.|OHFH dDO×üW×UPD 6WUDWHMLVL Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi, gerçekte yeni anayasayı, TİSK, TÜSİAD ve MÜSİAD’ın istediği tam neoliberal "ekonomik anayasa"yı öngörmektedir. Bizim "Kölece İstihdam Strateji Belgesi" adını verdiğimiz bu belge, doğrudan doğruya yeni anayasa ve yapım sürecinin bir bileşenidir. Son yıllarda sermayenin bir üst birikim düzeyine geçişi için ortaya konan sayısız karlılığı yükseltme stratejisi belgesi, süregiden neoliberal dönüşüm programları ve neoliberal demokrasiyle dehşetli bir bütün oluşturmaktadır
12
ELQ NDG×Q YH oRFXN PDoWD\G× 13
\DíDVÜQ
sosyalist
6D\Ü (NLP 7/
.DSLWDOL]PGH
úüoLOHUH |]J UO N \RN Özgürlük! Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının, emekçi kadınların… Ona kuşaklar boyu susamışlığını tarif etmeye sayfalar yetmez! Acılarımızın, kayıplarımızın dinmek bilmez kini kadar kendi kendimizi yöneteceğimiz geleceğimiz de vardır bu susuzlukta. Fakat bu büyülü sözcüğü, sınıf dışı, anayasal reformcu programlara kurban etmeme sorumluluğu, işçi sınıfının omuzlarında duruyor. İşçi Meclisi, öncü işçileri burjuva demokratik anayasaya karşı mücadeleye, kendi toplantılarını, forumlarını, meclislerini oluşturmaya çağırırken bu sınıfsal sorumlulukla hareket etmektedir. Anayasa konusunda işçi sınıfı kendi sınıf çıkarlarına göre tutum almalı, kendi politikası, öz örgütlülükleri, mücadele sloganları ve talepleri ile özneleşmeli!
úüoL V×Q×I× YH DQD\DVDO UHIRUPFXOXN Burjuvazi-proletarya çelişkisinin her konu ve sorunda temel olduğu, özgürlüğün ancak ücretli kölelik prangasını kırarak, her bir sorunu işçi devrimini büyütme hedefiyle ele alarak, burjuva diktatörlüğünü yıkıp sosyalist işçi demokrasisini kurarak kazanılabileceği bir toplumda, kitleleri "burjuva demokrasisinin azı-çoğu" tartışmasına yedeklemek işçi sınıfının, Kürt halkının, kadınların yalnız geleceğine değil, bugününe karşı da işlenebilecek en büyük suçtur. İşte bu yüzden İşçi Meclisi, bütün topluma faşist 12 Eylül rejiminden, tekçi, mutlakçı hâkimiyet biçiminden, ulusal, cinsel, vd. baskılardan kurtuluşun biricik yolu olarak sunulan yeni anayasa görüşlerini "Bu anayasada işçiler, bu anayasada işçi sınıfı yok!" diye karşılıyor… 8-9
LíÁL GHmokrasisi .+. (ùLWLP DODQ×QGD VRQ oDUS×üPD\D GRùUX
Eğitim alanında son çarpışmaya doğru Kadrolu öğretmenlerin varlık koşullarını tüketen burjuvazi açısından kopartıcı bir saldırının arifesindeyiz. Teşkilat bu yüzden yeniden yapılandırılıyor, saflar karşı tarafta sıklaştırılıyor. Eğitim işçileri saflarının ise en hafif bir ifadeyle "dağınık" olduğunu söylemek zorundayız. Burjuvazinin kapitalist aklı başında, peki ya 10 işçilerin kolektif aklı ve mücadelesi?
/LPDQ LüoLOHUL GD\DQ×üPD JHFHVL \DS×OG× Liman işçilerinin Mersin’de devam eden direnişine destek olmak amacıyla, başta KESK bileşenleri olmak üzere DİSK ve TÜRK-İŞ’e bağlı bazı sendikalar, çeşitli siyasi parti ve kurumların desteğiyle organize edilen dayanışma gecesi 28 Eylül günü Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Kongre Salonu’nda gerçekleştirildi. 4
2
NƌN RJHQNXN
% \ N RWHOOHU V U QG U U NDSLWDOL]P |OG U U Merhaba arkadaĹ&#x;lar. Ben beĹ&#x; yÄąldÄązlÄą bĂźyĂźk bir otelde çalÄąĹ&#x;an taĹ&#x;eron temizlik iĹ&#x;çisiyim. Malum taĹ&#x;eronluk sistemi tamamen içimize kadar girdi. Asgari Ăźcret altÄąnda bu otelde (C. Oteli diyelim adÄąna) kĂślece çalÄąĹ&#x;an taĹ&#x;eron iĹ&#x;çisi olarak C. otelde gĂśzlemlediÄ&#x;im olaylarÄą burada yazmak istedim.
/LPDQGDQ ELU LĂĂ LQLQ VHVOHQLĂL Selam olsun alnÄąnÄąn terine sahip çĹkÄąp; emek yolunda gßç harcayana, kardeĹ&#x;lik yolunda el verene! Selam olsun eylemdeki dostlarÄąnÄą yalnÄąz bÄąrakmayÄąp; destek olan tĂźm iĹ&#x;çi kardeĹ&#x;lerime! Bendeniz Mersin LimanÄąnda haksÄązlÄąÄ&#x;a uÄ&#x;rayÄąp iĹ&#x;inden olan ve A kapÄąsÄąnda direnen iĹ&#x;çilerden biriyim. Bizler sendikaya Ăźye olduÄ&#x;umuz için; iĹ&#x;veren (patron), sendikanÄąn tĂźm çaÄ&#x;rÄąlarÄąna kulak tÄąkayÄąp grev kararÄąna 7 gĂźn kala, yaptÄąÄ&#x;Äą iĹ&#x;ten kar etmediÄ&#x;ini sĂśyleyerek iĹ&#x;i bÄąraktÄąÄ&#x;ÄąnÄą bildirdi. Hal bĂśyle olunca bir Ăźst iĹ&#x;veren, liman giriĹ&#x; kartlarÄąmÄązÄą iptal edip iĹ&#x;yerine giriĹ&#x;imizi engelledi. Alt ve Ăźst taĹ&#x;eronlarÄąn bu danÄąĹ&#x;ÄąklÄą dĂśvĂźĹ&#x;leri karĹ&#x;ÄąsÄąnda bize kalan sadece içerde ve dÄąĹ&#x;arÄąda haklÄąlÄąÄ&#x;ÄąmÄązÄą anlatacak bir ortam yaratmaktÄą. Bu ortamÄąn, kapÄąnÄąn ĂśnĂźnde kurduÄ&#x;umuz eylem çadÄąrÄą ile gerçekleĹ&#x;eceÄ&#x;inin de farkÄąnda deÄ&#x;ildik açĹkçasÄą. İlk zamanlar, hep beraber olmak ve haksÄązlÄąÄ&#x;Äąn karĹ&#x;ÄąsÄąnda beraberce durmak adÄąna bir araya geliyorduk. HaksÄązlÄąÄ&#x;Äąn karĹ&#x;ÄąsÄąnda duracaktÄąk ama nasÄąl olacaÄ&#x;ÄąnÄą da pek bilmiyorduk aslÄąnda. Daha sonra bu sĂźrecin benzerini Ăśnceden yaĹ&#x;amÄąĹ&#x; ve iĹ&#x;çilik bilinci geliĹ&#x;tirmiĹ&#x; olan arkadaĹ&#x;larÄąmÄązÄąn ĂśncĂźlĂźÄ&#x;Ăźnde bir komite seçtik. Komiteyle birlikte gĂźnlĂźk yapÄąlan iĹ&#x;lerin paylaĹ&#x;ÄąmÄąna kadar varan bir dizi gĂśrevlendirme yaptÄąk. UÄ&#x;radÄąÄ&#x;ÄąmÄąz haksÄązlÄąÄ&#x;Äą Mersin kamuoyuna doÄ&#x;ru bir
Ĺ&#x;ekilde aktardÄąkça, sendika yanÄąmÄązda olmamasÄąna raÄ&#x;men, bize olan maddi ve manevi desteÄ&#x;in bir sel gibi arttÄąÄ&#x;ÄąnÄą gĂśrdĂźk. Bir sĂźre sonra ekonomik anlamda belli bir gelire ihtiyacÄąmÄąz oldu. Ve sendika bu sĂźre zarfÄąnda bize hiç bir katkÄąda bulunmadÄą. Biz kararlÄąydÄąk, bu durumu aĹ&#x;acaktÄąk ve Ăśyle de yaptÄąk. Bir dayanÄąĹ&#x;ma gecesi dĂźzenledik. Bu dayanÄąĹ&#x;ma gecesine iĹ&#x;çi dostu arkadaĹ&#x;lar, sendikalar, sivil toplum ĂśrgĂźtleri ve birçok kurum destek oldu. DayanÄąĹ&#x;ma gecesinden gelen geliri arkadaĹ&#x;larÄąmÄąza ihtiyaçlarÄąnÄą gidermek amacÄąyla bĂślĂźĹ&#x;tĂźrdĂźk. Sevgili iĹ&#x;çi kardeĹ&#x;lerim! Bu uÄ&#x;urda çaba harcarken, bazen morallerimiz en alt seviyeye dĂźĹ&#x;tĂź. Birbirimizle hararetle tartÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;ÄąmÄąz anlar oldu. Ama tartÄąĹ&#x;malarÄąmÄąz asla birbirimize hakarete dĂśnĂźĹ&#x;medi. DoÄ&#x;ru olan bu ekmek kavgamÄązda her zaman aynÄą doÄ&#x;rultuda hareket etmeyi bildik. İĹ&#x;çi bilincinde gerçekleĹ&#x;en bu olayda dini, dili, ÄąrkÄą ne olursa olsun, ekmek kavgasÄąnda hepimiz "iĹ&#x;çiyiz, gßçlĂźyĂźz" sloganÄą kendiliÄ&#x;inden sĂśylenmiĹ&#x; oluyor. Bizim 72 gĂźnlĂźk sĂźremiz iĹ&#x;te bĂśyle iĹ&#x;çi kardeĹ&#x;lerim. Bundan sonraki yolumuzun daha dikenli olduÄ&#x;unun hepimiz farkÄąndayÄąz. Bu yola bizimle baĹ&#x;layana da, sonradan yolu bizimle kesiĹ&#x;ene, yine bizimle yĂźrĂźyecek olana da selam olsun! Sevgilerimle‌ Mersin limanÄąndan bir iĹ&#x;çi
C. otelde oda fiyatlarÄą en dĂźĹ&#x;Ăźk 500 tl’den baĹ&#x;lÄąyor ve bu fiyatlar kat kat artÄąyor. ManzaralÄą bir odada kalmak 800 tl, kral dairesinde kalmak 2000 euro, orada çalÄąĹ&#x;an taĹ&#x;eron temizlik iĹ&#x;çisinin maaĹ&#x;Äą yol dâhil 900 tl’dir. Bu fiyatlarÄą gĂśrdĂźÄ&#x;ĂźmĂźz zaman bir iĹ&#x;çinin yaĹ&#x;am koĹ&#x;ullarÄą da ortaya çĹkÄąyor. BĂźyĂźk para babalarÄąnÄąn, sermayenin uĹ&#x;aklarÄąnÄąn kaldÄąÄ&#x;Äą bu otelde çalÄąĹ&#x;an iĹ&#x;çilerin yarÄąm saat yemek molasÄą ve 15 dakika çay molasÄą vardÄąr ve mesai 8 saattir. Mola dÄąĹ&#x;Äąnda tuvalet, su gibi ihtiyaçlarÄąnÄą karĹ&#x;Äąlaman yasak. ÇßnkĂź sen kĂślesin, sahibinden izin almadan ihtiyaçlarÄąnÄą karĹ&#x;ÄąlayamazsÄąn. Mesai saatleri boyunca sĂźrekli temizlik yapmak zorundasÄąn. 17 katlÄą otelin 6 katÄąnÄą sabaha kadar temizlemek zorundasÄąn. SĂźrekli baĹ&#x;larÄąnda duran Ĺ&#x;efler sĂźrekli "bitmedi mi bu kat, bitmedi mi buranÄąn temizliÄ&#x;i" gibi laflar ederler.
AyrÄąca sermayenin uĹ&#x;ak bakanlarÄąnÄąn kaldÄąÄ&#x;Äą dĂśnemlerde otelin temizliÄ&#x;i için daha ayrÄąntÄąlÄą ve daha fazla çalÄąĹ&#x;mak zorunda kalÄąyorsun. Mesai bitimi 07.00'de olduÄ&#x;u halde bu dĂśnemlerde 07.30’a kadar çalÄąĹ&#x;tÄąrÄąyorlar. İnsanca bir muamelenin olmadÄąÄ&#x;Äą Ăśzellikle taĹ&#x;eronsan ikinci sÄąnÄąf vatandaĹ&#x; gibi davranÄąlÄąyor C. otelde. C’deki otel fiyatlarÄąnÄą gĂśrdĂźkçe, yaĹ&#x;am tarzlarÄąnÄą gĂśrdĂźkçe aklÄąmdan su ifade geçiyor: C. sĂźrĂźndĂźrĂźr kapitalizm ĂśldĂźrĂźr! AyrÄąca otelin bir de kongre merkezleri var. BurasÄą TĂœSİAD gibi, G–20 gibi uluslararasÄą kongrelerin olduÄ&#x;u, biz iĹ&#x;çilere aÄ&#x;Äąr yĂźklerin bindiÄ&#x;i toplantÄąlarÄąn yapÄąldÄąÄ&#x;Äą bir kongre merkezidir. AyrÄąca otelin kadrolu iĹ&#x;çisiyle taĹ&#x;eron iĹ&#x;çiler arasÄąnda da ayrÄąmcÄąlÄąk var. Ă–zellikle otel çalÄąĹ&#x;anlarÄą taĹ&#x;eron iĹ&#x;çilerle muhabbet etmezler, yemekhanede ayrÄą otururlar, çay molalarÄąnda farklÄą yerlerde otururlar ve iĹ&#x;çiler arasÄąnda birlikte mĂźcadele yoktur. Bu hususlar sonucunda da otelde kĂślece çalÄąĹ&#x;ma Ĺ&#x;artlarÄąna uymak zorundasÄąn. AyrÄąca otelde kaldÄąÄ&#x;Äąm sĂźrece gĂśzlemleyeceÄ&#x;im olaylarÄą vakit buldukça burada sizlerle paylaĹ&#x;maya devam edeceÄ&#x;im.
%LU GHQH\LP Tekstilde çalÄąĹ&#x;an bir iĹ&#x;çiyim. YaklaĹ&#x;Äąk 5 ay Ăśnce yaĹ&#x;adÄąÄ&#x;Äąm bir deneyimimi sizlerle kÄąsaca paylaĹ&#x;mak istiyorum. AtĂślyede iĹ&#x;çi arkadaĹ&#x;larÄąmla beraber 6 gĂźn sabah 8.30'da iĹ&#x; baĹ&#x;Äą yapÄąp akĹ&#x;am 19.00'da paydos ediyorduk. Biz ezilen iĹ&#x;çiler haftanÄąn bu 6 gĂźnĂź evimize erken gidemiyor ve ĂźstĂźne de gece yarÄąsÄąna kadar çalÄąĹ&#x;Äąyorduk. AyrÄąca hiçbirimizin sigortasÄą da yoktu. Asgari Ăźcret olarak gĂśsterilen maaĹ&#x;larÄąmÄązda da, birçoÄ&#x;umuz asgari Ăźcret bile almÄąyordu. MaaĹ&#x;larÄą 450–500 TL arasÄąnda alÄąyorduk. İĹ&#x;yerinde bu durum karĹ&#x;ÄąsÄąnda, buna dur demek için diÄ&#x;er iĹ&#x;çi arkadaĹ&#x;larla konuĹ&#x;uyor ve bu duruma karĹ&#x;Äą birlikte hareket etmeye ikna etmeye çalÄąĹ&#x;Äąyordum. 2 hafta cumartesi gĂźnleri çalÄąĹ&#x;madÄąk. 3. hafta ise yine ĂśrgĂźtlĂź duruĹ&#x;umuzu devam ettirmek için konuĹ&#x;uyorduk. İĹ&#x;yerinde patronun yeÄ&#x;eni de bizimle beraber çalÄąĹ&#x;an bir iĹ&#x;çiydi, kendisi bizim aramÄąza girip konuĹ&#x;ulanlarÄą
patron olan dayÄąsÄąna sĂśylemiĹ&#x;. Bunun Ăźzerine de patron cuma akĹ&#x;am vermesi gereken maaĹ&#x;larÄąmÄązÄą vermedi ve bizi cumartesi iĹ&#x;yerine gitmek zorunda bÄąraktÄą. MaaĹ&#x; almak zorunda olduÄ&#x;umuz için cumartesi iĹ&#x;e gitmeme tavrÄąmÄąz sekteye uÄ&#x;radÄą. Birlikte davranma, tavÄąr alma, ĂśrgĂźtlĂź duruĹ&#x;umuzun zayÄąflÄąÄ&#x;Äąndan bu Ĺ&#x;ekilde geri adÄąm attÄąk. Birlikte hareket etme çabamÄązÄąn ispiyonlanmasÄąyla olmuĹ&#x;tu bu. Bu da aramÄązdaki kendisi de iĹ&#x;çi olan arkadaĹ&#x;Äąn dayÄąsÄąna bizi ispiyonlamasÄą ile olmuĹ&#x;tu. Patronumuz da Ăśnceden tedbir aldÄąÄ&#x;Äą için baĹ&#x;arÄąsÄąz olmuĹ&#x;tuk. Benim buradan çĹkardÄąÄ&#x;Äąm ders ise Ĺ&#x;u oldu, ĂśrgĂźtlenmede belli bir olgunlaĹ&#x;ma saÄ&#x;lamadan çok açĹk vermemek gerekliliÄ&#x;iydi. Bizim dĂźĹ&#x;tĂźÄ&#x;ĂźmĂźz bu yanlÄąĹ&#x;a sizler de dĂźĹ&#x;meyin diye bu deneyimi siz iĹ&#x;çi arkadaĹ&#x;larÄąmla paylaĹ&#x;Äąyorum. İstanbul’dan bir tekstil iĹ&#x;çisi
İĹ&#x;çi Meclisi - Yerel SĂźreli Siyasi Dergi - SayÄą:14- Fiyat: 1 TL Pina BasÄąm YayÄąm San. ve Tic. Ltd. Ĺžti. adÄąna sahibi HĂźseyin Kezik Sorumlu YazÄą İĹ&#x;leri MĂźdĂźrĂź: Ali Filizler Adres: Bereketzade Mah. BĂźyĂźkhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 BeyoÄ&#x;lu/İstanbul Tel: 0 212 251 20 89 Hesap No: İĹ&#x; BankasÄą Koca MustafapaĹ&#x;a Ĺžubesi 1105 0792812 BaskÄą: Ă–zdemir MatbaasÄą Adres: DavutpaĹ&#x;a Cad. GĂźven Sanayii Sitesi C Blok No:242 TopkapÄą/İstanbul Tel: 0212 577 54 92
3
NƦN RJHQNXN
2UWDN VRUXQD NDUíÜ ELUOHíPHN B
ir önceki sayımızda "yaz bitti, yeni bir yıl başlıyor" demiş; sınıf mücadelesinin genel görünümünü aktardıktan sonra, siyaset sahnesindeki esas boşluğun işçi sınıfının kendi sınıfsal çıkarları ve toplumun geleceği için, henüz kendi talepleriyle bir gündem oluşturamaması olduğunu ifade etmiştik.
Geçen bir ay içerisinde iki gelişme öne çıktı: Bunlardan birincisi, Kürt ulusal hareketiyle çeşitli sol çevrelerin "barış ve anayasal reform" talepsel ekseninde bir araya gelerek yürüttüğü "çatı partisi" ya da "kongre partisi" adı verilen girişim. Diğeri de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB’nin bir araya gelerek çağrıcısı olduğu 8 Ekim tarihinde Ankara’da yapılacak olan "İnsanca yaşam için eşit-özgür demokratik bir Türkiye" başlıklı miting. Bu miting neden örgütleniyor? Tekel sürecinden bu yana ayrı duran sendika konfederasyonları ve odalarını bir miting için bir araya getiren sürecin temelinde, son dönemde Türkiye’deki hızlı kapitalist ilerleme süreci kapsamında ülke burjuvazisi ve devletinin attığı adımlar yatıyor. Burjuvaların atmak istediği adımların en büyüğü ve işçi sınıfına cepheden yönelmiş olanı hiç kuşkusuz kıdem tazminatlarının gaspı. Küresel kapitalist krizin yeniden kapıya dayandığı bu günlerde burjuvalar için bir anti-kriz önlemi olarak işten çıkarmaları kolaylaştıracak bu saldırı, ancak militan ve kitlesel, hayatı durduracak bir sınıf direnişi ile püskürtülebilir. Az sayıda işçi üyeye sahip olan DİSK için kıdem tazminatının gaspı saldırısının önem taşıması gerekir. Ancak DİSK’in bu saldırının kapsamına uygun bir genişlikte, direniş cephesini büyüten bir yaklaşımla hazırlık yaptığını söylemek mümkün değil. En basitinden, şu mitingin ortak örgütlenmesinde yer alan TMMOB üyesi mühendislerin ezici çoğunluğu için
de gündem olan kıdem tazminatı saldırısı, TMMOB için asli gündem değil.
