Page 1

YIL: 3 SAYI: 22 KASIM 2010

FMV ÖZEL AYAZAĞA IŞIK LİSESİ

The

PALA-MÜZĠK

Pala

SĠNE-PALA

PALASKOP PALA-RÖPORTAJ

BOBĠ-PALA

Etkinlikler-1

Editörden

Pala-Kitap

Pala-Müzik

Sine-Pala

Pala-Mizah

Bobi-Pala

Pala-Tarih

Palaskop

Pala-Spor

Anı-Pala

Pala-Röportaj

Pala-Kâşif

Pala-Oyun

Etkinlikler-2

PALA-TARĠH

PALA-ETKĠNLĠK

PALA-OYUN

PALA-SPOR

PALA-KÂġĠF


SAYFA

2

Etkinlikler-1

03.11.2010 tarihinde Edebiyat-Sosyal Dersler Bölümü Doç. Dr. Ahmet KuyaĢ‟ın sunduğu “Atatürkçülük ve Atatürkçülüğün Günümüzdeki Etkileri” konulu seminer düzenledi.

29.10.2010 tarihinde "Dünya Gençleri 2010 Avrupa Kültür BaĢkenti Ġstanbul'da BuluĢuyor. Sırt Çantanda Neler Var ? " Projesi açılıĢ töreni yapıldı.

22.10.2010 tarihinde Edebiyat Sosyal Dersler Bölümü tarafından Ahmet Ümit‟in kendini ve eserlerini tanıttığı bir söyleĢi gerçekleĢtirildi. SöyleĢinin ardından Ahmet Ümit kitaplarını

Cumhuriyetimizin kuruluĢunun 87. yıl dönümü okulumuzda görkemli bir törenle kutlandı.

09.11. 2010 tarihinde Robert Koleji Bizim Tepe Mezunlar Derneği Lokalinde Istanbul Rotaract- Interact 6. toplantısı gerçekleĢtirildi. Interact Kulübümüz 14 öğrencisiyle toplantıya katıldı. Projemizi yöneten öğrencilerimiz teker teker söz alarak tüm katılanlara 2010-2011 dönem proje konularını açıkladılar.

22.11.2010 tarihinde RHS tarafından düzenlenen etkinlikte Aydın ILGAZ, 9. sınıf öğrencilerimizle " Rıfat ILGAZ 100 YaĢında Yeniden IĢık Okullarında" konulu söyleĢi yaptı. etkinlik sonrası Rıfat ILGAZ'ın kitapları ve Hababam Sınıfı‟nın yazılıĢ serüvenini anlattığı “Sınıf‟ın Efsanesi” adlı kendi kitabı hakkında öğrencilerimizin sorularını yanıtladı.

Zafer Yaz


SAYFA

3

Editörden Merhaba Sevgili The Pala okuyucuları, Evet, The Pala okuyucuları, yanlıĢ duymadınız! Yaptığımız anketin sonucunda, gazetemizin isminin değiĢmemesine karar vermiĢ olduk. Bu anketlere gösterdiğiniz ilgi ve alakadan ötürü müteĢekkiriz. Bu ay bizim için çok önemli… Çünkü okulumuza isim veren, büyük önderin, Mustafa Kemal ATATÜRK‟ün ölüm yıl dönümü (10 Kasım 193∞). Kendisini rahmetle anıyoruz. Aynı zamanda bu ay( 24 Kasım), bize artık ailemiz kadar yakın olanların, öğretmenlerimizin günü! Bu ay gazetemiz yine dopdolu! Ekibimize yeni katılan arkadaĢlarımızın yazıları da artık aramızda… Artık daha güçlüyüz! (Siz de aramıza tek seferlik ya da düzenli olarak katılmak için geç kalmıĢ sayılmazsınız :) ) Ayrıca bu sayımızda, artık okulumuzun demirbaĢlarından biri olan Biyoloji Öğretmenimiz Kazım Ergenç, öğretmenlerimiz tarafından düzenli yazılmasını umduğumuz Pala-Anı bölümünü, kendi anılarıyla süsledi. Gazetemizde bunların dıĢında, tarih profesörü Ahmet KuyaĢ‟la yaptığımız röportajı, Koruyucu kitabının incelemesini, Harry Potter‟ın yeni filmini, körling (Curling) sporunu, tarih köĢemizi, aramıza yeni katılan Pala-KâĢif bölümünü ve yine her zamanki gibi Bobi-Pala, Pala-Müzik, PalaOyun ve Palaskop bölümlerini bulacaksınız. Keyifle okuyacağınızı umuyoruz. Sınav haftamızda, tüm arkadaĢlarımıza baĢarılar diler, bizlerde büyük emekleri bulunan öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü‟nü kutlarız… Sevgilerimizle… Ġyi okumalar...

Erdem Mümtaz Hacıpaşaoğlu

FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi Okul Gazetesi PALA İmtiyaz Sahibi Ömer Orhan Sorumlu Müdür Yardımcısı Serhat KURT Sorumlu Öğretmenler Zafer Yaz Pelin Eyüp Editör Erdem Mümtaz Hacıpaşaoğlu Redaktör Zafer Yaz Selin Oruç E-Mail: palabasvuru@hotmail.com

Yazarlar Berker Camcı Çağatay Celep Dilara Çerçi Dilara Işık Doruk Işık Ece Gökçek Elif Tahmiscioğlu E.Mümtaz Hacıpaşaoğlu Hande Göncer Kazım Ergenç Mert Erkangil Tarık Sert Uğur Koç Utkan Güder Zafer Yaz


Pala-Kitap

SAYFA

Koruyucu “Herkesin seçim hakkı vardır. Bazılarının hatası yanlıĢ olanı seçmektir.” Sevgili PALA okuyucuları, bildiğiniz gibi bir yıllık eğitimimizin ilk çeyreğini geride bıraktık, ikinci sınav kuĢağı da yaklaĢıyor, bu yüzden yazıma baĢlamadan önce hepinize geçmiĢ olsun demek istiyorum. AĢağıda PALA‟ya yazdığım ilk yazıyı göreceksiniz, kitap ile ilgili kısa bir özet ve kendi yorumum. Kitabın özetini yazarken hikayeyi bozmamak için çok uğraĢtım fakat arada hatalar olabilir. Acemiliğime verin artık. Kitabın ana karakteri Julie, Jim‟in ölümünden sonra, içinde yavru köpek bulunduran bir paket ve kocasının ona yazdığı bir mektup alır. Mektuba köpeği ona yalnız kalmaması için aldığını yazmıĢ, hemen altına da bir not iliĢtirilmiĢtir: “...Her zaman yanında olacağım.” Köpeğin bir hayvandan farkı olmadığını düĢünen Julie için bu kelimeler bir anlam taĢımamaktadır fakat hikaye ilerledikçe Julie görünenden çok daha fazlası olduğunu anlayacaktır... Yıllar geçer, Julie hayatına devam etmeye karar vermiĢtir. Tam bu sırada Richard ile tanıĢır. Richard fotoğraf tutkusu olan yakıĢıklı, zengin, baĢarılı bir iĢ adamıdır. Fakat bir yanda da Mike vardır. Lise mezunu, saf ve iyi kalpli Mike, aynı zamanda da yıllardır ona aĢıktır. O da Mike‟tan hoĢlansa da, bunu Jim‟e karĢı ihanet saydığı için hiçbir zaman belli etmez. Peki, sonunda kimi seçecektir? Bunu öğrenmek için okumanız gerekecek. Nicholas Sparks diğer kitaplarında da olduğu gibi bu kitabında da aĢk, aksiyon ve dramı mükemmel bir Ģekilde harmanlayıp bize sunmuĢ. Konu aĢk olunca çoğu kiĢinin ön yargıyla yaklaĢacağını biliyorum fakat seveceğinizi garanti edebilirim. Örnek olarak, aĢk romanlarından son derece nefret eden ben, bu kitabı nasıl baĢladıysam aynı heyecan ve ilgi ile bitirdim. Eğer Alacakaranlık serisini sevdiyseniz, bu kesinlikle okumanız gereken bir kitap.

Berker CAMCI

4


SAYFA

5

Pala-Müzik Alaturka AteĢi Yılın en heyecan verici albümlerinden Bir Nev-i Alaturka'nın yanı sıra eski ve yeni Ģarkılarından oluĢan repertuarı ile Nev, Jolly Joker Balans sahnesinde yerini alıyor. Kendine has bir dinleyici kitlesine sahip olan Nev'in, eĢsiz Türk Sanat Müziği eserlerini rock, tango, latin ve rembetika tınılarıyla yorumladığı Bir Nev-i Alaturka, kimi zaman hüzünlü kimi zaman coĢkulu ama muhabbetin eksik olmadığı yolculuklara çıkarıyor.

