Skip to main content

Komünist Devrim 20

Page 1

KOMÜNÝST DEVRÝM

19 ARALIK SALDIRISI, DEVRÝMCÝ ÝRADE ve ÖRGÜTLÜ DEVRÝMCÝLÝK

“Devrimci ve örgütlü irade teslim alýnamaz!” Bu þiar, 19 Aralýk saldýrýlarýna karþý verilmiþ en net cevaptýr. Türkiye burjuvazisinin, devrimcilere ve ayný zamanda iþçiemekçilere karþý bir saldýrýsý olan 19 Aralýk, sýnýf savaþýmýnýn cezaevi kesitinde yaþanan diþe diþ bir mücadelenin adýdýr ayný zamanda. Bu saldýrý, kapitalizmin, egemeni olduðu sýnýflý toplumun ve kendisinin varlýðýnýn sürekliliði için “iþçi sýnýfýný örgütsüzleþtirmenin ve bunun içinse öncülerini örgütsüzleþtirmenin” gerekliliðini kavrayacak kadar deneyim biriktiren burjuvazinin, bir taraf olarak baþlatmýþ olduðu savaþýmdýr. Hiç þüphe yok ki sýnýfsýz ve sýnýrsýz bir dünya yaratma iddiasýyla yola çýkan komünistler olarak bizler de birçok deneyimi biriktirdik. Ancak bu deneyimleri aktarmakta ve mücadelenin sürekliliðini saðlamak konusunda bir takým eksikliklerin varolmasý; geçmiþten gelen siyasal ve örgütsel tahribatlarýn bugünkü mücadeleye yoðun ölçüde yansýmasý bizleri güçsüz kýlmaktadýr. Nitekim bu topraklarda, egemen sýnýfa karþý verilen mücadelede, bizler kadar düþmanýmýz da örgütlü iradenin asla ortadan kaldýrýlamayacaðýnýn farkýndadýr. Bugüne kadar yaþanan birçok mücadele deneyimi; bu topraklarda örgüt anlayýþýný ve örgütlü faaliyetin ortadan kaldýrýlamayacaðýný bizlere göstermiþtir. Ancak 19 Aralýkla baþlayan saldýrýlarý salt fiziksel saldýrýlar olarak anlamamak gerekir. Son yýllarda her yerde mantar gibi türeyen tasfiyeci, liberal anlayýþlarýn güç kazanmasý, aslýnda bu saldýrýlarda en büyük tahribatýn siyasal ve örgütsel alanda gerçekleþtiðinin iþaretidir. Yukarýda burjuvazinin egemenliðinin devamý için iþçi sýnýfýný örgütsüzleþtirmek zorunda olduðunu, bunun içinse öncülerini örgütsüzleþtirmesi gerektiðinden bahsettik. Bu açýdan, bugün Türkiye devrimci hareketinde, sürekli legal alanlarda yapýlan, demokratik geliþimin bir eseri olarak vurgulanan birtakým haklar, bu gereklilik için kurulan liberal tuzaklardýr. Bu saldýrýlara gereken yanýtý vermekse, devrimci-örgütlü mevzilere sarýlarak olacaktýr. Tutarlý, ilkeli bir politik hat ve

20

saðlam bir örgüt omurgasý yaratýlmadan en geniþ kitlelere seslenerek, kamuoyu yaratma gayretiyle liberalizme bulaþarak ya da günü birlik siyasetlerle, amaç disiplininden kopuk mücadele anlayýþlarýnýn bizlere ayak baðý olacaðý bilinmelidir. Bu yaklaþýmlarýn aksine görev ve sorumluluklarýnýn bilincinde olarak ve bir amaç disipliniyle, devrimci bir örgütsel duruþla bu saldýrýlarý püskürtebiliriz. Kapitalist devletin, 19 Aralýk 2000’de cezaevlerinde devrimcilere dönük saldýrýsý pek çok alaný kapsayan bütünsel bir planýn parçasýydý. Bu saldýrý “dar” anlamda devrimcilerin cezaevlerinde kendi kimliklerini, komün sistemini ve örgütlü yaþamý hedeflese de fiziki bir saldýrýnýn ötesinde politik hedefleri olan bir saldýrýydý. Burjuvazi kendi açýsýndan konjonktürün en elveriþli olduðu bir zamanda saldýrýya giriþmiþ, devrimci güçlerin zayýfladýðý bir siyasal dönemeçte ve baþka faktörlerin de etkisiyle kimi hedeflerine ulaþmýþ olsa da, devrimci güçlerin direniþleri saldýrýnýn çok daha büyük tahribatlar yaratmasýný engellemiþ, direniþ geleneðine katký yapmýþtýr. Bu anlamda burjuva düzeninin gerici bir rüyasý olan devrimci güçleri örgütsel anlamda tasfiye etme hevesi kursaðýnda kalmýþtýr. Ýþte saldýrý karþýsýnda direniþin bu yönüne vurgu yapmak, bunu ileriye taþýmak önem taþýmaktadýr. Bu yüzden, 19 Aralýk denildiðinde burjuva devletin katliamý, devrimcilerin maðduriyeti üzerinden bir siyasal duruþ deðil, devrimcilerin, farklý grup ve akýmlardan gelen kadrolarýn, örgütlü devrimcilerin saldýrý karþýsýndaki ortak direniþlerinin öne çýkartýldýðý bir siyasal konumlanma doðru olacaktýr. 19 Aralýk Eylemi Komünistler, her dönemde örgütlü mücadelenin sürekliliðini saðlayarak, bu saldýrýlarýn püskürtülebileceðinin farkýndadýrlar. 17 Aralýk günü “19 Aralýk” saldýrýlarýnýn yýldönümü nedeniyle Kadýköy’de yapýlan mitinge katýldýk. Alanda Devrimci Komünist Hareket imzalý kuþ ve bildirilerimizi daðýttýðýmýz faaliyetimizi gerçekleþtirdik. Hareket imzalý yapmýþ olduðumuz bu eylemlerin, hem örgütün ve örgütlü faaliyetin asla ertelenmesinin ya da bitirildiðinin söz konusu olamayacaðýný dosta, düþmana göstermesi hem de alana kýzýl rengimizi vermesi bakýmýndan önemli olduðunu düþünüyorum. 19 Aralýk gündemini siyasal bir þek- devamý sayfa 17’de

DEVRÝM KOMÜNÝST

DEVRÝM ÝÇÝN DEVRÝMCÝ PARTÝ PARTÝ ÝÇÝN ÖRGÜTLÜ HAZIRLIK DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET MERKEZ YAYIN ORGANI

SAYI : 20

OCAK 2007

FÝYATI: 1,50 YTL

TÜRKÝYE’ Ý Ö ÜMÜZDEKÝ SÜREÇTE KO UMU ETLEÞÝRKE , SOL VE DEVRÝMCÝ HAREKETÝ DURUMU

2006 yýlýndan 2007 yýlýna geçtiðimiz son ay yoðun gündemlere sahne oldu. Geçen yýlýn tamamýnda sýnýf mücadelesi için kaydedilecek pek çok deðiþik olay ve olgu göze çarpmaktadýr. Devrimci hareketin periyodik yayýnlarýnda, geleneksel olarak bir önceki yýlýn Ocak ayýndan yeni yýlým Ocaðý’na kadar geçen bir yýlýn detaylý deðerlendirmeleri yapýlýr. Bu çaba oldukça anlamlý bir toplu bir deðerlendirilme çabasýný ifade etse de tüm bir yýlý, sýnýf mücadelesinin dönüm noktalarý olan ya da dönüm noktasý olmaya aday dönemeçler üzerinden deðerlendirmek daha doðru olacaktýr. Bu yaklaþýmýn ýþýðýnda örneðin 1 Mayýs tarihleri yaþadýðýmýz coðrafyada bu tip “dönüm” noktalarýndan en önemlisini temsil etmektedir. Bu yüzden bir önceki 1 Mayýs’tan bir sonraki 1 Mayýs’a yapýlacak kapsamlý bir sýnýf mücadelesi deðerlendirmesi, dünyada ve Türkiye kesitinde politik, stratejik, taktik meselelerin Marksist-Leninist bir bakýþ açýsýyla ayrýntýlý bir tahlili anlayýþýyla koca bir yýlýn deðerlendirilmesini yapmak daha saðlýklý olacaktýr. Bu açýdan biz geçen yýlýn deðerlendirmesini, burada ele almayacaðýz. Yayýnýmýzýn bu sayýsýnýn Aralýk ve Ocak aylarýný kapsamasý dolayýsýyla son iki aydaki geliþmeleri ayrýntýlý bir biçimde deðerlendireceðiz. Son iki ayýn önemli olaylarýna baktýðýmýzda yoðun geliþmelerin yaþandýðýný gözlemlemekteyiz. Türkiye’de ve dünyada siyasal, sýnýfsal etkileri olan; geniþ kitleleri, iþçi-emekçileri ilgilendiren; sol ve devrimci hareket üzerinde hem kalýcý etkilere hem de doðrudan sonuçlarý sahip pek çok olay gerçekleþmiþtir. Bu açýdan yaklaþýldýðýnda, ABD’nin yeni Irak stratejisi ve bölgeye etkileri, Türkiye’nin Güney Kürdistan’a yönelik askeri müdahale tehditleri, MÝT raporu çerçevesinde devletin yaklaþýmlarýna “deðiþiklik” önerileri, 19 Ocak’ta iþlenen Hrant Dink cinayeti üzerinden yaþananlar ve ayný günlerde ölüm oruçlarýna ara verilmesi belli baþlý en önemli gündemler karþýmýza çýkmaktadýr. Emperyalist Savaþýn Þiddetlenmesi, Yayýlmasý ve Bölge Üzerinde Olasý Etkileri Önceki sayýlarýmýzda emperyalist paylaþýmýn Sovyetler Birliðinin çözülüþünün hemen ardýndan, ilk olarak Ortadoðu coðrafyasý üzerinden baþladýðýna iþaret etmiþtik. Bu paylaþýmýn, ABD öncülüðünde Irak’ýn iþgali, NATO’nun Afganistan’ý iþgali ve yarattýðý yýkýmla somut görünümler aldýðýný; ancak emperyalist savaþýn buralarla sýnýrlý kalmayacaðýný, yeni alanlara

doðru yayýlma eðiliminde olduðunu yazmýþtýk. Daha önce de belirttiðimiz gibi yeni alanlara yayýlmanýn, yeni aktörler ve altüst oluþlar getireceði de açýktýr. Özellikle Ýsrail’in zaman zaman açýk iþgalci, zaman zaman da gizli iþgalci olarak her zaman devrede olduðu da gözle görülür bir gerçektir. Ancak ABD’nin yeni paylaþým alanlarýna geçebilmesi için öncelikle mevcut alanlardaki hedeflerine ulaþmasý gerekmektedir. Bu anlamda, Amerika’nýn yeni Irak stratejisi diye açýklanan plan, mevcut paylaþým alanlarýnda hedeflerine tam olarak ulaþmak çabasýnýn bir ürünüdür. Saddam ve diðerlerinin hýzla idam edilmeleri; emperyalistler tarafýndan kýþkýrtýlan iç savaþ belirtilerinin þiddetlenmesi; bölgeye yeni Amerikan askerlerinin sevk edilmesi; Kürt peþmergelerinin güvenliði saðlamak için Irak’ýn içlerine yerleþtirilme çabalarý buna hizmet etmektedir. Emperyalistler, ekonomik kaynaklarý kendi lehlerine güvenceye alýp, siyasal hedeflerini yerleþtirebilmek için bir yandan iþgalin þiddetini arttýrýrken; diðer yandan da Irak’ý parçalayarak yönetmeye çalýþmak dýþýnda bir seçenek bulamamaktadýrlar. Diðer bir önemli noktaysa, ABD ve müttefiki diðer kapitalist güçler þimdiki paylaþým alanlarýnda hedeflerine ulaþabilmek için müdahalelerini arttýrmaktadýrlar. Yeni paylaþým alanlarý olarak Ýran ve Suriye’nin hedef tahtasýna konulduðu gerçeði bir süredir açýk seçik ortada durmaktadýr. Ancak yeni alanlarý paylaþabilmek için Irak ve Afganistan’da durumlarýný “düzeltmek” ihtiyacýný hissetseler de bu alanlara açýlmak, mevcut durumdan bir çýkýþ olarak emperyalistlerin planlarýnýn arasýndadýr. Bunun içinse bölgedeki sýnýf mücadelesinin ve direniþin gücü emperyalistlerin planlarýný önemli ölçüde etkileyebilir ve deðiþtirebilir niteliktedir. Tekrar Irak’ýn parçalanmasýna dönersek, bu konu önemli sonuçlar yaratmaya gebe bir

BU SAYIMIZDA

6 Baþarýsýz Alman Devrimi ve Örgütlü Hazýrlýðýn ... 15

Alanlardan - Yoldaþlardan

10 15

Öncünün Örgütlenmesi ve ‘Kitlelere’ Sloganý

15 15

Örgütsel Güvenlik Meselesi Siyasal Mücadelenin... 12 15 Hrant Dink Suikastinin Düþündürdükleri

18 15

19 Aralýk Saldýrýsý Devrimci Ýrade ve Örgütlü ... 15 20


KOMÜNÝST DEVRÝM

sorundur. Þimdilik görünen þu ki Irak’ýn kuzeyi, yani Güney Kürdistan, Kürtlerin kontrolünde bölgesel özerklik statüsünde bir bölgedir. Irak’ýn güneyi, bir Þii devletinin kurulmasýna doðru ilerlemektedir. Orta bölümse emperyalistlerin kontrolünde ve belirsiz bir durumdadýr. Güney Kürdistan’da baðýmsýz bir Kürt devletinin kurulmasý, ABD için iþgali kolaylaþtýrmakta ve önemli petrol kaynaklarýnýn güvenceye alýnmasý için önemli olsa da ABD dýþýnda bölgedeki üç devleti yani Türkiye, Ýran ve Suriye’yi de baþýndan sonuna deðin ilgilendirmektedir. Zira bu üç devlet, Kürdistan’ýn diðer parçalarýnýn kendi sýnýrlarý içinde olmasý dolayýsýyla, kendi içlerinde bu parçalardaki baðýmsýzlýk arayýþlarýný güçlendireceðini düþünmektedirler. Yine Irak’ýn güneyinde bir Þii devletinin kurulmasý, Amerika için iþgalde elini güçlendiren bir kozdur. Ayný zamanda Basra’daki petrol kaynaklarýný güvenceye almak için önemli bir adýmdýr ancak ayný adým baþka açýlardan sorunlarý da içinde barýndýrmaktadýr. Kurulacak bir Þii devletinin, Ýran’ýn etkisine girmesi emperyalistlerin planlarýný zorlayacaktýr. Böylece Ýran’ýn bölgedeki etkisi artacak ve bu durum Türkiye gibi bölgede alt-emperyalist rollere soyunmaya çalýþan bir kapitalist rejimi de zorlayacaktýr. Ýran’ýn bölgede etkinliðinin artmasý, uzun vadede radikal Ýslamcý akýmlarý maddi ve moral bakýmýndan güçlendirmesi açýsýndan Türkiye’yi huzursuzlandýrsa da Türkiye yakýn vadede kendi içinde radikal Ýslamcý akýmlarýn rejim için bir tehlike olmaktan çýkarmýþtýr. Yaný sýra, AKP iktidarý ile milliyetçi, Müslüman öðeleri rejim “potasýnda eritmiþ” olmanýn verdiði rahatlýða da sahiptir. Ancak söylediðimiz gibi uzun vadede sorunlar çýkarmasý ve bölgede soyunmak istediði rollere engel olabilecek potansiyele sahip olmasý bakýmýndan Ýran’ýn bölgede etkinliðini çoðaltmasý istemediði bir durumdur. Sonuçta, emperyalist kapitalist güçlerin paylaþýmý sürdürme yöntemleri bölgede yeni sorunlarý beraberinde getirerek daha da karmaþýklaþtýracak; emperyalist paylaþým yeni aktörlerin devreye girmesiyle þiddetlecektir. Önümüzdeki Süreç, Türkiye’nin Yeni Irak Stratejisi Ýle Uyumlulaþma Süreci Olacaktýr Bu alt baþlýktaki iddiamýz ilk okuyuþta son derece genel ve þimdiye kadar olanýn dýþýnda bir þey söylemiyor gibi gözükebilir. Dahasý, Türkiye’nin emperyalist güçlerden baðýmsýz ya da farklý bir yönelimi olmadýðý ve olamayacaðý anlamýnda yeni bir anlam ifade etmediði doðrudur çünkü Türkiye þimdiye kadar ABD’nin Irak planýna “mümkün” ölçüde uyum göstermeye çalýþtý. Fakat yaþanan yeni geliþmeler bu uyumlulaþmanýn yetmediðini, Türkiye’nin paylaþým savaþýnda yeni roller üstlenmeye aday olduðunu artýk daha açýk bir biçimde göstermektedir. Özellikle, son ayda içerde yaþanan pek çok geliþmeyi, önümüzdeki süreçteki uyumlulaþma planý doðrultusunda atýlan ve atýlacak adýmlarýn parçasý olarak okumak gerekir. Öncelikle Türkiye’nin Kuzey Irak’a (Güney Kürdistan’a) askeri operasyon yapma planlarý

