Issuu on Google+

iÇiNDEKiLER 4-5

16-17

12-15

4-5- Geleceğin Yeniden İnşaası

27- MEVSİM ÇİÇEĞİ (ŞİİR)

Edep Mektebi (SOHBET)

28-29- Gelincikler Açarken... (Mesut Doğan)

6- Edep mektebi Beyannamesi

30-Gökyüzünde Hissettiğim (ŞİİR)

7- Hoşça bak Zatına kim

31-GÖNÜL ÇAĞLAYANI (ŞİİR)

zübde-i alemsin Sen…(Arife Çakmaz)

32-SADAKA TAŞI (TARİH)

8- Sence Ne? (Naciye Betül BARUT)

33- ÇOCUK YAŞTAKİ ŞEHİTLERİMİZ

9- İŞTE EDEB BU;YÜZAKI EDEB MEKTEBİMİZ! (Muhammed Ali EŞMELİ (SEYRî)

(SEVDA BAHŞİ EDEBİYAT ÖĞRETMENİ)

10- Merhamet (Yakup Ümit BİÇER) 11- RUHUMUN MEMLEKETİ ( Esra DELİCE)

34-GERİ SAYIM BAŞLADI…

(Halil Beyazıt) 35- MERHAMET (Elif Demiç) 36- EDEB MEKTEBİ

12-15- TEKNOLOJİ YAYINCILIĞI

(Necmettin Güneş) şiir

ETKİLİYOR ( RÖPORTAJ)

37- İNSAN=KÜLTÜR VE KİTAP

16-17 EDEBİ SORDUK SÖYLEDİLER?

( Gizemnur Ceylan)

(RÖPORTAJ)

38- GÜN BİRLİK ve BERABERLİK GÜNÜDÜR (Ahmet SARICAOĞLU)

18- MERHAMET (Şiir) 19-ADAMLIK MI?

39-İNSANDA ÜÇLÜ TEZAHÜR ( RUH, AŞK VE NEFS)

(Afranur KANIBOL) YARIŞMA

(Yahya ALTUNKAYNAK)

20- DEĞİŞMEYEN DEĞERLER,

40- SİNEMA

DEĞİŞEN DAVRANIŞLAR (Nuray Ceylan)

41-GELENEKSEL TÜRK SANATI

21- Kültür Yozlaşması ve Apaçilik (Mustafa Serhat Alikanoğlu)

”EBRU SANATI” (Esra ELLİSEKİZ) SANAT

22-23-Muhyiddin İbn Arabî (PORTRE)

42-43- ELEŞTİRİYORUM, O HALDE VARIM! (Naciye Betül BARUT )

24- CAM BUĞUSUNDAKİ HAYAL

44-Kitap tanıtımı

25-HİCRET (Büşra Topçu)

45- Nükteler

26- HAYALLER (KÖŞE)

46- SORULAR

EDİTÖR EDİTÖR

M SAHİBİ: ASFA Ferda Koleji Adına MEHMET ALDANMAZ GENEL KOORDİNATÖR: Mesut DOĞAN YAZIİŞLERİ SORUMLUSU: İdris TEKİNBAŞ EDİTÖRLER: Arife ÇAKMAZ Halil BEYAZIT Esra DELİCE YAYIN KURULU: İdris TEKİNBAŞ Arife ÇAKMAZ Halil BEYAZIT Esra ELLİSEKİZ Ahmet SARICAOĞLU Gülcan GÖKTAŞ İsmail ÖZKUL Sevda BAHŞİ Yahya ALTUNKAYNAK Necmettin GÜNEŞ Büşra TOPÇU Esra DELİCE Afranur KANIBOL Naciye BETÜL BARUT Gizemnur CEYLAN Gizem ÖZBAY Nuray CEYLAN Müge İlayda ÇETİNÖZ Mustafa Serhat ALİKANOĞLU Yakup Ümit BİÇER Elif Semahat DEMİÇ GRAFİK -TASARIM: Baki AYTEN ADRES: Topçu Mah. 1506. Sokak No:2 Etimesgut/Ankara TEL: 260 07 07

erhaba sevgili ENDAZE okurları. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız, özellikle öğrencilerimi zin büyük emek sarf ederek hazırladıkları dergimizin ilk sayısını sizlerle paylaşmanın büyük mutluluğu içerisindeyiz. Zahmetli bir hazırlık devresi ve sonrasında Edep Mektebi, Yazarlık Okulu, Edep Sohbetleri, Kitap Sohbetleri , Şiir Defteri ve daha nice güzel çalışmaların başlatılması ve nihayetinde bu çalışmalarımızı taçlandırdığımız Kültür, Sanat, Edebiyat Dergimiz ENDAZE yi de çıkartabilmek, bizleri güç, inanç ve samimiyet içerisinde daha nice çalışmalara yelken açabileceğimiz husunda haklı olarak cesaretlendirmiştir. Bir gönül projesi olan Edep Mektebimiz , görüyoruz ki her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Öğrencilerimizin yaptığı nitelikli ve fedakar çalışmalarla, projelerimize yenilerini ekliyoruz. Ve görüyoruz ki edep gerçekten mektepleşiyor. Yapılan bu güzel çalışmalar bunun açık örneğidir. Modern yaşamın gençlerimize biçtiği popüler, eğlence, tüketim, sorumsuzluk kültürünün aksine, Edep Mektebi’nin yürekli gençleri, edebi yaymak, kulluk şuurunu idrak etmek, kendini, Rabbini tanımak, toplumsal sorumluluk sahibi olmak adına , çalışmalar yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Geleceğimiz adına bu hakikaten ümit var olmamız için yeterlidir. Çünkü biz biliyoruz ki ” Bir milletin geleceğini görmek istiyorsanız, gençlerine bakmanız yeterlidir” Dergimizin bu sayısında, Edep Mektebi’nin ilk yılında, arkadaşlarımızın yaptığı çalışmaları bulacaksınız. İnşallah Mektebimiz daha nice yıllar faaliyetlerine devam eder. Edebi hayatlarına rehber edinmiş nice gençler bu çalışmalarımızdan istifade eder. ENDAZE’nin ilk sayısı sanat, fikir, edebiyat, kültür, tarih, şiir, biyografi, sinema, felsefe, röportajlar… konularını içeren geniş bir yelpazede yazılar içermektedir. Yazarlık Okulunda, sabırla kendini geliştirmeye çalışan arkadaşlarımızın yazılarını da dergimizde değerlendirmeye çalıştık. Başta edep mektebinin kurulmasında ve ENDAZE dergimizin hazırlanmasında emeği geçen yöneticilerimize, öğretmenlerimize grafik- dizgi çalışmalarında destek olan okulumuzun teknik servisine ve her biri birer edep neferi olan kıymetli öğrencelerimize teşekkürü bir borç biliyoruz. Bir dahaki sayıda buluşmak üzere…

