Page 1

Burjuva demokrasisinde

kad覺n覺n hayallerine ve 繹zlemlerine yer yok


İşçi Meclisi

2

Kapitalizmin bize reva gördüğü tek şey ölüm ise biz de 8 Mart'ta alanları doldurarak soralım ölümlerin hesabını

Kapitalizmin "özgürleştirdiği" kadınlar…

K

adının ev hizmetlisi durumuyla onlarca yıldır barışık olan kapitalizm değilmiş gibi, "İster başı açık, olmuyorsa türbanı tak, evden çık" diyor. Eğitim görmemizi, iş becerisi kazanmamızı, kredi alıp "kadın girişimci" olmamızı, evde oturup kadın programları seyretmek, hamur tutmak yerine işe girip çalışmamızı öğütlüyor. Hatta bunun evde çocuk, yaşlı, hasta bakımı mecburiyeti gibi engellerini kaldırmaktan, patronların çocuk bakım hizmeti vermesini vergiden muaf hale getirmekten bahsediyor. Peki kapitalizm bunu neden yapıyor? Kapitalizm böyle yaparak kadınları özgürleştiriyor mu? Kapitalizm de kural net: "Patronlar için artıdeğer üretmeyen yiyemez". Kapitalizm kadınları tam da bu kuralı uygulamak için özgürleştiriyor. Üretime daha çok çekilen kadın işgücü hem daha ucuz hem sömürüye daha açık… 2009 yılında İstanbul İkitelli'de meydana gelen selde Pameks Tekstil'de çalışan 7 kadın işçi öldü. Çünkü patronun servis diye kullandığı araç insan taşımak için değil yük taşımak için tasarlanan kapalı kasa bir araçtı. Acil bir durumda kapısı içerden açılamazdı. Öyle de oldu. Sel anında minibüsten "kapısı açılmadığı" için çıkamayan kadın işçiler sele kapıldıkları minibüsün içinde can verdiler. Bursa Özay Tekstil Fabrikası'nda bir gece vardiyasında "kaçıp gitmesinler" diye üzerlerine fabrikanın kapıları kilitlenen kadınlar çıkan yangında öldüler. 15 yaşındaki Ayşe Denizdalan, 18 yaşındaki Sadife Düdüş, 21 yaşındaki Gülden Çiçek, 27 yaşındaki Necla Özveren ve üç aylık hamile 32 yaşındaki Sevgi Sesli patron üzerlerine kapıyı kilitlediği için yangın anında fabrikadan çıkamadılar ve yanarak can verdiler. Ve daha yeni Ostim’de hayatını kaybeden 20 sınıf kardeşimizin içinde bir de kadın mühendis var. Onlar patronların kar hırsı yüzünden öldüler! İster mühendis olalım ister tekstilde işçi ister öğrenci kadın olduğumuz için sistem bizi ucuz işgücü olarak görmeye ve sömürmeye devam ediyor. Bunun için katletmeyi bile göze alacak şekilde canileşiyor. Kapitalizm

kadını böyle "özgürleştiriyor". Bir an için gözlerimizi kapatalım ve gözlerimizin önüne; - Kadınların ucuz işgücü olarak görülmediği, - Kadın-erkek sömürüsü olmadan çalıştığımız, ürettiğimiz ve ürettiğimizin bizim olduğu, - Herşeyinde söz sahibi olduğumuz ve bizim yönettiğimiz, - Patronların ve onların kar hırsının olmadığı, - Patronlar ve dolayısıyla onların sistemi de olmayınca onların "kaza" dediği cinayetlere kurban gitmediğimiz bir dünya getirelim. Böyle bir dünyada yaşayabilmek bizim elimizde. Bugünden örgütlenerek, birleşerek kadın-erkek tek düşmanımız kapitalizme karşı mücadele ederek kendi dünyamızı yaratalım! Bu sistemin bize reva gördüğü ölümleri reddedelim! Onun bize verdiği tek şey ölüm ise biz de onu yıkarak hesabını soralım ondan! 8 Mart’ta alanları dolduralım. Ölümlerin hesabını alanlarda soralım!


