KOMÜNİST DEVRİM
8 MART’TA YAÞANAN AYRIÞMA VE BÝRLEÞMELER ÜZERÝNE
8 Mart dünya emekçi, kadýnlar günü iki yýldýr bir tartýþma ve ardýndan gelen ayrýþmalarla farklý eylem alaný ve yöntemleriyle kutlanýyor. Kadýköy’de farklý zamanlarda yapýlan iki miting ve Beyazýt’ta yapýlan miting, 8 Mart gündemiyle ilgili Ýstanbul’da yapýlan etkinliklerdi. Bu farklý eylemlere yansýyan farklý tutumlarý kendi bakýþ açýmýzdan nasýl deðerlendirdiðimizi açýklayalým. Öncelikle bizim için miting, eylem alanlarýndaki liberal, oportünist siyasal etkinin, sendika bürokrasisinin hakimiyetinin kýrýlmasý önemlidir. En azýndan alanlara hakim olamayacak þekilde etkisizleþtirilmesi önemlidir. Bu durumun gerçekleþebilmesi, bizim ve tek tek gruplarýn yada bir bütün olarak devrimci gruplarýn güçleriyle ilgili bir durumdur. Ancak sorunun güç olup olmamaktan öte farklý boyutlarý vardýr. Ýþte alanlarda liberal siyasal etkinin kýrýlamamasýnýn esas nedeni bu farklý boyutlarla ilgilidir. Eylem alanlarýnda devrimcilerin toplam güçleri liberallerden daha az deðildir. Ancak söylediðimiz gibi sorun, bu duruma iliþkin bakýþta farklý tutumlarýn olmasýdýr. Öncelikle alanlarda liberal siyasal etkinin, sendika bürokrasisinin hakimiyetinin olduðu görülmelidir. Soruna demokrasi, ittifaklar cephesinden bakýldýðýnda ise alanlardaki liberal etkinin kýrýlmasý mümkün olmayacaktýr. Geçen yýl ve bu yýl 8 Matta devrimcilerin liberal, düzeniçi, feminist siyasal etkinin kýrýlmasý doðrultusunda ayrý kutlama çabalarý bizimde güçlerimiz oranda katýldýðýmýz olumlu bir durumdur. Ýki yýldýr devrimcilerin ayrý 8 Mart kutlamalarýnýn sebebi; liberal, feminist etkinin kendini iyice rahatsýz edici þekilde gösterir olmasý ve eylemlerde kendi anlayýþýný dayatmasý olmuþtur. Tabi liberalizm kendini “en sarý”, “en mor” haliyle gösterince ondan kopmak, daha az sarý, daha az mor olunca buna gerek duymamak doðru sonuçlara götürmemektedir. Yine de biz, devrimcilerin bu kopuþlarýný olumlu deðerlendirip, üstelik devletin geçen yýl Beyazýt alanýnda terör estirmesine raðmen eylem iradesi göstermeyi anlamlý buluyoruz. Bu yýl benzeri yaþansaydý da eylem siyasal anlamýndan bir þey kaybetmeyecekti. Devrimci hareketin ana gövdesi diyebileceðimiz gruplarýn gösterdikleri iradeye bu bakýþ açýsýyla bizlerde iki yýldýr kendi güçlerimiz oranýnda katký koymaya çalýþýyoruz. Bundan son-
20
raki eylem süreçlerine de devrimci hareketin toplam olarak liberal çizgiyle arasýna ayrým çekerek kendi baðýmsýz güçleri ve devrimci dayanýþma çerçevesinde tutumlar alma çabalarýna mütevazý güçlerimizle katýlacaðýz. Ýki yýl içerisinde gerek 8 Martta gerekse de 1 Mayýsta devrimcilerin devrimci dayanýþma çerçevesinde göstermiþ olduklarý irade bir açýdan daha önem taþýmaktadýr. 90’lý yýllarýn sonlarýndan itibaren baþlayan, ikibinli yýllarýn baþýnda devam eden kitle hareketinin geri çekiliþi, düzenin yeniden yapýlandýrma yönelimiyle gerçekleþtirdiði saldýrýlar (F tipi saldýrýsý, özelleþtirmeler, faþist, þovenist saldýrýlar, Kürt hareketine dönük saldýrýlar vs.) devrimci harekette yaþanan kadro erozyonu ciddi bire gericilik dalgasý yarattý. Son yýllarda devrimcilerin irade göstermeleri bu anlamda önemli olmaktadýr. Ancak önümüzdeki süreç, emperyalist paylaþým savaþýnýn geniþleyeceðinin, Türkiye’nin de burada çeþitli biçimlerde yer alabileceðinin iþaretleriyle birlikte, yeni terörle mücadele yasasý, baský yöntemlerinin de devreye gireceðinin iþaretlerini taþýyor. Ancak burjuvazinin baský ve terörle, düzeniçine çekme yöntemlerini birlikte uyguladýðýný unutmamak gerekir. Burjuvazi havuç, sopa politikasýný daha etkin kullanmaya çalýþacaktýr. Böyle bir durumda devrimcilerin devrimci dayanýþma ile liberal düzeniçi tutumlar karþýsýnda alacaklarý tutumlar burjuvazinin bu politikalarý karþýsýnda daha da önemli olacaktýr. Devrimcilerin eylem birlikteliði zemininde, kitle eylemlerinde, alanlarda devrimci dayanýþma çerçevesinde alacaklarý tutumlarýn bu açýdan da vurgulanmasý gerekir. Burjuva düzeninin düzeniçine gelenlere legal zeminleri açýk tutmasý, düzeniçine gelmeyenleri marjinal konuma iterek, etkisiz duruma getirme çabalarýna karþý koymak devrimci dayanýþmanýn önemini büyüttüðü gibi kimse liberalizme karþý “þerbetli” de deðildir. Elbette her devrimci ve her devrimci grup kendi baðýmsýz zemininde, kendi görevlerine yoðunlaþarak bu süreçte devrimci bir duruþu sergilemeye çalýþacaktýr. Ve bu tutumlar devrimci hareketin geleceðinde çok önemli bir yer tutacaktýr. Ancak yaþanan eylem birlikteliklerinin bu söylediðimiz çerçevede anlaþýlmasý ve yaygýnlaþmasý da önemli olacaktýr.
DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET MERKEZ YAYIN ORGANI SAYI: 15 ÞUBAT- MART 2006
DEVRÝM ÝÇÝN DEVRÝMCÝ PARTÝ! P A RT Ý Ý Ç Ý N Ö RGÜTLÜ HAZIRLIK!
ÖNCÜNÜN BUNALIMI-KÝTLELERÝN BUNALIMI
Son iki ay uluslararasý alanda emperyalist savaþýn geniþleme olasýlýðýný gösteren iþaretlerin yoðunlaþtýðý bir politik iklimle geçti. Bölgemizde yaþanan emperyalist paylaþým savaþýnýn, yeni alanlar paylaþmak için yeni tehditler ve yeni aktörlerin devreye girmeye çalýþmasýyla boyutlanacaðýnýn göstergeleri günden güne artýyor. Irak’ta süren paylaþým savaþýnýn alaný ve paylaþanlar bugün için sýnýrlý olsa da, geliþecek savaþlar baþka alanlarýn ve bu defa paylaþacak aktörlerin de geniþleyeceðini, ancak savaþýn daha da þiddetlenip, karmaþýklaþacaðýný gösteriyor. Ýran ve Suriye’ye dönük tehditler, Filistin seçimlerinin sonuçlarýna tepkiler, bu defa Rusya ve Çin’in de devreye girme ihtimali, Türkiye’nin de bu paylaþýmda bir þekilde yer almaya çalýþacaðýnýn iþaretleri ve karikatür kriziyle ortaya çýkanlar... Hepsi emperyalist savaþýn geniþleme ve bir o kadar da belirsizliði, karmaþýklýðý da beraberinde getiriyor. Karikatür krizi denilen, Müslüman ülkelerde kitlelerin tepkisini çeken, daha doðrusu tepkilerini çekmesi istenen “oyun” yeni geliþecek savaþlar için Avrupa kamuoyunu hazýrlama giriþimi olarak göze çarpýyor. Karikatürlerin Avrupa’da yayýnlanmasý, eylemlerde kimi Avrupa ülkelerinin bayraklarýnýn yakýlmasý ve elçiliklerine dönük saldýrýlar, savaþý geniþletmeyi düþünen ABD’nin Avrupa’yý “Müslüman tehlikesine” karþý ikna etmek için yapýlmýþa benziyor. Irak’ta Almanya ve Fransa’nýn karþý çýkýþý, ancak son durumda her iki ülkenin ve diðer Avrupa ülkelerinin ABD’ye yaklaþmalarý bunu gösteriyor. ABD, Irak’ta yaþadýklarýndan sonra yeni savaþlarda müttefiklerini geniþleterek bunlarý bir daha yaþamak istemiyor. Bu ülkelerde Irak savaþýna karþý çýksalar da bir þey elde edemediklerini, yeni paylaþýmlarda rol almalarýnýn kendileri için daha iyi olduðunu düþünmeye baþlýyorlar. Ancak Avrupa’da savaþ için kitlelerin hazýrlanmasý gerekiyor. Bunun için karikatür meselesi bir araç olarak kullanýlmaya çalýþýldý. Bilindiði gibi I. ve II. Emperyalist paylaþým savaþlarý büyük oranda Avrupalý emperyalist
FÝYATI: 1YTL
rakipler arasýnda yapýlmýþtý. Bugün süren ve geniþleme eðilimi gösteren paylaþým savaþlarý Avrupalý emperyalist rakiplerden çok, ABD ve Avrupalý emperyalistler ile muhtemel yeni emperyalist rakipler (Rusya, Çin ve ikincil denebilecek Hindistan, Brezilya) arasýnda ve yaný sýra, elbette paylaþýlacak alanlardaki burjuva iktidarlarý arasýnda geçecek gibi görünmektedir. Buraya kadar söylediklerimizi görmek, bu siyasal belirlemelerde bulunmak zor deðil. Fakat sorun, emperyalist savaþýn nasýl geliþeceðini önceden görmekle sýnýrlý deðildir. Sorun, yeni savaþlar ve geliþecek yeni durumlar karþýsýnda nasýl bir politik, örgütsel konumlanýþla yer alýnabileceði, doðru yöntemlerle konumlanabileceðinde düðümlenmektedir. Emperyalistlerin kendi aralarýndaki paylaþým savaþlarýnda, bugüne kadar baðýmsýz bir etken olarak yer almayan-alamayan iþçi hareketinin bundan sonraki durumu süreçler üzerinde belirleyici olacaktýr. Þimdiye dek bölgemizde devam eden savaþta iþçi-emekçi, yoksul kitleler gerici önderliklerin peþinden gittiler, bu gerici önderliklerin yol, yöntem ve anlayýþýyla bir direniþ sergilemektedirler. Yaþadýðýmýz topraklarda ve bölgemizde devrimci, komünist güçlerin çok yönlü sorunlarý olsa da önümüzdeki süreçte devrimci, komünist bir önderliðin kendisine olan ihtiyaç çok daha yoðun hissedilecektir. I. ve II. Emperyalist savaþlardan sonra kapitalist sistemden kopuþlar yaþanmýþ, kimi ülkeler sistemden bir devrimle kopmadan Sovyetler Birliði’nin varlýðýyla bir denge-tarafsýzlýk konumuna tutunmuþlardý. Bugün yaþanan savaþtan ve yaþanmasý bu
sayýmýz
Sf:6.......Komünist Enternasyonalin Kadýn Sorununa Bakýþý Üzerine Sf:10-11.....Alanlardan- Yoldaþlardan Sf:10.....8 Mart’ýn Tarihsel Özü Vurgulandý! Biz de Oradaydýk... Sf:11.....16 Mart Beyazýt Eylemi Sf:12.....Son Dönem Ýþçi Kurultaylarý ve Sýnýf Çalýþmasý Sf:14.....Proletarya’nýn Mücadelesi ve Paris Komünü Sf:12.....Gazi Ayaklanmasý Sýnýfa Karþý Sýnýf Savaþýdýr Arka Kapak..... 8 Mart’ ta Yaþanan Ayrýþma ve Birleþmeler Üzerine
KOMÜNİST DEVRİM muhtemel savaþlardan iþçi sýnýfýnýn devrimiyle çýkabilecek esas etken olan devrimci sýnýf önderlikleri mevcut deðildir. Kitlelerin savaþ dolayýsýyla yaþadýklarý yoksulluk, baský, özgürlükten yoksunluk ve sömürü artarak devam etmektedir. Buna karþý zaman zaman kitlesel patlamalar yaþanýp, direniþler eksik olmasa da komünist önderliklerin eksikliðinde bu patlamalar-kalkýþmalar kapitalist sistemin yýkýlýþýna varamamaktadýr. Emperyalist savaþýn geniþlemesi ve Türkiye’nin bu paylaþýmda herhangi bir þekilde yer almasý durumunda, devrimci ve komünistlerin pratik-politik görevlerine yoðunlaþmalarý önemini arttýracaktýr. Ancak bu görevlerin ne olduðu, nasýl olmasý gerektiði bir yana, sýnýrlý pratik tutumlarýn ötesinde gerek emperyalist savaþ karþýsýnda gerekse de içinden geçtiðimiz dönemin politik görevlerini yerine getirebilmek noktasýnda ciddi bir politik alternatifin ortaya konulamayacaðý da bir gerçektir. Bu durum bir ölçüde öncünün bunalýmýna iþaret etmektedir. Ancak kitlelerin bütün huzursuzluðuna, sorunlarýna raðmen bir alternatifin kendini ortaya koyamamasý öncülerdeki sorunlarýn ayný zamanda kitlelerin bunalýmý anlamýna gelmektedir. Ýçinde yaþadýðýmýz bölgede, iki önemli ulusal sorunun varlýðý kendini hala hissettiriyor. Filistin ve Kürt/Kürdistan sorunu emperyalist paylaþým savaþýnýn içerisinde hala devam ediyor. Emperyalistler, bu sorunlarý kendi yöntemleriyle çözmeye çalýþsalar da bu sorunlarýn yaþandýðý topraklardaki kitleler emperyalist çözümlere baðlanmýyorlar. Kürt sorununu Güney Kürdistan’da gerici önerlikler yoluyla çözmüþ görünseler de Kuzey Kürdistan’ý ayný yöntemlerle çözemiyorlar. Üstelik son Halepçe gündemi dolayýsýyla güneydeki Kürtler de yerel önderlikler karþýsýnda yaptýklarý eylemlerle huzursuzluklarýnýn orada da devam ettiðini gösterdiler. Filistin seçimleri, gerici Hamas’ýn galibiyeti ile sonlandý. Gerici önderlikler kitlelerin kurtuluþ çözümü olamayacaðý gibi; bu önderliklerin emperyalistlerin çözümlerine þu yada bu þekilde yönelebilmeleri de mümkündür. Yine de bu durum emperyalistlerin iþini çýkmaza sokan bir etken olarak ortada duruyor. Hem Filistin’de hem de bize daha yakýn coðrafyada, Kuzey Kürdistan’da kitlelerin hareketlilik düzeyi devrimci imkanlarýn yeþerebileceði bir durumu yansýtmaktadýr. Oportünist önderlikler bütün teslimiyetçi yanlarýna, düzeniçi çözümlerine raðmen bu bölgelerdeki kitlelerin hareketliliði devam etmektedir. Ancak devrimci sýnýf önderlikleri yaratýlamadýðý durumda,
bu hareketliliðin sürekli ayný düzeyde kalmasý ve düzeniçi çözüm girdabýndan çýkabilmeleri mümkün olmayacaktýr. Komünistler, öncelikle kendi bulunduklarý topraklarda devrimci sýnýf önderliðini yaratmakla yükümlüdürler. Yaþadýðýmýz topraklarda, Bolþevik komünist bir önderlik/parti yaratýlabildiði durumda, bu önderliðin etkisi bu topraklarla sýnýrlý kalmayacak; baþta en yakýn coðrafyamýz olmak üzere diðer bölgelerdeki dinamikler üzerinde de olumlu etkileri görülebilecektir.
