Valery: ‘’Bir metnin gerçek anlamı yoktur.’’
Ön Söz Niyetine -Şarabın zamana aktığı vakit ; kalbim umudun kötücüllüğünü pompalıyor bir beyni son noktasına kadar mahvedip dualara sığınmaya başladığım zaman.Yürüdüğün yollar mecburi evrende aynı yere çıkıyor, yürüdüğünün farkında bile değilsin henüz.Kıyı kentlerinde yaşamanın bahşettiği ıslak rehavet soluğu düşsel bir yolculukta,hakikatten uzak konumlanan hep ‘diğer’ kentlerde almana sebep oluyor.Kasım ayıydı ve beş kuruşum yoktu.Pantolon ceplerinden bozuk para çıkıştırıp okula gitmeye çalıştığım ve hep esridiğim,üşüdüğüm zamanlardı.Bir de bu sebeple siyasete dahil olduğum.Kaldığım ev adeta mahallenin uçkuruydu hep şehvetliydim,fazlasıyla, açık perdesiz vakitler geçirdim,toplumun dışında kalan profillere sahip,pek faydasını görmediğim komşularımla gece kavgalarında.Fazla soyutlandığım, kendimi pis zincirlerden kurtarayım derken düşünülenin fazla ilerisine gidip beynimin bir bölümünü sabah olup herkes evi terk ettiğinde saatlerce duvarları izlerken yitirdim.Sabahları çekilmez olan, şahane akşamdan kalmalıkla karışan anksiyete doruğudur.O sebepten günlere eksik başlıyordum git gide,fazla geride kaldım.Fiziki bir deliriş,duman altı bir evi kaplamıştı epeyi.Kendi kendimleyken,ve kıymetini bilmezken fazla kapıdan insanları gözlemem kişiler tarafından paranoyak ‘biri’ye çıkardı ve bum! Gündeliğe ayak uydurup hayatta kalmaya çalışma serüveni buradan ve ve daha bir çoğuyla birlikte deneyimlenen kanalizasyon yaşamı edebiyatımı doğurdu amansız,mecburi.Fahişeleri ve müptezelleri anlatırım daha pek çok ötekiyi.Fakat yaşamı bir sanat eserine dahil etmenin gerekliliği, şiirin kendiliğindenliğinde doğdu.Yazıp çizip boyayıp kustuklarım bir devamlılığın da zorunluluğunu getirdiğinden yaşanmış ve yaşanılacak olacak her şey yazınlarımda kağıdın ölü bedenine köşe süsü olmaya devam edecek.Sevgilerle, artıklarımı sunuyorum %100 malt.
Sinematografik Mahvoluş Bazı estetize edilmiş fakat yılgın yaşantılardan söz edebilirim hakkında konuşulamayacak olan ama yaşanmış.Kendiliğinden başlayan serüven sırf anın görüntüsü için bile mahvoluş,estetiğin yaşama dahil olma halidir.Tanrıyla bütünleştiğin zaman bir antik yunan heykelinde tarih boyu ‘’şarap kanım ekmek etim!’’Bu benliğin yüceltmesiyken aslında bir yoksunluk hali bende ki.Ya da bir hay huy.Benlik daima yoksundur gündeliğinde, bu yansımasıdır acizliğin.Narsist Freud, Yüzyıl adamı.Çocuğum ne der bilemem ama alkolizm eşiği her zaman her şeyden önde, kurguladığım bir yaşamın ham maddesi olarak ve ham madde aynı zamanda bir bitişin hammı.Hayat ikirciklidir,şaşırmamak gerek bazı şeylerin fetişizmi manukyandan hatıra.Seçimleri algılayamıyorum sınırsız zihnin evrenle bütünleştiği dakikada o yüzden hep bilmem bir şeyleri seçerim,bedelini düşünmem bunun ciddiyetini algılayamamışımdır.Tanımlar üzerinden gidilen yol çıkmazken evimin sokağına, bazen bilincim kapanıyor, hangi düzlem o? Olmayan kendinden geçme hali, anlık aydınlanmalar hayatı eğip bükmek bu sayede ilerlemek.Tanrım her şey ikilik ben bu varoluşu ne yapayım?Yakınma halinden çok uzak bir hal bu sadece ne yapılacağı meçhul varoluşu yine kendi üstünden tanımlamak.Bir nihilizm söz konusu değil. Kurgusal bir düzlemde:
Geceden kalmalıklara haykırdığım Ayna tutulmuş pislik,hezeyan,bok. Kırıntı sadece, küçülmüş ve kendi içine sıkışmış benlik Son yemek kutsal ekmek şarap kurtarır meseleleri Mesele bariz bir ağıt, aşırı sevilmiş- bom! Felaket fetişistileri ve ağlaklar ve asiler Masadaki hoş kız veda manyağı, kırmızı göz. Kaldırımlara tatlı gelmek o gerçekten o gerçeğe arada Bir saniye var!
