Skip to main content

25

Page 1

KOMÜNÝST DEVRÝM

ÞOVENÝZM, ÝÞÇÝ SINIFI VE SOL HAREKET

Milliyetçi ve þovenist “histerinin” geniþ kitleleri etki altýna aldýðý, buna karþý solun önemli bir kesiminde ya anti-ABD’cilik, antiemperyalizm düþünceleri ýþýðýnda sosyal-þoven, utangaç þovenist eðilimlerinin belirdiði ya da liberal kuyrukçuluk konumunun kabardýðý bir dönemden geçiyoruz. Burjuva düzeninin asli sahipleri olan sermaye sýnýfýnýn, tüm kurum, araç ve kesimleriyle bu milliyetçi manipülasyonun yaratýcýsý olduðu açýktýr. Neredeyse çeyrek yüzyýldýr süren son Kürt isyanýn kendisini yalnýz gerilla hareketiyle deðil, en þiddetli ve kitle militanlýðýyla hissettirdiði dönemlerde dahi, düzenin emekçi kitleler içinde yaratamadýðý milliyetçi, þovenist ruh halinin bugün hakim olmasýnýn sebepleri birden fazladýr. Ancak yine de kitleleri böylesine etki altýna alabilen milliyetçi etkilenimin en önemli sebebi olarak, bu topraklarda sýnýf mücadelesini yükseltip, önderlik etme iddiasýnda olanlarýn eksikleri, zaaflarý olduðunu vurgulamak gerekir. Bugünkü milliyetçi, þoven yükseliþin arka planýnda, düzenin savaþ hazýrlýklarýnýn içerdeki psikolojik ayaðýnýn oluþturulmasý vardýr. Burjuva düzeninin bu dönemde, paylaþým savaþýnda oynayabileceði olasý roller ve Kürt/Kürdistan sorununun bu çerçevedeki yeri üzerine görüþlerimizi baþka yazýlarýmýzda ifade ettik. Bu yazýmýzda düzenin içeriye dönük siyasal manipülasyonlarýnýn, kitlelerin farklý kesimleri üzerinde nasýl ve ne þekilde bir etki yarattýðý üzerinde duracaðýz. Kuþkusuz bu sözünü ettiðimiz çerçeve kýsa bir yazýnýn sýnýrlarýný aþan bir boyuttadýr. Ancak yine de özellikle iþçi sýnýfý ve sol hareket üzerinde genel bir çerçevede de olsa bunu yapmaya çalýþacaðýz. Yukarýdaki paragrafta, milliyetçi yükseliþin arka planýnda düzenin savaþ hazýrlýklarýnýn psikolojik ayaðýný hazýrladýðýný söyledik. Bununla son süreçteki siyasal geliþmelerin içeriye dönük sonuçlarýný anlatmaya çalýþtýk. Esasýnda Türkiye’deki burjuva düzeninin, dünyadaki diðer burjuva düzenleri gibi milliyetçi, þovenist, saðcýmuhafazakar karakteri, varlýðýnýn yapýsal bir parçasýdýr. Bu anlamda, þovenizm salt bu döneme ait bir olgu deðil; TC’nin kuruluþundan beri onun temel bir özelliðidir. Kürt ulusal sorunu söz konusu olduðunda Türkiye’deki rejim, tarihsel boyutlu bu soruna, asimilasyon, inkar ve imha politikalarýyla yaklaþýrken; geniþ emekçi yýðýnlar

20

içinde ulusal-þovenist duygularý körüklemeye çalýþmaktadýr. Bu politikalar, rejimin milliyetçi karakterinin bir boyutunu oluþtururken; bir baþka boyutunu, son dönemde Ortadoðu’daki emperyalist paylaþýmda bir þekilde yer alma yönündeki hedeflerine geniþ kitlelerden destek saðlamak, meþrulaþtýrmak yönündeki politikalar oluþturmaktadýr. Egemenler, bu politikalarý uygulayabilmek için emekçileri buna razý etmeleri gerektiðini çok iyi bilmektedirler. Bunun için medya desteði önemli bir iþlev görmektedir. Sömürenler, yalnýz bununla yetinmemekte; ordunun toplumu þekillendirmedeki rolünü kullanmaktan, eðitim kurumlarý ve üniversitelere, vakýflardan, saðcý, dinci sendikalara kadar pek çok yöntemi, kurumu devreye sokmaktadýrlar. Ayrýca AKP gibi muhafazakar Ýslamcý ve liberal kimlikli bir partinin sahip olduðu kitle desteðinin de önemli bir iþlev gördüðünü belirtmek gerekir. Elbette bunu yaparlarken karþýlarýnda zayýf bir sýnýf hareketi, güçsüz bir sol ve devrimci hareketin olmasýnýn ellerini güçlendiren çok önemli bir faktör olduðunu unutmamak lazým. Bilindiði gibi, HAK-iþ sendikasý birkaç ay önce TÝSK ile toplumsal uzlaþma anlaþmasý imzalamýþtý. Burjuvaziye hizmet etmekte kusur etmeyen, hükümet destekli bu sendikanýn, son milliyetçi rüzgarlarý yaymak için gönüllü olmasý konumu gereðidir. Ayrýca Kamu-Sen ve MemurSen gibi saðcý, dinci, kontra sendikalar da genelkurmayýn iþaretiyle harekete geçenler arasýndadýr. Bu sendikalarýn bugün düzen içinde elde ettikleri konum, özellikle 2000li yýllardan sonra siyasal, toplumsal alandaki dönüþümlerin bir sonucudur. Ayrýca bu toplumsal dönüþümün aktörleri olarak, oynayacak rolleri vardýr. Bunlar dýþýnda son milliyetçi rüzgarlara destek veren iþçi sýnýfýnýn sendikalý kesimlerinin çok fazla olmadýðý söylenebilir. Son dönemde þovenizm rüzgarýnýn etkisiyle yapýlan eylemlerin toplumsal bileþimini net olarak bilmek mümkün deðildir. Ancak görünen o ki eyleme katýlan kalabalýklar heterojen bir bileþime sahiptir. Kimileri, þehit cenazeleri üzerinden yapýlan ve MHP’li ülkü ocaklarýnýn organize ettiði eylemler olurken, kimileri de cumhuriyet mitinglerinden gördüðümüz kurum ve kiþilerin organize ettiði ve yine bu mitinglerin bileþiminin katýldýðý eylemlerdir. Burada þunu söyleyebiliriz: Hem iþçi sýnýfýnýn konumu hem de faþizmin karakteri dolayýsýyla faþizmin,

DEVRÝM KOMÜNÝST

DEVRÝM ÝÇÝN DEVRÝMCÝ PARTÝ PARTÝ ÝÇÝN ÖRGÜTLÜ HAZIRLIK DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET MERKEZ YAYIN ORGANI SAYI : 25 EKÝM-KASIM 2007

FÝYATI: 1,50 YTL

ORTADOÐU’DA PAYLAÞIM SAVAÞI ve KÜRDÝSTAN SORUNU IÞIÐINDA BURJUVA DÜZENÝNÝN YÖNELÝMLERÝ

Geçtiðimiz günler burjuva düzeninin siyasal gündemin büyük bir kýsmýný kendi sýnýf çýkarlarý doðrultusunda yönlendirdiði günler oldu. Öyle ki hýzla politik atmosferin deðiþtirilmesi, toplumun geniþ kesimlerinin yeni bir gündem etrafýnda þekillendirilip, etki altýna alýnýp harekete geçirilmesi hem bu yönlendirmenin varlýðýný hem de etki düzeyini göstermektedir. Devrimciler ve komünistler açýsýndan hýzla deðiþen ve muazzam bir “propaganda þiddetiyle” yapýlan siyasal müdahalelere her nasýl olursa olsun yanýt vermek yaþanan somut geliþmelere soldan muhalefet etmek gibi bir anlayýþla mümkün olamaz. Bugünden baþlayarak son siyasal geliþmelerin önümüzdeki süreçteki anlamýný ortaya koyup, buradan çýkan sonuçlarýn kendi siyasal, örgütsel görevlerimizle ilgili nasýl bir anlam ifade ettiðini ortaya koymak önem taþýmaktadýr. 22 Temmuz seçimlerinin ardýndan, AKP hükümeti seçimlerde elde ettiði avantaj sayesinde cumhurbaþkanýn kim olacaðý tartýþmasýný kendi istediði yönde sonlandýrdý ve Abdullah Gül gibi bir ismi Çankaya’ya çýkardý. Hemen sonrasýndaysa, geniþ kesimlerden oy almýþ olmanýn avantajýný ve argümanýný sonuna kadar kullanarak, yani parlamentonun çoðunluðunu kendi milletvekillerinin oluþturmasý ve yaný sýra burjuvazinin desteðinin alýnmasý gibi faktörleri de iþin içine katarak yeni bir anayasa yapmaya koyuldu. Tabi bu arada seçim öncesinde belirlenen referandum gündemi tartýþmalý olarak sürdürüldü. Ancak anayasa tartýþmalarýnýn gölgesinde bu gündem deðer taþýmadýðý için pek hatýrlanmadý ya da hatýrlanmasýný istemedikleri için göstermelik bir prosedürle yine kendi lehlerinde sonlandýrýldý. Bu referandumun aslýnda anayasadaki bazý maddeleri deðiþtirmek için yapýlmak istendiði, fakat anayasanýn tümden deðiþtirilmesi gündemdeyken neden buna kalkýþýldýðýný kimse sormak istemedi. Ama sonuçta referandumda yapýldý. Daha önceki sayýmýzda, yeni anayasa yapma ihtiyacýnýnsa liberal Ýslamcý bir parti olarak AKP’nin burjuva düzeni içindeki konumunu saðlamlaþtýrmak gibi bir iþleve sahip olmasýnýn yaný sýra esas olarak burjuvazinin isteði doðrultusunda yapýldýðýný ve bu düzeninin yeniden yapýlandýrýlmasý sürecinin bir sonucu olduðunu ifade etmiþtik. Yeni anayasa tartýþ-

malarýnda kimi burjuva liberalleri, muhalefet partileri, köþe yazarlarý hazýrlanan metnin içeriði ve yapýlýþ yöntemi gibi konular üzerinde dururken, hükümetin, kendi çalýþmalarýný sivil ve demokratik bir anayasa taslaðý gibi argümanlarla savunmasý, solun liberal kesimlerinin yýllardan beri 12 Eylül Anayasasý’nýn deðiþtirilmesi söyleminin AKP tarafýndan dillendirilmesi, solun bu kesimlerinin nasýl bir düzlemde siyaset yaptýklarýnýn görülmesi açýsýndan ibretlik bir durum oldu. Seçimler, yeni anayasa, referandum derken son bir ayda tüm gündem sýnýr ötesi operasyon, PKK eylemleri, Erdoðan’ýn ABD gezisi gibi konulara kilitlendi. belirlendi. Ülkedeki bu politik atmosfer, burjuvazi tarafýndan aniden ve hýzlý bir biçimde deðiþtirilmedi. Medyanýn da büyük “çaba” ve “özverisiyle” farklý farklý siyasal meseleler bazen tek bir hedefe bazen de birden fazla hedefe yönlendirilmeye çalýþýldý. Hatta kimi zamanlar da hiçbir amaç olmadan öylesine geniþ kitlelerin üzerine milliyetçilik histerisini serptiler. Son bir ayda burjuvazinin geniþ kitlelere yönelik manipülasyonda bulunduðu gündemlerin konularý o kadar çok ve çeþitli ki böylesine yoðun bir gündemi büyük bir hýzla ve geniþ kesimleri etkisi altýna alacak kadar baþarýyla kitlelere empoze edebilmeleri, düzenin bu konuyu ne kadar ciddiyetle ele aldýðýný da göstermektedir. Hýzla deðiþen ancak bilinçsiz geniþ kesimler üzerinde dramatik boyutlarda etki yaratan bu gündemlerin kimilerini hatýrlarsak; PKK’nin eylemleri, sýnýr ötesi operasyon ihtimali ve ordunun yaptýðý hazýrlýklar, Baþbakanýn kurmaylarýný da yanýna alýp ABD’yle “kritik” görüþme, Barzani ve Talabani üzerinden Güney BAÞYAZI

BU SAYIMIZDA

CHE GUEVARA ve MÜCADELESÝ

1 15

6 15

3 KASIM ANKARA EYLEMÝ

11 15

EKÝM DEVRÝMÝ ve KOMÜNÝSTLER

13 15

ÞOVENÝZM, ÝÞÇÝ SINIFI ve SOL HAREKET

20 15

YÖK EYLEMLERÝ

12 15

EKÝM DEVRÝMÝNE GÝDEN YOLDA BOLÞEVÝK 15 14


KOMÜNÝST DEVRÝM

Kürdistan’a yönelik olumsuz kamuoyu yaratma giriþimleri, DTP’ye ve meclisteki temsilcilerine dönük manipülasyonlar, baskýlar ve elbette 29 Ekim kutlamalarý, 10 Kasým gündemi ve güya halkýn kendi tepkisi olarak düzenlediði bayraklý gösteriler. Bunlar en önemli örnekler olarak deðiþen gündem maddelerini oluþturmaktadýr. Yaþanan bütün bu geliþmeler gösteriyor ki burjuva düzeni son süreçte yaptýklarýyla içeride (toplumun geniþ kesimlerine dönük ve iç siyaset alanýna dair) ve dýþarýda (Ortadoðu ve paylaþým mücadelesi üzerinde) çeþitli amaçlar gütmekte ve bunlarý uzun veya kýsa vadeli hedefler olarak gerçekleþtirmeye çalýþmaktadýr. Bu noktada, bir gerçeðe hemen iþaret etmek gerekirse, burjuvazi açýsýndan son süreçte siyasal gündemi belirleyip, geniþ kitleleri bu gündemler etrafýnda etkileme “kampanyasýnýn” ya da bu milliyetçi, þoven manipülasyonun kýsa vadede hedeflenen iþlevi içe dönüktür. Baþka bir deyiþle, esas etki alaný iç siyasal geliþmeler üzerinedir. Güney Kürdistan’da PKK varlýðý, terör ve sýnýr ötesi operasyon gibi söylemler kullanýlmasýna; bir o kadar da güç gösterisinde ve tehditlerde bulunulmasýna raðmen yaratýlmak istenen esas etki iç siyasal geliþmeler üzerinde olacaktýr. Özellikle ABD ile yapýlan görüþmenin ardýndan çizilen panorama ve yaratýlan izlenime göre sýnýrlý bir operasyon yapýlmasý ihtimali büyüktür. Fakat burjuvazi son dönemde arttýrdýðý þovenist histeriyi iç siyasal geliþmeler üzerinde kullanmak istemektedir. Ordunun ve bir bütün olarak burjuva düzeninin sýnýr ötesi operasyon, PKK eylemleri ve Güney Kürdistan’daki geliþmelerden duyduðu rahatsýzlýk üzerinden geliþtirdiði ya da geliþtirmeye çalýþtýklarý “hamleler” ise orta vadede ve ABD’nin Ortadoðu’daki planlarýna baðlanarak siyaset yapmaya ve bu sayede emperyalist paylaþýmdan herhangi bir þekilde pay almaya dönüktür. Bu anlamda, son süreçte düzenin geliþtirdiði müdahalelerin dýþa dönük iþlevi orta vadede ortaya çýkacak gibi gözükmektedir. Son süreçte geliþtirilen, “terör”, “sýnýr ötesi operasyon” gibi argümanlarýn ve hamlelerinin bu topraklarda hangi amaç etrafýnda ve nasýl bir biçimde kullanýlmak istendiði konusu üzerinde biraz daha ayrýntýlý durmak gereklidir. Ýkinci Emperyalist Paylaþým Savaþý sonrasý Soðuk Savaþ olarak adlandýrýlan dönemde, baþýný ABD ve Batý Avrupalý kapitalist devletlerin çektiði cephenin temel ideolojik söylemi komünizm düþmanlýðý üzerine kuruluydu. Ayný yýllarda, Türkiye’deki burjuva rejiminin de resmi ideolojik söylemi bu düzlemdeydi. Sovyetler Birliði’nin daðýlýþýnýn ardýndan yine baþýný ABD’nin çektiði cephenin uluslararasý düzeyde ideolojik söylemini bu kez küresel terör tehdidi oluþturdu. Özellikle de dinci örgütlerin varlýðý dolasýyla artan sözde bir tehlikeydi. Yine bu dönemde ayný biçimde Türkiye’deki resmi ideolojik söylemin de “terör tehdidi” üzerinden gerçekleþtirildiði

