engellemek ve sosyalizmi sa¤lamlaflt›rmak içindi.

ve ulusal kurtulufl hareketlerine sald›rmak için “bar›fl içinde yaflama”y› genel çizgi olarak kabul ettiler. Revizyonizm tüm eski sosyalist ülkeleri y›kt›. Bunlar› sosyal emperyalizmin sömürgelerine dönüfltürdü, dünya devrimci hareketini devrimci merkezinden mahrum b›rakt›, devrimci partileri y›kt› ve enternasyonal komünist hareket ve iflçi s›n›f› hareketi içine kar›fl›kl›¤›, bölünmeyi ve tasfiyecili¤i getirdi. Proleter s›n›f mücadelesini ve anti-emperyalist mücadeleyi afl›nd›rd› ve a¤›r yenilgilerin yaflanmas›na neden oldu. Enternasyonal proleter devrimin on y›llarca geri çekilmesine neden oldu. Modern revizyonizmin ideolojik, politik, sosyo-ekonomik ve kültürel nedenleri bulunmaktad›r. Temel nedenler aras›nda diyalektik materyalizmden sapmak, proleter s›n›f duruflunu ve s›n›f mücadelesini zay›flatmak veya terk etmek, zaman› geçmifl veya revizyonist Sovyet örne¤ine tapmak ve tamamen burjuva ideolojisi olarak modern revizyonizmin kap›s›n› açan bürokratlar›n ve entelektüellerin büyük ço¤unlu¤unun küçük burjuva toplumsal koflullar› ve düflünce tarz›n›n neden oldu¤u yozlaflmak bulunmaktad›r. Kiflisel ayr›cal›klar, yak›nlar›n› kay›rma, kariyerizm, iktidar suistimali, zenginleflme ve ben-merkezci ç›kar›n di¤er biçimlerini arzulayan küçük

burjuva düflünüfl biçimine sahip olanlar partinin, devletin, ekonominin ve kültürel kurumlar›n önderlik mekanizmas›nda yer alarak güçlendiler ve burjuva ideolojisi ve burjuva politikalar›n platformu olan modern revizyonizmi gelifltirdiler. Mao yoldafl, Marksizm-Leninizm’in teori ve prati¤ini modern revizyonist çizgiye karfl› savundu. Enternasyonal komünist hareket içinde kar›fl›kl›k ç›karmak ve Yugoslavya, Polonya, Macaristan ve Do¤u Avrupa’daki di¤er yerlerde sosyalist davaya karfl› düzensizlik ve isyan haz›rlama gerekçesiyle revizyonistleri suçlad›. Baflkan Mao’nun yönetiminde ÇKP delegasyonu 1957’de ve 1960’daki komünist ve iflçi partilerinin Moskova toplant›lar›nda antirevizyonist çizgiyi izledi. Daha sonras›nda ÇKP’nin önderli¤indeki Marksist-Leninistler Sovyet partisinin merkezini oluflturdu¤u modern revizyonistlere karfl› çok çeflitli konularda uluslararas› bir ideolojik mücadele bafllatt›. Ard›ndan, Baflkan Mao’nun önderli¤indeki Marksist-Leninistler Brejnev’in uzun rejimi döneminde tekelci bürokrat burjuvazi ve sosyal emperyalizm olgular›n› elefltirdiler ve reddettiler. Bürokratlar ve ifladamlar› devlet sektöründen çalarken tekelci bürokrat kapitalizm sosyalizm maske-

BPKD yoluyla proletarya diktatörlü¤ü flartlar›nda devrimi sürdürmenin teori ve prati¤i Marksizm-Leninizm’in geliflmesinde yeni ve daha yüksek bir aflamaya geçifli sa¤lam›flt›r. Kapitalizmden komünizme tarihsel geçifl döneminde sosyalizmi infla ederken karfl›lafl›lan bir dizi sorun ortaya serildi ve bu sorunlar›n çözülmesi için sosyalist toplumda s›n›flar›n ve s›n›f mücadelesinin varl›¤›n›, alt yap› ile üst yap› aras›ndaki iliflkiyi, kitle çizgisini, kültür devrimini, devrim ve üretimi, gençli¤in zaferini, fabrikalar›n ve komünlerin önderli¤ini ve siyasi iktidar organlar›n›n oluflmas›n› da içeren temel yöntemler ve ilkeler belirlendi. Bu konular Sovyetler Birli¤i’nin onlarca y›ll›k sosyalizm döneminde anlafl›lmam›fl veya anlafl›lamam›flt›r. BPKD’nin bafllamas› Sovyet deneyiminin anlafl›lmas›n› ve özetlenmesini sa¤lam›fl ve ÇKP içinde revizyonizme karfl› görülmemifl bir kitle seferberli¤i yaratm›flt›r. Mao yoldafl Çin proletaryas›na ve halk›na çeflitli hatalara ve güçlü has›mlara karfl› baflar›l› flekilde önderlik ederek Büyük Proleter Kültür Devrimi’nde zaferden zafere gidilmesini sa¤lam›flt›r. Ancak ölümünün ard›ndan Çin proletaryas›n›n ve halk›n›n düflmanlar› darbe yaparak sosyalist devrimi ve inflay› sa¤layan proleter devrimci çizgiyi yenilgiye u¤ratm›flt›r. O günden bu yana Çin’in yeni burjuva yöneticileri Çin iflçilerine ve köylüle-


81 rine karfl› en vahfli sald›r›lar› düzenlemektedir. “Çin Komünist Partisi” ad›n› kullanmaya devam etseler de gerçekte, Çin halk›n›n en kötü ezenleri ve sömürücüleridir. Çin’de her alandaki gerileme ve bozulmayla birlikte ABD ve di¤er emperyalist güçlerin eklentisi olarak büyük komprador, yar› sömürge statüsüne karfl› manifestolar bulunmaktad›r. Çin kendisini tamam›yla ABD ve di¤er emperyalist güçlerin dayatt›¤› emperyalist küreselleflme politikas›na ba¤lam›flt›r. Fakat Çin ayn› zamanda görece özerk bir emperyalist güç haline gelmeye çal›flmakta, Afrika, Latin Amerika ve Asya’da ekonomik yat›r›mlar›n› ve siyasi etkisini yaymaya çal›flmaktad›r. Bolflevik devrimi öncesi genel olarak geri ve yoksul ama emperyalist olan Rusya’n›n durumunu an›msatmaktad›r. Çin’de ve eski Sovyet blo¤u ülkelerde kapitalizmin tamamen restore edilmesi, revizyonist çizgi komünist veya iflçi partisi yönetiminde hâkim olursa veya parti ve devlet içindeki burjuvazi proletaryay› devirmek için yapt›¤› darbede baflar›l› olursa sosyalizmin kaybedece¤i üzerine Baflkan Mao’nun ö¤retisini do¤rulamaktad›r. Mao yoldafl bizlere modern re* Arjantin Devrimci Komünist Partisi flöyle düflünmektedir 1) Burjuvazi Çin’de iktidar› 1976’da de¤il (ilk paragrafa bak›n›z) Aral›k 1978’de ÇKP MK’n›n 12. Plenumunda ele geçirmifltir ve 2) Çin bugün emperyalist bir ülkedir. (Bak›n›z 15. paragraf) ** Hindistan Komünist Partisi (Maoist) Çin’in kendisini tamam›yla ABD ve di¤er emperyalist güçlerin dayatt›¤› emperyalist küreselleflmeyle ba¤lad›¤›n› vurgulamaktad›r. (15. paragrafa bak›n›z) *** Filipinler Komünist Partisi, ÇKP’nin SBKP’nin revizyonistleflmesinin ard›ndan ve ÇKP revizyonist olmadan önce enternasyonal komünist hareketin Marksist-Leninist merkezi oldu¤unu kabul etmektedir. (Bak›n›z 5. paragraf) ‹mzac›lar Almanya- Almanya Marksist-Leninist Partisi ABD- Marksizm-Leninizm-Maoizm Devrimci Çal›flma Grubu Arjantin- Arjantin Devrimci Komünist Partisi* Beyaz Rusya- Devrimci Komünist Grup-K›z›l Kama

15 vizyonizme karfl› ç›kmak ve onu yenmek ve sosyalizmin güçlerini daha da gelifltirmek için bir miras b›rakm›flt›r. Revizyonizmin, modern revizyonizmin ve oportünizmin di¤er biçimlerinin devam eden tehlikelerine karfl› tetikteyiz. Bizler Baflkan Mao’nun Büyük Proleter Kültür Devrimi yoluyla devrimi proletarya diktatörlü¤ü alt›nda sürdürmeyi sa¤layan devrimci teori ve prati¤i yeniden onayl›yoruz. Bizler Baflkan Mao’nun proleter devrimci çizgisine ve sosyalizme ihanet eden Liu fiaofli-Deng Sioping kli¤ini ve yeni Çin burjuvazini mahkûm ediyoruz. Yeni demokratik ve sosyalist devrimi ve inflay› sürdürme üzerine proletaryan›n tarihsel misyonunu kararl›l›kla yerine getirece¤imizi yineliyoruz. Eski revizyonist yönetimli ülkeleri saran tüm fleytanlar bizleri Marksizm-Leninizm-Maoizm’i modern revizyonizme karfl› daha fazla yükseltmemize ve sosyalizmin devrimci davas›n› ilerletmemize neden olmaktad›r. Modern revizyonizmin MarksizmLeninizm’e ve proletarya diktatörlü¤üne karfl› geçici zaferiyle birlikte ABD önderli¤indeki tekelci kapitalizm, “serbest piyasa” küreselleflmesi, ›rkç›l›k, bask› ve sald›rganl›k savafllar›nda oldu¤u gibi proletarya ve ezilen halklara yönelik en a¤›r sald›r›lar› düzenlemektedir. Bask›n›n ve sömürünün art›fl›na ba¤l› olarak proletarya ve halklar silahl› mücadele ve di¤er direnifl biçimleriyle direnifllerini yükseltmektedir. Gerçek sosyalizm u¤runa mücadelenin yükselifli için Marksizm-Leninizm ve Maoizm’i savunmak yeterli de¤ildir. Enternasyonal Marksist-Leninist ve iflçi s›n›f› hareketi sosyaliz-

Brezilya- Brezilya Komünist Partisi (K›z›l Fraksiyon) Endonezya- Endonezya Komünistler Birli¤i Filipinler- Filipinler Komünist Partisi*** Hindistan- Hindistan Komünist Partisi (Maoist)** ‹talya- Direnifli Destekleme Komitesi- Komünizm ‹çin (CARC) Moldova- Maoist Anti-Emperyalist Grup Panama- Panama Komünist Partisi Peru- Peru Komünist Partisi (Marksist-Leninist)

24 Ağustos-6 Eylül 2007

min revizyonizm taraf›ndan geriletilmesinden ve revizyonizme karfl› 50 y›ll›k mücadelenin zaferlerinden dersler ç›karmal›d›r. Marksist-Leninist partileri dünya çap›nda kurmak, da¤›n›kl›¤›n üstesinden gelmek, kitlelerle s›k› ba¤lar› olan proleter devrimci partileri güçlendirmek ve enternasyonal devrimci iflbirli¤ini gelifltirmek insanl›¤›n kurtuluflu için ideolojik, politik ve örgütsel önflartlar aç›s›ndan esast›r. Marksist-Leninist-Maoist partiler için birleflmek ve emperyalizme, revizyonizme ve gericili¤e karfl› ulusal kurtulufl, demokrasi ve sosyalizm için sorumlu oldu¤u ülkelerde ve dünya çap›nda halk› ve proletaryay› canland›rmak, örgütlemek ve seferber etmek enternasyonal bir görevdir. Bizler Marksizm-Leninizm-Maoizm’in rehberli¤inde daha büyük zaferler kazanmada ve devrimci mücadelede kararl›l›¤›m›z› bir kez daha yineliyoruz. Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao’nun ö¤retilerini yükselt, savun ve gelifltir! Modern revizyonizme karfl› Marksizm-Leninizm-Maoizm’i sahiplen! Emperyalizme, revizyonizme ve gericili¤e karfl› devrimi ileriye tafl›! fian olsun Büyük Proleter Kültür Devrimine! Yaflas›n tüm Marksist-LeninistMaoist partiler! Yaflas›n proletarya enternasyonalizmi! Yaflas›n Maoizm!

Marksizm-Leninizm-

RusyaRusya Maoist Parti TürkiyeTürkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Uruguay- Uruguay Devrimci Komünist Partisi Yunanistan- Yunanistan Komünist Partisi –Marksist-Leninist 1 May›s 2007 (‹mzalar 13 A¤ustos 2007 tarihinde güncellenmifltir)

Mao yoldafl yaln›zca Sovyetler Birli¤i’nde ve Sovyet blo¤undaki di¤er ülkelerde yükselen ve büyüyen modern revizyonizmin elefltirisiyle yetinmedi. ‹ç çeliflkilerden ve d›fl etkilerden kaynakl› Çin’de geliflen modern revizyonizmin geliflimini de analiz etti. Proletarya diktatörlü¤ü alt›nda devrimi sürdürme teorisine uygun olarak ÇKP içindeki anti-revizyonist devrimcilerle birleflerek Büyük Proleter Kültür Devrimi’ni 1966 May›s›’nda bafllatt›. Bu, revizyonizme karfl› ç›kmak, kapitalizmin restorasyonunu engellemek ve sosyalizmi sa¤lamlaflt›rmak içindi.


16

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

“Silahl›-silahs›z siyaset belgesi” TC’nin gerçek anayasas›d›r! Yar›-sömürge, yar›-feodal bir sosyoekonomik yap›ya sahip devletlerin temel özelliklerinden birisi gerek emperyalizm merkezli gerekse de ülke içi dinamiklerden kaynakl› daimi krizlerinin her dalgalanmas› s›ras›nda yaflad›¤› sars›nt›n›n da büyük olufludur. Ekonomik ve politik olarak tafl›nan güçsüzlük TC devletinin manevra alan›n› k›s›tlamakta ve içine düflülen yönetememe krizi egemen s›n›flar›n aras›nda klik dalafllar›n› keskinlefltirmektedir. Halk kitleleri üzerindeki faturalar a¤›rlafl›rken, askeriye-polisiye ve hukuki sald›r›lar azg›nlaflmaktad›r. TC devletinin tarihine bakt›¤›m›zda aç›k-örtülü askeri darbeler, hükümetlere verilmifl muht›ralar rejimin fay hatlar›nda yaflanan birer deprem olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Bu depremlerden sonra, askeri-polisiye gücü ve parlamentosuyla TC devleti emperyalistlerin güncel ihtiyaçlar› paralelinde yeniden dizayn ediledursun, enkaz›n alt›nda her zaman ezilen-sömürülen genifl halk kitleleri kalmaktad›r. Tüm bunlar faflist-Kemalist rejimin k›s›r döngüsüdür. fiimdilerde c.baflkanl›¤› seçimi “giriflimi” ve 22 Temmuz genel seçimleri vesilesi ile egemen s›n›flar aras›nda yaflanan dalgalanmalar da rejimin siyasal k›r›lganl›klar›n› bir kez daha gün yüzüne ç›karm›flt›r. 12 Eylül Askeri Faflist Anayasas›’n›n bile kitab›na uydurulamayacak denli hukuki zorlama ve dalavere politikalar› sonucu, sözde “burjuva parlamenter” kabuk çatlam›fl ve faflizmin s›n›r tan›maz karanl›k yüzü görünür olmufltur. Kendisini TC devletinin kurucusu ve hamisi gören Türk Silahl› Kuvvetleri (TSK) merkezli bürokratik klik, laiklik ve milliyetçilik bayra¤›n› halk›n ve rakiplerinin üzerine sallayarak, askeri muht›ralar vererek, ›smarlama Cumhuriyet Mitingleri düzenleterek, her türlü flantaj, tehdit ve kontrgerilla taktiklerini icra ederek ülkenin gerçek sahipleri olduklar›n› hayk›rm›fllard›r. Bu kli¤in h›rç›nca tepinmeleri, karfl›lar›nda gerçekten Kemalist rejimi tehdit eden bir gücün varl›¤›ndan ileri gelmedi¤i gibi, parlamentonun çürük koltuklar›na yap›flarak ma¤durca s›zlanan AKP hükümeti ve çevresi de asla faflist-Kemalist rejimle kan uyuflmazl›¤› yaflamamaktad›r. Sorun dün oldu¤u gibi bugün de baflta ABD emperyalizmi olmak üzere di¤er emperyalist devletlerin gönüllü jandarmal›¤› rolünde emperyalist çok uluslu flirketlerin ekonomik reçetelerinin memurlu¤unda ilk s›ray› kapma sorunudur. Laiklik-fleriat ikileminde kopart›lan gürültüler de, kendini pazarlama u¤rafl›nda at›lan iflportac› naralar›ndan öte anlam tafl›mamaktad›r. Ancak, TC’nin “seçkinleri” olan TSK merkezli bürokratik klikle AKP merkezli “seçilmifl” klik aras›nda yafla-

Kemalizm’in krizi yükseliyor, çürümesi h›zlan›yor nan söz düellosunu “demokrasi” kavgas› zannedip, rejimin hayati bir dönemeç noktas›nda oldu¤u havas›na kap›lan genifl bir kesim bulunmaktad›r. Bir taraf “laik-hukuk devletinin” temelleriyle oynand›¤› sav›yla silahlar›n›n ucunu gösterirken di¤er taraf statükocu, otoriter rejime karfl› “demokrasi” bayra¤›na sar›l›yor. ‹ki taraf da ülkeyi di¤erinin flerrinden koruyup, kurtarmaya çal›fl›yor! Oysa gerçek, görünenin ötesindedir ve egemen s›n›f kliklerinin bu yapay gündemleri, bu “demokrasi”cilik oyunlar› halk kitleleri karfl›s›nda tak›nd›klar› roller gere¤idir. Devletin gerçekli¤i daha “derinden” yaflam bulmaktad›r.

“Derin devlet”, derin “demokrasi”… Öncelikle flunun alt› kal›nca çizilmelidir: TC devletinin siyasi kaderi de¤iflmez bir biçimde askeri koridorlarda tayin edilmektedir. ABD emperyalizminin güdümündeki NATO askeri örgütünün Türkiye seksiyonu olan TSK’n›n, ülke içinde ve d›fl›nda belirledi¤i “k›rm›z› çizgiler”, sivil toplum örgütlenmelerinden TBMM’ye kadar bütün siyasal alan›n da s›n›rlar›n› belirlemektedir. Eski Refah Partisi milletvekili Mehmet Bekaro¤lu bir söyleflisinde, milletvekili olur olmaz

önlerine “TC devletinin k›rm›z› kitab›”n›n konuldu¤unu, bu kitab›n direktiflerine uygun siyaset yapman›n dayat›ld›¤›n› ifade ederken yine bu “k›rm›z› çizgiler”den bahsediyordu. “Derin devlet” diye adland›r›lan ve bugün art›k devletin en yetkili a¤›zlar›n›n dahi inkar etme gere¤i duymad›¤› devlet çekirde¤i, Süleyman Demirel’in ifadesiyle “devletin yetmedi¤i/yetersiz kald›¤› zaman devreye girmektedir.” Oysa durum bunun da ötesindedir. Parlamento gömle¤inin dar geldi¤i, emperyalizmin yeni askeri-siyasal-ekonomik projeleri için devletin yeniden dizayn edilmesine ihtiyaç duyuldu¤u zamanlarda yap›lan askeri faflist darbelerin ötesinde, “derin devlet” sürekli olarak ülkenin dümeninde bulunmaktad›r. Dolay›s›yla görünürdeki devlet, derin devletin yasal görünümünden farkl› bir fley de¤ildir. Devletin derindeki iflleyifli “gayri nizami harp”, di¤er deyimle “kontrgerilla savafl kurallar›na göre flekillendirilmifl, ABD patentli taktiklerle yol almaktad›r. Amerikan Özel Harekat Birlikleri’ne ait FM (Field Manual) 31-15 Talimnamesi’nin Türkçe versiyonu olan Sahra Talimnamesi, bugün TSK’n›n Özel Harp Dairesi eliyle ortaya konan faaliyetlerinin ilham kayna¤›n› oluflturmaktad›r.

Sahra Talimnamesi’nde yaz›l› aç›k ve gizli gayri nizami faaliyetleri; ‘Adam öldürme, bombalama, silahl› soygunculuk, iflkence, kötürüm b›rakma, adam kaç›rmak suretiyle tedhifl ve olaylar› tahrik, misilleme ve rehinelerin al›konulmas›, kundakç›l›k, sabotaj, propaganda ve yalan haber, zorbal›k ve flantaj…’ fleklinde s›ralan›yor. ABD’nin iflgal edece¤i topraklardaki özel kuvvetlerin yapaca¤› faaliyetleri içeren bu talimname Türkiye’de ise Türk milletine karfl› uygulan›yor…” (Gündem, 13 Haziran 2007) Yak›n tarihe flöyle bir bak›ld›¤›nda, Mersin’deki bayrak provokasyonu ve bunu takip eden linç giriflimleri, Kürt ulusuna, devrimci ve demokratlara yönelik fiili ve hukuki sald›r›lar, Hrant Dink’in katledilmesi, Dan›fltay Bask›n›, Diyarbak›r, Van ve fiemdinli’deki bombalama sald›r›lar› –ki bu son giriflimlerinde üç kontra eleman› halk taraf›ndan yakalanm›fl ve Genelkurmay Baflkan›nca sahip ç›k›lm›flt›- ‘gayri nizami harb’in kurallar›na göre hayata geçirilmifltir. Özellikle son süreçte Atatürkçü Düflünce Dernekleri, Kuvayi Milliye, Vatansever Güç Birli¤i Derne¤i türü emekli “paflalar” eliyle “sivil” uzant›lar›n› ço¤altan, Atabeyler, Sauna vb. çete örgütlenmeleri ile geniflleyen savafl alan› en son bizzat Genelkurmay Baflkan› Büyükan›t’›n halk› “toplumsal reflekse” davet eden ça¤r›s› devletin “derin” projelerinin birer ürünü olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Devletin “derinliklerinde” bütün bunlar olup biterken “askeri vesayet rejimine karfl›” oldu¤u ve bu yüzden ordu ile parlamento kürsüsünde mücadele etti¤i görüntüsü veren hükümetin rolüne de de¤inmek gerekiyor. TC’nin D›fliflleri Bakan› A. Gül’ün 30 Haziran 2007’de Hürriyet Gazetesi’nde yay›mlanan röportaj›, bu rolün kapsam›n› aç›klamas› bak›m›ndan itiraf niteli¤indedir. A. Gül’ün sözlerine bak›ld›¤›nda derindeki devletle yüzeydeki devletin, parlamento arkas›nda nas›l da el ele tutufltuklar› ve tam bir uyum içinde olduklar› görülecektir.