endaze

PROJE

Geleneğin Yeniden İnşası

“EDEP MEKTEBİ”

“Edeb bir tac imiş Nur-u Hüda’dan, Giy ol tacı emin ol her belâdan.“ “İnsanlar helak olur; bilenler kurtulur.Bilenler de helak olur; bildiklerini yaşayanlar kurtulur. Bildiklerini yaşayanlar da helak olur; ihlaslı olanlar kurtulur; ihlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.” (Hz. Muhammed s.a.v , Keşfül Hafa 2:312)

T

oplumumuz için deva reçeteleri hemen hemen her yaştan, her rütbeden, her gruptan insan tarafından üretilir. Süslü cümleler kurulur kurtuluş adına, Hakikat sloganlar atılır. Ancak iş amel etmeye gelindiğinde aynı cesaret, aynı azim, maalesef sergilenemez. Farkında olmadan tembelleşir insan, Konuşmak daha kolay gelir. Üzerindeki sorumluluğu attığını düşünür böyle yapınca. Oysa “Müslüman, her şeyiyle güzel örnektir” kuralı atılır bir çırpıda akıllardan, ya da bunu unutmak isteriz zor olduğundan. Değerli dostlar, Biz de bu sorumluluk duygusuyla “Edep Mektebi” projesini başlattık. Sorumluyuz dedik bütün genç kardeşlerimiz için. Hep beraber çözüm aradık. Değiştirmeliyiz dedik hayasızlığı ve değişmeli dedik bütün kusurlar. Edep dedik çıktık yola. Önce düşündük, istişare ettik ve sonra söyledik sözlerin en güzellerini ve sonunda hakikatin kapısına geldik. Açılmalıydı kapılar ardına kadar ve söylemeliydik , yapmalıydık her şeyin en güzelini. Edep ışık oldu bize. Söz de değil özde Müslüman olmak için ne gerekiyorsa yapmalıyız dedik. Genç kardeşlerimizin heyecanını aldık yanımıza ve büyüklerin nasihati en güzel küpeydi kulağımıza. Taktık onları gönlümüze, Bismillah dedik başladık işe… Kısaca Projemizin içeriğinden sizlere bahsetmek isterim. Projemiz en büyük özelliği bizim de en büyük amacımız, edebi mektepleştirmek. Çalışmalarımızı bu doğrultuda şekillendirmeye çalıştık. Arkadaşlarımızla uzun istişareler sonucunda projemizi hayata geçirmeyi başardık.

YÖNETİM KURULU OLUŞTURDUK.

Edep Mektebinin temelini, öğrenci arkadaşlarımızın çalışmalarının oluşturduğunu en başta belirtmemiz gerekir. Öncelikle bir yönetim kurulu oluşturduk.

4

www.edepmektebi.com

Bir başkan , üç başkan yardımcısı, yazarlar, dergi editörleri, yazı işleri birimi ve üyelerden oluşan toplam 55 kişilik bir yönetim ekibimiz var. Bu arkadaşlarımıza Edebiyat Öğretmeni İdris Tekinbaş, Matematik Öğretmeni Halil Beyazıt, Edebiyat Öğretmeni Gülcan Göktaş, Felsefe Gurubu Öğretmeni Arife Çakmaz hocalarımız rehberlik etmektedir. Başkanlığını 10. Sınıf Öğrencimiz, Esra Delice’nin yürüttüğü Edep Mektebi, 15 gün arayla düzenli toplantılar yapmaktadır.

BEYANNAME HAZIRLADIK

Mektebimiz kurulmadan önce, misyonumuzu ortaya koyan bir EDEP MEKTEBİ BEYANNAMESİ hazırladık.. Bu beyannameyi, açılış programımızda okulumuzdaki arkadaşlarımızla paylaştık.

YAZARLIK OKULU KURDUK

Yazarlık kabiliyeti olan arkadaşlarımızı “Yazarlık Okulu” çatısı altında toplayarak, bu yeteneklerinin gelişmesi için çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Yazarlık Okuluna devam edip kendini ispatlayan arkadaşlarımız, Edep Mektebi’nin internet sitesinde köşe yazarlığına geçerek, bu konuda uzmanlaşmaya doğru ilk adımlarını atmaktadırlar. Ayrıca şiir yazan arkadaşlarımızın eserlerini de “Şiir Defteri” birimimizde değerlendirmekteyiz. Hedefimiz ileriki zamanlarda Yazarlık Okulu ve Şiir Defteri birimlerimizin çalışmalarını kültür serisi başlığı altında kitaplaştırmaktır.