Kimi zaman hüzünlü kimi zaman coĢkulu ama muhabbetin eksik olmadığı yolculuklara çıkaran Bir Nev-i Alaturka performansında Nev‟e, sahnede sürpriz isimler eĢlik edecek. Bu özel buluĢma için Nev, alaturka Ģarkılardan oluĢan çok özel bir repertuar hazırladı. Nev 13 Kasım Cumartesi akĢamı Jolly Joker Balans sahnesinde sevenleriyle buluĢtu. Micheal Jackson Dönüyor Michael Jackson‟ın yakın zaman önce kaydedilmiĢ tamamen yeni kayıtlarından oluĢan ve büyük merakla beklenen “Michael” isimli albümü 14 Aralık‟ta Sony Music etiketiyle yayımlanıyor. Bir sonraki albümü için her zaman hazırlıklı olan Pop Müziğin Kralı‟nın yaratım süreci hiç durmak bilmiyordu; dünya çapındaki birçok hayranının henüz haberi bile yokken, Michael Jackson New Jersey‟deki bir arkadaĢının evinden, Las Vegas‟taki stüdyolardan ve çok özel bir grup müzisyenle Los Angeles‟a kadar birçok yerde durmaksızın yeni Ģarkılar yazıyor ve kaydediyordu. ġimdi, “Michael” albümünde yer alacak Ģarkılar için anlatılacak eĢsiz hikâyeler arasında, hayranları bu sanat adamının nasıl çalıĢtığını ve iç dünyasını akılları baĢtan alan bir açı ile görebilecekler ve yakın zaman önce kaydettiği Ģarkılarını duyma Ģansına eriĢecekler. Michael Jackson‟ın albümde yer alacak 'Breaking News' isimli yakın zaman önce tamamlanan ve daha önce duyulmamıĢ Ģarkısı, 2007 yılında New Jersey‟de kaydedildi. Resmini gördüğünüz Michael albümünün kapak görseli Kadir Nelson isimli ressam tarafından 2009 yılında yapıldı. Tablolarında hikâyeler anlatmasıyla ün salan Kadir, bizi Michael Jackson‟ın hayatındaki önemli dönüm noktalarının ve önemli insanların arasında bir yolculuğa çıkarıyor. 52. Grammy Adayları Seçildi Dünyanın en prestijli müzik ödüllerinden olan Grammy Ödülleri için 2009 adayları belli oldu. Tüm dünya tarafından merakla beklenen adayların açıklanmasından sonra gözler 31 Ocak 2010′da Los Angeles‟ta verilecek ödüllere çevrildi. Toplamda 109 ödülün dağıtılacağı törenlerde, Grammy Ödülleri„ne damgasını vuracak sanatçı 10 adaylıkla Beyoncé gibi gözüküyor. Beyoncé‘yi 8 adaylıkla Taylor Swift izlerken, Black Eyed Peas, Maxwell ve Kanye West‟in 6 dalda adaylığı bulunuyor. 2009′a damgasını vuran Lady Gaga ile birlikte Jay-Z ve David Guetta ise 5 dalda aday gösterildi.

Berker CAMCI


Sine-Pala

SAYFA

David Yates „in yönettiği , senaryosunu J.K. Rowling ve Steve Kloves‟ ın yazdığı “Harry Potter ve Ölüm Yadigarları”nın 1. bölümü 17 Kasım 2010 tarihinden itibaren Türkiye ve bütün dünyayla birlikte vizyona girdi. Bu haber tabii ki Harry Potter serisinin hayranlarının sinemalara akın etmesini sağladı. Filmin “imdb”deki puanının 8,3 olduğunu düĢünürsek filmin baĢarılı bir film olduğunu söyleyebiliriz ve hala gitmeyenler için filmi kesinlikle tavsiye edebiliriz. ''Ölüm Yadigarları öyle yoğun ve zengin bir metin ki onu hakkıyla perdeye taĢımanın tek yolu ikiye bölmekti.''-D.HEYMAN ''Böylece karakterleri daha geniĢ Ģekilde ele alabilecek ve onlara daha uygun bir Ģekilde veda edebilecektik.''S.KLOVES ''Ġlk bölüm dinamik, son derece adrenalin yüklü, canlı ve yollarda geçiyor.''-D.YATES Bu bölümde önceki filmlerde olduğu gibi Voldemort gene kötü adam , Harry ve ekibi gene onu durdurmaya çalıĢıyor ama kötü bir durum var . Dumbledore öldü. Hortkuluklar ortada yok . Zümrüdanka yoldaĢlığına üyelerin sayısı giderek azalıyor . Büyük bir savaĢ baĢlamak üzere ve bunlar olurken de Voldemort „un gücü giderek büyüyor . Bütün bunları da ele alırsak Harry yoluna 1- 0 yenik baĢlıyor. Bu filmde Harry daha mücadeleci ve cesur bir karakterle karĢımıza çıkıyor ve filmin daha baĢında Voldemort Harry‟yi ele geçirmek için bir tuzak hazırlıyor ve maalesef ateĢ kadehinden beri tanıdığımız Deli Göz ölüyor ve birçok da yaralanan oluyor. Harry güvenli bir yere kaçırıldıktan sonra hıncını alamayan Voldemort sihir bakanlığındakileri öldürüp kendi büyücülerini baĢa getiriyor. Bu sayede sadece büyücülerin içinde bulunduğu dünya tasarısının ilk temellerini atıyor. Ama saldırıların ardı arkası kesilmek bilmiyor. En sonunda Harry , Ron ve Hermoine çareyi Londra‟da bizim gibi insanların yaĢadığı caddelere giderek , insanların arasına karıĢarak buluyorlar. Amaçlarının Hortkulukları bulmak olduğu düĢünüldüğünde nereden baĢlayacağını bilmeyen bu üç genç geniĢ bir maceraya atılıyorlar. Sürpriz ölümler oluyor ve büyük kavgalar kopuyor. Bu kavgalar sonucunda tek sahip oldukları Ģeyin arkadaĢlıkları olduğunu daha iyi kavrıyorlar. Ron ve Hermoine arasında alevler iyice kızıĢıyor ve Harry‟nin büyük aĢkı ondan dünyayı kurtarmasını bekliyor. Dumbledore ölse bile onlara hala yardımı dokunacak bilgiler vermeye devam ediyor. Bunu yazdığı vasiyetiyle yapıyor. Harry hortkulukları bulurken aslında unutulmuĢ bir efsaneyi de ortaya koyuyor. “Ölüm Yadigarları “ efsanesi . Voldemort‟u engellemek için artık ölüm yadigarlarındaki geçen nesneleri de bulmak zorunda kalıyorlar ama Voldemort zaten en önemlisine Harry „i öldürmek için kullanacağı o Hande Göncer

6


SAYFA

Kaynak: Muhtelif

7

Pala-Mizah

Zafer YAZ


SAYFA

8

PALA

Bobi-Pala


SAYFA

Kaynak: bobiler.org

Erdem Mümtaz HacıpaĢaoğlu

9


SAYFA

10

Pala-Tarih

KÖYLÜ MĠLLETĠN EFENDĠSĠDĠR Atatürk hakkında fazla duyulmayan bir Ģeyi size aktarmak istedim. Bunun için annemin kütüphanesinde bulunan kitapları ve dergileri karıĢtırdım. Uzun süre uğraĢtıktan sonra Bütün Dünya Dergisi‟nin Kasım 1998 sayısını Atatürk‟e ayırdığını gördüm. Orada Hanri Benazus tarafından kaleme alınan anekdot beni çok etkiledi. Bu yüzden bunu size de aktarmak istedim. Yazının baĢlığı Ģöyleydi: “ATATÜRK KÖġK‟TEN KAÇTI, “HALĠL AĞA GERÇEĞĠ ĠLE YÜZYÜZE GELDĠ”. “Gel yardım et bana, Nuri... Kaçalım köĢkten...” “Tamam, sen planı hazırla, ben uygulamasını yaparım.” Böylece Atatürk ve Nuri Conker Florya KöĢkü‟nden kaçtılar. Yolda giderken Atatürk çift süren bir köylüyü gördü. Adam yaĢlıydı. Çiftin bir yanında merkep, bir yanında öküz koĢuluydu. EĢit güçle çekilmediği için saban yalpalıyordu. Arabadan indiler. Atatürk köylüye seslendi: “Kolay gelsin Ağa!” “ĠĢler nasıl Ağa? Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü? Köylü isteksizce: “Tanrı‟nın gücüne gitmesin bey bu yıl yufkaydı mahsul.” “Bakıyorum, sabanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koĢulu. Öküzün yok mu senin?” “Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar.” “Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satarlar mı? Olmaz böyle Ģey! Muhtara Ģikâyet etseydin?” Köylü güldü: “Muhtar baĢında deel miydi memurun, a bey?” “Kaymakam‟a gitseydin.” “Sen de benle gönül mü eyleyon beyim? Kaymakam‟ın haberi olmadan burada kuĢ bile uçmaz.” “Ee, peki, Ġstanbul Ģuracıkta. Geleydin Vali‟ye anlataydın derdini.” Köylü iyiden iyiye gülüyordu. “Bırak Ģu sağarı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük. Yakasına yapıĢsak acaba derdimizi duyurabilir miyiz?” “Adın ne senin?” “Halil” ... “Peki, Halil Ağa, bir BaĢvekil Ġsmet PaĢa var bilir misin?” “Bilmez olur muyum, beyim?” “Tamam, öyleyse hemen her hafta Florya KöĢkü‟ne iniyor. Bir gün bekleseydin de derdini, dökseydin.” “Sen benim konuĢmamdan hoĢlaĢtın, gönül eyliyorsun. Ama bak Ģimdi, tutalım gittim vardım, tutalım ki kodular, koskoca Ġsmet PaĢa‟mızı göstermezler ya. Tut ki gösterdiler o sağarın sağarı! Heç iĢitmez beni.” “Ee, Atatürk koca yaz Ģuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini.” “Sen ne diyon bey? Atatürk‟ümüzün yüzünü görmek için peygamber gücü gerek. Tut ki gördük. Yiyip içmeden, iĢinden gücünden baĢını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seğirecek?” “Senden hoĢlandım Halil Ağa. Açık yürekli bir vatandaĢsın. Ama yine de söylüyorum hakkını kimsede bırakma.” “Meraklanma beyim fakat bu Devlet Baba‟ya borçtur. Ödenmesi gerek.” Arabaya binip geri döndüler. Atatürk bakanları, milletvekillerini ayrıca Vali‟yi ve Ġsmet PaĢa‟yı da çağırttı. Sonra Nuri Conker‟den kim olduğunu söylemeden Halil Ağa‟yı getirmesini istedi. AkĢam yemekte Ġsmet PaĢa, Vali, bakanlar hepsi konuktu. Sonra Halil Ağa geldi. Bakanları karĢısında görünce dizlerinin bağı çözüldü. Atatürk onu karĢıladı ve bakanlara sabahki olayı anlattı. Sonra Ģöyle dedi: “ġimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte tekrarlayacağız.” Halil Ağa önce çekindi ama Atatürk‟ün ısrarı üzerine söylediklerini tekrar etti. Atatürk en son kendisi hakkında sorduğu soruyu tekrarladı. Halil Ağa ise: “Hiç bırakır mı aslan paĢam benim. Tarlama dek gelip, halimi dinler.” “Bırak bunları Ağa dediğini tekrarla.” “ĠĢte bunu demem PaĢam! Ağzıma ataĢ doldur, iĢte bunu demem!” PALA