2

görülmektedir. Tabi bu arada Soðuk Savaþ döneminde uluslararasý alanda Ýslamcý akýmlarýn desteklenmesi, sonrasýnda bu akýmlarýn radikal yanlarýnýn törpülenerek ýlýmlý, liberal bir zemine çekilmeleri, bu þekilde desteklenmeleri de vurgulanmalýdýr. Dolayýsýyla, Türkiye’deki geliþmeler de bununla paralel olarak seyretmektedir. Ancak uluslararasý alanda emperyalizmin terör söylemiyle ne düzeyde ideolojik hegemonyasýný kurabildiði ve gerçekleþtirdiði müdahaleleri bu zemin üzerinden hangi ölçüde meþrulaþtýrabildiði bir yana biz komünistlerin karþýsýnda çok ciddi bir gerçek ve deðiþtirmemiz gereken bir nesnellik durmaktadýr: Yaþadýðýmýz topraklardaki burjuva rejimin terör söylemi üzerinden geniþ kitleleri büyük oranda etkileyebilmektedir. Kuþkusuz bunu yapabilmeleri salt kendi becerileri dolayýsýyla deðildir. Gerek uzun bir zamandýr gerekse de mevcut konjonktürde, düzenin yönelimleri, politikalarý karþýsýnda kendi alternatif siyasal çizgisini geniþ emekçi kitleler içerisinde ete kemiðe büründürme becerisini gösterememiþ bir önderliðin olmamasý ve toplam olarak sol hareketin zayýflýðý, zaaflarý düzenin elini güçlendiren çok önemli bir faktör olmaktadýr. Dolayýsýyla düzenin terör söylemi üzerinden gerçekleþtirdiði milliyetçi, þovenist etki; yaygýnlaþan din, Ýslamcýlýk faktörüyle birleþtiðinde ortaya gittikçe saða kayan bir toplumsal taban çýkmaktadýr. Burada milliyetçilik ve din faktörüne son yýllarda çeþitli aktörler üzerinden yapýlan “çatýþmalar” üzerinden bakýlarak birbirinin alternatifi ya da birbirlerinden farklý gibi gözüken konumlarý yanýltýcý olmamalýdýr. Tersine milliyetçilik ve din son süreçte birbirini besleyen ve kitlelerin bugünkü etkileniminin benzer motivatörleri olarak görülmelidir. Özellikle Kürt sorunu söz konusu olduðunda düzenin, AKP üzerinden din olgusunu kullanmasý bu gerçeði iþaret etmektedir. Daha uzun vadedeyse, rejimin resmi ideolojisini Türk-Ýslam söylemi üzerine oturtma çabasý, bu iki eðilimin, yani dinciliðin ve milliyetçiliðin burjuva düzeni açýsýndan nasýl bir iþleve sahip olduðunu daha iyi anlatmaktadýr. Son süreçte düzenin politik hamlelerinin içe dönük fonksiyonun, geniþ emekçi kitlelerini ideolojik, politik olarak etki altýna alma; kendi yönelimleri ve çýkarlarý doðrultusunda geniþ kitleleri burjuva siyasete yedekleyerek, politikalarýný meþrulaþtýrma gibi hedeflerinin yaný sýra önemli bir noktanýn daha altýný çizmek gerekmektedir. Son süreçteki milliyetçi, þovenist “dalganýn” ordunun siyasal süreçlerdeki etkisinin, konumunun, itibarýnýn güçlenmesi gibi bir iþlevi de oldu. Ordu merkezli yönlendirmelerin, özellikle son 10 yýldýr neredeyse gelenekselleþen 29 Ekim dolayýsýyla, en üst noktaya çýkartýlan faþist çýðýrtkanlýðýn, bunu gerçekleþtirmeyi hedeflediði görülmektedir. Seçimlerden önce baþlayan, cumhurbaþkanlýðý seçimi, yeni anayasa tartýþmalarýyla devam

KOMÜNÝST DEVRÝM

þovenizmin en son sirayet ettiði sýnýfýn iþçi sýnýfý olduðunu, söylemek mümkün olsa bile bugün iþçi sýnýfýnýn geniþ kesimlerinin pasif bir biçimde milliyetçi rüzgarlarýn etkisi altýnda olduðunu gündelik olaylardan ve deneyimlerden çýkarýlabilir. Ýþçi sýnýfýnýn geniþ bir kesiminin örgütsüz olduðu düþünüldüðünde bu yönelim çok daha olasý gözükmektedir. Yaþadýðýmýz topraklarda 1990lý yýllarýn sonlarýna kadar belli bir varoþ dinamiði vardý. Bu dinamiðin temel bileþenini sýnýfýn örgütsüz kesimleri oluþturuyordu. 2000li yýllar, düzenin siyasal müdahaleleri, iþçi sýnýfýnýn kalýcý sýnýf örgütlülüklerine kavuþturulamamasý, mevcut siyasal öznelerin zaaflarý gibi nedenler bu dinamiðin büyük ölçüde sönümlenmesini beraberinde getirdi. Sýnýfýn bu kesimlerinin þoven dalganýn hangi düzeyde eylemli destekçileri olduklarýný net olarak bilemiyoruz. Ancak, bugünkü durumda sýnýfýn örgütsüz kesimlerinin mevcut konumlarý dolayýsýyla devrimci etkiye açýk olduklarý kadar, bu görev yerine getirilemediði taktirde, siyasal konjonktürün de etkisiyle milliyetçi etkilenime açýk olduklarý da görülmelidir. Ýþçi sýnýfýmýzýn þovenizm zehriyle zehirlenmesi, Kürt halkýna karþý düþmanlýk üzerinden gerçekleþtiriliyor. Terör söylemi, bu zehrin en etkili olabileceðini düþündükleri yöntemidir. Bizler tarafýndan sürdürülen faaliyetlerde, terör söyleminin altýnda Kürtlere yönelik ulusal baský, inkar ve imha politikalarýnýn yattýðý; dahasý Ortadoðu’daki emperyalist paylaþýmdan pay almak için yapýlacak hamlelerinin meþrulaþtýrýlmasý gibi bir amacýn olduðu gündelik propagandamýzda iþlenmelidir. Ýþçi sýnýfýmýz, Kürt halkýnýn ulusal ve demokratik çerçevedeki her türlü haklarýnýn olduðu kadar, kendi kaderini tayin hakkýný, ayrýlma hakkýný içeren ulusal özgürlüklerinin savunucusu olmalýdýr. Ýþçi sýnýfýmýzýn bu söylediðimiz çerçevede bir tutumun savunucusu olmasý, devrimcilerin, komünistlerin görevlerini yerine getirebilmesiyle, siyasal müdahale edebilme kapasiteleriyle doðrudan ilgilidir. Ezen ulusun iþçi sýnýfý bu tutumu gösterebildiði taktirde, Kürt iþçi ve emekçilerle sýnýfsal bir mücadelede birleþebilmesinin yolu açýlmýþ olacaktýr. Bu hem bir ihtiyaçtýr, hem de bir zorunluluktur. Ýhtiyaçtýr, çünkü iþçi sýnýfýmýzýn þovenizm zehrinden kurtulmasý bu sayede olabilir. Zorunluluktur, çünkü Kürt sorununun barýndýrdýðý emekçi sýnýf dinamiði liberal çerçevedeki ulusal önderliklerin etkisi altýnda toplumsal rolünü

oynayamamaktadýr. Batýnýn metropollerinde biriken muazzam Kürt emekçi dinamiði düþünüldüðünde, bu dinamikle sosyal bir kurtuluþ çerçevesinde birleþmenin yaratacaðý büyük olanaklar, bahsettiðimiz zorunluluðu daha iyi anlatmaktadýr. Komünistler salt ulusal özgürlüklerin savunucusu deðildirler. Emperyalizm döneminin ulusal kurtuluþ mücadeleleri, salt ulusal özgürlük programlarýyla kaldýklarýnda muazzam devrimci olanaklarýn heba olduðunu gösteren örneklerle doludur. Ulusal özgürlük mücadelesinin sosyal ve sýnýfsal bir ayrýþmaya uðrayýp, toplumsal kurtuluþ programý çerçevesinde bir mücadeleye giriþmesi büyük önem taþýmaktadýr. Bu anlamda komünistler, ulusal özgürlük mücadelesinin ayrýlma hakkýný da içeren her türlü demokratik haklarýnýn savunusundan hangi nedenle olursa olsun (ister bu mücadeleyi veren önderliðin tutumlarýný söyleyerek, ister devrim sonrasýnda referandumla çözüleceðini söyleyerek) yan çizen sosyal-þovenist tutumlarla olduðu kadar, bu mücadeleyi, burjuva demokratik çerçevede kalmaya mahkum, liberal bir ulusal mücadele savunusu düzleminde gören tutumlarla da mücadele etmelidirler. Bugün sol hareketin çeþitli akýmlarýnda söylediðimiz bu iki yanlýþ tutumun savunucularý mevcuttur. Kürt sorunun liberal bir ulusal özgürlük programýnýn peþinden giden akýmlar sýnýrlýdýr; buna karþýn sosyal-þoven tutumlar daha yaygýndýr. Önümüzdeki süreçte burjuva düzeninin emperyalist paylaþýmda yeni roller üstlenmesi somutluk kazanmasý durumunda, bu sosyal þoven tutumlar daha belirgin hale gelecektir. Ne yazýk ki bugün, sol ve devrimci hareketin durumu düzenin yönelimleri karþýsýnda eylemli siyasal bir duruþ gösterebilecek, kitleler arasýnda yaygýnlaþan þoven havayý tersine çevirebilecek siyasal etkinliði içermemektedir. Bu bir yana, pek çok akým ulusal sorunun ideolojik düzleminde doðru bir devrimci tutumun dahi savunusunu yapamýyor. Bu durumu bir açýdan yani sosyal-þoven konumda olanlar ile devrimci Marksizm zemininde olanlarýn ayrýþmasý bakýmýndan olumlu sayabiliriz. Ancak yine de devrimci Marksizm zeminindeki komünistlerin kendi tutumlarýný, baðýmsýz siyasal, örgütsel kapasiteleri ile sürekliliðini saðlayýp, militan bir propaganda faaliyetiyle birleþtiremedikleri durumda, sürecin her açýdan bir kýskaç gibi iþleyeceðini unutmamak gerekir.

19


KOMÜNÝST DEVRÝM

aþaðýsý kurtarmýyor. Enternasyonalist olduklarýný söyleyen aþýrý þovenlere deðin, Plehanov ve Potresov efendilere deðin, Kerenski’ye deðin, bu böyle. Proletarya partisinin de, sözde kalan enternasyonalizm karþýsýnda, kesin bir açýklýk, kesin bir belginlik, kesin bir seçkinlikle gerçek enternasyonalizmi çýkarma yolunda bir o kadar buyurgan görevi var” (Lenin, Nisan Tezleri, Sol Yay, 1992, 49) Bu sözler 1917 yýlýnda yazýldý. Fakat daha 1915 yýlýnda savaþýn baþlamasýnýn birinci yýlýnda Lenin sosyal demokrat partilerin kendi burjuvalarýnýn safýna geçmeleri karþýsýnda II.Enternasyonalin çöktüðünü söyledi. Yeni, devrimci bir enternasyonal kurulabilmesi için o zaman Zimmerwald Solu diye anýlan, Bolþeviklerinde içinde bulunduðu grubun bu görevi yerine getirmeye aday olduðunu belirtti. Geçen iki yýl içerisinde yeni bir Enternasyonal kurulamadýðý gibi III.Enternasyonalin kurulmasý Ekim Devriminin sonrasýna kaldý. Nisan tezlerinde Bolþeviklerin gecikmeden yeni bir enternasyonali kurmasý gerektiði belirtilse de Komünist Enternasyonal Ekim Devriminden iki yýl sonra 1919’da kurulabildi. Bugün açýsýndan baktýðýmýzda önemli nokta, bu gecikmenin nedenlerini, Bolþevikler içinde bu konudaki kararsýzlýklarý, Avrupa’daki devrimcilerin kararsýzlýklarýný yada bir enternasyonal için geliþmiþ ulusal partilerin varlýðýnýn gerekli olup olmadýðýný tartýþmak önemli olsa da esas olarak baþka bir noktayý öne çýkarmak gerekir. Bu nokta; Bolþeviklerin II.Enternasyonalin çöküþünden çýkardýklarý politik-örgütsel sonuçlarý ve buradan çýkan enternasyonalizm anlayýþýdýr. Bu anlayýþtýr ki; Lenin’i Nisan Tezleri’nde partinin adýnýn sosyal demokrat yerine komünist adýný benimsenmesi gerektiðine ulaþtýrmýþtýr. Bu anlayýþtýr ki; Bolþevikleri Ekim Devrimi ile dünya devrimi arasýndaki iliþkiye, emperyalist zincirin halkalarý biçiminde dile getirilen kavrayýþa ulaþtýrmýþtýr. Bu anlayýþtýr ki; Bolþevik partinin inþasýný tamamlayýp, politik tutumlarýnýn netleþmesine, böylece politik-örgütsel bir bütün olarak bolþeviz-

18

mi evrensel bir akým düzeyine ulaþtýrmýþtýr. Bugünün Komünistleri Ýçin… Ekim Devrimi’nin tüm yirminci yüzyýlý etkileyen sürecin baþlangýcý olduðunu söyledik. Ekim Devrimi gerçekleþtikten sonra olumlu yada olumsuz muazzam bir deneyim býraktý. Bu deneyimden yararlanmak, derslerini çýkarmak için örgütlü bir mücadele vermek ve bu mücadeleyi devrimci bir partinin inþasý ile taçlandýrmak komünistlerin önünde görev olarak duruyor. Bu görevi yerine getirmek için yola koyulmuþ komünistlerin buraya kadar dile getirdikleri, Ekim Devriminden, Bolþevik parti deneyiminden çýkardýklarý sonuçlar kuþkusuz kimi eksiklikleri barýndýracaktýr. Hatta belki kimi sonuçlara katýlmayanlar da olacaktýr. Ancak bizler buraya kadar söylediklerimizi bir baþlangýç, giriþ olarak görüyor ve de buradan çýkardýðýmýz sonuçlarý örgütlü mücadelemizin içinde “yoðurarak”, sýnýflar mücadelesinin somut pratiðinde belirginleþtireceðimizi, sýnayacaðýmýzý unutmuyoruz. Ýþte bu mücadeledir ki; Ekim Devriminin derslerini çýkartacak, yeni Ekim Devrimleri yaratma yolunda yürüyecektir. Ekim Devrimi proleter devrimler çaðýný baþlatmýþtý. Bu çað hala devam ediyor. Bu çaðý anlamak ve görevlerini yerini getirmek için komünistler her zaman olduðu gibi yine Lenin’e kulak vermeli. Ekim Devrimine çok yakýnken, eylül ayýnda Lenin bu çaðý bir kez daha hatýrlattý: “Ve Sovyetler, Rusya’nýn iþçi ve yoksul köylülerinin, ittifaký, sosyalizme doðru yürüyüþünde yalnýz deðildirler. Eðer biz yalnýz olsaydýk, bu görevi sonuna kadar götüremezdik, çünkü, bu görev en doðru deyimle, uluslararasý bir görevdir. Ama bizim, öteki ülkelerdeki en ileri iþçi ordusu gibi pek tükenmez bir yedek gücümüz var: Rusya’nýn emperyalizmle ve emperyalist savaþla iliþkisini kesmesi, her yanda iþçi devriminin, sosyalist devrimin olgunlaþmasýný kaçýnýlmaz olarak hýzlandýracaktýr.” (Age,149)