ST-31-15’ten “Sivil silahs›z siyaset belgesine” A. Gül, devletin, tüm kurum ve güçleri ile egemen s›n›f ç›karlar› do¤rultusunda halka karfl› örgütlenmifl bir bask› arac›ndan öte bir fley olmad›¤›n› flafl›rt›c› bir aç›kl›k ile ortaya sermekte-itiraf etmektedir. Askeri, polisi, istihbarat örgütleri ile topyekün bir seferberlik halinde iç savafla göre konumland›¤› anlafl›lan devlette “valisinden en düflük düzeydeki memuruna kadar, çok say›da bakanl›ktan kamu kurulufllar›na kadar herkesin üzerine


17

81 düflen görevler var” diyor. Ve bu görevler asla “demokrasinin” icras›yla ilgili de¤il. MGK’n›n fiubat 2006 tarihinde “Gizli 61 Madde”lik eylem plan› parlamentonun önüne “sivil silahs›z siyaset belgesi” fleklinde ödev olarak konulmufltur. Bu ödevin içeri¤ine bak›ld›¤›nda görülecektir ki, “sivil siyaset” olarak sunulan ve yaflam›m›z›n her alan›na s›zm›fl olan bu maddeler ezilen halk kitlelerini siyasalekonomik-kültürel ve psikolojik bir kuflatma projesidir. Yani “gayri nizami harbin” asker eliyle yap›lamayan›n›n, sivil bürokrasi eliyle yaflam bulmas› söz konusudur. A. Gül’ün söylemiyle, “61 maddelik bu plan, silahl› mücadele d›fl›ndaki her önlem ve hedefi kaps›yor. MGK’n›n fiubat 2006 toplant›s›nda kabul edildi. Baflbakan’›n talimat›yla uygulamaya konuldu. Bakanlara da¤›t›ld›…” Böylece TC rejiminin iflleyiflini de özetlemifl oluyor. A. Gül “terörle mücadele” ad› alt›nda yaflama geçirilen bu iç savafl projesinin kapsam›n› flöyle aç›klamaktad›r; “… Örne¤in din e¤itiminden, k›z çocuklar›n›n e¤itimine kadar… Spor faaliyetlerinden, ekonomik kalk›nma ve istihdama kadar

A. Gül devam ediyor söyleflisine; “… Deniliyor ki panzer laz›m. Hemen al›n›yor veya s›n›ra güvenlik aç›s›ndan gölet, baraj laz›m yap›l›yor…” ‹flçisini, memurunu ve köylüsünü yoksulluk s›n›r›n›n alt›nda yaflat›p, tüm sosyal haklar›n› budarken halka karfl› savafl için panzer mi laz›m? Hemen al›n›yor. Yasa m› ç›kar›lmas› gerekiyor? Hemen ç›kar›l›yor. Silah m› laz›m? Hemen ABD ile 10 milyar dolarl›k anlaflmaya imza at›l›yor. Geçici Köy Korucular›n› memnun mu etmek gerekiyor? Derhal maafllar› yükseltiliyor. Hiçbir ekonomik getirisi olmad›¤› halde, do¤a ve tarihi dokuyu yok etme pahas›na gerillan›n manevra alan›n› daraltmak için baraj m› laz›m Dersim’de Munzur’a, Batman’da Hasankeyf’e baraj yap›l›yor. ‹çme suyundan dolay› tüm köylünün kanser oldu¤u, su ihtiyaçlar› için kilometrelerce öteden su tafl›yan, halen stabilize yolu bile olmayan köyler varken, buralar› “unutan” devlet, iç savafl planlar› gere¤i hemen asfalt yollar yap›yor, içme suyu sa¤l›yor. “Sivil silahs›z siyaset belgesi”nin itiraf edilemeyen daha çok fazla icraat›n›n oldu¤u muhakkak. Ancak salt A. Gül’ün

Hareketi ve Kürt Ulusal Hareketi için de Kemalizm üzerine kafa kar›fl›kl›¤› devam etmektedir. Dolay›s›yla devletin niteli¤i konusunda da biçimsiz-soyut teori ve belirlemeler yapmaktad›rlar. Özellikle c.baflkanl›¤› seçim süreci, genel seçimler ve flimdi de AKP hükümetinin “yeni sivil anayasa” yapma gündemleri etraf›nda, s›n›f tahakkümüne dayal› devlet teorisini bir kenara b›rakarak-kendilerince aflarak “devletlerin edilgenleflmekte oldu¤unu, küreselleflen dünyan›n ulus devletleri de¤ifltirdi¤ini” iddia ederek birbirini tutmayan belirlemelere saplanmaktad›rlar. TC’nin baflta ABD emperyalizmi olmak üzere AB ve Rusya gibi emperyalist ülkelerle yar›-sömürge statüsündeki iliflkiler görmezden gelinerek kimisi ordu için, kimisi TBMM ve AKP hükümeti için abart›l› siyasal irade atfetmektedirler. Ülke içi siyasal yap›lanmalarda olsun, Ortado¤u üzerine iflgalci, sald›rgan projelerde olsun, emperyalist devletlere ra¤men her an kendi bafl›na ad›m atabilecek bir irade/inisiyatif yüklenmektedir TC

24 Ağustos-6 Eylül 2007 yörüngesindeki Kürt Ulusal Hareketi olmaktad›r. “Derin devlet” güçlerine ve ordunun “flahin” kesimine karfl› AKP ve DP gibi düzen partileriyle ittifak› bile önermekte, Milli ‹stihbarat emeklilerinin ve Kenan Evren’in sözlerine tutunmaya çal›flmaktad›rlar. Ve do¤al olarak Kürt Ulusal Hareketi ve benzer analizleri paylaflan ancak Kürt Ulusal Hareketi’nin bir ad›m gerisinden gelen reformist çevreler, Türkiye’deki “demokrasi” sorununu, ellerine oy anahtar›n› al›p parlamento kilidine sar›larak çözebileceklerine inanmaktad›rlar. ‹flte “burjuva-liberal” ayd›nlardan tutal›m da silahl›-silahs›z reformizmin askeri-faflist devlet gerçekli¤i üzerine yapt›klar› “demokrasi” güzellemeleri, onlar› bu devlet sistemini aklayan, bu sisteme dahil eden bir aflamaya getirmifltir. TC devleti hiçbir kuflkuya yer vermeksizin iktidar›ndaki s›n›flar›n ç›kar› üzerine kurulmufl ve bu ç›karlar› korumak üzere askeri, sivil tüm olanaklar›yla biçimsel kimi de¤iflikliklere u¤rat›lmas›, revize edilmesi

’nin “seçkinleri” olan TSK merkezli bürokratik klikle AKP merkezli “seçilmifl” klik aras›nda yaflanan söz düellosunu “demokrasi” kavgas› zannedip, rejimin hayati bir dönemeç noktas›nda oldu¤u havas›na kap›lan genifl bir kesim bulunmaktad›r. Bir taraf “laik-hukuk devletinin” temelleriyle oynand›¤› sav›yla silahlar›n›n ucunu gösterirken di¤er taraf statükocu, otoriter rejime karfl› “demokrasi” bayra¤›na sar›l›yor.

TC

madde madde hedefler konuldu. ‹llere verilen teflvikleri tesadüf sanmay›n… Milli E¤itim Bakanl›¤› ve Gençlik Spor Müdürlü¤ünün ortak giriflimi, sivil toplum örgütlerinin deste¤i ile bölge çocuklar› için önemli tarihi yörelere turlar düzenleniyor, çocuklar tatilde yazl›k kamplarda konakl›yor… 51 bin yetiflkine birinci ve ikinci kademe Türkçe kursu verildi, ilkokul diplomas› ald›lar…” Düflman cephesini etkisizlefltirme, bozma ve sat›n alma üzerine bir karargah komutan› edas› ile konuflan Gül, sadece illere verilen teflviklerde de¤il, halk›n yaflam›n›, bilincini etkileyen her alanda olup bitenin “tesadüf olmad›¤›n›” itiraf da etmifl oluyor ayn› zamanda. Anlafl›l›yor ki özellikle T. Kürdistan›’ndaki çocuklar›n kollar›ndan çekifltirile çekifltirile okula götürülmeleri hiç de “sosyal devlet”in görev aflk›ndan de¤ilmifl. Ekranlara boy boy ç›kan medya ünlülerinin “haydi çocuklar okula!” diyerek yapt›klar› dokunakl› ça¤r›lar›n arkas›nda MGK’n›n savafl planlar› yatmaktaym›fl. “Baba beni okula gönder” diyerek a¤lat›lan k›z çocuklar›, aç›lan binlerce kuran kursu, vak›f yurdu, tarihi turistik geziler, spor yar›flmalar› devletin halk› ö¤ütme makinesinin birer flubesi olarak ifllevlendirilmifl.

itiraflar› boyutuyla bakt›¤›m›zda halk›n bilincinin felce u¤rat›lmas› ve faflist rejime “kazan›lmas›” için devletin tam bir ideolojik bütünlükle hareket etti¤i görülüyor.

Halk›n ç›kar› devrimci siyasettedir Bugün devletin niteli¤i üzerine, “küreselleflen” dünya sistemi içinde “yeniden yap›land›rma” ad› alt›nda sürgiden tart›flmalar ve yan›lsamalarla dolu bir süreçten geçiyorken; yukar›da derini ve yüzeyi ile yaflayan devlet gerçekli¤i karart›lmak istenmektedir. Kemalist tarih ve ideoloji üzerine “ilericilik” misyonu ve payeleri biçen “burjuva liberal” ayd›nlar› bir kenara b›rak›rsak Türkiye Devrimci

egemen s›n›flar›na. Öte yandan devletin, fliddet üzerine kurulmufl iç yap›lanmas›n›, resmi-gayri resmi tüm örgütlenmeleri ile komprador burjuvazi ve toprak a¤alar› s›n›f›n›n iktidar›n›n örgütlenmifl biçimi oldu¤u gerçe¤i has›ralt› edilerek TC devletinde temel sorunun demokrasiyi ülkeye egemen k›lmaya çal›flan bir hukuk devleti infla etmeyi isteyenlerle (ki bu çevreye AKP’den, pusulas›n› “AB de¤erlerine” çevirmifl tüm güçler girmektedir), öteden beri ülkeyi “dünyaya kapatm›fl”, hantal, statükocu çevreler (a¤›rl›kl› olarak TSK merkezli güçler kastedilmektedir) aras›ndaki mücadele oldu¤unu iddia etmektedirler. Bu tür analizlerde bafl› çeken ise maalesef bu çarp›tmalardan medet uman sistem içi demagoglar de¤il, ‹mral›

s›n›fsal özünü de¤ifltirmeyecektir. Aksine faflizmi cilalayan, tahkim eden ve halk kitlelerinin köleli¤ini, bilinç bulan›kl›¤›n› uzatmaya yarayacakt›r. Kald› ki TC devletinin en yetkili a¤›zlar›ndan A. Gül’ün ifade ettikleri, kendi s›n›f ç›karlar›n› korumak üzere halka karfl› her yönden silahland›klar›n› göstermektedir. Faflizmin ezilen halk kitlelerine karfl› silahl›-silahs›z tüm sald›r›lar›na karfl› koyup onu alt edecek yegane güç proleter s›n›f ideolojisinde yatmaktad›r. Proletaryan›n devrimci ideolojisi rehberli¤inde faflizmin her türlü ideolojik, askeri ve ekonomik sald›r›lar›na karfl› halk kendi savafl›n› vermelidir. Bunun ülkemizdeki ad› da Halk Savafl›’d›r.


18

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

Melih Gökçek su sorununu çözdü; “Ya¤d›r Mevla’m su” “Küresel ›s›nma” kaynakl› mevcut barajlar›n yeterli miktarda su toplayamayaca¤›n› “sa¤›r sultan” dahi duymuflken gözleri ABD dolar›ndan baflka bir fley görmeyen, ç›kar ve ranttan baflka bir fleyi kulaklar› duymayan yönetimsel engelli ‹. Melih Gökçek duymam›fl ya da günübirlik politikalar daha kârl› geldi¤inden Ankara halk›n›n temel ihtiyac›n› göz ard› etmifltir. Ankara’da bugünlerde hareketli günler yaflan›yor. “Allah’›n susuzlukla cezaland›rd›¤›” Ankaral›lar, kesilen sular›n›n yaratt›¤› s›k›nt›lar› sokaklara dökülerek protesto ediyor. Su kesintilerinin bafllamas›ndan bu yana neredeyse her gün binlerce insan özellikle emekçi semtlerde su konusunda var olan çifte standarda duyduklar› öfke ile yollar› keserek, su tankerlerine el koyarak “Gökçek istifa”, “Gökçek’siz bir Ankara daha güzel” sloganlar›yla kendilerine yaflat›lan susuzlu¤a karfl› tepkilerini dile getiriyorlar. 1 A¤ustos tarihinden itibaren su kesintilerine bafllanan Ankara’da yeni su “düzeni” “iki gün su, iki gün kesinti” fleklinde aç›klanm›flt›. Ancak bu kesintilerin on günden fazla sürmesinden kaynakl› Ankaral›lar›n yaflam› çekilmez hale geldi. Gerekli önlemlerin al›nmamas› ve flehrin alt yap›s›n›n bozuklu¤undan kaynakl› su sorunu baflka sorunlar› da beraberinde getiriyor. Y›llard›r yerel yönetim anlay›fl›n› ve belediyecili¤i “kald›r›m, park belediyecili¤i”ne indirgeyen ve herhangi bir planlama, altyap› hizmeti verilmeyen flehirlerde gelinen aflamada m›zra¤›n çuvala s›¤mamas› gibi sorunlar da art›k örtbas edilemeyecek boyutta artm›fl, bu durum her geçen gün daha fazla büyümüfltür. Nüfusu milyonlar› aflan Ankara, ‹stanbul, ‹zmir gibi büyük flehirlerde; artan nüfus oran›, büyüyen çarp›k kentleflme ile birlikte, yap›lmayan altyap› çal›flmalar›, günübir-

imler t e n ö y l e Yer Yerel yönetimler incelendi¤inde ortaya ç›k›fllar› ve bir yönetim biçimi olarak geliflmelerinin ve günümüze kadar gelmelerinin çok eski tarihlere dayand›¤› görülür. ‹nsano¤lunun toplu halde yaflamaya bafllamas› ile birlikte yerel yönetim anlay›fl›n›n da olufltu¤unu görürüz. Feodalizm tarihi boyunca beylikler, derebeylikleri ad›yla örgütlenen ve bu beyliklerin denetiminde sürdürülen yerel yönetim kapitalizmin geliflmesi ile birlikte daha merkezi bir örgütlenme ile yeniden yap›land›r›l-

Y›llard›r meslek odalar›n›n yapt›¤› uyar›lara ra¤men ve herhangi bir hizmet götürülmemesinden kaynakl› ileride “su sorununun” bafl gösterece¤i bilinmesine ra¤men baflta Ankara Büyükflehir Belediye Baflkan› ‹. Melih Gökçek olmak üzere konunun tüm muhataplar› buna kulaklar›n› t›kam›flt›r. “Küresel ›s›nma” kaynakl› mevcut barajlar›n yeterli miktarda su toplayamayaca¤›n› “sa¤›r sultan” dahi duymuflken gözleri ABD dolar›ndan baflka bir fley görmeyen, ç›kar ve ranttan baflka bir fleyi kulaklar› duymayan yönetimsel engelli ‹. Melih Gökçek duymam›fl ya da günübirlik politikalar daha kârl› geldi¤inden Ankara halk›n›n temel ihtiyac›n› göz ard› etmifltir. Kentin içme suyu kanalizasyon ve ya¤mur suyu tesisleri ile u¤raflacak kurumun siyasi rant için köprü kavflak ve yol yapan hale getirilmesi, bugün daha fazla hissetti¤imiz suyun özellefltirilme

planlar›n›n bir sonucudur. Bundan dolay› “sudan meselelerden” uzak duran Ankara Büyükflehir Belediyesi ve baflkan› Gökçek, Devlet Su ‹flleri’nin her y›l revize etti¤i öngörülere göre; içme suyu ikinci aflama projesini 2005’te uygulamaya sokulmas›n›n gerekmesine ra¤men, Gökçek bundan tam 3 y›l önce Gerede’den getirilecek içme suyu projesi için hazine müsteflarl›¤›na; “Borç stoklar›m›z› art›rmak istemiyoruz, bizim önceli¤imiz içme suyu de¤il, metro projesi” demifltir Ankara’da y›llard›r yol, kavflak, metro ve di¤er alt yap› çal›flmalar›n› özel sektöre devrederek buralardan halk›n cebinden al›nan paralarla büyük vurgunlar gerçeklefltirilmifltir. Bugün ayn› fley su için yap›l›yor. Su da¤›t›m ifllerinin ihaleler yoluyla tafleron flirketlere devredilmesi daha flimdiden tekeller için bir rant kap›s› haline gelmifltir. Bu gerçe¤i “ben özellefltirmeyi seven bir belediye baflkan›y›m” diyerek saklama gere¤i dahi görmüyor Gökçek. Ankara’n›n 2027’ye kadarki su ihtiyac›n›n karfl›layacak olan Gerede Sistemi Projesi’nin hayata geçirilmemesi, asl›nda sistemin di¤er tüm alanlar›nda oldu¤u gibi belediyelerin de tekellerin rant kap›s› oldu¤unu ve halka hizmet götürme gibi bir dertlerinin olmad›¤›n› gösteriyor. Gelinen aflamada “susuzluk sorunu” Ankara’da yaflayan emekçi halk›n yaflam›n›

m›fl ve kapitalizmin ihtiyaçlar›na göre flekillendirilmifltir. Deyim yerinde ise merkezi devlet yap›s› bir gövde ise yerel yönetimler bu gövdenin kan dolafl›m›n› sa¤layan damarlard›r. Yerel yönetimlerin ülke ekonomisinin yönlenmesinde önemli bir pay› vard›r. Ülke sanayileflmesinin altyap› hizmetlerini belediyeler yürütmektedir. Yine belediyeler insan yaflam›n›n, sosyal ve kültürel faaliyetinin toplumsal gereksinmelerinin her alan›nda görev al›rlar. Bu nedenle belediyeler sermaye çevreleriyle yak›n iliflkiler içerisindedir. Ülkemizdeki yerel yönetimcilik ülkemizin sosyo-ekonomik yap›s›na uygun bir karakter tafl›maktad›r. Ve bundan dolay›d›r ki çokça laf› edilen

“demokratik yap›s›” bir aldatmacad›r ve siyasi partilerin kendisine genifl bir taban bulmas› büyük ölçüde belediye yönetimlerine hâkim olmaktan geçmektedir. Bugün AKP’nin büyük oranda oy almas›n›n bir nedeni de belediyelerin büyük ço¤unlu¤una hâkim olmas› ve buralarda yaratt›¤› olanaklard›r. Gerçek anlamda yerel yönetimlerin demokratikleflmesi, halkla birlikte, halk için hizmet anlay›fl› faflizm koflullar›nda tam anlam›yla ve uzun süreli mümkün de¤ildir. Yerel yönetimlerin gerçekten demokratiklefltirilmesi, bürokratik yap›dan kurtulmas› ancak Demokratik Halk ‹ktidar› ile mümkün olacakt›r.

lik popülist politikalara ba¤l› olarak bu sorun elbette ki daha da büyüyor ve yak›c› olarak kendini hissettiriyor. Ankara’n›n co¤rafik özellikleri, iklim koflullar› göz önüne al›nd›¤›nda verilmeyen ya da çarp›k bir flekilde plans›z yap›lan altyap› hizmetleri de sorunun bu kentte daha erken a盤a ç›kmas›na ve büyümesine neden olmufltur. Bugün gelinen aflamada art›k Ankara’da altyap› ve su sorunu kentin bafll›ca sorunu haline gelmifltir.

Ankara’da musluk sermayeye ak›yor!

çekilmez hale getirmifltir. Zengin ve devlet bürokrasisinin üst tabakalar›n›n yaflad›¤› semtlerde su kesintilerine neredeyse hiç rastlanmazken Mamak gibi emekçi kesimin yo¤un yaflad›¤› mahallelerde günlerce su kesintileri yaflanmaktad›r. Yarat›lan bu çifte standart bir yandan halk›n tepkisini çekerken di¤er yandan susuzlu¤un sadece emekçi halka dayat›ld›¤›n›n bir örne¤idir. Yaflananlar karfl›s›nda ve bu yang›ndan kendini kurtarmak için Gökçek daha öncesinden “Allah’a havale etti¤i” su meselelerine iliflkin sorunlar› daha öncesinden pahal› diye hayata geçirmedi¤i “Gerede Projesi”nin yerine DS‹ taraf›ndan haz›rlanan Master Plan Raporu’nda en sa¤l›ks›z ve en pahal› seçenek olarak tespit edilen K›z›l›rmak’tan su getirme projesini hayata geçirmektedir. Bunu yaparken de daha öncesinden TV’lerin karfl›s›nda çay içerek halka da radyasyonlu çay içiren “atalar›n›n” edas›yla hareket etmekten geri durmuyor Gökçek. Bugün Gökçek de “K›r›kkalelilerin y›llard›r bu suyu içti¤ini ve ishal vakas›n›n dahi görülmedi¤ini” söyleyerek Ankara halk›na kirli ve zehirli K›z›l›rmak suyunu içirmek istemektedir. Bu, Gökçek’in y›llard›r yapmad›¤› çal›flmalar›n evrildi¤i boyut ve yükselen halk›n tepkisi ile beraber, içine düfltü¤ü kayg› ve yerel seçimlere kadar rahatlama kayg›s›ndan ileri gelmektedir. K›z›l›rmak suyuna iliflkin olarak; TÜDEF’in haz›rlad›¤› ve Baflkan Ali Çetin’in


81 aç›klad›¤› rapora göre, “K›z›l›rmak suyunun içinde siroza yol açan bak›r, geliflim bozuklu¤u yaratan kurflun, kansere yol açan arsenik ve nörolojik hastal›klara neden olan aliminyum gibi maddeler bulunmaktad›r”. Bunlar da göz önüne al›nd›¤›nda ileride Ankaral›lar›n suya ba¤l› yaflayaca¤› sorunlar›n, çeflitli salg›n hastal›klar›n da eklenmesiyle daha da büyüyece¤ini gösteriyor.

Melih Gökçek ve efendileri d›fl›nda herkes suçlu Magazin programlar›n›n medya maymunlar›na tafl ç›kart›rcas›na ve tüm piflkinli¤i ile neredeyse her gün TV ekranlar›nda boy gösteren Gökçek, yaflanan su sorunundan dolay› halk› suçlamaya devam ediyor. Yaflanan sorunu gerekli alt yap› çal›flmalar›n› yaparak çözmek yerine, halkla dalga geçercesi-

19 ne “tatile gidin”, “50-60 bin kifli Ankara’dan ayr›ls›n” gibi akla ziyan “çözüm” önerilerini getirmekten geri durmuyor. Gökçek’in evinin ihtiyac› olan suyu damacanalarla, tankerlerle ve hatta helikopterlerle getirebilecek siyasi gücü ve paras› varken halka ise “y›kanmay›n”, “15 dakika yerine iki dakika banyoda kal›n”, “kulland›¤›n›z suyu dökmeyin, yeniden kullan›n” gibi ö¤ütler veriyor. Adeta halk su kullanmazsa böyle bir sorun da olmaz demeye getiriyor. Hatta “flu Ankara halk› olmasa Ankara’da su sorunu da olmayacak” demek istiyor. Y›llard›r halk›n oylar›yla seçildi¤i belediyeyi özel flirketiymifl gibi kullanan Gökçek s›ra halk›n temel ihtiyaç ve sorunlar›na geldi¤inde “buradan gidin” diyor. 90’l› y›llar›n bafllar›nda yerel yönetimlerde belli bir güç olmaya bafllayan ‹slami sermaye kesimi

24 Ağustos-6 Eylül 2007

halk›n gözüne ifl yap›yor imaj› vermek, bununla birlikte esas oyunlar› halk›n gözünden kaç›rmak istemektedir. Y›llard›r flaflal› görüntüler eflli¤inde kald›r›mlar, gösteriflli parklar yapan belediyeler halk›n temel ihtiyaçlar›n› günübirlik pansuman yöntemlerle geçifltirmifllerdir. Melih Gökçek de ‹slami sermaye içinde yetiflmifl, kimi zaman mafya iliflkileri ile gündeme gelmifl faflist bir kifliliktir. Bunun için de istifa ça¤r›lar›na “militanlar›n talepleri” diyerek yine halk› suçlu gibi göstermeye çal›flmaktad›r. Yine Gökçek ‹slami kesimin ideolojik kültürüne uygun olarak ne kadar “dini bütün” bir belediye baflkan› oldu¤unu, bir tak›m ilahi güçlerin de bu sorunun bir parças› oldu¤unu da her defas›nda belirtme ihtiyac› duyuyor. “Tanr› isterse Ankara’n›n su sorunu çözülür”, “Nereden bilelim, Allah’›n takdiri” gibi

nefesi kuvvetli belediye baflkan› olarak Ankaral›lar› kendisi ile aras› bozuk olan Tanr›y› ikna etmeye ça¤›r›yor. Tam bir flaklaban figürleri ile sorunu kendisi d›fl›nda herkeste görüyor. Seçimlerden sonra “demokrat” Baflbakan edas›yla THY’deki grev karar›ndan, Matematik köyüne izin verilmesine kadar bir dizi toplumsal meseleye “müdahale eden” ve çözüm talimat› veren T. Erdo¤an, M. Gökçek’in de kula¤›n› okflayarak su meselesine de el att›. Bunun sonucu olarak kesintileri rafa kald›rd›¤›n› aç›klarken dahi gazetecilerin sorular› karfl›s›nda sald›rganl›¤› elden b›rakmayan ‹. Melih Gökçek’in efendilerinin hesaba katmad›klar› bir olgu daha var ki o da; halk›n kendisine yaflat›lan bu sorunlar› unutmayaca¤›d›r. Günü geldi¤inde Gökçek ve efendilerini Tanr›lar›n›n yan›na göndereceklerdir.

