Page 1

Sayı 39 | Şubat 2012 | Ücretsiz

TÜRKLER,

LOBİ

SİZSİNİZ DİTİB Nürnberg Aylık Dergi


Für Für Ihr Ihr Recht... Recht... Hakkýnýz Hakkýnýz için... için... Im 10. Jahr zu Ihren Diensten Im 10. Jahr zu Ihren Diensten 10. yýlýmýzda hizmetinizdeyiz 10. yýlýmýzda hizmetinizdeyiz schnelle und zuverlässige Lösungen schnelle und zuverlässige Lösungen Hýzlý ve güvenilir çözümler Hýzlý ve güvenilir çözümler Interessenwahrnehmung auch in der Türkei Interessenwahrnehmung auch in der Türkei Türkiye'de de haklarýnýzý koruyoruz Türkiye'de de haklarýnýzý koruyoruz Dienstleistungen und Übersetzungen Dienstleistungen und Übersetzungen in der türkischen Sprache in der türkischen Sprache Türkçe avukatlýk, sekreterlik ve Türkçe avukatlýk, sekreterlik ve tercüme hizmetleri tercüme hizmetleri Neben Privatpersonen nehmen auch mittelständische Unternehmen die Neben Privatpersonen nehmen auch mittelständische Unternehmen die zielorientierten Leistungen unserer Anwälte in Anspruch. zielorientierten Leistungen unserer Anwälte in Anspruch. Durch Spezialisierung unserer Anwälte und deren Zusammenwirken ist Durch Spezialisierung unserer Anwälte und deren Zusammenwirken ist eine umfassende persönliche Beratung unserer Mandanten gewährleistet. eine umfassende persönliche Beratung unserer Mandanten gewährleistet.

Özel kiþilerin yanýsýra orta ölçekli iþletmeler de hedefe ve sonuca Özel kiþilerin yanýsýra orta ölçekli iþletmeler de hedefe ve sonuca yönelik hizmetlerimizden yararlanmaktadýr. yönelik hizmetlerimizden yararlanmaktadýr. Avukatlarýmýz ortak çalýþma suretiyle müvekkillerimize tüm hukuk Avukatlarýmýz ortak çalýþmabir suretiyle müvekkillerimize tüm hukuk alanlarýnda kapsamlý danýþma hizmeti sunmaktadýr. alanlarýnda kapsamlý bir danýþma hizmeti sunmaktadýr.


DİTİB Nürnberg

kültür şölenİ 2012

17.05. - 20.05.2012

İrtibat: Oğuz Yurtalan Tel: +49 (0)911 92315927 Fax: +49 (0)911 92315930 Mobil: +49 (0)179 6653603 oguz@kultursoleni.de


İÇ İ N DE K İ L E R

03

BİZDEN 5 6 7 9 11 17

Önsöz Editörden İlk Ağızdan Dr. Kemal RAMOĞLU: Lösemili Çocuklarımıza... Bizden Haberler Bedirhan GÖKÇE: Sevgili kendim...

DİN 19 21 23 25 27 31 33

Bir Konu Bir Ayet: İnsanlığın Şifa Kaynağı En Sevgili: Zorluklar Karşısında Güzel Tavırlar Nakış Nakış Kainat: Dolu Yağışı, ... Mevlid Kandili ve Kandil Geleneğimiz Süleyman Çelebi ve Mevlid Geleneği Kadın ve Şiddet Çağımızın Hastalığı - Dedikodu ve Gıybet

MESNEVİ’DEN HİKAYELER 35

Saka’nın Eşeği

AİLE 37

Bir İnsan, Bir Ömür

ATA’MIZA DAİR 39

Hakikati Arama Gücü

41

HİKMETLİ SÖZLER GÜNCEL

43 47

LobiSİZsiniz Bedelli Askerlik


FİNANS Borç Yiğidin Kamçısı(mı)dır

49

SAĞLIK Obezite

53

KİM KİMDİR Dr. Mehmet Arık

57

LobiSİZsiniz - Sayfa 43

HUKUK Arbeitsrecht

İŞ DÜNYASI

59 61

BIR

İNSAN ÖMÜR

. . bedelli askerlik “Şimdi ben bir ömür boyu her sabah uyandığımda bu yüzü mü göreceğim?! Ben ne yapacağım şimdi...” diyerek gelmişti Ayşe... Kaygısı yüzündeki her bir zerreye yansımıştı. Evlendiğinin haftasına bu kaygılarla uyanır olmuştu her sabah.

KÜLTÜR

Oysa biliyorum ki birçok insan da “Acaba yarın uyandığımda sevdiğim adamı/kadını yine yanımda bulabilecek miyim?” kor-

kusuyla uykuya dalıyor ve uyandığında T.C. Berlin Büyükelçiliği’nin Bedelli Askerlik ile ilgili Basın Duyurusu bugün de yaşıyor diye sevinçten adeta havalara uçuyor.

Yıllar geçtikçe, hayatın anlamı konusunda derinleşme arttıkça, ölümlü olduğumuz

Tezhib Sanatı

63

ÇOCUK

65

MİZAH

69

BİLGİ KÜPÜ Erkekler Eskiden Nasıl Traş Oluyorlardı

gerçeği bilgiraber düzeyinden hâl düzeyine kalktığı yönünde yazılı ve görsel baBazı gazetelerimizde, Avrupa’nın çeşitli ülgeçtikçe, yanımızdakinin daha bir değersında da çok sayıda uyarıcı ve hatırlatıcı yakelerinden askerlik hizmetlerini yapmak lendiğini anlarız. Oysa Ayşeleryın ve Aliler, çok zor ver-Ayrıca, Dışişleri Bakanlığımıyerbugün almıştır. üzere Türkiye’ye giden yaklaşık 200 vatandikleri evlilik kararlarının ardından, ya zın konsolosluk daşımızın, yeniden düzenlenen Döviz Be-yanlış verilmiş bir kararsa diye düşünme- sitesinde ve Büyükelçiliğiye başlıyorlar. Hemen ardından bugünün miz ile veBaşkonsolosluklarımızın internet delli Askerlik Yasası uyarınca 21 günlük teAli ve Ayşeleri, seçtikleri evet dedikleri insana mahkum olmuş gibi hissediyorlar sayfalarında da bu yönde gerekli bildirimler mel askerlik eğitiminin kaldırılması nede-kendilerini. yapılmıştır. niyle askere alınmadığı ve bu vatandaşlarımızın hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra geri dönmek durumunda kaldıkları; vatandaş- Bahsekonu internet sayfalarında konuyla ilgili olarak sıkça sorulan sorular ve cevaplar larımızdan bazılarının kendilerine askere bölümünde; gitmeleri yönünde belge gönderildiğini ve bu hususta konsolosluklarca aksine bir açık- Soru: yeni yasa çıkmadan önce zaten dövizle askerlik hizmeti başvurum vardı, ancak lama yapılmadığını belirttikleri yönünde temel askerlik eğitimimi henüz yerine getirhaberler yer aldığı görülmektedir. medim. Temel askerlik eğitimi yapmam geMalumları olduğu üzere, “Askerlik Kanunun- rekiyor mu? da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı- Cevap: Yeni yasanın yürürlüğe girmesi ile sı”nın yürürlüğe girmesinden önce çok sayı- birlikte temel askerlik eğitimi kaldırıldığından; temel askerlik eğitimine hiç başlamada vatandaşımız eski yasa uyarınca belirlemış, sağlık sebebiyle temel askerlik eğitiminen bedel üzerinden askerlik yapabilmek amacıyla Başkonsolosluklarımıza başvuruda ne sevkleri ertelenmiş veya rahatsızlıkları bulunmuş ve Başkonsolosluklarımızda ciddi nedeniyle hava değişimi aldıklarından temel askerlik eğitimlerini henüz tamamlamabir izdiham yaşanmıştı. Yükümlülere müramış vatandaşlarımızın, temel askerlik eğiticaatları sırasında temel askerlik hizmetinmi için Türkiye’ye gelmelerine gerek bulunden muaf oldukları yönündeki bildirim kişi bazında yapıldığı gibi, temel askerlik hizme- mamaktadır. Husuları da açıkça vurgulanmaktadır. tinin yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle be-

Aile - Sayfa 37

71

BULMACA Kare Bulmaca Sudoku Çengel Bulmaca

73 76 77

MEVLANA MUTFAĞINDAN

80

Bedelli Askerlik - Sayfa 47

04


ÖNSÖZ Sevgili Mahya Okurlarımız yeni sayımızla karşınıza çıkarken sizleri en kalbi ve en güzel duygularımızla selamlıyor, bizleri sizlerle kavuşturan yüce Mevlaya sonsuz hamd ediyoruz. İnsanoğlunun yaradılıştan dolayı içinde bulundurduğu hasletlerden biri olan yeni’ye ve yeni olana duyulan heyecan ile huzurlarınızda olmanın, vücuda getirdiğimiz dergimizi beğeninize sunmanın o tarifi zor olan duygu yoğunluğu içerisinde karşınızdayız. Her zaman olduğu gibi dolu dolu içeriğimizle, her yaştan okurumuzu ilgilendiren ve kucaklayan konularımızla bu ay ki sayımızı hazırladık. Beğenerek okuyacağınızı ümit ediyoruz. Derneğimiz bünyesinde gerçekleştirilen yönetim kurulu seçimi sonunda yeni oluşan yönetim kurulumuza görevlerinde başarılar diliyor, görevlerini hakkıyla yapıp yeni haleflerine teslim eden yöneticilerimize sonsuz teşekkürler ediyor kendilerinden Allah (cc) razı olsun diyoruz. Yüce Rabbimizin Kuran-ı Kerimde çok defa bildirdiği birlik olmak, beraber olmak, bütün olarak hareket edebilmeyi emrettiği, alemler sultanı peygamber efendimizin üzerinde ısrarla durduğu cemaat olmak, kardeşlik bilinci, hak aramakta birlik ve beraberlik içerisinde olma gerekliliğinin ne kadar önemli olduğunu toplum olarak uzun zamandan beri sinelerimizde duyuyoruz. Bu bağlamda sayımızın kapak konusu olarak lobileşmeyi belirledik. Lobileşemediğimiz için çektiğimiz dertler sıkıntılar her birimizin malumudur. Bir paydada buluşamamızın, bir ve beraber olamayımışımızın nedeni nedir, bizi biz eden gerçeklerden uzaklaştıran duygu nedir bunları sormak ve bunlara cevaplar bulmayı herbirimizin de kendimize sormasını ve cevap aramasını diliyoruz. Sözlerimi fazla uzatmadan sizleri yeni sayımızla başbaşa bırakırken her gününüzün sevdiklerinizle birlikte bir ve beraber, mutluluk, huzur ve afiyet içerisinde geçirmeniz dileğiyle Allah’a emanet ediyorum. Selam ve dua ile ... Ramazan KEMAL

05

IMPRESSUM/KÜNYE DİTİB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

YAYIN KURULU Serhat Önder Ramazan Kemal Gökhan Önder Harun Önder Koray Kuşkuş

GENEL YAYIN YÖNETMENİ KAPAK/GRAFİK TASARIM Serhat Önder +49 (0) 179 66 77 888 serhat@mahya.de REKLAM SORUMLUSU Oğuz Yurtalan +49 (0) 179 66 53 603 +49 (0) 911 47 96 346 yurtalan@mahya.de

DAĞITIM SORUMLUSU Gökhan Önder +49 (0) 176 700 550 77 info@mahya.de

KONTAKT/İLETİŞİM info@mahya.de www.mahya.de

Web Sayfası Sorumlusu Eyüp Erdem info@mahya.de Mahya Dergisi basın meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazı ve ilanlardan yazılarıın ve ilanların sahipleri sorumludur.


editörden

Kendi Kendimizi Tüketiyoruz Serhat ÖNDER

B

ir zamanlar Avrupa için insan hak ve özgürlüklerin en ateşli savunucusu yakıştırması yapılırken günümüzde bunu savunmanın artık hiç bir mümkünatı kalmamıştır. Neden mi? Geçtiğimiz günlerde sıcağı sıcağına yaşadığımız Fransa’daki siyasi ayıp... Oy kaygısıyla (teşbihte hata olmaz) kuduz köpek gibi nereye saldıracağını şaşıran bir devlet başkanı ve sürüsü kendi kapılarının önündeki pisliği temizlemeden tam olarak aydınlanmamış sözde Ermeni soykırımını kabul etmemeyi suç sayan yasayı yürürlüğe geçirip ifade ve hür düşünce özgürlüğüne pranga vurmuş hatta katletmişlerdir. Boyundan büyük işlere kalkışan bu zavallı Türkiye’de yaşayan Ermenilere kulak verseydi keşke bir de. Ermeni asıllı bir Türk vatandaşımız yasanın oylandığı saatlerde haykırıyordu: ‘Türkiye her zaman bizim yanımızda oldu. Fransa şimdiye kadar ne Ermeniler için ne yaptı. Sarkozy önce kendi tarihini temizlesin!’ Boyundan büyük işlere kalkışan Sarkozy aslında aynı Sarrazin gibi bir fitil ateşledi.

Sonu nereye varacak önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz. Ermeni Diasporası’nın Avrupa’nın lider ülkelerinden sayılan Fransa’ya nasıl diz çöktürdüğünü görünce ‘helâl olsun adamlara’ demek geçiyor içimden. Bir avuç Ermeni bunu yapmaya muktedirken Avrupa’da milyonları geçen sayımızla halâ içimizde bir kıpırdanma yoksa ve halâ yattığımız ölüm uykusundan uyanamıyorsak korkarım kendi kendimize ipimizi çekmeye doğru emin adımlarla ilerliyoruzdur. Şahsi çıkarları için kendi toplumunu alman siyasileri, kiliseleri, medyası ya da vatandaşlarının nezdinde küçük düşürmek, onlara şirin görünmek ve kendi insanıyla kötü olmak pahasına gayret içinde olan insalarımızla bir arpa boyu yol katedemeyeceğimiz gün gibi aşinadır. Türkiye’de protesto gösterilerinde ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diye parolar söyleniyor. Ben de durumumuza değişik bir açıdan bakarak ‘Hepimiz Ermeniyiz’ derken bir Ermeni kadar olamadık demek istiyorum. Ne dersiniz?

06


İLK AĞIZDAN Sevgili okurlarımız, kıymetli cemaatimiz, sizleri selamların en güzeli olan Allah´ın (cc) selamıyla selamlıyorum. İki senelik bir dönemin ardından olağan genel kurul toplantımızda üyelerimizin büyük oranda katılımıyla yeni yönetim kurulumuzu oluşturmuş bulunuyoruz. Bu kutsal görev bir bayrak yarışıdır. Bir önceki yönetimden devralıp daha ileri götürmek, daha fazla yol katetmek için arkadaşlarımla canla başla çalışacağız. Cemaatimizin bizlerden beklentilerinin farkındayız ve elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince başkan olarak ben ve yönetim kurulundaki arkadaşlarımız cemaatimizle yek vücut olup güzel işler başaracağımıza inancımız tamdır. Bu esnada iki sene cemiyetimizin başkanlığını alnı ak, başı dik ve örnek alınması gereken bir şekilde icra eden Sayın İlhan Postaloğlu kardeşim ve yönetim kuruluna ben ve ekibim adına huzurlarınızda teşekkür eder, huzur, sağlık, mutluluk ve işlerinde başarılar dilerim. Bir de cemaatimize teşekkür etmek istiyorum. Genel kurulda vekalet kullanılmamasına rağmen çoğunluğu oluşturup cemiyetimize ne denli sahip çıktıklarını, aidiyet bilinci içerisinde olduklarını görmek bizleri ziyadesiyle mutlu etmiştir. Gerek cemiyetimizin içinde, gerekse komşularımızla, belediyemizle ve diğer kültürlerin mensuplarıyla olan beşeri ilişkilerimizde onları ve siz değerli

07

okurlarımızı en iyi şekilde temsil edeceğimizi taahhüt ederim. Siz değerli cemaatimiz ve okurlarımızdan da azami şekilde faydalanmak istiyoruz, çünkü bu cemiyet, bu dernek, bu külliye hepimizin. „Akıl akıldan üstündür“ buyurmuş atalarımız. Bizlerin aklına gelmeyipte sizlerin aklına gelen ve uygulandığı zaman hayırlı olabilecek değerli fikirlerinizi bize iletebilirsiniz. Eğer cemiyetimize gelme imkânınız yoksa, derneğimizin yayın organı Mahya´nın mail adresinden de bizlere ulaşabilirsiniz. Allah kısmet ederse her ay sizlerle dergimiz sayesinde buluşacağız ve bu şekilde de olsa evinize, işyerinize misafir olmaktan, gezintilerinizde size eşlik etmekten büyük mutluluk duyacağımı belirtmek isterim. Yapılacak çok iş var. Şeyh Ede Balı, Osman Gazi´ye nasihatının bir bölümünde: „İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın oğul!“ buyuruyor. Dolayısıyla sizlere en güzel hizmetleri sunmaya çalışacağız ki sizler de cemiyetimize sahip çıkın. Sözlerime burada son vererek sizleri dergimizin Şubat sayısıyla başbaşa bırakıyor ve bir dahaki sayımızda buluşmayı ümit ediyorum. Sevgi, saygı ve muhabbetle, Yusuf Erdem DİTİB Nürnberg Yönetim Kurulu Başkanı


bizden

LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIMIZA ACİL ŞİFALAR DİLİYORUZ Dr. Kemal RAMOĞLU T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Değerli “Mahya” okuyucuları, içinde bulunduğumuz bilgi çağının korkunç hastalığı olan ve günümüzün vebası diye nitelendirilen kanser vakalarında azalma yerine bilakis artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu köşe yazımda sizlerle Türkiye’den tedavi olmak üzere Almanya’ya gönderilen ve sayıları günden güne artan “lösemi” hastası çocuklarımızın durumunu paylaşmak ve ele almak istiyorum.

matoloji,onkoloji ve kök hücre transplantasyonu bölümü başkanı Prof. Dr. Selim Çorbacıoğlu Türkiye’den bu lösemili (kan kanseri) çocuklarımızın tedavilerini en iyi şekilde icra etmektedir. Kendisine bu konuda çok teşekkür ederiz.