Varoşlarla kent oğlanları arasında bir sokak. Seviştiğim bireycikler tohumlanıp patlamış şehri doldurmuş Aktarılan bir tanrı lanetiyle Meniler diz boyu,şehveti anlatmaz Acıya yansır, Bu seçimin cezası ağır olacak Ancak yıllar sonra gelen fakat çok önce başlayan İntihar gibi. Başladığı yerde. Orada.
Tırmanmaya Devam et İnsanlığın tüm soyları, ıslak bir bedenin üstünde ışıl ışıl parlıyor.Her hangi bir sevişmenin meşruluğu baki kılınınca ergenlerin rüyaları bir yerlere ulaştırabilir hazzın doruğunun iklimini.Yerin üstünde var olmaya mecbur acizliğimle yaz rüyasının ortasında kuma doğru eriyorum ardından deniz kutsayacaktır insan varoluşunun bu denli aptallığı içindeki mutluluğunu, öyle olmak isteyecektir deniz, kendi olmaktan çıkıp insan olmayı dileyecektir ayın üzerine yansımasından sıkılıp.Bir gölgeyi sırtlamak, onun ardında kalmak olduğundan gün gelip fesh edince kendi kendini oluştan; zafer, ıslak bedenimin üstünde zirveye ulaştığı halde tırmanmaya devam eden dağcının olacaktır.Felsefesi gereği.Hezeyanın buyruğu. Yüzeyinde kaldığım imgeler anlatının esiri olmama beyanını vermiş nur taneleri nitekim yazıp ettiklerim bir nevi indirgeme, çizdiklerim ise kendi kendilerini oluşturan düş parçasından bazıları.Okuyup ağla bu şafakta girip çıkıp yine girdiğin süsü olmayan boşluklara.Son sözler prospektüste yazar. Soğuk içiniz. Bağlam:
Dünyaya ramak kala Henüz doğmadığım yerlerde Hezeyan fırtınasında gül perçinliyorum Gettolarımın köşede uyuştuğu gecelerin Sabahına varamadan. Prospektüsü son söz olan Ölümün sık duraklarında, nokta duraklarında Soğuk içiniz yankılanır Mecbur akan kan sur’a fısıldar Artığında beynimin.
Posa! Posa ! bir melankolinin Devamı niteliğinde bedenimin sıvılaşıp Aktığı yatak, kutsallığı büyütür Bekleme salonunda. Bundan ibarettir tanık olduğum Çıkar sevişmesi. Bas bariz bir sakinlik, almış beni Öyle bitkisel bi’ durumlarda yeraltının Kıymasını çektiğim mekanlarda Bilinmezlik güncedir uzanır ta güncelime Coşkusunu veremediğim artık ondan eser kalmayan Bayat ressamların dolgun ve renkli resimlerinde Bak oralara Henüz doğmadığım bir zamanda Dünyanın silüeti oradadır. Bayat,dolgun.
2Başlangıcın aksine zamansız gecelerde O’ndan önce ve temize çekildikten sonra sol kol Trenlerin günah taşıdığı paralellerden Tüm olasılıklardan çaresiz, Bir affı kundakladığım konakta Rüsva anların değeri gökte yol buldurucu Ama Üstünden çok zaman geçti bütünsüzlüğün Yinelenen günahlar peşkeş çekileli çok olmuştu Yüceliğinde eksenin Aynı yüce şimdi her şeyi mübah kıldı Yol buldurucu dönemeyeceğimi söyledi Kutsallar gerileli pek takvim ilerledi Bilinç Kustu.