KOMÜNÝST DEVRÝM

eden AKP’nin mevcut iktidarý karþýsýnda ordunun siyasal süreçlerdeki konumunu korumak, geliþtirmek eksenli çabalarý son süreçteki geliþmelerde daha da belirginleþmiþtir. Þehit cenazelerinden, bayraklý gösterilere, 29 Ekim kutlamalarýndan, medyanýn milliyetçi histeriyi sabah akþam insanlara pompalamasýna kadar yapýlanlar, ordunun siyasal süreçlerdeki etkisini güçlendirme çabasýna yöneliktir. AKP hükümeti bunu görerek baþlangýçta ordunun etkisini azaltmak için kimi adýmlar atmaya çalýþtýysa da bu tutumunu açýktan bir taraf olarak sürdürmedi. Örneðin, sýnýr ötesi söylemine temkinli yaklaþma, basýna þehit haberleri konusunda kýsmi kýsýtlamalar getirme, öðrencilerin ve öðretmenlerin gösterilere götürülmesini yasaklama gibi yaklaþýmlarýný daha fazla ileri götürmedi; sürece uyum saðladý. Sonuçta kitlelerin çoðunluðu, AKP’yi cumhurbaþkanlýðý meselesinde maðdur görüp orduyu haksýz bulsa bile, terör söz konusu olduðunda böyle düþünenler dahi ordunun mevcut konumunu destekler bir ruh ve düþünce haline kapýldýlar. Son süreçteki ordu merkezli yönlendirme ve müdahalelerin ülkedeki toplumsal dinamiklere dönük hedefinde zaten þu çaba vardýr: Ordunun siyasal süreçlerdeki konumunu ayrýcalýðýný da diyebiliriz- toplumsal bir destek üzerinden korumak ve geliþtirmek. Burada bir parantez açýp, bir hatýrlatmada bulunmamýz gerekiyor. Komünist Devrim’i takip edenler bilirler ki ordu ile AKP arasýndaki çeliþkilere, çatýþmalara bir tarafýn statükocu-militarist, diðer tarafýnsa deðiþimci-demokratik olarak yansýtýlmasýna ya da bir tarafýn ulusalcý diðer tarafýn Amerikancýymýþ gibi tanýmlanmasýna temkinli yaklaþýyoruz. Ordu ile AKP arasýndaki çatýþmayý burjuvazinin farklý kesimleri arasýndaki iktidar mücadelesi olarak gören yaklaþýmý abartýlý bulduðumuz gibi ara sýra yaþanan gerilimlerin farklý emperyalist odaklarýn birbirleri arasýndaki çatýþmanýn bir yansýmasý olarak gören yaklaþýmlarý da yanlýþ buluyoruz. Bu tanýmlamalar içinde kimi doðrular vardýr. Ancak bilinmelidir ki bu taraflar farklý dönemlerde ve aþamalarda birbirlerinin pozisyonlarýný alabilmektedirler. Tek baþýna iktidar, bir merkez sað partisi olarak AKP kýsa bir zaman içinde yaratýlýp, politik arenaya sürülmedi. Daha önce defalarca belirttiðimiz gibi 12 Eylül’den bu yana düzenin yönelimlerinin bir ürünü, bir sonucu olarak ve ekonomik, siyasal-ideolojik, toplumsal ayaklarý ilmik ilmik örülerek bugünlere gelindi ve solun etkinliðini yitirdiði, dinci-gericiliðin toplumsal yaþamýn pek çok alanýnda hakimiyetini güçlendirdiði bir taban yaratýldý. Elbette bu sonucun ortaya çýkmasýnda düzenin asli bir bileþeni olan ordunun bilgisi, onayý, payý vardýr. AKP’nin bugünkü toplumsal süreçlerdeki konumu, burjuva düzeninin son çeyrek yüzyýldýr gerçekleþtirmeye çalýþtýðý yeniden yapýlanmanýn hem bir sonucu hem de bu yeniden yapýlanmanýn bir parçasýdýr.

3

Sürekli vurguladýðýmýz gibi gelinen nokta, yeniden yapýlanmanýn önemli bir ayaðý olan Türk-Ýslam sentezli toplumsal þekillenmedir. Dolayýsýyla zaman zaman yaþanan çatýþmalarda bu Türk-Ýslam merkezli þekillenmeye geçiþin yarattýðý sancýlardýr. Ayrýca Türkiye’de ordunun, salt askeri bir güç olmanýn yanýnda ciddi bir ekonomik güç olarak ve toplumun þekillenmesinde önemli bir aktör olarak varlýðý, bunun bir sonucu olarak siyasal süreçlerde de söz sahibi olmak istemesi, Marksist toplum kuramýný bilenler açýsýndan þaþýlacak bir durum olmasa gerek. Yeniden esas konumuza dönmek gerekirse, deðiþen gündem içinde muhalefet partisinin de olduðu bir gerçekliðe sahipti. Son günlerde Deniz Baykal’ýn yaptýðý kimi konuþmalar burjuva medyada ve düzenin bazý sözcüleri arasýnda kendisi ve partisi açýsýndan farklý bir “açýlýmmýþ” gibi lanse edildi. Ayný günlerde bazý emekli askerlerin de Kürt sorunu konusunda “Sorunu yalnýzca askeri açýdan gördük; aslýnda onu besleyen baþka boyutlar da var.” gibi sözler söylemeleri ve Kenan Evren’in bölgedeki devlet kurumlarýnda Kürtçe bilen memurlarýn konulmasý gerektiðini belirtmesi neyi ifade etmektedir? Kuþkusuz bu sözleri söyleyenler düzenin resmi sözcüleri deðildir. Bu anlamda, düzenin resmi yönelimini ifade etmedikler için çok da ciddiye alýnacak sözler olmadýðý düþünülebilir. Ancak yine de bu sözlerin bütünüyle düzenden baðýmsýz olduðunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Özellikle DTP’ye dönük baskýlarýn odaðýnda, terörü kýnamasý, terörle arasýna mesafe koymasýnýn istendiði düþünüldüðünde tüm bunlar ortak bir noktaya iþaret etmektedir: Düzenin kendisine yönelen toplumsal tehdit ya da tehditler karþýsýnda uyguladýðý yöntemlerden biri de þiddet ve reformdur. Bu sistem, kimi zaman öncelikle þiddeti öne alýp sonra reformlarý uyguluyor; kimi zaman da ikisini birlikte kullanýyor. Kürt sorunu söz konusu olduðunda da þiddet ve reform yöntemi zaman zaman kullanýlýyor. Düzen son süreçte Kürt hareketini þiddetle ezip, etkisizleþtirerek, zararsýz hale getirmeyi ardýndan kýsmi açýlýmlar ve reform yöntemiyle bütünüyle düzen içine çekmeyi, böylelikle bir daha kendisi açýsýndan tehlikeli boyutlara gelmesini engellemeyi planlamaktadýr. Ýþte kimi aðýzlar tarafýndan dillendirilen sözlerin anlamý, yani DTP’ye yönelik “öncelikle sen terörü kýna!” baskýlarýnýn anlamý, “þiddetten sonra kimi açýlýmlar için bakarýz!” tarzýnda bir yaklaþýmý iþaret etmektedir. Elbette düzenin yapacaðý ya da iþaretini verdiði açýlýmlarýn, reformlarýn Kürt kitlelerinin demokratik çerçevedeki haklarýný karþýlayabilecek geniþ çaplý açýlýmlar olmasýný beklemek saflýk olur. Ancak gerek son süreçteki belirtiler gerekse de bir süredir MÝT raporlarýnda da dillendirilen ve ABD’yle yapýlan görüþmelerin altýnda yatan sonuçlardan biri de Kürt sorununda þiddetten sonra kimi kýsmi


KOMÜNÝST DEVRÝM

açýlýmlara giderek Kürt hareketinin etkisizleþtirilmesi, düzen içine çekilmesi çabasýdýr. Düzen temsilcileri, özellikle AKP’nin seçimlerde Kürt kitlelerinden önemli bir oy almasýna dayanarak, bundan Kürtlerin düzen içine çekilmesi, Kürt hareketinin toplumsal tabanýný daraltmak için faydalanmak ve bu parti aracýlýðýyla Kürtlere dönük çeþitli açýlýmlar, kýsmi reformlar yaparak halinde önemli bir sonuç almayý bekliyorlar. Deniz Baykal özelinde CHP’nin bu durumu görüp, Kürtlere dönük açýlýmlar yapýlmasý giriþimi ve buradan elde edilecek “meyveleri” AKP’ye býrakmamak için çýkýþlar yapma ihtiyacý da buradan kaynaklanmaktadýr. Yazýmýzýn bu bölümünde son süreçteki siyasal geliþmeleri, düzenin içe dönük siyasal hedefleri bakýmýndan ele aldýk. Düzenin dýþa dönük siyasal hedeflerine geçmeden önce son bir noktaya daha deðineceðiz. Düzenin milliyetçi, þovenist histeriyi körüklemesinin geniþ emekçi kitleleri hedefleyen bir yaný olduðu açýktýr. MHP’li faþistlerden, saðcý sendikalara, Kemalist elitlerden, okullardaki eðitimcilere, devlet kurumlarýndan, camilerdeki vaazlara kadar geniþ bir sahada pompalanan milliyetçilik etkisini, harekete geçirilen kitlelerin eylemleri ve söylemleri yeterince kanýtlamaktadýr. Belirtilmesi gereken bir diðer noktaysa, temel hedef olarak Kürtlerin alýndýðý, ulusal þovenist duygularýn yükseltilmeye çalýþýldýðý bu ortamda DTP’ye, Kürtlerin kurumlarýna dönük saldýrýlar Kürt hareketini geriletmeyi amaçlamakla birlikte bir bütün olarak solun toplumsal tabanýný daraltmaya dönük de bir iþlev görüyor. Genel olarak solun, özel olarak da devrimci hareketin faaliyetleri, salt polisiye önlemlerle engellenmeye çalýþýlmýyor, yaratýlan milliyetçi-gerici atmosferin basýncýyla devrimciler toplumsal bir kýskaç altýna alýnmaya çalýþýlýyor. Zaten kitle baðlarý son derece zayýflamýþ, siyasal etkisi daralmýþ olan devrimci hareketin meþruiyet alaný daraltýlmaya, böylece onu daha kolay bir biçimde ezmenin yolu açýlmaya çalýþýlýyor. Kürt hareketine dayatýlan terörle arasýna mesafe koyma baskýsý genel olarak sol ve devrimci hareket için de iþliyor. Bununla da sýnýrlý kalmadan, az çok solda duran sendikalar, kitle örgütlerinde ayný basýnç siyasal açýdan uygulanmaya çalýþýlýyor. Egemenlerin bu konuda belli bir mesafe katetikleri de açýktýr. KESK sendikasýnýn kitle tabanýnýn bir kýsmýný kaybetmesi, onun karþýsýna dinci, saðcý memur sendikalarýný güçlendirmeleri ve solda duran sendikalarýn kitle tabaný içinde yaratýlan milliyetçi, sözüm ona ulusalcý politikalara destek olunmasý yönlü basýnç ve ondan elde ettikleri sonuç bu trajik durumun en can alýcý örnekleridir. Özellikle Kasým ayýnda Ankara’da yapýlan mitinge DÝSK’in katýlmamasý, bu sendikanýn CHP’nin etkisi altýnda olarak, son süreçteki þovenist eðilimin etkisi altýnda olduðunu anlatýyor. Bu sendikalarýn mevcut halleriyle ve kendi

4

baþlarýna düzenin politik basýncýna karþý koyabilmeleri mümkün olmadýðý gibi solun özellikle liberal kesimlerinin bir bölümünün de düzenin politikalarýna yedeklenme zeminine geldikleri ortadadýr. Dolayýsýyla tüm bunlar göstermektedir ki düzenin politik müdahaleleri karþýsýnda pek çok alanda ciddi bir sýnavla karþý karþýyayýz. Ancak bu koþullarda, devrimci harekette tek tek özneler olarak ya da toplam olarak devrimci hareket, bu “dalgayý” durdurabilecek, tersine çevirebilecek bir siyasal güçte deðildir. Düzenin bugünkü politik müdahaleleri karþýsýnda her açýdan eylemli, siyasal bir duruþ gerekli olmakla birlikte bunu gerçekleþtirebilecek güçlerin zayýflýðý ve daðýnýklýðý düþünüldüðünde öncelikle ideolojik alanda devrimci bir duruþu saðlamak, giderek bu duruþu planlý, yöntemli bir propaganda-ajitasyon faaliyetiyle geniþletmek ve bu faaliyetleri sonuç alýcý alanlara doðru yönlendirmek büyük önem taþýmaktadýr. Ýrdelenmesi gereken diðer bir noktaysa düzenin son müdahalelerle dýþa dönük hedefleridir. Bu konuda, Türkiye’deki burjuva rejimin tarihsel bir kabusu olan Kürtlerin devletleþme sürecinin bir biçimde hedef olarak ortaya konulduðu açýktýr. Zaten egemenler de bunu gizlemiyor, tersine kamuoyuna dönük manipülasyonlarda Barzani ve Talabani üzerinden bir nefreti körükleyerek, bu yöndeki hedeflerine yönelik adýmlar için meþruiyet zemini oluþturmaya çalýþýyorlar. Ancak, ordu merkezli olan bu manipülasyonlarla ülke kamuoyu bir þekilde etkilense bile, Güney Kürdistan’daki oluþumu askeri müdahale ya da baþka yöntemlerle fiilen engelleme iþini yapabilmeleri o kadar da kolay gözükmemektedir. Çünkü bu konu salt Güney Kürdistan’la ve Barzani’yle sýnýrlý bir mesele deðil, Irak’taki iþgalin durumuyla, bir bütün olarak Ortadoðu’da süren paylaþým mücadelesinin bugünü ve geleceðiyle ilgili bir durumdur. Dolayýsýyla Kürt sorunu, uluslararasý boyuta ulaþan karmaþýk hale gelmiþ bir sorundur. TC devleti de bu durumun farkýndadýr. Ancak devlet ve ordu, yine de Güneydeki Kürtlere sopa göstererek bu süreci geciktirmeye; onlarýn çeþitli isteklerini törpülemeye ve bu konuyu ABD’yle olan iliþkilerinde kendi lehine bir koz olarak kullanmaya çalýþmaktadýr. ABD de benzer bir yöntem denemektedir. Türkiye’yi Ortadoðu’daki savaþta kendi yanýna çekmek, bu savaþta onu kendi istekleri doðrultusunda kullanmak için Güneydeki oluþumu desteklemektedir. Kürtlerin kendi denetiminde olmasýný Türkiye’ye karþý kullanmaya çalýþan ABD’ye Türkiye de kimi ayak oyunlarý sürdürmektedir. Güneydeki durumun ABD için önemini bilerek ona karþý askeri tehdit seçeneðini dillendirerek bu durumu kendi çýkarlarý için kullanmaya çalýþmaktadýr. Bush-Erdoðan görüþmesinin sonucunda bu konuda ortak bir noktaya ulaþtýklarýnýn iþaretleri tüm dünya kamuoyuna verilmiþtir. Genellikle,

KOMÜNÝST DEVRÝM

NOT: Bu yazý Komünist Devrim’in Ekim Devrimi Özel sayýsýndan alýnmýþtýr.

