Issuu on Google+


13 MART’tan GAZÝ’ye GAZÝ’den ZAFERE! 13 Mart 1982... Ý. Ethem Coþkun, Necati Vardar, Seyit Konuk... Ýþte bu üç komünist öncü iþçinin katledilmesinin (idam) 20. yýlý. Onlar devrim ateþini tutuþturan, kýzýl mücadele bayraðýný elleriyle bizlere teslim eden ve idam ipini en önde göðüsleyenlerdendi.

ler 13 Mart Çarþamba günü Ýzmir Kemeraltý’nda yerlerini aldýlar. Saat 17:30’da “13 MART’TAN GAZÝ’YE GAZÝ’DEN ZAFERE / Mücadele Birliði Platformu” yazýlý pankartýmýzla baþladýðýmýz yürüyüþümüze, “Ýdamlar Bizi Yýldýramaz”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Ya Devrim Ya Ölüm”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz” sloganlarýyla eþlik ettik. Yürüyüþümüz baþladýðý andan itibaren çevredekilerin þaþkýn bakýþlarý ve yurtseverlerin birkaç alkýþýyla karþýlandýk. Üzerinde “13 Mart’tan Gazi’ye, Gazi’den Zafere” yazýlý kýzýl kuþlamalarýmýz gökyüzünü adeta kýzýla boyamýþtý. 100-150 metre sloganlarýmýzla yürüdükten sonra kayýpsýz daðýldýk. Bazý yurtseverler de bölgeden uzaklaþýlýrken arkamýzdan sokak giriþini simit tezgahýyla kapatarak destek vermiþtir. YAÞASIN 13 MART SAVAÞÇILARI! ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK! ÝDAMLAR BÝZLERÝ YILDIRAMAZ! YAÞASIN KÜRT-TÜRK HALKLARININ MÜCADELE BÝRLÝÐÝ!

Devrim yolunda ölümsüzleþen bu üç yýlmaz yoldaþýmýzý anmak ve Gazi Ayaklanmasý’ný her yere taþýmak için Leninist-

OKU... OKUT... DAÐITIMINI YAP... ABONE OL... ABONE BUL...

Ýzmir’den Leninistler

Yurtiçi Abonelik Koþullarý: 6 aylýk= 3.000.000 12 aylýk= 6.000.000

Yurtdýþý Abonelik Koþullarý: 6 aylýk= 50 EURO 12 aylýk= 100 EURO * Ödemelerinizi Þafak Gümüþsoy adýna PTT Ýstanbul Beyoðlu Þubesi’ne posta çeki ile gönderebilirsiniz.

Ýktidar Ýçin MÜCADELE BÝRLÝÐÝ Dergisi / Onbeþ Günlük Sosyalist Dergi / Yýl: 1 Sayý: 3 / 15-31 Mart 2002 / Sahibi : Yeni Evre Yýyýncýlýk Basýn Daðýtým Eðitim Hizmetleri Tanýtým Org. Tic. Ltd. Þti. Adýna : Þafak Gümüþsoy / Adres : Hacýmimi Mah. Serdar-ý Ekrem Cad. Kölemen Çýkmazý No: 9 Karaköy-ÝSTANBUL / Tel-Fax: 0 (212) 249 12 70 / Sor. Yazý Ýþl. Müdürü: Þafak Gümüþsoy / Genel Daðýtým: YAYSAT / Baský Yeri: Özdemir Matbaacýlýk / Avrupa Temsilciliði: Selahattin KARATAÞ / Post Lager 3000 Bern 1 Ann ÝSVÝÇRE / Tel: 0041 319 917 795 / WEB Adresleri : Mücadele Birliði Platformu www.mucadele.org - www.datacomm.ch / muecadelebirligi - www.leninist.cjb.net - www.comunist.cjb.net - www.komunist.cjb.net - www.labour.cjb.net E-posta: -dergi@mucadele.org.- Avrupa@gmx.net


iktidar için

Mücadele Birliði

Baþyazý

3

ÝNSANLIK, Özgür ve Mutlu Olmayý Gelecek Çaðlara Býrakmadan

BUGÜN GERÇEKLEÞ TÝ RE BÝLÝR Uygarlýk tarihi boyunca görülen üç baðýmlýlýk biçimi o- sas olarak burjuva mülkiyet iliþkilerinin çözülüþünü de ha lan kölelik, serflik, üc retli kölelik altýnda yaþa yanlar hep ber veriyordu. Marks ve Engels Komünist Manifesto’nun özgür ve mutlu bir gelece ði düþleyip durdular. Bu yönde sa- 1882 Rusça basýmýnýn önsözünde: “Komünist Manifesyýsýz isyan, ayaklanma ve devrimlere giriþtiler. Ancak öz - to’nun amacý burjuva mülkiyet iliþkilerinin yaklaþmakta o gür olmak hala bir gelecek düþü olarak kaldý. Ýnsanlýðýn lan kaçýnýlmaz çözülüþünü ilan etmek ti” diyorlardý. Komü baský ve sömürüden kurtuluþunun tarihsel koþullarý, ancak nist Manifesto’nun çözülüþünü ilan ettiði burjuva mülkiyet kapitalizm altýnda oluþabildi. Kapita liz min en uzun döne - iliþkilerinin dayandýðý kapitalist üretim ilkel sermayenin he mini kapsayan manifaktür döneminde bile kurtuluþun eko- nüz ta mam landýðý bir aþa maydý. Kapita list mülkiyet iliþki nomik koþullarý yeterince oluþmadý. Maddi koþulla rýn top- le ri daha bu aþama da kendi çözülüþ sürecine girdi. Lenin i lum ve dünya çapýnda geliþimi büyük sanayiye dayalý kapi - se Emperyalizm kitabýnýn ön sözünde; “tekelci kapitalizm talist üretim ile ortaya çýkmýþtýr. (em peryalizm) politik sonuç larýný Kapitalist üretim, daha baþýnda çözümlerken sosyalizm bütün pen Ýnsanlýk tarihinde ilk defa, kendi yýkýlýþ öðe lerini kendi baðrýncere lerden bize bakýyor” demiþtir. ama ilk defa kurtuluþun, da taþýmýþtýr. Kapitalist üretim bu Marks, Engels ve Lenin’in tüm teo özgürlüðün tarihsel anlam da yalnýz ca kapitalist birikirik çözümlemeleri kapitalizmin yemin temeli olmakla kalmamýþ; ayný rini alacak olan, sosyalizmin her bakoþullarý oluþmuþtur. zamanda kendi yerini alacak olan kýmdan kaçýnýlmaz gerçeðine dayaKomünist Manifesto, ta o daha yüksek bir toplum biçiminin nýyor. Ta rihsel ma terya liz min bu zamanda bunu bize üzerinde hareket e deceði maddi koderinlikli kavranýþý bugün de komü þullarý da yaratmýþtýr. Bu maddi konistlere yol gösteriyor. gösterdi. Biz bugün daha þullar ka pitalist üretim ve birikimin Ka pita list üre tim, tekelci likle farklý, daha ileri bir tarihsel tüm geliþimi boyunca ha zýrlanmýþ birlik te de va sa boyut la ra ulaþ tý. dönemde bulunuyoruz. ve olgunlaþtýrýlmýþtýr. 20. yüzyýla Devlet-tekel bütünleþme si kapitalist doðru orta ya çýkan tekelci lik bu üretimi, kapitalist birikimi en ileri Marks’ýn tarihsel maddi koþullarý daha ileriye çýkartdüzeye çýkardý. Serma ye birikimi, materyalist görüþlerini tý. Bugün yeni toplumun maddi koyoðunlaþmasý, merke zileþmesi teaçýklarken; geleceðe yönelik þullarý eski toplumun baðrýnda her kelci kapitalizmin geliþmesi boyun bakýmdan olgunlaþmýþ ve eski topca büyüdü ve geniþledi. Bilimin ba“en sonunda” diye belirttiði lumun kabukla rý na sý ðamaz hale ðýmsýz bir güç olarak üretime uygu þey bu gün i çi ne gir miþ gelmiþtir. Ve bu kabuk yüzyýldan lanmasý, yeni üre tici bir güç olma sý olduðumuz süreçtir. fazla bir zamandýr, her taraftan kýrýile birlikte üretim araçlarýnýn merlýyor. kezileþmesi ve emeðin sosyal kaYeni toplumun maddi koþullarý rakteri ileri noktalara ulaþtý. Ýlk ön kapitalist toplumun baðrýnda kendini gösterecek kadar ol - celeri tek ülkede ayrý ayrý üretim dallarýnda merkezileþen gunlaþmadan önce ortaya konulmuþ olan sosyalizm öðreti - sermayeler zamanla tüm toplumsal alanda ve dünya ölçe si ütopik olmaktan öteye gideme di. Marks ve Engels tara - ðinde merke zileþti. Üretimin toplumsallaþma derecesi daha fýndan geliþtirilen bilim sel sosyalizm yeni toplumun ortaya yüksekle re çýktý. Bu, üretimin kapitalizm altýnda olabile cek çýkmaya baþla yan bu maddi koþullarýna dayandý. E ðer sos - en tam toplumsallaþmasýna bir gidiþtir. Burada kapitalizmin yalizmin maddi ön koþullarý eski toplumun baðrýnda olgun- iç çeliþkileri kendisini þiddetli bir biçimde a çýða vurur. E laþmamýþ olsaydý, Marks, Engels tarafýndan ya zýlmýþ olan mek, toplum ve dünya ölçeðinde bu denli toplumsallaþmýþ Komünist Manifesto bilim sel bir temele sahip ola mazdý. ken bunun sonuçlarýna el koyma biçimi özel olmaya devam Komünist Manifesto yalnýzca Avrupa’da yaklaþmakta olan ediyor. Bu uzlaþmaz çeliþki ve karþýtlýk kendini þiddetli sý devrim lerin habercisi olmakla kalmadý, ayný zamanda ve e - nýf savaþlarýnda ortaya koyuyor.


iktidar için

Mücadele Birliði

Baþyazý

Ýnsanlýk tarihinde ilk defa, ama ilk defa kurtuluþun, öz gürlüðün tarihsel koþullarý oluþmuþtur. Komünist Manifes to, ta o zamanda bunu bize gösterdi. Biz bugün daha farklý, daha ileri bir tarihsel dönemde bulunuyoruz. Marks’ýn ta rihsel materyalist görüþlerini açýklarken; ge leceðe yönelik “en sonunda” diye belirttiði þey bugün içine girmiþ olduðumuz süreçtir. Yani insanlýk uzun bir tarihi süreçten sonra; en sonunda özgürlüðün, çok yönlü geliþimin tarihsel koþullarýna kavuþmuþtur. Teorik olarak bunu ortaya koymak, insanlýk tarihinde çok önemli bir giriþimdir. Önceleri teorik ola rak ortaya konan bu geliþme, zamanla insanlar tara fýndan pratik olarakta görülmeye baþlandý. Eski toplum da daha yüksek bir toplum biçiminin koþullarýnýn oluþtuðunu görmek insan bilincinde köklü bir dönüþüm baþlatmýþtýr. Bu olgu kendi baþýna insanlarý en ikna edici ve harekete geçirici bir özellik taþýr. 20. yy. boyunca görülen insanlýðýn en etkin ve sürükleyici politik hareket olan komünist hareket, yeni toplumun ve bu sayede insanýn kurtuluþu ve özgürlüðünün mümkün olduðu gerçe ðiyle hareket etmiþtir. Yine 20. yy. boyunca ortaya çýkan sosyalist toplum örnekleri bunun ola naklý olduðunun somut olarak ortaya konmasýydý. Kapitalizm altýnda üretici güçlerin geliþme düzeyi 1920. yy.’daki düzeylerden daha ilerdedir. Toplumsal üretim de saðlanan büyük ilerleme emeðin toplumsal karakterinin dünya ölçeðinde ge liþme göstermesi; insanlýðýn o bütün uygarlýk tarihi boyunca özleyip durduðu özgürlük ve çok yönlü geliþim, bütün yönle riyle olanaklý hale gelmiþtir. Bugün teorinin en çok ve esas olarak yapa bileceði bir hizmet varsa, o da bunu bütün a çýklýðýyla ortaya koymaktýr. Ancak, teorinin esas olarak bunu ortaya koyamadýðýný görüyoruz. Marks, Engels ve Lenin’den farklý ola rak günümüz de sos yalist teori insanlýðýn özgürlüðü ve mutluluðunun gerçekleþ me si ni i le ri Günümüz sosyalist çað larda gö rüyor. Hal bu ki, teorisinin (ki, bu sosyalist bunun için ileri teori Marks, Engels ve çað larý bekle ge rek Lenin’in komünist meye yok tur. Bugün teorisinden önemli ölçüde son derece geuzaklaþmýþtýr) esas liþmiþ olan üretim a raç la rý nýn yanýlgýsý büyük devrimci toplum ta ra fýn deðiþimin tarihsel dan ortaklaþa oaraçlarýnýn oluþmasýna larak ken dine maledildiði takraðmen bunu göremeyip; tirde insanlar oluþmasý için daha uzun zen ginlik kaybir tarihsel süreci naklarýna dayana rak bireysel bekleme durumuna ve toplumsal düþmesidir. y e t e n e k l e r i n i çok yönlü ola-

4

rak geliþtirebilir ve özgür olurlar. Bunun tarihsel olarak bu gün mümkün olduðunun kavranmasý, harekete geçmek için, en inandýrýcý ikna etme aracýdýr. Yine bugün dünya çapýnda görülen ve yükselen anti-kapitalist devrimci hareket bunun somut ola rak kavranmasýnýn ifadesidir. Ýnsanlýk, kurtuluþ ve özgürlüðün olanaklý olduðu bir tarihsel geliþme evresine girmiþtir. Bugün ezilen ve sömürülen e mekçi kitle leri mevcut ü retim araçlarýnýn özel mülkiyetine el koyma gibi; son dere ce devrimci bir hedefi gerçekleþtirmeye çaðýrma yerine; bu gün toplum sal reform için mücade le çaðrýsý yapmak, tarih sel materyalist bakýþ açýsýndan yoksun olmak demektir. Bu gün devrimci olan nedir? Bugün devrimci olan insanlýðýn kurtuluþunun, özgürlüðünün olanaklý olduðunu görmek ve bunun maddi araçlarýný ortaklaþa olarak kendine maletmek tir. Bunu görmemek ve göstermemek, bilim sel sosyalizmin gerisine düþmektir. Yani bilimsel sosyalizm den, bir önceki sosyalizm, ütopik sosyalizm düzeyine düþmektir. Ýnsa nýn, geliþmiþ olan üretim araçlarýný ve bu üretim araçlarýný top lumsal mülkiyete dayanarak özgürlük içerisinde tam bir ge liþimini bugün gerçekleþtirmeye giriþmek yerine gele cek çaðlara ertelemek ütopya ya düþmektir. Tarihsel materyaliz me dayanan komünistler çilekeþ komünizm den farklý ola rak, böylesi bir dönemi beklemek yerine onu gerçekleþtirmeye giriþir. Bu tarihsel devrimci giriþimi bugün somut bir hedef olarak koymak ye rine yine bunu geleceðin bir sorunu olarak göstermek kiþiyi e dilgen duruma düþürür. Hiç þüphesiz, toplum sal dönüþüm tarihsel bir iþtir; ya ni tarihsel olarak bunun koþullarýnýn oluþmasý gerekiyor. Komünistler, “þey le ri” yaratmazlar, araçlarý ta rih tarafýndan verilmiþ olan ko þullarý deðiþtirmeye giriþirler ve tarihte köklü bir de ðiþim yapmanýn araçlarý oluþmuþsa bundan ne diye kaçýnsýnlar. Günümüz sosyalist teorisinin (ki, bu sosyalist teori Marks, Engels ve Lenin’in komünist teorisinden önemli ölçüde u zaklaþmýþtýr) e sas yanýlgýsý büyük devrim ci deðiþimin tarih sel araçlarýnýn oluþmasýna raðmen bunu göremeyip; oluþ masý için daha uzun bir tarihsel süreci bekleme durumuna düþmesidir. Marksizm le, marksizm dýþý e leþtirel akýmlarýn arasýndaki en önemli farklýlýklardan biri kapitalizmi kavrayýþýdýr. Kapitalizmi eleþtiren çeþitli teoriler kapitalizmin yarattýðý yýkým ve insa ný parça insan haline getirdiði için kapitalizmi eleþtirirler. Fakat bu geliþmenin ayný zamanda bireyin öz gür ve tam ge liþimini saðlayacak maddi öðeleri baðrýnda taþýdýðýný kavrayamazlar. Marksizm bu geliþme yi bütünlük i çinde kavrar. Eski ve yýkýlmakta olanýn baðrýnda yeni ve devrimci bir giriþimin ortaya çýktýðýný ve olgunlaþtýðýný kavrar. Marks kendi dönemine kadar ki bütün filozoflardan farkýný ortaya koyarken “mesele dünyayý yorum lamak de ðil, onu deðiþtirmektir” Dünyayý deðiþtirmenin yani sýnýfla rý kaldýrmanýn tarihsel koþulla rý oluþmuþtur. Bugün devrim ci olan, koþulla rý tarih ta rafýndan verilmiþ olan dünyayý de ðiþtirmektir.


devrimci

5

Mücadele Birliði

Emperyalistlerarasý Çeliþkiler DERÝNLEÞÝYOR 11 Eylül’ün dünya siyasi arenasýndaki etkisini kullanarak sýnýrsýz bir saldýrganlýða yönelen ABD, aþýnan hegemonyasýný geliþtirme hesaplarý yaparken, ummadýðý bir direniþle karþýlaþtý. Irak’a saldýrýp saldýrmayacaðý veya ne zaman saldýracaðý bir yana... Hegemonyasýný geniþletmek düþleriyle yaptýðý yanlýþ hesap Baðdat’tan dönmüþ bulunuyor. Ýkiz Kuleler’in hazin görüntüsü ancak Afganistan saldýrýsý karþýsýnda görece tepkisizliði saðlamaya yetti. Yaratýlan illüzyon ve güçler dengesi, emperyalist rakiplerin ve bölge ülkelerinin, ABD efelenmesine gönülsüz bir þekilde katlanmasýna yol açtý. Ama ABD namlularý Tora Bora’dan Ortadoðu’ya dönmeye baþla dýðýnda, ABD, sýfýrý tüketmiþ, “Graund Zero”da birbaþýna kalakalmýþtý. Kendi “president”larýnda modern çaðýn Sezar’larýný, silahlý kuvvetlerinde Roma lejyonlarýný gören yankee’ler, dünyayý hizaya girmeye çaðýrýp, düþlerindeki düzeni “gerekirse ateþ ve kýlýçla dünyanýn tümüne empoze etme” çýðlýklarý atarken... uluslararasý arenada hakettikleri horgörüyle müþerref olmaya baþladýlar. Son yarým yüzyýldýr gerçek “þer cephesi”nin yegane simgesi olan ABD bayraðý, kendi ülkesinde dahil, Bush’un ve yankee ordularýnýn adýmlarýný attýklarý her ülkede yakýlýyor. Ve Afganistan saldýrýsýndan sonra bu bayraðýn hedef olduðu öfke, ilk defa tüm bir emperyalistler topluluðuna yöneliyor. Bu durum, kendi olaðan evrimi içinde derinleþen emperyalistler arasý çeliþkiyi daha da büyütüyor. Dünya, ABD ve diðer emperyalistler için asla dikensiz gül bahçesi olmadý. Ne de onlarýn kanlý iþbirlikçileri için... Emperyalistler, bir taraftan dünyanýn yeniden paylaþýmý uðruna birbirleriyle boðuþup dururken, diðer taraftan halklar karþýsýnda egemenliklerini kanla, baský ve terörle, askeri darbelerle vb. saðlama almaya çalýþýyorlardý. II. Emperyalist

karþýsýnda egemen olamama sorunu vardý. Diðer yanda, emperyalistlerin kendi aralarýnda, bir egemen gücün bulunmamasý sorunu. ABD, hegemonyasý aþýnmýþ ve çöküþ sürecine girmiþ, karþýlýðýnda ise hiçbir emperyalist, egemen olabilecek bir güce eriþememiþti. Dahasý, kapitalizm, son sýnýra deðin ilerleyip duvara dayanmýþ bulunmaktaydý. Yani toptan bir çöküþ süreci baþlamýþtý. Gerek emperyalist ülke ekonomilerindeki durgunluk ve gerekse baðýmlý ülke ekonomilerinin toptan yýkýma sürüklenmesi (ki bu ikincisi, emperyalist tekellerin geniþleme giriþimlerinin kaçýnýlmaz sonucudur. Kapitalist üretim biçimi, sermaye birikimi yasalarý, baðýmlý ülke ekonomilerinde verimli olan tüm alanlarýn emperyalist tekellerin eline geçmesini, geri kalan “rakip” iþletmelerin tamamen imhasýný kaçýnýlmaz kýlýyor) milyarlarca insanýn Paylaþým savaþý sonrasýnda, güçlü bir yaþam dan kovulmasýna se bep oldu. sosyalist blokun doðmuþ olmasý ve aske“Küreselleþme karþýtlarý” genel etiketiyri-teknikteki muazzam geliþmeler, nükle bilinen ve tüm dünyada hýzla yayýlan, leer silahlar... Emperyalistler arasý büyük büyüyen anti-kapitalist hareket, empersavaþlarý geri plana itti. ABD, tartýþmayalizmin egemenlik kalýntýlarýný da yýktý sýz bir hegemonya kurdu. ‘70’li yýllarýn geçti. Çeliþkiler birikti. Derinleþti. Serbaþýndan itibaren, emperyalistler arasý maye, insanlýðý bir savaþýn eþiðine getiçeliþkiler ekonomik krizle birlikte týrmarip býraktý. Bu ikili egemenlik bunalýmý nýþa geçti. Öte yandan, üç kýtada birden nasýl çözülecek? baðýmlý halklarýn yükselen isyanlarý, ABD emperyalizmi, ikinci dünya emperyalist egemenliði zorlamaktaydý. savaþýnda yara almayan, ekonomisi muEkonomik konumundaki gerilemeye paazzam bir büyüme kaydeden tek emperralel olarak aþýnmakta olan ABD hegeyalist ülkeydi. Büyük bir askeri güçtü. monyasý, sosyalist ülkelerdeki geri düAtom tekeline sahipti. Avrupa, anti-faþüþlerden sonra, en önemli dýþ baskýnýn þist direniþ savaþýnda güçlenen komünist ortadan kalkmasý sonucu, rakipleri karþýhareketin varlýðýyla korkulu günler yaþýsýnda iyice geriledi. ‘90’lý yýllar, dünya yordu. O dönemde, hem iktisadi gereksihalklarýna yönelik emperyalist saldýrýlanimler ve hem de siyasal güç dengeleri, rýn, “küreselleþme” adý altýnda yoðunlaþAvrupa karþýsýnda ABD’ye görülmedik týðý yýllardý. Milyarlarca insan sefaletin bir egemenlik sunmaktaydý. Bretton Wokucaðýna itildi. Ýktisadi ve toplumsal yýods anlaþmalarýnda somutlanan bu ABD kýmlar dört bir yaný sardý. Ve bu empergücü, yýllar boyunca aþýnmasýna raðyalist saldýrganlýk, halklardan gerekli cemen, anlaþma maddele ri deðiþmedi. vabý da aldý. Artýk bir “egemenlik buna‘70’lerin baþýnda Bretton Woods sistemi lýmý” gündemdeydi. Ýkili bir bunalýmdý çökse de, ABD dolarý ana rezerv parasý bu. Bir yanda, emperyalizmin, halklar olamaya devam etti. Öyle ki, IMF dayat-