Değerli okuyucular, yaşları 4 ile 12 arasında değişen ve daha hayatlarının baharında olan bu minik yavrularımız anne veya babalarının refakatinde uzun soluklu ve oldukça ciddi Belki birçoğunuz bilmiyor olabilir. Başkonso- bir kanser tedavisi için Regensburg’a gellosluğumuz görev bölgesinde önemli bir sa- mektedirler. Yanılmıyorsam bugün 3 minik nayi kenti olan ve toplam 1131 vatandaşımı- yavrumuz bu üniversite kliniğinde (Univerzın yaşadığı (kentte yaşayan toplam yabancı sitätsklinikum Regensburg Jugendmedizin sayısı 31.12.2010 tarihi itibariyle 6796 olmuş- Pädiatrische Hämatologie, Onkologie und tur). Regensburg’daki Üniversite Kliniğinde Stammzelltransplantation) kök hücre translösemili (kan kanseri) çocuklarımızın tedaviplantasyonu tedavileri yapılmaktadır. leri en iyi şekilde yapılmaktadır. Lösemili çoBu hasta çocuklarımızın anne ve babalarıyla, cuklarımızın kök hücre translantasyonu gibi aynı zamanda bu tedavinin yürütüldüğü böuzun soluklu tedavileri Almanya’da sadece lümün başkanı Prof. Çorbacıoğlu ile hemen bu merkezde yapılabilmektedir. Başkonsohemen her hafta telefonla görüşmekteyim. Jahn-Rüdiger Albert losluk olarak bizlerin rolü Türkiye’den Sosyal İnanınCeza çok Hukukunda zor bir durum;Uzman a) çocukların Alman Hukunda Avukat ve Alman AvukatbabaGüvenlik Kurumu Başkanlığına (SGK) bağlı sı veya annesi olarak acaba çocuğum bu Fachanwalt für Strafrecht Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü hastalıktan kurtulabilecek mi? şeklinde düSevtap Sağlık Sigortacılığı DaireOygün Başkanlığı ile Dışişşünürken, b) oldukça pahalı olan bir hastalık Alman Hukunda Avukat ve Alman Hukukunda Uzman leri Bakanlığı Konsolosluk Daire Başkanlığı tedaviAile seyri bulunmaktadır. YaniAvukat ortalama koordinatörlüğünde Regensburg’a 300-350 bin Euro’ya ihtiyaç bulunmaktadır. Fachanwältin für tedavi Familienrecht için gönderilen bu lösemili çocuklarımızın Beyhan Çalık tedavilerinin her aşamasında hastane, BaşEğer SGK sağlık kurulundan heyet raporuyla Alman Hukunda Avukat konsolosluğumuz ve SGK ile koordinasyonu yurtdışında tedavi görülmesi uygun görülsağlamak, bürokratik engelleri asgariye düdüyse, hastaların anne-babası bir nebze raAlexandra Tengel-Schlichting şürmeye çalışmaktır. hat soluk almaktadır. Aksi takdirde bu kadar Alman Hukunda Avukat Regensburg Üniversitesi Kliniği pediyatri he- meblağ hangi bütçeyle nasıl karşılanır?

09

Gustav-Schickedanz-Strasse 10, 90762 FÜrth Telefon: 0911-23 99 166-0 Telefax: 0911-23 99 166-6

www.ra-aob.de


e

Anne-babalar için bu tedavi devamında yani her yönüyle sıkıntılı ve meşakkatli bir durum ortaya çıkmaktadır. Allah gerçekten hiçbir anne ve babanın çocuğuna bu tür ölümcül ağır hastalıklar vermesin. Elbette Allah’tan ümit kesilmez deriz ama bir de bu tedavi sürecince çektikleri, yaşadıkları sıkıntıları ebeveynlerimize bir soralım bakalım? Bu çocuklarımızın tüm bilgilerini Selim hocam Regensburg’dan faks veya e-posta ortamında bana ilettiğinde her zaman moralimin biraz daha bozulduğunu,bir baba olarak beni de olumsuz etkilediğini söyleyebilirim. Allah bu yavrularımıza sağlık sıhhat versin, Allah Selim hoca gibi değerli bilim adamlarımızı, hekimlerimizi başımızdan eksik etmesin. İnanın kaç tane anne ve baba çocuklarının tedavi bitiminden sonra dualarını Selim hocamdan hiç eksik etmemişlerdir. Ülkemizde kanser vakaları bilhassa Rusya-Çernobil’ deki nükleer santral felaketinden sonra (Nisan 1986’da bu felaket yaşanmıştı! sürekli artış gösterdi. Kanser vakaları genellikle çay ve fındık üretiminin yoğun olduğu Doğu Karadeniz bölgesinde daha sıkça görülmeye

başladı. Kazım Koyuncu gibi değerli sanatçımızı kan kanserinden daha 25 yaşındayken kansere kurban verdik. Daha nice Kazım Koyuncul’arımızı bu şekilde kaybettik. Önümüzdeki günlerde Regensburg’daki bu kliniğe gidip, bu minnacık yavrularımızı, telefonla görüştüğüm ailelerini ziyaret etmek, elbette takriben iki yıldır bu çocuklarımızın tedavileri için sürekli telefonla irtibat içinde olduğum, e-posta ortamında yazıştığım Selim hocamı da yakından tanımak istiyorum. İnşallah bu yavrularımız burada şifa bulacaklar ve sağlıklı şekilde tekrar ülkemize geri döneceklerdir. Dedim ya Regensburg’a gelen her yeni hasta bende hem huzursuzluk hem de bir tedirginlik yaratır, kendimi sürekli bir baba olarak o hasta çocuğumuzun anne ve babası yerine koyarım. Hiç de kolay bir duygu değildir. Allah hepsine kolaylık ve bol sıhhat versin. Siz değerli okuyucular, bu yavrularımız ve değerli Prof. Selim Çorbacıoğlu hocamız için dualarınızı lütfen esirgemeyin. Yavrularımıza şifa dağıtan Selim hocamızın da o sihirli elleri dert görmesin... Esenlikler ve bol sağlıklar dilerim.

Jahn-Rüdiger Jahn-Rüdiger Jahn-Rüdiger Albert Albert Albert Alman Alman Alman Hukunda Hukunda Hukunda Avukat Avukat Avukat ve Alman ve Alman ve Alman CezaCeza Hukukunda Ceza Hukukunda Hukukunda Uzman Uzman Uzman Avukat Avukat Avukat Fachanwalt Fachanwalt Fachanwalt für für Strafrecht für Strafrecht Strafrecht Sevtap Sevtap Sevtap Oygün Oygün Oygün Alman Alman Alman Hukunda Hukunda Hukunda Avukat Avukat Avukat ve Alman ve Alman ve Alman AileAile Hukukunda Aile Hukukunda Hukukunda Uzman Uzman Uzman Avukat Avukat Avukat Fachanwältin Fachanwältin Fachanwältin für für Familienrecht für Familienrecht Familienrecht Beyhan Beyhan Beyhan Çalık Çalık Çalık Alman Alman Alman Hukunda Hukunda Hukunda Avukat Avukat Avukat Alexandra Alexandra Alexandra Tengel-Schlichting Tengel-Schlichting Tengel-Schlichting Alman Alman Alman Hukunda Hukunda Hukunda Avukat Avukat Avukat Gustav-Schickedanz-Strasse Gustav-Schickedanz-Strasse Gustav-Schickedanz-Strasse 10, 90762 10, 10, 90762 FÜrth 90762 FÜrth FÜrth Telefon: Telefon: Telefon: 0911-23 0911-23 0911-23 99 166-0 99 166-0 99 Telefax: 166-0 Telefax: Telefax: 0911-23 0911-23 0911-23 99 166-6 99 166-6 99 166-6

www.ra-aob.de www.ra-aob.de www.ra-aob.de


bizden

DİTİB Nürnberg’de Genel Kurul 21.01.2012 tarihinde DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii’nde Genel Kurul Toplantısı gerçekleşti. Divan Heyeti Başkanlığını DİTİB Merkezi Köln’den İsmail Zengin’in, Divan Heyeti Katipliğini de DİTİB Kuzey Bavyera Eyalet Birliği Başkanı Erhan Çınar, DİTİB Roth Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Kayır ve T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Vekili Muharrem Öztürk’ün yönettiği Genel Kurul Toplantısı büyük bir katılımla gerçekleşti. Zengin’in “Bu kadar çok üyenin bulunduğu bir cemiyette, üstelik vekalet kullanılmadan, seçimin ilk seferde gerçekleşiyor olması ayriyeten sevindirici bir şey.” diye konuştuğu Genel Kurul Toplantısı Kur’an-ı Kerim ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Sırasıyla DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Postaloğlu’

11

nun faaliyet raporunu ve Muhasip Durmuş Savaş Tanış’ın muhasebe raporunu okumasıyla devam eden toplantıda yönetimin geçtiğimiz süre içerisinde yaptığı çalışmalar üyelerin taktirini topladı ve yönetim kurulunun ibrası gerçekleşti. Kurulacak olan yeni yönetim için adayların belirlenmesinin ardından oylamaya geçildi ve yapılan oylamanın ardından ilk yediye giren isimler arasından Yusuf Erdem Yönetim Kurulu Başkanlığına, Fikret Bilir Başkan Yardımcılığına, Gökhan Önder Sekreterliğe, Uğur Çankaya Muhasipliğe, İsmail Gencer Sekreter Yardımcılığına, Nihan Can Muhasip Yardımcılığına ve Süleyman Yaman Asil Üyeliğe geldi. Mahya Ekibi olarak bizler de geçmiş yönetime bize sundukları imkanlar ve desteklerden dolayı bir kez daha teşekkür eder, yeni seçilen Yönetim Kurulu Üyelerine de görevlerinde Cenab-ı Hakk’tan başarılar niyaz ederiz.


Mehmet Akif Ersoy’u Anma, Anlama ve Çanakkale

Konuşmacı: Vehbi VAKKASOĞLU (Kitap imzalama)

Billur İlahi Grubu Tarih: 11.03.2012 Saat: 14.00 - 17.30 Yer: Seren Dügün Salonu Wiesbadener Str. 25 90427 Nürnberg

12


bizden

Eyüp Sultan Salonda Dolu Dizgin

DİTİB Nürnberg’e bağlı spor kulübümüz SV Eyüp Sultan geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu yıl da salon futbol turnuvasında adından söz ettirmesini bildi. Federasyon tarafından her yıl düzenlenen salon futbol turnuvasında, geçtiğimiz yıllarda şampiyonluğa kadar uzanan futbol kulübümüz bu sene de yine “Bezirksfinale”ye kadar çıkarak önceki senelerde elde ettiği başarının bir tesadüften ibaret olmadığını bir kez daha kanıtladı. Bezirksfinale’nin ön turun son maçında mağlub olmasıyla grupdan çıkamayan SV Eyüp Sultan buna rağmen güzel futbol ve başarılı takım olgusuyla bundan sonraki yıllarda da adından söz

13

ettirmeye devam edeceğe benziyor. Salon futbol turnuvalarında bir başarı da B-Gençlerden geldi. 2010/2011 sezonunu şampiyon olarak tamamlayan gençler, sezon başında takıma gelen çok sayıda yeni genç yetenekle, Davut Sarı ve Murat Kars’ın yönettiği, adeta yeni kurulan bir takımla katıldıkları salon futbol turnuvasında şampiyonluğu finallerde penaltı atışlarında kaçırıp ikinci olma başarısını gösterdiler. Ligler başlamadan önce daha Şubat ayında da gençlerimizin katılacakları salon futbol turnuvaları olacaktır. Bu turnuvalarda kendilerine başarılar dileriz.


Erken Teşhis Hayat Kurtarır DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii’nde vatandaşlarımıza sağlık konferansı veren Uroloji Uzmanı Dr. Yavuz Durmus, Prostat kanserinin erken teşhisinin önemine değinirken, Dr. Meftuni Güngör ise kalp ve damar hastalıkları hakkında bilgiler verdi. Nürnberg’in başarılı Türk Doktorlarından Ev Doktoru Dr. Meftuni Güngör ve Uroloji Uzmanı Dr. Yavuz Durmaz “Sağlıklı Yaşam” konulu bir konferans verdiler. Dernek lokalinde yapılan konferansta Türk Doktorlarının yanı sıra DİTİB Dernek Başkanı İlhan Postaloğlu, 2. Başkan İsmail Gencer ve çok sayıda kadın ve erkek vatandaş katıldı. Ev Doktoru Dr. Meftuni Güngör genel sağlık konularını işlerken kalp ve damar hastalıkları konusunda vatandaşları bilgilendirdi. Güngör, “Kalp insan vücudunun en önemli organlarından biridir. Vücutta adeta motor görevini üstlenir. Bu yüzden hiç bir zaman hafife alınacak bir konu değildir. Kalp, damar rahatsızlıklarının belirtileri vardır. Bu belirtileri taşıyan veya yaşı ilerlemiş hastaların mutlaka rutin olarak kontrole başvurmaları gereklidir.” diye konuştu. Dr. Meftuni Güngör, son dönemlerde gerek televizyonlarda, gerekse diğer medya kesimlerinde reklamı yapılan sağlık ürünlerine de dikkat çekti. “Maalesef televizyonlarda bir çok ürün doğal ilaç diyerek insanlara satılıyor. O kadar enteresan ki, tıbbın bile çağre bulamadığı hastalıkları kökünden çözüyormuş

gibi reklamlar yapılıyor. Bunlara rağbet göstermemenizi tavsiye ederim. Paranıza yazık. Bu ürünlerin hiç bir bilimsel kanıtlanmış bir özelliği yok. İlaç sanayisi bir ilacı üretebilmek için yıllarca uğraşıyor ve milyar rakamlar harcıyor. Öyle olsa bu firmalar bu ilaçları üretir.” diyerek vatandaşları uyardı. Daha sonra vatandaşlara seslenen Uroloji Uzmanı Dr. Yavuz Durmaz, Uroloji dalının kısa bir tanıtımını yaptı. Urolojinin ana branşlarını prostat rahatsızlıkları, böbrek rahatsızlıkları, böbrek taşı, idrar kesesi rahatsızlıkları ve sünnet gibi konuların oluşturduğunu belirten Dr. Yavuz Durmaz, prostat kanseri konusunda erken teşhisin önemine dikkat çekti. Orta yaşı geçen erkeklerin mutlaka ön prostat kanseri kontrolü olmaları gerektiğini belirten Türk Doktor, belirtileri olan kişilerin derhal bir uzman doktora başvurmalarını söyledi. Durmaz, “Uroloji branşına has tümör ve kanser türlerinin erken teşhis edildiğinde tedavi imkanı mümkün. Fakat hastalar son evreye kadar bekleyip geldiklerinde tedavi biraz daha komplike olabiliyor. Erken teşhis hayat kurtarır. Rutin kontrolleri ihmal etmemek gerekiyor. Bizim anadallarımızdan birisi ise sünnet. Bu pek az kişi tarafından biliniyor. Herkese sağlıklı bir yeni yıl diliyorum.” diyerek sözlerini tamamladı. Konferansın sonrasında ise vatandaşlarımız başarılı doktorlarımıza soru sorabilme imkanı da buldular.