Geçen bir ay içerisinde iki gelişme öne çıktı: Bunlardan birincisi, Kürt ulusal hareketiyle çeşitli sol çevrelerin "barış ve anayasal reform" talepsel ekseninde bir araya gelerek yürüttüğü "çatı partisi" ya da "kongre partisi" adı verilen girişim. Diğeri de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB’nin bir araya gelerek çağrıcısı olduğu 8 Ekim tarihinde Ankara’da yapılacak olan "İnsanca yaşam için eşitözgür demokratik bir Türkiye" başlıklı miting
8 Ekim’deki mitinge konfederasyon ve odaların yöneticileri sınıfsalsendikal açıdan farklı ve parçalı gündemlerle gidiyorlar. Örneğin TMMOB için esas itici güç, hükümetin son dönemde etkin bir kapitalist yürütme gücü olarak adet haline getirdiği kanun hükmünde kararnameler (KHK’lar) yoluyla odaların şu ana kadar süregelmiş olan pozisyonlarını sarsabilecek olması. Önümüzdeki dönemde hükümetin bir KHK ile pat diye örneğin odaların kimi gelir kaynaklarını kesmesi, yönetimlerine müdahale etmesi, yasa ile kurulmuş olan oda yapılarını sarsması işten değil. Bir meslek örgütü olarak TMMOB açısından sorun, eski düzeyde varlığını sürdüremez hale getirmeye zorlayıcı bir nitelik taşıyor. KESK için ise, bilindiği üzere ana gündem şu an hükümetle görüşmeler aşamasında olan yeni toplusözleşme sürecinde grev hakkının bulunup bulunmayacak olması. Grev hakkı başta gelmek üzere, hakem kurulunun yapısı, yetkili sendikalar bağlantısıyla toplu sözleşmelerin uygulanma biçimleri gibi müzakere edilen bir dizi önemli ayrıntı var. KESK yönetimini değiştirdi. Bir dizi tüzüksel değişikliğe de gitti. Ancak yönetici bileşenler açısından birkaç tas değişse de, hamam aynı. TTB için ise, sağlıktaki kapitalist dönüşümün son evresine geldiğimiz bugün 400 bin sağlık emekçisinin ve bunların içerisindeki doktorların kapitalist gelişme ile birlikte boyunlarındaki ücretli kölelik zincirlerinin daha da sıkılanması söz konusu. Yürürlüğe giren son KHK ile birlikte, doktorların neredeyse Osmanlı döneminden bu yana hüküm süren üniversite hastanelerinde kamusalucuz muayene, özel muayenehanesinde de ücretli sağlık ikiliği ortadan kaldırılıyor. Hekimlerin proleter-
leşme süreci dayatılan "ya o, ya bu" ile hızlandırılıyor. Taslağı hazırlanan kamu hastaneleri birliği yasa tasarısıyla tüm kamusal sağlık sisteminde performans denetimi ve sektörün topyekûn özelleştirilmesine geçiş yapılıyor. Farklı kesimlerin ortak sorunu kapitalizm! Dört örgütü bir miting için bir araya gelmeye ittiren sorunlar, ülkedeki kapitalist dönüşümün bir sonucu ve ancak kapitalizmi bir bütün olarak hedefe çakan bir mücadele perspektifiyle püskürtülebilecek nitelikte sorunlar. Oysa miting "İnsanca yaşam için eşit-özgür demokratik bir Türkiye" gibi muğlâk bir sol liberal sloganla örülüyor. Bu tesadüf değil. Siyasal alanda atılan birlik adım ve arayışlarıyla uyumlu bir slogan bu. 15 Ekim’de toplanacak çatı partisi ya da birlik kongresi öncesinde,
Ortak soruna karşı birleşmenin temeli sosyalist bir devrim hedefi mi olacak, yoksa burjuva liberal bir anayasa solculuğu mu? Tarihsel açıdan büyüyen nicel ve nitel gücüyle, yükselişe geçme potansiyelini taşıyan Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfının önündeki, bilincindeki, eylemindeki ayak bağlarını temizlemesi için vakit geldi ve geçiyor
8 Ekim’de düzenlenecek olan bu eylem, çeşitli sol liberal grupların sınıf-sendika ayağında güç toplama hedefiyle uyumlu görülüyor. "Kongre partisinin" talepsel taslağında her şeyin olduğu söylenebilir, ancak bu birlikte işçi sınıfının mücadele taleplerinin olduğu söylenemez. Anayasal reform temelinde bir araya gelen Kürt hareketi ile liberal sosyalist çevrelerin ufku kapitalizmi düzeltmekle sınırlı. Oysa yeni bir anayasayla düzeltilmiş bir kapitalizm hayaline en açık yanıt, bizzat sınıfsal-sendikal alandaki dönüşüm yasalarıyla şimdiden veriliyor. Bu mitingin düzenlenmesini zorunlu kılan saldırılar, işçilerin daha etkin sömürüldüğü, sistemle bütünleşmiş bir politik varoluş dışında direniş yollarının kapatıldığı, daha etkin bir devlet mekanizmasıyla burjuva toplumsal hâkimiyetin sıkılaştırıldığı yeni bir düzeninin varlığını ilan ediyor: Burjuva demokrasisi! Burjuvaların hâkimiyetindeki bu demokrasinin cilasını kazımaksızın, "demokratik bir Türkiye" istemek, politikada sınıfsızlığın savunusu anlamına geliyor ve etrafa fena halde burjuva liberalizm kokusu yayıyor. Ortak soruna karşı birleşmenin temeli sosyalist bir devrim hedefi mi olacak, yoksa burjuva liberal bir anayasa solculuğu mu? Tarihsel açıdan büyüyen nicel ve nitel gücüyle, yükselişe geçme potansiyelini taşıyan Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfının önündeki, bilincindeki, eylemindeki ayak bağlarını temizlemesi için vakit geldi ve geçiyor. Önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmeler bir kez daha işçi sınıfının kolektif mücadele gücüne duyulan büyüyen ihtiyacın altını çiziyor.
4
NƦN RJHQNXN
/LPDQ LíÁLOHUL GD\DQÜíPD JHFHVL \DSÜOGÜ MIP patronunun yaptırmamak için tehdit dolu mesajlar gönderdiği Liman İşçileri Dayanışma Gecesi 28 Eylül günü gerçekleştirildi. Aylardır süren direnişlerinde maddi sorunlar nedeniyle elektriği suyu kesilen, kredi kartı ya da kredi borcu nedeniyle evine icralar gelen, çocuğunu okula gönderemeyen işçilerin direnişine hem maddi destek olmak hemde içeride ve dışarıdaki kamuoyunun dikkatini çekmek hedefiyle yola çıkılan dayanışma gecesi direnişi anlatan slâyt gösterisi ile başladı. Ardından işçi sınıfı mücadelesinde aramızdan ayrılanlar için saygı duruşu yapıldı. Ardından gecenin örgütlenmesinde de emeği geçen Mersin BES Şube Başkanı Yusuf Kaya söz aldı. Kaya’nın "Her işçinin hakları vardır. İşte bu hakkı kullanan Liman işçisi: ‘Hakkımız sermayeye kurban edilemez. Biz geleceğimizi sermayenin kar hırsına bırakmayacağız’ diyor. Kazanmanın yolu ve patronların korktuğu tek şey bizim birleşmemizdir" dediği konuşması alkışlarla karşılandı. Konuşmaların arasında şiirlerin okunduğu gecede, 35 işçi adına konuştuğunu söyleyen direnişçi işçi-
lerden Murat Kahraman; "Sözümü fazla uzatmayacağım. Az önce bir telefon aldım. ‘Bu geceyi yapmayacaksınız’ diyorlar. Bu noktadan sonra sadece şunu söyleyebilirim. İnadına inadına direniş. Sendikalı olmak bir haktır bunu herkes bilsin. Ve ortada bir suç varsa biz değil bizi sokağa atanlar bu suçu işliyor. Beni sadece Murat olarak görmeyin. Ben işçiyim, Biz tek değiliz, milyonlarcayız." şeklindeki konuşması salonda alkış ve "Direne direne kazanacağız" sloganları ile karşılandı. Kürsüde söz alan yazar Şiar İspanoğlu "Liman işçisi kazanacak deniyor ama liman işçisi zaten kazandı. Dünyayı kurtaracak olan güç işçi sınıfıdır. Çevre, gençlik, kadın mücadelesini sonuca vardıracak olan güç işçi sınıfıdır. Ne mutlu ki liman işçisi burada tekel işçisinin kurduğu okulu kurmuş. Bizim görevimiz onların yanında olmaktır" dedi.
aldı. Direnişin ev yaşamını nasıl etkilediğini anlattığı konuşmasını "Okulların açılmasına rağmen bir kalem defter alamadık. Biz iş istiyoruz, ekmek istiyoruz" diyerek bitirdi. Konuşma alkışlarla karşılandı.
Daha sonra söz alan Tekel işçisi Süleyman Şahin aylarca süren Ankara direnişinden örnekler verdiği konuşmasında "Doğrusunu söylemek gerekirse direnişimizde sendika bizi sürüklemedi, biz sendikayı peşimizden sürükledik. Tekel işçisi Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla Türkiye işçi sınıfı adına tarih yazdı." dedi.
Konuşmaların ardından direnişçi işçilerin yazıp, yönettiği ve oynadığı tiyatro gösterisi yapıldı. Gösteride şeytan kılığındaki kapitalizm, "Birleşen İşçiler Yenilmez" yazmaya çalışan işçileri bir kelime bile yazamadan teker teker öldürüyordu. Bir öncü işçinin karşı çıkması ve diğer işçileri uyandırması ile birlik olan işçilerin şeytanı öldürülebileceğinin anlatıldığı tiyatro gösterisi salondakiler tarafından ayakta alkışlandı.
En son bir direnişçi işçinin eşi söz
Türküler eşliğinde gelen halaylar
gelecek güzel günleri anlatırcasına coşku ve umut doluydu. Dayanışma gecesinin en sonunda sahneye çıkan direnişçi işçiler tüm katılımcılara teşekkür ettikten sonra, liman direnişi için derlenen türküyü hep birlikte söylediler. Ardından "Direne direne kazanacağız", "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek" sloganları atılarak etkinlik sonlandırıldı. Gecede, İşçi Meclisi okurlarının "Direnişin 70. gününde Türkiye işçi sınıfına yol gösteren mücadelenizi, bu mücadeleyi başlatan ve büyüten tüm işçi arkadaşlarımızı selamlıyoruz. Mücadeleniz mücadelemizdir." denilen mesaji salonda alkışlarla karşılandı.
(OHNWULN YH GRðDOJD]D EÖ\ÖN ]DP :DOO 6WUHHW·L LüJDO HW rıp bunlar için daha fazla ve daha kölece çalışmaya sürerken, bir yandan da en temel ve yaşamsal ihtiyaçlarını bile tekelci piyasa ilişkilerine bağlayıp karşılanmasını artan ölçüde engellemektedir. Ağırlaşan çalışma koşullarına, düşen ücretlere, fatura, kontur, tüketici kredisi borçları ve en temel altyapı ihtiyaçlarından yapılan artan kısıntı ve yoksunluk eklenmektedir.
Burjuva hükümet, elektriğe konutlarda yüzde 10 zamdan sonra, doğalgaza da yüzde 14.5 zam yaptı. Hükümet daha önce zamma yeltenmiş, gelen tepkiler üzerine zamlar ertelenmişti. Erdoğan seçim sürecinde bolca, "şu kadar eve doğalgaz getirdik, benim kadınım artık elinde kovayla bodrum katlarında iki büklüm uğraşmıyor, basıyorsunuz kombiye bütün ev sıcacık" edebiyatı yapmıştı. Doğalgazın ateş pahası haline geldiğinden, doğalgazlı evlerde işçi ve emekçilerin kombi düğmesine basarken ellerinin titrediğinden, sobalı evlerde olduğu gibi bir odada kaloriferi çalıştırıp oturmak zorunda kaldığından, ya da günde ancak bir iki saat yakabildiğinden hiç bahsetmemişti.
olabildiği sabit ev telefonlarından herkesin elindeki cep telefonlarına, kişisel bilgisayarlara, her ilde açılan üniversitelere, modern hastane ve polikliniklere vb geçiş, kitlelerin de gözünü kamaştırdı, bunları kendi eseriymiş gibi gösteren AKP hükümetini desteklemesinde ve devam eden beklentilerinde önemli rol oynadı.
Ota-ileri kapitalizme hızlı geçiş süreciyle modern yaşam araçlarının ücra ilçelere, köylere kadar girmesi, işçi ve emekçilerde yaşam standarlarında yükseliş, uygarlaşma ve refah hissi ve beklentisi yarattı. Gecekondulardan TOKİ konutlarına, sobadan kombiye, saatlerce yollarda sürünmekten metro ve metrobüse, iç hatlarda uçağa binebilmeye, yüksek hızlı trenlere, tek kanallı siyah beyaz tvden uydulu plazma tvlere, ancak sınırlı bir kesimin sahip
Ne var ki bu geçiş, uluslararasılaşmış tekelci kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerinin yaygınlaşıp derinleşmesi temelindedir. Hiçbir boşluk bırakmamacasına yaygınlaşıp derinleşen ücretli kölelik, ancak satın alarak tüketilebilecek metalara kölelik, kapitalist özel mülkiyete kölelik temelindedir. Emeğin artan toplumsal üretkenliği temelinde gelişen kapitalizm kitlelerin toplumsal-bireysel ihtiyaç ve beklentilerini durmaksızın artı-
Modern yaşam araçları, toplumsallaşmış emek üretkenliği temelinde ne kadar yaygınlaşırsa kapitalizmde o kadar "paran kadar" modern yaşamdır, ne kadar bollaşırsa işçi ve emekçiler için o kadar daha azdır, yaşam ne kadar kolaylaşmışsa işçi ve emekçiler için o kadar daha zordur. Ve kapitalizmin dehşet denklemi şudur: Emekgücünden başka satacak şeyleri olmayanların emekgüçleri ne kadar ucuzlarsa, kapitalistlere sattıkları emekgücü karşılığında ancak satın alabilerek karşılayabilecekleri yaşamsal ihtiyaçları o kadar daha pahalıdır! Zamlar, artık basitçe "hayat pahalılığı" değil kapitalizmde işçi ve emekçilere "hayat yok" demektir. Daha az ısınma, daha az aydınlanma için daha çok çalışma demektir. Daha fazla kölece çalışma, kölece yaşam demektir.
ABD’de mali oligarşinin merkezinin bulunduğu Wall Street 2 bin gösterici tarafından iş, sağlık, sosyal haklar ve göçmen hakları gibi istemlerle işgal edildi. "Yüzde 1'e karşı yüzde 99" sloganıyla banka ve borsa plazalarına girmek isteyen göstericilerle polis arasında arbedeler çıktı. Polisin Wall Street’in girişini kapatması ve yüzlerce göstericiyi gözaltına alması üzerine eylemler Wall Street yakınındaki parkta sürüyor. New York’tan sonra diğer büyük şehir merkezlerine de yayılarak gösterilerde Boston’da 3 bin kişi Bank of America binasını işgal etti, Los Angeles’ta banka plazaları önünde eylemler yapıldı. İnternette açtıkları "Wall Street’i işgal" sitesinden örgütlenen genç işsiz, işçi, öğrenci, göçmen, kent yoksullarının ağırlıkta olduğu gösterilerin, "büyük banka ve tekellere değil, iş, sağlık, eğitim, sosyal yardım için bütçe" istemleriyle kış ayları boyunca da büyüyerek süreceğini belirtiliyor. ABD’de bazı sendikalar da gösterileri destekleyeceğini açıkladı.
5
NƦN RJHQNXN
/LPDQ ñí *HQHO .XUXOX \DSÜOGÜ L
iman-İş sendikasının 17.Olağan Genel Kurulu Ankara’da yapıldı. 24–25 Eylül tarihlerinde devam etmesi planlanan genel kurulda ilk gün sonunda her şey netleşti. 2. gün sadece prosedürler işletildi. Genel Kurul’un ilk günü Liman-İş Genel Başkanı Muzaffer Akpunar’ın açılış konuşması ile başladı. Yaklaşık 1 saat süren konuşmasında dünya ekonomik krizinden, özelleştirme politikalarına kadar bir çok şey söyleyen Akpunar, özelleştirme ile birçok limanda güçsüz kaldıkları vurgusunu öne çıkardı. Özelleştirme sonucunda birçok üyenin emekli olduğunu veya başka yerlere gönderildiğini bu durumun Liman-İş’e çok zarar verdiğini ısrarla belirtti. Konuşmasının bütününde hâkim olan, her şeyin kendisi dışında gerçekleştiği söylemi bir süre sonra salondaki delegelerin tepkisini çekmeye başladı. Delegelerin "Siz bu süreçte ne yaptınız? Bize olayları değil, icraatlarınızı anlatın" şeklindeki itirazları ise bildik sendika ağası tarzıyla bazen azarla bazen de nasihatle susturmaya çalışsa da çok başarılı olamadı. Esnek çalışmadan, özelleştirmeye birçok konuda mızmızlanma tarzının ötesinde bir şey söyleyemeyen Akpunar’ın, icraat olarak "yetkililerle konuşmak" ya da "Türk-iş konfederasyon olarak bir şeyler yapmalıydı" gibi cümleler gevelemesi salondaki gerilimi daha da artırdı. 65 gün önce işten atılan işçilerin "Bizim için ne yaptınız?" şeklindeki sorularını ise "Sözümü kesme, gelirsin burada konuşursun" gibi cevaplarla engellemeye çalıştı. Konuşmasının sonuna doğru salonun yarısından fazlası boşalırken durumu kurtarma çabasındaki Akpunar "Benim adım Muzaffer. Ben eğilmem bükülmem, neysem oyum, geldiğim gibi gitmesini de bilirim" diyerek başına gelecekleri açıklamak zorunda kaldı. Başkanın konuşmasından sonra Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu sözü aldı. Liman-iş başkanına yapılan müdahalelerin, kendisine 2 yıl önceki 1 Mayıs’ı hatırlattığı her halinden belli olan Kumlu, konuşmasını da aynı korku sınırları içinde yapmak zorunda kaldı. "Biz hancı değil yolcuyuz, seçimde her şey olabilir ama sendikamızı yıpratmayalım" içeriğinin dışına çıkamayan Kumlu, konuşmasının ardından, alışılagelmişin dışına çıkılarak Divan Başkanlığına aday gösterildi ve seçildi. Mersin’in direniş havası salonda idi Divan oluşumunun ardından konuşmalara geçildi ve ilk konuşmayı da Mersin’de işten atılan ve delege olarak Genel Kurula gelen bir işçi yaptı. "Başkanın konuşmasını dinledim, şu anda aranızda işi olmayan, işten atılan bir işçi olarak konuşuyorum, 2 aydır çadırda kalan ve dün yağan yağmuru yiyen bir işçiyim. Biz sendikalı olmak için 6 ay Başkanın peşinde koştuk. Bize sürekli ‘bekleyin’ dedi. Madem limanlar özelleştirildi, liman-
6HQGLNDODUGDQ N×GHP WD]PLQDW× H\OHPL Türk-İş genel merkezine muhalif sendikaların oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu Taksim’de 400 kişinin katıldığı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Tümtis, Deri-İş, Belediye-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıdaİş, Tez Koop-İş, Basın-İş ve TGS’nin oluşturduğu sendikal muhalefet platformunun eyleminde kıdem tazminatları gaspına karşı tepkiler öne çıktı.
larda örgütlenin. İşçiler sizin peşinizde koşmasın, siz gidin işçilerin peşinde koşun" şeklinde başladığı konuşmasına, işten atıldığı ilk andan itibaren sendika tarafından yalnız bırakıldığını, sendika yönetiminin eylem yapılmasını istemediğini söyleyerek "Bize deniz kenarına git, üstünü çıkart, ama yüzme diyorlar. Soruyorum size: Direnişteki bir işçi eylem yapmayacak, basın açıklaması yapmayacak, slogan atmayacak da ne yapacak? Buradan söylüyorum: Değil 65 gün, 650 gün bile sürse işimize dönene kadar bu direniş devam edecek" diyerek bitirdiği konuşması coşku ile karşılandı ve kendinden sonraki birçok işçi de konuşmasını Mersin limanındaki direniş ekseninde devam ettirdi. Yeni yönetim belli oluyor… Bir önceki yönetimde Mali Sekreter olan Önder Avcı’nın, bir süredir mevcut yönetimin içinde olmasına rağmen, Başkanı hedefe çakarak yaptığı seçim çalışmasının delegeler üzerindeki etkisi ilk andan itibaren hissediliyordu. Başta özelleştirme kıskacındaki İzmir ve İskenderun limanındaki işçiler olmak üzere, özelleştirilmiş olmasına rağmen Akansel ve NÇ Denizcilik işçilerinin direnişleriyle yaklaşık 3 yıldır direniş okulu olan Mersin limanındaki işçilerin mücadele isteklerine yönelik vaatlerle aylardır limanları gezen Avcı’nın, Genel Kurul başladığı andan itibaren amacına ulaştığı anlaşılıyordu. Mevcut yönetimden umudunu kesen delegelerin İstanbul dışındaki büyük çoğunluğu konuşmalarında Avcı’ya açık desteklerini açıkladılar. Yeni yönetimin ilk icraatları… Konuşmaların ardından önergelerin oylanmasına geçildi. İlk önerge, işçilerin aylık 6 saatlik ücretinin karşılığı olan sendika aidatının 7,5 saate çıkarılması idi. İlk başta kimin tarafından verildiği anlaşılmayan önerge, ilk oylamada başa baş gelecek şekilde oylandı. Fakat sonra önergenin yeni yönetim tarafından verildiği açıklanınca açık ara kabul edildi. Eski yönetimin "hayır" itirazına tepki olarak "evet" oyu verildiği çok net olan oylamada, işçiler yeni bir "tiyatroya" davet edildiğinden habersiz, Kumlu’nun da Divandaki başarısının etkisiyle neye oy verdiğini
de çok fazla sorgulayamadan "kabul edenler- indirin- etmeyenler- kabul edilmiştir" işkencesine maruz kaldılar. "Bitse de gitsek" atmosferine dönüşen Genel Kurul’da, katılımcılar sendika aidat ücretinin artırılması dışında, dört olan Genel Merkez Yönetimi sayısının mali gerekçelerle 3’e indirilmesini, yöneticilerin yurt içi ve yurt dışı harcırahlarının artırılmasından sendika genel merkez yöneticilerine yılda 4 ikramiye verilmesine kadar bir dizi tüzük değişikliğini onayladılar. Bir taraftan bu önergeler oylanırken tabandaki işçiler tarafından geldiği anlaşılan "Genel Kurula gelen delegelerin harcırahları direnişteki işçilere gitsin" önergesi, başta Kumlu olmak üzere yeni Liman-iş Başkanı Avcı tarafından engellendi ve önerge oylanmadan işçilere iade edildi. Kapanış konuşmaları Yönetime aday olmayacağını açıklayan Muzaffer Akpunar’a Türk-iş Başkanının "Allah bütün sendikacılara böyle görevi bırakma nasip etsin" şeklindeki çıkışı ile bu tiyatronun sonunun geldiği anlaşıldı. Bu arada, işçilerin bir Genel Başkanı konuşturmamasının ne anlama geldiğini çok iyi bilen Kumlu’nun yanına Genel Başkan olduğu kesinleşen Önder Avcı da katılarak "Mersin’den konuşan işçi arkadaşlar Muzaffer Başkana haksızlık yaptılar" diyebildi. Bunun üzerine tekrar kürsüye gelen Muzaffer Akpunar konuşmasında ısrarla "bugün bana yarın sana" vurgusu yaptı. Belki Muzaffer Akpunar’dan kurtulmuş olmaktan, belki de saygıdan Akpunar’ın konuşmasını ayakta alkışlayan bir kısım işçiye gereken son ders ise Türk-İş Başkanı Kumlu tarafından verildi. "Kim başkanının konuşmasını kesti, kalksın ayağa" diyerek başladığı konuşmasında, Akpunar’ın genel kurulun başındaki konuşması sırasında yaşadığı korkuyu da itiraf etmek zorunda kaldı. "Genel Başkanınıza karşı protestolar yaptığınızda, basın danışmanım yanıma gelerek, ‘bu işçiler sizi de protesto edebilir, isterseniz konuşmayın’ diye uyardı. Eğer basın önünde beni de protesto etseydiniz, akşam haberlerine flaş haber olurduk" diyebilmiş ve bütün yüzsüzlüğü ile "Bize gösterdiğiniz anlayıştan dolayı teşekkür ederiz" diyerek konuşmasını ve 17. Genel Kurul tiyatrosunu bitirmiştir.
