Issuu on Google+

KOMÜNÝST DEVRÝM

PATLAYAN BOMBA, DÜZENÝN YÖNELÝMÝ VE SOL HAREKET

Mayýs ayýnýn son haftasýnda gerçekleþen bir olay, bu geliþme üzerine durmamýzý gerektirdi. Kastettiðimiz, Ankara’da patlayan bomba ve bunun üzerinden yaþananlardýr. Yayýnýmýzýn tam da yayýnlanacaðý sýrada meydana gelmesi üzerine, yayýnýn çýkýþýný geciktirerek bu geliþme üzerine düþüncelerimizi ortaya koyma ihtiyacý hissettik. Zira bu konudaki tutumuzu bir sonraki sayýmýzda yapsaydýk, gecikmiþ bir deðerlendirme olacaktý. Okurlarýmýzýn bu durumu anlayýþla karþýlayacaklarýný ümit ediyoruz. Ankara’da patlayan bomba hýzla gündemin baþ sýrasýna yerleþti ya da yerleþtirildi denilebilir. Bu olay, bombanýn þiddeti ve bunun sonucunda ölü ve yaralýlarýn, hasarýn çokluðu gibi nedenlerden çok, bununla bir sonuç yaratýlmak istenmiþ gibi yansýtýldý. Burjuva düzeninin geniþ kitlelere dönük siyasal sonuçlar yaratmak için yaptýðý ilk giriþim deðildir bu. Daha önce de benzeri þeyler yapýlmýþtý. Ancak bu seferkinin içinde bulunan konjonktürde farklý bir iþlevi vardý. Ayrýca bu olayýn solda ve devrimci hareketin öznelerinde nasýl yansýmalarýný bulduðu da önemli bir konuydu. Patlamayla bir birlikte ortaya çýkan geliþmeleri ve buna baðlý tüm parçalarý ortaya koyduktan sonra bütünsel bir deðerlendirme yapýlabilir. Daha ilk anlarda düzenin sözcüleri PKK’yi iþaret ettiler. Olay yerinde bulunduðu söylenen parmak parçalarýndan yapan kiþiyi bulduklarýný söyleyip, canlý bomba üzerine günlerce kamuoyuna dönük nefret kampanyalarý örgütlediler. Özellikle canlý bomba olduðu iddia edilen, tesadüfen orada olan bir maðdur da olabilecek bir kiþi üzerinden senaryolarýný yazdýlar. Ancak dikkate deðer olan, bu kiþinin 1996 1 Mayýsýnda bir sivil polisin dövülmesi ve çeþitli çatýþmalarda bulunduðu görüntüleri eþliðinde, toplumun bilincinde, PKK, terör, devrimciler, 1 Mayýs gibi konularýn özdeþleþmesine çalýþmýþ olmalarýdýr. Kuþkusuz bunlar salt bir yerlerde yazýlmýþ senaryolardan ibaret deðildir. Medya ve diðer toplumsal baský aygýtlarýnýn uzantýlarý da pek hevesle harekete geçtiler. Son 1 Mayýsta polisin kullandýðý yöntemler ve þiddet üzerinden yapýlan eleþtirilerin, polisin teþhirini tersine çevirip, yeniden düzenin þiddetini toplumun gözünde haklý haline getirmek yönünde çaba gösterdiler. Hemen kýsa bir zaman içinde de polisin yetkilerinin geniþletilmesi için yeni yasal düzenlemeleri yaptýlar. Elbette son aylarda sürekli yapýldýðý gibi terör söylemi üzerinden Kuzey Irak’a (Güney Kürdistan’a) operasyon yapmanýn

24

toplumsal meþruiyet ayaðýný hazýrlamaya giriþtiler. Bu arada ilginç olan diðer noktaysa PKK’nin olayýn kendileriyle ilgisi olmadýðýný açýklamasýný yapmasýydý. Gelinen yerde ortaya çýkan geliþmelere baktýðýmýzda bu olayýn en çok düzenin iþine yaradýðý kesindir. Burjuva düzeninin son süreçte yaratmak istediði siyasal süreçler ve bunun sonucunda hedeflediði siyasal sonuçlarý alabilmek doðrultusunda bu olayýn muazzam bir olanak saðladýðý belli olmaktadýr. Bir taþla pek çok kuþ vurmuþ gözükmektedirler. Aslýnda bu durum düzenin kendi becerilerinden çok, baþka bir etkenin yokluðunun yarattýðý avantaj sayesindedir. Bugün için iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz siyasal bir seçenek olarak varolamamasýnýn yanýnda komünist bir önderliðin olmayýþý ya da bunlar olamasa dahi bir kitle hareketi ve az çok güçlü bir devrimci hareketin olmadýðý yerde düzenin kendisi organize etsin ya da etmesin her geliþmeyi kendi siyasal çýkarlarýna uygun deðerlendirmesi bir gerçektir. Burjuva düzeni bu avantajýný, en baþta toplumsal yaþamýn her alanýnda hakim olan devleti sayesinde elde edebildiði gibi kýsa bir zaman içinde de yaratmadý. Uzun bir zamandýr tarihsel alternatifinin güçsüzlüðünden de güç alarak, sýnýf mücadelesinin dersleriyle kendisini yeniden tahkim ederek, yapýlandýrarak elde etti. Devrimci seçeneðin kendini varedemediði yerde, boþluðu burjuvazinin gerici siyaseti doldurmaktadýr. Burjuva partilerin iþlevi de düzenin bekasý olduðuna göre hepsinin tek bir doðrultuda davranmasý bunu anlatmaktadýr. Kýsa bir zaman öncesine kadar hükümetle, ordu arasýndaki sürtüþmelerde böylece halledilmiþ, ordunun bu süreci bilinçli bir þekilde yönlendirmesiyle, hükümet ve diðer düzen partileri tek bir doðrultuya sokularak hizaya getirilmiþ bulunmaktadýr. Buradan önümüzdeki seçim sürecinde tüm düzen partilerinin nasýl bir iþlevi yüklenecekleri de ortaya çýkmaktadýr. Son olayla düzen partilerinin seçimlerde izleyecekleri hattýn nasýl olmasý gerektiði üzerine de bir ayar çekilmiþ oldu. Þimdi bundan sonra ortamý muhtemelen biraz yumuþatýp, parlamenter sürecin, demokrasi, millet iradesi gibi biçimsel teamüllerin var olduðu, iþlediði gibi bir yanýlsamayý kamuoyunda oluþturacaklar; böyle bir süreci baþlatacaklardýr. Düzen partileri büyük ekonomik kaynaklardan yararlanarak, düzenin yönelimlerinin topluma benimsetilmesi, meþruiyeti için çalýþacaklar. Alt sýnýflara uyarlanmýþ sosyal bir söylemi demagojik biçimde kullanmalarýnýn yanýnda, gerçek sorunlarýn üstünü devamý sayfa 23’te 

DEVRÝM KOMÜNÝST

DEVRÝM ÝÇÝN DEVRÝMCÝ PARTÝ PARTÝ ÝÇÝN ÖRGÜTLÜ HAZIRLIK DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET MERKEZ YAYIN ORGANI

SAYI : 22

MAYIS 2007

FÝYATI: 1,50 YTL

LAÝKLÝK, MUHTIRA TARTIÞMALARI ÝÇÝNDE SÝYASAL SÜREÇLER VE SOL HAREKETE YANSIMALARI ÜZERÝNE

Son bir ayda siyasal alanda hýzlý geliþmeler yaþandý. Burjuva siyasal cephede yaþananlar toplumsal yaþamýn diðer alanlarýnda etkilerini gösterdi ve halâ etkilemeye devam ediyor. Hakim sýnýf olarak burjuvazinin kendi cephesinde yaþananlarýn, toplumun her alanýna yansýmasý ve buralarda doðrudan ya da dolaylý olarak izlerini býrakmasý doðaldýr. Ancak doðal olmayan nokta burjuvazinin kendi cephesinde meydana gelen siyasal durumlarýn, baðýmsýz bir siyasal seçenek olarak var olamayan iþçi sýnýfý hareketi ve gerçek bir devrimci önderliðin yaratýlamadýðý koþullarda devrimci- sol hareket üzerinde de kendi olumsuz yansýmalarýný göstermesidir. Bu olumsuz durumun üzerinde durmak gerekiyor. Son süreçte, Cumhurbaþkanlýðý seçimleri dolayýsýyla, burjuva cephede yaþanan “sürtüþmeler” “polemikler” “sözde ‘muhalif’ tutumlarýn yol açtýðý tartýþmalar” toplumsal yaþamda kendi gerici taraflaþmalarýný yaratarak sürüyor. Bir yanda AKP çevresinin düzen içinde konumunu saðlamlaþtýrýp, toplumsal yaþamýn her alanýnda kendi deðer ve kurumlaþmalarýný oluþturup yaygýnlaþtýrma çabalarý, diðer yanda genelkurmayýn sopa gösteren tutumlarý ve bundan destek alan sözde “sivil” mitingler bu gerici saflaþmalarýn açýk göstergeleridir. Burjuva cephesindeki dalaþma sürerken, düzenin farklý kiþileri, kurumlarý ve hükümeti aracýlýðýyla deðiþmeyen bir yönelimi olan, emekçiler cephesine ve Kürt hareketine yapýlan saldýrýlar devam etmektedir. Genel olarak söylediðimiz bu süreçleri ayrýntýlý olarak ele alýp, önümüzdeki sürece yansýmalarý ve devrimci hareket, sýnýf hareketine olasý etkileri üzerinde durmak ülkedeki politik atmosferi iyi bir biçimde tahlil etmek için gereklidir. Yazýmýzýn baþýnda da belirttiðimiz gibi burjuva cephesindeki çatýþmalar salt bu alanda kalsa yani yalnýzca burjuva kurumlarý ve aktörleri etkilese üzerinde fazla durmaya gerek olmayan geliþmeler olarak tanýmlanabilirdi . Ancak bu geliþmeler biz politik öncülerin siyasetinde ve yaný sýra iþçiemekçilerin toplumsal mücadelesinin farklý kesitlerin üzerinde de etkili olmaktadýr. Bu açýdan her yeni geliþmenin dikkatle ele alýnmasý gerekmektedir. Yaþanan siyasal süreçler karþýsýnda, devrimci ve komünistler siyasal mücadelelerini “doðru bir perspektif ve yönelim oluþturarak” sürdürmekle yükümlüdürler. Bugün iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz bir siyasal özne olarak var olamadýðý, devrimci öznelerin kitlelere yönelik doðru bir siyaset üretecek konumda olamadýðý koþullarda, Lenin’in tabiriyle öncelikle “doðru bir öz tutturmak” yani

Marksist-Leninist ilkelerin ýþýðýnda burjuva geliþmelerden baðýmsýz devrimci bir siyasal hat oluþturmak büyük önem taþýmaktadýr. Türkiye Kapitalist Cumhuriyeti kurulduðundan bugüne dek dönem dönem ön plana çýkarýlan “dinci gericiliðin giderek artmasý” söylemiyle kitleleri manipüle etme çabasý içerisinde olmuþtur. Esasýnda, Osmanlý devletinin daðýtýlýp, hilafetin kaldýrýldýðý ve cumhuriyetin kurulduðu süreçte dahi kitlesel bir dinci gericilik tehlikesiyle karþýlaþmadýðý halde söylem düzeyinde sürekli bir tehdit olarak lanse edilen bu olgu resmi ideolojinin kullandýðý bir araç olarak tanýmlanabilir. Ancak, resmi ideolojinin bütün gizleme çabalarýna raðmen cumhuriyetin kuruluþundaki temel nitelik, dincigericiliðe karþý deðil; iþçi hareketi, komünist hareket ve Kürt ulusuna karþýtlýk üzerinedir. Baþlangýçta Türkiye’deki burjuva düzeninin resmi ideolojisinin temelini, “nasyonal” yani ulusalcý, korporatist milliyetçi ideoloji oluþturmuþtur. Bu durum, 1900ler’in baþlarýnda dünyadaki genel eðilim olan faþizmin yükseliþiyle paralel bir geliþmedir. Ayný zamanda Osmanlý devleti döneminde, tarihsel müttefik olan Almanya’da da ayný ideoloji yükseliþe geçmiþtir. Zamanla Ýslamýn bir din olarak emekçi sýnýflarý denetleme, etki altýna alma; tarikat yaþamý, vakýflarý, ibadet yerleri ve þeyhleri vb. ruhani önderleriyle toplumsal yaþamý yönetme; burjuva siyasal güç iliþkilerinde iþlevini arttýrmasý nedeniyle din toplumsal dinamikleri kontrol altýnda tutmak amacýyla bir araç olarak daha fazla kullanýlýr olmuþtur. Burjuva kurumlarýnýn oluþturulup, düzenin temel öðelerinin yaþamýn her alanýna yerleþtirildiði cumhuriyetin ilk yýllarý gibi, burjuva düzen için kritik bir dönemeç olan 12 Eylül sonrasýnda, kapitalist sistemin devrimcilerin yarattýðý etkiyle tehlike altýnda

BU SAYIMIZDA

5 Baþarýlar, Baþarýsýzlýklar...Ýstanbul’da 1 Mayýs 15

7 Kararlýlýðýn Çatýþmaya Dönüþtüðü Alan: Taksim15

Alanlardan - Yoldaþlardan

8 15

Kapitalizm, Kentleþme ve Kentsel Dönüþüm

18 15

Patlayan Bomba, Düzenin Yönelimi ve Sol

24 15

Geçmiþten Bugüne 1 Mayýs’ýn Politik, Eleþtirel...15 13 Komünist Enternasyonal Belgelerinden...

21 15


KOMÜNÝST DEVRÝM

olduðu dönemde dini, toplumsal yaþamýn, siyasal süreçlerin önemli bir öðesi olarak kullandýðý bilinmektedir. 1980 sonrasý resmi Kemalist ideolojiyi tahkim etme çabalarý içinde Türk-Ýslam sentezi ideolojisinin üretilmesi hýzlandýrýlmýþtýr. Bugünkü dinci, Ýslamcý “yükseliþin” gerisinde kýsaca deðindiðimiz böyle bir tarihsel arka plan bulunmaktadýr. Burjuva düzeninin inançlarý bu þekilde kendi çýkarlarýna uygun bir araç olarak kullanma mantýðý; dinin, iþçi hareketi, Kürt hareketi ve sol harekete karþý geliþtirilen mücadeleye de hizmet eden iþlevsel karakteriyle ilgilidir. Sonuçta, bugünkü geliþmeler deðerlendirilirken, emekçi sýnýflar içinde ajitasyon-propaganda yürütülürken bu tarihsel gerçekler unutulmamalýdýr. Radikal bir Ýslamcý akýmlardan çok “ýlýmlý Ýslamcý” diye tanýmlanan liberal ve oldukça geniþ bir kesimden gerek demagojik sosyal bir söylem gerekse de korporatist milliyetçi söylemle destek alan bugünkü hükümet, yukarda genel bir panoramasýný çizdiðimiz uzun zamandýr süregelen politikalarýn diðer bir deyiþle düzenin yönelimlerinin “meyvelerini” toplamaktadýr. Ýslamcý anlayýþa sahip burjuva bir parti olarak AKP’nin mevcut konumu ne bir anda ortaya çýkýp pekiþmiþ ne de salt kendi siyasal becerileri sonucu oluþmuþtur. Söylediðimiz gibi bu geliþimin ardýnda burjuva düzeninin uzun zamandýr varolan yönelimi ve dünya çapýnda emperyalist stratejilerin sonuçlarýnýn yansýmalarý vardýr. Cumhurbaþkanlýðý seçimi dolayýsýyla, hükümet, ordu ve diðer “zinde güçler” arasýndaki çekiþmeler uzunca bir süre siyasal gündemin ilk maddesini oluþturmuþtur. Hükümetin cumhurbaþkanýný meclisteki sandalye çoðunluðuna dayanarak belirlemeye çalýþmasý karþýsýnda ordunun sopa göstermesi düzenin kendi mantýðýný yeniden yürürlüðe koymuþtur. Bu defa süreç farklý aktörlerle devam ettirilmiþtir. Anayasa mahkemesinin devreye girmesinden baþlayarak; genelkurmay destekli, sivil faþist karýþýmý, orta sýnýf aðýrlýklý belli bir kitlenin Türk bayraklý mitinglerle harekete geçirilmesine; gece yarýsý Ýnternet sayfalarýndan “muhtýra” verilmesine kadar pek çok taraf bir dizi enstrümaný birlikte çalmýþlardýr. 28 Þubat 1997’de gerçekleþen “post-modern darbe” diye anýlan müdahaleden sonra þimdiki süreç yeni müdahalelerle devam etmektedir. Düzenin devamlýlýðýný saðlamak zorunda olan kiþi ve kurumlar her dönem farklý bir kurtlar sofrasý kurmuþ gibi gözükse de aslýnda tüm müdahalelerde deðiþen yalnýzca giydikleri postlardýr, kurtlar deðiþmemektedir. Bu geliþmeler içinde parlamenter süreçlerle ilgili söylenecekler çok fazla deðildir. Emperyalizm döneminde demokrasinin “burjuvazi için özgürlük” anlamýna geldiðini, genel anlamda demokrasi diye adlandýrýlan olgunun da “biçimsel bir demokrasi” olduðunu komünistler ve sýnýf bilinçli iþçiler çok iyi bilmektedir. Toplumun yarýsýnýn oyunun mecliste temsil edilmediði; herhangi bir farklý anlayýþýn, muhalefet ya da eleþtirinin dahi kapýsýndan içeri sokulmadýðý mecliste, “tek sesli bir monolitik yapýlanma” burjuva demokrasisinin dýþavurumudur. Ýstikrar dedikleri olgu yani burjuva düzenin devamlýlýðý böyle bir temsiliyet anlayýþý ve

merkeziyle saðlanmaktadýr. Dolayýsýyla böyle bir sistemin, anayasa mahkemesinin müdahalesi ya da ordunun müdahalesiyle þekillenmesini demokrasinin “ihlali” olarak görmek, mevcut olanýn demokrasi olduðu yanýlsamasýný üretir. Tersine tüm bu müdahaleler mevcut burjuva “demokrasinin” hasýr altý edilmeye çalýþýlan baskýcý yapýsýnýn tamamlayýcý parçasýdýr. Dolayýsýyla kimi sol kesimlerin içinde de yankýsýný bulan bu süreçteki müdahaleler, varolan sistemin burjuvazi için “demokrasi”, geniþ kitlelerin payýna ise “biçimsel düzeye indirgenmiþ bir demokrasi” yani iþçi ve emekçiler için “baský ve sömürü” olduðu gerçeðini örtmeye yaramaktadýr. “Ne þeriat ne darbe, yaþasýn demokratik Türkiye ” türünden söylemler, yalnýzca devletin ve düzenin dini araç olarak kullanan yanýný gizlemekle kalmaz ayný zamanda bugün varolan iþleyiþin gerçek bir demokrasi olduðu yanýlsamasýný yaratmaktadýr. Ýslamcý kesim, ordu, burjuva düzenin tüm kurumlarý ve partileri, emperyalizmin yeni paylaþým döneminin payýna düþen saldýrý politikalarýnýn uygulanmasý için emekçi sýnýflarýn örgütsüzleþtirilip, din ve milliyetçilikle uyutulmasý, Kürt halkýna yönelik artan saldýrýlar, devrimciler ve komünistlere karþý seçmeli terör uygulanmasý konusunda tam bir mutabakat içindedirler. Devrimcilerin, komünistlerin siyasal söylemlerinin temeline, iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz sýnýf çýkarlarýnýn konulmasý, demokrasi ve siyasal özgürlükler konusunda Marksizm’in tarihsel deneyimlerden süzülmüþ ilkelerinin propagandasýný yerleþtirmeleri gerekir. Propaganda ve ajitasyonlarýnýn ölçeði hangi düzeyde olursa olsun, düzenin sahte saflaþtýrmalarýnýn gerçek yüzünü ortaya çýkaran bir içerikte, kendi söylemlerini baðýmsýz bir taraf olarak varetmeye çalýþmalýdýrlar.

