Skip to main content

Beatnik Fanzin 5

Page 1

Bölüm 1: AYSENUR CENGIZ Insanların ne düşündüğünü bilmek istemiyorum zor olduğunu düşünmüyorum tahammül etmenin Gökkuşağı görünmüyorken de hissetmenin bir kediyi okşamanın kaçmanın. ölümün. Ama ben her gün dirilip ölüyorum gözlerimi dikmek istiyorum hiçbir şeyi görmemek bayağılaşmak. Herkes gibi olmamak bir lanet Yeşil bir fanilaya benzemesi gözlerinin -ve hiç kapatılmayan konuşma çizgileriAğlayamamak bir lanet birine yardım etmeden öylece geçip gitmek gibi Bir damla tuzlu su bile öldürebilir beni. Ama beni öldürüp diriltenler için ölümsüz olacağım Aziz Sylvia'nın deyişiyle Her şeyin bir bedeli vardır çünkü Yara izlerime bakmanın. dokunmanın. Arkada Arianna Savall çalarken Özgün olmak gibi bir kaygım yok benim Kendime ozguyum yalnızca Yalnız ve kendine özgü ama asla özgür değil Sınırlı bir varlığın hicbir özelliği sınırsız olamaz. Sevgi ve inanç hariç. güven ve itaat. öfke ve korku. Güneş ışınlarının kirpiklere değmesi olayı. -Didemle konuşmuyorum.


Bölüm 2: ÖNER FIRAT TARAKCI Tüm olguları yeni baştan öğretiyorum,sanki çok görmüş ruhuma.Bak 3.yudum uçuş bu,damağındaki tat mutluluk. Bunlar senin ellerin, bu vücudun,bu yüzün,kaşın gözün… Sakinlik oturduğun taş zemin, her şekilde medite edebilirsin kendini,oturup yalnız sigara içerek yalnız dumana bakarak-bir ritüel-Delirmemek için yazmalısın.Durduğunda geriye doğru akan şey zamandır,çok kişi kırıştı ama sen bir parazitsin sana işlemez. Bu yüzler insanlarındır,seni etkilemelerine izin verme. Ki uyanıp bakabilesin Ki bütün olsun toprakla suyla ve gökle En basit hazları öğretiyorum kendime-tekrar bilmeliyim bunları- ve ne kadar yükselttiysem çıtamı şimdi indirmeliyim. En sade haliyle de yazıyorum şimdi,kalan tortular kafamın arkasında,bir gün bana takıntı ve ölümün en saf halini sunacak,sunsun.Ne eksik Ne fazla! … Sadece bilincim var boşlukta,beni yataklara düşüren şeyde bu.Nesnelerle dolu bir dünyada bedenim yok.Bedenimi hiçbir olgu tanımlayamıyor.Onu tanıyamıyorum.Ruhum kullanamıyor onu.Ben yine bir düşünceyim. -------

------------------------------------------------------------------

Senin ölümün yalnızca bir istatiksel değer’ 68 ölü! İnsan yaşamının hiçe sayıldığı bu gün,her köşe anne feryadı ile doluysa ve kan ağlıyorsak,sokaklar tecavüz ve kir kokuyorsa;özgür bir yaşam düşü için ve düş yolcuları içinÖrgütlen,sadece bakıp suça dahil Olma!


Bölüm 3: KAAN SINAN

Dazed And Confused Terli göğüslerde kaygan olur sıska penis, kayar durur Gece soğuk geçer ve kimse mutluluk dilemez tanrıdan Hatunlar ibne sever, ibneler de ibne sever – ne olmuş? Bacaktan enjekte edilen eroin sosyete karısı kadar bekletir Sersem gibisindir uzun zamandır ve kafan karmakarışıktır Jake Holmes en kıyağını söyler zaten, ışıklar üzerine kapanır Şeytanıyla öpüşmeden önce kadının kendisiyle yatamazsın Çünkü istenmek isterler ve boktan alışkanlık sevgiye döner Yol meselesi saçmalık gelir insana, kendinden kaçamadığında Bavul toplamayı öğrenmek zaman alır – şiirleri terk etmek daha kolay Bütün yüzlerin çirkin görünmeye başladığı bir dönem vardır Ve yalnızca kafası çalışanlar yaşamın buna değmeyeceğini kavrayabilir


Bölüm 4: SINEM SIVAS - Depresyon halleri Günlerden pazardı ve artık tatilimin son saatleriydi. Bekliyordum, ölümü bekler gibi. Söylenmemiş sözler kaldı mı diye düşündüm. Ha olsa ben mi söyleyecektim . Bilmem. Girmiştim o hiç istemediğim aşağılık kompleksine. Aklıma karıncalar geldi huzurum kaçtı. Nedendir bilmem son günlerde karıncalara sardım. Her fırsatta yollarını kesiyorum, nerelere gittiklerini takip ediyorum. Bende kokularla ilerlerim ya ,diyip düşüyorum. Ha ha ha ne komik ama. Yetti diyip son besteme geçiyorum yeni şeyler denedikçe iğrençleşiyor. Sonra Chopin de ilk yazdığını beğenmez sonra geri ilk yazdığına dönermiş diyip devam ediyorum. Tekrarı olmayan döngüde müzik hep aynı. Kafamın içindeki o kromatik sesler durmalı artık, en azından hayatım da kromatik olana kadar. Tezer’e sinirleniyorum bir anda sonra kıskanıyorum. Ne yapacağını bilmez boş beleş bir insan oluyorum. Duymuyorum artık o sürekli kendini anlatan insanları onlar konuşurken arkaya bir müzik alıp rtük gibi sansürlüyorum. Üzgünüm yettiniz. Sevmiyorum artık naiflikten susmayı neyse düşündüğüm direk söyleyiveriyorum. Görünmez olmadığımı herkese hissettiriyorum. Ah ne kadar acizim! Klavye başında ahkam kesip ruhumla kavga ediyorum. Deliyorum.. Bu