SAYFA

11

... Halil Ağa‟nın gözlerinden yaĢlar inmeye baĢladı. TaĢ kesilmiĢti ama Atatürk sözlerine devam eder: “ġu karĢında gördüklerinden biri BaĢbakan ötekileri bakan. Memlekete göz kulak olacak diye bu makama getirilmiĢler.” “Ee, hakça söyle bakalım Halil Ağa. Sen efkâr dağıtmak için bu beylerle konuĢmak için içmez misin? Ama sonra Halil Ağa tutar sana ne der.” ... “Hadi bakalım Halil Ağa sağlığına içelim.” “Yunan‟ı denize döktün PaĢam, bayrağımızı baĢucumuza diktin. Benim gibi bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin. Nideyim ben Ģimdi? Bırak ki oh paĢam, ayağını öpem.” Halil Ağa gittikten sonra Atatürk sofradakilere döner: “Efendimizin halini gördünüz mü beyler? Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? Mübarek millet bu, adam millet bu. ġimdi bu adam milletin karĢısında „adam‟ olmak bize düĢüyor beyefendiler!” MEĞERSE BĠZĠM “BOĞAZ” ĠNEK GEÇĠDĠYMĠġ Birkaç hafta önce yabancılar geldi geçti okulumuzdan. Hepsi farklı farklı ülkelerden, farklı farklı kültürlerden... Bazılarımızın evinde kaldılar, bazılarımız onları görmedi bile ama ben konuk edenler grubundaydım. ġansıma 16 yaĢında Claudia adında Ġtalyan bir kız düĢtü. Eeee. E‟si bizim kız okuldan eve dönerken Boğaz‟ı gördü ve Boğaz‟a hayran kaldı. O anda aklıma Boğaz hakkında neler bildiğimi sordum. Aklım bana hiçbir Ģey bilmediğimi söyledi. Evet, bilgi sahibi olduğumu söyleyemem. Ben de eve döndüğümde kitapları karıĢtırdım ve tozlu raflarda annemin yakın bir arkadaĢının bana hediye ettiği kitabı buldum. Bu kitap Murat Belge‟nin Ġstanbul Gezi Rehberi idi. Hemen Boğaziçi bölümünü açtım ve okumaya baĢladım. Hadi Ģimdi birlikte okuyalım neymiĢ bu Boğaziçi. Boğaziçi‟nin ilk adı Bosphoros‟tur. Hani Ģu Claudia‟nın hiç söyleyemediği Ġngilizce sözcük değil mi? Bu bileĢik sözcük “bous”(inek) ve “phoros”(geçit) kelimelerinden türemiĢtir. Kısacası Ġnek Geçidi. Aa Ġnek Geçit'i ile bizim Boğaz‟ın ne alakası var? ĠĢte burada mitoloji giriyor iĢin içine. Zeus‟u hepimiz az çok tanırız. Ne kadar çapkın olduğunu da biliriz. Yine Ġo adında güzel bir kızı baĢtan çıkarmıĢtır ama karısı Hera‟dan da korkmaktadır. Bu yüzden Zeus Ġo‟yu inek biçimine sokar. Koskoca Tanrıça Hera bunu anlamaz mı? O da Ġo‟ya ebediyen eziyet etmesi için bir atsineği yollar. Ġo bu sinekten kurtulmak için Boğaz‟a atlar ve Asya‟dan Avrupa‟ya geçer ama Avrupa‟da da sinek onu bulur. ĠĢte Bosphoros buradan gelir. Bu hikâyeyi okuduktan sonra Boğaz‟ın ismi buradan geliyor ama Boğaz‟ın bağladığı Asya ve Avrupa nereden geliyor diye soruyorum kendi kendime. Europa‟da Ġo gibi Zeus‟un kalbini çalar ama Ġo gibi yıllarca acı çekmez. Bir ilkbahar sabahı Zeus uykusundan yeni uyanmıĢ Europa‟yı görür ve ona âĢık olur. Olanlardan habersiz olan Europa o sırada arkadaĢlarını gördüğü garip rüyayı anlatır. Rüyasında iki kıtanın Europa‟yı paylaĢamadığını görmüĢtür. Asya Europa‟yı kendinin doğurduğunu söyler ve onu ister. Diğer kıta ise (Avrupa ama adını daha almamıĢ) Zeus‟un Europa‟yı kendine verdiğini söyler. Daha sonra Europa ve arkadaĢları çiçek toplamaya giderler. Zeus da boğa kılığında yanlarına gelir ve Europa‟yı sırtına alır. Sonra da Girit‟e kaçırır. ĠĢte böyledir Avrupa‟nın hikâyesi. Bu sayıda tarihi biraz ihmal ettim ve mitolojiye kaptırdım kendimi söz gelecek sayı telafi edeceğim.

Elif Tahmiscioğlu


Palaskop

SAYFA

Koç (21 Mart-20 Nisan) Düşüncelerinizi çok daha aktif ve inandırıcı biçimde ortaya koyabileceğiniz olanaklara işaret ediyor bu ay. Sözlerinizi esirgemeyeceksiniz. Yeni insanlar ve değişik görüşler hayatınıza canlılık katıyor. Ani düşüncelerle yola koyulabilirsiniz. Özgürlük arayacaksınız. Yine bu dönemde ortaklaşa işlere odaklanabilir, sakin bir şekilde , endişelerin esiri olmadan hareket etmeye çalışmalısınız. Bu ayda aldığınız enerji ile değişik heyecanlar peşinde koşabilir ve ilişkinizi renklendirecek olanaklardan yararlanabilirsiniz.

Boğa (21 Nisan-21 Mayıs) Son derece gergin olacağınız bu dönemde karar vermekte zorlanabilir ve yapacağınız işlerde başkalarının onayına ve desteğine daha çok ihtiyaç duyabilirsiniz. Geçmişe takılı kalmadan hareket etmek, duygularınızı dengede tutmak ve sabırlı olmak durumundasınız. Bu ay yıldızların karşıt konumu motivasyon eksikliğine neden olurken başarı grafiğinizde düşüş gözlemlenebilir. Enerjinizin düşük olduğu bu dönemde ders çalışmakta zorlanabilir ve farklı heyecanlar peşinde koşabilirsiniz. Başarılı olmak için dikkatinizi toplamalı, düzenli çalışmalı ve hiçbir şeyi şansa bırakmamalısınız.

İkizler (22 Mayıs-21 Haziran) Bu ay çok çalışacak, çok yorulacak yeni birlikteliklere adım atacaksınız. Boş durmak yok, haydi iş başına. Bu ay hem büyük fırsatlar hem de bazı gerginlikler getirmekte. . Başkalarının görüş ve inançlarına açık durumdasınız ancak bu alanda tartışmalar ya da bazı karşıtlıklar da söz konusu olabilir. Olayları aşırı kişiselleştirmemeli, öfkenize sahip çıkabilmelisiniz. Bu dönemde zaman uğraşlar ve tamamlanması gereken görevler yüzünden zayıf düşebileceğiniz sağlığınıza daha fazla özen göstermeniz gerekebilir. Başarılı olmak için dikkatinizi toplamalı ve düzenli çalışmalısınız. Yengeç (22 Haziran-21 Temmuz) Bu sıralar ilişkilerinizde duygusal yönünüz ağır basıyor. Uzun ilişkileriniz size güven kazandırıyor.Kısa sürede güler yüzlülüğünüz sayesinde arkadaşlıklar edinebiliyorsunuz.Bakıra olan ilginiz sizin çabuk bağlanan bir karaktere sahip olduğunuzun göstergesi.Okul ve derslerinizde bu ara zorlandığınız için destek almanız şart.

Aslan (24 Temmuz-23 Ağustos) Yaptığınız geziler sayesinde arkadaş çevreniz genişleyebilir.Sosyal çevrenizle olan ilişkiniz sizi rahatlatıyor. Bu ara derslerinize çok önem vermişsiniz fakat beklediğiniz sonuca ulaşamamak sizi hırslandıracak. Aşk hayatınız şu an duraksamış fakat dikkatli olun çevrenizde size ilgi duyanları fark etmeye çalışın.

Başak (24 Ağustos-23 Eylül) Karmaşık bir durumdasınız. Bu yüzden ne başarıda ne de aşkta istediğiniz konumda değilsiniz. Elde ettiklerinizden çabuk sıkılmanız her an farklı ortamlarla ve kişilerle olmak istemenize neden. Elde ettiğiniz arkadaşlarınızla aranız açılmış, biraz daha dikkatli olun. İletişimde biraz daha ciddiyete yer vermelisiniz. Verdiğiniz sözleri tutmaya gayret

12


SAYFA

13

Terazi (24 Eylül-22 Ekim) Yaşadığınız karmaşık olayların derslerinize yansımaması için elinizden geleni yapacaksınız. Tatil dönüşü arkadaşlarınızda göreceğiniz değişiklikler karşısında üzüleceksiniz. Yeni çevrenizle elde ettiğiniz arkadaşlık sosyalleşmenizi sağladı ve şimdi aşk hayatında da yeni çevrenizden yardım alacaksınız. Siz onu bulamasanız bile aşk sizi kısa zamanda bulacak. Ön görüşlü yaklaşmamalısınız.

Akrep (23 Ekim-22 Kasım) Neşeli ve sevimli haliniz insanları çabuk etkilemenizi sağlıyor.Hiçbir şey için geç değil. İnatçı ve kendine güvenen kişiliğiniz sayesinde hayatınızı yeniden şekillendireceksiniz. İnsanları konuşmalarınızla etkileyeceksiniz. Aşk hayatınızda da durum pek farklı değil. Okula ve derslere karşı ilginizi artırmalı ve kayıplarınızın üstesinden gelmelisiniz.

Yay (23 Kasım-22Aralık) 6. hissiniz çok kuvvetli. Sezilerinize kulak vermeli ve kalbinizin sesini dinlemelisiniz. Aşk hayatınıza biraz zaman vermelisiniz. Geçmişte yaşadıklarınızı artık unutmalı ve yeni başlangıçlar yapmalısınız. Aklınız sürekli sosyal yaşamınızla dolu olduğu için derslere pek önem vermediniz ama başarı grafiğiniz hızla artacak. Arkadaşlarınızla dertleşmeniz sizi çok rahatlatıyor ve onların derdini dinlemekte hoşunuza gidiyor. Tabii bu kişileri seçerken seçici olmanızı öneriyorum ki gelecekte başınıza işler açılmasın.