Bu top tan çöküþ süreci, emperyalistler arasý gerilimleri artý rýyor. Avrupa, elli yýl önce zorunlu olarak kabul ettiði, ABD’ye büyük iktisadi avantaj saðlayan ekonomi kurumlarýna, iktisadi iþleyiþe kar þý çý kýyor. ABD’yi masa baþýna çekmeye, týpký Bretton Woods’da olduðu gi bi ama bu defa Washington’a endekslenmeyecek yeni bir ekonomik düzenleme yapýlmasýna çalýþýyor.


devrimci

6

Mücadele Birliði malý para politikalarý, baþta baðýmlý ülkeler olmak üzere, pek çok ülkeyi, ellerinde dolar bulundurmaya mahkum etti. Dünyanýn en büyük pazarý olan ABD, dolarla yapýlan dýþ ticaretin de yardýmýyla, Bretton Woods’da elde ettiði karþýlýksýz dolar bulundurma avantajýný sürdürdü. Böylece ABD toplumu, ürettiðinden çok daha fazlasýný tüketebildi. Açýðý kapatmak, ellerinde zorunlu olarak dolar bulunduran ülke ekonomilerine düþtü. Bu yüzdendir ki, ABD, militarizme muazzam bir kaynak aktarabiliyor. Baþka hiçbir ekonominin kaldýramayacaðý bu yüke ABD ekonomisi bunca yýl, bu sayede dayanabildi. Kuþkusuz bu böyle sürgit devam edemez. ABD, bu avantajýnýn da sonuna geldi. Kendi sorunlarýnýn önemli bir aðýrlýðýný baþka ülke ekonomilerine yýðmýþ da olsa, bütçe açýklarý artýk yamanamayacak denli büyüyen ve toplumsal dokusu sürekli yýpranan ABD ekonomisi, çöküþün eþiðine geldi. Bu toptan çöküþ süreci, emperyalistler arasý gerilimleri artýrýyor. Avrupa, elli yýl önce zorunlu olarak kabul ettiði, ABD’ye büyük iktisadi avantaj saðlayan ekonomi kurumlarýna, iktisadi iþleyiþe karþý çýkýyor. ABD’yi masa baþýna çekmeye, týpký Bretton Woods’da olduðu gibi ama bu defa Washington’a endekslenmeyecek yeni bir ekonomik düzenleme yapýlmasýna çalýþýyor. ABD, haketmediði iktisadi avantajlarýný yitirmemek, hatta daha da geniþletmek isterken, Avrupa, iyice güçten düþen ABD’nin elinde kalan avantajlarý almak istiyor. Benzer gerilimler, Uzakdoðu’da, ABD ile Japonya arasýnda da yaþanýyor. Ve tam böyle bir ortamda, 11 Eylül’de Ýkiz Kuleler’in “sýfýr noktasý”na deðin çöküþü gerçekleþiyor. Kaybolan ikili egemenlik ve 11 Eylül... Birbirleriyle yakýndan ilgili iki olgu. ABD’nin nasýl bir sýnýrsýz saldýrganlýða giriþtiði, tüm emperyalistlerin peþ peþe terör yasalarý çýkararak anti-kapitalist harekete nasýl gözdaðý verilmeye çalýþýldýðý, dünya genelinde tüm devrimci hareketlerin ve sosyalist ülkelerin nasýl tehdit edildiði, emperyalizmin istediði doðrultuya girmemiþ olan kapitalist ülkelere nasýl baský yapýldýðý... biliniyor. Terör edebiyatýyla, envai çeþit “uygar

dünya” demagojileriyle geyikleriyle, açýk tehditlerle ve bizzat askeri saldýrýlarla giriþilen egemenliðin yeniden tesisi mücadelesi, beþ ay içinde tüm gücünü, illüzyonunu yitirdi. Geriye çýplak zordan baþka bir þey kalmadý. Dünya halklarýnýn tepkisi, öfkesi, mücadelesi büyüyor. Emperyalistler arasýndaki çeliþkiler de ayný þekilde. AB ülkeleri, Fransa Dýþiþleri Bakaný Vedrine’in çýkýþýndan sonra sürekli açýklamalar yapýyor. Washington’a çatýyor. Ýspanya Baþbakaný Aznar, “Avrupalý ve Kuzey Amerikalýlarýn ittifaklarýný yeniden tanýmlamak zorunda olduklarý tarihi bir dönemdeyiz” diyerek vaziyetin ciddiyetini gözlere önüne serdi. Almanya, Baþbakan ve Dýþiþleri Bakaný gibi en yetkili aðýzlardan yapýlan açýklamalarla Washington’a yükleniyor.

yükseltemezken, Avrupa’nýn çýkýþýndan sonra, peþpeþe açýklamalar yaptýlar. Suriye, Birleþik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, yaptýklarý açýklamalarda Irak’a yönelik bir saldýrýya karþý olduklarýný net bir þekilde ifade ettiler. Böylece, tabandan gelen baskýyý da biraz hafifletmiþ oldular. Ama bölgede, Ýsrail üzerinden “çözümsüzlük diplomasisi”nde direnen ABD, ipleri germeye devam ediyor. Güçler dengesi aleyhine dönüyor olsa da tüm bölgeyi savaþa sürüklemekte ýsrarlý görünüyor. Bu konuda ne kadar ýsrarlý olabileceðini önümüzdeki dönemde göreceðiz. Özellikle Rusya ve Çin’in giriþimleri, Avrupa’nýn çýkýþýyla çakýþtýðýnda, bölgede güçlü bir anti-Amerikan biçimleniþin gündeme gelmesi olasý. ABD, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursa” þaþmamak gerek. Halk hare ketle rine gelince... Bush’un Uzakdoðu ziyareti aslýnda iyi bir gösterge. Gittiði her ülkede bu lanetli zorba layýk olduðu öfke ve nefretle karþýlandý. “Þer cephesi” sözünü yumuþatýp bir bakýma geri aldýysa da protesto gösterilerine hedef olmaktan kurtulamadý. Görülüyor ki, 11 Eylül ABD’ye istediði kozlarý veremedi. Bu, her þeyden önce, ABD hegemonyasýndaki çöküþ sürecinin artýk geri döndürülemez bir aþamaya ulaþtýðý anlamýna geliyor. Artýk ne ABD diðer emperyalistler üzerinde yitirdiði hegemonyasýný yeniden tesis edebilir; ne de emperyalizm, halklar karþýsýnda egemen konuma gelebilir. Ellerinde zor aygýtlarýndan, savaþ makinelerinden Solana’nýn tüm yumuþatma çabalarý ve baþka bir þey kalmadý. Kuvvete baþvurÝngiltere baþbakanýnýn “gizemli” tutu- maktan çekinmeyecekleri aþikar. Bir “Umuna raðmen, Avrupa’nýn ABD’ye lusal Güvenlik Konseyi” bel gesinde meydan okuyan tavrý, AB içinde çeliþki- söyledikleri gibi, “Ayaktakýmý kapýlara ler bulunsa da, güçleniyor. Son olarak gelip dayandýðýnda”, kuvvet kullanmaNATO Genel Sekreteri G. Robertson, I- ma, sorunlarý siyasal yollarla çözme þekrak’a saldýrý meselesinde, El-Kaide ile I- lindeki kuramlar, “çok yararlý bir kýlavuz rak arasýnda bir baðlantý olmadan saldý- deðildir”. Elbette güce, kuvvete, zora rýnýn mümkün olmadýðýný belirttikten baþvuracaklar. Kendi aralarýndaki dalaþ sonra, “ABD bugüne kadar böyle bir bile onlarý kuvvet kullanmanýn eþiðine bulguya rastlayamadý” diyerek, aðýrlýðý- getirmiþken, tüm dünyayý savaþa sürükný Avrupa’dan yana koydu. lüyorlarken, halklara karþý kuvvet kulEmperyalist odaklar arasýndaki çe- lanmalarýndan daha doðal bir þey olabiliþki böyle derinleþince, dalaþ büyüyün- lir mi? Ama ayný þekilde, “ayaktakýce, baðýmlý ülkeler için belli bir manevra mý”nýn Amerikan “Ulusal Güvenlik alaný doðar elbette. Arap gerici devletle- Konseyi” belgesindeki öðütlere kulaklari, daha önce ABD’ye karþý seslerini rýný týkayacaðýný kim iddia edebilir ki!


iktidar için

Mücadele Birliði

“Bu yýl 8 Mart yalnýzca bizim için, partimiz için deðil, dünya için büyük öneme sahip bir sürece denk geldi. Ve biz, bu büyük eylemde en önde yer alan kadýnlar için 8 Mart ayrý bir önem taþýyor. Tarih yazýyoruz dedik. Belki de 8 Mart’ý bu kadar anlamýna uygun karþýlayamazdýk. Paris barikatlarýndaki, Petrograd’daki, Ekim Devrimi’ndeki, Küba’daki, Vietnam’daki kadýnlar nasýl tarihin yazýlmasýna destek sundularsa, bizler de bir ucundan tuttuk. Ve yalnýz, dünya proleter mücadele tarihine deðil, emekçi kadýnlarýn onurlu mücadele tarihinde de ayrý bir yere sahip olacaðýz.” (Aysun Bozdoðan-2001) Ýnsanlýðýn ileriye doðru yürüyüþünde; tarihi dönemeçler en büyük kahramanlýklara, en cesur giriþimlere tanýklýk etmiþ

7

ve her örnek kendinden sonrakilere büyük bir itilim ve güç vermiþtir. Kimi destanlaþan, kimi efsaneleþen, kimi de romanlarýn-öykülerin konusu olup, kuþaktan kuþaða yayýlarak insanlýðýn özgürleþme savaþýnda etkin bir rol oynayan bu örnekler, ayný zamanda kendilerini de aþan biçimlerini yaratarak devam etmiþ ve etmektedir. Ezenlerle ezilenlerin yüzyýllardýr süren mücadelesinin her döneminde en aþaðýlýk sömürü ve baský biçimlerine maruz kalan emekçi kadýnlarýn geniþ kitleleriyle özgürleþme mücadelesinin içinde yer almalarýnda ve önemli bir taþýyýcý güç olmalarýnda da yine bu örneklerin büyük payý vardýr. Kapitalistlere karþý verdikleri hak alma mücadelelerinde ölümü göze alarak hiçbir taviz vermeyen tekstil iþçisi kadýnlarýn bu yiðitçe direniþleri; 8 Mart’ý ortaya çýkararak, tüm dünya emekçi kadýnlarýnýn kapitalizme karþý verdikleri mücadeleye esin kaynaðý olduðu gibi, yine bayraklarýn üzerine yazýlan Clara Zetkin, Rosa Luxembourg, Alexandra Kollontai isimleri de; onlarýn bütün yaþamlarýný komünizm mücadelesine adamalarýndan, proletaryanýn kurtuluþu için yaþamlarýný feda etmeyi göze alma cesareti ve yürekliliðinden kaynaklanýr. Kapitalist sistemin çöküþ sürecinin sonlarýna dayandýðý “yeni evre”sinde, bütün dinamikleri “sýçrama” niteliði kazanarak “son”a doðru sürükleniþine hýz katarken; ortaya çýkardýðý yýkýcý sonuçlar da kitlelerde “sýçramalý” bir deðiþim, dönüþüm yaratmaktadýr. Türkiye halklarýnýn devrim mücadelesinde kadýnlarýn yeri; kararlýlýklarý, direngenlikleri, cesaret ve cüretkarlýklarý ile ayrý bir öneme sahiptir. Kapitalizmin onlarca kölelik zinciriyle kuþatarak düzenine sýký sýkýya baðlamaya çalýþtýðý kadýn kitleleri; tek bir halkanýn kopmasýyla, zincirlerinden hýzla kurtularak sistemi tehdit edici gücüyle mücadeledeki yerini alýrken; örgütlü mücadelede yerini alan kadýn savaþçýlar da, gerçek özgürlüðün dev-


iktidar için

Mücadele Birliði

rim mücadelesinden geçtiðini kavradýkça devrime daha bir sýký sarýlmakta, devrimci fedakarlýkta, yiðitlikte, savaþkanlýkta eþsiz örnekler yaratmaktadýrlar. Devrimin deðiþtirici, dönüþtürücü gücü en çok “ezilenlerin ezileni” kadýnlar üzerinde etkisini göstermektedir. Devrimci iç savaþýn yükseliþe geçtiði 90’lý yýllarla birlikte, emekçi kadýnlarýn mücadelenin her alanýnda geniþ kitleleriyle yer almalarý ve etkin bir konuma geçmeleri, devrimimize büyük bir güç katmýþtýr. Özellikle Kürt kadýnlarýnýn her türlü zulüm karþýsýnda ortaya koyduklarý baþ eðmez tutum ve savaþkan kimlikleri büyük bir etken olmuþtur. Ülkelerimizde on yýllardýr süren devrim mücadelesinde sayýsýz kahramanlýk yaratýlmýþtýr. Ýdam sehpalarýnda, iþkencelerde, sokak çatýþmalarýnda, grevlerde, direniþlerde, gösterilerde, zindanlarda, daðlarda faþizmin her türlü saldýrýsýna, terörüne, katliamlarýna karþý yaratýlan örnekler, emekçi halklarýmýz üzerinde derin izler býrakmýþtýr. Devrim cephesinin en önemli ayaklarýndan birini oluþturan zindanlar; faþizmin en azgýn saldýrýlarýna maruz kaldýðý, devrimci tutsaklara yönelik görülmemiþ katliamlarýn gerçekleþtiði yerler olarak geçmiþtir tarihe. Devrim mücadelesini boðmanýn; özellikle kitlelerin en geniþ kesimiyle harekete geçtiði dönemlerde onun önüne geçebilmenin yolunun, öncüyü teslim almaktan geçtiðini iyi bilen burjuvazi ilk hedef olarak komünistlere, devrimci öncülere yönelmiþtir. Her defasýnda faþizmin aðýr yenilgi aldýðý, devrimci tutsaklarýn güçlenerek çýktýðý bu saldýrý ve katliam giriþimleri; “zindan savaþlarý” boyutuna yükselmiþtir. Bu; ayný zamanda on yýldýr yükselerek devam eden, devrimci iç savaþýmýzýn da geldiði boyutu göstermektedir. Emperyalizmin yönlendirmesi ve açýk desteðiyle zindan-

8 larda gerçekleþtirilen 19 Aralýk katliamý, sermaye cephesinin; bütün dünya ezilen halklarýna yönelik yürüteceði savaþýn yönünün ne olacaðýný da ortaya koyuyordu. Kendi yýkýlýþýný durdurabilmek için gerekirse tüm dünyayý yok etmeyi göze alan sermaye sýnýfýnýn; büyük yýkým yaþattýðý emekçi halklarýmýza ve her an devrimci ayaklanmaya dönüþecek patlamalarý biriktiren devrimimize yönelmesi zorunluydu. 19 Aralýkta gerçekleþtirilen katliamýn bir amacý öncüyü tam teslim almaya yönelik bir giriþimken asýl olarak da tüm topluma bir gözdaðý vererek geliþen devrimin önünü kesmekti. Tüm dünyanýn dehþetli gözlerle izlediði katliam giriþimi; sermaye sýnýfýnýn korkularýný daha da büyüttü. Dört gün boyunca en eþitsiz koþullarda gerçekleþen devrim-karþý devrim çarpýþmasý en büyük “zindan savaþlarý” olarak tarihteki yerini aldý. Devrimci tutsaklarýn büyük bir kahramanlýk ve cesaret örneði sergilediði zindan savaþlarý, emekçi sýnýflarýn yüreklerinde derin izler býrakýrken; öncüyle daha fazla yakýnlaþmasýný, bütünleþmesini de beraberinde getiriyordu. Devrimin kendisinin eðitici etkileri; hem emekçi kitleler üzerinde hem de devrimin öncü güçleri üzerinde açýkça ortaya çýkýyordu. Zindanlardan yükselen “Devrimci Tutsaklar Teslim Alýnamaz” þiarý; devrimin hiçbir koþul altýnda boðulamayacaðýný, engellenemeyeceðini ortaya koyarken , dýþarýda kitlelerden yükselen “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Zindanlarý Yýkacaðýz”, “Katil Devlet, Hesap Soracaðýz” þiarlarý da mücadelenin yönünü ve bilinç deðiþimini gösteriyordu. Bir devrimin baþarýya ulaþmasýnda ve ayaklanan kitlelerin mücadeleyi sonuna kadar götürebilmesinde, tutarlý, ideolojikpolitik önderliðin yanýnda devrimci giriþim, cesaret ve kahramanlýk örneklerinin yaratýlmasý tartýþýlmazdýr. Kitlesel cesur giriþimlerin de önünü açacak bu örnekler; 19 Aralýk savaþýnda yaratýlan onlarca kahramanlýk eyleminin yaný sýra, hücrelere týkýlarak, kimliklerinden soyundurulmaya ve teslim alýnmaya çalýþýlan devrimci tutsaklar tarafýndan sürdürülen direniþ eylemiyle yaratýlmaya devam ediyor. Yüzlerce bedenin ölüme yatarak, her bir bedende ayrý kahramanlýk destanýnýn yaratýldýðý Ölüm Orucu eylemi; sadece Türkiye halklarýna deðil, bütün dünya ezilen halklarýnýn mücadelesine güç katmaya, cesaret vermeye devam ederken; özellikle de kadýn savaþçýlarýn yarattýðý örnekler büyük bir hayranlýkla izleniyor. 19 Aralýk zindan savaþlarýnda ve sonrasý devam eden Ölüm Orucu eyleminde, büyük bir kararlýlýk ve inançla yürüyüþünü sürdüren kadýn savaþçýlar; yarattýklarý kahramanlýk örnekleriyle, devrimimizin zaferini muþtulayan perçinleri de atmýþ oldular. “Eylemimiz umudumuzun anasýdýr, bilincimiz ve kararlýlýðýmýz ise eylemimizin” diyerek yola çýkan kadýn savaþçýlarýmýz, büyük bir mütevazilikle sýradan bir iþ yapýyormuþçasýna yarattýklarý devrimci kahramanlýk örnekleriyle, emekçi halklarýmýzýn umutlarýný yeþerterek, onlarýn öncüsüyle buluþmasý ve sahip çýkmasýnda etkin bir role sahip olmuþlardýr. Her devrimin içinde yükseldiði koþullarda tarihi dönemeçler vardýr ve bu dönemeçler devrimin ileriye taþýnmasýnda zorunlu giriþimleri gerekli kýldýðý gibi, “zorunluluk” bilincinin


iktidar için

Mücadele Birliði geliþmesine de büyük bir hýz katar. Leninistler uzun süredir bu tarihi dönemece iþaret etmekte ve ideolojik-politik ve pratik yönlendiriciliðiyle de öncü güç olduðunu ortaya koymaktadýr. Bu bilinçle donanan Leninistlerin savaþçý ve öncü kimliði; hücre hücre eriyerek ölümün üstüne yürüyen ve bir an bile tereddüt etmeden büyük bir inanç ve kararlýlýkla ölümü “ayakta” karþýlama iddiasý ve yürekliliðiyle ölümsüzleþen Sibel ve Aysun yoldaþlarýmýzda cisimleþmiþtir. Sibel yoldaþýmýzýn; “...iþçi ve emekçi sýnýflar sömürü ve vahþetin bitmesi için kendi iktidarýnýn, kendi iktidarý için devrimin, devrim için zorun, zor için savaþçý öncülerin zorunluluðuna çokça tanýk olmuþtur ve olacaktýr. Onun üzerindeki sömürü ve baský arttýkça karar verme vakti de yaklaþýyor demektir. Bizim kararlý adýmlarýmýz onu karara daha çok yaklaþtýrýyor. Proletarya Leninistlerin her kararlý eyleminde daha iyi görecek ki, savaþçý öncüler dimdik ayaktadýr...” diyerek; Aysun yoldaþýmýzýn; “...çýktýk yola, elimiz, koynumuz sýmsýcak sevgiyle, güvenle dolup taþarak... çýktýk yola nice kararsýzý, týrýsa geçen atlarýmýzýn toynaklarýnýn tozunda býrakarak...çýktýk yola alnýmýzda 30 onurlu yýlýn teri, kýlýçlarýmýz bilenmiþ... Ardýmýza bakmadýk hiç, yüzümüz ileriye dönük...” diyerek, baþlattýklarý yürüyüþlerini son ana kadar; “...Bir Leninist’in ne olduðunu dosta da, düþmana da göstereceðiz...” kararlýlýðýyla sürdürmeleri, onlardaki yüksek bilincin, inancýn ve öncüdeki feda ruhunun göstergesiydi. Devrim yürüyüþü; birçok çarpýþmalarýn yaþandýðý ve aðýr bedellerin ödendiði zorlu ve çetin bir savaþýmdýr. Proletaryaya ve emekçi kitlelere bu savaþýmda yürüyeceði yol gösterilmeden ve bu yolda bedel ödemeyi göze almasý kavratýlmadan, zaferi kazanmak mümkün deðildir. Bu zorunluluðu, kitleler bir yanýyla kendi mücadele deneyimleri sonucu kavrarken diðer yandan asýl olarak, öncünün ortaya koyduðu pratik mücadeleden kavrar ve bilince çýkarýr. Devrimci iç savaþýn yükseldiði; kitlelerin kendiliðinden harekete geçtiði ve yönünü bulmaya çalýþtýðý koþullarda öncünün ortaya koyacaðý pratik yönlendiricilik, devrimin kaderini belirler ve olmazsa olmaz bir zorunluluk olarak kendini dayatýr. Kitleleri hýzla deðiþtiren ve savaþma bilinci yaratan da bu sürecin ta kendisidir. Ayaklanma koþullarýnýn tüm yönleriyle olgunlaþtýðý ülkelerimizde; büyük bir yýkým yaþayarak açlýðýn ve yoksulluðun pençesinde kývranan emekçi halklarýmýz kendine bir çýkýþ yönü arýyor. Mahkum edildikleri koþullarýn bir kader, bir yazgý olmadýðýný; bir avuç sömürücü sýnýf tarafýndan yaratýldýðýný her geçen gün biraz daha iyi kavrýyor ve öfkeyle harekete geçiyor. Böyle bir süreçte ortaya konan kahramanlýk eyleminin yanký bulmamasý beklenemezdi. Estirilen bütün teröre, baskýya raðmen, yüzlerce bedenin tereddütsüz ölüme yatmasý; toplumun bütün dikkatini ve yönünü zindanlara çevirdi. Oradan yükselen her ses, onun öfkesini ve kinini haykýran ses; hücre hücre eriyen her beden, açlýða ve ölüme mahkum edilmeye çalýþýlan kendi bedeniydi. Yürekleri yangýn yerine dönse de “zorunluluk” bilinci onlarý da derinden sarsmaya baþlamýþtý. Artýk; “geleceðe uzanan köprüler kuran” bedenlerin ve yürekle-