2

üzerinde durmak gereklidir. Son süreçte Türkiye’nin terör ve güvenlik demagojisiyle askeri harekat tehditleri, meclisin bu gündemle gizli toplanmasý, tüm burjuva partilerinin bu yönde söylemlerle toplumu hazýrlama çabalarý ortalýðý sarmýþtýr. Türkiye, bu konuda savaþýn baþladýðý günden beridir ABD’yle bir “uyum” sorunu yaþamaktadýr. Ancak askeri harekat söylemleri, Türkiye’nin ABD’ye raðmen kendi politikasýný uygulama yönelimini göstermemektedir. Bu konuda devlet ve egemen sýnýflar, içerde yani toplumun karþýsýna çýktýklarýnda “baðýmsýz çýkarlarýný” savunma pozlarýný takýnmaktadýrlar. Gerçekteyse, Türkiye’nin Amerika’yla pazarlýkta elini güçlendirmek, paylaþým savaþýnda kendine biçilen roller karþýlýðýnda tavizler koparmak, paylaþým savaþýna bu yoldan katýlmanýn taþlarýný döþemek için yaptýðý manevralar vardýr. Türkiye Kapitalist Cumhuriyetinin emperyalistlerle yaptýðý pazarlýklarýn tüm ayrýntýlarýna hakim olamayýz. Ancak görünen gerçekler þuna iþaret etmektedir ki Türkiye’nin emperyalist paylaþým savaþýna dahil olmasýnýn, Kürdistan sorununda ABD’yle uyumlulaþma, anlaþma yönünde olduðudur. Egemen sýnýflar, paylaþýmdan pay almak ve ABD’ye yardýmcý olmak için savaþta rol üstleniyoruz diyemeyecekleri için, içerde kitleleri terör ve güvenlik söylemleri üzerinden yaptýklarý siyasetlerle oyalamaktadýrlar. Böylece, þimdiye kadar milliyetçi, þovenist dalga aracýlýðýyla yaratýlan siyasal atmosferi ve onun üzerine kurduklarý söylemleri koruyup, onlarý tekrarlamýþ olacaklardýr. Yani egemenler cephesinin hep birlikte bu kadar havlamasýnýn sebebi, toplumun geniþ kesimlerine dönük siyasal manipülasyon çabasýdýr. Burjuvazinin ve kurumlarýnýn geniþ iþçi emekçi yýðýnlara dönük politik söylemleri, kendi politikalarý doðrultusunda kamuoyunu hazýrlamalarýnýn yaný sýra; burjuvazinin yönelimlerinin önemli dönemeçlerini ve deðiþiklik belirtilerini anlamak için önemli veriler sunmaktadýr. Bu çerçevede Amerikanýn stratejisiyle uyumlulaþma çabalarýnýn önemli bir göstergesi, MÝT’in son raporunda dile getirilen görüþlerdir. Raporun basýna yansýyan bölümlerine bakýldýðýnda, bir yanýyla ulus-devletlerin tehdit altýnda olduðundan, bu bakýmdan egemenliklerini korumak için kimi devletlerin (muhtemel paylaþým alanlarýndaki devletlerin) yoðun bir baský altýna gireceðinden bahsedilmektedir. Dolayýsýyla, bu raporda “baðýmsýz ulusal çýkarlarýn” savunusunun yapýldýðý görüntüsü verilmektedir. Ancak bu giriþ bölümünün dýþýnda raporun diðer bölümlerinde “proaktif siyaset” adý verilen önerilerde, Kürt sorunundan, Irak politikasýna, diðer dýþ politika alanýndakilere iliþkin yeniden yapýlanma önerileri sýralandýrýlmaktadýr. Öz olarak Türkiye’nin önümüzdeki süreçte alt-emperyalistleþme yönelimine uygun öneriler getirilmektedir. Kürdistan sorununda ABD’yle uyum içinde yeniden ele alýnýrsa mevcut yönelimin ilerletilebileceði, aksi halde alt-emperyalistleþme yöneliminin tehlikeye gireceði gibi kapitalist hiy-

KOMÜNÝST DEVRÝM

mücadele için yaralý olacaðýndan baðýmsýz olarak, bu olayda sorunun Türk ve Ermeni – ya da azýnlýk- olmak üzere sadece iki muhatabý olabileceðinden hareket etmenin yanlýþ olduðunun altý bugün ýsrarla çizilmelidir. Burada Ermenilik vurgusunun ezilen bir ulusun yanýnda olmayý içermekle birlikte, esas çatýþmayý yani iþçi sýnýfýyla burjuvazi arasýndaki sýnýfsal çeliþkiyi saklayacak bir algý yarattýðý da gözlerden kaçýrýlmamalýdýr.

gözlenebilecek olmanýn meþru zemini de hazýrlanmaktadýr. Çünkü biraz daha sorgulayan gözlerle bakarsak, “Ýstanbul’un en iþlek bölgelerinden birinde gündüz vakti bir gazeteci-aydýnýn öldürülmesi”nin toplumda yaratýlan güvensizlik hissinin derinleþtirilmesi için egemenler adýna beklenmedik bir olanak yarattýðýný gözlemleyebiliriz. Basýnýn bu konuda gereken sorumluluðu nasýl üzerine aldýðý ifadesine çeþitli köþe yazarlarýnýn yazýlarýnda rastlayabiliriz. Sorunu analizini yaptýðý varsayýmýyla, emniyetin yetersizliðini, güçlü olmasý gerektiði kadar güçlü olmadýðýný ve belki kanunlar yüzünden elinin kolunun baðlý olduðunu ve bu ülkede kolluk güçlerinin gerekli söyleyen bir çok yazýya rastlayabiliriz. Diðer bir taraftan, katille fotoðraf çektiren, azmettiricisiyle iþbirliði içinde olan polisler de gündemde yerini almaktadýr. Ýlk bakýþta çeliþkili gibi gözüken bu durumu emniyetin, jandarmanýn ve daha genelde devletin bir güven oylamasý olarak özetleyebiliriz. Daha da fazlasý, emniyet –jandarma içerisinde hatalý davranan polisleriyle-elemanlarýyla kurum olarak güven tazelemiþtir ve baþta sözü edilen çerçevede söyleyecek olursak daha da açýk vermeyelim telaþý içerisinde olan devlet, dýþarýya sýzan bilgi aktarýmlarýnda kendi sýnýrlarýnda kalýnmasýný baþardýðý oranda güven tazeleyecektir.

Bu olay özelinde meseleyi bir sýnýf çatýþmasý meselesine dönüþtürmek güç görünebilir, ancak Ermeni-Türk kutuplaþmasýnýn düzene karþý doðru bir mücadeleyi verememeyi getirdiði bilincinden hareketle, bu sýnýrlýlýktan çýkýlmasý gerektiði vurgusu yapýlarak mümkün olduðunca devrimci komünist siyasetin zeminine yani sýnýf çatýþmasý zeminine çekme çabasý gösterilmelidir. En azýndan daha önce sözünü ettiðimiz “milliyet ve kardeþlik” ekseninde dönen kutuplaþmanýn sistemin içinde hareket etmek, onun istediði tarzda siyaset yapmak ve uzun vadede düzene güç katacak bir söylem olduðu, yani düþmanýn minderinde dövüþmek olduðu teslim edilmelidir. Bu olay özellikle son yýllarda artan milliyetçilik ve þovenizmin bir sonucudur ve ayný durum aslýnda sýnýf siyasetini bastýrma hedefiyle þekillenen ve özellikle 1980lerle baþlayan kimlik siyasetinin bir sonucudur. Bir inatlaþmanýn parçasý olmak; böyle bir siyasetin tarafý olmak; tam da bu yüzden duruma müdahale eden bir siyasi irade olamamak, sadece sürece eklemlenmek anlamýna gelmektedir.

Olayýn baþka bir boyutu da bize düzen güçlerinin bu süreci ne þekilde çýkarlarýna dönüþtürdüklerini göstermektedir. Olay sonrasýnda yetkililerin(!) -Ýstanbul valisi, Emniyet müdürü, Ýçiþleri Bakaný – hep birlikte güvenlik sorununa sarýldýðýna olayla ilgili çýkan her haberde rastlayabiliyoruz. En harika güvenlik sistemleri olarak, Mobese sistemlerinin Emniyetin yeni yöntemlerinin, geliþmiþ iletiþim aðlarýnýn katilin yakalanmasýndaki hayati rolü her fýrsatta dile getirilmektedir. Buna paralel olarak, tüm bu olanaklarýn arttýrýlmasýnýn en temel sorunlarýndan biri güvenlik olan bir toplum için, ne kadar elzem bir koþul olduðu iddiasýyla her daim

Dolaylý da olsa, daha da somut olan bu sonuç sürece yön verebilecek bir siyasi iradenin gerekliliðini bir kez daha gösteriyor. Bir baþka boyut olarak düzenin çýkarlarýndan söz edilse de, bu sonuç olarak ortaya çýkan tablonun bir parçasý olarak görülmeli. Olay iki boyutuyla da yani bir tarafta muhalif kesimlerin tepkisel yaklaþýmý ve diðer tarafta devletin kýnayan ama temkinli yaklaþýmý ve söz edilmeyen nice farklý boyutlarýyla da Hrant Dink cinayeti nihai olarak ayný resmi iþaret ediyor: Sürece yön verebilecek, onu þekillendirebilecek bir devrimci komünist irade kendi siyasetini ortaya koyamaz ve politik bir özne olarak gerekli müdahalede bulunamazsa düþmanýn bu olaydan zarar görmeden hatta kazançla çýkmasýna engel olamayacaktýr.

19

P. Kývýlcým


KOMÜNÝST DEVRÝM

HRANT DÝNK SUÝKASTÝ’NÝN DÜÞÜNDÜRDÜKLERÝ

Hrant Dink’in katledilmesi, hiç kuþkusuz siyaset gündemine tartýþýlmasý gereken bir çok konu getirdi. Öncelikli olarak, bu cinayeti iþleyenlerin mutlaka peþine düþüleceði, eðer cinayeti iþleyenlerin birtakým siyasal örgütlenmelerle baðlantýlarý varsa olayýn bunlarla birlikte aydýnlatýlacaðý iddialarý kamuoyunda günler boyunca devlet ve medya ortaklýðýyla yinelendi. Bir tarafta bu sözler verilirken, olayýn gerçekleþtiði günün akþamýndan baþlayarak Hrant Dink için düzenlenen eylemlerde, basýn açýklamalarýnda ve anma törenlerinde, “Katil Devlet Hesap Verecek”, “Dink’in Katili Susurluk Devleti”, kimi yerlerdeyse “Kontrgerilla Devleti” anlayýþýný içeren sloganlar da bu gündemde yerini aldý. Olayýn devlet tarafýndan mý gerçekleþtirildiði; sözde “milliyetçi duygularýný” kontrol edemeyen bir delikanlýnýn bireysel eylemimi olduðu; yoksa yine ayný “milliyetçi” duygularý paylaþan faþist bir grubun kararý mý olduðu gibi tezler üzerinden giden tartýþmalara ve çýkan haberlere hâlâ hem devletin ve medyanýn öncülüðünde þekillenen siyasette hem devrimci hareketin siyasal gündeminde karþýlaþmaktayýz. Cinayeti planlayýp azmettirenlerin BBP baþkanýyla yan yana çekilmiþ fotoðraflarýnýn, bu sürece dahil olan ordu mensuplarýnýn, olaya adý karýþanlarýn polisle çalýþmasýnýn çok þey anlattýðý bir gerçek; ama bu bir yandan da 1980 öncesi ve sonrasý pek çok katliamdan da tanýdýk olduðumuz ve beklediðimiz bir gerçektir. Nesnellik böyle olduðu ölçüde, bu gerçeklerin ne söylediðinin ötesine geçilerek, onlarýn anlattýklarýna-anýmsattýklarýna ve yükselen milliyetçi þovenist dalgaya pratik ve siyasal düzlemde nasýl bir karþýlýk, nasýl bir tepki verilmesi gerektiði üstünde durulmasý yaþanlarýn analizinden veya popülist teþhirinden daha önemli bir çýkýþ noktasý olacaktýr. Çünkü, devrimciler ve kitleler tarafýndan olaya gösterilecek tepkinin niteliði, bu olayýn devlet tarafýndan maniple edilecek sonuçlarýnýn bertaraf edilmesinin önüne geçmekte oldukça önemli bir rol oynamaktadýr.

18

19 Ocak akþamýndan baþlayarak olaya gösterilen ilk tepki, liberallerin, sol liberallerin, solcularý ve hatta devrimcileri kapsayan geniþ bir kesimin sahiplendiði “Katil Devlet Hesap Verecek” “Hepimiz Ermeniyiz”, “Yaþasýn Haklarýn Kardeþliði” gibi sloganlarla dile getirildi ve görüyoruz ki son iki slogan cinayetten sonra oluþan politik atmosferde giderek bir taraf olmanýn ifadesi olarak algýlanmaya baþlandý. Bu noktada, 2005 yýlýnda TAYADlýlar’a yönelik linç giriþimiyle baþlayan ve iki yýldýr sürekli arttýrýlan þovenist dalgaya karþýn atýlan ve ilk bakýþta radikal, ilerici çaðrýþýmlarý olduðu düþünülen bu sloganlar ne anlatýyor? Bu sloganlarýn yükseltilmesi nasýl sonuçlar doðurur? Bu ve benzer sorularýn üzerine gitmek doðru/tutarlý bir politik duruþ/zemin için hareket noktasý olmalýdýr. Baþka bir deyiþle, devrimci bir siyasi irade çubuðu kendisinden tarafa bükecek bir reflekste bulunabilmelidir. Buradan baktýðýmýzdaysa ilerici, radikal bir söylem olduðu düþünülerek dile getirilen, ve sonrasýnda da yanlýþ bir kutuplaþmanýn oluþmasý pahasýna ýsrarla sahiplenilen “Hepimiz Ermeniyiz” sloganýnýn böyle bir tepki olmadýðýný görebiliriz. Çünkü bizler biliyoruz ki komünistlerin ne vatan vardýr, ne de milliyeti (!) ve bu oluþan koþullarý zorlayarak da olsa savunulmasý gereken bir ilkedir. “Hepimiz Ermeniyiz”- “Hepimiz Türküz” çatýþmasýnda bir taraf olmak yanlýþ bir zeminde politik mücadele vermektir. Burada ilkesel kararlarýndan hareket ederek sürece müdahale eden bir iradeden söz etmek çok mümkün görünmemektedir. Aslýnda bunun da ötesinde bu noktada perspektif kaymasýna sebep veren bir kutuplaþmayla karþý karþýyayýz. En genel anlamýyla sýnýfsal mücadelede öne çýkarýlmasý gereken kutuplaþma ezen ve ezilen kutuplaþmasý olmalýdýr. Halbuki bugün görüyoruz ki özellikle cenaze töreninde yaklaþýk yüz bin kiþinin sokaða çýkýp eyleme katýlmasýna raðmen, toplumun büyük bir kesimiyse þovenist, milliyetçi tutuma gitgide daha çok baðlanmaktadýr ve bunun karþýsýna devrimci sol hareket tarafýndan yükseltilen “haklarýn kardeþliði”, “ezilen ulusla kurulmasý gereken empati” ve benzeri söylemler ise bu baðlanmayý ve beraberinde getirdiði ayrýþmayý bileylemektedir. Saflaþmanýn, taraf tutmanýn bir gereklilik ya da politik