2

Düzenin Sivil Güçlerini Harekete Geçirmesi, Solun Daha Fazla Saða Çekilmesi Tehlikesini Arttýrýyor Son süreçte her kesimin üzerinde durduðu, cumhuriyet mitingleri ve yarattýðý etkiler, hedeflediði ama gerçekleþtiremediði hedefler oldu. Mitingleri yapanlar ve düzenin sözcüleri mitinglere katýlanlarýn sayýsýný yüksek göstermeye, diðer kesim olan dinci-gericilerse katýlýmý az göstermeye çalýþarak bir aðýz dalaþý içerisine girdiler. Bizim için deðerlendirme konusu, bu mitingleri yapanlarýn ya da yaptýranlarýn yaratmak istedikleri sonuçlar ve bunlarýn sola, siyasal süreçlere olan etkilerini yerli yerine oturtmak, yanýlsamalara karþý bilinç açýklýðý saðlamaktýr. 1990’lý yýllarýn içinde iþlenen kimi siyasal cinayetler ve katliamlar þeriatçý örgütlerin varlýðýný ve dinci yükseliþ sorununu gündeme getirmiþti. Kürdistan’da iþlenen cinayetlerin doðrudan devletin resmi ve gayri resmi kurumlarýnýn kendileri tarafýndan ya da onlarýn yönlendirilmesiyle oluþturulmuþ kontra örgütlenmeleri eliyle yapýldýðý biliniyor. Diðer cinayetler ve katliamlarýn þeriat tehlikesine konu edilerek kitlelerde düzen propagandasýnýn yayýlmasýna çalýþýldýðý ayný dönemde bu gerçek komünistler tarafýndan da dile getirilmiþtir. Özellikle Uður Mumcu, Bahriye Üçok

KOMÜNÝST DEVRÝM

örtmek, dikkatleri kitlelerin gerçek çýkarlarýndan uzaklaþtýrmak için, burjuvazinin programýný tüm toplumun çýkarlarýymýþ gibi göstermeye çalýþacaklardýr. Sonuçta seçimler, kim düzenin bayraðýný, daha doðrusu burjuvazinin bayraðýný daha çok taþýyacak yarýþýndan baþka bir duruma dönüþmeyecektir. Ankara’da patlayan bombanýn sonrasýnda geliþen siyasal süreçler, sol harekette de çeþitli biçimlerde yanký buldu. Ýlk olarak bu eylemi kimin neden yaptýðý üzerinden tartýþmalarla, bu tür bir eylemin PKK’ye, Kürtlere bir fayda saðlamayacaðý, bundan dolayý kontrgerillanýn yapmýþ olabileceði gibi düþünceler dile getirildi. Bunun üzerine liberal soldan, devrimci hareketteki pek çok gruba kadar her kesim çeþitli tutumlar aldýlar. Ancak bu tutumlara baktýðýmýzda, düzenin bu olayýn ardýndan elde etmek istediði siyasal sonuçlardan ne düzeyde farklýlaþýlmýþ, hangi açýdan düzenin siyasal söylemlerine karþý söylemler geliþtirilmiþtir tutumlar olduðu sorularýný sormak önemlidir. Liberal solun tutumlarý son derece açýktýr. Bu cenah, son süreçte düzenin yükselttiði milliyetçi, þovenist havadan rahatsýzlýðýný dile getirip, darbe, muhtýra hamlelerine karþý demokrasi söylemiyle, düzenin mevcut rejimini demokrasi diye yutturmasýna katkýda bulunmuþlar be bulunmaya da devam etmektedirler. Yine hep bir aðýzdan terörü kýnayýp, toplumda yaratýlan milliyetçi dalganýn kendilerine yönelmesine karþý, devrimcilerle karýþtýrýlmamaya çalýþmaktadýrlar. Bu eylemi, kendilerince kontrgerillanýn yapmýþ olmasýndan yola çýkarak terörü kýnama söylemleri ile, tepkilerin devletin içindeki gizli ellere yönelmesi, devletin demokratikleþmesi gibi sonuçlar yaratýlabileceðini ummuþlardýr. Eðer böyle deðilse ve bunu PKK yapmýþsa bununla bir yere varýlamayacaðý, devletin demokratikleþmesi için çalýþmak gerektiðini vaaz etmiþlerdir. Aslýnda bu olayla devletin Güney Kürdistan’a operasyon için gerekçelerini saðlamlaþtýrmanýn ötesinde daha kapsamlý bir sonuç almaya çalýþtýðý, özellikle 1 Mayýs görüntüleri üzerinden devrimci hareketi hedef haline getirdiði düþünüldüðünde, liberal solun telaþla kendisini devrimcilerden ayýrma çabasý düzene yaranma çabasýndan baþka bir þey deðildir. Liberal solcular, devletin havuç ve sopa politikasýnýn farkýndadýrlar. Ancak sopa eskiden beridir kullanýla gelen sopa olsa da havuç deðiþmiþtir. Havuç artýk Kopenhag kriterleri de deðil, Türk bayraðý biçimindedir. Devrimci hareketin tutumlarýna gelince, söylemlerde öne çýkan, kontrgerillanýn gerçekleþtirmesi üzerinden, devletin planlarýbaþtarafý sayfa 24’te

na karþý bir teþhir görülüyor. Devletin yýllarca benzeri yöntemlerle farklý farklý hedefler gözeterek bir saldýrý politikasý izlemesi karþýsýnda, elde etmek istediði sonuçlarý kitlelerin gözünde teþhir eden bir söylem doðrudur. Batýda ya da Kürdistan’da kitle katliamlarýnýn faili olan devletin yüzünü açýða çýkartma çabasýnda bir yanlýþlýk yoktur. Ancak yine de bu söylemlerin yanýnda esasta baþka bir noktaya vurguyu yoðunlaþtýrmak gerekir. Düzenin propagandasýyla geniþ kitlelerin bu olayý PKK’nin yapmýþ olduðuna inandýklarý bir durumda kontrgerilla yapmýþtýr þeklinde bir duruþun çok fazla sonuç üretmeyeceði bir gerçektir. Kontrgerillanýn tertiplerinin toplumda devletin gücü karþýsýnda bir korku psikolojisi yarattýðý da baþka bir gerçektir. Bu olayla düzenin, burjuvazinin, ordunun, hükümetin vb. kurumlarýn elde etmeye çalýþtýðý siyasal sonuçlarý göstermeye çalýþan bir siyasal söylem, hem siyasallaþtýrýcý hem de saðlýklý bir tutumun olanaðýný yaratabilir. Üstelik bu eylemi kontrgerilla deðil de PKK yapmýþ olsaydý, mevcut tutumlarýn sonucu, ya bu olayý suskunlukla geçiþtirmek olurdu ya da bu tip eylemlerin yanlýþ olduðunu söylemek gerekirdi ki bu da düzenin yaymaya çalýþtýðý mantýða yað sürmek anlamýna gelirdi. Kaldý ki, PKK daha önce buna benzer þekillerde çeþitli eylemler yapmýþtýr. Bu durumda, bu eylemleri kýnamak, yanlýþlýðýný kanýtlamaya çalýþmak doðru bir tutum deðildir. Kürdistan’da, düzenin, sivilleri pek çok kez katletmiþ olmasýnýn, ulusal mücadelenin bunu yapan devletin altýndaki sivillere dönük eylemlerini de bir ölçüde meþrulaþtýran bir yaný vardýr. Dünyada þimdiye kadar varolan ulusal mücadelelerin hepsinin temelinde bu vardýr. Komünist bir örgüt için, amaçlarýndan, herhangi bir siyasal hedeften baðýmsýz salt sivilleri hedef alan bir eylem biçimi kuþkusuz düþünülemez. Fakat ulusal mücadelelerin kendine özgü karakteri düþünüldüðünde bu durum anlaþýlýrdýr. Bunun dýþýnda devrimciler ve komünistler kendi siyasal hedeflerini, eylem ve örgütlenme biçimlerini, kendi sosyal sýnýfsal muhataplarýna faaliyetleriyle taþýmak, bunlarý onlarýn içinde tartýþmak, varetmek, ikna etmek gibi baðýmsýz bir özne olmanýn gereklerini yerine getiremediði durumda, kitleler bu konularda düzenin mantýðýyla þekillenirler. Bu açýdan ne düzenin mantýðýna ne Kürt hareketinin mantýðýna “muhalefet” edip, kendini bunlara göre konumlandýrmak ilerletici olmayacak, komünistler baðýmsýz ideolojik, politik çizgilerini, örgütsel, araç ve yöntemleri ile kendi sosyal zeminlerinde varettikleri taktirde hem bugünkü durumdan çýkýþ saðlanmýþ hem de geleceði kazanmanýn yolu açýlmýþ olacaktýr.

23


KOMÜNÝST DEVRÝM

büyüyen burjuva militarizminin bir sonucu olarak ortaya çýktý. Bu hareket, genç iþçilerin zihinlerinin burjuva milliyetçi ideolojisiyle zehirlenmeye çalýþýlmasýna ve sosyal demokrat partilerle sendikalarýn, genç iþçilerin politik, ekonomik ve kültürel taleplerini gözardý etme eðilimlerine karþý bir tepki olarak doðdu. Giderek artan bir hýzla oportünistleþen ve reformistleþen sosyal demokrat partiler ve sendikalar, çoðu ülkede sosyalist gençlik örgütlerinin kuruluþunda yer almadýlar ve hatta bazý ülkelerde bir gençlik hareketinin yaratýlmasýna karþý çýktýlar. Reformist sosyal demokrat partiler ve sendikalar, baðýmsýz devrimci sosyalist gençlik örgütlerini, kendi oportünist politikalarý için ciddi bir tehlike olarak gördüler. Gençlik örgütleri üzerinde bürokratik bir denetimi geliþtirmeye ve baðýmsýzlýklarýný yok etmeye, böylelikle hareketi boðmaya, karakterini deðiþtirmeye ve onu sosyal demokrat politikaya uydurmaya çalýþtýlar. 2) Emperyalist savaþ ve sosyal demokrasinin hemen her yerde bu savaþa karþý takýndýðý tutumlar sonucunda, sosyal demokrat partiler ve uluslar arasý devrimci örgütler arasýndaki çeliþkiler kaçýnýlmaz þekilde büyüdü ve sonunda açý bir çatýþmaya dönüþtü. Bir taraftan seferberlik ev askere almalar, diðer yandan da savaþ sanayiinde artan sömürü ve sivil yaþamýn militarize edilmesi eþliðinde, genç iþçilerin yaþam koþullarý çok þiddetli bir biçimde kötüleþti. Genç sosyalistlerin arasýnda sýnýf bilinci en yüksek olanlar, savaþa ve milliyetçi propagandaya karþý çýktýlar; sosyal demokrat partilerden ayrýldýlar ve baðýmsýz bir politik faaliyete giriþtiler.... 3)... Genç iþçiler kendi ekonomik konumlarý ve psikolojik özellikleri nedeniyle komünist düþünceye daha yatkýndýrlar ve devrimci mücadeleye yetiþkin iþçilerden daha büyük istekle ve þevkle sarýlýrlar.... 4) ... Komünist gençlik örgütlerinin yeni görevleri, eðitim çalýþmasýnýn geniþletilmesini ve yoðunlaþtýrýlmasýný gerektiriyor. Gençlik hareketinin üyeleri, komünist eðitimlerini bir yandan bütün devrimci mücadelelere aktif katýlarak ve diðer yandan da Marksist teori üzerinde çalýþmalarla alacaklardýr... (203-204) Eðitim Alanýnda Komünist Faaliyet Üzerine I. 1) Marksizm düþüncesi üzerine eðitsel çalýþma tüm komünist partiler için temel bir

22

görevdir. Böyle bir eðitsel çalýþmanýn amacý, parti üyelerinin ve kadrolarýnýn eðitim faaliyetini geliþtirmek ve güçlendirmektir. Kadrolar genel anlamda Marksist dünya görüþünün temel ilkelerini genel olarak öðrenmenin yaný sýra, özel faaliyet alanlarý için gerekli olan bilgiyi de edinmelidirler. Partinin bütünsel faaliyetinin tamamlayýcý ve ayrýlmaz bir parçasý olduðundan, komünist eðitim çalýþmasý bütünüyle partinin merkezi denetimi altýnda olmalýdýr. Devrimci iþçilerin eðitiminin, þimdiye dek büyük ölçüde komünist partilerin dýþýndaki özel örgütlenmelerin elinde bulunduðu ülkelerde, parti kontrolünün saðlanmasý için komünistler tarafýndan bu örgütlerin içinde sistemli bir çalýþma yapýlmalýdýr.... Partinin komünist eðitim faaliyetini, fýrsatlarýn ve koþullarýn izin verdiði ölçüde geliþtirmek için merkezi ve yerel parti okullarý, gündüz ve akþam sýnýflarý oluþturulmalý, çeþitli gruplar ve örgütlenmiþ kütüphaneler vb. için öðretmenler ve konuþmacýlar davet edilmelidir.... II. 1) Her parti üyesi, partili olmayan iþçiler arasýnda ajitasyon çalýþmasý yürütmelidir. Ajitasyon iþçilerin bulunduðu her yerde ve her zaman yapýlabilir: Fabrika ve her türlü iþyerinde, sendikalarda, kitle örgütlerinde, spor klüpleri, korolar, kiracý dernekleri, kooperatifler vb. dahil iþçilerin tüm klüp ve derneklerinde, halkýn eðlence mekanlarýnda, iþçi lokantalarýnda, demiryolu seferlerinde, köylerde vs. Ajitasyonun mümkün olan etkili biçimi, evleri teker teker ziyaret etmektir. 2) Böyle bir ajitasyon çalýþmasýnýn baþlangýç noktasý her zaman için, iþçileri örgütlü sýnýf mücadelesine yönlendirme amacýyla, onlarýn yaþan koþullarýnýn somut gereksinmeleriyle ilgili olmalýdýr. Onlarý kendilerine anlaþýlmaz gelen komünist ilke ve talepleri dinlemeye zorlama giriþiminde bulunulmamalý; ajitatör insanlarý proletaryanýn temel talepleri için, kapitalistlere karþý ve burjuva sisteminin tüm bozukluklarýna karþý mücadele etmeye çaðýrmalýdýr. 3) komünistler, kapitalistlere ve burjuva sýnýfýn ekonomik düzenine karþý koyan devrimci iþçi hareketine aktif bir biçimde katýlmalýdýrlar. Onlarýn önceliði, kiþisel çýkarlarý bir yana býrakarak ve yoldaþlarýna ajitasyonun nasýl yapýlacaðý konusunda bir örnek oluþturarak, iþçilerin çýkarlarý için mücadele etmektir. (371-372-373)

KOMÜNÝST DEVRÝM

cinayetleri ve Sivas’ta düzenlenen katliamla, alevi, sol-sosyal demokrat kesimleri laiklik ekseninde düzene baðlama, yedekleme çabalarý için gerçekleþtirilmiþtir. Ortaya çýkan tepkileri ve kitle eylemlerini laiklik temelinde düzene baðlama çabasý açýsýndan belli oranda baþarsalar da Gazi mahallesinde ayný sonucu özellikle devrimci hareketin ve buradaki emekçi halkýn karþýt çabalarý ile elde edememiþlerdir. Bir istisna olarak Gazi’deki emekçiler ve devrimci kuvvetler düzenin plânýný bozarak tepkileri düzene ve onun kurumlarýna yöneltmeyi saðladýlar. O dönemde kitleleri laiklik düzleminde düzene baðlama çabalarýyla, bu dönemde yapýlan cumhuriyet mitinglerini karþýlaþtýrdýðýmýzda ortaya þu sonuçlar çýkmaktadýr: Ýlk olarak, 990’lardaki eylemlerde alevi kitlelerin ve emekçi sýnýflarýn aðýrlýðý belirginken, bugünkü mitinglerine katýlanlarýn hali vakti yerinde orta sýnýf aðýrlýklý kitlelerin olduðunu görüyoruz. Ancak katýlýmcýlarýn sosyal tabaný farklý olmasýna raðmen; demagojik söylemler, IMF karþýtlýðý, sosyal haklardaki gasplara dönük vurgular ve kimi sendikalarýn, sol kesimlerin bu zemine doðru eðilim gösterip eylemlere gitmesi gerçeðine baktýðýmýzda burjuva düzenin bu tip eylemlerle emekçi kesimler üzerinde yine benzer bir etkilenimi hedefledikleri bellidir. Üstelik bu dönemde kitleleri kapitalist sisteme baðlama hedefini siyasi cinayetler, katliamlar ve onlara karþý oluþan tepkileri yönlendirme biçiminde bir yol izleyerek gerçekleþtirmemektedirler. Bu özgün durum, düzenin daha insancýl hale gelmiþ olmasýndan kaynaklanmamaktadýr. Siyasal cinayetler ve onlarýn yarattýðý muhalif dalga emekçi kesimleri hedeflerken bugünkü hedef kitle olan orta sýnýfý bu tür yöntemlerle harekete geçirmelerinin mümkün olmamasýdýr. Ýkinci olarak, bugünkü mitinglerde, daha önceki dönemlerde düzenlenen laiklik eylemlerine göre Türk bayraklarý, düzenin sembolleri, milliyetçi korporatist söylemin aðýrlýkta olmasý, hakim þovenist havayý bu eylemlerle yaymaya çalýþtýklarýnýn göstergesidir ve ayný zamanda öncekilere göre sol diye tanýmlanan kitleleri daha da saða çektiklerinin bir göstergesi olmuþtur. Bugünkü mitinglere katýlan kitleler düzen solunun tabaný olsalar da ayný kitlelerin dün de ayný düzen solunun tabaný olmalarýna raðmen bugünkü konjonktürde daha saðcý ve þovenist söylemlere kan verdikleri bir gerçektir. Bir süredir genelkurmay eliyle yükseltilen þovenist ortamýn yansýmalarý CHP ve benzeri düzen partileri tarafýndan büyük bir heves ve görev bilinciyle sahiplenilmiþ ve siyasal söylem olarak benimsenmiþtir. Þimdi bu kesimlerin kitle tabanýnýn da bu söylemlere uyumlulaþtýrýlmasý süreci yaþanmaktadýr. Mitinge katýlanlarýn Avrupa Birliði ve Amerika karþýtlýðý ya da anti-emperyalist kimliklerini ön plana çýkarmalarý, siyasal kavramlarýn ve güncel geliþmelerin kavranýþýnýn bu kitlenin bilincinde çarpýtýlmýþ halde getirildiðinden baþka bir gerçekliði ifade etmemektedir. Emperyalist-kapitalizmin sýnýfsal bir kavrayýþý olmayýnca, kitlelerin bilincinde kavramlarýn anlamlarý da düzenin istediði biçimde þekillenmektedir. Sonuçta bu mitingler, düzen solunun kitle tabaný oluþturup tepkisini gös-

teriyor da olsa gerçekte bu kitleleri saðcýlaþtýrma operasyonunu-iþlevini görmektedir.

3

Ordunun Sürece Müdahalesi, Önümüzdeki Sürecin Laik Olmayanlar için Deðil, Bizim Ýçin Zor Geçeceðini Gösteriyor Komünistler ve sýnýf bilinçli iþçiler bilirler ki ne zaman ordu politik sürece müdahale etse, bu durum iþçi hareketi ve devrimci harekete dönük saldýrýlarla sonuçlanýr. Bu durum, Türkiye’deki burjuva rejimin temel bir niteliðidir. Ayný zamanda, önceki yýllarda ve dönemlerde gerçekleþen tüm müdahalelerin ortak sonucudur. Bundan önceki ordu müdahalesi olan 28 Þubat “darbesi”, kýsmen dinci hareketin kendisini törpülemiþ, refah partisini iktidardan uzaklaþtýrmýþ olsa bile kýsa zaman içinde sýnýf hareketi üzerinde aðýr etkileri olan politikalara zemin hazýrlamýþtýr. Özellikle 1999-2002 arasýnda hýz kazanan ve halâ devam eden IMF’yle yapýlan anlaþmalar, tahkim yasasý, iþ yaþamýnda-sosyal yaþamdaki hak gasplarý, AB ile uyum için tarýmda ve diðer sektörlerde ezenlerin lehine düzenlemeleri devrimcilere yönelik saldýrýlar takip etmiþtir. Devrimci harekete dönük Ulucanlar ve 19 Aralýk katliamý ardýndan getirilen bugün de devam eden F Tipi-Tecrit uygulamalar, Kürt ulusuna yönelik hiç bitmeyen baskýlar, saldýrýlar söylediklerimizin en açýk kanýtlarýdýr. 28 Þubat süreci görünüþte dinci hareketi hedeflemiþ, ancak gerçek yüzünü kýsa zaman sonra göstermiþtir. 2000’li yýllarla birlikte dinci hareket ekonomik temellerini güçlenmiþ, devlet ve toplumsal yaþamýn içindeki etkin ve prestijli konumunu arttýrmýþ, ABD’nin saldýrý politikalarýyla uyumlu bir hükümetin kuruluþu ile sonuçlanmýþtýr. Bugünkü ordu müdahalesi de kitlelerin belli bir bölümünde saðcýlaþtýrma operasyonu ile devam etmiþ, iþçi ve sol harekete dönük ilk sonuçlarýný 1 Mayýs’ta saldýrýlar olarak, Kürt hareketine dönük yönünüyse halen devam eden binlerce askerle Kürdistan’da operasyonlarýn hýzlanmasý þeklinde göstermiþtir. Son süreçte 1 Mayýsa dönük saldýrý ile içinden geçilen siyasal sürecin iliþkisi konusunda bir yanýlgýya sebebiyet vermemek gerekir. Hükümetin ordunun müdahalesi ile “maðdur” duruma düþtüðü, bunun sonucunda darbe karþýtý olanlarla “gönül baðý” ile demokratik davranýþlar göstereceði beklentisi bir yanýlsamadan ibarettir. 1 Mayýs saldýrýsý AKP’nin ne kadar demokrat olup, olmamasýyla ilgili deðildir. Aksine ordunun sopasý, hükümet nezdinde ortak düþmanlarýna karþý, nasýl da orduyla ayný zeminde olduðunu kanýtlama þeklinde yanký bulmuþtur. Dolayýsýyla hükümet ve ordu, sýnýf hareketi ve devrimci hareket karþýsýnda demokrasiyi nasýl da ayný þekilde algýladýklarýný ortaya koymuþ oldular. Örneðin, 1 Mayýs sonrasý AKP destekçisi medya ve yayýn kuruluþlarý polisin ve valiliðin tutumlarýný desteklemek, övmek konusunda birbirleriyle yarýþtýlar. Bu tutumla, orduya ortak düþmanlarýna karþý ayný zeminde olduklarýný kanýtlama konusunda adeta yeminler ettiler. Hem ordu hem de burjuvazi dinci hareketle olan bu “tarihsel” ortaklýklarýnýn ve çýkarlarýnýn farkýndadýrlar. Aralarýndaki çatýþmalarsa bu ortak-


KOMÜNÝST DEVRÝM

lýðýn sýnýrlarý içinde gerçekleþir. Sonuç olarak, kýsa bir zaman dilimi içinde yaþananlardan da anlaþýlabileceði gibi “laik” cepheyle, “laik olmayan” cephenin arasýndaki çatýþmalar düzenin bekasý söz konusu olduðunda tam bir uyuma dönüþmektedir. Ordunun gösterdiði sopanýn dinci harekete yönelik olmadýðý; aksine, düzenin karþýsýnda yer alan güçlere, en baþta devrimcilere-komünistlere olmak üzere, iþçi sýnýfýna ve Kürt hareketine karþý sallandýðý/sallanacaðý bellidir. Bu konuda herhangi bir yanýlsamaya izin vermeden, tam bir bilinç açýklýðýyla davranmak, mevcut durumdaki yaþanan gerçekleri siyasal teþhirlerin merkezine oturtmak önemli olmaktadýr. Bizim içinse, bu gerçeklerin, iþçi sýnýfýmýzýn öncülerinden baþlayarak sýnýfýn geniþ kesimlerinin bilincine çýkarmak görev olarak önümüzde durmaktadýr.

