$ İNEK $ $ MECMUASI $
OKUL BENİM DERS BENİM ! KATLAMALI HARÇLAR GÜNDEMDE PARASIZ EĞİTİM HAKIMIZ ELİMİZDEN ALINACAK ÜNİVERSİTELER SERMAYENİN YENİ PAZARI OLACAK
Mekteb-i Mülkiye-i Şahane-i Al-i Osmani.. Siyasal Bilgiler Okulu.. Siyasal Bilgiler Fakültesi.. Siyasal.. Okulumuzun tarihi ile ilgili bir şeyler söylemek haddimize mi bilmiyoruz,; ama bu sayımızda giriş yazısını 155 yılını kutlayan Mülkiye’ye ayırmaya karar verdik. Burada uzun uzadıya tarihimizi yazmaya ne yerimiz yeter ne de bilgimiz. Değinmek istediğimiz şey Mülkiye’yi Mülkiye yapan birkaç olay. Mesela 1897 yılında okul müdürü Recai Bey, öğrencilere Ramazan Bayramı’nda şeker dağıtırken bir yandan da öğrencilerden ‘Padişahım çok yaşa!’ diye bağırmalarını da ister. Bu isteğin ısrarcı olunca da Mülkiye’nin ilk öğrenci isyanına yol açmış olur. Padişah’ın şekerini yemeyen Mülkiyeliler şekerleri yere atıp üzerinde zıplarlar. Mülkiyeliler ne şekeri yediler ne de ‘Padişahım çok yaşa!’ dediler. Mesela 1960 29 Nisan’ı.. Kanlı Cuma. İktidarda Menderes Hükümeti. Padişaha eyvallah demeyen Mülkiyeliler bu sefer de Menderes’e eyvallah demedi. 29 Nisan 1960’ta okulu kurşunlatan Menderes yüzlerce öğrencinin yaralanmasına neden oldu. Olaydan sonra dekan Fehmi Yavuz’a telefon açıp kurşun izlerinin kapatılmasını isteyen Menderes’e, dekan ‘O izler bizim onurumuzdur, kapatmıyoruz!’ diyerek iktidar şekerini yemeyeceğimizi bu sefer de Menderes’in yüzüne tokat gibi çarptı. Mesela Ekim 2014.. Şimdi de iktidar da Tayyip Erdoğan ve şürekası var. Okulumuza ‘rektörün de davetiyesi’ ile gaz kapsülü ve plastik mermilerle giren polis, Mülkiyeli öğrenci ve hocaları tekme-tokat döverek gözaltına aldı. Mülkiyeliler bir kez daha iktidar şekerini yemeye zorlandı. Ve bizler bir kez daha o şekeri yemeyeceğimizi tarihimize yakışır şekilde gösterdik. Yukarda 155 yıllık tarihimizden 3 olay aktardık. Bu 3 olay tesadüfi olaylar değil. Bu 3 olay bizlere neden ‘kronik muhalif ’ dendiğinin, neden bugün sevilmediğimizin kanıtı olaylar. Biz dün de iktidarlara eyvallah diyip o şekeri yemedik, bugün de yemeyeceğiz. 155. yılında var ol Mülkiye! Çok yaşa!