Susurluk yengeleri

Geçti¤imiz haftalarda neredeyse tüm gündemlerin önüne geçen bir olayla “sars›ld›k”! Manken oldu¤u rivayet edilen, ancak ne ifl yapt›¤› tam olarak bilinmeyen bir “güzelimiz” daha “iftira” kurban› oldu! Y›llardan beri s›kça karfl›m›za ç›kan “manken-sanatç›” ile mafya vb.leri aras›ndaki bir dizi iliflkinin daha etrafa saç›ld›¤› bu son olay›n kahraman› ise, televizyonlar›n magazin programlar›ndan ve gazetelerin yine magazin a¤›rl›kl› eklerinden tan›mak zorunda b›rak›ld›¤›m›z Tu¤ba Özay’d›. “Yazar” bir baban›n ve ö¤retmen bir annenin k›z› oldu¤unu söylenen Tu¤ba Özay’›n (büyük bölümü çarp›tma) özgeçmiflini de ö¤rendik bu arada. Bu özgeçmifl içinde de¤inilen bir nokta vard› ki bu k›z›m›z özgülünde gündeme getirilenler aras›nda -mafya vd. iliflkileri saymazsak -san›r›z bizi en fazla ilgilendiren yanlardan biri de buydu san›r›z: O bir “solcu”ydu! Evet, Tu¤ba Özay özgülünde yaflanan geliflmeler s›ras›nda bas›n›n dönüp dolafl›p O’nun asl›nda ne kadar “solcu” oldu¤unu ifllemesi, konuyu burada ele al›rken üzerinden atlanmamas› gereken bir husustur. Bunun için, Tu¤ba Özay ve benzerlerini ele al›rken, öncelikle k›saca da olsa, bu “solcu”luk üzerinde durmak gerekmektedir. Faflist bir ideolojiyi temsil eden CHP’ye taraf olman›n ötesinde bir anlam ifade etmeyen bu “solcu” olma durumunun

bir yan›, “sol” kavram›n›n ve de “sol”a dair de¤erlerin içini boflaltmaya dönük çabalar›n bir ürünü olmas› ve bunun için de burjuva medya taraf›ndan bilinçli olarak ifllenmesidir. Bir di¤er yan› ise, “bak›n sadece sa¤c›lar de¤il, solcular da bu tür iliflkiler içinde” denmeye çal›fl›lmas›d›r. Tu¤ba Özay’› manfletlere tafl›yan ve gözümüze gözümüze sokan olay›n kendisine gelince, benzeri olaylara y›llardan beri yeterince aflina olmam›za karfl›n, biz yine de, günlerce, an an verilen ve kitlelerin beynini buland›rmaya ve halk› ilgilendiren gerçek sorunlar›n gizlenmesine hizmet eden bu geliflmeleri bir kez de burada, kendi bak›fl aç›m›zla ele alal›m dedik. Tu¤ba Özay vakas› herfleyden önce yeni bir “Susurluk Yengesi” vakas›d›r. Çünkü olay›n bafl aktörlerinden biri, mafyayla olan iliflkilerinden öte, Susurluk san›klar›ndan biri olan Yaflar Öz’dür. Tu¤ba Özay’› içine girdi¤i “alemlerin” “a¤›r ablas›” yapan, kendisini “çok güçlü” hissetmesine neden olan da esasta Yaflar Öz’ün bu ba¤lant›lar›d›r. U¤runa (nereden ald›¤›n› ayr›ca sorgulamak gereken) 4 trilyonu harcamaktan çekinmeyen iliflkisi bundan ayr›lmak istemeyince Yaflar Öz’ün adamlar›n› devreye sokan ve Akmerkez’deki buluflmada silahlar›n konuflmas›na neden olan Tu¤ba Özay, bu olaydan önceki y›llarda da yine benzer iliflkilerle gündeme gelmifl olmas›na ve evinde yakalanan

sevgilisi, mafya-devlet iliflkilerinin önde gelen isimlerinden Kürflat Y›lmaz’›n yarg›land›¤› çete davas›nda yarg›lanmas›na ra¤men, son olayda elleri cebinde girdi¤i emniyet müdürlü¤ünden, elleri kelepçeli ç›kt›¤���nda da yine, arkas›ndaki karanl›k iliflkilere olan güveninden olsa gerek, kameralara “her fley a盤a ç›kacak” diye, tehditkar bir üslupla ba¤›rmay› ihmal etmemifltir. O’nun bu “dik duruflu”, karfl›s›nda “ne olur ne olmaz diye” düflünerek kendini kurtarma çabas›na giren medyan›n ço¤unluk kesimi ise bir ç›rp›da a¤›z de¤ifltirerek, emniyetten hapishaneye kadar izledi¤i Tu¤ba’n›n “Hapishane günlü¤ü”nü yay›nlamaya bafllam›flt›r hemen ertesi günlerde. Ne yiyip ne içti¤inden, nas›l a¤lad›¤›ndan, annesinin ziyaretinden ve bu ziyarette söylenen “Bafl›n Öne E¤ilmesin” flark›lar›na özel vurgular yapan burjuva-feodal medya, Tu¤ba Özay olay›ndan daha ne malzemeler ç›kar›r, di¤er benzerleri gibi, O’nu da nas›l aklamaya çal›fl›r bilinmez ama, flundan emin olabiliriz ki, Tu¤ba Özay k›sa süre sonra ç›kacakt›r ve eskisinden daha “güçlü” iliflkiler içinde, ününe ün katacak ve gündemimize girmek için elinden geleni yapmay› sürdürecektir. T›pk› benzerleri, Ceylan, Asena, Gülben Ergen, Sibel Can ve daha nice ad›n› sayamad›klar›m›z gibi.

“Güçlü” olman›n yegane yolu Bu isimler içinde ilk “Susurluk Yengesi” lakab›yla an›lmay› hak eden hiç kuflkusuz Ceylan olmufltu. Hem de yine Yaflar Öz özgülünde. Daha çocuk yafllardayken babas› taraf›ndan sarhofl masalara meze yap›lan Ceylan, bu yoz ortamlarda bir yandan çocukluktan s›yr›l›rken di¤er yandan da bu ortamlarda ayakta kalman›n yegane yolunun “güçlü” olmaktan geçti¤ini anlam›flt›. Bu gücün Yaflar Öz gibilerinde oldu¤unu anlamas› da fazla sürmemiflti. Yaflar Öz’ün mafya iliflkilerinden ve de Susurluk davas›ndan

yarg›lanmas›, hapiste yatmas› ise O’nun gibiler nezdinde, bu “vatan için kurflun atan ve kurflun yiyen flerefliler”in “gücüne güç katan” unsurlard›. Yine sahnelerin bir di¤er “güçlü kad›n›” Sibel Can da, Aladdin Çak›c›’dan tutal›m, Karagümrük Çetesi’ne kadar, bir dizi mafya-çete-devlet iliflkisi içinde olan faflist unsurlarla içiçeli¤iyle gündemdedir y›llardan beri ve “y›ld›z›n›n hiç sönmemesi”, nitelikli bir sanatç› olmas›ndan de¤il, esas olarak bu iliflkilerdendir. Bir di¤er isim ise, seçimlerde önce Urfa’dan aday olan, ama bir duyuma göre Susurluk’un bafl aktörlerinden Sedat Bucak taraf›ndan tehdit edilince, kim bilir hangi paralar karfl›l›¤› Genç Parti’den ‹stanbul milletvekili aday› olan, y›llarca “içimizden biri” olarak sunulan, gerçekte ise OHAL valilerinin masas›nda silah belinde oturan, her türden çete vb. iliflkilerde ad› geçen ‹brahim Tatl›ses’le olan iliflkisiyle gündeme gelen Asena’d›r. Ad›n› en son Abdullah Çatl›’n›n ye¤eninin geçti¤imiz günlerde yap›lan dü¤ününe kat›lmas›yla duyuran, böylelikle “Susurluk Yengesi” oldu¤u kuflkuya yer b›rakmayan Asena da yine bu iliflkilerden ald›¤› güçle, gerekti¤inde has›mlar›n› aya¤›ndan vurdurur, gerekti¤inde ise aya¤›ndan vurulur. Yani hem kurflun atar hem de kurflun yer! Tüm bu ismini sayd›¤›m›z ve sayamad›¤›m›z ve de iliflkilerinden örnekler vermeye çal›flt›¤›m›z bu “güçlü kad›nlar”›n içinde olduklar› iliflkiler ise bizlere “do¤al” olarak kabul ettirilmeye, ortaya saç›lan onca pislik gayet “masumane” bir durummufl gibi sunulmaya çal›fl›lmaktad›r. Oysa gerek Tu¤ba Özay olay› gerekse benzerlerinin ele al›n›fl biçimi, sadece ve sadece, toplumu yozlaflt›rma ve çürütme çabalar›na hizmet etmekte, çeteleflmeyi, mafyalaflmay› meflrulaflt›rmakta ve bunlar›n devletle olan iliflkilerinin üzeri örtülerek, sistem aklanmaya çal›fl›lmaktad›r. Ve sorunun özü de asl›nda budur: Sistemi aklamak!


20

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

Bugünkü somut durum ve görevlerimiz Bugün dünyada güçlü bir devrimci dalgadan söz edemiyoruz. Ama bunun iflaretlerini baz› ülke ve bölgelerde görmekteyiz. Bunu emperyalistlerin “21. yüzy›l ayaklanmalar yüzy›l› olacakt›r” ifadelerinde görmek mümkün. Bu ifadeleri ayn› zamanda büyümekte olan korkular›n›n iflareti olarak da de¤erlendirebiliriz. Ki korkmakta haks›z da de¤iller. Çünkü; azami kâr dürtüsüyle yürüttükleri ekonomik-siyasi ve askeri sald›r›lar, genifl y›¤›nlardaki hoflnutsuzlu¤u her geçen gün büyütmektedir. Ve büyüyen bu öfke yeni aray›fllara, alternatif ç›k›fl noktalar›na yönelmektedir. Bu da emperyalistleri, iflbirlikçileri ve uflaklar›n› korkutmaktad›r. Bundan dolay›d›r ki; “terörizme karfl› savafl” ad› alt›nda, emperyalist ç›karlar› için tehdit ihtimali tafl›d›¤›n› düflündükleri her fleye sald›r›yorlar. Ve bu devlet terörüyle kitleleri susturacaklar›n› san›yorlar, ama yan›l›yorlar. Kitlelerdeki de¤iflim istemi, bask›lara karfl› direnme istemi daha bir gelifliyor. Ama devrimci ve komünist hareketin zay›fl›¤›ndan dolay› bu aray›fllar, reformist ve kendini “sol” olarak tan›mlayan sistem içi veya sistemin bir parças› olan güçlere yöneliyor. Örne¤in; Latin Amerika’da IMF ve DB vas›tas›yla uygulanan emperyalist ekonomik politikalar büyük bir y›k›ma yol açt›. Ve kitleler bu y›k›mlara karfl› ç›kt›¤›n› iddia eden “sol” ve “sosyalist” etiketli reformist ve revizyonist partilere yöneldi. Burada dikkatle görülmesi gereken, kitlelerin kendilerini “sol” ve “sosyalist” olarak tan›mlayan partilere destek sunmas› gerçe¤idir. Bunu yeniden “sol”a ve sosyalizme dönük bir yönelim olarak alg›lamak abart›l› bir yaklafl›m olmaz. Bu saptamay› yaparken hemen arkas›ndan flu gerçeklere de dikkat çekmeliyiz: Evet, bugün dünya çap›nda ezilenlerin öfkesi büyüyor. Ama devrimci ve komünist hareket bu öfkeyi örgütlemede henüz zay›f ve da¤›n›kt›r. Buna ra¤men yeni devrimci bir döneme do¤ru gidiyoruz. Yani süreç bize yeni devrimci bir dalgan›n iflaretlerini sunuyor. Bunu görmeliyiz. Ve buna uygun olarak öncelikli olarak iç güçlerimizi do¤ru bir tarzda konumland›rmal›y›z. ‹ç güçlerimizi do¤ru bir tarzda konumland›rmak demek: En baflta öncelikli alanlar› do¤ru tespit ederek, buralarda çeliflkilerin en yo¤un oldu¤u alanlara yönelmek demektir. fiu aç›kt›r ki; iç güçlerini örgütleyip, do¤ru konumland›rmayan bir devrimci hareket, genifl y›¤›nlarla ba¤ kuramaz, s›n›f savafl›m›nda s›çramalar yaratamaz. Di¤er bir ifadeyle, kendi güçlerini örgütlemeyi baflaramayan bir devrimci hareket, kitleleri de örgütle-

yemez. “Önce güçlerimizi örgütleyelim sonra kitle çal›flmas›na, kitle örgütlemesine yönelelim” temelinde bir mant›kla hareket etmek de do¤ru de¤ildir. Çünkü; bunlar birbirinin karfl›t› olan fleyler de¤il, bilakis karfl›l›kl› olarak birbirini besleyen olgulard›r. Kitlelerle ba¤lar›m›z gelifltikçe, s›n›f mücadelesinin ihtiyaçlar›na uygun olarak yeni örgütlenme araçlar› yaratmak daha da kolaylafl›r. Ayn› zamanda elimizdeki mevcut güçlerle sürece denk düflecek ve ihtiyaca yan›t olacak örgüt araçlar› yaratarak kitlelerle ba¤lar›m›z› daha da gelifltirebiliriz.

“Reçetelerimiz” somut duruma uygun olmal›d›r Kuraca¤›m›z tüm komite ve kurumlar, mutlaka ifllevli bir niteli¤e sahip olmal›d›r. ‹fllevsiz, niteli¤i zay›f olan her komite veya kurum, sonuç itibariyle hiçbir sorunu çözemedi¤i gibi, kendisi sorunlu hale gelir. Yani, sorunlar zincirine yeni bir halka eklenmifl olur. Bu da bize, ifllevsiz, flekilsiz her türlü örgüt arac›ndan uzak durmam›z gerekti¤ini gösteriyor. Tabi ki ifllevsiz örgütlerin karfl›l›¤›, örgütsüzlük de¤ildir. Tam tersine devrimci bir pratikle birlikte tüm zay›f örgütlülükleri daha nitelikli hale getirmek için çal›flmakt›r. fiekilsiz olana flekil kazand›rmak, zay›f ve güçsüz olan› güçlendirmek olmas› gereken tek do¤ru yöntemdir. Peki bugün önümüzde böyle bir görev var m›d›r? E l bette ki vard › r . E¤er yeni kadro ve militanlar›n a盤a ç›kar›lmas›ndan söz

ediyorsak ve daha da önemlisi varolan kadro ve militan flekilleniflinin, sürecin sorunlar›n› ve zorluklar›n› çözmede zaafl› bir durufla sahip oldu¤unu tespit ediyorsak, bu demektir ki, bu kadro ve militanlarla oluflturulan legal-illegal tüm komiteler iç zay›fl›klar tafl›maktad›r. Ve her halükarda ideolojik-siyasal ve örgütsel müdahalelerin yap›lmas›n› zorunlu k›lmaktad›r. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, her türlü sorgulama ve de¤erlendirmeyi s›n›f mücadelesinin prati¤iyle birlikte ele al›p yapmakt›r. Ve ayn› zamanda çözümü de burada aramakt›r. Nas›l ki, kitlelere ra¤men bir iktidar yürüyüflü düflünülemezse, s›n›f savafl›m›n›n prati¤ine s›rt›n› dönmüfl bir temelde haz›rlanan her çözüm reçetesi de çözümsüzlü¤ün adresi olmaktan kendini kurtaramaz. Haz›rlanan her reçete somut durumla uyumlu olmak zorundad›r. Do¤ru bir teflhis, do¤ru bir reçetenin haz›rlanmas›n› sa¤lar. Geriye hastan›n reçeteye uygun olarak davranmas› kal›r. Somuta, varolan nesnel durumu incelemeye dayanmayan her politika sosyal pratikte baflar›s›zl›¤a mahkumdur. Çünkü; gerçeklerle uyumlu de¤ildir. O halde bugün yaflad›¤›m›z topraklar›n tarihini incelemek ve varolan özgünlüklerini a盤a ç›kar›p bunun üzerinde politikalar belirlemek temel bir görevdir. E¤er kitleleri örgütlemek bir siyasetse, bu siyaset ancak kitlelerin somut sorunlar› üzerinden yap›l›r. Somut talepleri gözard› eden her çal›flma bofla harcanm›fl bir çabad›r. Çünkü; kitlelerle iliflki ancak somut talep ve istemler üzerine kurulur. Mesela yaflad›¤›m›z topraklardaki ulusal, dinsel ve mezhepsel ç e l i fl k i l e r e gözümüzü kapayarak politika yapabilir miyiz? Tabi ki yapamay›z. Ya da köylülerin örgütlenmesini, köylülerin taleplerinde yaflanm›fl olan farkl›laflmalar› hiçe sayarak yapabilir miyiz? Buna da evet demek mümkün de¤ildir. K›sacas› devrimden ç›kar› olan tüm güçleri s›n›f bilinçli proletaryan›n bayra¤› alt›nda toplamak için, her kesimin somut talepleri üzerinde konuflmak-tart›flmak ve çözüm önerileri sunmak zo-

runday›z.

Tart›flmada zenginlik, pratikte birlik Yine taktiklerimizi belirlerken, kitlelerin bugünkü durumunu, de¤iflim istemlerini, kendili¤inden gelme kitle hareketlerinin düzeyini, kendi durumumuzu, yani subjektif gücümüzü, önderlik kapasitemizi, kitlelerle olan iliflki düzeyimizi hesaba katmak zorunday›z. Bunlar› gözard› eden bir politika olmaz. Tüm planlar›m›z›n ve beklentilerimizin de bu nesnel tabloya uygun olmas› gerekir. Daha da somutlarsak; bugün devrimci ve komünist güçlerin kitlelerle olan ba¤lar› zay›flam›flt›r. Yine kitlelerin sisteme karfl› büyük bir hoflnutsuzlu¤u vard›r. Ama bu hoflnutsuzluk, sistemle ba¤lar›n› kesme temelinde güçlü bir e¤ilim içermemektedir. Buna karfl› devlet terörü, ilerici-yurtsever güçlere karfl› giriflimleri, tutuklanmalar devam etmektedir. Ki bu sald›r›lar önümüzdeki süreçte daha da artarak devam edecektir. Devlet destekli ›rkç› ve floven güçlerin artan sald›r›lar›, özellikle Kürt kurumlar›na dönük yo¤unlaflan pervas›zca tutuklamalar, tüm bu karfl› devrimci sald›r›lar›n somut verileridir. Ve önümüzdeki süreç aç›s›ndan da egemenlerin izleyece¤i politikalar›n iflaretidir. Egemen s›n›flar›n “demokrasi” söylemleri karfl› devrimci icraatlar›n› gizlemeye dönük bir çabadan ibarettir. Bu gerçe¤i kitlelere anlatmak, bu yönlü teflhir faaliyetlerini somut olaylar üzerinden teflhir kampanyalar›yla örgütlemek, örgütsüz ve hareketsiz güçlerimizi, örgütlü ve hareketli bir duruma getirme prati¤ine hizmet edecektir. Proletarya Partisi’nde pratik bir davran›fl birli¤i yaratacakt›r. Tart›flmada zenginlik, davran›fl birli¤inde ortakl›k, üretkenli¤e ve yarat›c›l›¤a yol açar. Buna bugün daha çok ihtiyac›m›z vard›r. Her faaliyetçimiz bu gerçe¤i görmeli ve buna uygun davranmal›d›r. Yaflanan tüm bu baflar›s›zl›klar› baflar›ya dönüfltürmek için sekizinci yönelimin önümüze koydu¤u ana rotaya uygun olarak hareket etmeliyiz. Hepimizin enerjisi, çabas› bu yönde olmal›d›r. Tart›flmalar›m›z bu somut görevler üzerinde olaca¤› gibi, her organ›n, her komitenin baflar› ve baflar›s›zl›klar› da bu somut görevler üzerinden yap›lacak de¤erlendirmelerle belirlenecektirbelirlenmelidir. K›sacas› görev belirlenmifltir. fiimdi yap›lmas› gereken belirlenen bu ana görevler üzerinde kolektif bir çabayla, kararl› ve militan bir ruhla çal›flmakt›r. “Genel yönelimimizin ana noktalar›ndan birincisi; ülkemizdeki Demokratik Halk Devrimi sürecini zafere tafl›yacak olan Halk Savafl› stratejimizin gelifltirilmesi ile ilgili 35 y›ll›k mücadele tarihinde ortaya ç›kan açmazlar› gidermekle ilgilidir. ➞


21

81

Konuyla ilgili ana gündemimiz çerçevesinde birçok hususun alt› çizilmifl olmakla beraber, önemle vurgulanmas› gereken noktalar; esas alanlara yönelimde, kitlelerin rolünün kavranmas› ve kitle çizgisinin uygulanmas›nda, somut toplumsal alan/bölge tahlillerinin yap›lmas›nda, yerel faaliyetin örgütlenmesinde, gerilla savafl›n›n temel ilkelerinin uygulamas›nda ciddi oranda zaafiyete düflüldü¤ü ve bütün bunlar› kapsam›na alacak ad›mlar atmak üzere parti güçlerinin seferber edildi¤i bir faaliyetin örgütlenmesi yönelimimizin ana noktas›d›r. ‹kincisi; kitlelerin rolünün kavranmas› ile ilgili sorunumuz ba¤lam›nda kitle çizgisinin kavran›fl›nda partimizde bilinç s›çramas› yarat›lmas›d›r. Bunun için bütün alanlarda kitle faaliyetlerine yo¤unlaflma temelinde izlenecek olan politikalar›n somutlaflt›r›lmas› gerekmektedir. Parti örgütünün kendini pratikte ve kitleler nezdinde s›nayarak geliflmesine hizmet edece¤i ve örgütlenerek güçlenece¤i bu süreç, ana yönelimimiz aç›s›ndan

PUSULA Zor olan› baflarmak, proleterleflmek... S›n›f savafl›m›nda yaflamsal ihtiyaç olan proleter bilinç ve örgütlülüktür. Bunlar olmadan, yarat›lmas› için bilinçli ve örgütlü çaba sarf edilmeden hiç bir özgürlük elde edilemez ve özgürlükler kal›c› hale getirilip korunamaz. Proleter bilinç ve örgütlülü¤ün en ileri mevzisi olan parti inflas› gerçeklefltirilmeden özgürlük mücadelesi kal›c› hale getirilemez. Günümüz koflullar›nda proleter bilince sahip olma, onu koruyup sahiplenme çok daha fazla önem kazanm›flt›r. Politik iktidar mücadelesi baflta olmak üzere her türlü ekonomik-demokratik hak alma, hak ve özgürlükleri korumasavunma mücadelesi için de proleter bilinç ve çok çeflitli ekonomik-demokratik örgütlülü¤ün yarat›lmas› gereklidir. Proleter bilincin oluflumunda yarat›l›p gelifltirilmesinde olsun her türlü örgütlülü¤ün inflas›nda ve gelifltirilmesinde olsun uluslararas› burjuvazi baflta olmak üzere her türlü burjuva ak›ma, tasfiyeci görüfle karfl› mücadele etmek ve bu mücadeleyi sürdürmek yaflamsal önemdedir. Proleter bilinç ve örgütlülük ne kadar önemliyse onu korumak, yaflatmak ve gelifltirmek de bir o kadar önemlidir. Bunun yolu baflta burjuvazinin proletarya üzerindeki etkilerine karfl› bilinçli-örgütlü mücadele etmek ve bu mücadeleyi sürekli k›lmakt›r. Emperyalist burjuvazi Yeni Dünya Düzeni ad›yla baflta uluslararas› iflçi s›n›f› olmak üzere dünya halklar›na karfl› bafllat›lan sald›r›da sadece devrimin olanaks›zlaflt›¤›, kapitalizmin sosyalizme karfl› zafer kazand›¤› zengin-fakir ayr›m›n›n ortadan kalkaca¤›, savafllar›n son bulaca¤› yönlü fikirlerle sald›rmad›. Ayn› zamanda komünist partinin

örgütlenmesinin temel ilkelerini, var olufl gerekçelerini yads›may›, onlar› ihlal etmeyi esas alan anlay›fllar›n gelifltirilmesi temelinde sald›r›lar›n› gelifltirdi. Tasfiyeci burjuva anlay›fllar çeflitli biçimler alt›nda farkl› zaman dilimleri içinde ortaya ç›ksa da özü ve niteli¤i hep ayn› kalm›flt›r. Proleter bilinçteki her sars›lma ve k›r›lma ayn› zamanda örgütlenme çal›flmas›ndaki k›r›lmay› beraberinde getirmifltir. Ayn› zamanda proleter bilincin temel dokular›ndan biri olan halka karfl› güven, devrime olan inançtaki en küçük bir sars›lma ve k›r›lma proleter bilincin zay›flamas›na yol açm›flt›r. Bugün yaflanan budur. Yo¤un emek ve uzun süreli mücadele isteyen proleter de¤iflim ve dönüflüm bir anda (bir kitap okuyarak kimsenin dünyas›n›n de¤iflmeyece¤i gibi) bir hamle ile gerçekleflmez. Geçmifl ve günümüzün devrimci deneyimi bu tespiti fazlas›yla do¤rulamaktad›r. E¤er bu tespit do¤ru olmasayd› y›llar boyu proleter saflarda örgütlü olup kolektif ile yaflanan bir sorundan dolay› çözümün kendi istemi ve beklentisi yönünde ç›kmamas› durumunda s›rt›n› dönüp küçük burjuva (içinden ç›k›p geldi¤i) dünyas›na rahatl›kla dönenlerin say›s›n›n küçümsenmeyecek boyutta olmas› nas›l aç›klanabilirdi? Keza y›llar boyu Proletarya Partisi saflar›nda örgütlü olarak yaflay›p hatta önemli kademelerde görev yapan baz›lar› sanki y›llar boyu “emek” veren parti düflüncelerinin do¤rulu¤unu savunan, onlar› sahiplenen kendileri de¤ilmifl gibi bir ç›rp›da (bir ç›rp›da olmad›¤›, bunun bir süreç sorunu oldu¤u aç›kt›r) y›llarca savundu¤u sahiplendi¤i düflüncenin tam da karfl›t›n› savunabiliyor. Ve sanki hiç-