Ekim Devrimine Giderken Zorunlu Bir Uðrak: Savaþ ve II. Enternasyonalin Çöküþü Ekim devriminin nesnel arka planýný; emperyalizm dönemiyle birlikte açýlan proleter devrimler çaðý olduðunu söyledik. Emperyalizm döneminin çözümlenmesinde emperyalistler arasýnda paylaþým savaþlarýnýn zorunluluðu, bu çözümlemelerin önemli bir öðesidir. Bu tanýmlamalar o günden bugüne kadar dünya tarihinde defalarca doðrulanmýþtýr. Biz burada, bu baþlýk altýnda Bolþeviklerin savaþ karþýsýndaki tutumlarýnýn ve savaþýn ortaya çýkardýðý sonuçlarýn ekim devrimine olan etkilerini anlatmayacaðýz. Savaþ karþýsýnda Lenin ve Bolþeviklerin tutumlarýný, konumuzla baðlantýlarýný ilk baþlýk (ekim devriminin nesnel arka planý: emperyalizm ve proleter devrimler çaðý) altýnda inceledik. Üstelik bizim tanýmlamalarýmýzda ekim devrimini nesnel geliþmelerle deðil, öznel etkenin, Bolþevik partinin rolüyle açýklandýðý, öznel etkenin rolünün öne çýkartýldýðý, bu broþürü okuyan herkesin görebileceði kadar açýktýr. Þimdi, savaþýn önemli bir olguyu, II. Enternasyonalin ve klasik sosyal demokrat anlayýþýn çöküþünü ortaya çýkartan yönünü vurgulayacaðýz. II. Enternasyonalin çöküþüyle yeni bir enternasyonalin inþasý ve Enternasyonalizm anlayýþýnýn Bolþeviklerin siyasetindeki yerini inceleyeceðiz. Lenin ve Bolþevikler II. Enternasyonalden koparak yeni bir enternasyonalin kurulmasý gerektiðini savaþýn ortaya çýkardýðý durumla birlikte gördüler. I. Emperyalist paylaþým savaþý Avrupa’daki sosyal demokrat partilerin oportünizmlerini çok açýk þekilde gözler önüne serdi. II.Enternasyonalin sosyal demokrat partilerinin savaþta kendi burjuvazilerini desteklemeye varan þovenist görüþleri bu partilerin oportünizmlerinin doruk noktasýný oluþturuyordu. Bu oportünizmi gören, onun en berbat yönlerini teþhir eden Devrimci Marksizm’e sadýk kalan mil-

17

itanlarýn sayýsý çok da fazla deðildi. Üstelik bu Sosyal demokrat partilerin oportünizmi “merkezci” diye adlandýrýlan bir akýmý da ortaya çýkardý. Merkezciler sosyal demokrat partilerin oportünizmini görüyor, ama devrimci tutumlarda almýyorlardý. Oportünizmi sözde kýnýyor, fiilen bunlarla ayný tutumu paylaþýyorlardý. Böylece devrimci Marksistlerin önünde hem oportünistlerden kopmak hem de merkezcilerle de ayrýmlarýný çekmek gibi bir görev duruyordu. Kuþkusuz Avrupa’daki sosyal demokrat partilerin oportünist yanlarý savaþla birlikte birden ortaya çýkan bir þey deðildi. Ya da bu partiler savaþtan önce Marksizm’e sadýk, savaþla birlikte oportünist olmadýlar. Lenin’de bu partilerin niteliðinin savaþtan önceki durumlarýna yönelik þunlarý söylemektedir: “ 1907 Stuttgart Uluslararasý Sosyalist Kongresinde beliren fikir ayrýlýklarýna bakarsak, uluslararasý marksizmin emperyalizme karþý olmasýna karþýlýk, uluslararasý oportünizmin daha o zaman emperyalizmden yana olduðunu fark ederiz.” (Lenin, Sosyalizm ve Savaþ, Sol Yay, 1975, 24) Lenin bu sözleri 1915 yýlýnda yazdýðý broþürde söylemektedir. Aslýnda Bolþevikler baþýndan beri II.Enternasyonalin partilerinden farklý bir örgütlenme yapýsýna sahiplerdi. Ama bu farklýlýðýn Rusya’ya özgü koþullardan kaynaklanan bir farklýlýk olduðu düþünülmekteydi. Ancak emperyalizm döneminin kavranýþý ve savaþ, Bolþeviklerin örgütlenmeleriyle birlikte siyasal tutumlarýnýn II.Enternasyonal partilerinden ayrý, Marksizm’e sadýk tek devrimci siyasal-örgütsel anlayýþ olduðunu daha da belirginleþtirdi. Bu noktadan sonra Bolþevikler kendi anlayýþlarýnýn evrensel anlamýný anlayýp, diðer komünistlere mal etmek için çabaladýlar. Savaþa kadar oportünizm, þovenizm, ekonomizm gibi kavramlar ulusal akýmlar için kullanýlýrken, I.Emperyalist savaþla birlikte ortaya çýkan durum sonucunda bu oportünist akýmlar uluslar arasý akýmlar ve karþýsýnda da Devrimci Marksizm uluslar arasý bir düzlemde tanýmlanmaya baþlandý. “Artýk çaðýmýzda enternasyonalizmden


KOMÜNÝST DEVRÝM

çýkarýverdi. Lenin’in bu yaklaþýma karþý geliþtirdiði yanýtlar Bolþevizmin evrensel deðerdeki politik, örgütsel köþe taþlarýný döþeyen nitelikte oldu. Lenin’in de ifade ettiði gibi, “Gerçekten de iþçi sýnýfýnýn öncü müfrezesi olarak Partiyi, tüm sýnýfla karýþtýrmamak gerekir... Birinci olarak, hiçbir þekilde sadece devrimciler örgütleri deðil, ayný zamanda Parti örgütleri olarak tanýnmýþ olan tam bir dizi iþçi örgütleri de, Sosyal-Demokrat Ýþçi Partisinin aktif unsurlarý olacaktýr. Ýkinci olarak: Bizim sýnýfýn partisi olduðumuz olgusundan hangi nedenle, hangi mantýðýn sonucu olarak, Parti mensubu olanlarla, partiyle bað kuranlar arasýnda bir ayrým yapmanýn gereksiz olduðu sonucu çýksýn? Tam tersine: Tam da bilinçlilik derecesine ve eylemlilik derecesinde bir fark olduðu içindir ki, Partiye yakýnlýk derecesinde de bir fark gözetilmelidir.... Öncü müfreze ile, kendisini ona cezbedilmiþ hisseden tüm kitleler arasýndaki farký unutmak, öncü müfrezenin gittikçe daha geniþ kitleleri bu öncü müfrezenin seviyesine yükseltmek þeklindeki sürekli yükümlülüðünü unutmak, sadece kendi kendini aldatmak demektir, görevlerimizin muazzam büyüklüðüne gözlerini kapamak, bu görevleri daraltmak demektir. Evet, partiye mensup olanlarla, partiyle bað kuranlar arasýndaki, bilinçli ve aktif üyelerle, yardýmcýlar arasýndaki farký silmek, gözlerini kapamak ve tüm bunlarý unutmak demektir.” (Lenin, Bir Adým Ýleri Ýki Adým Geri, Ýnter Yay, 70-71) “Her örgütsel sorun basit bir teknik sorun deðildir; ayný zamanda bir siyasal sorundur.” sözünü doðrularcasýna, Menþeviklerle Bolþevikler arasýnda yaþanan tartýþmalar, konunun örgütsel boyutlarýnýn iþçi hareketinin kendiliðinden eylemleriyle, siyasal eylemi konularý üzerinde de önemli yansýmalarý olduðunu gösterdi. “Her grevci, kendini Parti üyesi ilan etme hakkýna sahip olsun, öyle mi? Bu tezle Martov yoldaþ derhal hatasýnýn abesliðini ispat ediyor, çünkü sosyal-demokratlýðý grevcilik dercesine indirgiyor ve böylece Akimov’un yanlýþ vargýlarýný tekrarlýyor. Biz ancak, sosyal-demokrasi her grevi yönetmeyi baþarýrsa sevinmeliyiz, çünkü tüm görünümleriyle proletaryanýn sýnýf mücadelesini yönetmek sosyal-demokrasinin doðrudan ve mutlak görevidir, grev ise bu mücadelenin en derin ve en güçlü görünümlerinden biridir. Fakat mücadelenin böyle ilkel, fiilen trade-unionist biçiminden fazla bir þey olmayan bir biçiminin herþeyi kapsayan ve bilinçli sosyal-demokrat mücadele ile eþitlenmesine izin verseydik, artçýlar olurduk” (A.g.e., 72) Bu pasajlarda da görüldüðü gibi, Lenin tarafýndan salt öncü ile kitle arasýnda bir ayrýmýn yapýlmasýnýn yaný sýra bu ayrýmýn sonuçlarý üzerinden politik görevlerle ilgili saptamalar da vardýr. Týpký, siyasal öncünün görevinin kendiliðinden, sendikal bilincin peþinden gitmek deðil; sýnýf mücadelesinin salt

16

sendikal olmayan, karmaþýk diðer görevlerine yoðunlaþmasý ve sýnýfýn geniþ kesimlerinin öncünün siyasal düzeyine yükseltilmesi gerekliliði gibi. Lenin’in eserinde, buraya almadýðýmýz baþka pasajlarda öncü ile kitle arasýndaki ayrýmýn nedenleri üzerine daha derinlemesine görüþler yer almaktadýr. Kapitalizmin yarattýðý iþ bölümü, iþçi sýnýfýnýn kapitalist toplumdaki mevcut koþullarý dolayýsýyla sýnýfýn teoriyi, bilimi, siyaseti ve diðer toplumsal iliþkileri kendi içinde bulunduðu üretim iliþkilerinden çýkarabilme, öðrenme, deneyim etme yönü sýnýrlýdýr. Dolayýsýyla siyasal bilincin toplumun geniþ kitleleri içinde eþitsiz ve doðrusal olmayan geliþimi bir olgu olarak ortaya çýkar. Kuþkusuz bu gerçekliðin Lenin’in her zamanki yöntemini düþündüðümüzde- daha dar anlamda örgütsel sonuçlarýnýn olduðu da vurgulamamýz gerekir. Bu açýdan, sýnýf kökenine bakmaksýzýn profesyonel devrimcilerden oluþan, belli bir iþ bölümüne ve uzmanlaþmaya dayanan bir örgüt omurgasýnýn inþasý ve siyasal bir gazete, kürsü aracýlýðýyla öncünün, kapitalist toplumun tüm sýnýfsal, ideolojik iliþkilerini ortaya seren propaganda-ajitasyonla aydýnlatýlmasý görevleri vardýr. 1900 ile 1904 yýllarý arasý süreç, yani Lenin’in I. Rus Devriminin mayalanma dönemi dediði dönem, Bolþevizmin siyasal, örgütsel þekillenme dönemidir. Bu þekillenme döneminin tüm tartýþmalarý uluslararasý öneme sahiptir. Yukarda aktarýlan kýsa pasajlardan da çýkarýlabileceði gibi siyasal örgütün sýnýf mücadelesindeki konumunu, önemini belirleyip; buradan çýkartýlan sonuçlarla bu mücadeleye bir yöntemle, anlayýþla yaklaþmak sorunun hayati bir boyutu oluþturmaktadýr. O günden bugüne dek, dünyanýn her yerinde sýnýf mücadelesi veren her devrimcinin karþýsýna bu sorunlar çýkmýþtýr. Açýktýr ki bu sorulara verilen yanýtlar farklý siyasal konumlardan kaynaklanýr ve ayný zamanda verilen yanýtlar farklý eðilimleri de yaratýr. Dünyanýn baþka yerlerinde olduðu gibi yaþadýðýmýz topraklarda da bahsettiðimiz konu üzerinden geliþtirilen tutumlar içinde Menþevizmin yaklaþýmý, pek çok hareket tarafýndan kimi nedenler gerekçe gösterilerek deðiþik düzeylerde benimsenen ve bugün de siyasal arenada bolca örneðine rastlayabileceðimiz bir örneði oluþturmaktadýr. Bu anlamda Menþevizmin hem uluslararasý bir akým hem de hakim bir akým olarak varlýðýný sürdürdüðünü söylemek yanlýþ olmayacaktýr. Bizim sorunumuz ise, Bolþevizmin evrensel dersleri üzerinden ve Marksizm’in yöntemiyle sýnýf mücadelesine müdahale etmektir. Bu anlamda sorunumuz siyasal mücadeleye Bolþevizmin hakim kýlýnmasýdýr.

KOMÜNÝST DEVRÝM

bu tür görüþmelerden sonra bazý yuvarlak sözler söylenir; diplomatik cümlelerle dolu demeçler verilir. Ancak görüþmenin esas yönlerinin neler olduðu sonraki geliþmeler ve yapýlan haberler üzerinden anlaþýlabilir. Bu son görüþmenin sonrasýnda yaþanan geliþmelere bakýlýrsa, özellikle Güneydeki yönetimin ve Irak’taki merkezi yönetimin PKK’nin çeþitli lojistik desteklerini kesmek için adýmlar atmalarý; Türkiye’deyse bu yönetimle iliþkilerin geliþtirip, onlarý kendine baðlayarak yönlendirmesinin daha fazla dillendirilir olmasý gibi geliþmeler, görüþmenin taraflarýnýn belli noktalarda uzlaþtýklarýnýn iþaretleridir. Bu uzlaþma noktalarýnýn muhtemel olanlarý, PKK’nin tecrit edilerek, sýnýrlý operasyonlarla ezilmesi, Güneydeki oluþumun daha ileri isteklerinin törpülenmesi (bu konu özelindeki en önemli olasýlýklar Kerkük referandumunun ertelenmesi ve Güneydeki yönetimin petrol kaynaklarýndan sýnýrlý yararlandýrýlmasýdýr) ve Türkiye’nin plânlanan Ýran saldýrýsý için çeþitli destekler vermesi gibi noktalardýr. Ancak, bu noktalarýn hangi ölçüde gerçekleþtirileceði ve nasýl bir rotanýn izleneceði þimdiden kesin olarak bilinmemektedir. Güney Kürdistan’daki oluþum, PKK’nin etkisizleþtirilmesi gibi meselelerin arka planýnda yer alan en önemli konu, paylaþým savaþýnda kimin, neyi, ne kadar yapacaðý sorunudur. Bilindiði gibi Ýran, ABD açýsýndan Ortadoðu’dan baþlayarak Asya ve Kafkaslara kadar uzanan bir bölgede geliþtirdiði stratejik hedeflerin karþýsýnda Rusya ve Çin destekli çýban baþýdýr. Türkiye’nin de bölgede askeri, ekonomik açýdan en önemli rakibidir. Dahasý, Ýslamî kimliðiyle bölgede çeþitli akýmlar üzerinde etkin olmasý ve nükleer silah yapma çalýþmalarý dolayýsýyla Ýsrail için de önemli bir tehlike arz etmektedir. Dolayýsýyla bölgenin emperyalist-kapitalist üçlü mihveri olan ABD, Ýsrail, Türkiye için etkisizleþtirilmesi, zayýflatýlmasý, geriye atýlmasýný istediði bir ülkedir. Fakat Amerika açsýndan, Irak ve Afganistan’da süren mevcut paylaþým savaþýnýn istediði hedeflere ulaþmakta zorlanmasý, Türkiye’nin Kürt meselesi üzerinden itirazlarý, Rusya ve Çin’in çeþitli düzeylerde dünyada kendilerini göstermeleri gibi geliþmeler, Ýran hedefli paylaþým savaþýnýn zor ve karmaþýk bir süreç olduðunu göstermektedir. Türkiye’deki kapitalist düzenin nesnel dürtüleri ve emperyalizmle iliþkileri onu bu paylaþýmda rol almaya zorlasa bile yukarýda saydýðýmýz faktörler onun paylaþýma ne zaman ve ne þekilde dahil olacaðýný belirsizleþtirmekte, karmaþýklaþtýrmaktadýr. Doðrusu þimdiye kadar ABD için de olasý bir Ýran saldýrýsýnýn belirsizliðini korumasý, Türkiye’nin konumunu netleþtirememesi dolayýsýyladýr. Ancak önümüzdeki süreçte Türkiye’nin Güneydeki Kürtler, PKK, sýnýr ötesi operasyon ve bir bütün olarak Kürt/Kürdistan sorunu konusunda yapacaðý

hamlelerin, Ortadoðu’daki paylaþým savaþýnýn nasýl seyredeceði, Türkiye’nin bu paylaþýmda nereye kadar, nasýl roller üstleneceði ve ABD’nin Ýran saldýrý gibi konularý netleþtirmesi muhtemeldir.? Sonuç olarak Türkiye Kapitalist Cumhuriyeti önümüzdeki süreçte geleceðini belirleyecek kimi adýmlarý atmanýn eþiðindedir. Bu adýmlarýn gerek Kürtler, bölgedeki halklar ve emekçiler açýsýndan gerekse de bu topraklardaki iþçi sýnýfýmýz açýsýndan uygulanýþý, sonuçlarý ve gerici burjuva karakteri net olarak ortadadýr. Burjuva rejim, tarihsel sorunlarýnýn “çözümü” için, mevcut kapitalist geliþmenin nesnel gereksinimleri ve yapýsal bunalýmýný aþmanýn bir çaresi olarak baþka emperyalist güçlerle birlikte emperyal hedefler peþindedir. Ýçeriye dönük milliyetçi, þoven plânlar toplumu buna hazýrlamak, emekçileri kendi çýkarlarý peþinde savaþa sürmek için yapýlmaktadýr. Bir yandan da sola liberalleþmesi ve tavizler vermesi için “havuç”, eðer devrimci hedefler, yol ve yöntemlerde ýsrarcý olunursa “sopa” seçenekleri sunuluyor. Havucun ne olduðu açýktýr: Her türlü düzen dýþý, devrimci yönelimi býrakmanýn karþýlýðý burjuva legalitesi içinde varlýk, düzenin yönelimlerine soldan destek veren, sosyal þovenist konum ya da liberal düzlemde parlamenterist avanaklýktýr. Sopanýn ne olduðu da bellidir: Düzen dýþý, devrimci duruþun toplumsal basýnç altýna alýnmasý, yetmediðinde seçmeli terör, tecrit ve ezmedir. Komünistler bunlarý bilerek önümüzdeki sürece hazýrlanmalý, siyasal soðukkanlýlýðý býrakmadan baþkalarýný da uyarma görevlerini yerine getirmeye çalýþmalý, devrimci dayanýþmanýn güçlendirilmesine çalýþýrken, kendi baðýmsýz faaliyetlerini, önceliklerini unutmadan hazýrlýk faaliyetlerine yoðunlaþmalýdýrlar. Düzen sola gerici bir saflaþmayý dayatýyor. Bu saflaþmanýn önemli bir ayaðý ulusalcý, sosyal þoven bir konumu dayatmak olduðu gibi diðer ayaðý da liberal bir konumda legalizmdir. Buna karþý devrimci bir ideolojik zeminde, baðýmsýz devrimci bir siyasal çizginin varedilmesinde ýsrarcý olmak büyük önem taþýmaktadýr. Biz komünistlerin örgütlü hazýrlýk süreci böylesi bir dönemle çakýþmýþ olmasý nedeniyle geçilen süreç büyük bir sýnav niteliði taþýmaktadýr. Kadrolarýmýz birikimlerimizi küçümsemeden ama yapacak daha çok iþimiz olduðu bilinciyle, belirlenmiþ önceliklerimize yoðunlaþmak, gerek kiþisel geliþimlerine gerekse de kollektifin geliþimine bu pencereden bakarak tarihsel bir misyonu üstlendiklerini unutmamalýdýrlar. Düþmanlarýmýz korkuyla, dostlarýmýz güvenle bilmelidirler ki komünistler bu misyonu hakkýyla yerine getireceklerdir!

