Page 1

6DùO×NKDNN×Q× PFDGHOH\OHND]DQDELOLUL] Şirketleşmiş kamu hastaneleri ve şirket hastaneleri sistemine karşı, sağlıkta tekelci sermaye egemenliğine karşı mücadele bugün işçi sınıfı açısından her zamankinden daha günceldir.11 Mart’ta Ankara Abdi İpekçi Spor Salonu’nda düzenlenecek Sağlık Hakkı Meclisleri’nin büyük toplantısına katılalım, bulunduğumuz işletmeler, mahalleler, ilçe ve illerde Sağlık Hakkı Meclisleri’nin oluşumuna omuz verelim. •10

\DíDVÜQ

sosyalist 6D\Ü0DUW7/

7RSOXPXQKHUDODQ×QGD

(ûú7/ú.9(g=*h5/h.

LíÁLGHmokrasisi .DG×QVRUXQX DLOHVRUXQX\ODLoLoHGLU Komünist bir toplum demek, kimliğinin mavi ya da pembe olmaması demektir. Komünizmin amacı, her türlü cinsiyet ayrımı ve ayrıcalığının, ailenin, işbölümünün ve emek-değer ölçütünün de ortadan kaldırılmasıyla aşılması, cinsellik ve aşk ilişkisinin de hiçbir zorunluluk, bağımlılık olmadan özgür birliktelikler olarak yaşanmasıdır. En ileri burjuva demokrasisinin, en ileri feminist bakış açısının yanına bile yaklaşamayacağı, sosyalist konseyler demokrasisi ve onu da aşacak komünist özgürlük dünyası, kadının, erkeğin, tüm bireylerin özgürlük dünyasıdır. •9

+H\7HNVWLO GLUHQLüLKHU\HUGH

Biz emekçi kadınlar, 8 Mart‘ı her güne yaymak için alanlarda olmalıyız. Yüzyıllarca erkeğin ve ailenin ücretsiz köleliğine sessizce katlandık. Artık yeter! Bizi tutsaklıkların en ağırına mahkûm eden, ancak onu yıkarak özgürlüğü kazanabileceğimiz kapitalizm ve ücret köleliğine karşı birleşelim. Güvencesiz, örgütsüz çalışmaya karşı, eşit işe eşit ücret için, küfür ve hakaretlere, cinsel tacizle bezdirilmeye karşı alanlarda olalım. Emekçi kadının özgürlük dünyasını büyütmek için mücadeleye!

“Rosenbergler Ölmemeli” “Rosenbergler Ölmemeli”nin burjuva demokrasisinin yargı sistemine yönelik eleştirisi, Türkiye’deki KCK ve diğer operasyonlar, özel yetkili mahkemeler, uzun tutukluluk süreleri gibi demokratik sorunlarla da kesişmesinden dolayı artan bir ilgi çekti. Bunun üzerine Sabah gazetesinin özellikle kadınlara ve komünistlere karşı küfür saçan lümpen yazarı Engin Ardıç, oyunu hedefe çaktı. Hürriyet gazetesinin Aydınlık döneği yazarı Hadi Uluengin ise oyuna “vatandaş parası ile maskaralık” saldırısını yöneltti. Zaman gazetesi de “oyunun korsan oynandığı”nı diline dolayarak “Nedir bu Rosenbergler olayı?” diye oyunun mesajını aldığını gösterdi. • 14

Hey Tekstil’de 420 işçinin işine son verilmesiyle 9 Şubat’ta fabrika önünde eylemde olan işçiler, 3 aylık maaşları ve tazminatları için fabrika önünde bekleyişe devam ediyor. Hey Tekstil işçileri direnişlerinin 12. gününde sorunlarını duyurmak için AKP İstanbul il binası önünde eylem yaptı. •5


2

NƦNRJHQNXN

&DQVHO0DODW\DOÜ

GLUHQL\RU

Ankara İMO önünde geçtiğimiz günlerde başlayan ve onurlu direnişini tek başına sürdüren Cansel Malatyalı’nın mektubu, özellikle önümüzdeki 8 Mart sürecinde daha da büyük bir anlam kazanıyor. Son süreçte Hey Tekstil örneği gibi, özellikle kadınların bu direnişlerde, tek başlarına da olsa direnmeleri, biz kadın emekçilere cesaret, gurur ve özgüven kazanma hissi veriyor. Demokratik bir kurum olma iddiasında olan, eylemlerde başı çeken bu meslek odasında yaşanan ve vahşi kapitalizmin bildiğimiz şirket idare anlayışının, patron zihniyetinin, performans değerlendirmelerinin nasıl biz emekçilerin aleyhine kullanıldığı bildiğimiz ve fakat buralara sirayet etmesine hala şaşkınlık duymakla birlikte, bu anlayışın buralara bile sirayet ettiğinin bir kanıtı olan bu direnişin, bu anlamıyla da teşhiri, desteklenmesi önemli. Duyumlara göre ilgili odanın, bu sürecin desteklenmemesi yönündeki söylemlerinin de altının çizilmesi gerekiyor. Cansel Malatyalı diyor ki: Merhaba, Benim adım Cansel Malatyalı. Bundan 4,5 yıl önce İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi’nde işe başladım. Görevim, temizlik ve çay servisi yapmaktır. 31 Ocak 2012 tarihinde elime tutuşturulan bir kâğıt parçasından, oda yönetim kurulu kararıyla “performans yetersizliği nedeniyle” işten atıldığımı öğrendim. Evli ve iki çocuk annesiyim. Kocam emekli olmasına rağmen Ostim’de çalışıyor. Ben de ailemin geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olan bir emekçiyim.

için hep boyun eğdim. Şimdi işimi geri almak için direnen bir emekçi olarak, başta genel merkez yöneticisi Züber Akgöl olmak üzere bana bu zulmü yapanların karşısına dikileceğim ve sizlerden destek istiyorum. 1-) Yönetim katındaki tuvaletin personele yasaklanması: İMO Genel Merkezi’nde 8. kat, yönetimin bulunduğu ve benim sorumlu olduğum katlardan birisidir. Bir gün Züber Akgöl, bu katta birlikte çalıştığım sekreter arkadaşa, buradaki tuvaletin personel tarafından kullanılmayacağını söylemiş. Bu uyarıdan sonra ben de, sekreter de tuvaleti kullanmadık. Yönetim katında işleri olan arkadaşlar geldiğinde bazen tuvaleti kullanmak isteyenler oluyordu. Biz de uyarıyorduk. Tam hatırlamıyorum ama birkaç hafta sonra sekretere bağırıldığını duydum. Çay ocağından çıktığımda Züber Akgöl’ün sekreterin üzerine yürüdüğünü ve bize tuvalet yasağıyla ilgili söylediklerini inkâr etmeye çalıştığını gördüm. Sonrasında odasına gidip beni çağırdı ve bana cevap verme imkânı tanımayıp sürekli bağırarak dedikodu yapmakla suçladı. Ertesi gün bana, artık 8. katta çalışmayacağım, 6. katta görevli olduğum söylendi. Suçsuz olduğum halde, tuvalet yasağı dışarıdan duyulduğu için bana ceza kesilmişti.

Her gün mesaime işe başlama saatinden erken gelerek özveriyle çalışmama rağmen, “oturma gruplarının gelişigüzel bir şekilde bırakılması, lavabo etrafındaki duvarların üzerindeki lekelerin çıkarılmaması, çay servisi yapılmaması” gibi uydurma bahanelerle 3 defa yazılı savunmam istendi. Kabul etmediğim, fakat geçmiş günlere ait olduğu için kanıtlayamadığım bu uydurma bahanelerde ısrar ettiğim gerekçesiyle işten atıldım.

2-) Öğle yemeğini İMO Lokalinde yemeye zorlama: Bir sene öncesine kadar bütün personele, sosyal hak olarak yemek ücreti veriliyordu. Öğle yemeklerini personel ister İMO’nun işletmeye verdiği lokalde, ister dışarıda istediği bir lokantada yiyordu. Sonra görüşümüz alınmadan yemek paralarımızın kesilerek lokale yatırıldığı bildirildi. Bu tutuma tepki olarak yemeğe inmedim. Aradan çok geçmedi çağırıldım ve huzursuz edici bir şekilde neden yemek yemediğim soruldu. Ben de rahatsızlığım var diyerek yemeklerin dokunduğunu paramın iadesini talep etmediğimi söyledim. Sonrasında 3 defa daha çağrıldım ve her defasında aynı cevabı verdim. Yemeğe inmezsem işten atılacağıma dair arkadaşlarımla haber gönderilmesine rağmen inmedim.

Sizlere anlatacaklarım, işten atılmamın kayıtlarda olmayan gerekçeleridir. Maruz kaldığım baskılara, onursuzca aşağılanmalara ve hakaretlere, bugüne kadar işimi kaybetmemek

3-) Çay ocağına kapı yapılması ve mutfaktan çıkışın yasaklanması: Benim mutfak diye oturduğum yer, yangın merdivenine geçişin olduğu 2 metre uzunluğunda, 1 metre geniş-

liğinde bir yerdi. Hem 6. katta hem de 8. katta mutfaktan çıkmam yasaktı. Dışarıya açılan acil çıkış kapısı mutfakta olduğu için personel sigara içmek için sürekli mutfağa geliyordu. Sonrasında sigara dumanından rahatsız olunduğu gerekçesiyle mutfağa kapı yaptırdılar ve kapının sürekli kapalı kalması gerektiğini ve benim oradan çıkmayacağımı söylediler. Mutfak dışındaki işlerle uğraştığım saatler dışında bütün günüm bu daracık yerde sinir harbi içerisinde geçiyordu. 4-) Diğer çalışanlar ve misafirlerle görüşmenin, telefonla konuşmanın kısıtlanması: 8. katta kendi telefonumuzla konuşmamız ve misafirlerimizin gelmesi istenmiyordu. Bu tip durumlarda agresif hareketler içine giriliyor, sürekli tedirginlik veriliyordu. Kardeşlerim ziyaretime geldiklerinde bile birer bardak çaylarını içtikten sonra kalkmaları gerektiğini söyledim, çünkü tedirginlik yaşıyordum. 5-) Aşağılama ve hakaretler: Genel merkeze ziyarete gelen insanlara çay servisini ben yapıyordum. Bir gün benim de tanıdığım dört erkek misafire çay servisi yaparken merhabalaştığım sırada Züber Akgöl, bana o insanların yanında, “sen de herkesi tanıyorsun, damgalı eşek gibisin” diye hakaret etti. O an neye uğradığımı şaşırdım ve o gün kendime gelemedim. Çıkıp gitsem ekmeğimdi, çalışmak zorundaydım. İki tane çocuk büyütüyordum. Her şeye gözümü kapatıp devam ettim. 6-) Diğer çalışanlar aracılığıyla baskı

yapılması: Çalıştığım 4,5 yıl içerisinde 1 defa personel toplantısı oldu. Amacın güya şikâyetlerimizi, rahatsızlıklarımızı dile getirmemiz olduğu söylendi. İlk konuşma yönetim kurulu tarafından yapıldı. Sonrasında personel amiri, “çalışırsanız böyle çalışırsınız, çalışmazsanız kapı orada, paşa gönlünüz bilir” dedi. Çalışanları işsiz kardeşimizle, arkadaşımızla tehdit ediyordu. Yönetim bu gibi durumlarda kendi doğrudan söylemediklerini bazı personeller aracılığıyla iletirdi. İşten atılma sebebim işlerimi yapmadığımdı. Oysa uzunca bir süre iki kişilik çalışmıştım. Ama yine de eleştirilmeden bir gün geçmiyordu. İçeride çifte standart vardı, yemek param keyfi olarak kesilmişti ve yemek hakkım elimden alınmıştı, sürekli psikolojik şiddet vardı, 8. katta tuvalete girmek yasaklanmıştı, mutfağa kapı yaptırılmış çalışma alanım iyice daralmıştı, üzerime iftira atılıyordu. Bunlara rağmen direniyordum. Çünkü çalışmak zorundaydım. İki çocuk annesiyim. Geleceğim, emeklilik hakkım keyfi bir şekilde elimden alındı. Devletin biz çalışanların elinden aldıkları yetmiyormuş gibi bir de çalıştığımız kendi kalelerimiz bildiğimiz yerlerde haklarımız gasp ediliyor. İşimi geri alana ve onurlu bir şekilde çalışana kadar mücadele edeceğim. En insani hakkım olan iş hakkımı geri alma mücadelemde desteğinizi bekliyorum. CANSEL MALATYALI canselmalatyalidirenisi.blogspot.com

İşçi Meclisi - Yerel Süreli Siyasi Dergi - Sayı:19 - Fiyat: 1 TL Pina Basım Yayım San. ve Tic. Ltd. Şti. adına sahibi Hüseyin Kezik Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Filizler Adres: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 Beyoğlu/İstanbul Tel: 0 212 251 20 89 Hesap No: İş Bankası Koca Mustafapaşa Şubesi 1105 0792812 Baskı: Özdemir Matbaası Adres: Davutpaşa Cad. Güven Sanayii Sitesi C Blok No:242 Topkapı/İstanbul Tel: 0212 577 54 92


3

NƦNRJHQNXN

&HPDDWKÖNÖPHWLWLíPHVL Son birkaç haftanın siyasal gündemine güvenlik (işçi sınıfı ve emekçi halklara saldırı) bürokrasisi merkezli yaşanan, burjuva hükümet ile Gülen cemaati (sermaye grubu) arasındaki itişme damgasını vurdu. Önce İstanbul’dan cemaatçi bir özel yetkili savcı MİT’in üst düzey yöneticileri hakkında KCK’ye yardım yataklıktan soruşturma açtı. Ertesi gün hükümet KCK soruşturmasını yürüten İstanbul Terörle Mücadele şube müdürü ve İstihbarat şube müdürünü kızağa çekti. Sonraki gün savcı MİT’çiler hakkında yakalama kararı çıkarttı. Öbür gün hükümet özel yetkili savcıya davadan el çektirdi. İktidardaki sermaye kesimlerinin sözcüsü medyada birkaç günlük şaşkınlık bittikten sonra saf tutmalar belirginleşti; Yeni Şafak’la Star hükümet tarafında, Zaman ile Taraf cemaat tarafında tutum aldı. Nihayetindeyse hükümet krizde konumunu pekiştirici adımlar attı, MİT’çiler için özel koruma yasası çıkardı, İstanbul polis örgütünde sürgünler devreye girdi. Bununla kalınmadı, Cumhurbaşkanlığının Dink raporuyla örtbas edilen Hrant Dink cinayeti davası tekrar açıldı, hatta cemaatçi Hakan Şükür’ün bile Digitürk’ten lüplettiği milyon dolarlar göze batmaya başladı. Kapıların arkasında Bölüşürler pazarı Çıkarları çatışınca Başlatırlar savaşı* Brecht’in dediği gibi, AKP ile özellikle yargı ve poliste olmak üzere bürokraside çöreklenmiş cemaat kadroları arasında kurulu ittifak sır değildi. 2002 AKP iktidarından bu yana, ancak özellikle 2007 e-muhtırasından sonra perçinlenecek şekilde bu ittifak, başta ordu olmak üzere bir dönemin sermaye adına faşist iktidar sahiplerinin sistemdeki konumunu gerileten Ergenekon ve Balyoz operasyonlarını medya-yargı-hükümet-polis eliyle beraberce yürütmüştü. Ülkede faşizmin yıkılmadan, sermayenin ihtiyaçları gereği çözülmesinde bu muhafazakâr ittifakın özel bir rolü oldu. Türkiye tekelci burjuvazisinin toplam stratejik çıkarları ile uyumlu adımlar atmasıyla bu “koalisyon” hükümeti, yüzde 50’lik oy oranıyla önemli bir toplumsal desteği arkasına yedeklemeyi bildi. İtişirler didişirler Sürdürürler kavgayı En sonunda birleşirler

AKP ile özellikle yargı ve poliste olmak üzere bürokraside çöreklenmiş cemaat kadroları arasında kurulu ittifak sır değildi. Yerler yoksul hakkını Burjuvazi adına devleti idare eden cemaatin atadıkları ile başbakanın atadıkları arasında süren ittifak son krizle birlikte devletin iç organlarını, bağırsaklarını, pisliğini dışarıya döken biçimde darbe aldı. Burada dikkat çekici olan çelişkinin işçi sınıfı hareketi ile burjuvazi arasında olmaması, bırakın onu burjuva partiler arasındaki bir çelişki düzeyinde dahi değil, iktidardaki gerici liberal ittifak içerisinde bir çelişki olmasıdır. Bu sınıf ve emekçi kitle hareketi açısından hesap yapılacak, fayda devşirilecek, umut bağlanacak, taraf tutulacak bir çelişki olmaktan çok uzak, geri bir durumun ifadesi ve itirafıdır. Cemaatin İsrail’e karşı uyumlu, Suriye’ye girmeye çok daha istekli, son krizde görüldüğü üzere PKK’yi güçten düşürerek ezmeye daha iştahlı olması gibi kısmi ve rötuşlanabilir ayrımlar burjuva devlet politika-

sının konusu olabilir ve olacaktır. Ancak işçi sınıfı ve emekçi kesimler açısından yaşanan kriz, kimin işçinin hakkını daha fazla ve daha iyi, kimin Kürdün hakkını fazla yıpranmadan ve konumunu koruyarak, kimin emekçi kadının köleliğini makyajlayıp türbana dolayarak yiyeceği kapışmasından ibarettir. Vatan millet hep palavra Savaşlar da bahane Bu düzende tek kural var Artmalı hep sermaye Düzenin kuralı sermayenin artması ve daha fazla artmasıdır. İşçinin sömürülmesi ve daha iyi sömürülmesidir. Rejim biçimleri değişir, gerektiğinde sınırlar tekrar çizilir, aktörler itişir, anayasalar da yeniden yazılır; dokunulmayan tek gerçek kırmızı çizgi ise budur. Son bir yıldır yapılan kazılarda bu topraklardan öldürülen Kürtlerin ve devrimcilerin kemik-

Köpek Balıkları İnsan Olsaydı -Köpek balıkları!… Köpek balıkları insan olsaydı, küçük balıklara daha iyi davranırlar mıydı? -Tabii! Köpek balıkları insan olsaydı, küçük balıklar için denizin dibinde sağlam sandıklar yaptırır, sandıkların içine her çeşit yiyecek koyar, her türlü sağlık önlemini alırdı. Çünkü sağlıklı ve besili balıkların eti daha lezzetli olur. Büyük sandıklar içinde okullar da bulunurdu elbette. Küçük balıklar bu okullarda köpek balıklarının boğazından nasıl geçeceklerini öğrenirlerdi. Kuşkusuz en önemli sorunlardan biri, küçük balıkların ahlak açısından eğitilmeleri olurdu. Küçük bir balığın kendini isteyerek feda etmesinin en büyük, en yüce erdem olduğu öğretilirdi bu okullarda. Köpek balıkları insan olsaydı, bir dinleri de olurdu. Bu din, küçük balıkların ancak köpek balıklarının karnında gerçek hayata kavuşacaklarını öğretirdi. Bertolt Brecht

Burjuvazi adına devleti idare eden cemaatin atadıkları ile başbakanın atadıkları arasında süren ittifak son krizle birlikte devletin iç organlarını, bağırsaklarını, pisliğini dışarıya döken biçimde darbe aldı. Burada dikkat çekici olan çelişkinin işçi sınıfı hareketi ile burjuvazi arasında olmaması, bırakın onu burjuva partiler arasındaki bir çelişki düzeyinde dahi değil, iktidardaki gerici liberal ittifak içerisinde bir çelişki olmasıdır. leri çıkıyor. Son bir yıldır artarak tutuklananlar ve cezaevine konulanlar da yine bizleriz. Sesi yok sayılan, fabrikada kapının önüne koyulan, kredi kartı-fatura sarmalında güçsüzleştirilen, büyüyen ihtiyaçları bastırılan bizler oluyoruz. Burjuvaların demokrasisinde sisteme karşı çıktığında siyasal cinayetlerin yerini cezaevlerinde süründürme, sermayenin medyasınca yok sayılma ve sınıf dışı hangi kimlik varsa onu kucaklayarak boğma alıyor. Oysa üstü örtülen sınıf çelişkisi yaşamın içerisinde sermaye büyüdükçe daha görünür hal alıyor. Bizlere kalan çıplak gerçek, bu duruma karşı adam gibi, kadınca, insanca, Kürtçe ve Türkçe, tüm dillerden sınıf mücadelesini yükseltme zorunluluğudur. Ya işçi giysisiyle büyük insanlık kazanacak, ya da sermaye köleliği! Belirleyecek olan biziz. * Bertolt Brecht, Üç Kuruşluk Opera


4

NƦNRJHQNXN

%H\WHNV7HNVWLOLíÁLOHULQH

GRNXQDQELQDKLíLWL\RU Ceyhan’ın meşhur işçi sömürme makinelerinden biri olan Beyteks fabrikasının suyu ısınıyor. Beyteks Fabrikası işçileri yemekten dinlenme odasına, çalışma koşullarına mesai ve patronun gaddarca baskılarına karşı dayanamayacak durumda. Beyteks işçileri çalışma koşulları için ne diyor? * “Fabrikada içtiğimiz su bile temiz değil, tuvaletlerden sızıp yemekhaneye giden pisliğin resimlerini çektik inanmazsınız diye getirmek istedik. Fabrika koşulları ortada bizi hayvan yerine koyuyorlar; hatta burada hayvanda çalışmaz, bu yemekleri hayvan yemez, yemeklerin içine fabrika çatısında biriken su tomurcukları dahi düşüyor.” * 5 aydır Beyteks Fabrikasında işçi olarak çalışıyorum. Sigorta falan yapılmadı, mesai ücretleri saat başına 2,5 ile 3 TL olarak geçiyor. Her gün patronun emir ve buyruklarına bir yenisi daha ekleniyor. Niyeyse bu emir ve buyrukların hiçbiri bizim lehimize ve yararımıza olan şeyler değil, kışın ortasında (bir de yaz aylarını düşünün) o makinelerin arasında sıcaktan çatlıyoruz. Patron buna biz çözüm getirmiyor, üstelik formalite icabı fabrikada iş kıyafetini giy, maske tak gibi ibareler var ama bunların hiçbiri bizlere verilmiyor. Ama lehimize olan şeyler uygulanıyor, dün cep telefonu sokma yasağı geldi. Ondan önceki gün “Gezer temizleyici makinesini kapatmayın yoksa yevmiye cezası kesilir” yazısı astılar, her yerden kesinti yapmak için artık trafik polisliğine soyundu patron.” * “Fabrika içerisinde bizler için

hiçbir şey yok ama çok iyi patron formaliteleri var, patron tazminat ödememek için taşeron şirketlerimizi sürekli değiştiriyor, yasalara uygun olarak sömürüyor. Patron işçiye istediği gibi ana avrat sövüyor, işçi çıkışını istese dava edecek harç parası bile bulamıyor, sonra kaymakam İlbeyli fabrikasının sahibi patron Ali’ye Ceyhan’a yatırım yaptığınız için teşekkür ederiz diyerek hizmet ödülü veriyor. Devlet de buna göz yumuyor, hatta açıkça ödüllendirmiş oluyor. Biz de devletin de, patronun da birbirinden bağımsız olmadığını çok iyi anlamış ve görmüş oluyoruz.”