24 Ağustos-6 Eylül 2007

merkezi önemdedir. Lenin yoldafl›n ‘nüfusun bütün s›n›flar› aras›na gidin’ talimat›n› rehber edinerek yürütece¤imiz faaliyet, ayn› zamanda bilinç tafl›ma kampanyas› olarak kavranmal›d›r. Üçüncü nokta; örgütsel aç›dan partimizin yaflad›¤› sorunlar›n giderilmesi ve bünyeyi saran hastal›k ve zafiyetlerle mücadele edilmesine yöneliktir. Partimiz, kuruluflundan itibaren Bolflevik tipte örgütlenmenin esaslar›n› uygulamak için titizlik göstermifl, proleter kültürü örgütsel iliflkilerine ve mücadele yaflam›na egemen k›lmaya çal›flm›flt›r. Bu konuda att›¤› ad›mlar ve yetifltirdi¤i kadrolar ile halk›m›z nezdinde hakl› olarak edindi¤i yerin de¤eri küçümsenemeyecek boyuttad›r. S›n›f mücadelesinde geriye düflmesine, yenilgi ve baflar›s›zl›klara u¤ray›p güç yitirmesine neden olan dönemlerin ard›ndan, Partimizdeki en ciddi erozyonun örgütsel alanda yafland›¤›, parti kültürünün büyük oranda deforme oldu¤u aç›kt›r. Parti omurgas›nda y›k›m denebile-

cek bu durum son derece önemlidir. ‹deolojik merkezli bir müdahale ile afl›lmas› gereken bu soruna yönelik pratikte bütünlüklü ad›mlar önümüzdeki yönelimin ana noktalar›ndan bir di¤eri olarak bilince ç›kar›lmal›d›r. Genel yönelimimizin dördüncü ana noktas›, Parti faaliyetimizi ileriye tafl›yacak, devrimin ve savafl›n önder kadro ve militanlar›n›n yetifltirilmesi do¤rultusunda ad›mlar atmakt›r. S›n›f mücadelesinin en iyi ö¤retmen oldu¤u klasik do¤rusunun ötesinde, nitelikli kadrolar›n yetifltirilmesine özel olarak yo¤unlafl›lmas› gerekti¤i, komünist partilerinin tarihi deneyimlerinden de ö¤rendi¤imiz gibi, aç›k bir gerçekliktir. Halefler yetifltirme perspektifiyle birlikte ele al›nmas› gereken bu yönelim; parti kadrolar›n›n ideolojik yap›lar›n›n güçlendirilmesi, politik donan›mlar›n›n art›r›lmas›, teorik seviyelerinin gelifltirilmesi ve militan bir karakter edinmeleri için yürütülecek çok yönlü e¤itim çal›flmalar›n› kapsamaktad›r.” (8. Konferans kararlar›ndan)

bir fley olmam›fl gibi örgütlü yap›n›n d›fl›nda rahatl›kla kalabiliyor. Son otuz y›ll›k devrimci sürecin yaflad›klar›na bak›l›p, tan›kl›¤›na baflvuruldu¤unda proleterleflmenin (düflünce-yaflam-çal›flma biçiminde) proleter devrimci zeminde kalman›n hiç de kolay olmad›¤› görülecektir. Proleter de¤iflim ve dönüflüm özsel ve içsel bir olgudur ve uzun vadeli bir süreç sorunudur. Bu sorun ne salt y›llarca dönen yelkovan-akrep sorunu ne de kaba bir emek sorunudur. “Ben dönüfltüm, ben proleter devrimciyim” ya da “y›llard›r parti saflar›nda örgütlüyüm” ya da “y›llard›r bu kadar emek verdim” vb. demek proleterleflme sorununun özünü aç›klamaktan uzak bireyci ve bencil aç›klamalard›r. “Nas›l bir emek? Hangi nitelikte ve düzeyde ne kadar üretken bir emek?” sorular› sorulmad›kça bu türden tutum ve davran›fllar burjuvalaflman›n niteli¤ini örtbas etmeye çal›flan yaklafl›mlar olarak ortaya ç›kar. Proleter de¤iflim ve dönüflüm k›saca proleterleflmek, devrimci bireyin kendi içindeki burjuva düflünce ve al›flkanl›klara karfl› mücadele sonucu oldu¤u gibi kolektif yap› içinde uzun süreli ve çok yönlü örgütlü mücadele sonucu elde edilen özellikler ve de¤erlerdir. Proleterleflmek, her türden burjuva ve küçük burjuva düflünce, anlay›fl, davran›fl, al›flkanl›k, beklenti, istek ve tercihlere karfl› kararl›, istikrarl›, uzun süreli mücadele sonucu kazan›lan de¤erlerdir. S›n›f mücadelesinin geliflme ve ilerleme gösterdi¤i dönemlerde de¤iflim ve dönüflüm süreci h›zlan›rken ve k›sa süreç içinde bir s›çrama yarat›l›rken duraklama, gerileme vb. dönemlerinde durum tersine döner, a¤›r ve zahmetli bir çabaya, uzun sürece yay›lan bir zamana ihtiyaç duyulur. Son birkaç befl y›ll›k süreç içinde örgütsel olarak parti saflar›na kat›l›p ancak ideolojik-politik olarak (özsel olarak) proleterleflemeyen küçük burjuvazi taraf›ndan komünist partinin varl›k gerekçesi ve örgütlenme ilkelerinin nas›l k›r›lmaya, esnetilip bi-

reycillefltirilmeye (kolektif niteli¤inden kopart›lmaya) çal›fl›ld›¤› görüldü. Proleterleflmenin ç›tas› ve düzeyi altlara çekilmeye çal›fl›ld›, onun nitelik seviyesi düflürülmeye çal›fl›ld›. Bunun farkl› zaman dilimlerinde çeflitli görüngüler alt›nda ortaya ç›kan say›s›z renkleri ve örnekleri görüldü. Disiplinsizlik, bencillik, bireycillik, ben-merkezcilik, bireysel kayg›lar›n-düflüncelerin her fleyin merkezine kondu¤u durufl ve tav›rlar... Halka ve devrime karfl› gösterilen zay›fl›k, elefltiri ve özelefltiri konusunda ortaya konan zaaflar› ve hatalar› erdem kabul etme ve bunlar› normal sayma, meflrulaflt›rmaya çal›flan tutumlar olarak gösterilebilir. Proletarya Partisi’nin var olufl nedenleri ve vazgeçilmez ilkeleri, disiplin ve merkeziyetçilik temelleri gevfletilerek, bireysel kayg› ve ç›karlara uygun flekilde düzenlenmeye, biçimlendirilmeye ve sonra da savunulmaya çal›fl›lmas›. Kendini dayatma, kendini sürekli bir flekilde tart›flmaya ve tart›flt›rmaya çal›flma, bireysel dar ve bencil (ki bu sorunlar devrimcileflmedikçe bitmeyen sorunlar olarak kal›r) sorunlar›, bireysel küçük burjuva hak ve hukukunu mücadelenin ve devrimin merkezine koyma, halk›n ve devrimin ç›karlar›n›n önüne, partinin örgütlenmesinin önüne bireysel sorunlar›n›n ç›kart›lmas› gibi her türden ve renkten küçük burjuva durufl ve tutumlar›n hepsi tasfiyeci burjuva görüfllerdir. Bu görüfller kendili¤inden ortaya ç›kmad›¤› gibi kolay kolay ortadan kalkmaz. Kaba, ilkel ve bencil bir direnç gösterir. Bu görüfller s›n›fl› toplumun derinliklerinde gizlidir. Parti içinde bu görüfllere ve davran›fllara karfl› do¤ru temelde ve zamanda mücadele etmek, s›n›f düflmanlar›na (burjuva ideolojisine) karfl› mücadelenin bir parças› olarak kavramak gerekir. Burjuva tasfiyeci görüfllere, küçük burjuva düflünce ve al›flkanl›klara üretken, yarat›c› ve gelifltirici olmayan tutum ve davran›fllara karfl› mücadele etmeyi idelolojik-politik-örgütsel görevlerin bir parças› olarak kavramak gerekir.


22

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

MLPD 25.y›l etkinlikleri gerçeklefltir di

EL SALVADOR ABD güdümlü El Salvador hükümetinin, emperyalist politikalar do¤rultusunda suyu özellefltirmek istemesi, halk› soka¤a döktü. On binlerce kiflinin kat›ld›¤› eylemlere ise polis azg›nca sald›rarak, 33 kifliyi tutuklad›. Tutuklamalar›n ard›ndan aç›klama yapan hükümet yetkilileri, tutuklanan kiflilerin “anti-terör” kapsam›nda yarg›lanaca¤›n› duyurdu. Ancak bu kapsamda bir yarg›lama çabas› yeni de¤il. Çünkü El Salvador hükümeti neo-liberal politikalara karfl› yap›lan tüm eylemleri “anti-terör” yasas› kapsam›na almak için özel bir çaba içine girmifl bulunuyor. El Salvador’da, su yerel belediyelere devredilerek, ard›ndan da özellefltirilmeye çal›fl›lmakta. Bu özellefltirme projesi ise Amerikan Kalk›nma Bankas›’n›n 1998’de verdi¤i kredilerin karfl›l›¤› olarak, ABD taraf›ndan daha o dönem dayat›lm›fl bulunmakta. Bugün ise bu projenin hayata geçirilmesine h›z verilmifl durumda.

MEKS‹KA 1982 y›l›nda kurulan Almanya Marksist Leninist Partisi –MLPD, A¤ustos ay›nda 25. y›l kutlama etkinlikleri gerçeklefltirdi. ‹lk etkinlik iki günlük uluslararas› bir seminer flekilde oldu. Seminer “Uluslararas› Üretim, Yeniden Örgütlemesi ve Sosyalist Devrime Haz›rl›k” ad› alt›nda gerçekleflti. Seminere yaklafl›k bin kifli kat›ld›. Sabah erken bafllayan seminer akflam geç saatlere kadar sürdü. Seminere yaklafl›k 40 delege kat›ld›. Ayr›ca Türkiyeli devrimci örgütler de bütün etkinliklere kat›ld›. Seminerin aç›l›fl› Dayan›flma fiark›s›’yla yap›ld›. Sunuculu¤u yapan MLPD temsilcisi genel olarak programlara dair bilgi verdi. Ard›ndan Monika Gärtner Engels bir konuflma yapt›. MLPD’nin Genel Baflkan› Stefan Engels rahats›zland›¤›ndan dolay› ilk iki gün etkinliklere kat›lamad›. Seminerde Almanya’n›n çeflitli yerlerinden iflçi temsilcilerine söz hakk› verildi ve Almanya’da s›n›f mücadelesi ve bununla ba¤lant›l› olarak sendika çal›flmalar›yla ilgili deneyimler paylafl›ld›. Ard›ndan enternasyonal delegelere söz hakk› verildi. Onlar da kendi ülkeleri hakk›nda bilgiler sundular. Arjantin delegesi “k›tada emperyalist tekeller halklar› ucuz ifl gücü olarak görüyor ve ifl koflullar› da çok a¤›r. Egemen s›n›flar kendileri için her fley y›kar ama ezilenler için duvarlar kurar, bu emperyalistlerin bir özelli¤idir” diye konufltu. Ard›ndan Ekvator’a söz hakk› verildi ve o da Latin Amerika’da kabaran halk hareketleri, özellefltirmeler, IMF politikalara karfl› protestolar üzerine konufltu. Venezüella temsilcisi de flunlar› söyledi; Latin Amerika’da kabaran halk hareketi dünya proletaryas› için önemlidir. 2002 y›l›nda iflçi s›n›f› tarihsel misyonunu oynad›, 19.000 mimar, mühendis ve baflka meslek odalar›ndan insanlar soka¤a döküldü ve genel greve gittiler. ABD emperyalizmi buna müdahale etmeye çal›flt›. Bugün önemli bir sürece tan›k oluyoruz.”

Ard›ndan Lothar Schumann bir sendika temsilcisi olarak iflçilerin birli¤inin do¤al olarak kurulmayaca¤›n› bunun için örgütlemeye ihtiyaç oldu¤unu söyledi. Di¤er bir konu ise kad›nlar›n kurtuluflu idi. Monika Gärtner Engels bu konuda özellikle iflçi s›n›f›n›n çal›flmas›nda ve birçok alanda kad›nlara dair çal›flmalar›n henüz zay›f oldu¤unu vurgulad›. Ö¤le saatlerinden sonra Klaus Wallenstein Dünyada Üretimin Çeliflkisi ve Kapitalizmin Ulusal Devletin Örgütlenmesi üzerine sunufl yapt›. Wallenstein, dünyada emperyalist-kapitalist sistemin ve genel olarak onun karakterinin de¤iflmedi¤ini söyledi ve arkas›ndan birçok insan söz hakk› ald› ve konuya dair görüfllerini bildirdi. Peru Komünist Partisi MarksistLeninist ülkedeki siyasi tutsaklar ile ilgili bilgi verdi. Ayn› zamanda ülkede her fleyin ABD emperyalizminin denetimi alt›nda oldu¤unu vurguland›. Dördüncü konu do¤al felaketler oldu. Dünyada son y›llarda artan do¤al felaketlerin, do¤an›n tahribat›n›n bir sonucu oldu¤u ve bunun emperyalist-kapitalist sistemin uygulamalardan kaynakland›¤› üzerine duruldu. Birkaç kurum temsilcisi ald›. Bu günün son konusu geliflen savafllar ve savafl tehlikesi ve sosyalist devrim için mücadele idi. Burada özellikle enternasyonal delegeler konufltu. Bu bölümden sonra birinci günün toparlamas› birkaç MLPD temsilcisi taraf›ndan yap›ld› ve arkas›nda Gelsenkirchen’de bir kültür etkinli¤i düzenleyerek enternasyonal delegeler kendileri tan›t›lar. ‹kinci gün de seminerler devam etti. Bu günde çeflitli konularda seminerler oldu. 4 A¤ustos Cumartesi günü Duisburg’ta Rhein-Rhur Halle’de 25. y›l kutlamalar›n›n en büyük etkinli¤i gerçekleflti. MLPD’nin çeflitli mücadele alanlar› hakk›nda toplant›lar düzenlendi. Birçok stant aç›ld›. Akflamda partinin genel baflkan› Stefan Engel MLPD’nin tarihi ve yaflad›¤› dönemi anlatt›. Sonra her k›ta ad›na delegeler selamlama

mesajlar›n› iletiler. Arkas›ndan kültürel etkinlikle ve baz› konuflmac›larla etkinlik devam etti ve geç saatte “Yaflas›n enternasyonal dayan›flma” sloganlar›yla sona erdi.

Art›r›lan s›n›r önlemleri ölümleri art›rd›

Direnifl ve tarihi kokan yer: Buchenwald Toplama Kamp› II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› s›ras›nda milyonlarca insan katledilmifl, iflkence görmüfl, sürgün edilmifl ve toplama kamplar›nda yaflama maruz b›rak›lm›flt›r. Bu toplama kamplar›ndan çok ünlü olanlar› vard›r; Dachau, Auschwitz (Polonya), AvusturyaMauthausen ve Buchenwald Toplama Kamp›. Almanya Komünist Partisi’nin önderi olan Ernst Thalman’›n 18 A¤ustos 1944 tarihinde Nazi faflistlerince katledildi¤i kampt›r Buchenwald. O’nu “Art›k bizi korkutmayacaks›n” diyerek kurfluna dizerler burada. Dizerler ama O’nun ve binlerce komünist ve direniflçinin ruhunu asla kurfluna dizemezler-öldüremezler. MLPD’nin 25. kutlama faaliyetlerinin bir parças› olarak kampa bir ziyaret örgütlendi. Buchenwald Do¤u Almanya’n›n Gotha/Erfurt yak›nlar›nda (yaklafl›k bir buçuk veya iki saat) bulunmaktad›r. Buchenwald Toplama Kamp’›nda çeyrek milyon insan Hitler faflizmi taraf›ndan tutukland›, kölelefltirildi, iflkence yap›ld›. 51.000 insan hunharca katledildi. Girifl kap›s›nda hala 15:00’i gösteren saat, direniflin sona erdi¤i saat ayn› zamanda. O zamandan bu yana böyle duruyor. Buchenwald Toplama Kamp›’nda kalan tutsaklar 50 çeflit ülkeden geliyordu. Burada y›llarca tutsaklar illegal ve zor koflullar alt›nda direnifli örgütlediler. Birçok eylem gerçeklefltiler, birçok flehit verildi. Kampta ayr›ca, bir taraftan f›r›nlar, hücreler ve ceset dolu resimler varken, di¤er tarafta direniflçilerin yapt›klar› el bombalar›, kulland›klar› defterler ve eski klasik kitaplar, mors çal›flma makinesi, bildiriler vb. bulunuyor. Baz› tutsaklar›n günlüklerinden önemli sayfalar› hala burada.

ABD emperyalizminin Meksika s›n›r›nda art›rd›¤› önlemler, istedikleri sonucu verdi ve ölümler artt›. Böylece art›k daha fazla insan ölürken, Meksika’dan gelen mülteci say›s› da azalm›fl oldu! S›n›rda ölenler kimli¤i belirsiz bir flekilde kimsesizler mezarl›¤›na gömülürken, s›n›r› geçmek isterken ölenlerin say›s›, geçti¤imiz y›la oranla % 22 artm›fl bulunuyor. ABD’nin Meksika s›n›r›nda art›rd›¤› önlemler çerçevesinde, s›n›rda devriye gezen polis say›s› 300’den 2.700’e ç›kar›lm›fl bulunuyor. Önlemlerin bu derece artmas› ise, s›n›rdan geçmeye çal›flan Meksikal› göçmenlerin, s›n›r›n çölden oluflan kesimine yönelmesini getiriyor. Ancak bu yoldan geçmek isteyenlerin sa¤ kalma flans› yok gibi. Meksika Göçmenlik Bürosu’nun geçti¤imiz günlerde yapt›¤› aç›klamaya göre, bu y›l içinde ölenlerin say›s› 210. Ancak geçti¤imiz günlerde haber ajanslar› taraf›ndan yay›nlanan foto¤raflar, art›r›lan önlemler içinde yer alan çelik duvar›n bile s›n›r› geçmekte ›srar eden birçok göçmeni engelleyemeyece¤ini gösterdi. Yay›nlanan resme gelince; resim çelik duvar›n bir bölümünden büyükçe bir parçan›n, s›n›r› geçmeye çal›flan mülteciler taraf›ndan kesilmifl oldu¤unu gösteriyordu.


23

81

24 Ağustos-6 Eylül 2007

GÜNEY ASYA

Muson Ya¤murlar› yine yoksullar› vurdu Güney Asya’da son birkaç haftad›r artarak süren ve büyük bir sel felaketini de beraberinde getiren Muson Ya¤murlar› yine milyonlarca yoksulu vurdu. Ya¤murlar›n yol açt›¤› seller binlerce insan›n can›na mal olurken, devam eden sellerde can kayb› giderek art›yor. Hindistan, Pakistan, Bangladefl, Nepal ve bölgedeki yoksullu¤un had safhada oldu¤u birçok ülkede, etkili olan sellerde milyonlarca yoksul insan da evlerinden göç etmek zorunda kald›. Felaketin bir di¤er sonucu olarak, g›da ve içme suyu s›k›nt›s› bafl gösterirken, kolera, tifus, maleria gibi ölümcül salg›n hastal›klar›n yay›lma riski de giderek art›yor. Bölgede her y›l Temmuz ve Eylül aylar› aras›nda ya¤an Muson Ya¤murlar›n›n

bu y›k›c› etkileri ise bilinmekte. Sistemin daha fazla kâr h›rs›yla yaratt›¤› çevre kirlili¤ine ba¤l› olarak ortaya ç›kan iklim de¤iflikliklerinin sonucu olan sel vb. etkiler her y›l daha da boyutlanmas›na ra¤men, bu bölgedeki ülkelerin hükümetleri, al›nmas› gereken önlemleri almamakta ›srar ediyor. Felaketten etkilenen bölgelerde yard›m ve kurtarma çal›flmalar› yap›ld›¤› iddialar› da gerçe¤i yans›tm›yor. Yard›m ulaflmayan bölgelerden biri de Pakistan’›n Belücistan kesimi. Buradaki felaketin sonuçlar›yla birlikte giderek daha a¤›r koflullara mahkum olan bölge halk›n›n durumu protesto etmek için düzenledi¤i eyleme ise polis vahflice sald›rarak, kitleye atefl açt› ve gaz-gözyaflart›c› bomba kulland›. Aç›lan atefl sonucu 6 kiflinin yaraland›¤› belirtildi.

Evrensel Bak›fl Hollywood klasiklerinin di¤er yüzü Bir Hollywood klasi¤i olan 1966 çekimi “Hartum” filminde, Charlton Heston taraf›ndan canland›r›lan sömürgeci General Gordon, 1855’lerde, “demokrat ‹ngilizleri” kurtar›c› olarak gören çok say›da insan› ve say›s›z kad›n ve çocu¤u “fleytani kötülük” olarak sunulan fanatik ‹slamc›lar›n katliam›ndan kurtar›r! Gordon burada Hartum’u ele geçirmek için yaflanan çat›flmalarda “barbar savaflç›lar” taraf›ndan öldürülür! ‹ngilizlerin burada yürüttü¤ü sömürgeci savafl ise, “medeniyetin de¤erlerini korumak” olarak sunulur. Ancak filmin göstermedi¤i bir fley vard›r. Daha do¤rusu geliflmelerin di¤er bir yüzü vard›r: 1855’den 13 y›l sonra, ‹ngiliz güdümlü M›s›r iflgal ordular›, ‹ngiliz birliklerinin de katk›lar›yla, Sudan’a sald›r› düzenlerler. Bu iflgal sald›r›s› sonucu toplam 120 bin Sudanl› katledilir! Böylece General Gordon’un intikam› da al›nm›fl olur! Ayn› dönemde bölgeye yo¤unlaflan Frans›zlarla ‹ngilizler aras›nda ç›kan anlaflmazl›klar ise, neredeyse bir dünya savafl› ç›karacak boyuta ulafl›r. Sudan bu tarihten itibaren, 1956 y›l›na kadar “‹ngiliz-Sudan” olarak kalacakt›r. Dün oldu¤u gibi bugün de kamuoyu “medeni-devletlerin”, Sudan’daki ‹slami rejimin “barbarl›klar›” karfl›s›nda sessiz kalmas› karfl›s›nda öfkeli! Herkes hep bir a¤›zdan “Darfur’daki katliamlara daha ne kadar seyirci kalaca¤›z?” diyor. ‹nsan haklar› kurulufllar› buradaki insan haklar› ihlallerini dile getiriyor. Ve buna dur demenin yolunun ise Afrika Birli¤i ve BM’ye ba¤l›, yeterli silah donan›m› olmad›¤› iddia edilen “Bar›fl Gücü”nü daha da güçlü donatmaktan geçti¤ini belirtiyorlar. Burada yaflananlar G-8 Zirvesi’nde de günde-

me getirilmifl ve buradaki ‹slami “terör gruplar›na” karfl› ne yap›laca¤› tart›fl›lm›flt›. Peki Sudan’› bu kadar “ilgi çekici” k›lan gerçekte nedir? Dünya halklar›na dönük, baflta Ortado¤u olmak üzere, bir dizi iflgal sald›r›lar› gerçeklefltiren ve iflgal alt›ndaki bölgelerde yaflayan halklar› katleden emperyalistlerin, kendilerine ba¤l› medya ve STÖ arac›l›¤› ile yaratmaya çal›flt›klar› duyarl›l›¤›n ard›nda hiç kuflkusuz ki bu bölgenin, baflta petrol ve bir dizi hammadde olmak üzere, say›s›z zenginlikleri vard›r. Sudan 1970’lere kadar emperyalistlerin ekonomik anlamda pek de ilgisini çeken bir yer de¤ildi. Ancak 1970’lerde buradaki zengin petrol yataklar›n›n keflfedilmesiyle birlikte, Sudan’a karfl› “ilgi” de artm›fl oldu. Bu tarihlerden itibaren buraya dönük yo¤unlaflmada etkin rol oynayan iç savafllar›n kökenlerini ise, Sudan’›n sömürge oldu¤u y›llarda aramak gerekiyor. ‹ngilizler sömürgecilik y›llar›nda, buradaki ekonomik-siyasal ç›karlar› aç›s›ndan en uygun gördükleri Arap gruplara yaslanm›fllard›r. 1956 y›l›nda bu ülkeyi terk ettiklerinde ise, etnik olarak parçalanm›fl ve merkezi bölgelerin yan› s›ra, kuzeydeki ekonomik-siyasal gücün % 40’› Araplar›n elinde bulunan “ba¤›ms›z” bir ülke b›rakm›fllard› arkalar›nda. Bölgeler aras› ekonomik geliflmenin giderek eflitsiz bir hal almas›, buradaki etnik gruplar aras›ndaki çat›flmalar› giderek körüklemifl ve ülkenin büyük bölümünde, özellikle de güneyinde art›k, gerçekte ‹ngilizler daha buradan ayr›lmadan önce planlanm›fl olan, iç savafl hâkim olmaya bafllam›flt›. Uzunca y›llar süren iç savafllarda en a¤›r kay›plar 1983-2004 y›llar› aras› verildi. Bu sü-