5

KOMÜNÝST DEVRÝM


KOMÜNÝST DEVRÝM

“Ölüm nereden ve nasýl gelirse gelsin... Savaþ sloganlarýmýz kulaktan kulaða yayýlacaksa ve silahlarýmýz elden ele geçecekse ve baþkalarý mitralyöz sesleriyle, savaþ ve zafer naralarýyla cenazelerimize aðýt yakacaksa, ölüm hoþ geldi, safa geldi.” ERNESTO CHE GUEVARA

diye anladýðý için parmak kaldýrdýðýnda toplantý bileþenleri tarafýndan Küba Sanayi ve Ekonomi Bakaný seçilen ve bu zorlu görevi de Kapitali okuyup dikkatle çözümleyerek üstesinden gelmeye çalýþan; “Nerede özgürlük yoksa orasý benim vatanýmdýr.” diyerek Küba’dan ayrýlýp, Kongo ve Bolivya’da gerilla mücadelesi veren bir devrimci olarak Commandante Che Guevara bugün düzen tarafýndan etkisizleþtirilmelidir. COMMANDANTE CHE GUEVARA: HASTA LA Ancak emperyalistler bu amaçlarýný bir türlü gerçekVICTORIA SIEMPRE* Gerilla mücadelesinin yiðit önderi Commandante El leþtirememiþlerdir. Ernesto Che Guevara bugün yalnýzca ne bir efsanedir Che Guevara, 8 Ekim 1967 yýlýnda Bolivya topraklarýnda düþmanýn silahýndan boþalan kurþunlarla can verdi. ne de dünya çapýnda gençliðin kendine model aldýðý asi 40 yýl önce bu gün, CIA’in takibi ve yönlendirmesiyle ruhlu bir isyankâr. 1950ler ve 1960lar boyunca Bolivya ordusunun bir çavuþu tarafýndan katledilen emperyalizme ve onun iþbirlikçi ordularýna karþý sýkýlyürekli savaþçý Ernesto Che Guevara enternasyonalist maya hazýr mermilerle dolu elde silah savaþan ve ayný mücadele anlayýþý, düþmana karþý kararlý tutumu, azmi zamanda kendisini, yanýnda mücadele ettiði yoldaþlarýný ve sosyalizmin “Yeni Ýnsan”ý yaratma gerekliliði ve hatta Küba Devrimi özgülünde olduðu gibi kitleleri konusundaki ýsrarý ile hâlâ aramýzdadýr. “Bir devrim- bilinçlendirmek, yeni insaný yaratmak için siyasal, policinin görevi devrim yapmaktýr.” diyerek bu sözdeki tik, teorik açýlýmlar yapmaya çalýþan bir devrimcidir. amacý kendine mücadele ilkesi olarak benimseyen Che Peki Che kimdir ve nasýl bir geçmiþe-birikime sahiptir? Guevara, Güney Amerika’nýn pek çok ülkesinde Bu sorularý yanýtýný bulabilmek için onun yaþam savaþmýþ; yoksul köylülerin, ezilen geniþ halk yýðýn- öyküsüne bir bakýþ atmak gereklidir. CHE ve YAÞAMI larýnýn özgürlük ve iktidar mücadelesi için yöntem 14 Haziran 1928’de Arjantin’de doðan Ernesto olarak gerilla birliklerinin silahlý mücadelesini temel Guevara’nýn babasý Ýrlandalýydý; annesiyse Ýrlandalýalmýþtýr. Guevara’nýn hayat hikayesi yazýlýrken, bugün pek çok Ýspanyol karýþýmý bir aileden gelmekteydi. Yaþamýnýn bilinçsiz kesimin yaptýðý gibi onun isyankar yanýný ön tüm dönemlerine damgasýný vuran zorluklara karþý plana çýkarýp, Marksist ideolojisini ve enternasyonal mücadele azmi daha küçücük bir bebekken yakalandýðý mücadele ruhunu bir kenara atarak efsanevi bir lider astým hastalýðýný yenme çabasýnda ve okula gidemeyen imajý çizilmeye çalýþýlmasý bilinçli bir çabadýr. Kapitalist bir çocuk olarak tek baþýna eðitim görmek zorunda düzen fiziksel olarak yok ettiði bir devrimcinin kalmasýna raðmen kendini yetiþtirip, çok geç yaþta okula ölümünün üzerinden yýllar geçmesine raðmen onun baþlamasýna raðmen baþarýlý bir eðitim hayatýna sahip unutulmamasý, kitlelerin bilincinde hâlâ yer etmesi olmasýnda görülür. Astým hastalýðýnýn yaþamý üzerindenedeniyle bugün Che’yi idealleri ve ideolojisinden ki olumsuz etkilerini atabilmek için spora baþlayan soyutlayarak kendince etkisiz hale getirmek istemekte- Ernesto, yabancý dillere duyduðu ilgi ve onlarý dir. Öyle ya Arjantin’de dünyaya gelen; onca maddi zor- öðrenebilme becerisi sayesinde okulda Ýngilizce, luða ve saðlýk sorunlarýna raðmen týp okuyup bilim evdeyse annesinden Fransýzca öðrendi. Psikolojiye, edeinsaný olarak kendini yetiþtiren; önce Guatemala’da biyata yönelik pek çok okumalar ve araþtýrmalar yaptý. ulusal mücadeleye, sonra Meksika’da yerlilerin savaþýna Tüm bu ayrýntýlarýn yaþam öyküsü içerisinde vermemdestek verip, burada Küba’da yapacaklarý devrim için izin sebebi, onun daha ortaokul ve lise yýllarýndan baþlahazýrlýk içerisinde bulunan Fidel Castro ve arkadaþlarýy- yarak kendini çok yönlü bir birey olarak yetiþtirmesi la tanýþýp onlarýn mücadelesine katýlan; Küba topraklarý- gerçeðidir. Lise hayatýný ailesinin yaþadýðý maddi sýkýnna geçen ve burada silahlý mücadeleyi örgütleyip, Santa týlar nedeniyle güçlükle tamamlayabilen Ernesto, liseden Clara þehrini savaþarak ele geçiren; 1959’da Küba sonra týp fakültesine gitti. Üniversite eðitiminin ardýndan Devrimi’ni gerçekleþtirdikten sonra sosyalizmin inþasý bütün Latin Amerika’yý dolaþma kararý aldý. Bir için yapýlan çalýþmalar sýrasýnda Fidel’in “Ýçinizde ekon- arkadaþýyla baþlattýklarý bu gezi onlar için hem zorlu omist var mý?” sorusunu “Ýçinizde komünist var mý?” olur hem de öðretici. *Kumandan Ernesto Che Guevara bir zafer sembolü olarak kalacak!

6

KOMÜNÝST DEVRÝM

da önemli bir rol oynar. Bu konular etrafýndaki siyasal mücadelenin, Rusya’nýn yerel devrimci hareketinin sorunlarý olmadýðýný sonraki geliþmeler ve bugüne deðin gelen süreçteki dersler göstermiþtir. Doðrusu ekonomizm ve legal Marksizm konularý baþlangýçta Rusya’daki yerel hareketin sorunlarý olarak tartýþýlmaktaydý. Ancak özellikle RSDÝP’in 1903’teki II. Kongresi sonrasý Rosa Lüxemburg’la Lenin arasýnda geçen bir polemik dolayýsýyla uluslararasý devrimci hareketle ilgili sorunlar olduðu daha fazla su yüzüne çýktý. Üstelik tartýþýlan sorun salt ekonomizm çerçevesinde kalmýyor, buradan kaynaklanarak profesyonel devrimciler örgütü, kendiliðindencilik ve siyasal bilinç, kitle örgütü siyasal örgüt ayrýmý, merkeziyetçilik gibi önemli konularý da kapsayan bir mesele haline geliyordu. Lenin’in kendisi, bir süre sonra bu dönemdeki tartýþmalarý “ekonomistlerin bozduklarýný düzeltmek” olarak adlandýrsa da bu konular üzerindeki siyasal ayrýmlarýn sýnýf mücadelesinin sürdüðü tüm dünyadaki mücadeleler için hayati önemde noktalar olduðu sonralarý daha net anlaþýlabildi. I. Emperyalist Paylaþým Savaþý’nýn yarattýðý keskin sýnýf mücadeleleri bu derslerin anlamýný ortaya koydu. Ekim Devrimi sonrasý Komünist Enternasyonal’in uluslararasý mücadeleye yön verme çabasý, bu konudaki derslerin tüm dünya devrimcilerine yansýtýlmasýný hedeflemiþtir. Bugün bizler yaþanan bu tarihsel sürece, gelecekten bakmanýn avantajýný kullanarak þunu söyleyebiliriz. Kendiliðinden harekete bakýþ ve buradan doðan ekonomizm eðilimi karþýsýnda oluþan siyasal bilincin iþçi sýnýfýna dýþardan taþýnacaðý (ekonomik mücadelenin dýþýndan taþýnacaðý) ve siyasal öncülük sorunlarý basit bir þekilde iþçi sýnýfýna güvensizlik ya da öncü savaþý tezlerinin dayanaðý deðildir. Sýnýf hareketiyle siyasal mücadele arasýndaki iliþkinin doðru kurulmasý ve buradan Marksizm’in uzun zamandýr uðradýðý determinist bozulmaya karþý kendi diyalektik yöntemini oturtma çabasý olarak anlam taþýmaktadýr. Yýllar boyunca yenilgiye uðrayan sýnýf mücadelelerinin altýnda yatan gerçek, öncülük iddiasýnda olanlarýn bu yöntemi içselleþtirememiþ olmalarýdýr. Kendi ekonomizmlerini masum gösterme uðraþýndaki pek çoklarýnýn iddialarýnýn aksine; Bolþeviklerin öncülük teorisinde, profesyonel devrimci örgüt anlayýþýnda ve “Ne yapmalý?” adlý eserde, iþçi sýnýfý adýna bir vesayetin, bürokratik bozulmanýn ya da iþçi sýnýfýnýn öz eylemi yerine partinin eyleminin geçirilmesinin zerresi yoktur. Lenin’in deyiþiyle; “Kendiliðinden mücadeleye giriþen gerçek devrimci sýnýf ile olan iliþkisi koparýldýðýnda, profesyonel devrimciler örgütü basit bir oyuncaktan, bir maceradan ya da bir tabeladan baþka bir þey olmazdý.” ( Lenin, Ekonomizm Taraftarlarýyla Bir Konuþma, Yurt Yayýnevi, S.93)

15

Bir önceki paragrafta, I. Emperyalist Savaþ göz önünde bulundurulduðunda erken sayýlabilecek bir tarihte Lenin ve yoldaþlarýnýn oportünizmden kopuþlarýnýn öneminden bahsetmiþtik. Ayný savaþ, bütün ülkelerde muazzam kitle hareketlerine yol açmýþ olmasýna raðmen Batý Avrupa’da öncünün örgütlenememesi ve zaaflarý sonucunda bir devrimin gerçekleþmemiþ olmasý Lenin’in ve Bolþeviklerin tarihsel haklýlýðýný göstermektedir. Kuþkusuz sýnýf mücadelesinin seyri, kitle hareketinin varlýðýnýn ve kitlelerin öz eyleminin baþat faktörler olduðunu göstermektedir. Bu anlamda Rosa Luxemburg’un bütünüyle yanlýþ olduðunu söylemek mümkün deðildir. Dolayýsýyla Bolþeviklerin tarihsel baþarýlarýnýn ve yaný sýra Rosa Luxemburg’un muazzam bir devrimci açýklýk ve öngörüyle yaptýðý sýnýf mücadelesi çözümlemelerinin, Marksizmin devrimci diyalektiði ile teorik-pratik bir senteze kavuþturabilmeleri olduðunu söylemek mümkündür. Sonradan Lenin’in, Bolþevizmin siyasal ve örgütsel bir akým olarak ortaya çýktýðýný söylediði 1903 yýlý önemli siyasal dersleri içermiþtir. Bu siyasal derslerin bir kýsmý yukarda bahsettiðimiz çerçevede olup, daha genel ve önemli pek çok konuyu da içerirler. Özellikle RSDÝP’in II. Kongresi, Menþevik, Bolþevik ayrýþmasýnýn ortaya çýkýþýyla ünlüdür. Menþevik, Bolþevik ayrýþmasýnýn kökeni, kapsamý, sonuçlarý öylesine geniþ bir alaný kapsar ki bu yazýda hepsine deðinmemiz olasý deðildir. Ancak sizler tarafýndan da anlaþýlacaðý üzere kimi noktalara deðinmemiz gereklidir. Bunlardan ilki, RSDÝP II. Kongresi’nde Martov’la Lenin arasýnda geçen tüzüðün üyelik tanýmý üzerinde yaþanan tartýþmalardýr. Görünüþte, üyelik tartýþmasý olarak geçen bu polemik Lenin’in tarafýndan salt bu çerçeve de kalmasý halinde geri dönülmeyecek bir ayrýlýk nedeni olarak görmez. Ancak buradan kaynaklanan tartýþmanýn, baþka konulara da yansýmalarýnýn olabilmesi halinde ciddi ayrýlýklarý barýndýrdýðýný Lenin de belirtmiþtir. Ancak, yaþanan pratiklerin de gösterdiði gibi sorun basit bir tüzük maddesi tartýþmasýnýn ötesine geçmiþtir; genel anlamda siyasal örgüte bakýþ sorunu haline gelmiþtir. Özel olarak da mevcut durumda, partinin nasýl, hangi temellerde inþa edileceði meselesine baðlanmýþtýr. Menþevizmin siyasal özü; ekonomizmle baþlayýp, proletaryayý burjuva demokrasisinin kuyruðuna takmaya çalýþan bir zeminse, örgütsel alandaki zemini de “Legal Marksizm’le” baþlayýp, gevþek ve þekilsiz, kuyrukçu ve kendiliðindenci anlayýþa kayan bir zemindir. II. Kongre’de, Martov’la Lenin arasýnda yaþanan tartýþmanýn sonucu gerçekten de siyasal örgüt ile kitle örgütünün ayný potada eritilmesi, siyasal öncülük görevlerini reddeden, örgütsel görevleri gevþek bir ideolojik birliðe indirgeyen yaklaþýmlarý ortaya