Sürecin Soldaki Yansýmalarý ve 1 Mayýs’ta Ortaya Çýkan Panorama Burjuva siyasal cephede yaþananlar, legalist solun farklý kesimleri üzerinde farklý biçimlerde etkisini göstermiþtir. Emperyalizm döneminde demokrasinin geçirdiði dönüþümlerden bihaber, yaþadýðýmýz topraklardaki sýnýf mücadelesi ve siyasal süreçlerin sonuçlarýný ortaya çýkarmaktan aciz olan legalist solun bir kesimi, liberal demokrasi sözcülüðüne soyunup, darbe kýnayýcýlýðý ile süreci karþýlarken, diðer bir kýsmýysa adeta darbe gerekçelerini alkýþlama, düzenin asli kurumlarýnda ilericilik arama tutumlarýný savunmuþlardýr. Bu tutumlarýyla bir yandan mevcut parlamenter süreçlerin demokrasi olduðu yanýlsamasýný yayarken, diðer yandan parlamenter kurumlarýn tamamlayýcýsý olan ordunun, ve çeþitli þovenist güçlerin ilerici olduðu yanýlgýsýna da katkýda bulundular. Bu farklýlýklarýna raðmen her iki kesimin de düzene kan taþýdýðýný söylemek gereklidir. Düzenin, her kesimi gerici bir saflaþmaya zorladýðý bugünkü durumda, devrimci ve Marksist cephede hem düzenin yönelimlerine karþý mücadele etmek hem de solun yukarda söylediðimiz kesimlerinden yayýlan yanýlsamalara karþý mücadele etmek çok daha önem kazanmýþtýr. Bunun için Marksist-Leninist ilkelere sadýk kalarak; siyasal geliþmeleri, özneleri, karþýt sýnýf olan burjuvazinin hamleleri bunlarýn ýþýðýnda ve ölçütleriyle deðerlendirmemiz gerekir. Liberaldemokrat bir anlayýþýn temelinde deðil. Devrimci hareket içindeyse, düzen cephesindeki siyasal geliþmeleri refleks biçiminde olsa bile devrimci bir zeminde durarak karþýlama ya da geliþmeleri hýzla deðerlendirip yanlýþ sonuçlara varmak yerine ihtiyatla karþýlama eðilimi görülmektedir. Refleks biçiminde olsa bile devrimci konumda olmak önemlidir ancak bu konum ayný zamanda zayýflýðýn da göstergesidir. Zira devrimci ve komünist harekette uzun zamandýr devrimci bir önderliðin bulunmayýþý; Bolþevik tipte bir komünist partinin olmayýþý; bu anlamda komünist kadrolarýn daðýnýk durumu ve devrimci hareketteki tarihsel zaaflardan kaynaklanan yapýsal sorunlarýn varlýðý devrimci tutumlarýn süreklileþemediðinin/süreklileþemeyeceðinin en temel nedenleridir. Güncel geliþmelere ve bir

bütün olarak hareketin kendisine tarihsel sorunlarýn ve bunlarýn çözümünden çýkartýlan sonuçlarýn prizmasýndan deðil; gündelik sorunlarýn penceresinden bakýldýðýnda devrimci tutumlarýn, anlýk reflekslerin ötesine geçemeyeceðini söylemek zorunludur. Yapýsal sorunlarýn çözülemediði yerde, devrimci tutumlarýn süreklileþemeyeceði açýk olsa gerek. Özellikle bu 1 Mayýs’ta ortaya çýkan tablonun, yalnýz güncel siyaset üretmek boyutunda deðil, daha genel olarak hareketin köklü sorunlarýnýn çözümü doðrultusunda deðerlendirilmesi eþlik ederse, devrimci önderliðin yaratýlmasýnda ilerleme mümkün olabilir. Ýstanbul’da 1 Mayýs, devletin baský ve tehditlerinin her yerde kol gezdiði, düzenin kitleleri gerici bir saflaþtýrmaya yönelik bir basýnca maruz býrakýldýðý ve bu yönde resmi ve “sivil” kurumlarýný harekete geçirildiði bir ortamda karþýlandý. Böylesi bir ortamda devrimcilerin etkisi altýnda sokaklara çýkan kitleler bir dinamizm ve direngenlik sergilediler. Kuþkusuz ortaya çýkan tabloda göze çarpan salt direngenlik olgusu deðildir. Bu düzeyde bir direngenlik devrimci hareketin doðasýndan gelen bir özelliktir. Mevcut durumda geniþ kitleleri etkisi altýna almaya çalýþan düzeniçi saflaþmalarýn yarattýðý kafa karýþýklýklarýna karþý, 1 Mayýs’ý sahiplenen kitleleri kendi baðýmsýz, devrimci seçeneðimizle siyasallaþtýrmanýn önemi büyüktür. Böylesi bir siyasallaþma devrimci öznelerin bilinçli, iradi müdahalesiyle yaþanabilir. Özellikle sendikalar ve benzeri meslek örgütlerinin düzenin dayattýðý saflaþtýrma basýncý karþýsýnda sahip olduklarý kaygan konumlarý, meselelere sýnýfsal bir özle yaklaþamamalarý, ortaya koyduklarý tutumlardan da görülmektedir. Burjuva düzeninin sendikalarý ve sýnýf kesimlerini ayrýþmaya zorlayan etkileri karþýsýnda onlardan burjuva seçeneklerin dýþýnda baþka bir seçeneði yaratabileceklerini beklemek bir yana; az çok olumlu, devrimci bir tutum almalarýný beklemek bile mümkün deðildir. Zaten önemli iki sendika olarak DÝSK’in ve KESK’in cumhuriyet mitinglerine yarý gönüllü de olsa belli oranda katýlmalarý, 1 Mayýs günü alana nicelik anlamýnda ciddi bir kitleyi Taksim’e taþýmamalarý, kýsa bir anma programýný 1 Mayýs eylemi diye göstermeye çalýþmalarý, devletin saldýrýlarýna karþý direniþler içinde büyük oranda yer almamalarý gibi gerçekler bunu ortaya koymaktadýr. Dolayýsýyla devrimci hareketin son yaþanan siyasal süreçler ve seçimler vb. gibi önümüzdeki süreçlere iliþkin tutumlarýný belirlerken; Taksim alaný kararlýlýðý, sendikalar gibi faktörler üzerinden deðil; varoþlarda gösterilen dinamizm, kendi etkisi altýndaki çevrelerin gösterdiði direngen tutumlarý,taze, dinç güçleri dikkate alarak, bu dinamizmi bilinçli bir yönelimle, devrimci bir seçeneðin yaratýlabileceði bir özne olarak ele alan politik, örgütsel açýlýmlarý üzerinde yoðunlaþýrsa, bir bütün olarak hareketin nitel ve nicel geliþimi yönünde adýmlar atýlabilir.

4

KOMÜNÝST DEVRÝM

KOMÜNÝST DEVRÝM

Komünist propaganda ve ajitasyon proleter çevrede kök salmalýdýr. Ýþçilerin gerçek yaþamlarýndan, ortak çýkar ve özlemlerinden ve her þeyden önce onlarýn ortak mücadelesinden kaynaklanmalýdýr. Komünist propagandanýn en önemli yönü, onun devrimci içeriðidir. Farklý durumlarda, somut sorunlar üzerine benimsenen tutum ve sloganlar, bu açýdan dikkatle deðerlendirilmelidir. Profesyonel propagandistler ve ajitatörler ile tüm parti üyelerine eksiksiz ve sürekli bir politik eðitim verilmediði sürece, komünist partiler sorunlar karþýsýnda doðru bir tutum almayý baþaramayacaklardýr. 21) Komünist propaganda ve ajitasyonun temel biçimleri þunlardýr: Bireysel düzeyde sözlü propaganda; sendikalara ve politik iþçi hareketine katýlým; parti basýný ve parti yazýný.... Bireysel düzeyde yürütülen propaganda her þeyden önce, bu amaç için kurulmuþ gruplar tarafýndan yapýlan sistematik, ev ev gezerek ajitasyon yapma þeklini almalýdýr. Yerel parti örgütünün etki alaný içerisindeki her ev ziyaret edilmelidir. Büyük kentlerde, afiþler ve bildirilerle yapýlan özel olarak örgütlenmiþ sokak ajitasyonlarý genellikle iyi sonuçlar verebilir. Fabrikalarda ve bürolarda, hücreler veya parti gruplarý, iyi örgütlenmiþ bireysel düzeyde bir ajitasyonu yayýn daðýtýmýyla birleþtirerek yürütmelidirler.... 22) Proletaryanýn büyük çoðunluðunun hala devrimci bilinçten yoksun olduðu kapitalist ülkelerde, daha etkin çalýþma yöntemleri için sürekli araþtýrma yapýlmalýdýr. Propaganda henüz devrimci olmayan, fakat radikalleþmeye baþlayan iþçilerin kavrayýþlarýna uyarlanmalý ve devrimci hareketi onlar için anlaþýlabilir ve ulaþýlabilir kýlmalýdýr. Komünist propaganda ve komünist sloganlar, her durumda, proletaryanýn burjuva geleneklerine karþý mücadelesinde geliþtirdiði-henüz hala burjuva ideolojisinin etkisinde olsa da, yine de devrimci olan-ikircikli ve bilinçsiz özlemleri yüreklendirecek ve geliþtirecek bir içeriðe sahip olmalýdýr. Ayný zamanda komünist propaganda, proleter kitlelerin sýnýrlý ve belirsiz olan halihazýrdaki taleplerinin ve umutlarýnýn ötesine geçmelidir.... (73-74)

KOMÜNÝST ENTERNASYONAL BELGELERÝNDE PROPAGANDAAJÝTASYON, GENÇLÝK HAREKETÝ VE EÐÝTÝM FAALÝYETLERÝ

Aþaðýda Komünist Enternasyonal’in üçüncü ve dördüncü kongrelerinde komünist partilerin eðitim, propaganda ve ajitasyon faaliyetleri ile komünist gençlik hareketi üzerine belgelerinin bir kýsmýný yayýnlýyoruz. Öncelikle söylememiz gereken, yayýnladýðýmýz belgelerin Komünist Enternasyonal’in yayýnladýðý metinler içinden seçilmiþ parçalardýr. Belgelerin tam metinleri belirttiðimiz kaynakta bulunmaktadýr. Her komünist ve ayný zamanda komünistleþmek isteyen iþçi, genç, militan bu belgelerin yalnýzca bir parçasýný aldýðýmýz bölümlerini deðil, tamamýný okumalý, bugünkü yansýmalarý üzerine kafa yormalýdýr. Ýkinci olarak; parçalar halinde yayýnladýðýmýz belgelerin bir kýsmý, Komintern’in içinden geçilen dönemde komünist partilerin görevleriyle ilgili saptamalarýný göstermektedir. Yayýnladýðýmýz parçalarý, bu durumu dikkate alarak okumak gereklidir çünkü özellikle seçilen bu metinler bugün de geçerli olduðunu düþündüðümüz temel saptamalarý içermektedir. Üçüncü olarak söylememiz gerekense, propaganda, eðitim ve gençlik hareketi ile ilgili bölümlerden alýntýlar yapmamýzýn altýnda yatan sebep, hareketimizin bugünkü durumunda vurgulanan noktalarýn faaliyet yürüten militanlarýmýzýn bilinçlerini belli oranda netleþtirmeye yardýmcý olmasý, önümüzdeki yaz sürecinde faaliyetlerine katkýsý olabileceðini düþünmemizdir. Alýntý yaptýðýmýz kaynaðý burada belirtip, aþaðýdaki parçalarda yalnýzca sayfa numaralarýný vereceðiz. (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, Belgeler Cilt 2, Tohum Yayýncýlýk-Maya Kitaplarý, Eylül 2002) Propaganda ve Ajitasyon Üzerine 20) Devrimci ayaklanmanýn patlak vermesinden önceki dönemde, devrimci propaganda ve ajitasyon bizim en önemli görevlerimizden biridir. Ancak genel olarak bu çalýþma halâ eskiden yerleþmiþ biçimsel tarzda düzenlenmekte, yürütülmektedir ve kitle toplantýlarýna ara sýra yapýlan müdahalelerle sýnýrlýdýr. Bu müdahaleler de, söylevlerin ve bildirilerin gerçek devrimci içeriklerine özel bir dikkat gösterilemeden yapýlmaktadýr.

21

Komünist Gençlik Hareketi Üzerine 1) Sosyalist gençlik hareketi, genç iþçilerin sürekli artan kapitalist sömürüsünün ve


KOMÜNÝST DEVRÝM

dönüþümden söz edebiliriz. Büyük kentlerin sýnýrlarý gecekondu bölgelerini de içine alarak gitgide geniþlemiþ ve bu eski gecekondu bölgeleri deðerlendirilmesi gereken arsalar olmuþlardýr. Arsalarýn artan deðeri karþýsýnda harekete geçilerek, bölge halký kimi zaman küçük bedellerle kandýrýlmaya çalýþýlmýþ kimi zaman da yýkýmlara maruz kalmýþtýr. Kentsel dönüþüm de burjuvazinin daha da büyümesi gereken kentinin, iþçi sýnýfýnýn yaþam alanýný gasp etmesinin adý olmuþtur. Kapitalist sömürünün mekansal boyutudur kentsel dönüþüm. Esasen bu durum Engels’in Konut Sorunu’nda söz ettiði 1800ler Ýngiltere’sininkinden çok da farklý deðildir: “Büyük modern kentlerin geniþlemesi, bu kentlerin belirli kesimlerine, özellikle merkezi konumlu bölgelere yapay ve çoðu kez çok büyük ölçüde artan bir deðer vermiþtir; bu bölgelerde yükselen binalar, bu deðeri artýracak yerde düþürmektedirler, çünkü artýk deðiþen koþullarý karþýlayamamaktadýrlar. Bunlar yýkýlmakta ve yerlerini baþkalarý almaktadýr….. Sonuç olarak, iþçiler, kentlerin merkezinden dýþ mahallelere sürülmekte; iþçi meskenleri ve genel olarak küçük meskenler nadir, pahalý ve çoðu kez bütünüyle elde edilemez bir hale gelmekte, çünkü bu koþullar altýnda daha pahalý konutlar ile çok daha iyi bir spekülasyon alanýna kavuþan yapý sanayii, ancak istisnai olarak iþçi konutu yapmaktadýr.” (1992,365-366) Kapitalist kentte sözünü ettiðimiz ayrýþma ve çatýþma kaçýnýlmazdýr. Bu baðlamda, kentsel dönüþüm kapitalizmin kendi yarattýðý sonuçlardan kaçma çabasýdýr ve kent sakinlerinin güvenliði, saðlýklý, düzenli, modern kent tasarýmý gibi bahanelerle yýkýmlar gerekçelendirilmektedir. Baþka bir deyiþle, varoþsuz bir dünya kenti ( uluslar arasý piyasada yarýþabilen kapitalist kent) istemek “proletaryasýz bir burjuva” istemek gibidir. Alýþveriþ merkezleri, plazalar, lüks villalarla süslenen kentin altýnda saklanmaya çalýþýlan ise kapitalizmin çürük düzenidir. Çünkü Marx’ýn söylediði gibi “ Sermayenin bir tarafta birikimi, diðer tarafta açlýk, yokluk, sefaletin bikrimidir.” SONUÇ: Yazý boyunca kentleþme olgusunun kapitalist üretim biçimi ve üretim iliþkilerinden baðýmsýz düþünülmemesi gerektiði vurgusunu yapmaya çalýþtým. Lefevbre’nin

20

dediði gibi kapitalizm kentin deðiþim deðerinin fark etmekle ayakta kalabilmektedir. Daha doðru ifade etmek gerekirse kentin sermaye birikim alanýnda hýzla hizmete sokulmasý, kapitalizmin ancak ömrünü uzatmýþtýr. Görüldüðü gibi bu süreç sorunsuz iþleyen bir süreç deðildir, kentsel çeliþkiyi ve sýnýf çatýþmasýný körükleyen bir süreçtir. Kapitalizmin bugün geldiði noktada, konut dahil en yaþamsal gereksinimlerin metalaþmasýyla karþý karþýyayýz. Burjuvazi, bizzat halkýn kendi yaptýðý konutlara el koymak istemektedir. Bu nedenle, sömürünün ve rekabetin en çýplak þekilde yaþandýðý kent mekaný, sýnýf mücadelesinin bir parçasý olmuþtur. Bu mücadele yaþam alanýna sahip çýkma sýnýrlýlýðýndan çýkartýlarak, kentsel dönüþüm kýlýfýyla sunulan yýkýmlarýn kapitalist sömürünün yeni aracý olduðu her fýrsatta dile getirilmelidir. Yýkýmlara bireysel karþý duruþlarýn ötesine geçilmelidir. 60lý yýllarýn gecekondularla barýþýk modeli, 70li yýllarda yaþanan gecekondu ve toplumsal mücadele deneyimleri de bu perspektifle, nostaljiye kapýlmadan deðerlendirilmelidir. Bir kez daha belirtmek gerekirse modern kent ve kapitalizm, deðiþim deðerini esas alan kapitalist iliþkiler sisteminin doðasý gereði iç içe geçmiþ olgulardýr, birbirlerinin varlýk sebebidirler. Dolayýsýyla bu sistem içerisinde gecekondulaþma, kentsel yoksulluk çözümsüzdür; ve düzenin sunduðu çözümlerle, yoksulluk, çeliþki ve çatýþma bir yerden baþka bir yere taþýnmýþ olur. Ve aslýnda, 1 Mayýs Mahallesi ve Ýstanbul’daki birçok gecekondu mahallesi örnekleri bize kapitalist kentte kullaným deðeri odaklý projelerin geliþtirilebileceðinin ve geliþtirildiðini ( Aslan,2004,193) deðil, aksini gösterir. 80 Darbesinin anlattýðý budur.: “Sistem dýþýna” çýkmýþ varoþlar ve buradaki yaþam biçimine bir son vererek- en azýndan verme çabasýyla- sistemin týkanýklýðýný açmak gereklidir. Kýsa ve net söylemek gerekirse, kapitalizm koþullarýnda kullaným deðeri odaklý bir kent mümkün deðildir. Böyle bir kentin yaratýlmasý, mülkiyet iliþkilerinin kapitalist sistemin ayakta durabilmesindeki rolünü kavrayan, kendi mekanýný üretecek ve ayný zamanda da sýnýf mücadelesini çýkarlarý yönünde müdahalede bulunacak radikal bir mücadeleye baðlýdýr.