İşçi Meclisi

3

Cinsel meta değiliz! Kapitalist sistem kadını cinsel bir malzeme olmaktan bir adım öteye götürmüyor. Bu sayede hem kadının toplumdaki ikincil planını devam ettirerek onu ucuz işgücü olarak kullanıyor, emeğini sömürüyor hem de bedenini doğrudan ya da dolaylı olarak pazarlayıp kadının bedeni üzerinden kar sağlıyor. Doğrudan pazarlamanın en açık örneği fuhuş. Artık bir sektör haline gelen fuhuşta bedenlerimize biçilen değerler üzerinden tıpkı kapitalizmdeki herhangi bir meta gibi alınıp satılıyoruz. Yani pazarda değişim değerimiz var. Porno gibi sektörlerle de fuhuş ayrıca besleniyor. Dolaylı pazarlama diye adlandırdığımız şeye ise aslında bugüne kadar birçoğumuzun dikkatini çeken bir örnek verelim. Reklamlar… TV’lerde, caddelerdeki panolarda bedenimiz olmadan sergilenen reklam neredeyse yok. Çikolata, dondurma, ayran, otomobil, çorap, halı, beyaz eşya… örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. Kapitalizm metasını tanıtırken yanında “çekici” bir kadını kullanıyor. Böylece hem ürün daha alınabilir ve “çekici” bir hale geliyor hem kadını ikincilleştiren cinsel meta olma hali devam etmiş oluyor. Bu döngü içerisinde kapitalizm biz kadınlara açıkça etiniz de kemiğiniz de, emeğiniz de benim diyor. Tecavüz, taciz vb. olaylar toplumdaki cinsel bastırılmışlığın ve açlığın yansıması. Fakat bu tip olaylar kadınların hangi saatte nerede dolaştıklarıyla veya dekolte mi yoksa kapalı mı giyindikleriyle açıklanamaz. Kapitalist sistem biz kadınları cinsel birer metaya dönüştürmüşken bu söylenenler sistemi tamamen aklayarak kadını suçlamaktan başka bir şey olamazlar. Fakat bizler biliyoruz ki kapitalist sistem varlığını sürdürdükçe en ileri burjuva demokrasisinde dahi biz kadınlar cinsel meta olmaktan kurtulamayacağız. Çünkü kapitalizm daha fazla kar için emeğimizi sömürmekten ve bizi cinsel meta olarak kullanmaktan kaçınmayacak.! İçinde bulunduğumuz sistem var oldukça bizim için tacizler, tecavüzler, ölümler sürpriz olmayacak. Fakat bunlar bizim kaderimiz değil. Kapitalist sistem de mutlak değil. Ne kadar daha yaşayacağını bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey var: Sonunu getiren biz olacağız. Bize emeğimizin sömürüsünden, cinsel meta olarak kullanılmamızdan ve ölümlerden başka bir şey getirmeyen kapitalizmi yıkmak için kadınlar olarak mücadele de en ön saflarda yer almalıyız.

Kapitalizm katlediyor Kadın cinayetlerinde artış: Yüzde 1400 Kapitalizm, kadınları sadece kapalı kasa araçlarda, fabrika yangınlarında, patlamalarda öldürmüyor, “namus” cinayetleri ile de katlediyor. 2011 yılının ilk bir buçuk ayında 20'den fazla kadın kocası ya da sevgilisi tarafından öldürüldü. 2002 yılından bugüne kadar kadın cinayetleri yüzde 1400 arttı.

2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009

66 83 164 317 663 1011 806 953

Emine Erdem 19 Şubat’ta kocası tarafından dövülerek öldürüldü. 2011 yılının ilk 1.5 aylık döneminde 20’den fazla kadın "namus" cinayetleri ile öldürüldü.