PROJE

endaze

EDEP SOHBETLERİ. 1-2-3-4

Her ay bir yazar, şair, ilim adamı, alanında uzman kişileri okulumuza davet edip Edep Sohbetleri gerçekleştirmekteyiz. Bu yıl ilk Edep Sohbetimiz, ve ayrıca Edep Mektebimizin açılış programına katılan şair Muhammed Ali Eşmeli ile oldu.” Gençler için tek ilaç Edep” konulu sohbetinde Muhammed Ali Eşmeli: ” Edep deyince aklınıza muazzam hazine gelsin. Edep bir kelimedir ancak, netice olarak muazzam bir dünya, hazinedir. Bizim milletçe en önemli hususumuz başarımız, en önemli temelimiz edeptir. Edep mektebi, edep ekolüne döner. Nice yüce şahsiyetler yetişir. Büyük bir çınarın tohumu bu. “ sözleriyle bizleri farklı ufuklara bakmamızı sağladı Diğer edep sohbetlerimiz ise: Araştırmacı-yazar Gıyasettin Karatepe ile gerçeklerştirildi. “Sahabe hayatında Edep” konulu sohbeti bizlere edebin gerçek kaynağını görmemizi sağladı. Edep sohbetlerinde bir diğer misafirimizse Sosyolog Dr. Dursun Ayan Hocamız Oldu. “Anadolunun Manevi Dinamikleri” konusunda konuşma yapan Dursun Ayan, Anadolu’nun dinamikleri içerisinde, nüfus, tarih, sanat, entelektüel birikim, dini-tasavvufi hayat, bilimsel gelişim ve bu dinamikler arasındaki münasebetin nasıl olduğuna dair çarpıcı örneklerle, öğrencilerimiz biraz şaşırtan ama ufuk açıcı bilgileri bizimle paylaştı. Edep Sohbetlerimizde sadece misafirlerimiz ağırlamıyor, mektebimize üye olan arkadaşlarımız kendi aralarında da edep sohbetleri düzenlemektedirler. Mektebimizin bayan üyelerinin düzenledi sohbetin Konusu “Mahremiyet” oldu. Bu çalışmalar bizlere şunu göstermiştir ki Edebi Mektepleştirme doğrultusundaki çalışmalarımız meyvelerini vermeye başlamıştır.

İSTİŞARE ODASI

Arkadaşlarımızla interaktif ortamda farklı konuları istişare edebileceğimiz “İstişare Odası” adı altında bir forum sayfası kurduk. İstişare odasında arkadaşlarımız, farklı farklı konuları tartışmaya açarak , sosyal,akademik anlamdaki birikimlerini burada ifade etme imkanı bulmaktadırlar.

PROJELERİMİZ

Edep Mektebimiz, sürekli kendini geliştiren bir yapıya sahip. Projelerimiz kısmında çeşitli projeler tartışmaya açılıp geliştirilmektedir. Bu yılki sosyal sorumluluk projemiz, “ Her Camiye Kütüphane” projesi oldu. Kütüphanecilik kulübüyle ortaklara geliştirilen proje, Diyanet İşleri Başkanlığına sunulma aşamasına getirilmiştir.

İNTERNET SİTEMİZ.

Bütün bu çalışmalarımızı sergileyebileceğimiz bir internet sitesi kurduk. www.edepmektebi.com adresinden ulaşabileceğiniz internet sitemizde, yaptığımız bütün çalışmaları takip edebilirsiniz. Çalışmalarımızı büyük bir heyecanla sürdürmeye kararlıyız. Bizlere destek olan herkese şükranlarımız sunmayı bir borç biliyoruz. İdris Tekirbaş Edep Mektebi Danışman Öğretmeni

KİTAP SOHBETLERİ

Her ay Mektebimizde “Kitap Sohbetleri” gerçekleştirmekteyiz. Sene başında arkadaşlarımız arasında 15 eseri paylaştırdık. Her ay sırası gelen arkadaşımız bütün Edep Mektebi üyelerine, okuduğu kitabın sunumunu yapmaktadır.

www.edepmektebi.com

5

BEYANNAME

endaze

“EDEP MEKTEBİ” BEYANNAMESİ Biz Edep Mektebi mensupları olarak; * Farklı düşünsek, farklı çevrelerden gelmiş olsak da karşımızdakini incitmeden ilişkilerimizi yürüteceğimize, konuşurken kelimelerimizi seçerek konuşacağımıza, * Cümlelerimize hiçbir zaman “BEN” diye başlamayacağımıza, “BEN” diye başlayan cümlelerin edepsiz cümleler olduğunu unutmayacağımıza, * İnsan kalbini kırmanın Kâbe’yi yıkmaktan daha tehlikeli olduğunu unutmayacağımıza, * Kendi yaptığımız iyiliği unutup, bizlere yapılan iyilikleri unutmayacağımıza, * Adaletten, merhametten, samimiyetten asla uzaklaşmayacağımıza, * Hiç kimseyi üzüntüye sevk etmeyeceğimize, * Kimseyi incitmeyen, kırıcı olmayan, huzur veren, başkalarını da düşünen bir insan olacağımıza, * “Laf taşımayı” bir edep kusuru olarak göreceğimize, * Özür dilemeyi bir meziyet kabul edeceğimize, * Gönül kazanmakla Allah’ın rızasını kazanacağımızı hiçbir zaman unutmayacağımıza, * “Makam ve mevkisi ne olursa olsun, kimsenin kimseye tepeden bakmaya hakkı yoktur.” düsturundan ayrılmayacağımıza, * Yaşlılara yardım ederken hatalarını görmezlikten gelip, onlara her daim yardım edeceğimize ve onların sadece bedenlerinin yaşlanıp gönüllerinin asla yaşlanmadığını unutmayacağımıza, * Bizlere karşı haksızlık edene, onu affederek cevap vereceğimize, Söz veriyoruz, beyan ediyoruz...