KOMÜNÝST DEVRÝM

erarþide daha gerilere düþülebileceðinin altý çiziliyor. Bu rapor dýþýnda, MÝT’in ayný konulara iliþkin baþka açýklamalarý, bu kurumdan barýþ konferansýna yapýlan katýlýmlar ve ona verilen tepkiler, ayný kurumun geçen yýl Barzani’yle görüþmesi vb. giriþimler ayný doðrultudadýr. Sonuç olarak, önümüzdeki süreçte devletin ve egemen sýnýflarýn þimdiye kadarki anlayýþlarýnda, ABD politikasýyla uyumlu bir alt-emperyalistleþme yönelimleri doðrultusunda belli deðiþikliklere gidilerek yeniden yapýlandýrýlacaðý; bu sürecin sancýlý ve çatýþmalý bir þekilde ilerlese de bu yöndeki eðilimlerin giderek güç kazandýðý bir dönem olacaðý açýktýr. Ancak bu yönelimin kaderi yalnýzca bel baðladýðý emperyalist savaþýn kaderiyle belirlenmeyecek; sýnýf mücadelesi dinamiklerinin ne yönde geliþeceði de önemli bir etken olarak alt-emperyalist yönelimi etkileyecektir. Komünistler, burjuvazinin yönelimlerinin karþýsýna iþçi sýnýfýnýn tarihsel çýkarlarýnýn savunucusu olarak kendi siyasal iradelerini çýkarmakla; devrim ve sosyalizm seçeneðini yükseltmekle görevlidirler. Kuþkusuz bunun için iþçi sýnýfýný baðýmsýz çýkarlarý etrafýnda örgütleyecek devrimci bir partinin yaratýlmasý, inþasý, sürecin esas belirleyeni olacaktýr. Komünistlerin bir parti olarak örgütlenmesi sorununun bir yaný, yaþanan siyasal geliþmeleri bu doðrultuda kavramaktýr. Þimdi son süreçte sol ve devrimci hareketi olduðu kadar ülkedeki pek çok insaný ilgilendiren önemli geliþmeleri irdeleyelim. Hrant Dink’in Katledilmesi ve Ardýndan Yaþanan Siyasal Geliþmeler Hrant Dink cinayeti, Ocak ayýnýn nerdeyse tamamýný kaplayan bir gündemi oluþturdu. Burjuvazinin temsilcilerinden, siyasal partilere, burjuva basýndan, televizyonlara kadar bir bütün olarak düzen cephesinde olduðu kadar sol ve devrimci hareketin tüm bileþenleri tarafýndan da önemsendi, sahiplenildi, gündem edildi ve siyasal tutumlar alýndý. Hrant Dink’in katledilmesini önemli kýlan, kuþkusuz onun kiþiliðinde somutlanan siyasal tutumlar dolayýsýyladýr. Özellikle resmi ideolojinin toplumu zehirleyen argümanlarýnýn tersine görüþleri savunan yaklaþýmlarý ve kendi sýnýrlarý içinde de olsa tutarlý bir demokrasi savunucusu olmasý onu hedef haline getirmiþtir. Burjuva cephesinin farklý kesimlerinin, ama özellikle devlet erkanýnýn bir anda onun öldürülmesine sözde bir “duyarlýlýkla” yaklaþmasý, sahte bir “farklýlýklara saygýlýyýz görüntüsünü vermek” içindir. Devlet ve onunla baðlantýlý faþist hareketin cinayete tepkileri, ortaya saçýlan iliþkiler, yaþanan siyasal sonuçlarý düþündüðümüzde, devlet katýnda farklýlýklara saygýlýyýz görüntüsü tüm güvenirliðini yitirerek, yapmacýklýðýný ortaya çýkarmakta, bu siyasal cinayet basit tahlillerin ötesinde deðerlendirmeleri gerekli kýlmaktadýr. Bu cinayette, devletin, faþist hareketlerin, toplumun geniþ kesimlerini etkilemek için yükseltilen þovenizmin etkisi nedir? Bu cephenin, ayný cinayetle elde etmek istediði siyasal sonuçlar nelerdir? Ýþte tüm bu sorular kritik nok-

3

talarý iþaret etmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu topraklarda meydana gelen her “kötülük” eninde sonunda yine gelir; devletle iliþkilenir. Hrant Dink’in öldürülmesinin ardýndan ortaya dökülen bilgiler ve yaný zamanda deþifre edilmeyen sýrlar devletin bu olayla þu veya bu þekilde iliþkisi olduðunu açýkça ortaya koymaktadýr. Ancak bu durum, konuya açýklýk kazandýran önemli bir tespit deðildir. Burjuva gazeteler ve medya, hatta siyasi parti sözcüleri de bunu açýkça söylemekte, birbirlerinin “kirli çamaþýrlarýný” ortaya dökmektedirler. Sýradan insanlar da yani bilinçsiz kalabalýklar da az çok bu durumun farkýndadýrlar. Burada bilinen bir gerçeði tekrarlamakta fayda vardýr: Yaþanan geliþmelerden, yaratýlan politik ortamdan kendi çýkarlarý için sonuçlar çýkartabilmek, kim daha örgütlüyse onun tarafýndan baþarýlabilmektedir. Bu açýdan bakýldýðýnda, katiller iþledikleri bu cinayetten kendi lehlerine sonuçlar elde edebilmiþler. Türk bayraklý görüntüleriyle, mahkemeye girerkenki tehditleriyle, “Hepimiz Ermeniyiz” sloganýna tepki olarak “Hepimiz Türküz” sloganlarýný uluduklarý basýn açýklamalarýyla ve faþistler arasýnda cinayetin simgesi haline gelen beyaz bere takmayý yaygýnlaþtýrarak propagandalarýný arttýrmýþlarýdýr. Devletse, daha ilk günlerden baþlayarak, mobese kameralarýnýn, teknik takibin öneminden bahsedip bunun için ödeneklerini arttýrmakta, emniyetin “suçlularý” yakalamak için yasal yetkilerinin arttýrýlmasýný isteyip, bunu toplum gözünde meþrulaþtýrmaya çalýþtýklarý görülmektedir. Elde ettikleri sonuçlar bunlarla da sýnýrlý deðildir. Geniþ kitleler içinde kýþkýrttýklarý tartýþma, Türk “kimliðinin” öne çýkarýlmasý, katille özdeþleþen sembollerin yaygýnlaþmasý, vatan-millet savunusu üzerinden cinayetin belli bir kitle içinde meþrulaþtýrýlmasýna dönük çabalar sonuçta faþist duygularýn beslenmesine yol açmaktadýr. Tüm bunlar egemen burjuva cephesinin birlikte yükselttikleri þovenist-faþist dalgayý dindirmeye niyetleri olmadýðýný göstermektedir. Tersine cinayetle, þovenizmin yükseltilmesine çalýþmýþlardýr. Þovenist duygularýn beslenmesi ya da bu yöndeki tepkiler zaten belli olan faþist çevrelerin sýnýrlarý içinde olduðu söylenebilir. Ancak sürece bir bütün olarak baktýðýmýzda, haftalardýr farklý tartýþmalarla kýþkýrtýlan þovenist görüþler, faþistlerin kendi becerilerinin ötesinde bir boyuta taþýndýðýný da ifade etmektedir. Son olarak, burjuva cephesinin bir baþka yanýna yani liberal kesimlerin konuya iliþkin tepkilerine bakmakta fayda vardýr. Bazý medya kuruluþlarý, burjuva basýndaki kimi yazarlar, TÜSÝAD’ýn ve hükümetin tepkileri kimi farklýlýklarý taþýsa bu kesimler cinayetin hemen ardýndan ortak bir liberal söylemi oluþturabilmiþlerdir. Farklý düþüncelere saygý çerçevesinde “insan haklarýna ve düþünce özgürlüðüne saygý” düzlemi, “301. Maddenin deðiþtirilmesi, kaldýrýlmasý” tartýþmalarý liberal söylemin ana argümanlarýný oluþturmuþtur. Ancak liberal kesimlerin tepkilerinin barýþçýl ve insan haklarý düzleminin ötesindeki siyasal özüne baktýðýmýzda, devletin


KOMÜNÝST DEVRÝM

ve siyasal rejimin yeniden yapýlandýrýlmasýnýn gereklerinin dillendirildiði söylemler olarak deðerlendirilebilecek niteliktedirler. Bu yeniden yapýlandýrmanýn bir ayaðý olarak burjuvazinin önümüzdeki süreçte siyaseti, önceki alt baþlýkta MÝT raporu üzerinden açýkladýðýmýz, baþta Kürt sorunu olmak üzere farklý etnik kimliklerin burjuvazinin emperyal yönelimleri doðrultusunda “kapsanmasý” gerekliliði, þimdi Hrant Dink cinayeti üzerinden Ermeni ya da baþka kimlikleri de içererek oluþturulmasý temeli üzerine oturtulacaktýr. Daha açýk bir biçimde ifade etmek gerekirse, öncelikle bugün egemen sýnýflar içinde liberal yönelimde olanlarla, geleneksel statükoyu korumaya çalýþanlar arasýnda bir çatýþma yoktur. Yeniden yapýlandýrma yeni baþlamamýþtýr; aksine 1980 sonrasý ilk adýmlarý atýlmýþ, 1990larda açýlým yapmýþ ve hala devam eden bir süreçtir. Bu sürecin egemen sýnýflar içinde farklý çatýþmalara zaman zaman konu olduðu doðru olsa da Türkiye’de artýk tüm kesimler bu sürece doðru önlendirilmiþtir. Yalnýzca, egemenler katýnda bu sürecin sancýlarý yaþanmaktadýr. Daha ötesinde bir çatýþma yoktur. Yeniden yapýlanmanýn sancýlarýndan daha öte keskin çatýþmalar tespiti yapmak biz komünist devrimcileri yanlýþ politik sonuçlara götürecektir. Bu kýsa hatýrlatmanýn ardýndan vurgulanmasý gereken, TÜSÝAD’ýn da statükocular karþýsýnda farklý bir tarafý temsil etmediðidir. Aksine, bu birlik kendi devleti olan kapitalist hegemonyanýn yaþanan sürecin gerekleri doðrultusunda yeniden yapýlandýrýlmasý için çabalamaktadýr. TÜSÝAD raporunun Hrant Dink suikastýnýn ardýndan açýklanmasý, deðiþime ayak direyenlerin karþýsýnda kendi açýlýmlarýný hýzlandýrma ihtiyacýndan kaynaklanmaktadýr. Suikastýn ardýndan çeþitli liberal burjuva basýn yayýn organlarýnýn ya da kimi zaman hükümetin bazý söylemlerinin yani kendi liberal söylemlerinin, egemenlik alanlarýný geniþletmeye hizmet ettiðini görmek gerekir. Faþist cinayetler karþýsýnda liberal söylemlerin hakim kýlýnmasý ayný zamanda devrimci bir söylem ve seçeneðe alan býrakmamayý amaçlamaktadýr. Bu durumu þu þekilde formüle etmek mümkündür: Faþizm olgusu, ya da tekil olarak faþistler ya da faþist cinayetler devletin içinde uzantýlarýyla birlikte- karþýsýnda liberalizmin hakim kýlýnmasýný saðlýyor. Birinci olarak sanki liberal çevrelerin, statükocularýn karþýsýndaymýþ yanýlsamasýný yaratýyor; ikincisi, burjuva düzeninin yeniden yapýlandýrýlmasýný meþrulaþtýrmaya yarýyor; üçüncüsü, sol ve devrimci hareketin alanýný daraltýp, sola dönük liberal tuzaklarý barýndýrýyor. Yazýmýzýn bu kýsmýna kadar ilk ikisi nokta üzerinde görüþlerimizi ifade ettik. Son olarak üçüncü noktayý ayrýntýlý olarak ele alacaðýz. Liberalizmle Ayrýmlarýn Silikleþmesi Ciddi Tehlikelere Ýþaret Etmektedir! Solun hemen hemen tüm bileþenleri, Hrant Dink’in öldürülmesinin ardýnda devletin olduðunu söyleyip, cinayetin odaðý olarak devleti gösterdi. Hrant Dink’in düþünceleri, kiþiliði ya da etnik kimliði düþünüldüðünde hedefe

4

burjuva devleti koymak normaldir. Burjuva rejimin sicili bu konuda hayli kabarýktýr. Cinayetin iþlendiði ilk saatlerde hýzla kitlesel bir tepkinin ortaya konulmasý da devleti telaþa düþürmüþ; bu konuda adým atmaya zorlamýþtýr. Tüm bu doðrularýn dýþýnda, öncülük iddiasýndaki devrimcilerin devletin teþhirinin ötesinde siyasal tespitler ve ona uygun tutumlar geliþtirebilmesi gerekliliði büyük önem taþýrken; devrimci hareketin cinayet sonrasýnda bunlarý yapýlabildiðini söylemek mümkün deðildir. Tersine ilerleyen dönem, liberal “tuzaklarýn” öne çýktýðý bir süreç olarak yaþandý. Öncelikle devletin teþhirinin ötesinde hangi noktalarý öne çýkarmak gereklidir? Bu sorunun yanýtýnýn bir kýsmýný önceki baþlýkta, liberal söylemin devletin yeniden yapýlandýrýlmasýyla iliþkisi üzerinde durarak vermiþtik. Bundan sonraysa, devrimci ve sol harekete dönük sonuçlar ele alýnmalýdýr. Bir süredir devlet eliyle yükseltilen þovenist, faþist dalganýn varlýðý toplumda derinliðine hissedilmektedir. Bu milliyetçi, þovenist ortam devlet eliyle devrimci faaliyete dönük bir barikat gibi kullanýlmaktadýr. Faþistlerin, devrimci faaliyete saldýrtýlmasý görünüþte devletin kolluk güçleri üzerinden yürümeyen, bu anlamda devleti yasalarý uygulayan bir konumda gösteren, saldýrganlarý da duyarlý vatandaþlar biçiminde yansýtarak, faþist hareketi meþrulaþtýran bir görünümde tutulmaktadýr. Hrant Dink cinayetinde yapýlmaya çalýþýlan da budur. Sivil faþist çeteleri devletin yönlendirmesi altýnda çeþitli hedeflere saldýrtmaktýr. Bu sayede devleti yönlendiren bir konumda tutup, faþistleri ülkenin her yanýnda baþta devrimci hareket olmak üzere resmi burjuva siyasetinin dýþýndaki kesimlere dönük, farklý düzeylerde hareketlendirerek onlarý baskýn kýlmak istenmektedir. Kitlelerin en azýndan bir kýsmýný, bu doðrultuda hazýrlamak için devletin çeþitli kurumlarýnýn ve burjuva medyanýn pek çok rolü sahiplendiði bir gerçektir. Hrant Dink öldürülmeden hemen önce Hürriyet, Sabah gibi yayýn organlarýna sahip burjuva basýnýn çeþitli kalemþörlerinin yükselen milliyetçi dalgadaki paylarýyla övünen, Ermeni sorununa karþý kýþkýrtýcý yazýlarýyla onu hedef tahtasýna koyan pek çok yazýyý örnek olarak verebiliriz. (Örneðin, Ertuðrul Özkök’ün, her yere asýlan Türk bayraðý sayýsýnýn artmasýnýn kendi yazýlarý sayesinde olduðunu iddia etmesi gibi ya da cinayetten yaklaþýk bir hafta önceki Hürriyet’in, askerde Türk bayraðý halýsý dokuyan Ermeni asýllý vatandaþýn soykýrýmý iddia edenlere bir tokat olduðunu baþ sayfadan duyurmasý gibi). Dolayýsýyla burjuva cephesinin tüm bu planlarýnýn karþýsýna bütünlüklü bir devrimci hattan yola çýkarak siyasal bir propagandanýn örgütlenmesi önemliydi ve hala da önemlidir. Ancak sol hareketin tüm bileþenleriyle gerek cenaze eyleminde gerekse izleyen süreçteki tutumlarýnda çeþitli zaaflarýn varolduðunu ve liberal tuzaklara basýldýðýný deneyim ettik. Hrant Dink’in öldürüldüðünün duyulduðu ilk saatlerde hýzla ve kitlesel biçimde örgütlenen tepki cinayetin geniþ kesimlerin gündemine

KOMÜNÝST DEVRÝM

þovenist dalganýn yükseltilmeye çalýþýldýðý görülüyor. Bu durum karþýsýnda devrimci hareketten gelen ilk tepki kitle çalýþmasýnýn yoðunlaþtýrýlmasý gerektiði üzerine oldu. Devletin devrimci örgütlenmeyi tasfiye etmeye yöneldiði bir durumda kitle çalýþmasýnýn yükseltilmesinden bahsetmek ne anlama gelmektedir? Burjuvazi, düzendýþý konumlanýþta ýsrar edenleri, devrimci örgütlenmeyi tasfiye etmeye yönelse de, bunun bir yönü devrimci örgütlenmenin kitle baðlarýný koparmaya ve bu sayede devrimcileri marjinal bir konuma mahkum etmeye yöneliktir. Devletin marjinalize etmeye dönük saldýrýsý karþýsýnda hemen ilk çözüm olarak, her nasýl olursa olsun kitle çalýþmasýna yönelmek sorunun temel çözücü halkasý olmayacaktýr. Bu konuda devrimci hareketin kendi deneyimleri öðretici sonuçlar sunmaktadýr. 12 eylül darbesinin devrimciler üzerinde tasfiyeci etkisi, o zaman, devrimcilerin kitle baðlarý, çevre iliþkileri, kadrosal birikimi vs. bugünküyle kýyaslanmayacak düzeyde olduðu halde böylesine bir etki yaratabildiyse sorunun kaynaðý kitle çalýþmasýna vurgu yapýlarak çözümlenemez. Öncelikleri doðru saptayan, stratejik görevlerle dönemsel görevler arasýndaki baðý doðru kuran, sistemli, planlý bir örgütsel hazýrlýk vurgunun yoðunlaþtýrýlmasý gereken esas nokta olmalýdýr. Öncünün sorunlarý arattýðýnda çözüm olarak kitlelere gitmeyi gösteren yaklaþým, öncüyle kitle arasýndaki iliþkiyi doðru kuramadýðýnda çeþitli sorunlarýn kaynaðý haline gelmektedir. Sebepleri arasýnda; güçsüzlük psikolojisi yada kolay yoldan güç olma düþüncesi, tarihsel deneyimlerin ve

