Skip to main content

35

Page 1

KOMÜNÝST DEVRÝM

ÝÞÇÝ SINIFINA, DEVRÝMCÝLERE! "Devrimci Komünist Hareket 1. Genel Konferansý" gerçekleþtirilmiþ bulunmaktadýr. Ýçinden geçtiðimiz gericilik döneminde ve tasfiyeciliðin, örgütten kaçýþýn hat safhada olduðu bir zamanda illegal koþullarda bir konferans gerçekleþtirmiþ olmak, baþlý baþýna bir önem taþýmaktadýr. Bu önem bizlerde haklý bir gurur kaynaðý olsa da konferansýmýzýn bir bütün olarak d e v r i m c i hareketin kazanýmý olduðuna inanýyoruz. Öncesindeki hazýrlýklardan baþlayarak gerçekleþtirilme süreçlerine kadar devrimci yöntemlerle yürünen bu yolda elde edilen deneyimlerin y a l n ý z c a hareketimizin k a z a n ý m hanesine yazýlmasý için deðil, tüm devrimcilere m a l edilebilmesi i ç i n d e mücadele edeceðiz. Çünkü konfera n s ý m ý z , örgütümüzün "iç" geliþiminin ihtiyaçlarýnýn ötesinde toplam devrimci hareketin çýkartabileceði sonuçlarda içermektedir. Dolayýsýyla hareketimizin saflarýn daki militanlar, bundan sonraki süreçte konferansýmýzýn saptadýðý tespitleri, kararlarý hayata geçirme

görevlerini ayný zamanda bu gözle yürüteceklerdir. Devrimci Komünist Hareket (DKH), ardýnda býraktýðý beþ yýlýn sonunda biriktirdiði politik, örgütsel niteliði, 1. Genel Konferansýyla bir sistematiðe kavuþturmuþ, yeni bir düzeye taþýmýþtýr. Geçen beþ y ý l ý m ý z bizim için bir konferans ihtiyacýný belirginleþtirdi. Ýhtiyaca yanýt verm e k konusunda o r t a y a konulan iradenin böylesi bir dönemde ö n e m i konusunda kuþkumuz y o k t u r. Ardýmýzda býraktýðýmýz süreç gerek kendi iç özellikleri m i z i n gerekse de dönemin etkileriyle zorlu, ilerlemenin y a v a þ olduðu ciddi yüklerle dolu bir s ü r e ç o l m u þ t u r. Bu süreci gerisine düþmeyeceðimiz bir noktaya taþýmak konferansýmýzýn somutlanmasýyla mümkün olmuþtur. Böylece ileriye dönük yeni planlarýmýzýn üzerinde yükseleceði zemin oluþturulmuþtur. Devrimci harekette devamý sayfa

DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET 1. GENEL KONFERANSI

KONFERANS BÝLDÝRGESÝ

19’da

20

KOMÜNÝST

DEVRÝM

DEVRiM iÇiN DEVRiMCi PARTi PARTi iÇiN ÖRGÜTLÜ HAZIRLIK DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET MERKEZ YAYIN ORGANI SAYI : 35 EYLÜL 2009

FÝYATI: 1,50 YTL

DÜZENÝN KÜRT HAREKETÝNÝ EHLÝLEÞTÝRME PLANI, SÝYASAL MÜCADELE VE BÝZ Eylül ayý yoðun siyasal gündemlerle birlikte devrimcilere olan baskýlarý da beraberinde getirdi. Yapýlan operasyonlarda birçok devrimci göz atýna alýndý ve yayýn organlarý kapatýldý. Kürtlere yönelik "demokratik açýlým" söylemlerinin yaný sýra milliyetçi-þoven saldýrýlarda paralelinde geliþmeye baþladý. Tarihe bir göz attýðýmýzda Türkiye'de ne zaman demokratikleþme, deðiþim vb. þeyler söylense arkasýndan hemen ya yeni baský ve sömürü yasalarý ya da devrimcilere ve Kürt hareketine yönelik operasyonlar baþlamaktadýr. Bu doðal sonucun nedenleri ise açýktýr; sýnýf hareketlerini önlemek, devrimcileri ehlileþtirmek, Kürt hareketini düzen içine çekip devrimci dinamizmini eritmektir. Ekonomik krizin faturasý kitlelere, iðneden ipliðe her þeye zam olarak yansýrken bir yandan düzenin sebep olduðu felaket tablolarý "doðal afet" diye yutturulmaya çalýþýlýyor. Ramazan ayý tüketim ayýdýr. Burjuvazi kendi yarattýðý krizden kurtulmak için kitlelerin tüketim eðilimlerini pompalarken krizi fýrsata çeviren uyanýk tüccar tavrýný takýnýyor. G-20 ve "IMF ve Dünya Bankasý" toplantýlarý, Türkiye'nin hem Ortadoðu'da üstleneceði roller bakýmýndan hem de orta ve uzun vadede ki ekonomik faaliyetleri açýsýndan yeni kararlarýn alýnacaðý toplantýlar olmasý açýsýndan önem taþýmaktadýr. Emperyalistler düzenlerinin güvencede olduðunu düþündükleri bir zamanda ciddi sorunlarla boðuþmaktadýrlar. Hâlihazýrda devam eden emperyalist paylaþým yeni alanlara açýlma ihtiyacýný gündeme getirmektedir. Bu durum emperyalistler arasýndaki paylaþým mücadelelerini hýzlandýracaktýr. Kapitalizmin emperyalist metropollerinde son yýllarda yabancý düþmanlýðý þeklinde kendini gösteren saðcý/muhafazakâr ya da milliyetçi/faþist eðilimlerin yaygýnlaþmasý bu durumla ilgilidir. Yani emperyalist ülkelerin burjuvazisi paylaþým mücadelesine hazýrlanmak için kitleleri

þovenizmle zehirleme yolunu tutuyorlar. Kürt Ulusal Hareketi ve Demokratik Açýlým Son süreçte gündemi çokça meþgul eden, siyasal geliþmeler içinde en çok konuþulan ve pek çok geliþmeyi etkileme potansiyeline sahip olan konu, kuþkusuz hükümetin "Kürt açýlýmý/demokratik açýlým" adýný verdiði geliþmeler etrafýnda dönen konudur. Kürt/Kürdistan sorunu düzenin tarihten devraldýðý bir sorun olsa da konunun güncel çerçevesi AKP hükümetinin müdahaleleri etrafýnda þekillendi. Öncelikle þunu hemen söylemek gerekir. Burjuvazinin sözcülüðünü yapan AKP hükümetinin, önce "Kürt açýlýmý" sonrasýndaysa "demokratik açýlým" adý altýnda oluþturduðu politik süreç, çeþitli çeliþkileri ve çatýþmalarý var eden, ayný zamanda da alt emperyalist hedeflerle yola çýkan Türkiye'nin, orta ve uzun vadede ki planlarýnda önünü açmaya çalýþtýðý bir süreci ifade etmektedir. Bununla birlikte hükümetin konuyu bu þekilde gündeme getirmesi burjuva düzeninin diðer kurumlarýndan (ordu, Tüsiad, Müsiad vs. gibi) baðýmsýz deðildir. Zaten hükümetin sözcüleri de konuyu bir devlet politikasý þeklinde ifade etmektedirler. Dolayýsýyla konu üzerinde burjuva düzeninin tüm kurumlarý arasýnda genel bir mutabakat olduðu söylenebilir. Bu mutabakatýn özü; PKK'nin tasfiyesi ile Kürt kitlelerinin düzen içine çekilerek DTP'nin marjinal düzeye

BU SAYIMIZDA Türkiye’de Sýnýf Hareketleri

6

Kýzýl Koridor

14

1 Eylül Dünya Barýþ Günü

16 9

Yaz Eðitim Kampý

17

Festival Deneyimi

18

Ýþçi Sýnýfýna, Devrimcilere

20

20 Devrimci Komünist Hareket Konferans


KOMÜNÝST DEVRÝM

indirilmesi, Kürdistan'ýn ucuz iþgücü ve doðal kaynaklarýnýn kapitalist bir istikrar içerisinde sömürülmesidir. Düzen cephesinde CHP, MHP vb. partiler ve Kemalistleri huzursuz eden bu süreç çeþitli çatýþmalarý beraberinde getirmektedir. Ergenekon operasyonuyla birlikte bu kesimlerin AKP'ye yönelik eleþtirileri "demokratik açýlýmla" birlikte daha da sertleþmiþ; Devletin ve milletin bölünmezliðine olan vurgular artýrýlmýþtýr. Deniz Baykal'ýn Ankara Kalecik'te yapýlan bir festivalde yaptýðý konuþmada Türk dilinin 1277'lerde oluþturulmaya baþlandýðý ve devletin ve milletin bütünlüðünün vazgeçilmez bir parçasý olduðuna yönelik açýklamalarý ise süreç içinde faþizan söylemlerin daha da ileriye gideceðinin bir iþareti olmaktadýr. Ortadoðu'ya yönelik projelerinin etkili bir parçasý olduðu ve ABD'nin istekleri doðrultusunda bir politik hat oluþturulduðuna yönelik argümanlarda bu kesimler tarafýndan ortaya koyulmaktadýr. AKP'nin ABD politikalarýna paralel politikalar uygulamasý onun karakterinin ötesinde bir bütün olarak düzenin karakteriyle ilgilidir. Tüm düzen partileri bu çerçevenin içindedir. Dolayýsýyla hükümetin bugün öne sürdüðü açýlým süreci elbette emperyalist paylaþýmýn Ortadoðu'ya iliþkin planlarýndan baðýmsýz deðildir. ABD'nin Afganistan'daki çýkarlarýný koruyabilmek için buraya yoðunlaþma ihtiyacý bir an önce Irak'da hedeflerine ulaþmayý dayatmaktadýr. Irak'ta durumu burayý üçe bölmekte bulan emperyalistler için, en istikrarlý bölge olarak Kuzey Irak (Güney Kürdistan) güvenlikli olmak zorundadýr. Bunun için Türkiye'ye ihtiyaç duymaktalar. Dolayýsýyla da Türkiye'nin Kürt sorunu belli bir çerçevede "çözüme" kavuþturulmaya çalýþýlmaktadýr. Ýþte hükümetin Kürt açýlýmýnýn arkasýnda yatan olgular buradan kaynaklanmaktadýr. ABD'nin Irak'tan çekilmesinin gündemde oluþu, Afganistan'da henüz istenen durumun yaratýlamamasý, Pakistan vb. sorunlarýn varlýðý, ABD açýsýndan; Türkiye'nin Kuzey Irak'la (Güney Kürdistan) olan iliþkilerinde olumlu adýmlar atýlmasýný da zorunlu kýlmaktadýr. Bu iliþkilerin düzelmesi, Güney Kürdistan'ýn bölgede ki konumunun korunmasý emperyalistler açýsýndan bir olumluluðu ifade edecek, ayný zamanda Ortadoðu'ya yönelik projelerde Türkiye'nin daha etkin rol almasý saðlanacaktýr. Bu nedenle

Türkiye'nin kendi iç çeliþkilerinden de bir ölçüde arýnmasý gerekmektedir. Bu çerçevede bakýldýðýnda "Kürt ulusal mücadelesi" önemli bir halkayý oluþturmaktadýr. Türkiye'de sýnýfsal mücadelenin geri düþtüðü ve bir süre daha böyle gidecek gibi gözüktüðü bir dönemde burjuvazinin önünde neredeyse tek engel olan bu sorun kendileri açýsýndan bir çözüme kavuþturulmalýdýr. Elbette bu çözüm ayrý bir ulus devletin kurulmasý olmayacaktýr. Keza PKK ve Abdullah Öcalan'ýn açýklamalarý da Kürtlerin ayrý bir ulus devlet kurma anlayýþlarýndan uzaklaþtýklarýný göstermektedir. Gelinen noktada býrakalým ayrý bir devlet kurmayý bir dönem tartýþýlan "konfederalizm" istemlerinden de vazgeçilmiþtir. DTP'nin de ayný zamanda demokratik açýlým destekleyerek sýkça "barýþ" söylemlerini dile getirmesi bu sürece olumlu baktýðýný göstermektedir. Tekrar demokratik açýlým meselesine dönersek, sýkça gündemde tutulan her fýrsatta öne çýkarýlan demokratikleþme vurgularýna raðmen, süreci gözden geçirdiðimizde somut bir adýmýn olmadýðýný görmekteyiz. TRT 6, Kürt dilinin üniversitelerde okutulmasý vb. söylemlerin tek bir amacý vardýr; Kürt kitlelerin düzene baðlanmasý. Devletin öne sürdüðü birkaç havuç politikasýndan sonra daha nelerin ortaya koyulduðuna bakacak olursak, demagojik söylemler yumaðýndan baþka bir þey görülmemektedir. Devlet yoðun demagojik söylemlerle bir yandan demokratikleþme adý altýnda burjuva egemenliðini garanti altýna almaya çalýþmakta bir yandan da Kürt halkýnýn devrimci dinamizmini düzene baðlamaya çalýþmaktadýr. Ancak demagojik de olsa alçým söylemlerinin Kürt halký içinde beklentiler yarattýðý anlaþýlmaktadýr. Özellikle metropollerde Kürtlerin AKP politikalarýný desteklemesi, son zamanlarda da bu etkinin Kürdistan'a sýçramasý devlet açýsýndan bir baþarý anlamýna gelmektedir. Kürt kitleleri içinde yaratýlan beklentiler hükümetin ya da devletin çabalarýnýn sonucu olmaktan çok Kürt hareketinin önderliðini yapan öznenin/öznelerin politikasýzlýðýnýn veya yanlýþ politikalarýnýn sonucu olduðunu belirtmek gerekir. Ortada havucun kendisi bile deðil, lafý varken böyle beklentiler yaratýlabiliyorsa Kürt hareketi açýsýndan ciddi bir zaafýn olduðu açýktýr. Ancak ezen ulusun devrimcileri olarak bizlerinde

2

KOMÜNÝST DEVRÝM baþtarafý sayfa 18’de malara

neden oldu. Festivalin içeriðinin dernek tarafýndan yumuþatýlmaya çalýþýlmasý, devrimcilerin ve faaliyetlerinin kýsýtlanmaya çalýþýlmasý eleþtirdiðimiz anlayýþlardýr. Örneðin; örgütlenme sürecine katýlmayan siyasal yapýlarýn stand açmalarýna izin verilmemesi ayný zamanda destekleyici kurumlarýnda bazý faaliyetlerine kýsýtlama getirilmesi yanlýþ bir tutumdur. Ancak bu kararlarýn alýnmasýnda bizim dýþýmýzdaki siyasetlerinde katkýsýnýn olmasý tarafýmýzdan eleþtirilmiþtir. Özellikle festivalin örgütlenmesi sürecine katýlmayan ancak sonrasýnda stand açmak isteyen kurumlarý engelleyen kararlarýn alýnmasýna yönelik gerekçeler ise çok geri bir düzlemdedir. Bir faaliyetin amacý, kendi siyasal etkini yaratmanýn yanýnda devrimci bir alan yaratmak olmalýdýr. Bu nedenle bulunduðumuz, faaliyet yürüttüðümüz her alanda hedefimiz, bu alaný mümkün olduðunca özgürleþtirmektir. Devrimcilerin alanlarýný kýsýtlamak devrimcilerin deðil devletin iþidir.