Tarihsel materyalizmi okumada önemli yardımları dokunan BERTOLT BRECHT’in “ARTURO Uİ’NİN ÖNLENEBİLİR TIRMANIŞI” isimli eserinden bir kesit... (Mal borsasının önünde Flake ve Sheet konuşurlar.) SHEET - Kimin kapısını çaldıysam eli boş döndüm. Herkes ipine un sermiş. Bütün dostlar dirsek çeviriyor. Millet, kardeşine giderken eski pabuçlarını giyiyor ki; borç filan istemesin. Eski ortaklar birbirlerinden öyle çekiniyorlar ki; sokakta konuşurken takma adlar kullanıyorlar. Paranın köküne kıran mı girdi ne? FLAKE - Önerime ne diyorsun? SHEET - Satmak mı? Yapamam. Hem malımı üç otuz paraya vereyim, hem de üstüne teşekkür edeyim istiyorsunuz. Bu yaptığınıza ne derler, onu hiç söylemeyeyim daha iyi. FLAKE - Daha fazlasını kimse vermez. SHEET - Dostlarım bile vermez, biliyorum. FLAKE - Bugünlerde para pahalı. SHEET - Hele ihtiyacı olana ateş pahası. Dostlarım da ihtiyacım olduğunu en iyi bilenler. FLAKE - Bu gidişle deniz nakliyat şirketini nasıl olsa elden çıkaracaksın. SHEET - Biliyorsun bir de karım var üstelik. Şirketi elden çıkarırsam onu da elden kaçırdım demektir. FLAKE - Bak, eğer şirketi satarsan... SHEET - Karımı ancak bir yıl idare eder. Neden ille de satın almak istiyorsunuz benim şirketi? FLAKE - Karnabahar tröstünün bu yolla sana yardım etmek istemiş olacağım hiç düşünemiyor musun? SHEET - A, bak bunu düşünemedim işte. Aklım nerdeydi acaba? Nasıl oldu da varımı yoğumu almayı değil, bana yardım etmek istediğinizi, düşünemedim? FLAKE - önüne gelene acı laflar etmekle bu bataktan sıyrılamazsm Sheet. Sana bir yaran yok bunun. SHEET - Hiç değilse batağa da bir yararı yok Flake!
Adamın harcını katlamalı alırlar Kamil katlamalı! Ben okula başladığımdan beri tam 3 kere döndü dünya güneşin etrafında. Ben de o arada, üç kere İktisada Giriş iki kere idare hukuku aldım. İktisadı hallet yoksa ilerde uğraşırsın demişlerdi gerçi ama olmadı, olamadı… Uzadı okul yani. Bir sene geç bitecek en az, neyse askerliği geç yaparız bari diye kendimi avuturken, bu katlamalı harç mıdır ne zıkkımsa onu duydum. Şimdi hesap yapıyorum kitap yapıyorum, ben bu okulu bitirene kadar ödeyeceğim parayla bedelliden faydalanabiliyormuşum! Biz büyük milletiz, kocaman sarayımız var, etrafında komandolar, kakasını bile altın kaplama tuvalete yapıyor başganımız. Lan o zaman benim arka bahçede çay almaya ayırdığım metal 50 kuruşlarıma niye göz dikiyor bunlar? Hayır önceden söyleseler az çay içer ben biriktirirdim o parayı 3 yılda, parasıyla değil mi “bir ders daha rica edeyim” derdim, havam olurdu. Bizim sınıfta Nurettin var mesela, onun babası zengin, galiba karanlık işler çeviriyor, parayı basıp on sene okuyacak ben okuyamayacağım. Soran olursa da “durumumuz yoktu okuyamadım” diyeceğim. Buna katlamalı harç demeyelim “zenginlere tembellik hakkı” yasası diyelim mesela, afili olur! Neyse can dostlar, benim okul uzadı, zaten zamanında bitiren de çok fazla yok bizim buralarda. Hatta zamanında bitirenleri çok sevmiyorlar, arkasından konuşuyorlar. Bu katlamalı harç denen zıkkım bi acayip yapacak hepimizi gibi duruyor, ama çok bilmiyoruz ne olduğunu. Aşağıya bir tane tablo koyuyorum oradan bakın, ortalama hesap yapın, sonra ya aşağıdaki üç cümleden birini seçin: “Baba bana para yolla” “Baba beni okuldan al” “Baba ben eyleme gidiyorum”