14


bizden

YEMEK REYONLARI

YEMEK REYONLARI

MUTFAK Stand No 1 3m x 3m

Stand No 30 4m x 3m

Stand No 2 3m x 3m

OTURMA ALANI

DEPO YEMEK REYONLARI o

Stand No 3 4m x 3m

Stand No 29 5m x 3m

Stand No 4 3m x 3m

Stand No 28 4m x 3m

m

Stand No 5 3m x 3m Stand No 6 3m x 3m

Stand No 27 4m x 3m ÇAY OCAĞI Stand No 26 4m x 3m

OTURMA ALANI

Stand No 25 3m x 3m

KÜLTÜR SERGİSİ

Stand No 7 3m x 3m Stand No 8 3m x 3m Stand No 9 3m x 3m

Stand No 10 4m x 3m

Stand No 24 3m x 3m

Stand No 11 4m x 3m

Stand No 23 3m x 3m

Stand No 22 4m x 3m

B

Stand No 12 3m x 3m

OTURMA ALANI

Stand No 21 3m x 3m

Stand No 13 3m x 3m

Stand No 14 4m x 3m

Stand No 20 3m x 3m

Stand No 19 4m x 3m

Stand No 18 4m x 3m

Stand No 17 3m x 3m

Stand No 16 3m x 3m

Stand No 15 4m x 3m

GİRİŞ

15


DİTİB Nürnberg

kültür şölenİ Bu sene 17 – 20 Mayıs tarihleri arasında yine derneğimizin yaklaşık 6.000 metrekarelik otopark alanında gerçekleştireceğimiz Kültür Şöleni´mizde en az 20.000 ziyaretçi 2 ilebeklemekteyiz. 5 Haziran 2011 tarihleri tarihleri arasında arasında DİTİB DİTİB

Nürnberg´in yaklaşık 6000m²´lik alanında alanında hale gerçekleştirilen ve geleneksel hale gelen gelen Anaçadır ve yemek çadırının ebatlarının da12.sini bıraktık. ha daŞöleni´nin büyütülmesi dışındageride ayrıyeten içeriKültür geride bıraktık. sinde Türk kültürünü tanıtan çeşitli stand-ve yakından Derneğimizin bu etkinliğinde yakından ve ların bulunduğu otantık bir ortamda olmak büyük milletlerden uzaktan Türk ve diğer milletlerden olmak çadırı sizleri bekleyecektir. bin civarında ziyaretçiye kapılarımızı üzerebir20kültür ziyaretçiye kapılarımızı açtık.

Anaçadırın içerisinde otuza yakın stand kurulacak. Çadırın ön kısmında sahne yanısıra yer alaDerneğimizin tanıtımı ve ziyaretinin ziyaretinin yanısıra cak ve orta bölümde ise oturma yerleri bulugenişkültür kültür yelpazemizin misafi rlerimize geniş yelpazemizin içenacaktır. Ziyaretçilerin hem standları rahat içe-risinden ebru ve hat gibi sanatlarımızı risinden ebru ve hat gibi sanatlarımızı yakından rahat gezebilmeleri, hem de yemeklerini alyakından tanıtıp ilgi ve alakalarına tanıtıp büyük ilgirahatlıkla vebüyük alakalarına şahit olduk. dıktan sonra oturup zaman geçireşahitbilmeleri olduk. için bütün imkanlar sağlanacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Nürnberg Başkonsolosu Anaçadırımızın büyüklüğü 60m x 25m (2011 Türkiye Cumhuriyeti Nürnberg Başkonsolosu Ece Öztürk-Çil, Nürnberg Belediyesi senesinde 50m x 25m), yemek çadırı temsil35m Ece xÖztürk-Çil, Nürnberg temsil20m (önceki sene 25m Belediyesi x Temsilcisi 15m) ve kültür cileri, Avrupa Parlamentosu İsmail cileri, Avrupa Parlamentosu Temsilcisi İsmail çadırı 35m x 25m olarak belirlenmiştir. Ertuğ, siyasi partilerin ve dini cemaatlerin tem-

Ertuğ, siyasi ve Kuruluşlarıda dini cemaatlerin silcileri, çesitli partilerin Sivil Toplum daAnaçadırda yine dört gün boyunca sahne temsilcileri, çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları vetliler arasında yerlerini alarak etkinligimize gösterilerle ziyaretçilerimize da programları davetliler vearasında yerlerini alarak renk kattılar. güzel günler geçirmeleri, kulaklarda, gönületkinliğimize renk kattılar. lerde ve akıllarda hoş bir sada bırakmak için yine elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Kültür çadırında ise Türk kültürüne has sa-

natları sergileyeceğiz. Otantik bir atmosferde ve Türk kahvesi eşliğinde ziyaretçilerimize hat, tezhip, ebru, cam, minyatür ve sedef sanatlarını, kısacası Türk el sanatlarını daha İlk gün tanıtmaya olan Perşembe gününün aynı zayakından çalışacağız.

manda Regaip Kandiline tekabül etmesi

programımızın bir güzelHava şartlarının dabaşlangıcına uygun olmasıayrı halinde lik alanda kattı. Bu ilahi tarzında gurubu bir ve alan cemiyetimiz açık çaygün bahçesi da oluşturulacaktır. bünyesinde eğitimlerine devam etmekte olan „miniklerimiz“ ilahiler, Kuran tilaveti,

Tabii ki büyüklerin, ebeveynlerin şiirler, İstiklal Marşı okuyarakde verahatça anlattıkları gezip bu imkanlardan faydalanabilmeleri, fıkralarla unutulmaz bir gün yaşattılar. standlardan gönül rahatlığıyla alışveriş yapabilmeleri, kültür çadırında hoş bir ortamda kültürümüzle yakından buluşmaları ya da yeni tanışabilmeleri, yahut çay bahçesinde bir demlik çay eşliğinde hoş sohbetler edebilmeleri için çocuklarını gönül rahatlığıyla emanet edebilecekleri, 1.000 m²´den geniş bir alan üzerine kurulacak olan çocuk parkı da Kültür Şöleni´mizin vazgeçilmezlerinden olacaktır. Standlara gösterilen rağbetten ve kısa bir zamanda hepsinin tutulmasından dolayı beraber çalışacağımız bütün şirketlere bize duydukları güvenden dolayı teşekkür eder, işlerinde başarılar dileriz. En geç 17 Mayıs´da görüşmek ümidiyle

16


bizden

Gelin bir mektup yazın ve bu mektubu kendinize postalayın. İçerisine sadece bu günü yazın, bugünün şartlarındaki ideallerini, beklentilerini, eleştirilerini... Örneğin: Baban, annen, dayın, amcan, teyzen, halan, kayınvaliden, kayınpederin ya da deden-ninen diyelim. Onlarda kızdığın, anlamakta güçlük çektiğin veya hâline güldüğün ne varsa yaz. Gittikçe çekilmez mi oldular, hangi hâlleri seni çileden çıkarıyor artık? Senin onları anlamadığın, onların seni anlamadıkları şeyler neler... Çocuğunu büyütme şekline mi müdahale ediyorlar, senin yaşam şekline mi? Onların senden istedikleri ne, senin onlara anlatamadığın isteklerin ne? Her ne ise seni rahatsız eden, hepsini tek tek yaz. Ben böyle yapmayacağım, ben onlar gibi olmayacağım, şu konulara kesinlikle dikkat edeceğim. Çekilmez değil, sevilen şeker bir insan olacağım. Anlatmaya, dayatmaya değil, anlamaya ve alışılır olmaya özen göstereceğim. Ben çocuğumu böyle yetiştirmeyeceğim ve çocuğumun torunumu yetiştirme tarzına asla müdahale etmeyeceğim.

17

Paralarını ve hayatlarını yönlendirme şeklimde belki öğretici ama asla emir verici olmayacağım ve asla kimsenin özel hayatına fikrim sorulmadığı sürece müdahale etmeyeceğim... Kısaca: Bugün büyüklerinde seni rahatsız eden ve ben asla öyle yapmayacağım dediğin ne varsa yaz ve bu mektubu 2037’ye postala. Niye mi 2037? Çünkü bugünden 25 sene sonra demek bu. 25 sene insan ömründe bir nesil demek ve biliyoruz ki her nesil 25 senede bir değişir. Yani bugün çocuksan 25 sene sonra genç olursun. Genç isen olgun olursun, olgun yaşta isen ihtiyar olursun. Hepsinden daha önemlisi 25 sene sonra sen, bambaşka bir sen olursun. İşte bugün yazıp zarflayıp 25 sene sonra açacağın “kendine yazdığın mektupta”; zamanında kızdığın annene ne kadar benzediğini, tıpkı baban gibi olduğunu, kayınvalidende sinir olduğun özelliklerin nasıl da sende sirayet ettiğini görürsün... Arkadaş-eş seçimindeki hatalarında onların ne anlatmak istediklerini, amcanın hastalık hastalığına tutulmasının nasıl bir şey olduğunu, dayının söylediklerinde ne kadar hak-


Bedirhan GÖKÇE

lı olduğunu, gelinin ya da damadın hâl ve hareketlerinin rahatlığının nasıl da sinir bozucu olduğunu, çocuk yetiştirmenin ne kadar ağır bir iş olduğunu, Buğulu gözlerle okur, kendi el yazına ne kadar yabancı kaldığını anlarsın. Rahmetlileri bir bir hatırlar ve “keşke yaşasalardı da” diye cümleler kurarsın. Bekâra karı boşamak ne demekmiş, damla-

M

by

i

age

elike

ya damlaya göl olurmuş, güldüğün başına gelirmiymiş, ayağını yorganına göre uzatmazsan sadece ayakların mı üşürmüş, HER İŞİN BAŞI SAĞLIKMIYMIŞ, O gün anlarsın!... İstersen bugünden anlamaya çalış. Mesela 25 sene sonra SEN KAÇ YAŞINDA OLACAKSIN?

hairstyle

bayan saç kesimi makyaj gelin başı nişan başı topuz röfle gölge balyaj çocuk saç kesimi tesettürlü bayanlara özel oda bay saç kesimi gölge nişan başı makyaj çocuk saç kesimi topuz röfle tesettürlü bayanlara özel oda bayan saç kesimi gelin başı balyaj bayan saç kesimi makyaj gelin başı nişan başı topuz röfle gölge balyaj çocuk saç kesimi Melike Deveci Obere Kanal Str. 10 90429 Nürnberg Tel: 0911 92327115 Mobil: 0176 32360787

18


din

Hakk Kelamı Kur’an-ı Kerim Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı Ey insanlar! İşte Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olabilecek her türlü (darlık ve hastalık) için bir şifa, inananlar için bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. (Yunus, 57)

K

ur’an’ın Furkan, Zikir, Beşir vb. birçok ismi vardır. Fakat yukarıdaki ayet mealinde de geçtiği gibi, bunların içerisinde belkide en etkileyici ve anlam zenginliğine sahip olanlardan biri “şifa”dır. Bunun en önemli sebebi, muhtemelen kelimenin Türkçemize geçmiş olması ve yediden yetmişe herkes tarafından anlaşılan bu mana içeriği ile kullanılıyor olmasıdır. Kelime, dilimizde bedenî ve psikolojik bütün hastalık ve rahatsızlıklardan kurtuluşu ve iyileşmeyi ifade etmektedir. Kur’an’ da bu anlamda kullanıldığını da tespit ediyoruz. Ancak burada görüldüğü gibi, “şifa” kelimesi Kur’an’ın bir sıfatı olarak geçmekte ve kalple ilgili kullanılmaktadır. Kalpler için şifa olan, aslında bedenler için de şifadır. Ancak Kur’an kalpleri muhatap alır ve bütün vurguları ona yapar. Çünkü insanın dünyadaki ve ahiretteki saadeti kalbe bağlıdır. Kalp sağlam olursa gidişat sağlam olur, ama kalp hastalanırsa düşünce ve fiiller de hasta olur. Zira insan kalbiyle idrak eder, onunla sever, onunla kintutar. Onunla ister,

19

onunla reddeder. Orası âdeta ruhsal sırların ve manevi sıfatların yatağıdır. Bu bakımdan kalbe hâkim olan insana hâkim olur. İşte Kur’an’ın hedefi insan, insanın manevî hayatının merkezi de kalp olduğu için, Kur’an’ın şifa özelliğiburada tecelli etmektedir. Kur’an insanlığa şifadır, çünkü çıkmış olduğu bu hayat yolculuğunda insana rehberlik eder, böylece onu başıboşluk, kararsızlık ve şüpheler girdabına kapılmaktan kurtarır. Binbir çeşit ideoloji, inanç, dünya görüşü, hayat tarzı arasında kılavuzsuz bir şekilde bocalamasına fırsat vermez. Gerek iç gerek dış dünyasından gelen ayartma ve saptırmalar karşısında şaşkına dönmesine müsaade etmez. Hayatın gelgitleri ve kasırgaları karşısında onu yapayalnız bırakmaz. Hayatının her alanında tutunacağı ilahî buyrukları önüne koyar. Kime kulluk edecek, nasıl kulluk edecek, ahlakını neye göre belirleyecek, hangi prensiplere göre yaşayacak, neyi hak neyi batıl görecek,neyi sevecek neden nefret edecek? İşte Kur’an bütün bu konularda insanı rehbersiz bırakmamıştır. Aksi halde insanın hali nice olurdu acaba? Kur’an insanlığa şifadır, çünkü onu yalnız bırakmaz, bütün varlığın sahibinin ona“veli/dost” olduğunu ilan eder. Öyle dost ki, bü-


tün mülkün sahibi, dilediğini aziz, dilediğini de zelil kılan, şefkat talep edenlere şefkat eden, imdat isteyenlerin imdadına yetişen, ahiret ve dünyanın maliki, en yüce ve en güzel sıfatların sahibi. Böylece insana en büyük müjdelerden biri olan “Allah’ın dostluğu” müjdesi verilmiş olur. Çünkü o, daima bir yerlere sığınmak, birilerine bağlanmak ister. İşte Kur’an, sığınılacak ve bağlanılacak yerin yaratılmış ve aciz varlıklar değil, ezelî ve ebedî Allah olduğunu insana bildirir. Kur’an insanlığa şifadır, çünkü hayatın dünyadan ibaret olmadığı ve asıl hayatın ölümden sonra başladığı ve ebedi olduğunu ilan eder. Onu faniliğe mahkûm, çürüyüp gidecek bir varlık olmaktan kurtarır. Böylece ölümün insanda ve özellikle ileriki yaşlarda oluşturduğu kaygı ve korkuları ortadan kaldırır. Hatta ilahî aşka mazhar olmuş bazı kimselerde bir sevinç kaynağı haline bile gelebilir. Kur’an insanlığa şifadır. Çünkü insan, kaygıları, sıkıntıları, şüpheleri, gelecek endişeleri ve duygusal çatışmaları olan bir varlıktır. İşte bütün bunların tedavi ve şifası Kur’an’ın emir ve tavsiyelerine bağlanmakla mümkün olmaktadır. Böylece insan içindeki kin ve husumetin ağırlığını atmakta, mutsuzluğuna sebep olan haset hastalığından kurtulmakta, ikiyüzlülük ve kibir gibi manevi ve psikolojik rahatsızlıklardan özgürlüğe kavuşmaktadır. Taklit, taassup ve kötü niyetin pençesinden kurtulmaktadır. İç dünyasında yaşadığı dalgalar sakinleşmekte, gö-

nül huzuruna erişmektedir. Kalbindeki kasvet dağılmakta ve geleceğe ümit ve arzuyla bakmaktadır. Böylece hayat, insanı bitkin hale getiren anlamsız bir koşuşturmaca olmaktan kurtulmaktadır.