Genel olarak festival bizler için olumlu ve olumsuz yanlarýyla iyi bir deneyim olmuþtur. Devrimcilerin yaný sýra burjuvazinin de önemsediði festivaller, varoþlarda devrimci faaliyet alanlarý yaratabildiðimiz ölçüde yolumuzu açan bir araç görevi görecektir. Ýþçi ve emekçilerin en yoksul kesimlerinin yaþadýðý varoþlara yönelik bu tür faaliyetlerin devrimci ilkelerle donatýlarak muhataplarýyla buluþturulmasý mücadelemize kan taþýyacaktýr. Yoldaþlarýmýzýn buralardan kazandýðý deneyimleri kolektif bir birikim haline getirerek bulunduðumuz her alana taþýmasý saðlanmalýdýr.

baþtarafý sayfa 20’de Kongre-Konferans "disiplini" zayýf olsa da bizim için konferans bir düzeyin, niteliðin ifadesidir. Bu düzey biriktirilen olumlu, olumsuz toplamýn derslerini süzerek yeni geliþimin basamaðý haline getirmeyi ifade etmelidir. Devrimci hareketteki kongre-konferanslarýn yapýlamayýþýnýn ardýnda yatan neden bu düzeyde bir politik-örgütsel niteliðin olmayýþý ya da zayýf oluþudur. Diðer bütün olgular bu nedenden doðan sonuçlardýr. Dolayýsýyla bir protokolü yerine getirmek için ya da önceki düzeyin tekrarý olacak þekilde en yüksek organýn toplanmasý da gerçek çözüm olmayacaktýr. Sonuçta Kongre-Konferans konusunda bilincimizi netleþtirip, sonuçlarýný tüm devrimcilere yaygýnlaþtýrmaya çalýþacaðýz. Devrimci Komünist Hareket 1. Genel Konferansý, adýndan da anlaþýlacaðý gibi en yüksek organ olarak tam yetkiyle toplanmasýnýn yanýnda ihtiyaç ve önceliklerimiz gözetilerek mücadelemizin tüm yönlerini deðerlendirmiþ, pratik kararlara ulaþarak baþarýyla sonuçlanmýþtýr. Hareketimiz bir konferansýn yapýlýþ anýyla sýnýrlý olmayýp, öncesindeki hazýrlýklarý da içeren bir bütün olmasý gerektiðinden yola çýkarak; bir yýla yayýlan zaman diliminde hazýrlýk materyal-

lerinin üretilmesinden, teknik organizasyona, tüm örgütün gündemlere konsantre edilmesine kadar pek çok alana önem vermiþtir. Sonrasýnda ise yoðun bir noktaya gelinmiþtir. Bu çerçevede Konferansýmýz geniþ bir gündem yelpazesini ele almýþtýr. Ýdeolojik-politik düzlemdeki programatik görüþlerimiz süzgeçten geçirilmiþ, eksiklik ve yanlýþlýklar tespit edilerek yeni görevlerin altý çizilmiþtir. Baþlangýçtan bugüne örgütsel alan tüm yönleriyle masaya yatýrýlmýþ, hem kendi deneyimlerimizden yola çýkarak hem de dönemin özellikleri dikkate alýnarak yeni görevler saptanmýþtýr. Parti öncesi hazýrlýk döneminin görevleri kendi somutumuzda yeniden deðerlendirilerek kararlara varýlmýþtýr. Tüzük anlayýþýmýz belirlenip, tüzük taslaðý tartýþýlarak karara baðlanmýþ, örgüt iþleyiþimiz tüzüksel iþleyiþe kavuþturulmuþtur. Bir baþka gündem olarak dýþýmýzdaki bir devrimci bir çevreyle yürütülen birlik görüþmeleri deðerlendirilmiþ, birlik anlayýþýmýz çerçevesinde yeni bir karara varýlmýþtýr. Konferansýmýz bundan sonrasý için görüþ ve önerileri alarak mali konularý gündem etmiþtir. Son olarak MK seçimiyle ilgili gündemde yöntem belirlenerek yeni sürecin merkez organý belirlenmiþtir.

19


KOMÜNÝST DEVRÝM Festival Deneyimi Yaz aylarý mahalle festþivallerinin yoðun olduðu dönemlerdir. Ýþçi ve emekçi mahallelerinde yapýlan bu festivallerin, dayanýþmayý arttýrmak, siyasal hareketler içinde bu yerlerle baðlarý kuvvetlendirmek adýna katkýlarý son yýllarda üzerine durulan bir konudur. Kentsel dönüþüm projeleriyele birlikte varoþlara yöneltilen yýkým tehditleri sürecinde de bu meselenin mahalle festivallerinde iþlenmesi insanlarýn kýsmende olsa uyanýk olmasýný saðlamýþtýr. Genel olarak emekçi mahallerinde festivaller "yýkýmlara, yozlaþmaya ve yoksullaþmaya karþý" baþlýðý altýnda örgütlenmektedir. Bu durum siyasalk açýdan önemlidir ancak festival vb. çalýþmalarýn siyasal bir etkiyle daha ileriye taþýnmasý yakýcý bir sorundur. Bu nedenle festivaller herþeyi biran da çözecek bir araç olmadýðý gibi devrimci kadrolarýn eðitilmesi ve bir faaliyet alanýnýn yaratýlmasý açýsýndan ele alýnarak deðerlendirilmelidir. Bizlerde çalýþtýðýmýz bir mahallede üç yýldýr festival örgütlenmelerinde yeralmaktayýz. Yoldaþlarýmýzla birlikte bu festivalleri bir eðitime dönüþtürmeyi hedefledik. Yoldaþlarýmýzýn bu festivallerin hazýrlýk sürecine katýlmasý, birtakým iþlerde görev almalarý bu eðitimin bir parçasý olmuþtur. Bunun yaný sýra festivaller bir iç eðitim açýsýndan olanaklar yaratsada, çevremizdeki devrimci hareketleri tanýmak, birlikte iþ yapmak açýsýndanda katkýlarý olmaktadýr. Siyasal farklýlýklarýn ortaya çýkýp daha iyi anlaþýldýðý, yoldaþlarýmýzýnda bu tartýþmalarda yer alarak siyasal bakýþlarýmýzda daha da netleþtiði bir olanak yaratýlmýþtýr. Çalýþma yürüttüðümüz festivalin sürecini deðerlendirecek olursak, festivak geçtiðimiz iki yýl devrimci siyasal yapýlar tarafýndan örgütlendi. Kuruluþundan bu yana devrimci siyasetin varolduðu, zaman zaman etkisinin arttýðý, zaman zaman düþtüðü bu mahalle siyasal gericilik döneminin yarattýðý tahribatlerýn son yýllarda artmaya baþladýðý bir mahalledir. Devrimci siyasal yapýlarýn bu geri düþüþe karþý, mahallenin siyasallaþmasýný saðlamak ayný zamanda da varoþlara yönelik saldýrýlara iþçi ve emekçilerin daha örgütlü bir þekilde karþý durmalarýný saðlamak için festival bir araç olarak kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Ancak bu festivallerin bazý zaaflarý da süreç içerisinde karþýmýza çýkmýþtýr. Mahalle halkýnýn siyasal düzeyinin çok fazla ger-

18

ilediði, önemli sorunlardan birinin bu apolitik dalgayý kýrmak meselesi olduðu ve buna yönelik çözümler yaratmak gerçeði devrimci hareketlerin festival sürecinde iþlenememiþtir. Elbette bir festival tek baþýna bu sorunun çözümü deðildir. Ancak bir çözüm, bu soruna yönelik devrimci faaliyetlerin sürekliliðe kavuþturulmasýyla mümkün olacaktýr. Bu nedenle festival bir mücadele süreci olarak anlaþýlmalýdýr. Bu yýl ise festival mahallenin güzelleþtirme derneði tarafýndan gerçekleþtirildi. Devrimci yapýlarýnda destek vererek fastival sürecinde görev aldýlar. Ancak öncesinde devrimci siyasetlerin bir araya gelerek festivali örgütleme giriþimlerinde bulunmuþlar fakat festival niteliði konusunda yaþanan tartýþmalar bu süreci týkamýþtýr. Tartýþmalarýn nedeni ise festivalin siyasal içeriðini hangi kurumlarýn belirleyeceði ve nasýl olacaðý meselesi ayrýma neden olmuþtur. Bir tarafýn bu sürece mahalledeki tüm dernek ve kurumlarýnda katýlmasý ve siyasal içeriðini belirlemesi önerisi üzerine çýkan tartýþmada, karþý tarafýn siyasal hareketlerin öncelikle bu süreci örmesi ve festivale bu kurum ve derneklerin destek vermesinin saðlamasý þeklinde karþýlýk vermesi bir ayrýma neden olmuþtur. Bu tartýþmalarýn týkanmasý sonucu bazý hareketler eleþtirilerini yaparak festival sürecine katýlmayacaklarýný açýklamýþlardýr. Burada ortaya çýkan tartýþma bazý devrimci hareket içinde kemikleþmiþ bir sorunu ortaya çýkarmýþtýr. Devrimci önderlik ve kitlelerin bu önderlik tarafýndan siyasallaþtýrýlmasý üzerine oluþturulan politikalarda bir çok tasfiyeci ve popülist eðilim geçmiþten beridir yaþadýðýmýz topraklarda karþýlaþtýðýmýz bir sorundur. Festival toplantýlarýnda ortaya çýkanda bunun durumun tipik bir örneðidir. Bizler bir faaliyetin devrimci etkiyle örülmesini yakýcý önemde bir gereklilik olarak görmekteyiz. Bunun karþýsýna daha fazla kitleye ulaþalým adýna en geri zeminden siyasal bir alternatif koymak doðru bir tutum olmamakla birlikte siyasal düzeyi de düþüren bir anlayýþtýr. Çýkan tartýþmalar, bu sürecin kesintiye uðramasý sonucu bazý devrimci yapýlarýn önerisiyle festivali düzenleme iþini güzelleþtirme derneði almýþtýr. Bu sürecin bazý olumsuz yanlarý olmasýna raðmen bu festivale katýlmak sürekliliðin devamý ve yeni iliþkilerimizin de bu süreçte eðitilmesi açýsýndan önemli görülmüþtür. Festivalin sürekliliðinin saðlanmasý önemliydi ancak siyasal açýdan yaþadýðýmýz bazý tartýþ-

KOMÜNÝST DEVRÝM

burada sorumluluðumuzun olduðunu, burjuva düzeninin politikalarýnýn iç yüzünü kitleler gözünde sergileyecek nitelik ve duruþu sergilemek konusunda zaaflarýmýzý gözden kaçýrmamalýyýz. Tüm bu barýþ söylemleri sürerken bir yandan da AKP ve ordu'nun benzer bir tarzda "son terörist daðdan inene kadar terörle mücadelemiz devam edecektir vb." söylemleri ve operasyonlar için tezkerenin gündeme gelmesi burjuva demokrasisinin de sýnýrlarýný gözler önüne sermiþtir. Son yýllarda Gerilla hareketinin alanlarýnýn da büyük oranda daralmasý, PKK içerisindeki tasfiyelerin artmasý ve eski önder kadrolardan bazýlarýnýn itiraflarý vb. olaylar Kürt ulusal hareketinin DTP ile birlikte barýþ ve uzlaþma sürecine giriþini hýzlandýrmýþtýr. A. Öcalan'ýn yol haritasý ve ulusal mücadeleye yönelik söylemleri de büyük oranda bu süreci hýzlandýracak gibi görünmektedir. Geliþen bu süreçler bir yandan Kürt ulusal mücadelesinin artýk geçmiþteki gibi yaþanmayacaðýný bir yandan da Türkiye ve ABD iliþkilerinin Ortadoðu sürecine yönelik olarak yeni þekiller alacaðýný göstermektedir. Güney Kürdistan'da ki yönetimin tanýnmasý, Irak ve Afganistan'da Türkiye için yeni politik atýlýmlarý da beraberinde getirecektir. Kürt ulusal mücadelesinin demokratik açýlým süreciyle düzenle uzlaþma adýmlarý atmasý pek çok açýdan, gerek Kürt mücadelesi açýsýndan gerekse de Türkiye'deki sýnýf mücadelesi açýsýndan olumsuz etkileri olacaktýr. Ancak Kürt ulusal mücadelesine en doðru kanaldan katkýlarý yapmak öncelikle kendi görevlerimize yoðunlaþmakla mümkün olacaktýr. Türkiye sol ve devrimci hareketin bu süreçteki yorumlarý ve tutumlarý ciddi sorunlarla doludur. Devrimci hareketlerin yayýnlarýna baktýðýmýzda bazý devrimci akýmlar arasýnda "ezen ulus devrimcileri" ve "ezilen ulus" meselesi üzerine tartýþmalara rastlýyoruz. Bu tartýþmalar deðerlendirildiðinde ise birçok olumsuzlukla karþýlaþmaktayýz. Ýki devrimci akým arasýnda, "ulusal mücadeleye hangi tarafýn penceresinden bakmalýyýz? Ezen ulus devrimciliði penceresinden mi, ezilen ulus penceresinden mi? Sorularý üzerinden yapýlan tartýþmalar ve ortaya çýkan cevaplar ulusal soruna bakýþ üzerine oluþturulan politikalarýn nasýl zaaflar taþýdýðýný göstermektedir.