İşçiler, günden güne sürekli üzerlerindeki baskının arttığını, hatta artık “Su içmeye bile bizden izin almadan gitmeyeceksiniz” dendiğini vurguladılar. Beyteks fabrikasından bir işçi, fabrika içerisindeki hayvanca yaşam koşullarını ortaya koyan resimler çekip getirdi ve şöyle söyledi “Patronun işçiye reva gördüğü yaşam budur, hem daha çok çalışıyoruz hem daha az para alıyoruz. İşte budur patronların adaleti, bizim onların adaletine ihtiyacımız yok! Dünyayı yarattığımız gibi kendi adaletimizi de yaratmayı bilmeliyiz” diyerek sıkıntılarını anlatan bir mektup yazdı: “İlbeyli (Beyteks) Tekstil fabrikasında Şubat ayının başlarında işe başladım. İlk giren işçi arkadaşlar için önce eğitim göreceğimizi söylediler sonra vardiya vereceklerini… Eğitimde olmamız onlar için sömürü ve kazanç, bizler için eziyet oluyor; çünkü daha çok çalışıyo-

ruz. Vardiyalı yapmamalarının sebebine ise “Eliniz yavaş ”diyerek bahane üretip geçiyorlar. Benim sigortam daha olmadı, benden daha nicelerinin sigortası bile daha yatırılmadı. Kendi kafalarına göre yatırıyorlar. Fabrikanın içerisi sıcak, sıcak dediğim normal sıcak değil, makinelerin sıcaklığından çalışmak imkânsız; hatta kış ayında olmamıza rağmen gece vardiyasında çalışan arkadaşımız bile bayılmıştı. Pek dinlenmemiz için vakit verilmiyor. Yemek yerken bile çabuk yiyin diyorlar sonra hemen makine başına itiyorlar bizi. Yemekler iğrenç denilecek kadar kötüdür. Dinlenme odasının kapısı bile ahır kapısından farksız. Oturacak koltuk 8 tane geri kalan işçi ayakta bekliyor. Hijyenik değil, berbat kutu kadar bir oda. Kıyafetlerimiz koyacağımız dolaplar bile yok, eşyalarımız çalınıyor… Ayrıca servis otobüslerinde bile üst üste gidiyoruz, kimisinin ayağı sıkışıyor kapıda hatta. Açıkçası patronun nazarında hayvandan ve fabrikanın bir parçasından farksızız. Bu insanlık dışı muameleyi biz işçiler hak etmiyoruz, hak etmedik, hak etmeyeceğiz. Tek bir seçeneğimiz duruyor önümüzde; İşçiler olarak birleşmek ve ayağa kalkmak!”

7UH[WDLüoLOHUL GLUHQLüWH Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesinde, Nokia, iPhone gibi markalara cep telefonu kılıfı üretimi yapan Trexta fabrikasında çalışan işçiler, sendikalaşma mücadelelerini fabrika önüne taşıdı. Geçtiğimiz yıl Haziran ayından itibaren Deri-İş Sendikasında örgütlenme mücadelesi vermeye başlayan Trexta işçileri, fabrika önünde direnişe başladı. Örgütlenme sürecinde Trexta patronu 25’i sendikalı olmak üzere onlarca işçiyi işten attı. Yıllardır fabrikada çalışan işçileri, performans düşüklüğü bahanesiyle tazminatsız olarak işten atan Trexta patronu, işçilerin yaşadığı sorunları ise örgütlenme başlayana kadar görmezden geliyordu. Fabrikada çalışan 600’den fazla işçinin, yüzde 75’i kadın. Ağır çalışma koşullarından da en çok onlar etkileniyor. Yıllardır haftalarca vardiya değişmeden gece vardiyasında, yükleme dönemlerinde 36 saat mesaiye kalan kadın işçiler, eşleri ve çocuklarıyla sorunlar yaşadıklarını anlatıyor. 8 yıldır Trexta’da çalışan direnişteki işçilerden Hatice Ursavar yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “İşe girdiğimde çocuğum iki yaşındaydı ve ben işteyken anneannesi bakıyordu. Sürekli mesaiye kaldığımdan dolayı çocuğumu haftada 2-3 gün ancak görüyordum. Sabah işe gittiğimde ve akşam saat 10.00 gibi eve geldiğimden dolayı hep uyurken görüyordum. Bir seferinde 36 saat çalıştığımda çocuğum anneme ‘Bu sefer annemi kesin mafyalar kaçırdı’ demiş.” Bir diğer işçi Şengül Günay ise yoğun çalışma sonucu bayılan işçilerin hastaneye götürüldüğünü, iğne yapıldıktan sonra tekrar çalıştırıldıklarını belirtiyor. İşte çalışırken evini su bastığı için izin isteyen Günay’a, ‘komşuların temizlesin’ denilerek izin verilmek istenmemiş. Sendikal örgütlenme yaptığı için işten atılan Trexta işçileri fabrika kapısı önünde ki direnişi devam ediyor.

dDSD·GD´%LOJLOHQGLUPHdDG×U×µ İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Çapa ve Cerrahpaşa Hastanelerinde 51 sağlık işçisi işten atıldı. Kitlesel işten atmaların ise Mart ayında olması bekleniyor. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Adalet ile görüşmesinde Mart ayı sonunda 400 kişi civarında işten çıkarma yaşanacağı beyan edilmişti. Taşeron İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nde örgütlü olan sağlık işçileri işten atmalara karşı Çapa’da “Bilgilendirme Çadırı” kurdu. “Bilgilendirme Çadırı” önünde öğlen saat 12.00'de yapılan basın açıklaması ile sağlık işçileri taleplerini dillendirdi ve eylem programlarını açıkladılar.

Eyleme Çapa Sağlık Meclisi‘nden doktorlar, asistanlar, sağlık işçileri ve öğrencilerde katılarak destek verdiler. Basın açıklaması öncesi söz alan taşeron sağlık işçisi 1998 yılından beri burada çalıştığını, işe başladıklarında öğrenci olanların asistan, profesör olduklarını, kendilerinin ise halen taşeron olarak çalıştıklarını belirterek “Adımız taşeron soyadımız köle oldu. Bizim talebimiz kadrolu güvenceli çalışmak” dedi. İTO Başkanı Prof. Dr. Taner Gören ise şöyle konuştu: “Sağlık Bakanlığı en çok taşeron çalıştıran bakanlık. Emeğimizin karşılığını alarak sağlıklı, nitelikli sağlık hizmeti üretmek istiyoruz. Fakat iyi bir sağlık hizmeti para kazanma hedefi ile olmaz. Bizim mücadelemiz eşit kaliteli

sağlık hizmeti sunma mücadelesidir.” SES üyesi Ersoy Adıgüzel ise taşeronlaştırmanın özelleştirme saldırı olduğunun altını çizerek eşit ulaşılabilir, niteliklii sağlık hakkı talebini dile getirdi. Yapılan konuşmaların ardından Güneş Cengiz‘in okuduğu basın açıklamasında şunlara yer verildi: “İşçilere kadro verilmesi gerekirken, KPSS puanına göre dışarıdan işçi alınıyor, kadro alması gereken işçiler parça parça işten atılıyor, 1212 taşeron sağlık çalışanının işine son verilmek isteniyor. Yönetimi yıllardır Çapa ve Cerrahpaşa’da çalışan, emek veren taşeron işçilerini yargı kararına rağmen işçten çıkarıyor ve yerine dışarıdan işçi alıyor. Çapa Sağlık Meclisi olarak birlikte kurduğumuz

“Bilgilendirme Çadırı”nda kamuoyunu bilgilendireceğiz.” “Bilgilendirme Çadırı” mesai saatleri süresince açık tutulacak ve saat 12.00 ve 13.00 arasında tüm işçiler burada bir araya gelecekler. Her pazartesi de geniş bilgilendirmeler yapılacak.


5

NƦNRJHQNXN

+H\7HNVWLOGLUHQLíLKHU\HUGH Hey Tekstil’de 420 işçinin işine son verilmesiyle 9 Şubat’ta fabrika önünde eylemde olan işçiler, 3 aylık maaşları ve tazminatları için fabrika önünde bekleyişe devam ediyor.

Aralarında emekliliğine 2 yıl kalanlar, 18-19 yıldır Hey Tekstil’de çalışanların yanı sıra genç kadın işçiler de vardı. Aynur Bektaş’ın adı her geçtiğinde öfkeyle konuşan işçiler özellikle TBMM tarafından verilen “Hizmet Ödülü”nün geri alınmasına yönelik sloganları coşkuyla attılar. Medyanın da hedeflendiği eylemi izleyen basın emekçileri kendileri yok sayılırken “ağaçta kalan kedi” haberlerine yer verilmesine tepkilerini dile getirdiler.

Hey Tekstil işçileri direnişlerinin 12. gününde sorunlarını duyurmak için AKP İstanbul il binası önünde eylem yaptı. İşçiler “Haklarımız Verilsin, Hizmet Ödülü Geri Alınsın”, “İşten Atmalar Yasaklansın”, Birleşe Bİrleşe Kazanacağız” “Hükümet uyuma, işçiye sahip çık”, “İş, ekmek, özgürlük” sloganlarıyla AKP İstanbul İl Başkanlığı önüne geldi. İşçiler adına konuşan Melek Sönmez, “Yıllardır, çalıştığımız fabrikada zor çalışma koşullarına, hakaretlere, aşağılamalara katlanan biz Hey Tekstil işçileri, sesimizi duyurmak için buradayız” dedi. Sönmez ayrıca şunlara değindi “Hey Tekstil fabrikasının sahibi olan Aynur Bektaş, İstanbul’da, Batman’da Çankırı’da, Nevşehir’de hükümetten teşvikler almış, TBMM’den üstün hizmet ödülü ve yılın girişimcisi ödülünü almıştır.” İşçi Meclisi: Merhaba kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Adım Fadime Erdoğan. Evliyim ve üç çocuğum var. 15 yıldır Hey Tekstil’de çalışıyordum. İlk önce Şirinevler’de, ’97’de işe başladım. 6 ay sonra oradan Beşyol’a taşındı. 13 yıl burada çalıştım ve son 1,5 yıldır da şimdi atıldığım bu yerdeydim. Kalite kontrolde çalıştım ve sonra değerlendirmeci olarak devam ettim. Direniş sürecini anlatır mısın? Nasıl oldu, nasıl gelişti? Birkaç hafta önce patron Aynur Bektaş’ın kocası olan ikinci patron Süreyya Bektaş toplantı yapmıştı bizimle. Maaşlarımızı alamıyorduk. Hakkınızı vereceğim dedi. Maaşlarımızı ve ayrıca bir de ikramiye verileceğini söyledi. Söz verdi yani… Sonra bir sabah işe geldiğimizde içeri alınmadık. İç güvenlik var, adamın adı Adilcan, patron her yetkiyi vermiş buna, bizi içeri almadı. Çıkışımızın verildiğini, işten çıkarıldığımızı söyledi. 420 kişiyi içeri almadılar. Personel müdürü çıkışımızın verildiğini, 17. maddeden doğan tüm haklarımızın verileceğini söyledi… Ama hiçbir hakkımızı vermediler. O günden bu yana buradayız, hakkımız için direniyoruz. Sorunlar ilk nasıl ve ne zaman baş gösterdi? Maaşlarımız verilmemeye başlandı, böyle başladı. Önceleri paramız verilirdi. Senede bir kere ikramiye de verilirdi. Senede iki kere çok düşük de olsa zam yapılırdı. Ama son dört yıldır aylıklarımız düzenli verilmiyor, zam yapılmıyor… Sorunu konuşmak istediğimizde patron gelmezdi, idare-

“Hey Tekstil’in Çankırı, Batman, Kastamonu ve Nevşehir’deki fabrikalarındaki işçilerle birlikte mücadele ederek haklarımızı alacağız. Emekten yana bütün kesimlere mücadelemize destek olmaya çağırıyoruz.” Hey Tekstil fabrikasından atılan işçiler İstanbul Valiliği önünde eylem yaptı. Işçiler Sirkeci’den Valiliğe kadar sloganlarla yürüdüler. Kadın işçilerin ciler gelir onlarla görüşürdük. Hiçbir sorunumuzu düzeltmediler… Fabrikanın bacasından duman yükseliyor. İçeride çalışanlar var mı? Makineler duruyor mu? İçeride hala 40 kadar kişi var. İdareciler ve bazı çalışanlar… Yani ortacılar, kalite kontrolcüler, kart basanlar, paketçiler vb…Mutfakta çalışıyorlar. Geceleri gündelikçiler geliyor olmalı. Biz sabahleyin işbaşı yaparken onlar giderlerdi, hala öyle çalışıyor olabilirler… Makinelerin çoğunu götürdüler. Bize yalan söylediler. Haczedilmemesi için başka yere götürüleceğini söylediler. İki kamyona yüklettiler, yine bize yüklettiler ve götürdüler… Şimdi öğreniyoruz ki genel müdür Alikemal adına atölye açılmış, böyle bir oyun çevirdiler. Gündelikçileri çalıştırma işi onun sorumluluğundaydı. Ücretlerinizin ödenmemesi ve sonra da hiçbir hakkınız verilmeden işten atılmanız siz işçileri nasıl etkiledi, sonuçları ne oldu? Çok ağır sonuçları oldu! Aylarca ihtiyaçlarımızı hep yarım yamalak karşılamak zorunda kaldık. Aile ilişkileri bozulan arkadaşlarımız oldu. Boşananlar var, evi terk edip giden eşler var. Aileler parçalandı yani. Ekonomik sıkıntıların sonuçları ağır oldu yani. Benim eşim kısa süre önce inşaatta çalışırken düştü, bacağından sakatlandı. Çalışamıyor. Bankadan kredi çekip ev aldık, ilk taksidini ödeyebilmiştik. İkimiz de işsiz kaldık sonuçta… Fadime Abla, sen işçi bir kadınsın, patron Aynur Bektaş da bir kadın, ne hissediyorsun ve direnişten

katılım ve coşkularıyla öne çıktıkları eylemde “Haklarımız verilsin hizmet ödülü geri alınsın” pankartı açıldı. İşçiler “İşten atılmalar yasaklansın”, “Kadınlar burada Aynur Bektaş nerede”, “Sadaka değil hakkımızı istiyoruz”, “Gece gündüz çalıştık sokaklara atıldık”, “Direne direne kazacağız”, “Birleşe birleşe gerekirse meclise”, “İş, ekmek, özgürlük” slogan ve dövizleri ile yürüdüler. İşçiler “Hükümet uyuma işçilere sahip çık” sloganını da sık sık attılar. beklentin nedir? Biz çalıştık o sırtımızdan yükseldi. Çok hakkımızı yediler. Krizi fırsata çevirdiler, hakkımızı yiyerek yükseldi. Allah var, 15 yıllık işçiyim daha 1000 liranın üzerinde para almışlığımız yok. 15 yıl ben buraya emek verdim. Geceledik, üst üste 2 gün sabahlamışlığımız çoktur. Çocuklarımla ilgilenemiyordum. Üçüncüsü, küçük ğ okula başlamadan ben çalışmaoğlan

Valilik önündeki sınırlanmış alanda önlerinde az sayıda polisin barikat kurduğu Hey Tekstil işçileri İstanbul Valisi ile görüşme başvurusu öncesinde basın açıklaması yaptı. Eylemde kadın işçilerin ağırlığı kendisini basın açıklamasının Melek Sönmez tarafından okunması ile de gösterdi. Yapılan basın açıklamasında Aynur Bektaş’ın işçi düşmanı kimliği protesto edildi ve İstanbul, Batman, Çankırı ve Nevşehir’deki işyerlerinde de işten çıkarmaların yaşandığı belirtildi. Güvencesiz, taşeron çalışma, kıdem tazminatının kaldırılması gibi saldırılara da değinilen basın açıklaması, sık sık sloganlarla kesildi. Melek Sönmez, hükümetin kadın istihdamını desteklediği sözlerinin kadınların işten atılmasıyla yalanlandığını söyledi. ya başladım. Bir elim sakat (Fadime Erdoğan’ın elinin biri küçükken kaynar su dökülmesi sonucu sakat kalmış, sadece baş parmağı sağlam), bu halimle ben 15 yıl emek verdim ama karşılığını alamadım. Aynur Bektaş ise büyüttükçe büyüttü zenginliğini… Krizi fırsat bilip küçülüyoruz deyip bizi kapı dışarı etti. Beklentim; tüm haklarımın, alacaklarımın hemen verilmesidir…

Siz neler düşünüyorsunuz, tanıyalım sizi? Ben Nejla Doğan. 2000 yılından bu yana, 12 yıldır Hey Tekstil’de çalışıyordum. 3-4 aylık ücretimiz var içerde. Cebimde 1 liram yok. Bu nedenle işten atıldığımız ilk gün mecburen yürüyerek eve gittim. Buraya çok şeyimizi verdik. Ya burada bize yapılanları anlatamıyoruz bile. Biraz anlatır mısınız? Burada namaz kılmamıza bile izin verilmezdi. İç güvenlik Adilcan her şeyimizi kontrol ederdi. Tuvaletin kapısında bekliyor, ağza alınmayacak laflar ediyordu. Tuvalet için dakika tutuluyordu. Hakaret, tehdit ve baskı altında tutuluyorduk. Düşünebiliyormusunuz ibadetimize bile karışılıyordu. Sabah saat yedi buçukta işbaşı yapıyorduk. Gece 11’lere,12’lere kadar çalıştığımız oluyordu. Sabahlamalarımız da az değildi. Tatilimiz yoktu resmen. Bu nedenle hiçbir sosyal hayatımız olmadı. Yıllarımız buraya çalışmakla geçti. Ben tek çalışandım. Eve bakıyordum. Kardeşimi okutuyordum. Krediyle babamın ssk’sını yatırdık. İhtiyaçlarımızı daima kısıtladık… Zamanında bildirim yapılmadığından işsizlik maaşı da alamadım. Biraz iç organizasyonunuzdan bahseder misin, nasıl hareket ediyorsunuz? Toplanıyoruz, beş kişilik bir direniş komitemiz var. Üçü kadın ve ikisi erkek… Biz 3-4 yıl önce böyle birlik olabilseydik durumumuz böyle olmazdı… Nejla, sen işçi bir kadınsın, patron Aynur Bektaş da bir kadın, ne hissediyorsun ve direnişten beklentin nedir? Bence o bir kadın değil! Gerçekten bir kadın olsaydı, bir anne olsaydı bize böyle bir şeyi reva görmezdi. Aynur Bektaş’ı topu topu beş kere görmüşlüğüm yoktur. Ne zaman görüyordum, yükleme zamanında, fırça zamanında, bağırıp-çağırdığı zamanlarda… Ama boşuna kaçıyor bizden. Gerekirse gece çalışıp gündüz burada bekleyeceğim. Kararlıyız..


6

NƌNRJHQNXN

.RUNPX\RUX]VXVPX\RUX] WHVOLPROPX\RUX] KESK “Korkmuyoruz, susmuyoruz, teslim olmuyoruzâ€? mitingini KadÄąkĂśy’de gerçekleĹ&#x;tirdi. Sendikalar Ăźzerinde artan baskÄą ve tutuklamalara karĹ&#x;Äą bir ses niteliÄ&#x;inde olan mitingde baskÄąlara karĹ&#x;Äą mĂźcadele edileceÄ&#x;i vurgusu yapÄąldÄą.

KESK dÄąĹ&#x;Äąnda TĂźrk Ä°Ĺ&#x; Ä°stanbul Ĺžubeler Platformu, DÄ°SK Merkez BĂślge, TTB, TKP, HDK, EHP, Ă–DP, Halkevleri ve devrimci kurumlar da eyleme katÄąlarak KESK’e destek verdiler. Eylemde Devrimci Proletarya imzalÄą 8 Mart emekçi kadÄąnlar gĂźnĂźne dair çaÄ&#x;rÄą bildirisi daÄ&#x;ÄątÄąldÄą. Mitinge anlamlÄą katÄąlÄąmlar ise iĹ&#x;ten çĹkarÄąlan Hey Tekstil iĹ&#x;çileri ve Maltepe Belediyesi’nde iĹ&#x;ten atÄąlan taĹ&#x;eron iĹ&#x;çilerdi. DireniĹ&#x;te olan iĹ&#x;çiler mitinge katÄąlarak seslerini buradan da duyurmaya çalÄąĹ&#x;tÄąlar. TĂźm kurumlarÄąn miting alanÄąna

Adana’da bir sĂźredir BĂźyĂźkĹ&#x;ehir Belediyesi zabÄątalarÄąnÄąn baskÄąlarÄąna karĹ&#x;Äą direnen seyyar satÄącÄą ve iĹ&#x;portacÄąlar dĂźn Ä°nĂśnĂź ParkÄą'nda toplanarak BĂźyĂźkĹ&#x;ehir Belediyesi’ne doÄ&#x;ru yĂźrĂźyĂźĹ&#x;e geçti. “Ekmek davasÄąâ€? sloganÄąyla baĹ&#x;layan yĂźrĂźyĂźĹ&#x;te BĂźyĂźkĹ&#x;ehir Belediyesi ĂśnĂźnde basÄąn açĹklamasÄą yapÄąldÄą. Ä°nĂśnĂź ParkÄą'nda kendilerine yer verilmesini isteyen iĹ&#x;portacÄąlar eylemdeyken zabÄątalarÄąn tezgah topladÄąÄ&#x;Äą haberi geldi. Fakat duyarsÄąz kalan kitle boĹ&#x; vaatlerle daÄ&#x;ÄąldÄą. DaÄ&#x;Äąlma sÄąrasÄąnda kitle içinde tartÄąĹ&#x;malar oldu. KalabalÄąk Ä°nĂśnĂź Caddesi'ne gelince zabÄątlarla çatÄąĹ&#x;Äąp kovaladÄą. Arabalar taĹ&#x;landÄą. YaklaĹ&#x;Äąk 150 metre kovalanan zabÄątalar polis tarafÄąndan kurtarÄąldÄą. ZabÄąta ve iĹ&#x;portacÄąlarÄąn yaralandÄąÄ&#x;Äą olayda 2 iĹ&#x;portacÄą gĂśzaltÄąna alÄąndÄą.