Kadın cinayetleri her yeni cinayetle birlikte yeniden gündeme geldiğinde yapılan açıklamalarla şiddetin nedeni eğitimsizlik, cezaların yetersizliği, düşük gelir düzeyi olarak gösteriliyor. Bu açıklamalar kadına karşı şiddetin esas nedeni olan kadın ve erkek arasındaki işbölümünün üstünün örtülmesinden başka bir işe yaramıyor. İstatistikler ise bu açıklamaları yalanlar netlikte: Türkiye'de kadınların yüzde 42'si şiddete maruz kalıyor. Şiddete maruz kalan kadınların yüzde 55.8 ilköğretimi tamamlayamamış kadınlar. Yüksek gelire ya da yüksek eğitim düzeyine sahip olmak da kadını şiddetten koruyamıyor. Yüksek eğitim düzeyinde ise bu oran yüzde 27.2. Şiddetin kadına yönelmesininin nedeni olan kapitalist işbölümü aynı zamanda kadının maruz kaldığı şiddeti sessizce kabullenmesininin de nedeni oluyor. Maruz kaldığı şiddete sessizce boyun eğen kadınların oranı yüzde 48.5. Düşük eğitim düzeyinde bu oran yüzde 54.1 iken, yüksek eğitim düzeyinde yüzde 37.5. Kadına yönelik şiddet ne eğitim ile ne kadın sığınakları ile; ne de yasalarda yapılan ve cezaları artıran değişiklikler ile son bulabilir. Kadına yönelik şiddeti ortadan kaldıracak olan biz kadın ve erkek işçiler olacağız. Kapitalizme ve üzerimizdeki tahakküme karşı; kadın ve erkek arasındaki işbölümünün son bulduğu, kadın-erkek ilişkilerinin dolayımsızca kurulduğu bir toplum için mücadele ederek.


İşçi Meclisi

4

Güvencesiz, düşük ücretli köleler olmayı reddedelim

Yeni bir toplumun

tarihinin ilk sayfalarını yazalım

C

ins ayrımcılığının en kaba biçimlerine tepki duymayan kadın var mıdır? Bizim toplumumuzda dün bu soruya gönül rahatlığıyla “Evet” diyemezdik. Ama şimdi zincirlerini kıramasalar bile, biliyoruz ki kadınlar cinsler arası eşitsizliğe yek vücut “Hayır” diyorlar. Bugün kadınların ev ve bakım işleri dışında hiçbir işe yaramayacağını, zeka ve yeteneklerinin bundan fazlasına yetmeyeceğini savunabilen yok. Erkek değil kadın olarak doğmamızın ailenin felaketi olduğunu, eğitim görmek yerine buluğ çağında evlenmemiz, çalışmamamız gerektiğini söyleyenler antika müzesine kaldırılıyor. Kadınlar şu mesleği yapabilir, bunu yapamaz diyenleri dünyanın dört bir yanında hayatın kendisi yalanlıyor. Kadınlara yönelik şiddet artık sineye çekilmiyor, “namus” adı altında öldürülen her kadının bedeli soruluyor -televizyon dizilerinde “kötü adam” rolü eşini, çocuklarını döven babaya veriliyor. Evlilik ve akrabalık bağları dışında iki cins arasındaki iletişimin en alt sınırda olduğu, sokaktan, otobüsten taciz öfkesiyle dönülen günler geride kaldı. Boşanamamak, istemediği bir çocuğu doğurmak, kendisine tecavüz eden kişiyle evlenmek zorunluluğu da. Hiçbir kadın, eşine, çocuklarına, torunlarına, yaşlı ve hastalara hizmetle geçen, yaşanmamış bir hayatın muhasebesini yapmak istemiyor. Eşinin, çocuklarının verdiği harçlığa bağlı olmak istemiyor. Elbette ki bunların toplumumuzda tümden ortadan