Keyfe Keder Yazın/Yaşantı Zihnin sınırları,bedenin sınırları sonsuz.Zihin başlangıçsız zamanın kökünden aldığı çiğ süt ebediyeten dağıldı bedene.Fakat yaratımsız.Bazen yolda yürürken mekanı kaybederim, faniliğin sınırları aşınır. (background müzik: Eternity a day) İllüzyonun gerçek karşısındaki mutlak galibiyeti.Hormonların mutlak belirleyiciliği ve dünyanın determinizme kayan duruşunun insanı boğması onu nefessiz bırakırcasına üstüne çullanıp gündelik yaşam ve bilime bağımlı yapması berbat.Bu denli kopuk ve reddedici bir tavır almam seçilmeye ve ya seçiciliğe hep uçta bir yaşamın içinde olmamın sebeplerinden değil mi.O yaşamın içindeyken dahi onu arzulamam bir yerde hep gündeliğe zıt ve karşı olmam demek ile aynı anlamı taşıyor.Fonetik düzen çekici,duyum her şey.Fakat bir o kadar içerik zıtta zıt olsa bile felsefeyi de geçerli kılıyor.Felsefe de çelişkiyi geçerli ve yaratıcı kılıyor.İnsanı doğumundan itibaren çelişki olarak duyumsuyorum.Bu her insan için böyle.Aynı durum evren içinde geçerli.İnsanı evren olarak ele alıyorum. Ama yine durgun ve çekilmezim.Yazdıklarım bilinç akışından öteye geçmiyor,bilinç de kıymıktan başka bir ‘durum’ değil.Bu sebeptir ki yazmalarım bir vakit geçirme değil aksine katlanılmaz bir bilinçlilik halinin dayanılır kılınması.Tezer’in dediği gibi ‘’yeryüzüne dayanabilmek için yazıyorum.’’ Bellekte bozulma, Birkaç yüzyıl kayıp Delüzyon akabinde sur’a üfleniş Ve kıymetin yitmesi akışa müdahalede Yaşam gelemez,buna gelemez bu odaya tekrarlar 2.durumlar 2.olasılıklar, o halde yanlışlıyorum suretini korkuların
Ve bana düşen avunma: Anların izdüşümüdür bu toplanın! Ayrıcalıksız olanın lüx’ünün belirdiği yerde
Tanrı’nın bahşı gibi gülümser bunlar öğleyin Kuşların kurak arazide dansı, bereket dansı, bahş-! Anların soluklanışıdır bu, soluşu, ona yalnız durup eşlik edilmesi gereken Sinematografik mahvoluşlar benzeri Mutfağın belleği, dostaların olduğu vakit ufak neşe kıprantıları İlahidir bu, ilahi şaşkınlık Patolojik bir düşleme Ve onun dahi parçalandığı vakit Sana gelen sarhoş uğurlaması Mahvoluş makamında. O ‘değer’ de. (alman saflık yasası sundu.)
3Zaman; yerle gök arasında Tekerrürün baki kılındığı acımasızlık Pençesine takılmanın çulsuzluğun Sonrası uydurma heveslerden,avunmalardan Kandırılmışlıktan, bir değersizlik göstergesidir Yaşamda kalmak artık ikiliğin her şeye Yerle göğe,empoze edilmesidir Dişilikle erkekliğin, durmanın ve gitmenin Koşullar kötücül çıkarımı geçersiz mantık Kafiye yok ellerini gülmek için araç olarak kullan Kaldır,ağzına götür ve indir.Beynini yok et. Yine yaşam, ilk nefesinde kandırılmış Bir günahın kurbanı cefasını çekecek bir bedene Mahkum, süzülürken ve yaşam salınan bir yaprak değil Onun yükü güneşe dönüp durmak,laneti,küfürleri Kendini kırk yardığın zaman hiçbir bok çıkmıyor Altından, samanda bir iğne.Altın olsa neye yarar Şimdi an keşmekeşliğin ve acizliğin aynası Bir fahişenin pahalı içkisi o gecenin değeridir Bayat tütün,gecenin değeri uyuşmuşlukla yüzyılın müptelalığıyla Edeb’den edebiyattan uzak sohbet ağzı lağım kokulu Kabız şairlere kalmış.Bunların hepsini bir çocuk demiş.