Marksizm-Leninizmin öncünün örgütlenmesi ile kitlelerin örgütlenmesi konularýndaki açýklýklarýndan yoksunluk gibi ve daha baþka sebeplerin olabileceði yapýsal zaaflar, sürekli gündelik çalýþmanýn gerekleri üzerine dikkatleri yoðunlaþtýrarak, hareketteki sorunlarý süreklileþtirmektedir. Gündelik çalýþmanýn içerisinde en önemli yeri kitle çalýþmasýnýn gerekleri, geniþ kitlelere nasýl seslenileceði üzerine düþünceler yeralmaktadýr. Giderek gündelik çalýþma herþeyi kaplar hale gelmekte, geçmiþe, bugüne ve geleceðe iliþkin bütünsel yaklaþýmlar geliþtirebilmek güçleþmektedir. Elbette devrimci bir örgütte, insan organizmasý gibi gündelik yaþar. Fakat devrimci bir örgüttün gündelik çalýþmadan “sýyrýlarak” yada gündelik çalýþmanýn gereklerinden “baðýmsýz” siyasal mücadelenin tüm alanlarýna bir yöntemle bütünsel bakabilmesi gerekir. Hele de bugün sorunlarýn kaynaðýnda gündelik çalýþmanýn deðil, bundan çok, bir yýðýn tarihsel problemin varlýðý ve bunlarýn neden olduðu yapýsal zaaflar olduðu düþünüldüðünde söylemeye çalýþtýðýmýzýn önemi daha da artmaktadýr. Sonuç olarak, kitlelere yönelmeyi, kitle çalýþmasýný her derde deva bir çözüm gibi sunmak, niyetlerden baðýmsýz öncünün örgütlenmesinin gereklerini geri plana atan, öncünün örgütlenmesiyle kitlelerin örgütlenmesi arasýndaki iliþkiyi tek taraflý bozan bir yaklaþýma kapý açmaktadýr. Devrimci faaliyeti dün, bugün, yarýn diyalektiði içinde, yöntemli ve bütünsel ele alamayan, hareketi, gündelik faaliyetin içerisine hapseden, böylece yapýsal zaaflarýndan bir türlü kurtaramayan bir sonuç doðurmaktadýr.

ilde iþlemenin en ideal yöntemi bir miting olmasa da, yine de devrimcilerin bu gündemi farklýlýklarý koruyarak ortak eylem zemininde ele almasý, baþ tarafý sayfa 20’de

direniþin, düþmanýn saldýrýsý karþýsýnda tüm devrimcilerin ortak karþý koymasý yönüne de uygun bir tutum olmasý açýsýndan son derece olumdur. Diðer bir eylem 19 Aralýk akþamý alan faaliyeti yürüttüðümüz bir mahallede, devrimci yapýlarýn ortak örgütlemiþ olduklarý meþaleli yürüyüþtü. Hareketimiz, yürüyüþ güzergahýna yapmýþ olduðu kuþ faaliyetiyle bu eylemi de selamladý. Devletin saldýrýsýna karþý direnen devrimciler bu mahallelerden çýkýp gelmiþ, bu alanlarda iþçileri-emekçileri siyasal hedefleri doðrultusunda örgütleme

17

faaliyeti yürütmüþ, buralarýn siyasallaþmasýna katýlmýþ kadrolardýr. 19 Aralýk direniþini bu alanlara taþýmak, emekçilerin gündemine sokmak, iþte bu yüzden önem taþýmaktadýr. 19 Aralýk direniþinde olsun baþka faaliyetlerde olsun hayatlarýný devrim davasý uðruna kaybeden devrimcileri anmanýn ötesinde, uðruna öldükleri davayý iþçi-emekçi havzalarýna, mahallelere taþýmak onlarýn istedikleri gibi davranmak, onlarýn mirasýný ileri taþýmak anlamýna gelecektir. Devrimci komünistler, devrim davasý uðruna düþen devrimcilerin kavgasýný sahipleniyor ve þu þiarý haykýrýyor: DEVRÝM ÝÇÝN DÜÞENLER KAVGAMIZDA YAÞIYOR! DEVRÝMCÝLER ÖLDÜ,YAÞASIN DEVRÝM!


KOMÜNÝST DEVRÝM

yýllardýr Filistin’de, Irak’ta sürekli hareketli olan kitleleri göz önünde bulundurduðumuzda þu gerçeðe tanýklýk etmekteyiz. Bu kitleler, yine bir türlü ne baskýlarý yýkýp sömürü düzeninden kurtulabilmiþ ne de kendi baþýna gerçek öncülerin komünistler olduðunu kavrayabilmiþlerdir. Yukarýdaki örneklerde de belirtildiði gibi kitle mücadelesinin yükseldiði dönemlerde, kitleler öncü ya da önder bir partinin varlýðýný beklememektedir. Ancak kitlelerin devrimci bir önderlikten yoksun eylemleri, ayaklanmalarý yada daha ilerisi, devrimleri tarihte görülse de sýnýfsýz topluma giden yolu açabildikleri görülmemiþtir. Sonuçta kitle hareketinin geliþtirilmesi, kitlelerin örgütlenmesi sorunu devrimci bir öncünün, sýnýfýn devrimci önderliðinin inþasý olmadan ele alýnamaz yada bununla birlikte ele alýnmalýdýr. Önderliksiz kitlelerin sonuca ulaþamayacaklarý kesin. Kuþkusuz bu gerçeði siyasal mücadele içindeki her grup vurgulamaktadýr. Ancak sorun bundan sonra baþlamaktadýr. Öncünün zaten yaratýlmýþ olduðu yada kitle hareketinin yükseltilmesi mücadelesiyle birlikte paralel yaratýlacaðý yönündeki vurgular çeþitli sorunlarý da beraberinde taþýmaktadýr. Ýçinden geçtiðimiz dönem gibi, kitle hareketinin dibe vurduðu, devrimci hareketinse kadrosal ve kitlesel bir zayýflýk taþýdýðý ve burjuvazinin devrimcilere dönük saldýrýlarýný süreklileþtirdiði dönemlerde tüm bu sorunlardan çýkýþ için kitle mücadelesinin yükseltilmesi gerektiði sürekli vurgulanýr. Þovenist dalganýn geriletilmesi için kitle hareketinin gerekliliðinden, devletin tasfiye etmeye dönük saldýrýlarýna karþý kitle çalýþmasýnýn geliþtirilmesi vurgularýndan, hatta devrimci örgütlerin maddi-teknik yetersizliklerini çözmek için kitlelere gitmek gerektiðinden bahsedilir. Kuþkusuz bunlar bütünüyle yanlýþ deðildir. Ancak bütünüyle de doðru deðildir. Yani kimi koþul ve durumlarda doðru olabilecekleri gibi kimi durumlarda da yanlýþlara kapý açabilmektedirler. Bu durumlarý ayýrt etmeye çalýþarak, bugüne iliþkin görevlerimizi netleþtirmeye çalýþalým. Kendiliðinden hareket ile siyasal bilinç arasýndaki iliþkinin açýklanmasý, Lenin’in Marksizm’e katký yaptýðý temel noktalardan biri olarak kabul edilir. Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden en fazla sendikal bir bilinci edinebileceði, bunun ötesinde siyasal bilincin sýnýfa, ekonomik mücadele alanýnýn dýþýndan götürülmesi gerektiði Bolþeviklerin temel ayýrt edici yanlarýndan

16

biri olmuþtur. Sonrasýnda Bolþeviklerin pratiðine damga vuran bu yöntemsel açýklýk, kitle hareketine müdahalenin, öncünün görevleri, hazýrlýðýyla ilgili yoðunlaþmayý ifade etmektedir. Bir kitle hareketinin yükseliþi yada kendiliðinden kitle hareketlerinin geliþmesi kuþkusuz yalnýzca öncünün faaliyetiyle belirlenmemekte, toplumsal yaþamýn içindeki karmaþýk pek çok faktör de etkili olmaktadýr. Hatta kitle hareketleri, kendiliðinden patlamalar öncünün hazýrlýðýný beklememektedir. Ancak Lenin’in yöntemine, Bolþeviklerin pratiðine yön veren anlayýþ, her durumda çubuðu öncünün görevlerine bükmekte, böylece kitle hareketinin ortaya çýkartacaðý imkanlarýn öncünün hazýrlýðýnýn düzeyine göre deðerlendirilebileceðini anlatmaktadýr. 20. yüzyýlýn baþlarýnda ifade edilen bu anlayýþýn bugünkü dünya gerçekliði düþünüldüðünde çok daha fazla geçerli olduðu açýktýr. Özellikle geniþ yýðýnlarý ideolojik, politik, kültürel vs. açýlarýndan burjuvazinin etkileme, denetime alma aygýtlarýnýn geliþkinliði, yüzyýlýn baþlarýna göre çok daha üst düzeydedir. Bu durum kendiliðinden kitle hareketlerinin olamayacaðý anlamýna gelmese de, öncünün görevlerinin çok daha önem kazandýðý söylenebilir. Dolayýsýyla öncünün hazýrlýðý, örgütlülüðü ne kadarsa, kitle hareketinin ortaya çýkartacaðý imkanlarýn devrimci sonuçlar doðurabilmesi o kadar mümkündür denilebilir. Burada çubuðu öncünün hazýrlýðýna bükmek, öncü dediðimiz unsurun, sýnýf mücadelesinin dýþýnda, kendine ait bir alanda oluþturulabileceði, siyasal mücadelenin risklerinin olmadýðý “steril” bir alanda yaratýlabileceðini anlatmamaktadýr. Yalnýzca, hiçbir kitle hareketinin kendi baþýna yada ona siyasal müdahaleden baðýmsýz öncünün görevlerini yerine getiremeyeceðini ve bu kitle hareketinin ancak örgütlenme düzeyine baðlý olarak devrimci sonuçlar doðuracaðýný söylemek istiyoruz. Buraya kadar söylediklerimizin zaten herkesin söylediði, bilinen gerçekler olduðu düþünülebilir. Ancak bilinen önermelerin ayný açýklýkta kavranarak, uygulanmaya çalýþýldýðý söylenemez. Bunun üzerinde biraz duralým. Burjuvazinin son yýllarda devrimci ve sosyalist harekete karþý sistemli operasyonlar yaptýðý, bununla harekete ciddi darbeler vurduðu bir süreç yaþanýyor. Keza devlet eliyle beslenen sivil faþist güçlerin, devrimci faaliyetlere saldýrtýldýðý ve

KOMÜNÝST DEVRÝM

taþýnmasýnda bir rol oynamýþtýr. Solun farklý kesimlerinin içinde olduðu ilk eylem bir bakýma, yükselen/yükseltilen þoven dalgaya karþý solun güçsüzlüðünden çýkarak bir tepki “patlamasýný” ifade etti. Bu ilk eylem, solun yalnýzca liberal kesimlerini deðil, devrimci kesimlerini de kapsayan, kendisini maðdur olan etnik kimlik, kurum ya da kiþiyle özdeþleþtiren yakýnmacý tutumlara hapsetmesine raðmen örgütlü bir tepki olmasý dolayýsýyla gerek sloganlar gerekse de nicelikte giderek büyüyen artýþ örgütleyen çevrelerin inisiyatifinde kaldý. Örneðin, “Katil Devlet Hesap Verecek” sloganýnýn güçlü bir biçimde atýldýðý sloganlara benzer þiarlarýn dillendirilmediði ya da “Her Devlet Teröristtir” yazan anarþistlerin pankartýna benzer pankartlarýn taþýnmasýna engel olunan bir cenaze aile tarafýndan organize edildi. Böylece, daha olaylarýn sonraki geliþiminde ve esas olarak da cenaze eyleminin liberal bir düzleme hakim olduðu söylenebilir. Cinayetin ardýndan geliþen süreçte, liberal çevrelerin hakimiyeti bu kadar etkin olmasaydý, devlete ya da faþist harekete dönük radikal tepkiler örgütlenebilir miydi sorusu bir yana; devrimci hareketin konuyu ele aldýðý düzlemin buna müsait olmadýðý daha net ortaya çýkmýþtýr. Devrimci hareketin genel yaklaþýmý, devletin ve faþistlerin siyasi cinayetleri karþýsýnda, solun kendisini maðdur olanýn, haksýzlýða uðrayanýn, ezilen ulusla empati kurma yönteminin, haklýlýðýný maðduriyetinden alan çarpýk bir kavrayýþýnýn sýnýrlarýnda kalmýþtýr. Bu siyaset yöntemi, bir süredir solun pek çok kesiminin farklý gündemlerle dillendirdiði bir yöntem olarak öne çýkmýþtýr. Kimi zaman ezilen bir ulus, kimi zaman etnik bir kimlik, kimi zaman haksýzlýða uðramýþ iþçi-emekçi kitleleri vb. gibi daha baþka biçimlerde yapýlan siyasetin, bütünlüklü bir devrimci siyaseti yansýtmadýðýný vurgulamak gerekir. Mesaj vermeye çalýþtýðý muhataplarý gözünde de bir kimlik karmaþasý yaratan bu durumun, bütünlüklü bir siyasal kimliði yansýtmadýðý da açýktýr. Kuþkusuz devrimci hareket, ideolojik, siyasal, örgütsel açýdan farklý akýmlarý barýndýran heterojen bir bileþimdir. Ancak bütünlüklü ve devrimci bir politik konumlanýþ öncelikle komünist olma iddiasýndakilerin görevidir. Dolayýsýyla bu görev hala komünizm iddiasýndakilerin önünde bir görev olarak durmaktadýr. Ortaya çýkan sonuçlardan birisi de, Hrant Dink’in öldürülmesi olayý ve bu süreçte yaþananlar solun geniþ bir kesimini ortak bir zeminde buluþturmuþtur. Bu durum; solun, liberal ve devrimci kesimleriyle farklý akýmlarý barýndýran bir yapýda olduðu düþünülürse olumlu olarak deðerlendirilemez. Böyle bir ortak zeminin, ileri bir yapýda olduðundan bahsedilemez. Faþist cinayetlerin karþýsýnda olmak gibi doðru bir noktayý ne kadar iyi niyetlerle savunursak savunalým; devrimci komünist kimliði ve siyaseti bir kenara býrakýp, liberallerle barýþ ve insan haklarý düzlemindeki buluþma, onlarla olan ayrýmlarýn silikleþmesine yol açmasý dolayýsýyla devrimci sonuçlar doðurmayacaktýr. Önümüzdeki dönemin, Mart-Mayýs eylemlilikleri

süreci olduðu gerçeðini göz önünde bulundurursak, bu olumsuz durumun önemi ve tehlikeleri daha iyi anlaþýlýr. Liberal tutumlarla devrimci tutumlarýn ayrýmlarýnýn silikleþmesi, devrimci ve komünistler üzerinde olumsuz etkilerinin olacaðýný görmek gerekir. Bu durumda baþta komünist olma iddiasýndaki kesimler olmak üzere tüm devrimci hareketin liberallerle ayrýmlarý silikleþtirmeden kendi baðýmsýz devrimci zeminini yaratmaya çalýþmasý önemli olmaktadýr. Bugün kitle hareketinin dibe vurduðu yada en geri noktada olduðu, devrimci hareketin kadro ve kitle iliþkileri bakýmýndan nispeten güçsüz bir durumda olduðu, devletin devrimcilere dönük saldýrýlarýný son yýllarda süreklileþtirdiði, burjuvazinin emperyalist savaþta rol almak doðrultusunda olup, bunun için milliyetçi, þovenist dalgayý körüklediði bir atmosferde, bir kitle hareketinin bu dalgayý durduracak etkide bulunmasý istenir bir durumdur. Ancak yaþananlarý dikkatli deðerlendirmeli ve görevlerimizi unutmamalýyýz. Öncelikle, Hrant Dink’in öldürülmesinin ardýndan yapýlan eylemler, gösterilen tepkiler mevcut gerici-þovenist atmosferi tersine çevirecek ya da durduracak bir nitelikte deðildir. Bu, eylemlerin kitleselliðiyle ilgili bir durum deðil-tersine özellikle cenaze eylemi uzun yýllardýr yapýlan en kitlesel eylem olmuþtur-siyasal zemini dolayýsýyla bu nitelikte deðildir. Ýkinci olarak; tarihsel deneyimler içinde kendiliðinden kitle eylemlerinin gerici siyasal atmosferi kýrmada etkili olduðu görülse de devrimci öznenin siyasal müdahalesi ve örgütsel hazýrlýk düzeyi kitle eylemlerinin varlýðýndan baðýmsýz yoðunlaþýlmasý gereken görevler olarak her daim ortadadýr. Üçüncüsü; kendiliðinden kitle eylemleri öznenin hazýrlýðýna katkýda bulunabilir ayný kitle eylemlerinden bir kaldýraç olarak faydalanmak, az çok örgütlü, siyasal bir konumlanýþla mümkün olabilmektedir. Dolayýsýyla bunlardan çýkan sonuç, hiçbir kitle eyleminin öznenin hazýrlýðýný yerine getiremeyeceði ve bu hazýrlýðýn zayýf olduðu durumlarda da kitle eylemlerinde devrimci siyasal bir konumlanýþla bulunmak doðrultusunda çaba gösterilmesi gerekliliðidir. Bu söylediklerimiz sekter bir tutum olarak görülebilir. Baþka bir deyiþle, içe dönük kalmanýn getirdiði bir tutuculuk ve yahut “saf komünist” bir konumlanýþ da ýsrar olarak düþünülebilir. Ancak bilinmelidir ki sýnýf mücadelesinin tarihsel deneyimleri, öncünün hazýrlýðýyla kitle hareketi arasýndaki iliþkinin doðru kurulamadýðý durumlarda sürekli ayný noktaya varýlan bir döngünün devrimci hareketi kýsýrlaþtýrdýðý ve yenilgiye mahkum ettiði pek çok tarihsel örnekle doludur. Öznenin rolünü, siyasal risklerden kaçan “saf” bir konumlanýþ örmek yerine; devrimci siyasal-örgütsel zemini planlý bir süreçle yükselten bir yaklaþým sýnýf savaþýmýnda kazanmaya aday bir yaklaþým olabilir. Komünistlerin iddiasý da budur, çaðrýsý da !