9

rin çaðrýsý onlarý da kuþatýyordu. Bu süreç yine, özellikle emekçi kadýnlarýmýzýn üzerinde dönüþtürücü etkisini gösteriyor; kendi evlatlarýnýn yüreklerinden ve gözlerinden fýþkýran kararlýlýk ve cesaret ýþýðý onlarýn savaþma bilincini hýzla açýða çýkarýyordu. Meydanlarda, sokaklarda, kitle eylemlerinde en öndeki yerlerini alarak belirleyici rol oynuyorlardý. Ölümsüzleþen savaþçýlarýn uðurlanýþýnda yine en etkin rolü onlar üstleniyordu. Hiçbir baskýya, gözdaðýna boyun eðmeyerek büyük bir direngenlik ve metanet örneði ortaya koyuyor; tüm gelenek ve görenekleri yýkarak kadýn savaþçýlarý kendi elleri üzerinde, zýlgýtlarla sonsuzluða taþýyorlardý. Devrim yürüyüþü en hýzlý; ezilen, sömürülen emekçi kadýnlarý deðiþtirip dönüþtürüyor, en geniþ kesimleriyle kendi aktýðý kanala çekiyor. Bu; devrimimizin ne kadar büyük bir güç kazandýðýný ve bu gücün hýzla büyüdüðünü gösterirken; bundaki en büyük pay, önde yürüyen kadýn savaþçýlarýmýzýn ortaya koyduðu cesaret ve kahramanlýk örneðidir. Devrime olan inançlarý, sýnýfa olan güvenleri, onlarýn; “gitmeyen dizlere derman, görmeyen gözlere ýþýk” olmasýný saðlamýþ, bütün emekçi kadýnlarýn yüreklerinde “direnç çiçekleri”ni açtýrmýþtýr. Sibel ve Aysun yoldaþlarýmýz, yarattýklarý örneklerle 21. yy.’ýn ilk komünarlarý olma þan ve þerefini elde ettiler. Adlarý ve yaþamlarýyla Leninistlerin savaþ bayraklarýnda onurlu yerlerini alýrken; tüm emekçi kadýnlarýn ellerinde ýþýk saçan gülüþleriyle birer meþaleye dönüþtüler. Artýk hiçbir þeyin gücü; “direnç çiçekleri”ni soldurmaya yetmeyecek. Kapitalizme karþý savaþ bayraðýnýn dalgalandýrýldýðý her 8 Mart; onlarýn inançlarýnýn haykýrýldýðý, feda ruhlarýnýn yükseltildiði savaþ meydanlarýna dönüþecek. Ta ki Zafere Kadar! Leninist Kadýnlar


iktidar için

10

Mücadele Birliði

13 MART SAVAÞÇILARININ Ö LÜM SÜZ LEÞ ME SÝ NÝN 20.YI LIN DA

DEVRÝM BAYRAÐI YÜKSELÝYOR Yýl 1982. 13 Mart... Seyit Konuk, Ne cati Vardar, Ýbrahim Ethem Coþkun.... Ýzmir-Buca zindanýnda kurulan daraðacýna üç genç komünist iþçi slogan ve marþlarla ilerliyor. Komünizme ve komünizmin zorunluluðuna inanmýþ, baðlanmýþ ve hiçbir fedakarlýktan, hiçbir cüretten geri durmamýþ, genç ömürlerini proletaryanýn kurtuluþuna adamýþ üç genç komünist iþçi onlar... Grevlerde, fabrika iþgallerinde ve devrimci zor eylemlerinde birer sýra neferi, iþçi önderleri olarak daima yerlerini almýþ olanlarýmýz onlar. Seyitler iþçi sýnýfýnýn ve gençliðin devrim ve komünizm uðruna neler yapabileceðini, hangi büyük fedakarlýklarý, kahramanlýklarý yaratabileceðini burjuvaziye gösterdiler. Burjuvazi 13 Mart savaþçýlarýnda kendi sonunu gördü ve asýl korkusu da bu oldu. Ne idamlar, ne infazlar asla gençliðin ve yoksul emekçilerin devrime katýlýþlarýnýn önünü kesemedi... Burjuvazi bunu baþaramazdý çünkü; bu topraklarda devrim kaçýnýlmaz bir zorunluluk olarak sürekli derinleþip geliþmektedir. Egemen sýnýf olan iþbirlikçi burjuvazinin elindeki en temel silah daima zor araçlarý oldu ve bunu devrim hareketinin ileriye doðru sýçramalarýnda en þiddetli bir þekilde kullandý. Bugün 13 Mart savaþçýlarýnýn idam ediliþlerinin 20. yýlýndayýz ve iþbirlikçi tekelci burjuvazi tarihinin en kapsamlý, en geniþ saldýrýsýný tüm toplum üzerinde, özellikle de devrimci öncüler nezdinde gerçekleþtirmektedir. Ýþçiler ve tüm ezilenler açlýkla, iþsizlikle iç içedir-

ler, bütün özlem ve istemleri köklüdür, yaþamsaldýr ve devrimci zoru kullanmadan, iktidarý ele geçirmeden hiçbir özlem ve istemleri sonlanmayacaktýr. Aksine sermaye sýnýfýnýn her adýmý, her kararý emekçilerin yýkýmýný daha da derinleþtirme, en kötü yaþam koþullarýna mahkum etme, devrimci misyona sahip

olan iþçi sýnýfýný, ezilenleri teslim alma yönündedir. Burjuvazi halklarýn kurtuluþ mücadelesinin, devrimci atýlýmýnýn önüne geçebilmek için her zaman ilk önce devrimci öncülere yönelik en aðýr baský ve katliamlarýný gerçekleþtirmiþtir. Denizleri, Seyitleri idam edenler, 19 Aralýk 2000’de devrimci tutsaklarý teslim alabilmek için kanlý bir katliam düzenlediler ve devrimci tutsaklara bir kez daha tari hin önünde Deniz ler’den Seyit ler’den devralýnan devrim bayraðý ný yükseltme onuru düþtü. Gençlik 13 Mart savaþçýlarýnýn feda ruhunu savaþýn tüm alanlarýnda geliþtirme, gösterme kararlýlýðýný sürdürdüler. Zindan savaþlarýnýn destansý dört gününde ve hemen sonrasýnda baþlayan Ölüm Orucu eylemi içerisinde 13 Mart gençliði hep en önde oldu. Ölüm Orucu yürüyüþçülerimizin yü-

reðinde ve beyninde Denizler’in, 13 Mart savaþçýlarýnýn ayrý bir yeri, anlamý oldu. Sibelimiz direniþ günlerinden birinde þöyle yazmýþtý: “Yaptýðým eylemin tarihsel önemini biliyorum, ama yine de 19-22 Aralýk günlerinde yaratýlan dizelerin yanýnda ne kadar sönük kalacak benimki diye düþünmekten alýkoyamýyorum kendimi. Hele de Denizleri, 13 Mart savaþçýlarýný düþünürken, onlarýn yüzde yüz bir ölüm karþýsýnda sloganlarýmýzý haykýrýþýný. Ama yine de hayýflanmýyorum, ölüm bu kez kaçsa bile önümüzden, bir yerde mutlaka çýkacak karþýmýza. Ve bizler, yaþamayý bunca çok seven Leninistler, destana yeni dizeler eklemeye devam edeceðiz. Bizler yaþama sevincimizi ölüme ve tüm engellere meydan okuma kararlýlýðýmýza borçluyuz”. 13 Mart savaþçýlarý dünyayý deðiþtirme eyleminde iþçilerin ve gençliðin simgesi, esin kaynaðý oldular. Yeni bir dünya özleminin, dünyayý deðiþtirme arzusunun derinleþtiði bu zamanda tek tek kahramanlýklar yerini kitlesel kahramanlýklara býrakmaktadýr. Devrimci savaþým sürdüðü sürece esin kaynaklarý çoðalacak ve halklarýmýzýn dilinde savaþ sloganlarý olacaktýr. Çeliþkilerin keskinleþtiði, yýkýmýn aðýrlaþtýðý bugün, iþçi sýnýfý ve ezilenler devrimci zoru kullanmak zorunda kalacaklardýr. Çünkü bu aðýr sömürü, açlýk ve baskýdan kurtuluþun baþka yolu kalmamýþtýr. Ýþçi-emekçi sýnýfýn, “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak”, “Uluslarýn Kendi Kaderini Tayin Hakký” ve “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” þiarlarýný hayata geçirmesi hem zorunludur, hem de olanaklýdýr.


iktidar için

11

Mücadele Birliði

Sermayenin Tüm Katliamlarýna Karþý Özgürlük Savaþýmý PARÝS KOMÜNARLARININ RUHUYLA

DÜNYAYI SARSIYOR

Ezilen emekçi sýnýflarýn yeni bir yaþam düþüyle her ileri çýkýþý, egemen sýnýf olan tekelci sermayenin dizginsiz vahþetiyle karþýlaþmýþ, kan deryasýnda boðulmaya çalýþýlmýþtýr. Tarihte sayýsýz örneði vardýr bunun. Ama kimi örnekler vardýr ki, ezilenlerin bilinçlerinde kapitalizmin barbarlýðýnýn, kanlý, katliamcý yüzünün simgesi olarak yer etmiþ, unutulmamýþ ve unutulmayarak proletaryanýn iktidar savaþýmýnda onurla dalgalandýrýlan bayraklara, zafer andlarýna kýzýl renklerini vermiþlerdir. 16 Mart günü de böylesi bir örnek niteliðindedir. Burjuvazinin ezilen sýnýflara karþý katliamcý yüzünü sergilemekte sýnýr tanýmadýðý bugün, Halepçe ve Beyazýt katliamlarýnýn gerçekleþtirildiði gün olarak tarihteki özel yerini almýþtýr. Ve her 16 Mart’ta ezilen halklarýmýz burjuvazinin bu vahþet örneklerini öfkeyle anarak, devrimci savaþýmý zafere kadar taþýma kararlýlýklarýný haykýrýrlar. Ezilen emekçi halklarýmýz, kapitalizmin katliamcý yüzünü tarihten bildikleri gibi, kendi yaþamlarýnda da, tüm çýplaklýðýyla tanýklýk etmiþlerdir. Tarihte özel örnekler olarak yerini alan kitlesel katliamlar günümüzde çok daha yaygýn, çok daha üst düzeyde yaþanýr hale gelmiþtir. Yok oluþunun kýyýsýnda, sýçramalý çöküþ dinamiklerini tüm hýzýyla yaþayan tekelci sermaye, yitirdiði tarihsel inisiyatifi tekrar ele geçirebilmenin aciz

ça ba sýyla, bü tün zor araçlarýný, tüm dünyada geleceði yaratmak için ileri atýlan proletarya ve e mekçi halk la rý mý zýn üstüne doðrultmuþ ve ateþlemiþ durumda. H al k l a rý m ý z a ve onun devrimci komünist öncülerine yönelik katliam politikasýný en geniþ alanda uyguluyor. Kendi özgülümüzde en son 19 Aralýk zindan katliamlarýnda yaþadýk bunu. Ve bugün tüm görkemiyle süren Ölüm Orucu eylemi boyunca kapi talizmin vahþetinin sýnýrsýzlýðýný ölümsüzleþenlerde, hastane odalarýnda, zorla müdahale iþkencelerinde, içerde ve dýþarýda tüm çýplaklýðýyla yaþadýk, yaþýyoruz. Devrimci tutsaklarýn üzerine yaðan sayýsýz bombanýn, gazýn, kurþunun, ne Halepçe katliamýnda kullanýlandan farký vardý, ne de Beyazýt katliamýnda kullanýlanýn bugün Afganistan emekçi halkýnýn üzerine yaðan tonlarca bombadan, kurþundan... Kan içinde boðulmaya çalýþýlan, yüzünü sosyalizme dönen ezilenlerin devrimci ayaklanmalarý, umutlarý, düþleridir. Ama aciz bir çabadýr bu. Burjuvazinin attýðý her adým, her vahþet örneði ezilenlerin öfkelerini bilemekten ve iktidar kararlýlýklarýný perçinlemekten baþka iþe yaramýyor. Sermayenin üzerinde oturduðu pimi çekilmiþ bomba, onu yok etmek için saniyeleri sayýyor artýk. Toplumsal devrimlerin tüm nesnel koþullarýnýn oluþtuðu günümüzde yeni bir dünyayý yaratmaya soyunan ezilen halklarýmýz “þarký söyleyen yarýnlarý” yaratmanýn zorunluluðunun ve geleceðe

uzanan bu yolun zorluðunun bilincindeler. Bu bilinç ki, en kanlý katliamlarýn ortasýndan, umudu daha da büyüterek, kavgayý daha da yükselterek geleceðe yürüyor. Bu bilinç ki, tekelci sermayenin sýrça köþklerine fýrlatýlan kafalarý, tereddütsüz ateþe atýlan yürekleri, yüzyýlýmýzýn komünarlarýný besliyor, kitlesel kahramanlýklarýn yaratýcýsý oluyor. Burjuvazinin zoruna karþý-devrimci zorun en geniþ kitleler tarafýndan yaygýn kullanýmýný dayatýyor. Ve bugün 16 Mart, burjuvazinin katliamlarýna tanýklýk ettiði gibi, tarihin ilk bayramýna, ezilenlerin umuduna da tanýklýk etmiþtir. Paris Komünü, proletaryanýn ilk iktidarý olarak, tarihteki þanlý yerini almýþtýr. Paris sokaklarýnda komünarlarýn ellerinde dalgalanan kýzýl bayraklar, günümüzde tüm dünya proletaryasýnýn ve ezilen halklarýmýzýn ellerinde yükselerek, tekelci sermayeyi yýkacak savaþ sloganlarýna rengini veriyor. Yüzyýlýmýzýn komünarlarý, çaðýmýzýn komünlerini yaratmak için ileri atýlýyorlar.


iktidar için

12

Mücadele Birliði

Kapitalizmin ilk dönemlerinde sermayenin birikim ve yoðunlaþma sürecinde burjuvazi, daha fazla kar, artý-deðer elde etmek için yüzlerce iþçiyi fabrikalarda bir araya getirerek pervasýz bir sömürü uyguladý. Bugün daha fazla kar elde edebilmek ve elde ettiði sermayesini koruyabilmek için yüzlerce, binlerce iþçiyi ayný zamanda iþten çýkarmakta ve yalnýzca çýkarmakla da kalmayýp yaþamasý için gerekli olan tüm ihtiyaçlarýna da el koymaktadýr. Üretim fazlalýðýnýn ve tekniðin bu denli büyük, geliþmiþ olduðu bir zamanda insanlar açlýkla içiçe ve açlýktan ölmektedir. Sermayenin merkezileþmesiyle, yoksulluk ayný hýzda ilerlemektedir. Emperyalist tekeller diðer dev tekellerin sermayelerine el koyarken yani sermaye tüm dönemlerden daha fazla merkezileþirken, emperyalist dev tekeller emekçi halkýn yaþamsal ihtiyaçlarýna hatta yaþamlarýna da tüm dönemlerden daha fazla el koymaktadýr, yani açlýða ve ölüme iterek üretici güçler üzerinde büyük bir yýkým gerçekleþtirmektedir. Yoksulluk ve sefalet en geniþ toplumsal katmanlara doðru hýzla yayýlýyor, geniþliyor... Emperyalist-kapitalist sistem baðýmlý ülkelerdeki ekonomik ilhak politikasýný sona doðru götürmektedir. Bu, baðýmlý ülkelerdeki yýkýmý kat be kat artýrýrken, tüm çeliþkilerin de daha fazla keskinleþmesini, olgunlaþmasýný hýzlandýrmýþtýr. Ve bu da, emekçi yýðýnlarý iktidar sorununda birleþmeye, harekete geçmeye zorlamaktadýr. Böylece, devrimci iç savaþýn ne denli geliþtiðinin de bir aynasýný vermiþ oluyoruz. Çeliþkiler öylesine keskinleþmiþ, iç savaþ öylesine bir olgunluk göstermiþtir ki, yasal reformistlerin aðýzlarýndan “devrimci durum” laflarýný, sendikalarýn baþkanlarýndan zor kullanýmýna yönelik sözler vb. duyuyoruz. Bunlar, sýnýf hareketini geriletme, çeliþkileri olduðundan daha yumuþak gösterme misyonunu üstlenmiþ olanlardan duyduðumuz sözler, ya emekçiler, iþçiler, iþsizler, yoksul köylüler ne düþünüyor, ne istiyor, ne söylüyor? Öncelikle belirtmek gerekir ki, sermayenin uzantýlarý, güdümleri altýnda olanlar bu sözleri söylüyorsa, buna inandýklarýndan, kavradýklarýndan ve sözlerine denk düþen örgütlenmelere baþvuracaklarýndan deðil, iþçi sýnýfýnýn, kitlelerin mücadele bilincinin ulaþtýðý aþamanýn zorlamasýyla ve nesnel sürecin keskinliðiyle bunlarý söylemek zorunda kalýyorlar. Aksi taktirde onlardan bu sözleri asla duyamazdýk. Demek ki emekçi kitleler bugüne kadar ki sýnýf mücadelesinden çok önemli sonuçlar elde etmiþlerdir. Bundan birkaç yýl önce -1995’te-; “Pratikte olan geliþmeler, her kitle eyleminin nesnel konumu ile egemen sýnýfa karþý olduðunu gösteriyor. ... açýk olarak görülen gerçek, iktidarýn hedeflendiðini gösteriyor. Emekçi kitleler, devrimci bir program gereði bunu yapmýyorlar, sýnýfsal iç güdü ile de olsa, özlemlerinin önündeki engelin ekonomik ve politik iktidarý ellerinde bulunduranlar olduðunu anlýyor, kavrýyorlar. (...) Devrimci kitle bilinci, devrim olmadan, iktidara gelmeden temel toplumsal sorunlarýn köklü olarak çözülemeyeceði biçiminde kendini göste-

riyor. Her geçen zaman içinde devrim bilinci daha fazla insanýn bilinci olmaya baþlýyor” (Devrimi Nasýl Örgütlemeliyiz ve Geçici Devrim Hükümeti s.16) deðerlendirmesi yapýlmýþtý. Bu deðerlendirme hala gerçekliðini korumaktadýr, fakat daha da yol alýndýðýný eklemeliyiz. Devrimci nesnel süreç, kitlelerin daha fazla iktidar sorunu üzerinde düþünmesini ve bunun nasýl olacaðýna kafa yormasýný getirmiþtir. Emekçi yoksul halklarýmýz kendi hükümetlerini istediklerini çok açýk bir dille ifade ediyorlar. Elbette bu Leninist Parti’nin Geçici Devrim Hükümeti olarak ortaya koyduðu devrim hükümetinin tam ifadesi deðildir, ama bu istemin kitlelerde kendiliðinden olacaðýný beklemek de komünistlerin düþüneceði þey deðildir. O halde kitlelerin Leninist Parti’nin programýyla, iktidar hedefiyle örgütlenmeleri her zamankinden hatta birkaç yýl öncekinden daha olanaklý ve de zorunludur. Sermaye ve emek arasýndaki uzlaþmaz çeliþki, derin uçurum yaþamýn her alanýnda ve her anýnda çýplak þekilde açýða çýkmýþ ve bu, ezilen yýðýnlarý olabilecek en üst düzeyde kendiliðinden sorgulamaya götürmüþ; bu güne deðin kullanýla gelen mücadele yöntemlerinin sorunlarýný çözme yönünde yeterli olmadýðýnýn kavranmasýna ve yeni mücadele yöntemleri arayýþlarýna yöneltmiþtir. Ýþçi sýnýfý, iç savaþ boyunca her grevde, mitingde vs. devamlý olarak þunu öðrenmiþtir; sendikalarýn (herhangi bir yasal partinin de dahil olmak üzere) sorunlarý çözme yeteneðinde olmadýðýný, bu sistem altýndaki her çözümün tamamen geçici olduðunu, bir sonrakinde ise daha da aðýrlaþtýðýný ve artýk geçici çözümler dahi bulunamayacaðýný -kaldý ki, aç ve yoksul milyonlar geçici bir çözüm istemiyorlar- iþsizlik sorununun yaþamdan kovulmak olduðunu ve daha baþka eylem ve örgütlenme araçlarýnýn gerektiðini... Grevlerde “ikna komiteleri”, sendikalardan baðýmsýz mücadele komiteleri oluþturarak burjuvazinin saldýrýlarýna karþý yeni arayýþlara girmeleri bunun somut örneðidir. Demek ki, proletaryanýn “savaþlarýnýn gerçek meyveleri o andaki sonuçlarda deðil” tüm bu savaþlarýn onlarda yarattýðý politik bilinç ve eylemsel geliþmededir. Ýþte bu her iki geliþme kendini bugün; “kendi hükümetimizi istiyoruz, bu eylemlerle sonuç alamayýz, sonuç alýcý eylemler yapmalýyýz, geçici çözümler istemiyoruz” biçimindeki bilinçle ortaya koyuyor. Buna karþýlýk reformist ve ortalama sol dar görüþlülüðü,


iktidar için

Mücadele Birliði nesnellikten uzaklýðý, yaklaþan devrimden kaçtýðý, “demokratizm” bataklýðýna saplandýðý için, iþçi sýnýfýnýn, emekçilerin bu geliþimini gözardý ederek inatla sýnýfa sendikalarý göstermektedir. Ya da geçen yýlýn son aylarýnda olduðu gibi yeniden sendika kurma gerekliliðini “keþfederek!” hedef gösteriyor. Bu ne demektir? Bunun iki yaný vardýr. Birincisi, reformist ve ortalama solun ayný yerde buluþarak, yani geliþen sýnýf hareketinin gerisinde kalarak, burjuvazinin çýkarýna hareket ettiklerini, proletaryanýn ve diðer ezilenlerin sýnýf savaþýmlarýnýn önünde ayakbaðý olduklarýný gösterir. Sýnýf savaþýmýnýn ve iç savaþýn bu denli geliþim gösterdiði bir zamanda, sendikacýlýðý savunmak, sendikal örgütlenmeyi baþ araç olarak kitlelere götürmek, sýnýf savaþýmýný baþlangýç aþamasýna çekmek demektir. Ýþçi sýnýfýnýn mevcut sendikalarý sorgulamasý ve ondan baðýmsýz hareket etmeye yönelmesi; yeni bir sendika talebini yükselttiði anlamýna gelmez. Bu çaðrý (sendikalarý yeniden kurma çaðrýsý) her bakýmdan geridir, nesnellikten kopuktur ve iþçi sýnýfýnýn mücadelesinin gelmiþ olduðu düzey bu yönelimleri mahkum edecektir. Ýkincisi, sorunlar o denli köklü ve keskindir ki ve yýkým o denli büyük ve yaygýndýr ki bugüne deðin emekçiler ve sýnýf tarafýndan kullanýla gelen mücadele araçlarýný sürecin gerisine düþürmüþtür. 1 Aralýk mitinginin öncesi ve sonrasýnda bütün sendikalar ve kitle örgütlerinde çok yoðun olarak iþçiler ve emekçiler tarafýndan, “Genel Grev Genel Direniþ” bazýn da “genel grev komiteleri”nin kurulmasý ve nasýl olmasý üzerinde tartýþmalar yapýlýrken, daha güçlü ve örgütlü eylemler, örgütlenmeler gerektiði üzerinde durulurken, “sendikalarý yeniden kurma çaðrýsý”nýn yapýlmasý mücadeleyi sendikal mücadeleye indirgeme çabasýndan baþka bir þey deðildir. Reformizmin, nesnel devrimci sürecin boþa çýkarttýðý araçlarýn yerine, yeniden sýnýf sendikacýlýðý biçiminde dönemin gerisine düþen bir tartýþma baþlatmasý, kitlelerin kendiliðinden de olsa ulaþtýðý komite-konsey biçiminde kendi öz örgütlenme bilincini bulanýklaþtýrmaya, bunlarý sendikalara yamamaya çalýþmasýndan baþka ne olabilir? Sýnýf savaþýmýnýn, iç savaþýn gelmiþ olduðumuz bu aþamasýnda defalarca ve defalarca sýnýfa götürülmesi, propaganda edilmesi, en geniþ þekilde yaygýnlýk kazandýrýlmasý gereken þey; komite ve konsey örgütlenmeleridir. Yasal reformizmin de dediði gibi, “sendikal hareket, bugün geldiði yer itibariyle tarihin en kötü dönemindedir”. Bu kötü dönem burjuvazinin sendikalara çok yoðun saldýrýsý, sendikal örgütlenmenin içini tamamen boþaltmasýndan kaynaklandýðý gibi, reformizmin bugüne kadar sendikalarda egemen düþünce olmasýndan dolayýdýr da... Proletarya sendikalarý için savaþmayý býrakamaz, çünkü bu onun ilk baþkaldýrý aracýydý. Ama bugün bu araç iþsizliðin, açlýðýn ve tüm yýkýmlarýn toptan ve kökten kaldýrýlmasý karþýsýnda yine sýnýf tarafýndan yetersiz olduðu görülmeye baþlanmýþ, sendika-

