BEATNİK FANZİN Temmuz/2020
user [Tarih]
-Nilgün’ün kendini attığı KAT:8
Temel dĂźstur: ex nihilo nihil est
Hep bir ‘değişim’ arzusu içinde olmak da yalnız arzulamanın tatminini sağlar. Tek düzeliğe saplı,dünyaya ters yaşamda. - Öner Fırat Tarakçı
KAVRAMLARA GİRİŞ- 101 Çarpımı kendini yok eden bir halin sürekliliği meçhul anlardan devamın mecbur kılınmasına evrildim - yol Devamın mecburunun iki getirisi oldu gündelik yaşamın parçalanışı akabinde ya tekrar bir uyum ve onun hediyesi rahatlık yada durumun tekrar mecburu Kutsal beni içinde dağılmak suretiyle o gün başından o gün sonuna devindirirken ben boş bakışlı bir fermanı boş boş oturup hiç bir şey yapmazken araladım bir de evrenin gizi - Ben Zerdüşt Anlık aydınlanmaların imaj ve imgelerin kısrağında çöl sıcağında kendine hak görülmüş o yolda ilerlerken akabinde sıfır noktasının vaadi. Adeta - vaatsizlik Beni yaralayani öpmek kızan denizin,tanrının yansıması bir sufi mirası - yüce Işığın oyunu, yansıma şerit şerit benden içre iken fısıldanır büyü: Kendiliğinden -Akış Sorarsan nasıl tahammül edeceğim hayata olmuyor olmuyor ne yaptım olmuyor İşte senin kaybın akış senin şifan bir çocuk şifası: kendiliğinden Teke indirgenmeyen dünyanın adeta bir-i -bütün ÖNER FIRAT TARAKÇI
Jim Morrison'a
Daha güzel sonlar biliyorum Jim, Daha özenli sonlar 27'sine değmeden bahşedilmiş intiharlar var Kızılderilileri ben de görüyorum Kanlar içinde değil, kahkahalar içinde Ve çölde değil, Bilinenlerle, bilinmeyenler arasındaki Kapıların eşiğinde uzanıyorlar Ellerinde Romalı mumlar Ellerinde Dionysos'un şarap tası Daha güzel sonlar biliyorum demiştim 27'sinde affedilmiş hayatlar Kısık gözlerinde masaya vurulmayı bekleyen maça ası Bunun seninle bir ilgisi yok Jim, Annesine aşık her adam Zaten öldürür babasını MEMOZAN
Yarım Kalmış Şiir
Hüznün içinde yüzüyorum, tıpkı ay ışığında boktan bir Çin tiyatrosu gibi ve geçip giden günlerim bağırsaklarını deşiyor aşkın ve gecenin odanın büyük bir kısmını kaplayan yayları bozuk yatakta uzanmış uyumuş numarası yapan kadının yorganı çekiştirmesine katlanıyorum her şeyi yarattığını söyleyen kankan bu kadına geldiğinde sarhoştu, biliyorum bu yüzden yalnız gökyüzünün çarpık ve yatay iniltisinde düzüyorum onu şarap parası kazandığım bahisleri anımsatıyor onunla olmak keşkeleriyle içten çürüyen sessiz zihinleri lanetliyoruz gün boyunca ve inanır mısın, kutsamıyor yalnız ruhumu gölgelerden fışkıran hiçbir melek çekip gidebilirdim, diye düşünüyorum – biraz dinlenebilmiş olsaydım ve tekrar dans edebilirdim çılgınca, sonsuzluğu yere düşürmeseydim neyin önemli olduğunu unutmuş olmasaydım, üşümeseydim eskisi gibi ve tekrar aşık olabilirdim, ve tekrar dalabilirdim ufuk çizgisindeki düşlere romantik ibnelerin dolunayında zom olup bir kadının ismini uluyabilirdim ve tekrar korkabilirdim yalnız yürürken, ve tekrar merak edebilirdim yaşam denilen boktan şey bu kadar zaman almasaydı Kaan SİNAN
Not/////////////////////////////////////////////
40 yaşı Vivaldi’nin 40’ın timsali hurafeler Anların çalınması,akışa müdahalenin günahı Tanrı’nın yeryüzünde kim kime? Baş başayız yaşanmış Saf hayatlarda hiçbir şeye ve her şeyin tohumuna zimmetli Susan çocuk anlatır ilaç ve kekre kokan paslı gecelerde Şehveti ve esrimeyi Biraz kaçınmak hep temkin bu bağlamda susuş, oturuş, eriyiş ( para yada…) tükeniş. Büyük harfli patolojisi hastalık olan 21.yy etim kemiğim sarmaşıklı buhran dumanı, demiryolları ve intiharlar Uzun uzadıya öğlen sonraları anılar yapmak, yaşamak bir de andan atmak Anın akışına ne cüret, Nilgün! Arkamda hastaık veya borç bırakıyorum siktiriboktan silah mavisi ve ağırlığı inlemer eşiği. İbadetlerim adeta gün boyu sönmeyen sigaralar açık eller hatrı boş kafalar! Tüm notalar İbranice artık tanrının 7. Gününde anlamsız ve kafiyesiz şiirler ona ama heo O’na. Kara kalem melodika.