Devrimci Komünistler ulusal mücadeleye Komünist Enternasyonal'in ilkelerinin penceresinden bakmaktadýrlar. Komintern'in aldýðý kararlar doðrultusunda ise bizler ulusal mücadeleye "ezen ulus komünistleri" olarak bakýyoruz ve bu doðrultuda politikalarýmýzý belirliyoruz. Tekrar vurgulayacak olursak; yaþadýðý topraklar üzerinde var olan ulusal mücadeleye, ezen ulus komünistlerinin en büyük katkýsý kendi görevlerini hakkýyla yerine getirmekle olacaktýr. Bununla birlikte Kürt ulusal sorunu konusunda güncel açýdan komünistler ikili bir görevle karþý karþýyadýrlar. Bir yandan düzenin emekçi sýnýflar içinde yaydýðý þovenizme ve bunun sola etki eden sosyal þovenist tutumlara karþý mücadele ederken bir yandan da Kürt hareketinin liberal eðilimlerinin þu ya da bu gerekçeyle peþine takýlan tutumlarla mücadele edilmelidir. Krizler Ancak Kapitalizmle Birlikte Yok olabilir. Eylül ayý krizin birinci yýlýný doldurduðu ay oldu. Dünya ekonomilerinin alt-üst olduðu, Türkiye ve dünyada hala yoðun bir þekilde devam eden "küresel kriz" bazý iyimser açýklamalara raðmen etkisini bir süre daha göstereceðe benziyor. Krizin, yaz mevsimiyle birlikte gündemden bir süre düþmesine ve görece bir rahatlama yaþanmasýna raðmen Eylül ayýndan itibaren tekrar yoðun bir þekilde gündem olmaya baþlamýþtýr. ABD'de toplanan G-20 zirvesi ve Ýstanbul'da ki IMF ve Dünya Bankasý toplantýlarýnýn gündemi, kuskusuz küresel kriz ekseninde oluþturulacaktýr. Türkiye ise bu krizden en fazla yara alan ülkelerden biri olarak, yeni ekonomik politikalar oluþturmaktadýr. Geçen aylarda yapýlan bazý kampanyalar, tüketimi artýrarak ekonominin canlanmasýný saðlamayacaðý umutlarýyla hayata geçirilmiþtir. Bu kampanyalardan biri; bazý iþveren sendikalarý, devlet kurumlarý ve sarý sendikal yapýlarla birlikte oluþturulan ve yaygýn bir reklamý yapýlan "Kriz Varsa, Çaresi de Var!" adý altýnda yapýlan kampanyadýr. Kampanyanýn örgütleyicileri, toplumsal bir uzlaþma ve dayanýþmayla krizin üstesinden gelineceði yönünde bir inancý paylaþmakta, toplumun her kesiminden insanlarý uzlaþmaya ve dayanýþmaya davet etmektedirler. Diðer bir kampanya ise "Alýn Verin Ekonomiye Can Verin" adýyla yürütülen kampanyadýr. Bazý kampanyalý ürünlerle

3


KOMÜNÝST DEVRÝM

insanlarý tüketime yönlendirmek ve ekonominin canlanmasýný saðlamak amacýyla düzenlenen bu kampanyada ilk kampanya gibi, krizin gerçek nedenlerinin ve sýnýfsal ayrýþmalarýn üzerini örtmekte, burjuva söylemler ekseninde bir etki yaratmaya çalýþmaktadýr. Ancak iþçi sýnýfý ve emekçilere yönelik baþlatýlan dayanýþma çaðrýlarýna raðmen burjuvazi ve devlet sýnýfsal çýkarlarý doðrultusunda hareket etmektedir. Aslýnda bu durum çaðrýlarýn hedefleri de su üstüne çýkmaktadýr. Tüm çabalar kapitalist sistemin ayakta kalmasýna yöneliktir. Burjuvazinin kriz bahanesiyle iþçi sýnýfýnýn haklarýna yönelik birçok saldýrý yapmaktadýr. Yeni bir kanunla iþçiler, eðitim bahanesiyle asgari ücretin çok altýnda fabrikalarda çalýþtýrýlmakta ve diðer vasýflý iþçilerle ayný performansý göstermeleri istenmektedir. Ayrýca, kriz nedeniyle iþyerlerinden çýkarýlan, ücretlerini alamayan vb. sorunlarý yaþayan yüzlerce iþçide bu dayanýþmanýn dýþýnda kalmaktadýr. Doðasý gereði krize giren kapitalist sistem, uzun soluklu mücadelelerle kazanýlmýþ olan haklarýn budayarak ve yoðun bir vergi ve zam yüküyle ömrünü uzatmaya çalýþacaktýr. Bu nedenle tüm dayanýþma, birlik ve beraberlik þeklindeki lafazanlýklar bu amaca hizmet etmektedir. Kapitalizm, meta dolaþýmýna dayanan asalak bir sistemdir. Bu sistem iþleyiþini sömürü iliþkilerinden, yozlaþmýþ bir tüketim bilincinden beslenerek sürdürmektedir. Tüm bu krizlerin, iþsizliklerin, yozlaþmalarýn ortadan kalkmasý ise yine kapitalizmin tarih sahnesinden çekilmesiyle mümkün olacaktýr. Ýþsizliðin her ay ortalama yüzde iki artmasý konu üzerinde oluþturulacak perspektifler açýsýndan ve somut örgütlenme tutumlarý açýsýndan dikkatli þekilde eðilmeyi gerektirmektedir. Kapitalizmin bugünkü karakteri iþsizliði sürekli bir hale getirmek üzerine kurulmuþtur. Sürekli bir iþsizlik rejimi düzenin pek çok açýdan iþine yaramaktadýr. Özellikle iþsizler kitlesinin örgütsüz konumu düzenin elini güçlendiren en önemli etken olmaktadýr. Sendikal hareketin geriletilmesinde ayný þekilde bir baský unsuru olarak kullanýlmaktadýr. Bunun dýþýnda kriz dönemlerinde ya da düzenin emperyalist saldýrganlýða giriþmek istediði dönemlerde iþsizler kitlesinin bu

yönde kullanýldýðý tarihsel deneyimlerden görülmektedir. Kuþkusuz iþsizler iþçi sýnýfýnýn bir parçasý olarak devrimci sýnýf mücadelesi açýsýndan da potansiyel bir kitleyi oluþturmaktadýr. Dolayýsýyla iþsiz kitlelerin siyasallaþmasý ve iþçi sýnýfýyla birlikte örgütlenmesi can alýcý bir sorundur. Ýþsizlerin ve iþçilerin ayný sýnýfsal çýkarlar etrafýnda örgütlenmesi! Burada ortaya devrimci önderlik ve parti sorunu çýkmaktadýr. Ýçinden geçtiðimiz dönemde böyle bir önderlik olmadýðý gibi komünistler nitel ve nicel sorunlar yaþamaktadýr. Devrimci siyasal mücadelenin iþçi ve emekçiler içerisinde etkisinin az olmasý, siyasal yapýlarýn (bizde dâhil) henüz daha yeterli örgütlenme düzeyine ulaþamamalarý bu meseleye müdahil olmalarýný önlemektedir. Krizin yaný sýra Ýstanbul ve Tekirdað'da yaþanan ve otuz civarýnda insanýn ölmesi onlarcasýnýn da evlerinin zarar gördüðü sel tekrar kent yapýlanmasý ile ilgili tartýþmalarý beraberinde getirdi. Dere üzerlerinde ki yapýlaþmalarýn yarattýðý olumsuzluklar vurgulanarak "kentsel yapýlanmaya" yönelik yeni projeler öne sürüldü. Ancak dikkat edilirse genellikle otoyollarýn ve imarlý alanlar sel altýnda kalmýþtýr. Bu durum kapitalizmin akýl dýþý yapýsýný açýða çýkarmaktadýr. Sel üzerine devletin açýklamalarý ise ibret vericidir; "dere intikamýný aldý", "küresel ýsýnma bizi ülkemizi de etkilemektedir" benzeri söylemler birer aymazlýk örnekleridir. Ýkiyüzlüce sorumluluðu üstünden atan burjuva belediyeler, karþýlarýnda örgütlü bir tepkinin olmayýþýnýn rahatlýðýyla davranmaktadýrlar. Kriz, sel, zamlar, yoksulluk kapitalizmin yapýsal çeliþkilerinin yarattýðý sorunlarýdýr. Bu sorunlar ne sýnýflar arasý bir uzlaþmayla ne de yeni yapýlanmalarla çözülebilir. Tüm bu sorunlarýn çözümü "sýnýfa karþý sýnýf savaþýdýr!" Bu nedenle iþçi ve emekçilerin sýnýf mücadelesini yükseltme için örgütlenmekten baþka çaresi yoktur. Bugün kriz ve sonuçlarý ne kadar yakýcý olsa da içinden geçtiðimiz süreç sýnýf mücadelesinin gericilik döneminden çýktýðý bir süreç olamamaktadýr. Son birkaç yýldýr saðlýk hakkýndan örgütlenmeye kadar birden fazla alanda yapýlan burjuva düzenlemelere karþý bazý kesimlerce devrimci bir yükseliþ umut edilse de ortaya çýkan eylemlilikler ve siyasal etkileri çok sýnýrlý olmuþtur. Ýþçi ve emekçilerin örgütsüz, sýnýfýn öncüsü iddiasýnda

4

KOMÜNÝST DEVRÝM

si hedeflenen bazý yoldaþlarýmýzý, iliþkilerimizi bu kampa katamamýzdý. Kimi teknik aksaklýklar ve de belirlediðimiz bazý iliþkiler ile görüþmelerimizi son günlere býraktýðýmýz için kampa düþündüðümüz, planladýðýmýz oranda insanlarý katamadýk. Esas gelmesi planlanan yoldaþlarýmýzý kampa bazý sebeplerden katamamýþtýk. Bu tür organizasyonlar özellikle yeni devrimcileþen unsurlarýn geliþmesi için önemli bir fýrsattýr. Bu yüzden ileriye çýkarmayý hedeflediðimiz unsurlarý mutlaka eðitim kamplarýna katmayý becermeliyiz. Yoksa sürekli ayný kiþilerle eðitim toplantýlarý yapmak çok da geliþtirici olmayacaktýr. Ama bizler kampýn siyasal önemini ve de heyecanýný bir yaz boyunca konuþmuþ ve kendimizi de buna göre hazýrlamýþtýk. Eksiklerimizden ve de ders çýkarmamýz gerekenlerden biri buydu. Bir diðeri de güvenlik ve kampýn organizasyonu ile ilgili idi. Kampa giderken ve de gelirken ayrýldýðýmýz yerlerden kamp alanýna farklý yollardan, metropoller daha denetimli olduðu için daha güvenli gelmemiz gerekiyordu. Ama bu konuda da hatalar yapýlmadý deðil. Kullandýðýmýz vasýtalara içindeki yolculara da yol boyunca dikkatli bakmamýz gerekirken ayný araç içinde birbirimizi görememiþtik. Özellikle yoldaþlarýmýzýn evlerini cep ve de normal telefon ile aramak istemeleri bu konuda da daha ne kadar yol katetmemiz gerektiðini gösteriyor. Bu konu kamp alanýnda güvenlik konusuna gelindiðinde tekrardan üzerinden geçildi. Kampýmýza esas getirmeyi düþündüðümüz iliþkilerimizi getirememiþtik ama çok verimli geçtiðini söyleyebilirim. Bundan sonra yapacaðýmýz kamplara bu bilinç ve dersler ile girmemiz gerektiðini düþünüyorum. En önemlisi kamp sürecine hazýrlanýrken gelecek olan iliþkilerimizi kampa daha önceden hazýrlamak ve teknik sorunlarý da daha profesyonelce ele almamýz gerekiyor.