re içinde 2 milyondan fazla insan yaflam›n› yitirdi, yüz binlercesi ise göçe zorland›. 2004 y›l›nda, ABD ve AB emperyalistleri arac›l›¤›yla ve esasta kendi ç›karlar› do¤rultusunda yap›lan bir anlaflmayla, 2011 y›l›nda otonomiye geçilmesi kararlaflt›r›ld›. ABD ve AB emperyalistleri 2011’i beklemeden, buradaki etnik çat›flmalar› tekrar k›z›flt›rman›n ve ülkeyi yeni bir iç savafl›n efli¤ine getirmenin koflullar›n› yaratt›lar. Bunun en büyük nedeni ise, 2000’lerin bafl›ndan itibaren Sudan’la bir dizi ekonomik iflbirli¤ine giren, buraya büyük yat›r›mlar yapan Çin’in buradaki etkinli¤inin önünü kesmek. Geçti¤imiz günlerde Sudan’a 26 bin BM ve AB asker ve polisi gönderme karar› da yine, buradaki çat›flmalar› sonland›rmak, “bar›fl› tesis etmek” vs. gerekçelerden çok, Sudan’›n zenginliklerini paylaflmaya ve Çin’in etkinli¤ini k›rmaya dönük süreci h›zland›rma amac› tafl›maktad›r. Emperyalistlerin Sudan’daki “bar›fl çabalar›”, emperyalizmin ekonomik-siyasal krizinin art›k patlama sinyalleri verdi¤i, Ortado¤u’daki iflgallerin, rekor seviyeye ç›kar›lan asker say›s›na ra¤men birer fiyaskoya dönüfltü¤ü bugünlerde, daha da h›z kazanm›fl görünüyor. Geçti¤imiz günlerde Tanzanya’da yap›lan ve BM-Darfur elçisinin yan› s›ra, Afrika Birli¤i temsilcisinin de kat›ld›¤› bir toplant› gerçekleflti. Bu toplant›, birçok gruptan oluflan Darfur Hareketi’nin önde gelen isimlerini bir araya getirmeyi amaçl›yordu. Burada oluflturulacak anlaflmayla, Sudan’›n gelece¤ine iliflkin önemli ad›mlar at›lmas› planlan›yordu. Tabii ki burada ç›karlar› olan iç ve d›fl güçlerin lehine. Ancak bu toplant› hiç de planland›¤› gibi geçmedi. Çünkü birçok grup önderi toplant›ya kat›lmad›. Bu da herhangi bir mutabakata var›lamamas›n› getirdi. Özellikle de hareketin içindeki en büyük grubun, Sudan Özgürlük Hareketi’nin (SLM) önderi bu toplant›ya kat›lmam›flt›. Fransa’da yaflayan grup lideri Abdulhalid El Nur, toplant›ya kat›lmama nedenini BM ve AB’nden oluflan 26 bin asker ve polisin henüz Sudan’da konuflland›r›lmam›fl ol-

mas›na ba¤l›yor ve bu gücü kendine güvence olarak görüyor! Çok aç›k ki El Nur, hareketinin ve Sudan’›n gelece¤ini, kendi hareketlerine s›cak bakan ve Fransa’da yaflad›¤› sürece kendini “kollayan” Frans›z emperyalizmine yaslanmada görüyor. Sudan’da kendi iktidarlar›n› kurma ve bunu pekifltirme amac› güden ve emperyalistlerin böl-parçala-yönet politikas›n›n ürünü olan birçok hareketin varl›¤› ve bunlar›n, arkalar›ndaki emperyalist güçlerin yönlendirmesiyle, uzlaflma de¤il ayr›flma noktalar›n›n öne ç›kmas› ise, bugün Sudan’›n üçe bölünme ihtimalini getirmifl bulunmakta. Zenginliklerin en yo¤un oldu¤u bölgelere dönük paylafl›m haz›rl›¤› ise bafllam›fl bulunuyor. Bafla dönecek olursak, Hollywood ABD emperyalizminin dünya halklar›na dönük sald›r›lar›n› hakl› ç›karmada, özellikle de sald›r›lar›n sürdü¤ü dönemlerde önemli bir rol oynayagelmiflti. Savafl içerikli klasikler hep gerçekleri çarp›tmaya, olaylar›n perde arkas›n› gizlemeye hizmet etmifltir. Ta ki bu sald›r›larda yenilgi kesinleflene kadar. II. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’nda Japonya’n›n yenilgisi kesinleflti¤i halde at›lan atom bombalar› hakl› ç›kar›lmaya çal›fl›lm›fl, Vietnam, Kore savafllar› yine ABD’nin buralara “özgürlük”, “demokrasi” götürmesi olarak sunulmufltur. Ancak bunlar›n haks›zl›¤› kamuoyunda teflhir oldukça, buralarda al›nan yenilgiler itiraf edilmeye baflland›kça, filmlerin içeri¤ine savafl karfl›tl›¤› hâkim olmaya bafllam›flt›r. Bugünlerde baz› Hollywood yap›mc›lar› Irak ve bir bütün olarak Ortado¤u’daki iflgallerin haks›zl›¤› ve ABD’nin buradaki yenilgisini ele alan içerikte filmler yapmaya soyunmufllar. Bu da, can havliyle sald›rganl›¤› t›rmand›rmaya çal›flan emperyalistlerin tüm çabalar›n›n bofluna oldu¤u anlam›na gelmektedir. Çabalar›n bofla ç›kmas›ndaki bafll›ca rol ise hiç kuflkusuz, klasiklerde “barbar” olarak sunulan ya da “figüranl›k” verilen, ancak di¤er ve gerçek yüzüne bak›ld›¤›nda filmin gerçek kahramanlar› olan, direnen halklar›nd›r.


24

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

Köleli¤e son verelim, edilgenli¤imizi k›rarak özgürleflfleelim! ‹nsan bilinçli çabas›yla yani eme¤iyle insanlaflt›. Bilinçli eme¤iyle hayvanlardan ayr›lan insan, do¤aya hükmeder oldu. Ve bunu tüm insanlar; kad›nlar ve erkekler birlikte yapt›lar. Günümüzde de yaflam› var eden, kad›nlar›n ve erkeklerin eme¤idir. Fakat erkek egemen düzene geçildikten sonra kad›n›n eme¤i, dolay›s›yla kad›n de¤ersiz görülmeye baflland›. Yani asl›nda, günümüzde yaflanan kad›n sorununun temelleri binlerce y›l öncesine; ilkel topluma dayan›yor. O günden bugüne kadar birçok de¤ifliklik olsa da sorunun kayna¤› ve özü ayn› kalm›flt›r. Ve tüm yak›c›l›¤›yla sürmektedir. Esasta toplumsal üretime kat›lan erkektir. Ekonomik gücü ve özel mülkiyeti elinde bulunduran erkek, kad›n› ve kad›n eme¤ini ve dolay›s›yla da kad›n›n bir bütün olarak yaflant›s›n› kontrol alt›na alarak ona da hâkim olur. Kad›n›n toplumsal yaflam›n d›fl›na itilmesi, bir ev kölesi haline getirilmesi özel mülkiyetin bir sonucudur. Üretime, toplumsal hayata kat›lmayan kad›n toplumsal hayat içinde edilgenlefl(tiril)mifltir. Hayata, olaylara müdahale etme, yön verme, ba¤›ms›z bir iradesinin olmas› hakk› elinden al›nm›flt›r. Kad›n›n bedeninin eve hapsedilmesi, beraberinde zihinsel köleli¤i de getirmifl; düflünme, söz söyleme, karar verme hakk› da engellenmifl, edilgenlefltirilmifltir.

Pratikteki edilgenlik… Edilgenli¤i pratik edilgenlik ve zihinsel/düflünsel edilgenlik olarak ikiye ay›rabiliriz. Kad›nlar toplumsal yaflamdan kopart›l›p evin dört duvar› aras›na hapsedildi¤inden, birçok toplumsal pratikten uzak kal›yorlar. Bu uzakl›k, beraberinde hayat› tan›mama, hayat›n k›y›s›nda durma anlam›na geliyor. Kad›n›n hayat›n›n sadece veya büyük oranda evin dar s›n›rlar›na hapsedilmiflli¤i pratik edilgenli¤i do¤uruyor. Bilgi, beceri, yapabilme yetene¤i esasta pratik içinde yani yaflayarak, görerek, tan›yarak edinilir. Oysa kad›nlar, evin d›fl›nda ak›p giden hayat›n onlarca rengine yabanc›laflt›r›l›rlar. Hayat ev iflleri, çocuk bak›m› ve günlük kendini tekrarlayan ifller ve sorunlardan ibaret hale gelir. Erkekler ise küçük yafllardan bafllayarak hayat›n içinde yer al›rlar. Birçok fleyi tan›ma, kavrama olana¤› kazan›rlar böylece. Clara Zetkin “art›k ev, kad›n›n dünyas›, dünya erke¤in evidir” diyerek bu gerçe¤i özetlemifltir. Dünyas› ev ile s›n›rlanan kad›n›n fiziksel-bedensel eme¤inin de esasta evle s›n›rl› kalmas›, kad›n›n birçok ifle, prati¤e ve gerçe¤e yabanc› kalmas›n› getirir. Tersine, evi dünya olan erkek ise toplumsal yaflam›n her alan›na girerek ayn› zamanda birçok yetene¤i beceriyi de kazan›r. ‹fller “kad›n ifli” ve “erkek ifli” diye ayr›l›r. Bunlar ço¤u zaman resmi olarak böyle ifadelendirilmese de erkek egemen anlay›fl›n etkisi ile adeta birer yasad›rlar. Mesela çocu¤a bakmak, ev temizli¤i, yemek yapmak, çamafl›r ve bulafl›k y›kamak, dikifl, büro iflleri, hemflirelik, ö¤retmenlik gibi ifller ve meslekler kad›nlarla özdefllefltirilmifltir. Ve bunlar d›fl›nda kalan say›s›z ifl de “erkek ifli” olarak alg›lan›r, adland›r›l›r. Kad›n›n dünyas›n›n daral-

t›lmas›, s›n›rland›r›lmas› toplumsal de¤er yarg›lar› ve dini inançlarla da kuvvetlice desteklenir. Toplumdaki ahlak kurallar›, toplumsal yarg›lar kad›n üzerinde bir kölelik zinciridir. Tüm bu sayd›klar›m›z, kad›n›n edilgenli¤ini beraberinde getirir. Kad›n ev ifllerinde uzmanlafl›r. Fakat ev d›fl›ndaki hatta evde de “kad›n ifli” d›fl›ndaki tüm fleylere yabanc›lafl›r. Çünkü 24 saati evde, ev iflleriyle; “kad›n iflleri”yle geçer. Ev, kad›n›n en güvenli ve tek s›¤›na¤› olur. Hayat›n içinde olamayan kad›n dolay›s›yla birçok fleyi yapamaz-bilemez. Bu, kad›n›n beceriksizli¤i; saç› uzun akl› k›sal›¤› olarak adland›r›lsa da tabii ki nedeni bu de¤ildir. Tam tersine kad›n›n eve hapsedilmiflli¤inin sonucudur. Kad›nlar yeteneksiz de¤ildir, sadece pratik noksanl›k, onun beceriksiz olarak alg›lanmas›na/gösterilmesine neden olur. Pratik, bedensel edilgenli¤in sonucunda, kad›nlar yapabilecekleri basit eylemleri, pratikleri bile yapamaz veya yapmay› bile düflünemez hale gelirler. Mesela küçük bir tamir ifli, bir tornavida kullanmay› dahi erkeklerden beklerler. Daha ‘büyük’ ifllere ise zaten hiç kalk›flmazlar ço¤unlukla. Çünkü bunlar erkek iflidir! Çocukluk y›llar›ndan itibaren kad›nlara ve erkeklere bu ezberletilir. Hayat›n birçok pratik alan› may›nl› bölgeler gibi kad›nlar›n girmesine yasaklanm›flt›r. Kad›n›n bunun tersi yönde bir giriflimi flaflk›nl›k, öfke, yad›rgama ile karfl›lan›r. Ve bunlarla da kalmaz, erkek egemen sistemin kurallar›n›n d›fl›na ç›kan kad›n cezaland›r›l›r. En iyimser ihtimalle ise “erkek gibi kad›n” denilerek övülür. Bu ifade bile, bu tür olumlu, övülen özelliklerin asl›nda erkeklere has oldu¤unu, kad›nlar›n yapamayaca¤›n› belirtir.

Zihinsel edilgenlik… ‹nsanlar›n düflünce dünyas›n›n genifl olmas›, fikirler üretebilmesi, elefltiri ve öneri getirebilmesi, onun yaflam koflullar›yla do¤rudan ba¤lant›l›d›r. ‹nsanlar›n düflüncelerini ve bilincini belirleyen (esasta) yaflam flartlar›d›r. Dünyas› ev olan kad›n›n sadece bedensel prati¤ine, üretimine, aktivitesine de¤il ayn› zamanda düflünsel faaliyetine de ev ile s›n›r konulmufl olur. Çünkü düflünce, d›fl/maddi dünyan›n yans›mas›d›r. Hayat prati¤inin geniflli¤i veya darl›¤› zihinsel prati¤in, düflünmenin de darl›¤›n› veya geniflli¤ini belirler. Dünyayla ba¤› zay›f olan yani sadece evle veya evin az›c›k d›fl›nda ba¤lar› olan kad›n›n düflünce dünyas› da bu paralelde dar kal›r. Toplumsal prati¤in d›fl›nda tutulan kad›n›n bilgi edinme ve düflünce üretme hakk› da elinden al›nm›fl olur. Evin dar ve sürekli kendini tekrarlayan iflleri düflünce zenginli¤i üretmez. Bedeni evde veya toplumsal yaflam›n s›n›rl› bir alan›nda hapsolan kad›n›n düflünce dünyas› da ayn› s›n›rl›l›¤a hapsedilmifl olur. Düflünceleri, ev iflleri hangi iflin ne zaman yap›laca¤›, ne yemek piflirilece¤i, çocuklar›n bak›m› ve sorunlar› gibi konular kaplar. Ve de televizyondaki gerçek olmayan dünyalar... Bu yaflam tarz› kad›n› adeta robotlaflt›r›r. Sürekli ayn› ifllerle u¤raflmak, art›k o ifllerle ilgili bile düflünmemeyi getirir. Her eflyan›n bir yeri, her iflin sabit bir yap›l›fl tarz› ve zaman› vard›r. Hayat k›s›r

bir döngüde devam eder. Bu durum do¤all›¤›nda düflünme yetisinin körelmesi, zihnin geliflmemesi anlam›na gelir. Oysa toplumsal yaflam›n daha fazla içinde olan erkek say›s›z farkl› olaylar, insanlar görür ve tan›r. Bu pratik, onun her karfl›laflt›¤› olaya iliflkin bir fikir edinme, üzerinde düflünme ve düflünce gelifltirme prati¤ini de do¤urur, böyle büyük bir avantaj sa¤lar. Kad›n›n toplumsal yaflam› daralt›ld›¤› oranda, düflünce dünyas› dar kal›rken bu konuda da erkeklerin gerisinde kal›r/b›rakt›r›l›r. Ayr›ca erkek egemenli¤i, erke¤in kad›n› bir özne, insan olarak de¤il mal, nesne olarak gördü¤ü için, bedeniyle beraber düflüncelerine de hükmetme hakk›n› bulmas›na neden olur. Kad›na düflünme, söz söyleme hakk› tan›maz. Bir robot, bir nesne gibi yönlendirilir/yönlendirilmek istenir. Kad›na düflünme ve kendini ifade etme flans›, sadece erke¤in düflüncesi do¤rultusunda görünüyor ve ifade ediyorsa verilir. Elbette bu da düflünmek de¤ildir. Erkekler taraf›ndan düflünüleni onaylamak, ona tabi olmakt›r. Kad›nlara e¤itim hakk›n›n tan›nmamas› ya da k›s›tl› olarak tan›nmas›n›n mant›¤› da budur. Kad›nlar›n hem toplumsal yaflam›n d›fl›nda tutulmas› hem de erkek egemen kültürün de¤er yarg›lar› nedeniyle kad›nlar düflünsel olarak da edilgenleflmifltir. Zihinsel geliflimin engellenmesi de kad›n›n daha fazla toplumsal yaflamdan kopmas› ve erkek egemen anlay›fl› benimsemesi, ona elefltirel bakamay›p kabullenmesini pekifltirir. Yani fiili edilgenlik zihinsel edilgenli¤i do¤ururken devam›nda da zihinsel edilgenlik pratik edilgenli¤i do¤urur. Bunlar sürekli olarak birbirini besler. Kad›n üzerindeki erkek egemenli¤inin bask›s›, kad›nlarda hem fiili hem de zihinsel anlamda kendine güven duygusunu sürekli olarak baltalar. Asl›nda birçok fleyi baflaracak, kavrayacak güce, potansiyele sahip olan ve bunlar› kendi dar dünyas›nda gayet iyi yapan kad›nlar “ben yapamam” deyip pratik/toplumsal yaflamdan “ben anlamambilmem” diyerek düflünsel yaflamdan kendilerini iyice uzaklaflt›r›rlar. Kendine güvenmeyen kad›n da kolayca üstesinden ge-

lebilece¤i fleylerden uzak durur/tutulur.

Özgürlü¤ümüzü kazanal›m! Dünyay› var eden emektir; kad›nlar›n ve erkeklerin eme¤i. Dünya nüfusunun yar›s›ndan fazlas› kad›nd›r. Buna ra¤men en çok ezilen, horlanan, yok say›lan da kad›nlard›r. Biz ezilen emekçi kad›nlar hem emekçi hem de kad›n oldu¤umuz için hayat›n zorluklar›n›, sistemin bask› ve sömürüsünü daha fazla yafl›yoruz. Tüm bu zorluklara, bask›lara karfl› aya¤a kalkmad›kça, edilgenli¤imizi üstümüzden atmad›kça hayat›m›za bundan sonra da baflkalar› yön verecek. Oysa dünyay› erkeklerle birlikte yaratanlar biziz. Nas›l ki ac›lar›, zorluklar›, açl›¤›, yoksullu¤u paylafl›yorsak daha fazla hayat›n içine girme, söz söyleme, karar verme, düflüncelerimizi ifade etme konusunda da eflit olmal›y›z. Bunlar bizim hakk›m›z. Ve bunlar› yapmaya gücümüz de var. Bizler “eksik etek” de¤iliz. Hem yetenek hem de zihinsel anlamda erkeklerden eksik de¤iliz. “Ben yapamam”, “ben anlamam” demeyi bir kenara b›rak›p, bizi yok sayan erkek egemen sistemin duvarlar›n› y›kmal›, pratik ve düflünsel hayatta ileri at›lmal›y›z! Biz nesne de¤il insan›z! Köle de¤iliz ve olmamal›y›z! Öyleyse bizi nesne ve köle gören, evin k›s›r yaflam›n›n dar duvarlar›na bedenimizi ve zihnimizi hapseden özel mülkiyete dayal› erkek egemenli¤ine karfl› mücadele ederek özgürlü¤ümüzü söküp atmal›y›z. Erkek egemen ideolojisi, tüm topluma hâkim olmufltur. Bunun dayana¤› da erkek egemen anlay›fl› koruyan, yaflatan, besleyen burjuva-feodal sistemdir. Onlar›n kanunlar›, de¤er yarg›lar›, toplumsal yaflam› düzenleyiflleri hep erkek egemenli¤i üzerine kuruludur. Ve kad›nlar›n aleyhinedir. Bunun için, edilgenli¤imizi k›rarken hem kendimizdeki hem de toplumdaki erkek egemen ideolojisiyle mücadele etmeliyiz. Bununla beraber erkek egemen anlay›fla dayanan ve bu anlay›fl› üreten, güç-

lendiren burjuva-feodal sisteme karfl› da mücadele etmeliyiz. Ve unutmamal›y›z ki tek bafl›m›za de¤il bizim gibi say›s›z ezilenlerle birlikte örgütlü olarak mücadele etti¤imizde, iflte ancak o zaman özgürlü¤ümüzü kazanaca¤›z. (Sincan Kad›n Hapishanesi’nden bir ‹K okuru)


25

81 Kitap tan›t›m›...

Kitap tan›t›m›...

24 Ağustos-6 Eylül 2007

Kitap tan›t›m›...

Kitap tan›t›m›...

Kitap tan›t›m›...

Homeros, sözlü edebiyat gelene¤i ve "‹lyada" Tarihin gizeminde k›sa ama uzun soluklu bir yolculuk...

Tarihin gizemini aralayan bir geminin ilk liman›, kuflkusuz ki yaz›l› eserler olur. Günümüzde de tarihe dönüp flöyle bir bakmak istesek sar›laca¤›m›z ilk fley yaz›l› eserler olmaktad›r. Bir arkeolog olsak bile yine yaz›l› eserlerden kendimizi kurtaramay›z. Bu nedenledir ki tarihin gizemini gün ›fl›¤›na ç›karmada Sümerlere “minnettar” olmal›y›z. Yaz›n›n icad› ile olaylar, savafllar, kültür-sanat alan›nda ve daha birçok fleyin yaz›l› olarak günümüze tafl›nmas› bu sayede daha kolay olmufltur. “‹lyada” Yunanca ad›yla “‹lias” kendi türünde tarihin gizemini aralayan bir yap›t ünvan›n› tafl›makta. Homeros’u çokça duymufluzdur. Yunan halk ozan› olarak, bazen de kar›flt›r›p Yunanl› bir filozof olarak. Fakat bizden 2850 y›l önce yaflam›fl olan bu ozan›n, günümüzde halen destan›n›n okunmas› insana flafl›rt›c› gelmektedir. Tahta At, Truva At› denildi¤inde ço¤umuzun akl›na ne Homeros ne de ‹lyada gelmeyebilir. Ama Troya Savafl› mutlak gelir. “Güzel bir kad›n Helene için 9 y›l süren Troya Savafl›.” Hatta dilimizde “Truva At›” rolü oynamak deyimi, bu savafltaki rolünden esinlenerek yerleflmifltir. Bilmekteyiz ki tarih; egemen s›n›flar taraf›ndan bilinçli bir flekilde çarp›t›lmakta, hatta “tarihi yaratanlar›n, imparatorlar, imparatorluklar, büyük insanlar” oldu¤u tezi savunulmaktad›r. Nitekim Troya Savafl› da bundan nasibini alm›flt›r. Troya Savafl›’n›n bizlere anlat›ld›¤›ndan ziyade, esas olarak dönemin krall›klar› aras›nda fetih, toprak savafllar›ndan, daha fazla köle sahibi olma savafllar›ndan baflka bir nedeni yoktur. Çünkü Troya (bugünkü Çanakkale) dönemin geliflmifl merkezlerinden biridir. Güçlü imparatorluklar›n hazinesine can katacak gözdesi-

dir. Helene sadece savafl›n bahanesidir. Bugün Irak sald›r›s›n›n “kitle imha silahlar› var” bahanesinde oldu¤u gibi. Egemen s›n›flar› aç›s›ndan tarihi neden çarp›tma ihtiyac› duyduklar› çok aç›kt›r. Di¤er yandan Homeros, ‹lyada Destan› ile okuyucuyu tarihin gizeminde bir yolculu¤a ç›kar›yor. Günümüzden 3200 y›l önce (MÖ 1200’ler) yap›lan Troya Savafl›, dönemin kültürel flekillenifline, ça¤›n belli özelliklerine tan›k ediyor. Köleci sistemin yafland›¤›, insanlar›n tunç ça¤›ndan sonra demir ça¤›na erdi¤i dönemlerde gezinmek ayr› bir duygu yarat›yor okuyucuda. ‹lyada’da öne ç›kan di¤er bir konu da Troya Savafl›’n›n Tanr›lar Savafl› olarak nitelenmesidir. Yunan mitolojisinin tanr›lar› Troya ve Akhalar aras›ndaki savafla taraf olmufllar, savafl› tanr›lar divan› Olympos’ta seyretmekle kalmam›fl bizzat savafla kat›lm›fllard›r. Homeros’un bu anlat›fl tarz› kuflkusuz ki yaflad›¤› dönemden ba¤›ms›z de¤ildir. ‹lyada, MÖ 850 y›llar›nda Homeros taraf›ndan destan fleklinde anlat›lm›fl, çok sonralar› da yaz›l› hale getirilmifltir. Homeros’un yaflad›¤› dönem de dinin mitoloji k›l›f›yla hakim oldu¤u bir dönem. Hemen hemen

her fleyin bir tanr›s› oldu¤u, çok tanr›l› bir dönem, krall›klar›n hüküm sürdü¤ü, köleci sistemin yafland›¤› bir dönem. ‹nsan›n insan taraf›ndan en kaba biçimde sömürüldü¤ü bir dönemdir. Dolay›s›yla Homeros, destan›n› bu döneme ayk›r› yapmam›flt›r. Bunun kuflkusuz birçok nedeni vard›r. Bu noktada genel bir yarg›dan ziyade tahminlerde bulunabiliriz. Fakat halk›n genel inanc›na uygun, köleci sistemin, devletin, sömürünün örtüsü olan mitoloji destanda ifllenerek egemen s›n›f›n ekme¤ine ya¤ sürer niteliktedir. Çünkü Troya Savafl›’n› bir fetih savafl› olmaktan ç›karm›fl, tanr›lar›n iste¤ine büründürmüfl, tanr›lar savafl›na dönüfltürmüfltür. Akhalar›n ve ona yard›m eden di¤er krall›klar›n dönemin geliflmifl merkezi, zengin Troya’y› fethetme savafl› oldu¤unu böylece gizlemektedir. Homeros bize tarihi bir kesit sunarken di¤er yandan yukar›da bahsetti¤imiz tarihin çarp›t›lmas›ndaki rolünü bu anlam›yla oynamaktad›r. ‹lyada, günümüze kadar gelen sözlü edebiyat gelene¤inin önemli örneklerinden biridir. 9 y›ll›k savafl›, 9. y›l›ndaki 51 gününü 24 bölüm, 16 bini aflk›n dizeyle

sözlü olarak anlat›lm›fl edebi bir eserdir. Döneminin yerleflik yaflam, kültürel flekillenifl, giyim-kuflam, üretim, yaflam›n birçok karakteristik özelliklerini somut olarak sunmas› aç›s›ndan da destan olumlu bir özellik tafl›maktad›r. Çevirmen önsöz olarak, ‹lyada hakk›nda genifl bilgi vererek okuyucuya ön bilgi sunarak destan›n daha iyi anlafl›lmas›n› sa¤lam›fl. Geçmiflten günümüze Homeros’un ‹lyada-Odysseia destanlar› üzerinde birçok araflt›rma-inceleme tart›flma, yorum oldu¤unu, bu sözlü destan›n yaz›ya aktar›m›nda birkaç dizenin de¤ifltirildi¤ini, fakat bu destan›n özünü bozmad›¤›n› da belirtmektedir. Çevirmen, ayr›ca ‹lyada Destan›’n›n ana temas›n›n Troya Savafl› de¤il, “Hkhillevsun Agamemnona öfkesini ve savafltan çekilmesini, Patroklos’un ölümü ile de savafla geri dönmesi” oldu¤unu belirtmektedir. ‹lyada Destan› Azra Erhat/A. Kadir taraf›ndan eski Yunanca asl›ndan çevrilmifl, Can Yay›nlar› taraf›ndan yay›nlanm›flt›r. Tarihin gizeminde k›sa ama uzun soluklu bir yolculuk keyifli olur. (Sincan Hapishanesi’nden Bir ‹K okuru)