P. Kývýlcým

KOMÜNÝST DEVRÝM

BAÞARILAR, BAÞARISIZLIKLAR, SORULAR VE SORUNLARLA ÝSTANBUL’DA 1 MAYIS

Ýstanbul sýnýf hareketinin, devrimci ve sol hareketin “merkezi” olmasý bakýmýndan, burada yaþanan her geliþme, durum, eylem ve elbette bunlarýn en önemlilerinden biri olan 1 Mayýs eylemi önem taþýmaktadýr. Ýstanbul’da yaþanan olumlu ya da olumsuz politik geliþmeler ülkenin diðer bölgelerinde etkilerini, olumlu ve olumsuz yansýmalarýný göstermektedir. Sýnýf ve kitle hareketinin süreklileþmiþ bir eylem günü olmasý nedeniyle 1 Mayýs’ýn Ýstanbul’da nasýl geçtiði, sonraki süreçlere derin etkilerinin olmasý dolayýsýyla üzerinde durulmasý gereken bir gündemdir. Ýstanbul’da 2007 1 Mayýsý, eylemi gerçekleþtireceklerin Taksim’e çýkma ve burada bir eylem yapma ýsrarý üzerine haklý olarak tüm dikkatlerin üzerine toplandýðý yer oldu. DÝSK ve çeþitli sendika ve meslek örgütlerinin 1 Mayýsý Taksim’de kutlama açýklamalarý, sol ve devrimci hareketin kimi bileþenlerinin de Türkiye çapýnda merkezi olarak Taksim çaðrýsý yapmalarý Ýstanbul 1 Mayýsý’nýn önemini perçinledi. 1977 1 Mayýsý’nýn mirasýný taþýmak, uzun zamandýr yasaklý bir alan olarak 1 Mayýsta Taksim’de olmak sýnýf hareketi ve sol hareket için büyük bir moral kaynaðý olacaktý. Gerek nicel eylemlilik gerekse de siyasal ve örgütlenme düzeyi bakýmýndan sýnýf ve kitle hareketinin en geri noktalarda seyrettiði mevcut durumda, öncü ve iradi bir çabayla sembol olmuþ, devlet tarafýndan da kendi cephesinden önem taþýyan bir alanýn yeniden kazanýlmasý harekete bir moral ve itilim saðlamasý önem taþýmaktaydý ve halâ da böyledir. Ancak alan tartýþmalarýný, tarihsel deneyimlerden çýkan dersler, bugünkü sýnýf ve kitle hareketinin durumu, devrimci ve sol hareketin konumlanýþý ve de düzenin bugünkü durumu üzerinden yaparak deðerlendirmek gerekir. Bu bakýmdan bu yýlki Taksim mücadelesini doðru deðerlendirmek, önümüzdeki dönem için de büyük önem taþýmaktadýr. Taksim 1 Mayýsý önümüzdeki bir yýl tartýþýlmaya devam edecektir. Bu yazýmýzda biz de bu yýlki dersleri, genel politik sonuçlarý ve parçalý kimi deðerlendirmeleri dikkatle ele almaya çalýþacaðýz. DÝSK bu yýl Taksim 1 Mayýsý’ný, 1977 Katliamý’nýn 30. yýlý ve kuruluþunun 40. yýlý dolayýsýyla gündeme getirdi. Devrimci hareket açýsýndansa gerek devletle yaþanan bir irade savaþýnýn konusu olmasý dolayýsýyla gerekse de mevcut durumda (genel bir durgunluk ve gerileme durumunda) önemli bir moral kaynaðý olarak hareketin geliþiminin önünü açmasý yönünden bu karar sahiplenildi. Devrimci hareketin bir bileþeni olarak bizim için Taksim 1 Mayýsý’nýn bu biçimde deðerlendirilmesinde bir yanlýþlýk yoktur. Ancak burada iki noktanýn

5

altýný çizmek gerekmektedir. Birinci nokta þudur: Hiçbir alan kendi baþýna devrimci sonuçlar üretmez. Sýnýf mücadelesinin merkezi uzun zamandýr kentlerdir. Kentlerin farklý mekanlarý, kimi zaman fabrikalar, kimi zaman varoþlar, kimi dönemler merkezi meydanlar mücadelenin sürdüðü yerler olarak öne çýkarlar. Mekânýn mücadelede öne çýkýþý, sýnýf mücadelesinin seyri, sendikalar, kitle örgütleri ve politik öznelerin konumlanýþýyla doðrudan ilgilidir. 15-16 Haziran 1970 Ýþçi Kalkýþmasý, sýnýfýn hareketini üretim yerleri, fabrikalarla sýnýrlamayýp, kentin merkezi alanlarýna taþýmýþ, 1995 Gazi ayaklanmasý varoþlarý mücadele alanlarý olarak öne çýkarmýþ, 96 1 Mayýsý yeniden merkezi bir meydaný yani Kadýköy’ü kitlelerin aktýðý mücadele alanýna çevirmiþ, 1998 1 Mayýsý devrimci gruplarýn ortaklaþtýðý eylemi varoþta varetmiþtir. Dolayýsýyla kitle mücadelelerinin alaný sorunsalýný, mevcut durumdaki faktörlerin iliþkileri ile ele almak gerekir. Ýkinci nokta da þudur: Sendikalarýn ardýndan, sol hareketin ve devrimci hareketin pek çok bileþenin de bu yýl 1 Mayýs’ýn Taksim’de “kutlanmasýnýn” zemininin gerekçelerini öncesindeki siyasal geliþmelere dayandýrýlarak açýklamasý, bu geliþmelerin niteliðine baktýðýmýzda ihtiyatla karþýlanmasý gereken bir durumdur. Özellikle Hrant Dink cenazesinde yüz bin kiþinin Taksim’den geçerek yürümesi, Taksim’in eylem alaný olarak önünün açýldýðý ve buradaki kitlenin yarattýðý havayla Taksim 1 Mayýsý’nýn benzer bir kitlesellikle geçeceði beklentileri aþýrý iyimser ve yanlýþ deðerlendirmelerdir. DÝSK’i de cesaretlendiren bir olay olarak Hrant Dink’in cenazesindeki olumlu öðeler sadece liberal solun hanesine yazýlmýþtýr; devrimci hareketin ve buradan kaynaklanarak 1 Mayýs’ýn hanesine yazýlmamýþtýr. Hrant Dink cenazesinin liberal sol bir çizginin hakimiyetinde olmasýna raðmen, 1 Mayýsa dönük olumlu sonuçlarý olabileceði tespitlerinin arka planýnda demokrasi, liberalizm gibi konulara, siyasal süreçlere dönük temel konulardaki bakýþta yanýlsamalar bulunmaktadýr. Bu noktalara girmek yazýmýzýn kapsamýný aþmaktadýr. Ancak bunlarý konumuz açýsýndan ele alýrsak, genel bir demokrasi anlayýþý ve sol söylemler üzerinden yaþanan geliþmeler, düzenlenen eylemler, düzenin “statükocu”, “bürokratik” yapýsýnýn karþýsýnda olan her durumun; sýnýf hareketi, devrimci harekete faydalar saðlamadýðý bu yýlki 1 Mayýs eylemi özelinde görülmüþtür. Ýþçi sýnýfýnýn kitle örgütlerinin oldukça zayýf; sýnýfsal bir tutum almanýn uzaðýnda olduðu mevcut durumda, kendiliðinden bir kitle hareketinin yükseliþinden de bahsetmek mümkün olmadýðý için beklentileri, deðerlendirmeleri devrimci hareketin ve politik kuvvetlerin durumuna göre yapmak saðlýklý bir yöntem olacaktýr.


KOMÜNÝST DEVRÝM

Ýstanbul’da 1 Mayýsý Taksim alanýnda kutlayacaklarýný açýklayan sendikalar, meslek örgütlerinin ardýndan pek çok kiþi, kurum, parti, siyasal grup bu tutumu desteklemiþtir. Bu durum bir olumluluk olsa bile ayný olumluluðun eylem öncesindeki hazýrlýklara yansýdýðýný söylemek mümkün deðildir. Her grup kendi baðýmsýz hazýrlýklarýný sürdürürken, geniþ bir mutabakat saðlanmýþ olduðu halde ayný geniþlikte 1 Mayýs çaðrýsý, hazýrlýklarý yapýlamamýþtýr. Bu konuda esas sonucu devrimci hareket için çýkarmak gerekmektedir. Baþta DÝSK olmak üzere, pek çok sendikanýn esip gürlemesine, kararlýlýk söylemlerine raðmen; nitelik ve nicelik anlamýnda geliþkin bir eylem için ciddi bir ön hazýrlýk yaptýklarýný söylemek imkansýzdýr. Devrimci hareketin çeþitli bileþenleri “Devrimci 1 Mayýs Platformu” adý altýnda bir araya gelmiþ, ancak platformun hazýrlýk çalýþmalarý önceki yýllardaki etkinlikleri aþan, geniþleten bir düzeyde olmamýþtýr. Sendika bürokrasisinin sol söylemleri takýndýðý zamanlarda dahi, onlardan iþçi, emekçi inisiyatifini harekete geçirmeleri, bunun için çaba göstermelerinin beklenemeyeceði, bunun yalnýzca devrimciler tarafýndan yapýlabileceði 1 Mayýs günü yaþananlarla da ortaya çýkmýþtýr. Sendikal önderlikler bütün iddialarýna raðmen, 1 Mayýs günü sýnýrlý bir iþçi kitlesini alana taþýyabilmiþtir. Taksim’in çevresine, Ýstanbul’un çeþitli bölgelerine yayýlan çatýþmalý eylemleri büyük oranda sol ve devrimci hareketin taþýdýðý kitleler gerçekleþtirmiþlerdir. Buradan önemli iki sonucu çýkartmak gerekir. Birincisi; sendikalar vb. kurumlar alana sýnýrlý bir gücü taþýdýklarý halde 1 Mayýs eylemlerinde organizasyondan, kürsüye, alanýn yönetiminden, seçimine tek söz sahibidirler. Devrimci harekette bir önderlik sorunun yaþandýðý bugünkü durumda eylem birliði platformlarý vasýtasýyla devrimci hareket daha inisiyatifli davranmalýdýr. Ýkincisi; bu 1 Mayýs’ta Taksim’in çevresinde ve tüm Ýstanbul’da direniþin esas yürütücüsü devrimci hareketin militanlarý ve diðer sol hareketin bileþenleridir. Sendika bürokrasisi ve taþýdýðý kitlenin bu direniþlerdeki payý sýnýrlýdýr. Ancak buna raðmen Taksim 1 Mayýsý için gösterilen bu direngen tutumun siyasal kazanýmýný kendilerine mal etmeye, bu sayede sol ve devrimci hareket üzerinde “itibarlarýný” arttýrmaya çalýþacaklardýr. Bu duruma karþý uyanýk olmak, sendika bürokrasisinin hiç de hak etmediði bir itibarý kazanmasýnýn, böylece devrimci hareketin etkisi altýndaki kesimlerin kafasýnda yanýlsamalar yaratýlmasýnýn önüne geçilmesi gerekir. Bugünkü tablodan çýkan bir ders olarak þunu unutmamak gerekir. Bugün, özellikle DÝSK, varolan “itibarlý” konumunu örgütlülük gücünden, kitleleri harekete geçirme dinamizminden, sýnýf bilinciyle davranan çizgisinden deðil; sol ve devrimci hareket içindeki yanýlsamalardan kaynaklanan duruma borçludur ve

6

yaný sýra belli oranda düzenin de bu duruma verdiði destekten güç almaktadýr. 1 Mayýs günü devletin aldýðý tedbirleri, baský ve þiddetini yeniden tekrarlamaya gerek yok. Ortaya çýkan sonuçlar üzerinde durmak yaþananlarý tasvir etmekten daha önemlidir. Düzenin 1 Mayýsý Taksim’de kutlatmama tavrý kendi cephesinden hedefine ulaþmýþ olsa bile bu yýlki Ýstanbul 1 Mayýsýnýn son on yýldaki 1 Mayýslar içinde önemli ve “tarihsel” bir yeri olduðunu söylemek gerekmektedir. Sol ve devrimci hareketin militanlarý, taraftarlarý, taþýdýklarý insanlar; Taksimin çevresindeki geniþ bir alaný, mahalleleri, sokaklarý, Ýstanbul’un giriþindeki otobanlarý, iskeleleri direniþle, miting alanlarýna, mücadele alanýna çevirmiþler, düzenin aldýðý tedbirler de 1 Mayýsý milyonlarca insanýn gündemine taþýmýþtýr. Bu durumun, düzenin güçleri karþýsýnda güçlerimizin sýnanmasý, dolayýsýyla zaaflarýn, eksikliklerin görülmesi noktasýnda; devrimci ve sol harekette mücadele, direniþler içinde taze, direngen güçlerin, ajitatör ve eylem örgütçülerinin ortaya çýkmasýna kadar yeni deneyimler edinilmesine katký sunmuþtur. Eylem öncesinde Taksim’in yasaklanmasý ve düzenin diðer tüm tehditlerine raðmen; 1 Mayýs günü yüzlerce, binlerce insan siyasal gruplarýn yönlendirmesiyle sokaklara çýkmýþtýr. Gerek tekil gözlemler gerekse çeþitli siyasal gruplarýn deðerlendirmelerinde de görüldüðü gibi baský ve tehditler kitlelerin 1 Mayýs’a gelmelerini engelleyememiþ, tersine önceki yýllardan daha fazla insan 1 Mayýsa gelmesini saðlamýþtýr. Bu durum, sýnýrlý da olsa belli bir kitlede yasallýk ve baský kaygýlarýnýn iþe yaramadýðýný ortaya koymuþtur. Üstelik içinden geçtiðimiz süreçteki laiklik mitinglerinin, þovenist havanýn hakim olduðu böylesi bir ortamda yasak olan bir eyleme kitlelerin gelmiþ olmasý büyük önem taþýmaktadýr. Önümüzdeki süreçte üzerinde yoðunlaþýlýp, doðru deðerlendirilebilirse bu dinamiðin ilerletici olmasý muhtemeldir. Ýþte 2007 Ýstanbul 1 Mayýsýnýn esas baþarýsýný bu saydýðýmýz öðeler oluþturmaktadýr. 1 Mayýs’ýn baþarýsý tek baþýna Taksim’e çýkýlýp, çýkýlmamasý tartýþmasýnda ve pratiðinde deðildir. Ortaya çýkan bu olumlu yanlar önceden planlanýp, bilinçli bir yönelimle ortaya konulmamýþtýr. Tam tersine, düzenin dayatmasýyla fiilen ortaya çýkan bir durumdur. Sorun Taksim alanýna kilitlenip, her ne þekilde olursa olsun bu alanýn kazanýlmasýna indirgendiðinde sayýlan olumlu öðelerin ilerletilmesi mümkün olmayacaktýr. Ancak olumlu ve olumsuz yanlar ayrýþtýrýlýp, esas olumlu ve baþarý olarak gördüðümüz yanlar üzerine yoðunlaþýlýp, bu defa bilinçli bir yönelimle deðerlendirildiðinde, iþte o zaman Taksim alanýnýn kazanýlýp, kazanýlmadýðýndan baðýmsýz kitle hareketi ve devrimci hareketin ilerlemesi mümkün olacaktýr.

KOMÜNÝST DEVRÝM

hareketleri 70lerde niteliksel bir deðiþime uðramýþtýr. Gecekondu sadece göç edenlerin deðil, düþük gelirli kent sakinlerininmülksüz kesimlerin- de konut sorununa bir yanýt olmuþtur. Birinci kuþak gecekonduculardan farklý olarak, gecekondu hareketi sosyalist gruplarýn önderliðinde politik ve örgütlü bir karakter kazanmýþtýr ve resmi engellemelerle karþýlaþmýþtýr. Aslan’ýn açýkladýðý üzere, “Sistemin kendi potasýnda eritebilme yeteneðine sahip olamadýðý sistemdýþý hareketler, gecekondular örneðinde görüldüðü gibi, giderek toplumsal bir destek kazanmaktaydý.”(2004;7778) Seçim yoluyla oluþturulan halk komiteleri, mahalle örgütleri, semt komiteleri, ve savunma komiteleri gibi,bugün de isminden söz ettiren gecekondu mahallerinin oluþumunda ve gerektiðinde sistemin saldýrýlarýna direniþinde rol alan yapýlanmalar dönemin özgül yapýlarý olmuþlardýr. Örgütlü bir yaþamýn ve emekçi kültürün yeþerdiði gecekondular devletle devrimci/sosyalist hareket arasýnda iktidar mücadelesinin yaþandýðý alanlar olmuþlardýr. 70li yýllarýn sonlarýna doðru, siyasal olarak merkezi otoritenin kontrolünden çýkmaya baþlayan yerel örgütlenmeler ve ekonomik olarak ithal ikameci ekonomik modelin týkanýþý sürece müdahalenin koþullarýný oluþturur. Büyük kentlerdeki gecekondu merkezli toplumsal hareketleri kendine ‘uzlaþmacý yollarla’ eklemleyemeyen sistemin krizi 80 darbesiyle çözülecektir(!). 24 Ocak Kararlarý neo-liberal ekonomi politikalarýn temellerini atarken, “Emek merkezli bir kentleþme döneminden sermaye merkezli döneme geçiþte askeri rejim merkezi bir rol oynamýþtýr…. Daha sonraki döneme hakim hale gelecek kentsel giriþimciliðin ilk öncülleri bu dönemde uygulamaya konulmuþtur.”( Þengül,2000, 87) Ýhracata yönelik ekonomik modelin önünün açýlmasýyla, Türkiye kapitalizminin uluslar arasý piyasalarla iliþkisi de hýz kazanmýþtýr. Özellikle büyük kentler, baþta da belirtildiði gibi, özel sektörün kentsel yatýrýmý dolayýmýyla sermayeye kaynak aktarýmýnýn baþat aktörlerinden olmuþlardýr. Böylelikle, kent planlamasýndan- planlama çabalarýndan- kentsel dönüþüme giden yola girilmiþ olunuyor. Kent, kent sakinlerinin refahýna hizmet eden bir yer olmanýn dýþýna çýkar ve çýk-

19

malýdýr. Harvey’in tespitini yaptýðý durum budur: “Hastalarýn saðlýk hizmetlerinden yararlanma imkanlarý yoktur. Ancak kentin imajýný geliþtirmek için kültür merkezleri, oteller, stadyumlar ve benzerlerine büyük harcamalar yapýlýr. Bu yatýrýmlarda kamuözel teþebbüs ortaklýðý ‘halk riski yüklenirken, özel karý alýr’ anlamýna gelmektedir. Yaratýlan bu renkli ve gösteriþli alanlardan fakirler uzak tutulur, zenginler ise kendi güvenli kalelerini inþa eder.” ( Toplum ve Bilim kitap tanýtýmý) Kapitalist düzenin kentlerinde yaþananlarý Engels þöyle açýklar: “Çoðu zaman, sanayi-öncesi bir geçmiþten gelen göçmenlerin oluþturduðu yeni proletaryayý kapitalizm bir toplumsal cehenneme küreler; o cehenneme takýlýp kalýrlar, düþük ücret alýrlar ya da açlýk çekerler, gecekondularda çürümeye býrakýlýrlar, ihmal edilirler, hor görülürler; yalnýzca, rekabetin kiþisel-olmayan gücünün deðil, ama bir sýnýf olarak burjuvazinin de zorbalýðýyla yüz yüze gelirler; burjuvazi onlarý insan olarak deðil nesne olarak görür; insani varlýk olarak deðil “emek” ya da “el” olarak görür.” ( Ýng.’de emekçi sýnýfýn durumu önsöz) Neo- liberal hegemonyanýn yapý taþlarýndan olan iki ulus projesi ve beraberinde iki kent projesi bize bunu göstermektedir. Yaþam pratikleri uzlaþtýrýlmaya çalýþýlan, herhangi bir siyasi proje etrafýnda birleþtirilmesi gereken toplum kesimleri yoktur artýk. Düzen, kazanýlmýþ sýnýrlý sosyal haklarý gasp ederek, kapitalizmin vahþi dönemini aratmayacak þekilde çalýþan kesimleri yok saymakta bir sakýnca görmemektedir. Özelleþtirme ve sanayisizleþme ekonomi politikalarý baþta çalýþan kesimler üzerinde derin etkiler yaratarak uygulanmakta, iþçi sýnýfý kapitalist çarkýn diþlileri arasýnda daha çok ezilmekte, kentsel yaþamýn asgari olanaklarýndan dahi yoksun býrakýlmaktadýr. Uçurumun gün geçtikçe keskinleþtiði kentler de iki ayrý sýnýfýn iki ayrý kentidir aslýnda : Bir yanda uluslar arasý düzeyde yarýþan kapitalizmin yeni kurtarýcýsý, rant alaný olan kent; diðer yanda iþgücünü dahi satamayan iþsizler ya da iþgücünü sosyal güvencesiz kýsa erimli iþlerde satan, sistemin en çok ezdiði kent yoksullarýnýn yaþam alaný olan kent. Bu noktada, bu iki kent arasýndaki iliþkide-taraflarý çatýþan ya da çatýþmasý gereken bir iliþkidir bu.- hayata geçen bir olgu olarak kentsel