Miting için buluĹ&#x;ma noktasÄą Et BalÄąk Kurumu’nun ĂśnĂźydĂź. Eyleme eÄ&#x;itim iĹ&#x;çilerinin katÄąlÄąmÄą nispeten yĂźksek olurken EÄ&#x;itim-Sen Ä°stanbul Ĺ&#x;ubelerinin yanÄą sÄąra Bursa, TekirdaÄ&#x; gibi bĂślge illerden de EÄ&#x;itim Sen’liler pankartlarÄą ile katÄąlmÄąĹ&#x;lardÄą. KESK sendikalarÄąndan SES, YapÄą Yol-Sen, TarÄąm Orkam-Sen, TĂźm Bel-Sen de eylemde pankartlarÄą ile yer aldÄąlar.

$GDQD¡GDVH\\DU VDW×F×YHLßSRUWDF×ODU×Q ´HNPHNGDYDV×¾

girmesinin ardÄąndan kĂźrsĂźden konuĹ&#x;malar baĹ&#x;ladÄą. KĂźrsĂźde DÄ°SK ve TTB adÄąna yapÄąlan konuĹ&#x;malar ardÄąndan sĂśzĂź direniĹ&#x;teki iĹ&#x;çiler aldÄą. Ä°lk olarak Hey Tekstil iĹ&#x;çisi Melek SĂśnmez sĂśz aldÄą. SĂśnmez patronlarÄą Aynur BektaĹ&#x;’Ĺn TBMM hizmet ĂśdĂźllĂź olduÄ&#x;unu belirterek konuyla ilgili yardÄąm istedikleri valilik ve hĂźkĂźmetin bu saldÄąrÄąya karĹ&#x;Äą sessiz kaldÄąÄ&#x;ÄąnÄą belirtti. Maltepe Belediyesi taĹ&#x;eron iĹ&#x;çisi Ä°lhan YÄąldÄąrÄąm, taĹ&#x;eron sisteminin gĂźnĂźmĂźzĂźn modern barbarlÄąÄ&#x;Äą olduÄ&#x;unu belirtti. GeçmiĹ&#x;te kĂślelerin bile kimi haklarÄą olduÄ&#x;una dikkat çeken YÄąldÄąrÄąm, taĹ&#x;eron iĹ&#x;çilerin ise hiçbir hakkÄąnÄąn olmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą sĂśyledi. KĂźrsĂźde en son KESK Genel BaĹ&#x;kanÄą Lami Ă–zgen sĂśz aldÄą. Ă–zgen konuĹ&#x;masÄąna, 15’i kadÄąn toplam

40 Ăźye ve yĂśneticilerinin tutuklu olduÄ&#x;unu, aralarÄąnda kendisinin de bulunduÄ&#x;u 25 sendika yĂśneticisinin de 6 yÄąl hapis cezasÄą aldÄąÄ&#x;ÄąnÄą hatÄąrlatarak baĹ&#x;ladÄą. Ă–zgen, KESK’in sendikal mĂźcadelenin, demokrasi ve ĂśzgĂźrlĂźk mĂźcadelesinin parçasÄą olduÄ&#x;unu belirterek â€œĂœzerimizde yarattÄąklarÄą baskÄąlarla bizi sindireceklerini sananlar, sendikal haklar kapsamÄąnda yaptÄąÄ&#x;ÄąmÄąz faaliyetleri sorgulamakla suç iĹ&#x;liyorsunuz. Utanç verici sorgulamalarla Ăźyelerimizi cezaevine gĂśndermekle suç iĹ&#x;liyorsunuzâ€? dedi. Lami Ă–zgen’in konuĹ&#x;masÄąndan sonra kĂźrsĂźye Burhan Berken çĹktÄą. YaklaĹ&#x;Äąk ßç bin emekçinin katÄąldÄąÄ&#x;Äą miting, Burhan Berken’in sunduÄ&#x;u dinletinin ve çekilen halaylarÄąn ardÄąndan sona erdi.

267Ăş0GDYDVĂ—QGDLSHXQVHULOL\RU Ostim-Ä°vedik davasÄąnÄąn Ankara 11. AÄ&#x;Äąr Ceza Mahkemesi’nde gĂśrĂźlen 5.duruĹ&#x;masÄąnda yaĹ&#x;ananlar Ăśncekilerden farksÄązdÄą. SanÄąk ve tanÄąklar suçu birbirlerine atmaktan ileri gitmiyor. BugĂźn gelinen aĹ&#x;amada kimse sorumluluÄ&#x;u Ăźzerine almÄąyor. DuruĹ&#x;mada dinlenen tanÄąk Ercan Ĺžahin, sĂśz konusu Ĺ&#x;irketin lisansÄą olmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą ve bunun kendisine sĂśylenmeyip internetten ĂśÄ&#x;rendiÄ&#x;ini, bunu belirttiÄ&#x;inde ise tutuklu sanÄąklardan Ali BayÄąndÄąr’Ĺn lisansÄąn bir ay içinde onaylanacaÄ&#x;ÄąnÄą belirttiÄ&#x;ini sĂśyledi. BayÄąndÄąr ise kendisinin orada patronun isteÄ&#x;i Ăźzerine konumlandÄąÄ&#x;ÄąnÄą, gaz dolumu ve satÄąĹ&#x;Äąna dair bir bilgisinin olmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą, formalite icabÄą mĂźdĂźrlĂźk yaptÄąÄ&#x;ÄąnÄą ve tahliyesini istediÄ&#x;ini belirtti.DiÄ&#x;er tutuklu sanÄąk HĂźseyin Erdem resmi kayÄątlarda tĂźp dolumu ve satÄąĹ&#x;Äą ile bir sorumluluÄ&#x;unun olmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą ve tahliyesini talep etti. Aileler adÄąna sĂśz alan avukat Murat Kemal GĂźndĂźz, patlamalarÄąn mey-

dana gelmesinde tutuklu ve tutuksuz sanÄąklarÄąn sorumluluklarÄąnÄąn bulunduÄ&#x;unu, ancak sanÄąklara ek olarak birçok kamu kurumu ile OSTÄ°M ve Ä°vedik Organize Sanayi BĂślgelerinin yĂśnetimlerinin de ihmali olduÄ&#x;unu savundu. Patlamalardan birinin meydana geldiÄ&#x;i Ersoy Gaz’Ĺn sahibi sanÄąk KasÄąm Ersoy’un, Sincan’da gaz ticareti yapan diÄ&#x;er bir firmasÄą bulunduÄ&#x;unu belirten GĂźndĂźz, Sincan’daki firmanÄąn, EPDK’ya AralÄąk 2010'da CNG iletim ve daÄ&#x;ÄątÄąm lisansÄą için baĹ&#x;vurduÄ&#x;unu bildirdi. GĂźndĂźz, patlamadan 5 gĂźn sonra firma baĹ&#x;vurusuna onay verildiÄ&#x;ini, emniyetin bildirmesi Ăźzerine ise Nisan ayÄąnda baĹ&#x;vurunun iptal edildiÄ&#x;ini sĂśyledi. KanÄątlar, lisans baĹ&#x;vurusunun patlamadan sonra yapÄąldÄąÄ&#x;ÄąnÄą ama aynÄą gĂźn bu baĹ&#x;vuru talebi geri çekildiÄ&#x;ini gĂśsteriyor. Patlama yaĹ&#x;anan iĹ&#x;yerinde, uygun olmadÄąÄ&#x;Äą halde 156 tĂźpe doÄ&#x;al gaz dolumu yapÄąldÄąÄ&#x;Äą da ortaya çĹktÄą.

Mahkeme, Ä°TĂœâ€™den bilirkiĹ&#x;i raporu istenmesine, sunulan dilekçelerin gĂśzden geçirilmesine ve tutuklularÄąn tutukluluk hallerinin devamÄąna karar vererek duruĹ&#x;mayÄą 13 Nisan 2012'ye erteledi. DuruĹ&#x;ma sonrasÄąnda aileler adÄąna basÄąn açĹklamasÄą yapÄąldÄą. Patlamada kardeĹ&#x;ini kaybeden Sibel Kavak, Ĺ&#x;unlarÄą sĂśyledi: “DuruĹ&#x;mada yaĹ&#x;adÄąklarÄąmÄąz, duyduklarÄąmÄąz ve gĂśrdĂźklerimiz, acÄąmÄązÄą daha da derinleĹ&#x;tirdi. Yetkili kurumlarÄąn denetimsizliÄ&#x;i iĹ&#x;verenlerin ucuz iĹ&#x;-iĹ&#x;çi gĂźvenliÄ&#x;ini hiçe saymalarÄą her sanÄąk ve tanÄąk ifadesinde tekrar tekrar anlatÄąlmÄąĹ&#x; oldu. Bizler, OSTÄ°M’de, Ä°vedik’te canlarÄąnÄą, sevdiklerini kaybetmiĹ&#x; kiĹ&#x;iler olarak baĹ&#x;ka canlarÄąn yanmamasÄąnÄą, baĹ&#x;ka anne ve babalarÄąn aÄ&#x;lamamasÄąnÄą istiyoruz. Bir araya gelerek, bu memleketin geleceÄ&#x;i için, iĹ&#x;çi gĂźvenliÄ&#x;i için, saÄ&#x;lÄąklÄą yaĹ&#x;am koĹ&#x;ullarÄą için, kanun dÄąĹ&#x;Äą çalÄąĹ&#x;ma koĹ&#x;ullarÄąnÄą sona erdirmek için davalarÄąmÄązÄąn takipçisi olacaÄ&#x;Äąz. Memleketimiz

insanÄąnÄąn bĂźtĂźn bu sorumsuzluÄ&#x;a ve sonuçlarÄąna layÄąk olmadÄąÄ&#x;Äąna inanÄąyoruz. DavamÄązÄąn bu Ăźlkede yaĹ&#x;ayan herkesin davasÄą olduÄ&#x;unu haykÄąrmak istiyoruz! ‘BÄ°R DAHA OSTÄ°MLER VE Ä°VEDÄ°KLER OLMASIN’ diyoruz. Bizler hayatta birer oyuncak, denek deÄ&#x;iliz. Emek gĂźcĂźmĂźzĂź kiralÄąyor, bunun için hiçe sayÄąlÄąyoruz. BugĂźn bizi hiçe sayan burjuvazi ve yandaĹ&#x;larÄą ĂślĂźlerimizin arkasÄąndan hala onlarÄą, bizleri, iĹ&#x;çileri suçlamakta kÄąllarÄą bile kÄąpÄąrdamÄąyor. Gelinen noktada gĂśrĂźyoruz ki hep aynÄą senaryolar oynanÄąyor, izleniyor. KiĹ&#x;iler mekânlar farklÄą olsa da sonuç aynÄą. SERMAYE BĂœYĂœYOR İŞÇİLER Ă–LĂœYOR ARTIK YETER!â€?


7

NƦNRJHQNXN

2VWLPñíÁL6DðOÜðÜ 0HFOLVL QGHQEDVÜQDÁÜNODPDVÜ OSTİM-İvedik patlamalarınn yıldönümünde Ostim İşçi Sağlığı Meclisi tarafından Ostim metro çıkışında bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Ostim’de çalışan bir işçi yaptığı konuşmada “Patlamanın olduğu 3 Şubat’ta işçiler-emekçiler alanlarda torba yasaya karşı mücadele ederken Ostim ve İvedik’te patlamalar gerçekleşti ve 20 sınıf kardeşimizi kaybettik. Patlamalardan sonra patronlar çıkıp işçilerin hatalı olduğunu, işçinin suçlu olduğunu, eğitimsiz olduğunu söylediler. Göstermelik eğitimlerle suçu işçilerin üzerine atmak istediler. Ama biz biliyoruz ki alınması gereken en basit önlemler alınmadı. Çünkü patronların kasasından, sermayesinden eksilecekti” dedi. Okunan basın metninde şunlar yer aldı: “Unutmuyoruz! Ne patronların büyümesi için daha fazla sömürüldüğümüz gerçeğini, ne de bunun bile yetmeyip alınabilecek ufak tefek önlemlerin daha fazla kar uğruna alınmayıp, patronların karı için öldüğümüz gerçeğini. Artık ölmek istemiyoruz dediğimiz günden beri onar onar ölmeye devam ediyoruz. Siz hiç iş kazasında ölen patron gördünüz mü? Göremezsiniz de. Siz hiç elini prese kaptıran bir patron gördünüz mü? Göremezsiniz de. Hangi sınıfın bir parçasıysan, o sınıfın kaderi seni bekliyor. Parayla ölçülmezken bi patronun ölümü, bizim ölümlerimiz 40–50 milyar paraya tahvil ediliyor. Artık dur demenin vakti gelmedi mi? Büyük işadamlarının isimleriyle dolu OSTİM sokakları. Artık OSTİM işçisinin kendi ismini sokaklara verme zamanı gelmedi mi? Bu sınırsız serveti canıyla kanıyla yaratan OSTİM işçisi ciğerlerini koyuyor ortaya, ağır ağır ölen işçilerin sırtında büyüyor

şu finans merkezi. Öldük 20 kişi. Koskoca bir yıl geçti aradan ve aynı koşullarda, kelle koltukta çalışıyoruz OSTİM’deki 100 bin işçi. Anladık ki bir yılın ardından, hiç kimse sahip çıkmaz, 100 bin işçi sahip çıkmıyorsa sınıf kardeşlerine. Bugün patlamanın olduğu yere karanfil bırakacağını duyurdu patlamada eşini, babasını kız kardeşini kaybeden işçi yakınları işçiler. OSTİM, İvedik güvenliğini karşılarında buldular bu çalışmayı yaparken. Burası bizim diyordu güvenlikler, burası patronların. Siz ölürsünüz ve anılmanıza bile izin vermeyiz demeye getiriyorlardı. Ölmek kabahat haline gelmiş OSTİM’de bilmiyorduk. Ölürsek bile sessizce ölmemiz gerekiyormuş anladık. Patlamanın ardından eğitimler verildi çalıştığımız atölyelerde. İşçi hatalı işçi eğitimsiz, işçi suçlu zaten o yüzden ölüyor işçiler demeye getiriyorlardı bu eğitim çalışmalarında. Artık dur demeliyiz bu onursuzluğa. Daha fazla kar için öldüğümüzü bildiğimiz gibi bilmeliyiz bunun iş kazası değil cinayet olduğunu da. Bugüne kadar sadece içimizde yaşattık kelle koltukta çalıştığımızı. Aklımıza bile getirmemeye çalıştık ölen işçi kardeşlerimizin adlarını. Tersanede gün aşırı ölen işçi kardeşlerimiz gelsin aklımıza. Unutursak hatırlıyor her seferinde ölümün soğuk yüzünü. Bu

sene 3 binden fazla işçi sadece işyerindeki iş cinayetlerinde kaybettik hayatımızı. Çok daha fazlamız ise yok saydıkları, sınırlarını git gide daralttıkları meslek hastalıklarıyla can verdik. Tekrardan yaşamamak için ne yaşadığımızı, ne kimin için öldüğümüzü, ne de niçin öldüğümüzü unutmalıyız. OSTİM’in en merkezi yerine ölen işçiler anıtını yapabilmeli, yaptırabilmeliyiz. OSTİM’in sokaklarına ölen işçi kardeşlerimizin ismini verdirtebilmeliyiz. Bunu yapmalıyız ki unutmayalım bir daha yaşamamak için aynı yok oluşu. Bunu yapmalıyız ki tekrardan doğrulabilelim, çalıştığımız yok edici koşulları değiştirebilmek için. Unutmuyoruz, unutturmuyoruz!" Açıklamadan sonra söz alan bir OSTİM işçisi şunları söyledi: “OSTİM ve İvedik kaçak işyerleriyle dolu. Kayıtlı olanlarda dahi binlercemiz sigortasız, kayıt dışı, kaçak çalıştırılıyoruz. Buna rağmen bunca kayıt dışı ruhsatsız işyerlerine hesap sormayan OSTİM yönetimi ve onun güvenliği patlamada ölen işçilerin yakınlarını ve OSTİM işçilerini darp ederek neyin güvenliğini, kimin güvenliğini sağladığını anlatmış oldular. Bu saldırıyı gerçekleştiren özel güvenlikleri tanıyoruz biliyoruz, bu saldırının hesabını soracağız.”

Ne kadar işçi cesedi, o kadar… Madenci katliamının sorumlusuna terfi! 17 Mayıs 2010’da Karadon’da 30 maden işçisinin grizu patlamasıyla ölmesinden sorumlu olan TTK Karadon Müessese Müdürü İsmail Güner, TTK Genel Müdür Yardımcılığı’na atandı! İsmail Güner, madenci katliamı sonrasında, bilirkişi raporlarıyla da kusurlu ve sorumlu bulunmuş; bilinçli olarak ölüme neden olma suçlamasıyla mahkemeye verilmişti; dava hala sürüyor.

2VWLPúYHGLN $UW×N|OPHNLVWHPL\RUX] 05 Şubat’ta, Ostim İşçi Sağlığı Meclisi tarafından hazırlanan ve Ankara EMO’da yapılan, Ostim-İvedik patlamalarının 1.yıl anma etkinliği, Ostim işçilerinin ağırlıklı katılımı ile gerçekleşti. Etkinlik, geçen yıl patlamaların olduğu sıralarda, bir Ostim işçisinin kendi imkânlarıyla görüntülediklerinden hazırlanan bir belgesel ile başladı. Belgesel, Organize Sanayi bölgesi Başkanı’nın yaptığı pervasız açıklamalardan, ATO başkanının tutarsız açıklamalarına, yakınlarını umutsuzca bekleyen ve bir haber almak için polisle münakaşa eden işçi aileleri ile yapılan röportajlara kadar uzanan geniş bir yelpazeyi içeren görüntülerden oluşuyordu. Dikkat çeken ise yetkililerin birbirinden tutarsız, patlama sorumluluğunu üstlerinden atan açıklamaları ve işçi ailelerinin, patlamayı nerdeyse öngören, fakat bir o kadar da çaresiz bekleyişleri idi. Belgesel sonrasında, Ostim işçisi bir arkadaş bir şiir okuyarak, başka bir Ostim işçisi Abdullah Oral’ı sahneye davet etti. Kendi yazdığı şiirleri salondakilerle paylaşan Abdullah Oral’ın kendi yaşadığı ve etki bırakan şiirinden kısa bir alıntı: Ücretli Köle Ayın kaçı diye sormayın bana Yetmiş ikinci gün yine maaş yok Geceler uyutmaz dön yana yana Sabaha tadımlık bir tas aşım yok Yoksulu görür mü patronun gözü Tükürsen kızarmaz keçedir yüzü Yıllardır suskunluk kul etti bizi Şimdi ağarmadık tek bir dişim yok İşçiyim pul dahi etmiyor sözüm Bilirim yakarmak değildir çözüm Kanaya kanaya kurudu gözüm Vursalar boynumu damla yaşım yok Vurma dedim soysuz ağrıma vurma Henüz tomurcukta dalımı kırma Vurguni boş yere dövünüp durma Sınıf savaşından başka çözüm yok! Etkinlik, Makina Mühendisleri odasından, H. Can Doğan’ın sunumu ile devam etti. Doğan, teknik açıklamaları ile birlikte, Ostim’de meydana gelen patlamaların iş kazası değil, öngörülebildiği ve engellenebileceği gerçekliğini vurgulayarak bir cinayet olduğunu, yaşadığımız coğrafyada duyduklarımızın 4–5 katı kadar iş cinayetinin meydana geldiğini, verileriyle birlikte vurguladı. TTB üyesi Nadir hoca’nın; işçi sağlığı için verilmesi gereken mücadelede, 19 adet talebini izleyenlerle paylaşması ve geliştirilmek üzere tartışmaya açması ise, salonda bulunan bütün işçiler tarafından heyecanla izlendi. Önümüzdeki süreçte, bu taleplerin madde madde irdelenmesi üzerinden karşılıklı bir program oluşturulması yönünde ortak karar alındı. Hiç mola talebi olmadan devam eden etkinlik, düzenleyici Ostim işçisi arkadaşların mesai saatlerinin yaklaşmasından kaynaklı tamamlandı.


8

NƦNRJHQNXN

0ÖFDGHOH\DNODíÜPÜPÜ]QHROPDOÜ" Sosyalist devrim ve sosyalist devrimci işçi konseyleri demokrasisi, üretim ve egemenlik ilişkilerini, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel her alanda ve bir bütün olarak kökten değiştirir; her birine içerili olan ve her biri tarafından yeniden üretilen, derin bir tarihselliğe sahip olan ve günümüzde en üst dengesizlik ve çelişki düzeyine çıkan kadın-erkek ilişkisini de kökten değiştirerek, sınıfsal-toplumsal-cinsel kurtuluşu iç içe geliştirerek kadının özgürleşmesinin yolunu açacaktır.