Oğlak (23 Aralık-20 Ocak) Bu ayda yıldızların konumu duygu ve hislerinizi artırıyor, sosyal ilişkilerinize hareketlilik getiriyor, sosyal faaliyetlere katılımınız artabilir fakat yine de eğlenceye kendinizi çok kaptırmamalısınız. Bu ay karışık düşünceler içinde kaybolabilirsiniz dikkat edin , kendinizden çok başkalarının mutluluğu için çalışabilir, okuldaki çalışmalara ve evrensel konulara ilgi duyabilirsiniz. Duygusal anlamda hassas bir aydasınız içinize kapanmak yerine sorunlarınızı arkadaşlarınızla paylaşmanız sizi çok daha mutlu edecektir. Yaşanan belirsizlikler ve engellenmişlik hissi canınızı sıkabilir.

Kova (21 Ocak-19 Şubat) Bu ayda okul hayatınızı ve sosyal ilişkilerinizi etkileyen kozmik enerjiler var. Okul ve sosyal ilişkiler açısından olanakların bol olduğu bu dönemde karşınıza çıkan fırsatları iyi değerlendirerek kazançlı işler yapabilir ve iyi gelişmeler yaşayabilirsiniz. Yeni sorumluluklar almanın yanında , olumlu düşünceler ile hareket etmelisiniz. Bu ay bir yandan ders yoğunluğu, diğer yandan sosyal ilişkilerinizde hareketlilik olacaktır. Atılımda bulunarak istediğiniz başarıyı elde edebilirsiniz. Bu ay başarılı olmak için düzenli çalışmalı, hiçbir şeyi şansa bırakmamalı ve sosyal faaliyetlerinizi azaltmalısınız.

Balık (20 Şubat-20 Mart) Bu ay derslerinizde başarılı olacağınız ve ufkunuzu aydınlatacak olanaklardan yararlanacağınız bir ay. Bu ay yıldızların konumu yeni yerler görmek, fırsatları değerlendirmek açısından hareketli bir dönemi gösteriyor ve size başarı vaat ediyor. Hedeflerinize ilişkin konularda fazlasıyla cesur ve girişimci davranabilirsiniz. Yeni kişilerle karşılaşmak, başkalarının görüşlerinden yararlanmak size pozitif sonuçlar getirecek.

PALA

Dilara Çerçi / Dilara IĢık


SAYFA

14

Pala-Spor (Körling)

Körling ( orijinal adıyla Curling ) son yıllarda dünyada en hızlı yayılan buz üstü sporlarından birisidir. Ġlk olarak 16. yy‟da Ġskoçya‟da ortaya çıkan körling, o yıllarda donmuĢ göller üzerinde oynanmaktaydı. Ġlerleyen yıllarda Avrupa‟ya sıçramıĢ olan körling, günümüzde olimpik bir spor olarak kıĢ olimpiyatlarının en önemli sporlarından birisi haline gelmiĢtir. Günümüzde Avrupa ġampiyonası‟na 50′ye yakın takım katılmaktadır. Türkiye‟de pek yaygın olmayan körling sporunun yaygınlaĢtırılması ve resmi müsabakalarda milli takımımızın da yer alması amacıyla 2003 yılında körling federasyonu kuruldu. ġu ana kadar ülkemizde pek fazla reklamı yapılamamasına rağmen, Erzurum‟da gerçekleĢecek olan 2011 KıĢ Olimpiyatları nedeniyle Türk halkının büyük ilgi göstereceği tahmin edilen körling, adını bir sinema filmiyle beraber duyurmaya çalıĢtı. körling sporunun Türkiye‟de bilinmemesinden yakınan körling severlerin yüzünü güldüren SüpüRR adlı film, içinde körling sporunu konu edinen ilk Türk filmi... Buz Pisti Rink ve Ev Körling oyunu için hazırlanmıĢ buz pistine rink adı verilir. Rink, ucuna çemberler çizilmiĢ oyun alanıdır. Bu çemberler Körlingin amacını oluĢturur. Ġç içe geçmiĢ 3 çemberden oluĢan hedeflere ev adı verilir. Bir evin çapı 3,66 metredir. Oyuncular taĢlarını bu çemberlerin merkezlerine en yakın noktalara atmaya çalıĢırlar. Ev‟ler, rinki enine kesen merkezi çizgi ve boyuna kesen tee çizgisi ile dört eĢit daire dilimine bölünür. Bu çizgilerin kesiĢmesiyle çemberin merkezinde „düğme‟ oluĢur. Bu çizgiler oyunun puanlaması için kolaylık sağlar. Ġç içe geçmiĢ çemberlerin en dıĢ kısmı ev‟e dahil olmaz, yani oyuncu taĢını bu kısma attığında puan kazanmaz. Rinki enine kesen merkezi çizgilerin ilerisinde, düğmeden 3.66 metre uzaklıkta çentik bulunur. Çentik, oyuncuların atıĢ yapmaları için itici destek sağlar. Sabit veya hareketli olabilen çentikler, rinkin iki ucunda bulunur. Atıcı pozisyonda oynayan oyuncu çentikten destek alarak atıĢını gerçekleĢtirir. Pistin Hazırlanması Rink sıradan bir buz pistinde oynanmaz. Oyun baĢlamadan önce çakıl adı verilen kum tanesi büyüklüğündeki buz parçaları rinke serpilir. -6 derecelik buz pistinin sıcaklığı daima korunmaya çalıĢılır. Oyunun aracı süpürgeler bu çakılları süpürür, buzun üstünü ısıtır ve taĢın hızlanmasını sağlar. TaĢ hedeften uzağa doğru yönelirse süpürge ile taĢın önündeki alan süpürülür, taĢa hız kazandırılır, süpürge ile yön verilir ve eve doğru ilerlemesi sağlanır. Evlerin önündeki 6,4 metrelik alan oyun alanıdır. Buraya hog ismi verilir. Oyuncular oyun alanında rahatça hareket edebilmek için ayakkabılarına kaydırıcı eklerler. Ayakkabının tekinin altına yapıĢtırılan kaydırıcı sayesinde oyuncu çentikten destek alarak atıĢını yapabilir ve kayabilir. Kaydırıcı genellikle teflon tabandan oluĢur. Ayakkabının diğer eĢinde ise kauçuk bir hat bulunur ve bu da çekiĢi kolaylaĢtırmaya yarar. PALA


SAYFA

15

Süpürgeler Körlingin vazgeçilmez aracı süpürgelerdir. Süpürgeler pistteki çakılları süpürür, taĢın sürtünmesini azaltarak hedefe ĢaĢmadan gitmesini sağlar. Oyun kaptanı skip, süpürgesiyle birlikte atıcılara taĢlarını atması gereken doğrultularıda gösterir. Süpürge ayrıca oyuncunun atıĢ sırasında dengesini sağlamasına da yardımcı olur. Süpürgeler de körling oyununun geliĢme sürecinde değiĢikliğe uğramıĢtır. Önceleri mısır püsküllerinden olan süpürgeler daha sonra yerini fırçalara bırakmıĢtır.

Körling taĢları veya diğer adıyla kayalar 19,96 kg ağırlıktadır. Buz üzerinde yön verilmesi zor olan kayaların üzerinde atıĢ yapıldığında dönmesini sağlayan taĢıma sapı bulunur. Sapların renkleri de ayrıca hangi taĢın hangi takıma ait olduğunun anlaĢılmasına kolaylık sağlar. Sap, taĢın boyunca döndürüldüğünde „in turn‟ olur. Eğer sap taĢtan uzağa döndürülürse „out turn‟ olur. TaĢın alt yüzeyi konkavdır ve bu küçük alan çakıl yüzeyde zorluk yerine kolaylık sağlar ve taĢ hedefe doğru yol alır. Körling TaĢı Körlingde AtıĢ Yapılması Kaya hog çizgisi aĢılmadan elden yollanır. 3 oyuncu taĢlarını piste fırlatırken kaptan yani skip onları yönlendirmek için hazır bekler. Skip atıĢını yapacağı sırada 3. oyuncu geçici skip olarak görev yapar ve oyunun devamlılığı sağlanmıĢ olur. Oyuncu atıĢını yapar, skip onu yönlendirir. Diğer oyuncular bu sırada kayalarını hedefe doğru yönlendirmeye çalıĢırlar ve süpürgeleriyle yön verirler. Körlingde toplam 10 oyun oynanır ve 73 dakika sürer. Her iki takımın da birer dakika mola hakkı vardır ve oyun genel olarak 75 dakikada tamamlanır. Oyun sona erdiğinde eğer eĢitlik varsa 10 dakikalık uzatmaya gidilir ve üstünlük sağlanmaya çalıĢılır.

Körling süpürgesi kayanın önünde buzu süpürüp güzergahını kaybetmemesi için kullanılır.

TaĢlar

Puanlama Körlingte puanlama oldukça basittir. Amaç kayaları eve en yakın noktaya atmaktır. Oyun sona erdiğinde rakibin eve en yakın taĢından daha yakın olan taĢ 1 puan olarak değerlendirilir. Eve rakibin taĢından daha uzak olanlar değerlendirilmeye alınmaz. Böylelikle en çok puanı alan takım galip gelmiĢ olur.