KOMÜNÝST DEVRÝM

KAPÝTALÝZM, KENTLEÞME VE KENTSEL DÖNÜÞÜM

Son yýllarda, geliþmiþ kapitalist ülkelerde olsun, geliþmekte olan ülkelerde olsun, artan bir þekilde kentsel sorunlarýn politik tartýþmalarýn odak noktasýný oluþturmaya baþladýðýný gözlemliyoruz. Bu durum Lefevbre’nin kapitalizm ve kent arasýndaki iliþkiye dair yaptýðý tespiti haklý çýkaran bir geliþim olarak karþýmýzda duruyor. Bu tespiti kabaca þöyle özetleyebiliriz: Lefevbre kapitalizmin yirminci-ve tabi yirmi birinci- yüzyýlda hala hayatta kalýyor olmasýný onun kent mekanýný- sermaye birikimin ve rant saðlamanýn bir aracý olarak- keþfetmesine baðlýyor. Kentler kapitalizmin sahnesi olmaktan öteye geçerek, neo- liberal politikalarýn bizatihi aktörleri olmaya baþlýyorlar. Kent mekanýnýn kendisinin bir meta olarak görülmesiyle beraber, mekanýn kullaným deðerinden çok deðiþim deðerini ön plana çýkaran projeler hýz kazanýyor. Diðer bir deyiþle kentsel rantýn paylaþýmý kente yönelik politikalarýn ana eksenini oluþturuyor. Ýleride deðinilecek farlý boyutlarý olmakla birlikte, kentsel dönüþüm projelerinin bu çerçevede deðerlendirmek kapsamlý bir bakýþ açýsýna olanak saðlayacaktýr. Çünkü “ Kentsel Dönüþüm kavramý; neo-liberalizm, küreselleþme ve dünya kenti kavramlarýnýn, kavram olmaktan çýkýp gerçekliðe dönüþmelerinde kullanýlan en temel araçlardan biri olmuþtur.” ( Bayram, planlama dergisi) 50li yýllarda kentleþme sürecine adým atan Türkiye de 80li yýllardan baþlayarak bu yeni sürece dahil olmaktadýr. Þengül’e göre 1980 öncesinde sanayiye öncelik veren devlet stratejileri, ithal ikameci politikalarýn sona erip, dýþa açýk büyüme modeline geçiþle birlikte, rant sektörlerini ve özel olarak da kent mekanýný çarpýcý biçimde daha karlý hale getirmiþtir.(2000,31 ) Esasen kapitalizm ve kentleþme varoluþsal olarak iç içe geçmiþ olgular olmakla beraber, neo-liberal politikalar kapitalizmin gemi azýya almýþ hali olarak karþýmýza çýkmakta. Bu nedenle de kapitalizmin bu deðiþimini anlamak adýna Türkiye’de kentleþmenin- kapitalizmin kentleþmesinin- tarihine bir göz atmak anlamlý olacaktýr. Cumhuriyet dönemi kentleþmesini daha iyi anlamak için Osmanlý kenti bize fayda saðlayacaktýr,

18

ancak böyle bir deðinmenin bu yazý açýsýndan bir gerekliliði olmadýðýndan, süreci 1923le baþlatabiliriz. Cumhuriyetin ilanýn ardýndan, (Tartýþmanýn kolaylýðý açýsýndan 23ü baþlangýç olarak alýyorum.) modernleþme çabalarýyla beslenen ulus devletleþme sürecinde, merkezi siyasi otoritenin kontrolü altýnda þekillenen bir kent anlayýþýna sahip olunduðunu görüyoruz. Kent Planlamasý merkezli bir modern (batýlý)Kemalist elitin tasarladýðý- kenttir yaratýlmaya çalýþýlan. 30lu yýllara gelindiðinde, devletin temel aktör olarak ekonomiye yön verdiði, devlet kapitalizminin hüküm sürdüðü koþullarla karþýlarýz. Bu dönemde kente yeterli düzeyde yatýrýmlar yapýlmamýþtýr ve belediyeler güçlenme þansý bulamamýþtýr. 50lerde baþlatýlan ikinci dönemi belirleyen en önemli unsur tarýmda modernleþmenin ve iç pazarýn geniþliði ve canlýlýðýna dayalý ithal ikameci büyüme modelinin bir sonucu olarak kýrdan kente göç olgusudur. Bu dönemde ortaya çýkan göç ve beraberinde getirdiði gecekondulaþma bugün de tartýþtýðýmýz kentsel çeliþkinin temelini oluþturmaktadýr. Tarým sektöründeki bu artýk nüfus,eskinin tarým emekçileri, büyük kentlerin sanayi proletaryasýný oluþturmak üzere kentlerin çeperlerine yerleþmiþler. Bu noktadan itibaren kent yoksullarýnýn yaþam alanlarý olan varoþlar, özel mülkiyetin koruyucusu devlet otoritesi ve yerleþik düzenin sakinleri için bir tehdit olarak kentteki yerlerini almýþtýr. 1960larda büyük kentlerde hýzla artan gecekondulaþma problemi devlet tarafýndan müdahale gerektiren bir durum olarak algýlanmaya baþlanmýþtýr. Bu dönemdeki çözüm arayýþlarý ýlýmlý bir düzeyde, bu yapýlanmalarý sisteme eklemleme amacý etrafýnda þekillenmiþtir. Hatta iþ gücünün daha az maliyetle yeniden üretimine katký saðlayan gecekondular sistem için geliþmeci bir unsur olarak görülmektedir. Bu reformist çabalar gecekondulaþma probleminin ilk safhalarýnýn atlatýlmasýna kýsmi olarak hizmet etmiþ olsa da; 70li yýllarýn baþý gecekondularýn daha radikal bir tutumla sistemle karþý karþýya geldiklerinin gözlemlenebildiði yýllar olmuþtur. Bu durum keskinleþen toplumsal çeliþkilere ve artan mücadele hareketlerine kentin verdiði yanýttýr. Özellikle büyük kentlerde devlet otoritesi oldukça azalmýþtýr. Buna ek olarak, Türkiye’deki gecekondulaþma

KOMÜNÝST DEVRÝM

KARARLIÐIN ÇATIÞMAYA DÖNÜÞTÜÐÜ EYLEM ALANI:TAKSÝM

1977 1 Mayýsý’nýn 30. yýldönümünde, Taksime çýkma kararlýðý eylem öncesi yapýlan çalýþmalara ve ülke atmosferine rengini vermiþtir. Burjuvazinin iþçi sýnýfýna ve onun öncülerine saldýrdýðý alanda 30 yýl sonra 1 Mayýs eylemini gerçekleþtirmek; “Yaþasýn 1 Mayýs!”, “Yaþasýn Proleter Enternasyonalizmi!” sloganlarýný burada haykýrmak; 1977’de ayný alana çýkan devrimcilerin geleneðini sürdürenlerin ve iþçi sýnýfýný kurtuluþa taþýmak için mücadele eden devrimcilerin varlýðýný dosta düþmana göstermek için 1 Mayýs’ý bu tarihsel alanda gerçekleþtirmek önemliydi. 77 Katliamý’nýn 30. yýlýnda, Taksim meydanýnýn sýnýf savaþýmýndaki tarihsel özgünlüðü dolayýsýyla 2007 1 Mayýsý’ný burada yapmak, biz komünist devrimciler tarafýndan da doðru bir taktiksel yaklaþým olarak kabul edilmiþ ve eylem öncesi hazýrlýklarýn ana vurgusunu Taksim’e çýkma gerekliliði oluþturmuþtur. Her önemli eylemden önce olduðu gibi, 1 Mayýs çalýþmalarýný yürütmek için hareketimiz örgütlü hazýrlýðýnýn ve disiplininin en somut ifadelerinden biri olan eylem komitesini oluþturmuþtur. Ýþçi sýnýfýnýn kurtuluþ mücadelesinde mihenk taþlarýndan biri olan 1 Mayýs gibi önemli bir gündem, öncesinde ciddi ve plânlý bir çalýþmayý gerektirmektedir. Bu yüzden komite olarak bir araya geldiðimizde yürüteceðimiz çalýþmanýn her boyutunu dikkatle ele aldýk; bu yýl eylemin Taksim’de yapýlmasýnýn verdiði coþku ve kararlýlýkla eylem öncesi hazýrlýklarýmýza baþladýk. Komitemiz ilk olarak, eylemin teknik yanýný örgütleme iþine yoðunlaþmýþtýr. Daha önceki 8 Mart eyleminden çýkardýðý dersle komite, eylem öncesi teknik hazýrlýklara daha fazla zaman ve enerji harcamýþtýr. Hem estetik açýdan oldukça hoþ hem de içerik olarak devrimci mesajlarý içeren materyallerini büyük bir özenle zamanýnda hazýrlamýþtýr. Düþmanýn 1 Mayýs’a yönelik saldýrgan tutumu nedeniyle bir kortej oluþturulup yürüyüþe geçilemediði için binbir çabayla oluþturduðumuz pankart ve bayraklar alanda açýlamamýþtýr. Ýstanbul’un Taksim’e yakýn ya da uzak her bölgesinin çatýþma alanýna dönüþtüðü eylem alanýnda bu kez pankartýmýzý ve materyallerimizi düþmana kaptýrmamak önemli bir görev haline gelmiþtir. Komitemiz tarafýndan belirlenen pankarttan sorumlu olan yoldaþlarýmýz bu

7

görevi hakkýyla yerine getirmiþ; hem çatýþmalarda yer alarak hem de pankartýmýzý ve materyallerimizi koruyarak eylem alanýnda varlýk göstermiþtir. Komite üyesi yoldaþlar, eylemin öncesi oluþan durumu gözlemlemiþ; yoðun polis ablukasý nedeniyle oluþan olaðanüstü koþullarda inisiyatif koymuþ, hareketimizin özgür materyallerinin alana sokulmamasý kararýný almýþtýr. Bu yüzden çatýþmalarýn gerçekleþtiði bölgelerde hareketimizin özgür materyalleri yer alamamýþtýr. Hazýrlýðýmýzýn diðer boyutunu eylem öncesi yaptýðýmýz politik-örgütsel propaganda oluþturmuþtur. 1 Mayýs’ýn sýnýf savaþýmýnda tuttuðu kritik yeri; bu topraklarda verilen devrimci mücadele içerisindeki önemini ve özelde de hep katliamla anýlan 1977 1 Mayýsý’nýn gerek alana taþýdýðý iþçilerin, emekçilerin, devrimcilerin niceliði açýsýndan gerekse de sýnýf mücadelesi içerisinde hem biz politik özneler hem de sýnýf düþmanýmýz olan burjuvazi için tarihsel bir dönemeci oluþturmasý yönünü iliþkilerimize anlattýk. Ýþçi sýnýfýnýn dünyanýn pek çok ülkesinde verdiði mücadeleyle yaratýlan bu günü, yani iþçi sýnýfýnýn “Birlik, Dayanýþma ve Mücadele” günü olan 1 Mayýs’ý alanda oluþabilecek her duruma raðmen sahiplenmek; tarihsel haklýlýðýmýzdan aldýðýmýz güçle bu yýl Taksim alanýnda varedebilmek; sloganlarýmýzý düzenin tüm baský, saldýrý ve gözaltý tehditlerine raðmen orada daha gür haykýrabilmek yaptýðýmýz propagandamýzda iþlenen temel noktalardý. Bunlarýn ýþýðýnda, eyleme katmayý hedeflediðimiz sempatizanlarýmýzý, çevre iliþkilerimizi ve hareketimizin militanlarýný düzenli görüþmelerle eyleme politik-örgütsel açýdan hazýrladýk. Eylemin pratik örgütlenmesine, kimi yoldaþlarýmýzýn alanda gerçekleþtirecekleri görevleri tanýmlayarak, bir buluþma yeri ve saati belirleyerek, sorumlu olunan materyalleri olaðanüstü durumda nasýl sahiplenileceðini vurgulayarak baþladýk. Bu pratiðin devamý eylem alanýnda saðlanacaktý. Ancak düzen bekçileri aldýðý olaðanüstü önlemlerle; Taksim meydanýna çýkan tüm yollarýna, köþe baþlarýna, iskelelere hatta otoyollara, köprü giriþ, çýkýþlarýna kurulan ablukalarla; sabahýn ilk saatlerinde baþlayan saldýrýlarla verilen randevu yerlerine gidilmesini engellemiþtir. Alana çýkan yola adým atar atmaz baþlayan polis saldýrýsý, eylem komitesinde olan yoldaþlarýmýzýn bir araya gelmesini imkansýz kýlmýþtýr. Daha önce bir þekilde buluþan ve çeþitli iliþkileri organize etmeye çalýþan komite üyeleri de ilk saldýrý-


KOMÜNÝST DEVRÝM

da diðerlerinden kopmuþ; bu aþamadan sonra polisle karþý karþýya gelinen pek çok alanda yoldaþlarýmýz ve iliþkilerimiz kendi baþlarýna kalmýþ; irade gösterip devrimci tutum almaya çalýþmýþtýr. Eylem alanlarýnda ve çatýþmalar esnasýnda ara ara bir araya geliþlerde yapýlan gözlem ve deðerlendirmelerde göze çarpan noktalardan biri de yoldaþlarýmýzýn ve her türden iliþkimizin polis saldýrýsýyla yýlmamasý ve Taksim’e çýkýlmasý konusunda sergilediði ýsrardýr. Sabahtan baþlayýp akþama kadar pek çok yerde süren çatýþmalarda yer alan yoldaþlarýmýz, polisin her saldýrýsýnda karþýlarýnda durmuþ, kaçmýþ, kovalanmýþ ancak her seferinde diðer devrimcilerle yeniden bir araya gelerek Taksim’e çýkma iradesine katký sunmuþ, “Yaþasýn 1 Mayýs!”, “Ýþte Eylem, Ýþte Taksim!”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma!” sloganlarýný dillendirmiþtir. Kimi yoldaþlarýmýz Taksim’e çýkabilmeyi baþarmýþ; düþmana devrimcilerin kararlýðýný göstermiþlerdir. Komitemiz bu eylemden birtakým pratikpolitik sonuçlar çýkarýlmasý gerektiðini düþünmektedir. Çatýþma alanlarýyla ilgili en önemli gözlemimiz þudur: Þehrin merkezi bölgelerinde polisle karþý karþýya geliþlerde yaþanan düþmanýn elindeki donanýmla yarattýðý eþitsiz güç dengesine raðmen devrimcilerin cesaret, irade ve inançla fiziksel karþý koyuþu olurken; Okmeydaný, 1 Mayýs Mahallesi ve Taksim-Dolapdere gibi yerlerde varoþlarda bulunmanýn devrimcilere sunduðu avantajlý konum, yani hem taþ, molotof, sapan vb. araçlarla hem de oralardaki halktan alýnan maddi-lojistik-yüksek katýlýmcý sayýsý gibi destekler sayesinde çatýþmalar düþmana kayýplar verdirir nitelikte bir þiddetle geçmiþtir. 2007 1 Mayýsý’nýn somut örneðinde de görüldüðü gibi varoþlar iþçi sýnýfýnýn yaþam-çalýþma alanlarý olarak ve ayný zamanda devrimci dinamiði, potansiyeli içeren yerler olarak düþmana karþý verilecek mücadelede, onunla yapýlacak çatýþmalarda bizler için daha uygun mekânlardýr. Ýçinden geçilen gericilik sürecinde, politik öncülerin alanlara yüz binleri taþýyamadýðý, toplumsal yaþam içerisinde etkinliðinin ve prestijinin giderek zayýfladýðý; iþçi ve emekçiler arasýnda örgütlenme düzeyinin azaldýðý bu dönemde kendimizi güçlü hissedebileceðimiz ve destek alabileceðimiz yerlere eylemleri taþýmak daha anlamlý gözükmektedir. 2007 1 Mayýsý özelinde Taksim’e çýkma ýsrarý onun tarihsel yaný ve düþmana yaptýðý katliamla hedeflediði sinmiþliðin gerçekleþmediðini göstermek

dolayýsýyla doðru bir taktik olmasýna raðmen biraz önce bahsedilen sebeplerden kaynaklanarak bu dönemde yapýlacak diðer eylemlerde eylem alanlarýnýn varoþlar olarak seçilmesi daha mantýklý gözükmektedir. Görüntülerden de hatýrlanacaðý gibi Beþiktaþ’ta, Taksim’de, Kabataþ’ta onlarca polis tek baþlarýna bulduklarý devrimcileri öldüresiye döverken; Okmeydaný’nda bir tek eylemci onlarca polisi kiremit yaðmuruna tutmuþ çaresizlik içerisinde kývranan polis çözüm olarak silahýna sarýlmaktan baþka bir yol bulamamýþtýr. Varoþlar çatýþmaya daha elveriþli mekânlardýr. Eylem komitemizin diðer deðerlendirmesi alana gelen kitleye dönük herhangi bir öncülüðün yapýlmamasýyla ilgilidir. DÝSK, diðer sendikalar ve meslek örgütleri, Devrimci 1 Mayýs Platformu temsilcilerinin sabahýn ilk saatlerinde gözaltýna alýnmasýnýn ardýndan eyleme katýlmaya gelen kitlelerde öncüsüzlük bunalýmý baþlamýþtýr. Buna raðmen, bir sonraki adýmýn ne olacaðýný bilemeden spontane eylemler koyarak polisle çatýþma, her ne þekilde olursa olsun bir yolunu bularak Taksim’e çýkma kararlýðýnda olan devrimciler ve onlarýn alana taþýdýðý kitleler yýlmamýþ, pek çok yerde 1 Mayýs sloganlarýný haykýrmýþlardýr. Bu eylemde, düþman kolluk güçlerinin sayýsý, teçhizatý, kullandýðý gaz-biber bombasý ve üç kiþiyi bile yan yana gördüðünde saldýran tarzýyla aslýnda bize gücünün maksimum boyutunu göstermiþtir. Þehrin merkezi yerlerine kadar taþýyýp beklettiði ordu güçleri yani askerler belki de çatýþmalarýn þiddetine göre devreye girecek son güç olacaktý. Bizler de dahil olmak üzere tüm devrimci güçlerin bu durumdan ders çýkarmasý; kritik dönemeçlerde ve eylemelerde organize bir hazýrlýkla düþmana karþý koymasý gerekmektedir. DÝSK’in yüz binleri alana taþýyacaðýz gibi abartýlý iddialarýna karþýn çok az kiþiyi alana taþýyýp yaklaþýk 2000-2500 kiþiyle Taksim eylemini basit bir basýn açýklama ve karanfil býrakma ritüeline dönüþtürmeye çalýþmasýna raðmen; alana onun getirdiðinden kat be kat daha fazla kitleyle gelen biz devrimci gruplar ardý ardýna gelen çatýþmalarý ve ara sokaklardan da olsa meydana ulaþma 1 Mayýs eylemini gerçekleþtirme çabasýný en yükseðe taþýyan kesimlerdir. Komite olarak eylem öncesi ve eylem konusundaki deðerlendirmelerimiz bu noktalardan oluþmaktadýr.

8

EYLEM KOMÝTESÝ

KOMÜNÝST DEVRÝM

hareketin genelinin paylaþtýðý, “bir kapandan kurtulmak anlamýný taþýyan 1 Mayýs” gibi bir sonucu ifade etmemiþ, aslýnda baþka bir kapanýn kurulmasý ile sonuçlanmýþtýr. Bu kapan; sendikalarýn sol hareket içinde itibarlarýný tazeleyerek, 1 Mayýslarýn önderliðini almasý olmuþtur. 12. 2005 ve 2006 1 Mayýslarý olumlu ve olumsuz bir dizi etkenin iç içe yaþandýðý eylemler oldular. 2005 yýlýnda, Kadýköy mekân olarak 1996’dan sonra ilk kez 1 Mayýsa sahne oldu. 2005 yýlý eyleminin hafta sonuna denk gelmesi, devrimci hareketin bileþenlerinin yaný sýra sendikalarýn, meslek örgütlerinin ve çeþitli kuruluþlarýn alanda yer almasý nedeniyle sýnýrlý bir kitle artýþýnýn olduðu gözlenmiþtir. Ancak bu artýþ son yýllardaki düzeyin çok ötesine geçmemiþtir. Eylem sonrasýnda kimi devrimci gruplarýn zorlama bir deðerlendirme olarak ifade ettikleri, 1996 yýlýnýn isyancý mirasýnýn olumlu etkiler yaratabileceði yönündeki beklentiler alandan gerçekleþmemiþtir. Zira 2004’e gelindiðinde, 1996’yý yaratan dinamikler geri çekilmiþti ve þimdi sendikalarýn daha sýký bir denetimi, etkinliði söz konusu idi. 96’nýn devamý þeklindeki deðerlendirmeleri, ne 96 yýlýndaki dinamikleri ve bugünü doðru deðerlendirildiðinin ne de bugünkü durumda sýnýf mücadelesi cephesinde düzenin ve sendikalarýn rolüne doðru bakýldýðýnýn yansýmalarý olarak görmek gerekir. Komünistlerinde içinde bulunduðu bir kýsým devrimci grubun oluþturduðu “Devrimci 1 Mayýs Platformu”, sendikalar ve düzenin 1 Mayýslar’daki tahakkümünü kýrmaya dönük çabalarýný olumlu olarak deðerlendirmek gerekir. Bu platformun, 1 Mayýs alanýnda somut olarak yarattýðý deðiþiklikler sýnýrlýdýr. Fakat, sendikalarýn tahakkümünü sýnýrlayan, basýnç altýna alan, düzeni de rahatsýz eden bir role sahip olduðu da gerçektir. Ancak platformu oluþturan güçlerin 1 Mayýs, sýnýf mücadelesine bakýþ gibi konularda farklý anlayýþlara sahip, bu açýdan heterojen yapýsý, alandaki sendikalarýn, düzenin kimi sýnýrlamalarýna karþý durmak dýþýnda daha geniþ bir perspektifi bulunmamasý platformun da kendi sýnýrlarýný göstermiþtir. Bu iki yýlýn 1 Mayýslarý ayný zamanda devrimci hareket içindeki 2000li yýllardan itibaren ortaya çýkan, liberal sola dönük eðilimleri daha somut görüntüleriyle de ortaya çýkardý. Bu somut görünümler 1 Mayýs eyleminde, kendisine birlikte yürüyecek müttefikleri seçme þeklinde alana yansýmýþtýr. 13. 2007 1 Mayýsý’nýn tablosunu bu sayýmýzda daha geniþ aldýðýmýz için burada kýsaca vermek yeterli olacaktýr. 2007 1 Mayýsý kuþkusuz Taksim’e çýkma mücadelesi üzerinden anýlacaktýr. 30 yýl sonra yeniden Taksim’in zorlanmasý pek çok açýdan bu yýla damgasýný vurmuþtur. Sol ve devrimci hareketin kimi öznelerinin merkezi düzeyde hazýrlandýðý bu yýlki eyleme, düzen güçleri de merkezi hazýrlanmýþlardýr. Tüm Ýstanbul polis ablukasý altýna alýnmýþtýr. Þu an pek çok siyasal özne, Taksim’e her þeye raðmen çýkýldýðýna vurgu yapmaktadýr. Aslýnda Taksim’e sýnýrlý bir nicelikle ve bir ölçüde