Ne öderim? Normal Öğrenim Süresi İçinde 3. Kez Alınıyorsa Kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %50 fazlası, 4. Kez Alınıyorsa Kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %100 fazlası, 5 veya Daha Fazla Alınıyorsa Kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %300 fazlası, Okul Uzadıysa 1. Kez Alımda Kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %100 fazlası, 2. Kez Alımda Kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %200 fazlası, 3. Kez Alımda Kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %300 fazlası, 4 Ve Daha Fazla Alımda Kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %400 fazlası, Bak şimdi aklıma geldi, bu Tayyip öğrencilere müjde demişti, harçları kaldırıyorum demişti. Bizim anayasa hocaları anlatsın şimdi. Harçları Tayyip kaldırıyor, yeniden getirildiği zaman YÖK getirmiş oluyor, bu duruma göre bizim ülkemizin yönetim şekli nedir? Bu ne yaman çelişkidir? O zaman sormam mı ben, “peki hocam bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak?”. Demek ki neymiş? Kağıtta durduğu gibi durmuyor bizim yasamız yönetmeliğimiz! Bu anayasa bizi kandırıyor hocam! Kıvırcık
MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında Bir teneffüs daha yaşasaydı Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür Devlet dersinde öldürülmüştür Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: -Maveraünnehir nereye dökülür? En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: -Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir. Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır: Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır: Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri: Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek. ECE AYHAN
ÜÇ GENCİN KALBİ Bir gemici tanırım Kalbini bir limanda bırakmış Ya kaybolursa? Ağlar çocukluğundaki gibi Kalbini almaya gidecek hâlâ Bir oğlan tanırım Derin yeşil gözlü Gönlü güney denizlerinin dibi Kalbi ise yerinde Birine vermeye gidecek Bir gemi arar durur Bulutlardan. Bir şair tanırım Onunki içler acısı Kalbini asla vermemiş Çalmışlar Kalbi eski bir efsanede saklı. ECE AYHAN
Dikkat, Okul Var! Şanssız mıydık? haksızlık olur şimdi Düşünsene nasıl geçmiştik hızla Birleşen iki güvercinin arasından Hiç dokunmaksızın onlara Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Az mı dolandık Başkentin sokaklarında Ama işte şölenin kaçınılmaz acısı Bizim payımıza düştü sonunda Aşkımız şimdi görklü bir hayatın Yabancaya berbat bir çevirisi Sen metinde üç beş satır atladın Ben geçmiş zamanda dondurdum fiilleri Sen ki özenle katlanmış bir mendil gibiydin Düşünür müsün zaman zaman acaba Nelerle ödedik şu mevsimi Ve gün nasıl vuruyor topuklarımıza Şanssızım diyemem ben kendi payıma Oluyor böyle şeyler ara sıra Sözgelimi okul kitaplarına girmez şiirim Bütün çocuklar anlar da
Ece Ayhan’lardan Cemal Süreyya’lardan masalarda kağıt oynayan SBF öğrencilerine nasıl dönüştük bunun sorgulanması gerekir! Artık iskambil kağıtları değil şiir defterleri,kitaplar, dergiler,gazeteler herşeyden önce gerçek Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri görmemiz gerek!
Cesaret Ana ve Çocukları
Bertolt Brecht’in 1938’li yıllarda kaleme aldığı oyun ilk kez 1940‘ta Zürih’te sergilenmiştir. İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanyasının Protestanları ile Katoliklerinin arasında yaşanan 30 yıl savaşlarını konu alan bu oyun halkın hayatındaki o korkunç değişimleri anlatmaktadır. Savaş karşıtı bu oyun kimi eleştirmenler tarafından 20. Yüzyılın en iyi tiyatro oyunu kabul edilmekle birlikte birçok ödüle de sahiptir. İzlemek isteyenler için: 24, 25 ve 27 Aralıkta İrfan Şahinbaş Sahnesinde.
Hedda Gabler
Henrik İbsen’in 1980’de kaleme aldığı oyun erkek egemen bir topluma ayak uyduramayan general kızı Hedda’nın isteklerini uğruna yaşadıklarını konu edinmektedir. Dönemin toplum yapısına uymasa da Çağdaş Tiyatronun en önemli eserlerinden biri kabul edilmekle kalmamış ve iki kere de (1992 ve 2006) Laurence Olivier Award’a layık olmuştur. İzlemek isteyenlere: 12 ve 14 Aralıkta Büyük Tiyatroda!