2
* * * Ocak ve Þubat ayý böyle bir sýcak politik konjonktürde geçti.Ayný zamanda Þubat ayý eylemliliklere yönelik son hazýrlýklarýn yapýldýðý, bu eylemliliklere çaðrýlarýn, propagandalarýn yoðunlaþtýrýldýðý bir aydýr. Bu yýlda ayný yoðunluk yaþandý. Mart ayý ise bu hazýrlýklarýn pratik eylemliliklere döküldüðü yoðun bir aydýr. Geçen yýl 8 Mart’ta devrimcilerin gösterdikleri iradenin, bu yýl da ayný þekilde gösterilmesi olumlu Mart-Mayýs eylemlilikleri açýsýndan olumlu bir baþlangýcý gösterdi. Geçtiðimiz yýl, Newroz sonrasý devlet eliyle yükseltilen þovenizm dalgasý bu yýl daha Newroz gelmeden ayný þiddette olmasa da belli oranda milliyetçi propagandayla, Newroz eylemlerine yönelik saldýrý söylemleriyle katýlýmý azaltmaya, kitleleri tedirginliðe etmeye çalýþan bir iklimle geçti. Bu topraklarda burjuvazinin kitleleri milliyetçi, faþist propagandayla zehirleme çabasý, onun yönetme sisteminin bir parçasýdýr. Buna karþý temel, ilkesel tutumlardan, gündelik siyasete kadar tüm siyasetimiz enternasyonalist içerikte olmalýdýr. Kürtler þahsýnda yükseltilmeye çalýþýlan þovenizme karþý Türkiyeli iþçi, emekçiler içerisinde enternasyonalist sýnýf mücadelesi yönünde propaganda faaliyetimiz kesintisiz sürdürülmelidir. Önümüzdeki süreçte emperyalist savaþýn geniþlemesi ve bu savaþta Türkiye’nin bir þekilde rol alabileceðini düþündüðümüzde, burjuvazi ve onun devleti tarafýndan milliyetçi, faþist propaganda ve saldýrýlar, kontrgerilla faaliyetlerinin artacaðýný söyleyebiliriz. Tarihteki pek çok örnek, savaþ konjonktürü içindeki burjuvazinin bu savaþýna kitleleri aktif destek olmaya ya da rýza göstermeye yönelik çabalar içerisine girdiðini göstermiþtir. Ancak baþlangýçta faþist, þovenist dalgaya kapýlan kitleler savaþ ilerledikçe bu konumdan uzaklaþmýþ, þovenizmin etkisi azalmýþtýr. Kuþkusuz savaþýn kitleler içerisinde yaratacaðý huzursuzluðu, çöküntüyü ve yýkýmý, buna karþý politikalar ve pratik tutumlarý gösterebilecek devrimci bir
ÞUBAT-MART 2006
de ayrýþtýrdý... Devrimci örgütle yürütülen mücadeleyi ve devrimci mücadele iddialarýný bir kenara býrakan ve yasal zeminlere tüneyenler ile devrimciler arasýnda zaten çok keskin ayrýmlar vardýr ama Gazi Mahallesi gibi iþçi sýnýfýnýn en devrimci kesimlerinin yaþam alaný olan yerlerde bu ayrým daha da derinleþerek uçuruma dönüþmektedir. Gericilik ve tasfiyecilik dönemlerinde devrimci örgüt mevzisini terk edip düzenin istekleri doðrultusunda adým atanlarla devrimci örgüt mevzisini siperleri olarak gören ve bu siperi savaþý kazanmak için en etkin biçimde kullanacak olan devrimci komünistler arasýndaki ayrým mücadelenin her alanýnda bir uçurum kadar derindir aslýnda. Burada vurgulanmasý gereken asýl nokta, melez-merkezci ve halkçý hareketlerin, Kadýköy’de, Beyazýt’ta ayný zeminde buluþtuklarý liberallerle, Gazi anmasý gibi devrimci dinamiklerin yoðun olduðu varoþlarda aralarýna ayrým çekmeleri ya da ortaya çýkan durumun bir uçurum kadar derin olmasýdýr. Biz bunu söylemiþtik demek istemiyoruz ama biz bu durumu NATO karþýtý eylemler sýrasýnda Okmeydaný için vurgulamýþtýk. Gazi mahallesinde yapýlan anma yürüyüþünde yukarýda uzun uzun bahsettiðimiz gibi iki farklý kesim vardý. Birinci kesim varoþlardaki devrimci dinamiklerden beslenen ve varoþlardaki ayaklanma dinamiklerini besleyen kesim; diðer kesim ise küçük burjuva temelde örgütlenen ve varoþlarda biriken patlayýcý maddeden en çok korkan kesim. Ýki kesim arasýndaki bu ayrým kendisini, her þeyden önce Gazi ayaklanmasýný deðerlendirmede ortaya çýkmýþtýr. Liberal hareketler, bizim iþçi sýnýfýnýn ayaklanmasý ve sýnýfa karþý sýnýf savaþý olarak gördüðümüz Gazi Ayaklanmasýný, bir provokasyon ve düzen güçlerinin bir tezgahý olarak görmektedirler. Bu deðerlendirmenin arka planýnda yatan gerçek ise Gazi ayaklanmasý’nýn olduðu dönemde liberal hareket gerilemiþ ve devrimci hareket büyük bir ivme kazanmýþ olmasý gerçeði yatmaktadýr. Bu anlayýþýn dýþa vurumu ise ÖDP, SDP, TÖP, TKP, EMEP vb’nin ortaklaþa ve hep bir aðýzdan “Gazi! Bir Daha Asla!” sloganýný haykýrmalarýydý...(liberal hareketlerin hemen önünde yürüyen devrimcilerse, ayný anda “Yaþasýn Gazi Direniþimiz!” “Daha Fazla Gazi...” sloganlarýný atýyordu...)
GÜLSUYU, 1 MAYIS
Gazi Anmasý çerçevesinde yapýlanlar yalnýzca bir yürüyüþten ibaret deðildi elbette, Yürüyüþ öncesinde mahallede yapýlan toplantý, söyleþi ve çeþitli etkinlikler dýþýnda, yürüyüþün yapýldýðý günün akþamýnda da Gülsuyu mahallesinde, Gazi ayaklanmasý sýrasýnda bu mahalleden Gazi mahallesine giderek mücadele eden devrimciler anýldýlar. Oldukça coþkulu geçen yürüyüþ ortak pankartýn arkasýnda yapýlan yürüyüþün ardýndan heykel meydanýnda sona erdi. Polisin yoðun ablukasýna karþýn kitlenin militan ve kararlý bir duruþu vardý. Hareketimiz, bu kararlý duruþu ve devrimci siper yoldaþlarýný anma etkinliðini de yine özgür kuþ faaliyetiyle selamladý. 12–16 Mart 1995 yýlýndaki Gazi Ayaklanmasý sýrasýnda en baþýndan itibaren her evresinde ayaklanmaya etkin ve aktif bir destek sunan 1 Mayýs Mahallesi emekçilerini ayrýca selamlamak gerekmektedir. Emeðin sýnýf dayanýþmasýna en güzel örneði, baþka bir ayaklanma ile gösteren 1 Mayýs mahallesi emekçileri üzerine sýkýlan kurþunlarla 15 Mart 1995’te üç devrimci hayatýný kaybetti. Bu yýl 15 Mart’ta da hem onlarý anmak hem de onlarýn yaptýðý gibi Gazi ayaklanmasýný selamlamak için 1 Mayýs mahallesindeydik. Hem de özgür kuþlarýmýzla. Onlarý anmanýn en ideal yolu bu olmasa da bu dönemde onlarý devrimci araç-yöntemlerle selamlamanýn, yarýn devrim yapmanýn adýmlarýndan biri olduðu bilinciyle... 15 Mart günü Cennet Düðün Salonundan baþlayarak 5 Devrimcinin katledildiði okulun önüne kadar yapýlan yürüyüþe yaklaþýk bin kiþi katýldý. Hafta içi ve gündüz saatlerine denk gelmesine karþýn, azýmsanmayacak bir kitle tüm öfkesi ve coþkusuyla katýldý yürüyüþe. Yürüyüþ sýrasýnda düþmanla yaþanan gerilimler, kararlý duruþumuzla yanýt buldu. Okulun önüne gelindiðinde yapýlan anma etkinliðinin ardýndan eylem sona erdi. 1 Mayýs mahallesindeki yürüyüþ sýrasýnda hareketimizin yaygýn olarak yaptýðý, illegal özgür kuþ faaliyetinin yaný sýra TÝKB’nin astýðý pankart alaný kýzýllaþtýran unsurlardý.
19
KOMÜNİST DEVRİM
tulumlu, yat deyince yatan, kalk deyince kalkan ve siyasal etkilemeden çok emir komuta zinciri ile harekete geçmeye alýþmýþ olan, iþçi sýnýfýnýn ayrýcalýklý kesimlerinden baþka iþçi sýnýfý tanýmayan devrimci harekete, iþçi sýnýfýnýn dinamik kesimleri “sýnýf dýþý unsurlar” ya da küçük burjuvalar olarak görünmektedir. Bundan dolayý iþçi sýnýfýna gitmeyi büyük fabrikalarda örgütlü sendikalarý ele geçirme ya da bu fabrikalardaki iþçileri örgütleyip buralarda iþ yeri hücreleri kurmayý hedefleyen devrimci hareket, son birkaç yýldýr varoþlarda mevzilenmeyi öne almýþtýr…”(Komünist Devrim Sayý:8, Baþyazý, Mart 2005) GAZÝ’NÝN 11. YILDÖNÜMÜNDE; DEVRÝMCÝ ÝRADE, AYAKLANMA RUHUNU YAÞATIYOR
11. yýlýnda Gazi Ayaklanmasýnýn yýldönümü ve 1995 yýlýnda ayaklanmada yitirdiðimiz devrimci siper yoldaþlarýmýzýn anma etkinlikleri devrimci coþkumuzla ve yitirdiðimiz siper yoldaþlarýmýzýn mücadelelerine layýk bir biçim yapýldý. 12 Mart günü Gazi Mahallesi’nde yapýlan mezarlýk yürüyüþüne yaklaþýk 6000 kiþi katýldý. Çoðunluðu devrimcilerin kortejinde katýlan kitle, Eski karakol duraðýndan baþlayarak mezarlýða kadar yürüdü ve mezarlýkta yapýlan anmanýn ardýndan daðýldý. Gazi Anmasýndan bir hafta önce 5 Mart günü Beyazýt’ta yapýlan “8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü” eylemi, düzen güçlerinin her türlü tehdit ve manipülasyonuna karþýn devrimci iradenin en önemli ifadelerinden biriydi. Bizimde taraf olduðumuz bu gündemde, geçen yýl kazanýlan ve esas içeriðine kavuþturulan 8 Mart, bu yýl da “kavga günü” olma özelliðini sürdürdü. Kuþkusuz, Mart eylemliliðinin böyle bir pratikle baþlamasý, bizlerin kendimize olan güvenimizi tazelememize yol açtý. Mart eylemliliðinin 2. halkasý olan Gazi anmasý 8 Mart’ta ortaya konulan iradeyi daha ileriye taþýmanýn zemini de sunuyordu. Mücadele tarihimize dönüp bakacak olursak, devrimci güçlerin her ileriye çýktýðý durumda ve yerde düþman güçlerinin panik ve tedirgin pratiklerini görebiliriz. Gazi mahallesinin giriþine yýðýlan polis, yürüyüþ güzergâhýný bütünüyle boþaltmýþtý. Hatta öyle ki yürüyüþ güzergâhýmýz üzerinde bulunan
18
karakolun içine adeta saklanarak bizi camlarýn arkasýndan izledi. Bu þekilde tutum almasýnýn bir diðer nedeni de 11 yýl önce yaþananlarýn aklýna gelmesiydi tabii ki... Saat 10.00’da baþlayan yürüyüþte “12 Mart Platformunun” hemen önünde HÖC ve platformun arkasýnda EMEP, ÖDP, SDP, TKP, TÖP, KÖZ... gibi guruplar vardý. Tam bu noktada, bir gerçeði vurgulamak gerekir ki; dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü eylemliliðinde ayrýþarak farklý alanlara gidenler ve birbirlerini en acýmasýz biçimde eleþtirenler Gazi Anmasý gündeminde yan yana geldi. Dün yan yana gelenler ise Gazi anmasýnda ayrýþtý. Bu durum çok karmaþýk bir denklem gibi ve bize güçsüzlüðümüzü ve hâla dönemsel çýkarlara dayanarak siyaset yaptýðýmýzý gösteriyor... Evet, tam da dediðimiz gibi 8 Mart sürecinde ayrýþan ESP ve diðer devrimci gruplar bu gündemde bir platform çatýsý altýnda buluþtular. HÖC ise platformda yer almadý ve baðýmsýz tutum aldý. ESP, Mücadele Birliði, BDSP, Partizan, DHP’den oluþan 12 Mart platformu, HÖC ve Proleter Devrimci Duruþ Ayrý ayrý gelerek Gazi Ayaklanmasý sýrasýnda düþen devrimcilerin mezarlarý baþýnda anma yaptýlar. Diðer gruplar ise mezarlýðýn önüne kadar süren yürüyüþü gerçekleþtirip anmalara katýlmadan daðýldý. Yürüyüþ boyunca Gazi Ayaklanmasýný yaratan ve ayaklanma dinamiklerinden güç alan devrimci örgütlerin özgür faaliyetleri (kuþ, pankart) ve devrimci örgüt sloganlarý hiç durmaksýzýn sürdü. Ýçinden geçtiðimiz dönemde, devrimci örgüte ve örgütlü duruþa, devrimci faaliyet ve devrimci araç- yöntemlere dönük her türden saldýrýya karþýn, devrimci dinamikleri en çok barýndýran varoþlarda yapýlan eylemlerde, devrimci gruplarýn neredeyse tamamý devrimci ve özgür araçlarý öne çýkarýyorlar. Alanda hareketimizin yaptýðý kuþ faaliyeti ve hareket imzalý, GAZÝ AYAKLANMASI SINIFA KARÞI SINIF SAVAÞIDIR yazýlý pankartýmýzýn militanlarýmýzca yürüyüþ güzergâhý üzerine asýlmasý faaliyetleri dýþýnda, TÝKB/Bolþevik, TKEP/L, MLKP ve KGÖ’ de yürüyüþte açtýklarý özgür pankartlarýyla alaný kýzýllaþtýrdýlar. Alanda öne çýkardýðýmýz illegal özgür araçlar alaný kýzýllaþtýrmanýn yaný sýra bizleri arkamýzda yürüyen yasal partilerden