5

KOMÜNÝST DEVRÝM


KOMÜNÝST DEVRÝM

BAÞARISIZ ALMAN DEVRÝMÝ VE ÖRGÜTLÜ HAZIRLIÐIN ÖNEMÝ

Takvimler, her yýl 15 Ocak’ý gösterdiðinde komünist iþçi önderleri olan Karl Liebknecht ve Rosa Lüksemburg’un burjuvazi tarafýndan katlediliþi akla gelir. Sýnýf düþmanýmýz, kendileri için ciddi bir tehlike oluþturan Alman Komünist Partisi’nin (KPD’nin) iki önderini alçakça öldürerek, Bolþevizmin kýsa süre önce Rusya’da gerçekleþtirdiði devrime benzer bir giriþimi yani Almanya topraklarýnda proleter devrimle kurulacak düzenin iþçiemekçilerin Sovyetlerine dönüþmesini engellemek istemiþtir. Bu iki öncü devrimcinin ölüm yýldönümü dolayýsýyla kaleme aldýðýmýz bu yazýmýzda, Alman iþçi sýnýfýnýn devrimci çýkýþý ve mücadele tarihi kýsa bir biçimde özetlenecektir. Ardýndan, Rosa ve Karl’ýn önderliðini yaptýðý önemli bir hareket olan “Spartakist League” adlý devrimci hareketin zaman içerisinde Alman Komünist Partisi’ne nasýl dönüþtüðü tarihsel özgüllüðü içerisinde ele alýnacaktýr. Bu baþarýsýz ayaklanmanýn sebeplerini ve sonuçlarýndan bizim mücadelemiz için kimi dersler çýkarmaksa yazýmýzýn ana yörüngesini oluþturacaktýr. I. EMPERYALÝST SAVAÞ ÖNCESÝ ALMANYA’DA POLÝTÝK DURUM Karl Marx ve Friedrich Engels’in uzun yýllar boyunca kavgalarýný sürdürdükleri ve iþçi sýnýfýnýn Ýngiltere’yle Fransa’ya göre daha geç politikleþtiði Almanya’da, I. Emperyalist savaþýn baþlangýcý olan 1914 tarihinin öncesinde siyasete hakim olan yapý Alman Sosyal Demokrat Partisi yani SPD’ydi. Lenin’in sýk sýk polemik yaptýðý ve döneklikle suçladýðý o ünlü oportünistler, Kautsky, Bernstein, Ebert ve benzerleri, hem Almanya’da gittikçe kitleselleþen ve legal yollarla mücadele eden iþçi sýnýfýnýn siyasetini belirliyor hem de II. Enternasyonal gibi iþçi sýnýfýnýn önemli bir örgütlenmesini büyük ölçüde yönlendiriyorlardý. Ýþçi sýnýfýný, varolan kapitalist sistemin içerisinde tutarak yalnýzca iþ koþullarýnýn düzeltilmesi, ücretlerin arttýrýlmasý, temsiliyet, oy hakký vb. konularda sendikalarda ve kendi yapýlarýnda mücadeleye sevk eden SPD, II.Wilhelm’in monarþik yönetimini burjuva demokrasisinin geliþtirilmesi amacýný gündelik siyasetinin temeline almýþtý. Kitlelere, kendilerini son derece “enternasyonalist” gösteren bu anlayýþ, emperyalist savaþ kapýyý çaldýðýndaysa tüm geriliðini gözler önüne serdi. Benzer durumda kalan Bolþevikler’in, iþçi sýnýfýný burjuva hükümetler için cephelerde

6

savaþmak yerine asýl düþmana karþý ayaklanmasýný saðlamalarýnýn tam tersine; temsilci olduklarý parlamentoda savaþa katýlmanýn ve savaþ kredilerinin onaylanmasýnýn lehinde oy verdiler. Ýþte bu tarihsel dönüm noktasý, II. Enternasyonal’in devrimci çýkýþýný ve özünü boþaltýp, oportünist-sendikalist sarý siyasete çevirenlerin gerçek yüzünü ortaya çýkardý. Ýþçi sýnýfýný geniþ ölçüde etkileyen SPD, “anayurt savunmacýlýðý” adý altýnda tüm þovenist tutumlarýný sergiledi ve binlerce iþçiyi cephelere sürerek kendi topraklarýný baþka kapitalistlere karþý korumak anlayýþýyla diðer uluslarýn iþçi ve köylüleriyle savaþmaya yöneltti. Lenin’in savaþ baþladýðýnda ifade ettiði savaþ karþýsýnda devrimci ve oportünist tutumlarý özetleyen bu sözler, Almanya’daki oportünist sosyalistlerin durumuna da ýþýk tutmaktadýr: “Basle bildirisi, Stuttgart kararýndaki sözleri yineliyor ve savaþýn patlamasý halinde sosyalistlerin, kapitalizmin devrilmesini hýzlandýrmak için savaþýn neden olacaðý ekonomik ve politik bunalýmlardan yararlanmalarýný, yani sosyalist devrim adýna hükümetlerin savaþtan ileri gelen sýkýntýlý durumlarýndan ve yýðýnlarýn öfkelerinden yararlanýlmasýný öngörmektedir. Sosyalþovenlerin politikasý; savaþý burjuva ulusal kurtuluþ açýsýndan haklý görmeleri, anayurdun savunulmasý fikrini benimsemeleri, savaþ harcamalarý için oy kullanmalarý, kabinelere girmeleri vb., doðrudan doðruya sosyalizme ihanettir.”(Lenin, Sosyalizm ve Savaþ, Sol Yay, S.21) * Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht, uzun süre mücadelelerini bu partinin içerisinde sürdürdüler. Burada yer almalarýna karþýn, SPD’nin ve II. Enternasyonal’in pek çok politikasýna karþý muhalefet ettiler ve bir süre sonra “Enternasyonal Grup” ya da diðer adýyla “Spartaküstbund” adlý bir örgütlenmeyi ayný parti içerisinde kalarak oluþturdular. Özellikle emperyalist savaþa karþý aldýklarý tutum onlarý geleneksel reformist çizginin savunucularý olan SPD’den ve sarý sendikalardan ayrýþtýrdý. Bu noktada önemli bir tarihi örnek olan 1916 1 Mayýs’ýnda, “Grup Enternasyonal” ülkedeki þovenist histeriye karþý büyük bir gösteri örgütlemeye karar verdi. Spartakistler’in örgütlediði bu eylem devrimci bir zemine sahipti çünkü o dönemin politik konjonktüründe hem 1 Mayýs’ý kutluyor hem de savaþýn emperyalist yanýný teþhir ediyordu. Rosa Lüksemburg’un bu eylem için kaleme aldýðý “Asýl Düþman Kendi Ülkemizde!” baþlýklý bildiri yalnýzca emperyalist savaþý teþhir etmekle kalmýyor, ayný zamanda binlerce iþçiyi “Kahrolsun Savaþ!”,

KOMÜNÝST DEVRÝM

ÖNCÜNÜN ÖRGÜTLENMESÝ VE “KÝTLELERE” SLOGANI ÜZERÝNE

Ýþçi sýnýfýnýn, mücadele içerisinde etkinliðinin azaldýðý; sosyalizm mücadelesine ve örgütlü yaþama iþçi sýnýfý saflarýndan katýlýmýn son derece geri bir düzeyde olduðu bir dönemden geçmekteyiz. Böyle bir nesnellik içerisinde, devrimci hareketin pek çok yapýsýnda ve bizimle ayný cenahta olduðu varsayýlan kimi proleter devimcilerde kitle çalýþmasý ve kitle mücadelesini yükseltme anlayýþý daha da arttýrmýþtýr. 1970’lerin sonlarýndan baþlayarak 1980 darbesiyle kesintiye uðrayan ve 1990’larýn baþýndan ortalarýna kadar zaman zaman artan kitlelerin devrimciliðe gösterdiði ilgi, bugün yine en az seviyeye düþmüþtür. Öyleyse nicelik açýsýndan bu dibe vuruþu yaratan etkenler devrimci bir özne yaratmak hedefinde olan komünist devrimciler tarafýndan dikkatle incelenmeli; mücadele tarihimiz kapsamlý bir biçimde deðerlendirilmelidir. Ancak böyle bir yöntemin yardýmýyla geçmiþte yapýlan hatalara tekrar tekrar düþmekten kaçýnabiliriz. Bu topraklarda iktidarý almaya aday olan iþçi sýnýfýnýn devrimci bir alt-üst oluþu baþarýyla gerçekleþtirmek üzere devrimci kavgaya girmesi için ve týpký geçmiþte 15-16 Haziran, Faþizme Ýhtar Eylemi, 1977 1 Mayýs’ý, 89 Bahar Eylemleri, Gazi Ayaklanmasý’nda olduðu gibi iþçi-emekçi kitlelerinin gürül gürül alanlara akmasýný özlemliyorsak nasýl bir çalýþma tarzý izlemeliyiz? Dahasý geçmiþten farklý olarak bu kitlelerin devrimci mücadeleye duyduklarý ilginin kalýcýlaþmasý ve toplumsal yapýda bir devrim için dönüþtürücü güç olabilmesini saðlamak için bugün üzerimize düþen görevler nelerdir? Biz devrimci komünistlerin siyasal ve örgütsel varoluþumuzun baþýndan beri hem sözlü hem de yazýlý propagandamýzda vurgulayýp; eylemli pratiðimizde hayata geçirmeye çalýþtýðýmýz, ana hedeflerden ilki içinden geçtiðimiz bu gericilik döneminde tüm çabamýzý ve enerjimizi harcayýp devrimci bir öncüyü oluþturmaktýr. Bir baþka deyiþle, bugünün acil sorunu iþçi sýnýfýnýn devrimci önderliðinin inþa edilmesidir. Ancak iþçi-emekçi kitlelerini her durumda yönlendirecek, onlara yalnýzca teorik-siyasal anlamda deðil örgütselpratik anlamda da yol gösterecek Leninist bir partinin inþasý ciddi adýmlarýn atýldýðý

15

örgütlü hazýrlýk dönemini kaçýnýlmaz kýlmaktadýr. Bu dönenim içerisinde yer alan, komünistlerin kadrolaþma-organlaþma, Marksizm’in-Leninizm’in teorik yeniden üretimi, etkin faaliyete güç katacak bir maddi altyapýnýn oluþturulmasý, örgütsel inþanýn ve militanlaþmanýn gerçekleþtirilmesi, bütünsel açýdan ele alýnmasý gereken partileþme sürecinin ilk ve en önemli halkasý olarak önümüzde durmaktadýr. Ancak bu bütünsel görevler (yukarýda içeriði verilen somut-acil görevler) bir yöntem ve planla ele alýndýðýnda, parti niteliðini kazanmaya dönük bir adým olabilir. [Bu ayný zamanda parti inþasý ile birlikte komünist kadrolarýn birliði anlamýna da gelmektedir]. Bugün, pek çok farklý anlayýþýn siyasal temsilcilerinin kendi siyasal-pratik iddialarýný gerçekleþtirmek için güç kazanmak amacýnda olduðu kesindir. Diðer devrimci yapýlar, biz devrimci komünistlerin biraz önce altýný çizdiðimiz öncünün kazanýlmasý ereðinden farklý olan hedeflere sahiptir. Parti niteliðini kazandýðýný iddia eden, örgüt olan veya birliklerle, yasal dergilerle, platformlarla siyasal mücadele veren anlayýþlar, hedeflerinin çoðunu gerçekleþtirmek için bugün kitlelere yaslanýp, nicel bir geniþlemeyi þart koþul olarak kamuoyuna ve kendi aktivistlerine sunmaktadýr. Peki, kitleler gerçekten her derdin devasý mýdýr? Tersinden bir soru sorarsak, biz devrimci komünistler hakim akýntýnýn karþýsýnda kürek çekerek bir yanýlgý içerisinde miyiz yoksa tarihsel deneyimler ve ayak bastýðýmýz bu topraklarýn özgünlüðü bizleri mi doðrulamaktadýr? Tarihsel süreç ve deneyimlerden biraz ders çýkarabilen, Marksizm’inLeninizm’in tarihsel ve diyalektik materyalizm yöntemiyle yaþanan olaylarý, somut durumu tahlil edebilip bunlarýn ýþýðýnda geleceðe yönelik hedefler koyabilen her devrimci komünist nitelikli bir öncüden yoksun kendiliðinden bir kitle hareketinin kalýcý bir baþarýya ulaþamayacaðýnýn farkýndadýr. Geçmiþe dönüp 1848 Devrimleri’ni, 1871 Paris Komününü, 1905 ve 1917 Rus Devrimleri’ni, 1919 Spartakist Ayaklanmasýný deðerlendirdiðimizde; egemenlerin baskýlarýna karþý kitlelerin büyük bir kinle giriþtikleri her ayaklamanýn siyasal-örgütsel-teorik bir öncünün yokluðunda baþarýsýzlýða uðradýðýný görmekteyiz. Bu yüzyýla dönüp daha 2001 yýlýnda Arjantin’de, 2003 yýlýnda Bolivya’da, 2005 yýlýnda Fransa’da kalkýþmada bulunan ve


KOMÜNÝST DEVRÝM

okula dönüþtürmenin gerekliliði. Ancak görebildiðimiz kadarýyla bu okulu okuyan ve geçen de neredeyse yok gibidir. Sürekli darbeler yenir ve sürekli olarak birileri veya bir þeyler eleþtirilir. Biz Devrimci Komünist Hareket olarak, bu noktada devrimci güçlerin bugüne kadar yaþadýðý tüm yenilgileri ve bizim geleneðimizde yaþanan deneyimleri bir okula dönüþtürmeyi hedeflemekteyiz. Ancak görüldüðü gibi bu mesele, örgütsel ilke esaslara dayalý bir iþleyiþ yaratarak bu iþleyiþi örgütün geneline yaymak, Leninist örgüt ilkelerine dayalý bir dikey örgüt yaratarak yukarýdan aþaðýya ve aþaðýdan yukarýya bir denetim mekanizmasýyla yaþayan canlý bir sistemi yaratmak meselesidir. Bu anlamda tüm yoldaþlarýmýzýn esas görevi baðlý olduklarý organýn sorunlarýna yoðunlaþýp çözmek, örgütsel görevlerini yerine getirerek örgütsel iþleyiþ mekanizmasýnýn canlýlýðýna katkýda bulunmaktýr. Þimdi yazýmýzý güvenlik sorununda kimi teknik, pratik konular üzerinde durup, bitireceðiz. Devrimci mücadele içindeki militanlar baðlý bulunduklarý, bileþeni olduklarý organýn görev ve sorumluluklarýný yerine getirmekle yükümlüdürler. Her militan kendi örgütünün politik-örgütsel görüþlerini bilmesinin dýþýnda sorumluluk alanýnýn bilgisine sahiptir. Dolayýsýyla militanlarýn paralel birimlerin yada üst organlarýn sorumluluk alanýna giren konularý, bunlarla ilgili bilgileri bilmeleri yanlýþtýr. Tesadüfen öðrenildiði durumlarda yada arkadaþlýk, akrabalýk iliþkileri vs. dolayýsýyla ulaþýlmasý muhtemel durumlarda bu durum gerekli kanallarla iletilmelidir. Kýsacasý gerekli olduðu kadar bilmek esastýr. Gizlilik, kiþilerin gizlenmesi (kimi durumlarda kiþilerin gizlenmesi gerekse de, bu kiþinin gizlenmesi örgütsel iliþkilerin gizlenmesi içindeki yeri dolayýsýyladýr) deðil, örgütsel iliþki ve aðýn gizliliðidir. El yazýsýyla materyal bulundurmamak, yazýlý materyalleri, öncelikle yayýnlarý uygun biçimde saklamak gerekir. Basýlý yada manyetik ortamda materyaller taþýnýrken kamuflaja dikkat edilmelidir. Rapor ve benzeri yazýlarýn gerekli olan yerlerde bulunmasý, iþlevi bittikten sonra baþka yerlerde bulunmamasýna dikkat edilmelidir. Hareketin yayýnlarý dýþýnda yazýlý materyalleri arþivlemek gerekli kurallara baðlýdýr. Bu kurallar ve kanallar