kalktığını, kadınların bu sorunlara karşı mücadele vermek zorunda olmadığını söylemiyoruz. Kadının yaşamında ileriye doğru olan her değişiklik, amansız bedeller, acılara mal oluyor. Aşağılanma, horlanma, ezilme, en düşkün biçimleriyle bile hayatımızdan defolup gitmek bilmiyor. Fakat eskisi gibi yaşamamak derken, sadece bunların değişmesiyle, “dünden hallice olmakla” yetinebilir miyiz? Üzerimizdeki tahakkümü tümden yok etmek için bugünden harekete geçmek mi, yoksa sadece kısmi değişiklik ve onarımlarla yetinip onun yeniden üretilmesine izin vermek mi? Bunlardan birine karar vermek zorundayız. Doğru kararı vermek için ise, bıçağı doğru yere, kadınla erkek arasındaki binlerce yıllık işbölümüne saplamamız, işbölümünü en küçük bir iz bırakmamacasına toplumdan söküp atmamız gerekiyor. Neden işbölümü? Çünkü iş bölündükçe insan da bölünür. Bölünen insan güdükleşir, acizleşir, yoksunlaşır. İnsanlığın yarısı kadın. Fakat insanın ilk güdükleşmesini, acizleşmesini, yoksunlaşmasını ve tahakküm altına alınmasını yaşayan da kadın. İşbölümü üzerinden gelişen tahakküm ilişkisi, hem kadının hem de erkeğin binlerce yıllık tutsaklığını getirdi. Bugün kurtulmak için


5 kıvrandığımız sınıflı toplumu yaratan bu işbölümü ve tutsaklık oldu. Bu işbölümüyle erkek, evin dışına çıktı ve üretti. Kadın ise doğurganlığı ile yaşamı, eve emeğine hasredilerek emeğin yeniden üretimini gerçekleştirdi. İşte bu yüzden üretimde yer alan kadına “çalışan kadın, anne” dendi; erkeğe ise “çalışan erkek, baba” denmedi. “Kadın şoför, öğretmen, mühendis, yazar, belediye başkanı…” dendi; “erkek pilot, milletvekili, sayaç okuyucu, dişçi…” denmedi.

İşçi Meclisi

İnsanlığın yarısı kadın. Fakat insanın ilk güdükleşmesini, acizleşmesini, yoksunlaşmasını ve tahakküm altına alınmasını yaşayan da kadın. İşbölümü üzerinden gelişen tahakküm ilişkisi, hem kadının hem de erkeğin binlerce yıllık tutsaklığını getirdi. Bugün kurtulmak için kıvrandığımız sınıflı toplumu yaratan bu işbölümü ve tutsaklık oldu.

Bu işbölümüyle erkek, eğitim, iş becerisi, yaşam deneyimi, politikayla uğraşma imkanı edindi. Kadın ise ancak ömür törpüsü işleri detaylandırabildi. 6 yaşında bir çocuğun birkaç ayda edindiği okuma yazma becerisinden bugün dahil milyonlarca kadın mahrum kaldı. Köyünün, mahallesinin dışını göremedi. En küçük bir kararı için “Beyime sorayım” dedi. Oy verirken erkeğin gözüne baktı. Erkek olduğu kadarıyla “kafa” iken, kadın tamamen “kol” oldu.

Rusya’nın emekçi kadınları dünyanın en özgür kadınları ve eşit insanları olma imkanlarına kavuştular. Emekçi kadınların mücadelesi ve sosyalizmin bayrağı altında kavuşulan bu kazanımların bir bölümü -boşanma, kürtaj, kısmen kadın emeğinin korunması vb.- onyıllara yayılarak kapitalist dünyada da elde edildi. Fakat bir bütün olarak kadın emeğinin korunması, eşit işe eşit ücret, kadının aile içindeki rolünün ortadan kalkması gibi talepler, kapitalizm altında asla gerçekleşmedi.