ÞUBAT-MART 2006
sýnýf önderliði olduðu koþullarda tersine çevirebilmek mümkün olacaktýr. Savaþýn yaratacaðý koþullar bundan faydalanabilecek bir örgütlenmenin varlýðýnda devrimci sonuçlar doðurabilir. Böyle bir önderliðin olmadýðý koþullarda sorunlar ne kadar aðýr olursa olsun, kitlelerin bu sorunlarýn içinden “kendi” çözümleriyle çýkmalarý dahi mümkün olmayacaktýr. Bu tip bir önderliðin yaratýlmasýnýn sorunlarýna yoðunlaþmak biz devrimci komünistler için öncelik olmak zorundadýr. Þu ana kadar yapýlan 8 Mart, Gazi Ayaklanmasý yýldönümü dolayýsýyla yapýlan eylemler, 16 Mart ve Newroz eylemlerinden çýkan tablo nedir? Newroz dýþýnda bu saydýðýmýz eylem gündemlerinde harekete geçirilen kitle devrimci gruplarýn þu yada bu düzeyde siyasal etkisiyle harekete geçirilen kitlelerdi. Ancak özellikle Gazi, 1 Mayýs, Gülsuyu gibi mahallelerde yapýlan eylemlere yerel dinamiklerden pek çok kiþinin de katýldýðý düþünülürse; bu eylemlerin kent merkezlerinde yapýlan eylemlerden daha geniþ katýlýmlý olduðu sonucu çýkartýlabilir. Bu durum devrimci gruplarýn, 2000’li yýllardaki gerici dalgadan sýyrýlýp, yeniden toparlanmaya baþladýðýnýn göstergesi olsa da ayný þeyi kitle dinamikleri için söylemek mümkün gözükmüyor. Devrimci hareketin bu eylemlerde belli bir kapasite ortaya koymasý, kimi eylem birlikteliklerinin yakalanabilmesi önemlidir. Ancak ortaya konan kapasite, biz de dahil önümüzdeki süreci karþýlamaya yetecek gibi görünmemekle birlikte; yakalanan eylem birlikteliklerinin de herkesçe ayný kavranýlmadýðý da bir gerçektir. Devletin havuç-sopa politikasý etkisizleþtirilmiþ deðildir. Bugün pek çok devrimci grup kimi eylemlerde yanyana durulabilse de yukarda tanýmladýðýmýz savaþ konjonktürünün yakýnlaþmasýyla devrimci hareketin yarattýðý tablonun bir netleþmeye uðrama ihtimali büyüktür. Sürecin zorlaþmasý, keskinleþmesi devletin havucu ile sopasý arasýnda tercihi de zorlayacaktýr. Bu koþullarda kendi kaderini eline alan, kendi baðýmsýz örgütsel-politik çizgisini sürekliliðe kavuþturabilen örgütlenme yaratmanýn önemi daha da yakýcýlaþacaktýr. Ancak sorun salt devletin saldýrýlarý düzleminde ele alýnamaz. Bundan daha çok tasfiyecilik, solu kendi içinden tehdit eden bir unsur olarak devam etmektedir. Kürt kitlelerinin dinamik yapýsý çeþitli eylemlerde, Þemdinli gibi devletin saldýrýlarý karþýsýndaki tutumlarda kendini göstermektedir. Kürdistan’daki kitle dinamikleri ile Türkiye’deki sýnýf mücadelesi dinamikleri arasýnda birincinin hareketlenme düzeyi ile ikincinin daha geri
konumu dolayýsýyla bir fark vardýr. Bir baþka fark da Türkiye’de iþçi sýnýfýmýzýn bir önderliðe sahip olmamasý ile Kürdistan’da oportünist-teslimiyetçi de olsa, düzeniçi çözüm düzleminde de olsa Kürtlerin büyük oranda bu önderliðin etkisi altýnda olduðudur. Newroz eylemleri göstermektedir ki Kürt kitleleri kendi günlerini devletin saldýrýlarý, þovenist propagandasýna ve oportünist önderliklerine raðmen sahiplenmektedir. Üstelik bu durum yalnýzca Kürdistan’daki Newrozlarda deðil, batýdaki eylemlerde de görülmektedir. Tüm bu etkenler, Türkiye’deki Kürt kitlelerinin iþçi-emekçilerle ortak bir sýnýf örgütlülüðüne, sýnýf mücadelesine kazanýlmasýný ve de bunu gerçekleþtirebilmek için Bolþevik komünist bir önderliðin inþasýna onlarýn öncülerinin kazanýlmasý gerektiðini ortaya koyuyor. *
3
*
*
Geçtiðimiz iki ayda iþçi hareketinde devam eden kimi grevler (Serna-Seral iþçilerinin, bazý tekstil sektörü iþçilerinin ve Tuzla’da bir fabrikadaki deri iþçilerinin grevi) dýþýnda, özelleþtirme kapsamýnda Tekel iþçilerinin direniþi öne çýktý. Bu süreçte bazý devrimci hareketlerin yerel ve merkezi iþçi kurultaylarý düzenlemeleri iþçi hareketine, iþçi çalýþmasýna dönük diðer çalýþmalardý. Ýþçi sýnýfýnýn sendikalý, örgütlü kesimleri son yýllarda özelleþtirme dolayýsýyla belli bir hareketlilik yaþasalar da büyük çapta hareketlenmeler, grevler, direniþler olduðunu söylemek zordur. Ancak Ereðli Demirçelik ve Seydiþehir alüminyum iþçilerinin eylemleri ile Ýzmit SEKA ve Adana Tekel iþçilerinin eylemleri arasýnda belirli bir farklýlýk görülüyor. Bu iþletmelerdeki iþçilerin sosyal, ekonomik haklarý benzer olsa da bu farklýlýk, Ýzmit ve Adana illerinde sýnýf mücadelesinin nispeten daha köklü olmasýndan ve bu kentlerdeki siyasal mücadeleden kaynaklanýr. Mart ayý içinde diðer önemli bir gündemse emperyalist metropollerden birinde yaþandý. Fransa, sosyal güvenlik yasasýnda yapýlacak deðiþiklik dolayýsýyla iþçilerin ve öðrencilerin eylemleriyle sarsýldý. Sosyal-ekonomik haklarý geliþkin sýnýf kesimleri Türkiye’de sýnýrlý bir iþçi kesimini kapsar. Ancak Fransa gibi emperyalist ülkelerde bu haklara sahip sýnýf kesimleri daha geniþtir. Eylemler de bu ölçüde geniþ, saldýrýnýn kapsamý ölçüsünde de sert olmaktadýr. Burjuvazinin uluslararasý düzeyde neoliberal saldýrýlarý, sosyal-ekonomik haklarý geliþkin olan sýnýf kesimlerini batýda da hedeflemektedir. Geçtiðimiz aylarda, yine Fransa bu haklara
KOMÜNİST DEVRİM
sahip olmayan emekçilerin isyanlarýna sahne olmuþtu. Neoliberal saldýrýlar bu kesimlerin batýda da saflarýnýn geniþleyeceðini gösteriyor. Ancak bir nokta var ki Ýstanbul’da yapýlan iþçi kurultaylarýnýn birinde Güney Afrikalý bir delege tarafýndan dile getirildi. Bu delege Güney Afrika’da devrimci sýnýf mücadelesinin, geleneksel sendikalar ve geleneksel komünist partinin dýþýnda, çeþitli sosyal hareketler tarafýndan yürütülmekte olduðunu belirtti. Bu örneklerden ve yaþadýðýmýz topraklardaki durumdan sýnýfa ve onun mücadelesine dönük doðru sonuçlarý çýkarmak önemli bir görevdir. Son dönemde, devrimcilerin iþçi kurultaylarý düzenleme çalýþmalarý sýnýf hareketine yönelik bir çýkýþ arayýþýný, devrimci gruplarýn özellikle kurultay düzenleyen kesimlerinde sýnýfla bütünleþme, sýnýfý örgütleme arayýþlarýný gösteriyor. Bir bütün olarak devrimci hareketin iþçi sýnýfýyla baðlarýnýn zayýf olduðu bilinen bir gerçektir. Zaman zaman sýnýf mücadelesinin yükseliþ dönemlerinde bu bað biraz kuvvetlenip, gerileme dönemlerinde azalsa da genel olarak iþçi sýnýfýný örgütlemek, hareketlendirmek konusunda ortada iyi bir tablo yoktur. Bu açýdan bakýldýðýnda kim olursa olsun, devrimci gruplarýn iþçi sýnýfýyla bað kurma çabalarý olumludur. Ancak sorunu genel çerçeveden çýkarýp, güncel, dönemsel ve somut çerçeveye getirdiðimizde; iþçi sýnýfýyla bað kurmak meselesi çeþitli sorularý ve sorunlarý içermektedir. Bugün iþçi sýnýfýnýn ve komünistlerin önündeki en temel sorun parti sorunudur. Ýþçi sýnýfýyla bað kurmak, sýnýfýn öncülerini ya da geniþ kesimlerini örgütlemek konusuna; sýnýfa bakýþ noktasýna; geleneksel, stratejik iþ kollarý düzlemine ya da iþçi sýnýfýný deðiþen yapýsýna hangi yöntemle bakarsak bakalým, tüm bunlarý parti sorunuyla birlikte ele almak zorundayýz. Parti sorunu ve iþçi sýnýfýný örgütlemek, örgütlendirmek sorunu; bugünün deðil, uzun bir tarihsel dönemin sorunudur. Çözümü ise öncelikle dünü, bugünü, tarihsel, güncel deneyimleri, uluslar arasý ve yaþadýðýmýz topraklardaki durumu, kendini ve kendi dýþýndaki öznelerin durumunu dikkate alan bütünsel bir muhasebeyi gerektirmektedir. Dahasý Marksizm’in, Leninizm’in bilimsel yöntemi ýþýðýnda; öncünün örgütlenmesiyle, kitlelerin örgütlenmesi, partinin inþasýyla, sýnýfýn örgütlülüðe kavuþturulmasý sorunlarý açýklýða kavuþturulmayý gerektirmektedir. Bizim açýmýzdan bugün sýnýf çalýþmasý, iþçi sýnýfýnýn öncülerini parti inþasýnýn hazýrlýk görevlerine kazanmaktýr. Hazýrlýk görevlerinde tarif edilen kadrolaþma-organlaþma görevinin yerine getirilmesi için sýnýfýn en dinamik, devrimcileþmeye açýk kesimlerinin içinden kadro adaylarýný ortaya
çýkarýp, örgütlemektir. Bütün bu söylediklerimiz hem genel bir çerçeveyi ifade etmekte, hem de bizim kendi somutumuza iliþkin bir saptamayý ifade etmektedir. Ancak bu genel çerçevede ayný zamanda somut çalýþmanýn sýnýrlarýný belirlemekte ve belli ölçülerde tüm komünistler için geçerli bir durumu ifade etmektedir.
4
Devrimci Komünist Hareket Ýki Yaþýnda: Ýþçi Sýnýfýnýn Devrimci Önderliðinin Ýnþasýnda Yol Almak ve Yaklaþan Süreçleri Karþýlayabilmek için Görevlerimize Yoðunlaþalým! Devrimci komünistler, bundan iki yýl önce parti inþasýna baþlarken; bu topraklarda Bolþevik geleneði yeniden yaratmak gerektiðini söyleyerek çýktýlar. Bolþevizmi politik-örgütsel süreklilik içerisinde yaþadýðýmýz topraklarýn sýnýf mücadelesinin somutunda yeniden üretmek görevi, hakim akýmlardan yalnýzca bir kopuþu deðil ayný zamanda devrimci olana yeniden baðlanmak anlamýna geliyordu. Halkçý, eklektik sosyalizm türlerinden, ekonomist-sendikalist çizgiden, legalist-tasfiyeci gevezelikten kopmak; büyük bir iddia olduðu kadar, büyük bir sorumluluðu üstlenmek anlamýna da geliyordu. Her iddia, onun sahibine kýsa zamanda bir kolaylýk sunmadýðý gibi, üstlenilen sorumluluklar iddia sahibinin kendisini deðerlendirmesinin bir ölçütünü oluþturur.Üstlendiðimiz sorumluluðu ne düzeyde yerine getirebildiðimizi, eksiðiyle, fazlasýyla ortaya koymak ve bundan ileri dönük sonuçlar çýkartmamýz gereken bir dönemdeyiz. Yaþadýðýmýz topraklarda devrim ve sosyalizmin temel ve kilit sorunu parti sorunudur. Biz komünist devrimciler, görevimizi parti inþasý olarak belirledik. Parti inþasýnýn hangi düzeyinde-döneminde olduðumuz, kendimizi deðerlendirebileceðimiz temel ölçüttür. Ancak tarihi kendisinden baþlatan yaklaþýmlar ve yaný sýra kendi dýþýndakileri yok sayan yaklaþýmlar da yanlýþtýr. Tersine, bugüne kadarki mücadele birikimlerini özümseyerek aþmak kadar; farklý gruplara daðýlmýþ komünist kadro potansiyelinin komünist önderliðin/partinin “potasýnda” eritilerek birleþtirilmesi görevi yadsýnamaz bir görevdir. Komünistlerin birliði partide yani iþçi sýnýfýnýn önderliðinde birliktir. Komünistleri birleþtirebilecek sihirli bir formül olmadýðý gibi; bugün için politik-örgütsel varlýðýyla diðer komünistleri ikna edici bir zemin bulunmamaktadýr. Þüphesiz parti öncesi komünist örgütlerin birleþmesi önemli, hatta gereklidir. Çünkü bu, partiye yürüyüþünü hýzlandýracak ve bu süreci kýsaltacaktýr. Parti öncesi birleþmeler, salt teorik metinler üzerinde anlaþmak deðil; mücadelede birliktir.