YAZ SÜRECÝ EÐÝTÝM FAALÝYETLERÝMÝZDEN BÝR DENEYÝM Mart, Nisan, Mayýs sürecinden sonra yaz aylarýnda yapacaðýmýz hem yoldaþça kaynaþmanýn hem de siyasallaþmamýzý saðlayacak kampýmýzý örgütleyip dersleriyle tamamladýk. Kamplarýmýz devrimci hareketin anladýðý tarzdan yarýþmalar, konserler vs. ile geçmemektedir. Kamplar siyasallaþmanýn ve politizasyonun saðlandýðý belirli gündemleri üzerinden yapýlmasý gereken yine siyasal bir araç olmalýdýr. Bizlerin kamptan anlamamýz gereken ayný zamanda faklý boyutlarý olan bütünlük þeklinde bakmaktýr. Bu bütünün farklý boyutlarýný, teknik organizasyondan içeriðe, katýlacak bileþimin niteliðinden güvenliðine, sonrasýndaki hedeflere kadar çeþitli konular belirler. Güvenlikli bir organizasyon yapmak titiz davranýþlarý gerektirir. Ýyi bir plan, öngörü ve deneyim gibi unsurlar yine ayný konuda önem taþýr. Kampa hazýrlýk süreci için tüketmemiz gereken eðitim materyalleri teknik aksaklýklardan dolayý yoldaþlarýmýzýn eline geç ulaþmýþ bu yüzden bazý yoldaþlarýmýz özellikle ikinci broþürümüzü okuyamadan gelmiþlerdi. Ýkinci broþür gündemleri toplantýlarý yöneten yoldaþlarýmýz tarafýndan giriþler yapýlarak ortaklaþtýrýldý. Aslýnda okunmayan konular hakkýnda da az çok zaten fikir birliðimiz vardý. Broþürleri okuyamayan yoldaþlarýmýz boþ vakitlerinde bu broþürleri tekrardan göz geçirebildiler. Kýsaca gündemlerimiz, Ekim Devrimi, Proletarya diktatörlüðü, Sosyalizm ve Komünizm anlayýþýmýz, Sýnýfýn yapýsýndaki deðiþikler ve Sýnýfýn yapýsý, Devrimci örgüt ve parti anlayýþýmýz, Enternasyonalizm, Türkiye solu ve Ulusal gelenek ve Güvenlik üzerine idi. Bu gündemleri belirli periyotlar ile tüketip kolektif bir kamp örgütledik. Kampýn ilk gününden planladýðýmýz gibi tüm konular eksiksiz tüketildi. Bazen sohbetler karýþtý bazen de yine konularla ilgili pratik deneyimler aktarýldý ve tabi kamp boyunca konular fazla daðýtýlmadan yeterlilik istenerek tüketildi. Kamp yeri de güvenlik açýsýndan ve toplantýlar için uygun bir yerde idi. Eksikliklerimiz açýsýndan ele alýrsak kampý bazý problemlerle karþýlaþtýðýmýzý söylememiz gerekir. En önemlisi getirilme-

17


KOMÜNÝST DEVRÝM 1 EYLÜL DÜNYA BARIÞ GÜNÜ

1939 1 Eylül'ü Nazilerin Polonya'ya saldýrýya geçtiði ve ayný zamanda 2. Paylaþým Savaþýnýn ateþinin yakýldýðý tarihtir. 1945'te bu paylaþým savaþýnýn sona ermesiyle 21 Eylül Birleþmiþ Milletler tarafýndan Dünya Barýþ Günü olarak ilan edildi. Ancak Sovyetler Birliði savaþýn baþladýðý tarih olan 1 Eylül'ü Dünya Barýþ Gününü olarak kabul etmiþtir. Bu noktada bizim ''barýþ'' kavramýný irdelememiz gerekiyor. Barýþ nedir, barýþ içinde bir dünyaya nasýl ulaþýlýr, þu anda barýþ denilen þey kimin barýþýdýr? Emperyalistlerin önce savaþarak dünyayý kana bulayýp sonrada barýþ günü adý altýnda bir gün ilan etmeleri ikiyüzlüce, kitleleri aldatmayý amaçlayan bir tutumdur. Ayný emperyalistler Birleþmiþ Milletleri kurmuþlardýr. Dolayýsýyla ya Birleþmiþ Milletler doðasý gereði barýþtan yana olamaz ya da onlarýn bahsettiði barýþ bizim kuracaðýmýz dünyadaki barýþ niteliðinde olamaz. Onlarýn bahsettiði barýþ insanlarýn yaþam haklarýný ellerinden alýyorsa, dünyayý paylaþtýktan sonra, sular durulduktan sonra ortaya atýlan "þirince" bir kavram olarak kalýyorsa burada bir ayrýmý görmek gerekiyor. Bizim kuracaðýmýz komünist dünyada barýþ, öncesinde dünyayý kana bulayan emperyalist bir savaþýn sonunda ortaya atýlan bir kavram olmayacak ve bizim bahsettiðimiz barýþ sermayedarlarýn ceplerine milyon dolarlarý sokmayacak. Ancak belirtmek gerekir ki, bizim bahsettiðimiz barýþa da bir savaþla ulaþýlacak; o da sýnýf savaþýdýr. Silahlar kapitalizme, burjuvaziye dönmeden, onlarý hedef almadan barýþçýl bir dünya kurmak mümkün deðildir. Ancak o zaman gerçek bir barýþa ulaþýlacaktýr. Dünya Barýþ Gününde ve daha birçok yerde sýk sýk atýlan ''Savaþa Hayýr'' sloganý iþte tam bu noktada eleþtirilmeyi hak ediyor. Çünkü devrim gökten gül yapraklarýyla inmeyecektir. Barýþ sadece slogan atarak saðlanmayacaktýr. Barýþ için bir savaþ gereklidir. O da sýnýf savaþýdýr. Ýnsanlarýn

16

hayalini kurduklarý barýþ sýnýflarýn ve özel mülkiyetin ortadan kalkmasýyla gerçekleþecektir. Ancak bunun için en baþta burjuvazi olmak üzere kapitalizmi ayakta tutan tüm öðelerle savaþmak gerekmektedir. Barýþý saðlayana kadar savaþacak, proletarya diktatörlüðü ile burjuvaziyi yeryüzünden yok ederek sosyalizm güçlendirilecek ve sýnýflý toplumlarýn tüm kalýntýlarýnýn ortadan kalkmasýyla komünist bir topluma geçilecektir. Fakat daha öncede bahsettiðimiz gibi bunlar sýnýf savaþýnýn ürünü olacaktýr. Fakat savaþa karþý sýnýf savaþýný örgütlemek bir emperyalist savaþý tertiplemek kadar kolay deðildir. Burada komünistlerin amacý emperyalist savaþlarý iç savaþa çevirmek ve sýnýf mücadelesini yükseltmek olmalýdýr. Komünistler emperyalist savaþlarý kendi kazdýðý kuyunun içine gömüp bu savaþý sýnýf savaþýna çevirebilirlerse yýkýcý bir etki yaratabilirler ve doðru bir politik hatla devrimle sonuçlandýrabilirler. Týpký Ekim Devriminde Bolþeviklerin yaptýklarý gibi… Burjuvazinin ve her türlü burjuva kalýntýnýn komünist bir dünya için her zaman tehdit unsurlarý olduklarý unutulmamalý, kalýcý barýþ için sürekli savaþ halinde olacaðýmýz bilinciyle Marksizm-Leninizm ilkelerine baðlanarak sýnýf mücadelesini yükseltmek için uðraþmalýyýz.

Tüm savaþlara son vermek için son bir savaþ… Savaþa Karþý Sýnýf Savaþý…

KOMÜNÝST DEVRÝM

olanlarýn ise yetersizliði gericilik döneminden çýkýþý da güçleþtirmektedir. Bu sorun günümüzün en yakýcý sorunudur. Bu nedenle "burjuvazinin saldýrýlarýna ve krizin nedeni olan kapitalizme karþý komünist örgütlenmeye" þiarýný yükseltmek doðru halkayý tutmak anlamýna gelecektir.

tablosunu oluþturan örgütten kaçýþ ve tasfiyecilik olgusu karþýsýnda bizler, devrimci yol ve yöntemlerde ýsrarcý olmak gerektiðini öne çýkararak baþladýk. Konferansýmýz, örgütten kaçýþýn her yaný sardýðý, liberal tasfiyeciliðin bin türlü teorisinin yapýldýðý bu koþullarda ayrý bir öneme sahiptir. Bu açýdan konferansýmýz, tasfiyeciliðe karþý devrimci örgüte çaðrýdýr. Ayný zamanda ortaya koyduðun tez ve saptamalarla, sonrasýndaki iradesiyle de komünist devrimciliðe çaðrýdýr. Devrimci bir parti ancak devrimci yol ve yöntemlerdeki bir inþa ile kurulabilir. Kuþkusuz bu görev faklý alanlarý kapsayan çok yönlü bir görevdir. Bizler için bu görevlerin bir boyutunu; ulusal ve evrensel devrimci birikimleri eleþtirel süzgeçten geçirerek özümsemek, böylece köklerimize, Bolþevizm'e baðlanmak gibi temel bir görev oluþturmaktadýr. Kurulduðu andan itibaren "Komünist Partinin" farklý alanlarda yaratýlacak bir nitelikle ifade edilebileceðini bilincine çýkaran hareketimiz, bu niteliðe ulaþmak için bir hazýrlýk dönemi tanýmý yapmýþtýr. Konferansýmýz, geride kalan beþ yýllýk süreçte, neleri yapýp neleri yapamadýðýmýz ve dolayýsýyla hazýrlýk görevlerinin neresinde olduðumuz üzerinde önemle durmuþtur. Konferansta hareketimizin kuruluþundan bugüne kadar ki süreci deðerlendirilmiþ ve yeni hedefler belirlenmiþtir. Parti öncesi hazýrlýk döneminin gerek bütünün görevleri gerekse de içinde bulunduðumuz evrenin görevleri bakýmýndan somut politik ve örgütsel saptamalar yapýlmýþtýr. Konferansýmýzýn deðerlendirme ve kararlarý özet halinde MYO konferans özel sayýsýnda (Bildirge halinde) devrimci kamuoyuna sunulmuþtur. Konferans belgeleri tam metin halinde yayýna hazýrlanmaktadýr. Ýþçi sýnýfýnýn öncü devrimci partisini inþa etme mücadelesinde komünistler bir eþiði daha geride býraktýlar. Bundan sonra konferansýmýzdan aldýðýmýz güç ve iradeyle kararlarýmýzý hayata geçirerek hedeflerimize yürüyeceðiz. Komünistler yeni görevlerinin altýndan da kalkmasýný bilmelidirler.

Komünistler I. Genel Konferansýný Gerçekleþtirdi! Bugünkü tablonun iç karartýcý yanlarýna raðmen komünistler ve öncü iþçiler için umut verici geliþmeler de yaþanmaktadýr. Devrimci Komünist Hareket 1. Genel konferansý komünistler açýsýndan olduðu kadar tüm devrimciler ve proletaryanýn öncüleri açýsýndan bu tablodaki umut verici bir geliþme olarak anlaþýlmalýdýr. 2000'li yýllarda yoðun bir tasfiyecilik dalgasý içerisinde kurularak yola çýkan hareketimiz geride býraktýðý beþ yýllýk sürecin sonunda konferans toplayabilecek niteliðe ulaþmýþtýr. Konferans bir niteliktir. Birikim ve deneyimin iradeyle birleþtiði noktada baþlar, devrimci yol ve yöntemin hayata geçirilmesiyle ilerler. Önceki sürecin sonuçlarýný eleþtirel bir süzgeçten geçirip, yeni hedefler belirleyerek yürümek niteliksel bir varoluþ gerektirir. Bu niteliðin olmadýðý ya da yeterince olmadýðý yerde bir örgütün en yüksek organý olan konferans/kongre gibi örgütlenmeleri yapabilmek mümkün olamamaktadýr. Ya da yapýlsa dahi biçimsel, niteliði düþük, bir protokolü yerine getirmenin ötesine gidemeyen organizasyonlar olacaktýr. Uzun yýllar geçmesine raðmen en yüksek organýný toplayamamak Türkiye devrimci hareketinde yaygýn bir zaaftýr. Bu zaafa neden olan faktör en baþta bu tip kurumlaþmalara (Kongre/konferans) bir nitelik olarak bakamamaktýr. Örgütsel nitelikteki düþüþ bu tip organlarýn toplanamamasýnda önemli bir etkendir. Dolayýsýyla sorun bu niteliði kazanmak ve onun gerisine düþmemektir. "Proleter devrimci" bir gelenek ve "komünist parti" inþa etmek iddiasýyla yola çýkanlar bir süre sonra iddialarýnýn gerisinde kalarak mücadele sahnesinden çekilmiþlerdir. Var olan siyasal hareketler de öncü parti niteliðinin çok gerisindedirler. Bu süreci eleþtirerek mevcut yapýlardan kopanlar ise devrimci yol ve yöntemlerle yollarýna devam etmek yerine düzen içi duruþlarla eski niteliklerinin de gerisine düþmüþlerdir. Bugünkü öznel alanýn