E

zilen cins sorunu, sınıflı toplumlarda erkeğin kadın üzerindeki, özel mülkiyete, erkek soyuna dayalı ilişkilere, cinsler arasındaki işbölümüne ve onun kurumlaşmış biçimi olarak aile kurumuna dayanan egemenlik ve sömürüsünün kaldırılması sorunudur. Kadının ataerkil kültür ve ilişkiler kadar kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerinden, burjuvaziden olduğu kadar evdeki burjuvadan, cinsiyete dayalı toplumsal işbölümünden ve kapitalizmin hücre yapısı aile kurumundan kurtulması, onun özgürleşme koşuludur. Kadın sorununun çözümünün en yalın ifadesi; kadının kurtuluşu ve işçi sınıfının kurtuluşu, özgür bireylerden ve birlikteliklerden oluşan komünist toplum’dur. Sosyalist devrimimiz, bir bütün olarak kadın cinsinin prangalarından kurtulmasını, onlara erkeklerle biçimsel hak eşitliğini bile ücretli kölelik sisteminin bekası için tanıyan, cinsler arasındaki işbölümünün en geri formlarını giderirken yeni bir temelden incelterek derinleştiren, buna karşılık çifte köleliği ve kendi elleriyle çözdüğü aileyi kutsamaya devam eden kapitalizmin aksine, kadınların toplumun onurlu ve eşit üyeleri haline gelmelerini, devrim ordusunun sadece “yarısı” değil, öncü bir gücü olarak gelişmelerini birincil görevlerinden biri olarak belirlemektedir. Bu, toplumun komünizme yürüyüşünün asli bir unsurudur. Alt ve üst evreleriyle komünizm, kadına taşınan bugünkü liberal özgürlük düşlerinin çok çok ötesinde, kadını ezen ve sömüren sınıflı toplum yapısının atomlarına dek gerçek bir yadsınması, süreklileşmiş infilakı ile bir “kadın toplumu”dur! Erkeği efendi kadını köle yapan, emekgücü-emekgücünün yeniden üretimi, özel yaşam-kamu yaşamı, ve cinslere dayalı işbölümü ayrımları, ekonomik, teknolojik, toplumsal, kültürel koşulları geliştirilmiş olarak sosyalizmde tümüyle tarihe gömülür. Kadın artık ne mutfaktan, temizlikten, ne erkeğin, çocuğun bakımından sorumludur. Kadının bu işlerdeki özgül emeği, tamamının üst düzeyde toplumsallaştırılmasıyla hızla gereksizleştirilir. Komünizmde, kadını, erkeği, çocuğu birbirine bağımlı ve köle kılan kapitalist üretim ilişkilerinin en hücresel şirketi, kurumu olan aileye yer yoktur. Kadın sorunu aile sorunuyla iç içedir ve kadının kurtuluşu için ailenin ortadan kalkması zorunludur. Bununla birlikte çekirdek aile, kapitalizmin ulusla birlikte ve ulustan da önemli temel kurumu olagelmiştir. Ailenin varlığı ve aile içi işbölümünün sürdürülmesi, miras devri, emek-

temeli oluşturur. Cinsiyet ayrım ve ayrıcalığını, aile kurumu ve işbölümü ile birlikte ortadan kaldıracak özgül politikalar geliştirilir ve tüm politika ve uygulamalarda kadınlarının çok yönlü gelişim ve özgürleşmesini ilerletecek yönler gözetilir. Komünizmi içerimine alarak gelişen sosyalist inşa sürecinde kadınlar için de her faaliyet ve ilişki, bir zorunluluk olmaktan çıkar, kendini çok yönlü geliştirme gereksinmesi temelinde özgür ve bilinçli karar ve eylemlere dönüşür.

gücünün yeniden üretimi süreçleri de içerisinde olmak üzere sistemin ekonomik, toplumsal, kültürel yeniden üretiminin gerçekleştirilmesi olmuştur. Aile; 1) Genel olarak üretim koşullarının ve kadının üretim sürecindeki yer alışının değişmesiyle, 2) Gelişen üretim koşullarının, üretim ve tüketim araçlarının ev içi işbölümünü değiştirmesiyle, 3) Meta ilişkilerinin çekirdek ailenin duvarlarını da yıkmasıyla, 4) Neoliberal birey gelişimiyle hızlı bir çözülme, bozulum, karmaşa içerisinde çürüyüp dağılmakta, bir yandan da ikiyüzlülükle korunmaya, sürdürülmeye çalışılmaktadır. Komünistlerin çözülen ve çökmekte olan aileyi geri getirmek diye bir sorunları olmadığı gibi bu yönlü her çabayı -ister geleneksel, ister küçük burjuva demokratizm biçimiyle aileyi koruma, sürdürme ve idealize etmeyi- nafile ve gerici bir çaba olarak görür. Kadının olduğu gibi, erkeğin de, çocuğun da kurtuluşu, özgürleşmesi ve gelişimi ailenin sürmesinde değil, ortadan kalkmasındadır. Komünistler, aileyi tüm ilişki biçimleri ve kalıntılarıyla ortadan kaldırmak, toplumsal yaşam ve ilişkilerden kazımak için bilinçli olarak savaşacaklardır. Kapitalist ülkelerde anne ve çocuğu koruyan sınıfsal-sosyal-hukuksal kazanımlar dahi işçi kadınlar için çekim oluştururken, sosyalizm kadına ve çocuğa bundan çok daha ötesini gösterir. Çocuğa ailenin sınırlı ufkunun, burjuva ölçü, değer ve ilişkilerinin, dinin ve gerici kültürün zerkedildiği, kişilik gelişiminin geri bir toplumsallık ile daha baştan sakatlandığı ailenin yerini sosyalizmde çok yönlü toplumsal eğitim ve çok yönlü fiziksel kültürel gelişim alacaktır. 6 saatten fazla çalışmanın yasaklanmasıyla erkek ve kadının enerjisinin tüketilip birbirlerine yabancılaşmaları son bulacak, temel gereksinimleri toplum tarafından

karşılanan çocuk, anne ve babasıyla yalnızca sevgiyi ve yaşama dair deneyimlerini paylaşacaktır. Yaşlıların bakımı tam toplumsal güvence altında olacaktır. Çocuk bakımı, mutfak ve temizlik işlerinin, kapitalizmde gelişen hazır bebek bakım ürünleri, hazır ve organik gıda, elektronik mutfak ve ev aletleriyle artıdeğere dayalı meta toplumsallaşma biçimleri kaldırılacak, bu ürünlerin en gelişkinlerinin üretim ve dağılımıyla birlikte, meta karakterinin de hızla sınırlandırılıp ortadan kaldırılması ve bu yönlü ihtiyaçların artan ölçüde karşılanmasıyla kadını eve-mutfağa bağlayan, köleleştiren ve körelten bu işlerden tam kurtuluşu sağlanacaktır. Kapitalizmde ev ve bakım işlerinin hafiflemesi ve kadının bunlardan görece serbestleşmesi, daha yoğun olarak ücretli köleliğe, uzayan kapitalist sömürü saatlerine çekilebilmesi içindir, kaldı ki kadın ev işlerini de böylelikle yapmaya devam eder! Sosyalist toplumda ise, çalışma saatleri kısaldığı, çalışma ve sağlık koşulları hızla iyileştiği gibi, kadın ev işlerinden de tamamen özgürleşir. Mutfağa ve eve bağlı olmaktan kurtulur. Genişleyip özgürleşen zamanını kendini çok yönlü geliştirmede istediği gibi kullanabilir. Kısalan çalışma zamanında, kapitalizmde adına yapışmış “kadın işleri” sınırlarından özgürleşir, yönetsel, organizasyonel, zihinsel, bilimsel, teknolojik, sanatsal işlerde, tek bir işe bağlı da kalmadan, artan ölçüde ve erkeklerle eşit düzeyde yer alır. Sosyalist işçi konseyleri demokrasisi, tüm yönetsel organlarda ve faaliyetlerde kadınların nicel ve nitel eşit katılım ve yer almasını öncelikle gözetir. Sosyalizmde ekonomik, toplumsal, kültürel dönüşüm, yasalar da, cinsiyete dayalı ayrım, ayrıcalık ve üstünlük kurmayı ortadan kaldırır. Bir bütün olarak kadın ile erkek arasında toplumsal-bireysel eşitlik

Komünizmin amacı, her türlü cinsiyet ayrımı ve ayrıcalığının, ailenin, işbölümünün ve emek-değer ölçütünün de ortadan kaldırılmasıyla aşılması, cinsellik ve aşk ilişkisinin de hiçbir zorunluluk, bağımlılık olmadan özgür birliktelikler olarak yaşanmasıdır. En ileri burjuva demokrasisinin, en ileri feminist bakış açısının yanına bile yaklaşamayacağı, sosyalist konseyler demokrasisi ve onu da aşacak komünist özgürlük dünyası, kadının, erkeğin, tüm bireylerin özgürlük dünyasıdır. Sosyalizmde hiç kimse cinsel kimliğinden dolayı ayrımcılığa, onur kırıcı davranışlara, aşağılamaya maruz kalmaz. Bireylerin cinsel kimlikleri ve ilişkilerine devletin ya da toplumun bir müdahalesi sözkonusu olamaz. Tüm insan insana ilişkilerde olduğu gibi bunun da tek istisnası, bu ilişkilerin iki taraf arasında özgür, eşit ve gönüllü bir birliktelik olarak yaşanıp yaşanmadığıdır. Sosyalist devrim ve sosyalist devrimci işçi konseyleri demokrasisi, üretim ve egemenlik ilişkilerini, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel her alanda ve bir bütün olarak kökten değiştirir; her birine içerili olan ve her biri tarafından yeniden üretilen, derin bir tarihselliğe sahip olan ve günümüzde en üst dengesizlik ve çelişki düzeyine çıkan kadın-erkek ilişkisini de kökten değiştirerek, sınıfsal-toplumsal-cinsel kurtuluşu iç içe geliştirerek kadının özgürleşmesinin yolunu açacaktır. Kadının toplumsal olarak ve erkekle ilişkisinde durumu ve özgürlüğü, yalnız toplumun ve komünist devrimin gelişme ölçütü olmakla kalmayacak, günümüz komünist hareketinin, gerçek bir komünist hareket olarak gelişebilmesinin başlıca ölçütlerinden olacaktır. Komünist bir toplum demek, kimliğinin mavi ya da pembe olmaması demektir. Sadece bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde egemenliği ve sömürüsünün değil, erkeğin kadın üzerindeki sömürüsü ve egemenliğinin de olmaması, cinsiyete dayalı en küçük bir ayrım ve üstünlüğün olmaması demektir.


9

NƦNRJHQNXN

.DGÜQVRUXQXDLOH VRUXQX\ODLÁLÁHGLU

Komünist bir toplum demek, kimliğinin mavi ya da pembe olmaması demektir. Komünizmin amacı, her türlü cinsiyet ayrımı ve ayrıcalığının, ailenin, işbölümünün ve emek-değer ölçütünün de ortadan kaldırılmasıyla aşılması, cinsellik ve aşk ilişkisinin de hiçbir zorunluluk, bağımlılık olmadan özgür birliktelikler olarak yaşanmasıdır.

Erkeği efendi kadını köle yapan, emek gücü-emek gücünün yeniden üretimi, özel yaşam-kamu yaşamı ve cinslere dayalı işbölümü ayrımları, ekonomik, teknolojik, toplumsal, kültürel koşulları geliştirilmiş olarak sosyalizmde tümüyle tarihe gömülür. Kadın artık ne mutfaktan, temizlikten, ne erkeğin, çocuğun bakımından sorumludur. Kadının bu işlerdeki özgül emeği, tamamının üst düzeyde toplumsallaştırılmasıyla hızla gereksizleştirilir. Komünizmde, kadını, erkeği, çocuğu birbirine bağımlı ve köle kılan kapitalist üretim ilişkilerinin en hücresel şirketi, kurumu olan aileye yer yoktur. Kadın sorunu aile sorunuyla iç içedir ve kadının kurtuluşu için ailenin ortadan kalkması zorunludur. Bununla birlikte çekirdek aile, kapitalizmin ulusla birlikte ve ulustan da önemli temel kurumu olagelmiştir. Ailenin varlığı ve aile içi işbölümünün sürdürülmesi, miras devri, emek gücünün yeniden üretimi süreçleri de içerisinde olmak üzere sistemin ekonomik, toplumsal, kültürel yeniden üretiminin gerçekleştirilmesi olmuştur. Aile; 1) Genel olarak üretim koşullarının ve kadının üretim sürecindeki yer alışının değişmesiyle, 2) Gelişen üretim koşullarının, üretim ve tüketim araçlarının ev içi işbölümünü değiştirmesiyle, 3) Meta ilişkilerinin çekirdek ailenin duvarlarını da yıkmasıyla, 4) Neoliberal birey gelişimiyle hızlı bir çözülme, bozulum, karmaşa içerisinde çürüyüp dağılmakta, bir yandan da ikiyüzlülükle korunmaya, sürdürülmeye çalışılmaktadır. Komünistlerin çözülen ve çökmekte olan aileyi geri getirmek diye bir sorunları olmadığı gibi bu yönlü her çabayı -ister geleneksel, ister küçük burjuva demokratizm biçimiyle aileyi koruma, sürdürme ve idealize etmeyi- nafile ve gerici bir çaba olarak görür. Kadının olduğu gibi, erkeğin de, çocuğun da kurtuluşu, özgürleşmesi ve gelişimi ailenin sürmesinde değil, ortadan kalkmasındadır. Komünistler, aileyi tüm ilişki biçimleri ve kalıntılarıyla ortadan kaldırmak, toplumsal yaşam ve ilişkilerden kazımak için bilinçli olarak savaşacaklardır. Kapitalist ülkelerde anne ve çocuğu koruyan sınıfsal-sosyal-hukuksal kazanımlar dahi işçi kadınlar için çekim oluştururken, sosyalizm kadına ve çocuğa bundan çok daha ötesini gösterir. Çocuğa ailenin sınırlı ufkunun, burjuva ölçü, değer ve ilişkilerinin, dinin ve gerici kültürün zerk edildiği, kişilik gelişiminin geri bir toplumsallık ile daha baştan sakatlandığı ailenin yerini sosyalizmde çok yönlü toplumsal eğitim ve çok yönlü fiziksel kültürel gelişim alacaktır. 6 saatten fazla çalışmanın yasaklanmasıyla erkek ve kadının enerjisinin tüketilip birbirlerine yabancılaşmaları son bulacak, temel gereksinimleri toplum tarafından karşılanan çocuk, anne ve babasıyla yalnızca sevgiyi ve yaşama dair deneyimlerini paylaşacaktır. Yaşlıların bakımı tam toplumsal güvence altında olacaktır. Çocuk bakımı, mutfak ve temizlik işlerinin, kapitalizmde gelişen hazır bebek bakım ürünleri, hazır ve organik gıda, elektronik mutfak ve ev aletleriyle artıdeğere dayalı meta toplumsallaşma biçimleri kaldırılacak, bu ürünlerin en gelişkinlerinin üretim ve dağılımıyla birlikte, meta karakterinin de hızla sınırlandırılıp ortadan kaldırılması ve bu yönlü ihtiyaçların artan ölçüde karşılanmasıyla kadını evemutfağa bağlayan, köleleştiren ve körelten bu işler-

#FOJNBEðNLBQJUBMJ[N Burası benim köşem kardeşim, işçi gazetesi falan anlamam, fikrimi buradan da yayar, hepinizi buradan da ezerim. Var mı bir diyeceğiniz! Benim adım kapitalizm, 2011 yılı yine kadınlar için cinayetler tacizler ve çocuk dahi tanımayan tecavüzlerle geçti. 2011 yılı çetelelerine göre, 160 kadın öldürüldü, 610 kadın cinsel tacize, 179 kadın tecavüze uğradı, en az 70 kadın intihar etti. Sevgililer gününüz kutlu olsun! Kadına yönelik şiddet olayları en fazla Marmara bölgesinde ve İstanbul’da yaşandı. Adana, Antalya ve İzmir onu takip etti. Benim adım kapitalizm; benim sistemimde cinayet, tecavüz ve çocuk istismarı olaylarında bile sonuç alınması, ancak son derece ısrarlı bir takip, gündemleştirme ve hesap sorma bilinci ile gerçekleşebilir. Benim adım kapitalizm; kadınların şiddete karşı korunması ve şiddetin cezalandırılması yönlü mahkeme kararlarının hemen tümünün arka planında ancak mücadeleler ve yine kadınların ödemeye devam ettiği bedeller yer alır. Benim adım kapitalizm; şiddet ve taciz olaylarında ezilen cinsin özgüven, moral ve yeni mevzileri elde etme iradesini olabildiğince törpülemek genel tutumumdur.

den tam kurtuluşu sağlanacaktır. Kapitalizmde ev ve bakım işlerinin hafiflemesi ve kadının bunlardan görece serbestleşmesi, daha yoğun olarak ücretli köleliğe, uzayan kapitalist sömürü saatlerine çekilebilmesi içindir, kaldı ki kadın ev işlerini de böylelikle yapmaya devam eder! Sosyalist toplumda ise, çalışma saatleri kısaldığı, çalışma ve sağlık koşulları hızla iyileştiği gibi, kadın ev işlerinden de tamamen özgürleşir. Mutfağa ve eve bağlı olmaktan kurtulur. Genişleyip özgürleşen zamanını kendini çok yönlü geliştirmede istediği gibi kullanabilir. Kısalan çalışma zamanında, kapitalizmde adına yapışmış “kadın işleri” sınırlarından özgürleşir, yönetsel, organizasyonel, zihinsel, bilimsel, teknolojik, sanatsal işlerde, tek bir işe bağlı da kalmadan, artan ölçüde ve erkeklerle eşit düzeyde yer alır. Sosyalist işçi konseyleri demokrasisi, tüm yönetsel organlarda ve faaliyetlerde kadınların nicel ve nitel eşit katılım ve yer almasını öncelikle gözetir. Sosyalizmde ekonomik, toplumsal, kültürel dönüşüm, yasalar da, cinsiyete dayalı ayrım, ayrıcalık ve üstünlük kurmayı ortadan kaldırır. Bir bütün olarak kadın ile erkek arasında toplumsalbireysel eşitlik temeli oluşturur. Cinsiyet ayrım ve ayrıcalığını, aile kurumu ve işbölümü ile birlikte ortadan kaldıracak özgül politikalar geliştirilir ve tüm politika ve uygulamalarda kadınlarının çok yönlü gelişim ve özgürleşmesini ilerletecek yönler gözetilir. Komünizmi içerimine alarak gelişen sosyalist inşa sürecinde kadınlar için de her faaliyet ve ilişki, bir zorunluluk olmaktan çıkar, kendini çok yönlü geliştirme gereksinmesi temelinde özgür ve bilinçli karar ve eylemlere dönüşür. Komünist bir toplum demek, kimliğinin mavi ya da pembe olmaması demektir. Komünizmin amacı, her türlü cinsiyet ayrımı ve ayrıcalığının, ailenin, işbölümünün ve emek-değer ölçütünün de ortadan kaldırılmasıyla aşılması, cinsellik ve aşk ilişkisinin de hiçbir zorunluluk, bağımlılık olmadan özgür birliktelikler olarak yaşanmasıdır. En ileri burjuva demokrasisinin, en ileri feminist bakış açısının yanına bile yaklaşamayacağı, sosyalist konseyler demokrasisi ve onu da aşacak komünist özgürlük dünyası, kadının, erkeğin, tüm bireylerin özgürlük dünyasıdır.

Benim adım kapitalizm; benim sistemimde kadınlar için çizilen çerçeve onu boğan zincirlerden tümüyle kurtuluş değil, “sürdürülebilir tutsaklık”tır. Benim adım kapitalizm; kadınların kurtuluşu bir sosyalsınıfsal devrimin hem ürünüdür hem de ancak onun yol açıcısı olarak gelişen kazanımlarla gerçekleşebilir. Benim adım kapitalizm; artık taciz olaylarında sendikalarda da ezen cinsin suçlarını gizleyen “kol kırılır yen içinde kalır” kuralı çiğnenmeye başladı. Benim adım kapitalizm; hiçbir sömürü ve tahakküm ilişkisi, onun tadını çıkaranların sınıfsal-toplumsalsiyasal-cinsel konumu yıkılmadan ortadan kaldırılamaz. Benim adım kapitalizm; kısmi reform ve kazanımların sınıf mücadelesinin ivmelendirilmesindeki önemini ancak her konuda olduğu gibi kadın sorununda da “kollarını kovuşturup o büyük günün gelmesini bekleyenler” göz ardı edebilir. Aile ve işbölümünü, rekabeti, maddi ve kültürel yoksunluğu yeniden yeniden üreten kapitalizm yıkılmadıkça, kadının köleliği esasen emekçi kadında simgelenmiş olarak günümüzü ve geleceğimizi belirlemeye devam eder. Benim adım kapitalizm; kadın sorununa dair yöntemim geleneksel aile ve işbölümündeki esaslara asla dokunmamak, dahası kadınların üzerindeki yükü ağırlaştıracak olan ince ayarlar çekmektir. Benim adım kapitalizm; kadınları vasıfsız ve orta vasıflı, ucuz, esnek emek gücü olarak mevzilendiririm, bir yandan da bu ince ayarlarla toplumsal ilişkileri, cinsler arasındaki ilişkileri sürdürülebilir kılar, neoliberal muhafazakâr örtü ile sarmalarım. Benim adım kapitalizm; beni yıkmadan insanlığın yarısı iki kere tutsak! Twitter’da @ben_kapitalizm kullanıcı adındayım…


10

NƦNRJHQNXN

6DðOÜNKDNNÜQÜ PÖFDGHOH\OH ND]DQDELOLUL] İçerisinde yaşadığımız kapitalist sistemde artık hiçbir şey parasız değil. İşçilerin ürettiği her ürün zaten alınıp satılabilen bir meta niteliğini taşıyor. Eskiden “meslek” diye tabir edilen işlerde çalışan herkes, işbölümünün derinleşmesi, sektörlerin büyümesi ile giderek daha fazla ücret köleliğine bağlanıyor. Aynı sektörde parçalanıp çeşitli kesimlere bölünen işçiler, ürettikleri ürünlerin sonuçlarından faydalanmak bir kenarda dursun, kendi ürettikleri ürünleri dahi parayla satın almak zorunda kalıyorlar. Kapitalist sistem ülkemizde gerçek yüzünü giderek daha açık ve utanmazca gözümüze sokuyor. İşte sağlıkta, işte her işçinin, her insanın mecburi ihtiyacı, doğal

gereksinimi olan sağlık alanında yaşananlar ortada. Bizim cebimizden parasını ödediğimiz Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verdiği hizmet giderek daraltılıyor, birçok ameliyat sigorta kapsamı dışında bırakılıyor. Ücretsiz olmasını bıraktık, dün daha az parayla ulaşabildiğimiz sağlık hizmetine bugün daha çok para ödeyerek ulaşabiliyoruz. Van depreminde Van’ı ilk terk eden Medical Park hastane zinciriydi. Bugün sistemin %40’ını özel hastaneler karşılar hale geldi. 1 Ocak’tan itibaren Genel Sağlık Sigortası yürürlüğe girdi. 12 milyon kişiye mektup yolladılar, bununla herkese kafadan yeni bir vergi geldi. Üstüne üstlük KHK marifetiyle kamu hastane birlikleri oluşturmaya başlıyorlar, bu yeni yasalarla kamu da özel sektör

prensipleriyle işliyor artık. Sağlıkta kamu-özel, muayene-ilaç her yönden kuşatılıyor emekçiler. Oysa insan doğduğu andan itibaren ücretsiz olarak sağlık hizmetleri, kamu tarafından karşılanabilir durumda olmalı. Bu bir hak olarak kazanılmalı, kullanılmalı, mücadelesi verilmeli, başka çaresi yok. Yoksa “sağlık hizmeti” artık burjuvalara sağlık, işçilere ölüm demektir, bunun adını açık koyalım. Sağlık örgütleri, Türkiye’deki tüm siyasi parti ve kitle örgütlerine Genel Sağlık Sigortası’nı (GSS) gündemlerine alma çağrısı yaptı. Türk Tabipleri Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Hemşireler Derneği, Sağlık Ve

6DùO×N+DNN×0HFOLVL1HGLU" *Sağlık Hakkı Meclisi, GSS’nin doğurduğu ve doğuracağı tüm sonuçların ne olduğunu ve buna karşı ‘ne yapılması’ gerektiğinin toplumun tüm kesimleri ile birlikte belirleneceği ve bir mücadele planı oluşturulması planlanan bir platform. *Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi’nin açılışı 11 Mart 2012’de Ankara’da gerçekleşecek. *11 Mart tarihinin önemi, yıllardır sağlık hakkı haftası olarak kutlanan bir haftanın başlangıcı olmasından geliyor. Sağlık örgütleri bu haftanın anlamlı bir başlangıç olacağını düşünüyor. *Bunun için tüm illerde sağlık meclisleri kurulacak. *İllerde ve ilçelerde kurulan Sağlık Hakkı Meclisleri’nde GSS bir kez daha anlatılacak ve mağduriyetler belirlenecek. *Acillerde, Aile Sağlığı Merkezleri’nde, eczanelerde halk ile irtibat kurularak, gerekirse öyküler, teker teker sesli ve görüntülü bir şekilde kayıt altına alınacak. *Mecliste tüm illerden gelen raporlar ortaklaştırılacak. *11 Mart’ta emekli, öğrenci, sağlıkçı, işsiz, kadın, çocuk, işçi, gelir testinden geçemeyen ve geçen herkes Ankara’ya gelecek. *Raporlardaki mağduriyetler ve toplantıdaki talepler burada birleştirilerek, Türkiye genelinde milyonlarca kişinin katılımını hedefleyen bir organizasyon yapılacak. Bu kapsamda çeşitli illerde Sağlık Hakkı Meclislerinin kurulması çalışmalarına gazetemiz İşçi Meclisi de katılmaktadır. Şu ana kadar sağlık alanında belli hakları korumaya

dönük, mevzi mücadeleler gerçekleşti. Kimi grev ve direnişler oldu. Bunlar büyük oranda sermayenin etkisini sınırlama amaçlı, kamu hastanelerinde yürütülen üretimden gelen gücünü kullanma, bilinçlendirme ve aydınlatma çalışmalarıydı. Ancak çalışmaların hem hedeflerinde hem de çalışmaya omuz veren güçlerin bileşiminde bir genişleme gerektiği ortada. Sermaye ve devleti artık “uzlaşma yok, bitti” diyor; “şimdi elinizde olanları da geri alıyorum”. Özel sektörün büyümesiyle birleşik, kamunun özelleşmesi ilerliyor ve burjuvalar bu ana kadar ciddi direnişlerin olmamasından cesaret alıyorlar. Şirketleşmiş kamu hastaneleri ve şirket hastaneleri sistemine karşı, sağlıkta tekelci sermaye egemenliğine karşı mücadele bugün işçi sınıfı açısından her zamankinden daha günceldir. “Kişisel olarak bedelini ödediğin kadar sağlık” dayatmasına karşı, “sağlık haktır” temelinde sınır çekmek için bir araya gelmeliyiz. Bu mücadelenin sağlığın da -doğanın, insanın ve insana dair olan ne varsa tümünün- alınıp satılmasının ortadan kalkacağı, suç sayılacağı sosyalizmle kazanılacağının bilincinde olarak 11 Mart’ta Ankara Abdi İpekçi Spor Salonu’nda düzenlenecek Sağlık Hakkı Meclisleri’nin büyük toplantısına katılalım, bulunduğumuz işletmeler, mahalleler, ilçe ve illerde Sağlık Hakkı Meclisleri’nin oluşumuna omuz verelim.

Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İş Sendikası, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri Ve Teknikerleri Derneği, Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği, Sağlık Teknisyen Ve Teknikerleri Derneği, Sağlık Hizmetleri Sınıfı Çalışanları Derneği, Tıbbi Laboratuar Teknisyen Ve Teknikerleri Derneği, Sağlık Ve Sosyal Hizmet Çalışanlarının Sözü Sendikası toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile 11 Mart’ta Ankara’da Türkiye Büyük Sağlık Meclisi’ni toplayacaklarını açıkladılar. “GSS’nin doğurduğu, doğuracağı tüm sorunlara karşı sağlık hakkımız için bir araya gelelim” çağrısı yaptılar.

$KNDOELPEHQ VHQGHQoRNoHNWLP Emperyalist Capital Grubu tarafından yutulan, kapitalist sağlık tekeli Acıbadem Sağlık Grubu’nun, “ah kalbim” reklamı, gülümseten sevimli bir Yeşilçam plağının, eski, “demode” pikapta takılmasını, kalbin “teklemesi”si olarak imliyor. Sağlığın pazarlanmasında, Acıbadem’in eline kimse su dökemez, kuşkusuz! Acıbadem Sağlık Grubu’nun sitesinin “ah kalbim” bölümünde yok yok… “Minik kalplerin sağlığı için…” de, anne baba lar hedefte. “Hasta deneyimleri” bölümünde yaşanan deneyimler ile tavlanmaya çalışıyorsunuz bu seferde. Ama kapıdan içeriye giremeyerek bir deneyim sahibi dahi olmayanlar yok tabi sitede. Emperyalist Capital Grubu’nun yuttuğu, kapitalist sağlık tekeli Acıbadem Sağlık Grubu’nun, “ah kalbim” kampanyası, daha şimdiden, ulaşılmadık tek bir insan dahi bırakmıyor! Kampanya; bebekleri, çocuklu çocuksuz tüm aileleri, doğumdan mezara tüm kuşakları; kısacası, herkesi; tek bir insanı dahi dışarda bırakmaksızın, kucaklıyor. Tek şart paralarının olması. Emperyalist kapitalizm, dünya

çapındaki kriz ve yeniden yapılanma saldırısını, faşist darbelerden bugüne sürdürüyor. Bugün ise; Türkiye, bölge, Avrupa ve dünya çapında, içiçe geçen dalgalar halinde; saldırısını, bir üst düzeye çıkarıyor. Yoğunlaştırıyor, sertleştiriyor. Sonuca götürmeye; henüz yenilgi koşullarından, ilişkilerinden, psikolojisinden çıkamamış olan, işçi sınıfını, emekçilerin yenilgisini sistemlileştirerek kalıcılaştırmaya; boyun eğdirip, uzun bir dönem için, teslim almaya, saldırıyor… ! Sürekliliği içinde, bu yeni ve üst düzeydeki saldırı dalgası da; yerel, sektörel, ülkesel, bölgesel, Avrupa ve dünya çapında, içiçe geçen, işçi, emekçi eylemleriyle; grevlerle, genel grev genel direnişlerle, karşılanmaya başlıyor. Süreklileşek, büyüyecek, güçlenecek, bütünleşecek… Biz; kendi doğum kordonumuzu, henüz çıkmamış dişlerimizle ısırıp, koparan; yeni işçi kuşağı olarak; “bebeğimizin ilk oluşan organı, kalbi”ni, ne kapitalistlere teslim edeceğiz; ne de emperyalist kapitalizme! Evet! Herşey bir yana; sadece o kalp için savaşacağız!


11

NƌNRJHQNXN

.Ă–UHVHOPDOLVHUPD\HQLQELOHĂ­HQLRODUDNVDĂ°OĂœN

NĂ–UHVHOLĂ­Ă LVĂœQĂœIĂœQĂœQELOHĂ­HQLRODUDNVDĂ°OĂœNe AcÄąbadem SaÄ&#x;lÄąk YatÄąrÄąmlarÄą Grubu, muazzam hÄązlÄą bir bĂźyĂźme, bĂźtĂźnleĹ&#x;me ve merkezileĹ&#x;me sĂźreci içindeki kĂźresel tekelci ve mali oligarĹ&#x;ik saÄ&#x;lÄąk endĂźstrisi zincirinin bir bileĹ&#x;eni haline geldi. AcÄąbadem, 90'lÄą yÄąllarÄąn baĹ&#x;larÄąnda orta boy bir Ăśzel saÄ&#x;lÄąk polikliniÄ&#x;i iken, saÄ&#x;lÄąkta neoliberal ĂśzelleĹ&#x;tirme ve Ăśzel saÄ&#x;lÄąk yatÄąrÄąmlarÄąnÄąn devletçe teĹ&#x;viki politikalarÄą ve karanlÄąk baÄ&#x;ÄąntÄąlarÄąyla, TĂźrkiye’nin en bĂźyĂźk Ăśzel saÄ&#x;lÄąk tekellerinden biri haline geldi. Her biri 300-500 iĹ&#x;çinin çalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą birer bĂźyĂźk imalat sanayi fabrikasÄą kadar kar getiren 20'ye yakÄąn bĂźyĂźk Ăśzel hastane zinciri ile bir çok imalat sanayi tekelini sollayarak en bĂźyĂźk ve en karlÄą 500 Ĺ&#x;irket arasÄąna girmekle kalmadÄą. TĂœSÄ°AD yĂśnetim kuruluna imalat sanayi dÄąĹ&#x;Äąndan giren ilk bĂźyĂźk sermaye gruplarÄąndan biri oldu. AcÄąbadem grubu sahibi Mehmet Ali AydÄąnlar, TĂœSÄ°AD yĂśnetim kuruluna girmesinin ardÄąndan TĂźrkiye Futbol Federasyonu baĹ&#x;kanÄą olarak yĂźkseliĹ&#x;ini sĂźrdĂźrdĂź. AcÄąbadem grubu, hisselerinin yĂźzde 46'sÄąnÄą sattÄąÄ&#x;Äą OrtadoÄ&#x;u merkezli Abraaj yatÄąrÄąm fonuyla ortak olarak, saÄ&#x;lÄąk alanÄąndaki yatÄąrÄąmlarÄąnÄą bĂślgeselleĹ&#x;tirdi. OrtadoÄ&#x;u, Balkanlar ve Kafkasya’da hastaneler satÄąn alarak, bĂślgesel bir hastane zinciri haline gelmeye baĹ&#x;ladÄą. Grup en son, daha Ăśnce know-how anlaĹ&#x;malarÄą yaptÄąÄ&#x;Äą Makedonya’daki bir tÄąp merkezi ve hastanenin yĂźzde 50 hissesini satÄąn alarak ortak oldu. Mehmet Ali AydÄąnlar ve Abraaj Capital, Ĺ&#x;imdi de AcÄąbadem grubundaki hisselerinin yĂźzde 75'ini Malezya merkezli kĂźreselleĹ&#x;en bir “kamuâ€? yatÄąrÄąm fonuna sattÄąlar. Malezya merkezli kamu yĂśnetim fonu Khazanah ve onun saÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂźndeki kolu Ä°ntegrated Healthcare Holdings (Ä°HHTĂźmleĹ&#x;ik SaÄ&#x;lÄąkbakÄąmÄą Holdingleri) AcÄąbadem grubunun bĂźyĂźk ortaÄ&#x;Äą ve yĂśneticisi haline geldi. AcÄąbadem SaÄ&#x;lÄąk YatÄąrÄąmlarÄą Grubu, artÄąk Asya-Pasifik’ten DoÄ&#x;u Avrupa’ya uzanan bir kĂźresel hastaneler zincirinin bileĹ&#x;eni! AcÄąbadem’in yĂźzde 75 hissesini satÄąn alan Ä°HH grubunun yĂźzde 70'i Malezya devlet yatÄąrÄąm fonuna, yĂźzde 30'u ise Japonya çĹkÄąĹ&#x;lÄą kĂźresel tekel ve mali sermaye gruplarÄąndan Mitsui’ye ait!! Malezya-Japonya mali sermaye ortaklÄą Ä°HH saÄ&#x;lÄąk grubunun, Çin, Hindistan, Malezya, Singapur, Brunei’ye yayÄąlmÄąĹ&#x; 3 “uluslar arasÄą markalaĹ&#x;mÄąĹ&#x;â€? hastane zinciri, 15 bini doktor ve hemĹ&#x;ire olmak Ăźzere çalÄąĹ&#x;tÄąrdÄąÄ&#x;Äą 30 bin saÄ&#x;lÄąk iĹ&#x;çisi var. Ä°HH, Malezya’nÄąn en bĂźyĂźk Ăśzel tÄąp Ăźniversitesi Ä°nternational Medical Ăœniversity’nin (Ä°MU) de sahibi. Ä°MU ise ABD, Ä°ngiltere,

TĂźrkiye’de bĂślgesel birikim temeline doÄ&#x;ru geçiĹ&#x; yapmakta olan tekelci Ăśzel hastane zincirleri de, kĂźresel mali sermayenin bir bileĹ&#x;eni olan kĂźresel tekelci hastane zincirlerinin bir bileĹ&#x;eni haline gelmektedir.

Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda dahil dĂźnya çapÄąnda 33 tÄąp Ăźniversitesi ile ortaklÄąklara ve ortak araĹ&#x;tÄąrmageliĹ&#x;tirme, yatÄąrÄąm projelerine sahip. Bu zincire AcÄąbadem grubunun da dahil olmasÄąyla, Ä°HH Asya-Pasifik BĂślgesi’nden Orta DoÄ&#x;u’ya ve DoÄ&#x;u Avrupa’ya uzanan coÄ&#x;rafi koridor dahilinde 8 Ăźlkede onlarca hastane ve 35 Ăźlkede tÄąp Ăźniversiteleri anlaĹ&#x;malarÄą ile saÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂźnde faaliyet gĂśsteren kĂźreselleĹ&#x;en bir entegre hastane zinciri ve saÄ&#x;lÄąk yatÄąrÄąmlarÄą grubu olacak. ABD çĹkÄąĹ&#x;lÄą HCA’nÄąn (Hospital Coorparation of AmericaAmerikan Hastane Ĺžirketleri) ardÄąndan dĂźnyanÄąn ikinci bĂźyĂźk kĂźresel Ăśzel hastane zinciri haline gelecek. Universal Hastaneler Grubu DĂźnya BankasĹ’nÄąn portfĂśyĂźnde! SaÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂźndeki bĂślgeselleĹ&#x;me ve kĂźreselleĹ&#x;me Ä°HH-AcÄąbadem ortaklÄąÄ&#x;Äąyla da sÄąnÄąrlÄą deÄ&#x;il. Universal Hastaneler Grubu ile kĂźresel yatÄąrÄąm fonlarÄąndan ADM Capital arasÄąnda daha Ăśnce ortak yatÄąrÄąm anlaĹ&#x;masÄą imzalanmÄąĹ&#x;tÄą. BĂźnyesinde Alman Hastanesi, Ege SaÄ&#x;lÄąk, Ä°talyan Hastanesi, ÇamlÄąca, DiyarbakÄąr, Bursa, Tiran Hastaneleri gibi 18 hastaneyi barÄąndÄąran Universal Hastaneler Grubu, fon yĂśnetim Ĺ&#x;irketi ADM Capital ile anlaĹ&#x;tÄąktan sonra, devreye bir de DĂźnya BankasÄą yatÄąrÄąm fonlarÄąndan Ä°FC (Uluslar arasÄą Sermaye Fonu) girdi. Ä°FC, TĂźrkiye’deki Universal Hastaneler Grubu’nun yĂźzde 26 hissesini alarak, bu grubu da kĂźreselleĹ&#x;miĹ&#x; tekelci saÄ&#x;lÄąk endĂźstrisi zincirinin bir parçasÄą haline getirdi. Ä°FC’nin Avrupa, OrtadoÄ&#x;u, Kuzey Afrika bĂślge yĂśneticisi, son 1 yÄąl içinde 120 milyon dolarÄą TĂźrkiye Universal Hastaneler Grubu olmak Ăźzere, bĂślgede 2 milyar dolarlÄąk saÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂź yatÄąrÄąmÄą yaptÄąklarÄąnÄą, bĂślge çapÄąnda 150 hastane ve saÄ&#x;lÄąk Ĺ&#x;irketini portfĂśylerinde topladÄąklarÄąnÄą açĹkladÄą. Universal Hastaneler Grubu ise, bu ortaklÄąkla Irak’ta aldÄąÄ&#x;Äą 5 hastane ihalesinin inĹ&#x;aatÄą bittikten sonra iĹ&#x;letmesini de alacaÄ&#x;ÄąnÄą, TĂźrkiye’de 6 hastane daha açacaÄ&#x;ÄąnÄą, 2012 yÄąlÄą için 500 milyon dolarlÄąk ciro beklediklerini açĹkladÄą.

Memorial SaÄ&#x;lÄąk Grubu ise, Antalya’da YÄąldÄąz, Topçular, Hayat Hastaneleri ve Dokuma TÄąp Merkezi’ni elinde tutan An-Deva SaÄ&#x;lÄąk Grubu’nun yĂźzde 62.5 hissesini satÄąn aldÄą. Memorial SaÄ&#x;lÄąk Grubu “2002’den sonra saÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂźnĂźn dinamiÄ&#x;inin deÄ&#x;iĹ&#x;tiÄ&#x;ini, gßç birliÄ&#x;inin Ăśneminin ortaya çĹktÄąÄ&#x;ÄąnÄą ve zincirleĹ&#x;me sĂźrecinin baĹ&#x;ladÄąÄ&#x;ÄąnÄąâ€?, Antalya’nÄąn kĂźresel turizm nedeniyle saÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂźndeki bĂślgesel ve kĂźresel zincirleĹ&#x;me açĹsÄąndan kendileri için “iyi bir yatÄąrÄąmâ€? olduÄ&#x;unu açĹkladÄą. Bu arada ABD çĹkÄąĹ&#x;lÄą en bĂźyĂźk mali sermaye gruplarÄąndan Warren Buffet, kĂźresel ilaç tekellerinden Lubrizol’u 9 milyar dolara satÄąn aldÄą. Fransa çĹkÄąĹ&#x;lÄą kĂźresel ilaç tekeli Sanofi-Aventis ile ABD’nin en bĂźyĂźk biyoteknoloji tekellerinden Genzyme’i ele geçirmek için 18.5 milyar dolarlÄąk bir operasyon yĂźrĂźtĂźyor!‌ Kimin eli kimin cebinde? SaÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂź, kĂźresel mali sermayenin çoklu birikiminin organik ve Ăśne çĹkan bir bileĹ&#x;eni haline gelmiĹ&#x;tir. KĂźresel tekelci kapitalizmin aĹ&#x;ÄąrÄą birikim krizi koĹ&#x;ullarÄąnda, dev çaplÄą aĹ&#x;ÄąrÄą finans birikimi, kĂźreselleĹ&#x;en temelden yeni bir azami kar ve deÄ&#x;erlenme alanÄą olarak dĂźzenlenen saÄ&#x;lÄąk, eÄ&#x;itim gibi sektĂśrlere doÄ&#x;ru akmaya baĹ&#x;lamÄąĹ&#x;tÄąr. TĂźrkiye’de bĂślgesel birikim temeline doÄ&#x;ru geçiĹ&#x; yapmakta olan tekelci Ăśzel hastane zincirleri de, kĂźresel mali sermayenin bir bileĹ&#x;eni olan kĂźresel tekelci hastane zincirlerinin bir bileĹ&#x;eni haline gelmektedir. SaÄ&#x;lÄąk sektĂśrĂźndeki bĂślgeselleĹ&#x;me, kĂźreselleĹ&#x;me, kĂźresel tekelci sermaye yoÄ&#x;unlaĹ&#x;masÄą ve merkezileĹ&#x;mesi, kĂźresel bankafinans, ilaç, biyoteknoloji, tÄąp Ăźniversiteleri ile hastane zincirlerinin kaynaĹ&#x;masÄą, hastane zincirlerinin de kĂźresel mali sermayenin çoklu-bileĹ&#x;ik birikiminin bir bileĹ&#x;eni haline gelmesi, bĂźyĂźk bir hÄąz ve belirginlik kazanmÄąĹ&#x;tÄąr. AcÄąbadem’in bir hastanesinde tedavi (olan deÄ&#x;il) hizmeti satÄąn alan bir kiĹ&#x;inin aklÄąna, AcÄąbadem grubunun

eski sahibi ve Ĺ&#x;imdiki kßçßk ortaÄ&#x;ÄąnÄąn Futbol Federasyonu eski baĹ&#x;kanÄą, gittiÄ&#x;i hastanenin de Asya-Pasifik’ten DoÄ&#x;u Avrupa’ya bĂźnyesinde onbinlerce saÄ&#x;lÄąk iĹ&#x;çisi çalÄąĹ&#x;tÄąran bir kĂźreselleĹ&#x;en hastaneler zincirinin bir bileĹ&#x;eni olduÄ&#x;u, en tepesinde de kĂźresel mali sermaye fon ve gruplarÄąnÄąn bulunduÄ&#x;u aklÄąna gelir mi? Universal hastanelerinden birinden tedavi hizmeti satÄąn alanÄąn aklÄąna, Universal’Ĺn Avrupa’dan OrtadoÄ&#x;u ve Kuzey Afrika’ya 150 hastane ve saÄ&#x;lÄąk Ĺ&#x;irketinin baÄ&#x;lÄą olduÄ&#x;u kĂźresel bir yatÄąrÄąm fonunun denetiminde olduÄ&#x;u, Irak’ta da 5 hastane iĹ&#x;lettiÄ&#x;i aklÄąna gelir mi? Bu hastanelerin birinde çalÄąĹ&#x;an bir doktor ya da hemĹ&#x;irenin, kĂźreselleĹ&#x;miĹ&#x; saÄ&#x;lÄąk tekellerinin her birinin çok sayÄąda Ăźlkede çalÄąĹ&#x;tÄąrdÄąÄ&#x;Äą 20 bin, 40 bin kiĹ&#x;ilik saÄ&#x;lÄąk iĹ&#x;çisi ordularÄąnÄąn bir bireyi olduÄ&#x;u, ve yine saÄ&#x;lÄąk alanÄąnÄąn da bu kĂźresel mali sermayenin çoklu birikiminin herhangi bir alanÄąna indirgendiÄ&#x;i, mali sermayenin çoklu birikim alanlarÄąndan bir Ăźst dĂźzeyde kaynaĹ&#x;tÄąrdÄąÄ&#x;Äą finans, imalat, tarÄąm, hizmet sektĂśrlerinde çalÄąĹ&#x;an iĹ&#x;çilerden bir farkÄą kalmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą aklÄąna getirir mi? Yine bir devlet ya da tÄąp fakĂźltesi hastenesinde çalÄąĹ&#x;an bir doktor ya da hemĹ&#x;irenin, bunlarÄąnda ĂśzelleĹ&#x;tirme, “kamu hastaneler birliÄ&#x;iâ€? vb gibi uygulamalarla adÄąm adÄąm kĂźresel azami kar, azami sĂśmĂźrĂź ve soygun alanÄą olarak yeniden dĂźzenlenerek, kĂźresel mali sermaye birikiminin bir bileĹ&#x;eni haline geldiÄ&#x;ini gĂśrĂźr mĂź? TĂźrkiye’de kamu saÄ&#x;lÄąk iĹ&#x;çilerinin greve çĹktÄąÄ&#x;Äą, GSS gibi uygulamalar karĹ&#x;Äą hareketlenmelerin baĹ&#x;ladÄąÄ&#x;Äą bu dĂśnemde bu sorulara da yanÄąt verebilmek gerekir. Ancak bu sorulara yanÄąt verildiÄ&#x;inde, saÄ&#x;lÄąk alanÄąndaki mĂźcadele de, bu doÄ&#x;rultudaki tek tek khk, GSS ve yeniden dĂźzenlemelere direniĹ&#x;le sÄąnÄąrlÄą olmaktan çĹkar, Ăśzel sektĂśrde çalÄąĹ&#x;an saÄ&#x;lÄąk iĹ&#x;çilerini de, paralÄą saÄ&#x;lÄąk cenderesinden hoĹ&#x;nutsuzluÄ&#x;u artacak kitleleri de, mĂźcadelenin uluslar arasÄąlaĹ&#x;an ufkunu da, saÄ&#x;lÄąk ve eÄ&#x;itim iĹ&#x;çilerinin de birer bileĹ&#x;eni haline geldiÄ&#x;i yeni ve daha yĂźksek kolektif iĹ&#x;çi niteliÄ&#x;ini de kapsayan yeni bir dĂźzleme doÄ&#x;ru geçiĹ&#x; yapar‌