Mert Erkangil


SAYFA

16

Anı-Pala

11 EYLÜL 1991 Yeterlilik sınavını kazandığımı ve MuĢ Anadolu Lisesine tayinimin çıktığını öğrenince bir harita alarak MuĢ ilinin tam olarak nerede olduğuna bakmıĢtım. Doğuda bir ilimiz ama o yıllarda terörün yoğun yaĢandığı bir bölgede, dolayısıyla insanın kaygılanmaması mümkün değil. Doğal olarak herkes endiĢelendi ve bana MuĢ‟a gitmemem konusunda telkinde bulundu. Ġstersem tayinimin Trabzon Anadolu Lisesine yaptırılabileceğini söylediler ama kimseyi dinlemedim. Oradaki insanların da hizmet beklediğini söyleyerek hazırlıklarımı yaptım. 10 Eylül 1991 günü Erzurum üzerinden MuĢ‟a gitmek üzere biletimi aldım. O zaman Erzurum‟dan aktarma yapmak gerekiyordu. AĢağı yukarı altı saatlik bir yolculuktan sonra gece üç gibi Erzurum‟a vardım. Gittiğim otobüs ofisinde bazı yolcularla sabaha kadar oturup bekledik. Sabah ofis görevlisi telefon açıp bana MuĢ otobüsünde 25 numaralı koltuğu ayırttı. Sabaha kadar uyumağım için nasıl olsa otobüsün ortaları, giderken uyurum diye düĢündüm. Zamanı gelince bir taksiye binerek Doğu Terminali denilen yere gittim. Gittim ki ne göreyim, otobüs zaten 25 kiĢilik küçük bir otobüs. Erzurum‟dan MuĢ‟a büyük otobüs yokmuĢ. Bu yetmezmiĢ gibi bir de otobüsün zaten küçük olan bagajları dolmuĢ, diğer eĢyaları arkadaki koltuklarım üzerine tepeleme doldurmuĢlar. Tabii olarak buna itiraz ettim ama kim dinler. ġoför önde bizim yanımızda oturursun diyerek beni ikna etmeye çalıĢtı. BaĢka çare de olmadığını görünce mecburen razı oldum. Bana bir iskemle verdiler ve ön tarafa, koridorun en önüne oturdum. Saat dokuz gibi yola çıktık. Son derece açık pırıl pırıl bir hava ancak bende de akĢamın uykusuzluğu var. GüneĢ yavaĢ yavaĢ yükselmeye baĢlayınca ortam iyice ısındı ve ben uykusuzluktan iskemlenin üstünde sağa sola tartılmaya baĢladım. Hepsi bir tarafa bir de Ģoför sigara yakınca iyice etkilendim. Kasetçalardan da o dönem yasak olmasına rağmen Kürtçe nağmeler hepsine tuz biber oluyor. Ama daha sonraları bu müziğe de alıĢtık. Ġki saat kadar sonra Erzurum-Kars karayolundan Çoban Dede köprüsü denilen mevkide ayrılıp MuĢ yönüne ilerlemeye baĢladık. Yol derenin kenarından büyük kayalıkların aralarından yılan gibi kıvrılan, yarı asfalt yarı stabilize iki arabanın zor geçebileceği türden bir yol. Uzadıkça uzuyor. Dağ baĢlarından, yayla gibi yerleĢim yerlerinin olmadığı yerlerden geçiyor. Yol uzadıkça ben bu dağ baĢlarında kaybolduk duygusuna kapılıyorum. Bu arada da karnımız acıkıyor. Ne zaman mola vereceğimizi soruyorum. Hınıs‟ta mola vereceğimizi söylüyor muavin. Daha iki saat kadar varmıĢ. Öğleden sonra iki gibi Erzurum‟un Hınıs ilçesine varıyoruz. Ama ilçe, köy karıĢımı bir yer. Son derece salaĢ bir lokantaya giriyoruz. Et yemekleri güzel ve çok ucuz. Tek tesellimiz bu, sonra yeniden yola devam ediyoruz. Saat üç gibi MuĢ‟un Varto ilçesine varıyoruz. Yeni bir köy ilçesi benim için. Burada inen yolcular oluyor ve ben boĢ bir yere oturup daha rahat ediyorum. Fakat meraktan da ölüyorum. Ne zaman bu MuĢ‟a varacağız? Acaba nasıl bir yer? Yanına oturduğum kiĢiyle tanıĢıyorum. O da iki yıl önce MuĢ‟a gelmiĢ ve MuĢ‟un bir köyünde görev yapan bir öğretmen. Benim merkezdeki Anadolu Lisesinde görevlendirildiğimi öğrenince çok Ģanslı olduğumu söylüyor. Ben de MuĢ ile ilgili merak ettiğim bir sürü soru soruyorum ve bilgilenmeye çalıĢıyorum. Nihayet saat dört gibi tepelerin arasından çıkıp MuĢ Ovası‟na giriyoruz. KarĢımızda, yaklaĢık on kilometre uzakta ovanın kenarında uzanan dağ sırasının dibinde, akĢam güneĢinin vurmasıyla ayna gibi parlayan bir küme ev beliriyor. Meğer orası MuĢ‟muĢ. Binalarım çatıları çinko kaplı olduğu için akĢam güneĢini yansıtıyor. Ben iyice merak için de kalıyorum. Saat dört buçuk gibi ovayı enlemesine geçip Ģehir terminaline iniyoruz. Toz toprak içinde kalmıĢız. Çocuklar hemen koĢup ağabey çantanı alayım diye atılıyorlar. Oradan bir taksiye binip beni öğretmen evine götürmesini istiyorum ve beĢ dakika sonra öğretmenevindeyim. Valizimi bırakıp okulun yerini soruyorum. Tarif ediyorlar, yürüyerek beĢ dakika sonra eski hükümet konağı olan Ģehrin baĢında bulunan, Ģehre hâkim okuluma 11 Eylül 1991 günü saat beĢe doğru varıyorum. Birkaç merdiven çıktıktan sonra kapıdan girdim. Okul iki katlı, koridor dört bir çevre dolaĢıp aynı noktaya varıyor. Binanın ortasında küçük bir süs havuzunun bulunduğu bir avlu mevcut. GiriĢte geniĢ bir merdivenle üst kata çıkılıyor. Sağa sola bakıyorum merdivende esmer bir adamla karĢılaĢıyorum. Memur ofisini soruyorum ve beni yönlendiriyor. Ġkinci kata çıkıp memur odasına giriyorum ve kendini tanıtıyorum. Beni çok iyi karĢılıyorlar. Bir süre hoĢ beĢten sonra göreve baĢlama iĢlemlerimi yapıyorlar. Merdivende karĢılaĢtığım kiĢinin okul müdürü olduğunu öğreniyorum. Odasına gidip tanıĢıyorum, çay içip bir süre konuĢuyoruz. Öğretmenevini arayıp bana yer ayırmalarını ve sürekli orada kalacağımı onlara iletiyor. Böylece okul günlerim baĢlıyor. Daha öğrenciler okula baĢlamadığı için birkaç gün kot pantolon ve deri mont ile okula gidiyorum. Üçüncü gün Müdür Bey müdür yardımcısı aracılığıyla artık okula resmi kıyafetle gelmem gerektiğini bildiriyor. Pazartesi okul eğitim ve öğretime açılıyor, bütün öğretmen ve öğrenciler geliyor. Törenden sonra ilk kez derse girip öğrencilerimle tanıĢmaya baĢlıyorum. Çok heyecanlı, her Ģeyi bildiğini zanneden ama tecrübesiz bir öğretmen olarak. PALA


SAYFA

17

Öğretmenevinde kalmaya devam ediyorum, bir taraftan sıkı bir Ģekilde ders hazırlıkları yapıyor, bir taraftan da Ģehir kırk bin nüfuslu küçük bir Ģehir olduğunda hafta sonları oldukça sıkılıyoruz. Öğretmenevi tıklım tıklım yeni gelmiĢ öğretmenlerle dolu, onlarla vakit geçirmeye çalıĢıyoruz. Aradan on gün kadar geçmiĢti ki ilk çatıĢmamızı yaĢadık. ÇatıĢma yaklaĢık bir sat sürdü ve Ģehrin yarısı yıkıldı zannettik. Hepimiz öğretmenevinde tam siper yatmıĢız. Bir arkadaĢ tam o sırada memleketiyle konuĢuyor ve çatıĢmayı naklen anlatıyor. Daha ne hikâyeler. Böyle durumlara alıĢık olmadığımız için haliyle oldukça korkuyoruz. Bazılarımız burada can güvenliğimizin olmadığını onun için yarından tezi yok istifa edip memleketlerimize dönmemiz gerektiğinden dem vurmaya baĢladı. O geceyi pekiyi duygularla geçirdik sayılmaz. Heyecanla sabahı bekledik. Sabah okula gitmek için öğretmenevinden çıktığımız da sanki hiçbir Ģey olmamıĢ gibi herkesin sokakta olduğunu gördük. Tabii insanlar alıĢmıĢlar, doğrusu biz de zamanla alıĢtık. Ġlk zamanlar hafta sonları daha sıkıcı geçiyordu dolayısıyla bir arkadaĢımla çok güzel büryan kebabı yapıldığını duyduğumuz Bitlis‟e gitmeye karar verdik. Acaba BeĢ Minare‟yi görebilecek miydik diye de merak etmiyor değildim. Cumartesi günü minibüse binip ova içinde, MuĢ‟tan altmıĢ kilometre uzakta olan Bitlis‟in ilçesi olan NurĢin‟e (Güroymak) kadar gittik. Oradan aktarma yaparak baĢka bir minibüse bindik. Minibüsün içinde beklerken hiç kimsenin Türkçe konuĢmadığını görüyoruz. ArkadaĢıma bu insanların acaba Ankara‟dan oradakilerin de buradakilerden haberi var mı sence demekten kendimi alamadım. Sanki Almanya‟ya gitmiĢ gibiyiz. Neyse uzatmayalım Bitlis‟e vardık. Bitlis kasaba görünümünde içinden dere akan, her iki tarafında dağların yükseldiği sadece gökyüzünün görüldüğü küçük bir Ģehir. Önce Ģehrin kalesini gezdik, ardından minareleri saymaya çalıĢtık ama beĢ minare sayabildik mi hatırlamıyorum. Sokaklarda dolaĢtık, esnafın nelerle meĢgul olduğunu izledik ve büryan kebabının en iyi nerede yapıldığını sorduk. Sonunda bir lokanta bulduk, lokantanın ortasında zemine bir kuyu yapılmıĢ. Kuyunun içinde ateĢ yakılmıĢ ve közler yanlara çekilip ortaya bir tencere konulmuĢ, tam tencerenin üzerine de bir kuzu asılmıĢ. Kuyunun ağzı kapatılmıĢ, kuzu kapalı ortamda köz ve kuyunun iç ısısıyla dıĢarıda nar gibi kızarmıĢ olarak bizi bekliyor. Tabii lezzetine diyecek yok ayrıca yanında muhteĢem bir ayran. Yemekten sonra biraz daha dolaĢıp dönüyoruz. Bir baĢka hafta sonu ova için de bir köy okulunda görevlendirilen arkadaĢımız için alıĢveriĢ yapıp arkadaĢlarla köye gidiyoruz. Okulun lojmanı var ama lojman demeye Ģahit gerek cinsten: Betondan bir mutfak tezgâhı fakat dolap yok, su yok, banyo diye bir bölüm var için de hiçbir Ģey yok. Ġki arkadaĢ bu lojmanı paylaĢıyor. Biz de bütün gün boya, temizlik yapıyoruz.Tavana yağmurda akıtmasın diye naylon çekiyoruz. Bina kara taĢtan yapılmıĢ olduğu için duvarları oldukça kalındı ve bundan yararlanarak pencerenin önüne musluklu bir bidon yerleĢtiriyoruz ve lavabo gibi bir yer yapıyoruz ki arkadaĢ kıĢın kullanabilsin. Çünkü suyu köyün artezyen kuyusundan almak zorunda. Hava sıcaklığı eksi 35 derecelere düĢtüğü için suyu soba yanan bir yerde tutmaz ise donar ve kullanamaz. AkĢama kadar evi kalınabilecek bir hale getirmeye çalıĢıyoruz. AkĢam karanlık olmak üzere köyden ilçeye gitmekte olan bir otomobile bizi de götürmesini rica ediyoruz. Bizi alıyorlar ve yolda kendi aralarında bir Ģeyler konuĢuyorlar, arada bir iki kez hoca sözcüğü geçinde bizim hakkımızda konuĢtuklarını anladık. Tabii kim olduğumuzu, nereli olduğumuzu, ne iĢ yaptığımızı ve burada ne aradığımızı sordular. Bütün sorularını cevapladık. Bizi okulun önünden almıĢ olmalarına rağmen bize inanmadılar ve kimliklerimize bakmak istediler. Biz de kimliklerimizi gösterdik. Ondan sonra rahat bir Ģekilde bizimle konuĢmaya baĢladılar ve siz buralarda yenisiniz, buraları bilmezsiniz, bu saatte buralarda dolaĢılır mı, aman siz olun hava karardıktan sonra evinizden çıkmayın diye bizi uyardılar. Bizi Hasköy ilçesinde bıraktılar. Oradan baĢka bir arabayla MuĢ‟a döndük. Zaman geçtikçe ve çevreyi tanıdıkça olayları duydukça iĢin ciddiyetini kavramaya baĢladık ve bir daha öyle düĢüncesizce davranmadık.BeĢ yıllık sürecin ilk haftaları böylece geçmeye devam etti...