KOMÜNÝST DEVRÝM 5


KOMÜNÝST DEVRÝM TÜRKÝYE'DE SINIF HAREKETLERÝ ÜZERÝNE TARÝHSEL VE POLÝTÝK DEÐERLENDÝRMELER Türkiye'de ki grev hareketlerinin Osmanlý'nýn son dönemlerinde baþladýðý görülmektedir. Burjuva Devrimini tamamlayan geliþmiþ Avrupa kapitalist ülkeleri sermayesinin yavaþ yavaþ Osmanlý topraklarýna girmesiyle buralarda fabrikalar kurulmaya baþlanmýþ bunun sonucunda da iþçi sýnýfý oluþmaya baþlamýþtýr. Osmanlý'da iþçiler gündelik üzerinden çalýþýyorlardý. Ýþçiler günde 11-12 saat çalýþtýrýlýyor çalýþmadýklarý zamanda gündelik iþlemiyordu. Osmanlý'da ki iþçi sýnýfý yerli tekeller ve devletin desteðiyle yabancý sermayedarlar tarafýndan ucuz iþ gücü olarak kullanýlýyordu. Ýþçileri sömüren hat müdürlerinden Fön Kölmann: "Yerli iþçiler, bir lokma ekmek iki çürük zeytin ile geçinebilir" sözü KapitalizminEmperyalizm aþamasýyla dünyanýn her yerine yayýlmasý ve Kapitalist sistemin emekçilerin üzerindeki sömürünün daha da arttýðýnýn bir kanýtýdýr. 2. Meþrutiyet döneminden Türkiye Kapitalist Cumhuriyeti kurulana kadar 82 tane grev hareketi gerçekleþmiþtir. Bu grev hareketlerinin çoðu iþ saatlerinin kýsaltýlmasý ve ücretlerin arttýrýlmasýyla ilgili talepler üzerinden giden hareketliliklerdir. Bu dönemde yapýlan grev hareketliliðine bakýldýðýnda istenen talepler iþçi sýnýfý açýsýndan eðitici, olumlu ve burjuva sýnýfýný zorlayýcý bir yapýya sahip olduðu dikkat çekiyor. Hatta "1922 yýlýnda 1 Mayýs'ta Ankara'da imalat-ý Harbiye Þimendifer Dekovil iþçileri matbaa dizgicileri istasyon civarýnda eþ ve çocuklarýyla dünya iþçilerine ve Ýstanbul iþçi örgütlerine 1 Mayýs nedeniyle kutlama telgrafý çektiler" bu örnek ve 8 saatlik iþgünü talebi vb ekonomik talepler üzerinden giden eylemliliklerde mücadeleci tavýr sergilenmesi iþçi sýnýfýnýn siyasi bilinç bakýmýndan ileri olduðunu gösteriyor. Türkiye Kapitalist Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1960 yýlýna kadar geçen sürede 66 tane grev hareketi gerçekleþtiði görülüyor. 1923-1960 tarihleri arasýnda bilinen kadarýyla 56736 iþçi greve katýldý. Bunlardan ikisi de genel grevdir. Grevlerin birçoðunun da istenen talepler iþgünü saatlerinin 11-12 saatten 8 saate indirilmesi ve iþçilerin çalýþma þartlarýnýn düzeltilmesidir. Grevlerin bir kýsmýnýn nedeni ise iþçilerin

6

serbest sendika kurma hakký ve grev hakký istekleridir. Ýþçiler 1923 yýlýnda iþ saatlerinin kýsaltýlma talebi ve 1 Mayýsýn resmi tatil olmasý isteðiyle grev yaptýlar. Grev T.C. devleti tarafýndan iþçilere baský yapýlarak engellendi birçok iþçide tutuklandý. 1924'de 1 Mayýsý "iþçi bayramý" olarak kutlamak isteyen iþçilerin bu eylemi askerlerce engellenmek istendi. 8 saatlik iþ günü için bildiri daðýtan birçok iþçide tutuklandý. Bundan sonraki uzun yýllar içerisinde 1 Mayýs kutlanamadý. 1923'de temelleri atýlan Türkiye kapitalist Cumhuriyetinin kendi burjuvazisini yaratma isteði doðrultusunda düzenini þekillendirdi. Ayný zamanda hakim dünya kapitalist sistemi içerisinde var olma yönünde devlet eliyle giriþimler gerçekleþtirildi. Burjuva devletini saðlam temeller üzerine oturtturarak Türk burjuvazisinin geliþmesini saðlayýp burjuvaziyi güçlendirmek yeterli burjuvazisi ve sanayisi olmayan T.C. devletinin görevi olmuþtur. TC'nin 1924 'de gerçekleþtirdiði Ýzmir Ýktisat Kongresi ile iþçilerin sendika kurma grev gibi haklarý yok sayýlmýþ kapitalistler bununla muazzam artý deðer saðlamýþtýr. 1927'de çýkarýlan Teþvik-i Sanayi Kanunu burjuvalara vergi indirimi yeni fabrikalara kamu mülkiyetindeki arazilerin veya binalarýn verilmesi ucuz ulaþtýrma ve depolama olanaklarýnýn saðlanmasý yeni ürünlere pirim verilmesi gibi burjuvaziye tanýnan ayrýcalýklarla temelleri atýlan burjuva cumhuriyetinin dayanak noktasý devlet tarafýndan çýkartýlan yasalarla güçlendirilmiþtir. Kapitalist Cumhuriyetin temelleri saðlam atýlýrken de kapitalistlerin güçlenmesi için iþçi sýnýfý üzerindeki sömürüyü de daha da arttýrmak gerekmiþtir. Ýzmir Ýktisat Kongresi, Teþvik-i Sanayi kanunu bunun göstergesidir. Burjuvazinin izlediði politikalarla, çýkardýðý yasalarla iþçi sýnýfýna grev hakký, sendika kurma, iþ saatlerinin kýsaltýlasý vb. haklar verilmemiþtir. 1923'den 49'a kadar ki sürede de iþçilerin yaptýðý her grev zorla bastýrýlmýþ ya da iþçilerin grev hakký olmadýðý için iþçilere tazminat ödettirilmiþtir. 1949'da çok partili döneme geçilmesiyle

KOMÜNÝST DEVRÝM

þekilde artacaðýný dile getiriyor. Fakat burada bir noktaya dikkat etmek gerekir: Bir devrim iþçi sýnýfýnýn devrimi olmadýðý sürece daima geriliði içinde barýndýrýr. Nepal' de yaþananlar da buna örnek olarak gösterilebilir. Proleter Devrimle birlikte proletarya diktatörlüðü kurulmadýkça, burjuvazi tüm aygýtlarýyla birlikte þiddet yoluyla ortadan kaldýrýlmadýkça sýnýfsýz bir topluma gidiþin önünde her zaman engel vardýr. Rao Nepal'deki kimi hatalarý gördüklerini söylemektedir. Hindistan'da ki Maoistler'in bu hatalardan ders çýkarmalarý olumlu olsa da temel noktalardaki zaaflarý ayný kalmaya devam etmektedir. Proletarya diktatörlüðünü hedeflemeyen bir devrimin burjuva diktatörlüðünün restorasyonuyla sonuçlandýðý yirminci yüzyýlýn derslerinden çýkartýlmasý gereken önemli bir noktadýr. Maoistler Hindistan'da yaklaþýk yirmi yýldýr varlýk gösteriyorlar. Bu yirmi yýl içinde yolu olmayan köylere yol, okulu olmayan yerlere okul yaptýlar. Feodal beyleri kovup toprak reformlarý gerçekleþtirerek halkýn kalkýnmasýný saðladýlar. Bedava saðlýk hizmetleri verdiler, yardýma muhtaçlara yardým ettiler. Tüm bunlarýn finansal kaynaðýný yine halktan elde ettiler. Herkesin bütçesine göre (kademeli) vergi aldýlar. Silahlarýn yüzde 60'ýný yapýlan baskýnlardan ve geniþ çaplý operasyonlardan kýsacasý devletin silahlarýna el koyarak saðlýyorlar. Bu çabalar sonucunda düzenin onca propaganda ve harcadýðý milyonlarca rupiye karþýn halkýn seçimlere katýlým oraný %14'de kalmýþtýr. Yaptýklarý silahlý eylemlerle devlete korku salmýþ ama halkýn desteðini almýþ bir parti olabilmiþtir. HKP/Maoist Hindistan' da þu anda gündemi meþgul eden bir numaralý mesele halini almýþtýr. En nihayetinde devlet partinin merkezi olan Lalgarh bölgesi baþta olmak üzere tüm Kýzýl Koridor bölgesine ciddi operasyonlar yapmaya baþlamýþ fakat Hindistan Güvenlik konseyinin açýklamalarýna göre devlet sürekli bir yenilgi durumuyla karþý karþýya kalmýþtýr. Aksine Maoistlerin bölgedeki hâkimiyetleri operasyonlarla birlikte gittikçe artmaktadýr. Bu hareket burada halk için gerçekten bir alternatif oluþturabilmiþ durumda. Halk bir sorunu olduðunda devlete deðil

Maoistlere koþuyor. Olaylar kurulan Halk Meclislerinde tartýþýlýp açýklýða kavuþturuluyor. Cezalar buralarda veriliyor. Maoist Parti burada tam anlamýyla paralel bir devlet kurmuþ ve halkýn ihtiyaçlarýna cevap olabilmiþ. Bunlar olumlanabilecek durumlardýr fakat burada kurtarýlmýþ bölge rahatlýðýna daha doðrusu yanýlgýsýna asla düþülmemelidir. Devrim ülke genelinde örgütlenmelidir. Partinin kendi açýklamalarýna göre sýnýf ayaðýnýn güçsüz olmasý þu anda en büyük sorun olarak durmaktadýr. Bizim devrim anlayýþýmýz Maoist devrimcilerin devrim anlayýþlarýndan farklýdýr. Fakat buna raðmen Hindistan' da yaþananlar herkese heyecan vermektedir. G20 ülkelerinin içinde yer alan ve kapitalist zincirinin önemli halkalarýndan biri olan Hindistan'da devrimin patlak vermesi burjuvazinin ''tarihin sonu'' masallarýna vurulmuþ en büyük tokat olacaktýr ve dünya devrimci hareketi açýsýndan coþku verici olacaktýr. Tabi her ülkelerin komünistleri kendi öncelikli görevlerini yerine getirmelidir. Aksi taktirde nihai baþarýya asla ulaþýlamayacaktýr.

Devrim Ýçin Parti, Parti Ýçin Örgütlü Hazýrlýk! Not: Rao'nun konuþmalarý www.solundogusu.com dan alýnmýþtýr.

15


KOMÜNÝST DEVRÝM Kýzýl Koridor Doðudan kýzýl bir güneþ yükseliyor…

Hindistan'ýn güneyinden kuzeyine uzanan ormanlýk þeklindeki arazide kýzýl bir hava sürüyor. Hindistan Komünist Partisi'nin (Maoist) egemen olduðu bu bölge Hindistan'ýn 600 bölgesinin 200'ünü kapsýyor. Yani ülkenin 1/3 ü komünist bir partinin hâkimiyetindedir. Bu bölgede halk için Maoistler paralel bir devlet durumunda. Bölgeye Kýzýl Koridor adý veriliyor. Yaklaþýk 3 yýl öncesine kadar sadece 20 ye yakýn bölgeye hakim olan gerillalar þu anda bu sayýyý 200' e kadar çýkarmýþ durumdalar. Bunda da partinin stratejik deðiþiklikleri, ekonomik krizin Hindistan'daki etkisi ve devletin köylülere ve çiftçilere yönelik aðýr ekonomik açýlýmlarý sebep olarak gösteriliyor. Sadece geçen yýl 3000 kadar çiftçinin intihar ettiði söyleniyor. Ayrýca bölgede hakim olan parti HKP/ Marksist' in yanlýþ olduðu söylenen tutumlarý da halký Maoistler yönlendiren en büyük etkenlerden biri olduðu iddiasý vardýr. Sözü edilen süreçler içinde HKP/Maoist'in etkili olduðu gelen bilgiler arasýndadýr. Bu partinin mevcut etkisinin halkýn öncülüðünü alabilmesi, kitlelere yön vermesi ve onlarýn artýk vazgeçilmezi haline gelmesi vs. gibi özelliklerini kýsaca bu hareketin içinden gelen bir militanýn anlattýklarýna dayanarak aktarmaya çalýþalým. HKP ve Kýsaca Tarihi Hindistan Komünist Partisi kurulduktan sonra farklý süreçlerden geçmiþ ardýndan pek çok farklý parçaya ayrýlmýþtýr. Ýlk kurulduðunda bu parti Komintern'in üyesi olarak kurulmuþtu. Kominter'in diðer seksiyonlarý gibi baþarýsýz olmuþ, zamanla devrimci niteliklerini yitirmiþtir. Pek de etki yaratamayan ve süreç içerisinde legalizm ve tasfiyeciliðin bataðýna düþmüþ bir parti haline gelmiþtir. Bu tasfiyecilik sonrasý eleþtiri vererek kurulan HKP/ML de HKP düzleminde kalarak onu aþamamýþtýr. Bu

14

hareket de biri HKP/Marksist (ki bu hareket de HKP'nin devamý sayýlabilir, bizde ki Ýþçi Partisine de benzetilebilir) diðeri de HKP/ Maoist olmak üzere ikiye bölünmüþtür. Bugün Marksist parti ulusalcýlar ve iktidarla kol kola yürüyen ve Maoistlerden köþe bucak kaçan bir parti durumundadýr. HKP/Marksist adlý örgüt düzenle baðlarýný güçlendirmesi sonucu giderek güçlerini de yitirdiði bilgisi vardýr. Bu partinin elindeki bölgeler de geçtiðimiz günlerde Maoistler ve halk tarafýndan iþgal edilmiþ, parti bürolarý ve binalarý yýkýlýp bölgelerden kovulmuþlardýr. HKP/Maoist Hindistan'da ki devrimci gücün kendilerinde olduðunu iddia etmektedir. Maoistlerin silahlý kanatlarýnýn liderlerinden Rao konuþmalarýnda Marks'ýn "radikal olmak meselenin özünü anlayabilmektir" sözü ile Marksist parti'yi eleþtirmektedir. HKP/Maoist'in bir takým yerlerde etkili olduðu anlaþýlmaktadýr. Kendi söylemlerine göre tasfiyecilik ve oportünizme karþý mücadele etmektedirler.