Kur’an insanlığa şifadır. Çünkü insanı kendisiyle barışık hale getirir. Mümin Allah’ın kendisine olan ihsanına karşı derin bir şükran duygusuna sahiptir. Manevi boşluğa düşmek diye bir şey onun için söz konusu değildir. Çünkü bütün hayatı bir anlam arayışı içerisinde geçmektedir. Ölüm sonrası hayatı garanti edebilmek için büyük bir kararlılık içerisinde çalışıp çabalar. İstikamet ve geleceğe ümitle bakmak onun şiarıdır. Önüne çıkan her türlü zorluk ve sıkıntıya karşı metanet sahibidir. Çünkü her zorlukla beraber bir kolaylık bulunduğuna, musibetlerin Allah’ın bir takdiri olduğu ve sabretmesi gerektiğine inanır. Kur’an’ın insana bahşettiği bu şifa ve rahmet iklimini herhalde en dokunaklı şekilde anlatanlardan biri Seyyid Kutup’tur. Yazımızı onun cümleleriyle tamamlayalım. Kur’an’a dair duygularını o, şu şekilde dile getirmektedir: “Hamd olsun Allah’a, bana Kur’an’ın gölgesinde bir müddet yaşamayı nasip etti. Orada hayatımda hiç tatmadığım nimetleri tattım. Hayatı yücelten, onu kirlerden arındıran ve mübarek hale getiren bu nimetin lezzetini orada hissettim... Ben aciz bir kulum. İnsana yapılan bu ulvi ve yüce ikram, ne büyük bir lütuftur....”

20


en sevgili

Peygamberimiz (sav)’in zorluklar karsısındaki , güzel tavrı Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce de belirtildiği gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır. Kavminden inkâr edenler ve müşrikler ona karşı son derece incitici sözler söylemişler, hatta büyücü veya delidir demişler, bazıları da Peygamberimiz (sav)’i öldürmek dahi istemiş ve bunun için planlar kurmuştur. Buna rağmen, Peygamberimiz (sav) her kültürden ve karakterden insanı eğitmeye, onlara Kuran’ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel tavrı öğretmeye çalışmıştır. Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en temel görgü kurallarından dahi habersiz olduğu için Peygamberimiz (sav) gibi ince düşünceli, üstün ahlaklı bir insana sıkıntı verebileceklerini düşünmemişlerdir. Peygamberimiz (sav) ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır göstermiş, her durumda Allah’a yönelerek Allah’ın yardımını istemiş ve müminlere de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir. Allah, Kuran’da Peygamber Efendimiz (sav)’e birçok ayeti ile, inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle tavsiye etmektedir:

21

Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39) Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz ‘izzet ve gücün tümü Allah’ındır. O, işitendir, bilendir. (Yunus Suresi, 65)

Peygamberimiz (sav)’in nelere sabır göstererek üstün bir ahlak sergilediğini düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda kendilerine onu örnek almaları gerekir. Nefislerine ters düşen en küçük bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük bir itirazda tahammülsüzlük gösterenler, Allah’ın dinini anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette başarısız olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının Allah’ ın Kitabı’na ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler. İman edenler, her olayda sabır gösterip, Allah’ı vekil tutup O’na hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir ahlak göstermeli ve Rabbimizin rızasını, rahmetini ve cennetini ummalıdırlar.


22


din

NAKIŞ NAKIŞ KÂİNAT DOLU YAĞIŞI, ŞİMŞEK VE GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN OLUŞUMU Derleyen: Ramazan KEMAL

Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onuçevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)

23


Ayette, şimşeğin doluyla olan ilgisine dikkat çekilmektedir. Dolunun, şimşeğin oluşumundaki etkisi araştırıldığında, ayette önemli bir meteorolojik gerçeğe işaret edildiği görülecektir. Meterology Today (Günümüzde Meteoroloji) adlı kitapta dolu ve şimşeğin oluşumu ile ilgili şöyle bir yorum getirilmektedir: Aşırı soğumuş damlacıklardan ve buz kristallerinden oluşan bir bulut bölgesinden dolu düştükçe bulutlar elektrik yüklenir. Sıvı halindeki damlacıklar da dolu taneleriyle çarpıştıklarında, temas anında donarlar ve potansiyel ısılarından kaybederler. Bu, dolunun yüzeyinin buz kristalinin çevresinden daha sıcak kalmasını sağlar. Dolu buz kristali ile temasa geçtiğinde ise önemli bir olay gerçekleşir. Elektronlar daha soğuk olandan daha sıcak olana doğru akarlar. Bunun sonucunda dolu negatif yüklü olur. Aynı etki çok soğumuş su damlaları bir dolu tanesi ile temasa geçtiğinde ve pozitif yüklü çok küçük buz parçaları kırıldığında da olur. Daha hafif ve pozitif yüklü parçacıklar hava akımıyla bulutların yukarı tarafına doğru taşınırlar. Negatif yükle kalan dolu bulutun aşağı kısmına doğru düşer, böylece bulutun aşağı tarafı negatif yüklenir. Bu negatif yükler yıldırım olarak yeryüzüne doğru deşarj olurlar. Bu bakımdan dolu, yıldırımın oluşumunda ana etkendir. Yağmur bulutları 25.6 km2- 256 km2 genişliğinde, 9000-12000 m yüksekliğindeki çok büyük kütleler halindedir. Bu olağanüstü kalınlıktan ötürü, bu bulutların tabanı karanlıktır. Güneş ışınları, bulutu oluşturan su ve buz parçacıklarının çok fazla miktarda olmasın-

dan dolayı geçiş imkanı bulamazlar. Bu yoğunluk dolayısıyla, yeryüzüne bu bulutlar arasından çok az miktarda güneş ışığı ulaşır ve bu yüzden yeryüzünden bakan bir kişi bulutu karanlık olarak görür. Bulutun üst kısımlarında ise karanlık daha azdır ve yeryüzüne yaklaştıkça karanlık daha artar. Karanlığın ardından gök gürültüsü ve şimşeğin oluşum aşamaları ise şöyledir: Yağmur bulutlarının içinde elektrik yükü birikimi oluşur. Bulutlardaki bu elektriklenme, donma, damlacıkların bölünmesi, temas sırasındaki elektriklenme gibi süreçler sonucunda oluşur. Bu tür bir elektrik yükü birikimi, araya giren havanın onları izole edemeyecek duruma gelmesiyle, büyük bir kıvılcım, pozitif ve negatif alanlar arasında deşarj olur. Zıt yüklerle yüklü iki bölge arasındaki voltaj 1 milyar volta ulaşabilir. Kıvılcım bulut içinde de oluşabilir, pozitif yüklü bir alandan negatif yüklü bir alana doğru iki bulut arasında akabilir veya bir buluttan yeryüzüne doğru boşalabilir. Bu kıvılcımlar göz kamaştıran şimşek çakmalarını oluşturur. Şimşek hattı boyunca oluşan elektrik yükündeki bu ani artış, çok yüksek ısılara (10.000 °C) sebep olur. Bunun sonucunda havada ani bir genleşme olur ve çok büyük bir patlama sesi olarak açığa çıkan gök gürültüsü oluşur. Görüldüğü gibi bir yağmur bulutunda sırasıyla karanlık tabakalar, şimşek olarak bilinen elektrik yüklü kıvılcımlar ve gök gürültüsü olarak bilinen patlama sesi oluşur. Modern bilimin bulutların oluşumu, gök gürültüsü ve şimşeğin sebepleri ile ilgili tüm söyledikleri, Kuran ayetlerinin tüm tarifleri ile büyük bir uyum içindedir.

24


din

.

. .

Mevlid Kandili ve

K

andil Latince “aydınlatıcı, mum, lamba” anlamındaki candela kelimesinden Arapçalaşan kındil’in Türkçeye geçmiş şeklidir. Kelime anlamı olarak, “bir sıvı yağ haznesi ile fitilden oluşan basit bir aydınlatma aracı” demektir. Dini terim olarak da “Müslümanlarca mübarek sayılıp kutlanan özel geceler” anlamına gelir. Osmanlı padişahı II. Selim döneminde (1566-1574) camiler aydınlatılıp minarelerden kanddiller yakılarak kutlandığı için bu özel gecelere kandil geceleri denilmiştir. Bunlar Mevlid, Regaib, Mi’raç, Berat ve Kadir geceleridir. Bu gecelerin kutlama tarihleri kameri takvime göre belirlenmiştir. Mevlid kelime olarak “doğum yeri ve zamanı” anlamına gelir. Toplumumuzda mevlid veya mevlid-i şerif denince akla Süleyman Çelebi’nin Peygamberimizin değerini ve üstünlüğünü anlattığı “Vesiletün-Necat” (kurtuluş vesilesi) adlı eseri gelmektedir. Mevlid Kandili ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğum günü olan, kameri takvime göre rabiul-evvel ayının on ikinci gününün gecesidir. Tarih kitaplarında mevlid kutlamalarının ilkinin Mısır’da kurulan Fatimiler zamanında yapıldığı anlatılmaktadır. Günümüüzde Türk toplumu olarak her sene kameri aylardan rabiul-evvel ayının on ikinci gecesini bütün camilerimizde Kur’an-ı Kerim, Süleyman Çelebi’nin eserinden bazı bölümler, ilahi - kasideler, salavat ve tekbirler okuyarak kutluyoruz. Bu gecede camile-

25

rimizi dolduran Müslümanlara Peygamberimiz (s.a.v.) ve yüce dinimiz hakkında vaaz ve öğütler de verilmektedir. Yurdumuzda ve Türklerin yaşadığı bütün topraklarda Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Miladi takvime göre Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğum günü olan 20 Nisan tarihine rastlayan hafta “Kutlu Doğum Haftası” olarak değişik faaliyetlerle her sene kutlanmaktadır. Almanya’da da DİTİB’e bağlı derneklerde ve diğer derneklerde bu hafta yoğun ve coşkulu bir şekilde kutlanmaktadır. Tarihte bazı alimlerimiz mevlid kutlamalarını israf endişesiyle karşı çıkmışlar, kimileri de bid’at-ı hasene (iyi bidatlar) olarak görmüşlerdir. Günümüze geldiğimizde, yukarıda bahsettiğimiz mevlid-i şerifi okuyarak yapılan kutlamalar, sadece kandillerde değil, ölüm, doğum, nişan, düğün vg. vesilelerle yapıla gelmektedir. Bazı hocalarımız veya bazı kesimler, mevlid okumaya bidat diyerek karşı çıkar. Mevlid metninin içeriği değil de dilinin anlaşılabilirlik oranı tartışılabilir. Mevlidle beraber Kur’an’ın, salvat ve tekbirlerinin de okunması nasıl negatif olarak düşünülebilir? Ayrıca bu mevlid merasimlerinde diğer günlerde camiye gelmeyen/gelemeyen, cemaate katılmayan çoluk-çocuk, kadın-erkek birçok kişi olabiliyor. Bu sebeple onlara bir mesaj verme, bir şeyler anlatma fırsatı yakalanmış olmuyor mu? Özellikle düğünlerde bu ortamı daha çok yaşıyoruz. Hem yeni evlenen çiftlerimize hem de ge-


.

.

.

Kandil Geleneğimiz len misafirlere dini ve ahlaki bir kaç öğüt verilemez mi? Peki bid’at diyerek mevlid merasimlerini kaldırdık diyelim; yerine neyi koyacağız? Bu boşluğu neyle dolduracağız? Onun yerine ikame edeceğimiz şey, mevlidden daha etkili ve daha faydalı olmalı ki, kaldırdığımıza değsin değil mi? Bu tür faaliyetleri amaç değil, araç olarak gördüğümüzde değerinin daha iyi anlaşılacağı ve daha faydalı hale geleceği düşüncesindeyim. Not: 03 Şubat 2012 Cuma akşamı kutlayacağımız Mevlid Kandilinizi tebrik eder, dünyamıza daha fazla barış, sevgi ve huzur getirmesini Cenab-ı Mevla’dan niyaz ederim. İhsan UÇAR DİTİB Bamberg Din Görevlisi

Dahî hem Mûsâ elindeki asâ, Oldu O’nun izzetine ejderhâ. Çok temennî kildilar Hak’dan bunlar, Kim Muhammed ümmetinden olalar. Gerçi kim bunlar dahî mürsel durur. Lâkin Ahmed efdâl-ü-ekmel durur. Zîrâ efdallige ol elyak durur, Âni öyle bilmeyen ahmak durur. Süleyman Çelebi

26


. Süleyman Çelebi ve din

S

üleyman Çelebi, hayatı hakkında fazla bilgi bulamadığımız, bazı kaynaklara göre Osmanlı Sultan I. Murat’ın vezirlerinden Ahmed Paşa’nın oğlu, Şeyh Mahmud Efendi’nin torunudur. Dedesi Mahmud Bey, Şeyh Edebali’nin torunudur. Süleyman Çelebi’nin 1346-1351 yılları arasında bir tarihte doğduğu, ölüm tarihinin ise 1422 olduğu sanılmaktadır. Söylendiğine göre Süleyman Çelebi, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in diğer peygamberlerden pek farkı olmadığını söyleyen bir İranlı vaize içerleyerek, onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu dile getirmek için Mevlid’i kaleme aldı. Süleyman Çelebi, Osmanlı Devleti’nin zayıf bir evresi olan ve Anadolu topraklarında her türlü kargaşalığın hüküm sürdüğü Fetret Devri’nde batini görüşler ile ehl-i sünnet arasındaki çekişmede ehl-i sünnetin tarafında yer almıştı. Mevlid’in yazılmasının bir amacının da ehl-i sünnet taraftarlarına destek vermek olduğu ifade edilebilir. Gençliğinde Bursa’da iyi bir eğitim aldığı sanılmaktadır. O devirde, Çelebi ünvanı ilim adamlarına ve Mevlevi tarikatı büyüklerine verilmekteydi. Mevlevi olduğuna dair kanıt yoktur. Bilgili tavırlarıyla Padişah Yıldırım Beyazıd’ın dikkatini çekmiş ve yapımı 1399’ da tamamlanan Ulu Cami’ye imam olarak atanmıştır. Ünlü eseri “Vesiletü’n Necat”ı getirildiği bu görev esnasında yaşadığı, yukarıda anlattığımız olaydan etkilenerek kaleme aldığı anlatılmaktadır.