17

kýsa süreli bir izinle çýkýlmýþ olmasý, beklenen ve özlenen Taksim 1 Mayýsýnýn bu olmadýðý þeklinde ifade edilebilir. Ancak salt Taksim’e çýkýlýp çýkýlmadýðýný baz almak bu yýlýn özgünlüðünü anlamamak demektir. Bu yýlýn özgünlüðü; bilinçli bir plân ya da yönelimle deðil, düþmanýn zorlamasýyla da olsa Ýstanbul’un dört bir yanýna yayýlan çatýþmalar ve bunlarýn doðurduðu mücadele ruhudur. Kentin merkezi mekanlarýndaki eylemlerin dezavantajlý yanýna karþýn varoþlardaki eylemlerin ezilmeyen, direngen konumunun bilinçlere not edilmesi gerekir. Ayrýca Taksim’in yasaklý olmasýna ve baskýnýn dozajýna raðmen belli bir kitlenin sokaklarý zaptetmesi, baský ve yasallýk kaygýlarýnýn kýrýlabileceðini göstermesi açýsýndan önemli olmuþtur. 14. Bitirirken önemli bulduðumuz kimi noktalara dikkat çekmek istiyoruz. 1 Mayýslarýn tarihi ele alýnýrken yaþadýðýmýz topraklarýn genelinden çok özellikle Ýstanbul merkez alýnarak deðerlendirme yapýlmaktadýr. Burada bizim yaptýðýmýz deðerlendirme de böyledir. Bu durum hareketimizin kendi sýnýrlarýmýzý göstermesinin yanýnda kuþkusuz bizim dýþýmýzda, örneðin Ýstanbul dýþýnda sýnýf hareketinin ve devrimci, sol hareketin bir gerçeðini de gösteriyor. Ýstanbul gibi proletaryanýn yoðun olduðu, devrimci öznelerin nispeten daha iyi konumlandýðý bir kentin sýnýf mücadelesinde ve 1 Mayýs’ta öne çýkmasý doðaldýr. Ancak Ýstanbul dýþýnda da iþçi sýnýfýnýn azýmsanamayacak nicelikte olduðu düþünüldüðünde buralarýn öznel müdahalelerle ilerletilmesi gereði ortadadýr. Dikkat çekmek istediðimiz baþka bir nokta, 1990’lardan itibaren bugüne kadar yaþanan 1 Mayýslarýn tablosuyla ilgilidir. Yine Ýstanbul için konuþursak, 1990’lardan sonra bugüne kadar yaþanan 1 Mayýslarda alanýn hemen hemen eþit nicelikte 3 parçaya ayrýldýðý görülüyor. Biri, sendikalar ve benzeri meslek örgütleri, diðeri; legal partiler, liberal sol hareketin unsurlarý, üçüncüsü ise; devrimci hareketin bileþenleridir. Kýsmi yükseliþ dönemlerinde ya da kendiliðinden kitle hareketinin yükseldiði kimi yýllarda bu bölünmenin devrimci hareket lehine geniþlediði de görülmektedir. Örneðin; 96 1 Mayýsý’nda devrimci hareketin toplam niceliði yaklaþýk olarak alanýn %50’sine denktir. Bu durum durgunluk dönemlerinde sendikalarýn vb. örgütlenmelerin iþçi sýnýfýný, örgütlemekte zaaflý olduklarý kadar kitlelerin mücadele isteðinin yükseldiði dönemlerde bu dalgayý kucaklamakta çok daha fazla zorlandýklarýný iþaret eder. Devrimci öznelerin ise durgunluk dönemlerinde belli sýnýrlarda da olsa güçlerini koruyabildiklerini, yükseliþ dönemlerinde saflarýnýn kalabalýklaþmasýna raðmen, onlarýnda bu dalgayý sürekliliðe kavuþturacak politik, örgütsel perspektifleri üretemediklerini göstermektedir. Aslýnda, kastettiðimiz Batý Avrupa’da sendikalarýn, kitle örgütlerinin geniþ kesimleri kapsayan ve bir geleneðe sahip olmalarýna karþýn Türkiye gibi ülkelerde bu tip örgütlerin nispeten “zayýf”, siyasal örgütlenmelerin daha “belirgin” olmalarý gerçeðinin bir dýþa vurumu gibidir.


KOMÜNÝST DEVRÝM

çarpýcýdýr. 8. 1999 1 Mayýsý için söylenebilecek olan, bir önceki yýlýn deneyiminden olumsuz sonuçlar çýkartan devrimci gruplarýn yeniden icazetli alanlarda, düzenin ve sendika bürokrasisinin kurallarý içinde yerlerini almalarý olmuþtur. Ayný yýl kimi komünist güçlerin dar kadro güçleriyle birkaç varoþta eylem yapmalarý devrimci tutum alam çabalarý olsa bile bu çabalar genel bir tutum olmamasý, dar kadro güçlerini aþan bir kitleselliðe sahip olamamasý açýsýndan önemli sayýlabilecek etkiler yaratmamýþtýr. 9. 2000 yýlý 1 Mayýsý için not edilmesi gereken en önemli yan; özellikle Ýstanbul’da, Kürt hareketinin kitlesel katýlýmýdýr. Önceki yýl Abdullah Öcalan’ýn uluslar arasý bir operasyonla yakalanmasý olayý, Kürt hareketini bu konudaki duyarlýlýðýný düzene göstermek için 1 Mayýsa, alanýn neredeyse % 60-70 gibi kýsmýný (yaklaþýk 50-60 bin) oluþturarak yoðunlaþtýrmýþtýr. Kürt hareketi ne öncesinde ne de sonrasýnda hiçbir yýlda 1 Mayýs’a böylesine bir kitlesel katýlým göstermiþtir. Bu durum iki politik noktayý iþaret etmektedir. Birinci nokta; Kürt hareketi mevcut siyasal konumu, yöntemleri, araçlarý vb. ile bir bütün olarak deðerlendirildiðinde sosyal bir tabaný olmasýna raðmen sýnýfsal bir perspektiften uzak bir durumdadýr. Buna raðmen kendi sembolleri, ulusal duyarlýlýklarý gibi konulardaki tutumlarýný iþçi sýnýfýnýn gününde gösterme ihtiyacý hissetmesinin ardýnda tabanýndaki emekçi karakterinin bir dýþa vurumu olarak algýnabilir. Ýkincisi; yýllarca Kürt halkýnýn mücadelesinin Türkiye’de iþçiler, emekçiler cephesinden anlamlý bir destek bulamamasý durumu karþýsýnda bu eylem böyle bir birlikteliðin, desteðin, kucaklaþmanýn olanaðýný getirebilirdi. Ancak bu olanaðýn ayný dönemde devrimci, komünist güçlerin ve genel olarak sol hareketin, iþçi-emekçiler cephesinin içinde bulunduðu zaaflý durumda (birden fazla nedene dayanan; tarihsel, yapýsal zaaflar kadar, düþmanýn saldýrýlarý gibi konjoktürel sebeplere de dayanan bir durumda) bir gerçekliðe dönüþmesi mümkün olmamýþtýr. 10. 2001, 2002, 2003 yýlý 1 Mayýslarý için tek tek not edilebilecek önemli bir geliþme olmamýþtýr. Fakat, bu süreçteki önemli bir geliþmenin olumsuz yanýyla da olsa altýný çizmek zorunludur. Bilindiði gibi Türkiye, 2000 sonu, 2001 baþlarýnda sonuçlarý pek çok alanda kendini gösteren bir kriz yaþamýþtýr. Krizin emekçiler için sonuçlarý bellidir: Kitlesel iþsizlik, ücretlerdeki erime, sendikalý iþyerlerinde ücretlerin dondurulmasý, sosyal alandaki kýsýtlamalar gibi. Ancak böylesi bir kriz iþçi, emekçiler cephesinde kimi eylemlere yol açmýþ olsa bile özellikle 1 Mayýs’a kendiliðinden bir kitlesel dalganýn akýþý gibi düzene duyulan tepkinin kendisini ifade etmemesi diðer bir gerçektir. Oysa kriz dönemlerinde örgütsüzlük koþullarýnda bile kitlelerdeki huzursuzluðun en kolay ulaþýlabilir “araç” olarak 1 Mayýs’ta kendini göstermesi gibi bir “mantýki” sonucu dahi yaratmamýþtýr. Bunun sebeplerinden biri, özellikle 1 Mayýsýn henüz geniþ kitlelerin bilincinde hak arama ve düzene karþý

16

tutum alma yönünde bir gündem olarak yerleþmemiþ olmasý ve elbette iþsizler, küçük ve orta iþletmeler gibi çeþitli kesimlere dönük sendikal bir açýlýmýn yaratýlamamýþ olmasýdýr. Keza ayný þeyi, toplumsal ve ekonomik yaþamda ciddi bunalýmlara yol açan ama devrimci bir itilime sebep olamayan 1999 depremi ve sonuçlarý açýsýndan da söylemek mümkündür. 11. 2004 1 Mayýsý eyleme çýkýlacak alan tartýþmasý üzerinden yeniden geniþ bir çevrenin gündemine girmiþtir. Önceki yýllarda kutlamalarýn yapýldýðý Çaðlayan meydanýn bir kapan olduðu, toplumun geniþ kesimlerinden tecrit edilmiþ ve bu anlamda hitap edilmek istenen kesimlerle baðlarýn kurulamadýðý bir alan olduðu için çeþitli tartýþmalara yol açtý. Kuþkusuz bunlar bir ölçüde doðrudur. Fakat þu da bir gerçektir ki 1 Mayýslar geniþ kitlelerin bilincinde yer etmiþ, bir anlamda “doðal” sýnýfsal bir tutumun konusu haline gelmiþ ve dolayýsýyla emekçilerin geniþ katýlým gösterdiði dönemlerde deðil de henüz “öncü” sayýlabilecek kesimlerle sýnýrlý olduðu dönemlerde, bu günün kendi sosyal zeminin olduðu, kendi muhataplarýnýn bulunduðu çalýþma, yaþam alanlarýnda ya da buralara yakýn alanlarda gerçekleþmesi, bu zemine seslenmek için en uygun tutum olacaktýr. Dolayýsýyla 1 Mayýs eylemiyle seslenilmesi düþünülen belirsiz bir sosyal zemin tanýmlamak doðru olmayacaktýr. Üstelik kentlerin merkezi alanlarýnýn 1 Mayýs’ýn sosyal tabanýnýn daha sýnýrlý olduðu yerler olmasý gerçeði düþünüldüðünde, bu tip dönemlerde sanayi bölgeleri, yaþam yerlerine yakýn alanlarýn seçimi doðru olacaktýr. Bu yaklaþým, alan tartýþmalarý konusunda bizim bakýþýmýzý ifade etmektedir. Bu konuyu gündem eden 2004 yýlý eylemine yeniden dönersek, 2004 1 Mayýsý Saraçhane’de gerçekleþmiþtir. Saraçhane 1 Mayýsý DÝSK ve KESK’in öncülüðünde geniþ bir devrimci çevre ve sol hareketin kimi güçleri tarafýndan da sahiplenilmiþtir. Ayný yýl Türk-iþ Çaðlayan’da 1 Mayýsý organize ederken, sol hareketin kimi bileþenleri Saraçhane yerine orada yer almýþtýr. Bu yýlda kutlanan iki 1 Mayýs’ýn ayrým noktasýnda, sendikalar arasýndaki deðiþik tercihler, niteliksel farklar gibi ölçüler belli bir rol oynamýþtýr oynamasýna ama gerçekte farklý alanda kutlamaya yukarda söylediðimiz alan sorununa iliþkin sol harekete hakim bakýþ açýsý etkili olmuþtur. Komünistler 2004 1 Mayýsý’nda, kendi bakýþ açýlarý olan gericilik dönemlerinde ve kitle hareketinin düþük olduðu süreçlerde varoþlardan güç almanýn gerekliliðine inansalar da siyasal, pratik bir tutum alabilecek ya da bu yönde bir müdahale yapabilecek öz güçlerden yoksun olmalarý dolayýsýyla, devrimci hareketle iliþkilenebilecek, propagandif bir tutumun alýnabileceði en uygun zemin (“öncüye” seslenen propagandif tutum anlamýnda) tarifi olarak yaklaþtýklarý Saraçhane de yer almýþlarýdýr. Komünistlerin bu tutumu kuþkusuz sýnýf mücadelesine müdahale gibi bir perspektiften ziyade dar anlamda kendi siyasal hedeflerini öne alan bir perspektifi yansýtýr. Daha genel anlamda bir siyasal sonucu ifade edersek; 2004 1 Mayýsý, devrimci ve sol

ÝÞÇÝ SINIFININ DEVRÝMCÝ GÜNDEMÝ: 1 MAYIS

KOMÜNÝST DEVRÝM

Düzen cephesinde, Cumhurbaþkanlýðý seçimlerinin gerilimlerle dolu; devrimciler cephesinde, 1977 1 Mayýsýnýn yýldönümü nedeniyle ve DÝSK’in de bu konuda Taksim’i iþaret etmesiyle yüzlerin Taksim’e dönük olduðu bir süreçte, olumlu ve olumsuz yanlarýyla 1 Mayýs’ý geride býraktýk. Laiklik, Cumhuriyetçilik söylemleriyle dolup taþan; kendi ifadeleriyle “þeriata ve bu ülkeyi karanlýklara sürüklemek isteyenlere karþý büyük bir vatanseverlik bir mücadelesinin!”, bir siyasal bombardýmanýn örüldüðü bir süreçti ayný zamanda geride kalan. Aslýnda burjuvazinin yapay gündemlerinden baþka hiçbir þey ifade etmeyen, kitleleri düzene baðlama, milliyetçiþoven bir bilinci toplumun geniþ kesimlerine kazandýrma, sýnýfsal karþýtlýklarýn üstünü örtme gayretinden baþka hiçbir anlama gelmeyen bu siyasal oyunlarýn, burjuva muhalefete, bayrak üreticilerine ve en önemlisi burjuva iktidarýna kan taþýmakta olduðu unutulmamalýdýr. Emperyalist savaþta bir adým daha ileriye atýlmak için çabalayan, Kürdistan’da etkili olabilmek için operasyon söylemlerini arttýran, sürekli 1 Mart Tezkeresi’nin iptalinin bu ülke için büyük bir kayýp olduðunu haykýran, içeride iþsizlik, yoksulluk ve toplumsal düþkünlüðün arttýðý, kitlelerin düzene karþý öfkelerinin küçük de olsa biriktiði bir dönemde, elde bayrak, cumhuriyete baðlýlýk yeminleriyle kitlelerin düzene baðlanmasý, sýnýf düþmanýmýza rahat bir nefes aldýrdýðý kuþku götürmez. Hatta erken seçim kararýyla birlikte þehir þehir yapýlan mitinglerde, sözde “sol” diye tanýmlanan düzen partilerine birleþme çaðrýlarýnýn yapýlmasý, sandýk baþýna giderek oy kullanmanýn en kutsal görevimiz olarak ilan edilmesi, geçen seçimlerde yüzde otuzu oy kullanmayan insanlardan oluþan bir ülkede, çökmekte olan bir burjuva düzenine, depremde hasar görmüþ binalara yerleþtirilen kazýk misali bir destek saðlanmasý demektir. Böyle bir dönemde 1 Mayýs’ta, sýnýfa karþý sýnýf þiarýmýzý haykýrmak, burjuvaziye karþý komünist saflarý güçlendirmek için biz de 2007 1 Mayýs eyleminin çatýþmalarýnda yerimizi aldýk. Bu yýl 1 Mayýs, geçen yýllarýn aksine Taksim vurgusunun daha fazla yapýldýðý ve bu iradenin de sonuna kadar gösterildiði bir þekilde geçti. DÝSK’in kuruluþunu 40. yýlý ve 1977 1 Mayýs’ýnýn 30. yýlý olmasý nedeniyle devrimcilerin son yýllarda sürekli hale getirdiði ve DÝSK’in de yapmýþ Taksim çaðrýsý daha fazla gündeme geldi. Ancak son güne kadar belirsi-

zliklerle dolu olan bu karar, DÝSK baþkaný Çelebi’nin iki dudaðýnýn arasýndan çýkacak son sözlere kadar mühürlü bir zarf misali kapalý kaldý. Taksim’e çýkma gerekliliði sürekli vurgulanýyordu ancak devrimciler de dahil herkes net bir tavrý son güne kadar gösteremedi. Bu belirsizlik ve diðer yandan Ýstanbul’a Türkiye’nin her yerinden polislerin akýn akýn getirilmesi, her köþe baþýnýn tutulmasý, gözaltý ve saldýrý tehditleri iki ayrý durumun varolmasýna neden oldu. Birincisi, daha kitleler mahallelerinden çýkarken polis barikatlarýyla karþýlaþtý; katýlýmcýlar Dolmabahçe’ye varmadan saldýrýya uðrayýp, gözaltýna alýndý ve Ýstanbul’a þehir dýþýndan gelenler kente sokulmadý. Valiliðin Taksim konusunda ne kadar kararlý olduðundan öte, kitlelerin öncülüðünü alanlarýn bu durum karþýsýnda maalesef gerektiði kadar öncü misyonlarýný üstlenememesi, öncüsünden yoksun insanlarýn küçük gruplar halinde yer yer polisle çatýþarak, bir bölümünün de Taksime çevre mahallelerden ulaþma çabalarýyla alana çýkarak, devrimci bir iradeyi ortaya koymalarý, kendimizi de içerisine katarak, öncü olma iddiasýyla yola çýkanlarý, bu konuda bir özeleþtiriye zorlamalýdýr. Ýkinci olarak, iþçi sýnýfýnýn, emekçilerin yaþam alanlarý olan varoþlardaki polis ablukasýna karþý gösterilen devrimci irade, çatýþmalar sýrasýnda þehir dýþýndan gelen polislerin “155 Polis Ýmdat’ý” aramalarýna kadar varan bir durum yaratmýþ, sýnýf mücadelesinde varoþlarýn dinamizmini dosta, düþmana göstermiþtir. Ýstanbul’un her yerinde bir yangýn baþlatan bu dinamizm, 1 Mayýslarda alan tartýþmalardan önce alaný zaptedeceklerin örgütlenmesi, meþalelerin iþçi ve emekçilerin yaþam alanlarýndan yanmasý gerekliliðinin göstergesi olmuþtur. 2007 1 Mayýs’ýnýn genel bir siyasal deðerlendirmesi benim için bu boyutlarýyla önemlidir. Eylemin, diðer kritik yönüyse pratik tutumuzu içermektedir.