Bu işbölümüyle erkek, kadın cinsine kendisini cinsel ve duygusal bakımdan tatmin etmesi gereken bir varlık gözüyle baktı. Kadın erkeğin cinsel kölesi oldu. Öyle ki sınıflı toplum, “dünyanın en eski mesleği”ni yarattı. Erkeği kadının namusu yaptı. Kadının yaşama dönük en küçük adımı, “erkeğin namusu” olma adına dayakla, ölümle cezalandırıldı. Kadın cinsinin tamamı boşanma hakkını ancak geçen yüzyılda elde etti. Ama bu hakkı kullandığında cezadan kurtulamadı.

Evet, kapitalizmde birçok konuda sadece yasal ve kağıt üzerinde değil, fiili-toplumsal hak eşitliği de sağlanıyor. Kadının eğitim görmesine, sokakta dolaşmasına, evlenip boşanmasına, kiminle birlikte yaşadığına kimse burnunu sokmuyor. Ama kapitalizm işbölümünü dinamitlemek şöyle dursun onu kendisi için en ehven biçimiyle sürdürmekten başka bir şey yapmıyor. Mesleki yelpazeyi genişletse bile kadınlar yine vasıflı kafa emekçisi olarak daha azlar. Mesleklerinde çok daha zor ve zahmetle yükselebiliyor, “Çocuk da yaparım kariyer de” dediklerinde karşılarında kapitalizmin yazısız anayasasını buluyorlar -biz emekçi kadınlar için ne farkeder tabii ama, patronların bile çok azı kadın!-. Kadına yazılı duygusal emek, iletişim becerileri, kapitalizmin “müşteri memnuniyeti”ni sağlamaya dönük yapıştırma gülücüklerde, üç kuruşa hasta, yaşlı, çocuk bakımında artı-değer yaratma vasfı kazanıyor. Kadın istihdamı eğitim, kreş, ev işlerinde makinelerin kullanımı gibi olanaklarla ne kadar artarsa artsın, esnek, yarı zamanlı çalışmaya dayalı -bu durumda 3 çocuk kuralına da uyulması mümkün oluyor-. En gelişmiş kapitalist ülkelerde bile kadınlar yüzde 60 oranında ve bu esnek çalışma koşulları altında istihdam ediliyor. Erkeklerden yüzde 30'u bulan oranlarda daha düşük ücret alıyorlar. Ne şiddetten, ne taciz ve tecavüzden kurtulabiliyorlar. Aileyi bir arada tutan ekonomik, sosyal bağların çözülmesiyle birlikte “ıssız adamlar”, “ıssız kadınlar”la “tamlanıyor”.

Bu işbölümüyle kadın, erkeğe ve ailenin bütününe duygularıyla da emek vermeye yazgılı sayıldı. Erkeği, çocuklarını işe, okula sadece ütülü kıyafetle değil, kucaklayarak gönderdi. Ama ütülü kıyafeti giyen, onda bir emek olduğunu görmedi. Gece ağlayan çocuğun yanına kadın koştu. Engelli çocuğu için “Benden sonra ne yapar?” diye o düşündü. Yaşlılara, hastalara o baktı. Bu işbölümüyle evde kadın proleter, erkek burjuva oldu. Burjuva ile proleterin aynı yastıkta hep aynı sabahlara uyandığı tek yer, aileydi. O yastığa başlarını ne aşk, ne sevgiyle, salt mecburiyetle koydular. Başka türlüsünü binlerce yıldır bilmeyen, öğrenmek istediğinde ölüme bile katlanan kadın, bu ezici işbölümünü benimsedi. Bir bardak suyunu kendisi almayan erkekler, erkeğin arkasını toplamaktan gurur duyan kadınlar yetiştirdi. Sömürücü, sınıflı toplumlarda bütün ekonomik, sosyal, siyasal ilişki ve kurumlar, din ve aile, bu işbölümünü sürdürmeye uyarlandı. Emekçi kadınlar, Ekim Devrimi’yle eşit işe eşit ücreti, kadınların gece çalışmasının ve ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasının yasaklanmasını, kadın emeğinin korunmasını, boşanma ve kürtaj hakkını, kadını eve bağlayan, üretime ve toplumsal yaşama katılmasını engellerin kaldırılmasını elde ettiler. Kadının prangası aile, devrim yoluyla çözülmeye başlandı. Çocuk bakımı, çamaşır, yemek gibi işlevler toplumsallaştırıldı. Bu devrimsel kazanımlar sayesinde, geri bir ülke olan