4Açılan lağımın bir toplumun uçkuru olduğunu biliyorum Ve ya çat! Sesiyle açılan kırmızının birilerinin kulaklarını Çok görmüşlükle kanattığını ve içine battığını İçime dönük düzlemdeki gözlemlerimle Bir ufka doğru değil trenin içinde tünelin sonunda Kaybolmaya yeltelenen o çocuğu Hoş karşılıyorum. ‘’Dostum naber’’ bazen çekicidir Ve itiraflarım doğru yolda olmadığımın simgesel ve pratikteki Haklılığını muzipliklerimle İnandırıyorum o insanlara Hep inandırmaya çalışıp gün eşiği pencerede bitik Yataktan çıkma ve ağla o kafiyeyi kaybet sonra Süregelen parasızlığın ekonominin her şeye vurumu Bizzat bir kahvehane de bizzat kaybedilmiş bizzat gecenin 3 ündeki tekel yapmasan bir soygun Alır cebindeki son paranı Dibe not. - Yabancı bedenin açlığında; Kendiliğindenin getirdiği noktasız yer Şiiri yama yapar imgesel mastürbasyonlarına Onu bahane eder, kendi kuyusunda Kana kana su içememeye
Nafiliğin siktiri boktanlığına, avunmaya Bir sözle dünyayı çiğneyip atmaya- anında, hiç!-
(not-1)
Gidilebilen iki nokta arasında mekik dokumak Hep gitmek istediğim evler,geri dönüşe gebe kalıyor henüz ben kapı eşiğindeyken.Yaşamın mahzeninde yıllandığım o günlerde,başa dönüşler paradoksal biçime dönüştüğünde bende artık başlangıcın gerisine gitmeyi umuyorum amansız düzeltebilmek ve çarpıp toplayabilmek için irrasyonalitesini döngünün.Kelimlerin sınırları içindeyken halbuki, hangi değişim beraberinde getirir özgürlüğü. Vaad edilen besbelli bir yalandı,akıyorum.Düşselin içinde yaşarken illüzyondan başka bir şey değildi benimkisi.Normali çok özlüyorum, normal olan ne varsa kafka’nın mektuplarını okurken pencerelerin kıskancında gökyüzünü izlerken.Mahzen apaçık,hepimizin içinde vakit öldürdüğü açık alan sıkıntılar büyütüyor alaşağı edip keyfin sunduklarını.Kederdir hepsi ama kapkaradan uzak çocukların kandırıldığı.Yaşlılık senfonisinde güncelerim enerjisizliğin parkında akşamüstü oturmalarının beklentisizliğinde somut hayal kırıklıklarını içerliyor.Gün yine de batar nasıl olsa vurdumduymazlığı beni alıkoyan her şeyden.Düzeliyorum düzeliyorum, sıkıntı dünyaya genleşip yayılsa da, düzeliyorum düzeliyorum. Vaatsiz erişilmiş gül bahçelerinin Yıkıma yönelik arzusu, sessiz bekleyişi Arifesinde günün, kan kusulacak Dikenler boğulacak, insanın artık Yetinmeyişinde kul olmaktan, Ancak adem sefasını sürer Bir elinde sigarası budarken günahların Görkemli sefaletini güllerin Sabahın çiğinin parlak yansımalarından Hayatın manik evresinden, uyuşulmaya / Gidilen o mahzun köşede.