Galatasaray’da "Kıdem tazminatı kazanılmış haktır, dokundurtmayız" pankartıyla toplanan işçiler, Taksim’e yürüyüşte, yine sık sık "Kıdeme uzanan eller kırılır", "Susma haykır kıdem haktır", "Tazminat hakkımız gasp edilemez", "Suskun Türk-İş istemiyoruz", "AKP halka hesap verecek" sloganları attılar. "Tazminata dokunma", "İşçi kıyımına son", "İnsanca Ücret insanca yaşam" dövizleri taşıdılar. Direnişteki Kampana Deri işçileri de dövizleriyle eylemde ve Desa Deri mağazasının önünden geçerken en coşkulu protesto edenler arasında yer aldılar. Taksim’de Platform adına bir konuşma yapan Hava-İş başkanı Atilay Ayçin, AKP hükümetini eleştirdi ve tasarıda yapılan düzenlemelerin bir kandırmaca olduğunu, özünde bir şeyin değişmediğini, hangi biçim altında olursa olsun kıdem tazminatlarının fona devredilmesine karşı olduklarını belirtti. Türkİş genel merkezini de eleştiren Ayçin, Türk-İş’in bakanlık koridorlarında tasarıya rötuşlar yaparak günü kurtaramayacağını, kıdem gaspına karşı genel grev açıklamasının arkasında durması gerektiğini söyledi. Temennilerin ağırlıkta olduğu açıklama, kıdem tazminatı saldırısını püskürtmek için hem yürüyüşün rutin düzenlenme yeri (Taksim), hem işçi bileşiminin zayıflığı ile gereken mücadeleci dinamizmi taşımaktan uzaktı.
0HUVLQOL NDG×Q LüoLOHU H\OHP \DSW× 22 Eylül perşembe günü Mersinli kadın işçiler eylemdeydi. Mersin Toptancı Hal Kompleksi’nde paketleme ve ambalaj işinde çalışan kadınlar, 40 lira olan günlük ücretlerinin 50 liraya çıkarılması için iş bırakma eylemi yaptı. Hal Kompleksi’nin sevkiyatçılar bölümünde gündelikçi işçi olarak çalışan ve çoğu kadın yaklaşık 100 kişi, Meyve ve Sebze Toptancı Tüccarları Dayanışma Derneği önünde bir araya geldi. İşçiler, günlük 40 lira olan ücretlerinin 50 liraya çıkarılmasını istedi. İşçilerin eylemi nedeniyle polis ekipleri de bölgede güvenlik önlemi aldı. Dernek binası önünde toplanan işçiler, 3 seneden beri günlük 40 lira aldıklarını, bu ücretin yetersiz kaldığını söyledi. Eylem, işçi temsilcileri ile dernek yöneticileri arasında yapılan görüşmenin ardından sona ererken, konunun 15 Ekim’de dernek yöneticilerinin yapacağı toplantıda ele alınacağı ifade edilince eylem olaysız sona erdi.
6
NƌN RJHQNXN
%RĂXQD PĂœ 2NXGXN" (YHW TanÄąl Bora, Aksu Bora, Necmi ErdoÄ&#x;an ve İlknur ĂœstĂźn’ßn kaleme aldÄąÄ&#x;Äą "BoĹ&#x;una mÄą Okuduk? TĂźrkiye’de Beyaz YakalÄą İĹ&#x;sizliÄ&#x;i" adlÄą kitapla ilgili sĂśyleĹ&#x;i 1 Ekim gĂźnĂź İstanbul MMO’da yapÄąldÄą. Plaza Eylem Platformu ve ÇaÄ&#x;rÄą Merkezi ÇalÄąĹ&#x;anlarÄą DerneÄ&#x;i tarafÄąndan dĂźzenlenen sĂśyleĹ&#x;iye 100'e yakÄąn beyaz yakalÄą iĹ&#x;çi katÄąldÄą. KatÄąlÄąmcÄąlar arasÄąnda kadÄąn iĹ&#x;çiler azÄąmsanmayacak bir oran oluĹ&#x;turdu. DiÄ&#x;er yazarlarÄąn mazeretlerinden dolayÄą sĂśyleĹ&#x;iye tek baĹ&#x;Äąna katÄąlan TanÄąl Bora, sĂśze kitabÄąn temel tezi olan beyaz yaka prekarizasyonu (FransÄązcadan: yoksulluk, marjinalleĹ&#x;tirme, dÄąĹ&#x;lama, gĂźvencesizleĹ&#x;me) ile baĹ&#x;ladÄą. Konunun kapitalizmin geliĹ&#x;imi ile baÄ&#x;lantÄąlÄą olarak ele alÄąnmasÄą gerektiÄ&#x;ini fakat bu kez kendisinin sorunun sosyopsikolojik yĂśnĂź ve sÄąnÄąf algÄą ve kĂźltĂźrĂź Ăźzerinde duracaÄ&#x;ÄąnÄą belirtti. Çehov’un Bir TaĹ&#x;ralÄąnÄąn Ă–ykĂźsß’ndeki beyaz yakalÄą bir karaktere atÄąfta bulunan Bora, prekarizasyonun 19. yĂźzyÄąlda da var olduÄ&#x;unu ancak bugĂźn çok daha derin boyutlar kazandÄąÄ&#x;ÄąnÄą sĂśyledi. Prekarizasyonu, yapmak için donanÄąm, vasÄąf ve uzmanlÄąk gerektiren iĹ&#x;lerin bayaÄ&#x;ÄąlaĹ&#x;masÄą, ameleleĹ&#x;mesi ile birlikte yaĹ&#x;anan gĂźvencesizleĹ&#x;me, kalÄącÄą iĹ&#x; sĂśzleĹ&#x;mesinin yerini sĂźrekli olarak geçici iĹ&#x;lerin almasÄą olarak açĹkladÄą. BĂśylelikle insanÄąn tamamen esnek ve modĂźler, kendi vasÄąflarÄąnÄą iĹ&#x; durum ve tanÄąmlarÄąna uyduracak Ĺ&#x;ekilde esnekleĹ&#x;meye uÄ&#x;ramÄąĹ&#x; hale geldiÄ&#x;ini, kiĹ&#x;ilik dâhil bĂźtĂźnlĂźk kaybÄąna uÄ&#x;radÄąÄ&#x;ÄąnÄą, "kullan at" istihdamÄąn yaygÄąnlaĹ&#x;tÄąÄ&#x;ÄąnÄą ve buna baÄ&#x;lÄą olarak deÄ&#x;ersizleĹ&#x;me, diplomanÄąn deÄ&#x;er kaybÄąnÄąn oluĹ&#x;tuÄ&#x;unu sĂśyledi. Bora, beyaz yakalÄąlar arasÄąnda CV Ĺ&#x;iĹ&#x;irme çĹlgÄąnlÄąÄ&#x;Äąnda da ifadesini bulan derin rekabete, iĹ&#x;siz kalÄąndÄąÄ&#x;Äą koĹ&#x;ullarda da suçluluk ve yetersizlik duygusunun yaĹ&#x;andÄąÄ&#x;Äąna vurgu yaptÄą. Ă–zdeÄ&#x;er ve onur yitimine, buna karĹ&#x;ÄąlÄąk sÄąnÄąf hareketinin tarihinde Ăźcretleri iyileĹ&#x;tirme ve sosyal haklarÄąn yanÄą sÄąra insan onuru mĂźcadelesinin verildiÄ&#x;ine ve bunun etkin bir dinamik olduÄ&#x;una iĹ&#x;aret etti. 1960'larda TĂźrk-İĹ&#x; tarafÄąndan tekstil fabrikalarÄąnda iĹ&#x;çilerin iĹ&#x; çĹkÄąĹ&#x;Äą Ăźstlerinin aranmasÄąna karĹ&#x;Äą yĂźrĂźtĂźlen "İĹ&#x;çi arkadaĹ&#x;, ĂźstĂźnĂź aratma!" kampanyasÄąnÄą da bu baÄ&#x;lamda Ăśrnek verdi. TanÄąl Bora, yaptÄąklarÄą araĹ&#x;tÄąrmada beyaz yakalÄąlar arasÄąnda diplomalÄąlÄąktan ileri gelen baĹ&#x;ka
.RQXW LĂźoLOHULQGHQ NĂ—GHP WD]PLQDWĂ— H\OHPL DİSK/Genel-İĹ&#x; SendikasÄą Konut İĹ&#x;çileri İstanbul Ĺžubesi’ne Ăźye iĹ&#x;çiler, 29 EylĂźl’de Esenyurt’ta yaptÄąklarÄą yĂźrĂźyĂźĹ&#x; ile kÄądem tazminatÄąnÄąn fona devriyle ilgili gĂźndeme getirilen deÄ&#x;iĹ&#x;iklik planÄąnÄą protesto etti. Ĺžube BaĹ&#x;kanÄą Nebile Irmak Çetin’in yaptÄąÄ&#x;Äą açĹklamada, kÄądem tazminatÄąnda yapÄąlmasÄą dĂźĹ&#x;ĂźnĂźlen yeni dĂźzenlemenin patronlarÄą mutlu edeceÄ&#x;i vurgulandÄą: "AKP hĂźkĂźmeti uygulamalarÄąyla Narin’leri daha da gĂźldĂźrmeye devam ediyor. İĹ&#x; Kanunu’nu kĂśkten deÄ&#x;iĹ&#x;tirerek, mezarda emeklilikten tutun da, esnek, kuralsÄąz, gĂźvencesiz çalÄąĹ&#x;ma biçimlerinin yasal hale getirilmesine kadar birçok uygulama AKP dĂśneminde yaygÄąnlaĹ&#x;tÄą. Ĺžimdi de kÄądem tazminatlarÄąna gĂśz dikildi."
ve ĂźstĂźn bir deÄ&#x;er beklentisinin olduÄ&#x;unu, bunun ise iĹ&#x;sizliÄ&#x;in etkilerini aÄ&#x;ÄąrlaĹ&#x;tÄąrdÄąÄ&#x;ÄąnÄą, deÄ&#x;er gĂśrme talebinin politize edilmesi gerektiÄ&#x;ini sĂśyledi. Ancak beyaz yakalÄąlar arasÄąnda iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą bilincinin kendiliÄ&#x;inden oluĹ&#x;madÄąÄ&#x;ÄąnÄą, tahsilli kßçßk burjuvanÄąn kendisini iĹ&#x;çi olarak gĂśrmediÄ&#x;ini vurguladÄą. Beyaz yakalÄąlarÄąn iĹ&#x;sizliÄ&#x;i kendisini sorumlu tutarak, yanlÄąĹ&#x; tercih yapmasÄąna, yanlÄąĹ&#x; Ăźniversite seçimine hayÄąflanarak ve CV Ĺ&#x;iĹ&#x;irerek aĹ&#x;maya çalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;ÄąnÄą sĂśyledi. Ancak beyaz yakalÄąlar arasÄąnda yaygÄąn olan bir diÄ&#x;er "iĹ&#x;sizliÄ&#x;i yaĹ&#x;ama" biçiminin ise sinizm olduÄ&#x;una iĹ&#x;aret etti. Buna gĂśre beyaz yakalÄąlar durumlarÄąnÄą gayet iyi analiz ederek bunu bir mukadderata dĂśnĂźĹ&#x;tĂźrĂźyor ve kendilerini "Biz bilmekle lanetlenmiĹ&#x;iz" dĂźĹ&#x;Ăźncesiyle nesneleĹ&#x;tiriyor, bir katlanma biçimine dĂśnĂźĹ&#x;tĂźrĂźyorlar. TanÄąl Bora 2000'lerin baĹ&#x;larÄąnda yayÄąnlanan Yoksulluk Halleri’ndeki tepkilerle beyaz yakalÄą tepkilerini karĹ&#x;ÄąlaĹ&#x;tÄąrdÄą. Alt sÄąnÄąflarÄąn duygularÄąnÄą açĹkça ifade ettiÄ&#x;ini, rahatlÄąkla duygusallaĹ&#x;abildiÄ&#x;ini, buna karĹ&#x;ÄąlÄąk beyaz yakalÄąlarÄąn çok "cool" olduklarÄąnÄą anlattÄą. "Ă–rneÄ&#x;in nasÄąl iĹ&#x;siz kaldÄąklarÄąnÄą anlatÄąrken ‘ben’ diyemiyorlar. ‘Beni iĹ&#x;ten attÄąlar’ deÄ&#x;il ‘İĹ&#x;ten atma gĂźndeme geldi’ diyorlar.. KonuĹ&#x;mayÄą açmak, demeç formatÄąnÄąn dÄąĹ&#x;Äąna çĹkmalarÄąnÄą saÄ&#x;lamak çok zor oldu. Bu bir duygusal prekarizasyon -duygulanÄąm bozukluÄ&#x;u." TanÄąl Bora’nÄąn konuĹ&#x;masÄąndan sonra sĂśyleĹ&#x;iye geçildi. BoÄ&#x;aziçi Ăœniversitesi’ne 1984 yÄąlÄąnda girdiÄ&#x;ini sĂśyleyen bir mĂźhendis "Eskiden mĂźhendislikle birlikte manager’lÄąk vardÄą. Manager’lÄąk montaj hattÄąna dair deÄ&#x;ildi. İnsanlarla ilgili karar verme, ĂśrneÄ&#x;in iĹ&#x;ten çĹkarma vb. yetkisiydi. Manager olan bence sÄąnÄąfsal bir kesim deÄ&#x;il" diyerek bĂźtĂźn mĂźhendislerin aynÄą torbaya
doldurulmamasÄą gerektiÄ&#x;ine iĹ&#x;aret etti. ArdÄąndan "Ĺžimdi bu tĂźr bir sÄąnÄąf atlama imkânÄą var mÄą" diye sordu. YanÄąt olarak alt sÄąnÄąflardan gelen beyaz yakalÄąlar için diplomanÄąn tek sÄąnÄąf atlama Ăźmidi olduÄ&#x;u, ancak iĹ&#x;siz kaldÄąklarÄąnda sÄąnÄąf atlayamamaya daha kolay razÄą olduklarÄą, orta sÄąnÄąftan gelenlerin çok yĂśnlĂź aile desteÄ&#x;i aldÄąklarÄą belirtildi. "Bunlar hakkÄą yenmiĹ&#x;, maÄ&#x;dur ve maÄ&#x;rur bir kesim olarak hissediyorlar." Bankada çalÄąĹ&#x;an bir mĂźhendis, iĹ&#x; arkadaĹ&#x;ÄąnÄąn iĹ&#x;ten çĹkarÄąlma ĂśykĂźsĂźnĂź anlattÄą. İĹ&#x; arkadaĹ&#x;Äąna yeni bir kuĹ&#x;ak geliyor, sen eski kuĹ&#x;aksÄąn dendiÄ&#x;ini, 32 yaĹ&#x;Äąndaki arkadaĹ&#x;ÄąnÄąn da "Gerçekten de Ăśyle‌" diye dĂźĹ&#x;ĂźndĂźÄ&#x;ĂźnĂź anlattÄąÄ&#x;Äą trajikomik deneyime, benzer deneyimler de eklendi. TanÄąl Bora, araĹ&#x;tÄąrma sÄąrasÄąnda kuyruÄ&#x;u en dik tutmaya çalÄąĹ&#x;anlarÄąn bankacÄąlar olduÄ&#x;unu, bankacÄąlarÄąn "iĹ&#x;siz Ĺ&#x;ube mĂźdĂźrĂź" havasÄąnda durduklarÄąnÄą, gerçek isimlerini vermek istemeyen tek kesimin bankacÄąlardan çĹktÄąÄ&#x;ÄąnÄą anlattÄą. SĂśyleĹ&#x;iye katÄąlan beyaz yakalÄą iĹ&#x;çiler, iĹ&#x;in bilgisi ve hâkimiyeti ile uÄ&#x;radÄąklarÄą etik yitimi Ăźzerinde de durdular. Patron kafasÄąyla dĂźĹ&#x;Ăźnmeye baĹ&#x;ladÄąklarÄąnÄą, bunun davranÄąĹ&#x; biçimlerine uyum saÄ&#x;ladÄąklarÄąnÄą sĂśylediler. KadÄąn katÄąlÄąmcÄąlar beyaz yakalÄą kadÄąn iĹ&#x;siz olmanÄąn farkÄąnÄą sordular. TanÄąl Bora bu soruya erkeklerde erkeklik krizinin iĹ&#x;sizlikle birlikte çok daha Ĺ&#x;iddetli yaĹ&#x;andÄąÄ&#x;Äąna iĹ&#x;aret ederek yanÄąt verdi. Sendikalara gĂźvensizlik de dile geldi, farklÄą mĂźcadele ĂśrgĂźtlĂźlĂźklerinin birbirini dÄąĹ&#x;lamadan kullanÄąlabilmesi gerekliliÄ&#x;i de‌ Sosyal-İĹ&#x; ve BankSen gibi alanda faaliyet gĂśsteren farklÄą sendikalarÄąn gĂśrĂźĹ&#x; alanlarÄąnda olduÄ&#x;unu da ifade ettiler. 3 saat sĂźren sĂśyleĹ&#x;i 17.00 civarÄąnda sona erdi.
Ĺžube BaĹ&#x;kanÄą Çetin, konut iĹ&#x;çileriyle ilgili olarak da Ĺ&#x;unlarÄą sĂśyledi: "Konut iĹ&#x;çilerinin yĂźzde 30'u sigortasÄąz ve asgari Ăźcret altÄąnda çalÄąĹ&#x;tÄąrÄąlÄąyor. Konut iĹ&#x;çilerinin İĹ&#x; Kanunu’ndan yararlanmasÄą ve kÄądem tazminatÄąyla tanÄąĹ&#x;malarÄą çok eski deÄ&#x;il. Birçok konut iĹ&#x;çisinin henĂźz ne olduÄ&#x;unu bilmediÄ&#x;i bir hak, verilmeden alÄąnmaya çalÄąĹ&#x;Äąyor. Konut iĹ&#x;çileri sosyalleĹ&#x;menin eĹ&#x;iÄ&#x;i olan apartmanlarÄąn bodrum katlarÄąnda ve gĂźneĹ&#x; gĂśrmeyen yer altÄą sÄąÄ&#x;ÄąnaklarÄąnda ailece ayrÄąmcÄąlÄąÄ&#x;a uÄ&#x;rayÄąp sosyal bir yaĹ&#x;am sĂźrdĂźrĂźyor. İĹ&#x;verenleri olan apartman sakini yediden yetmiĹ&#x;e, eriĹ&#x;kinden çocuÄ&#x;a hepsine ‘efendim’ diyor ve onlardan talimat alÄąyor. Emeklerinin karĹ&#x;ÄąlÄąÄ&#x;Äą, yaĹ&#x;adÄąklarÄą yer olan mahzenlerle hep eĹ&#x;deÄ&#x;er oldu. Konut iĹ&#x;çisi, her an emir eri gibi çalÄąĹ&#x;tÄą; gecesi gĂźndĂźze, gĂźndĂźzĂź geceye dĂśnĂźĹ&#x;tĂź. ÇalÄąĹ&#x;ma biçimleri ve saatleri yasada belirlenen sĂźrenin çok ĂźstĂźnde olmaya devam ediyor."
*HQo 6HQ VXVPD VHQGLND KDNWĂ—U 15 AralÄąk 2007 tarihinde DİSK’e baÄ&#x;lÄą olarak kurulan ĂśÄ&#x;renci gençlik sendikasÄą Genç-Sen’e İstanbul ValiliÄ&#x;i tarafÄąndan 2008 MayÄąs ayÄąnda kapatma talebiyle açĹlan dava geçtiÄ&#x;imiz gĂźnlerde sonuçlandÄą. İstanbul 3 Asliye Hukuk Mahkemesi’nde gĂśrĂźlen davada Genç-Sen’in kapatÄąlmasÄą kararÄą verildi. Ankara YKM ĂśnĂźnde toplanan Genç-Sen Ăźyeleri Adalet BakanlÄąÄ&#x;Äą ĂśnĂźne giderek bir basÄąn açĹklamasÄą gerçekleĹ&#x;tirdi. Genç-Sen Ăźyeleri çeĹ&#x;itli ajitasyon konuĹ&#x;malarÄą ve sloganlarla bugĂźn ve bundan sonra gerçekleĹ&#x;tirecekleri eylemlerle verilen bu karara tepkilerini gĂśstermeye devam edeceklerini duyurdular. Yasal açĹdan sendikanÄąn ĂśnĂźnde henĂźz temyiz sĂźreci bulunuyor, ayrÄąca gençler sendika faaliyetlerine her koĹ&#x;ulda devam edeceklerini belirttiler. Eyleme Emekli-Sen de destek verdi. Emekli-Sen Genel Sekreteri HĂźseyin Demirton da bir açĹklamada bulundu. AçĹklamalarÄąn ardÄąndan eylem sonlandÄąrÄąldÄą. Eylemde "Sendika HaktÄąr KapatÄąlamaz","Ăœniversiteler Bizimdir Bizimle Ă–zgĂźrleĹ&#x;ecek", "EĹ&#x;it ParasÄąz Bilimsel Anadilde EÄ&#x;itim", "Genç-Sen Susma Sendika HaktÄąr" sloganlarÄą atÄąldÄą.