13 dan baðýmsýz ya da sendika içinde, zamanla ayaklanma ve iktidar organlarý durumuna gelecek olan yine kendi öz örgütlenmesi olan komite-konseylere yönelmiþtir. Sermaye sýnýfýnýn üretici güçler üzerindeki yýkýmý o denli kapsamlý ve süreklidir ki, emekçileri ayný hedefler ve savaþ alanlarýnda birleþtirmektedir. IMF ve DB iþbirlikçi tekelci burjuvaziyle “uyum halinde”, tarýmda ve tarým alanýndaki emekçileri, yoksul köylülüðü, kentlerde ücretli emekçileri, küçük ve orta burjuvazinin bir bölümünü tamamen yýkýma uðratmaktadýrlar. Emek gücünün aðýr sömürüsünün yanýnda, tüm üretici güçlerin yaþam alanlarýyla birlikte yaþamlarýna da tekelci sermaye el koymaktadýr. Tarýmdaki yýkýmýn aðýrlýðýyla yoksul köylülük eylem alanlarýnda görülmeye, örgütlenmeye ve burjuvaziye karþý ciddi tehditler savurmaya baþladý. Ýþçilerin ve emekçilerin büyük grev ve mitingleri; toplumun bu katmanlarý, proletaryanýn devrimci ittifaklarý tarafýndan ilgiyle izlenmektedir. Proletarya da ve onun ittifaklarý da ayný eylemde, ayný alanda buluþmak isteðini açýktan dillendirmelerine karþýn baþta sendikalar olmak üzere tüm sendikalist anlayýþ tarafýndan büyük bir çaba ve önemle bunun önüne geçmeye çalýþmaktadýrlar. Bir grevin dahi fabrika içinde kalmasýný onaylamayan iþçilerin, genel grevi sýradan bir greve indirgemeye çalýþan sendikalarýný “benim tek engelim ayaðýmdaki pranga sendikam” (ki bu sözü bir sendika yöneticisi söylemiþtir) biçiminde dile getirmesi, sýnýfýn her bakýmdan dönüþüme uðradýðýný, sýçrama durumuna geldiðini de göstermektedir. Bunu gören sendikalar, 1 Aralýk mitinginden sonra “yerel þube ve örgütlenmelere aðýrlýk vermeli” diye toplantýlarýnda karar almýþlardýr. Bunun gerçek anlamý sýçrama aþamasýna gelen sýnýfýn önüne geçme isteðidir, yeniden sendikalara baðlama, ileri örgütlülükleri parçalama, eritme kararýdýr. Ama bu gerçek amaçlarýný ve niyetlerini gizleyen sendika yöneticileri sanki iþçilerin ileri örgütlenmelerinin önünü açacakmýþ, bunu yapabilecek durumdaymýþlar gibi anlatmýþlar, kararlar çýkartmýþlardýr. Sýnýfýn ayaðýnda bir pranga haline gelen sendikal anlayýþ mutlaka aþýlacaktýr. Proletarya sýnýfsal bir iç güdü ile de olsa iktidar hedefini taþýdýðýný, sorunlarýn kökten çözmek gerektiðini ve toplumun diðer ezilen yoksul katmanlarý ile ittifak kurmasý gerektiðini kendi sýnýfsal mücadele tarihinden ve on yýldýr yükselen iç savaþ boyunca pratikten öðrenmiþtir. Ýçine girdiðimiz “ayaklanmalar yüzyýlýnda” bütün dünya proletaryasýnýn Yeni Bir Dünya yaratmak için harekete geçtiði bu süreçte; Türkiye ve K. Kürdistan proletaryasýnýn devrimci iç savaþý daha da büyüterek, iktidarý ele geçirme koþullarý ve bilinci her zamanki koþullardan daha mümkün ve zorunlu hale gelmiþtir. Proletarya tüm toplumun kurtuluþunu gerçekleþtirecek bu öncülüðü yapabilecek yetenektedir.


iktidar için

14

Mücadele Birliði

Sermayenin POLÝTÝK ZOR’una Karþý Proleter DEVRÝMCÝ ZOR’un GÜCÜ ütün dünyada, emperyalistkapitalist sistem, yeni doðan toplumun baskýlarý karþýsýnda çatýrdýyor, çöküyor. Üretici güçleri alabildiðine geliþtiren kapitalizm, bu güçleri kendi denetimi altýna alamadýðý için, ekonomik politik bir bunalýmla karþý karþýya geldi. Bu bunalým, yüzyýl boyunca çeþitli evrelerden geçerek, bugünkü son aþamasýna ulaþtý. Bugün üretici güçler dünyanýn her tarafýnda ayaklanma halindedir. Kapitalizmin ekonomik ve siyasal olarak bu güçleri tekrar kendi denetimine alma inisiyatifi yoktur. Bu nedenle burjuva sýnýf, yapabileceði tek þeyi yapýyor: politik zor aygýtýnýn aktivitesini son sýnýrýna kadar zorlayarak ömrünü uzatmak. Burjuva sýnýfýn bu son gayreti insanlýða çok büyük acýlara mal olacak. Çünkü, burjuva sýnýfýn karþý-devrimci politik zoru son sýnýrýna vardýrmasý demek, büyük savaþlar, kitle katliamlarý, kentlerin ve çevrenin yakýlýp yýkýlmasý anlamýný taþýyor. Ýnsanlýk, onu bekleyen bu acýlara raðmen durmayacak, vazgeçmeyecektir, vazgeçmiyor da. Bundan böyle, emekçilerin devrimci zoru ile burjuva sýnýfýn sýnýr tanýmayan karþý-devrimci politik zoru daha sýk karþý karþýya gelecek ve eski toplum ile yeni toplumun arasýndaki savaþýn kaderi belirlenecektir. Mücadelenin, dünyanýn her yerinde olgunlaþan bu yeni karakterini kavramayan bir sýnýf, toplumsal kurtuluþa öncülük edemez. Dünyanýn her yerinde devrimci zor ile politik zor aygýtlarý arasýndaki kavga öne çýkýyor. Bu durum yalnýzca “devrimin fýrtýna alanlarý” olan baðýmlý kapitalist ülkeler için geçerli deðildir. Bugüne kadar devrimci zor yöntemleriyle hiç tanýþmamýþ, ya da on yýllar boyunca hiç

gündeme gelmemiþ olan emperyalist ülke emekçi sýnýflarý da, þimdi sýnýf savaþýmýnýn bu yeni karakteriyle tanýþýyor. Emperyalist ülkelerde sertleþen mücadeleler, kitlelerin sokak savaþlarýna, bu aþamaya çok kýsa bir sürede ulaþtý. Çoðu eylemde daha þimdiden fazlasýyla kan döküldü. Emperyalist merkezlerde kitlelerin mücadelesi, devrimci zorun diðer yöntemleriyle, sokak çatýþmalarýndan barikatlara, küçük ve yaygýn çarpýþmalardan silahlý ayaklanmalara kadar uzanan bir çizgi üzerinde ilerlemeye þimdiden baþladý. Bu yürüyüþ uzun sürecektir. Ama, geri dönülmez olan süreç baþlamýþtýr. Emperyalist merkezler de dahil, tüm dünyada devrimci zora dayanan sýnýf mücadelesi süreci, kitlesel patlamalar, büyük þiddet eylemleri; herþeyin fýrtýnanýn dindiði sanýsý verdiði geri çekilme ve güçleri toparlama evresi; burjuva politik zor aygýtýnýn, bir yandan yoðun kitlesel eylemler ve diðer yandan burjuva sýnýfýn büyük yalpalamalarýnýn yarattýðý baskýyla parçalanmasý ve nihayet yaygýn ve sürekli eylemlerin on milyonlarý kapsayan silahlý halk ayaklanmalarýna dönüþmesi gibi aþamalardan geçecektir. Tüm bu süreç ve aþamalar, uzun bir iç savaþýn evrelerini oluþturacaktýr. Uluslararasý proletarya ve onun temsilcisi komünist partiler, örgütlenme ve mücadele biçimlerini çaðýn bu gerçeðine göre hazýrlamak durumundadýr. Devrimci zorun, çaðýmýzýn ekonomik ve politik koþullarýyla iliþkisine böylece kýsaca deðindik.Ülkelerimizde devrim, kitlesel eylemler düzeyinde sürüyor, gerçek bir ayaklanma durumu yaþanýyor. Her ne sebeple olursa olsun, sokaða çýkan yýðýnlar, devletin politik

zor aygýtlarý tarafýndan ablukaya alýnýyor. Burjuvazi bütün gücünü bu abluka için harcýyor. Çünkü, gerçek bir ayaklanma atmosferi içinde olsa da, emekçi sýnýflar yaygýn ama birbirinden kopuk eylemlerle, sisteme olan öfkelerini, özlemlerini dile getiriyorlar. Politik zor aygýtlarýnýn her eylemi abluka altýna almasý, hem yaygýn eylemlerin birleþmesini önlemek içindir, hem de emekçiler üzerinde bir güç gösterisi yaparak, onlarýn eylemlerini tüm toplumu bir yangýný baþlatan kývýlcým olmasýný önlemeye yöneliktir. Bugün, çoðu zaman öfke dolu kitle eylemlerinin daha büyük eylemlere, birleþmelere doðru gidemeyiþinin nedeni diðer nedenler bir yana, politik zor aygýtlarýnýn ablukasýdýr. Yoksa emekçi sýnýflarýn bir “genel eyleme” olan inançsýzlýklarý, bu yöndeki bilinçsizlikleri söz konusu deðil. Onlar, eylemlerin birleþerek büyümesini, genel bir eyleme varmasýný istiyorlar. Ama, karþýlarýna çýkan politik zorun nasýl üstesinden geleceklerini de bilemiyorlar. Çoðu zaman öfke dolu ama çýplak bedenle girilen kavga, donanýmlý karþýdevrimci zor tarafýndan püskürtülüyor. Öyleyse, ülkelerimizde devrimci zorun misyonu þimdiden belli olmuþtur: Gerek örgütlü kitlesel, gerekse askeri eylemlerle, burjuva politik zorun ablukasýný kýrmak. Bu abluka yalnýzca eylem alanlarýnda oluþmuyor. Emekçilerin yaþam alanlarýný da kapsýyor. Büyük emekçi kentlerinde, emekçi mahallelerinde bu türden ablukalarý görmek, son yýllarda sýkça rastlanan bir durum oldu. Burjuva sýnýfý þu ya da bu nedenle ve bazen nedensiz, emekçi mahallelerini ablukaya alýyor, geçici karakollar kuruyor ve bu-


iktidar için

15

Mücadele Birliði rada sürekli olarak yüzlerce polisi hazýr bekletiyor. Bu arada emekçi mahalle üzerinde terör estiriliyor. Tek tek evler basýlýyor, geniþ tutuklamalar oluyor. En önemlisi bu abluka sayesinde karþý devrim emekçi mahallelerinde kendi tabanýný rahatça örgütlüyor; abluka kalksa bile mahalle üzerindeki denetimi sürdürecek haberleþme aðlarý kuruyor. Devrimci proleter güçler, eylem ve yaþam alanlarýný kapsayan bu ablukaya karþý mücadele vermeden, onmilyonlarýn eylemine baþarýlý bir þekilde ilerleyemez. Devrimci zorun þimdi asýl görevi, bu ablukanýn gücünü kýrmaktýr. Nasýl olacak? Bugüne kadar devrim tarihinin ortaya çýkardýðý iki yöntem var. Birincisi, ablukaya karþý örgütlü kitlesel þiddet. Protesto eylemleri, yürüyüþler, ablukanýn kendisini emekçi yýðýnlar tarafýndan ablukaya almak ilk akla gelen yöntemlerdir. Örgütlü kitlesel þiddet, ablukayý kaldýrmaya yöneldiði kadar onu aþmaya, etkisizleþtirmeye de yönelmelidir. Örneðin Ýstanbul (ki, ekonomik baþkenttir, en kalabalýk þehirdir ayný zamanda) kentinde emekçi mahallelerin ablukasýný kolaylaþtýran, bu mahalleler arasýnda büyük otoyollarýn bulunmasýdýr. Küçük-büyük, emekçi eylemleri, eðer bu anayollar üzerinde yoðunlaþýrsa; yani, yalnýzca mahalle içini merkez olarak kendine seçmezse, ablukanýn etkisiz kýlýnmasý saðlanabilir. Ablukayý kýrmanýn ikinci yöntemi; elbette, daha önce sözünü ettiðimiz askeri eylemler mücadele yöntemleridir. Sýrasý gelmiþken, Lenin’in bu askeri eylemlere iliþkin söylediklerini yeniden hatýrlayalým: “Askeri eylem, kitle mücadelesinin gerçek bir ayaklanma aþamasýna ulaþtýðý dönemle, iç savaþýn büyük atýlýmlarýnýn meydana geldiði dönem arasýnda geçen o uzun sürede,, kaçýnýlmaz bir mücadele biçimidir”. Lenin’in sözleri, yukarýda incelediðimiz somut durumda bir kez daha askeri eylem ile iç savaþýn büyük atýlýmlarýný getirecek olan büyük kitlesel müca-

deleler arasýndaki kaçýnýlmaz iliþkiyi aydýnlatmýþ oluyor. Bu iliþkiyi, yalnýzca kendilerini küçük burjuva dar kafalý hayallere, halkýn “meþru ve haklý” taleplerinin her kapýyý açacaðý sýðlýðýna kendilerini kaptýrmýþ olan ortalama sol düþünce göremez. Bu konuda son zamanlarda ortalama sol ve reformizm arasýndaki o ince çizgi kaybolmuþ durumda. Ortalama sol, açýkça kabul etmeye yanaþmasa da, askeri eylemlerin kitlelerin mücadelesiyle iliþkisini tümüyle gözardý ediyor. Dahasý ikisini karþý karþýya getiriyor. Reformizm, bu karþý karþýya getirme iþini yýllardan bu yana açýkça yapýyordu. Esas konumuz bu olmadýðý için, ortalama solun askeri eyleme olan uzaklýðýnýn diðer nedenleri üzerinde burada durmayacaðýz daha fazla. Ülkelerimizde burjuva politik zor aygýtý; büyük güçleri hýzla bir araya getirebilme, kendi güçlerini örgütlülük ve otorite alýþkanlýðý ile düzenli-planlý harekete geçirme üstünlüklerine sahip. Bunlar, en az teknik donaným üstünlüðü kadar önemlidir. Ancak, politik zor aygýtýnýn, Ülkelerimizde, bu yönünü felce uðratmak demek, teknik-donaným üstünlüðünü de felce uðratmak demektir. Proletarya, karþý-devrimin politik zorunun bu avantajlý durumunun üstesinden nasýl gelecek? Her sanat gibi, askeri eylem sanatý da, esnekliðe, yaratýcýlýða, her an deðiþebilen büyüklüklerin hesaba katýlmasýna dayanýr. Þimdiden, etkisini kanýtlamýþ bir takým yöntemleri önermekte yarar var. Karþý-devrimci zorun hýzla bir araya gelme yeteneðini felç etmek için, Ülkelerimiz devrimcilerinin yapacaðý þey basittir. Bu güçleri yeterince yaygýn ve sabit halde tutmak. Örneðin Ýstanbul, hükümet binalarý, büyük holding ve banka merkezleri, yabancý elçilikleri, büyük maðazalarý, emekçi halkýn giremediði eðlence mekanlarý ve gelecek korkusunun derinleþmesiyle her geçen gün daha fazla korunmaya ihtiyaç duyan, geniþ burjuva mahalleleriyle, sermaye sýnýfýnýn en güçlü olduðu merkezdir. Sermaye sýnýfýnýn ekonomik-politik ve kendi sýnýfýna

özgü bu mekanlarý ve kurumlarý, þehir içinde alabildiðine yaygýn bir alan içinde bulunuyor. Proleter güçler, bu çok yaygýn mekan ve kurumlarý sürekli ve güçlendirilmiþ bir korumaya muhtaç edebilir. Elbette burjuva sýnýf, paraya kýyýp, kendine özel koruma biçimleri de geliþtirebilmiþtir. Ama çoðunluk, karlarýndan, sermayelerinin bir kýsmýný havaya uçuran bu “özel koruma” maliyetini karþýlamaktansa, egemen olduklarý politik aygýtýn harekete geçmesini isteyeceklerdir. Dünyanýn her yerinde burjuva sýnýfýn caný tatlýdýr. Kendisinin servetine karþý geliþen açýk bir tehlikenin yaný baþýnda belirdiðini gördüðü zaman, atacaðý feryat, bir kaþýk suda koparacaðý fýrtýna, politik zor aygýtýný, dünya yýkýlsa yerinden oynamayacak bir felç durumuna sokacaktýr. Bundan hiç kimsenin kuþkusu olmasýn. Askeri eylem, iþte böyle, yalnýz teknik imkanlarla deðil, sýnýflarýn ruh durumlarýna da dayanmak durumundadýr. Burada, devrimimizde on milyonlarýn harekete geçirilmesi için proletaryanýn önündeki engellerin aþýlabilmesinin, emekçi sýnýflarýn etrafýnda oluþturulan ablukayý kýrmanýn yöntemleri üzerinde durduk. Konu geniþtir. Ve ancak tüm yönleriyle, harekete geçen güçler tarafýndan çözüme baðlanacaktýr. Fakat bir noktayý bir kez daha önemle vurgulamakta yarar var. Proleter güçler elini çabuk tutmalýdýr. Emperyalist-kapitalist sistemin yarattýðý genel kriz, devrimci olanaklarý sürekli arttýrýyor, bu doðru. Fakat, açlýk ve sefalet içindeki Ülkelerimiz emekçi sýnýflarýn daha fazla beklemeye tahammülü yok. Aç yýðýnlar, çoðu kez bireysel ve çýlgýnca giriþimlerle kendi gücünü boþa harcýyor. Proleter güçler, böylesi olgun ve uygun zeminleri bugün kullanamazsa, gelecekte de kullanacak cesareti, yeteneði, atýlýmý yaratamaz. Bugünün kavgasýný erteleyen, yarýnýn kavgasýnda zaferler ve umutlar yaratmakta daha fazla zorlanýr. Oysa öfke dolu bu aç yýðýnlarýn tek umudu, proletaryanýn devrimci eylemleridir.