KOMÜNÝST DEVRÝM

EKÝM DEVRÝMÝNE GÝDEN YOLDA BOLÞEVÝK PARTÝ

1917 Büyük Ekim Devrimi’nin 90. yýldönümünde, Ekim Devrimi ve parti üzerine bir yazý, kendini bu devrimin takipçisi gören militanlarda nasýl bir duygu ve düþünce hali yaratmalýdýr? Bu sorunun yanýtýný vermek o kadar kolay deðildir. Çünkü, Ekim Devrimi ile Bolþevik partiyi “en ayrýntýlý”, “en geliþkin”, “en doðru” þekilde teorik, politik analizlere tabi tutup, buradan da pratik, siyasal sonuçlar çýkarttýðýmýzý varsaysak bile Ekim Devrimi’nin militanlarda yarattýðý duygu, ruh hali, konsantrasyon gibi kollektif olduðu kadar kiþisel de olabilen özellikler etrafýnda nasýl yansýmalarý olabileceðini kestirmek zordur. Ekim Devrimi’nin gerçekleþtiði topraklarýn ve dünyanýn bugünkü hali ama daha çok da bu dünyayý deðiþtirmek iddiasýndakilerin mevcut durumunun yüreklerimizdeki sýzýyý arttýrmadýðý da diðer bir gerçektir. Ekim Devrimi’ni konu edinen bir yazýnýn bu sözlerle baþlamasý, onu alýþýlmýþýn dýþýnda bir þekilde ele almak ihtiyacýndan deðil; resmi ve duygulardan yalýtýk soðuk bir yazýnýn çerçevesinin bir nebze olsun dýþýna çýkararak bu büyük devrimin “baþka” yönlerinin de hissedilmesi içindir. Belki her komünist militan, Ekim Devrimi’ni “hissedebilmek” için kendini Ýkinci Dünya Savaþý’nýn ortasýnda, az sonra Moskova’nýn dýþ mahallelerinde savaþmak için bir cepheye gitmeden önce Kýzýl Meydanda 7 Kasým kutlamalarýnda düþünmelidir. Belki de... Ekim Devrimi baþarýsýný yaratan sebeplerin basit bir þekilde nesnel ve öznel faktörlerin bileþimi olduðu söylenebilir. Bu iddiada bir yanlýþlýk yoktur. Bahsedilen nesnel ve öznel faktörlerin neler olduðu, Rus Devrimi’nde nasýl ve hangi ölçüde etkili olduklarý üzerine tartýþmalar bugün de devam etmektedir. Ancak, o günden bugüne sýnýf mücadelesinin seyrinin gösterdiði temel gerçek, öznel faktörün yani devrimci bir partinin belirleyici olduðudur. Ýþçi sýnýfýnýn kurtuluþu ve iktidarý için verilen mücadelede, öznel faktörün temel etmen olduðu saptamasý Ekim Devrimi’ni anlamak ve ondan dersler çýkarmak için yetmiyor. Bu öznel etkenin ne olduðu, bu rolü nasýl oynayacaðý ve devrimci partinin nasýl yaratýlacaðý gibi sorulara yanýt bulmak hayati önem taþýyor. Dahasý Marksizm’in 150 yýllýk tarihi boyunca ortaya çýkan en önemli sorunsallardan birisini oluþturuyor. 1917 Devrimi’ni yaratan öznel faktör olarak Bolþevik partinin oluþumu, devrim öncesi belli bir tarihi yani çalkantýlar ve mücadeleler tarihini kapsar. Bu oluþumun köþe taþlarý olarak; Emeðin Kurtuluþu grubunun ilk iþçi eðitim yuvarlarýndan, ekonomizmle mücadele içinde sosyal demokrat partinin oluþumuna, BolþevikMenþevik ayrýþmasýndan, 1905 Devrimi’nin derslerine,

14

gericilik döneminin çalkantýlarýndan, I. Emperyalist Savaþ’a karþý tutuma ve II. Enternasyonal’den kopuþtan, 1917 Þubat Devrimi ile Ekim arasýndaki mücadelelere kadar birçok geliþme bir çýrpýda sayabileceklerimizdir. Burada saydýðýmýz ve saymadýðýmýz pek çok önemli Bolþevik parti tarihinin ayrýntýlarýný vermemizdeki amaç nedir? Amacýmýz, bugün yaþadýðýmýz koþullarýn o dönemle kaba bir benzetmesinden yola çýkarak ayný politik cevaplarý üretmeye çalýþmak deðildir. Hedefimiz, daha önce de defalarca belirttiðimiz gibi bu deneyimin evrensel olan yanlarýný ve yöntemini özümsemektir. Evrensel ve yöntemsel olansa, biçimsel olandan daha kapsamlý bir olgudur. Marksizmin tarihi düþünüldüðünde geç, emperyalizm dönemi ve savaþ düþünüldüðünde erken sayýlabilecek bir zamanda Lenin ve çevresindeki bir avuç insanýn, yaþadýklarý topraklarda hakim devrimci akýmdan yani Narodnizmden politik, örgütsel bir kopuþun zeminin döþemeleri tarihsel önemde bir baþlangýç oldu. Popülizmin Rusya’da uzun bir zamana yayýlan aðýrlýðý düþünüldüðünde çok kolay olmayan Narodnik gelenekle bu kopuþ, öncelikle ideolojik, teorik bir zeminde gerçekleþti. “Rusya’da Kapitalizmin Geliþimi”, “Halkýn Dostlarý Kimlerdir ve Sosyal Demokratlara Karþý Nasýl Savaþýrlar?” kitaplarýyla ortaya konan bu kopuþ, Marksizmin ideolojik zeminiyle buluþmanýn baþlangýcý sayýlabilir. Lenin’in ve Bolþeviklerin siyaset ve örgüt teorisinde Narodnizmin çeþitli izlerinin olduðu yönünde görüþler de vardýr. Kuþkusuz her kopuþ kendinden önceki birikimin düzeyine ulaþmayý, deyim yerindeyse onun içindeki sürekli öðeyi de içerir. Marksizmin oluþumunda üç temel etmen olarak Ýngiliz ekonomi politiði, Fransýz sosyalizmi ve Alman felsefesi sayýlýr. Marksizm bu sayýlanlarýn birikimini devam ettirirken ayný zamanda onlardan bir kopuþ olarak da ortaya çýkmýþtýr. Týpký bunun gibi Bolþevizm de kendinden önceki geleneði özellikle öncülük ve siyasal örgüt konularýnda devralmýþ ya da yeniden oluþturmuþ, ama ayný zamanda bu geleneðin reddi üzerinden kurulmuþtur. Aslýnda ayný süreç baþka durumlar için de söz konusudur. Bolþevizm, her ne kadar çeþitli farklýlýklarý barýndýrsa bile bir dönem II. Enternasyonal’in sosyal demokrat geleneðinin izlerini taþýrken; bir dönem gelmiþ, bu gelenekle hesaplaþma ve kopuþ içerisine girmiþtir. Hiçbir kopuþ bir anda, tesadüfen ortaya çýkmaz. Önceki süreçlerde mayalanýr, kopuþ öðeleri birikir. Bolþeviklerin tarihi bir bakýma bu sürekliliklerin ve kopuþlarýn tarihidir. Lenin’in ve Bolþeviklerin mücadelelerinin ilk döneminde, ekonomizm ve legal Marksizm konularýnýn önemli bir tartýþma, polemik ve siyasal ayrýlýk konularý olduðunu biliyoruz. Iskra gazetesi çevresinde yürütülen mücadele ve Lenin’in “Ne yapmalý?” adlý yapýt bu konu-

KOMÜNÝST DEVRÝM

“Ernesto ‘Che’ Guevara, önce Arjantin’i sonra bütün Latin Amerika’yý dolaþtý; cüzzam ve tropikal hastalýklar üzerinde çalýþmalar yaptý. Çok kere bisiklet ya da motosikletle, beþ parasýz, kimi yerde mola verip hamallýk, dok iþçiliði, gemi tayfalýðý, hekimlik, hatta bulaþýkçýlýk yaparak tamamladýðý bu maceralý gezilerde ‘Che’ Guevara yurdunun ve kýtasýnýn gerçeklerini yakýndan tanýdý.” (Devrimler ve Karþý Devrimler Ansiklopedisi, Geliþim Yayýnlarý, S:158) Bu alýntýda da vurgulandýðý gibi Peru, Amazon Riosu, Venezüella, Meksika, Ekvator, Guetamala gibi pek çok deðiþik ülkeyi kapsayan gezisinde Ernesto yalnýzca bilimsel çalýþmalar yapmakla kalmamýþ ayný zamanda gittiði her ülkedeki koþullarý ve buralarda ezilen yerlilerin sömürgeci ülkelere ve onlarýn desteðiyle baþa gelen baskýcý iktidarlara karþý verdikleri mücadeleleri tanýma ve anlama fýrsatý bulmuþtur. Örneðin, Che Guevara Peru’dayken yerliler hakkýnda yaptýðý çalýþmalarý bir dergide makale olarak yayýnlayýnca Peru hükümeti tarafýndan tutuklandý. Cezaevinde Perulu devrimcilerle tanýþtý; onlarýn mücadelelerini kavradý. Serbest býrakýlmasýnýn ardýndan Ekvator’a geçen Guevara’nýn yaþamýndaki en önemli olaylardan biri burada gerçekleþti. Ricardo Rojo adlý bir avukatla tanýþan Che, onun yönlendirmesiyle mücadele etmek için Venezüella’ya gitmekten vazgeçti ve Rojo’yla Guetamala’ya geçti. Gerilla birliklerinin ülkelerini iþgal eden ücretli askerlere karþý savaþtýðý Guetamala’daki mücadeleye Che de katýldý. Hem buradaki yoksul yerlilerin yaþadýðý dað köylerinde doktorluk yaparak hem de Guetamalalý gençleri örgütleme faaliyetlerine katýlarak mücadeleye katký sunan Che bir süre sonra yaþanan saðcý bir hükümet darbesi sonrasý tehlikeli bulundu. Guetamala’da kalmayý riskli bulan Guevara; Meksika’ya geçti. Önce Fidel Castro’nun kardeþi Raul Castro’yla tanýþtý. Daha sonra yaþamýna giren birçok Kübalý sürgünden onlarýn mücadelesini öðrendi; 1953’te baþarýsýz olan ayaklanma çabalarýnýn sona ermediðini öðrenen Che, yeni bir devrimci çýkýþ hazýrlýðýnda olan Fidel ve arkadaþlarýna katýlma kararý aldý. KÜBA DEVRÝMÝ’NI ÖNCELEYEN KOÞULLAR ve CHE’NIN BU MÜCADELEYE KATILIÞI 1950ler’in baþýndan itibaren Küba’da bir diktato-

7

rya rejimi hüküm sürmeye baþlamýþtý. 1933’ten beri ABD desteðiyle iktidarda olan Batista adlý diktatör, ekonomik-toplumsal sýkýntýlar nedeniyle oldukça huzursuz olan kitlelerin rejime karþý ayaklanmalarýný önlemek, çeþitli kesimlerin sempatisini almak amacýyla bir liberalmiþ gibi gözükmeye çalýþmýþ ancak 1952’den sonra baský ve zora dayalý diktatörlük dönemini baþlatmýþtý. Özellikle, 20. yüzyýlýn baþýnda Ýspanyol sömürgesi konumundan sýyrýlýp, ekonomik-siyasal açýdan bütünüyle ABD’ye baðýmlý bir ülke haline getirilen Küba’nýn en önemli ihracat ürünü olan þeker pancarýný sadece bu ülkeye satýyor oluþu onu ekonomik bir çýkmazýn içine sürükledi. Çünkü bir süre sonra Amerika’nýn bu ürünü kendisinin yetiþtirmesi üzerine ihracat yapmayan Küba ciddi bir ekonomik bunalýmla karþý karþýya kaldý. Böyle bir konjonktürde, 1800ler’de ulusal özgürlük için ayaklanan Jose Marti ve Küba Devrimci Partisi’nin izinden giden Fidel Castro ve yoldaþlarý 26 Temmuz 1953’te “Moncado Kýþlasý” baskýnýný gerçekleþtirdiler. Buradaki silahlarý ele geçirip halka daðýtarak bir ayaklanmayý baþlatmayý amaçlayan öncüler bu giriþimlerinde baþarýsýz oldular. Tutuklanan Fidel ve yoldaþlarý yargýlandýlar. Bu yargýlamalar sýrasýnda, Fidel’in yaptýðý “Tarih Beni Haklý Çýkaracaktýr!” adlý ünlü savunmasý daha sonraki yýllarda gerçekleþtirilen devrimin programýný oluþturdu. Bir buçuk yýl sonra serbest býrakýlan Castro ve arkadaþlarý Meksika’ya göçtü. Burada Raul Castro, Camilo Cienfuegos, Franko Pais ve orada tanýþýp, ‘Che’ takma adýný koyduklarý Ernesto Guevara’yla ayaklanma planýný hazýrladýlar. KÜBA ÇIKARMASI ve GERÝLLA MÜCADELESÝNÝN ÖRGÜTLENÝÞÝ 25 Ekim 1956’da “Granma” adlý bir yatla 82 kiþi, silahlarý, mühimmatlarý ve acil durumda kullanacaklarý týbbi malzemeyle Küba’ya bir çýkarma yapmak amacýyla yola çýktýlar. Ancak Fidel ve yoldaþlarýnýn okyanusta fýrtýnalara ve diðer fiziksel zorluklara raðmen Küba kýyýlarýna varabilmelerine karþýn orada beklemedikleri bir durumla karþýlaþtýlar. Küba’ya adým atar atmaz ateþ açýlan 82 kiþinin pek çoðu aðýr yaralandý; yalnýzca 10 kiþi çatýþmaya devam edebilecek durumdaydý. Sierra Maestra daðlarýna çekilen öncüler, burada yaþayan ve belirli dönemler dýþýnda sürekli iþsizlik sorunu çeken kahve toplayýcýsý köylülerin desteðini kazanýr. Böylece


KOMÜNÝST DEVRÝM

gerilla hareketi doðar. Özellikle toprak reformu talebinin ön plan çýkartýldýðý bu dönemde semtlere kadar yayýlan bir etkinlik kazanan gerilla hareketi birkaç ay içerisinde tüm ülkeye yayýlýr. “Che, anýlarýnda, ‘gazetelerde yayýnlanacak herhangi bir röportajýn askeri zaferden daha önemli olduðu günlerde New York Times’ýn deðerli elemanlarýndan Herbert Matthews’i adaya yolladýðýný” yazar. Herbert Matthews’in izlenimleri gazetede yayýnlanýr. Bunlarýn Küba’da yayýnlanma hakkýný alan Bohemia dergisi kanalýyla halk, Fidel Castro’nun hayatta olduðunu ve mücadeleyi sürdürdüðünü öðrenir. Üstelik New York Times gazetesinin temsil ettiði Amerikan liberal kamuoyunda Küba’daki devrimciler sempatiyle karþýlanýr.” (A.g.e. S:110) Kitleler arasýnda gerilla hareketine karþý yavaþ yavaþ oluþan bu sempati ve bu mücadelenin meþruiyeti gittikçe artar. Bu süreçte, Ernesto Che Guevara da diðer öncüler gibi belirli bölgelerde gerillanýn örgütlenmesini ve çatýþmalarý yönlendirenlerdir. Onun sorumlu olduðu Santiago bölgesinde baþkaldýrý olaylarýnýn merkezi olur. Çeþitli örgütlenmeler kurulur. Bunlardan biri olan “Devrim Yönetimi” adlý örgüt baþkanlýk sarayýna suikast düzenler. Baþarýsýzlýkla sonuçlanan bu giriþim, pek çok öðrencinin ve önemli bir öðrenci lideri olan Jose Antonio Echeurria’nýn ölümüyle sonuçlanýr. Ancak katliam karþýlýksýz kalmaz ve Liberal Muhalefet Partisi’nin baþkaný bir misillemeyle öldürülür. Küba’da giderek artan sol basýnçla, olumlu geliþmeler yaþanýr. Örneðin, rejime baþkaldýrmanýn haklý bir gerekçe teþkil ettiði kararýna varan yargýç (Manuel Urrutia adlý ayný yargýç devrimden sonra cumhurbaþkaný olur) devrimci tutsaklarý serbest býrakýr. Ýlk kez Sierra’da bir askeri garnizon bütünüyle yenilgiye uðratýlýr. Bu Batista’nýn diktatörlüðüne karþý ilk kesin baþarýdýr. Köylüler ve ezilen kitleler arasýnda etkinliðini gittikçe arttýran gerillalar onlar tarafýndan yalnýzca kabul görmek kalmaz; dikta yönetiminin baskýsýndan, ABD’ye baðýmlýlýktan ve Küba’da Amerikan yatýrýmlarýný yapan büyük tekellerinin ekonomik sömürüsünden býkan halk ayný zamanda gerilla mücadelesinin savaþçýsý haline gelir. “..... Militanlar, bu [Sierra bölgesinde] köylülerin yararýna geçme fýrsatýný bulur. Dikta yönetiminden