5- Terk edilmiş yoksul An Sahil kentlerinin yoksunluğa çalan Geri dönüş çanları,zaptolmayış havanın seni Deliliğe sevkinde başlar Kokum olsa olsa var ise, tekedilmiş mahalle Taş,çimento ve samandır. Bu sakinliğin getirdiği cezanın faize bindirilip Yüzü koyun yatırılmış hallerde Ağır ilaçlarla uyuşmak zaman denen uyku biriminden Rüya atmosferi çıkışına yatay bir kara deliktir. Orda yankılanır hiçbiyere sığmayan yaşamın Tek olmadığını anımsatan sloganları ‘’hayal gücünü tahta geçirin!’’ İnsansızlığın hakimiyetsizliğinde Islık artık çağrısıdır benimseyici Yürüyüşlerin peşisıra gelen kafiyesiz Durumda Ayık kalamıyorum çünkü hep yakarıyorum Meçhul şeylere. Gururundan gülmeyen dünya Vücudum zayıf soluk bir teşhir ürünü Kendi döngüselliğinde savrulup duran Yanlış yaratımla sonuçlanan öz
Kaza eseri doğan istenmeyen bebek gibi Fazlasını arama veya ‘’Don’t try.’’
6Delik deşik tapınağı, Kalem kime kırılacaksa bu şekilde Asılmış bir papaz süregelen sıkıntının Buhar olup –beyin alt üstKayıp bir dengenin çağrısını göğe ulaştırma Hükmüyle tanrıyla kısa aranje oyunu İlahi seneryo çıkarımsız mahvoluştan bile öte İçimde keyif kahya bir de dün geceki ‘’one night stand’’ imanı Fakat obsesifliği anlatır ikilemler arasında Taş kağıt bok oynamak, yakarışlar cabası Vaktinde gitme zamanı hep görünür hep geri dönüş İlerisi olmayan melonkoli noktayı koyar çizginin üstüne Çizgi şeklindeki kadere Dahil olamayışa.
AnlatÄąlar ve Kalanlar
Yeşilin başladığı yerdeyim.Boşluğun vaadinin düşünce ve kendinde bir uyanış olması,yeşilin,şimdi olduğum uyanmış doğanın devri neticesinde başladı.Doğanın uyanışı melankolidir ve bazı akıl yürütmeler çevrimdışı olduğunda kendine uyanış kendine kıyışın düzleminde varoluşa mesafe alarak gerçekleşen felsefi bir eylemin bizzat eseri olarak vuku bulur uyanıklıkta.Pavase’nin romanı canlanıyor odanın köşesinde onun seyri dumanı tavana üfleyerek içilmiş çok düşünülmüş bir gecenin anlık görüntüleridir.Yaşamı da bu anlık görüntüler üzerinden tanımlamak bir yerde yaşamın hiçlik değerini alması değil midir?Anlık görüntülerden oluşan yaşam imajların ve imgelerin oluşturduğu bir evrende tek başına var oluyor.İndirgeme olmaktan çok uzak yüce bir değeri anımsatıyor artık.Bir kaç patırtı,güzel sevişmeler,yan odayı uyandırmadan tokuşturulan kadehler,bilindik olmayan bedenler gecenin adeta penceresi oluyor.Yolun kendine ait bilişimsiz zamanında, zaman da uzun yaz günlerinin hiç geçmeyen öğle saatlerinde benim için ‘ne idüğü belirsiz’ kavramdan öteye geçmiyor.Bende vakitleri açtığım biraya indirgeyip çakırlığımı zaman dilimi yapıp ona göre uyuyorum geceleri.Akıl almıyor yaşananı, akıl farklı,öte de, bana ırak kavramların can sıkıcılığından biri sadece.Akıl aktif olduğu vakit elimi olumu napacağımı bilemiyorum.Bu Kerouac’ta ‘’elimizi kolumuzu ne yapacağımızı bilmediğimiz için sigara içiyoruz’’ cümlesiyle aynı evrenden kopmuş bir alışkanlık veya bir noksanlık.Çadırın hararetli sıcağında günün başına uyanıyorum.Serin denizlerde kardeşi okyanusu selamlıyorum.Dün gece çadırımda genç bir ten vardı.Diri, bana unuttuğum canlılığı geri verdi ben de onu,diriliği ve canlılığı kutsal yapıp öpüp başıma koydum ne yapacağımı bilemedim sonra.Hararetli başladı bu yüzden günün başı, kaldığım yerden de başlamadı günün sonu.Yerleşiğin boyunduruğundan kurtulmak bir bütüne ulaşmak devinimi, zaten yaşamda olan devinimi, göz önüne çıkartır.Günler bittiği yerden başlamaz bu sebepten.Bir çocuk demiş.