Kazım Ergenç


SAYFA

18

Pala-Röportaj

1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladıktan sonra Fransa'da tarih lisansı ve Kanada'da tarih doktorası yaptı. Doktora tezinin konusu “Şevket Süreyya Aydemir'in Türk Devrimi'ni Yorumlayışı”ydı. Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık, Mount Holyoke College'da yardımcı doçentlik yaptıktan sonra Türkiye'ye döndü. 1997'den beri Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaktadır. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde lisansüstü ve doktora düzeyinde ders vermektedir.

Mümtaz HacıpaĢaoğlu: Merhabalar, öncelikle okulumuza hoĢ geldiniz. Aramızda olmanız bizim için gerçekten mutluluk verici… Ahmet KuyaĢ: HoĢ bulduk, benim için bir zevk. Mümtaz: Sizin hakkınızda biraz araĢtırma yaptık fakat siz, kendinizi PALA okuyucularına nasıl tanıtırsınız? Ahmet K: ĠĢini doğru dürüst yapmaya çalıĢan bir insanım! Mümtaz: ĠĢini doğru dürüst yapmaya çalıĢan bir insan? Ahmet K: Yani Ģöyle, herkes kendi iĢini, görevini doğru dürüst yapmalı. Mesela, Ortaköy‟ü Ağaçlandırma Derneği, Ģeriata karĢı bir yürüyüĢ düzenlememeli. Aksi takdirde, inandırıcılığını yitirir… Siz, mesleğinizi iyi yapacaksınız ve size engel olmaya, tekerinize çomak sokmaya kalkacaklar… ĠĢte modern vatandaĢlık budur! Mümtaz: Haklısınız. Bir röportajınızda, yakın bir arkadaĢınızın iktisat bölümünden, tarihe geçmenizi önerdiği ve onun bu teklifi üzerine bölüm değiĢtirdiğinizi söylemiĢsiniz. Nasıl birden bu teklifi kabul ettiniz? Tarihe ilginiz çocukluğunuzdan beri var mıydı? Ahmet K: Tarih dersi en baĢından beri hep en iyi dersim olmuĢtur ama bölüm değiĢtirme olayı, tam olarak öyle değildi. Benim yaĢımdaki hemen hemen herkes gibi, iktisat okumak istiyordum. Ama müthiĢ bir tarih meraklısıydım… Tarihi bir hobi olarak görüyordum… Mümtaz: Yani hobiniz mesleğiniz oldu? (: Ahmet K: Evet, kesinlikle öyle oldu! Fransa‟da iktisat öğrenimi gördüğüm sırada, yeni bir kanun çıkarıldı. Bu kanun sayesinde öğrenciler, bölüm dıĢından 2 farklı ders seçebiliyorlardı. Cezayirli bir arkadaĢım sayesinde devrim kökenli iki ders aldım. O sene sadece o iki dersi geçtim… Ġktisadı tamamen serdim! Dedim aaa! Tarih farklı bir Ģekilde de okutulabiliyormuĢ. Bölüm değiĢtirdim. Evet, hobim mesleğim oldu. Mümtaz: Peki bu tarih merakınızın kökeni neydi? Ahmet K: Ben tarihin içine doğdum. Annem tarih romanları okuyan, yazan bir kadın, o zaman ister istemez tarihe ilgim arttı. Annem Osmanlıca metinler okudukça ben de yanına giderdim… Osmanlıcayı ilk onun yanında gördüm. Ayrıca dedelerimden birisi profesyonel tarihçiydi… Mümtaz: Tarih açısından Ģanslı bir aileye düĢmüĢsünüz sanırım... (: Ahmet K: Eee, tabii biraz öyle oldu… Mümtaz: Yine bu röportajların birinde, sırf Niyazi Berkes‟in dersine girebilmek için, Kanada‟ya, onun profesör olduğu okula gittiğiniz yazıyor. Ahmet K: Doğrudur. Ama maalesef emekli olmuĢtu ben gittiğimde. Ama bu sayede benimle yakın sebeplerden oraya gelen iki kiĢiyle yakın arkadaĢ oldum, bir sürü yeni insanla tanıĢtım. Birimiz Orta Çağcı, birimiz Yeni Çağcı, birimiz de Yakın Çağcıydık… Mümtaz: Resmen birbirinizi tamamlamıĢsınız. (: Ahmet K: Ġyi bir tesadüf oldu… Mümtaz: Türk Devrimi‟ni konu alan bir kitap yazmak istiyormuĢsunuz fakat bunu ne 20, ne de 30 yaĢında yazabileceğinizi belirtmiĢsiniz, zaman mı sizi alıkoyan yoksa belirli bir zamanı mı bekliyorsunuz? Ahmet K: Hala bu korkuyu yaĢıyorum açıkçası… KonuĢmadan önce bile, söylediklerinizi toparlayabilmek için bir oturup düĢünmeniz gerekiyor. Böylece ne karĢındaki Ģoke olsun, ne de kızsın. Zamanını bekliyorum açıkçası, ne derler bilirsin… Zamansız öten horozun baĢı kesilir… Mümtaz: Haklısınız. Son olarak tarih okumak isteyen arkadaĢlarımıza önerileriniz neler? Ahmet K:Çok okusunlar, dil bilgileri kuvvetli olsun. Ayrıca en az 2–3 yabancı dil öğrensinler çünkü tarih okuyarak öğrenilir. Politikadan uzak dursunlar. Okul konusunda seçici olsunlar, okula değil öğretmene gitsinler. Mümtaz: Peki iĢ olanakları ve CV açısından, okulun prestiji de çok önemli değil mi? Ahmet K: Okuldan ziyade öğretmen! Eminim Niyazi Berkes‟in öğrencisi olabilseydim çoğu Ģey farklı olurdu… Tarihte biraz müzik gibi aslında, piyanoyu öğrenmeniz ya da nerden öğrendiğiniz değil, kimden öğrendiğiniz gerçekten önemli… Mümtaz: Verdiğiniz aydınlatıcı seminerden sonra, bize ve gazetemize zaman ayırma nezaketini gösterdiğiniz için çok teĢekkür ederiz. E. Mümtaz HACIPAġAOĞLU Ahmet KuyaĢ: Ben teĢekkür ederim… Sorularımızı hazırlayan Dilara Işık ve Dilara Çerçi’ye, kayıtlarımızı yazıya dökmemize yardım eden Ece Gökçek’e Teşekkürler…