8

yana toprak sahiplerinin ürünlerine el konulur; köylüler her alanda eðitilip yardým görürler. Kursaklarýna belki hayatlarýnda ilk kez et girer; ilk kez bir doktor yüzü görürler; okuma yazma öðrenirler. Gönüllü köylü kadýnlardan bir tabur kurulur. Bu tabur gerillacýlarýn bile eleþtirisine uðrar: onlara göre kadýnlarýn yapabileceði tek iþ hemþirelik ya da aþçýlýktýr. Savaþ kadýn iþi deðildir. Ama Fidel diretir; nitekim kadýnlarýn varlýðý savaþ sýrasýnda ‘moral’ verici bir unsur olmuþtur. Gerilla hareketi giderek saðlam bir tabana oturmaktadýr.” ( A.g.e S:111) Gerilla savaþýnýn tüm ülke tarafýndan benimsendiði bu dönemde, ta 1950lerden beri mücadelenin örgütleyicilerinden biri olan gerilla önderi Frank Pais öldürülür. Bu olayý kýnamak için 5 günlük genel grev ilan edilir ve genel grev devrimin kývýlcýmýný çakar. Fabrikalarda iþ býrakan iþçiler, dükkanlarýný açamayan esnaflar, gerilla mücadelesine katýlan köylüler yaþamý durdurur; deniz erleri isyan eder. Che ve Chienfuegous’un önderliðindeki birlikler Havana’ya doðru ilerler; adanýn ortasýna kadar varan bu gerilla birlikleri tüm hakimiyeti kendi ellerine alýrlar. 1 Ocak 1959’da Fidel “ Bütün iktidar ve yetki isyancý ordunun hakkýdýr!” parolasýyla halký 6 günlük genel greve çaðýrýr. Ardýndan adada hayat durur ve Fidel devrimci birlikleriyle Havana’yý iþgal eder; devrimi baþlatýr. 1959 KÜBA DEVRÝMÝ ve CHE’NÝN ÜSTLENDÝÐÝ ZORLU GÖREVLER Kanlý diktatörlüðün ve ABD’ye olan baðýmlýðýn simgesi olan Batista devrimin ardýndan ABD’ye kaçar. Ülkede devrimci güçlerin iktidarý ele geçirmesiyle, devrimci tedbirler bir program dahilinde gerçekleþtirilmeye baþlar. 1958’de devrimi gerçekleþtirmek için diktatör Batista’ya karþý “Movimento 26 de Julio” adlý bir cephenin kurulmasý; diktatörlüðe karþý olan çeþitli toplumsal kesimlerle ve büyük burjuvaziyle bu cephe aracýlýðýyla iþbirliðine gidilmesi gerçeði devrim sonrasý alýnacak kararlarý ve izlenecek yolu olumsuz etkilemedi. Küba Devrimi’nin hemen ardýndan toprak reformunun yapýlmasý, devrim hükümetinin yönetici organlarýna devrimci militanlarýn getirilmesi, büyük tekellerin ulusallaþtýrýlmasý, elektrik, telefon gibi hizmetlerin kamusallaþtýrýlmasý gibi uygulamalý alýnan devrimci tedbirlerin ve reformlarýn en önemlileriydi. Ardýndan, 1961 ve 1962 yýllarýnda “Büyük Adým”

KOMÜNÝST DEVRÝM

EKÝM DEVRÝMÝ ve KOMÜNÝSTLER Ýþçi sýnýfý tarih sahnesine çýktýðýnda, bir sýnýf olarak toplumsal üretimin ve ayný zamanda toplumsal deðiþimlerin, devrimci alt-üst oluþlarýn öznesi halini aldý. Burjuvazi, kendi mezar kazýcýlarýný, zenginliðinin ve geliþen yeni toplumun, modern kapitalizmin üreticisi olarak bir sýnýf halinde kendi iþbölümü içerisinde örgütlediðinde, ayný zamanda ilk sýnýflý toplumlardan bu yana süregelen sýnýf savaþýmlarýnýn bir yenisini ancak tüm sýnýflarý ortadan kaldýracak bir savaþý da baþlatýyordu. 1871 Paris’te kýzýl bayraklar dalgalandýðýnda, acemi ancak kendinden sonra uzun yýllar sýnýf mücadelelerinde yol gösterecek bir deneyim yaratýlmaktaydý. Fransýz proletaryasý tarihsel rolünü omuzlamýþ ve kapitalizmden komünizme geçiþte, burjuvazinin devlet aygýtýný yýkarak onu mülksüzleþtirecek, sýnýfsýz toplumun yolunu açacak olan devlet modelini de inþa etmiþtir. 18 Mart- 28 Mayýs 1871 tarihleri arasýnda süren Paris Komün’ü, bu kýsa süre içerisinde eksikleri ve artýlarýyla Marksizm’in temel yapýtlarýnda o güne kadar tam bir netlik getirilemeyen iktidar sorununun da önünü açmýþ ve Ekim Devrimi’yle birlikte ortaya çýkan Sovyet pratiðiyle de iþçi sýnýfýnýn, bir sýnýf olarak, burjuvaziye karþý kendi iktidarý demek olan proletarya diktatörlüðünün sýnýf mücadelelerindeki anlamý ortaya konmuþtur. Ancak Komün, kendi içerisinde tarihsel rolünün açýkça farkýna tam olarak varamamýþtýr. “Komün iþçi sýnýfýnýn tarihsel rolünü henüz açýkça ayýrt edememiþtir. Onda baðýmsýz sýnýf partisi olarak örgütlenmiþ bir proletarya partisi eksiktir.” ( V.Ý.Lenin, Komün Dersleri, s.23, sol yay.) Belkide Ekim Devriminin en önemli ayýrt edici yanlarýndan biri olan iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz bir hareket olarak öncü partisi etrafýnda örgütlenmesi anlayýþý Lenin’in de ortaya koyduðu gibi Paris Komünü’nde belirleyici bir etkendi. Ekim Devrimi, Komün’den almýþ olduðu derslerin bilinçlere kazýnmasýyla yaratýldý. Ve farklýlýklarýyla dünya devriminin önünü açan bir rol oynadý. Komün’den farklý olarak, burjuva devlet aygýtýnýn parçalanarak yerine iþçi sýnýfýnýn öz yönetim organlarý olan Sovyet örgütlenmesinin geçirilmesi, iþçi sýnýfýnýn siyasal bilinci dýþarýdan götürecek olan profesyonel devrimcilerden oluþan bir omurgaya sahip bir “Parti’nin” gerekliliði, ayaklarýný yere saðlam

basan bir devrim anlayýþýný yaratmýþtý. Bugün þunu söylemek gerekir ki, Ekim Devrimi’ni anlamak öncelikle Bolþevik partiyi anlamayý gerektiriyor. II. Enternasyonal’in gericiliðinde sýyrýlan ve Avrupa’da baþlayan devrimci dalgayý doðru tahlil ederek kendi topraklarýnda bir devrimin öncülüðünü alan Bolþevikler, Marksizm’e baðlý kalarak iþçi sýnýfýnýn toplumsal deðiþimdeki sýnýf olarak önemini kavramýþ, küçük burjuva siyasetlerle ve oportünistlerle arasýna bir set çekmiþtir. 90. Yýlýnda Ekim Devrimi 90. yýlýnda Ekim Devrimi, bizlere yol göstermeye devam ediyor. Ýþçi sýnýfýnýn öncü partisini yaratma iddiasýyla yola çýkan biz komünistler, öncelikle omuzladýðýmýz bu görevi yerine getirmeden yeni ekimlerin yaratýlmasýnýn mümkün olamayacaðýný bilmekteyiz. Marksizm’e- Leninizm’e baðlanmak ve bu nitelikler etrafýnda, komünist devrimin ciddiyetini kuþanmýþ ve buna göre örgütlenmiþ bir partinin önderliðinde, iþçi sýnýfýna ulaþmak, sýnýf mücadelesinin saflarýna çekmek görevi önümüzde duruyor. Bugün yaþadýðýmýz topraklarda ki son geliþmeler, iþçi sýnýfýnýn, milliyetçi- þoven politikalar içerinde siyasal bilinçlerinin düzen eksenli bir çizgide varolmasýna neden olmuþtur. Buna karþýn yer yer geliþen grevler cýlýz olmasýna karþýn kendiliðinden bir sýnýf hareketliliklerini yaratýyor. Kürtlere, iþçi sýnýfýnýn örgütlülüklerine, devrimcilere yönelik saldýrýlar artýyor. Ve ayný zamanda bir emperyalist savaþýn çanlarý çalýyor. Bu koþullar içerisinden baþý dik çýkmak elbette ki devrimci bir siyasal ve örgütsel bir omurgayý gerektiriyor. Bu nedenle her koþulda ilkesel mücadelemizden ödünler vermeden, omuzladýðýmýz görevleri yerine getirmek için Ekim Devrimi bir kýlavuz olarak önümüzde durmaktadýr. Devrimci komünistler olarak 90. yýlýnda Ekim devrimini anmak için ördüðümüz faaliyetlerle bir kez daha iþçi sýnýfýný ve komünistleri selamladýk. Özgür ve meþru araçlarýmýzla devrimci faaliyetimizin sürekliliðinin de bir göstergesi olarak ördüðümüz bu faaliyetler elbette bir takým eksiklikleri ve cýlýzlýklarý barýndýrýyor. Ancak bizler Ekim Devrimini adýna layýk bir þekilde anmanýn bu güçlüklerle mücadele etmekten geçtiðini biliyoruz. 90. YILINDA YAÞASIN EKÝM DEVRÝMÝ KOMÜNÝST BÝR DÜNYA KURACAÐIZ!

13

S. BAYRAM


KOMÜNÝST DEVRÝM sýzýn birlikte yürütülmesi gerektiðinden” bahsettiler. Eylemin sonunda Nazým Hikmet’in sözlerini yazdýðý Her yýl 6 Kasým’da düzenlenen Hürriyet marþý söylendi. Daha sonra YÖK’ü protesto eylemlerinden biri de eðitim fakültesine doðru yürüyüþe Beyazýt Meydanýnda yapýldý. Çeþitli geçildi. Fakültenin önünde de Çav sendikalarýn ve öðrenci gruplarýnýn Bella marþý söylenerek eyleme son katýldýðý eylemde yaklaþýk 400 kiþi verildi. vardý. Ýlk önce Eðitim-Sen üniversitelEylemden çýkan sonuç þuydu: erde yapýlan uygulamalar, devrimci, Öðrenci hareketi proleter devrimci demokrat eðitim emekçileri ve öðre- bakýþtan uzak, sadece üniversitelerde tim görevlileri üzerinde kurulan mücadeleden yana, öðrencilerin kendi baskýlar ve YÖK’ün çürümüþlüðü sorunlarýný dile getiren, bu sorunlarý hakkýnda bir basýn açýklamasý yaptý. dile getirme yöntemleri de yine öðrenDaha sonra Ýstanbul Üniversitesinden cilere dönük bir takým ayrýcalýklar çýkan gruplar ve diðer üniversitelerden isteyen bir düzlemde idi. Hatýrlatmak gelen gruplarýn Beyazýt Meydanýnda gerekirse, sendikalizm ve ekonomizm birleþmesiyle eylem baþladý. Eylemde yalnýzca iþçi hareketine bakýþta ortaya atýlan sloganlar her yýl tekrarlanan, çýkan bir “sakatlýk” deðildir. Salt kesalýþýlagelmiþ sloganlar oldu. “YÖK’e imsel çýkarlar üzerine kurulu bir Hayýr”, “Demokratik Üniversite”, siyaset ekonomizmin kendisidir. Bu “Sermaye Defol, Üniversiteler anlamda öðrenci hareketi zemininde Bizimdir”, “Kahrolsun Faþizm” gibi de ayný ekonomizm hakimdir. Ayrýca noktalarý vurgulayan sloganlar bunlar- YÖK ve onun benzeri burjuva kurumdan bazýlarýydý. Eylemde ilgi çeken bir lar sadece üniversitede deðil, nokta, Tuzla tersaneleri iþçilerine toplumun geniþ emekçi kesimleri dönük faaliyet gösteren derneðin üzerinde de ideolojik, siyasal, kendi pankartý ve iþçilerle eyleme ekonomik baský araçlarýdýrlar. katýlmasýydý. Ýþçiler “Üniversitede Devrimci mücadelenin özü kuþkusuz iþgal, tersanede grev” sloganýyla alana sýnýf mücadelesidir. Ancak bu sýnýf girdiler. Öðrencilerin bu slogana katýl- mücadelesi kesimsel çýkarlarý bir ayrýmasý ayrý bir dikkat çekici noktaydý. calýk düzleminde öne çýkararak verileÇünkü iþçiler alana girdikten sonra mez. Baþka kesimlerle birlikte ortak “ilk kez gelmiþler, ayýp olmasýn onlara ve genel çýkarlarý öne alarak veryönelik slogan da atalým” düþünce- ilebilir. Mücadele iþçi sýnýfýnýn öndersiyle atýldý bu slogan. Bu da öðrenci liðinde tüm ezilen, sömürülen kesimhareketinin, sýnýf hareketini lerin öðrenci, öðretmen, iþçi kapitaliçselleþtiremediðinin, o çizgide izmin devamýndan çýkarý olmayan olmadýðýnýn bir göstergesidir. herkesin yürüttüðü, bunlarý kapsayaTuzla’dan gelen iþçiler basýn açýk- cak bir mücadele olmalýdýr. Devrimin lamalarýnda, “Kapitalizmin iþçilere gerçekleþebilmesinin ve komünist bir sömürü ve ölüm getirdiðinden, dünyanýn kurulabilmesinin tek yolu mücadelenin iþçi-öðrenci ayýrmak- budur. TAYLAN ÖZGÜR 2007 BEYAZIT YÖK EYLEMÝ: PROLETER DEVRÝMCÝLÝKTEN YOKSUN BÝR EYLEM

12

KOMÜNÝST DEVRÝM

adý verilen hamleyle, büyük üretim araçlarýnda özel mülkiyet kaldýrýldý, þeker pancarý ticareti yapan þeker aðalarýnýn, sanayici büyük burjuvazinin ve Amerikan þirketlerinin Küba’daki tüm servetlerine el konuldu. Böylece, yeni bir ekonomik, toplumsal ve siyasal iþleyiþ Küba’da baþlamýþ oldu ve bu geliþmeleri devrimin sosyalist niteliðinin ilaný olayý izledi. Ancak kendisine uzun yýllar baðýmlý halde yaþamýþ bir ülkede, böylesine kapitalist sistemle çeliþen bir devrimin ve geliþimin yaþanmasý ABD’yi korkuya ve çeþitli komplolarla ezilenlerin iktidarýna karþý saldýrýlarýný baþlatmasýna vesile oldu. Küba’dan ABD’ye kaçan politikacýlardan, burjuvalardan, liberallerden, memurlardan ve ticaret yapan kesimlerden oluþturulan “Gönüllüler Ordusu” adlý çapulcu takýmýnýn Küba’yý tekrar ele geçirmek için yaptýðý “Domuzlar Körfezi Çýkartmasý” 1961’de devrimci militanlar tarafýndan bozguna uðratýldý. Che’nin kale komutaný olarak bu bozgunda rolü büyüktür. Tüm bu çatýþma süreçlerinde ve savaþ esnasýnda gösterdiði baþarýlardan dolayý önce kendisine Binbaþý rütbesi verilen Che tekrar kale komutanlýðýna getirilir. “..... 1959 Þubatý’nda Küba’ya yaptýðý hizmetlerden dolayý, bakanlar kurulu kararýyla Küba yurttaþý ilan edildi. .....Devrimin zaferinden sonra önce Ulusal Tarým Reformu Enstitüsü sanayi bölümü baþkanlýðýna, sonra da 26 Kasým 1959’da Küba Ulusal Bankasý Baþkanlýðý’na atandý. 23 Þubat 1961’de Küba Devrim Hükümeti yeni kurulan sanayi bakanlýðýna, Ernesto ‘Che’ Guevara’yý getirdi. Guevara Domuzlar Körfezi çatýþmasýnda tekrar kale komutanlýðý görevini üstlendi. 1962 Ekimi’nde baþ gösteren bunalým sýrasýnda ise Pinar del Rio askeri komutanlýðýný yaptý.” (A.g.e. S:160) Bu yazýnýn büyük bir kýsmýný kaplayan tarihsel anlatýlardan da çýkarýlabileceði gibi Ernesto Che Guevara Küba Devrimi’nin yýlmaz savaþçýlarýndan biri olmuþ, en az devrim öncesi gibi hatta ondan daha zorlu ve kritik bir süreç olarak kabul edilebilecek devrim sonrasý dönemde tüm hünerlerini, çalýþkanlýðýný ve dünyanýn diðer bölgelerinde de devrimci alt-üst oluþ gerekliðine duyduðu inancý yaptýðý iþlerde sergilemiþtir. Peki Che’nin içinde olduðu devrimin askeri boyutunun dýþýnda, onun Marksist bir devrimci olarak savunduðu görüþler

neydi?