7
NƌN RJHQNXN
(]PH H]LOPH PXKDNNDN RODFDN PHVHOH EXQX PLQLPL]H HWPHN PL" SĂśmĂźren-sĂśmĂźrĂźlen, ezen-ezilen sÄąnÄąflar hep var mÄąydÄą, hep olacak mÄą?
ErdoÄ&#x;an, ezen ve ezilenlerin ve hatta emperyalizmin hep var olduÄ&#x;unu, ilk insanla baĹ&#x;ladÄąÄ&#x;Äą, bundan sonra da hep var olacaÄ&#x;ÄąnÄą, son insana kadar da sĂźreceÄ&#x;ini, tek kelimeyle deÄ&#x;iĹ&#x;tirilemeyecek ezeli ve ebedi bir Ĺ&#x;ey olduÄ&#x;unu sĂśylemiĹ&#x; oluyor! Bundan ne sonuç çĹkarmalÄąyÄąz? ErdoÄ&#x;an’Ĺn inandÄąÄ&#x;Äą dinsel mitolojiye gĂśre ilk insanlar Adem ve Havva’dÄąr. O zaman Adem emperyalisttir. Adem’in, Ĺ&#x;eytana kanarak elmayÄą kopartan Havva’yÄą, sonraki erkeklerin de kadÄąnlarÄą ezmesi tanrÄą kelamÄądÄąr. Ancak tabii bu ezmenin neoliberal demokrasi filanla biraz hafifletilmesinde yarar vardÄąr. ErdoÄ&#x;an’Ĺn tĂźm sĂśylediÄ&#x;i Ĺ&#x;undan ibarettir: İnsanlar arasÄąndaki ezen-ezilen, dolayÄąsÄąyla sĂśmĂźren-sĂśmĂźrĂźlen iliĹ&#x;kisi, ve hatta emperyalizm, tanrÄą kelamÄą bir kaderdir, ezeli ve ebedidir, deÄ&#x;iĹ&#x;tirilemez. İĹ&#x;çilerin ve emekçilerin sĂśmĂźrĂźlme ve ezilmeden hiçbir kurtuluĹ&#x;u yoktur. Bunu akÄąllarÄąndan bile geçirmemeli, ezeli ve ebedi bir kader olarak benimsemelidirler. Ancak ezilmeleri ve sĂśmĂźrĂźlmeleri, belki bir nebze dĂźzeltilebilir ve azaltÄąlabilir. ErdoÄ&#x;an, tÄąpkÄą OrtadoÄ&#x;u ve Kuzey Afrika’daki nutuklarÄąnda olduÄ&#x;u gibi, Balkanlardaki nutuklarÄąnda da bĂślge iĹ&#x;çi ve emekçilerine, emperyalist kapitalizmin alt bĂślge merkezi ve yumuĹ&#x;ak bĂślge gĂźcĂź olarak TĂźrkiye burjuvazisinin nufuz alanÄą ile kodlanmÄąĹ&#x;, "dĂźzeltilmiĹ&#x; kapitalizm ve emperyalizm" hayali pazarlÄąyor. Ezen ve ezilenler hep yoktu. İlk insan-
lar, sayÄąsÄąz arkeolojik ve antropolojik çalÄąĹ&#x;manÄąn bilimsel olarak ortaya koyduÄ&#x;u gibi, sÄąnÄąflarÄąn olmadÄąÄ&#x;Äą eĹ&#x;itlikçi komĂźnal topluluklar biçiminde yaĹ&#x;ÄąyorlardÄą. Bu topluluklarda ne ezenler ve ezilenler, ne sĂśmĂźrenler ve sĂśmĂźrĂźlenler vardÄą. AvcÄąlÄąk ve derleyecilik ile geçinen bu eĹ&#x;itlikçi komĂźnal topluluklarda Ăśzel mĂźlkiyet yoktu. Geçim de, yĂśnetim de ortaktÄą. Ezen-ezilen iliĹ&#x;kisi, emperyalizmden de Ăśnce sÄąnÄąflÄą toplumlarla tanÄąmlÄądÄąr. Emperyalizm ise yalnÄąz iĹ&#x;gal, zorbalÄąk, haydutluk ile deÄ&#x;il, kapitalizmin en Ăźst ve tekelci aĹ&#x;amasÄądÄąr. Emperyalist kapitalizm ise sÄąnÄąflarÄąn, sĂśmĂźrĂźnĂźn, eziyetin, yÄąkÄąmlarÄąn en Ăźst fakat sÄąnÄąflarÄąn, sĂśmĂźrĂźnĂźn, her tĂźrlĂź ezme-ezilme ve ayrÄąmcÄąlÄąÄ&#x;Äąn ortadan kaldÄąrÄąlmaya gĂśtĂźrĂźleceÄ&#x;i sosyalizmin de olanaklÄą ve kaçĹnÄąlmaz kÄąlan son aĹ&#x;amasÄądÄąr. İĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄą, emekçileri, insanlÄąÄ&#x;Äą her geçen gĂźn yeni felaketlere sĂźrĂźkleyen emperyalist kapitalizm dĂźzeltilemez. Ancak yoÄ&#x;unlaĹ&#x;tÄąrdÄąÄ&#x;Äą uzlaĹ&#x;maz sÄąnÄąf karĹ&#x;ÄątlÄąÄ&#x;Äą ve mĂźcadelesi temelinde yÄąkÄąlabilir. Ezen-ezilen iliĹ&#x;kisi ve emperyalist kapitalizm hep olmayacaktÄąr. Ezen ve ezilenlerin, sĂśmĂźren ve sĂśmĂźrĂźlenlerin, sÄąnÄąflarÄąn, yÄąkÄąmlarÄąn olmadÄąÄ&#x;Äą bir toplumun yolu, sosyalist devrimlerle açĹlacaktÄąr. TĂźrkiye gibi Ăźlkelerin bĂślge merkezi ve "yumuĹ&#x;ak bĂślge gĂźcĂź" olarak yeniden organize edilmesi ile kĂźresel tekelci kapitalizmin bĂślgedeki egemenliÄ&#x;i ve yÄąkÄącÄąlÄąÄ&#x;Äą azalmamakta, tam tersine azamileĹ&#x;mektedir. ErdoÄ&#x;an’Ĺn "ezenezilen iliĹ&#x;kisinin TĂźrkiye sayesinde minimalize edileceÄ&#x;i" demogojisiyle pazarladÄąÄ&#x;Äą, fakat emperyalizmi ebedi ilan ederek de aslÄąnda itiraf ettiÄ&#x;i budur.
6(6¡WHQ 7DP * Q <DVDVĂ— SURWHVWRVX CerrahpaĹ&#x;a TÄąp FakĂźltesi saÄ&#x;lÄąk emekçileri, Tam GĂźn ÇalÄąĹ&#x;ma UygulamasÄąnÄą protesto etti. SES çaÄ&#x;rÄąsÄąyla bir araya gelen saÄ&#x;lÄąk emekçileri, hastane bahçesinde açĹklama yaptÄą. Eylemde, "GĂźvenceli iĹ&#x;, performans sistemi kaldÄąrÄąlsÄąn, tedavide katkÄą ve katÄąlÄąm paylarÄą kaldÄąrÄąlsÄąn, temel Ăźcretlerimiz arttÄąrÄąlsÄąn" pankartÄą açĹldÄą. SES İĹ&#x; Yeri Temsilcisi AydÄąn EroÄ&#x;lu’nun okuduÄ&#x;u açĹklamada, Tam GĂźn YasasÄą ile SaÄ&#x;lÄąk BakanlÄąÄ&#x;Äą-
Ă–zne olmak ya da ‌ Mevcut sistemin meydana getirdiÄ&#x;i toplumsal yapÄą; her tĂźrlĂź kurum, kuruluĹ&#x;, organizasyon iliĹ&#x;kiler aÄ&#x;Äą ile bizlere, belirlenen, kendi kararlarÄąnÄą alamayan, ikincil, baÄ&#x;ÄąmlÄą insanlar topluluÄ&#x;u muamelesi yapmaktadÄąr.
BaĹ&#x;bakan ErdoÄ&#x;an Makedonya’da hafÄązalardan silinmeyecek bir vecize daha yumurtladÄą. "Emperyalist gßçler arzularÄąndan hiçbir zaman vazgeçmiyorlar, vazgeçmeyecekler. Yani ezen ve ezilenler muhakkak olacak. İlk insanla baĹ&#x;ladÄą, sonuna kadar devam edecek. Mesele, bunun farkÄąnda olmak suretiyle bunu minimize edebilmektir, bu mĂźcadeleyi verebilmektir."
7. Alarm
nÄąn hekimleri Ăśzel hastanelerde çalÄąĹ&#x;maya ittiÄ&#x;i vurgulandÄą: "Kamu ve Ăźniversite hastaneleri çÜkertilerek, hastalarÄąn Ăśzel hastaneler gitmesinin zemini yaratÄąlÄąyor, bu sayede Ăśzel hastanelerin mĂźĹ&#x;terisinin SaÄ&#x;lÄąk BakanlÄąÄ&#x;Äą eliyle arttÄąrÄąlÄąyor. SaÄ&#x;lÄąk BakanlÄąÄ&#x;Äą, hastaneleri ĂśzelleĹ&#x;tirmeyi, saÄ&#x;lÄąk emekçilerini sĂśzleĹ&#x;meli personel haline getirmeyi amaçlayan dĂźzenlemeyi hazÄąrladÄąÄ&#x;Äą kanun hĂźkmĂźnde kararname TaslaÄ&#x;Äą ile yasallaĹ&#x;tÄąrmayÄą hedefliyor".
GeçmiĹ&#x;e dogru bir yolculuk yapacak olursak, doÄ&#x;umumuzdan tutun da ĂślĂźmĂźmĂźze kadar, yaĹ&#x;amÄąn her alanÄąna içselleĹ&#x;tirilmiĹ&#x; olan konumumuz bir raslantÄą olmayÄąp, kapitalist Ăźretim iliĹ&#x;ki biçiminin sonucudur. Ă–zel mĂźlkiyetin, ailenin, devletin meydana getirdigi iliĹ&#x;kiler iki karĹ&#x;Äąt kutup Ăźzerinden yĂźkselmektedir. Bunlardan birincisi iĹ&#x;çiler, Ăźretimde yer tutanlar, bĂźtĂźn Ăźretimi gerçekleĹ&#x;tirip yaĹ&#x;amÄąn devamlÄąlÄąÄ&#x;ÄąnÄą saÄ&#x;layanlar. DiÄ&#x;eri ise Ăźretim araçlarÄąna sahip olan zenginler, patronlar, oturduklarÄą yerden para kazanan asalaklardÄąr. Onlar yaĹ&#x;amlarÄąnÄą bizim Ăźzerimizden idame ettirirler. YaĹ&#x;adÄąÄ&#x;ÄąmÄąz dĂźzende zenginlerin çĹkarlarÄą hĂźkmetmektedir. ÇßnkĂź etrafÄąmÄązdaki her Ĺ&#x;ey insan da dahil alÄąnÄąp satÄąlan mal haline gelmiĹ&#x;tir. ArtÄąk her Ĺ&#x;eyin bir deÄ&#x;eri vardÄąr, emeÄ&#x;imizin de bir deÄ&#x;eri vardÄąr, aramÄązdaki her tĂźrlĂź iliĹ&#x;kinin de bir deÄ&#x;eri vardÄąr. Kapitalist Ăźretim iliĹ&#x;kilerinin insanÄą nasÄąl nesneleĹ&#x;tirdiÄ&#x;ini bir karakter Ăźzerinden anlatmaya çalÄąĹ&#x;acaÄ&#x;Äąm. Mustafa, 40 yaĹ&#x;larÄąnda bir emekçi çocuÄ&#x;udur. Elektrik mĂźhendisliÄ&#x;i bĂślĂźmĂźnĂź bitirmiĹ&#x;, ancak iĹ&#x;sizlikten kaynaklÄą kßçßk bir elektrikçi dĂźkkanÄąnda çalÄąĹ&#x;arak yaĹ&#x;amÄąnÄą sĂźrdĂźrmektedir. SoÄ&#x;uk bir kÄąĹ&#x; gĂźnĂź Mustafa’nÄąn çalÄąĹ&#x;makta olduÄ&#x;u dĂźkkana bir mĂźĹ&#x;teri gelir ve muhabbete koyulurlar, konu konuyu açar. Uzun uzadÄąya konuĹ&#x;maya dalarlar, tabii dÄąĹ&#x;arÄąsÄą buz gibi ayaz, bir yandan da sÄącak çaylarÄąnÄą yudumlarlar. Keyifli sĂźren sohbetleri Mustafa’yÄą derinlere gĂśtĂźrĂźr ve anlatmaya baĹ&#x;lar. ŞÜyle bir bakÄąyorum hayata ne de çabuk geçmiĹ&#x; uzun yÄąllar. ÇocukluÄ&#x;uma bakÄąyorum, ailem sĂźrekli yanÄąmda olan ailem, çocukluÄ&#x;umda beni yetiĹ&#x;tiren, toplumun kĂźltĂźrĂźnĂź bana aĹ&#x;Äąlayan, benden sĂźrekli bir Ĺ&#x;eyler bekleyen, benim adÄąma dĂźĹ&#x;Ăźnen benim adÄąma konuĹ&#x;an, benim adÄąma hayaller kuran, kendilerinin gerçekleĹ&#x;tiremediÄ&#x;i Ĺ&#x;eyleri bana dayatan, sen ne yapmak istersinden ziyade toplumda popĂźler olan kariyer sahibi her Ĺ&#x;eyi ĂśnĂźne koyarlar. Senin dĂźĹ&#x;Ăźncelerinin ve yeteneklerinin bir anlamÄą yoktur bu hayatta, emeÄ&#x;ini satarak yaĹ&#x;adÄąÄ&#x;Äąn bir dĂźzende her Ĺ&#x;ey parayla alÄąnÄąp satÄąlÄąr. Aile Ăśyle bakar hayata, seni de ona uygun yetiĹ&#x;tirmeye çalÄąĹ&#x;Äąr. Kapitalizmde her Ĺ&#x;ey metadÄąr.
Mustafa çok para edeyim diye kendini yetiĹ&#x;tirir, vasÄąflÄą bir iĹ&#x;çi olur. YÄąllarca okula gittim, Ăźniversite sÄąnavÄąna kadar devlet okullarÄąnda eÄ&#x;itim gĂśrdĂźm -tabii gĂśrdĂźÄ&#x;Ăźm eÄ&#x;itim de tartÄąĹ&#x;ÄąlÄąr. Lisede dersaneye gittim, çßnkĂź devlet kendi okullarÄąnda bizlere gerekli bilgi ve donanÄąmÄą vermiyor, bizleri dersanalere mahkĂźm ediyordu. İlk seferinde sÄąnavÄą kazanamadÄąm, çevrem çok tantana yaptÄą, aileyi bilirsiniz iĹ&#x;te. İkinci giriĹ&#x;imde istediÄ&#x;im bĂślĂźm olmamasÄąna ragmen tercih yapmak zorunda kaldÄąm. Okulumu bitirdim, elektirik mĂźhendisi oldum. İstemediÄ&#x;im bir mesleÄ&#x;i yaĹ&#x;amÄąmÄąn bĂźyĂźk bir parçasÄąnda yaptÄąm. Ancak mesele okulu bitirmekle de bitmiyor, bu sefer de iĹ&#x;siz kaldÄąm. Onca yÄąl eÄ&#x;itim gĂśr devlet sana iĹ&#x; vermesin, ĂźstĂźne bir de eÄ&#x;itim amaçlÄą verdikleri kredileri tekrar almalarÄą yok mu. Ĺžimdi de buradayÄąm iĹ&#x;te, gĂźnĂźn bĂźyĂźk çoÄ&#x;unlugunu çalÄąĹ&#x;arak geçiriyorum onun dÄąĹ&#x;Äąnda yaptÄąÄ&#x;Äąm bir Ĺ&#x;ey yok. Robot gibi yaĹ&#x;am anlayacaÄ&#x;Äąn, sosyal bir Ĺ&#x;eyim yok. Patrona gelince o yaĹ&#x;amÄąndan memnun ben çalÄąĹ&#x;Äąyorum o da gĂźzelce el koyup yiyiyor. Bana sÄącak davranÄąyor ne de olsa ben olmadan o kocaman bir hiç. Bazen dĂźĹ&#x;ĂźnĂźyorum var olan her Ĺ&#x;eyi biz iĹ&#x;çiler Ăźretiyoruz, çevremizde gĂśrdĂźgĂźmĂźz hemen her Ĺ&#x;ey (ev, araba, bilgisayar, oyuncak, ekmek, otobĂźs, masa, telefon) biz bunlarÄą Ăźretirken aynÄą zamanda karĹ&#x;Äąt bir sÄąnÄąf olan Ăśzel mĂźlkiyetçileri, zenginleri, patronlarÄą da Ăźretiyoruz. AynÄą zamanda kendi aÄ&#x;Äąr, monoton çalÄąĹ&#x;ma koĹ&#x;ullarÄąmÄązÄą, Ăśzne olamamayÄą, kendi kararlarÄąmÄązÄą alamadÄąÄ&#x;ÄąmÄąz, zamanda ve mekanda sÄąnÄąrlar çizen, insanÄą metalaĹ&#x;tÄąran sermaye birikimini Ăźretiyoruz. YaĹ&#x;amak için emek gĂźcĂźnĂź satmak zorunda olan ve bĂźtĂźn Ăźretimi gerçekleĹ&#x;tiren iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą. EÄ&#x;er isterlerse bu oluĹ&#x;an dĂźzeni, var olan mĂźlkiyeti toplumsallaĹ&#x;tÄąrarak tersine çevirebilirler. BugĂźn yapamadÄąÄ&#x;ÄąmÄąz ve ertelediÄ&#x;imiz hayaller ve Ăśzlemler yeni bir yaĹ&#x;amda kendini var edebilir. Bu iĹ&#x;in Ăśznesi kapitalizme tam karĹ&#x;Äąt uzlaĹ&#x;maz bir sÄąnÄąf olan ve her geçen gĂźn bĂźyĂźyen, bĂźyĂźdĂźÄ&#x;Ăź oranda toplumsallaĹ&#x;an, toplumsallaĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą oranda gençleĹ&#x;en, sermaye birikiminin ulusal sÄąnÄąrlarÄą aĹ&#x;masÄąyla ulusal sÄąnÄąrlarÄą da yÄąkarak iç içe geçen kĂźreselleĹ&#x;en, iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄądÄąr. Kapitalizme tam karĹ&#x;Äąt olmayan her mĂźcadele biçimi çĹkÄąĹ&#x;Äą haklÄą olmasÄąna karĹ&#x;Äąn (ulusal kurtuluĹ&#x;, feminizm, çevreci, halkçĹ vs ) kapitalizmi dĂźzeltmekten, onu idealleĹ&#x;tirmekten baĹ&#x;ka bir Ĺ&#x;eye hizmet etmeyecektir. Saat de epey ilerlemiĹ&#x;. ArtÄąk dĂźkkanÄą kapatsak iyi olacak, iĹ&#x;in doÄ&#x;rusu bugĂźn çok keyifliydi, baĹ&#x;ka bir zaman yine beklerim gĂśrĂźĹ&#x;mek dileÄ&#x;iyle‌
8
NƦN RJHQNXN
ñíÁL VÜQÜIÜ YH DQD\DVDO UHIRUPFXOXN Meclisin açılmasıyla birlikte anayasa hareketliliği daha da hız kazanıyor. Partiler arası görüşmelerin ardından uzlaşma komisyonu oluşturuluyor. Parlamento dışındaki anayasa platformları somut anayasa önerilerini tartıştırıyor. Başka ülkelerin anayasaları inceleniyor. Her kesimin, her bireyin anayasa yapım sürecine katılacağı, bunun kanallarının açılacağı müjdeleniyor. "Demokratik özerklik" ilanından bu yana çatışmalar şiddetlenirken dalga dalga gelen tutuklamalarla Kürt halkı sindirilmeye çalışılıyor. Hemen her ilde "kongre hareketi" çalışmaları yürütülüyor. Üstelik bunlar daha açılış hamleleri!
1
Ekim’de burjuvaların meclisi açıldı. BDP’lilerin de meclise girme kararı almasıyla, 1 Ekim günü eksiksiz bir açılış gerçekleşti.
ğil, önceki biçimlere de başvurarak gerçekleştirdiği baskı ve saldırılar da, "herkes için demokrasi" özlem ve yanılsamasını büyütüyor!
Meclisin açılmasıyla birlikte anayasa hareketliliği daha da hız kazanıyor. Partiler arası görüşmelerin ardından uzlaşma komisyonu oluşturuluyor. Parlamento dışındaki anayasa platformları somut anayasa önerilerini tartıştırıyor. Başka ülkelerin anayasaları inceleniyor. Her kesimin, her bireyin anayasa yapım sürecine katılacağı, bunun kanallarının açılacağı müjdeleniyor. "Demokratik özerklik" ilanından bu yana çatışmalar şiddetlenirken dalga dalga gelen tutuklamalarla Kürt halkı sindirilmeye çalışılıyor. Hemen her ilde "kongre hareketi" çalışmaları yürütülüyor. Üstelik bunlar daha açılış hamleleri!