14

dýþýnda davranmak yanlýþtýr. Olaðanüstü durumlarda, gözlem, takip gibi durumlarda yada olasýlýðýn olduðu durumlarda soðukkanlýlýk elden býrakýlmadan bu konuda þimdiye kadar yazýlý yada sözlü belirtilen þekilde davranmak önem taþýmaktadýr. Tüm yoldaþlarýmýz bunlarý öðrenmelidir. Randevu sistemi özenle kurulmalýdýr. Ýliþki kurarken yada iliþki koptuðunda teknolojik imkanlarýn kullanýlmamasý, zorunlu olduðu hallerde ise belli bir sýnýrda ve þifreli olmasýna dikkat edilmelidir. Randevulara gelip giderken uyulmasý gereken kurallar herkes tarafýndan öðrenilip, bir alýþkanlýk haline getirilmelidir. Randevu yerlerinin seçimi, bekleme süreleri, yedek randevu almak, randevudan önce ve sonra nasýl davranýlmasý gerektiði üzerine dikkatle durmak önemlidir. Uygun biçimde kurulduðunda randevu sistemi bir örgüt için ayný zamanda bir alarm sistemidir. Bu noktada örgütsel güvenlik meselesi üzerine yaþadýðýmýz bir sorunu aktarmamýz faydalý olacaktýr. Randevusuna oldukça yakýn bir yerde takip edildiði hissine kapýlan bir yoldaþýmýz hemen bir ara sokaða girerek arkasýný önünü kontrol etmiþ ve takip edilmediðini düþünerek yine de randevusuna gitmiþtir. Yaþadýðýmýz bu örnek, bize bu konuda bir takým teknik detaylarýn ve kimi özel durumlarda yapýlmasý gerekenler konusunda ortak bir kavrayýþa sahip olmadýðýmýz konusunda iyi bir örnek olmuþtur. Yoldaþýmýz, takip edildiðini düþündüðünde randevuya gitmeyerek hemen o bölgeden uzaklaþmalý ve yaþadýðý bu takibin boyutunu anlamak için randevunun yedeðine kadar geçen sürede sürekli olarak arkasýný kontrolde tutmalýdýr. Bizim militanýmýzýn bu iradeyi gösterememe nedeni ise belirttiðimiz gibi, bu konuda, henüz ortak bir kavrayýþýmýzýn olmayýþýyla ilgilidir. Bu örnek bizi, tüm yoldaþlarýmýzý derhal harekete geçirmelidir. Tüm birimlerimiz, örgütsel güvenlik meselesi üzerine, hareketimizin ürettiði görüþlerle birlikte dýþýmýzdaki devrimci hareketin genelinin ürettiði materyalleri kaynak alarak bir eðitim planlamalýdýr. Henüz ortak bir kavrayýþa dönüþtüremediðimiz pek çok noktanýn bir süreç içinde örgütsel yürüyüþümüz içinde somutlanacaðýný düþünüyoruz.

KOMÜNÝST DEVRÝM

“Kahrolsun Hükümet!” þiarýyla harekete geçirip büyük bir sokak gösterisine dönüþmesini saðlýyordu. Karl Liebknecht’in bu eylemler sýrasýnda tutuklanmasý 55000 iþçinin greve çýkmasýna yol açtý ve ülkede gittikçe artan emperyalist savaþa yönelik tepki SPD’nin içerisinden kimi önderlerin ayrýlmasýna yol açtý. 1917 yýlýnda Bernstein ve onun takipçileri “Alman Baðýmsýz Sosyal Demokrat Partisi”ni (USPD’yi) kurdular. Rosa ve Karl’ýn önderlik ettiði “Spartakistler” olarak da bilinen “Enternasyonal Grup” bu hareket içerisinde mücadelesini devam ettirdi. Bu süreçte, iþçilerin kendi örgütlenmeleri olan “Ýþçi Konseyleri” nin ilk örgütlenmeleri ortaya çýktý. Önce Kiel, Berlin, Münih gibi belli baþlý eyaletlerde iþçilerin kendi örgütlenmeleri olarak ortaya çýkan konseyler daha sonra tüm Almanya’ya yayýldý. Yalnýz daha sonra kurulan konseylerin ilk dönemde kurulanlardan önemli bir farký vardý. Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden hareketi olarak ortaya çýkan bu yapýlar baþka toplumsal kesimler tarafýndan da mücadele örgütleri olarak kabul edildi ve askerlerle çiftçiler de kendi konseylerini kurdular. 1918 KASIM DEVRÝMÝ 1918’de, Almanya’nýn savaþý kaybettiði tümüyle açýk olmasýna karþýn hâlâ savaþýn son anda kazanýlabileceðini düþünen ordu yetkilileri çaresizliklerin içinde bir karar aldýlar: Ellerindeki tüm toplar bitene kadar donanmalarýnýn karþý tarafa ateþ açmasý. Ýþte bu karar Almanya tarihinin önemli dönüm noktalarýndan birini oluþturdu. Donanma erleri gemide isyan çýkardý ve pek çok er tutuklandý. “Kiel” eyaleti yakýnlarýnda olan donanmanýn erleri tutuklanýp buraya getirildiklerinde yalnýz olmadýklarýný gördüler çünkü Kiel dokuma iþçileri bu duruma karþýt büyük bir gösteri düzenlediler. Askerler de daha önce kurulan Ýþçi Konseyi’ni örnek alarak hýzla bir konsey kurdular ve 4 Kasým’da Kiel þehri “Kiel Ýþçi ve Asker Konseyleri”nin eline geçti. Ýþçi sýnýfýnýn, askerlerin ve köylülerin artan eylemlilikleri yani sokak gösterileri ve barikat savaþlarý baþka eyaletlere de yayýldý. 8 Kasým’da “Münih Ýþçi, Asker, Çiftçi Konseyi” Bavyera Cumhuriyeti’nin kuruluþu ilan edildi. 9 Kasým’daysa Spartakistler ve Devrimci Ýþyeri Temsilcileri her biri ayrý bir bildiri daðýtarak genel grev çaðrýsý yaptýlar. Kitleler bu çaðrýya uydular ve pek çok iþyerinde iþ býrakýldý; iþçiler emniyet sarayýný basýp politik tutsaklarýn serbest býrakýlmasýný saðladýlar. KASIM-ARALIK 1918’DE PUSULASINI KAYBEDEN KÝTLELER

7

Ýþte tam da bu andan itibaren reformizmin ve oportünizmin en büyük temsilcisi olan SPD, devrimin yükselen ayak seslerini duyup onu bir an önce engellemek için harekete geçti. Bu parti, iþçi sýnýfýnýn, askerlerin ve köylülerin önüne geçemediði hareketliliðini kendi kontrolü altýna alabilmek için türlü ayak oyununa baþvurmaya baþladý. Ýlk olarak, genel grevi örgütleyenler arasýnda olmamasýna raðmen kendisinin de grevi örgütlediðini ve desteklediðini açýkladý. Daha sonra kitlelerin bu devrimci çýkýþýndan yararlanarak, ülkedeki monarþik yapýnýn sonlanmasý için imparatorun görevi býrakýp tümüyle parlamenter rejime geçilmesi için varolan iktidara baský yaptý. Kendilerinin kuracaðý yeni bir hükümetle tam parlamenter yönetim sistemine geçilmezse, Bolþeviklerin kurduðu tarzda bir iktidarýn kendi ülkelerinde de iþçiler, köylüler ve askerler tarafýndan kurulacaðý tehdidini savurdu. Böylece hem iþçi ve emekçi kitlelerini hem de monarþik yönetimin temsilcilerini manipüle ederek; konsey ve kongre örgütlemelerine dayalý bir sistemin önüne geçmek için USPD’ye kurucu bir meclis önerisini getirdi. Kýsa zaman içinde, SPD’li yetkililer, ülkede cumhuriyetin kurulduðunu ilan ettiler. Kurucu meclis oluþturulana kadar da USPD’ye geçici bir hükümeti birlikte kurma vaadine bulundular. Oportünist-reformist bir parti olarak SPD’nin tüm korkusu, ezilen kitlelerin gerçek anlamda kendi öz yönetim organlarý olan konseylerin iþçiler, köylüler adýna iktidarý alýp kýsa süre önce Rusya’da olduðu gibi kendi Sovyet Cumhuriyeti’ni kurabilme potansiyelidir. USPDli kadrolar, “Devrimci Ýþyeri Temsilcileri” adlý iþçi örgütlenmelerinde son derece etkindiler. Bu yüzden USPD’nin kendi tabaný ve bu partinin içindeki sol kanat, SPD’nin önerdiði bir demokratik burjuva bir hükümetten çok iþçi ve asker konseylerinin bir kongreye çaðrýlmasý fikrini destekliyorlardý. Ancak SPD’nin kitleler üzerindeki etkisini bilen USPD’li önderler istemeyerek de olsa geçici hükümet anlayýþýný kabul edip “Halk Temsilcileri Konseyi”nin kurulmasýna katký saðladýlar. Yalnýz bu dönemde kurulan hükümetin yaný sýra kitleler üzerinde etkin olan diðer bir güç daha vardý: “Berlin Ýþçi ve Asker Konseyleri” Kitleler bu iki yapýnýn önderliðinde hareket ettiler. Spartakistler’se, konseylerin tamamen iþlevsizleþtirilmesini isteyen SPD’nin aksine; “Demokratik Konseyler Cumhuriyeti” anlayýþýný benimseyip oportünistlerin savunduðu parlamenter demokrasinin kurulmamasýný savunsalar da iþçi ve emekçi kitleleri arasýnda örgütlü


KOMÜNÝST DEVRÝM

olmadýklarý için onlarý konseyler cumhuriyeti anlayýþýna çekemediler. 16 Aralýk’ta toplanan I.Ýþçi ve Asker Konseyleri Kongresi’nin temel gündemini bundan sonra iktidarýn kimde olacaðý tartýþmasý oluþturmaktaydý. Parlamenter demokrasiye dayalý bir burjuva sistem ya da ayaklanan kitlelerin kendi öz örgütlenmeleri konseylere dayalý bir Sovyet Cumhuriyet iki seçenek olarak kongreye getirilmiþti. Spartakistler’in ve USPD’nin sol kanadýnýn da destekleyici olduðu ikinci seçenek SPD’li delegelerin çoðunluðu oluþturduðu kongrede reddedildi; kongre iþçi ve emekçilerin elinde olan yasama ve yürütme yetkisini bütünüyle geçici iktidara yani SPD’lilerin merkezinde aðýrlýkta olduðu “Halk Temsilcileri Konseyi”ne devredildi. ALMAN KOMÜNÝSTLERÝNÝN ÖZGÜR PARTÝSÝ: KPD Almanya’nýn 1914 ile 1918 yýlýnýn sonuna kadar çizdiðimiz bu politik ve toplumsal panoramasýnda, iki önemli komünist olan Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht’in önderlik ettiði Spartakist hareketin kendisinin bir devrimci örgüte sahip olmadýklarý açýkça görülmektedir. Düzenin her türlü kurumundan baðýmsýz devrimci bir özgür örgütlenmeyi yaratma anlayýþýnýn aksine, Spartakistler önce SPD içinde sonra USPD’de de muhalif bir grup olarak siyasal mücadelelerini sürdürmüþlerdir. Özellikle Rosa Lüksemburg, iþçi sýnýfýnýn devrimci bir örgütlenmesinin yaratýlmasý konusunda Bolþevik anlayýþtan farklý duruyor ve yýðýnlarýn kendiliðinden hareketinin ciddi bir güce sahip parti örgütlenmesini oluþturacaðýný düþünüyordu. “Alman Spartakist liderlerinin Rus komünizmine karþýtlýklarý karýþýk ve ayrýþýk bir nitelik taþýmaktaydý. .......... Rosa Lüksemburg’a göre sosyalist devrime ancak bir yýðýn partisiyle ulaþýlabilirdi ve böyle bir parti Almanya’da yoktu, bulunabilme olanaðý da yoktu. Ortam ancak propaganda yapmak için elveriþliydi. “Spartacusbund” bunu yapýyordu, ama eylem için ortam hazýr deðildi” (Kafaoðlu, Aslan Baþer, Birinci Sol Dalga, Kalamýþ Yay. S.115) Böylesine önemli bir tarihsel süreçte ve Kýta Avrupasý’nýn tam ortasýnda olan bir coðrafyada kendine ait bir ideolojik, siyasal, teorik ve pratik hatta sahip özgür bir örgütlenmenin yaratýlmayýþý acaba nasýl bir tutumdu? Leninizm’in en önemli tezi olarak iþçi sýnýfýna bilicin ancak dýþarýdan götürülebileceði anlayýþýna tamamýyla ters düþen bu kendiliðindenci anlayýþýn yanlýþlýðý toplumsal yaþamýn pratiðinde ve tarihsel sürecin iþleyiþinde kýsa sürede

8

kanýtlanmýþtýr. Zira, 1914 ile 1918’in sonuna kadar olan kritik süreçte, Spartakistler’in kendilerine ait bir devrimci örgütlenmeden ve onun evrileceði bir partiden yoksulluðu ancak 1919’un baþýna kadar sürmüþ; Rosa’nýn muhalefetine raðmen Spartakistler bundan sonra mücadele edecekleri kendi partilerini kurma kararý almýþlardýr. 30 Aralýk’ta kimi baðýmsýz gruplarla birlikte kurulan “Kommunistische Partei Deutchland” (Alman Komünist Partisi- KPD), Ocak Ayaklamasý’nýn öngününde kitlelere önderlik olmak hedefiyle mücadelesine baþladý. Ne yazýk ki bu amacýný gerçekleþtiremedi. Ancak böyle bir sonuç, örgütlü hazýrlýk sürecinden geçmeyen Leninist tarzda bir örgütlenmeyle partiye evrilmeyen KPD için normaldi. Rosa Lüksemburg’un yazdýðý “Spartaküst Birliði Programý” adlý metni program olarak kabul eden ve artan kitle hareketinin önderlik ihtiyacýný karþýlamak için kurulan KPD’nin en önemli eksikliklerinden biri kalkýþma anýnda proleter kitlelere uygun stratejik-taktik ilkeler sunamamaktýr. Komünist Parti’nin 30 Aralýk tarihindeki kuruluþunun hemen sonrasýnda SPD’nin tüm gericiliðiyle saldýrýp USPDli bir emniyet müdürünü iþten almasý, Ocak Ayaklanmasý’ný tetikleyen ilk olay oldu. KPD’nin, USPD’nin ve Devrimci Ýþyeri Temsilcileri’nin bu durumu protesto etmek için yaptýðý çaðrý kitlelerde büyük yanký uyandýrdý. Emniyet sarayýnýn önüne toplanan binlerce iþçi ve emekçi bundan sonraki adýmýn ne olacaðýný bilmeden yaklaþýk bir hafta sürecek hedefsiz bekleyiþlerini baþladýlar. KPD, USPD ve Devrimci Ýþyeri Temsilcileri kitlelerin bu beklenmedik devrimci çýkýþlarý karþýsýnda geçici bir devrim komitesi kurma kararý aldýlar. Ancak daha önce birkaç kez belirttiðimiz gibi önderlik iddiasýyla yola çýkan komünist parti ve iþçiler arasýnda yaygýn bir biçimde örgütlü olmasýna karþýn Devrimci Ýþyeri Temsilcileri kalkýþma sürecinde hem politik-ideolojik yaklaþýmýn hem de somut-pratik adýmlarýn nasýl olmasý gerektiði konusunda hazýrlýklý deðildi. Bu ayaklanma durumunda ezilenlere yön veremediler. Bolþeviklerin yaptýðý gibi iþçi ve emekçileri silahlandýrýp eski iktidarý temsil edildiði kilit noktalar olan parlamentoyu, ordu ve polis gibi iktidarýn kolluk güçleri olan kurumlarý, yargý organlarýný tasfiyeye yöneltmediler. Bu kararsýzlýk günlerinde önlerine somut bir hedef konulmayan iþçi ve emekçiler zamanla ilk andaki kararlý çýkýþlarýndan vazgeçtiler. “Kitleler ertesi gün yine toplandýlar, ancak kimse olaylarýn bundan sonra nasýl geliþeceðini bilmiyordu. Gün boyu birinin çýkýp

KOMÜNÝST DEVRÝM

bambaþka kurallarmýþ gibi algýlayabiliyorlar. Oysa ki Leninist örgüt ilkelerini kuþanan bir örgüt örgütsel güvenlik konusunda gerekli donanýmý da edinmiþ olur. Bu anlamda örgütsel güvenlik meselesi, bir örgüt açýsýndan, pratik mücadelenin taktikleri deðil siyasal mücadelenin bir parçasýdýr.