6

www.edepmektebi.com

endaze

TEFEKKÜR

Hoşça bak Zatına kim zübde-i alemsin Sen… İnsan: Hoşça bak Zatına kim zübde-i alemsin Sen… Hepimiz istisnasız tüm bu evrenin zübdesi, yani en seçkin parçası, özünün özü… Şüphesiz ki Kainatın sahibi, insanı en güzel şekilde yarattı… Onu toprak bir bedenken Kendi Ruhundan üfledi, “Ruhumdan” dedi. Onu seçilmişlerden ilan etti… Hatta yeryüzündeki halifem dedi… Şimdi biz koca bir kainatın özüyken, bir de kainatın Yaratıcısından bir emanet(Ruh) aldık. Toprak yanımızı dimdik ayağa kaldıran, ona gerçek bir anlam yükleyen bir emanet… Sonra zamanını hiç hatırlayamadığımız, verdiğimizi bildiğimiz fakat unutmanın işimize geldiği bir söz verdik ve dedik ki: “Sen bizim Rabbimizsin, Sana iman ettik” dedik. Sonra gönderildik sonsuz alemin hazırlık sınıfına… Evet, bunları düşünüp de ibret almak gerekir değil mi değerli kardeşlerim… Yaşadığımız alemde gurbette kalmamak için, her an O’nunla olmak gerekir. Çünkü mevcudatımız ancak O’nu anmakla huzur buluyor(“Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur” Rad 28), O’ndan yüz çevirdiğimizde sıkıntılar çekilmez oluyor. Ama biz biliyoruz ki Sevgiliden gelen kahır da hoş lütuf da… O yüzden yaşanılanlara baştan aşağı çamur olan yanımız “sıkıntı” derken, kutsal bir emanet olan yanımız “beni unutmadı” diyebiliyor. Bu anlaşılmaz ikiliğin “Bir”leştiği yere her daim hakim olmak gerekiyor. O yer ki vücudun en gizli yerinde, en zarar görmeyecek yerinde gizli bir hazine gibi… Evet değerli kardeşlerim, o hazinemiz kalbimiz… İnsan, çok ilginçtir bazen kendine bencil davranabiliyor; yani sınırlı ve sonlu olana ulaşmada sonsuz olanı düşünmeden heba edebiliyor. Kalbimiz, Sonsuz ve varlığı kendinden olana açılan paha biçilemez bir hazinedir. Çünkü Rabbimiz, bizi yaratırken hamurumuza bizi biz yapan her şeyi eklemiştir. Öyle bir hamur ki kimyası hala çözülemeyen… Biraz öfke, biraz kıskançlık, iyilik, merhamet… Bu mahiyet insanın kabahati olmadığı gibi, tepeden tırnağa çamur olan yanımıza secde edilmeye layık görülecek kadar değerli yapan yanımıza iyi bakmamız gerekiyor. Bencil davranmamıza neden olan yanlarımızı sağlam prangalarla dizginleyip emanetimize ihanetimize fırsat vermemek için

her an tetikte beklemek gerekiyor. Buradan bakınca zor bir görevmiş gibi geliyor, fakat bunu nasıl yapabileceğimizi bilince sanki tüm düğüm çözülüveriyor. İnsan; karmaşık, yol; çetrefilli… Ama kalb; işini biliyor, en iyi yaptığı işi: sevmeyi… İnsan Sevdiğini tam manasıyla severse eğer gaflete düşebilir mi? O’nsuz bir an geçirebilir mi? Bahanenin çok, bilinmeyenin daim gizemli olduğu bu dünyada iş zor gibi… Çünkü aceleci olan yanımız sevmeyi, sevilmeyi, başarıyı vs. insanın kendini mutlu edebilecek her şeyi(!) bu dünyada, görebildiklerinde bulacağını zannediyor. Varlığı kendinden ve Sevginin asıl Sahibi olan kainatı Kendinden yarattı, ama Kendini gizledi, bilinmeyi istedi, sevilmeyi istedi ve dedi ki: “Beni yerler ve gökler içine sığdıramadı, fakat inanan kulumun kalbi beni sığdırdı.��� (Hadis-i Kudsi) İşte muhterem kardeşlerim, kalbimize bu kadar değer verilmişken, Değerlilerin En Değerlisi girebilecekken aşağısına meyletme gibi bir seçenek muhtemel olabilir mi? Dolayısıyla onu, dünyalık heveslerden ve hatta dıştan bakıldığında üzüntüymüş gibi görünenlerden dahi sakınmamız gerekir. Çünkü seven sevdiğini kıskanır ve Sevginin sahibi de bizi Kendinden başka şeylerle meşgul olan kalbimizi kıskanır… Eğer ki yeryüzündeki halifem dediği hatasında ısrar ederse sonsuz rahmetinin kapısını kapatır. Gelin görün ki O bizsiz yapabilir, ama biz O’nsuz yapamayız. Sevmeyi O’ndan öğrenmişken, tadına bir kez varmışken, kalbimizi O’nu anmakla huzura vardırmışken başka hangi yol bizi mutlu eder ki… Ey huzura eren İnsan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön! (Fecr Suresi 27-29) Bizi tertemiz bir kalp, şuur ve varlık üzere (İslam fıtratı üzere) dünya tarlasına göndermiş Rabbimize sonsuz hamd ve şükürlerimi sunuyor, bir bebeğin masumluğuyla yeniden Kendine dönebilmeyi yine O’ndan niyaz ediyorum… Selametle…

Arife ÇAKMAZ

www.edepmektebi.com

7

?