27

Eseri, 1409 yılında (tahminen 60 yaşında iken) tamamlandı. Eserini yazarken, referans aldığı eserlerin, Aşık Paşa’nın “Garibnâme”si, Erzurumlu Darir’in “Siyerü’n-Nebi”si, Eb’ul Hasan Bekri’nin “Siyer”i ve Muhiddin-i Arabi’nin “Füsus”u olduğu tesbit edilmiştir. Mevlid (Vesiletü’n Necat), bilinen tek eseridir. Kaleme alındığı tarihten günümüze kadar büyük bir iltifata mazhar olan, ellerde dolaşan ve dillerde terennüm edilen Mevlid, halk arasındaki teâmül dikkata alındığı zaman, “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in doğum zamanı” mânâsında kullanılmaktadır. Sünni müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubi’nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddin Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. Uzun hazırlıklarla yapılan merasimler, bütün halkı kapsayan bir şekilde düzenlenirdi. Muzafferuddin, çevre bölgelerden fakih, sufi, vaiz ve diğer alimleri Erbil’e çağırır ve kutlamalar gayet debdebeli bir şekilde cereyan ederdi. Daha sonra, değişikliğe uğrayarak Mekke’de de mevlid merasimleri tertiplenmeye başlanmıştır. Mekke ve Medine’den sonra mevlid merasimleri, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklı şekillerde tertiplenmeye başlanmış ve bu, bugüne kadar sürekliliğini korumuştur. Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında resmi hale getirildi. Mera-


. . Mevlid Geleneği simler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii’nde, sonraları ise Sultan Ahmet Camii’nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halkta katılırdı. Günümüze gelince, çağımızda dini ve kültürel değerlerimizi canlı tutmaya ihtiyacımız var. Özellikle de buralarda. Eğer bu kutlamalar doğru şekliyle yapılır ve kendi formunda kalırsa büyük bir amaca hizmet edip insanları İslam’a ve Peygamberin hayatına yaklaştırmaya devam edecektir. Ancak kendi bağlamının dışına taşınarak farklı manalar yüklenmesi ve insanların mevlüt merasimlerinden yersiz beklentiler içerisine girmesi söz konusu olur ve mevlid, dinin esaslarının önüne geçerek bu şekilde farklı bir dindarlık anlayışı üretmeye başlarsa, bu ciddi bir sorundur. Ne yazık ki, şöyle bir baktığımızda günümüzde mevlidin nasıl veya niçin okutulduğu ortadadır. Tek gaye vardır. O da mevlid okutmakla geçmişlerimizin ruhlarını yâd etmek, onları kabir azabından kurtarabilmek ve onlara karşı görevlerimizi yerine getirmek, ya da sevap kazanmaktır. İşte burada doğru düşünmemiz lazım. Öncelikle dinimizin ölenlerimizin ardından bize böyle bir sorumluluk yüklemediğini bilmemiz gerekiyor. Ayrıca mevlidin böyle bir fonksiyonuda yoktur. Geride kalanlar olarak bizlere Efendimiz (s.a.v.) nasıl davranacağımızı hem sözleriyle hem de davranışlarıyla göstermiştir. Burada şu tespiti yaparsak zannedersem ya-

nılmış olmayız: Tarih içerisinde dini-kültürel bir olay olarak ortaya çıkan ve bu yönde birçok hayırlara vesile olan bazı olaylar ne yazık ki belli bir zaman sonra cehaletle birleşince, Efendimiz (s.a.v.)’in ifade ettikleri gibi, temel esaslarından bazılarının yerini almaya başlamakta ve zamanla onları tahrif etmektedir. Bu nedenle günümüz müslümanlarının bu konuya gerekli titizliği göstermeleri gerektiği kanaatindeyim. Bir müslüman her zaman neyi niçin yaptığının farkında olmalıdır. Şunları unutmamalıyız: Mevlid, çok ama çok güzel bir naattır, şiirdir, bize Peygamberimiz (s.a.v.)’i, onun yüceliğini anlatır, dini duygularımızın coşmasına vesile olur. Ancak mevlid, kesinlikle bir ibadet türü değildir, okunmasıyla kimsenin üzerinden bir günahı, dini sorumluluğu kaldırmaz, okutulmadı diye günahta olmaz. Öyleyse bu güzel geleneği kendi mecrasında ihya etmek en doğrusu olsa gerek. Peygamber sevgisinin ve aşkının veciz bir şekilde nasıl ortaya çıktığının nadide bir örneği olarak geçmişte olduğu gibi, bizden sonraki nesillere de aynı şekilde taşınması dileklerimizle, Mevlidin müellifi Süleyman Çelebi Hazretlerini saygıyla, hürmetle, rahmetle anıyor, ruhu şâd, mekanı cennet olsun diyoruz. Süleyman TEKŞEN DİTİB Regensburg Din Görevlisi

28


din

Kadın ve

H

z. Havva’dan bu yana kadın üzerine pek çok senaryo yazılmıştır. Bazı teolojiler tarafından asli günahın sebebi olarak görülen kadın, bazı dinler tarafından kabul görmemiş, bazı toplumlarda insan sayılmadığı için isim hakkı dahi tanınmamış, bilhassa cahiliye döneminde, bir kız çocuğunun doğumu utanç verici bir olay olarak görülerek, bu yavrular diri diri toprağa gömülmüştür. “Çocuklarınıza haksız yere kıymayınız” ayeti ile bu vicdansızlığa son veren İslam dini, erkeğe göre daha hassas yaratıldığı için haklarına sahip çıkamamış kadına, haklarını teslim ederek büyük bir inkılâp gerçekleştirmiştir. Hz. Ömer’in şu ifadesi o devirde kadına karşı takınılan tavrı ve gerçekleştirilen inkılâbın önemini anlamamız için kâfidir: “Biz cahiliye döneminde kadınları bir şey yerine koymazdık. İslam gelipte, Allah onlarla iyi ilişkiler kurmamız konusunda bizi uyarınca, onların da bizim üzerimizde hakları olduğunu anladık.” Ayet ve hadislerde görüyoruz ki, kadın saliha bir insandır. Kendisi ile cennetin kazanıldığı bir anne, güven ve huzur kaynağı bir eş, adaletle davranılması gereken bir kız çocuğudur. Kadın, Efendimiz (s.a.v.)’in Veda Haccı sırasında, kafiledeki hanımları düşünerek Enceşe’ye hitaben “Ey Enceşe! Dikkat et, apır ol. Pırlantaları, kristal parçalarını kırma.” diye seslenişinde yükselen bir değerdir. Şiddete maruz kalacak, yaşam hakkı elinden alınarak, horlanıp, hırpalanacak bir meta değildir.

31

Kadın ve şiddet söylemi öyle bir hal aldı ki, hemen her gün, bir şiddet vakasıyla karşılaşıyoruz. Sadece İslam toplumları ve bugünle sınırlı olmayan, her devirde, her toplumda bir insanlık ayıbı olarak yaşanan bu şiddet vakaları, namus cinayetleri adı altında kadınların canlarından olmasına kadar varmaktadır. Şiddete yönelik her eylem, Allah ve Resulünün yolundan ayrılmaktır. Kadına karşı şiddet, cahiliye devrine, o zihniyete geri dönmektedir, İslamın nurundan uzaklaşmaktadır. Öyle bir yüreklerde İslam azaldıkça şiddet artar. Şiddet, baskı, aşağılama kime karşı olursa olsun, büyük bir zulümdür. “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, ihanet etmez, yalan söylemez ve onu sıkıntıda bırakmaz. Müslümanın kanı (canı), namusu ve malı dokunulmazdır, saygındır.” (Buhari, Mezalim, 3) Boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağına inanmış, gönül yıkmanın Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük bir vebal olduğunun şuurunu kuşanmış bir Müslüman, kadına şiddet uygulamaz, uygulayamaz. Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kişidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlara karşı takındığı tavır, hepimiz için yol gösterici olmalıdır. Kendisini ziyarete gelen kadınlara iltifat etmesi, hal ve hatırlarını sorması, hastalandıklarında ziyaret etmesi, kadınların davetlerine icabet etmesi, haftanın belli

.


.

Şiddet

.

günlerini kadınlara vaaz ve nasihat için ayırması, Cuma ve bayram namazlarına gelmelerine teşvik etmesi, camiye gelmelerine engel olunmamasını istemesi, mescidin bir kapısını onlara tahsis etmesi, onların görüşlerine önem vererek istişareler yapması bizler için çok önemli bilgilerdir. O şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” O Rasul ki, hanımlara karşı hoşgörüyü esas tutmuş, bırakın dövmeyi, kırıcı olması muhtemel bir sözü dahi kullanmaktan beri durmuştur. Kadınlarını dövenleri sert bir şekilde uyarmış, kızların velileri tarafından istemediği kişilerle evlendirilmesini yasaklamıştır.

1. Bölüm - Devamı Mart Sayısında

“Kadınlarla iyi geçinin” (Nisa, 19) ayeti kerimesinin gereğini hakkıyla yerine getiren Allah Rasulü, bu uygulamalarıyla hem ashabına hem de bizlere yol göstermiştir. Veda Hutbesinde üzerinde durduğu hususlardan biri de kadınlara saygı duyulmasıydı: “Ey insanlar! Eşlerinizin sizin üzerinizde sizin de onlar üzerinde hakkı vardır; size kadınlar hakkında yaptığım tavsiyeyi tutun; siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız; kadınlar hususunda Allah’tan korkun ve onlara iyi davranın.”

Sümeyye BAŞPINAR DİTİB Schweinfurt Bayan Din Görevlisi

KADINA

YÖNELİK ŞİDDETE

SON

32


din

Çağımızın Hastalığı

S

evgili Peygamberimiz bir gün ashabına “Bilir misiniz gıybet nedir?” diye sorunca sahabiler: “Allah ve Resulü elbette daha iyi bilir.” dediler. Efendimiz “Gıybet, kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde anmaktır.” izahını yapınca sahabe “Peki ya söylediğimiz şey kardeşimizde varsa?” diye sordu. Peygamberimiz bu soruya şu karşılığı verdi: “Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun. Şayet söylediğin şey onda yoksa o zaman iftira etmişsin demektir.” Gıybet değişik şekillerde olabilir. Mesela bir insanın fikizi kusurunu “filanca keldir, topaldır, şaşıdır...” gibi ifadelerle anmak da gıybettir. Hz. Aişe, Efendimiz’e bir gün Safiyye annemizin boyunun kısalığından bahsedince Allah Resulü onu ikaz etmiş ve şöyle demişti: “Ya Aişe, öyle bir laf ettin ki, o söz denize karışsa suyunu bulandırır.” İnsanların karakter yapıları üzerine konuşmak da gıybetın çeşitlerindendir. Bir kimse hakkında “huysuz bir adamdır, cimridir, kibirlidir, korkaktır...” gibi ifade-

33

ler kullanmak gıybettir. Bunun dışında insanları değerlendirirken haklarında kullandığımız ve duyduklarında hoşlanmayacaları her türlü ifade gıybettir. Başkalarının taklidini yaparak insanları eğlendirmek de en çirkin gıybet çeşitlerindendir. Annelerimizden biri, Peygamberimizin huzurunda bir insanın taklidini yapınca, bundan çok rahatsız olmuş ve şöyle demişti: “Bana şu kadar dünyalık verilse bile başkasının kusurunu söz ve fiille nakletmem, onun taklidini yapmam.” Sürekli olarak başkalarının tavırlarını, hareketlerini, konuşmalarını, fiziki kusurlarını taklit etmek, İslam ahlakıyla asla bağdaşmaz. Kaş göz işaretleriyle insanların arkalarından hareket yapmak, onları küçümseyici imalarda bulunmak da Kur’an’ın tasvip etmediği tavırlardır. Zira Kur’an-ı Kerim’de “Vay haline insanları kaş göz hareketiyle küçük düşürüp onlarla eğlenenlerin!” ifadesiyle yapılan işin çirkinliği vurgulanır ve büyük günahlardan sayılır. Yine Cenab-ı Hakk “Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeği sever mi?” buyurarak gıybet yapmanın ne kadar kötü bir iş olduğunu vurgulamıştır. Bununla beraber İslam uleması bazı durumlarda gıybetin caiz veya gerekli olduğu konusunda çeşitli açıklamalar yapmışlardır. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: - Haksızlığa uğrayan bir kimse, hakkını alabileceğini, zulmü engelleyebileceğini um-


. Dedikodu ve Gıybet duğu şahıslara durumu anlatabilir. - Dine ve ahlaka aykırı bir davranışını gördüğü kimsenin bu durumunu gören ve bilenler, düzeltmesi muhtemel olan kimselere aktarabilirler. - Dince yanlış davrandığına inandığı bir kimsenin davranışını, dini bilen bir kimseye (mesela müftüye) anlatarak doğru bilgi (fetva) alma teşebbüsünde bulunabilir. - Halkı korumak, onlar için hayırlı olacağı kanaatiyle ilgililere bildirmek için ayıplar ve günahlar açıklanabilir; bazı durumlarda bu caiz değil, gerekli (farz) olur. Mesela hadis rivayet edenler içinde yalancılığı, ahlak ve dindarlık bakımından gevşekliği bilinen kimselerin bu durumları açıklanır ki, uydurma hadis rivayet engellensin. Keza mahkemede şahitlik edecek şahısların da “yalan söylemekten çekinmeyeceklerini gösteren” kusurları hakime bildirilir. - Bir kimse diğeri ile evlenmek, ortak veya komşu olmak, ona bir şeyi emanet etmek, onunla bir iş yapmak, ondan din ilmi öğrenmek isteğinde kendini korumak isteyen taraf, karşı tarafı tanıyan birisine “onun nasıl bir kimse olduğunu” sorarsa, bildiği kusurları açıklaması gerekir.

mak maksadıyla durumu bildirmekle yükümlüdür. - Günahını ve kusurunu gizlemeyen, açıkça yapan ve gösteren kimsenin bu davranışlarını konuşmak, haram olan gıybete girmez. - Bir kimsenin “topal, kel, kör, köse...” gibi bir lakabı varsa ve o kimseyi anlatmak (tarif etmek, tanımlamak) için bunları zikretmek gerekiyorsa, mesela “Topal Hasan” denir ve bu haram olan gıybete girmez. Dünya ve ahiret mutluluğumuz burada yapacağımız davranışlarımıza bağlıdır. Cenab-ı Hakk’ın bizlere bahşettiği ömür sermayesi pek azdır. Yapmamız gereken lüzumlu işler ise pek çoktur. O halde ömür sermayemizi dedikodu, gıybet gibi hem bu dünyada hem öbür dünyada zararımıza olan davranışlarla tüketmeyelim. Dünyamız güzel, ahiretimiz güzel olsun.

Muharrem ÖZTÜRK DİTİB Schwabach Din Görevlisi

- Kamu görevinde istihdam edilen bir kimse ya buna ehil değilse veya görevini kötüye kullanmaktan çekinmeyeceğini gösteren bir günahı ve ahlaki kusuru varsa, bunları bilen kimse, o şahsın amirine kamuyu koru-

34


Sakanın Esegi ´

mesneviden hikâyeler

Fakir bir saka, o sakanın da bir eşeği vardı. Zayıf zavallı bir eşekti, sırtında yüzlerce yara vardı. Değil arpa, ot bile bulamıyordu.

Padişahın atlarının bakıcısı bu sakayı tanıyordu. Onunla eskilere dayanan bir ahbaplığı vardı. Bir gün sakaya rastladı: - “Bu zavallı eşeğin hali ne böyle, nerdeyse zayıflıktan ölecek.” dedi. Saka yana yakıla anlattı: - “Sevgili dost... Biliyorsun ki ben fakir bir insanım. O sebeple de bu zavallı hayvana bakamıyorum.” dedi. Padişahın ahır başı: - “Sen bu hayvanı bana ver, birkaç gün padişahın ahırına bağlayayım, ona padişahın atlarının yeminden vereyim, biraz düzelsin.” der. Saka eşeği seve seve verdi. Eşeği alıp padişahın ahırına getirdiler. Eşek ahırdaki temizliği, bakımı, atların halini görünce: - “Ya Rabbi... Bu nasıl iş. Bu atlar senin yarattığın da ben senin yarattığın değil miyim. Benim halime bak, bunların durumuna bak. Böyle olur mu?” dedi... Aradan birkaç gün geçmeden savaş çıktı. Ahırdaki atları çekip eğerlediler. Savaş alanına yolladılar. Günlerce süren savaştan sonra atlar döndüğünde her birinin vücudunda yüzlerce yara vardı, birçok ok ucu hâlâ vücutlarında duruyordu.

35

Atların ayakları bağlandı, cerrahlar geldiler, başladılar atların orasını burasını yararak, ok parçalarını, mızrak uçlarını çıkarmaya. Bunu gören eşek, daha önce düşündüklerinden, söylediklerinden bin pişman oldu. Haline şükretti.


BIR aile

İNSAN ÖMÜR

“Şimdi ben bir ömür boyu her sabah uyandığımda bu yüzü mü göreceğim?! Ben ne yapacağım şimdi...” diyerek gelmişti Ayşe... Kaygısı yüzündeki her bir zerreye yansımıştı. Evlendiğinin haftasına bu kaygılarla uyanır olmuştu her sabah. Oysa biliyorum ki birçok insan da “Acaba yarın uyandığımda sevdiğim adamı/kadını yine yanımda bulabilecek miyim?” korkusuyla uykuya dalıyor ve uyandığında bugün de yaşıyor diye sevinçten adeta havalara uçuyor. Yıllar geçtikçe, hayatın anlamı konusunda derinleşme arttıkça, ölümlü olduğumuz gerçeği bilgi düzeyinden hâl düzeyine geçtikçe, yanımızdakinin daha bir değerlendiğini anlarız. Oysa Ayşeler ve Aliler, bugün çok zor verdikleri evlilik kararlarının ardından, ya yanlış verilmiş bir kararsa diye düşünmeye başlıyorlar. Hemen ardından bugünün Ali ve Ayşeleri, seçtikleri ve evet dedikleri insana mahkum olmuş gibi hissediyorlar kendilerini.