Örgütsel Güvenlik Meselesi Üzerine… Önceki dönemlerde, bu mesele yayýnýmýzda çeþitli biçimlerde ele alýnmýþtýr. Örgütsel güvenlik meselesini hangi ilkesel temelde algýladýðýmýz konusunda hareketimizin görüþlerinde bir deðiþiklik yoktur. Zaten bu yazý da örgütsel güvenlik meselesi üzerine siyasal yaklaþýmýmýzý ne olduðunu deðil, içinden geçtiðimiz süreçte, bu meselenin nasýl ele alýnmasý gerektiði ve bu süreçte kendimizde gördüðümüz eksik ve zaaflarýn tüm militanlarýmýz tarafýndan görülmesini saðlamaktýr. Bu temelde meselenin teknik birtakým yönlerinin de vurgulanmasý hedeflenmektedir. Daha önce de birçok kez belirttiðimiz gibi, örgütsel güvenlik meselesi temelde siyasal bir meseledir. Nitelikli bir niceliði oluþturma ve ayný anlama gelmek üzere bir örgüt omurgasý oluþturma iþidir. Devrimci örgüt, mümkün oluðunca geniþ bir ölçekte kendi siyasal benzerini yarattýðýnda en iyi þekilde gizlenebilir. O, kitleleri kendisine kalkan yaptýðýnda; faaliyetini kitlelerle bütünleþtirip devrimci yöntemleri kitlelere yayarak düzen karþýsýnda meþrulaþtýrdýðýnda, güvenlik sorunu ortadan kalkacaktýr. Ancak belirtilen bu düzeye ulaþmak bir süreç iþidir:Zor ve çetin bir süreç! Bu süreçte, örgütün faaliyet yürütmesi ve örgütsel mücadelenin sürekliliðini saðlamasý örgütsel güvenlik meselesinde ustalaþmasý ile doðrudan ilintilidir. Devrimci bir örgüt, illegaliteyi ve örgütsel güvenlik meselesini, siyasal mücadelesinin sürekliliðinin bir gereði olarak planlamalý ve örgütlü mücadelesinin sürekliliðini her durumda korumayý hedeflemelidir. Bu noktada mücadele tarihimiz çok olumlu ve kuþanmamýz gereken kimi örneklerle birlikte bunlardan daha fazla olan olumsuz ve tasfiyeci örneklerle doludur. Güvenlik meselesini kiþilerin güvenliði olarak anlayan ve tek tek kiþileri korumak hedefiyle örgütsel faaliyeti tatil

13

edenler; belirli bir dönem boyunca örgüt faaliyeti yapmanýn koþullarýnýn ortadan kalktýðýný söyleyerek örgütü tasfiye edenler vb… Hareketimiz kuruluþundan itibaren bu tasfiyeci görüþlerle arasýnda bir çizgi çizmeyi hedeflemiþtir. Bizim geldiðimiz gelenekte KDH, KDH/L, KPY’de bu mesele tam da bahsettiðimiz tasfiyeci biçimlerde kavranmýþ ve ona uygun pratikler ortaya konulmuþtur. Hareketimizin kuruluþundan itibaren geleneðimizdeki bu lekeyle büyük bir mücadele baþlatýlmýþ; Komünist Devrim’in birinci sayýsýndan itibaren bu konular iþlenmiþ ve devrimci pratiðimizde bu görüþle aramýzda bir fark yaratýlmaya çalýþýlmýþtýr. Örgütsel güvenlik üzerine, devrimci güçlerin yarattýðý birikimin ve denetimin bir ifadesi olarak çeþitli kitaplar, broþürler yayýmlanmaktadýr. Ortaya konulan tüm bu deneyimlerde vurgular daha çok belirli noktalarda toplanmaktadýr. Mesela önemli olan bir nokta olarak devrimci güçlerin mücadele içinde belli dönemlerde gerekli ciddiyeti elden býraktýðý, düþmaný küçümseyerek gevþemeler yaþandýðý, militanlarýn örgütsel disiplinden koptuðu ve tüm bunlarýn sonucunda düþmanýn elde edebileceðinden çok daha fazla bir baþarý elde etmesi durumlarý karþýmýza çýkmaktadýr. Bu noktanýn bizce derinleþtirilmesi gerekmektedir; öncelikle þu noktanýn vurgulanmasý gerekir ki örgüt içinde yaþanan disiplinsizlikler ve gevþeklikler tek tek kiþilerle açýklanamaz. Kuþkusuz tüm militanlarýn bu noktada tek tek hatalarý olabilir ama mesele her þeyden önce örgütsel iþleyiþ ve disiplin açýsýndan deðerlendirilmelidir. Düþmana karþý yürüttüðü mücadeleyi ciddiye almayan; mücadelesinin her dönemini belli bir hedef ve plan dahilinde organize edemeyen; örgütsel ilke ve esaslarýna uygun iþleyiþ konusunda ve örgütsel disiplin konusunda yukarýdan aþaðýya organlarý ve militanlarýný denetleyemeyen bir örgütün, mücadelesinde baþarýlý olmasý zaten beklenemez. Hatta bu anlamda yenilen darbeyi, eksiklerimizi çýkarmak konusunda bir þans olarak bile görmek mümkündür. Vurgulamamýz gereken bir diðer noktayý burasý oluþturmaktadýr. Devrimci mücadelenin ortaya koyduðu deneyimler anlamýnda yazýlan kitaplarýn neredeyse tamamýnda bu cümle vardýr. Yani Lenin’in o güzel deyiþiyle, yenilgiyi


KOMÜNÝST DEVRÝM

ÖRGÜTSEL GÜVENLÝK MESELESÝ SÝYASAL MÜCADELENÝN BÝR PARÇASIDIR Devrimci Komünist Hareket, Leninist örgütlenme ilkelerine dayalý olarak örgütlenen ve sýnýf savaþýmýnýn öz niteliklerini kuþanmayý hedefleyen bir parti öncesi örgüttür. Parti kuruculuðunu üstlendiðimiz ilk andan itibaren geçen yaklaþýk üç yýllýk süreçte, mücadelemiz, en zor koþullarda dahi, bu perspektif doðrultusunda ortaya koyduðumuz örgütlü pratikte þekillenmiþtir. Bu süreç, hareketimiz açýsýndan olduðu kadar diðer devrimci güçler açýsýndan da oldukça çetin bir süreç olarak yaþanmýþtýr. Gerek doðrudan düþmanýn fiziki imha saldýrýlarý; gerekse tasfiyeci ve liberal odaklarýn, iþçi sýnýfýnýn öncülerinin ve devrimci militanlarýn bilincini bulanýklaþtýran, onlarý tasfiyeci bataklýðýn içine çekmeye zorlayan ideolojik- örgütsel saldýrýlarý… Karþý devrimci bu saldýrýlarýn hedefi, örgütlü devrimcilik ve düzen dýþý devrimci mücadele zeminidir. Ýçinden geçilen dönemde, devrim mücadelesini devrimci örgüt temelinde sürdüren tüm güçler düzenin ve tasfiyecilerin saldýrýlarýyla karþýlaþmaktadýr. Kuþkusuz, düþman, devrimci örgüte belli bir planlý hedef doðrultusunda saldýrmaktadýr. Mücadele tarihimizi incelediðimizde, düþmanýn bu hedeflerinin ve saldýrý öncesi olgunlaþtýrdýðý koþullarýn nesnel temellerinin, kimi dönemlere ve durumlara göre deðiþkenlik gösterdiðini görüyoruz. Ancak þu bir gerçek ki; düþmanýn çeþitli dönemlerde öncelikleri deðiþse de mücadele tarihinin her döneminde illegal devrimci güçler düþman tarafýndan ciddi bir güç ve öncelikli hedef olarak algýlanýyor. Bu çerçevede, devrimci temelde mücadele eden her örgüt þu ya da bu biçimde düþmanýn hedefi haline geliyor. Hele de bizim gibi mücadelesini tasfiyeci dönemde dahi sürekliliðe kavuþturan; elindeki sýnýrlý güçlere karþýn devrimci mücadelesini mücadelenin her alanýna taþýmayý hedefleyen; illegal araçlarla propaganda konusunda pek çok alanda devrimci güçlerin bu yöntemi terk etmesi nedeniyle tek baþýna sürdüren hareketimiz açýsýndan, düþmanla doðrudan karþý karþýya gelmek kaçýnýlmazdýr. Düþman, mücadelenin her evresinde bu tip örgüt-

12

leri özel olarak izler, inceler, elindeki verileri birleþtirir ve saldýrý için en uygun zamaný-koþullarý yaratmayý ve darbeyi en etkili biçimde indirmeyi hedefler. Bu noktada bizim açýmýzdan önemli olan birkaç nokta vardýr; birinci nokta, karþý devrimci güçlerle mücadelede belirleyici olan noktanýn, karþý devrim güçlerinin mücadele yöntemi deðil devrimci güçlerin düþmana karþý mücadele yöntemleridir. Burada kýsaca anlatýlmak istenen þudur: Düþmanýn devrimcilerle yürüttüðü mücadelede elde ettiði baþarýlar, kendi yönteminin mutlak üstünlüðünden deðil devrimci güçlerin amatörlüklerinden ama daha çok da devrimci güçlerin zaaf ve eksiklerinden kaynaklanmaktadýr. Düþmanýn mücadele yöntemlerine karþý gerekli donanýmlarý kuþanan ve tüm militanlarýný bu konudaki mücadelenin gerekleriyle donatan bir devrimci örgüt, süreç içinde profesyonel bir niteliði kuþanacaktýr. Bir diðer önemli noktaysa, düþmanýn devrimci örgüte vurduðu darbelerin örgütün bütününe zarar veren, faaliyetini kesintiye uðratan bir sonuca ulaþmamasýdýr. Leninist örgüt ilke ve kurallarýna yapýlan ihlaller ve gerekli örgüt disiplininden kopuk biçimde gösterilen gevþeklik, devrimci örgütler açýsýndan operasyonlarýn sonuçlarýnýn çok daha etkili ve tahrifatýn çok daha fazla olmasýna neden olmaktadýr. Bu anlamda devrimci örgüt, her þeyden önce kendi mücadelesini ciddiye almalý ve militanlarýný örgütsel güvenlik konusundaki ilke ve esaslarla kuþandýrmalý ve en önemlisi örgütsel bir disiplini vermelidir. Bir anlamda devrimci örgüt, siyasal mücadelenin gereklerini yerine getirmelidir. Zaten, devrimci bir örgüt açýsýndan, yukarýdan aþaðýya tüm militanlarýnýn mücadele ilkelerini kuþanmasý; devrimci mücadelenin örgüt disiplini esaslarýna göre yürütülmesi mücadelenin olmazsa olmaz gereklerindendir. Devrimci örgütün, mücadelenin tüm bu gereklerini yerine getirmesi deðil getirmemesi olaðan dýþý bir durumdur. Ancak, mücadele tarihimiz bu konularda, öylesine zaaflarla, ilkesizliklerle, hatalarla dolu ki tüm bu hatalarý gören militanlarýmýz da mücadelenin gereklerini yerine getirmek konusunda bazen güvensizlikler yaþayabilmektedir. Kimi zaman militanlarýmýz, örgütsel güvenlik ilke ve kurallarýný sanki örgütlü mücadelenin dýþýnda

KOMÜNÝST DEVRÝM

kendilerine bundan sonra nasýl davranmalarý gerektiðini söylemesini beklediler. Devrimci komite de, kitleleri nasýl yönlendireceðini bilmeden sürekli toplantý halindeydi.” (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi Cilt:2 S.615) Karþý devrim güçleriyse kararsýz kalýnan bu süreci iyi deðerlendirdiler ve çoðunlukla iþsizlerle öðrencilerden oluþan “Freikorps” (Gönüllü Birlikler) denilen orduyu kurdular. Ardýndan grev halinde olan iþçilere, KPD bürolarýna, devrimcilere saldýrdýlar. Duvarlara, Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht ölüm tehditleri içeren afiþler asýldý ve 15 Ocak’ta iki devrimci önder bulunduklarý ilk anda bu birlikler tarafýndan katledildiler. Bu saldýrýlar esnasýnda pek çok iþçi ve komünist tutuklandý ya da öldürüldü. Baþarýsýzlýkla sonuçlanan Ocak Ayaklanmasý’nýn ardýndan Mart’ta yapýlan seçimlerde SPD gücünü arttýrarak çýksa da yaklaþýk bir yýl gibi kýsa bir sürede ülkedeki siyasal tablo deðiþti. Beklenen devrim dalgasý somut sonuçlara varmayýnca Almanya’da iki saðcý parti giderek güçlendi. Ayný zamanda geleneksel olarak SPD’nin tabanýný oluþturan iþçilerin büyük bir kýsmý partilerini desteklemekten vazgeçtiler. Parlamentoda mücadelelerini sürdüren ve SPD’nin gerici politikalarýna karþý daha solu temsil eden USPD’yi ve KPD’yi desteklediler. Karþý devrimin zaferi iþçi sýnýfýnýn mücadelesindeyse daha kökten bir deðiþime sebep oldu. Yalnýzca bir yýl önce, ilk olarak monarþik iktidarý daha sonra da burjuva demokrat karakterde olan geçici hükümeti yerinden sallayan iþçi ve emekçiler artýk baþka bir istemle siyaset yürüttüler: Üretim araçlarýnýn toplumsallaþtýrýlmasý. Bu amaçla ülkenin pek çok eyaletinde özellikle kömür madenlerinde ve sanayinin çeþitli kollarýnda çalýþan iþçiler büyük grevler örgütlediler. Toplumsallaþtýrma taleplerinin yanýna; iþçi ve asker Sovyetlerinin yetkisinin arttýrýlmasý, konsey sisteminin kalýcýlaþtýrýlmasý, siyasal tutsaklara özgürlük ve Sovyet Rusya’yla bir an önce iliþkiye geçilmesi gibi acil taleplerin eklendiði kitlesel grevler daha önce ayaklanmayý da bastýran karþý devrimci güçlerin yani Freikorps’un saldýrýsýna uðradý. Almanya 512 Mart 1919’da sýnýf savaþýmýn en somut örneði olarak iç savaþý yaþadý. Ýþçiler ve donanma erleri acýmasýzca katledildiler. Karþý devrim güçleri bir kez daha üstün geldi ve Almanya 1918 Kasým öncesi koþullara yani SPD’nin güçlü bir muhalefet partisi olarak parlamentoda bulunduðu ama kapitalist sistemin hüküm sürdüðü burjuva düzenine geri dönüldü. SPD, bu tabloda yalnýzca iþçileri düzeniçi taleplerle oyalayan gerici bir

9

aktör olmalýydý. ÖNCÜNÜN ZAAFLARI ve BAÞARISIZ DEVRÝMLER Yazýmýzýn baþýnda da belirttiðimiz gibi tarihsel sürecin kýsa bir biçimde aktarýlmasýnýn ardýndan yapýlmasý gereken bu baþarýsýz devrim giriþimlerinin nedenlerinin iyice incelenip oradan çýkarýlacak kimi derslerin biz komünistlerin mücadelesine katký sunmasýný saðlamaktýr. Ýlk olarak vurgulanmasý gereken en önemli nokta, oportünizmin köklü bir temele sahip olduðu ve Kautsky, Bernstein, Ebert gibi oportünist-reformist önderlerin ülke politikasýný, iþçi sýnýfýný ve II. Enternasyonal’i etkin bir biçimde yönlendirdiði Almanya’da, devrimci komünist mücadelenin Spartakistler’in ve ardýndan KPD’nin yaptýðýndan farklý olarak büyük bir dikkat, disiplin ve ciddiyetle kendi baðýmsýz özgür örgütlenmelerinde verilmesi gerçeðidir. Ýkinci olarak da Leninist tipte bir Bolþevik önderliðin özellikle Rosa Lüksemburg tarafýndan tek parti diktatörlüðü olarak adlandýrýldýðý bir politik ortamda, çok deðil I. Emperyalist savaþýn baþladýðý andan itibaren bile olsa ancak illegal-özgür temellerde oluþturulacak baðýmsýz yapý burada olduðu gibi önce SPD içinde sonra da USPD içinde muhalif kalmak yerine kendi ideolojik-politik hattýný oluþturup iþçi sýnýfý arasýnda bu anlayýþýn yerleþmesini saðlayabilirdi. Kalkýþma anlarýnýn yaþandýðý 1918 ve 1919’a kadar belli bir örgütsel hazýrlýk ve politik-ideolojik netliðin gerçekleþtirilebilmesi bu dönemler gelip çattýðýnda öncünün kitleleri yönlendirebilecek hem gücü hem de doðru bir perspektifi kendisinde bulmasýna neden olurdu. Ancak mücadelesinin büyük bir kýsmýný SPD ve USDP gibi parlamento içerisinde temsil edilen yapýlarda sürdüren Spartakistler; kendi partilerini kurma kararýna kadar, yapacaklarý devrimin öncellikle Sovyet Devrimi açýsýndan daha sonraysa gerçekleþmesi muhtemel olan dünya devrimi açýsýndan önemini kavrayamamýþlardýr. Sovyetlerle iliþkilerin SPD tarafýndan kasýtlý olarak geciktirildiði dönemde kendileri de bu karara sessiz kalarak destek sunmuþlardýr. Görüldüðü yaþanan trajik tarihsel geliþmeler ve bunlardan çýkardýðýmýz kimi dersler tekrar tekrar kitlelerin ayakta olduðu devrimci bir durumdan önce, ciddi bir örgütsel hazýrlýk sürecinde geçerek adýna layýk bir partinin kurulmasý gerekliliðini gözler önüne sermektedir. Biz komünist devrimciler içinse bu yaþanan baþarýsýz devrimler pratiði,i ayný hataya düþmemek için eþsiz dersler sunmaktadýr; görevimiz bu dersleri bilince çýkararak bu topraklarda mücadeleyi yükseltmektir.