Burjuvazi-proletarya çelişkisinin her konu ve sorunda temel olduğu, özgürlüğün ancak ücretli kölelik prangasını kırarak, her bir sorunu işçi devrimini büyütme hedefiyle ele alarak, burjuva diktatörlüğünü yıkıp sosyalist işçi demokrasisini kurarak kazanılabileceği bir toplumda, kitleleri "burjuva demokrasisinin azı-çoğu" tartışmasına yedeklemek işçi sınıfının, Kürt halkının, kadınların yalnız geleceğine değil, bugününe karşı da işlenebilecek en büyük suçtur. İşte bu yüzden İşçi Meclisi, bütün topluma faşist 12 Eylül rejiminden, tekçi, mutlakçı hâkimiyet biçiminden, ulusal, cinsel, vd. baskılardan kurtuluşun biricik yolu olarak sunulan yeni anayasa görüşlerini "Bu anayasada işçiler, bu anayasada işçi sınıfı yok!" diye karşılıyor…
Ancak işçi sınıfının geniş kesimleri, anayasa tartışmalarının şimdilik büyük oranda dışında: Bunda bir etmen "insanca yaşayacak, sınıfça düşünecek zaman"dan yoksunluk…. Fakat tek sebep bu değil! İşçi sınıfının geniş bölükleri açısından, işyeri ve sektör bazında yer yer mücadele talepleri olarak yüzeye vuran ihtiyaçları ile anayasa gündemi arasındaki bağ henüz berraklaşmış değil. Esnek ve güvencesiz çalışma, uzun mesailer, kıdem tazminatının kaldırılması, düşük ücretler, aşağılanma-mobbing, sendikalaşma çalışmalarının işten çıkarma ile sonuçlanması gibi sorunlar, anayasa konusunda sınıf siyaseti zemininde etkinleşme ile birleşemiyor. Böylelikle zaten işçileri sınıf olarak tasfiye etmeye koşulu burjuva anayasa anlayışı kolaylıkla hükmünü yürütüyor. Fakat "Bizim davamız ekmek davası, anayasa bizi ilgilendirmez" tutumu, ne biz işçilerin çıkarlarını ifade ediyor, ne de sınıf dışı politikalara karşı koruyabiliyor. Bu edilgenlik
kırılmalı! Devlet yapısının, ekonomik, siyasal, toplumsal, ideolojik, kültürel ilişkilerin tekelci burjuvazinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesinin asli bir unsuru olan anayasa konusunda işçi sınıfı kendi sınıf çıkarlarına göre tutum almalı, kendi politikası, öz örgütlülükleri, mücadele sloganları ve talepleri ile özneleşmeli! Ortak payda Faşist 12 Eylül anayasasının kalıntılarından burjuva demokratik anayasaya geçişin somut biçimlenişine ilişkin başta Kürt sorunu, kadın sorunu vd. olmak üzere bir dizi konuda farklı yaklaşımlar bulunuyor. Fakat öne sürülen hiçbir anayasa görüşünde Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının çıkarları, özlem ve ihtiyaçları temsil edilmiyor. Bu mümkün de değil zaten: Çünkü bütün anayasa önerilerinin ortak paydasını, burjuva demokrasisi oluşturuyor. Odağında burjuva demokrasisinin neoliberal "yerel özerklik" ve Kürt sorununda bireysel haklar zemininde mi yoksa "demokratik özerklik" formüllü, ulusal reformist bir çözüm olarak mı şekilleneceğinin durduğu anayasa formülleri tartışı-
lıyor. İşçi ve emekçilerin karşısına biri daha dar, biri daha geniş ve esnek, dolayısıyla kitleleri sistem içi kapsama gücü daha fazla olan iki burjuva demokrasisi tarifi ile çıkılıyor. Yedekleneceğiniz seçenekler bunlar deniyor! Burjuvazi, tarih boyunca olduğu gibi bu kez de kendi sınıf çıkarlarını toplumun genel çıkarları olarak göstermeye soyunuyor. On yıllar boyunca faşist diktatörlük ve geri kapitalist toplumsal-kültürel ilişkiler altında ezilmiş, yok sayılmış ezilen ulus ve milliyetlere, ezilen cinse, ezilen mezheplere mensup işçi ve emekçilerin gözünü almaya girişiyor. Bölge gücü konumunu perçinlemek ve sermayenin her koşuldaki güdüsüyle daha yukarılara tırmanabilmek için, çoktandır sığmadığı faşist, tek biçimli siyasal, hukuksal, idari kalıbının yerine koymayı hedeflediği ne varsa, toplumun bastırılmış tüm talep ve dinamiklerini de soğurarak gerçekleştirmeye duruyor. Anayasa ve onun temel eksenleri üzerinde şekillenen görüşlere, bu görüşlerin öncü işçi ve emekçiler, Kürt halkı üzerindeki etkisine bakılırsa, bunda başarılı da oluyor! Yalnız burjuva demokratik hamleleri de-
Burjuvazi, tarih boyunca olduğu gibi bu kez de kendi sınıf çıkarlarını toplumun genel çıkarları olarak göstermeye soyunuyor. On yıllar boyunca faşist diktatörlük ve geri kapitalist toplumsal-kültürel ilişkiler altında ezilmiş, yok sayılmış ezilen ulus ve milliyetlere, ezilen cinse, ezilen mezheplere mensup işçi ve emekçilerin gözünü almaya girişiyor
"Kongre hareketi" ve yanılsamalar Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun yeni bileşenlerle genişlemesiyle oluşan "kongre hareketi", bir süredir "halk toplantıları" düzenliyor. Bu toplantılara, sadece reformist partilerin üyeleri değil aynı zamanda KESK başta olmak üzere sendika şube yönetici ve üyeleri ve partisiz bireyler de katılıyor. 15–16 Ekim’de kongrenin ilan edilmesi hedefleniyor. Kongre hareketinin program taslağı da açıklandı. Kongre hareketi, kendisini "özgürlük ve demokrasi" mücadelesinin odağı olarak tanımlıyor. Ezilen ulus ve milliyetlerin, ezilen cins ve mezheplerin özlem ve çıkarlarını ifade ettiğini, işçi ve emekçilerin neoliberalizme karşı sınıfsal taleplerini savunduğunu iddia ediyor. Kürt ulusal hareketinin kitlesel gücü ve tarihsel birikimleri ile işçi sınıfının taleplerini birleştireceğini, parlamento içinden ve dışından gelişecek bir hareketin üzerinde yükseleceğini öne sürüyor. Fakat kongre hareketinin ne bileşimi ne de programı ve ufku bu tanıma uyuyor. Hareket, ulusal ve sosyal reformizmin bir bileşimi durumunda. Ulusal reformizm Kürt sorununun sistem içi burjuva çözümüne doğru kırılmış olan BDP’de ifadesini bulurken, 12 Eylül referandumunda "yetmez ama evet" tutumu alan liberalleri de kapsayan sosyal reformizm ise Türkiye devrimci hareketinde 20 yıl öncesine dayanan ve bugüne
9
NƦN RJHQNXN
dek kartopu gibi büyüyen tasfiyeciliğin bugünkü biçimlenişini temsil ediyor. Tehlike şurada ki, 12 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi, o, kendisinden çok burjuva demokrasisine ilişkin yanılsamalardan kaynaklanan çekim etkisiyle devrimci hareketin uğradığı reformist kırılmayı daha da büyütmeye aday olarak şekilleniyor. Kongre hareketinin program ve ufku da ulusal ve sosyal reformist bileşiminin aynası durumunda… Tekçi bir ulus tanımının terk edilmesi, neoliberalizmin yerinden yönetim (yerel özerklik) ilkesinin ezilen ulusun kabulüne dayalı ulusal reformist bir kalıba dökülerek ve ucu açık bir "demokratik özerklik" formülüyle uygulanması, Kürtçenin bölgesel resmi dil olarak kabulü vd. programın omurgasını oluşturuyor. Burjuva parlamentarizmi ile birlikte sivil toplum örgüsü öne çıkarılıyor. Taslak, ezilen ulus ve milliyetler sorununun yanında ezilen cins ve mezhepler konusunda da TÜSİAD’ın anayasa konsepti ile elle tutulur bir geçişlilik içeriyor -TÜSİAD’ın anayasa yaklaşımı da küresel kapitalizmin neoliberal yerel özerklik çizgisini aynı zamanda Kürt sorununda kolektif hakları da kapsayacak tarzda formüle etmesiyle, AKP vd. partilerinkiyle farklılıklar taşıyor. Ulusal hareketle emek hareketinin, sosyalist hareketin buluşması olarak gösterilmeye çalışılan, kitlelerin kendi kendilerini yönetme özlem ve ihtiyaçlarına seslenen kongre, gerçekte gerek Kürt halkı gerekse de öncü işçi ve emekçilerin toplumsal-sınıfsal özgürlük dinamikleri için itfaiyeci rolünden başka bir anlama gelmiyor. Bu anayasada da işçiler, işçi sınıfı yok! Her ulusun iki ulus olduğu gerçeği yok! Yok, çünkü faşist, tekçi ulus tanımına karşı öne çıkarılan "demokratik ulus" hedefi, burjuvaziye karşı mücadelenin üstünü örtüyor. Kapitalist ilişkilerin hâkimiyetiyle Kürt işçi ve emekçileri için artık çok daha yakıcılaşan kendi burjuvalarına karşı mücadele zorunluluğu, ulusal-bölgesel burjuva parlamento, bölgesel anadil, kapitalizmi daha geniş bir zemine yayma ve ulusal kalkınma odaklı kooperatif sistemi gibi hedeflerle sislere bulanıyor. Kürt işçi ve emekçilerin sırtına ‘ulusal kalkınmayı’ omuzlama, bir diğer deyişle kendi kapitalistlerini (ve bir bütün olarak tekelci kapitalizmi) semirtme yükü yıkılıyor! Dahası, burada ulusal sorunun burjuva demokrasisi sınırları içerisinde az çok gelişkin bir çözümü bile yok. Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış 20 milyonluk Kürt halkı için istediği her yerde değil sadece bölgesel düzeyde anadil istemi bunun bir ifadesi… Dünyada artık bir elin parmaklarını geçmeyen bir ulusal baskı örneğini yaşayan Kürt halkının özgürlük ideali, militan ve kitlesel mücadele birikimleri sila-
demokratik anayasa anlayışının karşısına burjuvazinin mezara gömülüp ücretli köleliğin, meta ilişkilerinin ve işbölümünün yok edileceği, üretenlerin yöneteceği, uluslar arasındaki eşitsizliğin giderilmekle kalmadığı, kaynaşmanın sağlandığı sosyalist konseyler demokrasisini koymak zorundadır. Biz anayasasında sömürünün suç olduğu yazılan sosyalist işçi demokrasisi için mücadele ediyoruz demelidir! Azami 6 saat çalışacağımız, buna karşılık artan ve niteliklenen toplumsal-kültürel ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz bir toplum için! Zamana, mekânlara, çalışmaya tutsak olmayacağımız bir toplum için! hın reformist kullanımıyla birlikte liberal anarşist ütopyaların artık ete kemiğe bürünmesinin örtüsü olarak kullanılıyor.
mak düşüyor… Kongre hareketinin "emek talepleri" işçi sınıfının ağzına çalınmış, öncekilerden farksız, tatsız bir bal oluyor!
Hedefini Kürt ulusal hareketiyle sosyalist hareketin buluşması olarak tanımlayan kongre hareketi, işçi sınıfı açısından ise çok daha derin bir tasfiyeciliği ifade ediyor. Hükümete karşı mücadele ufku ile sınırlılık, bildik reformist-sendikal söylem, genel olarak ise işçi sınıfının "ezilenler"in bir bileşeni olarak ele alınarak devrimci rolünün ve fiili önderliğinin tasfiye edilmesi! İnanç grupları, kadınlar, LGBT, Aleviler vd.nden oluşan ve hareketin "genişleme" listesinde yer alan "ezilenler" kategorisinin unsurlarından biri sadece! Kongre hareketinin işçi emekçi kitle hareketi ile "buluşması", işte tam da bu ideolojik-sınıfsal tasfiyeciliğiyle, sosyal reformizm üzerinden gerçekleşiyor. İşçi hareketine yönelik tipik reformcu, sosyal piyasacı mesajlarıyla kongre hareketi, ulusalcı güdüleriyle hareketin dışında kalanları bile "kapsıyor"! Ortada bir işçi devrimi hedefi değil burjuva demokrasisine daha geniş bir zemin kazandırmakla sınırlı bir ufuk olunca "emeğin" payına da ancak rutin sendikalist-reformist bir mücadele anlayışı ile oyalan-
Kongre hareketi, milyonların talepleri ve ihtiyaçları zemininde ortaya çıktığını iddia ediyor. Ancak Kürt halkı gibi işçi sınıfı hareketinin de karşısına ezilenci, sosyal liberal, ulusal reformist, sınıf dışı bir programla çıkıyor. Tekrar edelim: Bu anayasal reformcu programda da işçiler, işçi sınıfı yok! Bu programda Kürt halkının ulusal tam hak eşitliği, ayrılıp kendi devletini kurmayı da içeren kendi kaderini tayin hakkı da yok! Bu programda paslı prangalarını çözeduran kadınların aile kurumundan, işbölümünden, ücretli kölelikten kurtuluşu yok! Tabloda eksik olan TÜSİAD’ın, AKP’nin, kongre hareketi nezdinde ulusal ve sosyal reformizmin kendi yerlerini aldıkları bu tabloda eksik olan işçi sınıfıdır. Ancak işçi sınıfının topa girmesi burjuva demokratik anayasa savunucularının öne sürdüğü gibi bireyler ve alt düzeyde dar sendikal taleplerle olamaz. Kendi rolünü oynayabilmek için işçi sınıfı darıyla genişiyle burjuva
Bunu "sivil toplum" şalına sarılarak, işçi devrimi hedefinden soyunarak değil burjuva devlet aygıtını yıkmak için örgütlenerek, tekelci kapitalizme karşı mücadele ederek, öz örgütlülüklerini, öncü kurullarını, işçi meclislerini kurmaya yönelerek yapmak zorundadır. Anayasa karşısında alınacak tutum, burjuvazinin işçi sınıfına yönelik aktüel saldırılarına, işçi sınıfının apaçık aleyhine olan yasalara ve anayasa maddelerine karşı mücadele ile birleştirilerek siyasal özdeneyimimiz ve özneleşmemiz için mutlaka atılması gereken bir adımdır. "Özgürlük": Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının, emekçi kadınların… ona kuşaklar boyu susamışlığını tarif etmeye sayfalar yetmez! Acılarımızın, kayıplarımızın dinmek bilmez kini kadar kendi kendimizi yöneteceğimiz geleceğimiz de vardır bu susuzlukta. Fakat bu büyülü sözcüğü, sınıf dışı, anayasal reformcu programlara kurban etmeme sorumluluğu, işçi sınıfının omuzlarında duruyor. İşçi Meclisi, öncü işçileri burjuva demokratik anayasaya karşı mücadeleye, kendi toplantılarını, forumlarını, meclislerini oluşturmaya çağırırken bu sınıfsal sorumlulukla hareket etmektedir.
.UL]GHQ DQD\DVD NDo×UPD« Başbakan, diğer burjuva partilere anayasa için "uzlaşma komisyonu" çağrısında bulunurken "bu işi 2012'nin ilk 6 ayında bitirelim" dedi. Burjuva medya, bu açıklamayı, sevinç nidalı "9 ayda anayasa" manşetleriyle duyurdu. Yeni anayasa için en az 1-2 yıllık bir süre öngörülüyordu. Ortalığın sayısız neoliberal anayasa platformu, raporu çalışmasından geçilmemesine karşın henüz burjuva örgüt ve partilerin bile ortada doğru dürüst bir anayasa taslağı veya tasarısı yokken, bu cevvaliyet
neden? Bu durum iki şeyi akla getiriyor. Birincisi, yeni anayasa burjuvazi açısından özsel neoliberal ilke ve boyutları itirabıyla aslında hazırdır. Kendi içlerinde tartışmaya açılacak ya da kamuoyunda tartıştırılacak olan da yalnızca ikincil ve tali konular olacaktır. İkincisi ve daha önemlisi, anayasayı krizden kaçırma çabasıdır. 2012'nin dünyada ve Türkiye’de kriz yılı olacağı konusunda artık hemen herkes hem fikir. Küresel krizin 2012'de ikinci bir dip yapacağı, Türkiye ekonomisinin de önümüzdeki yı-
lın ortalarından itibaren ikinci bir çöküntü ya da durgunluğa girebileceği yönünde artan sayıda öngörü var. Türkiye’nin ekonomik büyüme öngörüsü 2012 için yüzde 2.5'a düşürüldü ki, bu zaten Türkiye ekonomisinin ortalama büyüme hızı açısından durgunluk demek. Yüzde 6-7 büyüme hızında bile işsizliğin azalmadığı, ücretlerin düşürülmeye devam ettiği bir ülkede, işsizlik ve sefalet birikiminin hızlanması demek. Ve tabii hükümete, yeni anayasanın da özünü ve ruhunu oluşturacak neoliberal sefalet birikimi ve köleciliğe kitlesel tepkilerin artması demek…
10
NƦN RJHQNXN
.+. (ðLWLP DODQÜQGD VRQ ÁDUSÜíPD\D GRðUX Y
eni Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bakanlık sorumluluğu ile en üst düzeyden yöneticisi olduğu eğitim alanına hızlı bir giriş sergiledi. Kamuoyunun son dönemde "intihalci" bakan olarak tanıdığı Ömer Dinçer, geçmişinde Refah Partisi döneminde kişisel olarak eğitimin dini temelde düzenlenmesinin savunucularından biri olarak kalıcı kitap referanslarına sahip olan ve AKP hükümetinin eğitim alanında vazgeçmediği ve eleştirilere karşı savunageldiği isimlerden biri. Eğitimin "Davutoğlu"su olarak Ömer Dinçer’in bugünkü bakanlık rol ve görevinin ve bu temeldeki icraatının ise, dar bir "İslamcılığın" çok ötesinde bir hedef derinliğine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Geçtiğimiz günlerde ‘Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ çıkartılarak, söz konusu KHK ile neoliberal temelde yeniden örgütlenen ulusal eğitim sistemini küresel hedefler doğrultusunda etkileyecek bir dizi yeni karar alındı. İcracı bakanlık Kararname, böylesi temel değişikliklerin ayak bağı ve zaman kaybı oluşturacak parlamentodan çıkarılması sürecinin üzerinden atlanmasından da görülebilecek üzere, eğitim alanında bakanlığın icra gücünü yükseltecek ve bürokrasiyi tırpanlayan bir içerik taşıyor. Bu açıdan kanunun KHK ile çıkarılmasında görülen acelecilik, bu yöntem, kararnamenin içeriği ve hedefleri ile bir uyumluluk taşıyor. KHK’da yürürlüğe sokulan bir dizi madde, eğitimi yönetenler arasındaki ve toplamda eğitimin kapitalist yönetimindeki ilişkinin hantallıktan çıkarılmasına dönük bir içerik taşıyor. "Bakanın (sadece) Başbakan’a karşı sorumlu olması", müsteşarın çalışmalarını "Bakanın emir ve yönlendirmesi doğrultusunda yürüteceği", müsteşar yardımcılarının sayısının düşürülmesi, hizmet birimlerinin iptali ve yeniden düzenlenmesi gibi maddelerle esasen gücün müsteşarların (bürokrasinin) değil, bakanların (hükümet) elinde olduğuna dair bir vurgu ve alt çizme yapılmış oluyor. Bürokrasiye dönük bu tip sıkılamalarla ayrıca yeni atanacak bakan yardımcılarına da bir yer ve hareket alanı açılmış oluyor. Bir bütün olarak eğitimin yönetiminde icraat alanına daha yakın bir konumlanma ve buna uygun düzenlemeler hayata geçiriliyor. Amaç artık açık! İcracı temelde yapılandırılan milli eğitimin amacı da yeniden saptanıyor. KHK’yla değiştiriliveren milli eğitimin amacı yeni düzenlemede açıkça belirtilmiş: "Küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle
donatarak geleceğe hazırlayan" bir eğitim sistemi yaratmak. "Küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistem" ile kastedilen bilindiği üzere bugünün kapitalizmi. Türkiye burjuvazisi bugünün kapitalist gerekleri doğrultusunda eğitimi yeniden yapılandırıyor. Elbette bu temelde ayak bağı oluşturan kimi eski "milli"likler bordadan atılıyor. Örneğin, Türkiye’deki kapitalist birikimin daha geri olduğu özgül bir dönemin ürünü olan "Atatürk ilke ve inkılâpları" vurgusu bu yeni amaç tanımında korunmuyor. Bu ifadenin çıkarılması bir unutkanlık değil. Sanıldığı gibi sadece AKP’nin "Atatürk düşmanlığı" falan da değil. Burada söz konusu olan, orta ileri gelişmişlikte bir kapitalist ülke olarak küresel kapitalist sistemle bütünleşmesinin geçiş sorumluluğunu, son on yıldır hükümet eden AKP’nin İslamcı referanslara sahip sağ liberal önderliğine teslim etmiş olan burjuvazinin genel eğilimi ile uyumlu bir değişiklik. "Küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği" bu. Dolayısıyla bunun amaç maddesinde açıkça belirtilmesi, bu yasanın herhangi bir yasa olmadığını, bu yasanın yeni duruma uyum yasası olarak MEB’de burjuvazinin (küresel) isterleri doğrultusunda konumlanmaya geçişte bir temel halka olduğunu gösteriyor. İnsan kaynakları yönetimine geçiş Bu amaçla uyumlu olarak yasayla ‘Personel Genel Müdürlüğü’nün adı ‘İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü’ olarak değiştiriliyor. Yöneticilerin dışarıdan sözleşme ile atanmasının önü açılıyor. Teşkilat personeli "memur" olarak değil, tanım gereği istihdam edilen işçiler olarak bir muameleye tabi tutuluyorlar ve yasayla sistemlilik ve tanım kazanmış bu yönelim bundan sonrasında daha da hızlanacak.