ÞUBAT-MART 2006
GAZÝ AYAKLANMASI SINIFA KARÞI SINIF SAVAÞIDIR
Provokatif bir silahlý saldýrýnýn ardýndan baþlayan ‘Gazi Olaylarý’ kýsa sürede diðer varoþlardan bölgeye gelen emekçiler ve devrimcilerin de etkisiyle bir ayaklanmaya dönüþtü. Diðer bir yandan ise Gazi’de yaþananlarýn ne olduðu üzerine tartýþmalar da hiç eksilmedi. Anti-faþist semt mücadelesi mi, provokasyon mu, ayaklanma mý hatta iyi bir þey mi yoksa kötü mü? Bizim bu konuda ki görüþümüz ise geçmiþten beridir deðiþmedi. Gazi Ayaklanmasý Ýþçi sýnýfýnýn Kurtuluþ yoludur. Burjuvaziye karþý ayaklanan iþçi sýnýfýnýn özgürlük mücadelesinin bir kesitidir ve eksikleriyle de olsa sahiplendiðimiz bir ayaklanma pratiðidir. Gazinin derslerini çýkararak özgürlük yolunda yeni ayaklanma pratikleri bizi beklemektedir. Gazi’nin derslerinin çýkarýlmasý noktasýnda geçen sene yaptýðýmýz deðerlendirmelerin bir kýsmýný da buraya alarak o deðerlendirmeyi daha ileriye taþýmaya çalýþacaðýz. “12–16 Mart 1995’te gerçekleþen Gazi Ayaklanmasý Türkiye sýnýflar savaþýmýnda yeni bir dönemin de açýlmýþ olmasýna iþaret etmekteydi. Gazi Ayaklanmasý üzerine çok þey söylendi, çok þey yazýldý. Ancak onun iþçi sýnýfýnýn en yoksul kesimlerinin bir ayaklanmasý olduðu kavranamadý ve beraberinde Gazi Ayaklanmasý ile elde ettiðimiz kazanýmlarýn da bir bir elden uçup gitmesine sebep oldu. Gazi Ayaklanmasý, Kürdistan’da süren ulusal savaþýn ve varoþlarda biriken devrimci dinamiðin, düþmanýn saldýrmasý vesilesiyle kendiliðinden patlamasýndan baþka bir þey deðildir. Sýnýf hareketinin ve devrimci hareketin bir yükseliþ trendine geçtiði dönemin ardýndan gelmesi açýsýndan da önemlidir. Zonguldak Grevi, 1989 Bahar eylemlilikleri, kamu iþçilerinin sendikalaþma çalýþmalarý, Kürt ulusal savaþýnýn gelmiþ olduðu aþama Gazi Ayaklanmasý’ný önceleyen geliþmelerdir. Gazi Ayaklanmasý düþman karþýsýnda güç olup tutunamayan, ancak bu haliyle bile düþmaný ininde rahatsýz eden devrimci hareketi ve kitlelerin devrimci atýlýmýný tetiklemiþ, sonraki dönemde 1996 1 Mayýs’ýna deðin devrimci hareket ve kitle hareket yükseliþ trendine girmiþtir. Bundan dolayý kazanmak için Gazi’nin derslerini süzmeye en çok devrimci komünistlerin ihtiyacý var. Çünkü devrimci komünistler
17
komünist bir dünyaya giden yolu aralayacak olan proleter bir devrime önderlik etmek istiyorlar. Böyle bir devrimin mimarý olacak devrimci partiyi yaratma kavgasýný öncelikli görevleri sayýyorlar. Böyle bir partinin de Gazi Ayaklanmasý’nda barikatlarda savaþan ayrýcalýksýz iþçilere yaslanarak yaratýlabileceði öngörüsüne sahipler…” “...12–16 Mart Gazi Ayaklanmasý varoþlarýn iþçi sýnýfý ve devrimci hareket açýsýndan ne denli önemli ve de kilit bir role sahip olduðunu bir kez daha göstermiþtir. 1950’li yýllarda kentlerin etrafýnda kurulmaya baþlayan varoþlar, iþçi sýnýfýnýn en yoksul ve sosyal güvenceden yoksun kesimlerini barýndýrmasý açýsýndan, iþçi sýnýfý devrimcileri açýsýndan oldukça önemlidir. Ýstanbul’da birçok gecekondu mahallesinin devrimciler eliyle kurulmasý, buralarda ikamet eden ekonomik, sosyal durumlarý, varoþlarý devrimcilerin doðal barýnaklarý haline getirmiþtir. Özellikle Kürdistan’dan zorla koparýlarak metropollere sürülerek “özgür emekçi” konumuna getirilen Kürtler, kentlerin dýþýný bir sur gibi saran varoþlarda konumlanmýþlardýr. Gazi Ayaklanmasý ve sonrasý varoþlarda gerçekleþen eylemlerde bu dinamik önemli bir role sahip olmuþtur. Varoþlarýn hem iþçi sýnýfýnýn en yoksul kesimlerini hem de TC ile baþý belada olan Kürtleri barýndýrýyor olmasý, buralarda biriken patlayýcý maddenin yoðunluðunun arttýðýný ve bu patlayýcýnýn küçük bir kývýlcýmla patlayabileceði gerçeðini göstermektedir. 1995 ve1996 1 Mayýslarý’nda devrimcilerin kortejlerinde alanlarý dolduran bu dinamik, 1996 1 Mayýs’ýnda Kadýköy’ün altýný üstüne getirmiþtir. Varoþlardan akýp gelen bu dinamik, devrimcileri ezip geçerek düzene ait ne varsa, düzeni temsil eden her sembole saldýrarak isyan etmiþtir. Devrimcilerin psikolojik olarak etkilediði, ancak siyasal olarak önderlik edemediði iþçi sýnýfýnýn en dinamik ve görünmeyen kesimlerinin, sendikal bürokrasinin cenderesinde sýkýla sýkýla hantallaþmýþ ayrýcalýklý kesimlerine göre örgütlenmesi oldukça zordur. Bu zorluk aþýldýðýnda, bu dinamiðe kim önderlik ederse nasýl bir güce sahip olduðunu, Gazi’ye, 1996 1 Mayýs’ýnda Kadýköy’e bakarak anlayabilir. Ýþçi sýnýfý denince düzenli bölükler halinde sýralanmýþ, mavi
KOMÜNİST DEVRİM
sermayenin egemenliðini koruyan devletin, tüm kurumlarýyla beraber ortadan kaldýrýlarak proletaryanýn eline geçmesinden bahsediyordu. Çünkü, burjuva devlet, en üst kurumundan en alt kurumuna kadar egemen burjuva sýnýfýnýn çýkarlarýna hizmet eden bir yapýya sahipti ve proletarya iktidarý kaçýnýlmaz olarak bu burjuva devlet aygýtýný bütün kurumlarýyla birlikte parçalayarak kendi egemenliðini kuracaktý. Paris Komünü’yle birlikte artýk iþçi sýnýfýnýn mevcut devlet aygýtýný ele geçirmeyle devrimin sýnýrlandýrýlamayacaðý, varolan devletin niteliðini tamamen deðiþtirmek, proletaryanýn egemen sýnýfa karþý kullandýðý bir baský ve eritme aygýtý haline getirmek gerekliliði konusu hakimdi. Tabi ki bu aygýt, ekonomik bir altyapý kurmak, kapitalizmle rekabet eder hale gelmek amacýyla deðil, proletaryanýn iktidarýný tüm dünya üzerinde gerçekleþtirmek, mülksüzleþtirenlerin, mülksüzleþtirilerek, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen ayrýmýný ortada kaldýrmaya hizmet edecek, en sonunda kendisinin de sönerek ortadan kalkmasýna kadar sürecek bir savaþ aygýtý olarak kullanýlacaktý. Sonuçta hakim olan süreç, bir sýnýflar savaþýmýnýn sonucuydu. Yenilgisiyle beraber de bir sonu ifade etmeyen komün, I. Emperyalist paylaþým savaþýyla birlikte ortaya çýkan devrim dalgasýyla birlikte Avrupa’nýn bir çok ülkesinde tekrar adýný iþçi sýnýfýnýn barikatlarýnda duyurdu. Ekim Devrimi’yle iþçi sýnýfý 1917’de tekrar iktidardaydý. Fakat bu sefer eski hatalar yapýlmayacaktý, artýk gerekli dersler çýkarýlmýþtý ve iþçi sýnýfýnýn iktidarýyla birlikte proleter devlet, artýk tüm dünya üzerindeki burjuvalarýn yýkmak için seferber olacaðý bir güçtü. Lenin, iþçi sýnýfýnýn kurmuþ olduðu iktidarý þöyle ifade etmektedir; “Bu iktidar, 1871 Paris Komünü ile ayný tipte bir iktidardýr ve baþlýca belirtici özellikleri de þunlardýr: 1) Ýktidarýn kaynaðý bir parlamento tarafýndan daha önce tartýþýlmýþ ve onaylanmýþ bir yasa deðil ama halk yýðýnlarýnýn dolaysýz, yerel, aþaðýdan gelen giriþkenliði, yaygýn bir deyimi kullanmak gerekirse, dolaysýz bir
16
zorlamadýr; 2) Halktan ayrý ve halka karþý kurumlar olan polis ve ordunun yerine, tüm halkýn doðrudan silahlanmasý geçmiþtir; bu iktidar altýnda, kamu düzeninin korunmasýný silahlý iþçiler ve köylüler, silahlý halk, kendileri gözetirler; 3) Memurlar topluluðu da, bürokraside, halkýn dolaysýz iktidarý ile deðiþtirilmiþ ya da hiç deðilse özel bir denetim altýna konmuþtur; sadece görevler seçimle gelinen görevler olmakla kalmaz ama basit vekiller durumuna getirilen asiller de, halkýn ilk isteði üzerine görevden alýnabilir durumdadýrlar; bunlar, yüksek aylýklý arpalýklardan yararlanan ayrýcalýklý, burjuva bir toplum olmaktan çýkýp, aylýklarý iyi bir iþçinin alýþýlmýþ ücretini geçmeyen özel bir sýnýf iþçi durumuna gelirler” (Lenin, Komün Dersleri, s.71 Sol Yayýnlarý.). Ayrýca “Devlet ve Devrim” adlý çalýþmasýnda Lenin, Paris Komünüyle beraber somut bir hale gelen proleter devletin daha geniþ bir tanýmlamasýný yapmýþtýr. Bugün üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda ve dünyada proletaryanýn iktidarý hala yakýcý bir sorun ve gereklilik durumunda. Bizler tarihsel haklýlýðýmýzýn bilinciyle iþçi sýnýfýnýn devrimci iktidar kavgasýna baðlanarak yolumuzda yürüyoruz. Türkiye özelinde, proleter devrimci bir etkinin yaratýlamadýðý, yaratýlan geleneklerin daha çok halkçý ve demokrasi zemininde örgütlendiði bir tarihe sahip. Geliþmekte olan ve ayný zamanda gün geçtikçe çürüyen kapitalizm, sýnýf çatýþmalarýný daha yakýcý hale getirdiði böyle bir dönemde proleter devrimci bir geleneðin bu topraklarda varedilmesi gerekliliðiyle hareket eden devrimci komünistler güçlerini; proletaryanýn, Paris Komünüyle, Ekim Devrimiyle, bu topraklarda ve dünyanýn diðer bölgelerinde yaratmýþ olduðu mücadele deneyimlerine baðlanarak bir kez daha haykýrýyor; ÖZGÜRLÜK SAVAÞAN ÝÞÇÝLERLE GELECEK! YAÞASIN PROLETARYANIN DEVRÝMCÝ ÝKTÝDARI! YAÞASIN PROLETER ENTERNASYONALÝZMÝ!
ÞUBAT-MART 2006
Yani yalnýzca temel ideolojik, politik konularda homojenleþmek deðil, örgütlenme konusunda, parti/önderlik inþasýnýn yol, yönteminde anlaþmak demektir. Parti öncesi hazýrlýk döneminde; bir partinin “birleþtirici”, “ikna edici” zeminin olmadýðý dönemde, bu süreç çok daha yakýcý ve önemlidir. Geçmiþ deneyimlerimizde parti öncesinde yol, yöntemde anlaþmanýn ne kadar önemli olduðunu yaþayarak öðrendik. Ama artýk yaþayarak öðrenme yönteminden sýyrýlmak zorundayýz. Daha doðrusu yaþayarak öðrenme yöntemini, kendi diyalektiði içerisinde doðru yere oturtmak zorundayýz. Kendi deneyimlerimizden ve baþkalarýnýn deneyimlerinden kollektif bir yöntemle sonuçlar, dersler çýkarmalý, son dönemin moda deyimiyle “yenilenmeliyiz.” Ýþçi sýnýfýnýn önderliðini yapabilecek Bolþevik tipte komünist partinin yaratýlmasý süreci, farklý örgütsel yapýlardaki komünistlerin birleþmesi için tüketilmesi gereken bir süreçtir dedik. Bu süreçte örgütsel birlikler de dahil, parti kuruluþu yolunda geçici, platform özelliðindeki ya da birlikte inþa örgütlenmesi gibi yaklaþýmlarýnda mümkün olduðunca muhataplarýnca çerçevesi çizilerek, devrimci bir yöntem olarak somutlanmaya çalýþýlacaðý bir süreçtir. Bu konuda þimdiye kadar olumlu örnekler sergilenemese de, þimdiye kadarki örneklerin dersleriyle devrimci bir yöntem konusunda anlaþan muhataplarýn çaba göstermeleri, komünistleri partiye daha da yaklaþtýracaktýr. Ýki yýl önce inþa sürecine baþlarken hazýrlýk görevlerimizi somut-acil görevler baþlýðýyla ifade etmiþtik. Bir yýl sonraysa somut-acil görevler baþlýðý altýndaki maddelerin nasýl yerine getirilebileceðini, içinden geçtiðimiz dönemin özellikleri ve eldeki somut güçlerimiz ýþýðýnda bir yöntemle netleþtirmiþtik. Bu doðrultuda örgüt niteliðinin yükseltilmesi ve propaganda-örgütlenme ekseninde kadrolaþmayý önümüze koyduk. Önümüzdeki dönem bir süre daha bu görevleri yerine getirmeye çalýþacaðýmýz bir dönemdir. Ancak bu süreç belirlediðimiz görevlere yoðunlaþmamýzý arttýrdýðýmýz bir süreç olmalýdýr. Geçtiðimiz iki yýlda tek tek militanlarýmýzýn niteliðinin arttýðýný görüyoruz. Fakat kadrolarýn niteliðindeki artýþ, kendini örgütsel inþada da göstermelidir. Bunun için propaganda ve örgütlenme görevlerimizi doðru anlamalý, gereklerini yerine getirmeliyiz. Yalnýzca propaganda ve ajitasyon araçlarýný, pul, kuþ, afiþ, duvar yazýsý, pankart asma gibi faaliyetleri yapmada ustalaþmakta deðil, tüm militanlarýmýzda propagandacý ve örgütçü özelliklerimizi geliþtirmeli, yeni kadro adaylarý, sempatizanlar yetiþtirmeli, yayýnýmýzý
bu doðrultuda iþlevli kullanmasýný becerebilmeliyiz. Yayýnýmýzýn içeriðini militanlarýmýzýn bu görevleri nasýl yerine getirebilecekleri, bu yöndeki özelliklerini nasýl geliþtirebilecekleri konusunda çeþitli yazýlarla geliþtirmeli; tarihsel örnekler, deneyimler aktarabilmeliyiz. Ýçinden geçtiðimiz dönemi kitle hareketi açýsýndan bir gerileme dönemi, devrimci hareketler ve bizim açýmýzdan da ciddi bir kadro erozyonu ve tasfiyeciliðin, legalizmin yayýnlaþtýðý bir dönem olarak tarif etmiþtik. Tarihteki örnekler, bu tip dönemlerde kitle hareketinin patlamalý deðil, geri bir düzeyde rutin seyrettiði, örgüt çalýþmasýnýn sýçramalý deðil, düzgün doðrusal bir ivmeyle geliþtiði, sabýrla, adým adým örgütsel çalýþmalarýn yürütülerek yükseliþ dönemine hazýrlanýldýðý bir deneyimi göstermektedir. Biz komünist devrimcililerse dönemin bu özelliði ve örgütsel durumumuzu göz önüne alarak; propagandamýzý devrimci yöntemlerle hedeflediðimiz muhataplarýna ulaþtýrmalýyýz. Etkisi zayýf, verimi düþük propagandadan ziyade mümkün olduðunca propagandamýzý, etkisini toparlayabileceðimiz bir yöntemle; olabildiðince verim alabileceðimiz alanlar ve kesimler içerisinde yürütmeli ve mutlaka etkisinin örgütlenmesine özel önem vermeliyiz. Öncünün örgütlenmesi sürecinde propaganda ön planda yer alsa bile hedeflediðimiz salt propagandist bir örgüt deðildir. Militan propaganda faaliyeti ile kadrolaþma-organlaþmayý baþarabilmek, kadro adaylarýnýn, militanlarýn teorik, politik sorunlarýna, faaliyetin sorunlarýna yanýtlar getirebilen teorik-politik üretimi gerçekleþtirebilmelidir. Kadrolarý siyasal-militan özelliklerle geliþtirirken; örgüt çalýþmasýnda profesyonelleþmeye doðru adýmlar atabilen, kendisini ve çevresini örgütleyip, siyasallaþtýrýrken maddi-teknik altyapýyý da geliþtirmek için adýmlar atabilen bir geliþim gösterebilmeliyiz. Ancak o zaman salt propagandist örgüt olmaktan ya da biçimsel-teknik sorunlar içerisinde boðulmaktan kurtulabiliriz. Marksizmin-Leninizmin tarihi komünistler için büyük bir deneyim kaynaðýdýr. Bu tarihsel deneyimlerden öðrenmek, sonuçlar çýkarmak için çabalarýmýz devam edecektir. Ancak komünistler öncelikle kendi iki yýllýk deneyimlerinden öðrenmek, sonuçlar çýkarabilmelidirler. Ýki yýllýk pratiðimizden öðrenebilmek için bilinç açýklýðýna sahibiz. Bunun için yeterli irade ve yoðunlaþmayý göstermek zorundayýz. Ancak o zaman tarihten ve baþkalarýnýn deneyimlerinden öðrenmesini becerebileceðiz. Komünistler bu cüreti göstermelidirler.
5
KOMÜNİST DEVRİM
KOMÜNİST DEVRİM KOMÜNÝST ENTERNASYONAL’ÝN ÝLK YILLARINDA KADIN SORUNUNA BAKIÞI
2-6 Mart 1919’da I. Kuruluþ kongresini yapan Komünist Enternasyonal iþçi sýnýfýnýn komünist mücadelesinde önemli bir yer tutmaktadýr. Mart ayý içerisinde Komünist Enternasyonal’in kuruluþ yýldönümü olmasý dolayýsýyla, Lenin’in yaþadýðý dönemde kadýn sorununu ele alýþýný bu sayýmýzda inceleyeceðiz. Kuþkusuz komünist devrimciler, Komünist Enternasyonal’i diðer açýlardan da ele alýp tüm dönemlerini devrimci bir yöntemle bütünsel bir biçimde incelemeli; bu incelemelerden komünistlerin görevlerine iliþkin sonuçlarý, gelecek mücadelelerini aydýnlatmasý için ortaya koymalýdýrlar. Bu görevi kendi sorumluluðumuz olarak kabul edip ileriki sayýlarýmýzda hakkýyla yerine getirmeye çalýþacaðýz. Ancak bu ayýn, Mart ayý olmasý dolayýsýyla Komünist Enternasyonal’i sýnýrlý bir çerçevede ele alýp onun kadýn sorununa bakýþýna yoðunlaþacaðýz.