HKP/Maoist ve Hindistan'daki Durum Devrimci Komünist Hareket olarak parti anlayýþý ve öncünün eksikliði konusundaki hassasiyetimiz her zaman dile getirdiðimiz konulardýr. Bize göre bugün Türkiye devrimci hareketinde kitlelere öncülük edebilecek bir parti yoktur. HKP/Maoist in Hindistan'da yaptýklarý üzerinden parti anlayýþýmýzý ve örgütlü hazýrlýk dönemini anlatalým. Asya'da Maoist hareketler her daim güçlü olmalarýna raðmen bunu bir devrimle taçlandýramamýþlardýr. Her zaman "demokratik devrim mi?" "sosyalist devrim mi?" ikileminde kalmýþlardýr. Bunun sonucu olarak da ya parlamentarizme kaymýþlar ya da devrimi burjuvaziye teslim edip "önce demokratik devrim" demiþlerdir. HKP/Maoist bunun dýþýnda olduðunu söylemektedir. HKP/Maoist'in lider kadrosundan Rao Nepal Komünist Partisi'nin düþtükleri hatayý bildiklerini ve onlarý bu konuda uyardýklarýný söylerken kendilerinin bu yanlýþa düþmeyeceklerini, devrim sürecinde geriye düþmeyeceklerini söylüyor. Kurduklarý halk meclislerinin ve yaptýklarý reformlarýn devrimden sonra daha hýzlý bir

KOMÜNÝST DEVRÝM

DP iktidara gelmiþtir. Burjuva düzeni Demokrat Partiyle demokrasi çýtasýný nasýl yükselttiðini göstermek istemiþtir ama bu demokrasi kýlýfýnýn altýnda, iþçi eylemlikleri zorla bastýrýlmýþ, birçok iþçi iþten atýlmýþ ve birçok iþçide ya gözaltýna alýnmýþ ya da tutuklanmýþlardýr. Ýþçi eylemliliklerinin üzerinde baskýnýn yoðun olmasý nedeniyle 1950'den 60'a kadar ki süre içinde sadece on üç grev gerçekleþmiþtir. Ýkinci meþrutiyetten T.C.'nin kuruluþuna kadar ki süre içerisinde grev hareketliliklerinin 1923-60 arasýnda ki grev hareketliliklerin den fazla olduðu görünüyor. 1908-22 arasýnda 82 grev var. 1923-60 arasýnda 66 tane grev hareketi vardýr. 1908-22 grev hareketliliklerinin 1923-60 grev hareketliliklerinden fazla olmasýnýn yaný sýra iþçilerin mücadeleci tavrý dikkat çeker. 1908-20 arasý iþçi hareketliliklerinde fabrikalar iþgal ediliyor, tren yollarý kapatýlýyor, jandarma ve polisle çatýþýlýyor, 1 Mayýs'lar da büyük bir baský olmasýna raðmen eylemlere yoðun bir ilgi gösteriliyor ve iþçiler enternasyonali söyleyebiliyorlar. 1908-22 grev hareketlerinin ve iþçilerin siyasal bilinç olarak 1923-60 yýllarý arasýnda ki siyasal bilincinden ileri seviyede olmasý; dünyada ki iþçi hareketlilikleri, Bolþevik'lerin Rusya'da ki mücadelesi ve Osmanlý'da ki mevcut durumdur. Türkiye'de güçlü bir komünist devrimci bir öncü olmadýðý halde dünyada ki geliþen durumlar Türkiye'de ki iþçi sýnýfýnýn siyasal bilinç kazanmasýnda etkili olmuþtur. Türkiye'de ki sýnýf hareketliliklerinin en yoðun dönemi 1960-80 arasý olmuþtur. Grev ve eylemler en çok bu dönemde gerçekleþmiþtir. Türkiye'de 1960 darbesiyle düzenin yönelimi deðiþmemiþtir. Türkiye'nin hýzlý sanayileþmesi ve dünya kapitalizmine entegrasyonu hýzlanmýþtýr. Türkiye Kapitalist Cumhuriyeti'nin yapýsýndaki deðiþiklikler ordu ve devlet idaresiyle saðlanýlmýþtýr. 1961'den 72'ye kadar görece demokratik adýmlar atýlýyormuþ gibi gözükse de verilen göstermelik haklar birkaç yýl içerisinde önemli oranda daraltýlmýþtýr. Sýnýf hareketi dönem içerisinde geliþen süreçleri de belirlemiþtir. 1960-80 yýllarý arasýnda kamu ve özel sektörde 1.693 grev hareketi gerçekleþmiþtir ve 415.440 kiþi greve katýlmýþtýr.

Bunun sonucu toplam iþgünü kaybý ise 20.643.885'dir. 1960'dan 1963'e kadar grev hareketleri iþten atýlmalar, grev hakký, sendika ve toplu sözleþme talepleri doðrultusunda geliþen eylemliliklerdir. Grevlerin çoðu sakal býrakma eylemi, oturma eylemi ya da sessiz yürüyüþler þeklinde yapýlmýþtýr. 1961 yýlýnýn 31 Aralýk'ýnda "grev ve toplu sözleþme yasasý" için Türk-Ýþ'in düzenlediði "Saraçhane mitingi" en kalabalýk mitinglerden biridir. Mitinge yüzbinin üzerinde iþçi katýlmýþtýr. T.C. 61 anayasasýyla önceden izin almaksýzýn "sendika kurma ve sendikalara üye olma, üyelikten serbestçe ayrýlmasýna" yönelik hükümler getirmiþtir. 1963'de de "grev ve lokavt" kanunlarý çýkartýlmýþtýr. Kapitalistler tarafýndan çýkartýlan ilerici görünen tüm bu yasalarýn çýkmasýný önceleyen süreçlerde iþçi hareketliliklerinin de etkisi vardýr. 1963 ve sonrasýnda grev hareketliliklerinde pasif eylemlilikten yavaþ yavaþ aktif mücadeleye geçildiði görülüyor. 29 Ocak 1963'te Kavel Kablo fabrikasýnda çalýþan Maden-Ýþ sendikasýna üye 173 iþçi fazla mesai ve kýdem esasýna göre verilen yýllýk ikramiyelerinin tam ödenmemesi ve sendikal baskýlarý protesto etmek için iþ býrakýp oturma eylemi yaptý. Kavel iþçilerinin yapmýþ olduðu grev, sýnýf mücadelesi açýsýndan önemli bir eþiði ifade etmektedir. Bu dönemde, "TÝS" (toplu iþ sözleþmesi) için yapýlan eylemliliklerin yaygýn olduðu görülmektedir. 1963'le 70 arasýnda sýnýf hareketlerinde ki dinamizmin, 70'den sonra ki sýnýf hareketlilikleri ve devrimci mücadele üzerinde eðitici rolü vardýr. Bu dönemde iþçiler fabrikalarý iþgal ediyor, binlerce iþçi vilayetlere yürüyor, grev kýrýcýlarý fabrikalara alýnmýyor ve gerekirse polisle çatýþýlýyor. Devlet desteðiyle kurulan Türk-Ýþ içinden daha ilerici unsurlar, Maden-Ýþ, LastikÝþ, Gýda-Ýþ, Zonguldak Maden-Ýþ sendikalarý 13 Þubat 1967'de DÝSK'i kurdular. Bu sendikalarýn yöneticileri aðýrlýkla TÝP yanlýsý bir politik tutum içerisindeydiler. DÝSK'in kurulmasýnda 61 anayasasýnýn getirdiði sendika kurma hakkýnýn verilmesi etkili gibi gözükse de, o dönem ki sýnýfsal hareketlilik bunda önemli rol oynamýþtýr. 1969 yýlýnda da Türkiye iþçi sýnýfý "Alpoget"

7


KOMÜNÝST DEVRÝM

maden iþçilerinin kendiliðinden bir þekilde iþletmeye el koymasýyla tarihinde ilk özyönetim deneyimini gerçekleþtirmiþlerdir. 70'li yýllarda AP hükümeti CHP'li milletvekillerinin desteðiyle "274 sayýlý sendika yasasýnda" ve "275 sayýlý toplu iþ sözleþmesi grev ve lokavt yasasýnda" deðiþiklikler yapmak istedi. Devletin bu deðiþiklikleri yapmasýnda ki amaç ise; hýzlý bir þekilde yükselen sýnýf hareketliliklerinin önünü kesmek istemesiydi. Fakat grev ve lokavt yasasýnda ki deðiþiklik ve DÝSK'in kapatýlmasý istemi iþçi hareketliliðini durdurmak yerine Türkiye iþçi sýnýfýnýn tarihinde ki en büyük ayaklanmaya sebep oldu. "15-16 Haziran ayaklanmasý" tüm bu süreçlerin sonucu olarak ortaya çýktý. Onlarca fabrika, on binlerce iþçi 15-16 Haziran günlerinde eyleme çýktý. Bu ayaklanma kendiliðinden geliþen bir hareket olmasýna raðmen, politik etkisi bakýmýndan sarsýcý bir niteliktedir. Yüz binin üzerinde ki iþçilerin, sokaklarda, meydanlarda ki gövde gösterisi, polis ve jandarma barikatlarýný yarmalarý Türkiye'de ki kapitalistleri korkutmuþ, çoðu burjuva uçak biletlerin alýp yurtdýþýna kaçmýþtýr. 15-16 Haziran ayaklanmasý DÝSK tarafýndan iþçilere yapýlan sakin olun çaðrýsý ve legalist TÝP'in ayaklanmaya öncülük edememesi sonucu bu ayaklanma 16 Haziran günü sýkýyönetimle denetim altýna alýnmýþtýr. Bu ayaklanma da üç iþçi hayatýný kaybetmiþ birçok iþçide ayaklanmaya katýldýðý gerekçesiyle iþlerinden atýlmýþlardýr. 70'li yýllar genel grevlerinin, TARÝÞ, DGM hareketliliklerinin ve 77 devrimci 1 Mayýs eylemliklerine sahne olan bir dönemdir. 70'li yýllar sýnýf hareketliliklerinin devrimci mücadeleyi, devrimci mücadelenin de sýnýf hareketliliklerini beslediði ve kendi devrimci önderlerini çýkardýðý bir dönemdir. Sýnýf hareketliliklerinin ve devrimci hareketin gittikçe yükselmesi, kapitalistler tarafýndan çýkartýlan yasalarla, 12 Mart'la bastýrýlmaya çalýþýlmýþ fakat 1980'e kadar sýnýf hareketleri ve devrimci mücadele, daha yoðun katýlýmlarla artarak yoluna devam etmiþtir. 1980'e gelindiðinde Türkiye Kapitalist Cumhuriyeti ekonomik bunalým içerisine girmiþ ve yükselen sýnýf hareketi kapitalist-

leri huzursuz etmiþtir. Türkiye kapitalizmini rayýna oturtturmak, kapitalizmin deðiþen yapýsýna ayak uydurulmasý gerekliliðinden yola çýkýlarak 24 Ocak kararlarý çýkartýlmýþtýr. Bu politikalarýn uygulanabilmesi için sýnýf hareketliliklerinin bastýrýlmasý gerekiyordu. Öncelikle de devrimci hareketin zorla bastýrýlmasý gerekiyordu. Devlet faþizmi öne sürerek sýnýf hareketini bastýrmaya çalýþmýþ sonrasýnda 12 Eylül darbesiyle iþçi sýnýfý ezilmiþ, devrimciler ya iþkencelerde ya da baskýnlar da öldürülmüþtür. Ara Sonuç 1960-80 dönemleri arasý iþçi sýnýfý hareketlilikleri Türkiye iþçi sýnýfý tarihinin en büyük grev, fabrika iþgalleri, mücadelelere sahne oldu. Bu dönemler arasýnda sýnýf hareketi en ileri seviyeye ulaþmýþ ve iþçi mücadelesinin potansiyeli devrimci kanallarý beslemiþtir. T.C.'nin kurulmasýndan itibaren sýnýf hareketliliklerinin baský altýnda tutulmasý bununla birlikte TKP'nin bu dönemde yaygýn politik bir etki yaratamamasý 60'lara kadar görece suskunluk dönemi yaratmýþtýr. 60'larýn baþýnda, direniþlerin ve grevlerin artmasý, TÝP'in siyasal olarak etkileri iþçi sýnýfý açýsýndan siyasal bir birikim dönemini baþlatmýþtýr. Türk-Ýþ'le birlikte sýnýfsal atýlýmlarý az olsa da devrimci bir potansiyele sahip olan iþçi sýnýfýný düzene baðlamak, ehlileþtirmek niyetinde olan burjuvazi; Türkiye'de sýnýf hareketinin önemli adýmlarýndan olan saraçhane mitingi ve Kavel direniþiyle birlikte karþýsýnda ölü topraðýný üstünden atmýþ bir iþçi sýnýfýyla karþýlaþmýþtýr. 71'de TÝP'in legalizmine ve MDD'nin pasifizmine karþý devrimci ayrýþmalar ortaya çýkmýþtýr. 60 ve 80'ler de sýnýf hareketi yükselirken sol dinamizmde yükselmiþtir. Sýnýf hareketinin pratik olarak legalizmin dýþýna çýkmasý, eylemlere, grevlere yüz binlerin üzerinde iþçinin katýlmasý, artýk geliþen koþularýn devletin kontrol edemeyeceði alanlara taþmasý legalizmin içindeki sol siyasal yapýlarýnda mevcut durumu bakýmýndan DÝSK, Türk-Ýþ gibi yasal kurumlardan farký kalmadýðýndan bu yapýlar içerinde ayrýþmalar yaþanmýþtýr. Ardýndan devrimci ileri atýlýmlar ortaya çýktý. Türkiye'de ki legalist siyasal yapýlarýn

8

KOMÜNÝST DEVRÝM

Devrimci hareketin küçük burjuva karakterli günü birlik politikalarý sonucu ne kendileri için nede iþçi sýnýfý için ilerletici olamamaktadýr. Legalist yapýlarýn düzen partileriyle oy yarýþýna girmesi düzen partilerinden bir farkýnýn olmadýðýný mevcut bir durumdur. Ýþçi sýnýfý içerisinde kendi örgütlenmelerini yaratsalar da pasifizm içerisinde bu potansiyeli erittikleri görünen bir gerçektir. Devrimci hareketin iþçi sýnýfý içerisinde örgütlenip oluþturduklarý sendikalar legalistlerin ve düzen içi bürokratik sendikalara göre devrimci bir yaný olsa da devrimci komünist anlayýþ bakýmýndan geride bulunaktadýr.