iktidar için

Mücadele Birliði

Gündem

16

FÝ LÝS TÝN’de TEK ÇÖ ZÜM

Pro le ter Dev rim dir! Filistin’de savaþ, ulusal kurtuluþ mücadelesinin ötesine list dünya ile diplomasi trafiðini hýzlandýrýp karþý kýyýya bo geçmiþtir ve açýkça toplumsal bir devrim yolunda ilerliyor. ðulmadan ulaþmak için epeyce çaba sarfetti. Ama devrimci 54 yýldýr kýran kýrana geçen bu mücadelenin en kritik, en dalga onu tam yarý yolda yakaladý ve kayýðýný alabora etti. ciddi evresinden geçiyoruz. YalFi lis tin’in dev rim ci güç le ri, nýzca olaylarýn trajikliði deðil busanki ABD aracýlýðýyla emperyaBütün bu olanlarýn ne Arafat’ýn lizm bütün özgürlük güçlerini kan rada söz konusu olan, mücade lenin derinliði, toplumsal bir alt-üst la boðmaya hazýrlanmýyormuþ giihanetiy le, ne de Bush-Þaron oluþa doðru gidiyor olma sý, bütün bi, ve sanki bu kan politikasýnýn en ikilisinin kan içiciliðiyle emperyalist denge leri sarsmasý ile, güçlü aygýtlarýndan biri olan Ýsrail Filistin devriminde daha önceki devleti, topraklarýný inanýlmaz bir bir ilgisi var. Kiþilerin dönem de hiç görülmemiþ olgular ablukaya alýp, tüm halký yoketme karak terleri, düþünceleri, çýkýyor ortaya. tehditleri savurmuyormuþ gibi; en bu ge liþ me ler de be lir le yi ci de ðil. II. Ýntifada baþladýðýnda, birgel tanýmaz bir cüretle gittiler ve çok kiþi bunu birincinin tekrarý Ýsrail savaþ ka binesinin en ýrkçý, en Filistin’de devrimin en kritik, saydý. Ýlk intifada hareketi büyük kanlý bakaný olan Zeavi’yi kendi ien ciddi döne minden ölçüde silahsýz, ama taþlý bir ayakninde cezalandýrdýlar. A deta “bü lanmaydý. Ancak ikincisi, taþlarla tün bu tehditlerden bize ne! Bu sageçerek bir toplumsal baþladý, tüfekler, havan topla rý, rovaþ ancak zaferle biter” diye ilan ealt-üst oluþa doðru sýçramasý ketatarlarla sürüyor. Ayaklanma, diyorlardý. Bu olay baþlýbaþýna, salt kitlesel þiddetle, sokak savaþABD’nin 11 Eylül sonrasý yaratne bir tesadüftür, ne de tek larýyla yürümüyor. Ýsrail’in en üst maya çalýþtýðý korku ortamýna indibaþýna Filistin halkýnýn düzey görevlilerini, askeri persorilmiþ büyük bir darbeydi. Korku kendi özelliklerinden nelini en korunaklý inle rinde bile suzdu, uzlaþmazdý ve bu nedenle vuran gerilla savaþýnýn baþarýlý örde, tüm em peryalist dünyaya karþý dolayýdýr. Burada, tüm nekleriyle ve bu alanda sürekli etbir savaþ ilanýydý. Bu savaþa sadetarihsel olaylar tarafýndan kileþen bir çizgide de vam ediyor. ce em peryalist güçler ve Ýsrail deKuþkusuz bunlar, ikinci intifada ðil, Filistin burjuvazisi ve onun po hazýrlanmýþ olan bir hare keti için önem li karakteristik litik tem silcisi A rafat da katýlmageliþ mey le karþý karþýyayýz. özellikler. Fakat, asýl önem li olan, lýydý. Sadece kan vermek yetmiEmperyalist-kapitalist II. Ýntifada’nýn ayný zamanda iç yordu, kan da dökmeliydi. Bu du düþmana yönelmiþ olmasýdýr. Ýç rumda her zaman uygulanan yön dünyanýn ve devrimlerin düþman, yani tek derdi Filistin tem Arafat’a da uygulandý. Ölümü yaþandý ðý bu Yeni devri mini em perya list-ka pita list gösterip sýtmaya razý ettiler. Aradünyanýn dýþýna taþýrmamak olan fat’ýn Ramallah’taki e vi tanklarla Evre, ulusal kurtuluþ Arafat ve çevresindeki burjuvakuþatýldý, evden çýkmasýna izin vehareket le ri nin kaderini bürokratik aygýt. rilmedi. Ve bu arada yakýndaki ev ye ni den çi zi yor. 11 Eylül sonrasý burjuva dünve karargahlar teker teker hava ya yasýnda yaþanan geliþmeler, Filisuçuruldu. Arafat, em peryalizmle itin devrimi için bir katalizör göreliþkilerini tamamen koparmamak vi gördü. Bütün devrimci güçlere sa vaþ baþlatan ABD, “ya için, -ki koparamazdý, çünkü o zaman Filistin halký üzerin bizdensiniz ya da düþman” diyerek tehditler sa vurduðunda, deki tüm gücünü, etkisini yitirirdi- burjuva iç savaþý baþlat Arafat kan vermeye koþtu. O kan verirken, Filistin halký tý. ABD menþeli saldýrý helikopterlerinin bom balarý altýnda can Ýlk çatýþmalar, Hamas liderini tutuklamaya gelen Filis veriyordu. Ve baþýna gelecekleri anlayan Arafat, em perya- tin polisi ile halk arasýnda yaþandý. Bu çatýþmalarda dört ki -


iktidar için

Mücadele Birliði

Gündem

þi öldü. Daha sonra polis, FHKC’nin üst düzey yöneticilerini tutuklayýp ceza evine koydu. Bunun üzerine halk cezae vini bastý, büyük çatýþmalar ya þandý. Ve nihayet, Arafat yönetiminin mahkemelerinde yargýlanan hainle ri, halk kendisi cezalandýrmak için mahkemeleri basmaya baþladý. Filistin burjuvazisinin kurduðu devlet aygýtlarý, polisi, cezaevi ve mahkemeleriyle emekçilerin saldýrýsýna uðramaya baþladý. Bu süreçte Filistinli emekçiler iki cephede birden kavga yü rüttüler. Ýsrail tank ve helikopterlerine karþý bir yandan, öte yandan A rafat’ýn oturtmaya çalýþtýðý burjuva politik aygýtýna karþý. Bütün bu olanlarýn ne Arafat’ýn ihanetiyle, ne de Bush-Þaron ikilisinin kan içiciliðiyle bir ilgisi var. Kiþilerin karakterleri, dü þünceleri, bu geliþme lerde be lir le yi ci de ðil. Fi lis tin’de devrimin en kritik, en ciddi döneminden geçerek bir toplum sal alt-üst o luþa doðru sýçramasý ne bir tesadüftür, ne de tek baþýna Filistin halkýnýn kendi özelliklerinden dolayýdýr. Burada, tüm tarihsel olaylar tarafýndan hazýrlanmýþ olan bir geliþ meyle karþý karþýyayýz. Emperyalist-kapitalist dünyanýn ve devrimlerin yaþandýðý bu Yeni Evre, ulusal kurtuluþ hare ketlerinin kaderini yeniden çiziyor. Bilindiði gibi, tüm 20. yy. boyunca ulusal kurtuluþ ha reketleri, proleter devrim lerin ve sosyalist siste min en yakýn müttefiki oldular. Emperyalist iþgal ve ilhaklara karþý sava þan, ezilen uluslar, sýrtlarýný sosyalist sisteme da yadýlar ve sosyalizmden etkilendiler. Ulusal kurtuluþ hare ketlerinin si yasal öncülerinden bir çoðu, burjuva ya da küçük burjuva konum la rý ný terketme den, sosyalizmin bu desteðinden yararlandýlar. Arafat ve o nun tem sil ettiði sýnýflar da, bu destekten sonuna kadar yarar gördüler. Sosyalist sistemin büyük çabalarý saye sinde Arafat, BM’de silahlý ve üniformalý olarak, tüm dünyaya Filistin halkýnýn tek temsilcisi olarak poz verdi. Do ðu Av rupa ve SSCB’de karþý-devrimin ik tidara geliþiyle birlikte ulu sal kurtuluþ hareketleri kendilerini bir yol ayýrýmýnda buldu lar. Çünkü artýk sýrtlarýný dayayacaklarý bir sosyalist sistem yoktu. Ya sosyalizme doðru ya da sosyalizmle tüm baðlarý

17

kopartarak em peryalizmle iþbirliðine doðru. A rafat, elbette ikinci yolu seçecekti. Bu iþbirliðinin meyvesi “Oslo süreci” oldu ve Filistin halký, yedi yýl boyunca özgürlüðün ha yalini kurarak, bir yandan burjuva politik aygýtýn, öte yandan kan ser gibi yayýlan Yahudi yerleþim lerinin kurulma sýný seyret ti. Ama yeni evre, ulusal kurtuluþ mücadele lerinde mülk sahibi sýnýflarý emperyalizm le iþbirliðine sokarken, emekçi sýnýflarý da bu mülk sahibi sýnýflardan kopardý. Onlarýn ka derini bir toplum sal devrime nesnel olarak baðladý. Tüm dünya da anti-kapitalist eylem lerin ve proletar yanýn eyleminin gücü ar týnca, ezilen uluslarýn top lum sal devrim dinamikleri de harekete geçti. Dev rim ler ta rihi nin fýrtý nalý olayla rý ný, tüm dünyada emekçi sýnýflarýn i liþki le ri nin çe þitli liðini, karmaþasýný ve binbir yolla birbirine ba ðýntýsýný bilen ler i çin, Fi lis tin’de ki devrimle dünyadaki devrim ci dalganýn büyümesinin ayný döneme denk geliþi bir tesadüf deðil. Filistin devrimi, bin bir baðlarla dünya emekçilerinin ve proletaryasýnýn enter nasyonal kavgasýna baðlýdýr. Çünkü o, artýk, yalnýzca ulusal kurtuluþ mücade lesi deðil, em peryalizmin, siyonizmin ve burjuvazinin Ortadoðu’daki egemenliðinde büyük bir çö zülme noktasý haline gelen toplumsal bir devrim dir. Bu ne denle Filistin emekçileri, Küba’dan Güney Afrika’ya, En donezya’dan Belçika’ya dek, dünya proletaryasýnýn desteðini alýyor. Dünyada proletarya, baþta ABD em peryalizminin egemenliðindeki bu en ö nem li çözülme noktasýndaki devrimi bu toplumsal devrimin olasý sonuçlarýný sezin liyor. Filistin’de mücadelenin toplumsal bir devrime doðru evrilmesi siyonizme güçlü bir darbe vuruyor. Çünkü Fi lis tinli e mekçiler, kendi bayraklarý altýnda yaþa mak la yetinmeyecekler, bu top raklardaki tüm iktidarý ele almaya giriþecekler. Bu, Ýsrail’in tüm ekonomik iþleyiþini alt-üst eder. Ýsrail, iþgal ettiði topraklarda, yoðun üretim içe risindedir. Filistin’deki suyun %75’i, e nerjinin büyük bir bölümü bu üretim içinde kullanýlýyor. Ayrýca siyonizm, bu üre tim alanlarý saye sinde


iktidar için

Mücadele Birliði

Gündem

Toplumsal devrimin ateþi Ýsrail’in içle ri ne dek yayýldýkça, küçük mülk sahipleri, sadece kanlarýný deðil, belki ondan daha önemli gördükleri mülkle rini de kay betme tehlikesi ni görüyorlar. Þaron onlara “güvenlik” vaat etmiþti. Fakat, büyüyen devri min tüm mülk sahibi sýnýflarý tehdit ediþini engelleyemedi. Þimdi Ýsrail’in küçük mülk sahipleri, poli tika deðiþimi istiyorlar. Onbinler halinde sokaklara çýkýp “Barýþ” tale bini dile getiriyorlar. Dahasý, siyonizmin ordusu, bu en katý çekirdek, çözülüyor. Filistin’deki toplumsal devrimin ilk elden, ama önemli sonuçlarýdýr bunlar. kendi iç sýnýf çeliþkilerini de yumuþatýyor. E ðer bu üretim çiftlikleri ve alanlarý olmasa, siyonizm kendi halkýnýn, askeri yükümlülükler ve vergiler nedeniyle isyanýna ta nýk ola bi lirdi. Kendi halkýný küçük mülk sahibi haline getirip, kendi siyonist politikasýna baðým lý kýlýyor. Siyonizm, Yahudi yerleþim cilere mülk sahibi oldukça yoksul la þan, açlýk çeken Filistin halkýnýn þiddetin den korunma vaat ediyor. Ama bugünlerde, küçük mülk sahibi Yahudiler, bu va at lere pek i nan mý yor gi bi. Toplum sal devrimin ate þi Ýs ra il’in iç lerine dek yayýldýkça, küçük mülk sahipleri, sadece kanla rý ný deðil, belki ondan da ha önem li gördükleri mülkleri ni de kaybetme tehlikesini gö rüyorlar. Þa ron onlara “güvenlik” vaat etmiþti. Fakat, büyüyen devrimin tüm mülk sahibi sýnýflarý tehdit ediþini engelleyemedi. Þimdi Ýsrail’in küçük mülk sa-

18

hipleri, politika deðiþimi istiyorlar. Onbinler halinde sokak lara çýkýp “Barýþ” tale bini dile getiriyorlar. Dahasý, siyoniz min ordusu, bu en katý çekirdek, çözülüyor. Filistin’deki toplumsal devrimin ilk elden, ama önem li sonuçlarýdýr bun lar. Filistin’de toplum sal devrimin yapacaðý çok iþ var. Her þeyden önce, artýk yalnýzca anti-siyonizmin yetmediði ger çeðini kavramak ve bu gerçek etrafýnda net politik hedefler yaratmak. Aylar süren ablukadan sonra Ra mallah’taki evin den çýkan Arafat, “Kudüs’te Filistin bayraðý dalgalanacak” derken, bu eski hayaleti yeniden canlandýrmaya giriþti. Kuþ kusuz, bugünkü Ýsra il devleti varlýðýný sürdürdüðü müddet çe, anti-siyonizm bir çizgi olarak varlýðýný sürdürecektir. Ancak bunun iki tarafý keskin bir býçak olduðu unutulmamalý. Bir yandan bölgede em peryalizmin en büyük dayana ðý olan bir devlet hedeflenirken, öte yandan bu hedef, Filis tin’in mülk sa hibi sýnýflarýnýn politik egemenliðini korumak için kullandýklarý bir araç halini alýyor. Filistin’de toplum sal devrim iki koldan ilerlemek zo rundadýr. Birincisi, kendi iç-sa vaþýný, kendi burjuva ege menlere karþý geliþtirmelidir. Oysa, Filistinli devrim ci güç ler ara sýnda bu konuda bir tereddüt var. Sanki, Filistin poli sine ateþ emri veren A rafat deðilmiþ gibi ve sanki devrimci liderleri ce zaevlerine toplayarak iç savaþý bizzat burjuvazi baþlatmamýþ gibi, devrimci örgütler FKÖ yönetimi içindeki varlýklarýný koruyorlar. Ve A rafat’ý yalnýzca “yönetimden desteklerini çekmek”le tehdit etme, politikasýyla yetiniyor lar. Oysa halk, burjuva politik aygýta karþý, her düzeyde mü cadeleye çoktan baþladý. Bu mücadeleyi örgütlemek, halký burjuvaziden baðým sýz silahlandýrmak, halk direniþ komite lerinde örgütlenmek için, Filistinli devrimci örgütlerin ö nünde sonsuz devrimci imkanlar var. Filistin’de toplum sal devrimin ilerleyeceði ikinci kol, siyonist politikadan ko pan Ýsrail halkýnýn, emek çile ri ve küçük mülk sahibi sýnýflarýyla itti faklar kurmaktýr. Bugün için en zorlu görevlerden bi ri budur. Ö nünde aþýlmasý güç engeller var. Ezilen u lus Filistin halkýnýn Yahudi toplumuna duydu ðu çok de rin güvensizlik var. Bu güvensizlik haklý nedenlere dayanýyor elbette. Ancak siyonist devlet, üzerinde yükseldiði toplum par ça lan ma dan, güç ten düþmez, çözü le mez. Bu çözülme þim diden baþlamýþtýr.


iktidar için

Mücadele Birliði

19

ON YIL’IN DEVRÝMCÝ DEHASI; ZÝNDAN SAVAÞLARI omünist devrim mücadelemiz, Bu nedenle, gerçek bir devrimi 19-22 Aralýk Zindan her gerçek büyük devrimin, devanlamaksýzýn, yine devrimin yarattýrimci birikiminin aydýnlýðýyla büðý yüksek devrimci birikimler anlasavaþlarý ve Ölüm Orucu, yüyor. Ýlk proleter devrimi Paris þýlamaz. Bizde de Komün gibi, Ekim devrimin kolektif dehasýdýr. Komünü, 1789’un devrimci birikigibi devrimci birikimlerde, sýnýfsýz, söHiçbir gerçek devrimde mi, 1848’in ilk proleter iç savaþý mürüsüz geleceðin tadý ve yürek vubinlerce insan, küçük ve Blanquruþlarý vardýr. Bir þeyi on yýllar, yüzyýli gibi her defasýnda devrimin Basduvarlara kýstýrýldýðý için lar ötesine baþka hangi güç taþýyabilir tille duvarýný yýkarak özgürleþtirki! Bizde, hayatýn ve ölümün devrimci ölümü yeðlememiþtir. diði savaþ komutanlarý ile gelecegeleceðinden baþka bir þey yoktur. Devrim, muzaffer ðe komünistçe ýþýmýþtý. Ýþte BastilYoksa Deniz’in, Mahir’in, Ýbo’nun, yürüyüþünden çevrilip le o gün bir kez daha yýkýlmýþtý ve Mahsum’un bugün hala aramýzda, yahüc re le re kýs tý rýl mak tamda bu, devrimin proletaryaya þamda, kavgada adlarý ve anýlarý yaþazafer iþareti olmuþtu. Bir kez daha yabilir miydi? Onlarsýz yada ayný anistendiði için, devrimciler, devrimi devrim yapan bir bayrak lamda devrimsiz, ‘96 Ölüm Orucu’nu, hapishane duvarlarýna kadar yükselmiþti o gün “DEVRÝMCÝ Kürdistan serhýldan ve gerillalarýný, 19 dayanan devrime öncü yön TUTSAKLAR ÖZGÜRLEÞTÝAralýk isyanýný, F tiplerini, Ölüm Oruvermek için feda ederken RÝLMEDEN; ÝÞÇÝ SINIFIÖZcu’nu ve kahraman savaþçýlarýný anlaGÜRLEÞEMEZ”. Ekim Devrimi, mak mümkün müdür? Bütün bunlar akendilerini, bu iyi 1905’in yenilmiþ iþçi ayaklanmapaçýk ve kesin olarak gerçek bir devrianlaþýlmalýdýr. Ölüm larýndan çelik bir Bolþevik müfremin yüksek nitelikleridir. Orucu’nda ölümsüzleþen zeyi süzerek kendisini müjdeleBizde Türkiye ve Kuzey Kürdisdevrimcileri, gerçekten miþti. Devrim, yüzlerce komünist tan’da Denizleri, Mahirleri, Ýbolarý, öncüyü çarlýk hapishanelerinden Mahsumlarý esinlendiren, yine ayný öldürecek olan, bunun tersi özgürleþtirerek Sovyet Kýzýl Ordevrimci birikimin nitelikleridir. Bu anlayýþ olur. Ýþte o zaman F du’su ve proletarya devletinin nedenle ülkelerimizde devrim, apaçýk tipi ölüm, devrimci ölümü mevzilerine fýrlatmýþtý. bir gerçektir. Son 30 yýlýn öyküsü, geryenmiþ olur. Faþizme karþý büyük sosyaçek bir devrimin baþatlýðýný kazanmýþlizm savaþýnýn sömürge bentlerini týr bizde. Bütün bir 30 yýlý gerçek bir yýktýðý devdevrim anlarimci halk satabilir. vaþ la rýn dan Ký ya sý ya Vietnam, Kobir mücadelere, Çin, Küba nin birikiminve daha nice den ve nitedev rim le rin l i k le r i n d en tümünde, bir gerçek bir devrimi gerdevrim çýkar çek bir devortaya. Yoksa rim yapan son 30 yýlýna kah ra man lý faþist askeri ðýn, cesaretin, darbeler, devfedakarlýðýn; rimci önderkomünizmin bütün yüksek insani, ama yine insana dair, ler ve iç savaþlar sýðdýran bir tarihin anlamý anlaþýlabilir devrimin klasik niteliklerinin hepsi vardýr. mi? Onbinlercesinin tutsak alýndýðý, onbinlercesinin gerilla


iktidar için

Mücadele Birliði

20

olduðu, onbinlercesinin ölümsüzleþtiði, bugün hala hücre Asýl ve gerçek kavrayýþ buradadýr. Devrimci, kolektif hücre ölümsüzleþen kahramanlar kuþaðýna sahip olan halk- devrimi ifade eder. Denizlerden Ölüm Orucu savaþçýlarýna larýmýzýn, son 10 yýlda yürüttüðü devrimci iç savaþ, nereye yaþamýn ve ölümün, anlamý ve stratejisi daima bu oldu. 19konabilir? Her büyük gerçek devrimin yaþadýklarýný yaþý- 22 Aralýk Zindan savaþlarý ve Ölüm Orucu, devrimin koyoruz biz. Hepsi bu!!! lektif dehasýdýr. Hiçbir gerçek devrimde binlerce insan, küSon 50 yýlýn ender bir mücadele ve devrim savaþýmý- çük duvarlara kýstýrýldýðý için ölümü yeðlememiþtir. Devný, Türkiye ve Kürdistan halklarý yarattý. Devrim ve sý- rim, muzaffer yürüyüþünden çevrilip hücrelere kýstýrýlmak nýfsýz, sömürüsüz komünist dünya beden bedene, hücre istendiði için, devrimciler, hapishane duvarlarýna kadar dahücre, damla damla, ülkelerimiz topraðýna iþlendi. Sýramýz yanan devrime öncü yön vermek için feda ederken kendilegeldiðinde en önde bayraðý biz taþýdýk Enternasyonal için. rini, bu iyi anlaþýlmalýdýr. Ölüm Orucu’nda ölümsüzleþen Ve ödediðimiz, böylesine kýyassýz bir görevin onur verici devrimcileri, gerçekten öldürecek olan, bunun tersi anlayýþ bedelleridir. olur. Ýþte o zaman F tipi ölüm, devrimci ölümü yenmiþ olur. Her yerde, her devrimci, bütün yüreðince ve bilincinin Devrim, sadece soyut düþüncenin iþi deðil, asýl olarak olanca duruluðu ile bunu özümsemiþ olarak ölümsüzlüðe somut gerçeklerin iþidir. Onbinlerce devrim savaþçýsýnýn öfütursuzca kanat vuruyor. Her büyük devrimde olduðu gibi lümsüz gerçekleri ve anýlarý baþka ne olabilir ki? Bu yükkahramanlýk ve feda bilinci bizde de kolektif bir nitelik ol- sek insan niteliðini yaratan devrimdir. Türkiye ve Kuzey du. Biz bir, iki, binler demeden hayatý sonsuzlaþtýrdýk. Ýþte Kürdistan’da son 10 yýl, gerçek bir devrimin gölgesi adým bu, proleter sýnýfýn kolektif devrimci niteliðinden baþka ne- adým, hücre hücre, beden bedene dolaþmýþtýr. O zaman devdir ki? Denizlerden, Mahirlerden, Ýbolardan baþlayýp hücre- rimi kendi doðal, zorunlu amaçlarýna dek ileri götürmek gede 85’inci kez yücelen kahramanlarý, sayýlarla mý anlarsý- rekir: Devrim Hükümeti! Her düþen devrimcinin cansýz benýz, yoksa gerçek bir devrimle mi? deninde asýl hücre hücre, damla damla filizlenen þey, gerÖlüm, hayatýn toprakta sabýrçek, somut emeðin devrimci egesýz doðuþu kadar devrime aittir. menliðidir. Devrimci halklar için ölüm, en Devrim, son Ölüm Orucu sazorlu ama en çelik giysisini giyvaþý ile birlikte, insanda en yükÖlüm, hayatýn toprakta sabýrsýz diði geleceðe ait kolektif özverisisek niteliklere, dönüþümlere yol doðuþu kadar devrime aittir. dir. Ýþte böyle bir düzeyde devrim, açtýðý kadar, devrimimizin kolekDev rim ci halk lar i çin geleceðin sabýrsýz doðum sancýlarý, tif düzeyini yükseltmiþtir. En umutlu haykýrýþlarýdýr. Her büyük güçlü silahlarý, en büyük nitelikölüm, en zorlu ama en çelik gerçek devrimde, Bastillerin, Saleri kazandýk. Ýnsan soyu, kapigiysisini giydiði geleceðe int-Petersburg Kalelerinin, Saygon talizmi ve bu son sýnýflý topluZindanlarýnýn, Nazi Kamplarýnýn ait kolektif özverisidir. Ýþte böyle mun bütün tarihi kötülüklerini ve ille de F tiplerinin ölümün ve kesinlikle böyle yenecektir. bir dü zey de dev rim, ge le ce ðin zulmün, gerçek bir devrime karþý Devrimimize karþý ABD, kuþanýlan sonal savaþ biçimleri olAvrupa Birliði; TC faþizmi ve sabýrsýz doðum sancýlarý, duðu, bir tarihsel tecrübedir. tüm kapitalist dünyanýn kurduðu umutlu haykýrýþlarýdýr. Her devrimci halk, boyunduittifaký, en güçlü yanýmýzdan yaruk ve özgürlük çeliþkisinin görünkaladýk. Onlarý ise en zayýf yatüsünü, çoðu zaman ve ilk elden nýndan yakaladýk. Bütün dünyazindanlarla görür. Zindanlarýn ve zindan savaþlarýnýn an- ya ise devrimci bir Enternasyonal mücadele kaldýracý olamý, ortalama, “duyarlý” yaklaþýmlarýn(!) budalalýðýnda labiliriz. Ölüm Orucu savaþý ve bütün 30 yýlýn devrimci deðil, iþte bu gerçek çeliþkinin çarpan yüreðindedir. Öz- birikimi, bizde bu gücün olduðunu gösteriyor. Her yergürlüðün baþladýðý veya bittiði bazý anlar, görüntüler ve de Kapitalizm ölüm kusarken, Ölüm Orucu savaþý ile simgeler vardýr. Peki, bugün, þimdi, þu an bütün bu açýk büyüyen devrimimiz, “Kapitalizm Öldürür, Kapitalizgerçek, zindanlar deðil midir? “Mimari düzenlemenin” , mi Öldürün” Enternasyonal sloganýnýn bayraðýný taþý“Yasal güvencelerin”, “üç kapý üç kilit”in, devrim ve karþý- yor. devrimin en amansýz, en ölümcül çatýþma aþamasýnda deZÝNDANLAR YIKILACAK, ðiþtireceði ne olabilir? Denizler, Mahirler, Ýbolar nerede, DEVRÝM KAZANACAK! “üç kilit-üç hücre” nerede? 85 kahramandan birisinin bir YA DEVRÝM YA ÖLÜM! hücresi kaç kilit eder?! Üstelik faþizme göre, gerçek bir YAÞASIN devrim 5-10 F tipi ediyorken, F tipi karþýlýðýnda istenen PROLETARYA ENTERNASYONALÝZMÝ! devrimdir. Çünkü beyaz ölümler, kör hücreler, devrimi çevirme ve bastýrma stratejisinin henüz kilitli kapýsýdýr. Leninist Bir Tutsak