“Kimsenin namusu olmak istemiyoruz” ‹zmir fiiddete Karfl› Kad›n Platformu üyeleri, son zamanlarda artan namus cinayetlerini ve Sevim Agufl adl› bir kad›n›n, “baflka erkeklerle cilveli konufltu¤u” gerekçesiyle, kocas› taraf›ndan öldürülmesini protesto etmek için 13 A¤ustos günü bir eylem örgütledi. Aç›klama s›ras›nda, mum ve karanfil tafl›yan kad›nlar, üzerinde “Namus cinayetlerine son” yaz›l› bir pankart açarak, s›k s›k, “Kad›na yönelik fliddete hay›r”, “Kimsenin namusu olmayaca¤›z”, “Töre cinayetlerine son” fleklinde slogan att›. ‹zmir fiiddete Karfl› Kad›n Platformu üyeleri ad›na bas›n aç›klamas›n› okuyan Gamze Çelik, son zamanlarda namus cinayetlerinin artt›¤›na dikkat çekerek, bunun en son örne¤ini ‹zmir’in göbe¤inde, Özdilek Al›flverifl Merkezi’nde, baflka erkeklerle “cilveli konufltu¤u” gerekçesiyle, kocas› taraf›ndan öldürülen Sevim Agufl ile yaflad›klar›n› söyledi. Çelik, Agufl’un namus

nedeniyle öldürülen ne ilk, ne de son kad›n olaca¤›n›n alt›n› çizerek, Türkiye’de namus cinayetlerinin yayg›nl›¤›na dikkat çekti. Kad›n s›¤›nma evlerinin önemine de¤inen Çelik, Türkiye’de kad›na yönelik fliddetle mücadelede somut ad›mlar›n at›lmad›¤›n› belirterek, flunlar› söyledi: “4 Temmuz 2006’da Baflbakanl›k taraf›ndan yay›nlanan ‘Ço-

cuk ve Kad›nlara Yönelik fiiddet Hareketiyle, Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi ‹çin Al›nacak Tedbirler Genelgesi’ henüz uygulanmamaktad›r. Bu genelge bir tavsiyeden öteye geçememifltir. Y›llard›r mücadele ederek elde etti¤imiz kazan›mlar›m›z›n devletin resmi politikalar› haline gelmesini istiyoruz.” (‹zmir)


26

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

Kolektif bir çaban›n ürünü 1 May›s Mahallesi

2 Eylül 1977… ‹stanbul’da bir gecekondu mahallesinin bütünüyle y›k›lmas› ve daha önceki gecekondu y›k›m› deneyimlerinde hiç karfl›lafl›lmam›fl bir flekilde dokuz kiflinin öldürülmesi olay›… 2 Eylül’den bugüne gecekondu sorunu iki ayr› imgeyle zihinlerimizde yer edinmifltir. Biri, yap›l› hiçbir fleyin kalmad›¤› enkaz y›¤›n›, di¤eri de her fleyin olabildi¤i kadar h›zl› bir biçimde yap›ld›¤› kuvvetli bir dayan›flma örne¤i... 1 May›s Mahallesi denince bu yüzden akl›m›za hem bir s›ra halinde dizilmifl yüzlerce insan›n elleri üzerinden tafl›nan biriketlerle yap›lan gecekondular hem de y›k›nt›lar›n bafl›nda çaresizce a¤layan kad›nlar ve çocuklar gelir. 2 Eylül 1977’de Türkiye Devrimci Hareketi ve 1 May›s Mahallesi halk› tarihsel bir s›nav verdi egemenler karfl›s›nda. Karfl›lar›nda iki yol vard›; ya gelen y›k›m ekiplerine müdahale etmeyip y›k›m› kabullenmek ya da kendi elleriyle yapt›klar› gecekondular› yine elleriyle savunmak. Gecekondular› y›kmak için harekete geçen egemenlerin as›l hedefi devrimci ve demokrat kimli¤iyle bilinen mahalleyi parçalamakt›. Bu anlam›yla 1 May›s Mahallesi’nin tarihsel önemi oldukça büyüktür.

Kolektif bir çaban›n ürünü 1 May›s Mahallesi 1 May›s Mahallesi, Türkiye’nin çeflitli yerlerinden gelen yüzlerce aile taraf›ndan devrimciler ve Proletarya Partisi militanlar›n›n yo¤un çabas› ile kurulan emekçi semtlerden birisidir. Bu insanlar her biri istemeyerek de olsa, ekonomik nedenlerden dolay› ‹stanbul’a gelmifllerdir do¤duklar›, yaflad›klar› topraklardan. Ancak ‹stanbul’a geldiklerinde hiç birinin bafl›n› sokacak bir evi yoktur. ‹flte böylesi bir süreçte kolektif bir çabayla kurulan mahallenin ad› da 1977 1 May›s’›nda katledilen iflçilere atfedilmifltir. 1 May›s 1977’de katledilen iflçilerin da-

ha kan› kurumadan, 2 Eylül’de yeni bir direnifl nakflediliyordu tarih sayfalar›na. Türkiye’nin de¤iflik illerinden geçinmek için ‹stanbul’a gelen insanlar devrimci ve komünistlerle birleflerek çözmeye bafllad›lar H.Çaparo¤lu H. Aslan karfl›laflt›klar› konut sorununu. Her biri iflin bir Gül, Hasan Y›ld›r›m ve ‹smataraf›ndan tuttular. Önce topraklara el il Poyraz’›n yan›s���ra devrimci Hasan K›koyarak bafllad›lar ifle. Daha sonra her bir z›lkaya, Müzeyyen Keskin, H›d›r Uleve imece usulüyle döflendi tu¤lalar, tafl- man adl› bir yurtsever ve 8 yafl›ndaki bir lar. Ve sonunda koca bir semt kurul- çocuk ile henüz kundakta olan bir bebek du ‹stanbul’da, ad›n› 1 May›s katledildi. 1977’den alan. Çal›flmalar bu kadarla s›Sald›r›n›n hangi hedeflerle yap›ld›¤›na n›rl› kalmad›. Birçok noktada oluflturulan bir görgü tan›¤›n›n “Çat›flma s›ras›nda komünler, devrimcilerin kitlelerin baflta panzerler evlerin üzerlerine yürürken pokonut sorunu olmak üzere tüm sorunlar›- lis sis bombalar› kulland›. Bu arada çoluk, na kafa yoruflu ve devrimcilerle kitlelerin çocuk, genç, yafll› gecekondu sahipleri pobütünleflmesi sonucu, düflman›n da hedefi lisin fliddetli sald›r›s›na u¤rad›. Evlere s›¤›haline geldi 1 May›s Mahallesi. nanlar sürüklenerek ve sürekli dövülerek

Ve direnifl… 1 May›s Mahallesi’nde yaflanan bu geliflmeler devletin de hoflnutsuzlu¤unu art›r›yordu. Müdahale edilmeliydi mahalleye. Bunun yolu da mahalledeki gecekondular› y›k›p birlik-beraberli¤i da¤›tmaktan geçiyordu. ‹flte böylesi bir süreçte yüzlerce kolluk gücü eflli¤inde geldiler 1 May›s Mahallesi’ne 2 Eylül 1977 tarihinde. O gün 1 May›s Mahallesi devletin azg›n sald›r›s›na tan›kl›k ederken, bir direnifl gelene¤inin de mirasç›s› oluyordu. Var›n›-yo¤unu kullanarak yapt›klar› gecekondular› egemenler taraf›ndan y›k›lmak istenince t›pk› yap›m› s›ras›nda oldu¤u gibi y›k›ma karfl› da devrimcilerle emekçi 1 May›s halk› ayn› barikatlarda karfl›lad›lar düflman sald›r›s›n›. Otomatik silah, cop ve panzerlerle halka sald›ran devletin karfl›s›nda Partizanlar da halkla birlikte direniyordu y›k›ma karfl›. Çat›flma s›ras›nda TKP/ML üyeleri Hüseyin Aslan, Hüseyin Çaparo¤lu, Cuma

polis otolar›na bindirildi. Önümüzdeki iki adam› panzer ezdi. Polisler bunun üzerine halka sürekli atefl açmaya bafllad›. Halktan yaralananlar, ölenler oluyordu. Ondan sonra polislere uzun namlulu silahlar geldi. Silahlarla taramaya bafllad›lar. ‘Bunlar vatandafl de¤il. Bunlar Mao’nun çocuklar›’ diyerek sald›r›yorlard›” fleklindeki aç›klamas› sald›r›n›n boyutunu gözler önüne seriyordu. Egemenlerin y›k›m amaçl› sald›r›lar›na ra¤men mahalleyi da¤›tamayan devletin bu kez yapt›¤› ilk ifl mahallenin ismini Mustafa Kemal Mahallesi olarak de¤ifltirmek oldu. 1 May›s Mahallesi kitlelerin kendi gücünü ve yarat›l›c›l›¤›n› gözler önüne seren önemli bir pratiktir. Ad›n› ald›¤› 1 May›s 1977 iflçi s›n›f›n›n birlik-mücadele ve dayan›flma gününde katledilen iflçilerin direngenli¤iyle yarat›lan ve o direngenli¤i günümüze devreden tarihsel bir sü-

reçtir 1 May›s Mahallesi. Proletarya Partisi’nin kitle çizgisinin yaflama geçirilerek s›nan›p do¤ruland›¤› bir süreçtir 1 May›s Mahallesi prati¤i. Aradan 30 y›l geçti. Bir dönemin direnifl gelene¤inin mihenk tafl› olarak tarih sayfalar›ndaki yerini alan 1 May›s Mahallesi, bugün ‹stanbul’un Bayramtepe, Gülsuyu-Gülensu, Kurtköy, Okmeydan› baflta olmak üzere di¤er emekçi semtlerdeki y›k›m sald›r›s› s›ras›nda emekçilerin tavr›n›n ne olmas› gerekti¤ini ifade eden bir örnek olmaya devam ediyor. Gecekondulara karfl› topyekûn bir savafl bafllatan egemenlerin bugünkü y›k›m hedefi 1 May›s Mahallesi’ndeki süreçle bire bir ayn› amac› tafl›mayabilir. Egemenler 1 May›s Mahallesi’nde baflta Proletarya Partisi olmak üzere devrimcilerin örgütlü çal›flmas›na ve kazan›mlar›na sald›r›rken, bugün de ayn› hedefi tafl›yarak ama özünde emekçi semtleri burjuvaziye peflkefl çekmek amac›yla sald›rmaktad›r gecekondulara. Ama sonuç olarak emekçi halk›n en temel ihtiyaçlar›ndan biri olan konut hakk›na yap›lan bir sald›r›d›r bafllatt›klar› savafl. Bu anlam›yla bugünkü sald›r› karfl›s›nda baflta devrimci ve komünist güçler olmak üzere özellikle emekçi halk›n ö¤renece¤i çok fley vard›r 1 May›s Mahallesi prati¤inden. 2 Eylül direnifli haklar›n ve kazan›mlar›n egemenlerin sald›r›s› karfl›s›nda ancak ve ancak kan ve can pahas›na direnerek korunaca¤›n› göstermektedir, bu gün evleri bafllar›na y›k›lmak istenen emekçi halka. 1 May›s Mahallesi, yaflad›¤› tarihsel süreçten kaynakl› her zaman egemenlerin boy hedefi olmufltur. Bunu her daim yaflama geçirmeye çal›flt›¤› pratikleriyle ispatlayan egemenler, birçok semtte oldu¤u gibi 1 May›s Mahallesi’nde de yozlaflt›rma-yabanc›laflt›rma sald›r›lar›n› hayata geçirmeye çal›flmaktad›r. Ancak tarihinden ald›¤› bilinç ve güvenle 1 May›s halk› da genel olarak bu sald›r›lara karfl› durufl sergilemektedir. Birçok emekçi semtteki y›k›m sald›r›lar›n›n azg›nlaflarak yaflama geçirilmeye çal›fl›ld›¤› bir süreçte 1 May›s Mahallesi’nin tarihsel önemi daha bir anlamlanmaktad›r 30. y›l›nda. Bugün ‹stanbul’un birçok semtinde insanlar›n bar›nma hakk›na sald›rarak evsiz b›rakan egemenler karfl›s›nda 1 May›s Mahallesi’nin 2 Eylül direniflinin s›cakl›¤›n› yan›bafl›m›zda hissederek biz de örgütlemeliyiz bu karfl› duruflu. Çünkü 1 May›s’ta Taksim Meydan›’nda katledilen onlarca iflçinin direngenli¤inin esin kayna¤›yla kurulmufltur 1 May›s Mahallesi. Bugün y›k›mla karfl› karfl›ya olan emekçi semtlerde, 2 Eylül 1977’den gecekondu flehitlerinden esinlenerek, örnek alarak bar›nma hakk›n› sonuna dek savunmal›d›r.


27

81

24 Ağustos-6 Eylül 2007

“Bir hayalim var”

“Zenciydi”, ama aya¤a kalk›p da bir beyaza yerini vermedi. Onun oturuflu, bir sivil dayan›flma ve direnifli bafllatt›. Sonunda yasalar de¤iflti ve siyahlar baz› haklar›na kavufltu… 1 Aral›k 1955 günü, Rosa için s›radan bir gündü. Terzi olarak çal›flt›¤› butikteki ifllerini bitirmifl, evine dönüyordu. Otobüse ön kap›dan bindi, paras›n› ödedi, indi, ar-

(...) Bir rüyam var. Gün gelecek, eski kölelerin evlâtlar›yla eski köle sahiplerinin evlâtlar›, Georgia’n›n k›z›l tepelerinde kardefllik sofras›na birlikte oturacaklar. (...) Bir rüyam var. Gün gelecek, dört küçük çocu¤um, derilerinin rengine göre de¤il, karakterlerine göre de¤erlendirildikleri bir ülkede yaflayacaklar. Bugün bir rüyam var benim. (...) Bugün bir rüyam var benim. Bizim umudumuzdur bu. Güneye dönüflümde içimde tafl›yaca¤›m inançt›r. ‹flte bu inanç sayesinde umutsuzluk da¤›n› yontup bir umut an›t› yarataca¤›z. Ulusumuzu saran ahenksiz ba¤›rt›lar›, bu inanç sayesinde güzel bir kardefllik senfonisine dönüfltürece¤iz. Bu inanç sayesinde birgün özgür olaca¤›m›z› bilerek hep beraber çal›flacak, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düflecek, özgürlük için hep beraber aya¤a kalkaca¤›z. ‹flte o gün Tanr›’n›n bütün kullar›, yepyeni bir anlamla söyleyecekler bu ilâhîyi: Benim ülkem, senin ülken Özgürlü¤ün güzel yurdu, ‹flte söylüyorum sana: Atalar›m›n öldü¤ü toprak buras›, fiehitlerin gururu olan toprak, Her bir da¤›n yamac›ndan, Özgürlük yank›lanacak. (...) *Martin Luther King’in 28 A¤ustos tarihli ünlü konuflmas› “Bir hayalim var”

ka kap›dan tekrar bindi. Rosa siyaht› ve ön kap›dan binmesi yasakt›. Olay›n geçti¤i y›llarda Montgomery genelinde bir uygulama vard›. Otobüslerin ön s›ralar› beyazlar için ayr›lm›flt›. Siyahlar ancak arka k›s›mda kendilerine ayr›lm›fl olan s›ralara oturabiliyorlard›. Orta k›s›mda oturabilmeleri, ancak ayakta beyaz yolcu olmad›¤› sürece mümkündü. Otobüse binen herhangi bir siyah yolcu önce ön kap›dan binip paras›n› ödüyor, sonra inerek arka kap›dan tekrar biniyordu; ama yeteri kadar flansl› ise! Kimi zaman floförler, siyah yolcunun arka kap›dan binmesini beklemeden gazlay›p gidiyor, paras›n› ödemifl olan yolcu da öylece ortada kal›yordu. Rosa böyle bir olayla 1943 y›l›nda da karfl›laflm›flt›. O zaman Rosa’y› otobüse almadan giden floför, flimdi tekrar Rosa’n›n karfl›s›ndayd›: James F. Blake. Rosa’n›n deyimiyle, 1 Aral›k günü Blake’in yine hain bir görünümü vard›. Ama Rosa yine de otobüse bindi. Neyse ki, bu sefer Blake, Rosa’n›n para ödedikten sonra arka kap›dan tekrar binmesine f›rsat verdi. Rosa otobüste orta s›ralardan birinde, bir adam›n yan›na oturdu. Ancak üç durak geçtikten sonra otobüse binen beyaz yolculardan biri ayakta kalm›flt›. Montgomery kanunlar›na göre otobüste orta s›ralarda oturan siyah yolcular›n kalk›p ayaktaki beyaza yer vermeleri gerekiyordu. Blake de bu kanunlara dayanarak Rosa’n›n ve ayn› s›rada oturan di¤er üç siyah›n aya¤a kalkmas›n› istedi. Hepsi itiraz etmeden kalkarak yer verdi, ama yorgun olan Rosa oturmaya devam etti. Gerçi yorgun olmasa da yer vermeyecekti; çünkü her gün tekrarlanan bu sahneyi oynamaktan b›km›flt›. Blake, Rosa’n›n göstermifl oldu¤u bu “küstah” tav›r karfl›s›nda çok sinirlendi, el frenini çekip h›zla Rosa’n›n yan›na gitti. Ona yerinden kalkmas›n› söyledi. Aksi takdirde kendisini tutuklataca¤›n› hat›rlatt›. Rosa ise çok sakin bir flekilde cevap verdi: “Nas›l isterseniz…” Blake, h›zla otobüsten indi ve az sonra iki polisle geri geldi. Polisler Rosa’ya neden yerinden kalkmad›¤›n› sorduklar›nda O, aç›k ve net bir flekilde cevap verdi: “Aya¤a kalkmam gerekti¤ini sanm›yorum.” Polislere neden bunu yapt›klar›n› sordu¤unda “Bilmiyorum. Ama kanun kanundur ve siz tutuklusunuz” cevab›n› ald›. Rosa hiç sorun ç›karmad›. Polislerden birisi çantas›n›, di¤eri al›flverifl torbas›n› ald›. Birlikte polis arac›na bindiler.

Bu tarihten sonra Montgomery’de hiçbir fley eskisi gibi olmayacakt›. Rosa’n›n tutuklanma haberi, siyahlar aras›nda y›ld›r›m h›z›yla yay›ld›. Rosa’n›n dostlar› hemen

M artin Luther King Martin Luther King Morehouse Koleji Sanatlar Fakültesi, 1948 sosyoloji mezunudur. Crozer Teoloji Seminerlerinden ilahiyat lisans›n› 1951’de alm›flt›r. 1955’te Boston Universitesi’nde felsefe doktoras› yapm›flt›r. 1954’de, Martin Luther King, Montgomery, Alabama’daki Dexter Baptist Kilisesi’nin papaz› olmufltur. Montgomery otobüs boykotlar›nda liderlik etmifltir. Otobüs boykotlar›

ülkedeki ayr›mc›l›k yüzünden ç›km›flt›r. Rosa Parks’›n bir beyaza kendi oturdu¤u yeri vermemesi üzerine ç›kan gerilim sonras› boykotlar görülmüfltür. Siyahlar›n ayaklanmalar› bafllam›flt›r. Siyahlar eylemlerine, ABD yönetiminin otobüslerde gerçekleflen ayr›mc›l›¤› durdurmas›yla beraber son vermifltir. Irklar›n eflitli¤i inanc› için çabalam›fl, haks›zl›klara karfl› fliddeti öngörmeyen direnifli savunmufltur. Alabama eyaletinin Montgo-

devreye girip kefaleti ödediler ve Rosa ayn› gün serbest kald›. Hemen ard›ndan annesi ve efli Raymond’la yapt›¤› görüflme, sadece kendisinin de¤il, Montgomery’de yaflayan bütün siyahlar›n kaderini belirleyecek olan bir görüflmeydi. Rosa, Montgomery’nin ayr›mc› yasalar›yla mücadele edecekti. Ayn› gece Kad›nlar Siyasal Konseyi topland›. Toplant›da siyah çocuklar›n gitti¤i okullarda da¤›t›lmas› için el ilânlar›n›n haz›rlanmas›na karar verildi. ‹lân metni, k›sa ve netti: “Sizden, bütün siyahlardan, tutuklama ve yarg›lama hadisesini protesto etmeniz için, gelecek Pazartesi otobüslere binmemenizi istiyoruz. Bir günlü¤üne okula gitmeyebilirsiniz. E¤er çal›fl›yorsan›z iflyerinize taksiyle veya yürüyerek gidebilirsiniz. Ama lütfen, çocuklar ve yetiflkinler, Pazartesi günü otobüse binmeyin.” Ertesi gün 35 bin ilân bas›ld› ve bütün flehirde da¤›t›lmaya bafllad›. Ayn› gün, otobüslerdeki bu ayr›mc›l›¤a karfl› nas›l mücadele edilece¤ini konuflmak üzere siyah liderler toplant›ya ça¤r›ld›. Toplant› sonunda, Rosa’n›n duruflmas›n›n yap›laca¤› 5 Aral›k günü otobüslere binmeme karar› al›nd›. Boykotun öncüsü olarak, daha sonra efsaneleflecek bir isim, Martin Luther King seçildi. Cuma günü geldi¤indeyse, bütün flehir art›k boykottan haberdard›. 5 Aral›k 1955 Pazartesi günü geldi¤inde King ve di¤er liderlerin yapt›klar› ilk ifl, siyahlar›n boykota kat›l›p kat›lmad›klar›n› tespit etmek oldu. Duraklara gidip beklemeye bafllad›klar›nda büyük bir sürprizle karfl›laflt›lar. Ya¤murlu havaya ra¤men geçen otobüslerde tek bir siyah yolcu bile yoktu! Siyahlar gidecekleri yerlere yürüyerek, taksi tutarak, bisikletle, hatta kat›rla gidiyorlard›. Baz› siyahlar bir araya gelerek taksi tutuyorlard›. Baz› siyah taksi floförleri ise taksilerini o gün dolmufl gibi iflletiyorlard›; her siyahtan otobüs paras› kadar -10 cent- ücret al›yorlar, her otobüs dura¤›nda durarak gidiyorlard›. Böylece her siyah yolcu okuluna, ifline vaktinde yetiflebiliyordu. Bu s›rada Rosa’n›n duruflmas› bafllay›p bitti. Yar›m saat süren duruflmada Rosa, eyalet yasalar›na karfl› gelmekten dolay› suçlu bulundu ve 14 Amerikan Dolar› para cezas›na mahkûm edildi. Ayn› gün ö¤leden sonra, Montgomery ‹yilefltirme Birli¤i kuruldu. Baflkan olarak, Martin Luther King seçildi. Henüz 26 yafl›nda olan King’in burada yapt›¤› konuflma (“I have a dream”-“Bir hayalim var”) haf›zalara bir daha hiç silinmeyecek bir flekilde kaz›nd› Kilisede yap›lan toplant›da bütün siyahlar ortak bir karara vard›lar: Boykota, haklar›n› al›ncaya kadar devam edeceklerdi. Önceleri bu karar, ›rk

mery kentinde ilk protesto gösterilerini düzenleyen King, Georgia eyaletinin Atlanta flehrinde bar›flç› eylemleriyle tan›nm›flt›r. King, daha sonra Washington, D.C.’de 28 A¤ustos 1963’te Lincoln An›t›’n›n önünde ünlü “Bir Hayalim Var” konuflmas›n› yapm›flt›r. Martin Luther King’in bafllatt›¤› bar›fl yanl›s› protesto eylemleri, 1964 Yurttafl Haklar› Yasas›’n›n ç›kmas›n› sa¤lam›flt›r. Yasayla Amerika Birleflik Devletleri’nde ›rk ayr›mc›l›¤› yasaklanm›flt›r.