37


Evlilik, özgürlüklerin bittiği, mahkumiyetlerin başladığı bir alan olarak görülüyor artık. Dünyadaki diğer tüm erkeklere ve kadınlara tek bir tanesini seçtiği için “hayır” demek zorunda kaldığını düşünen insanın trajedisi başlıyor böylece. Bir çiçekle bahar olmaz, ama ben bir çiçeğe evet dedim ve her sabah aynı işkence, diye düşünmeye başlayan insanı ne avutabilir, ne memnun edebilir bundan böyle... Sınıf farklarının bu kadar artmadığı ve sınıflar arası benzerliklerin daha belirsiz olduğu geçen yüzyılda evlilik daha kolaydı. Mensup olduğunuz sınıfa yakın benzer bir sınıftan evlenerek bir ömür bir yastıkta yaşayabiliyordunuz. Şimdiyse sınıfların sayısı arttı. Sınıflar arası benzerlik netliğini kaybetti. Gördüğünüz ve beğendiğiniz insanın ne türden bir sınıfa mensup olduğu, neleri sevdiği, neleri sevmediği karıştı. Bu da seçim yapmayı zorlaştırdı ve yapılan seçimin “doğru mu, yanlış mı?” olduğu konusunda insanı ikircikli bir yapıya dönüştürdü. Kimi insanlar her şekilde pişmanlar. Evlenenler evlendiği için, evlenmeyenler, evlenemediği için... Memnuniyet hayatımızdan sessizce çıkıp gitti. Yerini kaygıya ve şikâyete bırakarak. Yanlış seçim yapma korkusu veya mutsuz olma korkusu, seçerken ve seçtikten sonra daha iyisiyle karşılaşabilme olasılığı, Alilerin ve Ayşelerin başında hiç durmaksızın dönüp duruyor. Bir şeylerin etkisiyle bir karar verilir gibi olmuş ve bir yola girilmişse de sonrasında, bütün telaş bitip herkes evine çekildikten sonra düşünceleriyle baş başa kalan insanın kaygısı kaldığı yerden devam ediyor. Hepimiz bu zamanın çocuklarıyız ve ister istemez zaman bizi de kendi içine alarak sürüklüyor. Ama bir yerde sürüklendiğimizi fark etmek bile sıkıntılarımıza bir çözüm

olabilir diye düşünüyorum. Çağın vebası seçim yapmanın zorluğu olsa da biz, ayarlarımızı yeniden yapılandırarak aynı salgında hasta olmadan kalabiliriz. İlk bozuk ayarımız, dünyada sonsuza dek kalacağımıza dair vehmimizi değiştirmek olmalı. Ayşe sanki sonsuza dek kalacağına ve Ali’nin suratını görerek uyanacağına dair bir vehim geliştirmişti. Onu mutsuz eden bu vehmiydi. Ne kendisi, ne de Ali demirden değil ve her akşam, sabah uyanmanın keskinliğinde uykuya geçmiyoruz. Her an ayrılabileceğimiz bir dünyada beraberce yol alan insanlarız yalnızca. İkinci ayarımız: Kimi seçersek seçelim, seçtiğimiz insan bize böre şekillenecek dolayısıyla yaşadığımız bir sıkıntı varsa, o benden kaynaklı olacak çoğunlukla. Kimi seçersek seçelim, uç örnekler ve kendi gerçeklerimizin dışında olmak şartıyla benzer şeyler yaşayacağız. Hiç sorun yaşamamanın ve daimi mutluluğun yeri bu dünya olmadığı için kime evet dersek diyelim, bir dizi sorunla uğraşıyor olacağız nasılsa. Hiç sorunla uğraşmamak burası için mümkün değil. Zorluklar ve sıkıntılar, hepsi de birer gelişme fırsatı değil mi sonuçta? O zaman niye korkuyoruz hayattan? Kendimizle karşılaşmaktan korktuğumuz için olabilir mi? Bir insanla bir ömür diyerek başlamıştık. Bir ömür olduğu doğru ama, hangi insan kocaman kainati için sığdırmamış ki? İnsanın “bir” insan gibi düşünülmesi için yetmez, sıkılmaya zaman kalmaz. Böyle görebilirsek hayatı ve yanımızdakini, yaptığımız seçimlerden bu denli korkuyor olmayacağız. Sonuçta, hangi seçim olursa olsun sonuç, yaptığımız seçimle son bulmuş olmuyor. Her sonuç yeni bir sebep çünkü ve her şey bir öğrenme fırsatı.

38


HAKİKATİ ARAMA GÜCÜ Derleyen: Ramazan KEMAL

Vatanı kurtaran, özgür ve bağımsız Türkiye idealini gerçekleştiren Atatürk, ilmin ve aklın rehberliği altında süreklilikle çağdaşlaşmayı en temel unsur olarak belirledi. Atatürk’ün idealistliğinin temelinde gerçekleri arama, bulma ve uygulayabilme gücü yatar. O, olaylar hakkında bir karara varmadan önce onları inceler ve düşünerek mantık süzgecinden geçirir. Bu olayları doğuran sebepleri tespit eder ve kararına esas olacak gerçeği bulurdu. Bu Atatürk’ün üstün yöneticilik özel-liğinin bir gereğidir. Büyük işleri yaparken takip ettiği bu metot onu başarıya götürmüştür.

39

Daima gerçeği arayan ve gerçeği her zaman ifade edebilen bir kişi olan Atatürk, başarıya ulaşabilmek için mutlaka dahi olmak gerekmediğini şu sözleriyle belirtmiştir: ‘’Ben askeri deha filan bilmiyorum. Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice tespit etmek, sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek.’’ İdeallerini gerçekçilik temellerine oturtan Atatürk, uygulamalarını da gerçekçiliğe uygun yapmıştır. Atatürk, ‘’Büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağı şeyleri yapar görünen sahtekar insanlardan değiliz.’’ der.


Hemen tatile uçun,

0

% faizle 12 ayda ödeyin! Bu teklif asgari 400 € tatil ve uçak bileti rezervazyonları için geçerlidir. Sadece banka kartı ve pasaport/kimlik belgeleri yeterlidir. Hemen arayın!

» 1973 yılından bu yana tecrübemiz, sizin avantajınız!« Olgun Demir

Tel. 09 11 / 22 38 07

Yeni yılınız kutlu olsun!

Türk Hava Yolları, SunExpress ve Pegasus yetkili acentesi Frauentorgraben 69 (Plärrer) • 90443 Nürnberg • www.ankara-reisen.de


Affetmek, zaferin zekâtıdır. (Hadisi Şerif)

sur e c an ydır. t k a Uz k kola olma mosthenes) (De

Dünya terzi dükkanı, ölçüyü veren gider.

39

(Lindsay)

Kişi arkadaşı ile ölçülür. (Hz. Ali)

Çalışmak hayat, düşünmek ışıktır. (Victor Hugo)

Her gül dike verm n (Hz ez. . Me vlan a)


Tek Elden Dev Hizmet Sigorta şirketleri arasından sizin için itinayla en uygun olanını seçiyoruz.

İrtibat: Wölckernstr. 41 (Hummelsteiner Weg köşesi) 90459 Nürnberg

Telefon: 0911 9320455 Telefax : 0911 9320454 Mobil : 0179 2143492


güncel

TÜRKLER,

LOBİ

43

SİZSİNİZ


MECBURİ ORTAKLIK Irkçılığa karşı biraraya gelmek ahlaki bir yükümlülüktür! Hasan Çil, Sosyolog (MA)

G

eride bıraktığımız 2011 yılı Almanya´ da yaşayan ve sayısı 3 milyonu bulan Türkler için yoğun deneyimlerin yaşandığı, izler bırakan ve gerekli derslerin çıkartılmasının kaçınılmaz olduğu bir yıl olmuştur. Hatırlanacağı gibi, yılın büyük bir bölümünde kamuda ve basında önplana çıkan, 1961 yılında imzalanan „İşgücü Anlaşması“nın 50. yılına dair etkinliklerdi. Birçok toplantının yapıldığı ve övgü dolu söylevlerin verildiği, yerel yöneticilerden eyalet sorumlularına kadar birçok siyasetçinin katıldığı „kutlamalar“daki izlenim, herşeyin „güllük gülistanlık“ olduğu yönündeydi. Yaratılan atmosferde, sanki son 40 yılda bu ülkede Türklerden „sorunlu yabancılar“ olarak hiç bahsedilmemiş, işgücü göçü çerçevesinde başlayan hikayelerinde hiç dışlanmamışlar, ırkçılığa maruz kalmamışlardı. Sanki daha birkaç ay önce Federal Almanya´nın kuruluşundan bu yana satış rekorları kıran bir kitap yazılmamış, haftalarca tartışılmamış, müslümanlıkları 90lı yıllarda ‚ keşfedilen’ Türklerin‚ genetik bazda aptal’ oldukları söylenmemiş ve kitabın yazarı bilhassa eğitim seviyesi yüksek ve genelde masa başında çalışanlar tarafından histerik bir biçimde alkışlanmamıştı. „Dr. Sarrazin Vakası“nın yarattığı depremin boyutunun ve derinliğinin 50 yıllık göç hikâyesindeki yeri ve anlamı sorgulanmadan „sizler de bize aitsiniz“ sözlerinin sık sık kullanıldığı zaman dilimi Neonazi cinayet zincirinin ortaya çıkması ile aniden sona erdi ve

tüm ülke kelimenin tam anlamıyla sessizliğe büründü. Bir taraftan katillerin on yıldan fazla ellerini kollarını sallayarak dolaşmış olmaları, insanları katletmeleri ve saldırılar düzenlemeleri; buna paralel olarak eyaletler ve federal düzeyde güvenlikten sorumlu birçok kurumun – en yumuşak kelimelerle ifade edilecek olursa – yeteneksizliği ve beceriksizliği, diğer taraftan dernek, parti, kilise ve sendika gibi kuruluşların çatısı altında organize olmuş çoğunluk toplumunun neredeyse tamamının susması ve yapılan anma törenlerine katılımların gülünç rakamlarda kalması fazlasıyla düşündürücüdür.1 2011 yılındaki tepkisizliği, (duygusal etkilenmedeki farklılıkları göz ardı etmeden) 1992 yılındaki kitlesel tepki ile kıyaslamakta fayda var. Almanya´nın birleşmesiyle yükseliş gösteren ırkçı saldırılar kundaklama ve cinayet boyutuna ulaşıp Mölln´de yeni bir niteliğe büründüğünde, birçok şehirde kitleler meydanlara dökülmüştü. O dönemde ulaşılan katılım rakamlarını da hatırlayalım. Gösteri yapan insan sayısı Münih ve Essen´de üçyüzbin, Hamburg´da ikiyüzellibin, Nürnberg´de ise yüzbindi. O dönem hassasiyetini, yasını ve empatisini dile getirenlerin başka bir ortak noktası daha vardı: Söz konusu olan, Almanya´nın birleşmesine (belki de gereğinden fazla) kuşkulu ve (neredeyse kendi gerçeğini yadsıma noktasında) eleştirel bakan, ama tarihsel gelişmeyi sadece seyretmek zorunda kalan ve siyasi bazda ‚haymatlos’laşan geniş bir kitley-

44


güncel di; 60lardan itibaren bu ülkede oluşan ve sosyal psikolojisinin ayrılmaz bir parçası haline gelen (Alman) ulus(un)a karşı şüpheci önsezi, Mölln cinayetinin gölgesinde kendini ifade etme olanağı buluyordu. Günümüz açısından bakıldığında belki de en önemlisi, o dönemde gösterilen tavırda azınlıklarla/dışlananlarla/yabancılarla dayanışma gösteren bir vicdan yapısının bulunmasıydı. Zamanın Başbakanı Kohl başsağlığı dilememiş olsa da toplumsal vicdan kamu alanında kendini gösteriyordu. Mölln olayından neredeyse 20 yıl sonra ise, Zwickauer hücresinin kurbanlarına Federal Mecliste anma toplantısı düzenlenecek, ama meydanlar sessiz kalacaktı. En geniş protesto Karlsruhe şehrinde gerçekleşecekti: toplam üçbinbeşyüz katılımcı. Berlin´de sadece bin, Nürnberg´de ise toplam ikibin kişi hassasiyetini ve yasını gösterecekti. Neredeyse aynı günlerde, 2002de sosyal bilimci Wilhelm Heitmeyer´in yönetiminde başlayan ve Almanya´da „gruplara yönelik insanlık düşmanlığı“nın (gruppenbezogene Menschenfeindlichkeit) dinamiğini ve değişen/gelişen boyutlarını inceleyen bir araştırmanın son verileri kitap olarak yayınlanmıştır.2 Yaz sonu yazımı biten ve cinayet zincirine karşı gösterilen sessizliği açıklama bağlamında önemli bulgular içeren araştırma, Almanya´da vicdan ve empati strukturlarında ölçülebilir bir biçimde olumsuz bir kaymanın gerçekleştiğini, bu değişimin kalıcılaşmasından korkulacak bir içselleşmeye dönüştüğünü ve öncelikle uzun süre işsiz olanlara ve göçmenlere, yani bu ülkede Alman kökenli olmayanlara yönelik olduğunu ortaya koymaktadır. Sosyal bilimlerde türünün en uzun ve en geniş kapsamlısı olan araştırmanın sonuçları ürkütücüdür. Diğer taraftan burada altı çizilmesi gereken husus, bu suskunlar tablosunda, maalesef (birçok derneği ve çatı örgütü olan) Türklerin de yer almış olmalarıdır. En az yüzellibin

45

Türkün yaşadığı Berlin´de katılım sayısının sadece bin kişiyle sınırlı kalmış olması başka nasıl açıklanabilir! Bu suskunluk diğer (büyük) şehirler için de geçerlidir. Bu yazının teması bağlamında söz konusu olan vahim bir tablodur ve yarım asırlık göç tarihindeki Türklerin dernekleşme serüveni ile de yakınndan ilintilidir. Bilindiği gibi ilk Türk dernekleri 60lı yıllarda işçi dernekleri olarak kurulmuşlardı. 70li ve 80li yıllarda, köken ülkedeki siyasi kutuplaşmaya adapte olmuş dernek ve çatı örgütleri oluştu ve eşzamanlı olarak inanç bazında dernekler kuruldu. 90lı yıllarda „Almanya´da göçmen olmak“ olgusunu benimseyen ilk oluşumlar kendilerini göstermeye başlarken, 2000li yıllar artık tam bir çeşitlilik dönemidir. Siyasi ve dini yaklaşımları açısından bakıldığında kısmi olarak birbirine yakın duran, kısmi olarak çok büyük farklılıklar gösteren ve birbirlerini izleyen bu derneklerin ortak bir yönü bulunmaktadır: „Almanya´da Türk/ müslüman/yabancı/göçmen/azınlık“ olma yönünde birbirleriyle iletişime girmemekte, algılanan (ve sık sık önplana çıkartılan) farklılıklarının ötesinde varolan kesişme noktalarında biraraya gel(e)memektedirler. Geçtiğimiz aylarda ortaya çıkan cinayet zinciri bu tür bir kesişmedir ve kelimenin tam anlamıyla hayati önem taşımaktadır. Irkçılar; fiziki, sözlü ve/veya yazılı şekilde insanlara saldırırken ve onları hedef olarak belirlerken; seçme kriterleri, kurbanlarının dernek üyelikleri, inanç yorumları ve/veya köken ülkeye yönelik siyasi tercihleri yönünde değildir. Tek kriter, homojen algılanan ve ‚dışlanmaya ve aşağılanmaya layık’ görülen bir sosyal gruba karşı takınılan tavırdır. Her türlü farklılığı ortadan kaldıran ve öldürücü boyutlara ulaşabilen bu olguya karşı derneklerin biraraya gelmeleri ve ortak hareket etmeleri ahlaki bir görev ve tarihi bir sorumluluktur. Biraraya gelme yönünde yeni yılın ilk örnek gelişmesi Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde ya-


şanıyor. Onüç şehirden 80 derneğin biraraya gelerek kurdukları „Irkçılığa Karşı İttifak“ta çok çeşitli bir dernek manzarası göze çarpmaktadır.3 „İttifak“a henüz katılmayan, ama destek vereceğini bildiren derneklerin de bulunduğu belirtilen haberde dikkat çeken başka bir olgu ise „herhangi bir derneğin ön plana çıkmaması için“ gayret gösterilmesidir. Bu tür bir girişimde, 40 yıllık ayrışmanın kısa sürede telafi edilemeyeceği bir gerçektir. İnanç bazındaki değişik yorumların ve geldiğimiz/köken ülkeden kaynaklanan farklılıkların ötesinde iletişimsel bir çerçevede biraraya gelmek ve ortak hareket etmek; öğrenilmesi gereken ve deneyim isteyen bir çalışmadır. Söz konusu olan; kendi iç dinamiğinde, bölgesel aktörlerin özellikleri bazında kendini geliştirecek orta ve uzun vadede çalışmaya odaklı sivil toplum inisiyatifleri oluşturmaktır. Ve nihayetinde söz konusu olan, çocuklarımıza karşı duyulması gereken bir sorumluluk, mecburi bir ortaklıktır.