iktidar için

21

Mücadele Birliði

Zindanlarý Yýkacak,

ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! Faþizmin zindanlarýnda devam eden Ölüm Orucu eylemlerinde 2 kýzýl karanfil daha zindan duvarlarýný parçalayarak ölümsüzleþmiþtir. Faþist devletin tüm baský, tehdit, iþDersim Nazimiye’de doðan Yeter Güzel, kükence ve katliamlarýna, bunlarýn yanýnda yaçük yaþlardan itibaren devrimci mücadele ile talan ve demagojik haberlerine raðmen ilk nýþmýþtý. Defalarca gözaltýna alýnan ve aðýr iþkengünkü kararlýlýðýndan, kendini feda etme rucelere maruz kalan Yeter Güzel, Saðlýk Emekçilehundan kopmadan, yüksek bir irade ve bilinç ri Sendikasý’na üye olan bir saðlýk emekçisiydi. Eile devam ettirilen Ölüm Orucu eylemleri senyalý Saðlýk Ocaðý’nda görevini sürdürdüðü 500’lü günlerindedir. Ýþçi ve emekçi halklarý1999 yýlýnda evine yapýlan bir baskýn sonucunda mýzýn devrimci tutsaklarýn bu onurlu eylemigözaltýna alýnmýþ, tutuklanarak Gebze Zindanýna ni sahiplenmelerinin, onlarýn gücüne güç götürülmüþtü. Ölüm Orucu eylemleri baþladýðý sükatmalarýnýn önemi þimdilerde çok daha öreçte eyleme katýlamayan, ancak gönüllü olduðu nemlidir. Ýþbirlikçi tekelci burjuvazinin, içinkonusundaki ýsrarlarý sonucu 7. Ölüm Orucu ekide bulunduðu ekonomik ve politik krizden binde yer alan Yeter Güzel, eyleminin 26. gününkurtulmak amacýyla, kitleleri iþsizlik, yokde tahliye edilmiþtir. Tahliye olduktan sonra Alisulluk, açlýk ve bunun beraberinde yokoluþa beyköy Direniþ Evi’nde TKP(ML) davasý tutsaksürüklediði, tüm bunlarýn yanýsýra iþkence, larý ile birlikte eylemine devam etmiþ, 13 Kasým günü faþist devletin K. Armutlu ve tehdit, gözaltý, kaybetme, katletme politika- Alibeyköy’deki Ölüm Orucu savaþçýlarýnýn bulunduðu evlere gerçekleþtirdiði katliam larýnýn daha da yoðunlaþacaðý bir döneme gi- saldýrýsýnda gözaltýna alýnmýþ, sonrasýnda ise tutuklanmýþtýr. riyoruz. Faþist devlet böylesi bir ruh halin10 Mart 2002’de ölümsüzleþen Yeter Güzel’in cenazesi Dersim’e gönderilmiþtir. deyken; ülkelerimiz genelinde iþçi ve emekçi kitleler ise içerisinde bulunduklarý zor yaediyor. þam koþullarýnda; “artýk yeter” seslerini yükseltmektedirler. 9 Mart 2002 tarihinde, DHKP-C davasý tutsaðý Ölüm OruBir ülkede her þeyin emeðin olmasý için gerekli olanýn pro- cu savaþçýsý Yusuf Kutlu, zorla müdahale edilmek üzere götületaryanýn saflarýnda mücadeleye katýlarak, iktidarý almak oldu- rüldüðü Ankara Numune Hastanesi’nde, eyleminin 279. güðu bilince çýkarýlmalýdýr. “Devrimci Tutsaklar Özgürleþtirilme- nünde, 10 Mart 2002 tarihinde de TKP(ML) davasý tutsaðý Öden Ýþçi ve Emekçi Sýnýflar Özgürleþemez” þiarýnýn bizlere ver- lüm Orucu savaþçýsý Yeter Güzel, eyleminin 170. gününde, diði bu çok açýk perspektif ile hareket etmeli, devrimin öncü Bayrampaþa Cezaevi Hastanesi’nde ölümsüzleþmiþlerdir. kadrolarý ile iþçi ve emekçi sýnýflar arasýndaki kopmaz baðlarla Zindanlarda Ölüm Orucu eylemlerine devam eden bazý oluþturulmuþ zincirleri kuvvetlendirmeliyiz. devrimci tutsaklarýn saðlýk durumlarý gün geçtikçe kötüye gitDevrimci tutsaklarýn 19 Aralýk katliam saldýrýsý sýrasýndaki mektedir. tavýrlarý, cesaretleri, fedakarlýklarý, bunun yanýnda yüzlerce TKEP/Leninist davasý tutsaðý Ölüm Orucu savaþçýsý Þerif gündür sürdürdükleri Ölüm Orucu eylemleri, devrimin zaferini Kartoðlu’nun, 13 Mart 2002 tarihi itibariyle Tekirdað isteyen iþçi ve emekçilerin mücadelelerine ýþýk tutmaya devam Devlet Hastanesi’nde tutulduðu, eyleminin 194. gününde olduðu, aðzýnda yaralarýn oluþtuðu, ishal olduðu, saðlýk durumunun iyi olmadýðý öðrenilmiþtir. Bilinci kapanýp açýlan TKEP/Leninist davasý tutsaðý Ölüm Orucu savaþçýsý Ergül Çiçekler’e bulunduðu Ýzmit Devlet Hastanesi’nde zorla müda1973 yýlýnda Hatay, Antakya, Ekinci Belde- hale edildiði, kafasýnda ve bileklerinde darp sonucu si’nde doðmuþtur. 29 yaþýnda olan Yusuf Kutlu, yaralar oluþtuðu, tutuklanmadan önce oto boyacýlýðý yapan bir e13 Mart 2002 tarihinde zorla müdahale edilmekçidir. 1995 yýlýnda tutuklanarak Malatya Zinmek üzere Bayrampaþa Hastanesi’nde tutulan danýna konulan Yusuf Kutlu, 19 Aralýk 2000 zin- devrimci tutsaklardan Meryem Altun’un Kartal dan katliamýnda Bartýn Zindanýnda bulunuyordu. Devlet Hastanesi’ne, Aydýn Odabaþ, Murat Aslan Katliam sonrasý Sincan Zindanýna sevk edilmiþti. ve Hasan Aydoðan’ýn Haseki Devlet Hastanesi’ne, DHKP-C davasý tutsaðý olarak katýldýðý Ölüm O- Ahmet Özdemir, Mehmet Karaman, Erkan Tatlý, rucu eyleminin 279. gününde, Ankara Numune Doðan Tokmak, Berkan Abatay ve Ramazan ÖktülHastanesi’nde ölümsüzleþmiþtir. Cenazesi yolmüþ’ün ise Þiþli Etfal Hastanesi’ne kaldýrýldýklarý, daþlarý tarafýndan alýnarak doðduðu yer olan Ha14 Mart 2002 tarihi itibariyle zorla müdahale ediltay’a gönderilmiþ, orada güneþe uðurlanmýþtýr. mediði, öðrenilmiþtir.

Yeter Güzel ÖLÜMSÜZDÜR!

Yusuf KUTLU ÖLÜMSÜZDÜR!


iktidar için

Mücadele Birliði

22

GAZÝ KATLÝAMI 7. Yýlýnda... 12 Mart 1995 günü faþist devlet eliyle gerçekleþtirilen katliam saldýrýsýnda Gazi Mahallesi silah seslerinin duyulmasý ile sokaklara çýkýyordu. Faþist devletin katliamcý yüzünü gören ve silah sesini duyarak dýþarý çýkan iþçi ve emekçilerin sayýsý 1015 iken, gecenin ilerleyen saatlerine doðru 500’lere, sabahýn ilk ýþýklarýyla birlikte de binlerce kiþiye ulaþýyordu. Sabahýn ilk saatleriyle birlikte kahvehane önünde toplanan kitle, katliam saldýrýsýný duyarak Gazi Mahallesine gelen devrimci, demokrat, yurtsever iþçi ve emekçilerle onbinlerce kiþiye ulaþmýþtý. Herkesin ilk aklýna gelen; “yürüyüþün yönünün faþist devletin iþkencehanesi, pislik yuvasý Gazi Karakolu olmasý gerektiði”ydi. Ve öyle de oluyordu. Kitle “Gazi’nin Katili Faþist Devlettir” sloganlarý ile karakola doðru yürüyüþe geçiyordu. Faþist devlette kendince yapýlmasý gereken þeyleri düþünüyordu. Katliam saldýrýsýný gerçekleþtirmiþti ama, bir halkýn böylesine kin, öfke ve cesaret örneði göstererek ayaklanacaðýný hesap edememiþti. Bazý gazeteci, yazar ve aydýnlardan(!) oluþan bir grubu, apar topar yataklarýndan kaldýrýp Gazi Mahallesi’ne gönderiyordu. Bu grubun orada yaptýðý konuþmalar Gazi Mahallesi halkýný tatmin etmiyordu. Halk bu saldýrýnýn karþýlýksýz kalmasýný istemiyordu, çatýþacaklardý, gerekirse onlarda öleceklerdi. Faþist devletin ellerinde otomatik silahlý onbinlerce polisine ve askerine aldýrýþ etmeden sokaklara çýkan iþçi ve emekçiler, faþizm karþýsýnda susmuyordu. Gazi Mahallesi’nde yaþanan ilk günün ardýndan ayaklanmanýn kývýlcýmý Okmeydaný, Nurtepe, Gülsuyu, Ümraniye vb. emekçi semtlerine ve yerleþim bölgelerine sýçrýyordu. Ümraniye 1 Mayýs mahallesi iþçi ve emekçileri de, katliamcý devleti teþhir etmek ve yiðit Gazi Mahallesi halkýnýn uzlaþmaz tavrýný selamlamak adýna kendi mahallelerinde barikatlar kurmaya baþlýyorlardý. Gazi Mahallesi ve sonrasýnda Ümraniye 1 Mayýs Mahallesi’ne sýçrayarak büyüyen ayaklanma, 3 gün süren savaþým sonrasý, 23 yiðit, fedakar, cüretli ve cesaretli devrimci, demokrat, yurtsever insanýn ölümsüzleþmesi ile tarihe geçiyordu. Geçen 7 yýllýk süreç içerisinde Gazi Ayaklanmasý’nda katledilenlerin ailelerinin, devlet ve katliama karýþan polisler aleyhine açtýklarý davalarda hiçbir sonuç alýnamamýþtýr. Gazi Mahallesi’nde faþist devlet eliyle gerçekleþtirilen bu katliamý protesto etmek ve ölümsüzleþenleri anmak için 12 Mart 2002 günü ailelerin düzenlediði bir anma gerçekleþtirildi. Faþist devlet, her yýl gerçekleþtirilen yýldönümü eylemlerinde; içinde büyüyen korkuyu azaltabilmek ve katýlýmýn az olmasýný saðlayabilmek amacýyla erken saatlerden itibaren tüm giriþ ve çýkýþlarý tutarak mahalleyi abluka altýna almaktadýr. Bu sene de yine ayný þeyler yaþanmýþtýr. Geçen yýllarda olduðu gibi bu yýl ki eylemde de onlarca gözaltýna alýnan olmuþ, kitlelerin eyleme katýlmalarý engellenmek istenmiþtir. Cemevi önünde

bulunan kitlenin kararlý tavrý sonucu gözaltýna alýnanlar kýsa bir süre sonra serbest býrakýlmýþlardýr. S a a t 12:00 civarýnda ölümsüzleþenler adýna, Gazi Cemevi’nde yemek verildi. Alibeyköy Mezarlýðý’nýn ziyaretinden dönen kitlenin katýlýmý ile mezarlýða yapýlacak yürüyüþ için kortejler oluþturulmaya baþlandý. Yüzlerce polisin oluþturduðu bir çemberin içerisinde yürümeye çalýþan kitlenin en önünde ölümsüzleþenlerin aileleri “Gazi’nin Katilleri Affedilmesin”, Gazi Halk Meclisi “Susurluk Devam Ediyor Adalet Ýstiyoruz”, DMP’de “Sivas, Gazi, 19 Aralýk... Unutmadýk, Unutturmayacaðýz” yazýlý pankartlarý ile yer aldýlar. “Gazi’nin Katili Kontrgerilla Devleti”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”, “Gazi Þehitleri Ölümsüzdür”, “Kahramanlar Ölmez Halk Yenilmez”, “Katil Polis Gazi’den Defol”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Direniþimiz”, “Analarýn Öfkesi Katilleri Boðacak”, “Gazi’de Polis Ýstemiyoruz, Gazi’de Abluka Kaldýrýlsýn”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarý ile sýk sýk “Bedel Ödedik, Bedel Ödeteceðiz” sloganý atýldý. Mezarlýða kadar polis çemberi içerisinde yapýlan yürüyüþ sonrasý mezarlarýn baþýna gelindi. Burada, Gazi ayaklanmasýnda ölümsüzleþenlerin anýsýna 1 dakikalýk saygý duruþu sonrasý katliamda katledilenlerden Zeynep Poyraz’ýn babasý bir basýn açýklamasý okudu. Yapýlan açýklamada; mahkemelerin Trabzon vb. uzak illere sürüldüðünden söz edilerek “Bugün bizim için çocuklarýmýzýn kanýnýn döküldüðü gündür. 1995’te çocuklarýmýzý katlettiler, katilleri cezalandýrýlmadýlar” denildi. “Bizim çocuklarýmýz sokaklarda katledildiler, birlikte mücadele etmeliyiz. 12 Mart 1995’te ellerinde uzun namlulu silahlarla devletin polisleri çocuklarýmýzý öldürdü.(...) Yaralýlarýn hastanelere götürülmesini engellediler. Dünyanýn hiçbir yerinde rastlanmayacak bir vahþilikle ölü bedenleri çöp bidonlarýna attýlar.(...) Gazi halkýný potansiyel suçlu ilan ettiler...” içerikli basýn açýklamasý “Bedel Ödedik, Bedel Ödeteceðiz”, “Analarýn Öfkesi Katilleri Boðacak” sloganlarý ile sýk sýk kesildi. Basýn açýklamasýnýn ardýndan Cemevi önüne doðru yürüyüþe geçen kitle, bir süre sonra daðýlmýþ, eylem sona ermiþtir.


iktidar için

Mücadele Birliði

3 Mart 2002 Cumartesi akþamý Ýstanbul Esenler, Karabayýr Mahallesi’nden çatýþma sesleri yükseldi. Biz olayýn baþlamasýnýn görünen sebebi üzerinde durmayacaðýz. Bazen bir trafik kazasý, su kuyruðundaki anlaþmazlýk, bazen de alacak-verecek kavgasý gibi sorunlar bir sokak çatýþmasýnýn baþlamasýna sebep olabiliyor. Karabayýr Mahallesi emekçi yýðýnlarýn yaþadýðý yoksul bir semt. Burjuva sýnýfýn açlýk sýnýrýnýn altýnda verdiði ücretlerle, iþten çýkararak, yarý aç-yarý tok, geleceðinin iþsizlik ve sefalet, açlýk ve ölüm arasýnda gezdiði, onbinlerce emekçiyi yýðdýðý bir mahalle. Burjuvazinin yýllardýr emeklerini gasp edip kendisine biriktirdiði servetin ve lüksün, sermayenin karþýlýðýnda, buralarda emekçilerde biriktirdiði ise; dayanýksýz konutlar, saðlýk sorunlarý, týka basa dolu araçlarla fahiþ fiyatlarla ulaþým, geleceksizlik, yaþamdan kovulma, kin ve öfke. Bin yanda sermaye diðer yanda müthiþ bir sefalet. Ülkelerimizde bu bütünlük içerisinde küçük bir sorunun kavgaya, kavganýn yayýlmaya, taþlý sopalý, molotoflu, silahlý çatýþmaya dönüþmesi bu temel üzerinde gerçekleþiyor. Eðer kitleler en ufak bir sorunda sokaða dökülüp þiddet araçlarýný devreye sokuyorsa, yaþamýný hiçe sayarak ölümüne savaþýyorsa, zincirlerinden baþka kaybedecek hiçbir þeyinin kalmadýðýnýn en canlý kanýtýdýr bu. Esenler’in öncesinde ve sonrasýnda Adana’da yaþanan mahalle kavgalarý ve daha birçok ilde yaþanan olaylar Esenler’in ülkelerimizin her yanýnda yoksul yýðýnlarýn genel durumunu yansýttýðýný gösteriyor. Devletin Esenler’deki olaylar karþýsýndaki ruh hali ise medyanýn sürekli yinelediði “Etnik veya siyasal bir olay deðil, alacak verecek sorunu” þeklindeydi. Bunun tercümesi “sakin olun, sizi ilgilendiren hiçbir þey yok, birilerinin alacak-verecek sorunundan kaynaklanýyor, kiþisel bir olay, toplumsal deðil”in ifadesiydi. Neden bu þekilde yansýtýldý? Üstüne basa basa böyle

23

vurgulamalarýnýn sebebi, eðer Roman kökenli emekçilere yönelmiþ bir hareket olarak, yani etnik bir saldýrý olarak algýlanýrsa zaten patlamaya hazýr bir dinamit gibi bekleyen insanlar sokaklara dökülebilir, çatýþmalar her tarafa sýçrayabilirdi. Ayný þekilde demokratdevrimci emekçilere yapýlmýþ bir saldýrý diðerinden daha da þiddetli sonuçlar doðururdu. Sonuçta “ne þekilde ve nereye yöneleceðinden” baðýmsýz genele yayýlabilecek çatýþmalarýn korkusu üzerlerinde müthiþ bir baský oluþturuyor. Böyle bir kývýlcýmýn bozkýrý tutuþturarak, sýrça köþklerinin yakýlmasýna, devrimcilerin de yönlendirmesiyle iktidarýnýn kaybedilmesine kadar varabilecek olan zincirleme olaylarýn son halkasýnýn kabusunu sürekli yaþamaktalar. Bir taraftan da acilen bölgeye binlerce sivil ve resmi polis yýðarak çatýþmayý hemen, kýsa sürede bitirmek için uðraþýyordu. Ama bunu baþaramadý. Polis panzerleri taþlandý, molotoflandý. Valiliðin Ýller Ýdaresi Yasasý’na dayanarak sýkýyönetim ilan edip dýþarý çýkma yasaðý uygulamasý devreye girdi. Evleri basmaya, aramaya, insanlarý gözaltýna almaya baþladýlar. Tabii ki evleri bilinen demokratdevrimci insanlara öncelik verildi. Çünkü çatýþmalarýn faþist devlet güçlerine yönlendirilmesi en tehlikeli olanýydý. Yine de estirdikleri tüm teröre, gözaltýlara raðmen valinin ve emniyet müdürünün taþlanmasý faþist devletin ve uþaklarýnýn niteliðinin kitlelerin bilincine kazýnmýþ olmasýnýn göstergesiydi. Boðaziçi Elektrik þirketine baðlý ekiplerin de daha önce giremedikleri mahalleye, sokaða çýkma yasaðýndan yararlanarak girmesi ve kaçak kullanýlan elektrikleri kesmesi ise kapitalistlerin fýrsatçýlýðýný ve ölü soyuculuðunu emekçi mahalle halkýna göstermiþtir. Bu olaydan çýkarýlmasý gereken en önemli derslerden birisi de eðer biriken öfkeyi örgütleyip iktidar hedefine yönlendiremezsek, baþka hedeflere yöneleceði, enerjinin harcanacaðý ve devrimin gecikeceðidir.


iktidar için

Mücadele Birliði

Ýþbirlikçi tekelci sýnýfýn faþist devlet aygýtý baský ve zor araçlarýnýn en önemli ayaklarýndan biri olan polisi iç savaþýn ulaþtýðý yeni düzeye uygun biçimde yeniden örgütlüyor. Þu anki haliyle iþlevsiz hale geldiði her olayda daha açýk biçimde görülen “Asayiþ Þubeleri” kapatýlýyor. Asayiþ ve Çevik Kuvvet ekipleri yeni kurulacak olan “Önleyici Þube Müdürlükleri”ne alýnýyor. Ankara Emniyetinde denemesi baþlatýlan “Asayiþ Gönüllüleri” projesi yaygýnlaþtýrýlýyor. Artýk yönetenlerin eskisi gibi yönetemediðini kabul ederek emekçi yýðýnlarýn eylemlerini etkisiz hale getirmek, isyan ve ayaklanmalarý önleyebilmek için hýzla yeni önlemler geliþtirmek zorunda kaldýðýný görüyoruz. Emekçi yýðýnlar da her geçen gün artýk ne pahasýna olursa olsun eskisi gibi yönetilmek istemediklerini farklý eylemlerle farklý hedeflere yönelerek de olsa sürekli tekrarlýyorlar. Bütün bu parça parça sýkça yaþanan eylemler, sürekli ortak genel eylemlere isyan ve ayaklanmalara doðru evriliyor. Burjuva sýnýfý mülkünü ve iktidarýný kaybetme korkusuyla hýzla ayaklanmalarý önlemenin telaþý içerisinde “Önleyici Þube Müdürlükleri” kuruyor. Bu da yeterli deðil çünkü ayaklanmanýn mayalandýðý emekçi semtlerinin de içine kadar sýzmasý, oradaki konuþmalarý, halkýn ruh halini, kimin ne planladýðýný, kimlerin “asayiþi” (burjuva mülkiyeti) bozucu iþlerle uðraþtýðýný, devrimcidemokrat kiþilerin nerede oturduðunu vb. bilmesi gerekir. Bunu zaten paralý uþaklarý istihbarat ve polis birimleriyle yapýyor yýllardýr. Ama çok yetersiz kalýyor. Bunun için; toplumda her an denetlenebileceði ruh halini yaratarak pasifize etmek, psikolojik baský oluþturup paranoya yaratmak, insanlarýn birbirlerine güven duymalarýný engelleyerek parçalara bölüp atomize etmek için parasýz uþaklara, muhbir ve ajanlara, “asayiþ gönüllüleri”ne sarýlýyor dört elle. Amaç, emekçi yýðýnlarý bölmek, parçalamak, birleþmelerini engellemek, çýkarlarý ortak olanlarý ayrýþtýrmak... Bütün bu önlemler, burjuva iktidarýn yýkýlmakta olduðunu, devrim ve sosyalizmin bütün pencerelerden bize baktýðýný gösteriyor. Ayný zamanda devrimi baþarabilmek ve bu engelleri aþabilmek için; iç savaþýn ulaþtýðý düzeyi, bu önlemler karþýsýnda milislerin ve semt komitelerinin kurulmasýnýn acil ve zorunlu olduðunu emekçi yýðýnlarýn bilincine çýkarmalýyýz. Eðer elimizi çabuk tutup hýzlý hareket edemezsek, faþizmin gerisinde kalýrýz. Kitlelere öncülük edip hýzla semt komitelerini ve milisleri oluþturup pratik adýmlar atamazsak bu tür faþist örgütlenmelerin önüne geçemeyiz.