ayr›mc›lar›n› hiç rahats›z etmedi. Çünkü onlar siyahlar›n gitmeleri gereken yerlere, özellikle de iflyerlerine geç kalmay› daha fazla göze alamayacaklar›n›, boykota en fazla birkaç gün devam edebileceklerini düflünüyorlard›. Oysa hiçbir fley sand›klar› gibi olmad›. Siyahlar örnek bir dayan›flma gösterdiler. Yine flehir içi otobüslerine binmediler, yine bir araya gelerek taksi tuttular, yine yürüyerek veya bisikletle ifllerine gittiler… Montgomery’de otobüslerle yolculuk yapanlar›n yüzde 75’i siyaht› ve boykota siyahlar›n hepsi kat›l›yordu. Bu yüzden flehir içi otobüsleri iflleten firma k›sa zamanda zarar etmeye bafllad›. Ama firman›n tutumu da, eyalet kanunlar› da kat›yd›. ‹dareciler, boykota kat›lanlar›n tamam›n›n fakir ve kalabal›k ailelere mensup oldu¤una, bu yüzden boykotun fazla süremeyece¤ine ikna edildiler. Günler haftalara, haftalar aylara döndü, ama de¤iflen hiçbir fley olmad›. Siyahlar ayn› kararl›l›kla boykotu sürdürdüler. Firma ise çareyi önce otobüs say›lar›n› azaltmakta, ard›ndan da 10 cent olan bilet ücretini 15 cent’e ç›karmakta buldu. Siyahlar, otobüsleri kullanarak uzak yerlere gitmedikleri için, al›flverifllerini de evlerinin çevresindeki dükkânlardan yapmaya bafllam›fllard›. Bu da flehirdeki ma¤aza sahibi beyazlar› zarara u¤rat›yordu. Sinirleri iyice gerilen beyazlar, çareyi siyahlar› tehdit ederek boykottan vazgeçirmeye çal›flmakta buldular. Baz› ›rkç› beyazlar, sab›rlar› taflt›kça fliddet olaylar›n› artt›rd›lar ve ifli Martin Luther King’in evini bombalamaya kadar vard›rd›lar. Olay s›ras›nda evde King’in efli ve iki ayl›k çocu¤u da bulunuyordu. King, olay› duyar duymaz evine kofltu¤unda d›flar›da siyahlardan oluflan öfkeli bir grupla karfl›laflt›. Siyahlar her zamanki sakinlikleriyle, eylemlerini sürdürdüler. Öncesine göre tek bir fark vard›: Birbirlerine daha çok kenetlenmifller, birbirlerine daha çok destek olmaya bafllam›fllard›. Bu arada Montgomery ‹yilefltirme Kurumu da bofl durmam›fl, flehir içi ulafl›m› sa¤layan otobüs firmas›n› ayr›mc›l›k yapt›¤› gerekçesiyle mahkemeye vermiflti. Nihayet 2 Haziran 1956’da mahkeme sonuçland› ve federal mahkeme, otobüslerdeki ›rk ayr›mc›l›¤›n› yasad›fl› buldu. Irkç›lar davay› ayn› y›l 13 Kas›m’da Temyize götürdüler, ama umduklar›n› bulamad›lar ve Yüksek Mahkeme de 20 Aral›k’ta ›rk ayr›mc›l›¤›n›n yasad›fl› bir uygulama oldu¤una karar verdi. Yüksek Mahkemenin verdi¤i karar›n ertesi günü, 21 Aral›k’ta Rosa Parks ve Martin Luther King ayn› otobüse bindi. Rosa bu sefer arka s›ralara de¤il, otobüsün en ön s›ras›nda oturuyordu… Ancak siyah hareketin öncülerinden say›lan ve 382 gün süren Otobüs Boykotu’nun örgütleyicisi olan King, tüm bunlar›n “bedelini” suikast sonucu öldürülerek verecekti.

‹nsan haklar› için ve siyahlar›n ikinci s›n›f vatandafl olmaktan ç›kar›lmas› için yapt›¤› çal›flmalarla King, 1964 Nobel Bar›fl Ödülü’ne lay›k görülmüfltür. Martin Luther King, Tennessee eyaletinin Memphis kentinde 4 Nisan 1968’de bir suikast sonucu ölmüfltür. 1986’dan beri her y›l Ocak ay›n›n üçüncü Pazartesi günü ABD’de King’in do¤um gününde medeni haklar lideri ve yaflam› boyunca savundu¤u idealler an›l›yor, konufluluyor...


28

24 Ağustos-6 Eylül 2007

81

“Hani bizimkiler k›z çocu¤unu kendinin saym›yor ya, devlet de bizi kendinin saym›yor!” Yaflam›m›z›n ola¤an bir parças› haline dönüflen kad›na fliddet ve töre cinayetleri haberleri her gün gazete sayfalar›na düflmeye devam ediyor. Son y›llarda özellikle artan töre cinayetleri ürkütücü bir tablo çiziyor. Bu olaylar›n süre¤en kurbanlar› olan kad›nlar ne düflünüyor, ne hissediyor? Kimi zaman sessiz kalan oluyorlar kimi zaman boyun e¤en. Bazen de onaylayan. Ama hepsinin alt›nda yatan çaresizlik… Biz de kad›nlar›n duygular›n›, bu olaylardan nas›l etkilendiklerini anlamak için onlarla konuflmaya çal›flt›k. Bu hikâyelerin önemli fakat isimsiz kahramanlar› olan kad›nlarla görüflmek için emekçi semtlere, Kürt kad›nlar›n›n oldu¤u mahallere gittik. Elbette ki bunca bask› görmüfl insanlar› anlatmaya ikna etmek hiç de kolay de¤ildi. Fikir belirtmek, karar vermek, istemek hiç kendinin ifli olmam›fl kad›nlardan kendi s›k›nt›lar›n›, duygular›n› almak zor. Konufltu¤umuz kad›nlar›n çekincelerine anlay›fl gösteriyoruz ve birço¤unun ismini hiç alam›yoruz, foto¤raf çektirmeleri için ›srar etmiyoruz. Konuflmaya çal›flt›¤›m›z kad›nlar›n ço¤u “ne diyeyim do¤ru de¤il, kad›nlar›n öldürülmesi yanl›fl, biz karfl›y›z” diyor. Ama ço¤u anlatmak istemiyor. Baz›lar› öldürülen kad›nlar› bildi¤i için kendini flansl› say›yor. Baz›lar› ise bize görüfllerini anlat›yor, neler istedi¤ini söylüyor. Okmeydan›’n›nda bir mahallede gezerken evinin önünde oturan bir Kürt kad›n› gördük. Sorular›m›za “ben bilmem” diye yan›t verdi, ama bize yard›m etme iste¤i her halinden belliydi. Karfl›m›zdaki binada oturan bir akrabas›na yönlendirdi bizi ve “o size anlat›r” dedi. Biz de evin küçük çocu¤unun rehberli¤inde eve gittik ve kap›y› çald›k. Bizi çok s›cak bir flekilde karfl›lad›lar ve hemen içeri davet ettiler. “Evin gelini” olan genç kad›n ve onun görümcesi sorular›m›z› yan›tlad›lar. Yaflan›lan töre cinayetleriyle ilgili neler düflündüklerini sorduk: “Ben Do¤u’dan ç›kal› 11 sene oldu. O zaman gördü¤üm kad›nlar›n her fleyinin k›s›tland›¤›yd›. Çok bask› yap›l›yor. Televizyondan da gördü¤üm kadar›yla hala öyle. 15 yafl›ndaki çocuklar›n ellerine silah verip gönderiyorlar. Gerçekten de hiç iyi bir fley de¤il töre cinayetleri. Benim ailem de karfl› böyle fleylere. Ben de kad›nlar›n özgürlü¤ü olsun istiyorum. Girdi¤i ortamda hor görülmesin, bir söz söyleme hakk›m›z olsun. Hala girdi¤imiz her yerde kocam›z›n arkas›nda duruyoruz, konuflam›yoruz. Töre gibi konularda devletin çok hatas› var. Öldürülece¤ini bile bile kad›nlar› ailelerine teslim ediyorlar. Madem biliyor-

sunuz, neden teslim ediyorsunuz? Küçük çocuklar›n eline silah verip öldürtüyorlar. S›¤›nma evi vb. yerleri neden bu kad›nlar için aç›lm›yor, kad›nlar›n orada kalmalar› sa¤lan›lm›yor? ‘Al›p götürün, öldürün’ diyor devlet. Halk da çok cahil. Okutulmuyoruz. Ben köyümde okul oldu¤u halde okutulmad›m. Bizim zaman›m›zda daha da kötüydü.” “Okumak ister misiniz?” diye soruyoruz: “Elbette flimdi bile okumay› çok isterim. Bizde bir kad›n, babas›n›n evinden ç›k›p evlendi¤i zaman art›k babas›n›n de¤il kocas›n›n sorumlulu¤undad›r. Ailesi kar›flamaz.”

Emekçi kad›nlara dayat›lm›fl hayat... Kendisini flansl› gören bu kad›n, kocas›n›n isteklerini yerine getirmesi ve kendi-

S

on y›llarda özellikle artan töre cinayetleri ürkütücü bir tablo çiziyor. Bu olaylar›n süre¤en kurbanlar› olan kad›nlar ne düflflü ünüyor, ne hissediyor? Kimi zaman sessiz kalan oluyorlar kimi zaman boyun e¤en. Bazen de onaylayan. Ama hepsinin alt›nda yatan çaresizlik…

ne asla fliddet uygulamam›fl olmas›yla gurur duyuyor. Pek çok hakk›n›n da elinden al›nd›¤›n› biliyor ama kendi çevresinde gördüklerinin karfl›s›nda flansl› say›yor yine de kendini. Nas›l evlendi¤ini soruyoruz; “Ben eflimi hiç görmedim, görümcem beni görmüfl öyle evlendik” diyor ve devam ediyor “eflim bana asla çok kar›flmad› ama çok görüyoruz, kocalar› kad›nlar› k›s›tl›yor.” Görümce sözü al›yor: “Dün hastanede bekliyorduk, konufluyoruz oradaki her kad›n›n farkl› farkl› sorunlar› var. Kimisinin kocas› çocuklar›yla bir bafl›na b›rak›p gitmifl, kimisi dayak yiyor. Kimisininki de erken yaflta ölmüfl, ekmek paras› bulam›yor. Erkekler kad›nlara göre çok rahatlar, s›k›nt›lar kad›na düflüyor. Evin bütün iflini kad›n s›rtl›yor. Çocu¤u da o büyütüyor, bütün ifli yap›yor, ama ifl görülmüyor. Ben de bütün gün ev ifli yap›yorum, keflke yapacak daha güzel fleyler olsa da yapsak.” Onlar da eflleri gibi haklara sahip olmak, ev içindeki yaflama k›s›l›p kalmadan yaflamak istiyorlar. S›cak bir sohbetten sonra bu evden ayr›larak sokaklarda yürümeye bafll›yoruz. Konuflmaya çal›flt›¤›m›z pek çok kad›n geçim s›k›nt›s›ndan bahsediyor. Kad›n›n ifli geçim s›k›nt›s›yla daha da zor oluyor. Evdekilere kar›n doyuracak bir yemek yapmak, çocuklar›n istekleriyle bafl etmek çok zor hale geliyor. Sivasl› bir abla kocas›yla ufak tefek kavgalar›n›n oldu¤unu anlat›yor. Bu tart›flmalar›n ço¤u geçim s›k›nt›s›ndan do¤uyormufl. Abla bize bu zorluklara nas›l gö¤üs gerdi¤ini anlat›yor. Kocas›n›n da sorumlulu¤unun zor oldu¤unu bildi¤ini söylüyor, evi geçindirmek için ifl bulup çal›flmak da çok zor. “Bu yüzden gösteriflli ve flatafatl› dizileri hiç izlemedi¤ini” söy-

lüyor. Çünkü izleyip onlar gibi olmay› düfllemek daha çok kavga ve geçimsizlik demek. O bu hayat› asla dürüst insanlar olarak elde edemeyeceklerinin fark›na varm›fl. O yüzden belgeselleri izledi¤ini anlat›yor. Küçük bir gecekonduda yaflayan bu ablan›n sözleri bizi çok etkiliyor. Yo¤unluklu olarak zaman›n› ev iflleriyle geçiren kad›nlara yönelik haz›rlanan dizilerin, kendilerini kendi sorunlar›na yabanc›laflt›rd›¤›n› fark etmifl ve böyle bir tav›r koymufl olmas› “bu halk adam olmaz” diyenlere güzel bir yan›t gibi geliyor. Yola devam ediyoruz, grup halinde yürüyen Kürt kad›nlar› sorular›m›zdan flüphe duyuyor. Aceleyle yollar›na devam ediyorlar. Yaflad›klar› onca bask›n›n içinde onlar›n endiflelerini anlay›flla karfl›l›yor ve semtin park›na gidiyoruz. Pek çok aile akflam vakti burada oturup ay çekirde¤i eflli¤inde çocuklar›n›n oyunlar›n› seyrediyor. Kalabal›k çocuklar›yla bankta oturan bir ailenin yan›na gidiyoruz ve kad›n olarak s›k›nt›lar›n› anlatmalar›n› istiyoruz. Mardinli Melife Han›m bize flunlar› anlat›yor: “Mardinliyim, bizim oralarda hiç öyle töre cinayeti falan olmaz. Bizim s›k›nt›lar›m›z çok baflka. Devlet köylerimizi yakt›, y›kt›, boflaltt› sözde terör var diye. Devlet Kürt halk›n› öyle görüyor. Biz hiç kendi içimizden birilerinin töre ad› alt›nda öldürüldü¤üne flahit olmad›k, öyle fleylere de karfl›y›z, bir insan› katletmek kabul edilemez. Batman, Urfa o taraflarda kad›nlar öyle bask›lar› çok görüyor. ‹nsanlar›m›z k›z çocu¤unu kendilerinin görmüyorlar. Erkek çocuk do¤urmam›z› istiyorlar. K›za so¤uk bak›yorlar. Bizi okutmuyorlar, bunlar› hep yaflad›k yafl›yoruz. Ben flimdi diyorum ki kendi çocuklar›mdan erkek olan›n› okutamasam da, k›zlar›m› mutlaka okutaca¤›m. Kimseye mecbur olmas›n. Özgür olsun.


29

81 Bizim oralarda sorun çok. Devlet hiçbir fley getirmiyor. Hani bizimkiler k›z çocu¤unu kendinin saym›yor ya, devlet de bizi kendinin saym›yor. Ayn› k›z çocuklar› gibi. Ben Mardin Dargeçitliyim, oralarda hastane bile yok. Enifltem bir kaza geçirdi, Dargeçit’ten Midyat’a, oradan da Mardin’e gönderdiler, yolda kan kayb›ndan öldü. Ablam dört çocu¤uyla dul kald›. Yani oradaki halk çok ezilmifl.” Kürt halk›n›n yaflad›¤› ac›larla harmanlanm›fl Kürt kad›n›n›n sorunlar›n› da böyle anlat›yor bize Medife Han›m. Ac›lar›, öfkesi gözlerinden okunuyor. Onunla da vedalafl›p dolaflmaya devam ediyoruz. ‹leriki bir a¤açl›kta yere oturmufl çay›n› içmekte olan bir aile ile son sohbetimizi yap›yoruz. Bize hemen çay dolduruyorlar ve sohbet bafll›yor. Bu ailenin Vanl› oldu¤unu ö¤reniyoruz. ‹ki genç kad›n ve iki erkek var aralar›nda. Yaflça büyük olan Sad›k Amca anlat›yor. Van’da töre cinayetlerinin oldu¤unu ama, bunlar›n olma-

s›n› hiç istemedi¤ini anlat›yor. Sonra devletin pay›na vurguluyor: “Bu devletin sorunu, halk›n de¤il. ‹sterse çözer, iki insan kavga ediyorsa onlar› hapse atar ama neden kavga ediyorsunuz demez. Sorunu çözmek istemiyor devlet.”

“Hangi erkek yaflat›lmam›fl?” Biraz da kad›nlar konuflsun istiyoruz ama onlar belli ki erkeklerin yan›nda s›k›nt›lar›n› anlatam›yorlar. Töre cinayetlerinden bahsederken genç erkek sözü al›yor. Bize töre cinayetlerinin çok abart›ld›¤›n›, genç k›zlar›n bazen evden kaçt›¤› halde eve kabul edildi¤ini söylüyor ve sinirli bir halde devam ediyor “e¤er evli bir kad›n kaçarsa o kad›n öldürülmeli, aldatmak, böyle bir fley kabul edilemez. Yoksa herkes kaçar.” Bunun üzerine “evli kad›nlar›n efllerinden gördü¤ü bask› ve fliddeti hiç düflündün mü? Kad›nlar neden kaç›yor? Bu kad›n-

lar›n yaflad›¤› s›k›nt›lar etkili de¤il mi?” diye soruyoruz, ama o ›srarla bizim kad›n hakk› dedi¤imiz fleyin do¤ru olmad›¤›n› söylüyor. Bunun üzerine yaflça büyük olan araya giriyor ve “O Van’dan yeni geldi, baflka türlü düflünemez, normaldir” diyor. Biz de bunun üzerine Van’da erkeklerin efllerini aldatt›¤› zaman ne oldu¤unu soruyoruz? Aldatmak kabul edilemezse e¤er erkekler aldatt›¤›nda ne oluyor diye merak ediyoruz. Heyecanl› genç aya¤a do¤ruluyor ve “Van’da hiçbir erkek böyle bir fley yapmaz, yaparsa da yaflayamaz! Olmaz!” diyor. Sohbetin bafl›ndan beri suskun duran kad›nlardan biri art›k dayanam›yor ve itiraz ediyor; “Nas›l? Hep yap›yor erkekler, hangi erkek yaflat›lmam›fl? Bir kad›n› böyle öldürmek kabul edilemez!” Sessiz, susmay› kabullenmifl bu Kürt kad›nlar›n›n da sabr› tafl›yor. Hep kendileri bask› görmüfl, hep katledilen kad›n olmufl. Yak›n›n›n bize,

24 Ağustos-6 Eylül 2007 törenin do¤rulu¤unu kan›tlamak için söyledi¤i sözler suskunlu¤unu bozuyor art›k. Belli ki töreler, kad›n uzun sessizli¤ini bozmas›n, babas›n›n k›z›, kocas›n›n efli olmaktan s›yr›l›p da kendini bulmas›n diye sand›ktan ç›kar›lan tüfek gibi her gerek oldu¤unda ç›k›p bir kad›n›n bedenine saplan›yor. Sohbet etti¤imiz onlarca kad›n bize geçim s›k›nt›s›n› ve devletin kendilerini hiç görmedi¤ini anlat›yor. Töre ve namus cinayetlerinde devletin ald›¤› tutumdan bahsediyor. “Devlet istese çözebilir ama ne suçlular› cezaland›r›yor ne de ma¤durlar› koruyor. Halk›n kendi içinde yaflad›¤› s›k›nt›lar, birbirine zarar vermesi ve gerçek düflman›n› görmemesi hep devletin ifline yarad›” diyor. Kad›nlar›n sorunu olarak s›n›fsal kökenli bir sorun ve s›n›f mücadelesi içinde ele al›narak çözülebilir, bunu kad›nlar›n sözlerinden bir kez daha okuyoruz. (‹stanbul)

Cumhurbaflkanl›¤› seçimi tart›flmalar› ve ortaya ç›kan sonuçlar üzerine 22 Temmuz seçimleri egemen s›n›f klikleri aras›nda yaflanan bir çat›flman›n ürünü olarak gündeme geldi. Ve bu sürecin yaflanmas›nda Cumhurbaflkanl›¤› seçiminin t›kanmas› önemli-kilit noktalar›ndan birini teflkil ediyordu. Abdullah Gül’ün AKP taraf›ndan yeniden cumhurbaflkan› aday› olarak gösterilmesi bir anlamda krize neden olan noktalardan birine yeniden dönülmesi anlam›n› ifade ediyor. Aradaki tek fark, CHP merkezli -ki MHP’yi de bundan ayr› tutmamak laz›m- kli¤in seçimlerde ald›¤› yenilgi ve AKP’nin sa¤lad›¤› baflar›n›n bu kesimleri biraz geriletmifl olmas›d›r. CHP’nin Gül’ün adayl›¤› konusunda ortaya koydu¤u protesto tutumu, MHP’nin kendi aday›n› ç›karmas› ve Genelkurmay Baflkan› Büyükan›t’›n “flu ana kadar söylediklerimizin arkas›nday›z” temelinde yapt›¤› aç›klamalar bunun en somut kan›t›d›r. K›sacas› özde de¤iflen bir fley yok. De¤iflen tek fley, mevcut durumda var olan krizi daha da derinlefltirecek pratik tutumlar›n›n bir ad›m geri çekilmesidir. Bunda dünyada yaflanan ekonomik krizin ve bunun Türk ekonomisi üzerinde yarataca¤› etkinin daha da derinleflmesini önlemeye dönük egemen s›n›flar›n ortaya koyduklar› net tutumun da büyük bir etkisi vard›r. Devletin temel kurumlar› içinde esas gücü elinde bulunduran bu kli¤in att›¤› geri ad›m, içinde yeni hamleler-ad›mlar atacak bir niteli¤e sahiptir. AKP, Cumhurbaflkanl›¤› konusunda sa¤lad›¤› avantajdan hareketle çat›flma noktas›nda uzak durmay› bir dönem tercih edebilir. Ancak yeni Anayasa tasla¤› noktas›nda egemen s›n›flar›n önemli bir kesiminden ve emperyalist efendilerinden gereken deste¤i görürse, yeni çat›flmalar› göze almas› da ihtimal d›fl› bir olgu de¤ildir.

AKP gücünü nereden al›yor?

AKP Cumhurbaflkanl›¤› seçimi konusunda A. Gül’deki ›srar›n› 22 Temmuz Genel seçimlerinin sonucuna dayanarak sürdürdü¤ünü iddia etmektedir. Kamuoyuna dönük yap›lan bu propaganda tam olarak gerçe¤i yans›tm›yor. AKP esas deste¤ini emperyalistlerden ve uflaklar›ndan almaktad›r. ABD bas›n› seçim öncesinde en iyi seçenek olarak Erdo¤an’› gösteriyordu. Bu demektir ki; Erdo¤an’›n fare deli¤ine süpürülmeden “kullan›lmas›” gerekti¤i inanc›n› Amerikan emperyalizmi hala korumaktad›rlar. Çünkü; Erdo¤an hükümeti, emperyalistlerin ekonomik ve siyasi ç›karlar›na hizmet etmekte kusur etmeyece¤ini dört buçuk y›ll›k bir prati¤iyle ortaya koydu. Dolay›s›yla Erdo¤an’›n destek sundu¤u ve bugüne kadar yapt›¤› icraatlarla emperyalistlerin takdirini önemli ölçüde kazanan A. Gül’ün Cumhurbaflkanl›¤› adayl›¤›n›n da gereken deste¤i alaca¤› aç›kt›r. Yine TÜS‹AD, TOBB vb. kurumlar›n A. Gül’e aç›ktan sunduklar› destek, Türk egemen s›n›flar›n›n a¤›rl›kl› bir kesiminin düflüncelerini net olarak yans›tmaktad›r. ‹flte Ke-

malist kli¤e, yani merkezi otoritenin baz› temel kurumlar›na karfl› AKP’nin ›srar›, arkas›ndaki bu güçlere dayanmaktad›r. TÜS‹AD’›n “icraatlar› izleyece¤iz” söylemi flartl› bir destek olarak alg›lanmamal›d›r. Kamuoyu nezdinde yarat›lan “laiklik-fleriat”, “Cumhuriyet de¤erlerine sahip ç›k” eksenli tart›flmalara bu kesimler de belli oranda kat›lm›fllard›. Her f›rsatta dile getirdikleri “uzlaflma”, “Cumhuriyet de¤erlerine ba¤l› kalma” söylemlerinin özeti: Emperyalist efendilerinin ve kendi ç›karlar›n› koruma konusunda AKP’nin izledi¤i politikay› kararl›ca sürdürmeden ibarettir. Onlar›n “istikrar” dedi¤i IMF talimatlar›na tereddütsüzce uymakt›r. TÜS‹AD’›n ekonomik program ad› alt›nda haz›rlad›¤› sömürü ve zulüm reçetesini parlamentoda yasallaflt›r›p, arkas›nda durmakt›r. Emekçiler cephesinde geliflebilecek her türlü tepkiye karfl›, devlet terörünü uygulamakta kararl› olmakt›r. Bundan dolay›d›r ki bir dönem “Terörle Mücadele Üst Kurulu Baflkanl›¤›” yapm›fl Abdullah Gül’ü desteklemektedirler.