Durum bugün eğitimdeki kapitalist dönüşümünün nihai olarak sağlanmasındaki öldürücü saldırı aşamasına geldi. Son ve büyük çarpışma yaklaşıyor. Kadrolu öğretmenlerin varlık koşullarını tüketen burjuvazi açısından kopartıcı bir saldırının arifesindeyiz. Teşkilat bu yüzden yeniden yapılandırılıyor, saflar karşı tarafta sıklaştırılıyor. Eğitim işçileri saflarının ise en hafif bir ifadeyle "dağınık" olduğunu söylemek zorundayız. Burjuvazinin kapitalist aklı başında, peki ya işçilerin kolektif aklı ve mücadelesi? teşkilatta (şirkette) istihdam edilen yönetici konumdaki memurların da bu ölçütlerden kaçamayacağını hatırlatıyor. Bunun yazının girişinde belirttiğimiz etkin ve icracı yönetim anlayışı ile uyumlu bir diğer düzenleme olduğu görülüyor. İçeriğini kısaca özetlemeye çalıştığımız KHK’da ayrıca "kız öğrencilerin, özürlülerin ve toplumun özel ilgi bekleyen diğer kesimlerinin eğitime katılımının yaygınlaştırılması" gibi burjuva demokratik düzenlemeler, öğretmenlerin özür grubundan yer değiştirme işlemlerinin yalnızca yaz tatilinde yapılabilecek olması gibi keyfiyetler, 8 yıllık görev süresini dolduran müdür yardımcıları ile müdür başyardımcılarına da zorunlu yer değiştirme (rotasyon) uygulaması gibi değişikliklerin de söz konusu olduğu görülüyor. Stratejik bir adım
Keza 652 sayılı bu KHK ile yöneticilerin yetki ve sorumlulukları da yeniden düzenleniyor. Buna göre, yöneticiler bundan sonra görevlerini yalnızca mevzuata, plan, program ve emirlere göre değil, aynı zamanda performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütecekler, bu açıkça kurallaştırılıyor. "Performans ölçütleri ve hizmet kalite standartları"nın uygulanması, kamusal alanda istihdam edilen işçilerden elde edilen artı değerin ölçümü ve çoğaltılması açısından kritik bir düzenlemedir. Bilindiği üzere son on yıl içerisinde giderek artan biçimde kamu işçilerine bu temelde bir kapitalist yönetim dayatılmakta ve bu uygulamalar kurallaştırılarak yerleşik hale getirilmektedir. Yeni KHK sadece işçilerin değil,
Söz konusu kararname basında pek kısmen yer buldu. Dinçer’in "öğretmen artık üç ay tatil yapmayacak" biçimindeki hem doğru olmayan (öğretmenler, onların içerisinde de sadece sayıları giderek azalan kadrolu olanları, aslında iki ay tatil yapabiliyorlar ve bu süre içerisinde ek ders ücretleri olmaksızın geçinmeye çalışıyorlar), hem de bundan sonrasında emeğin korunmasının önemli bir mücadele gündemi olması gereken çıkışları arasında kayboldu. Eğitim-Sen’in "biz neden paydaş olarak bu kararnamenin hazırlanmasında yer almıyoruz" yönlü zayıf ve yetersizliğinin yanı sıra yanlış muhalefeti haricinde, KHK burjuva milliyetçi kimi çevrelerin konuyu reaksiyoner temelde ele alması dışında yeterince işlenmedi.
Neden şimdi? Oysa kararname ile MEB teşkilatının küresel kapitalist entegrasyonu yönünde burjuvazinin çıkarları doğrultusunda stratejik bir adım atılmaktadır. Hiyerarşinin baştan kurulması, bürokrasinin kısmen zayıflatılması, bakanlığın icracı yetkilerinin arttırılması söz konusudur. Bakanlık teşkilatı sıkılamaktadır. Nihai bir savaş öncesi taraflar kendi saflarını sıklaştırırlar. MEB’de bu yapılıyor. Teşkilatın icracı temelde yeniden yapılandırılması, icraatın eğitim işçileri ve emekçi çocukları üzerinde yapılacağının habercisidir. Türkiye’de eğitimin sermayeleşmesi son 30 yıla yayılmış biçimde dışardan kuşatma girişimleri ve kısmi saldırılar ile birlikte sürdü. Bir yandan dev bir paralel eğitim piyasası ve sektörü yaratılarak, dershane ve özel okullar-üniversiteler yoluyla son kalan ücretsiz-kamusal eğitim kırıntıları çevrelenirken (kuşatma), öte yandan teşkilata bağlı kamusal eğitim çok çeşitli yollarla içeriden paralılaştırıldı, özelleştirildi; kaleyi içerden fetih olanaklarını çoğaltan güçten düşürme saldırıları hayata geçirildi. Durum bugün eğitimdeki kapitalist dönüşümünün nihai olarak sağlanmasındaki öldürücü saldırı aşamasına geldi. Son ve büyük çarpışma yaklaşıyor. Kadrolu öğretmenlerin varlık koşullarını tüketen burjuvazi açısından kopartıcı bir saldırının arifesindeyiz. Teşkilat bu yüzden yeniden yapılandırılıyor, saflar karşı tarafta sıklaştırılıyor. Eğitim işçileri saflarının ise en hafif bir ifadeyle "dağınık" olduğunu söylemek zorundayız. Burjuvazinin kapitalist aklı başında, peki ya işçilerin kolektif aklı ve mücadelesi?
11
NƦN RJHQNXN
7RSOX VÐ]OHíPH VÖUHFL YH .(6. 2,5
milyon kamu emekçisinin ekonomik, özlük, mesleki, sosyal, siyasal hakları ile ilgili kararların alınacağı 2012 yılına ait Toplu İş Sözleşmesi(TİS) süreci 1 Kasım’da başlayacak olsa bile tartışmaları 2010 referandumundan beri sürüyor. AKP referandumda kamu emekçilerine "toplu sözleşme hakkı" vaat etmiş ve bunun karşılığında "evet" oyu istemişti. Referandum sonrasında ise, bu konudaki ‘hazırlıksızlık’ nedeniyle önce "Toplu görüşme süreci devam etsin" denilmiş, sonrasında ise ortaya çıkabilecek tepkiden çekinildiği için de "TİS prosedürüne ait düzenlemeleri hızla yapıp toplu sözleşme görüşmelerine başlayalım" denilerek 1 Kasım tarihi verilmişti. Söz konusu prosedür ise; 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda yapılması amaçlanan değişikliklerdir. Hükümet bu değişiklikleri bir an önce yapmayı ve 1 Ekim’de açılacak Meclis’te yasalaştırmayı hedefliyor. Bu kapsamda; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in başkanlığında, KESK, Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in katıldığı Üçlü Danışma Kurulu toplantılarında ise henüz sonuç alınabilmiş değil. Taslakta grev yok!
Grev hakkı, toplu iş sözleşmesinin kapsamı ve ne biçimde yapılacağı, hakem kurulunun kararının bağlayıcılığı ve bileşimi, sendikal örgütlenme önündeki engeller gibi temel konular, tarışma ve pazarlıkların temel gündemlerini oluşturuyor. Hükümet tarafından konfederasyonlara gönderilen taslakta grev yer almazken, toplu sözleşmenin kapsamı mali ve sosyal haklarla sınırlanıyor. AKP’nin "yumuşak gücü" olan Memur-Sen’in yetkili konfederasyon olması nedeniyle konfederasyon düzeyinde tek bir toplu sözleşme yapılması ve "dayanışma aidatı" konularındaki ısrarı, danışma kurulunun toplantılarını kilitleyen konulardan ikisi. Hakem Kurulu’nun son karar merci olması ve kararlarının yargıya taşınamaması ile kurulun bileşiminin nasıl planlanacağı ise diğer bir önemli tartışma konusu. Savunma, Adalet ve İçişleri Bakanlığı’nda çalışan kamu emekçilerinin sendikal örgütlülük haklarının engellenmesi de görüşme gündemleri arasında yer alıyor. Hükümet kendine yedeklediği sendikalardan aldığı güç ve KESK’in etkin bir rol oyna(ya)maması, ama daha çok da 2,5 milyon kamu işçisinin genel dağınıklığını fırsat bilerek daha geri düzlemde bir sendika yasasını hayata geçirmeye çalışıyor. Buradaki asıl amaç ise belli; yasalaştırılması hedeflenen yeni sendika yasası ile bir taraftan referandumda verilen sözler tutulmuş olacak, diğer taraftan esas amaç olan sendikal alanın yeniden dizaynı ile yeni saldırılar için daha uygun bir zemin
hazırlanacaktır.
Kucaklayarak boğma! Yapılması öngörülen değişiklerin içeriğine bakıldığında sendikal örgütlülük yasaklanmasa da, grev, TİS gibi tarihi kazanımlar işlevsiz kılınarak sendikal örgütlülük "kucaklanarak boğulmak" istenmektedir. Kamu emekçileri tarafından bu hali bile parçalanamayan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun daha geri düzlemden yapılandırılması son hamle olmayacak elbette. Sırada 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda da benzer değişikliklerin gündeme getirilmesinin beklediği düşünüldüğünde, işçi sınıfı toplam bir saldırı dalgası ile karşı karşıya. Bu saldırının fişeği Torba Yasa ve son KHK ile de ateşlenmiş durumda. Tam bu süreçte yapılması planlanan 8 Ekim Ankara mitingi ise bu tıkanıklığı aşma çabası barındırsa da, burjuvazinin örgütlü ve sınıfsal saldırısını işçi sınıfının penceresinden karşılamak gibi bir amacın çok uzağında durmaktadır. Referandum süreci sonrası daha fazla dillendirilmeye başlanan ve içinde işçi sınıfının sınıfsal özlem ve ihtiyaçları dışında her şeyi barındırabilecek yeni anayasa ile burjuvazi, kendisi için en kalıcı sistem olan burjuva demokrasisi yolunda bir adım daha ilerlemiş olacak. 12 Eylül darbesi ve yasaları altında 31 yıldır yaşayan bir sınıfın demokratik özlem ve ihtiyacını karşılama söyleminin burjuvaziye yeni manevralar yapma imkânı kazandıracağı ve işçi sınıfını kendine yedeklemek için yüklü bir malzeme yaratacağı ise aşikârdır. Referandum sürecindeki kof bir demokrasi propagandası ile bile yıllardır sandığa bile gitmeyen birçok sol söylemli partinin, kurum ve kuruluşun açıktan "Evet" diyerek sistemin bu yeni yapısını oylaması bize gelecekte ne ile karşılaşabileceğimizi göstermektedir. Sınıfsal/sendikal amaç ve hedefleri ile siyasal yapının düzeltilmesi perspektifinin uzağına gidemeyen, gelişen ve değişen süreci tanımlamaktan uzak ve geleneksel sendika formatında emin adımlarla ilerleyen bir KESK’in bu süreci ilerden karşılama gibi bir amacı yok. "Demokrasi, özgürlük" gibi sınıfsızlaştırılarak kullanılan taleplerle, işçi sınıfının gündemini burjuvazinin istediği sınırlara hapsetmesi ise çoktandır tarihsel bir hata olmaktan çıkarak işçi sınıfı mücadelesine karşıt öğeler içeren bir hal almış durumdadır. Yapılması gerekenin "bir senden bir benden" pazarlığına girmeden cepheden karşı durmak olduğu ortadayken, "biraz özgürlük, biraz demokrasi ve mümkünse biraz da sınıfsal eşitlik" gibi ezberlenmiş bir bulamaçla yola çıkılmasının
Grev hakkı, toplu iş sözleşmesinin kapsamı ve ne biçimde yapılacağı, hakem kurulunun kararının bağlayıcılığı ve bileşimi, sendikal örgütlenme önündeki engeller gibi temel konular, tarışma ve pazarlıkların temel gündemlerini oluşturuyor. Hükümet tarafından konfederasyonlara gönderilen taslakta grev yer almazken, toplu sözleşmenin kapsamı mali ve sosyal haklarla sınırlanıyor tam da burjuvazinin istediği şeritte dolaşmak olduğunun açıklanması ise biz sosyalist kamu işçilerinin en hayati gündemi olmalıdır. Çoğu 1990'ların başından kalma politikalarla hareket eden KESK’i kamu işçilerinin bütününü karşılayacak bir emek örgütü olmaktan uzaklaştıran kodları teker teker açığa çıkarılmalı, tabanda sınıfın bütününe yönelik politikalar yapan, var olan ve çok yakında gelecek olan
saldırılara karşı masa başı mücadelenin yerini sınıfın gücünün aldığı, işyerlerinden sokağa doğru akan yeni bir mücadele hattı örülmelidir. Grev hakkı grev yaparak kazanılır. Bu değişmedi ve her zamankinden daha fazla güncel. Yarım günlük, bir günlük görev savma niyetine, yapmış olmak için bir grev yapmak değil; kamu işçilerinin sınıfsal mücadele gücünü açığa çıkaran ve büyüten bir fiili, militan, kitlesel grevi tabandan örmeliyiz.
.(6. .DV×P·GD JUHY Yeni Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası’nı oluşturmak üzere, üç konfederasyon ve hükümet arasındaki görüşmeler Ağustos başından beri sürdürülüyor. Toplantılarda, düğüm noktalarını, grev hakkı, sendikaya üyelik kapsamı, işyeri temsilciliği, toplu sözleşmenin kapsamı oluşturuyor. Hükümetin dayattığı taslak, daha en baştan grev hakkını yok sayıyor. Yetkili olmayan konfederasyona toplu sözleşmede temsil hakkını tanımıyor. Toplu sözleşmeden yararlanma kapsamını belirsiz bırakıyor; Memur-Sen, sözleşmeden tüm kamu emekçilerinin yararlanmasını, yetkili konfederasyona diğer konfederasyonların "dayanışma aidatı" ödemesine bağlamayı dayatıyor! Taslak, uyuşmazlık halinde, nihai kararın Kamu Görevlileri Hakem Kurulu tarafından verilmesini getiriyor… KESK Genel Başkanı Lami Özgen, yaptığı açıklamayla gelişmeleri değerlendirdi: "Tek düzeyde toplu sözleşme dayatılıyor. Toplu sözleşme sürecinde çalışanların sadece ekonomik ve sosyal hakları
tartışılacak. Geriye kalan özlük haklar, demokratik ve siyasi haklar toplu sözleşme sürecine dahil edilmek istenilmiyor. Uyuşmazlık konusunda oluşturulacak Hakem Kurulu’nun kararının bağlayıcı olması da bizim açımızdan kabul edilir şeyler değil. Grev talebimiz yasal olarak engellenmek isteniyor, ‘şu an yasada yok ileride yasal düzenleme olacak’ deniliyor. Ciddi bir uyuşmazlık var. Uyuşmazlık konularında anlaşma sağlanmazsa görüşme yapmanın da bir anlamı kalmayacak. 15 Eylül’de tüm ülkede alanlara çıkarak, taleplerimizi kamuoyuyla paylaştığımız eylemlerimiz hükümete bir uyarı niteliğindedir. Bakanlığın taraflara sunduğu yasa taslağında 2012 yılı toplu sözleşme sürecinin 1 Kasım’dan itibaren başlayacağı belirtilmektedir. Toplu sözleşme sürecinde de uyarılarımız ve taleplerimiz dikkate alınmaz ve süreç uyuşmazlıkla sonuçlanırsa, organlarımızın karar ve önerilerini dikkate alarak kasım ayı içinde grevi hedeflediğimiz bilinmelidir. Kazanılmış haklarımızın gasp edilmesine ve geleceğimizle oynanmasına müsaade etmedik, etmeyeceğiz."
12
NƦN RJHQNXN
.ÐOHFH ¡DOÜíWÜUPD 6WUDWHMLVL U
lusal İstihdam Stratejisi Belgesi, gerçekte yeni anayasayı, TİSK, TÜSİAD ve MÜSİAD’ın istediği tam neoliberal "ekonomik anayasa"yı öngörmektedir. Bizim "Kölece İstihdam Strateji Belgesi" adını verdiğimiz bu belge, doğrudan doğruya yeni anayasa ve yapım sürecinin bir bileşenidir.
Kölece Çalıştırma Stratejisi, 1- Kıdem tazminatı hakkının "sosyal fona" devredilerek eritilmesini ve kaldırılmasını, 2- Bölgesel (ve hatta sektörel) daha düşük asgari ücret uygulamasını, 3- "Geçici işçi büroları" adı altında özel işçi simsarlığı tekellerini, 4- Patronlar arasında ya da aynı patronun farklı şirketleri arasında "ödünç işçilik" sistemini, 5- Patronların düzenli mesai ile çalıştırdıkları işçileri istedikleri zaman kısmi zamanlı veya diğer esnek çalıştırma biçimlerine geçirebilmesini, 6-Geçici iş sözleşmelerinin işçiler kadroya alınmadan üst üste yapılabilmesini, 7- Taşeron, geçici ve benzeri güvencesiz çalışma biçimlerinin her alanda sınırsızca yaygınlaştırılabilmesini, 8- Kısmi zamanlı çalışma, çağrı usulü çalışma, uzaktan (tele) çalışma, evden çalışmayı, 9- Meslek lisesi ve üniversite öğrencilerinin "stajyer çalışma" kapsamını son derece genişletmeyi, 10- Meslek liselerinin özel sermayeye açılmasını,11- Kadınların, çocukların, engellilerin çalışma koşullarının tam serbestleştirilmesini ve çalışırken sahip oldukları özgül koruma ve hakların kaldırılmasını öngörüyor. Bu saldırılar, işçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımı olan ve yasayla tanınmış kolektif hak ve güvencelerinin son kalıntılarını da imha ediyor. Bu düzenlemelerle, 1- İşçilere biçimsel ve göstermelik de olsa anayasal olarak tanınmış "kolektif hak" ilkesi ve dolayısıyla işçilerin anayasal temelde "toplumun kurucu ve üretken bir bileşeni" olarak tanımlanması kaldırılmaktadır. İşçi sınıfı, sınıf olmak bir yana, sermayeye karşı sosyal taraf olmaktan, sosyal varlık olmaktan, hatta üretken sayılmaktan çıkarılmaktadır. Çıplak işgücüne alçaltılmaktadır. 2- "Bireysel iş hukuku" ve "bireysel sözleşme özgürlüğü", neoliberal demokrasinin işyerindeki emeksermaye ilişkisinin ötesinde, tüm toplumsal ilişkileri esastan yeniden düzenleme ilkesidir. İşçilerin sınıfsal, toplumsal varlığı, kolektif emek, üretkenlik ve hakları yoktur! Patronların çalıştırdığı işçilere karşı hiçbir kamusal yükümlülüğü yoktur! Yalnızca işçi sınıfını bireylere çözen bireysel "sözleşme özgürlüğü" vardır. "Sözleşme özgürlüğü", patronun tek tek işçilerle yaptığı ya da yapacağı sözleşmelere, üçüncü kimselerin (işçilerin toplu direnişle
veya bunun sonucunda devletin) müdahale edemeyeceği, patronun işçilerin talep ettiği düzenlemeleri yapmaya zorlanamayacağı, işçilere karşı bireysel sözleşme dışında herhangi bir kamusal sorumlulukla yükümlü tutamayacağı, yanısıra patronun sözleşmeyi istediği zaman tek taraflı olarak feshetme özgürlüğü anlamına gelir. 3- İşgücünün meta karakteri son derece genişletilmekte ve derinleştirilmektedir. İşçinin kendi işgücü ve onu kiraladığı patron tarafından kullanımı üzerindeki hak iddia etme ve irade gösterme olanağı ortadan kaldırılmaktadır. Patronların işçinin işgücü üzerindeki mülkiyet ve istedikleri gibi tasarruf etme hakları adeta sınırsızlaştırılmaktadır. Patronların tek taraflı olarak istediği koşullarda, istediği zaman, istediği kadar, istediği gibi çalıştırıp atabileceği, alıp satabileceği herhangi bir piyasa malı, herhangi üretim nesnesi düzeyine alçaltılmaktadır. Neoliberal demokrasi, kapitalistin işçi üzerindeki azami diktatörlüğüdür.
4- İşgücü; a- İşsizliğin doğrudan çalışmaya içerili olarak tanımlanmasıyla (çalışma ile işsizlik arasındaki sınır ve ayrımı hukuken kaldırmasıyla), b- Patronun işçiyi sömürüyor olmasını bir "lütuf", işçiyi ise patrona "yük" olarak tanımlamasıyla, c- Ücretin işçinin hakedişi olmaktan çıkarılıp işverene "maliyet" olarak yeniden tanımlanmasıyla, d- Ücreti mesai zamanı değil çalışılan çıplak saat karşılığı olarak yeniden tanımlamasıyla, e- Ücreti toplumsal yan ödemeler, hak ve yardımlardan, patronun çalıştırdığı işçilere kamusal yükümlülüklerinden tamamen soyarak, salt kişisel ücret olarak yeniden tanımlamasıyla, f- "Performansa göre ücret", "İşyerinin karlılığına göre ücret", "Küresel rekabete göre ücret" vb uygulamalarıyla, g- İş kazaları ve meslek hastalıkları karşısında patronun cezai sorumluluk taşımamasını düzenleyerek, kökten ve yıkıcı biçimde değersizleştirilmektedir. 5- İşçiyi çıplak işgücüne, işgücünü herhangi bir metaya indirgediği gibi, meta-işgüçleri arasındaki piyasa rekabetini sınırlayan her türlü hak ve örgütlülüğü de tasfiye edilmektedir. İşçiler arasındaki dibe doğru rekabeti kızıştırarak, işçi bilinci de sendikal bilinçten bile çözülmüş, bireyci meta-bilinç sınırlarında tutulmak istenmektedir. 6- Sınıf mücadelesinin en temel iki cephesi olan zaman ve mekan üzerindeki inisiyatif ve kontrol sorununda, burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki (hem işte hem iş dışındaki) zamansal ve mekansal egemenliğini azamileştirmektedir.