Pala-Kâşif

SAYFA

ÇANAKKALE ĠÇĠNDE Merhaba sevgili PALA okuyucuları. Sizlere bu ay dillere destan olan Ģehrimiz Çanakkale'yi tanıtacağım. Eğer zihninizi tamamen boĢaltabilirseniz, ben bu güzel Ģehri anlatırken kaybolup gideceksiniz. Çanakkale ilimiz, Türkiye‟nin kuzeybatısında bulunmaktadır. Hem Asya hem de Avrupa‟da toprakları bulunan kendi ismini almıĢ Çanakkale Boğazı ile ikiye bölünmüĢtür. Ġstanbul'dan sonra gelen en büyük Ģehirlerimizden bir tanesidir. Eski çağlardan beri, üç bin yıla yakın bir süredir Çanakkale‟de yerleĢim olduğu bilinmektedir. Bugün hepimizin bildiği Truva Antik Kent‟i, Çanakkale‟de yaĢamıĢ olan en eski uygarlık olarak varsayılmaktadır. M.Ö. IV. yüzyılda Çanakkale‟ye, Pers Ġmparatorluğu hâkimdi. Büyük Ġskender'in güç kazanıp büyük bir imparatorluk haline gelmesinden sonra Biga Çayın‟da yapılan savaĢ sonucu bu bölge Ġskender' in eline geçmiĢti. Osmanlı Devleti döneminde, Bizans‟a yardım karĢılığı Gelibolu'daki kaleler alınmıĢtır. Boğazlar ile birlikte Çanakkale tamamen Osmanlı'nın kontrolüne geçmiĢtir.Çanakkale topraklarının bütünü Biga Yarımadası üzerine kurulmuĢtur. Bölgedeki en yüksek yer: Biga Dağları‟dır. Biga isminin bu kadar çok kullanılmasının sebebi ise Osmanlı'nın idari sisteminde Sancak'ın Biga ilçesi olmasıydı. Fakat Cumhuriyet döneminde kazanılan baĢarılar sayesinde ismi Çanakkale olarak değiĢtirilmiĢtir. Çanakkale'de beĢ yüz altmıĢ köy ve on iki tane ilçe bulunur. Çanakkale nüfusu beĢ yüz bine yakındır. Köyler, nüfusun dörtte birini oluĢturur. En küçük ilçe Bozcaada‟dır. En büyük ilçe ise Çanakkale merkezinden sonra Biga'dır. Son yıllarda nüfus oranı gittikçe artmıĢtır. Her geçen gün, Çanakkale nüfusu çoğalmaktadır. Çanakkale topraklarının çoğu ormanlar ile kaplıdır. Ormanlık alanların yarısından fazlasını kızılçam ve meĢe kaplar. Çanakkale‟nin hemen her yerin de aynı iklim yaĢanır. Akdeniz ve Karadeniz iklimi daha çok boy gösterir. Sıcaklık ortalaması çok çabuk değiĢebilir ve çoğu günler hep rüzgârlıdır. Çanakkale‟de büyük bir su kütlesi yoktur. En çok Tuzla Göl'ünden yararlanılır. Bunun yanı sıra Gelibolu'da bulunan Ece ve Hoyrat gölleri de yarar sağlar. Çanakkale'de sağlanan ve görülen eğitim, Türkiye ortalamasının üstünde yer alır. Çanakkale uzun süre farklı toplumların egemenliği altında kalmıĢtır, mimarisinden eğitimine kadar izler hâlâ görünmektedir. Cumhuriyet döneminden sonraki yıllarda Çanakkale yaptığı ticari yatırımlarla kendine modern bir Ģehir görünümü vermeyi amaçlamıĢtır. Modernliğin verdiği avantajlar Ģehrin ulaĢımını ve kültürünü de iyi yönde etkilemiĢtir. GeniĢ sokaklar, temiz çevre ve bakımlı binaları ile modernliğini bugün de korumaktadır. Altyapısı henüz oturmamıĢ bir kültüre sahip olsa dahi, Türkiye‟nin önde gelen Ģehirlerinden biridir. Çanakkale, tarihi ve doğal güzellikleri bakımından zengin bir Ģehir olmasına rağmen çoğu alan yerleĢime kapalı olduğundan dolayı fazla turist çekememektedir. Çanakkale, Bir türlü alınamayan güzel Ģehrimiz Milattan Önce bile paylaĢılamayan bir yer olmuĢtu. Osmanlının bizlere kazandırdığı, Cumhuriyet döneminde ise düĢmanlara vermeyip kaybetmediğimiz bu toprak doğa harikaları ve geçmiĢiyle her insanımız için çok büyük bir değer taĢımaktadır. Sevgili PALA okuyucuları: Sizlerin ilgisini çekebildiysem, yararlı bilgiler edinmenizi sağlayabildiysem ne mutlu bana. Bir dahaki ay baĢka güzel bir Ģehrimizi anlatana kadar hoĢça kalın...

PALA

Doruk IġIK

19


Pala-Oyun

SAYFA

20

Civ V(5) Merhaba! Ben yeni Pala-Oyun yazarlarından Utkan Güder. Size bu yıl oyun ve oyunla ilgili teknolojiler hakkında ben ve diğer yeni yazarlarımız eĢlik edecek. Bu ay ben yeni bir oyun olan Civilization V'i (Uygarlık 5) tanıtacağım.2K Games ve Firaxis adlı firmaların yaptığı bu oyun tarihi anlatan bir strateji oyunu."Turn-Based" yani satranç gibi turlarla oynanan bu oyunda tarihi siz yazıyorsunuz. Oyunu oynarken düĢünmeniz ve taktiksel oynamanız gerekiyor. Zorluk seviyesini buna göre ayarlayabildiğiniz için kolay oluyor. Tabii ben size hiçbir oyunu kolay bir seviyede oynamanızı tavsiye etmem, özellikle bu tip stratejik oyunlarda. Normal ya da daha mücadeleci bir seviyede oynadığınızda daha çok zevk alacaksınız, emin olun. Bunları ayarlayabildiğiniz gibi oyunun nasıl bir hızda ilerleyeceğini, nasıl bir dünya coğrafyasında baĢlayacağınızı ve hangi uygarlık olacağınızı kolayca seçebiliyorsunuz. Çok çeĢitli olduğu için karar vermek biraz zor oluyor normal olarak. ġimdi, "Dünya coğrafyasını seçebiliyoruz, uygarlığı da anladım ama oyun zaten tur-tur oynanıyor neden oyun hızlı olsun?" dediğimizde oyun hızı burada tek bir turun kaç yıl olduğunu gösteriyor. Yani bazı oyunlar 60 dakikada biterken bazıları her gün yarım saat oynanınca 1 ayda anca bitiyor. Peki, oyun nasıl sonlanıyor? Oyun üç Ģekilde kazanılabilir. Bilimsel zafer, kültürel zafer veya rakiplerle mücadele edip hâkimiyet kurarak. Kültürel zaferde ülkeler arası iliĢkileriniz çok iyi olmalı ve birçok yönetim biçimi değiĢtirmiĢ olmanız gerekir. Bunu yaparken uygarlığın mutluluğu, nüfus ve bunun gibi özelliklere dikkat edilmeli. Gereken seviyeye ulaĢıldığında "Utopia Project" adlı bir projeyle oyun biter. Bilimsel zafer ise biraz daha zahmetli. AraĢtırmalarınızın çok ilerilerde olması gerekir. Modern çağ sıralarında Apollo Programı baĢlatırsınız ve bir uzay yarıĢı baĢlar. Buna birkaç uygarlık katılır ve her devlet bir uzay gemisi inĢaatına baĢlar. ĠĢte asıl zorluk burada. Bu uzay gemisi diğer binalar, üniteler veya projeler gibi değil. Onlar herhangi bir Ģehirde yapılır ve biter. Ama bu gemiyi yaparken birçok parçanın ve gerekli teknolojilerin yapılması gerekiyor ve hepsinin baĢkente götürülmesi gerekiyor. Zorluklar üst üste bindiğine bu parçalar için arada mücadeleler veya barbarlar tarafından hırsızlıklar yapılabiliyor. Diğer bir yöntem ise gayet basit. Uygarlığınızı ayakta tutup diğer devletlere karĢı iyi olmanız gerekir. ĠĢte bunlar olurken de oyunun iĢleyiĢine bakılmalıdır. Oyuna en baĢtan baĢlandığında M.Ö 4000 ya da isteğe bağlı olarak 5000'den baĢlanabiliyor. Burada turlar daha uzun bir zamanı temsil ediyor. Oyun ilerledikçe bu süre kısalıyor. Diğer uygarlıklarla anlaĢmalar, çatıĢmalar ve ticaret yapılır. Sizi kıĢkırtmaya çalıĢan uygarlıklar, dostluk yapmaya çalıĢanlar ve agresif olan devletler vardır. Oyundaki kaynaklar da çok önemlidir. Bu kaynaklara sahip olmak için yanına Ģehir kurmak gerekir. Bunlar sizin ihtiyacınız olan birim ve üniteleri üretmenizi sağlar. Nufus, Ģehirlerin mutluluğunu etkiler. Belirli binalarla bunları dengeleyebilirsiniz. ġehrinizi nereye kurduğunuz da önemlidir. Bu nüfusu ve kaynakları etkiler. Tabii oyuna baĢlandığında yapılması gereken keĢiftir. Çünkü daha dünyanın nasıl bir yer olduğunu bilmiyorsunuz. Mesela ben oyuna Osmanlı olup gerçek dünya coğrafyasında baĢladım. Tarihi, oyunda siz yazdığınız için Osmanlı'nın gerçekte bulunduğu yerden baĢlamıyorsunuz. Aslında baĢladığınız noktayı rastgele olarak bilgisayar belirliyor. Ben Avrupa da Ģu anki Romanya'nın olduğu yerde baĢladım. Oyuna baĢladığımda Dünya Coğrafyasını seçtiğimi biliyordum fakat niçin haritada Avrupa var anlayamıyordum. Daha sonra anladım ki keĢif yaptıkça zaman ilerledikçe kıtalar açılıyor ve haritadaki yerinizin gittikçe küçüldüğünü görüyorsunuz. Oyundaki bir baĢka değiĢiklik ise eski oyunlarından farklı olarak altıgen bir yapıya sahip olması. Yani bir birim 6 farklı tarafa doğru hareket edebiliyor. Civilization 4'te bu 4'tü. Bu ay ki oyundan bu kadar. Bu oyunu herkese tavsiye ederim ve her oyun için bir puan vereceğim. Bu oyun için puanım 10 üzerinden 9,5' tur. PALA