Ýktidar Ýçin Mücadele Birliði Okuru

24

Kürt halkýnýn yüzyýllarca yaþadýðý ezilmiþliðe ve zulme karþý demirci Kawa’nýn zalim Kral Dehak’ýn baþýný ezerek yaktýðý özgürlük ateþini simgeleyen Newroz kutlamalarý, TC.nin politik saldýrýsýyla bahar bayramýna dönüþtürülerek, nevruzlaþtýrýlarak içi boþaltýlmaya, devrimci yönü yok edilmeye çalýþýlmýþtýr. Emperyalist-kapitalist sistem, ömrünü uzatabilmek için, ömrünü sona erdirecek olan emekçi sýnýflara karþý zor aygýtlarýnýn yaný sýra çok çeþitli politik araçlarýný da kullanmayý ihmal etmiyor. Son dönemlerde en fazla baþvurduðu yöntem, politik çevirme hareketidir ve bu sayede burjuvazi, emekçileri, devrimci nitelikteki olgularýn içini boþaltarak iktidarý almaya yönelik bir devrim yolundan uzaklaþtýrmak, bunun yerine geçici reformlar için savaþýma yöneltmek istemektedir. Burjuvazinin bu politikasýna son yýllarda en net þekilde emekçi halklarýmýzýn devrim savaþýmýnýn gelenekselleþmiþ günlerinde rastlýyoruz. Ýþçi-emekçi-yoksul halklarýmýzýn bu kutlamalarý, yoðun katýlýmlarý getiriyor ve halklarýmýzý dayanýþmanýn çelikten baðlarýyla birbirlerine baðlýyor. Sýk sýk devrimci çýkýþlara, çatýþmalara yol açan, ayaklanmalara kadar varan bu gün ve eylemler, halklarýmýzýn devrimci istek ve özlemlerini ön plana çýkarmaktadýr. Burjuvazi uzun yýllar boyunca bu eylemleri zor yolu ile bastýrmaya çalýþtý. Her zor kullanýþýnýn ardýndan daha devrimci, daha þiddet dolu eylemlere yönelen emekçi halklarý bastýrmak, susturmak için burjuvazi bu kez de politik manevralarý ile devreye girdi. Onlarca yýldýr iþçi kadýnlarýn bedel ödeyerek kazanmýþ olduðu haklarý ve Dünya emekçi kadýnlar gününün devrimci yönünü bir makasta budayarak feminizmi ön plana çýkaran burjuva-emekçi kadýnlarýn kardeþliði safsatasýyla Dünya Kadýnlar Günü’ne dönüþtürerek içini boþaltarak, böylelikle kadýnlarýn öfkesini sisteme deðil, karþý cinse yöneltip; kadýnlarýn bu günü araç olarak kullanarak devrimcileþmesi tehlikesini savuþturmaya çalýþtý. Ayný þekilde iþçilerin bedel ödedikleri günün anýsýný, 1 Mayýs’ý içini boþaltarak, iþçileri salonlara hapsederek, iþçi bayramý ilan edip tatil yapýlmasýný isteyerek bu topraklarda yaþanan 1 Mayýs katliamlarýný unutturmaya çalýþarak “barýþ içinde 1 Mayýs” hikayesi ile devrimci yönünü yok etmeye çalýþmaktadýr. Küçük burjuva reformist politikalar da buna kan taþýmaktadýr. Ülkelerimiz topraklarýnda ezilen, sömürülen, katledilen Kürt ulusu, yaktýðý bu özgürlük ateþi ile yýllar boyu ayaklanmalara, serhýldanlara koþtu. Katledildi, hapsedildi, yýlmadý. Yüzyýllar önce Demirci Kawa’nýn yaktýðý ateþi söndürmedi. Bugün burjuvazi istediði kadar bu özgürlük gününü bahar bayramýna, Türklerin barýþ ve kardeþlik gününe dönüþtürmeye çalýþsýn, Kürt halký buna gereken cevabý Newrozlarda yanan özgürlük ateþiyle vermeli, vermeye devam etmelidir. Her yýl burjuvaziye inat yanan bu ateþ, son yýllarda zindan savaþlarýnda yakýlan ateþlerle büyüdü. 19 Aralýk Zindan katliamýyla ve F tipi cezaevlerinin Türk ve Kürt emekçi halklarýna ve devrimcilerine dayatýlmasýyla baþlayan Ölüm Orucu eylemi, ilk ölümsüzleþenini 2001 Newroz’unda verdi. Newroz’da yanan özgürlük ve isyan ateþlerini körüklercesine 21 Mart 2001 günü Ölüm Orucu savaþçýsý Cengiz Soydaþ ölümsüzleþti. Bu yýl da Newroz, ülkelerimiz iþçi emekçi halklarýnýn, enternasyonal proletaryanýn ve ezilen halklarýn, zindanlarda devrimci tutsaklarýn verdikleri savaþ Newrozun tetikleyicisi olacak; isyan ve özgürlük ateþi her tarafta yakýlacaktýr..


iktidar için

25

Mücadele Birliði

Ýþbirlikçi Burjuva Sendikacýlýðýn

SOÐUK TERLERÝ 9 Mart 2002 Cumartesi günü Bostancý’da kapalý salonda yapýlan TÜRK-Ýþ toplantýsý oldukça coþkulu ve kalabalýk bir iþçi kitlesi ile yapýldý. Toplantýya gelen, TEKSÝF, Haber-Ýþ, Petrol-Ýþ, Yol-Ýþ, Tes-Ýþ vd. sendikalardan 5000 civarýnda iþçi, TÜRK-Ýþ yöneticilerinin aylar önce söz verdiði “genel grev” talebinin neden yerine getirilmediðinin hesabýný sormaya gelmiþlerdiler. Ve gerçekten de toplantýnýn sonlarýna kadar da hakkýyla bunun hesabýný sendikacýlardan sordular. Tabanda büyük bir öfke birikimi ve iþçiler üzerinde IMF istekli büyük tehlikeler dolaþýrken, sarýburjuva sendika yönetimleri iþçileri yeniden aldatabilmek için oyun içinde oyunlar tezgahlamaya devam ediyorlar. Ýþçileri yaklaþan 1 Mayýs’a kadar oyalamak için ülkenin çeþitli yerlerinde, güya, iþçilerin fikrini almak için kapalý salon toplantýlarý yaparak, eylemsiz býrakýyorlar. Göstermelik 1 Mayýs kutlamalarýndan sonra ise hepsinin ortadan kaybolacaðý kesindir. Toplantýlarýn adýný “Artýk Yeter! Bu Ülke Bizim” koymuþlar, burjuva sendikacýlar. Anti-emperyalist bir çaðrýþýmý var bu adýn. TÜRK-Ýþ, ülkesinde halkýna, yeraltýnda, yer üstündeki servetlerine, deðerlerine sahip çýkýyor sanýlabilir. Oysaki salonda yapýlan konuþmalarda “AB’ye, ABD’ye, IMF’ye Hayýr” sürekli söylenmesine raðmen, bütün bu ülkenin emperyalizme zaten baðýmlý olduðu, ülkemizdeki sermaye yapýsýnýn emperyalizmle iþbirlikçi þekilde oluþtuðu ve devam ettiði, devletin siyasi ve diplomatik olarak emperyalizme baðýmlý olduðu, ordunun NATO’ya baðlý olduðu, ABD üsleri, polisin emperyalistler tarafýndan eðitildiði vb. hiç anlatýlmadý. Adeta bu ülke daha yeni yeni emperyalizme baðlanýyormuþ havasý yaratýldý. Burada sadece TÜRK-Ýþ’i de suçlamamak gerekir. Son zamanlarda ortaya salýnan “ulusalcý-solcu” þarlatan takýmýnýn düþünceleri iki taraftan sýkýþan -hükümet, iþçilerTÜRK-Ýþ yöneticileri için bulunmaz düþüncelerdi. Ne demiþler “Bütün alçaklarýn en son sýðýnacaðý yer milliyetçiliktir”. TÜRK-Ýþ anti-emperyalistlik yapmýyor. Milliyetçilik yapýyor. Baðýmlý bir ülkenin halkýný önce içerdeki iþbirlikçilerin ve onlarýn devletinin güvencesindeki tekelci kapitalizme karýþ savaþa çaðýrmýyor. Onlarý tam tersine “reel sektör” diye adlandýrýp, birlikte krize çözüm bulma toplantýlarý yapýyor. Hatta toplantýda Tek-Gýda Ýþ yönetiminin bastýrdýðý “sendikalý çalýþtýran iþyerlerinin ürünlerini tüketelim” diye b ir broþür bile daðýtýldý. Broþüründe bildiðimiz büyük holdinglerin reklamý yapýlýyordu. Toplantýya gelen iþçiler Bostancý köprüsünden kortej oluþturarak salona kadar yürüyüþ yaptýlar. Salon iþçileri almayýnca ayaktakiler dýþýnda, bir kýsým iþçi dýþarýda kaldýlar. Toplantýnýn baþlangýcýndan itibaren iþçilerde

büyük bir öfke belirtisi olduðu ortaya çýktý. Çoðu salonda üretilen yeni sloganlar ortaya çýktý. “Söz Bitti Sýra Eylemde”, “Salonlarda Deðil Alanlarda Eylem”, “Bayram Meral Bize Eylem Sözü Ver”, “Eylem Nerede Biz Oradayýz” vb. Toplantýnýn yönetimini üzerine alan sözüm ona bazý muhalif þube yöneticilerinin de foyasý ortaya çýktý. Sürekli olarak genel merkezleri eleþtiren bu sendikacýlar, toplantý boyunca Ankara’dan gelen TÜRK-Ýþ yöneticilerini korumakla mükelleftiler. Ýþçilerden sloganlar veya tek, tek tepkiler geldikçe “TÜRK-Ýþ Nerede Biz Oradayýz” diye mikrofondan slogan attýrmak istediler. Ama iþçiler bunun yerine “Eylem Nerede Biz Oradayýz” diye gür bir þekilde baðýrdýlar. Katýlýmcý sendikalarýn en aktifi TEKSÝF Sümerbank iþçileri idiler. Ýþçiler adýna bir bayan, bir erkek iþçi konuþtu. Konuþmalarýnýn kendi ürünleri olmadýðý, bu doðallýðý yansýtmadýðý belli idi. Þube baþkanlarý adýna da iki sendikacý konuþtu. Konuþmalarýnda olumlu yanlar olmasýna raðmen daha hala üst yönetimlerden bir þeyler beklenmesini iþçilere öðütlüyor gibiydiler. Oysa ki bu toplantýlarý da, eylemleri de iþçiler ve kendileri örgütleyip aðalara teslim ediyordular. Artýk koparýlmasý gereken bu halkadýr. Bir genel baþkan da konuþtuktan sonra, sýra TÜRK-ÝÞ baþkaný Bayram Meral’e gelmiþti ki, nedense ara verildi ve yoðun bir müzik dinletisine geçildi. Hem de çeþitli sol sanatçýlarýn müziði dinletilmeye baþlandý. Bunu yapan da muhalif þube baþkanlarý idi. Ýþçilerin tepkisini müzik ve halaylarla düþürmeye çalýþtýlar. Bayram Meral’i kazasýz, belasýz bu toplantýdan çýkarmak istiyordular anlaþýlan. Bunda da oldukça baþarýlý oldular. Bayram Meral kürsüye çýkýnca cýlýz alkýþlar yanýnda gür protestolar ve ýslýklar duyuldu. Sahne biraz karýþtý. Bayram Meral hemen bir çelenkten çiçekler koparýp iþçilerin üstüne atmaya baþladý. Zor zahmet konuþmasýna geçti. Ýþçilerden özürler diledi. Demagojiler yapmaya baþladý. Aylardan beri söz verdiði eylemliliði neden yapmadýðýna dair ise “önce esnaf, köylü bu hükümeti bir görsün, tanýsýn bakalým, onu bekledik. Eðer biz eyleme geçseydik hükümet diyecekti ki bu iþçiler yüzünden esnafa ve köylüye yardýmcý olamýyoruz”. Bu demagoji vasýtasýyla kendini akladý(!) Ama iþçiler asýl olarak bu sarý-sendika aðasýný protesto etmeye gelmiþlerdi. Ondan bir bekledikleri yoktu. Yavaþ yavaþ salonu boþaltmaya baþladýlar. En son toplantý boyunca “Genel Grev Genel Direniþ”, “Þalter Ýnecek Bu Ýþ Bitecek” sloganlarý susmamýþtý. TÜRK-ÝÞ ve diðer sendika üyesi iþçileri zor günler bekliyor ama burjuva-sendikacýlarý daha da zor günler bekliyor. Bu açýða çýkmýþtýr.


iktidar için

26

Mücadele Birliði

COLÝNS Ýþçilerine AÇIK MEKTUP..! 19.02.2002 tarihli “TEKSTÝL ÝÞÇÝLERÝNÝN SESÝ” olarak yayýnladýðýnýz bildiri elimize geçti, okuduk. Her þeyden önce iþçilerin kendi sorunlarýný kendilerinin çözmeleri konusunda iþçilerin kendi güçlerine, kendi yeteneklerine, birikimlerine dayanarak çözüm aramalarý gerekli ve önemlidir. Bu nedenle yayýnlamýþ olduðunuz bildiri bizleri heyecanlandýrdý. Bütün giriþimler desteklenmeli, yaygýnlaþtýrýlmalý ve yoðunlaþtýrýlmalýdýr. COLÝNS’li sýnýf kardeþlerimiz; yapmýþ olduðunuz iþ, yayýnlamýþ olduðunuz bildiri sizleri nasýl etkiledi? Neler düþündünüz, neler yapmayý planlýyorsunuz bilmiyoruz. Sizlere bildirinizle ilgili düþüncelerimizi açýklayacaðýz. Çünkü; yapmýþ olduðunuz iþ, yayýnlamýþ olduðunuz bildiri önemli. Baþka iþ kollarýnda çalýþan sýnýf kardeþlerimize örnek oluþturacak. Ama hemen belirtmeliyiz ki, aramýzdaki bir diyalog, bir iliþki aðýnýn, iþçilerin mücadele birliðini saðlamada önemli bir iþlev görebilir. Elbetteki doðru perspektif ve doðru örgütlenme ve doðru eylem ve mücadele ile... COLÝNS’li sýnýf kardeþlerimiz; “Hortumcu patronlar ve tetikçiler serbest” “Hükümet yolsuzluða deðil, emekçilere düþman” diye baþlýyor bildiriniz. Ve þöyle diyorsunuz: “Sahibi olduklarý bankalarýn içini boþaltmaktan tutuklanan Cavit Çaðlar ve Dinç Bilgin serbest býrakýldý”. Evet bu söyledikleriniz doðru ve bütün iþçiler, emekçiler tarafýndan bilinen gerçekler. Bildirinizin bir paragrafýnda; “yolsuzluk ve ekonomik krizin bu düzende kesin bir çözümü yoktur. Kar düzeninde toplumsal ayrýcalýklarýn olduðu her yerde yolsuzluk olacaktýr. Yolsuzluðun ortadan kaldýrýlmasý, onu yaratan toplumsal eþitsizliklerin, burjuva düzenin son bulmasýyla mümkündür. Bunlarý gerçekleþtirebilecek tek güç ise iþçi sýnýfýdýr” deniliyor. Evet sizlerin de belirttiði gibi; sorunun temelinde yatan þey kapitalist özel mülkiyet sistemidir. COLÝNS’li sýnýf kardeþlerimiz; Bildirinizin bu paragrafýnda sorunun burjuva düzenden, kapitalist özel mülkiyet sisteminden kaynaklandýðýný, sorunlarýn çözümünün “burjuva düzenin son bulmasýyla mümkün olacaðýný söylüyorsunuz. Bunu gerçekleþtirecek tek gücün iþçi sýnýfý olduðunu belirtiyorsunuz. Evet ama nasýl? Açýkçasý sorunlarý saptamýþ, ne yapýlmasý gerektiðini de koymuþsunuz. Buraya kadar söyleyecek bir söz yok. Nasýl “burjuva düzen son bulacak?” Bu yok! Yani sorunun çözümü konmamýþ. Ýþte bu noktada izin verirseniz düþüncelerimizi açýklamak, burjuva düzenin nasýl son bulacaðýný ortaya koymak istiyoruz. 1- “Devlet, egemen sýnýfýn baský ve zor aygýtýdýr” (Karl Marks). Öyleyse her þeyden evvel egemen sýnýfýn baský ve zor aleti olan devlet, kapitalist özel mülkiyet sisteminin, baský ve sömürünün, sýnýf egemenliðinin ve ayrýcalýðýnýn temeli ortadan kaldýrýlmadan burjuva egemenliðine son verilemez. Öyleyse kapitalist özel mülkiyet sisteminin temeli olan burjuva devlet aygýtý havaya uçurulmalýdýr. Bunun için: Çaðýmýzýn en ileri, en modern tek devrimci sýnýfý proletaryadýr (iþçi sýnýfýdýr). Proletaryanýn devrimci sýnýf olabilmesi için; iþçi sýnýfýnýn dünya görüþü olan bilimsel sosyalizmi kavramasý, özümsemesi ve bu temelde örgütlenmesi gerekmektedir. “Proletarya, ya kendi sýnýf partisinde örgütlüdür, devrimcidir, her þeydir ya da hiçbir þeydir”. Ýþte bu nedenle iþçi sýnýfý burjuva düzene son verebilmek için proletaryanýn öncü kurmay partisinin yönlendiriciliði olmadan ne kendisini kurtarabilir, ne de diðer ezi-

BÜTÜN ÜLKELERÝN ÝÞÇÝLERÝ BÝRLEÞÝN!

TEKSTÝL ÝÞÇÝLERÝNÝN SESÝ Hortumcu Patronlar ve Tetikçiler Serbest: HÜKÜMET YOLSUZLUÐA DEÐÝL, EMEKÇÝLERE DÜÞMAN len, sömürülen kitleleri kurtuluþa götürebilir. 2- Sendikalar, iþçilerin ekonomik, demokratik örgütleridir. Ancak sendikalar sadece ekonomik, demokratik mücadele vermezler. Sendikalar bir sýnýf örgütü olduklarýndan iþçi sýnýfýný kendi dünya görüþü olan bilimsel sosyalizm temelinde eðitir, örgütler, proletarya partisinin kurmaylýðýnda sýnýfsal kurtuluþ kavgasýna hazýrlar. Ancak sendikalarýn bugün bu durumdan ne kadar uzak olduklarý da her iþçi tarafýndan bilinen bir gerçek. Kendi ideolojisini kavramayan proletarya, doðaldýrki burjuva politikalarýn etkisinde kalýr ve burjuva partilerinin deðirmenine su taþýr. 3- Ýþçi sýnýfý kendi baðýmsýz örgütlerini mutlak suretle oluþturmak zorundadýr. Burjuva örgütlerle ve burjuva kültürle burjuvaziye karþý savaþýlamaz. Ýþçi sýnýfýnýn öz örgütleri olan komite ve konseylerde örgütlenmek, her türlü saldýrýlardan da kurtulmanýn, özgürce düþünmenin, özgürce kararlar alýp hayata geçirmenin araçlarýdýr. Komite ve konseyler yapýlarý itibariyle iþçi sýnýfýnýn kitle örgütleridir. Demokratik merkeziyetçilik ilkesiyle kararlarýný alýr ve uygular. Demokratiktir, çünkü komite içindeki her iþçi düþüncelerini açýklama hakkýna sahiptir. Merkeziyetçidir, çünkü çoðunluk kararý alýndýktan sonra eylem birliðini gerçekleþtirmek zorunludur. Bu yanýyla komiteler iþçilerin mücadele birliðini saðlayan, en özgür araçlardýr. Sendikalar yapýlarý gereði mevcut yasalara göre hareket etmek zorundadýr, aksi halde kapatýlýrlar. Ama komitelerin böyle bir sýnýrlandýrýlmaya tabi tutulmalarý mümkün deðildir. Komite ve konseyleri sendikalarýn alt organlarý gibi gören anlayýþlar esas olarak komiteleri burjuva düzene baðlamanýn yollarýný ararlar. Oysa komite ve konseyler bugün için devrimin organlarý, devrimden sonra ise iktidar organlarý olacaktýr. COLÝNS’li sýnýf kardeþlerimiz; bugün yapýlmasý gereken en önemli þey; ekonomik, politik kriz içinde çaresiz ve çýkýþsýz bir þekilde iþçi sýnýfýna, emekçilere ve yoksul halk kitlelerine “topyekün savaþ” açan tekelci sermayeyi ve faþist devleti silahlý halk ayaklanmasýyla yýkmak ve yerine Demokratik Halk Devrimi ve Halk Ýktidarýný kurmak ve kesintisiz sosyalizme ulaþmaktýr. Bunun koþullarý her zamankinden daha uygundur. Ýþçiler, Devrimci Ýþçi Komiteleri’nde, konseylerinde silahlý iþçi milisleri biçiminde örgütlenerek proletaryanýn öncü müfrezesi Leninist Parti’nin çaðrýlarýna uymalýdýr. Baþkaca kurtuluþ yolu yoktur. Günün acil görevi; devrimci partide örgütlenmek, silahlý halk ayaklanmasýna hazýrlanmaktýr. FABRÝKALAR, TARLALAR, SÝYASÝ ÝKTÝDAR, HER ÞEY EMEÐÝN OLACAK! YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ! YA DEVRÝM YA ÖLÜM! Leninist Bir Ýþçi


iktidar için

27

Mücadele Birliði

8 MART: Dünya Emekçi Kadýnlarýnýn KAPÝTALÝZME KARÞI SAVAÞ GÜNÜ Dünya Emekçi kadýnlarýnýn kapitalizme karþý savaþ günü olan 8 Mart’ý ülkelerimizde de çeþitli eylemlerle selamladýk. Ülkelerimizin birçok þehrinde gerçekleþtirilen ve eylem komitelerinin “saðduyulu” tavýrlarý ile “sakin” geçen 8 Mart eylemleri, bazý þehirlerimizde çatýþmaya dönüþmüþtür. Mersin’de gerçekleþtirilen eylem, burjuva medya kuruluþlarýnýn ekranlarýna “örgüt adýna slogan atan gruba polisin müdahale etmek zorunda kaldýðý” þeklinde yansýmýþtýr. Ülkelerimizde kapitalizmin uyguladýðý politikalara karþý gerçekleþtirilen her basýn açýklamasý, miting ve hatta ayaklanmaya dönüþen iþçi ve emekçilerin eylemlilikleri, egemen sýnýfýn medyasý tarafýndan çarpýtýlmaktadýr. Kapitalizmin insanlýðý iþsizliðe, açlýða, yoksulluða, bununda ötesinde yok oluþa sürüklediði bu gerçeklikte burjuva medya, yine bildik rolünü oynamaya devam etmiþtir. Ýþbirlikçi-tekelci faþist devletin günler öncesinden baþlattýðý 8 Mart’ýn “Kadýnlar Günü” olarak kutlanmasýna yönelik politikalarý, burjuva medyada “tartýþ(ma)” programlarýyla, miting alanlarýnda ise reformist, oportünist bazý kadýn örgütlülükleri tarafýndan bilerek ve/veya bilmeyerek destek görmüþtür. Ýstanbul’da gerçekleþtirilen miting çeþitli kadýn dernekleri ve platformlarýnýn bulunduðu komitenin “inisiyatifi”nde yapýldý. Þiþli Abide-i Hürriyet Meyda ný’nda ger çekleþtirilen mitinge yak laþýk 5000 kiþi katýlmýþtýr. Çeþitli siyasi partiler, der nekler ve devrim cisosyalist basýn emekçileri ile okurlarý nýn katýldý ðý eylem, sabah sa at 09:30’dan itibaren yürüyüþün yapýlacaðý alanda toplanýlmasý ve kortejlerin oluþturulmasý ile baþladý. 8 Mart’ýn enternasyonal anlamda mücadele etmesi gereken iþçi ve emekçi kadýnlar için ne anlama geldiði konusunda “bilgi eksikliði” oldu-