Öner Fırat Tarakçı
Gözlerindeki Çatlamış Piramitler bugün çamur banyosuna yatıyorum sizi de davet etmek isterim açıkcası belki bazılarınız hayatı boyunca sövecektir bana yahut mezarıma dahi tükürmeye gelecektir taksiye parasını kıyıp garantisini veremem ancak sadece belirtmek isterim kapı ardındakileri onlarca karanfil arasından seçtiğim pireler ve asırlardır uyuyan düşüncelerle bahçedeki geceyi boğan karamsar düşüncelerimin kuruntularıdır, bu yansımalar anımsamak gerekirse yüzleşiyorum insana atılan bütün zerdaçal karışımı çamurlarla çocuklukta onlarca dedikodu arasında sürünen özgüven anladık sanarak koştuğumuz belirsiz hayat içtiğimiz suyu bile kendimize çok gördüğümüz boşluk içindeki zamanlar… gerçek üslubu bulduğumu sandığım onlarca çardakların arasında
bile sandım ki her hayat ideal bir portreydi bıkkın gözlerimde ama bahsettiğim karanfil göz ucuyla bile yeltenemedi bu portreye bakmaya kir ve pas olmadan, küçük çaplı hatalarımızı görmeye çalışan cahil kesimlere göre hepimiz birer hataya düşmüşüz halbuki onlara sorarsanız verilecek yanıt aynıdır hep kendilerine şart bildikleri bütün tabuların arkasında mağaraya saklanmış ilkel bir orangutan gibi görünür düşünceleri sanıyorum ki onlar ya çağımızın çok gerisinde kalmış ve bizi anlayamıyorlar veya gitmiştir çağımızın çok ilerisine bilmiyorlar geri gelmeyi şimdi ikrar adım oldu benim bütün kibar çevrelerden çıkarak sandıktan çıkardım boşluktan ibaret bilinen bütün gizlilikleri milyonlarca çöplük arasından seçilen kötülüklerim ve huzur vermeyen düşüncelerimle ammisaduga’dan venüs’e uçuyorum bugün Muhammet Öztürk
ALTI ÇİZİLEN Uygarlık doğal durumdan uzaklaşmaktır.Üst anlamda yabancılaşmak, soyutlanmaktır. ( Bu yüzden felsefe en üst uygarlaşma aracıdır.)
Çokluğu tek-bir kılmak değil, büyün zenginliği serimeleyecek anlamlı bir biçimde düzenlemektir. -Oruç Aruoba/ Yürüme
Biz gezginle, daima tenha bir yol ararken bir günü bitirdiğimiz yerde diğer bir güne başlamayız; hiçbir gündoğumu bizi günbatımının bıraktığı yerde bulamaz. Yeryüzü uyurken dahi biz seyehat ederiz.Biz dayanıklı bitkinin tohumlarıyız ve olgun ve dolgun olduğumuzda rüzgar bizi alır ve savurur. -Halil Cibran/ Ermiş
cibran oku, hafız!
"...yaşam Bir bir geziyorum ölümleri, gecenin bakışları arasında. sabah göğe yelken açıyorum, gündüzler tanımıyor beni nasılsa. aynalarda yürüyorum bazen, martılarla düşüyorum denize; dudaklarımı siliyor acılar. soluk alışımı duyamıyorum. sokak lambaları gibi geç yanıyorum. gölgeler yürümüyor artık. kıvrılan yollarda şarap lekeleri, sabahın ilk izi. ezanla dönüyor evine yüzü külrengi gececikler. kaç kuytuda paslanıyor yalnızlık? üşüyorum. gideceğim. Ve ben güzün ağlayacağım sulara çekileceğim dönerken balıkçılar yakamoz göreceğim dümensiz simsiyah gözleri öleceğim ve ben… " -Kaan İNCE ‘ nin anısına..