deliliği en son Hakan Günday’ın “Daha” romanında rastlamıştım. İnsanlar üzerinde deney yapmayı o kitap katmıştı bana. Helva kavurmayı da. Ah Gaza ne bileyim sonum sana benzemez umarım. Okuyan kişi, sende kendinle kavga eder misin? Ya da aylarca saklanmak ister misin? Kafandaki sesi susturmak istemez misin? Çok basit şimdi aynı anda çığlık atıyoruz, bir anlık içimizdeki sesi unutuyoruz. Evet çay bitiyor.. Eğer tümden sussun istiyorsanız sadece bir kurşuna bakar. Tercih sizin.


Bölüm 5: ALPER OZGUR COSGUN KEDER Damarlarımda dolaşan alkol Beynime nüfuz eder, Kasvetli gecenin, loş ışığında Oturur keder. Muhabbetleşiriz an be an Dünya yansa bize mi? Kuşlar hiç ötmese kime ne. İnsanlık son bulsa da hiç değil Sadece o an kelimeler dökülür ağızdan. Gerçek kelimeler, kutsal cümleler Daha önce her şey boşunaymış gibi. Ağlamaya başlarım. Yağmur şiddetli, Tüm dünyaya yağmur yağıyor şimdi. Bütün dünya arınmalı, temizlenmeli. İnsanlar sokaklara dökülüyor. Göze çarpan detay ise bazıları şemsiyeli.


Bölüm 6: OGULCAN DONMEZ Birkaç adımda eğri ve dikey duygular ve biraz yalnızlık Ankara’nın pek de bilinmeyen bir semtinin Şehrin bitki örtüsü haline gelmiş kaldırım taşının üstünde Muhammed den daha uzun bir sokak fenerinin altında dolanırken Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen beynimde oluşmayan gözlerinin yarattığı hırs ile ettiğim yüksek sesli küfürden olmalı yan apartmandan çıkan ve bana serseri gözüyle bakan meraklı gözler halbuki birinden hoşlanmaya başlamak için olması gereken sürenin onbinde biri gibi kısa bir sürede oluşan bu hissin bedenimde ve ruhumda yarattığı etki doğumumdan beri kendime aitliğinden emin olduğum ama bulamadığım bir parçanın ortaya çıkışının yarattığı sevinç ve hüzün arasında gidip gelen bir çarpışmayı temsil ediyor kazananı olmayan ama beni yoran bir çarpışma.Bir gün belki kurtarıcı olursun İsa gibi arafta süzülen ruhuma ve özgürleşen ruhlarımız karşı karşıyayken kelimelerimiz sevişmeye başlar masanın biraz üstünde.Ve o hatırlamaya çalıştığım gözlerin karşımda olursa her daim insanların ön yargılarının dışarısında kalırım belki kaldırım taşlarının üstünde hayalinle büyülenirken.Gerçeklerden uzak hayal dünyam ve onun yapı taşı Zihnim nedensizce bizi ayrılmaz bir parça olarak tanımlıyor aklıma.Şehrin insanlarının Kızılay olarak adlandırdığı ama devletin kültür asimilizasyonu politikasından olsa gerek ismini anımsayamayacağım kadar saçma bir semtin ara sokağında yıkık bir binaya göre ihtişamlı 19.yüzyıl Avrupa’sını sarsan düşüncenin Türkiye’de ki temsilci partisine ait olan bu kafeye son girişim olucağını kestirmem beynimi fazla yormadı.Gittiğim mekanları gittiğim insanlarla özdeşleştirmem saçma alışkanlıklarımın başlıcalarından biriydi sadece.Birbirini yeni tanıyan iki insana göre fazla iddialı 2 saatin ardından kısa bir vedalaşma elde kalan düşünceli bir erkek ve aklındakini çıkartamayacak kadar kendini güçsüz hisseden bir kadın. Aslında yardım edebilir ve yeni bir hikaye ortaya çıkartmak mümkün olabilir bir durum bulunurken bir gün biri için fazla yorulursunuz ve sonra gücünüz kalmaz denilen şeyi damarlarımda hissettim gözlerine bakarken bile bütün gücümü kaybetmiştim.Günümüz saçmalıklarının arasında birini sevmek yada bir ilişki yaşamak son derece aptal bir meziyet olması kadına hissettiğim duygular karşısında ebeveynlerin çocuklara verdiği anlamsız nutuklardan saçma bir cümle gibi kalması belki bedenimi sarsan gerçeğe götüren yoldu.Ardından kaçınılmaz bekleyiş duygusunu tattım milisaniyelerce dakikalarca günlerce tek bir mesaj yada bir aramayı bir işçinin birkaç aylık maaşıyla alabileceği bir telefona bakarak.12 saat çalışan bir işçinin asgari ücret denilen o saçmalığa muhtaç kalmasından bile öte bir parça umut kırıntısı için çaba göstermek ve çalışmak gereksiniminin yanında kalp ve beden yorgunluğum beni her nefesimin sonuncusunu alıyormuş hissine bırakıyordu.Kim bilir belki Ömer Seyfettin gibi bedenim bi kadavra olur mürekkeple boyanmış kelimelerim kağıtların içinde usulca dururken.Bir tecavüzcü yada bir hırsız gibi kadavra olarak değerlendirilirim.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Beatnik Fanzin 5 by beatnikfanzin - Issuu