Bu sorumluluğu üstlenmek yerine, yukarıda bahsedilen „gruplara yönelik insanlık düşmanlığı“ araştırmasını yapanların yanılmış olmalarını veya önümüzdeki dönemde olumlu gelişmelerin olabileceğini umut edebiliriz. Ama söz konusu olan (öldürmekten bile çekinmeyen bir) ırkçılıksa, bu tür bir bekleyişin – en yumuşak tabirle – sorumluluktan kaçma anlamına geleceği muhakkaktır ve gelecek nesiller tarafından yargılanması kaçınılmazdır. Sayılar için bakınız: http://de.wikipedia.org/wiki/ Lichterkette_(Protest).

1

Wilhelm Heitmeyer (ed.): Deutsche Zustände, Folge (Cilt) 10, Berlin.

2

Haber için bakınız: http://ha-ber.net/index. php?option=com_content&task=view&id=16112&Ite mid=0.

3

44


. . bedelli askerlik güncel

T.C. Berlin Büyükelçiliği’nin Bedelli Askerlik ile ilgili Basın Duyurusu

Bazı gazetelerimizde, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden askerlik hizmetlerini yapmak üzere Türkiye’ye giden yaklaşık 200 vatandaşımızın, yeniden düzenlenen Döviz Bedelli Askerlik Yasası uyarınca 21 günlük temel askerlik eğitiminin kaldırılması nedeniyle askere alınmadığı ve bu vatandaşlarımızın hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra geri dönmek durumunda kaldıkları; vatandaşlarımızdan bazılarının kendilerine askere gitmeleri yönünde belge gönderildiğini ve bu hususta konsolosluklarca aksine bir açıklama yapılmadığını belirttikleri yönünde haberler yer aldığı görülmektedir. Malumları olduğu üzere, “Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın yürürlüğe girmesinden önce çok sayıda vatandaşımız eski yasa uyarınca belirlenen bedel üzerinden askerlik yapabilmek amacıyla Başkonsolosluklarımıza başvuruda bulunmuş ve Başkonsolosluklarımızda ciddi bir izdiham yaşanmıştı. Yükümlülere müracaatları sırasında temel askerlik hizmetinden muaf oldukları yönündeki bildirim kişi bazında yapıldığı gibi, temel askerlik hizmetinin yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle be-

47

raber kalktığı yönünde yazılı ve görsel basında da çok sayıda uyarıcı ve hatırlatıcı yayın yer almıştır. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığımızın konsolosluk sitesinde ve Büyükelçiliğimiz ile Başkonsolosluklarımızın internet sayfalarında da bu yönde gerekli bildirimler yapılmıştır. Bahsekonu internet sayfalarında konuyla ilgili olarak sıkça sorulan sorular ve cevaplar bölümünde; Soru: yeni yasa çıkmadan önce zaten dövizle askerlik hizmeti başvurum vardı, ancak temel askerlik eğitimimi henüz yerine getirmedim. Temel askerlik eğitimi yapmam gerekiyor mu? Cevap: Yeni yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte temel askerlik eğitimi kaldırıldığından; temel askerlik eğitimine hiç başlamamış, sağlık sebebiyle temel askerlik eğitimine sevkleri ertelenmiş veya rahatsızlıkları nedeniyle hava değişimi aldıklarından temel askerlik eğitimlerini henüz tamamlamamış vatandaşlarımızın, temel askerlik eğitimi için Türkiye’ye gelmelerine gerek bulunmamaktadır. Husuları da açıkça vurgulanmaktadır.


DOLU

K T

ANA

ANAD O LU MA

R

markt

Isimizi Seviy or

uz

‘ ‘

Anadolu Markt | Bulmannstr.19 | 90459 Nürnberg

48


finans

Borç Yiğidin Kamçısı(mı)dır Murat TONK

„Borç yiğidin kamçısıdır“, sıklıkla kullandığımız, motive edici bir atasözümüzdür. Birçok ihtiyacımızı borçlanarak karşılarız. Toplumumuz genellikle birikimleri ile değilde, borçlanarak bir şeyleri satın alır, yatırım yapar. Bazen yeni bir araba için, bazen düğün, bazen tatil, bazen de yeni bir eşya için borçlanırız. Bu duruma hepimiz aşinayız, borç yiyen kesesinden yiyordur zira. Lakin bukadar masum ve iyi niyetli başlayan borçlanma kontrolden çıktığı anda herşey bir kâbusa dönüşmeye başlar. Terslikler çoğu zaman üst üste gelir ve sonunda farketmeden borç batağına saplanırsınız. Bir de herhangi birşey için tekrar bir miktar paraya ihtiyacınız var ise, günü kurtarmak adına tersliklere hatalar ekleyip insaf sınırlarını aşan faiz oranları ile yüz yüze gelebilirsiniz. Böyle bir durumda başınıza gelmesi kuvvetle muhtemel olayların bazılarını siz değerli okuyucularımla paylaşmak isterim: •

• • • •

49

Gereksiz masraflar Ek kredi (Aufstockung) yapmak yerine, bütün borcu tekrar kredilendirirseniz aynı paraya tekrar işlem ücreti ödemek zorunda kalırsınız. Bu miktar bazı bankalarda %1 den başlayıp, %4,5 oranına kadar çıkabilir. Aşırı yüksek faizler Denize düsen yılana sarılır mantığı ile bu zor durumdan kurtulmak için

• • •

• •

bankanın sizden talep edeceği yüksek faizlere boyun eğmek zorunda kalabilirsiniz . Gereksiz sigortalar Talep ettiğiniz krediye eklenecek sigortaların isteklerinizi karşıladığından emin olmalısınız. Ölüm, işsizlik, çalışamaz duruma gelme vs. gibi. Sigorta şartnamesini dikkatlice okuyup hangi durumlarda hangi hizmetlerin sunuldugunu kontrol ediniz. Efektif nominal farkı Faiz karşılaştırması yaparken efektif faizi baz alınız. Sonuçta cebinizden çıkan para bu orana göre hesaplanır. Nominal orana aldanmayınız.

Unutmayınız ki kredinizin vadesi ne kadar uzun olursa, toplamda ödediğiniz faiz miktarı da o derece fazla olur. Bu yüzden ödemekte olduğunuz bir krediniz var ise, taksitlerini bütçeniz elverdiğince yüksek tutmaya çalışınız. Yine devam etmekte olan gereksiz sigorta ve benzeri sözleşmeleri durdurarak kredinize ek kaynak yaratabilirsiniz. Son olarak sizlere tavsiyem, krediye ihtiyacınız varsa ya da zaten borçluysanız piyasayı iyi araştırıp size en uygun faiz oranlarını sunacak kurumları tercih ediniz. Hepinize sağlıklı, mutlu ve borçsuz günler dilerim.


sağlık

Aile hekimleriniz

Obezite Nedir?Dres.

A. Aydın Ali AYDIN

İngilizce “obese” kelimesinden gelen obezite vücutta depolanan yağ miktarının çok fazla olması biçiminde tanımlanıyor ve halk arasında bilinen adıyla şişmanlıktır. Vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

Sağlığınız için...

Obezite, besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fizik aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar. Obezite insan vücudunda kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi sistemleri etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan bir hastalıktır. Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık, iktidarsızlık, safra kesesi hastalıkları, taş oluşumu, bazı kanser türleri, obezite ile doğrudan ilişkili hastalıklardan birkaçıdır. Sonuç olarak obezite, insan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak tanımlanabilir. Yapılan araştırmalara göre, obezite özellikle son 20 yılda, bütün dünyada süratle artmakta ve bir salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Kadın nüfusumuzun yaklaşık üçte biri, erkek nüfusumuzun da yaklaşık beşte biri obez, yani şişmandır. Obezite nasıl ölçülür?

53

R. Güler OBEZİTE NASIL ÖLÇÜLÜR? Obezite için en yaygın kullanılan ölçüm, Beden Kitle İndeksi ya da İngilizce adıyla “Body Mass Index” (BMI) ve bel çevresi ölçümüdür. BMI, vücut ağırlığının (kg), boyun karesine (m²) bölünmesi ile hesaplanır. Bu değer yaş ve cinsiyetten bağımsızdır. BMI kullanımı, çocuklarda, hamile kadınlarda ve çok adaleli kişilerde doğru sonuç vermez, bu nedenle kullanılmamalıdır. BMI DEĞERLERİ 18.5 kg / m²’nin ’nin altında olanlar zayıf 18.5-24.9 kg / m² arasında olanlar normal kilolu 25-29.9 kg / m² arasında olanlar fazla kilolu 30-39.9 kg / m² arasında olanlar Obez (şişman) ’nin üzerinde olanlar ileri derece40 kg / m²’nin de obez (morbit obez)

BEL ÇEVRESİ ÖLÇÜMÜ VE ANLAMI Vücuttaki toplam yağ miktarı önemli olmakla beraber, yağın nerede biriktiğini bilmek daha önemlidir. Karın çevresinde yağ birikimi, kalça ve vücudun diğer bölgelerinde yağ birikiminden daha fazla sağlık risklerine neden olur. Bu risk için basit fakat doğru bir yöntem bel çevresi ölçümüdür. Bununla birlikte, bel çevresi ile ilişkili hastalık riskinin, farklı toplumlar da değişkenlik gösterdiği unutulmamalıdır.


Erkek Kadın

Artmış risk > 94 cm > 80 cm

Yüksek risk > 102 cm > 88 cm

NASIL ÖNLEM ALINABİLİR VE TEDAVİLERI NELERDIR? Şişmanlık, oluştuktan sonra geri dönüşü oldukça zor ve ciddi bir sağlık sorunudur. Tedavi endokrinolog, diyetisyen, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından takip edilmelidir. Kazanılan

yağ kitlesinin kaybı ve bu kaybı korumak uzun uğraşlar ve zaman gerektirebilir. Eğer daha önce belirttiğimiz parametrelerde obez sınıflamasında iseniz en kısa zamanda uzman yardımı almalısınız.

54


kim kimdir

21. Yüzyılın Edison’u Bolu’lu Doç Dr. Mehmet Arık Derleyen: Gökhan ÖNDER General Electric(GE) firmasının ABD’nin New York eyaletinde bulunan küresel araştırma merkezinde uzman mühendis olarak çalışan Bolu’lu Türk Bilim adamı Doç. Dr. Mehmet Arık’ın jet motorlarındaki soğutma sistemlerinden esinlenerek gerçekleştirdiği aydınlatmada geleceğin teknolojisi olarak nitelendirilen yeni nesil LED ampül, Edison’un ampülü buluşunu açıkladığı günün 131’nci yıldönümünde basına tanıtıldı. GE firmasının 21’nci yüzyılın Edison’ı olarak isimlendirdiği Bolu’ lu Türk bilim adamı Doç. Dr. Mehmet Arık yaptığı açıklamada, kendisine dünyanın her tarafından kutlamalar geldiğini belirterek, “Aynı imkânlar bana kendi ülkemde de verilse bu buluşu Türkiye’de gerçekleştirebilirdim” dedi. Arık’ın jet motorlarında uygulanan soğutma prensiplerinden yola çıkarak gerçekleştirdiği buluş LED ampüllerde uygulanmasının ardından yakında başta iPhone’lar olmak üzere ısınma problemlerinin yaşandığı cep telefonları, laptop gibi birçok teknolojik üründe de kullanılabilecek. Aydınlatmada bir devrim olarak nitelendirilen buluşunu anlatan Arık, “Aydınlatma teknolojisinde LED ampüller ilk olarak 1960 yılında General Electric firması tarafından bulundu ancak o dönemde üretilen LEDampül-

57

lerin verimliliği oldukça düşüktü. 1997 yılında ise çok daha parlak ışık veren LED Ampül teknolojisi ortaya çıktı ancak bu ampüller ebatlarının çok büyük oluşu aynı zamanda çok çabuk ısınmasından dolayı ve tükettiği elektirik nedeniyle tüketiciye verimli gelmedi. Bizim jet motorlarındaki soğutma sisteminden yola çıkarak gerçekleştirdiğimiz buluş ile bu ısınma problemini tamamen çözdük ve LED ampülleri çok daha tasarruflu bir hale getirdik. Jet motorlarındaki soğutma sistemi teknolojisinin prensiplerini LED ampüllere uyguladık. 2012 yılından itibaren Yaygın olarak dünya pazarına çıkacak bu yeni teknoloji LED ampüller çok hafif ve büyük enerji tasarrufu sağlıyor. Yeni LED ampüller tüketiciye sunulmasının ardından aydınlatmada çok büyük bir devrim gerçekleştirecektir” dedi. “Başarıya ulaşmak için en önemli şey sabır. Bilimsel çalışmalarda sonuca ulaşmak için çalışmak gerekiyor. Burada sağlanan imkânlar bana Türkiye’de de verilse aynı başarı çizgisini yakalayıp buluşumu Türkiye’de gerçekleştirebilirdim” diye konuştu. Kendini bilime adayan Arık’ın ayrıca, yayınlanmış 75 makalesi ile patentini aldığı tam 40 buluşu bulunuyor.


hukuk

Tipps für Arbeitgeber bei der Einstellung neuer Mitarbeiter

S

ie sind oder werden Unternehmer/Arbeitgeber und wollen einen neuen Mitarbeiter einstellen. Gut für die Wirtschaft, nicht jedoch einfach für Sie. Um Ihnen die Einstellung neuer Mitarbeiter zu erleichtern, gebe ich Ihnen in meiner Funktion als Rechtsanwalt und Inhaber einer eigenen Anwaltskanzlei (vgl. Anzeige auf Seite 2), folgende Tipps:

• Name und Anschrift der Vertragsparteien • Bestimmung des Arbeitsortes • Beschreibung der Tätigkeit • Zeitpunkt des Beginns der Arbeitstätigkeit • Bestimmung der Arbeitszeit • Dauer des jährlichen Urlaubs • Höhe und Zusammensetzung des Arbeitsentgeltes / der Zuschläge • Auszahlungstermine • Hinweis zur Beendingung / zu Kündigungsfristen

Form des Arbeitsvertrags / Nachweispflicht Rechte des Arbeitgebers Neuen Mitarbitern müssen Sie innerhalb des ersten Monats der Beschäftigung einen schriftlichen Nachweis übergeben, in dem die wesentlichen Vertragsbedigungungen dargestellt werden, sog. Nachweispflicht. Abgesehen von der Nachweispflicht können Arbeitsverträge natürlich auch mündlich geschlossen werden. Aus Beweisgründen ist es aber ratsam, immer eine schriftliche Vereinbarung zu treffen.

Arbeitgeber sind gegenüber ihren Mitarbeitern im Rahmen der vertraglich geschuldeten Tätigkeiten im Unternehmen weisungsbefugt. Er bestimmt etwa Zeit, Art und Ort der Leistungen, natürlich stets unter Beachtung der gesetzlichen Vorgaben, aber auch der Vorgaben eines Tarifvertrages oder einer Betriebsvereinbarung. Pflichten des Arbeitgebers

Inhalt des Arbeitsvertrages Im Arbeitsvertrag sollten Sie folgende Punkte regeln:

59

Sie haben folgende wesentlichen Pflichten zu beachten: Fürsorgepflicht, Beschäftigungspflicht und Pflicht zur Gewährung eines bezahlten Urlaubs.