DEVRÝMCÝ KOMÜNÝSTLERE DÜÞEN GÖREV Ýþçi sýnýfý içerisinde yapýlan çalýþmalar iþçi yardýmlaþma fonu gibi iþlememeli ve oluþturulan her iþçi birliði sadece ekonomik talepler üzerinde ilerlememelidir. Devrimci bir zeminde oluþturulan iþçi yapýlanmalarý ve iþçi eylemlilikleri proletaryayý siyasi iktidara taþýmak için eðitici bir nitelikte olmak zorundadýr. 6 saatlik iþ günü talebi, çalýþma koþullarýnýn düzeltilmesi vb ile ilgi talepler doðrultusunda yapýlan grev hareketi ve eylemlilikler gerçekleþtirilebilir. Yalnýz bu eylemlilikler iþçi sýnýfýnýn nitelik birikiminde ve sýnýf bilincini ileri bir düzeye taþýnmasý konusunda hem bir hazýrlýk süreci hem de Proletarya Diktatörlüðüne giden yolda pratiksel deneyim kazanmada etkili olmak zorundadýr aksi yolda atýlan her adým devrim yolunda zarara neden olacaktýr. Biz Devrimci komünistlerin Türkiye sýnýf hareketinden ve devrimci hareketin durumundan çýkartacaðýmýz sonuçlar bizim için eðitici bir rol oynamaktadýr. Biz Devrimci Komünistler, örgütlü hazýrlýk döneminde kadro birikimi, teknik alt yapý yapýlanmasýný büyük oranda tamamlamak teorik yeniden üretimimizi saðlamak, sýnýf hareketinden dersler çýkararak illegal devrimci merkez omurga etrafýnda iþçi sýnýfý ve emekçi mahallelerdeki öncüleri çýkarýp bunlarýn öncülüðünde tüm emekçileri doðru adýmlarla proletarya diktatörlüðüne doðru ilerletilmesi hedefinde üzerimize büyük bir görev düþmektedir. ÖZGÜRLÜK SAVAÞAN ÝÞÇÝLERLE GELECEK!

13


KOMÜNÝST DEVRÝM

arttýrmakta, örgütsüzleþtirmekte ve kapitalizmin baský ve sömürüsüne maruz býrakmaktadýr. Ýþçi hareketlerinin gerilemesinin ikinci nedeni birinci nedende anlattýðýmýz kapitalizmin deðiþen yapýsý, devletin uyguladýðý politikalarýn iþçiler üzerindeki yarattýðý etkiden dolayý iþçiler arasýnda dayanýþma ve örgütlenme bilincinin yaratýlamamasýnda önemli bir payý vardýr. Güncel hareketlilik düzleminde kimi tekil örnekleri incelersek, mevcut durum hakkýnda biraz daha bilgi edinebiliriz. Örneðin; Aka-deri fabrikasýnda sendikalý olduðu için ve iþçileri kýþkýrttýðý gerekçesiyle iþten atýlan bir iþçi kapitalistlerin baskýlarýna karþý direniþ baþlatmýþtýr. Grevci arkadaþtan yapmýþ olduðu grevle ilgili bilgi almak ve Türkiye'deki iþçi sýnýfý hareketliliðini deðerlendirmek için arkadaþla sohbet ettik. Ýþçi arkadaþ 2000'den önceki dönemlerin þimdiki dönemlerdeki iþçi hareketliliðine göre örgütlü yapýsýnýn daha güçlü olduðunu ve devrimci hareketle baðlarýnýn bulunduðundan bahsederek 2000'li yýllardaki iþçi grevlerinin ve eylemliliklerinin pasif ve örgütsüz olduðunun deðerlendirmesini yaptý. Grevin baþlangýç sürecinde 4 kiþiyle yola çýkmýþlar fakat diðer arkadaþlarýnýn iþe alýnmasýyla iþçi arkadaþ grevi tek baþýna yürütmektedir. Grevin nedenini ve grev sürecini deðerlendirmesini yaptýk. Ýþçi arkadaþ Aka-Deri fabrikasýnda örgütsüz bir þekilde bulunan iþçileri bir araya getirtilerek sendikalý yaptýklarýný anlattý. Aka-deri patronu toplu iþ sözleþmesini uygulamamak için iþçi arkadaþlara saldýrýda bulunarak sözleþmenin uygulanmasýný engellemeye çalýþýlmýþ ve geçen yýl grevci arkadaþla baþka bir iþçi arkadaþ iþten atýlmýþlardýr. Ýþten atýlmalara karþý fabrikadaki arkadaþlar çeþitli eylemlilikler yaparak iþten atýlan arkadaþlarýný iþe aldýrtmýþlardýr. Fakat sendikanýn iþverenden yana tutum sergilemesiyle kapitalistler örgütlü iþçilere tekrar saldýrmýþ iþçiler buna karþýlýk iþ yavaþlatma eylemine giriþmiþlerdir. Akaderi patronu iþçilerin bu eylemliliðini kýrmak için iki iþçiyi iþten çýkartmýþtýr. Kapitalistlerin bu baskýlarýna raðmen sendikanýn tutumuyla "direniþ yapamayýz yasal deðil, iþ yavaþlatamayýz yasal deðil,

12

mesai kalana karýþamayýz yasal deðil" diyerek iþçilerin mücadelesini kýrmýþtýr. Sendika daha sonra patronla görüþerek 2 iþçiyi geri iþe aldýrmýþ grevci arkadaþa da sesini çýkarmamasý için telkinde bulunularak fedakârlýk yapmasýný istemiþlerdir. Grevci arkadaþ tüm bunlara karþý çýkmýþtýr ve sendikanýn pasif yapýsýna, patronlarýn örgütlü iþçilere yapmýþ olduklarý saldýrýlarýna karþý bildiri çýkarýp eylemliliðini yürütmektedir. Grevci arkadaþýn bu deðerlendirmeleri aðýr þartlarda çalýþan iþçi sýnýfýnýn en yoksul ve örgütsüz kesimlerin hepsi için geçerlidir. En aðýr þartlarda çalýþan mecbur olmasý ve dýþarýda da bir yýðýn iþsizin bulunmasý patronlar tarafýndan politika aracý olarak kullanýlmakta iþçiler arasýndaki örgütsüzlüðün ve daðýnýklýðýn sebeplerinden biridir. Diðer bir nedeni sendikalarýn pasif tutumu, iþveren yanlýsý tavýr sergilemeleri ile buralarda yer alan iþçilerin örgütsüz bir halde olmalarýndan farký kalmamýþtýr. Sýnýf Hareketinden Çýkartýlabilecek Kimi Sonuçlar Kapitalizmin üretim sürecindeki deðiþiklikler iþçi sýnýfý üzerindeki diktatörlünün arttýrýlmasýný saðlayarak burjuvazinin kendi ideolojileri etrafýnda iþçi sýnýfýný kuþatarak iþçi eylemliliklerini ve hareketliliðini engellemektedirler. Ýþçi sýnýfýnýn örgütsüz yapýsý ve sýnýf bilincinin ileri olmamasýnýn en önemli sebebi de sol siyasi yapýlarýn ve devrimci hareketin proleter devrim yolunda ilerlemeyerek ilkesel ve politik yanlýþ tutumlar içerisinde bulunmalarýdýr. Devrimci hareket tarihi mirasýmýzý kavramak devrimci eleþtirel gözle tarihi deðerlendirmekten ve teorik yeniden üretimini yapmaktan yoksundur. Devrimci yapýlarýn ve legalist liberal yapýlarýn kapitalizmin geliþim evrelerinin kavranamamasý sonucunda birçok politik ilkesel hatalar yapmaktadýrlar. Emperyalizmi-Kapitalizmden ayrý bir olgu olarak görmek devrimci harekette birçok zafiyete neden olmaktadýr. Emperyalizmi ayrý bir olgu olarak ele alýnmasý sonucunda ilk baþta yapýlacak devrimin proleter devrim deðil anti-emperyalist bir devrim olmalýdýr anlayýþý iþçi sýnýfýyla devrimci hareket arasýnda sýnýf devrimine dayalý bir baðýn kurulamamasýný doðurmuþtur.

ALANLARDAN-Y Y OLDAÞLARDAN

sýnýf hareketliliðinin potansiyelini göðüsleyip onu ileriye götürecek ne hazýrlýk süreci ne de böyle politik duruþu olmadýðý ortadadýr. Buna karþý devrimci bir duruþ sergilemek ilerici bir adýmdýr. Fakat o dönemdeki iþçi sýnýfý hareketliliðinden, Türkiye sol siyasetinden doðru analizler çýkarmayýp, doðru yerlerden devrimci sýnýf müdahalesi gerçekleþtirmeyip çözümü, farklý ve sonuç getirmeyecek yerlerde aramak devrimci hareketin en büyük zaafý olmuþtur. 1980 cuntasý iþçi sýnýfýnýn grev hakkýný yasaklamýþ, siyasal partileri kapatmýþ, devrimci hareketleri sürekli baskýnlarla daðýtmýþ ve Türkiye kapitalist sisteminin rayýna oturmasý için politikalarýný bir bir uygulamaya baþlamýþtýr. 1980'den sonra cunta baskýsý ve siyasal ekonomik yasaklardan ve iþçi önderlerinin, devrimcilerin cezaevlerinde olmalarýndan dolayý sýnýf hareketleri uzunca bir dönem kesintiye uðramýþtýr. 12 EYLÜL SONRASI SINIF HAREKETLERÝ 1985 yýlýyla beraber sýnýf hareketliliklerinde yeniden toparlanma gözlenmektedir. 1985-93 arasý 1.390 grev gerçekleþmiþtir. 509.833 iþçi greve katýlmýþtýr. Kaybolan iþgünü ise 17.199.461'dir. 12 Eylül sonrasýnda iþçi sýnýfý 1985 yýlýnda grev hareketlilikleri, büyük eylemliliklerle üzerinde ki ölü topraðýný atmaya baþlamýþtýr. Bu dönemlerde devrimci hareketlerde yavaþ yavaþ toparlanmaya baþlamýþtýr. Anti-sendikal yasalarý protesto mitingleri düzenleyen iþçi sýnýfý 91'de DÝSK'in yeniden kurulmasýnda hazýrlýk sürecini oluþturmuþtur. 12 Eylül'den sonra 6 yýllýk suskunluðun bitmesine en büyük katkýyý 1986 NETAÞ grevi yapmýþtýr. NETAÞ'lý iþçiler DÝSK sendikasýna baðlýydýlar. DÝSK'in yasaklanmasýyla NETAÞ'lý iþçiler bir dönem sendikasýz kalmýþlar ve iþçiler Otomobil-Ýþ sendikasýný oluþturmuþlardýr. Otomobil-Ýþ ile iþveren arasýndaki anlaþmazlýklar sonucu sendika grev kararý almýþtýr. 18 Þubat 1987'de NETAÞ iþvereninin sendikanýn taleplerini kabul etmesiyle grev sona erdirildi. Fakat bundan sonra da iþverenin baskýlarý bitmedi. Sonunda iþveren birçok iþçiyi iþyerinden atarak sendikadaki iþçi sayýsýný da düþürdü. Sendika ki üye kaybýy-

la NETAÞ'ta TÝS yetkisini kaybetti. NETAÞ grevi olumlu ve olumsuz yönleriyle iþçi sýnýfýnýn özgünü kullanmasý bakýmýndan iyi bir örnek oluþturmuþtur. Diðer önemli bir grev hareketiyse 1987 yýlýnda yapýlan Kazlýçeþme grevidir. Deri-Ýþ sendikasýnýn; iþ koþullarýnýn düzeltilmesi ve ücret zammý talepleri doðrultusun da 33 iþyerinde 1.500 iþçi daha sonra 124 iþyerinde çalýþan 3.500 iþçinin de katýlýmýyla TÝS görüþmeleri baþlatýlmýþtýr. TÝS sürecinde sendikayla iþveren arasýndaki anlaþmazlýk sonucu grev kararý alýndý. Grevin 7. Gününde lokavt kararý alýndý. Deri-Ýþ sendikasý bunun üzerine devam eden greve dayanýþmayý saðlamak ve lokavtý protesto etmek için 20 Eylül'de bir miting düzenledi. 5.000 iþçinin katýldýðý miting 12 Eylül sonrasý yapýlan ilk iþçi mitingi olmasý itibariyle önem taþýyordu. Grevin 129. Günü taraflar arasýnda anlaþmaya varýlarak toplu sözleþme gerçekleþtirilir. Ýþçi sýnýfý bu sözleþmeyle birçok hak kazanmýþtýr. 80'lere damgasýný vuran en büyük eylemlilik ise 89 Bahar eylemleridir. Bahar eylemleri Türk-Ýþ'le üç kamu iþveren sendika arasýndaki toplu sözleþmeler sürecinde patlak verdi. Türk-Ýþ ile iþveren sendikalarý arasýnda gerçekleþen toplu sözleþme görüþmelerinde, iþverenin sýfýr zam talebiyle görüþmelere baþlamasý iþçi tabanýnda ki hareketliliði tetikledi. Baþta kamu kesiminde çalýþan iþçilerin eylemine özel sektörde çalýþan iþçilerinde destek vermesiyle eylemler ülke çapýnda dalga dalga yayýlarak geniþledi ve kitleselleþti. Ýþyeri iþgali, toplu vizite, sessiz yürüyüþ, anayolu trafiðe kapatma, oturma eylemi, iþ yavaþlatma, iþe geç baþlama, yemek ve servis boykotu, sakal býrakma, iþ býrakma, ücret almama, iþyerinde soðan ekmek yeme, vezne önünde bekleme, fazla mesaiye kalmama, iþe gelmeme, toplu boþanma baþvurusu gibi eylemlilikler gerçekleþtirildi. ANAP'ýn bu eylemliliklerden sendikayý suçlamasý ve 22 Mart'a 24.000 iþçinin baþlatacaðý Ýskenderun ve Karabük demir-çelik grevlerinin ertelenmesi bardaðý taþýran son damla olmuþtur. 27 Mart 1989'da yapýlan yerel seçimlerde ANAP hezimete uðramýþtýr. Oy oraný %35'den %21'e düþtü. Bu durum