Kadýn Çalýþmasýnda Ýzlenecek Politik ve Pratik Hat Komünist Enternasyonal, 1921 yýlýnda yaptýðý toplantýlarýnýn bir oturumunu kadýn sorununa ve kadýnlar arsýndaki çalýþmaya ayýrmýþtýr.“Komünist Partilerin Kadýnlar Arasýndaki Çalýþmanýn Biçim ve Yöntemleri Üzerine Tezler” baþlýklý tez, komünistlerin bu konuya yaklaþýmýný hem çok geliþkin bir biçimde açýklýyor hem de biz devrimci komünistlere izlenilmesi gereken politik ve pratik olarak bir hat çiziyor. Bizim gibi devrimci durumun olmadýðý ve iþçi sýnýfýnýn iktidarý ele geçirmediði kapitalist ülkelerdeki komünistlere, toplumsal devrimin hýzlandýrýlmasýný temel alan bir çalýþma öneriliyor. Böyle bir politik-pratik-teorik kavrayýþýn ise kadýn sorununa yaklaþýmda ilk olarak altýný çizdiði noktaysa, kadýn iþçilere yapýlacak propaganda-ajitasyonun içeriðinde kadýnýn kurtuluþunun ancak proletarya diktatörlüðüne dayalý bir alt-üst oluþun arkasýndan yaratýlacak komünist toplumda mümkün olacaðýdýr. Özel mülkiyetin ortaya çýkýþýndan itibaren görülen sýnýflý toplum yapýsýnýn varolduðu tüm toplumlarda ve özellikle kapitalist üretim iliþkilerinin hakim olduðu çaðýmýzda, kadýnýn özgürlüðü yalnýzca karþýt cinse
karþý vereceði mücadeleyle kazanýlamaz. Komünist Enternasyonal tezlerinde de pek çok kez vurgulandýðý gibi kadýn-erkek arasýndaki eþitsizlik siyasal-ekonomik temeller üzerinden yükselen bir toplumsal bir olgudur. Ona karþý verilecek mücadele de sýnýf savaþýmýnýn bir parçasý olarak ele alýnmalýdýr.
6
Kadýn Sorunu Tarihsel Bir Maddi Temel Üzerinde Yükselir Kadýnýn karþýt cins tarafýndan eziliþi, gördüðü kötü muamele ve sosyal yaþamda aþaðýlanýþýný; ona salt cinsiyetinden dolayý erkekler tarafýndan sürdürülen bir baský olarak algýlamak sorunu yüzeysel bir biçimde kavramaktýr. Çünkü bu sorunun tarihsel kökleri vardýr. Özel mülkiyet, devlet ve aile kurumlarýný yaratmýþ; bu iki kurumun, ortaya çýkardýðý sonuçlara zayýf cins olarak görülen kadýnlar maruz kalmak zorunda býrakýlmýþlardýr. Aile kurumu içerisinde kadýn, ev iþi ve çocuk bakýmý gibi hiçbir zaman ücretlendirilmeyen iþleri tek baþýna yüklenen kiþi olmuþ; sosyal yaþamda pek çok haktan mahrum býrakýlýp toplumsal yaþam dýþýnda býrakýlan bir yaþam sürdürmek zorunda kalmýþtýr. Ancak sýnýflý toplum yapýsýnýn, iþçi sýnýfý ve burjuvazi olarak sadeleþtiði kapitalist sistemde; kadýna yaklaþým biraz daha farklýlaþmýþ gibi gözükse de cinsiyet ayrýmcýlýðýný ve ezen-ezilen iliþkisini özünde korumuþtur. Artýk kadýnlar sanayide erkek iþçilere rakip olarak fabrikalarda çalýþtýrýlmaya baþlanmýþ; ancak, emeði kadýn kimliðinden ötürü erkek iþçilere göre daha az ücretlendirilmiþ ve bir de çifte iþ günü yaþayarak evdeki iþleri sürdürme göreviyle boðuþmak zorunda býrakýlmýþtýr. Ýþçi sýnýfý kadýnlarý, kendilerine hem iþyerinde hem de ailede ve toplumsal yaþamda yapýlan sömürüyü ortadan kaldýrmak için 1800ler’in ortalarýndan bugünlere kadar mücadelesini sürdürüyor ve Komünist Enternasyonal’in kadýn üzerine yazýlan tezlerinde de belirtildiði gibi: “Sermayenin iktidarý ve özel mülkiyet varolduðu sürece, kadýnýn kocasýna baðýmlýlýktan kurtuluþu, onu kendi mülkiyetini ve ücretini kullanma hakkýndan ve kendi çocuðunun geleceðiyle ilgili karar
ÞUBAT-MART 2006
da olan proletarya karþýsýnda tam olarak 1871 Paris komünüyle beraber yerini sýnýf siyasetine býrakacaktý. Öyle ki, Merkez komitenin yayýnlamýþ olduðu bildirge iþçi sýnýfý hareketi içinde hakim olmaya baþlayan anlayýþý iyi bir biçimde özetliyordu. “Baþkent proleterleri, diyordu 18 Mart bildirgesinde merkez komite, yönetici sýnýflarýn tükenmiþlik ve ihanetleri karþýsýnda kamu iþlerinin yönetimini ellerine alarak iþleri yoluna koymak zamanlarýnýn geldiðini anladý. Proletarya kaderini kendi eline almanýn ve iktidarý fethederek geleceðinin zaferini saðlamanýn, kendi kaçýnýlmaz görevi olduðunu anladý” (K.Marx Fransa’da Ýç Savaþ s.54).” Þimdi proletarya bu görevi yerine getirmek için silahlanmýþtý. FransaPrusya savaþý, Avrupa’daki ticari bunalýmlar Paris Komününü varedecek olan ayaklanmalarýn belli baþlý nedenleriydi. Tabi ki belirleyici olan sadece burjuva cephesinden kaynaklanan sorunlar deðildi, ayný zamanda 28 Eylül 1864’de Londra’da kurulmuþ olan Uluslar arasý Emekçiler Derneði’nin çalýþmalarý da iþçi sýnýfý içerisinde yavaþ yavaþ etkisini göstermiþtir. Ayrýca Fransýz proletaryasýnýn etkisinde olduðu, Blankiciler ve Proudhoncular’ýn varlýðý da söz konusuydu. “Öyleyse Komün rasgele bir ayaklanma olarak görülmemelidir. Ýþçi hareketinin büyük ölçüde yükselmesi sonucu, hatta savaþýn ilanýndan önce bile proleter bir toplumsal devrim bekleniyordu” (Lenin Komün Dersleri s.17 sol yayýnlarý.) 1869 Þubat ayýnda gerçekleþtirilen I. Enternasyonalin 4. Kongresinde ilerleme gösteren bilimsel sosyalizm yavaþ yavaþ iþçiler içerisinde taraftar toplamaktadýr. I. Enternasyonal, siyaseti, örgütlenmesi ve sendikalar ile grevler sonucu varettiði pratiðiyle birçok iþçiyi Prudoncu ve geleneksel siyasetlerden kurtarmak için çalýþtý. Ortaya çýkan devlet biçimi Proletaryanýn ilk iktidar deneyimi olan “Komün”, düþmanlarýna karþý devlet iktidarýný ele geçirmek ve kullanmak zorundaydý. Ýlk olarak yapýlan sürekli ordunun kaldýrýlarak yerine halkýn silahlandýrýlmasýydý. Her an görevden alýnacak þekilde, genel oyla seçilmiþ olan meclis üyeleriyle (bunlarýn çoðu
15
iþçiler ya da iþçi önderleriydi) komünün yönetici kesimi oluþturuldu. Polisin bütün yetkileri elinden alýndý. Komünün en üst basamaðýndan en alt basamaðýna kadar bütün memurlar iþçi ücreti ile çalýþacaklardý. “ Böylece komün, sürekli ordunun kaldýrýlmasý, istisnasýz bütün memurlarýn seçilirlik ve geri alýnabilirliði ile yalnýzca daha tam bir demokrasi kurarak, parçalanmýþ devlet makinesini deðiþtirmiþe benziyordu. Oysa gerçeklikte bu yalnýzca, devsel bir yapýt oluþturur: Kurumlarýn temelden farklý baþka kurumlar ile deðiþtirilmesi, bir niceliðin niteliðe dönüþmesi, durumunun ta kendisidir bu: Böylece, tasarlanmasý olanaklý en tam ve en yöntemli biçimde gerçekleþen demokrasi, burjuva demokrasisi olmaktan çýkar, proleter demokrasisi durumuna gelir; devlet, artýk gerçek anlamda bir devlet olmayan bir þey durumuna dönüþür” (Lenin. Komün Dersleri, s.83 sol yayýnlarý). 18 Mart sabahý “Yaþasýn Komün!” sloganlarýyla Paris Proletaryasý, gerçek anlamda devlet olmayan bir devletin; burjuvaziyi baský altýnda tutacak, ona boyun eðdirecek, komünist bir dünya ile kendisini de ortadan kaldýracak proleter devletin ilk halini “Paris Komünüyle” birlikte meydana getirdiler. Ancak burjuvaziyi baský altýna söz konusu olunca, iþte Komün burada gerektiði gibi davranamamýþtý. Komüncüler’in, hükümet tarafýndan kýrýlmasýna sadece devamý gelmeyen bir ültimatomla karþýlýk verilmesi ve devamýnda pasif davranýlmasý, ayaklanmanýn Paris dýþýna çýkamamasý, ayný zamanda bütün Fransa’nýn para kaynaðý olan, ulusal bankanýn kamulaþtýrýlmamasý düþmana cesaret verici bir etken yaratmýþtý. Komün, proleter devletin ilk biçimiydi. Eksikliklerine raðmen, Komünist Manifesto’da da tamamlanamamýþ olan, iþçi sýnýfýnýn devlet iktidarýnýn nasýl burjuvaziyi boyunduruk altýna alarak komünist bir dünyaya gidecek yolu açacaðý sorunu, Komün’le beraber daha net bir sisteme oturuyordu. “Ama iþçi sýnýfý devlet makinesi olduðu gibi almak ve onu kendi hesabýna iþletmekle yetinemez.” diyen Marx, sýnýflar tarihi boyunca bir baský aracý olan, burjuvazinin elinde de,
KOMÜNİST DEVRİM
PROLETARYANIN MÜCADELESÝ VE PARÝS KOMÜNÜ
“Sosyal demokrat hamkafa son zamanlarda proletarya diktatörlüðü sözünün edildiðini duyunca hidayete erdirici bir korkuya kapýldý. Eh peki, bu diktatörlüðün neye benzediðini görmek ister misiniz baylar? Paris komününe bakýn. Paris komünü, proletarya diktatörlüðüydü.”( Karl Marx. Fransa’da iç savaþ, s.20 sol yayýnlarý.) F. Engels’in 18 Mart 1891 tarihinde Londra’da Paris Komününün 20. yýldönümünü anmak için kaleme aldýðý bu satýrlar, Paris Komünü ile ilgili yazýlabilecek en net tanýmdýr. Paris iþçileri, Marx’ýn deyimiyle, göðün fethine çýktýðý 1871 martý, egemen sýnýfa karþý bir zafer yolunun somut adýmlarýný atmýþ, tüm dünyanýn iþçilerine, yaratmýþ olduðu komün deneyimiyle ayný zamanda burjuvaziye karþý bir silahýn da tetiðine basmýþ oluyordu. Bu silah, iþçi sýnýfýnýn devrimci iktidarýndan baþka bir þey olmayan proletarya diktatörlüðüydü! Yüzotuzbeþ yýl sonra bugün, Paris Komünüyle beraber, iþçi sýnýfýnýn elleriyle göðe kadar yükseltmiþ olduðu tarihsel haklýlýðý, komünistlerin mücadelesinde bir bayrak olup dalgalanýyor. Ekim devrimiyle birlikte aþýlmýþ olan Paris Komünü, bugün proletaryanýn yenilmiþ olduðu bir dönemde, temel bir takým tarihsel verileri bizlere sunmasý bir yana, bilimsel sosyalizmin köþe taþlarýnýn örüldüðü, bir mücadele deneyimi olarak da karþýmýzda duruyor. 1848 yýlýnda yayýmlanan “Komünist Manifesto”da K.Marx ve F.Engels, Komünistler Birliði üyeleri olarak sýnýflar tarihinin bilimsel bir tahlilini yapmýþ ve modern kapitalist toplumda iþçi sýnýfýnýn devrimci rolünün tanýmýný yaparak bir eylem kýlavuzu oluþturmuþlardýr. Ancak, 1848-50 devrimleri arifesinde oluþturulan Komünist Manifesto ne iþçi sýnýfýnýn devrimci iktidarýnýn nasýl olacaðý konusunda net bir açýlým sunuyordu ne de o dönemde iþçi sýnýfý içerisinde bir pratik yaratabilmiþti. Bu dönemde, Marx’ýn yakýndan takip ettiði devrim günleri, 1850 yýlýnda yayýnladýðý, “Fransa’da Sýnýf Savaþýmlarý” adlý yapýtýyla bir çok deneyimin kaynaðýdýr.
14
Bu devrimlerden elde edilen deneyimlerden kuþkusuz en dikkate deðeri, kurtuluþun, karþýt çýkarlara sahip sýnýflarýn, bütün bu karþýtlýklara raðmen birlikte yaþamalarýnýn mümkün olamayacaðýnýn görülmesiydi. 1848 Þubat’ýnda proletaryaya kendi yanýnda bir tek savaþma hakký tanýyan, barikat savaþçýlarýnýn cumhuriyeti ilan etme istemlerini bir zorbalýkla lekelemek olarak tanýmlayan burjuvazi, proletaryanýn baskýsýyla; “Fransýz Cumhuriyeti! Özgürlük, Eþitlik, Kardeþlik!” sloganý ile cumhuriyeti ilan ediyordu. “Geçici hükümete, ve Geçici Hükümet yoluyla da bütün Fransa’ya cumhuriyeti dayatan proletarya, baðýmsýz parti olarak birden bire ön plana geçiyordu; ama ayný zamanda, bütün burjuva Fransa’ya da meydan okuyordu. Proletaryanýn kazanmýþ olduðu þey, devrimci kurtuluþu uðruna savaþým ereðiyle ele geçirdiði alandý, ama kesinlikle bu kurtuluþun kendisi deðildi.” ( K.Marx Fransa’da sýnýf savaþýmlarý s.40 sol yayýnlarý.) Asýl kurtuluþ iþçi sýnýfýnýn siyasal iktidarý fethederek, egemen sýnýfý alt etmesiyle olacaktý. Fransa’da Þubat Devrimi’nin doðuþundan Haziran yenilgisine kadar geliþen süreç, hakim bir siyaset olmayan Marksizm’den uzakta, uzlaþmaz çýkarlara sahip olan sýnýflarýn “kardeþlik” sloganý ile barýþ içinde yaþayabilecekleri yanýlgýsýný taþýyan, özünde ise burjuvaca olan siyasetin, bir anlamda, kan içinde boðulan iþçi sýnýfýnýn yanýnda boðulmasýný getirmiþti. Ve Marx’ýn da belirttiði gibi; “Ama bu yenilgilerde yenik düþen devrim deðildi. Yenilgiye uðrayan, devrim-öncesi geleneksel uzantýlar, keskin, uzlaþmaz sýnýf karþýtlýklarý noktasýna henüz gelmemiþ olan toplumsal iliþkilerin sonuçlarý idi” (K.Marx Fransa’da sýnýf savaþýmlarý s.32 sol yayýnlarý.) Hakim olan geleneksel, sýnýfsal bir perspektif barýndýrmayan, 1848 Haziran yenilgisiyle beraber zemini çatýrdamaya baþlayan siyasetler; kendiliðinden sýnýf olma bilincinden, kendisi için sýnýf olma bilincine ulaþmak için daha bir dizi mücadele deneyiminden geçmek zorun-
ÞUBAT-MART 2006
erkek sýnýfdaþlarýyla verecekleri ortak mücadelesi ancak proleter devrimi gerçekleþtirebilir. Ardýndan yaþanacak sýnýfsýzlýða geçiþ süreciyle, bugüne kadar süregelen ve kapitalizmin kendinden önceki sistemden devralýp daha da aðýrlaþtýrdýðý çifte sömürüyü sonlanacaktýr.
vermede kocasýyla eþit haklara sahip olmaktan bir adým daha öteye gidemez.” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal –Belgeler- Tohum Yayýncýlýk Cilt:2 S.186) Oysa kadýnlar bundan daha da ötesini, yani komünist toplumda varýlacak hedefler olan, üretimin toplumsal ihtiyaçlar için yapýldýðý toplumda, hem üreten hem de yöneten olacak ama ayný zamanda ortak-toplumsal yaþamýn kendine saðladýðý avantajlarla ev ve çocuk bakým iþinden arýndýrýlarak istedikleri alanlarda kendi geliþimlerini saðlayabileceklerdir.