9

ERNESTO CHE GUEVERA’NIN KÝMÝ ÝDEOLOJÝK KONULARA BAKIÞ AÇISI Ýdeolojik açýdan ilk olarak Che’nin Latin Amerika ülkelerindeki nesnelliði nasýl tanýmladýðý sorunsalý, onun mücadelenin hangi yollardan verileceði konusundaki görüþlerinin temelini oluþturmaktadýr. Ernesto Che Guevara, yazdýðý bir kitapta Latin Amerika’yý aþaðýdaki verilen alýntýdaki gibi tanýmlar ve bölgedeki devrimlerin gerçekleþtirilebilmesi için yöntem olarak gerilla mücadelesini önerir. “Che, ‘Savaþ Anýlarý’nda Latin Amerika’nýn siyasal geçmiþini þöyle deðerlendirmiþtir. ‘Tarih tüm Latin Amerika ülkelerinin ortak bir özelliðe sahip bulunduklarýný göstermektedir. Bütün diktatörlükler küçük bir azýnlýðý temsil etmekte ve iktidarý daima bir askeri darbe ile ele geçirmektedir. Geniþ halk yýðýnlarýnýn desteðini kazanmýþ olan demokratik halk hükümetleri ise, birçok güçlükler içerisinde geliþebilmekte ve yaþayabilmek için çok kereler daha iktidara gelmeden sayýsýz suçlamalarla karþý karþýya býrakýlarak tavizler vermeye zorlanmaktadýrlar’.” (A.g.e. S:160) Daha önceki bölümlerde de belirtildiði gibi yaþadýðý kýtayý gezen ve deðiþik ülkelerdeki özgürlük mücadelelerine katýlan bir eylem adamý olarak Ernesto Guevara yaptýðý gözlemler, deneyimler ve dünyada yaþanan geliþmeleri yorumlayabilmesini saðlayan birikimiyle bazý önemli sonuçlara varmýþtýr. Kýtasýndaki nesnelliði yukarýdaki gibi tasvir etmiþtir. Özellikle, o dönemki politik konjonktürde önemli bir siyasal aðýrlýða sahip olan Sovyetler Birliði’nin barýþ içerisinde bir arada yaþama politikasýyla uyumlu olarak yaptýðý öneride ülkelerin ilerici burjuva partileriyle iþbirliði yapýp demokratik yollarla iktidar gelme konusundaki ýsrarý Che’nin bu konuya bakýþ açýsýyla zýtlýk gösterir. Nitekim Che Guevara, Küba Devrimi sonrasý bazý sonuçlara varmýþtýr. Bu vardýðý sonuçlar da demokratik geçiþ vurgusunun tam zýttýdýr. “Devrim deneyinin ve kullanýlan savaþ biçiminin kuramýný yapan ‘Gerilla Savaþý’ 1960 yýlýnda yayýnlanmýþtý ve iki bölümden oluþmaktaydý: Askeri strateji ve siyasal strateji. Guevara, kitabýnýn ikinci ve en önemli bölümünde, Küba deneyinden üç genel sonuç çýkarabileceðini söyler: 1) Halkçý güçler orduya karþý açýlmýþ bir


savaþý kazanabilir. 2) Devrim yapmak için, her zaman en uygun þartlarýn oluþmasý beklenmemelidir. Çünkü ayaklanmanýn ‘ateþi’ bu þartlarý kendiliðinden yaratabilir. 3) Az geliþmiþ Amerika’da temel çatýþma alaný, kýr olmalýdýr. (A.g.e. S:127) Bu alýntýdan çýkarýlabileceði gibi Ernesto Che Guevara reformizmden ve burjuva uzlaþmacýlýðýndan tamamýyla uzak durmakta; özellikle de ABD’nin baþýný çektiði emperyalist rejime karþý köktenci, silahlý bir mücadeleyle yani gerilla birliklerinin deðiþik coðrafyalarda öreceði savaþla bu sisteme son verilmesi gerektiðini düþünmektedir. Bu anlayýþý doðrultusunda Küba Devrimi’nden önce olduðu gibi devrim sonrasý dönemde de diðer ülkelerdeki gerilla mücadelelerini çeþitli biçimlerde desteklemiþtir. Dahasý Küba Devrimi’nin ardýndan yapmasý gereken görevleri yerine getirdiðini ve baþka halklarýn da ona ihtiyacý olduðunu belirterek oradan ayrýlmýþ; önce Kongo’da ardýndan Bolivya’da oluþturduðu gerilla birlikleriyle 1967 yýlýndaki ölümüne kadar mücadelesine devam etmiþtir. KAPÝTALÝST DÜZENDE YABANCILAÞMA ve CHE’NÝN YENÝ ÝNSAN MODELÝ Ernesto Guevara, dünya çapýnda hüküm süren kapitalist-emperyalist sistemin yýkýlmasý yani zora dayalý bir alt-üst oluþla parçalanýp, bir devrimle yeni bir toplumsal düzenin kurulmasý konusundaki görüþlerini bazý önemli tahlillere dayandýrmaktaydý. Ýlk olarak altý çizilmesi gereken görüþü, bütün amacýn bir avuç sömürücünün kârýný arttýrmak, artýdeðer yoluyla onlarýn zenginliðini ve buna dayalý olarak politik iktidarlarýný pekiþtirmek olan kapitalizmde birey ve yabacýlaþma olgularýnýn nasýl ortaya konulduðudur. Che þöyle der: “Kapitalist toplumda insan, kavrayamadýðý soðuk bir irade tarafýndan yönetilir. Yabancýlaþmýþ, örnek insan, onu toplumun bütününe baðlayan, görünmez þu göbek baðýna sahiptir: deðer yasasý. Bu deðer yasasý, bireyin tüm yaþamýnýn her alanýna nüfus eder, yolunu ve kaderini biçimlendirir.” (Ernesto Che Guevara, Küba’da Sosyalizm ve Ýnsan, Everest Yayýnlarý, S: 6) Ona göre, deðer yasasýnýn hükmettiði insan, kendi iradesine ve sosyo-politik tercihlerine göre bir yaþama asla sahip olamayacaðý kapitalist düzende yalnýzca sömürülmekte; bilinci her türden araçla köreltilen

10

insan hem kendine hem de diðer bireylere yabancýlaþmaktadýr. Bu noktadan hareketle, Che gerilla mücadelesiyle kazanýlacak zafer sonucunda kurulacak olan toplumda devrimin kendine ait bir insan modeli yaratmasý gerektiði tezine varýr. “Sosyalizmde insan, görünüþte standartlaþtýrýlmasýna raðmen, daha bütündür. Kendini ifade edebilme ve sosyal yapýnýn bir parçasý olarak görebilme olanaðý, bunun gerçekleþmesi için gereken mekanizmalarýn eksikliðine raðmen, büyüktür. Bireyin her tür yönetim ve üretim mekanizmalarýna bilinçli bir þekilde bireysel ve kollektif katýlýmýnýn önemini vurgulamak ve bu katýlýmýn, süreçlerin nasýl içiçe geçtiðini ve paralel ilerlediðini görmesini saðlayacak biçimde, teknik ve ideolojik gereklilik düþüncesiyle birleþtirmek gerekir. Ancak bu þekilde, yabancýlaþma zincirlerinin kýrýlmasý, insan olarak tam anlamýyla kendini gerçekleþtirmesi demek olan toplumsal varlýk bilincine sahip olabilmesi mümkündür. Bundan, bireyin özgür iþgücü sayesinde doðasýna yeniden kavuþmasý ve kültür, sanat aracýlýðýyla da kendini ifade etmesi anlaþýlmalýdýr. (A.g.e S:13) Bu anlayýþa göre, yeni insan, yeni bir dünya toplumunun hem temsilcisi hem ilerleticisi olacaktýr. BOLÞEVÝK DEVRÝMCÝLER ve ERNESTO CHE GUEVARA Che’nin ölüm yýldönümü dolayýsýyla kaleme aldýðýmýz bu yazýda, onun hayat hikayesi, Küba Devrimi’ne ve diðer ulusal mücadelelere katkýsý, sosyalizmin inþasýnda omuzladýðý görevler ve özgürlük mücadelesini baþka topraklarda yeþertmeye çalýþýrken yaþamýný kaybetmesi gerçeði tek bir noktaya ýþýk tutmaktadýr: Marksist bir devrimci olan Guevara “Bir devrimcinin görevi devrim yapmaktýr” þiarýný yaþamýnýn merkezine oturtarak, devrimde ve devrimcilikte ýsrarýný biz yeni kuþaklara göstermiþ; emperyalist kapitalizmin yýkýlmasý gerekliliðini mücadelesiyle somutlamýþtýr. Bolþevizmin bu topraklardaki takipçileri olarak, Che’nin mücadele yöntemini benimsememize karþýn; onun enternasyonalist çabasýnýn, sosyalizmi yozlaþmaya sevk eden ekonomist yorumlara karþý uyarýlarýnýn ve bir bütün olarak devrimci yaþamýnýn önünde saygýyla eðiliyoruz.

3 KASIM ANKARA EYLEMÝ Burjuva medyada haberlerinde hemen hemen hiç rastlamadýðýmýz 3 Kasým Mitingi, yarattýðý kitlesellikle dikkate deðer bir eylemlilik oldu. Anayasa tartýþmalarý sürecinde “Ne Þeriat Ne Darbe” söylemiyle çerçevesi çizilen miting, son süreçte geliþen olaylarýn etkisiyle farklý bir içerikle düzenlendi. KESK, TMMOB, TTB’nin “Özgür Demokratik ve Eþitlikçi Bir Türkiye” talebiyle çaðrýda bulunduðu mitinge devrimci, demokrat yapýlar yoðun ilgi gösterdi; bu yapýlar, eylem gündeminin deðiþmesinde ya da çeþitlenmesinde büyük rol oynadýlar. “Birada yaþamý savunalým”, “Eþitlikçi Anayasa”, “Sosyal Adalet istiyoruz”, “Barýþ için yürüyoruz”, “Katil ABD Ortadoðu’dan defol” gibi sloganlarýn eylem boyunca dillendirilmesi bu çeþitliliðe bir örnek olarak verilebilir. Ancak eyleme genel olarak damgasýný vuran ise “Halklarýn Kardeþliði” þiarý oldu. Milliyetçilik rüzgarlarýnýn hýzla estirildiði, þoven histeriyle Kürt halkýna yönelik saldýrýlarýn (ki bu saldýrýlar Bursa’da solcularýn gittiði bir kafenin taþlanmasý örneðinde olduðu gibi en geniþ anlamýyla solcularý da hedef almaktadýr.) arttýðý bu dönemde tüm bunlara yanýt olmak üzere devrimci yapýlar bu mitingi bir fýrsat olarak görüp, deðerlendirmiþlerdir. Her þehit cenazesi sonrasý sokaklara dökülen, sýnýr ötesi operasyon için tezkere gözleyen kesimlere ve Türk bayraklý eylemlere de bir yanýt olma özelliði taþýyan “Faþizme Karþý Omuz Omuza” sloganý da eylemde sýklýkla dile getirilen sloganlardandý. Özelde sýnýr ötesi operasyona karþý olma, genelde ise savaþa ve faþizme karþý mücadele etme bu eyleme rengini veren talepler ve amaçlar oldu. Faþizme-þoven gericiliðe karþý mücadele ve halklarýn kardeþliði vurgularý yaþanan süreçte bir gereklilik ya da devrimcilerin ortaklaþabileceði bir zemin olmakla birlikte bu vurgular savaþýn, faþizmin özünün nerede aranmasý gerektiðine dokunmadýkça eksik kalmaktadýr. Ne savaþ ne de faþizm emperyalizmden/kapitalizmden baðýmsýz deðerlendirilebilir. Buradan baktýðýmýzda emperyalist savaþýn niteliði ve buna karþýlýk sýnýf savaþý söylemlerinin bu eylemde yeterince vurgulanmadýðý gözlemlenmekteydi. Halklarýn kardeþliðinin yaný sýra iþçilerin birliði þiarýný da içeren BDSP’nin açtýðý “ Faþizme, þovenizme, gericiliðe karþý iþçilerin birliði halklarýn kardeþliði” pankartý eylem alanýnda göze çarpmaktaydý.

Yaklaþýk 30.000 kiþinin katýlýmýndan söz edilen bu eylem kazandýðý içerikle kuskusuz ilk plânlanandan ve örgütleyicilerinin tasarladýklarýndan ileri bir nitelikte gerçekleþmiþtir. Bunda eyleme katýlan devrimciler yapýlarýn payý büyüktür. Ancak atýlan sloganlar ve öne çýkarýlan þiarlar devrimci yapýlarýn ciddi bir bölümünün taleplerini, devrimci siyasetlerini ve pratiklerini törpülediklerini göstermiþtir. 6 KASIM YÖK PROTESTOSU 3 Kasým’ýn hemen ardýndan gelen süreçte devrimciler farklý illerde YÖK protestolarýnda buluþtular. Birleþik kitlesel 6 Kasým çaðrýlarý Ankara’da yanký bulamazken, Ýstanbul’da da beklenen ilgiyi yakalayamadý. Toplumsal muhalefetin zayýflýðý gençlik özelinde 6 Kasým’da kendini gösterdi. Devrimci siyaset ve bunu izleyen pratik 6 Kasým’da cýlýz kalmýþtýr. Ankara’da biri 6 Kasým günü diðeri 11 Kasým’da olmak üzere iki eylem, hatta 6 Kasým’da farklý kesimlerden ayrý yerlerden olmak üzere üç eylem gerçekleþmiþtir. DGH, DPG, Ekim Gençliði, Odak/Genç Direniþ, SGD, Tüm-ÝGD ve Hacettepe öðrencilerinin yer aldýðý eyleme yaklaþýk 150; ÖEP, EHP, Marksist Bakýþ, Öðrenci Muhalefeti, SDG, ÖGD, GENÇ-SEN, Hukuk Fakültesi Öðrencileri Derneði (HFÖD), Ýþçi Mücadelesi, DÝSK Ankara temsilciliðinin yer aldýðý 11 Kasýmdaki eyleme ise yaklaþýk 300 kiþi katýldý. Eylemlerde her sene olduðu gibi “YÖK’e Hayýr” “YÖK Kalkacak, Polis Gidecek, Üniversiteler Bizimle Özgürleþecek”, “Eþit parasýz bilimsel anadilde eðitim”, “Savaþa deðil eðitime bütçe” vb sloganlarý atýlmýþtýr. “Faþizme Karþý Omuz Omuza”, “Beyazýt Faþizme Mezar Olacak” ve bunlarýn yaný sýra “Halklarýn Kardeþliði” surecin ihtiyacý olarak sýklýkla vurgulandý. YÖK protestolarýnda azaldýðý görülen nicelik ve nitelik 12 Eylül politikalarýnýn ve 12 Eylül ideolojisinin baþarýlý olduðunu göstermektedir. Bu nedenle ironik biçimde AKP Hükümeti tarafýndan zaten kaldýrýlmasý plânlanan YÖK, protesto edilirken bu karþý çýkýþýn ideolojik bir savaþý içerdiði daha yoðun bir biçimde hissedilmeli ve hissettirilmelidir. Bu yýlki 6 Kasýmlar göstermiþtir ki öðrenci hareketi kan kaybetmektedir ve bunu durdurmak için besleneceði yeri doðru tayin ettikten sonra mücadelesini 6 Kasýmlarýn, kapsamýný ve kitlesini ise öðrencilerin dýþýna taþýyarak ideolojik ve politik mücadelenin sürekliliðini saðlamalýdýr.

11

K. DENÝZ


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
25 by sol yayin - Issuu