9


KOMÜNÝST DEVRÝM

eylemliliklerdeki örgütlü bir duruþun düzen partileri üzerinde yarattýðý etki bakýmýndan olumlu bir örnektir. Bahar eylemleri öncesi ücret teklifinde bulunmayan kapitalistler, eylem sonrasýnda iþçilere %140 civarýnda zam vermek zorunda kalmýþlardýr. Bu eylemlilik Türk-Ýþ bürokrasisinin de dýþýna çýkmýþ, iþçiler tabandan örgütlenmelerini yaratarak kendi öz gücüyle bu eylemlilikleri kitleselleþtirmiþlerdir. Ve iþçiler 89 yýlýna gelindiðinde uzlaþmacý sendikal bürokrasiye de karþý çýkmýþlardýr. Bahar eylemlilikleri kendiliðinden bir iþçi hareketinin en ileri adýmlarýný atmýþtýr. 90'lý yýllara geldiðimizde iþçi sýnýfýnda ki örgütlülük kitlesel eylemliliklerle gittikçe artmýþ ve toparlanma sürecini geçerek sýnýf hareketi kýsmen yükseliþe geçmiþtir. 90'lý yýllarda ki en büyük eylemliliklerden biride maden iþçilerinin gerçekleþtirdiði "Zonguldak yürüyüþüdür." Maden iþçilerinin Zonguldak yürüyüþü ekonomik talepler üzerinden ilerlese de, eylemliliðin gittikçe artmasýyla politik bir hal almýþtýr. 4 Ocak'ta Ankara'ya gitmek için otobüsler kaldýrýlmýþ fakat yolun yarýsýnda engellemeler yüzünden yola yürüyerek çocuklar, kadýnlar ve erkekler devam etmiþlerdir. Civardaki iþçilerinde desteðiyle yürüyüþe katýlanlarýn sayýsý 70 bini aþmýþtýr. 70 binden fazla iþçinin Ankara'ya yürüyüþü burjuvaziyi korkutmuþ, Ankara'nýn giriþine panzer ve polis barikatý koymuþlardýr. Zonguldak yürüyüþü tabandan gelen mücadeleci bir iradeyle devam ettirilmek istense de sendika bürokrasisi ve devletin baskýsýyla yürüyüþ durdurulmuþtur. Sendika tarafýndan "geriye dönün" çaðrýsý yapýlmýþtýr. Türkiye iþçi sýnýfý tarihinde bu tür büyük kitlesel hareketlilikler gerçekleþmiþ ve sýnýf hareketi ileri noktaya taþýnmýþtýr. Fakat düzen içi þekillenen legalist sol siyasal yapýlarýn etkisi, sendika bürokrasisinin müdahalesiyle iþçileri devrimci bir çerçeve etrafýnda örgütleyip daha ileriye doðru gitmesi engellenmiþtir. Büyük sýnýf hareketliliklerinden sonra geliþen durum ise; beli bir dönem demokratik kazaným sonra yenilgi, toparlanma ve yeniden süreç tekrarlarý olmuþtur. Bu durum kendini öncü olarak ortaya koyan yapýlarýn ne yapýsal bakýmdan ne de iþçi sýnýfý iktidarý doðrultusunda koyduklarý

10

devrimci politika düzeyi bakýmýndan hiçbir doðru analiz yapamadýklarý ve devrimci yol ve yöntemlerinin olmadýðýný gösteriyor. Kendisini iþçi sýnýfýnýn öncüsü yerine koyanlarýn ise öncülük niteliðinden yoksun hatta iþçi sýnýfýndan soyutlandýðý kendini açýkça belli ediyor. 1991 yýlýna geldiðimizde iþçi grev hareketliliklerinin en yüksek seviyeye ulaþtýðý görülüyor. Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðý verilerine göre 91 yýlýnda grevci iþçi sayýsý; kamuda 62.528, özelde 102.440 olmak üzere toplan 164.968'dir. 2.681.653 iþçi ise direniþe katýlmýþtýr. 1994-2000 arasýna bakýldýðýnda greve katýlan iþçi sayýsý 250.605'dir. Kaybolan iþgünü ise 5.729.682'dir. 85-93 döneminde greve katýlan iþçi sayýsý ve kaybolan gün sayýsýnda 94 ve 2000 arasýndaki dönemlere gelindiðinde grevlerin düþmeye baþladýðý görülür. Bu dönemler arasýnda en göze çarpan durum; devrimci yükseliþin ileri bir düzeyde olmasýdýr. 95 Gazi Ayaklanmasý, iþçi sýnýfýnýn en yoksul kesiminin yaþadýðý emekçi mahallelerindeki insanlarýn kapitalistlere karþý öfkesini kendiliðinden bir hareketle ortaya çýkardýðý ve devrimci hareketinde bir ölçüde bu ayaklanmaya öncülük etmesiyle "Gazi Ayaklanmasý" siyasal devrimci bir hal almýþtýr. Yollara barikatlar kurulmuþ ve dört gün bu eylemlilik sürmüþtür. Emekçi bir mahallede olan bu ayaklanmanýn siyasi etkisi diðer alanlarda tam olarak yaratýlamadýðýndan halk dört gün sonunda barikatlarý kendisi kaldýrmýþtýr. Diðer önemli bir siyasal eylemlilik ise 96 Kadýköy 1 Mayýs'ýdýr. Devrimci yapýlarýn ve iþçi sýnýfýnýn yoðun katýlýmýyla 1 Mayýs eylemi 150 bin kiþilik bir kitleselliðe ulaþmýþtýr. 85'den 96'ya kadar devrimci mücadele ve sýnýf hareketlilikleri ileri seviyededir. 1995'te yüz binlerce iþçi grevdedir. 96 ise devrimci mücadele üst seviyededir. 96'dan sonra sýnýf hareketinde bir düþüþ baþlamýþtýr. 2001-2005'li dönemler grevlerin önceki dönemlere göre gittikçe düþtüðü gözlerden kaçmamaktadýr. Bu dönemlerde greve katýlan iþçi sayýsý; 23.150, kaybolan iþgünü ise; 744.658'dir. 85-2000 yýllarýnda, yýlda ortalama 47.000 iþçi greve katýlýrken, 2001-2005 yýllarýnda ortalama 1.150 iþçi greve katýlmýþtýr. 85-

KOMÜNÝST DEVRÝM

2000 yýllarýnda kaybolan iþgünü sayýsýnýn ortalamasý, 1.376.821 iken 2001-2005 yýlýnda ki ortalama ise, 37.233'dür. 2007 yýlýnda görülen grev hareketlerinde, özelleþtirme karþýtý, SSGSS, 29 Kasým, 15 Þubat, eylemlilikleri görece diðer yýllardan daha çok kitlesel yaþansa da, durduðu zemin iþçi taleplerinin doðrultusu bakýmýndan ileri bir düzeydedir diyemeyiz. 2008-2009 arasý ortalama 22 grev hareketi vardýr. Greve katýlanlarýn sayýsý ise ortalama 3.932 kadardýr. Bu grevlerden en önemlileri, Tuzla Grevi, DE-SA, Lastik-Ýþ, Ýmes v.s. gibi grev hareketleridir. Ýþçilerin greve çýkma nedenleri ve iþverenlerden istedikleri taleplerin birçoðuna bakacak olursak, taþeron firmalarýnýn iþçileri kötü þartlarda çalýþtýrmalarý, iþçilerin ücretlerini ödememeleri, çoðu iþçilerinde taþeron firmalarda çalýþtýrýlýp iþten atýlarak kýdem tazminatlarýnýn verilmemesi ve kriz bahanesiyle iþçilerin iþten çýkarýlmasý grevlerin nedenleridir. Grevlerin bir kýsmýnýn nedeni ise sendikayla burjuva arasýndaki toplu iþ görüþmelerinde çýkan anlaþmazlýk ve birde burjuvazinin kendi yaratmýþ olduðu sendikaya girmek istemeyen iþçilerin iþten atýlmasýdýr. Ýþçilerin talepleri ise, kriz bahanesiyle atýldýklarý iþyerlerine geri alýnmak, ödenmeyen maaþlarýnýn ödenmesidir. Birçok iþçinin talebi ise, ekonomik taleplerle örgütlendikleri sendikalarýn iþverenler tarafýndan kapatýlmasýný engellemek amaçlýdýr. Ekonomik talepler üzerinden yola çýkan tüm bu grevlerin siyasal düzlemine bakýldýðýnda; kapitalistleri zorlayan bir yanýnýn bulunmadýðý, grevlerin süresi boyunca en geri zeminden amaçlarýný duyurmasý ve basýn açýklamalarýnda burjuvaziyi rahatlatacak mesajlar verildiði görülmektedir. Örneðin; "grevin boyutunun yumuþak karakterli olduðu" mesajý iletilmesi ve iþçilerin yapmýþ olduklarý basýn açýklamalarýnda sürekli; "…ülkenin içinde bulunduðu ekonomik zorluklarý biliyoruz. Sanayi alanýnda oluþan bir olumsuzluðun ekonomiyi etkileyeceðini de biliyoruz. Ve bizler tüm bunlara gerek kalmadan iyimser tavýrlarýmýzla burjuvaziye yaklaþarak onlarýnda gereðini yapmasýný istiyoruz."(Lastik-Ýþ baþta olmak üzere diðer sendikalarda buna benzer þeyler

söylemektedir) vb. açýklamalar, üretici sýnýf olan iþçilerin siyasal bilinç olarak ne kadar geriletildiðinin göstergesidir. Ýþçilerde ki siyasal bilinç, burjuvazi ve sarý sendikalar tarafýndan ülke ekonomisinin kalkýnmasýna zarar verilmeyecek boyutta oluþturduðu söylemlerle þekillendirilmeye çalýþýlmaktadýr. Bazý grevlerin ise çok uzun sürmesi ve iþçilerin yapmýþ olduklarý eylemlerin muðlâk yapýda olmasý ( atv grevi vb.) hareketin geri noktada seyrettiðinin göstergesidir. Bu tip eylemlerin ve grev hareketlerinin, basýn açýklamalarýnýn yapýlacaðý zamanlarda emekçi semtlerinin, fabrika önlerinin tercih edilmeyip, eylemlilikler yönünden muhataplarýnýn fazla olmadýðý (Taksim vb.) yerlere gidilmesi geri eðilimleri beslemiþtir. Türkiye'de ve dünyada 80'den sonra kapitalistler tarafýndan uygulanan neo-liberal politikalarýn iþçi sýnýfý üzerindeki yoðun sömürüsü 2000'li yýllarda gittikçe artmýþ, kapitalistler, taþeronlaþma, esnek çalýþma, nüfusun artmasýyla kadýnlarýn, erkeklerin, çocuklarýn ucuz iþgücü olarak kullanýlmasý gibi sömürü yollarýyla iþçiler arasýnda daha fazla rekabet ortamý yaratarak kapitalist baskýyý arttýrmýþlardýr. Ýþçi sýnýfýnýn üzerindeki yoðun baský ve sömürü politikasýna karþýn iþçi sýnýfý hareketliliklerinin çok düþük olmasý, içinde bulunduðumuz dönemin siyasal karakterini ortaya koymaktadýr. Sýnýf hareketinin gerilemesinin kapitalist üretim sürecindeki deðiþikliklere de baðlý olarak birkaç nedeni vardýr. Bunlardan birincisi; Türkiye Kapitalist Cumhuriyetinin, 61 anayasasýyla iþçilere verdikleri izinsiz sendika kurma hakký ve daha sonraki grev haklarý 12 Eylül'le birlikte budanmýþ, çýkartýlan yasalarla sendika kurma hakký zorlaþtýrýlmýþ, sendikalar federasyonu kaldýrýlmýþ ve kurulan sendikalarýn denetimi de Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðýna verilmiþtir. Taþeronlaþtýrma sisteminin yaratmýþ olduðu ucuz iþgücünün olabildiðince sömürülmesi, iþçileri saðlýksýz koþullarda çalýþtýrma, sendika ve grev haklarýnýn olmamasý, bunlarla birlikte kapitalizmin yarattýðý kriz nedeniyle iþsizlerin sayýsýnýn çoðalmasý, bunlarýn potansiyel ucuz iþgücü olarak kullanýlmasý iþçiler arasý rekabeti

11


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
35 by sol yayin - Issuu