Kölece Çalıştırma Stratejisinin özünü ve ruhunu, olağanüstü genişleyen ve toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi kitlelerinin sınıfsal olarak tamamen dışlanması, bireyler olarak ise burjuvazinin azami kontrol ve egemenliğine tabi kılınması oluşturmaktadır. Bu, işçileri sınıf olarak dışlayan, bireysel, grupsal olarak ise sisteme içeren neoliberal demokrasi ve yönetişim mekanizmalarının da temelini oluşturur ve neoliberal üretim ilişkileriyle bütünlüğünü kurar Çalışma ve işçi sınıfı ,zamanda ve mekanda belirsizleştirilip parçalanmakta, bireylere doğru çözülmekte ve her düzeyde dibe doğru rekabete sürülmekte, çalışma tamamen kuralsızlaştırılmaktadır. Patronların işçiler üzerindeki hiçbir yasa, kural, norm ile sınırlanmamış diktatörlüğü, sınırsız kar ve kan güdüsü tek yasa haline getirilmektedir. 7- Strateji, aynı zamanda, -kriz koşullarında- dev çaplı yeni bir esnek proleterleştirme dalgası üzerine kuruludur. Kapitalist üretim ilişkilerinin dışında kalan iki kat ezilenler; kadınlar, kürtler, çocuklar, öğrenciler, engelliler, azınlıklar, göçmenleri en dip ve güvencesiz koşullarda kapitalist sömürü çarkları içine çekmek, temel bir hedeftir. Neoliberal burjuva demokrasisi ve anayasası, kürtleri, kadınları, çocukları, öğrencileri, engellileri en dip sömürü çarkları içine yığınsal olarak çekmenin, işçi sınıfını bu temelde parçalayıp katmanlaştırmanın, dibe doğru rekabete bastırmanın bir gereği ve aracıdır. 8- Strateji, çalışan ve işsiz, kadrolu ve taşeron, kayıtlı ve kayıt-dışı çalışan işçiler arasındaki sınırları geriye doğru siliyor. "Taşeron işçilerin oluşturulacak kıdem tazminatı fonuna dahil olabilmesi" adı altında taşeron işçileri kadrolu işçilerin hak ve güvencelerinin yok edilmesinin aracı haline getiriyor. "Kayıtdışı çalıştırmaya son verilmesi" adı altında, formal çalışmayı da enformal, kuralsız çalışma koşullarına doğru çözüyor. 9- 2003 tarihli İş Yasası, "işçiyi işverene karşı koruma ve yardım
ilkesi"ni kaldırmış, yerine "işvereni ve işyerini (sermayeyi) koruma ilkesi" getirmişti. Kölece Çalıştırma Stratejisi ise, "istihdam"ın koşulu olarak işçiye "sermaye birikim ve karlılığını azami büyütme ilkesi"ni dayatmaktadır. Azami emek üretkenliği, mutlak ve nisbi olarak azami artıdeğer sömürüsü! Bunu son dönemdeki (kamu yönetimi temel kanun tasarısı dahil) bir çok yasa ve yönetmeliğin gerekçesinde yer alan, yeni anayasanın da ruhuna taşınacak "küresel rekabet gücüne sahip ekonomi sistemi", "insan kaynakları yönetimi", "etkinlik", "performans", "rekabet", "kalite", "verimlilik" belirlemelerinden açıkça görmek mümkündür. Kölece Çalıştırma Stratejisi, yeni anayasanın, işçileri ve tüm toplumsal yaşamı küresel tekelci kapitalist değer, artıdeğer ve azami kar yasalarının sınırsız ve yıkıcı işleyişine kayıtsız koşulsuz köleleştirme ilkesini belirgenleştirmektedir. Kölece Çalıştırma Stratejisinin özünü ve ruhunu, olağanüstü genişleyen ve toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi kitlelerinin sınıfsal olarak tamamen dışlanması, bireyler olarak ise burjuvazinin azami kontrol ve egemenliğine tabi kılınması oluşturmaktadır. Bu, işçileri sınıf olarak dışlayan, bireysel, grupsal olarak ise sisteme içeren neoliberal demokrasi ve yönetişim mekanizmalarının da temelini oluşturur ve neoliberal üretim ilişkileriyle bütünlüğünü kurar. Hiçbir sendikal, sosyal, siyasal hak ve güvencesi olmayan işçileri, bireyler ve gruplar olarak alt kimlikler, cemaatler, "sivil toplum" kurum ve platformları, sosyal fonlara hapseder.
13
NƦN RJHQNXN
ELQ NDGÜQ YH ÁRFXN PDÁWD\GÜ T
ürkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) seyircisiz oynama cezası verilen maçların kadınlara ve 12 yaş ve altı çocuklara ücretsiz olarak açılması kararı ilk olarak Fenerbahçe-Manisaspor maçında uygulandı. 46 bin kadın ve çocuğun izlediği maç, dünyada bir ilk olmasıyla Türkiye’nin yanı sıra dünya spor basınında da yer buldu.
Kadın ve çocukların maça gidişi, maçı giyim, tezahürat biçimleri dâhil nasıl izledikleri, basının yanı sıra sosyal paylaşım ağlarında azımsanmayacak bir gündem oluşturdu. Erkek taraftarların yaptığı yorumlarda "Şükriye Saracoğlu stadı", "kadınlar matinesi", "vuvuzela" gibi erkek egemenliğinin dilinden ifadeler öne çıktı. "Maç sırasında dizi izleyen kadın", "çocuk bezi değiştiren kadın" görüntüleri bu yorumlarla bezenirken, aynı zamanda kadınların genellikle yabancısı oldukları futbol dünyasına girişleri ve bunun kadınlar üzerindeki etkileri, erkeklerin küfrettiği ve sonrasında döner bıçaklarının konuştuğu maçlardan farkı da işlendi. Bu nasıl "ceza"? Çoğunluğunu orta sınıf kadınların izlediği, öncesinde Fenerium mağazalarından kıyafet ve aksesuar alışverişi yaptıkları maç, en başta "Bu nasıl ceza?" sorusunu uyandırıyor! "Cezalı" takım, taraftarlarının alışılageldik "ana avrat" küfürlü tezahüratının "coşturuculuğundan" "mahrum" kalıyor kalmasına; fakat şifreli kanal ve reklâm gelirlerine dokunulmadığı gibi, maç biletlerinin TFF tarafından karşılanmasıyla da hiçbir gelir kaybına uğramıyor. Metris havalandırmasında volta atan birkaç şikecinin vurduğu lağım suyu ortamına sözde çarpı çeken "temiz futbol" bayrağı dalgalanadursun, yarım milyar dolarlık bütçesiyle futbolun sermaye ilişkileri ve gelirleri TFF nezdinde kapitalizm tarafından
çoktan güvence altına alınmış durumda! Tribünlere edep kazandırmak!
Maça ilişkin Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından öne çıkarılan, kadınların tribünlere edep kazandırmadaki rolü oldu. Kadın taraftarlar, TFF tarafından kutlandılar. TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, maç öncesinde "İlk yeniliğimiz, ülke futbolunu güzelleştirmek ve futbol dünyamıza renk katmak üzere kadınlarımıza sorumluluk vermek olacak. Kadınlarımızı ve 16 yaş altındaki çocuklarımızı statlarımıza davet ediyoruz. Kısa sürede tamamlayacağımız düzenlemeyle, kadın ve çocuklarımızı statlara ücretsiz alacak, oluşacak ekonomik yükü de Türkiye Futbol Federasyonu olarak karşılayıp kulüplerimizin gelir hanesine yazacağız. Böylelikle kadınlarımız ve çocuklarımız, tuttukları takıma destek verip renk katarken aynı zamanda gelirlerinin artmasına da katkıda bulunuyor olacaklar" dedi. TFF Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ da maçtan sonra "İyi bir örnek oldu, doğru bir örnek oldu. Stadyumlarda özlem duyduğumuz bir görüntüydü. Dünyada bir rekor gibi görebiliriz. Bu kadar kadının bir arada maç seyrettiğini sanmıyorum" değerlendirmesini yaptı. Futbol maçları örneğinde yapılan, kapitalizmin genel eğilimi uyarınca kadınların sosyal yaşamın uzun yıllar dışında bulundukları bir boyutuna giderek daha geniş ölçekte dâhil edilmeleridir. Sermayenin çoklu birikim sürecinin bir unsuru olan futbol sermayedarları, kadınların varlığıyla tribünlerin daha temiz olacağını söyleyerek futbol maçlarına gelmelerini bir süredir teşvik ediyorlardı. Bunun da bir kanalı olarak kulüp kongrelerinde kadın üye sayısı artmaya başladı -örneğin FB’nin 10 bin küsur kongre üyesinin beşte biri burjuva kadınlardan olu-
.DG×QD <|QHOLN ûLGGHW 5DSRUX İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi tarafından "Kadına Yönelik Şiddet Raporu", Türkiye genelinde son 7 yılda 4 bin 190 kadının öldürüldüğünü ortaya koydu. Rapora göre, 2011'in ilk 8 ayı içinde de 143 kadın öldürüldü. 76 kadın cana kast edilen saldırıya maruz kaldı. Katil zanlılarının yüzde 25'inin 18 yaşından küçük olduğu vurgulanan rapora göre 18-30 yaş arası zanlıların oranı yüzde 24, 31-40 yaş arası oranı yüzde 27, 5160 yaş arası yüzde 18, 61-70 üstü yaş grubu oranı ise yüzde 6 oldu. 2011'in ilk 8 ayı içinde Türkiye’de yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarında her 100 kadından 16'sı cinsel şiddete uğradı. Fiziksel ve
cinsel şiddet yaşamış kadınların yüzde 88'i, korku, ayıplanma, olayın duyulması endişesi, namus, dedikodu gibi gerekçeler nedeniyle, ne yakın çevresine ne derneklere ne de devlet kuruluşlarından birine başvurdu. Raporda, ülkedeki siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunların derinleşmesi, şiddetin meşrulaştırılması gibi nedenlerin cinayetlerin artmasına yol açtığı vurgusu ön plana çıkarken, kadına şiddetin artarak devam etmesinde egemen ataerkil yapının ve toplumun kurumlarında şiddeti olağan gören cinsiyetçi kültürün yeniden üretiminin büyük rol oynadığı vurgulandı.
Futbolu toplumu afyonlamaktan çıkarıp tıpkı doğuşundaki gibi bir oyuna dönüştürecek; zeka ve fizik kondisyonun, strateji ve taktiğin, kolektivite ile bireysel yetilerin, sahadaki ile kulübedekinin gerçek bir bileşimi haline getirecek olan da, "istenmeyen görüntüler"e son verecek olan da, onun sermaye egemenliğinden çıkmasıdır. Kadınlara atfedilen rolün yerine getirilmesi şiddet oranını düşürmesine düşürür fakat futbolun sermaye karakterine ve ilişkisine son veremez şurken, futbol kulüplerinin yönetim kurulundaki tek kadın üye olan Yasemin Merçil de FB’de. Kadın futbol takımlarının sayısı da arttı. Böylelikle hafta sonlarında ev işine yüklenen, alışverişe çıkan, bu sırada maçlara odaklanan eşiyle "sevimli krizler" yaşayan, futboldan anlamayan kadın tipi, orta sınıf temelli olarak değişmeye durdu. Forma ve aksesuarlarıyla "kız kıza" televizyon başına geçen, tezahürat yapan kadınlar reklâmlarda yer bulurken, kadınlar futbol maçlarına daha fazla gitmeye başladılar. Burada elbette ki biricik motif, kadınlara da bilet, forma ve aksesuar satılması, şifreli kanallardaki maç izleme oranlarının yükseltilmesi değildi. Bunun da içerisinde yer aldığı tarzda, kapitalist üretim ilişkilerinin bugünkü ortaileri gelişme düzeyinde, kapitalizmin toplumsal egemenlik ve kapsayıcılığının, kadınlar üzerindeki etkisinin derinleştirilmesi ve bunun hiç de kabaca değil, politikanın cinsiyetlendirilmesiyle yapılmasıydı. Kadınlarla çocukların tribünlere davet edilebilmesi için futbolda şiddetin düzeyi bir nebze düşürülmeli, tersinden ise kadınların varlığı bunu sağlayacak tarzda öne çıkarılmalıydı. Kadınları cinsel tacize uğrayacakları, galiz küfürlerle bezenmiş, döner bıçaklarının konuştuğu bir ortama davet etmenin bir anlamı yoktu! Kadınlar, burjuva sivil toplum
örgüsünün en kitlesel paydalarından biri olan tribünlerde yerlerini almaya binlerce yıldır kendilerini biçimlendiren özelliklerine atıfta bulunularak çağrıldılar. Görünen o ki, 1 dakikalık bir küfür "seansı" dışında tribünlere edep kazandırma "sorumluluklarını" yerine getirmekle kalmadılar, aynı zamanda bu aktiviteden hoşnut kaldılar; muhtemelen futbol dünyasına girişlerinin aile yaşamlarında da etkide bulunacağını düşündüler! Futbolu toplumu afyonlamaktan çıkarıp tıpkı doğuşundaki gibi bir oyuna dönüştürecek; zeka ve fizik kondisyonun, strateji ve taktiğin, kolektivite ile bireysel yetilerin, sahadaki ile kulübedekinin gerçek bir bileşimi haline getirecek olan da, "istenmeyen görüntüler"e son verecek olan da, onun sermaye egemenliğinden çıkmasıdır. Kadınlara atfedilen rolün yerine getirilmesi şiddet oranını düşürmesine düşürür fakat futbolun sermaye karakterine ve ilişkisine son veremez. Dahası, bu karakterin ve ilişkinin meşruiyetini kadınları da kapsamış olarak artırır ve niteliklendirir -FB maçında Aziz Yıldırım maskesi takan kadınlar da bunun ifadesidir. Futbolun küfür ve şiddetten tamamen temizlenmesi, onun şike, şiddet, star sistemi, fanatizm ve milliyetçilikle bezeli bir sermaye birikim alanı olmaktan çıkmasıyla mümkündür.
14
NƌN RJHQNXN
#FOJN BEðN LBQJUBMJ[N BurasÄą benim kĂśĹ&#x;em kardeĹ&#x;im, iĹ&#x;çi gazetesi falan anlamam, fikrimi buradan da yayar, hepinizi buradan da ezerim. Var mÄą bir diyeceÄ&#x;iniz! Benim adÄąm kapitalizm; dĂźnyayÄą mÄą dolaĹ&#x;mak istiyorsunuz? O zaman çenenizi kapatÄąn ve seyahat kanallarÄąnÄą izleyin, yarÄąn iĹ&#x;e gitmeniz lazÄąm.
)RWRðUDIODU YH Ă RFXNODU Bu fotoÄ&#x;raflar, birbirine yakÄąn zamanda, farklÄą mekanlarda çekilmiĹ&#x;, erken yaĹ&#x;larda çalÄąĹ&#x;mak zorunda olan 2 çocuÄ&#x;a ait. YaĹ&#x;adÄąklarÄą mekanlar farklÄą olsa da, sorunlarÄąn sebebine bakÄąldÄąÄ&#x;Äąnda bĂźtĂźn farklÄąlÄąklar ortadan kalkÄąveriyor.
Benim adÄąm kapitalizm; emekliliÄ&#x;inize ancak çok yaĹ&#x;lÄą ve bir devrime katÄąlamayacak kadar da yorgun olduÄ&#x;unuz zaman izin veririm.
İlk fotoÄ&#x;raf, kĂśyleri yakÄąlan, zaten topraksÄąz olan, zorunlu gÜç sebebi ile Ăśnce DiyarbakÄąr’a oradan da Ankara’ya gÜç eden bir grup KĂźrt ailenin çalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą aynÄą zamanda da yaĹ&#x;adÄąÄ&#x;Äą bir mekandan.
Benim adÄąm kapitalizm; ĂśmrĂźnĂźz boyunca toplam 96,000 iĹ&#x; saati bana çalÄąĹ&#x;Äąyorsunuz, o yĂźzden kendinize bir iyilik yapÄąn ve ikide bir "mesai saati bitti mi?" diye saatinize bakmaktan vazgeçin.
HayatlarÄąnÄą, kentin çÜplerini toplayÄąp ayrÄąĹ&#x;tÄąrarak devam ettirmeye çalÄąĹ&#x;Äąyorlar.
Benim adÄąm kapitalizm; siz iĹ&#x;çiler insan deÄ&#x;ilsiniz! Benim adÄąm kapitalizm; benim gĂśzĂźmde ekonomiye yaptÄąÄ&#x;ÄąnÄąz 96,000 saatlik katkÄą dÄąĹ&#x;Äąnda hiçbir Ĺ&#x;eysiniz siz. Benim adÄąm kapitalizm; her birinizin bu kadar yÄąl hayatta kalmanÄązÄąn tek nedeni, benim sizi sÄąkÄąp sizden olabilecek en fazla iĹ&#x;gĂźcĂźnĂź alma amacÄąm, baĹ&#x;ka Ĺ&#x;ey deÄ&#x;il. Benim adÄąm kapitalizm; vatanÄąnÄązÄą gerçekten seviyorsanÄąz, hemen bir alÄąĹ&#x;veriĹ&#x; merkezine gidip mutlu/mesut biçimde enerjik bir alÄąĹ&#x;veriĹ&#x; harcamasÄą gerçekleĹ&#x;tirmeniz lazÄąm. Bana kapitalizm derler; burasÄą alma-verme, satma-satÄąn alma toplumu. Benim adÄąm kapitalizm; doÄ&#x;ru olan insanlÄąÄ&#x;Äąn yÄąkÄąlmasÄą ve yerini alÄąĹ&#x;veriĹ&#x; alÄąĹ&#x;kanlÄąklarÄąna bÄąrakmasÄą. Benim adÄąm kapitalizm; paranÄąz yoksa da, kredi kartÄąyla bana borçlanÄąn, sorun deÄ&#x;il. Benim adÄąm kapitalizm; kredi kartÄą borcunu geri ĂśdeyemiyorsanÄąz ne yapalÄąm, faiz bindiririz, ayrÄąca baĹ&#x;ka tefeciler de var‌ Benim adÄąm kapitalizm; faizler Ăśdenemeyecek hale mi geldi, bulursunuz siz bir yolunu, mafyacÄąlÄąk, uyuĹ&#x;turucu ticareti, fuhuĹ&#x;, kumar, hÄąrsÄązlÄąk Ăślmedi ya‌ Benim adÄąm kapitalizm; bu sistemde yasal hÄąrsÄązlÄąk hakkÄą benim bankalarÄąmdadÄąr. Benim adÄąm kapitalizm; siz de çalabilirsiniz elbette serbest, ama yakalanmanÄąz yasak, sonuçta ceza yasasÄą diye bir Ĺ&#x;ey var. Benim adÄąm kapitalizm; ne kadar cezaevi inĹ&#x;a edersem, suçlu sayÄąsÄą o kadar artar: Arz ve talep! Benim adÄąm kapitalizm ve evet! Her bir birey çok Ăśzeldir, biriciktir, tektir, Ăśnemlidir! Siz de Ăśyle, hepimiz insanÄąz, kardeĹ&#x;iz sonuçta vs. vs. vs. Eee, hadi yeter bu kadar, iĹ&#x;e dĂśnĂźn, çalÄąĹ&#x;maya baĹ&#x;layÄąn bakayÄąm.
Ancak geliĹ&#x;en kapitalizm, çÜpleri de metaya dĂśnĂźĹ&#x;tĂźrerek bir rant kapÄąsÄą haline getirdiÄ&#x;inden, burda da huzuru yakalayamadÄąlar. Hatta bir de ĂźstĂźne ĂźstlĂźk çÜp hÄąrsÄązlÄąÄ&#x;Äą ile suçlandÄąlar. FotoÄ&#x;raftaki kßçßk arkadaĹ&#x;ÄąmÄąn elindekilerden korkmayÄąn, onlar çÜpten bulduÄ&#x;u oyuncaklar sadece...
emeÄ&#x;inin sĂśmĂźrĂźsĂźne, ayrÄąmcÄąlÄąÄ&#x;a maruz kalmalarÄąna, parasÄąz eÄ&#x;itim alabilmelerine, saÄ&#x;lÄąksÄąz çalÄąĹ&#x;ma ortamlarÄąnda maruz kaldÄąklarÄą saÄ&#x;lÄąk sorunlarÄąnÄąn parasÄąz çÜzĂźmĂźne vs. imkan saÄ&#x;layacak iyileĹ&#x;tirmeleri de kapsar mÄą diye sorsam, yanÄąt ne olurdu acaba! Tabii yanÄąt verenlerin taraflarÄą ve sÄąnÄąfsal konumlarÄąna gĂśre deÄ&#x;iĹ&#x;ik cevaplar da gelecektir herhalde. BĂźyĂźk bir iĹ&#x;tahla yĂśnĂźnĂź KĂźrt illerine çeviren, orada çocuk, kadÄąn ayrÄąmÄą gĂśzetmeyen burjuvazi, bu iyileĹ&#x;tirmelerle, Ăśncelikle KĂźrt so-
İkinci fotoÄ&#x;raf ise mevsimlik tarÄąm iĹ&#x;çilerinin geçici olarak kaldÄąklarÄą bir çadÄąrkentten‌ YalnÄąz bu sefer Fidan’Ĺn elindekilerin oyuncak olduÄ&#x;unu sĂśyleyemeyeceÄ&#x;im, çeĹ&#x;meden çadÄąrlarÄąna su taĹ&#x;Äąmada kullandÄąÄ&#x;Äą ibrikleri taĹ&#x;Äąyor.
rununu çÜzmeyi ve sonsuz emek sĂśmĂźrĂźsene devam etmeyi ĂśnĂźne hedef koymuĹ&#x; gĂśrĂźnĂźyor. ÇadÄąr kentlere çadÄąr okullar yapÄąlmasÄą da bunun bir kanÄątÄą aslÄąnda, hem çalÄąĹ&#x;Äąn hem de iĹ&#x;te size okul‌ Fakat ne hikmetse çadÄąrlar hala boĹ&#x;! İĹ&#x;çiler cephesi ise oldukça kalabalÄąk ve çeĹ&#x;itlilik gĂśsteriyor aslÄąnda. Kent yoksulundan tarÄąm iĹ&#x;çisine, mavi yakalÄąsÄąndan beyaz yakalÄąsÄąna ve fakat her ne hikmetse bir tĂźrlĂź iki yakasÄą da bir araya gelmeyenine kadar‌ Bu sĂśzde "iyileĹ&#x;tirmelerin" aslÄąnda bir kandÄąrmaca olduÄ&#x;unun farkÄąndalÄąÄ&#x;Äą ise aĹ&#x;ikar. Kendilerine avaz avaz, "paran kadar oku, paran kadar beslen, paran kadar hastalan" çĹÄ&#x;lÄąklarÄą artÄąk kulaklarÄą fazlasÄą ile tÄąrmalamaya baĹ&#x;ladÄą. DemokratikleĹ&#x;me sĂźrecine her ne kadar dahil edildiÄ&#x;imiz sĂśylense de gĂśz ve kulaklarÄąmÄązÄąn sonsuz açĹk olacaÄ&#x;Äą, ortak taleplerimizi beraber haykÄąracaÄ&#x;ÄąmÄąz gĂźzel gĂźnlerde eÄ&#x;lenen, oyun oynayan çocuklarÄąn fotoÄ&#x;raflarÄąnÄą çekeceÄ&#x;imiz gĂźzel gĂźnler olsun dileklerimizle...