AYİNE

SENCE NE

Hani birine çok sinirlenirsin. Kızarsın. Nefret etmeye başlarsın. Ama sonra işi düşüp de senden yardım istediğinde yüzündeki çaresizliğe, yardıma muhtaçlığa karşı her şeye rağmen içinde oluşan hüzünle karışık acıma hissi nedir sence? Düşün… Sokakta çocukların yavru bir kediyle oynadıklarını, hayvana eziyet ettiklerini görünce orada çocukları uyarmana hatta kovalamana sebep olan şey nedir? Doğal afetleri düşün… 2 ülke var. Savaş halindeler. Bir tarafın ülkesinde (örneğin) volkan patlasa diğer ülkedekilerin onlara yardım için canla başla seferber olmalarına neden olan ne? Birini yardımsever olarak nitelendirmemi sağlayan en esaslı duyguyu sorsam cevabın nedir? Buldun mu cevabı? Cevap: MERHAMET. Dostun ya da düşmanın zor durumdayken kendini ona yardım etme zorunluluğunda hissetmene neden olan, düşmanına yardım etmeni sağladığında seni geniş veya karaktersiz değil sağduyulu yapan, dostuna yardım ettiğindeyse yardımsever olduğun yetmezmiş gibi karşındakini gülümseten, bağlarınızı güçlendiren duygunun adıdır “merhamet”.

Seninle birlikte doğan, insan olmanın, canlı ve atan bir kalbin gereğidir merhamet. İçindeki merhameti hissettikten sonra yaptıkların karşındakinin içini ısıtabilir, ikizin de mutluluğuna vesile olabilir. Hayat hep böyle tozpembe midir? Hayır. Senin merhametinden maraz da doğabilir, evet. Karşındaki senin onu acınacak durumda görüp, gururunu kırdığını düşünebilir. Ama önemli olan ne düşündüğün ve ne hissettiğindir. Yani, merhamet bir erdemdir. Düşünmenin bir ürünüdür ve seni insan yapan bir değerdir. Evet, merhametten maraz doğar; ama sen yine de merhamet et. Merhameti kendinden soyutlama ve kıymetini bil. Naciye Betül BARUT

8

www.edepmektebi.com

endaze

endaze

ŞİİR

“Şair Muhammed Ali EŞMELİ’nin Edep Mektebi’ne ithafen yazdığı akrostiş şiir”

İŞTE EDEB BU; YÜZAKI EDEB MEKTEBİMİZ! İşte mekteb bu, özeldir hüneri, Şanlı bir nesle geneldir güheri. Tâ kitaptan öte ilmin özüne, Erdiren sır, bu ameldir beşeri... Ey beşer, kalbi karanlık devre, Dirilik nûru, gazeldir feneri. En mükemmel yüce ahlâka hayat, Bozuk ahlâka eceldir Ömer’i. Bu cihan gün gibi muhtaç bu güle, Ufku en doğru emeldir ederi. Yaşayış rûhu için emr-i Hudâ, Üzmeden dostu düzeltir ciğeri. Zâtı âlî dediren bir yücelik, Arşa kat kat paraleldir seferi. Kötü imlâyı silen bir dolunay, Işığın şemsi, yüceltir ileri. En temiz tahtı budur vicdânın, Din’le, her tâca bedeldir değeri. En aziz cennetidir insânın, Bin bahardan da güzeldir eseri... Mührü her yerde açar her kapıyı, Ebedî hükm-i ezeldir zaferi. Kurtarır türlü belâdan ve korur, Tıbbın üstünde bir eldir siperi.. Eyler insanlığı yıldız yıldız, Bembeyaz kalbe meseldir kameri. İyilikten yana tam ahlâkın, Mektep olmuş bu modeldir süperi. İki dünyâda da insanlık için Zirve ancak bu temeldir Seyrî... Muhammed Ali EŞMELİ (SEYRî)

www.edepmektebi.com

9

YARIŞMA

endaze

MERHAMET

S

oğuk bir kış günü buz tutmuş kaldırımlardan okula doğru yol alıyordu Egemen. Büfenin duvarına dayanmış birini gördü. Üstelik ince giyimliydi ve paltosu da yoktu. Yanına yaklaştı ve yüzüne baktı. Yaşlı bir dedeydi bu. Adeta buz kesilmişti Egemen. Bu soğukta bu kıyafetle yaşlı bir dede… Derdini anlatmasını istedi. Dondurucu soğukta neden dışarıda olduğunu sordu. Dede titrek bir sesle: -Yok bir şey evladım hava almaya çıktım, dedi. Egemen inanmamıştı buna çünkü dede titriyordu. Hem hava almaya çıkmış olsaydı neden üstüne paltosunu almamıştı?Egemen yaşlı dedenin koluna girdi ve ayağa kaldırmaya çalıştı. Egemen gerçekleri söylemesini istedi. Uzunca bir konuşmaya daldılar. Egemen okula gitmekten bugünlük vazgeçmişti ve dedeyle birlikte eve doğru yürümeye başladılar. Kapıdan içeri girdiler ve Egemen hemen sobayı yakıp battaniyeyi içeri odadan aldı dedenin üstüne örttü. Çayı koyduktan sonra dedenin yanına ilişti ve bütün olanları anlatmasını istedi. Dede: -Üç oğlum var hiçbirini diğerinden fazla sevmedim. Ama ne yaptımsa yaranamadım. Oğullarımdan başka kimsem yok hayatta. Hastayım ve bakıma ihtiyacım var. Bu yüzden beni evden attılar. Ama suç bende. Onlar henüz 10-15 yaşlarındayken hastalığım başladı. Çok küçükken annelerini kaybettiler ve bende hasta olunca bıktılar artık. Sonuç ise sokakta çaresiz hasta bir bunak. Bu sözleri söylerken kalbi hızla çarpmaya başladı ölüyordu. Ahirete intikal etmeden oğulları yaşında bir öğrencinin temiz, sıcak ve huzur dolu evinde ölecek olması Allah`ın ona dünyadaki son hediyesi oldu.