ðunu düþündüðümüz bazý kadýn örgütlenmelerinin oluþturduðu eylem komitesinin, burjuvazinin politikalarýna destek olan olumsuz tavýrlarýný eylem öncesi erken saatlerde görmeye baþladýk. Sabah saatlerinden baþlayarak eylem komitesinin almýþ olduðu “erkeklerin eylemde arkada yürümeleri gerektiði kararý”ný uygulama çalýþmasýna müdahale ederek, yaptýklarýnýn kime hizmet ettiðini anlatýrken, bu “komite”yi tanýmadýðýmýzý söyledik. Yürüyüþ düzeninde; -yapýlan tüm tartýþmalara raðmenen önde kadýn dernekleri yer alýrken, arkasýndan HADEP, onun arkasýndan ise komitenin söylemiyle “karma” gruplarýn gelmesi isteniyordu. Bu þekilde oluþturulan kortejlerle saat 12:30 civarýnda yürüyüþe baþlandý. Ön taraflarda yer alan ve kendilerine “eylem komitesi” diyen bu gruplar, yürüyüþ öncesi iþçi ve emekçi kadýnlarýn bu mücadele gününde onlarý yalnýz býrakmayan erkek emekçileri “erkekler dýþarý” þeklinde histerik çýðlýklar atarak alandan çýkartmak istemiþlerdir. Yürüyüþ sýrasýnda üzerlerinde “Savaþan Kadýnlar Zindanlarda, Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Kürdistan’da Kadýnlar Devrimle Özgürleþecek”, “Yaþasýn 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlarýnýn Kapitalizme Karþý Savaþ Günü”, “Kadýnlar Emekçi Kadýn Komiteleriyle Özgürleþecek” yazýlý, Ýktidar Ýçin Mücadele Birliði imzalý bildiri ve özel sayýlarýndan daðýtan okurlarýmýza karþý çýkmaya çalýþan bu gibi gruplardan ba zý ka dýnla ra; “yaptýklarýnýn kapitalist sistemin istediði þey olduðu, devrimin zaferinden yana olan kadýn, erkek, genç, yaþlý herkesin bu eylemi sahiplenmesi gerekti ði” anla týl mýþ, “komitenin almýþ olduðu bu ve benzeri kararlarýn tanýnmayacaðý” bir kez daha yinelenmiþtir. “Kapitalizm Öldürür Kapitalizmi Öldürün” þiarýyla hareket ederek, kapitalizmi hak ettiði çöp-


iktidar için

Mücadele Birliði lüðe gönderecek olan proletaryanýn, on yýllardýr sürdürdüðü bu mücadele tarihinde sýnýf savaþýmýnýn cinsiyet ayrýmýyla üzerinin örtülmesi yalnýz ve yalnýz burjuvazinin iþine yaramaktadýr. Bu bilinçle hareket eden kadýn ve erkek proleterler bu tür oyunlara gelmeyeceklerdir. Eyleme coþkulu ve yoðun bir þekilde katýlan HADEP’li kadýnlar “Örgütlü Kadýnýn Yükseliþi Egemen Erkeðin Çöküþü Olacak / HADEP Zeytinburnu Kadýn Kollarý”, “Þiddete Karþý Demok ratik Müca de le, 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü Kutlu Olsun / HADEP Üsküdar Ka dýn Kollarý”, “Demokratik Uygarlýk Kadýnla Fi lizlenecek / HADEP Kadýköy Kadýn Kollarý” vb. pankartlarýný taþýdýlar. DÝSK Limter-Ýþ Sendikasý ve Aktif Daðýtým iþçilerinin bulunduðu TÜMTÝS ise pankartlarý ve sloganlarý ile eyleme destek verdiler. Devrimci-sosyalist basýn emekçileri ve okurlarý ile çeþitli demokratik kitle örgütleri de “Þan Olsun 8 Mart’ý Yaratanlara ve Yaþatanlara / Partizan”, “Kadýnlarýn Kurtuluþu Devrim ve Sosyalizmde / Öncü Halkýn Birliði”, “Kadýnýn Kurtuluþu Ýnsanlýðýn Kurtuluþudur / Köz Gazetesi”, “Onurlu Yaþam Ýçin Yoksulluða, Savaþa, Tecrite Hayýr / EKB”, “Herkese Ýþ, Çocuðumuza Ekmek, Ruhumuza Gül Ýsti yoruz / ÖMP”, “Bütün Ülke F Tipi Di rene ceðiz / TAYAD’lý Aileler”, “Tecrite Hayýr, Sakatlýklara Son / TAYAD’lý Aileler”, “Bizim Kadýnlarýmýz / TAYAD’lý Aileler” vb. pankartlarla katýldýlar. Biz de eyleme, üzerinde “Yaþasýn 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlarýnýn Kapitalizme Karþý Savaþ Günü” yazýlý Mücadele Birliði Platformu pankartý ile katýldýk. “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak”, “Faþizme Karþý Silah Baþýna”, “Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek”, “Fabrikalar, Tarlalar, Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Ya Devrim Ya Ö lüm”, “Kürdistan’da Tek Çözüm Ya Devrim Ya Ölüm”, “Sibel Sürücü Ölümsüzdür”, “Yaþasýn Devrimci Emekçi Komi-

28 teleri”, “Yaþasýn Devrimci Ýþçi Komiteleri”, “Aysun Bozdoðan Yaþýyor, Savaþýyor”, “Sibel Sürücü Yaþýyor, Savaþýyor”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” sloganlarýnýn atýldýðý kortejimizin yaný sýra, Ölüm Orucu eyleminde ölümsüzleþen savaþçýlarýn resimlerinin taþýndýðý TAYAD’lý ailelerin ve diðer kitle örgütlerinin bulunduðu kortej lerle de ortak olarak “Zindanlar Yýkýlsýn Tut saklara Özgür lük”, “Devrime Meþale Bizim Kadýnlarýmýz”, “Analarýn Öfkesi Katilleri Boðacak” sloganlarý atýldý. 3 saatlik yürüyüþ sonrasý sloganlar ve alkýþlarla alana gelen kitle çeþitli müzik grupla rýnýn söyledi ði þarkýlar ve marþlar eþliðinde halay çekmiþlerdir. Eylem sýrasýnda o an anlaþýlamayan bir nedenle kitlenin arasýndan geçerek, kitleyi bölmeye çalýþan yaklaþýk 15 resmi araçlýk bir konvoy eyleme katýlanlar tarafýndan protesto edilmiþtir. Süratle geçmek isteyen araçlardan bazýlarýnýn eylemcilere çarpmasýyla yaþanan gerginlik sonrasý, aralarýnda okurlarýmýzýn da bulunduðu iþçi ve emekçiler araçlarý taþlamaya, tekmelerle araçlarý tahrip etmeye baþlamýþlardýr. Eylem komi te si nin “sað duyu” çaðrýlarý ve çabalarýyla bir an önce oradan kurtulmaya çalýþan araçlardan bazýlarýnýn camlarý, çerçeveleri ve kaportalarý kýrýlmýþ, tahrip edilmiþtir. Eylem alanýnda “bu araç konvoyunun polis araçlarý olduðunu” söyleyerek, araçlara vuran iþçi ve emekçilerin, kapitalizme ve faþizme karþý duyduklarý öfkelerinin ne kadar üst boyutta olduðu bir kez daha görülmüþtür. Bazý komite üyelerinin durdurmaya çalýþtýðý bu öfke selinde özellikle kadýnlarýn araçlarý nasýl tekmeledikleri, camlarýna nasýl vurduklarý oldukça dikkat çekicidir -ki bu kadýnlar 15-20 dakika önce “erkekler dýþarý” þeklinde slogan atmaya yönlendiriliyorlardý-. Bir de araçlarýn içerisinde bulunan polislerin yüz ifadelerinden, polislerin nasýl bir ruh hali içerisinde olduklarý... Yapýlan konuþmalar ve söylenen Türkçe, Kürtçe türküler sonrasý saat 15:30 civarýnda miting sona erdi.


iktidar için

29

Mücadele Birliði

8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü dolayýsýyla Ýstanbul ve Ýzmir baþta olmak üzere ülkelerimizin birçok þehrinde çeþitli etkinlikler ve mitingler düzenlendi. Bazý illerde yasaklanan eylemlerden Mersin’de yapýlmasý düþünülen mitinge de valilikçe izin verilmedi.

MERSÝN’de Yasaklamaya Karþý EMEKÇÝ KADINLARIN EYLEMÝ

ADANA’da 8 Mart Mitingi Edindiðimiz bilgiye göre Adana’da 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü Uður Mumcu Meydaný’nda yapýlan miting ile kutlanmýþtýr. Miting, saat 11:00 civarýnda Mimar Sinan Açýk Hava Tiyatrosu önünde toplanan yaklaþýk 2500 kiþinin oluþturduðu kortejlerle Uður Mumcu Meydaný’na gerçekleþtirdikleri yürüyüþ ile baþlamýþtýr. Mitinge SES, TÜMTÝS, Genel-Ýþ, Emekli-Sen, BES sendikalarýnýn yanýsýra, siyasi partiler, demokrat, yurtsever, devrimci basýn emekçileri ile demokratik kitle örgütleri pankartlarý ile katýlmýþlardýr. Eylemde “Cinsel, Ulusal, Sýnýfsal Sömürüye Son”, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði”, “Kahrolsun ABD Emperyalizmi”, “Yaþasýn 8 Mart”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Direniþimiz”, “Ýçerde Dýþarda Hücreleri Parçala”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur” vb. sloganlar atýlmýþtýr. Çok yoðun bir polis ablukasý altýnda gerçekleþtirilen mitingte, polislerin eðitimli köpekleriyle kitlenin çevresinde bulunduklarý öðrenilmiþtir. Miting, Eylem Tertip Komitesi Baþkaný Meral Gül Gültekin’in 8 Mart’ýn nasýl yaratýldýðýný, 8 Mart’ýn sermayenin sahipleneceði bir gün olmadýðýný anlattýðý konuþmasýndan sonra mesajlarýn okunmasý ile sona ermiþtir.

Öðrendiðimiz bilgilere göre; Mersin’de çeþitli sendika, siyasi partiler ve kadýn örgütlerinin yapmak istedikleri mitinge valilikçe izin verilmemiþtir. Yapýlan tüm engellemelere raðmen 8 Mart Cuma günü saat 12:30’da Mersin HADEP binasý önünde toplanan yaklaþýk 300 kiþilik kitle yasaklamayý protesto etmek amacýyla basýn açýklamasý yapmak istemiþtir. Basýn açýklamasýný ÝHD Mersin Þube Yöneticisi Hülya Ayhan Yaman okumuþtur. Polis, eyleme katýlan kitlenin slogan atmasýný engellemeye çalýþmýþtýr. Basýn açýklamasý okunduktan sonra, slogan atan kitleyi daðýtmak için polisin kitleye saldýrdýðý, gözaltýna alýnanýn olmadýðý öðrenilmiþtir.

Diðer Ýllerimizden KISA... KISA... KISA... KISA... Malatya’da çeþitli sendikalar ve siyasi partilerin düzenlediði Emekçi Kadýnlar Þenlikleri’ne geniþ bir emekçi kitlesinin katýldýðý, Kayseri’de EMEP ve KESK tarafýndan basýn toplantýlarý gerçekleþtirildiði, ÝHD Kayseri Þubesi’nin yapmak istediði basýn açýklamasýna polis tarafýndan izin verilmediði, Aydýn, Balýkesir, Samsun, Lüleburgaz ve Manisa’da ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nün çeþitli siyasi partilerin ve sendikalarýn düzenledikleri basýn açýklamalarý ve toplantýlar ile kutlandýðý öðrenilmiþtir.


iktidar için

Mücadele Birliði

30 Mart 1972... Ýþçi ve emekçi halklar “kanla yazýlan” bu tarihi unutmayacaklar. Türkiye devrim tarihinin önder kadrolarýndan THKP-C savaþçýlarý Mahir Çayan ve yoldaþ larý ile THKO savaþçýlarý Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nýn Kýzýldere’de faþizm tarafýndan katledildiði tarihtir bu. 1968’li yýllarýn öðrenci gençlik önderlerinden, THKO’nun kurucularý, yiðit savaþçýlar; Deniz Gezmiþ, Hüseyin Ýnan ve Yusuf Aslan’ýn idam edilmelerine artýk sayýlý günler vardýr. Bir tarafta faþizmin mahkemelerinde “sanýk” koltuðunda, “yargýlayan” olarak oturan uzlaþmaz, kararlý, yürekli, genç devrimci önderler; diðer tarafta ise onlar için zindan duvarlarýný parçalama hazýrlýklarý yürüten siper yoldaþlarý... O günlerden bugüne devralýnan bir bayrak olan ve tarihimize kýzýl harflerle geçen; “gerektiðinde siper yoldaþlarý için canýný feda etme” cüretinin tohumlarý ülkelerimiz topraklarýnda bu yýllarda atýlýyordu. Devrimin zaferinin si lahlý ve illegal mücadele olmadan kazanýlmayacaðýný tüm benliklerinde hisseden bu yiðit savaþçýlardan THKO’nun önder kadrolarýnýn, daraðaçlarýnda idam edilmelerini engellemek amacýyla o tarihlerde bir dizi eylemlilikler gerçekleþtirilmiþti. 29 Kasým 1971 tarihinde gerçekleþtirilen bir özgürlük eylemi ile zindan duvarlarý Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Mahir Çayan ve Ulaþ Bardakçý tarafýndan parçalanmýþtýr. Denizlerin mahkemelerinin sürdürdüðü bu dönemde THKO ve THKP-C kadrolarýnýn düþündükleri tek þey vardý: devrimci bir eylemle, yoldaþlarýný ve siper yoldaþlarýný da özgürleþtirmek. Ýþte bu görevi baþarma hedefi ile hareket eden savaþçýlar, NATO Dinlenme Üssü’nde görevli üç Ýngiliz teknisyeni

30

kaçýrýyorlardý. “Ya yoldaþlarý verilecekti, Ya Devrimdi, Ya Ölümdü...” Tereddüt yoktu yüreklerinde, tek hedefleri görevlerini baþarýyla tamamlamaktý. Yanlarýnda üç Ýngiliz teknisyenle birlikte Niksar’ýn Kýzýldere Köyü’ne doðru yola çýkýyorlardý. Düþman haindi, düþman takipteydi. Gidebilecekleri her yere faþist güçlerini yýðýyorlardý, her yer abluka altýndaydý. Binlerce polisi, askeri ile her yer didik didik aranýyordu. En son katledilecekleri ev düþman tarafýndan kuþatýlýyordu. Ve artýk Kýzýldere’de tarih yazýlmaya baþlanýyordu. Devrimci dayanýþmanýn “ete ve kemiðe”, “bilince ve yüreðe” büründüðü bir çatýþmanýn ortasýndaydýlar. Teslim olmak yoktu. Tarih böylesi kahramanlýklarý, böylesi fedakarlýklarý öncesinde de görmüþtü, bir kez daha tanýklýk ediyordu. Sonrasýnda 6 Mayýs 1972 yaþanýyor... Ýdam sehpalarýnda devrime olan inançlar haykýrýlýyordu. Ve sonra THKO’nun öncü kadrolarýndan Sinan Cemgil, Kadir Manga ve yoldaþlarý Nurhak Daðlarý’nda yaþanan çatýþmalarda faþizme teslim olmuyor, “Ölürüz Ama Asla Teslim Olmayýz” þiarýný haykýrarak geleceðe taþýyorlardý. 30 Mart 1972’nin Türkiye ve K. Kürdistan iþçi ve emekçi halklarýna mesajý, onlarýn devrim mücadelesine kattýðý deðerler öylesine büyüktü ki... Ülkelerimiz devrim mücadelesinin bu iki önemli devrimci örgütünün, THKO ve THKP-C’nin oluþturduklarý bu birlik ve ödenen bedeller, sadece devrimin zaferi içindi. 30 Mart 1972’de devrimin zaferine yürüyenlerin, Deniz, Yusuf, Hüseyin için kendilerini feda eden savaþçýlarýn bu ölümsüz eylemine karþý, 6 Mayýs 1972’de daraðaçlarýnda bu kez Denizler haykýrýyorlardý: “Yaþasýn Kürt ve Türk Halklarýnýn Devrim Mücadelesi!”, “Yaþasýn Marksizm-Leninizmin Yüce Ýdeolojisi!” Ýþte bizlere verdikleri en önemli mesaj buydu; Devrimin Zaferi Ýçin Mücadele Birliði... Onlarýn þahsýnda tüm devrim savaþçýlarýný saygýyla anýyor, kendilerini feda ettikleri bu mücadelede devraldýðýmýz bayraðý zafere taþýyacaðýmýzýn inancýyla “ZAFERE KADAR DAÝMA” diyoruz.


iktidar için

Mücadele Birliði

31

Kültür-Sanat

Devrimci Sanat ENGELLENEMEZ! Emperyalist-kapitalist sistem, tarihinin en büyük ekonomik-poli tik krizini yaþýyor. Emperyalizmin egemenliði ve kapitalist üretim iliþkileri tüm dünyada sarsýlýyor. Doðaldýr ki buna baðlý olarak burjuva ideolojisi, entelektüel ya þam, egemen olan kültür de derin bir sarsýntý geçi riyor. Bundan kurtulabilmenin, sonunu geciktirebilmenin yolunu ise, iþçi emekçi yýðýnlara, halklara ve onlarýn geliþmekte o lan geleceði tem sil eden ideolojisine, sýnýf örgütlülükleri ne, kültürüne saldýrmakta görüyor. Bu geliþmele rin bir parçasý ný da ülkelerimiz de yoðun olarak yaþamakta yýz. GE-SAM çalýþmala rýna adým attýðý ilk gün “Umudumuz Kavgada Kavga mýz Sanatýmýzla” þi arýný bayraklaþtýrarak yeninin, geliþmekte olanýn, devrim ve sosyalizmin kültür-sanat cephesi ol ma iddiasý ný koymuþtu önüne. Bu pratik içerisinde defalarca basýldý, çalýþanlarý gözaltýna alýnda, iþkence gördü, tutuklandý, tehdit edildi, etkinlikleri engellendi, eþyalarý çalýndý, mühürlendi, kapatýldý. Tüm baský ve saldý rýlara raðmen emin adýmlarla, onurluca, gele ceðe yakýþýr bir þekilde, hedefinden sapmadan çalýþmalarýný sürdürdü ve sürdürecek. Burjuva sý nýfýn tarihSevgi; umuttu yüreðimizde, sel olarak insanlýðýn geliþiminin önünde engel olduðunu, yozlaþtýðýUmut; silah oldu ellerimizde, ný, çürüyüp kokuþtuðunu, buna paSilah; isyandý geleceðe dair ralel olarak burjuva kültürün inuzun yürüyüþümüzde, sanlýðý, bencilleþmeye, yozlaþmaYürüyüþ sürmekte... ya, çürümeye mahkum etmeye çalýþtýðýný iþçi emekçi yýðýnlarýn biKaranlýklarý lincine çýkarmaya çalýþtý. Bunun aydýnlýkla yakarak, yanýnda ge leceðin insa nýnýn sýnýfÝþkenceyi onurla yýkarak, sýz, sömürüsüz bir toplumda özCan suyumuzu devrimin gürle þece ði ni, bunun da, günü müzde iþçi sýnýfý ve emekçi yýðýnharcýna katarak, larýn burjuva sýnýfý yýkma savaþýTarihe Leninistçe ad koyarak, mýnda þekillenmeye baþlayacaðýný Yürüyoruz geleceðe... vurguladý. “Burjuva kültürle burjuvaziye karþý savaþ kazanýlamaz” diyerek çürüyüp kokuþmakta olan-

dan köklü bir kopuþla yeniyi yaratmanýn mümkün olabile ceðini pratiðiyle yaþama geçirmeye çalýþtý. Tüm bu çabalar, burjuva zinin 19 Aralýk gecesi zindanlara düzenle di ði sal dýrý dan sonra baþlatýlan Ölüm Orucu eyle minin 183. gününde ölümsüzleþen GE-SAM emekçisi Aysun Bozdoðan’ýn nezdinde doruðuna u laþarak cisimleþti. O’ndan dev raldýðýmýz bayraðý en onurlu adým larla ve zapte dilmez yüreðimizle devrime kadar taþýyacaðýz. Tüm iþçi ve emekçileri, bu mü ca de le miz de, bizle re destek verme ye, e leþ tir meye, fel se fe, halk oyunlarý, tiyatro, müzik vb. kültür-sanat çalýþma larýnda birlik te üretmeye çaðýrý yoruz. Biz ler, hedef olarak önümüze dünyayý deðiþtirmeyi koyduk, bu umudu ve inancý taþýyan herkesi GE-SAM’a bekliyoruz.

UMUDUMUZ KAVGADA, KAVGAMIZ SANATIMIZLA! ---------------------------------------Adresimiz: Ýstiklal Caddesi, Rumeli Haný No: 88/11 Beyoðlu/ÝSTANBUL



iimb03