Kadýn-Erkek Arasýnda Biçimsel Bir Eþitlik mi? Kadýnýn Her Açýdan Özgürleþmesi mi? Tüm bu nedenlerden dolayý, bugün kadýn sorunu ortaya atýldýðýnda liberallerin, feministlerin ve reformistlerin iddialarýnýn tersine kadýnýn erkek ile biçimsel bir eþitliðe sahip olmasý sýnýflý toplum yapýsý tarih sahnesinden silinmeden onu özgürleþtirmeye yetmeyecektir. Farklý sýnýfsal kökenden olan kadýnlarýn erkek hegemonyasýna karþý birleþerek yaratmaya çalýþtýklarý kadýn dayanýþmasý, yani feminist anlayýþ, aslýnda kapitalist toplumun alt yapýsýnda ve onun üst yapýsýnda hiçbir kökten deðiþim yapmayý hedeflemeden; kadýnlarýn erkeklerle yüzeysel eþitliðini kadýnlarýn özgürlük mücadelesiymiþ gibi sunmaya çalýþýyor. Kadýnlarýn iþyerinde ve ailedetoplumda maruz kaldýðý çifte sömürüyü görmüyor; salt cinsiyet ayrýmcýlýðýnýn sonuçlarýyla uðraþýyor. Oysa sýnýflý toplum yapýsýnýn ortadan kaldýrýlmasýyla, kadýnýn hem üretimde hem de toplumsal yaþamdaki sömürüsü sonlandýrýlabilir. Komünist Enternasyonal bu noktaya þöyle bir açýlým saðlýyor: “Resmi ya da yüzeysel eþitliðe karþý olarak, kadýnlarýn gerçek eþitliði komünizmle, emekçi sýnýfýn kadýn-erkek tüm üyeleri üretim ve daðýtým araçlarýný ortak mülkiyetleri haline getirdiðinde, onlarýn yönetiminde söz sahibi olduklarýnda ve kadýnlar, çalýþma sorumluluðunu emek toplumunun tüm üyeleriyle ayný düzeyde paylaþtýklarýnda baþarýlacaktýr; baþka bir deyiþle, bu, insan emeðinin sömürüsüne dayanan kapitalist üretim ve sömürü düzenini devirerek ve komünist bir ekonomiyi örgütleyerek baþarýlacaktýr.” (Age.186) Bu yüzden emekçi kadýnlarýn
7
Komünist Enternasyonal’e Göre Kadýn Sorununu Nasýl Algýlamalý? Komünist Enternasyonal’in Üçüncü Kongre belgelerinden biri olan kadýn sorunu üzerine tezler, devrimci Marksizm’in kadýn sorununa bakýþýnda net tanýmlar getiriyor. “Komünist Enternasyonal’in Üçüncü Kongresi, devrimci Marksizm’in þu temel tutumunu destekler: Ne “özel” bir kadýn sorunu vardýr ne de özel bir kadýn hareketi olmalýdýr; iþçi kadýnlar ve burjuva feminizmi arasýnda kurulan herhangi bir ittifak ya da sosyal uzlaþmacýlarýn ve oportünistlerin kaypak ve açýktan saðcý taktiklerine arka çýkmak, proletaryanýn güçlerinin zayýflamasýna, bu suretle de kadýnlarýn tamamen özgürleþeceði o büyük anýn gecikmesine neden olacaktýr.” (Age. 187) Bu alýntýdan da çýkarýlabileceði gibi, Komünist Enternasyonal proletaryanýn kurtuluþundan baðýmsýz, farklý sýnýflardan kadýnlarý ortak sorunlar paydasýnda birleþtiren bir kadýn sorunu tariflemeyip, komünist bir toplumun farklý sýnýflardan kadýnlarýn birleþik çabalarýyla deðil, kadýnerkek tüm sömürülenlerin birleþik mücadelesiyle kazanýlacaðýnýn altýný çiziyor. Komünist Enternasyonal tezleri özellikle de “burjuva feminizmi”ni ve “sosyal uzlaþmacýlarýn ... saðcý taktikleri”ni (Age.187) iþçi kadýnlarýn sýnýf savaþýmýna katýlmalarý konusunda engel olarak görüyor; bunlarýn ideolojik ve politik safsatalarýnýn kadýn-erkek birlikte komünist örgütlerde verilecek sýnýf mücadelesini sekteye uðrattýðýný vurguluyor. “ Ýþçi kadýnlarýn Ýkinci ve Ýkibuçukuncu Enternasyonallerin gruplarýna ve partilerine verdikleri destek, toplumsal devrimi frenlemekte ve dolayýsýyla yeni bir toplum biçimine geçilmesini geciktirmektedir” (Age.187) Yani yukarýdaki cümlelerden de anlaþýlabileceði üzere, bu düzen içireformist yaklaþýmlarýn, iþçi ve emekçi kadýnlarý burjuva düzenine karþý net bir tutum alýp düzeninin köklerine vuran örgütlenmelerde proleter devrim için
KOMÜNİST DEVRİM mücadele etmelerinin önünde bir engel olarak görüyor. Kendi sýnýfsal çýkarlarý doðrultusunda hareket edebilme yeteneklerini körelten ve onlarý burjuva düzenin kimi zaman rahatlýkla tanýyacaðý haklar için mücadele zeminine mahkum ederek, sýnýfsal kurtuluþun önünde geciktirici bir faktör olarak görüyor. Çünkü burjuva parlamentoda temsiliyet ve oy hakký, sosyal yaþamda ve yasalar karþýsýnda eþitlik, erkek hegemonyasýna ve þiddetine karþý dayanýþma, kadýný buna karþý koruyan polisiye ve sosyal tedbirler (kadýn bakýmsaðlýk merkezleri, sýðýnaklar, dayanýþma evleri) burjuvazinin çýkarlarý doðrultusunda kimi zaman ezilenlerin tepkilerinin yýkýcý bir rol oynamasýný engellemek için rahatlýkla tanýyabileceði haklar olarak görüyor. Bunlar sýnýfsal sömürüyü kadýnlarýn üzerlerinden kaldýrmayarak, kapitalist düzenin üstyapýsýnda ortaya çýkan sonuçlarý düzen içi yöntemlerle bir türlü çözemeyecektir. Kadýn iþçilerin sorunlarý ve politik tutumlarý konusunda Komünist Enternasyonal’in altýný çizdiði diðer nokta ise onlarýn komünist fikirlere, yeni bir dünya düzenin yaratýlmasý gerekliliðine, proleter devrime ve bununla tüm özgürlüklerine kavuþabileceklerine ikna edilmelerinin gerekliliðidir. Böylelikle, bu sömürü düzeninde toplumun yarýsýndan fazlasýný ve üreticilerin de azýmsanayamayacak bir bölümünü oluþturan kadýnlarýn devrimci mücadele saflarýna çekilmeleri mümkün kýlýnabilecektir. “... (komünist kadýnlarýn); dikkatlerini ve çabalarýný burjuva devletin sýnýrlarý içerisindeki reformlarýn pratik olarak gerçekleþtirilmesine daha az odaklaþtýrmalý, esas olarak, iþçi kadýnlarýn acil ihtiyaçlarýndan ve günlük deneyimlerinden doðan sorun ve talepleri devrimci sloganlar olarak kullanmaya, böylelikle kadýnlarý, bu talepleri proletarya diktatörlüðü yoluyla kazanmak için mücadeleye çekmeye yoðunlaþmalýdýrlar.” (Age.195) Aslýnda bu sözler biz komünist devrimcilerin verdiðimiz siyasal mücadelede sürekli olarak tekrarladýðý ve Marksizm’in, Leninizm’in özüne sadýk kalarak, proleter devrimci zeminde örgütlü mücadele anlayýþýný bütünüyle doðrulayan sözlerdir. Baþýndan beri her alandaki propagandamýzda dillendirdiðimiz gibi iþçi sýnýfýnýn sömürü koþullarýndan (iþyeri sorunlarý, kötü üretim koþullarý, düþük ücretler, patron baskýsý, devrimci sýnýf
sendikalarýn ve sosyal güvencenin yokluðu, cinsiyetçi iþbölümü, cinsel taciz ...gibi) kaynaklanan ekonomik ve sosyal problemler mutlaka siyasal nedenlere baðlanýp politik propaganda-ajitasyon yapýlmalýdýr. Daha da önemlisi bu siyasal propaganda hedefine ulaþtýrýlmalý yani iþçi sýnýfýnýn hem kadýn hem de erkek öncüleri kendi silahlarý olan devrimci örgütte örgütlenmeye çalýþmalýdýr. Yani iþçi sýnýfýnýn, özelde ise iþçi kadýnlarýn, kendi ailelerinde, iþyerlerinde, yaþam alanlarýnda, toplumsal yaþamdaki sorunlarý, sýkýntýlarý, gerçekleþmesini istedikleri talepler siyasal çabalarý ve amaçlarýyla birleþtirilmelidir. Ýþçi ve emekçi kadýnlara, özgül koþullarýn genel hedeflerle buluþtuðu; kapitalist toplumda yaþanan sorunlarý proletarya diktatörlüðünün zorunluluðuna baðlayan, tarihsel iktidar hedefimizle birleþtirilen bir politik perspektifle öncülük edilmelidir “Kapitalist ülkelerdeki proletaryanýn karþý karþýya kaldýðý en önemli sorun, proletarya diktatörlüðü için mücadele sorunudur....Komünist Enternasyonal’in Üçüncü Kongresi, proleter ve yarý-proleter kadýnlarýn geniþ kitlelerinin aktif katýlýmý olmaksýzýn, proletaryanýn ne iktidarý ele geçirebileceðini ne de komünizmi gerçekleþtirilebileceðini savunur...Özellikle þimdiki süreçte, kadýnlarýn, komünizm için savaþan proletaryanýn örgütlü saflarýna çekilmesi, iþçi sýnýfýnýn çýkarýnadýr. ” (Age.184) Bu satýrlarda da öne çýkarýldýðý gibi bugün, ezilen emekçi kadýnlar proletaryanýn toptan kurtuluþu için örgütlü saflarda yerini almalý, siyasal mücadeleyi temel yaþam anlayýþý haline getirerek kadýn-erkek birlikte proletarya diktatörlüðü için kavgaya omuz vermelidirler.
8
Kadýn Çalýþmasýnýn Yöntemi ve Komünistlerin Kadýn Çalýþmasýnda Görevleri Komünist Enternasyonal, komünist devrimcilerin yapacaðý kadýn çalýþmasýný iki önemli görevle tanýmlýyor: “1-) Kadýn proleter kitlelerin, devrimci sýnýf mücadelesine, tüm aþaðýlanan ve ezilen insanlarýn burjuvaziye karþý verdiði mücadeleye ve komünizm mücadelesine katýlmalarý için, onlarýn arasýnda yüksek düzeyde bir sýnýf bilinci ve kesin bir kararlýlýk duygusu uyandýrmak;
ÞUBAT-MART 2006
mümkün olmamasýna alternatif olarak dernek türü örgütlenmenin çýkarýlmasý bazý sorularý beraberinde getirmektedir. Kurultay, derneði sendikanýn alternatifi olarak tariflemedi. Ancak sendika öncesi bir örgütlenme olarak önerdi. Tuzlada örgütlenmeye çalýþan bir sendika var. Bu sendika iþçileri örgütlemek konusunda yetersizdir. Ancak bunun alternatifi baþka bir sendika ya da dernek olmadan önce, neden örgütlenemediði, bunun karþýsýnda iþçileri örgütlemenin nasýl, hangi yol ve yöntemlerle olmasý gerektiði sorununa yoðunlaþmak daha ilerletici olabilirdi. Sorun önce aracý tarif etmek deðil, örgütlenmenin yol, yöntemini tarif etmek, sonra ona uygun aracý tarif etmek, oluþturmaktýr. Fakat bu konuda kurultayda bir çözüm bulabilmek mümkün olmadý. Katýldýðýmýz diðer bir kurultay ise 1112 Mart tarihlerinde yapýlan “Söz Alýnterinin” kurultayýydý. Sadece ilk gününe katýlmýþ olduðumuz kurultay, Türkiye’nin farklý þehirlerinden ve iþkollarýndan katýlýmlarýn olduðu ve tebliðlerin sunulduðu bir planý içeriyordu. Ayrýca Latin Amerika’dan ve Güney Afrika’dan devrimci hareketlerin temsilcileri de kurultaya katýldý. Kurultayýn yapýldýðý yerde kullanýlan, devrimci içeriði barýndýran materyaller ve sýk sýk atýlan sloganlar toplantýyý hep bir coþku havasý içinde tutmasý açýsýndan önemli ve olumluydu. Kurultay, biçimsel yanýnýn dýþýnda öncü iþçilerin örgütlenmesi, sýnýf bilinciyle örülen bir dayanýþmanýn gerekliliðinin ve politik söylemiyle siyasal bir nitelik içeriyordu. Ýlk olarak Güney Afrikalý temsilci kürsüye çýktý. Güney Afrika’daki sýnýf hareketinden söz eden konuþmacý, Devlet güdümünde hareket eden komünist partiyi eleþtirerek, iþçi sýnýfýnýn geleneksel sendikalaþmanýn dýþýnda örgütlenerek mücadele ettiðinden bahsetti. Ýþçi sýnýfýnýn bir güç olduðunu ve savaþarak gerçek kurtuluþu gerçekleþtireceðinden tekrar tekrar söz etti. Daha sonra T.H.Y.’n da çalýþan bir iþçi özelleþtirme ile ilgili tebliðini sundu. Daha sonra diðer meslek kollarýndan öncü iþçilerin sunduðu tebliðlerden sonra serbest kürsü ile diðer iþçilerde konuþmalar yaptý. Kurultay, mesleki örgütlenmeler üzerinden, yaþanan kimi deneyimleri aktaran tebliðlerin yayýnlandýðý, geleneksel sendikal örgütlenmelerin dýþýnda kimi sektörlerden (atýk kaðýt iþçileri, dershane öðretmenleri, Cad-Cam iþçileri, sözleþmeli çalýþan memurlar, konfeksiyon iþçileri gibi) iþçilerin-emekçilerin konuþmalarý ve çözüm önerilerinin sunulduðu bir içeriðe sahipti. Çözümler daha çok mesleki
13
sendika ve dernek faaliyetlerinin örülmesini içeriyordu. Ancak iþçi sýnýfýnýn öncülerinin bir parti disiplini içerisinde örgütlenemediði ve bir önderlik sorununun yakýcý olarak kendini gösterdiði bir dönemde yine ayný sorunlar önümüze çýkýyor. Ýþçi sýnýfý geliþiyor, kapitalizm sürekli olarak yeni alanlar yaratýyor ve bu alanlarý yarattýkça sýnýfýn koþullarý her geçen gün daha etkin örgütlenmeleri ve dayanýþmayý zorlayan bir durum olarak karþýmýza çýkýyor. Bu durumda, artýk geleneksel sendikal yöntemler giderek iþlevsizleþiyor. Burjuvazi geleneksel sendikalar aracýlýðýyla iþçilerin bir kýsmýný düzene baðlayabiliyordu. Þimdi buna da gerek duymuyor. Ama yeni yöntemler yaratabilmek, iþçi sýnýfýný, sýnýfsal bir perspektifle örgütleyecek sendikal veya farklý örgütlenmeler geliþtirebilmek için öncelikle sýnýfýn öncüsünün öncesinde kendini örgütlemiþ olmasý yada sýnýfa örgütlenme çaðrýlarýyla giderken öncüsünün siyasal bir örgütte örgütlenmesi çaðrýsýyla birlikte gitmek gerekmektedir. Bugün farklý devrimci yapýlarýn, ortaya koymuþ olduklarý örgütlenme faaliyetleri elbette sýnýfý örgütlemeye, onu siyasallaþtýrmaya hizmet edecektir, katký yapacaktýr. Bu amaçla toplanmýþ olan kurultaylar bizlerin dersler çýkaracaðý, deneyim elde edeceði bir niteliði içerisinde barýndýrmaktadýr. Komünistler için iþçi sýnýfýnýn öncülerini örgütleme faaliyeti öncelik olmak durumundadýr. Ýþçi sýnýfýnýn önderliðini-partisini yaratmak komünistlerin tarihsel sorumluluðudur. Bu sorumluluðu yerine getirmek için iþçi sýnýfýnýn durumunu, deðiþen, geliþen yapýsýný dikkatle inceleyip, politik-örgütsel sonuçlar çýkarmak çabalarý yoðunlaþtýrýlmalýdýr. Bende kendi adýma söyleyebilirim ki; proletarya öncünden yoksun olduðu böyle bir dönemde sermayenin gün geçtikçe büyüyen baskýsýyla karþý karþýyadýr. Örgütsüzlüðü bir bütün olarak sýnýfýn güçsüzlüðünü getirmektedir. Ayný zamanda bir önderlik boþluðunun olmasý istisnasýz bütün devrimci hareketi de içine alan bir sorundur. Tabi öncünün örgütlenmesinin kaynaðý da, bir partinin devrimi örgütlemesinin kaynaðý da, iþçi sýnýfý içerisinde yürütülecek siyasal faaliyettir. Eðer bu faaliyet doðru kavranýlmazsa her koþulda, sendikalizmden kurtulmak mümkün olmayacak, ya sendikalizm ya popülizm çemberinde dönmeyi beraberinde getirecektir. Bizler bugün görevlerimizi doðru kavramalý, Leninizmin ýþýðýnda örgütlü faaliyetimizi örmeliyiz.