İster insan dertsiz tasasız yaşamak Etti zulmü garip adama üç ahmak Merhamet etti mektepli bir çocuk bu yaşlıya Son anlarında garibim rahat daldı uykuya...

Kültür Edebiyat Kulübü’nün düzenlediği ‘Merhamet’ konulu hikaye yarışması birincisi.

10

www.edepmektebi.com

Yakup Ümit BİÇER

endaze

“SEYR-İ ALEM”

RUHUMUN MEMLEKETİ

Ahh bu memleket hasreti… Canımı, ruhumu yakıp kavuran; kabuk bağlayan yarama tuz basıp beni benden alan bu hasret öldürür beni. Bu yalnızlıklar şehrinde, kimsesizlik başkentinde, gurbetlikler içinde özlemim sana; sevdalığım, hasretliğim bırakma beni... Bir de Ya Rasulallah senin yokluğun bu çaresiz, üşüyen, bıkkın akşamlarda ne hallere koydu gel de gör beni… “Ya Nebî, şu hâlime bak! Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın; Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın! Dünyanın en güzel yerinde olmama ve oranın dünyanın en güzel yeri olduğunu kabul etmeme rağmen sürekli “bizim oralar” diye başlayan cümlelere ruhumun kayıtsız kalmayışı sana duyduğum özlem. Bizim oralar, “En sevgilinin” geçtiği yollar, içimdeki yaraya merhem olan tek yer… Sabah kahvaltısında çayla simit yemeyi, yağmur yağdığındaki toprak kokusunu, yaz akşamları arkadaşlarla buluşup sabaha kadar sohbet etmeyi, kışın camdan kar izlemeyi, sonbaharda dökülen yaprakları, çarşısını, köyünü, bakkalını nasıl özler ya insan gurbette kalınca mahrum değilim bunlardan benim eksikliğim çok daha büyük ama. İnsanın çektiği acı bir yere kadar gönül eğlendirecek bir şey buldu mu vazgeçer özleminden benim hasretim ruhumda. Ruhum istiyor, ruhum yanıp kavruluyor memleketinin düşüyle. Ruhumun, içimin burnunda tütüyor, gözünün önün-

den gitmiyor anavatanı. Aradaki bağı anlamak zor, çok zor. Gitmediğin, görmediğin bir yere duyulan bu özlem niye sorusu yankılanıyor beynimde sonra yüreğimde bir cevap oluşuyor. “O oradaydı, orada doğdu, çocukluğunu orada geçirdi, o topraklarda oynadı, o topraklarda annesini hatırladı orada döktü gözyaşını. O rüzgâr taşıdı kokusunu, O’nun sayesinde güldü toprak bir damla suyu görünce, onun gülleri açıldı orada, o susuzlukta, o imkansızlıkta… “ Daha ne olsun duyduğum özleme sebep, daha ne olsun gitmediğim yere bu bitmeyen hasretim. Ne olsun gidenlerin bir daha görmeyi, tekrar gitmeyi istemesindeki gaye, başka ne içindir ağlamak geceleri, görmek istemek bir kere öpüp koklamak Hacerü’l-Esved’i ... Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin; Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin! Ruhumun memleket hasreti; sık sık yoklayan bir sızı ciğerimi, yana yana çektiği özlem kimsesizliği, sabahlara kadar ağlatan gözlerimi, kalbimi, hasretlerin en acı vereni… Müslüman’ın özlemi salt kavuşmakla biter mi? Allah nasip etsin inşallah o topraklara yüzümüzü sürmeyi, namazımızı orada anlamlandırmayı, orada duamızı taçlandırmayı, o sokaklarda bir zamanlar Peygamberimizin (SAV) yürüdüğü, bastığı yerlere ulaşmayı, O’nun kokusunu taşıyan rüzgârı ciğerlerimize çekmeyi… Vesselam! Esra DELİCE

www.edepmektebi.com

11

RÖPORTAJ

TEKNOLOJİ YAYINCILIĞI ETKİLİYOR

endaze Görsel- işitsel medya dediğimiz radyo televizyon yayıncılılık alanı, çok hızla değişen bir alan. İnternet sistemlerinin, mikro çip teknolojilerinin, haberleşme teknolojilerinin gelişmesi , televizyon sektörünü yakından ilgilendiriyor. Dolayısıyla çok hızlı bir değişim var bu alanda. Önceden analog yayın vardı. Şimdi ise dijital yayın tartışılıyor. İnternet üzerinden yayın tartışılıyor. İsteğe bağlı yayıncılılık sistemi tartışılıyor. Dolayısıyla çok hızlı bir değişim var. Bu hızlı değişim, ister istemez bir taraftan yayıncılığı etkiliyor, diğer taraftan bu yayıncılıkta kontrol ve denetlemek amacında direk üst kurulu etkiliyor. Yani bir kural koyuyorsunuz ama teknoloji hızla değiştiğinden dolayı o düzenlemenin boşa çıktığını görüyoruz. Mecburen onu hızlı bir biçimde değiştirmeniz gerekir.