Demir Çeneli Melekler Yönetmenliğini Katjovon Garnier'in yaptığı 2004-ABD yapımı Demir Çeneli Melekler Amerikan tarihindeki önemli olaylardan birine güncel bir bakış açısı getirmiştir.Amerikan kadınlarına oy hakkı kazandırmak için hayatlarını riske atmaktan kaçınmayan iki genç kadın ve onlara destek veren kız kardeşleri.Hilary Swank'ın canlandırdığı cesur,başarılı ve genç eylemci Alice Paul ve Frances O'Connor tarafından canlandırılan gözü kara,genç eylemci Lucy Burns'un gerçek yaşam hikayelerini anlatan bir film.Hak arama mücadelesini anlatan Demir Çeneli Melekler filmi aynı zamanda kadın hakkı mücadelesinin 'erkeklere karşı savaş' olmadığını 'erkek egemen sisteme karşı savaş' olduğunu çok iyi ifade ediyor.
Çok uzaklardan geldik biz, şimdi ardımızda kalan ve içimizde taşıdığımız uzaklardan... Başka bir dilden, birbirini seven ülkelerden geldik. Ve burada, Stockholm’de toplandık, ki bu gece dünyanın merkezi burasıdır. Kimyadan, mikroskoplardan, sibernetikten, cebirden, barometreden, şiirden kopup, burada toplandık. Laboratuvarlarımızın karanlığından, bizi onurlandıran ve gözümüzü kamaştıran bu ışıkla buluşmak için geldik. Biz ödül sahipleri için bu ışık hem neşe hem de acı kaynağıdır. Fakat teşekkürlerimi sunmadan önce ve bir nefes alıp kendimi toparlamadan evvel, eğer izin verirseniz, kendimi buradan uzaklara götürmek, ülkeme dönmek ve yurdumun gecesini ve tan vaktini bir kez daha dolaşmak istiyorum. Çocukluğumun caddelerine döndüm; Güney Amerika’nın kışlarına, Araucania’nın leylak bahçelerine, kollarıma aldığım ilk kıza, kaldırım nedir bilmeyen o çamurlu sokaklara, o toprakları fethettiğimizde bize Kızılderililer’den miras kalan yas kıyafetlerine, bir ülkeye, ışığı arayan karanlık bir kıtaya döndüm. Eğer bu salonun ışıkları, karaları ve denizleri aşıp, geçmişimi aydınlatırsa, onur, özgürlük ve hayat için mücadele eden Amerika halklarının geleceği de aydınlanacaktır. Ben böylesi zamanların temsilcisiyim, onların bugünkü mücadelesidir benim şiirimi dolduran. Eğer duyduğum şükranı, beni ben yapan herkesi, hatta bu dünyanın unuttuklarını bile kapsayacak kadar genişlettiysem kusuruma bakmayın. O unutulanlar, hayatımın bu en mutlu anında bana kendi cümlelerimden daha gerçek, sıradağlarımdan daha yüksek, okyanuslardan daha geniş görünüyor. İnsanlığın böylesine kalabalık bir parçasına ait olmaktan gurur duyuyorum. Azınlığa değil, çoğunluğa aidim ki onların görünmez varlığı bugün burada sarmalıyor beni. Tüm bu insanlar adına ve kendi namıma, bir şair olarak yaptığım çalışmalardan ötürü bana bugün yaşadığım şu onuru bahşeden İsveç Akademisi’ne teşekkür ediyorum. Haşmetli ormanları, derin kar birikintileri, eşitlik ve barış sevdası, dengesi ve cömertliğiyle dünyayı kendisine hayran bırakan bu ülkeye teşekkür ediyorum. Teşekkürlerimi sundum ve şimdi çalışmalarıma, biz şairleri bekleyen boş sayfaların başına dönüyorum. O sayfalar ki bizler onları kan ve karanlıkla doldurmalıyız çünkü şiir ancak kan ve karanlıkla yazılır.