Sie müssen dem Mitarbeiter auf dessen Verlangen Einblick in die Personalakte gewähren, ihm ein Zeugnis nach Beendigung des Arbeitsverhältnisses erteilen und das Entgelt im Krankheitsfalle fortzahlen.

gen Berufsgenossenschaft angemeldet werden. Diese ist Träger der gesetzlichen Unfallversicherung. Hier übernimmt der Arbeitgeber allein die betreffenden Beiträge. Lohnsteuer

Betriebsnummer Wer einen Arbeitnehmer beschäftigt, muss sein Unternehmen bei der Bundesagentur für Arbeit registrieren lassen. Dort wird ihm eine Betriebsnummer zugeteilt. Mit dieser Nummer wiederum wird der Arbeitnehmer bei der Sozialversicherung angemeldet. Beiträge zur Sozialversicherung Die Beiträge zur Sozialversicherung werden vom Arbeitgeber im Rahmen der Lohnabrechnung einbehalten und an die zuständige Stelle bei der Krankenkasse gezahlt. Beiträge zur Rente- und Arbeitslosenversicherung werden jeweils zur Hälfte vom Arbeitgeber und vom Arbeitnehmer getragen. Bei der Pflege- und Krankenversicherung sind die Beiträge des Mitarbeiters ein wenig höher.

Der Arbeitnehmer ist lohnsteuerpflichtig. Allerdings behält der Arbeitgeber die Lohnsteuer vom Gehalt ein und muss diese an das zuständige Finanzamt abführen. Beendigung des Arbeitsverhältnisses Damit eine Kündigung wirksam ist, muss sie • in schriftlicher Form erklärt werden, • den Arbeitnehmer nachweisbar erreichen, also wirksam zugehen, • die Kündigungsfristen beachten, • einen Kündigungsgrund beinhalten, wenn das Kündigungsschutz gilt. Bei außerordentlichen Kündigungen muss ggf. vorher abgemahnt werden. Der Kündigungssachverhalt darf nicht mehrfach verwertet werden. Fazit

Anmeldung bei der Sozialversicherung Die Anmeldung bei der Sozialversicherung muss der Arbeitnehmer selbst vornehmen. Sie muss bis zur ersten Lohn- und Gehaltsabrechnung erfolgen, spätestens 6 Wochen nach Beginn der Tätigkeit. Die Anmeldung erfolgt bei der zuständigen Krankenkasse.

Wenn Sie diese Tipps beherzigen, steht hoffentlich der Einstellung neuer Mitarbeiter nichts im Wege. Eine solide rechtliche Basis ist Grundlage für eine zumindest gute Zusammenarbeit des Arbeitgeber mit seinem Mitarbeiter. Weitere Informationen erhalten Sie unter www.ra-hizli.de

Berufsgenossenschaft Noch in der ersten Woche der Tätigkeit muss der neue Mitarbeiter bei der zuständi-

Rechtsanwalt im Deutschen Recht Emre Hızlı Telefon: 0911 - 27432-0

60


iş dünyası

Her Cumaya Bir Hediye

H

er Cumaya Bir Yarışma, Her Cumaya Bir Hediye sloganıyla vatandaşlarımızın karşısına çıkan ay-go ekibi düzenlediği yarışmalarla bugüne kadar bir çok kişiye ödüller kazandırdı. Cep telefonundan iPad 2’ye, sinema biletinden gösteri biletlerine kadar bir çok değişik hediyeyi talihlilerine dağıtan ay-go ekibi yarışmalarına Facebook üzerinden, www.facebook.com/aygoapp adresinden devam ediyor. iPad 2 ödülünün talihlisi Muhammed Çıtır’ın “Baştan beri kazananın hediyesini alabileceğine de inandığım için yarışmaya kafamda soru işareti olmadan katıldım ve bundan sonraki yarışmala-

ra da katılmayı düşünüyorum” diye konuşması da yarışmalara olan ilgiyi ve güvenirliliğin önemini göstermekte. Her hafta, cuma günü başlayıp cuma günü bitecek yarışmalara katılmanın herhangi bir ücrete veya bir anlaşmaya bağlı olmadığını belirten şirket yetkilileri, önümüzdeki haftalarda gerçekleştirecekleri büyük yarışmalar için de vatandaşlarımızı Facebook sayfalarına beklediklerini ve bu yarışmalarla elde etmek istedikleri tek şeyin vatandaşlarımızın ücretsiz olan bu cep telefonu uygulamasını daha iyi tanımalarını sağlamak olduğunu sözlerine eklediler.

Çiğköftem’den Müjdeli Haber

Ç

iğköftem Nürnberg Şubesi yetkilisi Ömer Kip’ten müşterilerine müjdeli haber geldi. Şimdiye kadar saat 20:00’da dükkanın kapatılması gerektiğini ve bunun da akşam misafiri gelen, ya da atıştırmalık birşeyler arayanlar için pek de hoş bir durum olmadığını belirten Kip, bundan sonra Çiğköftem’in haftanın her günü saat 22:00’a kadar açık olacağını müjdeledi.

61

“En Tatlı Acı” sloganıyla çiğköfteye ayrı bir tat katan Çiğköftem olarak düğün, kına, nişan, sünnet ve tüm özel günler için siparişlerin de alındığını vurgulayan Ömer Kip, artık ev ve iş yerlerine de servis yapıldığı müjdesini de verdi. Gerek açılış saatleri, gerekse de servislerle ilgili detaylı bilgiyi müşteriler 0911-99449155 numaralı telefondan ulaşabilirler.


Sparkassen-Finanzgruppe

Hayalinizdeki eve kavuþun: Sparkasse-Baufinanzierung Sparkasse Konut Finansmaný

Kiradan bir servet yapýn! Kira ödemek yerine ev sahibi olun ve kendi dört duvarýnýz içerisinde rahatça yaþayýn. Nasýl bir þey arzu ediyorsunuz: Tüm ailenize yetecek büyüklükte bir ev mi, yoksa çocuklarýnýzýn evden ayrýlmasýndan sonra tadilat mý? Sparkassen-Baufinanzierung ile birçok hayalinizi bugün gerçekleþtirebilirsiniz.

62


kültür

TEZHİP SANATI Derleyen:Harun Önder

T

ezhip (Osm: Tezhib) kelimesi, Arapça zeheb (altın) kökünden türemiş olup, ‘altınlamak’ anlamına gelir. Çoğulu olan “tezhibat” “altınlama süslemeler” demektir. Tezhip günümüzde daha çok İslam kökenli kitap bezeme sanatlarına verilen addır. Tezhip sanatını icra edenlere ise müzehhip adı verilir. Tezhip sanatının kökeni Uygur Türkleri’’ne kadar dayanır. Sungur devrinde Türk ve İran ustalarının eserleri “Herat Ekolü” nü doğurmuştur. Bu ekol 15. yüzyılın ikinci yarısıyla 17. yüzyılın başları Osmanlı dönemine kadar sürer. Bu dönemde Baba Nakkaş başta olmak üzere, Saray Nakışhanesi’’nde yetişen pek çok sanatçı, Türk Tezhip Sanatı’’nın şaheserlerini ortaya çıkarmışlardır.

Özellikle Osmanlı döneminde tezhip sanatı, ferman, berat gibi resmi evrakların süslemesinde de kullanılmaya başlanmış, böylece gelişiminin arkasına Osmanlı Sarayı’’nı alarak en parlak devrini yaşamıştır. Kur’’an-ı Kerim’’in ilk ve son sayfaları (Serlevha ve zahriye), divan gibi el yazması kıymetli kitaplar, levhalar, fermanlar, nağmeler ve beratlar gibi çeşitli eserlerin tezhiplemesi bir gelenek halini almıştır.

63

Kanunî Sultan Süleyman Devri (1520-1566) tezhip sanatının en parlak dönemlerindendir. Tezhip çalışmalarında, özellikle zahriye, serlevha, sûre başları ve hâtime sayfalarında zengin bir işçilik ön plana çıkar. Altının çokça kullanıldığı bu dönemin karakteristik rengi laciverttir. Kanuni Sultan Süleyman döneminin ünlü nakkaşları arasında, Şah Kulu ve Kara Memi


sayılabilir. 1520-1526 yılları arasında çalışmalar yapan Şah Kulu, Osmanlı sanatında kitap bezemeleri, kumaş, çini ve mücevher gibi alanlara yayılan özgün saz üslubunun

piridir. Onun öğrencilerinden olan Kara Memi ise, Osmanlı süsleme sanatının en önemli sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Aslında müzehhip olan Kara Memi, özellikle kitap süslemesinde klasik kuralları esnetmiş ve yeni bir üslup ortaya koymuştur.

18. yüzyılda III. Ahmed Devri süresince Batılı akımların etkisi daha net hissedilmeye başlamıştır. Fransız Rokoko akımı 1721’’den sonra Osmanlı sanatlarını etkisi altına almıştır. Neredeyse tüm sanat dallarını etkileyen bu akım-dan tezhip de nasibini almıştır. Bu dö-

nemde Avrupa Barok üslubuna Türk sanatının unsurlarının katılmasıyla oldukça zevkli eserler de verilmiştir. Bazı sanat öğreticilerimiz bu dönem sanatına “Türk Baroğu” adını vermekte bir sakınca görmemişdirler. Ülkemizde, tezhip sanatının öğretildiği ilk eğitim kurumu, 1914’’de “Medresetü’l-Hattâtîn” adı ile açılmıştır. Hat, tezhip, halı, cilt, ebru ve ahar gibi geleneksel sanatların yaşamasını sağlamak üzere kurulan okul, harf devrimine kadar, önce “Medresetü’l-Hattatîn” sonraki adıyla “Hattat Mektebi” ve sonunda “Şark Tezyinî Sanatlar Mektebi” adları altında eğitim vermiştir. 1936 yılında, Osman Hamdi Bey’in kurmuş olduğu Güzel Sanatlar Akademisi’ne (Sanayi-i Nefîse Mekteb-i Âlî’si) bağlanmıştır. Günümüzde Güzel Sanatlar Fakültelerinin Geleneksel Türk El Sanatları Bölümlerinde, özel atölye ile bazı vakıflarda tezyinî sanatlar eğitimi devam etmektedir. Tezhip İle Minyatür Farkı Tezhip ile Minyatürü karıştırmamak gerekir. Minyatür daha çok tasvire dayanır. Bitki, hayvan, insan ve/veya mekân tasvirleri içerir. Minyatürler yapıldıkları dönemin sanat anlayışı ile koşut olarak, genellikle iki boyutlu olarak yapılmış tasvirlerdir. Tezhip ise basit bir anlatımla çoğunlukla stilize edilmiş bitki formları ya da desenlerden oluşan kimi zaman simetrik tasarımlardır.

64


65


66


รงocuk

67


mizah

nin ylı Sabri’ Galasara u çocukluğ

GUŞ

Büyük bir şehre gelen Kayseri’li bir vatandaşımız çevreyi seyrederken havada bir kuş sürüsü görmüş ve öylesine mırıldanmış: -Vay be! guşlara bah. Ne de gözel uçuyorlar.. O sırada yanında duran bir bayan seslenmiş: -Onlar guş değil, kuş! Bizim ki şaşkınlıkla mırıldanmış yine: -Allah Allah, amma da guşa benziyorlardı halbuki...


bilgi küpü

Erkekler eskiden nasıl tras , oluyorlardı? Derleyen: Gökhan ÖNDER

Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de traş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların, köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır’da açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için kullandıkları altın ve bakır

71

aletler bulunmuştur. MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD’de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Daha sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da traş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler.


bulmaca


!!!BÜYÜK KAMPANYA!!! Tüm Alışverişlerinizde*

12

R

I

TI A S R I BU F MAYIN IR KAÇ

İYİ

AL

E ŞV

RİŞ

20

LE

O NK M BA ILI AT

%30 İYİ

O NK BA LIM I AT

G

U

ALI

T

S

ŞVE

C

RİŞ

H

BANKO ATILIM

I

İYİ

BANKOU ATILGIM

GUTSCHEIN

E

2012

LER

T

N

ALI ŞVE

S

C

H

İYİ

RİŞ

E

LER

I

2012

N

ALI ŞVE

RİŞ

LER

2012

E I N C H T S G U

G U T S C H E I N

*10 €’luk alışverişten itibaren geçerlidir. Halı, gıda ve CD’ler için geçerli değildir.


bulmaca


Teşekkür ederiz!

6

yıl yeni Mevlana

Yeni yılınızı kutlar sağlık ve esenlikler dileriz! 6 yıl boyunca bizi tercih eden müşterilerimize canı gönülden teşekkür ederiz! Göstermiş olduğunuz ilgiye ve güvene layık olmaya çalışıyoruz! Yeni, genişletilmiş şark odamıza bekleriz.

Gostenhofer Hauptstraße 18 Nürnberg Plärrer Meydanı

Tel. (0911) 27 444 11

Aileler ve şirketler için 55 kişilik özel bölüm

Ahmet Can

www.mevlana-restaurant.de

anoris.

Pazartesi–Perşembe: Saat 06:00–00:30 Cuma–Cumartesi: Saat 06:00–05:00 Pazar ve Tatil Günleri: Saat 06:00–01:00


mevlana mutfağından

, Balkabagi Köftesi Ahmet Can’ dan

Tava Türlü

Malzemeler:

500 gr taze fasulye 2 adet patlıcan 2 adet kabak 2 adet çarliston biber Balkabağı köftesi nasıl yapılır? 1 kg kuzu eti (kuşbaşı) Malzeme Listesi • Dilimlenmiş kabakları küçük doğrayın 1 yemek kaşığı tuz ve iyice yumuşayıncaya kadar 1 500 yemek kaşığı tatlı toz biber gr dilimlenmiş balkabağı haşlayın ve soğuyunca ezerek püre 1 1çay kaşığı biber orta boypul soğan haine getirin. 200 gr tereyağ ½ demet maydanoz • Soğanı ayıklayın, yıkayın ve kabağın ve½isteğe göre değişik baharatlar içine rendeleyin. demet dereotu • Yeşillikleri ayıklayın ve yaprak bir kaç dal taze nane kısımlarını ince kıyın ve harca katın. 1 çay bardağı galeta unu • Galeta unu, ufalanmış ekmek içlerini, 2 dilim bayat ekmek tuz ve baharatları da ilave ettikten Hazırlanışı: 1 tatlı kaşığı tuz sonra harcı özleştirin. 1 çay Tavanın kaşığı karabiber içine tereyağ sürülüp üstüne etler serilir ve daha • Masaya kâğıt havlu serin sonra ve unu baharatlanıp harmanlandıktan sonra etlerin üstü½ çaysebze kaşığıçeşitleri pul biber üzerine yayın. ne serpilir. 1 su bardağı un • Hazırladığınız harçtan dolu yemek kaşığı kadar unun üzerine koyun. 1 su bardağı sıvıyağ Bu şekilde 15 dakika piştikten sonra Una hafifbuladığınız karıştırılır. harca elle şekil (kızartmak için) verin, tekrar una bulayarak tavada Önceden 250 derecede ıstılmış fırında 15 dakika daha pişirilir. kızdırdığınız sıvı yağa koymadan Yemeğimiz servise hazır. •

fazla ununu silkeleyin ve her tarafı pembeleşene kadar kızartın. Kâğıt havluyu serilmiş servis tabağına alın. Sıcak olarak servis yapın.

Tüm MAHYA okurlarına şimdiden afiyetler diliyoruz.

Afiyet olsun

80


Artık Nürnberg’de Düğün, kına, nişan, sünnet ve tüm özel günleriniz için sipariş alınır. Ev ve iş yerlerine servis yapılır. Daha fazla bilgi için bizi arayın. Hergün saat 22.00’ye kadar açığız.

Tel: 0911 99449155 Wölckernstr. 30 90459 Nürnberg


Aile hekimleriniz Aile hekimleriniz Dres.

A. Aydın

R. Güler

Ali Aydın & Nurcan Demirci-Aydın Sağlığınız için...

Mahya Subat 2012  

Mahya Dergisi Subat Sayisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you