RÖPORTAJ: İbrahim AKPINAR, Hakan NARİN, İlker YILMAZ, Sefa Can TOPÇU, Berat BOZKURT

ENDAZE: RTÜK’ün Amacı nedir? Kanunda açık bir şekilde belirtildiği gibi görsel, işitsel medya dediğimiz televizyon ve radyo yayınını düzenlemek denetlemektir. Yani bu alanda faaliyet gösterecek televizyon programlarının, radyoların nasıl çalışacağını ve diğer taraftan kanunlara uygun yayın yapıp yapmadıklarını kontrol etmek. İki temel görevi var; görsel işitsel medya alanı ve televizyon radyo alanını düzenlemek ve denetlemek. Bir kural koyarak doğru yayın yapıp yapmadıklarını kontrol etmektir. ENDAZE:Sizin döneminizde RTÜK’te ne gibi yenilikler oldu. Öncesinde RTÜK nasıldı?

12

www.edepmektebi.com

RTÜK Başkanı Prof.Dr. Davut DURSUN

endaze

RÖPORTAJ Şöyle basit bir örnek vereyim size: Türkiye’de bildiğiniz gibi 1990’lı yılların başına kadar görsel ,işitsel medya alanı devlet kontrolü altında yapılırdı. Bu işi, devlet adına TRT yapıyordu. 1990’lı yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte devlet, artık bunları kontrol edemez hale geldi. Bunun üzerine özel radyo televizyonlarının başına 1994’te anayasada düzenleme yapılarak Özel Radyo ve Televizyonlarının açılmasına izin verilmiştir. Şu anda 500’ün üzerinde televizyon, 1000’ in üzerinde radyo vardır. Düşünün 70 milyon insanın olduğu bir ülkede 1500 üzerinde radyo televizyon var. Bu müthiş bir sayı. Teknolojinin gelişmesiyle televizyon ve radyo alanında büyük değişiklik oluyor. Şimdi bu değişimi neler oldu neler değişiyor sorusu bağlamında belki şunları diyebiliriz. 1990’lı yılların başında bununla ilgili düzenleme yapıldığında o zaman mesela “sayısal” diye bir yayıncılık yoktu. Analog yayıncılık vardı. Ama şimdi sayısal yayıncılık var. Dolayısıyla yayıncılık teknolojisi baştan sona değişti. Sistemi bu yeni teknolojiye uydurmak gerekir. Türkiye’de henüz sayısal yayıncılığa geçilmiş değil. Onun hazırlığını yapıyoruz. Bu birinci değişim. İkincisi 90’lı yıllarda uydu teknolojisi yoluyla yayıncılık yapılıyordu veya çok az yapılıyordu. Uydudan yayıncılık o kadar gelişmiş değildi. Oysaki bugün hem dünyada hem Türkiye’de uydu yayıncılığı başladı. Tahminime göre yayınların %70’i uydudan yapılmaktadır. Aynı zamanda internet yayıncılığı da gelişmiştir. Bunlar müthiş gelişmeler, sektörde ciddi değişiklilikler oluyor. Kablo yayıncılığı Türkiye’de fazla yaygın değildir. Oysaki dünyaya baktığımızda birçok gelişmiş ülke kablo yayıncılığını kullanıyor. Bir diğer gelişme ise IPAD TV dediğimiz internet protokolü üzerinden yayın alma, internet protokolünü kullanarak televizyon yayınını evlere ulaştırmak. Önümüzdeki yıllarda, bütün yayın hizmetlerinin anten, uydu vs. değil , internet protokolü üzerinden alınacağını tahmin ediyorum. İsteğe bağlı yayıncılık diye yeni bir sistem gelişiyor. Bu da önemli bir gelişme. İsteğe bağlı yayıncılık: TV açtığımızda neyi izlemek istiyorsak onu izleyeceğiz. İsteğe bağlı yayıncılığı kısmen TİVİBU yapıyor. Kim daha çok

yayın havuzu oluşturursa o daha ön planda olur. Dünyada da yaygınlaşmaya başlamıştır bu da önemli bir gelişme.

ENDAZE: Günümüzde yayında olan bazı dizilerin RTÜK tarafından uyarıldığını veya haklarında çok sayıda şikâyetin geldiğini biliyoruz. Bu yayınlara müdahaleniz ve yaptırımlarınız ne kadar etkili oluyor? Öncelikle şunu ifade etmem bir zorunluluk: Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun herhangi bir programın kapatma yetkisi yoktur. Bu konuda anlaşalım. Vatandaşların , bu program neden hala yayınlanıyor ya da yayınlanmıyor, kaldırılmıyor şeklindeki şikâyetleri seslenişlerini doğru değil. Biz RTÜK olarak bir programı ne yayınlanmasına izin veririz ne de yayınlanmakta olan bir programı yayından kaldırmaya yetkimiz var. Böyle bir yetkimiz yoktur. Dolayısıyla biz bir programı yayına izin veren ya da kaldıran bir kurum değiliz. Öyle bir kurum olamaz, düşünülemez. Niye düşünülemez çünkü ifade özgürlüğü denen bir şey var. Haberleşme özgürlüğü denilen bir temel hak var. İnsanlar düşündüklerini ifade eder. Radyo televizyon ifade özgürlüğünün başvurulmasında kurulan mecralardan biridir.