Artan sayıda kadının ücretli işçi olarak sömürülmesiyle birlikte kapitalizmin kadın emekçinin en temel kazanımlarını bile nasıl yıkıma uğrattığı ortaya çıkıyor. Kapitalizmin şimdiden aralarında tekstil, konfeksiyon, ev emekçilerinin, çoğu Kürt olan mevsimlik tarım işçilerinin, kadın mühendislerin, öğretmenlerin… bulunduğu onlarca kurbanı var! Buzun kırıldığı bu yerde mücadele çiçekleri açıyor. Sınıf bilinçli emekçi kadınlar, güvencesiz, düşük ücretli köleler olmayı reddederken aynı zamanda yeni bir toplumun tarihinin ilk sayfalarını yazıyorlar.


İşçi Meclisi

"Emeğim onurumdur, onurum için direniyorum"

A

ntalya’da Novamed fabrikasında sendika hakkı için 81'i kadın olmak üzere toplam 83 işçinin, 26 Eylül 2006 tarihinde başlattıkları grev, sendikal örgütlülüğün tanınmasıyla sonuçlandı. Sıralı hamilelik, tuvalete izinle çıkma, uzun çalışma saatleri, düşük ücret, hakaret, sağlıksız çalışma koşullarına baş kaldıran işçilerin grevi, 447 gün sonunda patronun sendikanın varlığını kabul etmesi ile zaferle sonuçlandı. Grevci kadınlar; “Biz, tüm kadınlar için direnişteyiz. Onların sesiyiz. Başarı sadece bizim olmayacak” diyordu. Etkin bir kampanyaya dönüşen kadın dayanışması için ise şunları söylüyor: “Yalnız olmadığımızı bize hissettirdiler. Bu çok güzel bir duygu. Bu dayanışma bize güç verdi, moral verdi.” DESA işçisi Emine Aslan’ın direnişi 175 gün fabrika önünde sürdü. Emine Aslan 24 Aralık 2008 işe iade davasını kazandı. Bu direniş kadın işçi direnişleri için kıvılcım oldu. “Kötü çalışma şartları beni sendikalı olmaya itti. Günyüzü görmüyordum. Gittim sendikaya. İçerde ağlayan sızlayan arkadaşlarımız vardı. Dedim ki ağlamayın gelin yetkili bir kişiden ne gibi haklarımız var duyun. Evime getirdim onları sendikamla tanıştırdım. Üye olan arkadaşlarım oldu. 3 sefer toplantı yaptım evimde. Tabii duyuldu. Sen misin böyle yapan deyip işte hata yapıyorsun diye işten çıkardılar beni. Bende fabrika önünde başladım direnişe.” Desa işçisi Emine Aslan’ın direnişi 175 gün fabrika önünde sürdü. Emine Aslan 24 Aralık 2008 işe iade davasını kazandı. Bu direniş kadın işçi direnişleri için kıvılcım oldu.” Tekel direnişinin her evresinde kadın işçiler vardı. Ankara’da ki çadır direnişi başlamadan birkaç ay öncesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı önünde yapılan ve polisin saldırdığı eylemde de kadınlar öndeydi. 78 gün süren Ankara direnişinde de 76 gün süren İstanbul direnişinde de önlerdelerdi. Özelleştirme saldırıısndan en çok etkilelenenler kadın işçiler oldu.