9

1 Mayýs’ta Gösterilen Devrimci Ýrade ve Öncünün Eksikliði 1 Mayýs sabahý üç yoldaþýmla beraber, yoldaþlarýmýzla ayarladýðýmýz ve daha sonra Dolmabahçe’ye gideceðimiz yola çýktýðýmda, ilk olarak Beþiktaþ’ta gördüðümüz polis sürüsü ve yanýmdan geçenlerin kýsýk bir sesle dikkatli olun sözleri gergin bir durumun varlýðýný bizlere hissettirdi. Beþiktaþ grup grup duran polis sürüsüyle abluka altýna alýnmýþtý, bunun yaný sýra önceden belirlenen yerde yoldaþlarýmý da göremeyince eylemin baþladýðýný düþünerek Dolmabahçe’ye doðru yürümeye baþladýk. Kabataþ’a vardýðýmda orada da oldukça fazla bir polis kitlesiyle


KOMÜNÝST DEVRÝM

karþýlaþtýk. Ancak asýl dikkatimi çeken eylem alanýnda ne bir siyasal grubun ne de bir pankartýn olmasýydý. Bu sýrada bir grubun Kabataþ yönünden sloganlarla Dolmabahçe’ye gelmesiyle içinde bulunduðum ilk eylem baþlamýþ oldu. Sloganlarla yürüyen kitleye polis gaz ve su sýkarak saldýrdý. Daha sonra iki üç kere daha sloganlarla toplanarak yürümeye baþladýk. Bu sýrada gözaltýna alýnanlar oldu. Durum biraz sakinleþtikten sonra tekrar ortalýðý bir belirsizlik kapladý. Bu belirsizlik, varolan devrimci iradeyi de dizginleyen bir durum halini aldýðýndan; o sýrada, ben dahil herkes de bir moral bozukluðu yaratmýþtý. Ýnsanlar ne yapacaðýný bilmeden oradan oraya yürüyordu. Kazancý yokuþunda insanlarýn toplandýðýný duyana kadar bu belirsizlik devam etti. Çevre mahallelerden doðru çýkarak Alman Hastanesi’nin oraya vardýðýmýzda ayný belirsizliðin orada olmasý ve insanlara ne yapacaðýmýz konusunda bir þeyler sorduktan sonra onlarýn da ne yapýlacaðý konusunda bir þey kestirememeleri tekrar moralimizi bozdu. Ancak meydana çýktýðýmýzda bir anda insanlarýn sloganlarla alaný inletmeleri; polis barikatýnýn diðer tarafýnda Ýstiklal Caddesi’nin insanlarla dolmasý ve sloganlar atmalarý orada bulunan herkeste morallerin yükselmesine neden oldu. Binlerce polis alaný ablukaya aldýðý, yüzlerce insaný gözaltýna aldýðý halde bizler yer yer direniþler gerçekleþtirdik ve bir irade ortaya koyarak alanda bulunduk. Daha sonra Tarlabaþý’nda yaþadýðýmýz çatýþmada Dolapdere civarýnda polisin bizi sýkýþtýrmaya çalýþtýðý zaman, Okmeydaný’nda çatýþmalarýn sürdüðü ve bizlerinde mahallelerden geçerek oradaki çatýþmaya katýlmasý yönünde bir öneri geldi. Öneri kabul edildi ve yaklaþýk elli kiþi saatler süren yürüyüþümüzle, sloganlarýmýzla girdiðimiz her mahalleyi kýzýllaþtýrarak, bir nevi 1 Mayýs’ý ayak bastýðýmýz her yere götürerek Okmeydaný’na vardýk. Ancak Okmeydaný’na vardýðýmýzda çatýþma bitmiþti ve her yapý birtakým plânlar yaparak ayrýldý. Gerek bizim olduðumuz yerde, gerek Beþiktaþ’ta, Maçka’da, Kabataþ’ta gerçekleþtirilen irade büyük önem taþýmaktadýr. Her þeyden önce Taksim Meydaný’na ulaþmak bir yana, kavga bilincinin geliþmesi açýsýndan önemlidir. Varoþlarda Baþlayan Yangýn Ýstanbul Valiliði’nin 1 Mayýs’ý Taksim’de yaptýrmama konusundaki ýsrarý sonucunda baþlayan baskýlarýn yaratmýþ olduðu devrimci patlama varoþlardaki dinamizmi meydana çýkararak, günlerdir Taksim’e dönük gözleri bir

10

anda o tarafa yöneltti. Mahallerden çýkamayan kitleler, bulunduklarý her yeri 1 Mayýs alaný haline getirerek önemli bir deneyim sundu bizlere. Okmeydaný, 1 Mayýs Mahallesi, Kurtköy vb. yerlerde çatýþmalarla yükselen devrimci coþku herkesi sardý. Ancak 1 Mayýs gününe kadar eylemi varoþlarda var etme fikrinin devrimcilerin zihinlerinde olmasý bir yana, onlar tarafýndan ne kadar istenilir bir durumdu tartýþýlýr. Sendikalardan kopamayan ve yýllardýr devrimci harekette hakim olan varolan “alanlarda kitlesel bir duruþ yaratalým” ve iþçi sýnýfýndan kopmamak adýna sendikalardan uzak kalmayalým þeklindeki hatalý kavrayýþ, varoþlarý sýnýf mücadelesinden kopuk algýlanmasýna neden olmuþtur. Ancak bilinmelidir ki iþçi ve emekçilerin yaþam alanlarýnda komünist bilinçle þekillenmiþ bir birlik yaratmak ve buralardan alanlarý zaptetmek, bizleri gerçek zafere götürecektir. Yaþasýn 1 Mayýs, Yaþasýn Proleter Enternasyonalizmi ! Taksim’deki 1 Mayýs sonrasýnda herkesi bir zafer havasý sardý. Tüm baskýlara raðmen Taksim’de varolmanýn, varoþlardaki yangýnýn vermiþ olduðu coþku ve irade önemlidir; ancak bir plandan yoksun, belirsizliklerle dolu bir anda, insanlarýn kendiliðinden bir þeyler örmeye çalýþmalarý sonucu yaratýlan bu durumun ne ölçüde bir zafer anlamýna geldiði de sorgulanmalý, yapýlan hatalar bilince çýkarýlmalýdýr. Diðer bir sorun, 1 Mayýs’ý gerçek bir zafer haline getirecek olan, siyasal anlamýný, devrimci iradeyle birleþtirerek bu günü yarýna taþýyacak olan bir öncü gücün eksikliðinin artýk görülmesidir. Bizler de dahil, herkesin þaþkýnlýkla karþýladýðý bu durum sýnýf mücadelesinde özne olmak için öne çýkanlar açýsýndan, olumlu ve olumsuz çýkarýlacak bir çok dersi de beraberinde getirmiþtir. Komünist bir dünya kurma yolunda, Komünist Parti inþasý göreviyle yola çýkan biz komünistler, iþçi sýnýfýnýn mücadele günü olan 1 Mayýs’ta ortaya çýkan durumu, bizleri bir adým daha ileriye götürecek þekilde bilince çýkararak ilerliyoruz. Tek tek yoldaþlar ve kolektif hareketimiz açýsýndan elde ettiðimiz deneyimleri, sýnýf mücadelesinde gerçek zafere gidecek yolda ördüðümüz kýzýl bayraða iþliyoruz.

DEVRÝMCÝ ÝRADE TESLÝM ALINAMAZ! YAÞASIN 1 MAYIS! YAÞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALÝZMÝ!

Devrim Can

KOMÜNÝST DEVRÝM

moral etkileri ve kuþkusuz bu eylemi yaratan dinamiklerin 1 Mayýs’ta kendini gösterdiði yýldýr. 1995 1 Mayýs’ý giderek kitleselliðin arttýðý, 1996 ise doruðuna ulaþtýðý yýl olmuþtur. Ýstanbul 1996 1 Mayýsý, 1980 sonrasý yapýlan en kitlesel 1 Mayýs olmuþtur. Yaklaþýk 100-120 bin kiþinin katýlmýþtýr. Ayný yýlda, Ýstanbul dýþýnda diðer büyük kentlerdeki 1 Mayýslar da kitle katýlýmýnýn ciddi düzeylere ulaþtýðýný göstermiþtir. Özellikle Ýstanbul kitleselliðinin dýþýnda devrimci hareketin ciddi güçlerle katýldýðý, siyasal söylemler, pankartlar vb. ile özgür bir mücadele dinamizminin sergilendiði, devletin saldýrýsý karþýsýnda üç kiþinin ölmesi, onlarcasýnýn yaralanmýþ olmasýna raðmen ezilmeyen, dinamik bir þekilde karþý yanýtýn verildiði bir 1 Mayýs olmuþtur. 1996 yýlý için kendiliðinden kitle hareketinin yükseliþinin doruðu denilebilir. Bu kendiliðinden kitle akýþýnýn devrimci hareketin toplumsal tabanýný da geniþlettiði söylenebilir. Ancak devrimci gruplarýn bu kendiliðinden hareket sayesinde kitleselleþmiþ olmasýna raðmen, bu kitle tabanýný bilinçli, örgütlü bir kanala akýtamamalarý, sonuçlarýný daha sonraki yýllarda gösterdi. 1996 1 Mayýsý sendikal bürokrasinin olduðu kadar, reformist, düzeniçi legal partilerin de alanda etkisizleþtiði, silindiði eylem olmuþtur. Bu eylemde kürsünün sendikacýlarýn elinden alýnmasý çok tartýþýlan önemli bir giriþim olmasýna raðmen; herhangi bir siyasal yapýnýn alanda kendi disiplini ve yöntemli müdahalesiyle siyasal bir hakimiyet kurabilmesi sonucunu doðurmamýþtýr. Sonuçta sendika bürokrasisinin ve reformizmin etkisizleþmesi, devrimci hareketin toplumsal meþruiyetini güçlendirmesi, kitlelerde mücadele ve siyasallaþma eðilimi gibi olumlu yanlarýna raðmen devrimci siyasal bir önderlik sorunu çok açýk biçimde ortaya çýkmýþtýr. Önderlik sorunu kuþkusuz kapsamlý, zorlu, zaman isteyen bir problemdir. Bir önderliðin varolmadýðý ya da yaratýlamadýðý bu tip kýsmi yükseliþ dönemlerinde ortaya çýkan eðilimi doðru deðerlendirip, doðru müdahalelerde bulunmak, örgütlü kanallarda -dar anlamda siyasal örgütten geniþ kitleleri kapsayan bir dizi örgütlenmeler yaratmaya kadar- kurumsallaþtýrma, bu sayede kendiliðinden hareketi politik, örgütsel mevzilere taþýma yönünde çabalara giriþmenin önemi ayný þekilde açýk olmalýdýr. 6. 1997 1 Mayýsý Ýstanbul’da, önceki yýldan düzenin çýkardýðý sonuçla kendi denetimini daha kolay kurabileceðini düþündüðü bir alanda, Çaðlayan meydanýnda kutlanmýþtýr. Düzen, sendikalarý ve reformist güçleri 1 Mayýs’ta yeniden hakim kýlmak, devrimci ve komünist güçleri tecrit edip, etkisizleþtirmek için harekete geçmiþtir. Alana sendikalar ve legal partilerin girmesinin ardýndan kolluk güçleri devrimci gruplarýn önünü, kendisi için avantajlý, stratejik bir noktada barikatla kesip, kitleyi uzun bir bekleyiþ ile yorma taktiðini izlemiþtir. Devrimci gruplarýn bir kýsmý ve komünistler “1 Mayýs Ýçin Güçbirliði Platformu” adý altýnda birlikte hareket etmelerine raðmen bu durumu deðiþtirebilecek bir giriþim geliþtirememiþlerdir. Bu 1 Mayýs’ta önceki yýlýn

15

kitleselliðinin hem genel anlamda hem de devrimci yapýlar için üçte bir oranýnda düþtüðü gözlemlenmiþtir. Kitlesellik diðer özelliklerden soyutlanarak deðerlendirilemez. Ancak ortaya çýkan tablo geçen bir yýl içinde kendiliðinden hareketlenmenin gerilediði, devrimci öznelerin geçen yýlýn kitleselliðine doðru müdahalelerde bulunamayýp, anlamlý sonuçlar üretemediklerinin göstergesi olmuþtur. Siyasal, örgütsel sonuçlarýna vardýrýlamayan kitleselleþme, kof bir þiþme haline gelmektedir. Bir baþka sonuç ise, Kürt göçünün de beslediði varoþlarýn, iþçi sýnýfýnýn en yoksul, örgütsüz kesimlerinin kendi mesleki, sendikal, siyasal örgütlenmelerine kavuþturulamadýðý durumda kimi zaman büyük bir hareketlenme içine girse bile hýzla geri çekilerek dinamizmini yitiren bir karakterde olduðunu göstermesidir. 7. 1998 1 Mayýsý kitle hareketinin gerileme eðilimini sürdürdüðünün göstergesi olmuþtur. Fakat ayný zamanda, devrimci ve komünistler açýsýndan önceki yýldan çýkartýlan deneyim ile devletin devrimcileri tecrit edip, ezme, sendika bürokrasisi ve oportünist kesimleri hakim kýlma politikasýna karþý baðýmsýz bir alternatif tutum geliþtirme çabasýnýn ortaya konulduðu bir eylemdir. 1996 sonrasý burjuva düzeninin 1 Mayasý zincirleme politikasýna karþý devrimcilerin güçbirliði ile bu politikayý boþa çýkarma çabasý temelde iki pratik tutumla yerine getirilebilmiþtir. Birincisi; kitlesel dalganýn geriye çekildiði bir durumda devrimci ve komünistlerin halâ güçlerini aldýklarý sosyal-sýnýfsal temele yaslanmalarý gerekiyordu. Bunun 1 Mayýstaki pratik sonucu; güçleri, Çaðlayan Meydaný’nýn yanýndaki, devrimci ve sol hareketin belli bir etkinliðe sahip olduðu Okmeydaný’nda toplamak, buradan yürümek ve gerektiðinde düþmanla karþý karþýya geliþi bu alana taþýmaktýr. Ýkincisi; 1 Mayýs alanýnda sendika bürokratlarýnýn, reformist legal partilerin hakimiyetine karþý, iþçi sýnýfýnýn devrimci 1 Mayýsý’nýn bu icazetli alanda olmadýðý, bu alandan baðýmsýz bir þekilde yerine getirilebileceði gerçeðidir. Bunun pratik sonucu olaraksa ortaya çýkan kendi kürsüsü, disiplini, programýyla Okmeydaný’yla Çaðlayan arasýnda bir alanda toplanýp, iþçileri-emekçileri buraya çaðýrmaktýr. Devletin saldýrýsýna raðmen, 1998’de bu tutumlar büyük oranda yerine getirilmiþtir. Bu 1 Mayýsýn ortaya çýkardýðý temel önemde birkaç nokta var. Kitle hareketinin geri çekildiði bir ortamda sýnýfýn ve devrimcilerin öncü güçleri kentlerin merkezi yerlerinden çok, varoþlarda çok daha avantajlý þekilde konumlanabilmektedir. Bir baþka noktaysa, 1998 1 Mayýsý’nda devrimci gruplar ilk kez sendikalardan, izinli alanlardan böylesine baðýmsýz bir tutum sergilemiþlerdir. Yýllarca kitlelerden kopmamak adýna sendika bürokrasisinin az çok kuyruðunda yer alýnan bir tutumdan farklý bir tutumu göstermiþlerdir. Ancak sonraki dönem bir daha bu þekilde baðýmsýz bir tutum alma yöneliminin olmamasý, bu deneyimin yeterince anlaþýlamadýðýný gösterdiði gibi temel zaaflarýn da devam ettiðini göstermesi açýsýndan


KOMÜNÝST DEVRÝM

iþ býrakýp bildiriler daðýtýp, korna ve düdük çalma gibi biçimlerde hareket ettikleri bir gün olarak anýlmýþtýr. 1 Mayýs’ýn bu tarihlerde önemli bir hareketliliðe sahne olamamasýnýn altýnda iþçi sýnýfýnýn nicel olarak toplumdaki aðýrlýðýnýn zayýf olmasýnýn payý vardýr. Ancak bu durum, öznel alandaki yani siyasal yapýdaki zaaflarýn rolünü gölgelememelidir. TKP’nin önder kadrosunun burjuva düzeni tarafýndan katledilmesinin ardýndan bu partinin hiçbir döneminde devrimci ve komünist olamamasý, özellikle Sovyetler Birliði ve Komintern’de yaþanan süreçlerin doðrudan yansýmalarýnýn yarattýðý oportünist sonuçlar bu zaaflarýn temelini oluþturur. Konumuzu daðýtmamak için öznel zaaflara bu kadar deðinmek yeterlidir. Sonuçta bu oportünist zaaflarla malul öznenin uzun yýllar tek olmasýnýn yarattýðý olumsuz sonuç dolayýsýyla 1 Mayýs, 1970lerin ortasýna kadar suskunlukla geçmiþtir. 2. 1976 ve 1977 1 Mayýslarý, öncesinde çeþitli iþçi eylemleri, grev ve direniþlerle kendini duyurmuþtur. Ýþçi sýnýfýnýn sendikal eylemlilik ve örgütlülüðü özellikle 1960lý yýllarýn ikinci yarýsýndan itibaren hýz kazanmýþ, DÝSK bu dalganýn üzerinden kurulmuþtur. Bu 1 Mayýslar sýnýfýn, baþka bir dizi faktörün de etkisiyle giderek siyasallaþmanýn sonucudur denilebilir. 1976 yýlý için özel bir veri bulunmamaktadýr ancak 1977 1 Mayýsý hem kitleselliði, siyasal düzeyi hem de yaþanan saldýrý, katliam dolayýsýyla tarihimizde önemli bir yer tutmuþtur. 1977 1 Mayýsý DÝSK’in belirlediði çerçevede, dolayýsýyla sendikal bir önderliðin hakimiyetinde geçmiþtir. Bunun iki sonucu vardýr. Birincisi; devrimci ve komünist gruplarýn siyasal bir önderlik ortaya koyamamýþ olmalarý. Ýkincisi; sendikal bir önderlik, siyasal bir tutum (devrimci siyasal bir tutum) alamaz demek doðru olmasa bile bu durumun, sendikalý iþçilerin siyasallaþmasý bakýmýndan olumlu, siyasal önderliðin, sendikal önderlik çerçevesine ikame edilmesi bakýmýndan ise olumsuz olduðu söylenebilir. 1977 1 Mayýsý’na yapýlan saldýrý konusunda þu noktalara dikkat etmek gerekir. Öncesinde iþçi hareketinin örgütlenme ve eylemlilik anlamýnda geliþme içinde olmasý, bu 1 Mayýs’ýn siyasal bir düzlemde geçeceðinin iþaretleri, hareketi henüz geliþme evresinin baþýnda ezmek, sindirmek, geliþmesinin önüne geçmek için burjuva düzeni saldýrýya giriþmiþtir. Aslýnda burjuva düzeni o günden bugüne kadar pek çok kez ayný þeyi yapmýþtýr. Hareketin önüne geçilemez biçimde büyümesi, siyasalaþmasýný engellemek için kritik bir eþikte saldýrarak terörize etmeye çalýþmýþtýr. Bunu o anki saldýrýsýyla elde ettiði sonuçlardan çok, sonradan kitlelerin bilincinde yaydýðý psikolojiyle yapmaya çalýþmýþtýr. O gün 36 kiþinin ölümü ve onlarcasýnýn yaralanmasýna raðmen, yaratmak istediði sonuç, bunlardan da öte, karmaþa, korku, gizli ellerin her an ortaya salýnacaðý psikolojisini yaygýnlaþtýrmaktýr. Bugün bile devrimci ve sol hareketin genelinde 77 1 Mayýsý katliam, ölümler vb. kavramlarla anýlmaktadýr. Bu 1 Mayýsýn zihinlerde böyle anýlmasý tam da devletin istediði bir þeydir. Oysa devrimciler, komünistler olarak

14

77 1 Mayýsýný, kitleselliði, iþçilerin siyasallaþma düzeyi gibi yönleriyle öne çýkarmamýz gerekmektedir. Bu kitleselliði, siyasallaþma düzeyini yaratan nedenler üzerine düþünmek, ayrýca böylesine kitlesel olduðu halde alaný korumayý baþaramamýþ olmasýný, bunun altýnda yatan zaaflarý ortaya koymaya çalýþmak gerekir. 3. 1978 1 Mayýsý yine Taksim alanýnda kutlanmýþtýr. Bir önceki yýldaki kadar olmasa bile bu eylem de epey kitleseldir. Üstelik yýl içinde baþka eylemler, grevler, direniþlerin olduðunu düþünürsek, düþmanýn 77 saldýrýsýyla hareketin önünü kesmek, kitle hareketini zayýflatmak, siyasal geliþimini durdurmak çabasýnýn tam olarak gerçekleþmediði anlaþýlýr. Fakat gerek DÝSK’te yaþanan daha fazla sosyal demokrat çizgiye yaklaþan deðiþimler, gerekse devrimci ve sol harekette yaþanan bölünmeler, tasfiyeler siyasal ve sýnýfsal harekette olumsuz etkilerini göstermiþtir. Sonuçta devrimci, komünist bir sýnýf önderliðinin olmadýðý, devrimci hareketin çok yönlü yapýsal ve tarihsel zaaflarla malul olduðu bir yerde sendikal yapýlar ve iþçi kitleleri de giderek sosyal demokrat bir çerçeveye hapsolmaktan kurtulamamýþtýr. Buna raðmen 79 1 Mayýs’ý Taksim’de yapýlmamýþ olsa da Ýstanbul’un çeþitli yerlerinde eylemlerle kutlanmýþtýr. Ancak bu devrimci dalganýn giderek yerini karþýdevrimci bir ortama býraktýðý gerçeði kendisini 1980 yýlýnýn 1 Mayýsýnda daha açýk ortaya koymuþtur. Sýkýyönetim kýrýlýp, Ýstanbul ve baþka yerlerde kutlanamayan 1 Mayýs baþka bir ilde yani Mersin’de icazetli, uzlaþmacý bir þekilde kutlandý. 4. Bu yýllarda devletin baskýsý, sendikal önderliðin kendi sýnýrlarýna dayanmasý, devrimci ve sol hareketin çok yönlü zaaflar içinde olmasý ve dolayýsýyla komünist bir sýnýf önderliðinin yaratýlamayýþý, sýnýfýn çeþitli düzeylerdeki eylem ve örgütlenmelerinin sonuçlarýnýn yansýdýðý 1 Mayýs gibi bir eylemli gündemin, “kaldýraç” iþlevini göremeden heba edilmesiyle sonuçlanmýþtýr. 5. 1980 sonrasý izinli 1 Mayýslar 1992 yýlýndan itibaren kutlanmaya baþlanmýþtýr. Yasal 1 Mayýs kutlamalarýna izin verilmeden önce 1987’den 1991’e kadar çeþitli düzeylerde eylemli giriþimler 1 Mayýs’ýn bu dönemki özgünlüðünü oluþturur. Özellikle 1989 yýlý 1 Mayýsý’nda siyasal gruplarýn ve sýnýrlý da olsa bazý sendikalarýn giriþimiyle Taksim’e yürünmeye çalýþýlmýþ, çýkan çatýþmalarda Mehmet Akif Dalcý polis kurþunuyla katledilmiþtir. Bundan sonra 1 Mayýs’ýn yasal olarak kutlandýðý yýllar baþlamýþtýr. Ýlk yýllarda çok yaygýn olmasa da iþçi sýnýfýn mücadele, birlik, dayanýþma günü büyük kentlerde kutlandý. 1992’den 1996’ya kadar Ýstanbul’da Kazlýçeþme, Pendik, Çaðlayan gibi alanlarda, 1996’da ise Kadýköy’de 1 Mayýs eylemi gerçekleþtirilmiþtir. Bu yýllar için tek tek bir deðerlendirme yaparsak; 1989’dan 1991’e kadar olan dönemde, sendikalar çerçevesinde iþçilerin genel bir hareketliðinin durulduðu bir zamanda olmasýna karþýn 1 Mayýslara yine de belli bir iþçi katýlýmý olmuþtur. Özellikle 1995 yýlý, Gazi eyleminin