ALANLARDAN YOLDAÞLARDAN

19 ARALIK EYLEMÝ ve ALANDAN BAZI GÖZLEMLER

Cezaevleri, özellikle 12 Eylül’den bu yana devrimcilerle devlet arasýndaki en sýcak çatýþmalarýn yaþandýðý mekanlardandýr. Sýnýf savaþýmýnýn bir alaný, bir parçasý olan cezaevlerinin önemini gören devlet, devrimci tutsaklara sýk sýk saldýrýp; dönem dönem katliamlarda bulunmuþtur. 19 Aralýk operasyonu, bunlarýn en sonuncusu ve belki de en önemlisidir. Devlet, 19 Aralýk 2000’de ülke çapýnda yirmi cezaevine ayný anda saldýrmýþtýr. Devletin sýnýfsal konumunun-sýnýf kininin sonucu olan ve içinden geçilen dönemin onlar açýsýndan bir zorunluluk olarak dayattýðý bu saldýrýnýn sonucunda 28 devrimci öldürülmüþ, yüzlercesi sakat býrakýlmýþtýr. 19 Aralýk Katliamý Türkiye tarihinin en kanlý cezaevi katliamý olarak tarihe geçmiþtir. Operasyon öncesinde, operasyon sýrasýnda ve sonrasýnda devlet eliyle yazýlan-yazdýrýlan yazýlar, yapýlan yalan haberler ve sansürle þekillendirilen bu sürecin bir yaný kanlý bir katliamsa diðer yaný da elbette ki devrimciler tarafýndan verilen direniþtir. Devletin sýnýfsal konumlanýþýnýn sonucu olan bu saldýrýya devrimci tutsaklar, sýnýfsal konumlarýnýn gereði olarak direniþle yanýt vermiþlerdir. Kuþkusuz bu direniþ, meþruiyetini devletin yasalarýndan deðil verilen devrimci mücadelenin tarihsel haklýlýðýndan almýþtýr. Cezaevindeki devrimci tutsaklar, devrimci deðerlerde ýsrarcý olma anlayýþý ve direnme bilinciyle gerekli olan duruþu sergilemiþ, devrimci deðerlere en küçük leke dahi sürdürmemiþlerdir. Bugün farklý yöntemlerle de olsa direniþ devam etmekte, devrimci iradenin teslim alýnamayacaðý dosta düþmana gösterilmektedir. Bugün hala devam ettiðini söylediðimiz direniþin bir ayaðýný da dýþarýda örgütlenen 19 Aralýk eylemleridir. 19 Aralýk katliamýnýn 6. yýlýnda biz de diðer tüm devrimciler gibi üçüncü kez alanlardaydýk. Devrimci ve sol yapýlar bu gündem üzerinden ortak bir irade göstererek; devlet-medya ve burjuvazinin temsilcileri tarafýndan “Hayata Dönüþ Operasyonu” diye lanse edilen gerçekteyse devrimcilerle düzenin kolluk güçleri arasýnda göðüs göðüse bir mücadeleyi iþaret eden bu gündemi her hareket kendi kavradýðý nokta üzerinden ama bir devrimci eylem ortaklaþarak, o alana gelip þiarlarýný haykýrdýlar. Biz de 19 Aralýk’ý sýnýf savaþýmýnýn cezaevi kesitinde verilen bir mücadele olarak kavrayarak o alana gelip vurguladýðýmýz noktalara uygun araçlarýmýzý kullanarak burada varlýk gösterdik. Eyleme, öne çýkardýðýmýz devrimci-illegal komünist partinin yaratýlmasý, örgütlü zeminde durulmasý noktalarýnda az çok benzeþtiðimizi düþündüðümüz devrimci bir yapýnýn pankartýnýn arkasýnda katýldýk. Bizler bu eyleme, 19 Aralýk operasyonunun temelde illegal-devrimci zeminde durmaya çalýþanlara yapýldýðý; devletin bu operasyonu devrimcilere dayattýðý tasfiyeciliði gerçekleþtirebilmenin bir aracý olarak kullandýðý gibi iki temel noktayý bilince çýkararak katýlým gösterdik. Kortejler oluþturulduktan sonra hareket imzalý bildiriler daðýtýldý, kuþlama faaliyeti gerçekleþtirildi. Bu gündemi devrimci örgüte, illegal düzendýþý konumlanýþa yapýlmýþ bir saldýrý olarak gören bizler için alanda düzendýþý konumlanýþýn-devrimci komünist örgütün yaratýlmasý vurgularýnýn bulunduðu bildiri daðýtýmý ve kuþlama faaliyetlerinin yapýlmýþ olmasý kavrayýþýmýza uygun bir duruþun alanda sergilenmiþ olmasý açýsýndan oldukça anlamlýydý. Pankartý arkasýnda yürüdüðümüz yapý ile sloganlarýmýz zaman zaman ortaklaþtýrýldý. Bizler, hem cezaevindeki mücadelenin hem de dýþýndaki yaþamýn hücreleþtirilmesine karþý duruþu ifade eden; ayný zamanda hücrelere karþý mücadele alanýnýn yalnýzca cezaevi olmadýðýný, hücrelerin ancak dýþarýda geliþtirilen sýnýf mücadelesiyle yýkýlabileceðini vurgulayan “Ýçerde, Dýþarda Hücreleri Parçala” sloganýný ön plana çýkardýk. Bu sloganýn yaný sýra devletin asýl yüzünü teþhir eden “Katil Devlet Hesap Verecek”, devrimci tutsaklarla dayanýþmayý temsil eden “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Devrimci Ýrade Teslim Alýnamaz”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” vb. sloganlarý diðer gruplarla ortak biçimde haykýrdýk. Kendi siyasal perspektiflerimizi yansýtan “Komünist Bir Dünya Kuracaðýz”, “Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek”sloganlarýysa attýðýmýz diðer önemli sloganlardý. Gerçekleþtirilen bu eylem baþlý baþýna devrimci bir nitelik taþýsa da eylemin iþaret edilmesi gereken kimi eksik ve geri yönleri de vardý. 19 Aralýk eylemine katýlan bir militanýn oradan beklentisi, saðlam-disiplinli bir duruþ ve sloganlara varýncaya kadar kin ve öfkeyle bilenmiþ siyasal bilincin alana yansýmasýný görmektir. Ancak eylem bu açýdan kimi eksiklikler taþýyordu. Yürüyüþ esnasýnda böyle bir coþkuyu görmek çok mümkün olmadýðý gibi eylem alanýna girildikten bir süre sonra da daðýnýklýk ve daðýlma baþ gösterdi. Eylemin sonlarýna doðru kitlenin yarýsýndan fazlasý eylem alanýný terk etmiþti. Bunun dýþýnda kürsünün kullanýmý ve eylemin yönetilmesi açýsýndan da bir takým zaaflar vardý. Eylem alanýna gelen kitlenin diri tutulmasý saðlanamadý. Hatta kürsüden yapýlan konuþmalar, zaman zaman siyasal içerik bakýmýndan zayýf, insan haklarý düzlemine kayan bir nitelikteydi. DEVRÝMCÝ TUTSAKLAR ONURUMUZDUR! ÝÇERDE, DIÞARDA HÜCRELERÝ PARÇALA! DEVRÝM ÝÇÝN DEVRÝMCÝ PARTÝ, PARTÝ ÝÇÝN ÖRGÜTLÜ HAZIRLIK!

D. Güneþ

SALDIRILAR DEVRÝMCÝ MEVZÝLERE ve DEVRÝMCÝ ÖRGÜTEDÝR DAYANIÞMAYLA MÜCADELEYÝ YÜKSELTELÝM*

19-22 Aralýk 2000, bu topraklarýn politik öncüleri olan devrimci tutsaklarýn, zindanlarda karþýt sýnýfa ve onun kolluk güçlerine karþý verdiði kahramanca mücadelenin tarihidir. Çürümüþ kapitalist

10

düzen, varlýðýný sürdürebilmek için önce toplumun öncülerine saldýrarak onlarý etkisiz hale getirmeyi, ardýndan da içine girdiði sosyal, ekonomik, siyasal açmazlarý ve bunlarýn kitlelerde yarattýðý hoþnutsuzluðu içerde ve dýþarda uygulamaya koyduðu baský ve þiddet politikalarýyla azaltmayý hedeflemiþtir. Cezaevlerindeki örgütlü devrimcileri, tecrit yoluyla siyasetten yalýtmak ve böylece devrimci örgüt kadrolarýný tasfiye etmek; dýþardaki kitlelere ise kapitalist düzene karþý tutum alýrlarsa içerideki öncülerin uðradýðý saldýrýlara benzer saldýrýlara maruz kalacaklarýný göstererek gözdaðý vermek “Hayata Dönüþ (!) ”adý verilen bu operasyonun altýndaki siyasal nedenlerin yalnýzca birkaçýdýr. Bu saldýrýnýn kendisi devrimci tutsaklara yönelik hücre sistemini getirmeye çalýþsa da yalnýzca bununla sýnýrlý deðildir ; aksine daha kapsamlý bir saldýrýnýn parçasýdýr: Burjuvazinin yeni dönemde kapita-list düzenin ihtiyaçlarý doðrultusunda yeniden yapýlanmasýný saðlayabilmek. Ýþte hücre tipi cezaevleri burjuva düzeninin pek çok alanýný kapsayan siyasal saldýrýlarýnýn bir parçasý olarak gündeme getirilmiþtir. Cezaevleri operas-yonlarýnýn ardýndan toplumun, emekçilerin geniþ kesimlerine dönük çeþitli saldýrýlar, hak gasplarý bunu göstermiþtir. Yani burjuvazi geniþ emekçi ke-simlere dönük saldýrýlardan önce öncülere dönük saldýrýya geçmiþtir. Bu saldýrýya karþý koymaksa içeriyle dýþarýnýn baðýný sýký kurabilmek; her iki alaný da düþmana karþý savaþým alaný olarak görebilmek, iþçi sýnýfýnýn mücadelesiyle öncünün verdiði mücadeleyi birleþtirebilmekle mümkündür. Bizim gibi ülkelerde sýnýf mücadelesinin ayrýlmaz bir parçasý olan cezaevleri, devlet açýsýndan her dönem toplumsal mücadelenin ve iþçi sýnýfýnýn önderlerinin atýldýðý ve böylece de tüm topluma diz çöktürmenin denendiði alanlar olmuþtur. Ancak 19-22 Aralýk direniþininde, daha önceki cezaevi direniþlerinde ve þimdi de görüldüðü gibi devrimci tutsaklar düþmanýn saldýrýlarýna devrime duyduklarý inançla, örgütlü yaþama baðlýlýklarýyla ve devrimci iradeleriyle karþý durmuþlardýr. Biz de kendi sýnýf bilincimizle bu saldýrýya karþý durmak zorundayýz. Kimliðimizi geriye çeken, bulanýklaþtýran deðil, mücadelenin mesajlarýný emekçiler gözünde netleþtiren, devletin sýnýf kimliðini de teþhir eden bir eksende mücadele bayarðýmýzý yükseltmeliyiz. Devrimci tutsaklar, her dönemde ödedikleri bedellerle içeride verilen savaþýmýn gereklerini yerine getirmektedirler. Bugün, “F Tipi” tecrit sistemi ve uygulamalarýnýn pek çoðu gerek ölüm orucu eylemi gerekse yaptýrýmlara karþý baþ eðmeyen devrimci tutsaklarýn verdiði fiili mücadeleyle etkisiz kýlýnmaktadýr . Ancak bu mücadelenin baþarýsý, onun baðlý olduðu dýþarýdaki sýnýf mücadelesinin yükseltmesiyle; yani yalnýzca iþ-yeriyle-yaþam alaný arasýnda mekik dokuyan, tek tip yaþamý içerisinde sömürülen, kendi sýnýfdaþlarýndan izole bir hayat sürdüren iþçi sýnýfýnýn örgütlenerek dýþarýdaki sýnýf mücadelesini zaferle sonlandýrmasýna baðlýdýr. Artan Saldýrýlar ve Görevler Bugün içinde bulunduðumuz siyasal atmosfer; uluslararasý alanda emperyalist paylaþýmýn kýzýþtýðý, yaþadýðýmýz topraklardaysa, burjuva düzeninin geniþ kitleleri milliyetçi-þovenist bir etki altýnda tuttuðu, ama buna karþýn giderek geniþ kitlelerin sorun ve huzursuzluklarýnýn arttýðý bir iklimdir. Bu durumun farkýnda olan burjuvazi bir yandan devrimci ve komünistleri baskýlarla etkisizleþtirmeye, düzen içine çekmeye çalýþýrken bir yandan da emekçileri burjuva ve þovenist propagandayla etki altýnda tutmaya ya da sahte ikilemlerle geniþ kitleleri düzene yedeklemeye çalýþmaktadýr. Son dönemlerde devrimcilere dönük saldýrýlar, burjuvazinin saldýrýlarýný belirli dönemler ve anlarla sýnýrlamadýðýný, tersine süreklileþtirmeye çalýþtýðýný göstermektedir. Egemenlerin her alandaki bu hamlelerine karþý, devrimcilerin ortak tepkiler göstermesi; operasyonlara, tutuklamalara, gözaltýlara karþý büyük bir dayanýþma içerisinde barikat baþlarýna geçmesi, ortak eylemlilikler düzenlemesi sömürücü sýnýfa karþý verilmiþ iyi bir yanýt olduðu gibi devrimci hareketin toplam hanesine yazýlmýþ bir kazamýmdýr. Böyle bir tablo içinde, proleter devrimcilerin dillendirdiði “Ne Yapmalý?” sorusu ve buna verilecek doðru cevap kritik bir öneme sahiptir. Öncelikle komünist devrimciler, geri noktalardan tutunup nicel bir geliþim saðlamak, popülist yaklaþýmlarla hýzla güç olmaya çalýþmak, düzenin sunduðu ikilemler üzerinden siyaset yapmaya çalýþmak yaklaþýmlarýnýn uzak durarak; kendi baðýmsýz günde-mini, kendi baðýmsýz ideolojik, siyasal hattýný yaratmaya çalýþmalýdýr. Bunun kadar önemli bir baþka noktaysa; baðýmsýz ideolojik-siyasal hat, bir plan ve yöntemle ancak baðýmsýz özgür bir örgütlenmeyle gerçekleþtirilebilinir. Bu söylediklerimiz öncelikle tüm komünist kadrolarýn üzerine düþen görevlerdir. Son olarak, biz proleter devrimciler olarak, hücrelerde devrimci tutsaklarýn verdiði siyasal ve fiziksel mücadeleyi çok önemli buluyoruz ve sýnýf mücadelesinin önemli bir halkasý olarak ele alýyoruz. Buradaki mücadele dýþarýdaki mücadeleyle tamamlanýrsa yani iþçi sýnýfý kendi politik öncüleri için ayaða kalkar, siyasal grevleriyle yaþamý durdurur, sömürücüleri devirmek için akýn akýn alanlara akarsa iþte o gün; ZÝNDANLAR YIKILIP, TUTSAKLAR ÖZGÜR KALACAKTIR! DEVRÝM ÝÇÝN DÜÞENLER KAVGAMIZDA YAÞIYOR! TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK SAVAÞAN ÝÞÇÝLERLE GELECEK!

DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET

*Bu Bildiri 19 Aralýk Kadýköy Eyleminde hareketimiz tarafýndan daðýtýlmýþtýr.

11


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Komünist Devrim 20 by sol yayin - Issuu