6

Sendika üyesi Aynur Çamalan’ın 13 yıl çalıştığı TÜBİTAK’taki işine TEKEL işçilerine destek olduğu için son verildi. Çamalan 8 Mart 2010 sabahı eylemine başladı. Çamalan direnişi boyunca sendikası Tez Koop-İş ile de mücadele etmek zorunda kaldı. 228 gün süren direnişin ardından mahkeme Çamalan’ın işe iade edilmesine, çalışmadığı günlerin ücretinin ödenmesi ve sigorta primlerinin yatırılmasına hükmetti. Aynur Çamalan, "İşçi sınıfının bir neferi olarak verdiğim mücadelenin ilk aşamasını kazanmış bulunuyorum" dedi. Türkan Albayrak, "Bir kadın olarak, bir anne olarak, bir işçi olarak emeğim onurumdur. Onurum için direniyorum. Bu hayatta sahip olduğum tek şey, emeğimdir. Ben onursuzluğu, yozlaşmayı reddediyorum. Emeğimle çalışmak ve emeğimin karşılığıyla yaşamak istiyorum" diyordu. 118 gün, gece-gündüz direnişini hastane bahçesine açtığı çadırda sürdürdü ve işe iade davasını kazanarak yeniden işbaşı yaptı. Sınıf bilinçli kadın işçiler, kadın işçilerin yer aldığı direnişlerden git gide daha fazla etkileniyorlar. Bir emekçi kadın dayanışması ruhu ortaya çıkmaya başlıyor. Novamed, DESA, Tekel, Paşabahçe çadırlarında direnen işçi kadınları kafalarına, gönüllerine yazıyorlar. Mısır’da, Tunus’ta, Ortadoğu ülkelerinde meydanları dolduran kadınların taleplerini biliyor, yüreklerini o meydanlara taşıyorlar. İtalya’da kadınların Berlusconi’nin rezaletlerine karşı öfkesini onlar da besliyor, çocuk yaştaki kadınların devlet yatağına atılmasına kin duyuyorlar. Karşılarına "Biz de kadınız, anayız, özgürlük isteriz" diye çıkan Ümit Boyner’leri, darbeci generallerin kuyumcu vitrini eşlerini yüzgeri ediyorlar. "Tesettürlü işçi"çalıştıran, sanayi bölgelerinde mescitlere para akıtırken iş güvenliği için en küçük tedbiri almayıp ardarda patlamalarla işçilerin parçasını bırakmayan patronları gitgide daha iyi tanıyor, bedel arıyorlar. Evlerinde geleneksel işbölümü rollerinin değişmesini zorluyor, evdeki burjuvaya karşı da bayrak açıyorlar.


İşçi Meclisi

7

Balık baştan kokar

Toplumsal mücadelelerde her zaman en önde yürüyerek Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü yaratmanın onurunu yaşadıysak, bugünkü esaret koşullarından kurtulmak içinde ayağa kalkmalı ve sosyalizmin öncü kadınını yaratmanın onurunu yaşamalıyız

İ

talya’da kadınlar Başbakan Berlusconi’nin istifa etmesi için sokaklara çıktı. Yolsuzluk yapmak ve 17 yaşındaki Faslı Kerime el Mahruk adlı kadına yönelik tecavüz etmekle suçlanan Silvio Berlusconi dünyanın birçok kentinde sokaklara çıkan kadınlar tarafından protesto edildi. Sokaklara çıkan protestocu kadınların sayısının 1 milyona ulaştığı belirtiliyor. Protesto gösterileri, başta başkent Roma olmak üzere Milano, Napoli ve yaklaşık 250’ye yakın kent ve bölgede gerçekleştirildi. Roma’daki Halk Meydanı'nda 10 binlerce kadın "artık yeter" sloganlarını haykırdı. "Şimdi değilse ne zaman!", "İtalya genelev değil!" söylemleriyle tepkilerini dile getirerek Berlusconi'nin hemen istifa etmesini istediler. İtalya dışında Madrid, Paris, Lizbon, Brüksel, Lyon, Toulouse ve Tokyo’da da binlerce kadın sokaklara çıkarak burjuvazinin aşağılık ve çürüyen yüzünün önde gelenlerinden Berlusconi’ye tepkilerini dile getirdiler. Kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddet, kapitalist toplum yaşamının sürdüğü her alanda ve anda vardır ve yaşanıyor. Bütün dünyada toplumsal yaşamın dışına itilen kadınlardır, ev işlerinin kölesi durumuna getirilen kadınlardır, iş yaşamında en yoğun sömürüye tabi tutulan, ucuz işgücü olarak kullanılan ve her türlü cinsel istismara uğrayan kadınlardır. Ve savaşlarda en büyük yıkımı, acıyı yaşayan, çalışma yaşamının dışına atılan yine kadınlardır. Artık ayağa kalkmanın ve insanca yaşamanın mücadelesine tutuşmanın zamanı gelmedi mi? Toplumsal mücadelelerde her zaman en önde yürüyerek Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü yaratmanın onurunu yaşadıysak, bugünkü esaret koşullarından kurtulmak içinde ayağa kalkmalı ve sosyalizmin öncü kadınını yaratmanın onurunu yaşamalıyız. Nasıl ki işçi sınıfının vatanı yoksa ka-