KOMÜNÝST DEVRÝM

YAÞASIN 1 MAYIS YAÞASIN PROLETER ENTERNASYONALÝZMÝ

Ýþçi sýnýfýnýn uluslar arasý birlik mücadele ve dayanýþma günü olan 1 Mayýs’ta alanlarý mücadele gününe, kavga gününe çevirdik. Mart-Mayýs eylemlilik sürecinin en önemli halkasý olan 1 Mayýs’a hazýrlýklarýmýz Mart ayý ile baþlamýþtý. 8 Mart, 12 Mart, 15 Mart, 16 Mart, 21 Mart, 30 Mart… Eylemliliklerinde siyasal ve militanlýk açýsýndan duruþumuzu alanlara yansýtmaya çalýþýrken bir yandan da bu süreçte faaliyet alanlarýnda yürüttüðümüz propaganda faaliyetleriyle hazýrlandýk 1 Mayýs’a. 1 Mayýs öncesi yaygýn olarak yürüttüðümüz afiþ, pul kuþ, illegal pankart açma, yazýlama faaliyetlerimiz yanýnda ilk kez kapýlarý çalarak (yüz yüze) 1 Mayýs bildirileri daðýttýk ve emekçileri komünistlerin saflarýnda 1 Mayýs’a, kavgaya davet ettik… Hareketimizin kuruluþundan bu yana geçen 3 yýllýk süreçte her bir yeni dönemde o güne kadar yürütmediðimiz bir propaganda yöntemini gerçekleþtiriyoruz. Bu yöntemlerin çeþitliliði ve sürekliliði bizim açýmýzdan önemli bazý þeyleri ifade ediyor. Ýlk olarak, propaganda yöntemlerimizi geliþtirmemiz ve çeþitlendirmemiz hareketimizin geliþiminin bir sonucudur. Hareketimizin illegal yöntemlerle propaganda yapma konusunda ciddi bir niteliðe ulaþtýðýný tüm militanlar olarak açýkça görmekteyiz. Ýkinci olarak ise, propaganda faaliyetlerimiz, biz militanlarýn niteliðini artýrmakta ve içinden geçtiðimiz zorlu koþullarda devrimci öz niteliklerimizi artýrmaktadýr. 1 Mayýs öncesinde yürüttüðümüz faaliyetler ve son olarak teknik hazýrlýklarýmýzý da tamamladýktan sonra 1 Mayýs sabahýna ulaþtýk.

2007 1 Mayýs’ý ve Devrimci Ýrade 1 Mayýs öncesinde düzen güçlerinin Taksim’de bir eyleme izin vermeyeceðini açýklamasý nedeniyle biz de teknik hazýrlýklarýmýzý bu duruma uygun biçimde planlamýþtýk. Ancak belirtmeliyim ki düzenin aldýðý önlemler bizim öncesinde tahmin ettiðimizin çok üstündeydi. Þehir dýþýndan gelen polisler, askerler ve her türlü güvenlik önlemleriyle Ýstanbul’un bütün trafik noktalarý adeta tutulmuþ ve herkes, tüm Ýstanbullular, potansiyel 1 Mayýs eylemcisi olarak deðerlendirilmekteydi. Ve tüm bu

11

önlemlerin sonucu olarak,1 Mayýs sabahý yüz binlerce Ýstanbullu kilometrelerce yürümeye mahkûm edildi. Ýnsanlar bir yandan bu durumun nedenlerini ve gitmek istedikleri yerlere nasýl ulaþmalarý gerektiðini anlamaya çalýþýrken bir yandan da tüm bu karmaþaya karþý tepki gösteriyordu. Gösterilen tepkilerin bir kýsmý, Ýstanbul Valiliðine ve Ýstanbul Emniyetine iken daha büyük bir kýsmý biz eylemcilereydi. Aslýnda düzenin istediði þeylerden biri de buydu. Geniþ kitlelerin, biz devrimcilere karþý tepki göstermesi ve çekilen tüm çilelerin nedeni olarak bizi sorumlu tutmalarý… Önceden belirlediðimiz güzergahýn kapanmasý nedeniyle adeta bir Ýstanbul turu atarak yoldaþlarla buluþacaðýmýz otobüs duraðýna kadar yürüdüm. Yürüdüðüm güzergahta polisin aldýðý önlemleri inceleyerek gün boyu sürecek çatýþmalar için gözlemler yaptým. Buluþma noktamýza ulaþtýðýmda tertip komitesinin sabahýn ilk saatlerinde gözaltýna alýndýðýný ve tüm devrimci gruplarýn “bir þekilde taksime çýkma” orada eylem koyma hedefini uygulayacaðýný duyduk. Aslýnda bu görüþe biz hareket olarak en baþýndan itibaren karþý çýktýk. Bunun nedeni 1 Mayýs alanýnýn taksim meydaný deðil, 1 Mayýs alanýnýn kavgaya dönüþtürülen tüm alanlar olduðunu düþünmemizdir. Bu bilinçle, ilk toplanma yeri olarak belirlediðimiz, Beþiktaþ’ta toplanýp sloganlarla yürüyüþe geçtik. Çok kýsa bir sürede düþmanýn müdahalesiyle karþýlaþtýk. Yoldaþlarýmýzýn büyük bir kýsmýný henüz toplayamadýðýmýz için yoldaþlarýn büyük bir kýsmýyla ayrý yerlere düþtük. Biz, birkaç yoldaþla birlikte, baþka siyasetten siper yoldaþlarýyla polisin ilk müdahalesine taþlarla çatýþarak karþýlýk verdik. Polisle bu karþýlaþmamýz çok kýsa sürdü. Hemen kendimizi öteki siyasetlere tanýtarak ortak hareket etmeyi önerdik. Diðer gruplarýn baþka yerlerden (Kazancý Yokuþu, Harbiye, Gümüþsuyu…) yoldaþlarýyla cep telefonundan haberleþebiliyorlardý ve bu sayede tüm gruplarla ortak hareket etme yeteneði kazandýk. Diðer gruptan arkadaþlarla gün boyu sürecek siper yoldaþlýðýmýzýn ilk tohumlarý da burada atýlmýþ oluyordu. Gün boyunca Taksime çýkma iradesi gösteren tüm devrimciler Taksimin çevresindeki onlarca noktada toplanarak polisle çatýþmalar yaptý. Akþama kadar taksim civarýnda yüzlerce küçüklü büyüklü


çatýþmalar yaþandý. Bizi en sevindiren noktalardan biri de birbirimizi kaybettiðimiz ya da bilerek farklý çatýþma noktalarýna ayrýldýðýmýz tüm yoldaþlarýmýzla bu çatýþma noktalarýnýn neredeyse tamamýnda var olmamýzdý (Dolmabahçe’de, Kabataþ’ta, Kazancý Yokuþunda, Gümüþsuyu’ nda, Beþiktaþ’ta, Maçka’da, Harbiye’de, Dolapdere’de, Tarlabaþý’ nda, Sýraselvilerde, Ýstiklal’de Taksim Meydanda…). Tüm bu çatýþma noktalarýnda bütün devrimciler büyük bir devrimci irade ortaya koydu. Aslýnda yaþanan bu durumu öndersiz bir ayaklanmaya benzetebiliriz. Binlerce devrimci tek hedef Taksime çýkma noktasýnda birleþti ancak önderlik eksikliði her adýmda kendini gösterdi. Tüm insanlar, birbirine bakýyor ve herkes bir önder arýyordu. Bu durumun temel nedeninin devrimci hareket içindeki önderlik eksikliði olduðunun bilincindeyim ancak bence daha özel bir neden de söz konusu; 1 Mayýs öncesinde devrimci 1 Mayýs platformunun adeta sendikalarýn kuyruðuna takýlýp önder bir irade gösterememesi yýðýnlarýn üzerinde de hissediliyordu. Gün boyunca, düþman saldýrýlarýnýn ardýndan, daðýnýk haldeyken her bir grup içinde eylem önderleri öne çýktý. Yapýlan bir propaganda ile daðýnýk haldeki insanlarý 18 MAYIS ÝBRAHÝM KAYPAKKAYA ANMASINA KATILDIK

Demokratik Haklar Platformu tarafýndan 19 Mayýs Cumartesi günü Okmeydaný’nda gerçekleþtirilen Ýbrahim Kaypakkaya anmasýna katýldýk. Yaklaþýk 500 kiþinin katýldýðý anma programý saygý duruþuyla baþladý ve çeþitli gruplarýn müzik dinletileriyle, marþlarla, þiirlerle devam etti. Anma boyunca Ýbrahim Kaypakkaya’ nýn hayatý, mücadelesi ve ideolojik görüþleri anlatýldý. Birim olarak biz de bu anmaya katýldýk ve Ýbrahim Kaypakkaya Yoldaþý Ýllegal kuþlarýmýzla ve sloganlarýmýzla selamladýk. Sibel Yalçýn Parký’nýn tüm giriþlerine ve amfinin giriþine günün anlamýna uygun kuþlarýmýzý yaptýk. Komünist önder Ýbrahim Kaypakkaya, mücadelesi ve düþman karþýsýnda kararlý devrimci duruþuyla 71 devrimcileri içinde öne çýk-

12

toparlayýp belirli bir hedefe yönlendiren önderler… Harbiye tarafýndan Taksime girerken polis saldýrdýðýnda da böyle bir daðýnýklýkla karþýlaþtýk ve bizim yoldaþlarýmýz eylem önderleri olarak öne çýktý. O sýra da taksim meydanda ve Okmeydaný’nda süren çatýþmalar vardý. Yoldaþlarýmýzýn bir kýsmý Okmeydaný’na gönderildi. Biz taksime giden gruptaydýk. Baþka gruplardan birkaç siper yoldaþýyla birlikte Tarlabaþý tarafýndan Taksime girdik. Tarlabaþý’ ndan taksime girdiðimizde gün boyu yaþanan çatýþmalarýn izleri hissediliyordu. Ýstiklal Caddesi üzerinde birkaç tur atarak öteki devrimcileri bulduk. Bir anda toplana yaklaþýk 300 kiþilik bir grupla, “Ýþte Taksim Ýþte 1 Mayýs” “1 Mayýs kýzýldýr kýzýl kalacak” sloganlarý atarak Ýstiklal Caddesini inletmeye baþladýk. Hemen gelen polis gaz bombalarýyla bizi daðýttý. Ara sokaklara girip çatýþmalara baþladýk. Ara sokaklarda çatýþma yaklaþýk bir buçuk saat sürdü. Çatýþmanýn ardýndan bir yoldaþla birlikte taksimden çýkýp diðer yoldaþlarla buluþacaðýmýz otamatik randevuya gittik. Üzerimizde, gün boyu süren onlarca çatýþmanýn yorgunluðu ve ortaya koyduðumuz iradenin gururu vardý.

Zafer Gelecek

maktadýr. Kaypakkaya, o dönemde iþkence hanelerde düþmana meydan okuyarak “ser verip sýr vermeyen yiðit” olarak anýlmýþtýr. Ýbo’nun düþmana karþý çelikten duruþu sonrasýnda yetiþen onlarca komüniste ve tabii ki bize de ilham olmaktadýr. Ýdeolojik görüþleri bizim açýmýzdan doðru bir zemini ifade etmese de içinde bulunduðu süreçte TKP revizyonizmine, TÝP parlamentarizmine ve Kemalist yönelime karþý kararlý devrimci duruþuyla örnek alýnacak bir önderdir Ýbo. Bizde, Ýbrahim Kaypakkaya þahsýnda tüm 71 devrimcilerini bir kere daha anýyoruz. 71 devrimcilerinin devrimci iradelerini sahiplenip onlarýn devrimci duruþlarýný kuþanmayý hedefliyoruz. Hedefimiz, devrim davamýzda sonuca ulaþmak; hedefimiz, devrim için devrimci partiyi yaratmak…

... Birimi

GEÇMÝÞTEN BUGÜNE 1 MAYIS’IN POLÝTÝK, ELEÞTÝREL TARÝHÝ

Ýþçi sýnýfýnýn birlik, mücadele ve dayanýþma günü olarak adlandýrýlan 1 Mayýs yaþadýðýmýz topraklar üzerinde sol hareket için özel bir ilgi odaðý olmuþtur. 1 Mayýs’ý önemli yapan kuþkusuz onun herhangi bir takvimsel eylem günü olmasýnýn ötesinde, sýnýf mücadelesinin seyri üzerindeki etkileri ve sonuçlarýyla bir yoðunlaþmanýn konusu olmasý dolayýsýyladýr. Bu gündem son otuz- otuz beþ yýlda tarihsel önemini kazanmýþ, verilen mücadeleyle devrimci bir içeriðe kavuþturulmuþtur. Cumhuriyetin kuruluþ yýllarýnda sýnýrlý biçimde anýlmaya, kutlanmaya çalýþýlan 1 Mayýs, uzun sayýlabilecek bir yasaklýlýk sürecinin ardýndan yaklaþýk 50 yýl sonra 1976 yýlýnda yeniden gündeme gelir. 1 Mayýs anmalarýna ve kutlamalarýna neden bu kadar uzun bir süre ara verilmiþtir? Tersinden bir soru sorulursa, neden 1 Mayýslar özellikle son 30-35 yýlda önem kazanmýþtýr? Bu sorunun yanýtýný hýzla þöyle vermek mümkündür: “Türkiye’de iþçi sýnýfýnýn nicel ve nitel geliþimi bu yýllardan itibaren oluþmuþ ve artmýþtýr.” Ancak bu yanýt belli oranda doðru olsa bile eksik bir yanýttýr. Bu topraklarda kapitalizmin hýzla geliþtiði, dolayýsýyla iþçi sýnýfýnýn da nicel olarak büyüdüðü 1960lar’dan itibaren, Türk-Ýþ dýþýnda baþka sendikalarýn, özellikle DÝSK’in kuruluþu ile 1 Mayýsýn gündeme gelmesi bir gerçekliktir. Ancak bu açýklama da salt nesnel olana vurguyu arttýrýp, öznel alaný anlatmadýðý için eksik olacaktýr. Zira 1960lý yýllardan önce de bu topraklarda iþçi sýnýfý vardý. 1920li yýllarda 1 Mayýs’ýn öyle ya da böyle kutlanmaya çalýþýlmasý; çeþitli grev ve eylemlerin gerçekleþmesi bunu gösterir. Ayrýca daha 1920 yýlýnda bu ülkede komünist partisinin kurulmasý da diðer bir gerçekliktir. Üstelik iþçi sýnýfýnýn nicel ve nitel geliþimi; çeþitli eylemler, direniþler, iþgallerle ve nihayet 15-16 Haziran 1970 Kalkýþmasýyla kendisini belli ederken; 1 Mayýs’ýn iþçi ve emekçilerin birlik-mücadeledayanýþma günü olarak bir eylemle kutlanmasý 1976 yýlýndan itibaren gündeme gelir. Bunlar bize sorunun kaynaðýnýn yalnýzca nesnel olgularla açýklanamayacaðýný gösterir. Öznel alandaki zaaflarýn varlýðý konusunda çarpýcý olan bir tespit de þudur: 1 Mayýs’ýn iþçi ve emekçilerin kanlarýyla yazdýðý bir tarihsel gündem olarak anýlmasý 1926-1928 yýllarýndan, 1976’ya kadar gündemde deðildir. Dikkat edilirse bu tarihsel aralýk, Sovyetler Birliði’nde rejimin yozlaþmaya uðradýðý ve bunun etkilerinin dünya komünist hareketine dolaysýz biçimde yansýdýðý yýllardýr. Bu durumun yaný sýra, Türkiye’de resmi Sovyet anlayýþýndan kopuþ arayýþlarý da 1970li yýllarda baþlar. Dolayýsýyla elli yýl gibi bir zaman aralýðýnda 1 Mayýs’ýn eylemli bir biçimde anýlmasýnýn gündemde olmamasýný, Sovyetler Birliði’nde sosyalizmde yaþanan kýrýlmanýn, yaþadýðýmýz topraklar üzerinde sýnýf mücadelesi ve öznel alana yansýmalarý olarak da görmek mümkündür.

13

1 Mayýslarý deðerlendirirken öznel alanýn tablosunu da doðru biçimde deðerlendirmek gerekir. Resmi Sovyet anlayýþýnýn Türkiye’ye yansýmasý geriletici ve oportünist bir etki olurken, buna karþý haklý ve devrimci bir “tepkiyle” ortaya çýkan yeni öznelerin yani 1971 devrimci hareketinin bir bütün olarak ve 1 Mayýslar özelinde “saðlýklý” bir devrimci perspektifi ortaya koyabildiklerinden bahsedebilmek mümkün olmamýþtýr. 1970lerle birlikte yeniden doðan devrimci hareketin, küçük burjuva dalganýn üstüne binerek aldýðý yol, halkçý-demokratik çizgiyle, ekonomist-sendikalist anlayýþýn karþýmý bir anlayýþ olmasý dolayýsýyla, sýnýf mücadelesinin bu önemli gününe “saðlýklý” bir müdahalenin önünde yapýsal bir engeldi. 1 Mayýs’ýn gerek elli yýl boyunca unutulmasý gerekse de 1970lerin ikinci yarýsýndan baþlayarak 1980’e kadar kutlanmasý ve darbeyle bir süre yasaklanýp 1980’lerin sonundan baþlayarak günümüze kadar gelen tarihinde öznel alanýn tablosu belirleyici olmuþtur. Bu belirleyicilik, son 15 yýldýr 1 Mayýs’ýn süreklileþmesinde bir katkýya sahip olmasýna raðmen, zaman zaman kendiliðinden yükselen kitle kabarýþýnýn ileriye taþýnmasý ve genel olarak sýnýf mücadelesinin daha ileri mevzilere taþýnmasýnda önemli sonuçlar da üretememiþtir. Genel anlamda baktýðýmýzda, Türkiye’de yaþanan 1 Mayýslar, iþçi sýnýfýnýn ekonomik, sendikal hareketinin sýnýrlarýný görece de olsa aþan siyasal bir eylemin konusu olmuþtur. Ýþçi sýnýfý hareketinin genellikle ekonomik, sendikal mücadele düzleminde kaldýðý, ancak kýsa aralýklý dönemlerde bu sýnýrlarý aþabildiði düþünüldüðünde ve yaný sýra sendika bürokrasisinin, liberal sol hareketlerin bu çerçevede kalmasý için çaba gösterdiði bir iklimde, her þeye raðmen 1 Mayýs’ýn siyasal bir eylemliliðin konusu olmasý ileriye dönük çýkartýlacak sonuçlar bakýmýndan önemlidir. Bu durum, sýnýrlý da olsa belli bir kitlede 1 Mayýs’ýn sendikal bir gündemin konusu olmanýn ötesinde siyasal bir gündem olarak kavranmasý ve dolayýsýyla iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz siyasal bir özne olarak kendisini varedebilmesinin olanaklarýnýn hangi kanallarda ilerletilebileceðini göstermesi bakýmýndan yoðunlaþýlmasý gereken bir noktadýr. Biz de bu yazýda, yaþadýðýmýz topraklar üzerinde geçmiþten bugüne yaþanan 1 Mayýslarý politik bir inceleme çabasýyla, yýllara göre sýnýflandýrýlmýþ bir sistematikle ele alacaðýz. Tarihteki 1 Mayýslar için Eleþtirel Notlar 1. Yaþadýðýmýz topraklarda 1 Mayýslar 1920li yýllarla baþlar. Bu dönem iþçi sýnýfýnýn nicel geliþimi sýnýrlý olmasýnýn ve iþçi sýnýfý birkaç ilde yoðunlaþmasýnýn yanýnda, henüz sendikal, siyasal örgütlenme ve siyasal eylem deneyimi yoktur. Ayrýca, bu yýllarda siyasal bir yapý olarak güçsüz de olsa varolan TKP’nin öznel zaaflarý dolayýsýyla 1 Mayýs önemli bir sýnýf hareketliliðinin konusu olamamýþtýr. Yine de eylemli bir gündem olarak anýlmamasýna raðmen, 1 Mayýs az sayýda iþçinin toplantýlar yapýp bayramlaþtýðý,


22