Utkan GÜDER


SAYFA

21

LEAGUE OF LEGENDS U: Selam Pala okurları ilk yazımıza hoĢ geldiniz. Ç: Biz yeni Pala-Oyun yazarlarından Uğur ve Çağatay U: Ġlk yazımız League of Legends ile ilgili olacak. Ç: DotA kavramını anlatmamız gerek fakat Uğur daha iyi anlattığı için ona bırakıyorum. U: Tüm iĢi bana yıkmaya çalıĢıyorsun ama olsun bir yer de haklısın. DotA kuĢbakıĢı olarak bir kahramanı canlandırdığımız bir oyundur ve LoL DotA‟nın bir türevidir. Ç: Neyse LoL daha çok DotA‟ya benzese de daha stratejik olduğu söyleniyor. DotA‟da ordularınızın yolunu kesip defans yapıp daha çabuk level almalısınız fakat LoL‟de her Ģey yeteneğe, Ģansa ve karĢınızdakinin ne kadar akıllı olduğuna bakıyor. U: Çağatay‟ın bu kadar yazması bile bir mucize çok alıĢmayın. Neyse anladığınız kadarıyla oyunda yalnız olma gibi bir Ģansınız yok. Mutlaka baĢkalarıyla etkileĢim içindesiniz oyunda tek baĢınıza bir yerlere gelmeniz imkansız. Ç: EĢyalarımız da baĢarıyı oldukça etkiliyor. Ġki çeĢit eĢya vardır: Direkt karakterimize bonus verenler ya da baĢka oyuncuları öldürerek bonus kazandığımız eĢyalar. Burada bitirsek mi Uğur? U: Sana kalsa zaten bölümü üç cümleyle bitirelim. Hadi yetenekleri de ben anlatıyım. 4 yeteneğimiz vardır. Bunların ilk üçü ilk seviyeden alınmaya baĢlayıp rank atladıkça güçlenenlerdir. En son yeteneğimiz ise en güçlü yeteneğimiz. (ki bunu güçlendirmemiz diğer yeteneklerimize nazaran daha zor) Bunları çeĢitli amaçlarda kullanabiliyoruz ancak her yeteneğimiz belli miktarda mana, enerji veya canımızdan almakta (bazı istisnalar hariç bkz.Katarina). Ç: Çok teĢekkürler benim iĢimi de yine sen yapmıĢ oldun. Kahve? U: Yazıyı çabucak bitirmek istiyorum yok sana kahve. ĠĢi bitir ödülü al. Profilleri anlat, söz ben alacağım kahveni. Ç: Diğer DotA türevlerinden farklı olarak kendi profilimiz var.Bu profillerde runelarımızı, kiĢisel yeteneklerimizi ve sahip olduğumuz kahraman ve puanlarımızı görüp düzenleyebiliyoruz. Oyunlardan kazanmamız veya kaybetmemiz bize belli bir miktarda puan ve deneyim vermekte. U: 60‟a yakın kahraman var ve bunlar her hafta dönüĢümlü olarak kullanıma açık olmakta. Bu kahramanlardan istediğimizi gereken puanı mağazaya ödeyerek alabiliyoruz ayrıca gerçek para vererek bu kahramanların değiĢik Ģekillerini (görünüm) alabiliyoruz. Sen yazmaya devam et kahveni alıyorum. Ç: Oyunda iki çeĢit harita var bunlar 5‟e 5 ve 3‟e 3 olarak ikiye ayrılıyor. 5‟e 5 haritasında 3‟e 3‟e nazaran daha büyük ve burada ormandan gelebilecek saldırılara karĢı daha korunmalısınız (yeni baĢlayanlara önerilir) ve takım savaĢları daha fazla olur. U: Buyur kahven. 3e‟3‟lerde Çağatay‟ın anlattıkları daha az olsa da arkanızdan bıçağı sırtınıza yemeniz çok alıĢılmadık değil ve bu harita daha çok suikastçıların kullandığı bir harita. Bitirelim mi yavaĢtan? Ç: Evet PALA okurları bu ay size “League of Legends” oyununu basit bir Ģekilde anlattık. U: Eğer bir Ģans verirseniz çok daha kapsamlı olduğunu göreceksiniz. Ç: Bir dahaki ayın yazısında görüĢmek üzere... Ġlgili siteler: leagueoflegends.com Türkiye temsilcisi:loltr.com Oyunla ilgili merak

ettikleriniz:wikia.leagueoflegens.com

PALA

Uğur KOÇ & Çağatay CELEP


SAYFA

22

NOSTALJĠ KÖġESĠ: STARCRAFT 1 ġu aralar çıkmıĢ olan Starcraft 2:Wings <of Liberty oyunun atası Starcraft 1 bu ay incelediğimiz oyun oldu. Tabii ki hala güzeldi. Grafiklere ve kaplamalara bakmadan direkt oyuna dalıyorsunuz (hala). Nereden baĢlamam gerek gerçekten bilmiyorum, yani Zerg‟lerin güzel seslerinden(!) mi yoksa Terran‟ların “rock‟n roll”undan mı? Hele o Terran‟larla Zerg‟lerin çatıĢmasındaki güzellikten bahsetmiyorum bile. Neyse… En iyisi baĢtan baĢlamak.Starcraft‟ta tam olarak üç ırk var: Zerg (Alien), Terran (Marine), Protoss (Predator). Burada zorluk derecesi yok, hangi ırkı seçerseniz onun alanını iyi kullanmanız gerekiyor. Mesela Protoss savaĢlardaki güçlü ama yavaĢ taraf iken Zerg zayıf ama hızlı kategorisine giriyor (Zergling‟lere hitaben) ve bu arada Terran‟lar orta bir kategoride yer alıyor. Bu yüzden en baĢta Terran ile baĢlamak Protoss ile devam etmek ve Zerg ile oyunu bitirmek en çok kullanılan yöntemlerden biri oluyor. Formaliteleri geçersek size taktiklerden ve savaĢlardan bahsetmek istiyorum. Taktikler bu oyunda çok önemli çünkü genelde kullanılan (örnek;Age of Empires) “100 adam yap ve dal” taktiği bu oyunda geçersiz. Nedeni de karĢınızdakilerin geliĢip size saldırıyor olması ayrıca baĢka bir neden de aynı anda 100 kiĢiyi kontrol edemiyor oluĢumuz. Bu taktiğe alıĢmıĢ olanlar için önerim ise “dropship” yaparak (Terran olduğunuzu varsayıyorum) bunlara adam yüklemek ve zamanı geldiğinde adamlarınızı çıkartıp yaralıları bindirerek üssünüzden yeni adam almak suretiyle düĢmanlarınızı yok etmektir. Bu oyunda Terran‟lar için kullanılan (savunma amaçlı) baĢka bir taktik ise “bunker” inĢa edip yanına bir “SCV”(engineer) koyarak içine adam sokmaktır. Böylece hem adamlarınız “bunker”dan ateĢ edebilecek hem de onları sürpriz amaçlı bir konfeti eĢliğinde Zerg‟lere sunabileceksiniz (çok seviniyorlar). SavaĢlarda ise Zerg‟ler çok avantajlı çünkü Zerg‟lerin birimleri hem hızlı hem de ucuzdur ayrıca tüm binaları yaĢayan organizmalar oldukları için hareket edebilmektedir. Zergling‟ler ise hızlı hareket eden ama canı az olan sevimli(!) canlılardır. Bu canlılar bir ton olduklarında iki akademisi, füze atarları, 5 adet “SCV” si, birçok kaynakları, barınakları ve yaklaĢık 50 “Terran Marine”i olan bir üssü darmadağın edebildikleri gibi buradaki bazı binaları “infected “ yaparak kendi kontrolleri altına geçirebilirler. Güzel değil mi? D.Protoss‟lar ise ağır baĢlı fakat bir o kadar da tehlikeli “canlılar”dır. Kendilerinin ana birimi, iki adet lazer bıçağı taĢıyan ve bayağı bir hasar vuran savaĢçılardır. Fakat bir Zerg‟ler ile ortak bir kusurları vardır ki, bu Zerg‟lerin bina kurmak için yaydığı pembe sıvı gibi Protoss‟ların da mücevherimsi bir taĢ olmadan bina kuramamalarıdır.Terran‟daki taktikler bu “uzaylılar” içinde farklı bir biçimde gerçekleĢmektedir. Zerg‟lerde dediğimiz gibi birçok adamı parti parti fakat sıklıkla saldırtarak düĢmanlarımızı zayıflatmak ve son darbeyi uçan birimler ile vurmak etkili bir taktik iken Protoss‟lar ile etkili taktik yine parti parti Protoss savaĢçıları yaparak haritanın aynı anda, farklı yerlerine salmak fakat savaĢçılarınızın sayısı azaldığında veya düĢmanlarınızın üssüne yaklaĢtığınızda bir konumda birleĢtirip onlara son ataklarını yaptırarak üssünüzden yeni savaĢçı göndererek son darbeyi vurmanız akıllıca olacaktır.

Tarık SERT


SAYFA

23

Etkinlikler-2

06.11.2010 tarihinde Edebiyat- Sosyal Dersler Bölümü rehberliğinde 10. sınıflarımızdan 11 öğrencinin katılımı ile sosyal sorumluluk projesi "YaĢamak Ġçin YaĢat" kapsamında Lüleburgaz- Ovacık köyüne gidildi.

11.11.2010 tarihinde son sınıf öğrencilerimizle Ġstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü tanıtım gezisi yapıldı.

01- 02.11.2010 tarihinde RHS tarafından 9. Sınıf öğrencilerimize " Sınıf Geçme Sınav Sistemi ve Okul BaĢarısının Önemi" konulu seminer verildi

25.10.2010 tarihinde RHS tarafından son sınıf öğrencilerine Boğaziçi Üniversitesi tanıtım gezisi düzenlendi

09.11.2010 tarihinde "Dünya Gençleri 2010 Kültür BaĢkenti Ġstanbul'da BuluĢuyor. Sırt Çantanda Neler Var? " isimli projede, 27 Ekim- 5 Kasım 2010 tarihleri arasında evinde yabancı öğrenci konuk eden ve projede görev alan öğrencilerimiz teĢekkür belgelerini Okul Müdürümüz Ömer ORHAN'dan aldılar.

2010- 2011 Eğitim - Öğretim Yılı Ana Baba Okulumuz "Tanıtım-TanıĢma-TanıĢtırma" konusu ile 9 Kasım 2010 Salı günü RHS tarafından baĢlatıldı.

Zafer Yaz


SAYFA

24

SENĠN “IġIK”INDA SENĠN YOLUNDA SONSUZA DEK...

ġÜKRAN GURUR VE ÖZLEMLE ANIYORUZ... The PALA Ekibi

The Pala Gazetesi 22. Sayı Ayazağa Işık Lisesi  

FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi gazetesi olan "The PALA" gazetemizin Kasım 2010 tarihli 22. sayısı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you