KOMÜNİST DEVRİM SON DÖNEM ÝÞÇÝ KURULTAYLARI VE SINIF ÇALIÞMASI
Ýçinden geçtiðimiz dönemde hakim olan, genel olarak bütün devrimci hareketi içine alan örgütsel ve politik güçsüzlük koþullarýnda, atýlacak her adým aslýnda öncüyü örgütleme ve güçlendirme anlamýnda kavranýldýðýnda elle tutulur sonuçlar verecektir. Ýþçi sýnýfýnýn partisini yaratma iddiasýnda olanlar için bugün söz konusu olan, bugünkü dönemin koþullarý ne olursa olsun öncüyü örgütlemek ve siyasallaþtýrmaktýr. Nitekim iþçi sýnýfýnýn öncüsü, partisi olduðunu iddia edenler açýsýndan, bugünün görevinin iþçi sýnýfýnýn en geniþ kesimlerini sendikal ve ekonomik bir düzlemde örgütlemek, siyasallaþtýrmak olarak anlamanýn en revaçta olduðu dönemlerden birindeyiz. Bu anlayýþ, aynen bugün olduðu gibi kitlelerin alanlara akýn akýn akmadýðý, politik etkinin hakim olmadýðý dönemlerde iþçi sýnýfýnýn öncü kesimleri içerisinde hem sendikalist bir bilincin yerleþmesinde hem de içinden geçmiþ olduðu koþullarý devrimci tarzda deðerlendirememesinin sonucu olarak dönem dönem yaþamýþ olduðu sorunlarda bir güçsüzlük psikolojisinin içerisine girmesinde büyük bir etken oluþturmaktadýr. Bugün komünistler; pratik faaliyetlerinde ve politik-örgütsel konumlanýþlarýnda, dönemin koþullarýnýn farkýnda olarak davranmalý, kendilerini ve iliþkilerini siyasallaþtýrma yöneliminde ve örgütlü bir iradeyle öncüyü örgütleme görevlerinde ýsrarlý olmalýdýrlar. Devrimci komünistler olarak 12 Þubat günü Birleþik Metal-Ýþ Genel Merkezinde yapýlmýþ olan Tersane Ýþçileri Kurultayýna katýldýk. Kurultay saat 11:00 de tersane iþçilerinin çalýþma koþullarýnýn ve kurultay sürecinin nasýl – hangi amaçla geliþtiðinin anlatýldýðý bir konuþmayla baþladý. Daha sonra kapitalizm geliþimi, iþçi sýnýfýný ortaya çýkýþý, Türkiye’de kapitalizmin ve iþçi sýnýfýnýn geliþiminin ve bugün tersane iþçilerinin durumunun sinevizyon gösterimiyle sunumundan sonra kurultayýn amaçlarý, iþçiler içerisinde nasýl örgütlendiði ile ilgili kurultay hazýrlýk komitesinde yer alan öncü iþçilerin konuþmalarý oldu. Tersane iþçileri tarafýndan hazýrlanan sekiz maddelik bir önergenin okunup, açýklamalarýn yapýlmasýndan sonra, oluþturulan serbest kürsüden iþçiler ve katýlan politik gruplar düþüncelerini belirttiler. Kurultay, tersaneler gibi iþçi sýnýfýnýn kalabalýk olduðu ve iþ koþullarý, sosyali ekonomik koþullar açýsýndan kötü þartlar içerisinde bulunduðu bir alanda sýnýf içerisinde bir örgütlenme deneyimi oluþturmasý, sýnýf mücadelesinin geliþmesinde bir etken olmasý
12
açýsýndan bir önem teþkil etmektedir. Ancak dikkatimizi çeken, bugün iþçi sýnýfýnýn öncü kesimlerinin sýnýf bilinciyle donatýlmasý, siyasallaþtýrýlmasý ve eðitilmesinin þiddetle gerekli olduðu bir dönemde, geliþtirilen pratiðin sendikal bir siyasetin dýþýna çýkamamasýydý. Elbette bugün iþçi sýnýfýnýn bazý ekonomik haklar elde etmek için vermiþ olduðu mücadele ve bu yönde mücadele verme çabalarý haklý nedenlere dayanmaktadýr. Ancak burada buradaki sorun, eldeki mevcut sýnýrlý güçlerle öncünün örgütlenmesi ve eðitilmesi faaliyetinden ziyade, öncünün örgütlenmiþ olduðunu varsayan ve ekonomist bir siyaseti yaþama geçirme yönündeki anlayýþtýr. Kurultayda sürekli vurgulanan iþçilerin içinde bulunduklarý kötü koþullar ( iþ kazalarýnýn çokluðu, yemekhane, tuvalet gibi ihtiyaçlarý karþýlayacak yerlerin olmamasý yada yetersiz, kalitesiz olmasý, sigortasýzlýk, taþeronlaþma, vb.) ve sendika kurma önündeki engellerdi. Birincisi; varolan çalýþma alanlarýndaki kötü koþullarla ilgili anlatýmlar zaten bugün iþçi sýnýfýnýn büyük bir kýsmýnýn ( tabi çalýþma alanlarýyla ilgili bazý farklýlýklar olacaktýr) bilincinde bir yerde duran sorunlardýr ve asýl olan bunlarýn sürekli tekrar edilmesi deðil, bunlarýn nasýl ortadan kaldýrýlabileceðinde ve en önemlisi, iþçi sýnýfýnýn tarihsel görevinin bilince çýkarýlmasýdýr. Tam da burada, yani sorunlarýn üstesinden nasýl gelineceði konusunda devrimci hareketin geleneksel zaaflarýndan biri daha ortaya çýkýyor; çözüm sendika!! Tabi kurultaya öncülük edenlerin, iþçi sýnýfýnýn mücadelesine bakýþý ve kendi önüne koymuþ olduðu hedefle baðýntýlý olarak böyle bir politika etkin olmaktadýr. Ýþçi sýnýfýnýn kapitalizm içindeki yerinden kaynaklý olarak kendiliðinden bir bilinçle kavramýþ olduðu sendikal mücadelenin, öncünün örgütlenmesinin önünde bir anlamda set görevi görmesinde bu tür politikalarýn etkisi çok büyüktür. Ýþçi sýnýfýnýn geniþ kesimlerinin, burjuvaziye karþý örgütlenmesinde önemli bir silah olan sendikalar, baþ aþaðý tutularak sendikalist bir anlayýþla kavranýldýðýnda devrimci bir örgütlenmenin önünde bir engel halini almaktadýr. Böyle bir kurultayda iþçi sýnýfýnýn öncülerinin örgütlenmesi ve siyasallaþtýrýlmasý en yakýcý sorun olmalýydý. Önergelerin bir maddesinde tartýþmaya açýlan bir konu olan iþçi sýnýfýnýn içinde bulunduðu bazý sorunlardan ( taþeronlaþma, sigortasýzlýk vb.) dolayý sendika önünde engellerin olduðu bu nedenle öncelikle bir dernek faaliyetinin ön örgütlenme alaný olarak varedilmesiydi. Öncelikle sendika kurmanýn
ÞUBAT-MART 2006
2-) Proletarya devriminin zaferinden sonra, onlarý bilinçli ve adanmýþ bir tarzda, komünist bir toplumun kurulmasý için gereken ortak çalýþmaya katmak.” (Age.182) Ýþçi ve emekçi kadýnlarýn, iþçi sýnýfýnýn büyük bir çoðunluðunu oluþturduðu bir toplumda, onlarýn komünist mücadeleye çekilmeleri ve onu özümseyip yaþamlarýnýn bir parçasý haline getirmeleri insanlýðýn topyekûn kurtuluþunda çok önemli bir rol oynuyor. Eðer doðru halkayý tutarak kadýn emekçiler içerisinde örgütlülük düzeyi yükseltilebilirse, toplumun büyük bir kesimi devrim mücadelesine kazanýlmýþ olacaktýr. Komünist Enternasyonal bu amaç için iþçi kadýnlar arasýnda çalýþmanýn nasýl olmasý gerektiði konusunda da ayrýntýlý önerilerde bulunuyor. Birden çok alanda (örneðin; sendika, kooperatif, fabrika, üretici birlikler vb.) kadýn iþçileri etkilemek ve örgütlemek için çaba sarf edilmesi önemli bulunuyor. Ancak bunun nasýl bir yöntemle olmasý gerektiði konusunda tezlerde ýsrarla altý çizilen nokta ise þu oluyor: “Komünist Enternasyonalin Üçüncü Kongresi, partiler ve sendikalar içindeki her türden ayrý kadýn kurumlarýna veya özel kadýn örgütlenmelerine kesinlikle karþýdýr, ancak kadýnlar arasýnda çalýþma için özel yöntemlerin gerekli olduðunu ve her komünist partinin bu çalýþma için özel bir örgütlenme tayin etmesi gerektiðini kabul etmektedir.” (Age.189) Ýþçi ve emekçi kadýnlar için ayrý bir kurumsallaþmýþ yapý pek çok kez reddediliyor ve tekrar tekrar onlar içerisinde merkezin politik-teorik-pratik perspektifleri doðrultusunda mücadele veren özel komiteler, komisyonlar, özel örgütlenmeler öneriliyor. Tezlerde özellikle komünist partilerin kadýnlar arasýnda çalýþma yürütecek özel örgütlenmelerinin merkez komitesine baðlý bir þekilde çalýþmasý gerektiði vurgulanýyor. Bu vurgunun bir nedeni; komünist enternasyonalin seksiyonlarýn oportünist II. Enternasyonalin örgütlenme anlayýþýna karþý demokratik merkeziyetçi bir iþleyiþle çalýþmalarý gerektiðini anlatmak içindir. Diðer nedeni ise; Komünist Enternasyonal proletaryanýn kurtuluþundan baðýmsýz bir kadýn sorunu tarif etmediði için ayrý kadýn örgütlenmeleri ve kadýn hareketine de karþý olmasýdýr. Ayrý kadýn örgütlenmeleri, baðýmsýz bir kadýn siyasetini varsayar. Böylece proletaryanýn tek ve birleþik mücadelesinin önünde bir engel oluþturur. Bu yüzden
komünist enternasyonal kendisine ait siyaseti olan, dolayýsýyla kendisine ait ayrý örgütlenmeleri olan bir kadýn sorunu tarif etmemektedir. Ancak komünist partilerin proletaryanýn kurtuluþu için verdiði mücadeleye kadýnlarý kazanabilmek için özel yöntemler önermektedir. Bu özel yöntemlerin izlemesi gereken yolu þu þekilde tarif etmektedir; 1. kadýnlarý komünist fikirlerle eðitmek ve onlarý parti saflarýna katmak, 2. erkek proleter kitlesinin kadýnlara karþý önyargýlarýyla savaþmak, ortak çýkarlara sahip olduklarý konusunda kadýn ve erkek iþçileri bilinçlendirmek, 3. iþçi kadýnlarý ülke içi çatýþmalarýn tüm biçim ve türlerine çekerek, burjuva ülkelerdeki kadýnlarý kapitalist sömürüye karþý mücadeleye ve hayat pahalýlýðýna, konut sorununa, iþsizliðe ve diðer toplumsal sorunlara karþý yapýlan kitle eylemliliklerine katýlmalarý, Sovyet Cumhuriyetleri’ndeki kadýnlarý ise komünist kiþiliðin ve komünist yaþam biçiminin oluþturulmasýnda yer almalarý için teþvik ederek, onlarýn iradelerini güçlendirmek, 4. kadýnlarýn kurtuluþuyla özgürlüklerinin saðlama alýnmasýyla ve çocuk dünyaya getiren kiþiler olarak çýkarlarýnýn savunulmasýyla doðrudan ilgili sorunlarý, partinin gündemine sokmak ve yasa tekliflerinde içermek, 5. geleneklerin, burjuva adetlerinin ve dinsel düþüncelerin gücüne karþý iyi planlanmýþ bir mücadele yürütmek, cinsiyetler arasýnda daha saðlýklý ve daha uyumlu iliþkilerin yolunu açmak, çalýþan insanlarýn fiziksel ve manevi yaþam güçlerini güvence altýna almak. Böylece Komünist Enternasyonal bugün komünistlerin rehber edinip, dersler çýkaracaklarý, deneyimler edinecekleri tarihsel bir mirasý býraktý. Bu tarihsel mirastan devrimci yöntemlerle sonuçlar çýkarmak, bu sonuçlarý mücadelede somutlamak görevlerimiz önümüzde durmaktadýr. Burada komünist enternasyonalin Lenin’in yaþadýðý dönemindeki kadýn sorununa bakýþýný ele almaya çalýþtýk. Mücadelenin diðer alanlarý, konularýný içeren görüþlerini ise ele almaya devam edeceðiz. Þüphesiz ki esas önemli olan bu sonuçlarý mücadelede yerine getirmektir. Komünistler bunun hakkýný da verecekler.