Onlar da aynÄą malum sebeplerle, yÄąlÄąn yaklaĹ&#x;Äąk 7-8 ayÄą tarÄąm iĹ&#x;çiliÄ&#x;i yaparak hayatta kalma mĂźcadelesi veriyorlar. Son zamanlarda gĂźndemde fazlasÄą ile yer alan, yapÄąlmasÄą planlanan anayasa deÄ&#x;iĹ&#x;iklikleri ve sunulan sonsuz demokrasi, bu çocuklarÄąn
Ăœretiyorum Ankara FotoÄ&#x;raf AtĂślyesi
.D]D NDGHU GHĂšLO \DĂźDQDQODU NDWOLDP İstanbul İĹ&#x;çi SaÄ&#x;lÄąÄ&#x;Äą ve İĹ&#x; GĂźvenliÄ&#x;i Meclisi, aylÄąk deÄ&#x;erlendirme açĹkladÄą. "İnsanca çalÄąĹ&#x;mak istiyoruz!", "Kaza, kader deÄ&#x;il iĹ&#x; cinayeti!", "Tuzla/ DavutpaĹ&#x;a/ OSTİM bir daha asla!" sloganlarÄąnÄąn Ăśne çĹktÄąÄ&#x;Äą basÄąn açĹklamasÄąna DİSK, Limter-İĹ&#x;, Deri-İĹ&#x;, Enerji-Sen, Sine Sen. BTS ve BirleĹ&#x;ik MetalİĹ&#x; sendikalarÄąndan uzmanlar ve yĂśneticiler, İstanbul Tabip OdasÄą, Kimya, Elektrik ve Makine MĂźhendisleri odalarÄąndan Ăźyeler ile akademisyenler katÄąldÄąlar. İSİGM’nin açĹklamasÄąnda Ĺ&#x;unlara yer verildi. "EylĂźl ayÄąnda TĂźrkiye’de yapÄąlan DĂźnya İĹ&#x; SaÄ&#x;lÄąÄ&#x;Äą ve İĹ&#x; GĂźvenliÄ&#x;i Kongresinde konuĹ&#x;an BaĹ&#x;bakan ErdoÄ&#x;an, insan hayatÄąnÄąn çok deÄ&#x;erli olduÄ&#x;unu ve iktidarÄąn anlayÄąĹ&#x;ÄąnÄąn da
bĂźtĂźn insanlarÄąn eĹ&#x;it olmasÄą felsefesine dayandÄąÄ&#x;ÄąnÄą sĂśylerken iĹ&#x;çi saÄ&#x;lÄąÄ&#x;ÄąnÄą temel aldÄąklarÄąnÄą ifade etti. Ne yazÄąk ki bu sĂśzler samimi deÄ&#x;ildir ve yaĹ&#x;ananlarÄą yansÄątmamaktadÄąr. ÇßnkĂź çalÄąĹ&#x;ma yaĹ&#x;amÄąnda adaletsizliÄ&#x;i derinleĹ&#x;tiren Ăźretimin gĂźvencesizlik temelinde ĂśrgĂźtlenmesi uygulamalarÄąnÄąn bizzat dĂźzenleyicisi TĂźrkiye’deki siyasi iktidarlardÄąr." "GĂźvencesizliÄ&#x;i gĂśzler ĂśnĂźne seren en basit gĂśrĂźntĂź yaĹ&#x;anan iĹ&#x; cinayetleri, yaralanmalarÄą ve meslek hastalÄąklarÄądÄąr. Sadece EylĂźl ayÄąnda basÄąndan derlediÄ&#x;imiz verilere gĂśre kadÄąn, erkek ve çocuk en az 59 iĹ&#x;çi ‘can’ĹnÄą kaybetti, 619 iĹ&#x;çi yaralandÄą. Meslek hastalÄąklarÄąnda yaĹ&#x;anan vahametin tespiti ise çok daha zordur."
"DĂźzenlemeler insan odaklÄą deÄ&#x;il kar odaklÄą olduÄ&#x;u sĂźrece iĹ&#x; cinayetlerinin ĂśnĂźne geçmek mĂźmkĂźn olmayacaktÄąr. Bu ay Tuzla PatlamasÄą, OSTİM ve DavutpaĹ&#x;a patlamalarÄąnÄą bizlere hatÄąrlattÄą. Fakat konunun uzmanÄą olan temsilcilerden oluĹ&#x;turduÄ&#x;umuz Tuzla İnceleme Heyeti ile patlama alanÄąna gittiÄ&#x;imizde engellendik. ĹžeffaflÄąktan kaçĹlmasÄąnÄąn ardÄąndaki sebepler nelerdir? DavutpaĹ&#x;a’da, OSTİM’de, Tuzla’da hayatlarÄąnÄą kaybetmiĹ&#x; olan arkadaĹ&#x;larÄąmÄąz için ve daha birçok yerde esnek, gĂźvencesiz ve saÄ&#x;lÄąksÄąz çalÄąĹ&#x;tÄąrÄąlan bizler, tĂźm ĂśrgĂźtlĂźlĂźÄ&#x;ĂźmĂźzle yaĹ&#x;anan cinayetlerin takipçisi olacaÄ&#x;ÄąmÄązÄą bildiriyor ve toplumun tĂźm kesimlerini â€˜ĂślĂźmlere dur’ demeye çaÄ&#x;ÄąrÄąyoruz."
15
NƦN RJHQNXN
6LPXUJ $OWÜQ .R]DnGD L]OH\LFLOHUOH EXOXíWX
8OXFDQODU $GDQD·GD DQ×OG×
Festival’de, "Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi" En İyi Film ödülünü alırken, En iyi yönetmen ödülü, "Eylül" filmiyle Cemil Ağacıkoğlu’nun oldu. Yılmaz Güney ödülü ve "Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) en iyi film ödülü" ise Özcan Alper’in yönettiği "Gelecek Uzun Sürer" filminin oldu. "Adana izleyici jürisi" ödülü ise Ruhi Karadağ’ın yönettiği "Simurg" filmine verildi.
Eylem de okunan basın metninde şu ifadelere yer verildi.
24 Eylül Cumartesi günü Adana Merkez Park Amfi Tiyatrosunda düzenlenen ödül töreni ile Adana 18. Altın Koza Film Festivali sona erdi.
Altın Koza Film Festivali çerçevesinde Simurg için sadece bir salon, o da en küçük olan salon verildi. Yılmaz Erdoğan‘ın da rol aldığı Nuri Bilge Ceylan’ın "Bir Zamanlar Anadolu‘da" filmi için ise gala gününde 4 salon birden ayrılmıştı. Adana izleyicisinin gönlü Simurg‘da kaldı Film ekibi, altı oyuncudan üçü ile birlikte ödül almak için sahneye çıktığında, iki bin kişilik salonda ayakta uzun süre ayakta alkışlandı. 1996 ve 2000 yıllarında süresiz açlık grevi ve ölüm orucu direnişine katılanların hayatını konu eden Simurg filmi, Adana izleyicileri tarafından büyük ilgi gördü. 21 Eylül Çarşamba günü galası yapılan filmin gösterildiği salon dolunca, izleyicilerin bir kısmı filmi yerde oturarak izledi. Filmin gala konuşması önce direnişçi Delil İldan‘ın annesi tarafından Kürtçe yapıldı. 23 Eylül Cuma günü tekrar gösteriminde de salon yine doluydu. Film kamera çekiminde
ve akışında eksikler olmasına rağmen emek boyutu ile takdire değerdi. 30 saniyelik bir kamera görüntüsüne ulaşmak yedi yıla dayanıyor. Filmde süresiz açlık grevi ve ölüm orucu direnişçilerinin cezaevindeki kamera görüntüleri, 2000 "Hayata Dönüş" operasyonunda şimdiye kadar su yüzüne çıkmamış görüntülerin bulunması noktasında verilen emeği ortaya koyuyor. Filmde yakın geçmişimizde cezaevlerinde yaşanan eylemler dizisi ele alınırken, olayların içine gerçek zamanda ve gerçek kişilerle birlikte giriliyor. Geçiş ve bugün arasında bağ kuran film ayrıca, süresiz açlık grevi ve ölüm oruçları sürecinde yapılan mücadelenin sebep sonuçlarına tanıklık etme fırsatı buluyor. Yönetmen Ruhi Karadağ, cezaevlerinde insan hakları sorununu ele aldığı Simurg‘da, geride bıraktığımız sürecin karanlıkta bırakılan yanlarını gözler önüne seriyor. Simurg‘un hazırlıklarına 2000 yılı Kasım ayında ölüm orucu devam ederken başlanmış. Film oyuncularının ilk görüntüleri 2000 yılında çekiliyor. 2010 yılına gelindiğinde yönetmen aynı oyuncuların 10 yıl sonraki görüntülerini çekiyor. Tabii bu on yılda filmin altı oyuncusu-
nun üçü Türkiye‘de kalırken üçü yurtdışına çıkıyor. Filmin bir kısmı bu yüzden Fransa, İsviçre ve Almanya‘da çekiliyor. Film ekibiyle söyleşi 24 Eylül Cumartesi günü İnsan Hakları Derneği Adana Şubesinde film ekibiyle bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşiye 96 süresiz açlık grevi ve ölüm orucunda yer alanlar ve dışarıda tabutluklara girmeme noktasında mücadele etmiş aileler de katılım sağladılar. Kısa bir açılış konuşmasının ardından yönetmen Ruhi Karadağ ile filmi izleyenler ve filme gelemeyenlerin söyleşisi devam etti. Söyleşide bazı yerlerde eleştiriler getirilirken, filmin beğenildiği dile getirildi. Söyleşiye katılan direnişçilerden Lütfiye Aydın’ın yanı sıra, 96 süresiz açlık grevi boyunca dışarıda mücadele veren biri olarak Rabia Çamlı da filmdeki kimi eksikleri anlatımlarıyla tamamladılar. Yaklaşık bir buçuk saat süren söyleşi Wernicke-Korsakofflular ve eski mahpuslarla dayanışma girişimcilerinden Özlem Yıldırım tarafından "Sosyal Merkez nasıl kurulmalı" çalıştay sunumu ile devam etti. İlgiyle karşılanan söyleşi yapılan ikramlarla sona erdi.
26 Eylül günü İnönü parkında Ulucanlar katliamında şehit düşen on devrimci tutsağın resimleri ve "Buca, Diyarbakır, Ulucanlar… Zindan katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız" yazılı pankartla bir araya gelen devrimci kurumlar eyleme saygı duruşuyla başladı. Ardında "Devrim şehitleri ölümsüzdür","Bedel ödedik bedel ödeteceğiz", "Katil devlet hesap verecek", "Devrimci irade teslim alınamaz" sloganları atıldı.
"Bir taraftan "demokratik anayasa" palavralarının yazılı ve görsel medyanın manşetlerini kapladığı şu günlerde düzenin gerçek aynası olan hapishaneler gerçeğine zindan katliamları vesilesiyle bir kez daha bakmak gerekmektedir. Bu ülke hapishanelerinin duvarları arkasında yaşanan zulmün ve vahşetin boyutunu anlamak için Eylül ayında işlenenn katliamlara bakmak yeterlidir. 26 Eylül Ulucanlar katliamı… 1999’da Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne kanlıbir operasyon sonucu yaşanan saldırıda Habip Gül, Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz, Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Önder Gençaslan, Halil Türker, Aziz Dönmez ve Ahmet Savran katledilirken yüzlerce devrimci de ağır biçimde yaralandı. 24 Eylül Diyarbakır katliamı… 1996 yılında 10 yurtsever tutsak Diyarbakır Hapishanesinde katledildi. Katliamda Mehmet Aslan, Cemal Çam, M.Sabri Gümüş, Ahmet Çelik, Hakkı Tekin, Rıdvan Bulut, Erkan Perişan, Nihat Çakmak, Edip Dönekçi ve Kadir Demir öldürüldü. 21 Eylül Buca katliamı… 1995 yılında Buca Cezaevinde gerçekleştirdiği operasyon sonucu Yusuf Bağ, Turan Kılıç ve Uğur Sarıaslan katledildi, 40 kişi ağır yaralandı. Her daim siyasi iktidar, içerde işçi ve emekçilere, dışarıda ise emperyalist efendilerine yönelik mesajlarını çoğu zaman devrimcilere yönelik devlet terörü ve katliamlarla vermeye çalışmıştır. 95’teki Buca, ‘96’daki Diyarbakır katliamlarından Ulucanlar’a ve 19 Aralık’a uzanan katliamlar buna temel oluştur." Eylem "Hücreleri parçala tutsaklara sahip çık", "Yaşasın Ulucanlar direnişimiz", "Devrimci tutsaklar onurumuzdur" sloganlarıyla eylem sonlandı. Eylemi İHD, BDSP, DHF, Devrimci Prletarya, EÖC, ESP, Çağrı birlikte gerçekleştirdi.
8OXFDQODU LoLQ $QNDUD·GD \ U \ ü Ulucanlar direnişi 12 yılında Ankara’da yapılan meşaleli yürüyüş ile selamlandı. Sakarya Caddesi’nde "Kanla yazılan tarih silinmez" yazılı pankartın arkasında toplanan kitle, sloganlarla Yüksel Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti.
şinin devrimci irade açısından da örnek alınması gereken bir direniş olduğu söylendi. Açıklama "Ulucanlar direnişi yolumuza ışık, direnişte şehit düşen 10 devrimci ise kavgamıza harç olmaktadır!" denilerek bitirildi.
Yüksel Caddesi’ne gelindiğinde saygı duruşunun ardından basın açıklamasına geçildi. Açıklamada Ulucanlar katliamının amacına vurgu yapıldı. Ulucanlar direni-
Daha sonra direnişi yaşayan Fatime Akalın söz alarak devletin katliamcı yüzünü teşhir etti ve er ya da geç hesabın sorulacağını, nasıl hesap sorulduğunun tarihte birçok
örneğinin olduğunu belirtti. Eylemde sık sık "Katil devlet hesap verecek!", "Yaşasın Ulucanlar direnişimiz!", "Kanla yazılan tarih silinmez!", "Kahrolsun faşizm, yaşasın mücadelemiz!", "Anaların öfkesi katilleri boğacak!" ‘’Yaşasın devrimci dayanışma’’ sloganları atıldı. Devrimci Proletarya, BDSP, DHF, Partizan, Odak ve Halk Cephesi’nin örgütlediği eyleme Kaldıraç da destek verdi.
0DVDGD SDUDV×] HùLWLP WDOHEL
6RNDNWD PLOLWDQ H\OHP Şili’de, parasız eğitim talebiyle 5 aydır kitlesel eylemler yapan öğrenciler, hükümet ile görüşmeye otururken, Başkent Santiago’da yüzbin öğrenci de eylemdeydi.
Öğrenci gençlik hareketinin liderlerinden Camila Vallejo:
Öğrencileri derslere girmeleri yönünde ikna edemeyen Şili Eğitim Bakanı Felıpe Bulnes ile bir araya gelen öğrenci lideri Camıla Vallejo, tarafların birbirine çok kızgın olmasına rağmen toplantının sakin bir havada geçtiğini söyledi. Vallejo , parasız eğitim yolunda bir adım atılabileceğine dair ümitleri olduğunu belirtti. Şili’deki öğrenci hareketinin liderlerinden Camila Vallejo, hükümetten öncelikli taleplerinin 2012 bütçesinin detaylarının, özellikle de eğitime ayrılan kaynağın açıklanması olduğunu belirtti. 5 Ekim Çarşamba günü yeniden görüşülme kararı verildi.
öğrenciler yine eylemdeydi. Santiago Üniversitesi önünde toplanan 100 bine yakın öğrenci yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe polisin gaz bombası ve basınçlı su ile saldırması sonucunda çatışma çıktı. Hareketin yeni eşiği
Öğrenci eylemleri sonucunda devlet başkanı Sebastian Pinera reform sözü vermiş, eğitim bütçesinin artırılacağını vaat etmiş ve öğrenci liderleriyle görüşmeyi önermişti. Öğrenci hareketi ise devlet başkanının söz verdiği reformların yeterli olmayacağını, 1973 ile 1990 arasında yaşanan askeri yönetim sırasında kurulmuş eğitim sistemini düzeltemeyeceğini savunuyor. İçeride görüşmeler sürerken dışarıda
Şili’de 3 aydır yükselerek süren öğrenci, işçi, yoksul köylü ve yerlilerin eylemlerinde talepler iş güvenliği, iş güvencesi, özelleştirmelerin durdurulması, parasız eğitim, sağlık, ulaşım, eğitim ve sağlığa daha fazla bütçe ayrılması, terörle mücadele yasasının kaldırılması, genel affa kadar yaygınlaştığı gibi, eğitim, sağlık politika ve reformlarında halk referandumuyla
.XUWDUPD SDNHWLQL]L DO×Q YH GHIROXQ Yunanistan’da, toplu ulaşım sektörü çalışanlarının 28 Eylül’de başlayan grevi ulaşımı kesintiye uğrattı. Tüm toplu taşıma araçlarında 48 saatlik grev süresince tramvay, banliyö trenleri, metro çalışanları ve belediye otobüsleri kontak kapatırken, 29 Eylül’de taksicilerin de greve katılmasıyla başkent Atina’da ulaşım durdu. Başkent Atina’da birçok yerde düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle kent merkezinde bazı yollar uzun süre trafiğe kapanırken, sadece özel araçlarla sağlanan ulaşım kaosa dönüştü. Atina’da, taksicilerin ve diğer toplu ulaşım çalışanlarının Sintagma meydanında ve Ulaştırma Bakanlığı önündeki gösterilerinde polisle göstericiler arasında zaman zaman gergin anlar yaşanırken, gösteriler nedeniyle yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı gözlendi. Mücadeleci İşçi Sendikaları Cephesi PAME de akşam saatlerinde Atina ve Selanik’te protesto gösterileri düzenledi.
Bakanlıklar işgal edildi Yunanistan’da, Hükümetin ‘kemer sıkma’ politikalarını protesto eden göstericiler, İçişleri, Adalet, Maliye, Sağlık ve Tarım Kalkınma bakanlıklarını işgal etti. Başkent Atina’da gerçekleştirilen protesto eylemine çok sayında memur ve işçi katıldı. Ülkedeki gelişmeleri ve uygulamaları izlemek üzere IMF ve Avrupa Komisyonu’ndan temsilcilerin oluşturduğu Troyka, Atina’ya geldi. İşçi Sendikaları Konfederasyonu (GSEE) ve Kamu Çalışanları Konfederasyonu (ADEDY) ise Troyka’nın başkente gelişini bakanlıklar önünde yapacakları eylemlerle protesto edeceklerini duyurmuşlardı. Maliye Bakanlığı’nın önünde buluşan eylemciler, bakan Venizelos ile görüşmek için gelen Troyka heyetini binaya sokmadı. "Kurtarma paketinizi alın ve defolun" şeklinde sloganlar atan göstericiler, Maliye Bakanı Evangelos Venizelos’un troyka heyetiyle buluşmasını engellemek istiyor: "Kurtarma paketi lağvedilsin. Troyka Yunanistan’ı terketsin. Hem kamu
yeni bir anayasa istemine doğru uzanmaya başladı. Şili’de 1973-90 arasındaki faşist Pinochet rejimi gitmesine ve bir dizi geri düzeyde burjuva demokratik yeniden düzenleme ve yargılama yapılmasına karşın, tüm yetkileri başkanlık sisteminde toplayan ve neoliberal özelleştirme ve düzenlemeleri güvence altına alan Pinochet anayasasının sürmesine karşı da tepkiler artıyor. Neoliberal politakaların -henüz Pinochet döneminde- en erken başladığı ve en vahşi uygulandığı Şili’deki birikimli yıkıcılığına ve Pinochet anayasasına karşı tepkiler büyürken ve Pinera ve hükümetini sarsarken, hareketin yeni "barış, diyalog" tuzaklarını ve sosyal liberal cephe barikatını aşıp aşamayacağını zaman gösterecek.
"Yaklaşık üç aydır sağcı basından tutun, diğer bütün medya yayın organlarını ülkede oldukça etkili olan çıkar gruplarını ve orduyu kullanarak hareketimizin meşruluğunu görmezlikten gelmeye ve engellemeye çalıştılar. Öğrencilerin parasız eğitim hakkını savunmak için sokaklara çıktığında onları şiddet kullanarak bastırmaya çalışması bizlere Piñera hükümetinin Şili’nin en büyük sorunlarından biri olan eğitim sorunu çözüm getirmekteki kapasitesizliğini kanıtlamaktadır. Benim gibi bir çok öğrencinin emeğiyle başlatılmış bu hareketten sadece benim şahsım üzerinde yoğunlaşıp beni ikonlaştırmaya başlatıp hareketi sığlaştırmaya çalışanlara sadece şunu hatırlatmak istiyorum şu ana kadar bu hareketle başardığımız, başaracağımız her şeyin arkasında binlerce öğrencinin emeği var. Bu hareket hepimizin hareketidir. Öğrenci Konfederasyonu olarak bazı şeyleri başardığımızın kanıtını da halktan bize gelen yoğun destekte görebiliriz."
hem de özel sektör çalışanlarını fakirliğe mahkum eden bu tasarruf tedbirlerini destekleyenleri burada istemiyoruz." Hava trafik kontrolörlerinin grevi 5 Ekim’de Hava trafik kontrolörlerinin ise, 5 Ekim’de 24 saatlik grev kararı aldığı bildirildi.Hava trafik kontrolörlerinin grevi nedeniyle 5 Ekim’de devlet başkanlarının uçakları ile ilk yardım ve insani yardım uçakları dahil olmak üzere, Yunanistan havaalanlarından hiçbir uçağın havalanmayacağını, havaalanlarına hiçbir uçağın iniş yapamayacağını duyurdu.
' Q\DQ×Q FLùHUOHULQH WD]H ELU VROXN *HQHO JUHY Bolivya’da, Amazon ormanlarından geçecek otoyol projesine karşı yerli halkın protestoları ve polisin eylemlere saldırısına karşı çıkılan bir günlük genel grev, projeyi askıya aldırdı.
barikat kuran polis, eylemcilere saldırmış, yüzlercesini gözaltına almıştı. Saldırı sonrasında, Bolivya İşçi Sendikası (COB) bir günlük genel greve çıktı, onbinlerce kişi protesto gösterileri yaptı.
Amazon ormanlarından geçerek Bolivya’yı Şili ve Peru’ya bağlayacak 300 kmlik otoyol projesine karşı onbinlerce göstericinin protesto yürüyüşleri Ağustos başından beri sürüyordu. 25 Eylül günü, Başkent La Paz’a yürüyüşe geçenlere karşı Yucumo Bölgesi’de
İşçi ve emekçilerin üretimi durdurarak kitlesel gösteriler yapması sonucunda, Savunma Bakanı Cecillia Chacon ve İçişleri Bakanı Sacha Lorenti istifa etti; Devlet Başkanı Moralez ise, halktan özür dileyerek, projenin askıya alındığını açıkladı.