12

NƦNRJHQNXN

1BUSPOTV[ Kapitalizm nasıl ortaya çıktı? Toplumsal sistemler sürekli bir değişim halindedir. Köleci düzenden sonra gelen feodal düzen de zamanla gelişti. Tarımda bağcılık, sebzecilik, meyvecilik… gibi üretim kolları ortaya çıktı. Zanaatkârlık daha da gelişti. Yeni yeni aletler yapıldı, demirin işlenmesi gelişti. Mal alıp satarak yaşayan tüccarlar çoğaldı, ticaret genişledi. Ticaret ile birlikte şehirler de büyüdü, canlandı, yeni yeni şehirler ortaya çıktı. Şehirler ticaret ve zanaat merkezleri oldu. Yavaş yavaş para bollaştı, pazarlar büyüdü. Ticaretin gelişmesi feodal düzenin yıkımı oldu. Bu arada pusula bulundu. Büyük gemiler yapıldı. Yeni topraklar, pazarlar bulmak, Hindistan’daki, Çin’deki… ürünleri daha ucuza ele geçirmek amacıyla coğrafi keşifler başladı. Avrupalılar denizden Afrika’ya, Asya’ya gittiler. Kristof Kolomb Hindistan’a gideyim derken Amerika kıtasını buldu. Ellerinde güçlü silahlar olan Avrupalılar, (önceleri Portekizliler, İspanyollar, daha sonra Hollandalılar, İngilizler, daha daha sonra Belçikalılar, Fransızlar…) “vahşi insanlara medeniyet götürme” palavrası altında Afrika’ya, Amerika’ya, Hindistan’a, Çin’e saldırdılar. Afrika’da, Amerika’da halkları köleleştirdiler. Topraklarına zorla el koydular. Oralarda ne kadar altın, gümüş varsa hepsini talan edip Avrupa’ya getirdiler. Avrupa’ya çok para girince paranın değeri düştü. Fiyatlar arttı. Tüccarlar, bankerler, istifçiler fiyat artışından faydalandılar. Önce kıtlık yarattılar, sonra fahiş fiyatla mal sattılar. Öte yanda Avrupa’da ağalar, beyler ortak topraklara el koydular. Yüzyıl süren savaşlarda köylüler her şeylerini yitirdiler ve yoksullaştılar. Beyler köylüleri topraklardan kovup o topraklar üzerinde büyük kapitalist işletmeler kurdular. Yoksullaşan ve ağaların zulmünden kurtulmak isteyen köylüler Avrupa’nın her yerinde ayaklandılar, isyan ettiler. Evsiz, topraksız, mülksüz, işsiz kalan ve derebeyi baskısından kaçan köylülerin bir kısmı şehirlere göç edip yaşamak için iş aramaya başladılar. Ortaçağ’da, feodal düzende üretim evlerde yapılırdı. Herkes kendi ihtiyacını giderecek ürünleri imal ederdi. Ayrıca

usta-kalfa-çırak ilişkisi ile dükkânlarda lonca üretimi yapılırdı. Loncalar üretimi düzenleyen meslek örgütleriydi. Önceleri usta-kalfa-çırak birbirini gözeterek çalışıyordu. Ama zamanla ustalar, kalfa ve çırakları sömürmeye başladılar. Çırak ve kalfalar kendilerini sömüren ustalara karşı mücadele edip dükkânları terk ettiler. Başkaları için çalışmaya hazır, iş arayan işçi oldular. Lonca sistemi bozulunca tüccarlar evlere iş vermeye başladılar. Tüccarlar aracı olarak çalışıyorlardı. Evlerde çalışanlara hammadde (mesela iplik) getiriyorlar, üretilen malları (mesela kumaş) alıp satıyorlardı. Kâr da aracı tüccarlara kalıyordu. Tüccarlar daha sonra da aynı işi yapanları bir çatı altında topladılar. Buna imalathane (manüfaktür – elle yapım) adını verdiler. Manüfaktür işletmecisi, çalışanlara alet, makine ve hammadde (sözgelimi iplik) veriyor, kumaş ilan edilince onları satıyordu. Pamuk ipliği tutarını ve aletlerin kirasını düştükten sonra çalışanlara ücret veriyor, kendisi büyük bir kârı cebine atıyordu. İmalathane üretimi karşısında birçok zanaatkâr daha iflas etti. İşyerlerini, işlerini kaybettiler. İşgüçlerinden başka satacak hiçbir şeyleri olmayan, yaşamak için bu işgücünü satmak zorunda olan işçiler oldular. Emekçileri sırtından büyük paralar kazanan tüccarlar, imalathane sahipleri daha modern aletlerin geliştirilmesini teşvik ettiler. Buharlı makineler, yeni yeni aletler ortaya çıktı. Yavaş yavaş çıkrığın yerini iplik makinesi, demirci çekicinin yerini buharlı çekiç aldı. Mekanik dokuma tezgâhı yapıldı. Zamanla atölyelerin, imalathanelerin yerine yüzlerce, binlerce işçinin çalıştığı fabrikalar kuruldu. Böylece modern sanayi ortaya çıktı. Makineler gelişince, fabrikalar kurulunca, daha çok sayıda köylü ve zanaatkâr işçi oldu. Hatta kadınlar ve küçük çocuklar da işçileştirilip fabrikalarda çalıştırıldılar. Öte yandan fabrikalarla birlikte üretim iyice ortaklaşa yapılmaya başlandı. İnsanlar tek tek üretmek yerine topluca üretmeye başladılar. Ama üretimin daha da ortaklaşa yapılmasına karşın üretim araçları daha ufak bir azınlığın mülkiyetine geçti. (Devam edecek...)

6DQDOGDQJHUÁHðH ñíÁL0HFOLVLNÖUVÖOHULQLNXUDOÜP Bir dönem, ilkelliği ve tarihsel zorunluluğu ile kapandı. Artık ileri tipte yeni bir kapitalist dünya düzeni ortaya çıktı. Bu düzen bilgi ve iletişim teknolojilerinin yoğun olarak kullandığı geniş çaplı bir ağdır. Üretim araçlarını işçilere silah olarak kullanan burjuvazi, teknolojiyi de kendi iletişimi olarak bize şırınga ederek kapitalizmin sömürü özgürlüğünün çerçevesi genişletiliyor. Kapitalizm bu tarihi sürecinde kafa işçilerini, şirketlerinde, holdinglerinde kısacası ticari mecralarında daha az masraf, daha çok kar sağlayacak “home office” düzeni tarzında evlerde sanal işçiler yaratıp sömürmekte ve köleleştirmektedir. Türkiye’de bile artık bazı bölgelerde belediyeler daha az masraf için, kafa işçisinin evinde çalışmasına müsaade edebiliyor. Bu kurumlarda çalışan işçiler dışında, diğer boşta kalan kent ve kır yoksullarının bir kısmı dev internet sermaye holdinglerinin arama motorları olan Google, Yahoo, Altavista gibi şirketlerin “Web sitesi yap, reklâm ağımızı genişlet, siteni yap reklâmlarla tıklama komisyonunu kap” şeklindeki binlerce sanal kapitalist şirketin kampanyaları ile hem işçi hem de işsizlik ordusuyla sanal ortamlarda sermaye tarafından kullanılabilir haldedir. İnternetten para kazanma yolları arayan büyük bir kısım, “Maillere bak para kazan, İnternet sayfası dolaş para kazan” gibi kampanyalarla insanları bağlamış durumda. Hatta yarattığı açlık ordusu üzerinden (hit) reyting sağlayıp küresel anlamda sermaye sahiplerine büyük kar marjları elde ettirmektedirler. (Yani Çin’deki bir şirket, Türkiye’nin bir köyündeki insanı sanal ortam yoluyla esnek çalışma koşullarıyla işçileştirip, hiç masraf etmeden işçinin emeğini kâra dönüştürebiliyor.) Çocuklardan gelişkin insanlara kadar, birçok insan sanal oyun sunucularında “Puanı topla parayı kazan, sende sunucu aç, oyun sat” gibi reklâmlarla başta oyun sunucularıyla gerçek hayattan koparılmakta, rahatlık gibi gösterip asosyal bir toplum üzerinden sermaye ihtiyaçlarına birer uygun ürün olarak dönüştürülmekte, kapitalistleştirilmektedir. Tabi ki sadece oyun

değil, sohbet (chat), sosyal paylaşım ağları, erotik kanallar vb. alanlarda reel hayattan ve dünyadan uzaklaştırmaktadır. Ve bu her gün daha hızlıca yaygınlaşmaktadır. Bu aşamada TV, gazete, kitap, radyo vb. iletişim araçları dünyada gerçek ortamlarda geriliyor. Yerini e-kitap, e-TV, e-dergi, e-gazete gibi yayınlar alıyor. Artık ders kitapları tablet PC’lerde sunuluyor. Örnek olarak, Amerika’da e-kitap yayıncısı karşısında dayanamıyor büyük bir kitap basım yayınevi, zarar edip kapatabiliyor. Sonuç olarak, biz sınıf bilinçli kafa kol işçileri – biz komünizmin özgürlük dünyası için savaşanlar, sayısı her gün hızlıca artan kafa işçilerini ve diğer internet üzerinden yoksul, uyuşturulan kesimleri görmezden gelemeyiz. “Wall Street’i işgal et” eylemlerinin çıkış noktası, Ortadoğu’daki Arap ayaklanmalarının çıkış merkezleri ve şu an Rusya’yı tedirgin eden kapitalizme karşı 32 bin kişinin sanal yolla yürüttüğü “Meclisi kuşat” örgütlenmelerinin internet ortamıyla oluşturulmasını basite indirgeyip “sanal” deyip göz ardı edemeyiz. Nasıl Türkiye’de darbelere zemin hazırlamak için generaller interneti ve sitelerini büyük bir etki alanı olarak gördüler ise, nasıl şimdiki egemen güçler bunu aynı yolla yapıyorsa, bizler de burjuvaları yeryüzünden kaldıracağımız sosyalist işçi konseyleri demokrasisi zemini için interneti etki alanı olarak görmeliyiz. Bilgi ve iletişim teknolojilerine ağırlık vererek, özellikle artık herkesin en basiti Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım sayfalarına telefondan dahi ücretsiz girebilmesinin önemini göz önünde bulundurarak, sanal işçileri sosyal paylaşım sitelerinde örgütleyecek, sanaldan gerçeğe İşçi Meclisi köprülerini oluşturacak; sokaklarda, meydanlarda İşçi Meclisi kürsülerini kuracak etkinlikler ve çalışmalar yapmalıyız. Yaşasın işçilerin birliği, kahrolsun sermaye egemenliği! Bir İşçi Meclisi okuru

0DOWHSHLüoLOHUL$QNDUD·\D\U\RU Maltepe Belediyesi tarafından işten atılan taşeron işçileri mücadeleelrini Ankaraya taşıyorlar. Kış koşullarına rağmen yürüyüşlerin, sürdüren işçiler 2 Mart’ta Ankara’da olmayı planlıyorlar.

başlattıkları yürüyüşlerinin kararlılık ve coşkuyla devam ettiğini, geçtikleri merkezde aldıkları desteğin kendilerini sevindirdiğini ve mücadelelerine güç kattığını belirtti.

İşçiler yol boyuncada seslerini duyurmayada çaba gösteriyor. İşçilerin duraklarından biride Bolu’ydu. İşçiler Bolu’da Kardelen Meydanı’nda neden Ankara’ya yürüdüklerini ve taşeron işçilerinin yaşadığı sorunlar anlatılarak mücadele çağrısı yaptılar.

Maltepe Belediyesi işçilerinin yürüyüşü 2 Mart’ta CHP Genel Merkezi önünde sonlanaacak. CHP’li bir belediyeden işten atılan işçiler CHP Genel Başkanına taşeronluk sistemi ile söylediklerini hatırlatacaklar.

İşçilerin eylemine KESK, TMMOB,TKP, ÖDP ve EMEP destek verdi. Maltepe işçisi Alper Ekici, 18 Şubat günü


13

NƦNRJHQNXN

°]JÖUOÖðÖQYH]DIHULQ

ED\UDPÜ1HZUR]

Newroz, Kürtçe'de ”Nû roj (Yeni gün)” anlamına gelir. Fakat şimdi Kürtler için mücadele, baskıdan, esaretten ve zulümden kurtulma, özgürlüğe kavuşma günüdür Newroz.

Yüzyıllar önce, zalim Dehaq’a karşı demirci Kawa, önderliğinde ki halk isyan eder. Kawa, Dehaq’tan zulüm gören halkı örgütler. Hep birlikte Dehaq’ın sarayına yürürler. İsyan öncesi tüm yüksek tepelerde ateş yakılır. Yakılan ateşler isyanın başlatıldığının çağrısıdır. Demirci Kawa önderliğindeki halk ayaklanması zaferle sonuçlanır. Saray ele geçirilir ve Dehaq öldürülür. İşte o gün takvimler 21 Mart’ı göstermektedir. O isyanda yanan Newroz ateşi yıllardır Kürtler için yine mücadelenin, direnişin ateşi olarak yanmaya devam ediyor. Her 21 Mart’ta milyonlarca Kürt, yüzlerce farklı yerde yakıyor isyan ateşini, günümüz Dehaqlarına karşı. Dehaqlar önceleri Newroz adını bile yasaklamaya unutturmaya çalıştı ama olmadı. Sonra dediler ki bahar bayramıdır adı da “nevruz”dur. Bu bayramlarında yaktırdıkları resmi ateşlerle karartmaya çalıştılar Newroz’un aydınlığını. Ama ezilen yok sayılan, özgürlük için kadınlı erkekli tüm gövdesiyle mücadele eden Kürt halkı izin vermedi buna. Cizre’de Nusaybin’de serhıldan olup yürüdüler zulmün üstüne. Newroz’a zorbalığı yara yara geldi Kürt halkı. Onlarcası katledildi. Ama harlandı yeniden Newroz ateşi.

Kürt Halkı’nın Newroz’u özgürce kutladığı bu yıllar, bize özgürlüğün vazgeçilmez değerini öğretti. Özgürlük olmadan, onurumuz olmadan geçen zamanın mezarda geçen zaman olduğunu öğretti. Ve özgürlüğü ancak kendi kollarımızla kazanabileceğimizi, onu bize kimsenin elleriyle veremeyeceğini öğretti.

Ama Kürt Halkı Newroz’ları Dehaqlardan söke söke kazanmış kutlarken, ne devletin pençesi indi üzerimizden, ne de sömürünün çarkları hafifledi. Binlercemiz tutsak, hergün yeni bir KCK operasyonu ile sayı artıyor. Roboskilerle sürdürüyorlar katliamları. Katiller tebrik edilirken, katledilmeye karşı duranlar tutuklanıyor. Onlarda biliyor artık mizrak çuvala sığmıyor. Kürt halkının talepleri karşısında duramayacaklar. Ama istiyorlarki kendi istedikleri gibi çözülsün, sömürücü sistemlerine halel gelmesin, dahası güçlensin. Şimdi zalim Dehaqlar çok daha sinsi. Kazandığımız her mevziye saldırmakla kalmıyor; bunları içimizi boşaltmak için kullanıyorlar. En temel demokratik haklarımızı dahi çiğnemekten vazgeçmezken, kendileriyle masalarda pazarlık edenlerle irtibatı hiç kesmiyorlar. Demokrasimiz çözecek sorunu diyorlar. Ama onların demokrasisi Türküyle Kürdüyle burjuvalar için demokrasi. Bunu ancak biz işçiler görebiliriz. Neoliberal demokrasiyi, şurasından burasından genişleterek

ulusal taleplerimizi liberal reformist kanallarda dahi boğmaya, onları kırıntılaştırmaya niyetimiz yok. Artık biliyoruz ki, sadece ulusal taleplerimiz, ulusal kimliğimiz için mücadele etmek yetmiyor. Onları kazanabilmek için bile kavgayı büyütmek, sömürücülere daha fazla korku salmak gerekiyor. Babalarımızın, dedelerimizin kanını içen toprak ağalarının yerini burjuvalar aldı. Tek bir ulus değiliz biz Kürtler de; her ulus gibi iki ulusuz. Bir yanda burjuva Dehak’lar ve diğer yanda Kawalar, işçiler, kent ve kır yoksulları! Bir yanda Türk ve Kürt tersane, konfeksiyon, inşaat… patronları, bir yanda Kürt ve Türk işçileri! Eşitliğe ihtiyacımız var; öyle kağıt üzerindeki kırıntıları değil, uluslar arasında tam ve gerçek hak eşitliği istiyoruz! Kapitalist vahşi sömürüye karşı, güvencesiz kölece çalışmaya ve yaşamaya karşı dünyanın her yerindeki sınıf kardeşlerimizle birlikte emeğimizi koruma mücadelesine ihtiyacımız var! Örümcek ağlarını, cinsel ve sınıfsal sömürüyü tümden mezara gömmek için kadınla erkek arasında tam hak eşitliğine, kadınların bu mücadelenin en önünde yürümesine ihtiyacımız var! Sömürgenleri alaşağı edip bunca yıllık mücadelelerin özdeneyimiyle kendi sosyalist konseyler demokrasimizi kurmaya ihtiyacımız var! Özgürlüğün ve zaferin bayramı Newroz kutlu olsun. Newroza karkeran piroz be!

$VODXQXWPD\DFDù×]DVODEDù×üODPD\DFDù×] 12 Mart Gazi katliamı ve ardından başlayan büyük direniş bugün 17. yılında. Bazı olaylar vardır tarihte, öncesi ve sonrasıyla anılır. Gazi gibi… Yürüyen kitlelerin toplum bilincini sarsarak nasıl kendi yolunda ilerlediğini ve yeni bir dönem açtığını; çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden alelade günlük yaşamın içinden çıkıp kurşunlara karşı göğüs geren insanlarıyla kanıtladı Gazi. Tıpkı 15-16 Haziran büyük işçi direnişi gibi. Kitle militanlığı cephesinden de bugün hala güncel ve yakın tarih olarak aşılamamış bir eşik. Gazi’yi genel bir protesto eyleminden ayıran, öncesi ve sonrasıyla tarihsel bir kırılma gününe çeviren en başta arkasında yatan birikimdi. Gazi bu yönüyle 94 yılında açıklanan “acı reçete” isimli 5 Nisan

Paketi‘ne emekçiler cephesinden verilen bir yanıttı. Gücünü ve sarsıcılığını en çok da buradan aldı Gazi. Gazi katliamının planlayıcılarından faşist devletin kontrgerilla şeflerinden tümgeneral Veli Küçük’ün Ergenekon davasından tutuklu yargılanması da durduramaz Gazi’nin kanını, yerini burjuvazinin işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki diktatörlüğünün farklı bir biçimi olan neoliberal burjuva demokrasisine bırakan faşist rejimin çözülmesi de. Çünkü bugün bir takım faşist, darbeci, kontrgerillacı generaller işçi ve emekçilere, komünist ve devrimcilere, Kürt halkına, Alevilere karşı işledikleri korkunç suçlar, planladıkları, gerçekleştirdikleri kıyımlar nedeniyle değil, faşist rejimin sermayenin neoliberal birikimi önünde engel haline gelmesi

nedeniyle yargılanmaktadır. Ve onları ucundan kıyısından yargılayanlar da, kana boğdukları işçiler ve emekçiler, Kürt halkı değil, işçi ve emekçileri neoliberal demokrasi altında daha ağır bir köleliğe bağlamak isteyen burjuvazidir. Katliamların hepsinin altında sınıf imzası ve sorumluluğu olan burjuvazi… Gazi katillerinden, hesap sorabilecek olan şimdi ayak değiştiren burjuvazi değil, militan sosyalist işçi sınıfı hareketidir. Çünkü gelmişi geçmişi, dünkü ve bugünkü sınıf egemenliğinin tüm biçimleriyle burjuvaziden gerçekten hesap soracak ve onu yıkacak olan sınıf işçi sınıfıdır. Başı dik çıkılan antifaşist savaşların Gazisi, başı dik çıkılan sosyalist sınıf savaşlarında yaşayacak, katliamın hesabı sorulacaktır.

+DOHSoHYH5RERVNL Halepçe katliamı tarihe kara bir gün olarak geçti. Halepçe’de 5 bin Kürt kimyasal gazlarla öldürüldü. Dünya uzun süre sessiz kaldı bu katliama. Katliamın birinci derece sorumlusu Saddam Hüseyin rejimi ile birlikte yıkıldı. Halepçenin yarası ise halâ sarılamadı. İnsanlık tarihinin yaşamış olduğu en büyük katliamlardan biri olan Halepçe katlıamında Kürtlerin yaşadığı soykırım, takvimler 16 Mart 1988’i gösterdiğinde gerçekleşti. Saldırı, savaş uçaklarının ürkütücü sesiyle başlamıştı. Bombalar Kürtlerin ve büyük insanlığın kalbini parçaladı. Bir anda her taraf insan cesetleriyle dolmuş, kentin sokaklarında gezinen zehirli gazlar, şehri üstleri örtülmekten aciz mezarlar topluluğuna çevirmişti. 24 yıl sonra bu kez uçakların uğultu ile boşalttığı bombalarla 34 Kürt parçalanarak katledildi Roboski’de. Uludere Ölüdere oldu, bir kez daha toplu kan aktı derelerimizden. Bu kez vuran Türk savaş uçaklarıydı. Irak veya Türkiye, Suriye veya İran, Amerika veya Rusya-Çin fark etmiyor; Zilan, Munzur, 33 Kurşun, Roboski, Halepçe ya da Kandil değişmiyor; onyıllardır bombalar ulusal hakları gaspedilmiş Kürt halkının üzerine yağıyor. Dört parçaya bölünmüş Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının üzerine yağıyor. İşçilerin kır ve kentin yoksullarıyla birliğine yağdırıyor sermaye düzenleri bombalarını. Hangi ülke, hangi ulus olursa olsun, esas bu değişmiyor; sermaye-para-çıkara-hayınlığa dayalı sistemler hep emekçileri öldürüyor!