9
KOMÜNİST DEVRİM Her eylem, gerçekleþtirildiði günün öncesi ve sonrasýyla birlikte bütünsel bir biçimde düþünüldüðünde anlam kazanýyor. Bu anlayýþla yaklaþtýðýmýz 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nü öncesinde yaptýðýmýz hazýrlýklar, sonrasýnda yaptýðýmýz deðerlendirmeler; önümüzdeki süreçler için çýkardýðýmýz dersler ve eylem anýndaki disiplinli duruþumuzla tarihsel özüne uygun bir biçimde kutladýk. Ýþçi sýnýfýnýn savaþçý kadýnlarýnýn burjuva sýnýfýna karþý verdiði mücadele içerisinde grevlerle, eylemlerle, iþgallerle yaþamlarýný vererek yarattýklarý bu tarihsel gün, son iki yýldýr bizim topraklarýmýzda da (Ýstanbul özelinde) devrimci güçlerin güç birliði ile irade göstererek tarihsel anlamýna uygun kutlandý. 2005 ve 2006 8 Mart’ýnda devrimcilerin irade gösterip kendi güçleriyle eyleme çýkýyor olmalarý, bu gündemi tarihsel anlamýna uygun kutlamalarý devrimci mücadeleye yapýlmýþ önemli bir katkýdýr. Biz devrimci komünistler olarak, liberaller, feministler, sendika bürokrasisi karþýsýnda devrimcilerin 8 Mart’ta yaptýklarý ortak eylem birliðini önemli bir adým olarak kavrayýp, kýsmen de olsa gerçekleþtirilen bu kopuþa kendi gücümüz oranýnda katkýda bulunmaya çalýþtýk. Devrimcilerin yaptýðý eylem birliði çaðrýsýndan geç haberimiz olduðu için yalnýzca son iki toplantýya katýlabildik. Platforma gözlemci olarak kendimizi önerdik ve kimi gruplarýn olumlu yaklaþýmýyla bu statüyle toplantýlarda bulunduk. Son iki toplantýya kadar platformda bulunan bileþenlerin birçok açýdan yaptýklarý pratikteknik hazýrlýklar, politik tartýþmalar ve ortak eylem zeminini yakalama çabalarýnýn bütünüyle dýþýnda olmamýz dolayýsýyla kendimizi bir bileþen olarak önermeyi onlarýn o zaman kadar verdikleri emeðe bir saygýsýzlýk olarak algýladýk. Bu yüzden toplantýlarda gözlemci, eylem anýnda ise eylemin katýlýmcýsý olarak yerimizi aldýk. Eylemi deðerlendirmenin birden fazla yönü olduðunu yazýnýn baþýnda da belirtmiþtik. Ýlk olarak 8 Mart öncesi yaptýðýmýz çalýþmalarla baþlamak gerekirse bu yýl, geçen yýla oranla Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nü daha geç gündemimize alabildik. Biz militanlar bir önceki yýl, bu günün tarihsel geçmiþini ve anlamýný; emekçi kadýnlarýn dünya çapýndaki ve coðrafyamýzdaki mücadelelerini kendi içimizde ve iliþkilerimizle tartýþma fýrsatý bulmuþtuk. II. Enternasyonal’e Clara Zetkin tarafýndan 8 Mart’ýn Dünya Emekçi Kadýnlar Günü olarak kabul edilmesi önerisine kadar kadýn iþçilerin haklý talepleriyle ördükleri grevler, fabrika iþgalleri, evlerinde iþyerlerinde cinsiyetlerinden ve toplumsal konumlarýndan dolayý gördükleri çifte sömürüye karþý yaptýklarý irili ufaklý eylemleri hatýrlayýp sonrasýnda oluþturulan mücadele anlayýþýndan günümüz için dersler çýkarmaya çalýþmýþtýk. Ayný zaman biz komünist devrimcilerin kadýn sorununu nasýl algýladýklarýný tartýþýp Komünist Enternasyonal’de kabul edilen tezlerin önemi ve
10
ALANLARDAN YOLDAÞLARDAN
8 MARTIN TARÝHSEL ÖZÜ VURGULANDI. BÝZ DE BU ALANDAYDIK
ÞUBAT-MART 2006
geçerliliði konusunda hem sözlü hem de yazýlý propaganda yapmýþtýk. Bu yýl ise geçen yýl yazýlanlarýn tekrar tüketilmesi, bu yýlýn politik ortamýnda devrimcilerin onayladýðýmýz ayrý 8 Mart tutumunun iliþkilerimizle deðerlendirilmesi gibi bir hazýrlýkla geçti. Mart-Mayýs eylemliklerinin önemi; bu gündemle baþlayan sürecin 1 Mayýs’a dek iyi bir moral-motivasyonla devam ettirilmesi; örgütlü hazýrlýk sürecinde gücümüz oranýnda bizim için tarihsel-politik-ilkesel önemi olan gündemlerde alanda bir kortejle yer almanýn önemi yaptýðýmýz propagandada tartýþýlan noktalardý. Eylem sabahý iliþkilerimizle ve yoldaþlarýmýzla daha önceden belirlenen yerde buluþup diðer devrimci gruplarla Saraçhane’ye doðru yürüyüþe geçtik. Ýlk baþta polisle yapýlan pazarlýk sýrasýnda pankartýmýzý ve bayraklarýmýzý açmadan bir süre bekledik. Ardýndan kortejimizi oluþturduk. Bizim için ve alana taþýdýðýmýz iliþkilerimiz için eylem yasal olmasý onu herkes için daha güvenli ya da daha meþru kýlan bir etken deðildi. Çünkü devletin vereceði izin, yani yasallýk zemini, 8 Mart gibi iþçi sýnýfýnýn emeðiyle, alýnteriyle, kanýyla yarattýðý bugün bizim için tarihsel bir haklýlýða sahip mücadele günüdür. Bu yüzden bize göre bu kavga gününün meþruiyeti düzenin kurumlarýnýn vereceði izinden kaynaklanmaz; sýnýfýn mücadelesiyle kitleler gözündeki tarihsel haklýlýðýndan alýr. Böyle bir anlayýþla ve buradan aldýðýmýz güçle alanda oluþacak her duruma hazýrlýklý olarak eyleme katýldýk. Yürüyüþ kolu boyunca saðýmýzda ve solumuzda sýralanan polisler, sýnýf düþmanlarýmýzýn koruyucularý olarak misyonlarýný gerçekleþtirmekten geri durmadýlar. Köpeklerini havlatarak, küfür ederek, küçümseyici bakýþlar atarak bizleri demoralize etme çabalarýný attýðýmýz her gür sloganla, iþçi sýnýf kadýnlarýnýn 1875’teki ilk grevden bugüne dek uzanan mücadelesinin bize verdiði güçle karþýlýk verdik. Alanda ortak eylem baþlayana kadar tanýnan ajitasyon ve propaganda serbestisini belirlenen disipline uygun olarak kullandýk. “Cinsel, sýnýfsal, ulusal sömürüye son!”, “Kurtuluþ devrimde, komünizmde”, “Kadýn, erkek birlikte komünist örgütlenmeye”, “Yaþasýn devrim ve sosyalizm”, “Sýnýfa karþý sýnýf savaþý”, “Kadýnlar olmadan devrim olmaz; devim olmadan insanlýk kurtulamaz”, “Yaþasýn 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü!” gibi sloganlar bunlardan bazýlarýydý. Ortak eylem baþladýðý andan itibaren devrimcilerin yarattýðý disipline uygun olarak davrandýk. Düzenin tüm saldýrý tehditlerine raðmen Beyazýt’ta eyleme çýkmak kararlýðýný gösteren devrimci hareket, eylem kürsüsünü oluþturup programýný þiirlerle, müzik gruplarýnýn türküleriyle, hazýrlanan ortak metnin okunmasýyla ve konuþmalarla sürdürdü. Biz de disiplinli kortejimizin varlýðýyla ve gür sloganlarýmýzla
kýzýl 8 Mart’a ciddiyetimizle katkýda bulunduk. Eylemin sonlandýrýldýðýnýn duyurulmasýyla eyleme bizimle katýlan tüm yoldaþlarýmýz ve iliþkilerimizi bir yoldaþýmýzýn yapacaðý kapanýþ konuþmasýyla bir araya getirdik. Yoldaþýmýz kapanýþ konuþmasýnda, 8 Mart’ýn son iki yýldýr liberallerden ve feministlerden ayrýþýlarak tarihsel ve sýnýfsal özüne uygun olarak kutlandýðýný; bunun ileri bir adým olduðunu ancak bu adýmýn bundan sonraki 8 Martlarda iþçi sýnýfýnýn yaþam-çalýþma bölgelerinin eylem alaný olarak seçilip komünist siyasetin alýcýlarýnýn olduðu yerlerde yapýlýrsa daha anlamlý olacaðýný vurguladý. Konuþmasýnýn devamýnda yoldaþýmýz “Her gün 8 Mart, her gün Kavga!” þiarýyla sýnýf savaþýnýn devam ettiðini; eyleme bizimle katýlan yoldaþlarýmýzýn ve iliþkilerimizin gerek diðer eylemlerde gerekse de örgütlü yürüyüþümüzün devam ettiði her alanda verdiðimiz mücadeleye sunulan katkýlarýnýn arttýrýlarak bu sömürü düzenin kökten yýkýlabileceðini söyledi. Bu konuþmanýn ardýndan eylemimizi sonlandýrdýk. Geçen yýl MYO’muzda çýkan deðerlendirmelerde vurgulandýðý gibi sembolik bir anlamý olan Beyazýt yerine iþçi ve emekçilerin çalýþmayaþama alanlarý olan bölgelerden biri tercih edilseydi; eylemimiz ve sloganlarýmýz muhataplarýna ulaþýrdý. Bu eylem yalnýzca polisin çevrelediði bir alandan öte iþçilerin ve emekçilerin yoðun olarak bulunduðu yerlerde yapýlsaydý iþçi sýnýfý içerisinden daha fazla kiþiyi eyleme çekebilirdi. Ancak 2005 8 Mart’ýndan önceki son üç 8 Mart ile son iki yýlýn eylemleri düþünüldüðünde arada
önemli bir farklýlýk olduðu anlaþýlýr. Ýki yýl öncesine kadar liberallerle feministlerin de olduðu eylemlerde kadýn-erkek ayrýmýnýn yapýldýðý kortejler, alanda mor bayraklarýn, fularlarýn, ve düzene-özel mülkiyete hiç dokunmayan erkek karþýtý sloganlarýn hakimliði, düðüne gelmiþ gibi göbek atýp eðlenen liberallerin ve feministlerin karnavala çevirdiði bir 8 Mart kutlamasý yapýlýyordu. Ancak 2005 ve 2006 8 Mart’ýnda bir grup hariç tüm gruplarýn alana kýzýl bayraklarla, kadýn-erkek omuz omuza bir mücadele gününü anmaya ve bu günü kavga günü olarak yaþatmaya geldikleri düþünülürse; bu eylem kýsmi de olsa bir olumluluðu ifade etmekteydi. Burjuvazinin liberal, feminist bir çerçevede kadýn eylemine de, kadýn sorununun dile getiriliþine de bir itirazý yok. Varolan eylem alanlarýnda da bu çerçevenin hakim olmasýný istiyor. Hatta Kürt kadýnlarý Abdullah Öcalan posteri taþýdýklarýnda onlara davranýþý baþka, ayný kadýnlar feminist mitinge geldiklerinde davranýþý baþka oluyor. Dolayýsýyla burjuvazinin “sivil toplumcu” bir anlayýþla eylem alanlarýný kendi belirlediði yada kendi egemenliðini yeniden üreten bir þekilde oluþturmak yönündeki basýncýna ve onun gönüllü aktörlerine karþý devrimcilerin bir güç birliði ile karþý duruþu önemli olmaktadýr. 8 Mart iki yýldýr liberallerden kurtarýlmýþ, tarihsel özü vurgulanmýþtýr. Bu yýl bu durumun pekiþtirildiði de söylenebilir. Ancak 8 Martýn sýnýfsal özüne kavuþturulmasý, onun gerçek sahiplerine ulaþtýrýlmasý, onlar tarafýndan sahiplenilmesinin saðlanmasý görevi hala durmaktadýr. Bu görev de er yada geç yerine getirilecektir.
16 Mart 1978’de faþistlerin Beyazýt’ta attýðý bomba sonucu hayatýný kaybeden 7 devrimciyi ve 16 Mart 1988’de Irak’ta Saddam Hüseyin’in iktidarý tarafýndan gerçekleþtirilen “Halepçe Katliamýnda” katledilenleri anmak amacýyla Beyazýt’ta yapýlan eyleme bizde katýldýk. Meydandaki otobüs duraklarýnda toplanan ve çoðunluðu devrimcilerden oluþan yaklaþýk 250 kiþi ile-kimisine bizimde katýldýðýmýz-“Beyazýt/Kürdistan faþizme mezar olacak”, “Faþizme karþý omuz omuza”, “yaþasýn halklarýn kardeþliði”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceðiz”, “Devrim þehitleri ölümsüzdür” sloganlarýný atarak bombanýn atýldýðý yere doðru yürüyüþe geçtik. Çeþitli devrimci gruplarýn gençlik kesimleri eyleme, herkesin kendi pankartý ile deðil, kendi dövizleri ile katýldýlar. Burada önce devrim þehitleri için 1 dakikalýk saygý duruþu yapýldý. Arkasýndan gündemle ilgili konuþmalar yapýlýp, þiirler okunarak eylem bitirildi. Bilindiði gibi 16 Mart 1978’de Ýstanbul üniversitesinden çýkan devrimci öðrencilerin üzerine faþistler ve kontrgerilla tarafýndan bomba atýlmýþ 7 devrimci hayatýný kaybetmiþti. O dönem bu tip saldýrýlar faþistler ve devletin resmi güçleri tarafýndan pek çok kez tekrarlandý. Bu dönem ayný þiddette olmasa da zaman zaman benzer saldýrýlar görülmektedir. Sýnýf mücadelesinin, devrimci mücadelenin yükseldiði dönemde ayný saldýrýlarýn
tekrarlanacaðý bir sýr deðildir. Bu tip saldýrýlara, mücadelenin hedef ve amaçlarýndan sapmadan, devrimci dayanýþma ve eylem birliði ile, meþruiyetini tarihsel haklýlýðýndan alan bir zeminde, ayný þiddette yanýt vermek gerekir. 16 Mart 1988’de Irak sýnýrlarý içerisinde güney Kürdistan’ýn, Kürtlerin yoðun yaþadýðý Halepçe kentine Saddam Hüseyin’in baþýnda olduðu burjuva diktatörlüðü kimyasal gaz saldýrýsý düzenlemiþ, bu saldýrýda binlerce insan hayatýný kaybetmiþti. Saddam Hüseyin’in baþýnda bulunduðu Irak’taki burjuva diktatörlüðüne bu kimyasal silahlarý Batý Avrupa’nýn emperyalist ülkeleri satmýþlardý. Þimdi bu emperyalist-kapitalist ülkelerin Irak’ta sürdürdükleri savaþta en önemli “müttefikleri” kendi silahlarýyla ölen Kürtlerin soydaþlarýdýr. Tarih devrimci bir sýnýf önderliðinin olmadýðý koþullarda, cellatlarla kurbanlarýn yer deðiþtirebileceði yada cellatlarla kurbanlarýn kol kola girebileceðinin örneklerini göstermektedir. Dostla düþmaný ayýrt edebilecek, tarihsel olaylarýn bilincine varabilecek, kollektif bir hafýza olabilecek, her durumda doðrudevrimci siyasal hattý bulup yaþama geçirebilecek olanýn, herhangi türden bir örgütlenme, yada yetenekli kiþiler deðil, devrimci bir sýnýf önderliði/partisi olabileceði çok defa kanýtlanmaktadýr. Esas görev böyle bir önderliði/partiyi inþa edebilmektir.
16 MART BEYAZIT EYLEMÝ
11