dının da vatanı yoktur. Tepkilerin tek tek burjuva çürümüş birey ve kişiliklere yöneltmek yerine direkt kapitalist sisteme yöneltilmesi gerekmektedir. Kapitalizme yönelmeyen hiçbir mücadele biz kadınların özgürleşmesini sağlayamaz. Dekoltemiz değil meta olmamız sorun Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Orhan Çeker geçtiğimiz haftaya tacize ve tecavüze maruz kalan kadınlar hakkında söyledikleriyle damgasını vurdu. "Sorunun odağında kadın var. Sen dekolte giyersen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmaz" diyerek taciz ve tecavüzün sorumlusunu kadın olarak ilan etti. Tabii ya, kadın dekolte giyerek karşıdakini kışkırtarak zaten bu tip olayların önünü açıyordu. Zaten bir sonraki cümlesinde de buradan yola çıkarak kadının şikayet edemeyeceğini açıkça ifade etti: "Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir". Orhan Çeker’in bu açıklamaları birçok tepkiye maruz kaldı. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan katıldığı bir TV programında "Tüm hanımefendilerden üniversitem adına özür diliyorum. Çeker’in açıklamaları kendisini bağlar, üniversitemin görüşü değildir. Bu konuda çok üzgünüm.Konya böyle bir şehir değil, tek bir kişinin sözleriyle bizleri değerlendirmeyin" diyerek üniversiteyi aklamaya çalıştı. Aynı zamanda Çeker’i de yalnız bırakmış oldu. YÖK’te konuyla ilgili Çeker hakkında soruşturma açılmasını istedi. Taciz veya tecavüz gibi olayların asıl sorumlusu kapitalist sistemin kendisidir. Kadınları suçlu duruma düşüren bu gibi açıklamaların hesabı kadınlar tarafından sorulur. Bu çirkinliklerle karşılaşmamak ise kapitalist sistemin tümden kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.


Etkinlik Tarih: 27 Şubat Pazar Yer: Kadıköy Kültür Cafe (Kırtasiyeci Sokak No:2/A Kadıköy) Saat:14.00 Miting Tarih: 6 Mart Pazar Toplanma Yeri: Tepe Natilius Toplanma Saati: 11:00 Miting Yeri: Kadıköy Meydanı Miting Saati: 13:00

8 Mart'ta alanları doldurarak kapitalizmden hesap soralım

New Yorklu tekstil işçisi kadınların anısına 8 Mart 1857

tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi “Eşit işe eşit ücret” ve “Daha iyi çalışma koşulları” telepleriyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı. 26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde 2. Enternasyonal'e bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve

değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anılmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır. Türkiye’de ise 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı.


e-im-2  

Burjuva demokrasisinde kadının hayallerine ve özlemlerine yer yok Böyle bir dünyada yaşayabilmek bizim elimizde. Bugünden örgütlenerek, birl...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you