Kocaeli/Kandıra yol
Sakinliğin kusursuz güncesi, ak yüzünü kızıla bahşetmiş bir maske örneği bu öğle saati.Kötücül yerler ve kötücül mekanlardan adım dahi atmaksızın dört duvarın ve dört insanın esiri amatem soluğu uyutan yatağım var.Müzik yok resim yok ve apaçık dünyanın acıdan yükselen betonlarının balkonları,hep avunulan o balkonlar, burada yok.Fakat çocukluğuma ayna tutan çizgi karakterli masamda mezarından yeni kalkmış herkesi ağırlıyorum.Hoş geldiniz uyanmış insanlar.Hayatımdan geçmiş nice uyanık insanlar, bir gece yarısı en el hak nidalarıyla sokaklara koştuğumuz hararetli ve yüksek sesimizle caddeden geçen toplulukları,o yürümekte olan,habersiz,bildirileri çiğneyip geçen toplulukları ne denli rahatsız ettiğimizi hatırlayınca bir kez daha hepimiz adına sevinçle havalara uçuyorum daktilonun başında.Ben herhangi bir yüzyıldayım.Herhangi bir yerdeyim ama gitmek istediğim gidince de tekrar gitmek istediğim yerler var hep arzuladığım.Kokan bir evim de var,bazı günler ilham perilerimin içinde oynaştığı,pisliklere alışkınlar fakat yüzleri nurla aydınlanmış olan.Aydınlıkları ışık tutuyor bu sebeple yazınıma ama ama onlara borçlu değilim bunu yalnız oyun oynuyorum perdelerim de sökülü zaten tüm komşularım beni balkondan atma isteklerini gülümseyerek alkış tutarak söylüyorlar bana.Bende: benim adımlarım sessiz dostlar,yürürken niceleyin evde bir öteye bir buraya afakanlarım bastığında, sizleri ayak seslerimle rahatsız etmiyorum veya damlaya musluklarım yok fazla paranoyam sebebiyle sakladığım bir giz,eşya,ayna,kapı deliğimde yok.Bağışlayın beni kapısı kapalı komşular zaten oralardan bakarız görmediğimiz birbirimize. Köşebaşlarındakileri lanetleyen insancıklar, ne uzaksınız yeryüzünden ağlayan kediden bir habersiniz kendi uydurduğunuz yalandan şatolarınızda ve plastik hayatınızda.Ben hep söylenmişi yazan klişe biriyim,olsun.Bir daha bir daha bunları okuyun.Vücudumun diri olduğunu biliyorum ve herkese dirilik diliyorum.Fakat irade inata benziyor ala şafakta.Beyaz ve sakin yerlerden çıkma düşlerimde aydınlığı arıyorum bir ağaçtan başkasını değil.Kötü alışkanlıkları büyütüp tanrıya yeryüzünde olanları ulaştıran uzun ağacı,dirhem dirhem azalmamı bilinmeze olan tutkumu ve şu sıralar yoğun geçen öfkemi sentezleyip güzelliği arkadaşlarıyla paylaşacak o canlıyı.Konuk ettiklerimin yapamadığı havariliği artık bir insandan beklemiyorum dünyaya fırlatılmış insanlardan tanrının sevmediği o insanlardan her hangi bir kötücüllükten
başka bir şey beklemiyorum.Kötücüllük ancak yazınımı besler.Uzaya da gidildi,fazla zamanımız yok hepsi bilinç akışı veya olmayan bir örgü çoktandır.