%H\D]×W·WDQ $JRV|QQH 33 yıl önceydi. Takvimler 16 Mart 1978 perşembe gününü gösteriyordu. İstanbul Üniversitesi’nden çıkan devrimci öğrenci grubuna, sivil faşistler tarafından bombalı ve silahlı saldırıda bulunulması sonucu 7 öğrenci öldü, 41 öğrenci de yaralandı. İstihbarata çalışan bir öğrencinin, devrimci öğrencilere saldırı yapılacağı bilgisini ilettiği, bugün Emniyet arşivinde duruyor. 33 yıl önceki katliam ile Hrant Dink’in katledilişi aynı tornadan çıkmışcasına birbirine benzer. İstihbarat adına çalışan öğrenci, olaydan haberdar emniyet, tetikci tosuncuklar. Hrant Dink’in öldürülmesine benzer şekilde Beyazıt katliamının da bir devlet operasyonu olduğu sonradan belgeleriyle açığa çıktı. Türkiye’de ve Kürdistan’da sermayenin kanımızı dökerek yazdığı bu tarihi, gerçekten “geçmiş” kılmanın yolu, ancak sermaye iktidarını devirip kendi geleceğimizi örme yolunda ilerlemekten geçer. İşçi sınıfı faşizmin, burjuva diktatörlüğünün döktüğü kanların hesabını er veya geç soracaktır.


14

NƦNRJHQNXN

5RVHQEHUJOHU°OPHPHOL İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları‘nda bu sezon oynanmaya başlanan, Fransız yazar Alain Decaux‘ya ait “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunun yayından kaldırıldığı açıklandı. Oyunun yayından kaldırılma gerekçesi “telif hakları ile ilgili bir eksiklik” olarak belirtilmesine rağmen, gerçek gerekçenin oyunun içeriği olduğu görüşü yayılıyor. “Rosenbergler Ölmemeli” ABD’de Mc Carthy döneminde sosyalist Sovyetler Birliği‘ne ABD’nin atom bombası sırlarını verdikleri gerekçesiyle yargılanıp idama mahkum edilen ve yürütülen uluslararası kampanyalara rağmen cezaları infaz edilen Ethel ve Julius Rosenberg‘in yargılanma sürecini konu ediniyor. Elde kanıt bulunamamasına rağmen elektrikli sandalyede idam edilen iki komünist casusluk suçlamalarını hiçbir zaman kabul etmemişler, fakat komünist ve Sovyetler Birliği’nin dostu olduklarını da asla reddetmemişlerdi. Julius ve Ethel Rosenberg pişman olduklarını açıklamaları karşılığında idam cezalarının kaldırılması rüşvetini ise ellerinin tersiyle iterek ölümü başları dik kucaklamışlardı. İki komünist aydının mücadelesi, ölümleri sonrasında film, şiir ve oyunlara konu olmuştu. Rosenbergler’in yargılanması, burjuva demokrasisinin komünizme karşı nasıl saldırgan ve kuralsız bir savaşa giriştiğini, beyaz terörü kullanmaktan geri durmadığını gösteren canlı örneklerden biri oldu. Tıpkı sinema sanatçıları, edebiyatçılar ve aydınlar arasında yürütülen cadı avında olduğu gibi yargı sistemi bir biçme makinesi gibi işledi. Baş eğmeyi reddeden komünistler ve işçi sınıfı savunucuları hapis cezasının yanı sıra işsizlik gibi son derece ağır bir yaptırımla da karşı karşıya kaldılar. Sorgulamaları yöneten Senatör Mc Carthy’nin yalnızca azılı bir antikomünist değil, en küçük bir

belirtiyi bile muhataplarını suçlamak için kullanan bir budala olduğu yargılamalarda defalarca görülse de, “amaç hasıl oldu”. Mc Carthy dönemi, tekelci kapitalizm tarafından işçi hareketine karşı bir tırpan olarak kullanıldı.

demeye devam edenlerin oyuna sahip çıkmalarına bağlı olacak. Bunun için ise sanal ortam dahil her cepheden tepki ve taleplerin yükseltilmesi gerekecek.

“Rosenbergler Ölmemeli”nin burjuva demokrasisinin yargı sistemine yönelik eleştirisi, Türkiye’deki KCK ve diğer operasyonlar, özel yetkili mahkemeler, uzun tutukluluk süreleri gibi demokratik sorunlarla da kesişmesinden dolayı artan bir ilgi çekti. Bunun üzerine Sabah gazetesinin özellikle kadınlara ve komünistlere karşı küfür saçan lümpen yazarı Engin Ardıç, oyunu hedefe çaktı. Hürriyet gazetesinin Aydınlık döneği yazarı Hadi Uluengin ise oyuna “vatandaş parası ile maskaralık” saldırısını yöneltti. Zaman gazetesi de “oyunun korsan oynandığı”nı diline dolayarak “Nedir bu Rosenbergler olayı?” diye oyunun mesajını aldığını gösterdi.

bir çift güvercin havalansa yanık yanık koksa karanfil değil bu anılacak şey değil apansız geliyor aklıma nerdeyse gün doğacaktı herkes gibi kalkacaktınız belki daha uykunuz da vardı geceniz geliyor aklıma sevdiğim çiçek adları gibi sevdiğim sokak adları gibi bütün sevdiklerimin adları gibi adınız geliyor aklıma rahat döşeklerin utanması bundan öpüşürken o dalgınlık bundan tel örgünün deliğinde buluşan parmaklarınız geliyor aklıma nice aşklar arkadaşlıklar gördüm kahramanlıklar okudum tarihte çağımıza yakışan vakur, sade davranışınız geliyor aklıma bir çift güvercin havalansa yanık yanık koksa karanfil değil, unutulur şey değil çaresiz geliyor aklıma.

“Rosenbergler Ölmemeli”, oyunun yönetmeni Orhan Alkaya‘nın açıkça yanıtladığı, AKP hükümeti çıkışlı bu baskı ve saldırıların sonucu olarak programdan kaldırıldı. Tekrar oynanıp oynanmaması, “Rosenbergler Ölmemeli”

´$QDGROX WRSUDù×QGDQHYDUVD"µ “Bizim işimiz, Anadolu toprağında ne varsa sahip çıkmaktır!” Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın bu lafından ne çıkarırsınız? Koruma mı?… Birlik Vakfı’nın toplantısında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı’nın “sahip çıkmak”tan anlayabileceği yegane şey, bakanı olduğu sermaye sınıfının herşeyi sermayeleştirmesinden ibarettir. Ertuğrul Günay, kültür alanlarında yaptıkları düzenlemeleri aktarırken tam da bunu ifade ediyor: “2007’de 70 milyon olan müze gelirlerini 254 milyon liraya çıkardık!” Her şey sermayenin ihtiyaçlarına tabidir; dev çaplı kar getirecek yatırımlar yapılıyorsa, inşaat sırasında çıkan tarihi eserler “çanak çömlek”tir (Başbakan); sergilenmesinden vb. para gelecekse o zaman bir anlam ifade eder. 3. Selim’in tahtını lojmanına taşıtma ve 14. Lois’in masasında kahvaltı yapmak, Kültür Bakanı için her ne kadar “teferruat” ise de, her burjuvanın gönlünde yatan olsa gerek…

7L\DWURPDGRNXQPD

Anı*

Melih Cevdet Anday * Rosenbergler için yazılmıştır.

Şehir tiyatrolarının üzerindeki baskılar oyuncular tarafından protesto edildi. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde toplanan sanat örgütleri temsilcileri ve oyuncular, düzenledikleri basın açıklamasında, “Şehir tiyatrolarına yapılan saldırıları kınıyoruz!”, “Tiyatroma dokunma!” dövizleriyle, sanatçılara yönelik saldırı, baskı ve provakasyonları protesto ettiler. Tiyatrocular adına konuşan Tolga Yeter ve Aslı Öngören, tiyatrolarının tehdit altında olduğunu, İstanbulluların parasını çarçur etmekle suçlandıklarını, oysa gerçekte her hafta 60 kez perde açan tiyatrolarının tehdit olarak algılandığını ifade ettiler. Oyuncular Sendikası adına konuşan Mehmet Alabora, sendikanın oyuncuların emeğini korumak için kurulduğunu, emeklerini tiyatrolarda sergilediklerini ve emeklerini izleyicilerle paylaştıkları fabrikaları olan tiyatroların azaltılmasını istemediklerini, buna izin vermeyeceklerini belirterek destek ve dayanışma çağrısı yaptı.

´$UW×NVDQDWo×ODU×QGDKHGHIDO×QG×ù×DüLNDUG×Uµ Yönetmen Mizgin Müjde Arslan ve görüntü yönetmeni Özay Şahin’in tutuklanmasına karşı sinemacılar bir bildiri yayınladı: "Yönetmen, yazar ve akademisyen arkadaşımız Mizgin Müjde Arslan ve görüntü yönetmeni arkadaşımız Özay Şahin, 13 Şubat 2012 Pazartesi günü, KCK adı altında yapılan operasyonlar kapsamında gözaltına alındılar. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in 26 Aralık 2011 tarihinden yaptığı açıklamayı unutmadık: ‘Şiirle, makaleyle,

resimle terörü haklı gösteriyorlar’ diyen Şahin, açıkça sanatçıları ve her türlü muhalif düşünceyi hedef göstermiş, bugünlerin gelmekte olduğunu belli etmişti.

operasyonlarda, öğrenciler, siyasetçiler, gazeteciler, işçiler, akademisyenler ile birlikte artık sanatçıların da hedef alındığı aşikârdır.

Mizgin Müjde Arslan’ın, Özay Şahin’in ve beraberinde pek çok insanın gözaltına alınması, KCK adı altında gerçekleştirilen bu tutuklamaların Kürtlere yönelik siyasi operasyonlar olduğunu bir kez daha olanca açıklığıyla ortaya koymuştur. Bugüne kadar kadın, erkek, genç, yaşlı binlerce insanın mağdur olduğu

Aşağıda imzası olan biz sinemacılar, toplumun her alanına yayılan bu operasyonlardan kaygı duyuyoruz. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in açıklamaları ertesinde şimdi de sanatçılara yönelen bu gözaltı ve tutuklamaları kınıyor, sinemacı arkadaşlarımız Mizgin Müjde Arslan’ın ve Özay Şahin’in derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz."


15

NƌNRJHQNXN

.Ă&#x2013;UHVHOWHNHOOHUGHQDFĂ&#x153;NOĂ&#x153;LWLUDI *]LUYHVL <HWHQHN\RNVXQX\X] .UL]YHo|]Â PVÂ ]OÂ N

DĂźnyanÄąn en bĂźyĂźk 20 ekonomisinden oluĹ&#x;an G20 Ăźlkelerinin maliye bakanlarÄą ve merkez bankasÄą baĹ&#x;kanlarÄą Euro krizine çÜzĂźm Ăźretmek için Meksikaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn baĹ&#x;kenti Mexicoâ&#x20AC;&#x2122;da bir araya geldiler.

Bu yÄąlki Davos toplantÄąlarÄąnda en çok konuĹ&#x;ulan konulardan biri, yalnÄązca ABD çĹkÄąĹ&#x;lÄą bĂźyĂźk kĂźresel tekellerin elinde 1.5 trilyon dolarlÄąk, karlÄą yatÄąrÄąm alanÄą bulamadÄąÄ&#x;Äą için yatÄąrÄąma dĂśnĂźĹ&#x;meyen, bankalarda yatan, aĹ&#x;ÄąrÄą para sermaye birikimi bulunduÄ&#x;uydu.

KĂźresel tekel CEOâ&#x20AC;&#x2122;larÄąyla yapÄąlan geleneksel Davos anketinde, gelecek planlarÄąnda yeni yatÄąrÄąmlar ancak dĂśrdĂźncĂź sÄąrada yer alÄąyor. Bu kĂźresel tekelci sermayenin aĹ&#x;ÄąrÄą sermaye birikimi krizinin, birikimindeki, deÄ&#x;erlenmesindeki iç engellerin bĂźyĂźyĂźĹ&#x;ĂźnĂźn, ve Ăźretken gßçlerin geliĹ&#x;tirilmesinde bĂźyĂźyen zorlanÄąmÄąnÄąn en çarpÄącÄą gĂśstergelerinden biridir. Marx Ĺ&#x;Ăśyle der: â&#x20AC;&#x153;Sermayenin durmaksÄązÄąn yĂśneldiÄ&#x;i genellik -soyut emek, yani para sermaye birikimi biçimindeki genel zenginlik, bn- bizzat sermayenin kendi yapÄąsÄą içinde ayakbaÄ&#x;larÄąyla karĹ&#x;ÄąlaĹ&#x;Äąr; geliĹ&#x;iminin belli bir aĹ&#x;amasÄąnda bunlar, bizzat sermayenin bu dinamiÄ&#x;in ĂśnĂźndeki en bĂźyĂźk ayakkabaÄ&#x;Äą olduÄ&#x;unun anlaĹ&#x;ÄąlmasÄąnÄą saÄ&#x;layacak, ve dolayÄąsÄąyla sermayenin kendi kendini ortadan kaldÄąrÄąlmasÄąnÄą zorunlu kÄąlacaktÄąr.â&#x20AC;? AynÄą paralelde, kĂźresel tekel CEOâ&#x20AC;&#x2122;larÄą anketinde YĂźzde 82'si 1 yÄąllÄąk planlarÄąnda, yetenekli eleman bulma ve â&#x20AC;&#x153;yetenek yĂśnetimiâ&#x20AC;? stratejilerini en acil ve en Ăśnemli sorun ve ihtiyaç olarak gĂśrĂźyorlar! En ileri teknolojilerle çalÄąĹ&#x;an kĂźresel tekellerin â&#x20AC;&#x153;inovasyon ve yetenek yoksunluÄ&#x;uâ&#x20AC;? diye

Meksikaâ&#x20AC;&#x2122;da toplanan G20 Ăźyesi Ăźlkelerin maliye bakanlarÄą, Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn borç krizinde devreye girmeden Ăśnce, Euro BĂślgesi Ăźlkelerinin kurtarma fonuna daha fazla katkÄąda bulunmasÄą gerektiÄ&#x;ini açĹkladÄąlar.

aÄ&#x;laĹ&#x;Äąp durmasÄą, kapitalist Ăźretimin ulaĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą geliĹ&#x;me dĂźzeyinde bir yandan emeÄ&#x;in toplumsal-bileĹ&#x;ik (bilimsel, teknolojik, organizasyonal, yÄąÄ&#x;Äąnsal) ĂźretkenliÄ&#x;inin ulaĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą yĂźksek dĂźzey temelinde Ăźretimin zorunlu ve asli ĂśÄ&#x;esi olmaktan çĹkarak tam ve mutlak bir yaratÄącÄąlÄąk faaliyeti haline getirecek gerçek tĂźm yĂśnlĂź geliĹ&#x;miĹ&#x; toplumsal bireylerin koĹ&#x;ullarÄąnÄą ortaya çĹkarÄąĹ&#x;Äą ve bunu zorunlu kÄąlÄąĹ&#x;Äą, diÄ&#x;er yandan tĂźm bireylerin dolaysÄązca toplumsal Ăźretken yetilerinin, yaratÄącÄąlÄąklarÄąnÄąn, inisiyatiflerinin, ihtiyaçlarÄąnÄąn, iliĹ&#x;kilerinin, Ăśzlemlerinin, çok yĂśnlĂź ve bĂźtĂźnsel, Ăśznesel ve ĂśzgĂźr geliĹ&#x;imini engelleyip boÄ&#x;masÄą, çĹplak iĹ&#x;gĂźcĂźne alçaltmasÄą, parça iĹ&#x;çilikle sakatlamasÄąnÄąn yol açtÄąÄ&#x;Äą aÄ&#x;Äąr yetenek, yaratÄącÄąlÄąk ve inisiyatif kÄątlÄąÄ&#x;Äą ve çareyi yana yakÄąla yine kapitalist mantÄąkla bireysel â&#x20AC;&#x153;ĂźstĂźn yeteneklerâ&#x20AC;? arayÄąĹ&#x;Äąnda gĂśrmesi, sermayenin bĂźyĂźyen iç engel ve çeliĹ&#x;kilerinin keskin bir ifadesidir. AsÄąl en bĂźyĂźk zenginlik olan tĂźm bireylerin ĂśzgĂźr ve Ăśznesel çok yĂśnlĂź yeti, yaratÄącÄąlÄąk ve inisiyatiflerinin geliĹ&#x;miĹ&#x; ko-

Ĺ&#x;ullarÄąnÄą oluĹ&#x;turup ve bir ĂślĂźm kalÄąm zorunluluÄ&#x;u haline getirip hem de Ĺ&#x;iddetle engellemesinin acÄąklÄą bir itirafÄądÄąr! Yine son dĂśnemde dĂźnya çapÄąndaki çok çeĹ&#x;itli iĹ&#x;yerlerinde yĂźrĂźtĂźlen bir araĹ&#x;tÄąrma, iĹ&#x;çilerin aĹ&#x;ÄąrÄą çalÄąĹ&#x;ma ve stres kadar yakÄąndÄąÄ&#x;Äą en yakÄącÄą bĂźyĂźk sorunlarÄąndan birinin, -gĂśrĂźlmemiĹ&#x; bir kĂźresel kapsam ve iliĹ&#x;kiler aÄ&#x;Äą içindeki- iĹ&#x;yerlerinde ve çalÄąĹ&#x;Äąrken yaĹ&#x;adÄąklarÄą toplumsal tecrit ve yalnÄązlÄąk, arkadaĹ&#x;sÄązlÄąk olduÄ&#x;unu ortaya koyuyor! Genel zenginliÄ&#x;in, asÄąl olarak tĂźm bireylerin ĂśzgĂźrce yeteneklerini geliĹ&#x;tirmesi ve inisiyatifler bolluÄ&#x;u olarak genel zenginliÄ&#x;in, herkes için ortaklaĹ&#x;a çok daha az bir emek sĂźresinde ve çok daha geliĹ&#x;kin bir kapsam ve nitelikte Ăźretilebilecekken kapitalizm tarafÄąndan engellenmesi tek bir Ĺ&#x;eye iĹ&#x;aret eder: Toplumun Ăźretken gßçlerin geliĹ&#x;tirilmesi, ĂśrgĂźtlenmesi ve yĂśnetilmesinde sermayenin artan Ăślçßde zorlanmasÄą ve engel olmasÄąnÄąn da gĂśsterdiÄ&#x;i gibi, zorunlu bir ĂśÄ&#x;e olmaktan çĹkmasÄą, gereksizliÄ&#x;i/Ĺ&#x;mesi!

UluslararasÄą Para Fonuâ&#x20AC;&#x2122;nun (IMF) Euro BĂślgesiâ&#x20AC;&#x2122;ne ek kaynak saÄ&#x;lamadan Ăśnce, Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn yaptÄąÄ&#x;Äą katkÄąyÄą arttÄąrmasÄąnÄąn Ĺ&#x;art olduÄ&#x;u vurgulandÄą. Avrupa MalĂŽ Ä°stikrar Fonuâ&#x20AC;&#x2122;nda Ĺ&#x;u anda 410 milyar Euro kaynak bulunduÄ&#x;u sĂśyleniyor. Temmuz ayÄąndan itibaren bu rakam 500 milyar Euroâ&#x20AC;&#x2122;ya çĹkarÄąlacak. Ancak G20 Ăźyesi Ăźlkelerinin çoÄ&#x;unluÄ&#x;u, oluĹ&#x;turulacak 500 milyar Euroâ&#x20AC;&#x2122;luk fonun yĂźksek borç yĂźkĂź altÄąndaki Ăźlkeleri kurtarmaya yetmeyeceÄ&#x;i yĂśnĂźnde. Birçok uzman, Euro BĂślgesiâ&#x20AC;&#x2122;nin borç krizinin kontrol altÄąna alÄąnamamasÄą durumunda, sorunun giderek kĂźresel ekonomik bĂźyĂźmeyi de etkilemeye baĹ&#x;layacaÄ&#x;Äą uyarÄąsÄąnda bulunuyor. Fonun arttÄąrÄąlmasÄą çaÄ&#x;rÄąlarÄąna bugĂźne kadar direniĹ&#x; gĂśsteren Almanyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn bu tutumunu deÄ&#x;iĹ&#x;tirmeyeceÄ&#x;ini Almanya Maliye BakanÄą Wolfgang Schauble, Ĺ&#x;Ăśyle ifade ediyor: â&#x20AC;&#x153;Koruma duvarlarÄąnÄą daha da yĂźkseltmeli miyiz? Bunun yanÄątÄą açĹkça hayÄąr. Bu, sorunlu Ăźlkeleri bu hale getiren borç ve rekabet sorunlarÄąnÄą çÜzmemekle kalmayacak ayrÄąca, bu Ăźlkelerin hĂźkĂźmetlerini reform yapma isteÄ&#x;inden de uzaklaĹ&#x;tÄąracak.â&#x20AC;? ABD Maliye BakanÄą Timothy Geithner ise â&#x20AC;&#x153;IMF, Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;da mevcut bulunmayan gßçlĂź bir kurtarma fonunun yerine konulamaz ve AvrupalÄąlarÄąn planlarÄą tamamen kesinleĹ&#x;meden IMFâ&#x20AC;&#x2122;nin de ilerleme kaydedemeyeceÄ&#x;iâ&#x20AC;? eleĹ&#x;tirisi yaparak katkÄąda bulunmayacaklarÄąnÄą da açĹklamÄąĹ&#x; oluyor. Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;ya yardÄąm etmesi istenen Ă&#x2021;inâ&#x20AC;&#x2122;in, 2008'deki malĂŽ krizde kendisine verilen sĂśzlerin hâlâ tutulmamÄąĹ&#x; olmasÄąna vurgular yapÄąyor ve fona sermaye aktarmayacaklarÄąnÄąn sinyallerini veriyor. Avrupa BirliÄ&#x;i kurtarma fonuna istenen yardÄąmlara yanaĹ&#x;mayan Ă&#x2021;inâ&#x20AC;&#x2122;in ikna edilmesi çabalarÄą çok olasÄą gĂśrĂźnmĂźyor. Neticede zenginler kulĂźbĂźnĂźn toplantÄąsÄą karĹ&#x;ÄąlÄąklÄą birbirlerini yokladÄąktan sonra hiçbir çÜzĂźm Ăźretmeden ĂśnĂźmĂźzdeki sĂźreçte yaĹ&#x;anacaklarÄąn yarattÄąÄ&#x;Äą endiĹ&#x;eler ifade edilerek â&#x20AC;&#x153;UluslararasÄą ekonomi, geliĹ&#x;miĹ&#x; ekonomilerdeki zayÄąf bĂźyĂźme oranlarÄą ve geliĹ&#x;mekte olan pazarlarÄąn gßçlĂź ancak yavaĹ&#x;layan bĂźyĂźmesiyle dengesiz bir performans sergiliyorâ&#x20AC;? sonlandÄąrÄąldÄą. Sermayenin krizden çĹkabilmesi demek ancak iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą ve emekçileri nefessiz bÄąrakÄąlarak artÄą deÄ&#x;er sĂśmĂźrĂźsĂź ile gerçekleĹ&#x;tirebilir. YapÄąlan zirvelerin, toplantÄąlarÄąn asÄąl hedefinde iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą ve emekçi halklarÄąn kazanÄąlmÄąĹ&#x; haklarÄąna zor yoluyla el konulmasÄądÄąr. Buna izin vermeyeceÄ&#x;iz.