Her zaman dikkat çekti¤imiz gibi; emperyalistler ve uflaklar› kendi ç›karlar›n› kim en iyi temsil ediyorsa onu desteklerler. Bugün aç›s›ndan en iyi kukla Erdo¤an ve Gül ikilisidir. Bilindi¤i gibi ABD emperyalizminin Büyük Ortado¤u Projesi, Irak halk›n›n direnifliyle birlikte ön görülen hedefinden uzaklaflm›fl bulunuyor. Yani, direniflin gücü, ABD’nin projesini sakatlad›. Hedef de¤iflmedi ama ittifak güçlerinde de¤iflimler yafland›. Yine, tam teslim almay› baflaram›yorsan, uzlaflarak ehlilefltirme politikas› giderek a¤›rl›k kazanmaya bafllad›. Irak direnifli özgülünde ABD’nin ‹ran ve Suriye gibi ülkelerle son dönemde gelifltirmeye çal›flt›¤› politika, bu anlay›fl›n ürünüdür. Dün “iflgal” etmeyi düflündü¤ü ülkelerle bugün Irak’taki direnifl ateflini söndürmeye çal›fl›yor. ‹flte Ortado¤u gibi çat›flmal›, ayn› zamanda emperyalistler için vazgeçilmez olan bu bölgede öngörülen “›l›ml› ‹slam” projesine Tayyip hükümeti mevcut olan seçenekler içinde en uygun olan›d›r. Bu noktada bir kez daha ifade etmek gerekir ki, ne iç ne de d›fl politikada (ki bu iki ayak bugün her zamankinden daha çok iç içe geçmifl durumdad›r) Türk hâkim s›n›flar›n›n ve onlar›n siyasal temsilcilerinin emperyalizmden ba¤›ms›z hareket etmesi mümkün de¤ildir. Ve anti-emperyalist bilinci ve mücadeleyi gelifltirmek devrimimiz için olmazsa olmaz niteliktedir. Ülkemizde ABD karfl›tl›¤›n›n % 80’lerin üstünde olmas›na karfl›n AKP hükümetinin bu denli büyük oy almas› AKP hükümetinin ABD’nin bir kuklas› oldu¤unun yeterince görülmedi¤ini göstermektedir. TSK’s›ndan CHP’sine, AKP’sinden TÜS‹AD’›na kadar egemenlerin ve onlar›n temsilcilerinin baflta ABD olmak üzere emperyalizmin uflaklar› oldu¤unu göstermek ise bizlerin önündeki görevdir.


30

24 Ağustos-6 Eylül 2007

‹flflççi-köylü’den Somutu bilerek politika yapmak… S›n›f savafl›m›n›n sorunlar›, ayn› zamanda ve esas olarak s›n›f bilinçli proleterlerin sorunlar›d›r. Bu gerçe¤i böyle kabul etti¤imize göre bizler, s›n›f savafl›m›n›n sorunlar›na yan›t olacak ve devrimci prati¤in ihtiyac›n› karfl›layacak temelde çal›flmalar› örgütlemek durumunday›z. Kolektifin temel devrimci yönelimi ve ihtiyac›, ayn› zamanda her birimizin çal›flma perspektifi ve yönelimi olmal›d›r. Bu çal›flmalar, temel stratejik hedefi amaçlayan çal›flmalar olaca¤› gibi, dönemsel ve anl›k örgütlenmeyi hedefleyen çal›flmalar da olabilir/olmal›d›r. Burada as›l önemli olan genel yönelimle uyumlu olmas› ve ihtiyaca yan›t olacak tarzda ele al›nmas›d›r. Yani vazgeçilmez olan, devrimci prati¤in ihtiyac›n› karfl›lamay› amaçlayan çal›flmalar olmalar›d›r. Okuma, araflt›r›p-inceleme, rapor haz›rlama ve prati¤e geçirme vb. çal›flmalar›n tümü ülkemizin bugünkü durumuna, geçmifline inmeli ve devrimin sorunlar›na çözümü amaçlamal›, anlafl›l›r bilimsel aç›klamalar› içermeli ve en önemlisi harekete geçirme hedefini gütmelidir. Neden somutu anlamaya çal›flan araflt›rmalar yap›lmal›d›r? Neden bu çal›flmalar temel bir ihtiyaç olarak görülüp kavranmal›d›r? Çünkü nesnel gerçekleri anlamaya, kavramaya hizmet eden çal›flmalar do¤ru politikan›n belirlenmesi (ger-

çeklerden yola ç›karak) için gereklidir ve önemlidir. Toplumu anlamaya, gerçeklere hükmeden yasalar› kavramaya hizmet eden çal›flmalar devrimci politikan›n belirlenmesi için gereklidir. Bundand›r ki somut durum araflt›r›l›p-incelenmelidir. ‹lgi ve dikkat, gözlem ve araflt›rma somutu kavramaya çevrilmelidir. Gerçeklerin analizi üzerinden ç›kan ve toplumsal gerçe¤i devrimin lehine de¤ifltirmeyi hedefleyen devrimci pratik, öznelci ve dogmatik çal›flmadan kurtularak somut bir güce dönüflür. Her türlü hatal› politika belirlemekten kurtulmak için de, somutu araflt›r›p-incelemek ve bu inceleme üzerinden devrimci politika belirlemek temel bir ihtiyaçt›r. Do¤ru ve sa¤lam bilgiye sahip olman›n yolu do¤ru bir bak›fl aç›s›na sahip olmaktan geçer. Bu bak›fl aç›s› da Marksizm-Leninizm-Maoizm’dir. Proletaryan›n mikroskobu ve teleskopu olan devrimci bak›fl aç›s›na sahip olunmadan do¤ru bir yönteme sahip olunamaz. Ve do¤ru bir yönteme sahip olunmadan da do¤ru bilgiye ulafl›lamaz. Devrimcilik, devrimci politika ›fl›¤›nda sürece ve geliflmelere kolektif müdahale ise; devrimci politikan›n belirlenmesi için de do¤ru ve sa¤lam bilgiler vazgeçilmez temel ihtiyaçt›r. Do¤ru ve sa¤lam bilgiler devrimci politikan›n temel zeminidir. Bu olmadan politika belirlenemez. Belirlenmek istenmeye çal›-

Uluda¤ Üniversitesi’nde sendikal› olmak yasak Bursa Uluda¤ Üniversitesi T›p Fakültesi’nde ‹lmero adl› flirket bünyesinde çal›flan tafleron iflçilerden 3’ü sendikaya üye olduklar› gerekçesiyle iflten at›ld›lar. ‹lmero bünyesinde yaklafl›k 300 hastabak›c›, 500’e yak›n temizlik personeli, 250’ye yak›n bilgi ifllem memuru, 300’e yak›n iflçi ise di¤er hizmetlerde çal›fl›yor. ‹flçilerin tamam›n›n asgari ücret ald›¤› belirtiliyor. Çal›flma koflullar›n›n ve ücretlerin çok düflük olmas› nedeniyle neler yapabilecekleri konusunda SES’e

baflvuran iflçilerden 250’si SES’in yard›m›yla D‹SK’e ba¤l› Dev-Sa¤l›k ‹fl’te örgütlendiler. Hastane yönetimi ve tafleron firma ise sendikadan haberdar olunca örgütlenmeyi engellemeye dönük sald›r›larda bulundu. ‹flçilerin sendikaya üye olmalar›n›n hemen ard›ndan üç iflçinin ifline son verildi. Ayr›ca iflçilerin sendikal› olmadan hemen önce çal›flma saatlerinin 12 saate ç›kar›laca¤› ve bu nedenle örgütlenme faaliyetinin h›z kazand›¤› belirtildi. (H. Merkezi)

81

fl›lsa dahi baflar›s›zl›ktan kurtulunamaz. Do¤ru ve sa¤lam bilgiye ulaflman›n yolu devrimci yöntem ›fl›¤›nda kapsaml›, sistemli ve özenli bir araflt›rma ve inceleme yapmaktan geçer. Proleter devrimciler için do¤ru ve sa¤lam bilgiler su ve hava gibi vazgeçilmez yaflam kaynaklar›d›r. Bu bilgilere ancak dürüst, gerçeklerden korkmayan, onun karfl›s›nda durma, yüzleflme cesareti gösterenler, dik duranlar, onu sahiplenip savunanlar ulaflabilirler. Daha önce de bu köflede çeflitli yaz›lar›m›zda alt›n› çizdi¤imiz gibi yaflad›¤›m›z sorunlar›n temelindeki politik yanl›fllar› aramak do¤ru oland›r. Ancak bu belirleme do¤ru oldu¤u kadar geneldir de. Bu genellemeden yola ç›karak yaflad›¤›m›z t›kanmalar hakk›nda de¤erlendirme yap›l›rken genel olarak gözden kaç›r›lan politik çal›flman›n yetersizli¤i özellikle küçük burjuvaziyi sarsar. Çünkü politik çal›flmaya en uzak, bunu kavramaya ve uygulamaya en yabanc› s›n›f bu s›n›ft›r. Ya da politik çal›flmalar› pratikten uzak ele alan da yine bu s›n›ft›r. Politik çal›flmalar›n yetersizli¤ini kavramaktan en uzak kesim de bu kesimdir. Ayn› fley gerçekleri aç›klama ve korkusuzca üzerine gitme noktas›nda da geçerlidir. Proletarya gerçekleri oldu¤u gibi savunur ve sahiplenirken, burjuvazi ise gerçeklerden korkar. Gerçeklerin ortaya ç›kar›lmas›ndan, aç›klanmas›ndan çekinir ve bundan rahats›zl›k duyar. Küçük burjuvazi de gerçeklerin dolays›z yans›mas› olan do¤ru ve sa¤lam bilgilere sahip olup onu sonuna kadar savunamad›¤› gibi onlara ulaflma silah› olan devrimci yönteme de sahip de¤ildir. Çünkü onun bilgiye ulaflmak için kulland›¤› yöntem, proleter devrimci yöntem de¤ildir. Ve bu yön-

temi kullanmad›¤› için her kriz sürecinde biriken sorunlar küçük burjuvaziyi Marksizm-Leninizm-Maoizm’i, Komünist Parti ilkelerini ve özelimizde de genel politik hatt›m›z›n sorgulanmas›na iter. Bu sonuç genel olarak küçük burjuva inceleme tarz›n›n kaç›n›lmaz dura¤›d›r. Bu aç›lardan bak›ld›¤›nda hatalardan ar›nma sürecini ayn› zamanda bir inceleme, ö¤renme ve ilerleme süreci olarak kavramam›z gerekti¤i görülmektedir. ‹nceleme tarz›m›z›n düzeltilmesi, çeliflkilerin çözülmesindeki yöntemimizin düzeltilmesini de içerir. Öyleyse yapmam›z gereken fley hatalar›m›z›n, eksikliklerimizin dayand›¤› zaaflar› ortaya koymak olmal›d›r. Bu anlamda yukar›da alt›n› çizdi¤imiz gibi devrimci olan, s›n›f mücadelesini proletarya lehine gelifltirmek için politik çal›flmay› temel almak, bunun tüm çal›flmalar içinde bir ad›m daha önde oldu¤unu kavramakt›r. Politik çal›flmalar› öne ç›karmak demek s›n›f mücadelesini her alanda gelifltirmek demektir. Bizim aç›m›zdan burjuvaziyi her bulundu¤u alanda ma¤lup etmek demektir. Hatalar›n önüne geçilmesi, planlar›n yaflam bulmas›, zorluklar›n önceden görülmesi ve haz›rl›k yap›lmas› için politik çal›flmalar›n bütün çal›flmalar›n can damar› oldu¤unu unutmayal›m. ‹lkelerimizi yarat›c› bir flekilde, koflullar›n çözümlenmesi amac›yla inceleyelim ve uygulayal›m. Sonradan görece¤imiz birçok eksikli¤i, yanl›fl›, zaaf› önceden görebilmek, ilkelerimizi do¤ru uygulamakla mümkündür. Unutulmamal›d›r ki ilkeler, y›¤›nla deneyimin ürünüdür ve do¤ruluklar› -birçok kay›p pahas›na- s›nanm›flt›r.

Tüm-Bel Sen’e uyar› eylemi Tez Koop-‹fl Sendikas› geçti¤imiz günlerde keyfi olarak iflten ç›kar›lan 8 Tüm-Bel Sen çal›flan› için 16 A¤ustos saat 12:30’da Tüm-Bel Sen Genel Merkez önünde bir eylem yapt›. Yap›lan eylemde “‹flimizden, ekme¤imizden, sendikam›zdan vazgeçmeyiz”, “Emek kavgas›nda ekmeksiz kald›k”, “Paras›zl›k bahane keyfi tutum flahane” dövizleri tafl›nd›. Eylemde yap›lan aç›klamada; “Tüm-Bel Sen, ne yaz›k ki baz› yöneticilerinin keyfi tutumlar› ile

kendi geçmifli ile uyuflmayan icraatlara imza atm›flt›r. 8 iflçiyi iflten atm›fl ve görüflme yolunu kapatm›flt›r. Tüm-Bel Sen’e bir hafta süre tan›yoruz; bu süre içerisinde herhangi bir ad›m at›lmazsa 22 A¤ustos 2007 tarihinde Tüm-Bel Sen Genel Merkezi önünde yap›lacak genifl kat›l›ml› bas›n aç›klamas›n›n ard›ndan iflten ç›kar›lan iflçiler oturma eylemine bafllayacakt›r” denildi. Aç›klamay› TezKoop ‹fl ad›na Örgütlenme Sekreteri Osman Görgü okudu. (Ankara)


31

81

24 Ağustos-6 Eylül 2007

Dersim köylüsü tüm bask›lara ra¤men umudunu yitirmiyor! H›rç›n akan Munzur’u, yi¤itleri ba¤r›nda saklayan da¤lar› ve isyana gebe halk›yla Dersim... Son haz›rl›klar›m›z› tamamlay›p yola koyulduk, yolculuk esnas›nda karfl›laflt›¤›m›z yo¤un aramalara ra¤men sevincimizden, heyecan›m›zdan ve coflkumuzdan hiçbir fley eksilmeden yola devem ediyoruz. Hiçbir fley bizi Dersim halk›yla buluflman›n heyecan›ndan al›koyamazd› çünkü... Yolculuk boyunca türkülerimiz ve marfllar›m›zla coflkumuz daha art›yordu. Evet art›k bir tarihin do¤du¤u yerdeydik ve halkla buluflmaya haz›rd›k. Çok uzun olmayan bir yolculu¤un ard›ndan oradayd›k ve bir an önce bafllamak için sab›rs›zlan›yorduk. Halk›m›zla buluflmadan önce da¤›t›ma kat›lacak arkadafllarla gruplar oluflturup yola koyulduk. Bu çok heyecanl› ve çok gurur verici bir fley. Burada kimimizin ilk, kimimizin ise ikinci deneyimi, kap›y› her çald›¤›m›z evde s›ms›cak bir gülümseme ve yürekten bir sevgiyle karfl›laflmak bizi daha coflkuland›r›yordu. Bu s›cak karfl›laman›n ard›ndan “neredesiniz siz, neden hiç u¤ram›yorsunuz?” gibi sitem dolu sözlerle de karfl›lafl›yorduk. Ama bu sitemli sözler samimi geçen bir sohbetle ›srarla haz›rlanan ve zorla yedirilen yemeklerle son buluyordu. Ve bizi tekrar beklediklerini belirterek bu evlerin hepimizin evleri oldu¤unu ve geldi¤imizde kap›y› bile çalmadan içeri girmemizi söyleyerek bizleri u¤urluyorlard›. Bu prati¤in bizim için ayr› bir önemi var; her pratikte oldu¤u bunda da eksik yanlar›m›z›, hatalar›m›z› ve do¤rular›m›z› görmemize yard›mc› oldu ve bu eksikleri biran önce kapatman›n ne kadar önemli oldu¤unu... Yaflad›¤›m›z sorunlar›n en önemlilerinden biri erkek yoldafllar›n da¤›t›m esnas›nda kad›nlarla diyalog kuramamas›! Ya da gitti¤imiz evlerde bizlere yemek haz›rlayan ev sahiplerine kad›n yoldafllar›m›z›n yard›m etmesinin erkek yoldafllar›m›z taraf›ndan söylenmesi gibi. Bu ve bunun gibi sorunlar bizlerin eksik ve zaafl› yanlar›m›z› görmemize yard›mc› oldu. Olumlu yan› ise ilk kez bir araya gelen daha birbirini tan›mayan farkl› alandan gelen yoldafllar›n iyi bir uyum içinde çal›flmas›, kolektif çal›flman›n güzel bir örne¤iydi. Çal›flman›n de¤erlendirmesini ald›¤›m›zda hepimiz bu yaflad›¤›m›z deneyimden çok memnunduk. Bu çal›flman›n verdi¤i coflkuyla mücadelemize olan inanc›m›zla alanlar›m›zda daha verimli çal›flmalar yapmak üzere köylerden ayr›ld›k. (Ankara ‹K, YDG ve Partizan okurlar›)

Zulmün en koyu yafland›¤› yerler en büyük direnifllere de sahne olmaktad›r. Y›llarca onca zulme, bask›ya, sürgünlere ra¤men hala umudun bitmedi¤ini, Dersim topraklar›na gitti¤inizde daha iyi görmek mümkün… Festivalden günler öncesinde Dersim’e giderek köyleri dolaflmak, köylülerin sorunlar›n› dinlemek, beklentilerini ö¤renebilmek ve onlara yay›nlar›m›z arac›l›¤›yla sesimizi tafl›yabilmek amac›yla yürüttü¤ümüz faaliyetimizde gördü¤ümüz fley, Dersimlilerin hala direnifl gelene¤ini sürdürüyor olmas›yd›. Y›llard›r köy boflaltmalar ve yakmalar, yap›lan bask›lar sonucunda Dersim’de köylülerin önemli bir bölümü göç etmifl, ya da ailenin gençleri özellikle bask›lara maruz kalmas›n diye büyük flehirlere ya da yurtd›fl›na gönderilmifl. Kalan nüfus ise tüm bask›lar› göze alarak kendi topraklar›nda yaflamay› sürdürüyor. Topraklar›n› b›rak›p gidenlere biraz da sitemli “istenildi¤inde burada yaflanabiliyor. Burada yaflanan bask›lar büyük flehirlerde yok mu? Üstelik orada ekonomik olarak da daha yo¤un bask› alt›ndalar. Yazlar› köylere gelenlerden görüyoruz. E¤er burada daha fazla olursak bask›lara karfl› da daha güçlü dururuz” diyorlar. Köylüleri dinledi¤imizde genelde ortaklaflt›klar› konu yoksulluk, iflsizlik, üretti¤inin de¤erini alamamak gibi s›k›nt›lar olurken özellikle yayla yasaklar›n›n hayvanc›l›¤› bitirdi¤ine dikkat çekiyorlar. Yine bizler oradayken da¤ köylerinde, yaylalarda iflbirli¤ini kabul etmeyen birçok köylünün gözalt›na al›narak tek tek sorguland›klar›n›, askeri mahkemelerde yarg›land›klar›n› ö¤rendik. Dersim’de de flehir merkezi ve köyler aras›ndaki fark hemen göze çarp›yor. Köylüler üretimin içinde yaflam mücadelesi verirken, flehir merkezi ise köylerden ba¤›ms›z tam bir tatil beldesini and›r›yor. Bu görüntüleri ise tek bir fley bozuyor. Askeri araçlar, helikopterler, ara s›ra duyulan bomba sesleri… Dersim’de bulundu¤umuz süre içinde operasyonlarda 8 HPG gerillas› flehit düfltü. Daha genifl bölgeye yay›larak devam eden operasyonlar s›ras›nda yakt›klar› Hozat Kinzir ormanlar›nda çember içinde kalan PKK ve T‹KKO gerillalar›ndan hala flehitler oldu¤u ve cenazelerin arazide kald›¤› bilgilerini ö¤rendik köylülerden. Yine köylülerden edindi¤imiz bilgilere göre flehit düflen T‹KKO gerillas›n›n Karadeniz birli¤inden Dersim’e giden, Karadeniz’de Hatice Dersim’de Sevda kod adl› Mehtap Kara oldu¤unu ö¤rendik. Ancak devlet cenazelerle ilgili sürekli çeliflkili aç›klamalar yap›yor. Bir aç›klamas›nda arazi may›nl› oldu¤u

için cenazelerin al›namad›¤›n› söylerken, di¤er aç›klamas›nda morgda bir kad›n cenazesi oldu¤unu aç›kl›yor, baflka aç›klamas›nda ise bunlar› yalanl›yor.

Köylerde ve Merkezde yo¤un olarak yay›n da¤›t›m› yapt›k

da¤›tt›k. Merkezde gerek gün içinde flehir merkezinde gerekse stadyum konserlerinde sesli ajitasyon eflli¤inde gazete da¤›t›m› yaparak Dersim halk›n› bask›lar karfl›s›nda örgütlenmeye ve mücadele etmeye ça¤›rd›k.

fiehitlerimizin ailelerini ziyaret ettik

Genel olarak Dersim’de yaflanan sorunlar› ve çözümleri üzerine sürdürdü¤ümüz faaliyetimizde çeflitli propaganda araçlar›m›zla köylülere gittik. Dersim için ç›kard›¤›m›z özel say›, gazetemiz ve Partizan dergisiyle gitti¤imiz birçok köyde yo¤un ilgiyle karfl›land›k. Özellikle Partizanc› oldu¤umuzu ö¤rendiklerinde gösterdikleri ilgi karfl›s›nda bütün faaliyetçiler olarak bu topraklarda yarat›lan de¤erlerin hakl› gururunu

Köy çal›flmam›z›n bir parças›n› da her y›l yapt›¤›m›z gibi flehitlerimizin ailelerinin ziyaret edilmesi, bizlerden beklentilerinin gücümüz oran›nda yerine getirilmesi ve flehitlerimizin yap›lmayan ya da onar›lmas› gereken mezarlar› varsa bunlar›n tespit edilip, bunlar›n yap›lmas› çal›flmas› oluflturmaktad›r. Bu ziyaretlerimiz kapsam›nda devrim

yaflad›k. Kimi yerlerde köylüler kendi aralar›nda yaflad›klar› sorunlar› bize açarak, “Partizanc›lar bu sorunu çözer” diye çözüm beklediler, kimi yerde ise kendilerince çözümün nas›l olmas› gerekti¤ini bizlerle paylaflt›lar. Bu iliflki elbette bölgede Partizan gelene¤i aç›s›ndan bir dönem kesintiye u¤ram›fl olan gerilla mücadelesinin birkaç y›l önce tekrar bafllat›lm›fl olmas›ndan ba¤›ms›z ele al›namaz. Yine birçok köye gazetemizin düzenli ulaflmam›fl olmas› üzerine “bizi senede bir hat›rl›yorsunuz” vb. hakl› elefltirilerini getirdiler. Birkaç sene öncesine oranla köylülerle kurulan iliflkilerde olumlu ad›mlar at›lm›fl olsa da hala yay›nlar›m›z›n düzenli ulaflmamas› bizler aç›s›ndan bir olumsuzluktur. Festival bafllad›ktan sonra da faaliyetimiz daha da yo¤unlaflarak sürdü. Ayn› gün hem ilçelerde hem merkezde kurulan standlar›m›z› kurarak yo¤un olarak ajitasyon ve propaganda yaparak yay›nlar›m›z›

ve komünizm flehitlerinden Munzur Keskin, Umut ‹l, Kumriye Cihan, Suna Y›ld›r›m, Metin Kaya, Süleyman Kaya, Sevda Y›ld›z, Yeter Güzel, Murat Güzel, Kenan Güzel yoldafllar›n ailelerini ziyaret ettik. Kimi ailelerimizle flehitlerimiz üzerine söylefliler yapt›k. Yine y›llard›r mezar› yap›lmam›fl olan Armenak Bak›rciyan yoldafl›m›z›n mezar yerini tespit ederek onu tan›yan köylülerle sohbet ettik. Armenak Bak›rciyan hala bu topraklarda efsane gibi anlat›lmakta. Özellikle O’nu tan›yan yafll›lar›n ad›n› duydu¤unda Armenak’› tan›m›fl olman›n gururunu tafl›d›¤›n› hemen gözlemleyebiliyorduk. Yafll› bir amcaya Armenak yoldafl›m›z› sordu¤umuzda yar› Türkçe yar› Zazaca flu kelimeler dökülüyordu dilinden; “Gelir kahvede köylülere propaganda yapard›. Tam anlam›yla gerçek bir insand›. Devlet O’nun ölüsünden bile korktu. Gömüldükten sonra kemiklerini mezardan ç›kard›. Köylüler tekrar gömdü”.



OGYIK81