Işık sızıyor onun oyunu bu.Işığın sızısı benden içre ahenkli dansıyla yansırken gözüme,varoluş düzlemine epey var yolumuz.Bir ayrıştırma yaptıklarım,yaşantılarım arayış öncesinde anımsama kaybolurken benliğim ilk ışık sızısında günün.Var-oluşu yokluk üzerinden tanımlıyorum nedendir ki hep biraz daha hiç’e kayışım.Faili apaçık öndedir; bir varlık derecelendirmesinde yalnızca kelime olarak bildiğimiz imgelerin,varlığın, yokluk karşısında ikinci durumda olması onun hep biraz alt, yokluk müjdecisi hiç’in hep biraz benliği selamlar duruşu,katmanları,kabukları.İnsanlığın yanılgısı bu çıtayı yanlış koymaktı halen devam etmekteki yanılgısı.Hep tanım peşinde soluksuz koşmak,koşarken tökezleyip düşmeyi anlatır insanın tarihi hep önceden söylenmişlerin kozmosun bir kenarındaki bağırışın diktesini alıntılarken.Benim yaptığım ise ne olabilir burada oturmuş sanki C. Nin yazgısı zamanın geçişini küllüklerin dolup boşalışından anlaması gibi zamansızlık ve yüzyılın patolojisinin kıyısında durmuş pıtır pıtır yazarken çok yaşanmışları çıkartıp atmaya çalışmaktan öte.Burada bana kalan yalnız havanın toksik sigara ve bayat biranın birde fazla oksijenini kusan demir başlıklı yatağın bir önceki geceden kalma vazelin ve çürük sperm kokusunu sanki geleceğin bir ayağı çukurda şarkısını söyler gibi soluk yollarımı kesilemesi.Bir patoloji de bu işte yıkıma dayalı gündeliğin selam verir gibi insanların birbirine ışıldak bıçaklar fırlatması.Uzak bir bakış bu gündeliğe,mesafeli temkinli fakat emin olmaktan çok uzakta Sartre’ın salınışı gibi yabancılaşmanın öznesi olduğu vakit.Ona varoluşçu düşlerinden bahset fakat o yanlış anlasın özgürlük şevkine gelip seks-drug ikileminde gerçeklerden uzaklaştırıp aklı uçkurunda yaşamı yıkıcı bir zevk-zevkten öte,zevk olmayan- olarak tadımlasın makamında.İlk gençlikte sınırları çizilmeyen çoğu gencin deneyimlediği bir sorumsuz özgürlük sanrısıdır bu tanıdığım uzun zamandır. Terapilerin bana anlatamadıkları barizdir.Hep bir alıntıyla süslenlenmiş kişisel gelişim zırvalıkları toplumsallıktan öte şekillenirken bana söylenen sözlerin ekosunda, eko-eko! Kurtulunan zincirlerin sana tekrar vaad edilmesidir tüm olay.Rahatlık uğruna gösterilmesidir kafeslerin veya evlerin,oldum olası bana gösterilen benim çıkıp gitmek istediğim.Ve şimdi tekrar tekrar göğe çıkartılıyor tüm acınasılık tıpkı bir ödül gibi koyuluyor tekrar önüme.Terapinin bilmediği şey gündelik yaşamın,katılaşan zamanın sıkıntısı.Bir duyumdur bu sezilemektir ve bu sıkıntı benliğin içine erimiştir.Yaratan ve yaratılandan
birbirinden ayrılamayacak olan nimet nitelemesidir alıştığım ve katı zamanı tersyüz etmek yoluyla sabahtan akşama alkolizm sentezidir. ‘’Tanrı’nın olmadığı yerde her şey mubahtır.’’ Günah işlendiği an seyrine dalıyorum sefası beni büyülüyor.Bazen küçük bazen büyük açıyorum fakat çulsuzluğun bini bin para hep kutsadığım varoşların içine ilerlerim bu günahın arifesinde veyahut onu içselleştirirken ortak paydada toplarım yaşamın esrik kuyusunun matematiksel kozmosun sezisine.Üretiğim manyağı benliğin yakıtı anksiyetik düş ağrılarından başka bir şey değil.Anlatılarım 0 noktasından oluşuyor.Sıfırın ekseninde bir yaşam Tanrı’nın boyunduruğundan öte varlığı kabul fakat ondan uzakta bir reddedişin hikayesi bu.Bir çocuk anlatmış.