´(ĂšHUEXQXEL]\DSPD]VDNNLP\DSDFDN"Âľ Alain Badiou ĂśncĂźlĂźÄ&#x;Ăźndeki bir grup FransÄąz aydÄąn, Yunanistan halkÄąnÄąn Avrupa BirliÄ&#x;i tarafÄąndan â&#x20AC;&#x153;kurtarÄąlmaâ&#x20AC;? yalanÄąna karĹ&#x;Äą bir metin yayÄąnlayarak mĂźcadele çaÄ&#x;rÄąsÄą yaptÄą. YayÄąnlanan metinden Ĺ&#x;unlara yer verildi; â&#x20AC;&#x153;Her iki Yunan gencinden birisinin iĹ&#x;siz olduÄ&#x;u, 25.000 evsizin Atina sokaklarÄąnda gezdiÄ&#x;i, nĂźfusun yĂźzde 30'unun fakirlik sÄąnÄąrÄąnÄąn altÄąnda olduÄ&#x;u ve milyonlarca ailenin, açlÄąk ya da soÄ&#x;uktan Ăślmesinler diye, çocuklarÄąnÄą bir baĹ&#x;kasÄąnÄąn bakÄąmÄąna vermek zorunda kaldÄąÄ&#x;Äą, mĂźlteciler ve yeni fakirlerin Ĺ&#x;ehir çÜplĂźklerinde çÜpler için kapÄąĹ&#x;tÄąklarÄą bir anda, Yunanistanâ&#x20AC;&#x2122;Äąn â&#x20AC;&#x153;kurtarÄącÄąlarÄąâ&#x20AC;?, â&#x20AC;&#x153;Yunanistan yeterince çabalamadÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;? bahanesiyle, verilmiĹ&#x; ĂślĂźmcĂźl dozu ikiye katlayan yeni bir

yardÄąm planÄą iteliyorlar. â&#x20AC;&#x153;Ya toplumun yÄąkÄąmÄą ya da iflasâ&#x20AC;? (gerçekte ise, bugĂźn gĂśrdĂźÄ&#x;ĂźmĂźz gibi, â&#x20AC;&#x153;hem toplumun hemen yÄąkÄąmÄą hem de iflasâ&#x20AC;?) seçeneklerinden kaçĹnmak için Ĺ&#x;imdiye kadar birçok teknik çÜzĂźm ortaya atÄąldÄą. BaĹ&#x;ka bir Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn nasÄąl inĹ&#x;a edilebileceÄ&#x;ini dĂźĹ&#x;Ăźnmek için her Ĺ&#x;ey masaya yatÄąrÄąlmalÄą. Ama ilk olarak suçu gĂśrĂźnĂźr kÄąlmalÄą, spekĂźlatĂśrler ve alacaklÄąlar tarafÄąndan ve onlar için oluĹ&#x;turulmuĹ&#x; â&#x20AC;&#x153;kurtarma paketleriâ&#x20AC;? yĂźzĂźnden Yunan halkÄąnÄąn içine dĂźĹ&#x;tĂźÄ&#x;Ăź durumu gĂźnÄąĹ&#x;ÄąÄ&#x;Äąna çĹkarmalÄąyÄąz. TĂźm dĂźnyayÄą kapsayan ve içinde internet aÄ&#x;Äąnda birlik giriĹ&#x;imlerinin kaynaĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą, bir beraberlik aÄ&#x;Äą ĂśrĂźlĂźrken, FransÄąz entelektĂźelleri seslerini Yunanistan için çĹkaracak son kiĹ&#x;iler mi olacak? Daha gecikmeden, makalelerin, basÄąna mĂźdahale-

lerimizin, tartÄąĹ&#x;malarÄąn, dilekçelerin, yĂźrĂźyĂźĹ&#x;lerin sayÄąsÄąnÄą katlayalÄąm. Her giriĹ&#x;ime kapÄąmÄąz açĹk, her giriĹ&#x;ime acil olarak ihtiyacÄąmÄąz var. Biz ise, bunu Ăśneriyoruz: hemen, direniĹ&#x;teki Yunan halkÄąyla birlik olacak

entelektĂźeller ve sanatçĹlardan oluĹ&#x;an bir Avrupa topluluÄ&#x;u oluĹ&#x;turalÄąm. EÄ&#x;er bunu biz yapmazsak, kim yapacak? Ĺ&#x17E;imdi deÄ&#x;ilse, ne zaman?"


Yeni bir yaĹ&#x;am için, Ăźcret kĂśleliÄ&#x;ine, cinsel baskÄą ve sĂśmĂźrĂźye,

ev kĂśleliÄ&#x;ine, ĂśzgĂźrlĂźk yoksunluÄ&#x;una karĹ&#x;Äą mĂźcadele için:

0DUW'Ă&#x2013;Q\D(PHNĂ L .DGĂ&#x153;QODU*Ă&#x2013;QĂ&#x2013;nQGHDODQODUD Biz emekçi kadÄąnlar, kĂśleliÄ&#x;e, ĂśzgĂźrlĂźk yoksunluÄ&#x;una karĹ&#x;Äą Ăśfkemizi Ăśnce evlerimizin duvarlarÄąna gĂśzyaĹ&#x;larÄąmÄązla yazdÄąk. YĂźzyÄąllarca erkeÄ&#x;in ve ailenin Ăźcretsiz kĂśleliÄ&#x;ine sessizce katlandÄąk. SessizliÄ&#x;imiz, uysallÄąÄ&#x;ÄąmÄąz, bizi gĂśrĂźnmez kÄąldÄą. Bir baĹ&#x;ÄąmÄąza ÄąssÄązlÄąÄ&#x;a mahkum edildik. Fakat artÄąk susmayÄą unuttuk! Kapitalizmin Ăźcretli kĂśleliÄ&#x;e açtÄąÄ&#x;Äą kapÄądan akÄąn akÄąn çĹktÄąkça, sessizliÄ&#x;imizi, ÄąssÄązlÄąÄ&#x;ÄąmÄązÄą topraÄ&#x;a gĂśmdĂźk. Ä°Ĺ&#x;çi sÄąnÄąfÄą tarihinde emekçi kadÄąnlar olarak kendimize de mĂźcadelemizle yer açtÄąk. Ä°Ĺ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn meçhul kahramanÄą 129 kadÄąn iĹ&#x;çi 1857 8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;Äąnda burjuvaziye diri diri kurban verilmekle kalmadÄąlar. Burjuvaziye karĹ&#x;Äą iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn mĂźcadele zirvelerinden birini yarattÄąlar. 8 Mart DĂźnya Emekçi KadÄąnlar GĂźnĂź, bugĂźn onu Ĺ&#x;ekere bulamak, sÄąnÄąf dĂźĹ&#x;manÄą â&#x20AC;&#x153;giriĹ&#x;imciâ&#x20AC;? burjuva kadÄąnla buluĹ&#x;turmak isteyenlere inat, iĹ&#x;çi kadÄąnlarÄąn omuzlarÄąnda yĂźkseldi. Ä°Ĺ&#x;te biz bu 8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;ta karanlÄąklara gĂśmĂźlĂź tarihimiz ve ĂśzgĂźr, yeni

2

VĂ&#x153;QĂ&#x153;I NDGĂ&#x153;Q

Ä°ki kadÄąn. Biri TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;nin en bĂźyĂźk hazÄąr giyim tekellerinden Hey Tekstilâ&#x20AC;&#x2122;in de baÄ&#x;lÄą olduÄ&#x;u, tekstil, konfeksiyon, biliĹ&#x;im, inĹ&#x;aat, turizm alanÄąnda binlerce iĹ&#x;çiyi sĂśmĂźren Hey Groupâ&#x20AC;&#x2122;un sahibi. AynÄą zamanda TOBB KadÄąn GiriĹ&#x;imciler Kurulu baĹ&#x;kanÄą, Aynur BektaĹ&#x;. TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;nin en bĂźyĂźk tekellerinden birinin sahibi olmasÄąnÄąn yanÄą sÄąra, burjuvazi için â&#x20AC;&#x153;kadÄąnlarÄąn iĹ&#x; hayatÄąna katÄąlÄąmÄąâ&#x20AC;?, kadÄąn emeÄ&#x;inin piyasalaĹ&#x;tÄąrÄąlmasÄą için yaptÄąÄ&#x;Äą çalÄąĹ&#x;malarla tanÄąnÄąyor. Bunun için geçen yÄąl TBMM ĂźstĂźn hizmet madalyasÄą bile aldÄą.

DiÄ&#x;eri bir iĹ&#x;çi kadÄąn. Ä°smi yok. MadalyasÄą yok. KÄąrÄąlmÄąĹ&#x; bir uyluk kemiÄ&#x;i var, yÄąllardÄąr çalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą Hey Tekstilâ&#x20AC;&#x2122;de 4 aydÄąr Ăźcretleri ĂśdenmediÄ&#x;i için yĂźzlerce iĹ&#x;çi arkadaĹ&#x;Äą ile birlikte iĹ&#x; bÄąrakÄąp direniĹ&#x; yaptÄąÄ&#x;Äą için. Fabrikada 3 ile 15 yÄąldÄąr çalÄąĹ&#x;an iĹ&#x;çiler Ăźcretlerini istemek için toplanÄąnca, fabrikanÄąn Ăśzel gĂźvenlik gĂśrevlileri tarafÄąndan darp edildiler.

bir yaĹ&#x;amÄą kucaklayacaÄ&#x;ÄąmÄąz gelecek umudumuzla alanlarda olmalÄąyÄąz. Bizi tutsaklÄąklarÄąn en aÄ&#x;ÄąrÄąna mahkum eden, ancak onu yÄąkarak ĂśzgĂźrlĂźÄ&#x;Ăź kazanabileceÄ&#x;imiz kapitalizm ve Ăźcret kĂśleliÄ&#x;ine karĹ&#x;Äą, gĂźvencesiz, ĂśrgĂźtsĂźz çalÄąĹ&#x;maya karĹ&#x;Äą alanlarda olmalÄąyÄąz. EĹ&#x;it iĹ&#x;e eĹ&#x;it Ăźcret için, kĂźfĂźr ve hakaretlere, cinsel tacizle bezdirilmeye karĹ&#x;Äą alanlarda olmalÄąyÄąz. Cesaretimizi ve aklÄąmÄązÄą iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn mĂźcadelesine taze kan olarak akÄątacaÄ&#x;ÄąmÄązÄą, artÄąk gĂśzyaĹ&#x;larÄąnÄąn deÄ&#x;il yumruÄ&#x;un diliyle konuĹ&#x;acaÄ&#x;ÄąmÄązÄą burjuvaziye gĂśstermeliyiz. Tekel, Hey Tekstil, Trexta iĹ&#x;çisi kadÄąnlar gibi â&#x20AC;&#x153;Ä°nceldiÄ&#x;i yerden kopsunâ&#x20AC;? diyerek mĂźcadeleye atÄąlmalÄąyÄąz. 8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;ta ĂśzgĂźrlĂźk için alanlarda olmalÄąyÄąz. Ă&#x2013;zgĂźrlĂźk her yerde hakkÄąmÄąz! Kapitalizm ev yĂźkĂźnĂź olduÄ&#x;u gibi sÄąrtÄąmÄąza yÄąkÄąyor. Ä°Ĺ&#x;ten eve dĂśner dĂśnmez ayrÄą bir mesai baĹ&#x;lÄąyor. Ă&#x2013;mrĂźmĂźz herkese hesap vermekle, en kßçßk detaylarÄą dĂźĹ&#x;Ăźnmekle, eĹ&#x;, çocuk, hasta ve yaĹ&#x;lÄą bakÄąmÄąna adanmakla geçiyor. Ä°Ĺ&#x;yerinde olduÄ&#x;u gibi evde de kĂśleyiz. Kendimize ait bir dakikamÄązÄąn bile olmadÄąÄ&#x;Äą ĂśmĂźrleĂ&#x153;cretleri ri yaĂśdenmediÄ&#x;i için direniĹ&#x;e geçince Ĺ&#x;aiĹ&#x;ten atÄąlan 420 Hey Tekstil iĹ&#x;çisi arasÄąnda 4 hamile kadÄąn iĹ&#x;çi de var. O bebekler doÄ&#x;madan iĹ&#x;çileĹ&#x;tiler, iĹ&#x;sizleĹ&#x;tiler ve Ĺ&#x;imdi de direniĹ&#x;teler.

yÄąp bitiriyoruz. Burjuvazinin istihdam ve eÄ&#x;itim politikasÄąnda, dinde, geleneklerde yerimiz hiç deÄ&#x;iĹ&#x;miyor: Az eÄ&#x;itim, az vasÄąf, dÄąĹ&#x;arda iĹ&#x;, içerde iĹ&#x;!

Aynur BektaĹ&#x;, kadÄąn iĹ&#x;çileri ucuz iĹ&#x;gĂźcĂź olarak vahĹ&#x;ice sĂśmĂźrdĂźÄ&#x;Ăź, hamile olduklarÄą halde iĹ&#x;ten atÄąlma korkusuyla sesini çĹkarmadan çalÄąĹ&#x;mak zorunda bÄąraktÄąÄ&#x;Äą, â&#x20AC;&#x153;ekonomik krizâ&#x20AC;? gerekçesiyle aylardÄąr Ăźcret bile ĂśdemediÄ&#x;i, direniĹ&#x; yapÄąnca da kemiklerini kÄąrdÄąrdÄąÄ&#x;Äą için, TBMMâ&#x20AC;&#x2122;den bir ĂźstĂźn hizmet madalyasÄą daha alÄąr muhtemelen.

8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;ta cinsel taciz ve tecavĂźze, mobbinge dur demek için alanlarda olmalÄąyÄąz. En verimli zamanlarÄąmÄązÄą erkek egemenliÄ&#x;inin mĂźhrĂźnĂź taĹ&#x;Äąyan bu saldÄąrÄąlarla tĂźketmekle kalmÄąyoruz. DahasÄą, çalÄąĹ&#x;maktan, erkek sÄąnÄąf kardeĹ&#x;lerimizle mĂźcadelenin diliyle iliĹ&#x;ki kurmaktan, hatta sokaÄ&#x;a çĹkmaktan bile caydÄąrÄąlmaya çalÄąĹ&#x;Äąyoruz. GĂźvensizlik ve ĂśzgĂźvensizlikle çevreleniyoruz. Cinsel sĂśmĂźrĂź ve Ĺ&#x;iddeti sermaye birikimi için bir sektĂśr haline getiren kapitalizm, dĂźnyanÄąn her yerinde kadÄąn bedenini metalaĹ&#x;tÄąrÄąyor. Ă&#x153;stelik sorunlarÄąmÄązÄą gĂźndemleĹ&#x;tirmemiz bile bastÄąrÄąlÄąyor. Her nerede olursa olsun, istersek 13 yaĹ&#x;Äąnda olalÄąm, cinsel tacizin, tecavĂźzĂźn â&#x20AC;&#x153;suçlusuâ&#x20AC;? biz oluyoruz!

DireniĹ&#x;te ise kadÄąn iĹ&#x;çilerin aÄ&#x;ÄąrlÄąkta olduÄ&#x;u bir iĹ&#x;çi komitesi ve kadÄąn iĹ&#x;çilerin ĂśncĂźlĂźÄ&#x;Ăź var. Her gĂźn fabrika yanÄąndaki kahvede toplanan iĹ&#x;çiler, eylem kararlarÄąnÄą birlikte belirliyorlar. Her gĂźnkĂź yĂźrĂźyĂźĹ&#x; ve eylemlerde açĹlan pankarttaki iki talepten biri de Aynur BektaĹ&#x;â&#x20AC;&#x2122;tan TBMM ĂźstĂźn hizmet madalyasÄąnÄąn geri alÄąnmasÄą! Hey Tekstilâ&#x20AC;&#x2122;de direniĹ&#x; kitlesel olarak sĂźrĂźyor. KadÄąn iĹ&#x;çiler, eĹ&#x;lerinin baskÄąlarÄąna karĹ&#x;Äą da direniyorlar.

8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;ta zorbalÄąk ve Ĺ&#x;iddete dur demek için alanlarda olmalÄąyÄąz. Ĺ&#x17E;iddet yaĹ&#x;amÄąmÄązdan eksilmiyor. BoĹ&#x;anmak, ayrÄąlmak, bir parça ĂśzgĂźr zaman ve uÄ&#x;raĹ&#x; isteyen kadÄąnlarÄąn karĹ&#x;ÄąsÄąna Ĺ&#x;iddet, ĂślĂźm dikiliyor. Kapitalizm kadÄąn cinayetlerini iĹ&#x; cinayetleri ile yarÄąĹ&#x;tÄąrÄąyor. KadÄąnÄąn kĂśleliÄ&#x;i, gĂźnde beĹ&#x; kadÄąnÄąn katledilmesi, her ßç kadÄąndan birinin Ĺ&#x;iddet gĂśrmesi Ăźzerinde yĂźkseliyor. Burjuvazi erkek egemenliÄ&#x;ini ucundan kÄąyÄąsÄąndan deÄ&#x;iĹ&#x;tirdiÄ&#x;i yasalarÄą bile uygulamayarak koruyor. Ă&#x2013;len kadÄąn, ama suçlu da kadÄąn oluyor!

8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;ta çifte baskÄą ve sĂśmĂźrĂźyĂź katmerlendiren ulusal zorbalÄąÄ&#x;a karĹ&#x;Äą mĂźcadele için alanlarda olmalÄąyÄąz. Boyun eÄ&#x;dirilemeyen KĂźrt emekçi kadÄąnÄą, bir yandan bin yÄąllardÄąr yaĹ&#x;adÄąÄ&#x;Äą topraklarda ĂśzgĂźr iradesiyle yaĹ&#x;amaktan, anadilinde

eÄ&#x;itim, saÄ&#x;lÄąk hizmeti almaktan caydÄąrÄąlmaya çalÄąĹ&#x;ÄąlÄąyor. Van depreminde, Roboski bombardÄąmanÄąnda acÄąlarÄąna yeni acÄąlar ekleniyor. En aÄ&#x;Äąr koĹ&#x;ullarda saflarÄąndan yetiĹ&#x;tirdiÄ&#x;i siyasetçilerin, sendikacÄąlarÄąn binlercesi operasyonlarda tutuklanÄąyor. Emperyalist ve gerici savaĹ&#x;larÄąn, burjuva gerici diktatĂśrlĂźklerin amansÄąz eli emekçi kadÄąnlarÄąn boÄ&#x;azÄąna çullanÄąyor. 8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;Äą her gĂźne yaymak için alanlarda olmalÄąyÄąz. Toplumun her alanÄąnda, sÄąnÄąf ĂśrgĂźtlerinde, direniĹ&#x; komitelerinde, sendikalarda emekçi kadÄąnÄąn sesinin, temsilinin ve kararlÄąlÄąÄ&#x;ÄąnÄąn yĂźkselmesi için alanlarda olmalÄąyÄąz. 8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;Äąn resmi tatil olmasÄą için en Ăśnde biz emekçi kadÄąnlar dayanÄąĹ&#x;ma halinde mĂźcadele etmeliyiz. Bilmeliyiz ki, kimse bize bunu tabakta sunmayacaktÄąr. Erkek sÄąnÄąf kardeĹ&#x;lerimizi kadÄąn Ăźzerindeki çifte baskÄą ve sĂśmĂźrĂźnĂźn bir parçasÄą olmaktan çĹkmaya çaÄ&#x;ÄąrmalÄą, taleplerimizi omuzlayarak erkek egemenliÄ&#x;ine karĹ&#x;Äą mĂźcadele içinde eÄ&#x;itilmeye yĂśneltmeliyiz. BaĹ&#x;ka bir cinsi ezen bir cins ĂśzgĂźr olamaz. Kapitalizme karĹ&#x;Äą yeni bir yaĹ&#x;am için mĂźcadele, her tĂźrden egemenlik ve tahakkĂźm iliĹ&#x;kisini, emekçi kadÄąnÄąn kĂśleliÄ&#x;ini bĂźyĂźten iĹ&#x;bĂślĂźmĂźnĂź hedefe çakmadan ilerletilemez. Bu yepyeni yaĹ&#x;amÄą ise bize ancak sosyalizm, ĂśzgĂźr sÄąnÄąfsÄąz toplum verebilir. 8 Martâ&#x20AC;&#x2DC;Äą emekçi kadÄąnÄąn ĂśzgĂźrlĂźk dĂźnyasÄąnÄą bĂźyĂźtmek için mĂźcadeleye adamalÄąyÄąz. YaĹ&#x;asÄąn 8 Mart DĂźnya Emekçi KadÄąnlar GĂźnĂź! KadÄąna YĂśnelik Ĺ&#x17E;iddete Son! Toplumun Her AlanÄąnda EĹ&#x;itlik ve Ă&#x2013;zgĂźrlĂźk! YaĹ&#x;asÄąn Emekçi KadÄąn DayanÄąĹ&#x;masÄą! Kahrolsun Ă&#x153;cretli KĂślelik DĂźzeni! Emekçi KadÄąnÄąn Ă&#x2013;zgĂźrlĂźÄ&#x;Ăź Sosyalizmde!

im19  

mokrasisi “Rosenbergler Ölmemeli” 10 9 sosyalistsosyalit 14 5 Hey Tekstil işçileri direnişlerinin 12. gününde sorunlarını duyurmak için A...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you