www.edepmektebi.com

13

RÖPORTAJ

Eğer insanların ne söyleyeceklerini neyi savunacaklarını önceden kontrol edeceğini yayınlamadan söylenmeden önce o zaman buna sansür deriz. Yani hiç kimse bize şu programı yayınlamayı düşünüyorum ne dersin yayınlayalım mı? yayınlamayalım mı? gibi sorular sormaz. Bu ancak çok otoriter komünist ülkelerde olur . Her yayıncı istediği yayını istediği gibi yayınlar. Ancak kanunlar çerçevesinde temel yayın ilkelerine uyma koşulu ile meclisin koyduğu kurallarla yayıncı bu kurallara uymadığı takdirde uyarırız dikkatli ol! gibi. Sonra yine aynı şekilde devam ederse bu sefer para cezasına çarptırılır. Yine devam ederse yine para cezası veririz. Sonra devam ederse program durdurma cezası verilir. Program durdurma cezası kaldırmak değildir. Bir hafta senin yayınlanmana izin vermiyorum. Mesela “Muhteşem Yüzyıl” veya “Pis Yedili” dizileri için, kaldır arkadaş diyemeyiz. Ancak herhangi bir programda yayın ilkelerini ihlal eden bir durum varsa ona ceza veririz. Hatta geçen hafta “Pis Yedili”ye ceza vermiştik. Öğrencilerin fazla argo kelimeler kullanıldığı ile ilgili ceza vermiştik. 14

www.edepmektebi.com

endaze

ENDAZE: Televizyon ve radyolarda yapılan programlar için, sadece popüler kültüre hizmet eden maddi kaygı taşıyan bir yapı söz konusu mudur? Radyo ve televizyonun en önemli özelliği fazla kitle tarafından izlenmezse reklam alamaz. Reklam alamazsa izlenmez, izlenmezse çark dönmez. İzlenmesi için biraz eğlenceli biraz daha popüler içeriği önde olması gerekir. Oscar ödülü almış bir film koyduğunuzda çok az kişi seyrediyor. Bir Kemal SUNAL klasiği koyduğunuz zaman toplumun önemli bir kısmı seyrediyor. Şimdi siz yayıncısınız diyelim, genel yayın yönetmeni olsanız. Oscar almış bir filmi mi koyarsınız, yoksa Hababam Sınıfı’nı mı koyarsınız? Elbette Oscar almış filmi koyarım dersiniz. Kaliteli ödül almış bir film kalitesini kanıtlamış, Oscar almış filmi koysanız izlenme oranı %3 ama Hababam Sınıfı’nı koysanız %25. Şimdi ilginçtir her yerde, her televizyonda İnek Şaban filmi çıkar. Daha da ilginç olan şudur ki her gün yayınlasanız her gün izlenir. Her zaman da yeni izlenmiş gibi güleriz. Biraz da biz Türk insanı televizyonu eğlence amaçlı kullanıyoruz.

endaze

RÖPORTAJ ENDAZE: Efendim, son olarak projemiz Edep Mektebi’yle ilgili bizlere tavsiyeleriniz nelerdir? Ahlaki kurallara uyanları edepli sayıyoruz. Edep Mektebi derken ahlak mektebi diyoruz.Bu çalışmanızdan ötürü sizleri tebrik ediyorum. Projenizin başarılı olmasını temenni ediyorum. Tabi bu projenizi iyi tanıtmanız gerekir. Konuyla ilgili bir basın bülteni oluşturun. Okulda duvar gazetesi olabilir. Belirli ahlaki kurallar çerçevesinde yazı yarışmaları, kitap okumaları yapabilirsiniz. Ama şunu da unutmayın :”Öğretmenlerden çok öğrenciler bu işi sırtlanmalı. Sizler gibi gençler gerçek manada edebi tesis edebilirler”. Ben buna inanıyorum. Son olarak dergi tanıtımı yapabilirsiniz. Hepinize çalışmalarınızda başarılar dilerim. Okulda, işte veya başka bir yerde zaten bir şeyler öğreniyoruz, yoruluyoruz. Onun için televizyon eğlence aracıdır. Nerde komik program varsa onu açarız. Bizim toplum olarak mantığımız bu.

DAVUT DURSUN KİMDİR? 1953 yılında Artvin Borçka’da doğan Davut Dursun, 1981 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde lisans, İktisat Fakültesi Siyaset İlmi Enstitüsünde yüksek lisans (1981-1983) ve Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktora (1982-1987) öğrenimi gördü. 1992’de doçent, 2005’te profesör oldu. Milli Eğitim Bakanlığı’nda sınıf öğretmeni ve okul yöneticisi (1972-1984), Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde Araştırma Görevlisi (1984-1987) olarak çalıştı. Bir uluslararası yayıncılık ve araştırma kurumunda modern dönem Türk ve İslam dünyası sahasında editörlük ve ansiklopedi madde yazarlığı görevlerini yürüttü. 1994 yılında Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset ve Sosyal Bilimler Ana Bilim Dalına öğretim üyesi olarak atandı. 13 Temmuz 2005 tarihinde TBMM tarafından RTÜK Üyeliğine seçildi.

www.edepmektebi.com

15

RÖPORTAJ

endaze

EDEBİ SORDUK SÖYLEDİLER Röportaj: Gizem ÖZBAY, Afranur KANIBOL, Zeynep İYİ, Gizemnur CEYLAN (Hemşire) Demet ŞENOCAK : Güzel ahlak , iyi huy.

Edep ahlakın dörtte üçüdür. Sosyolog Dr. Dursun AYAN

(Öğretmen) Elmas KESER : Kul hakkını gözetmek, saygılı davranmak,yumuşak başlı,iyi huylu olmak ama bunu yaparken de tavrını ortaya koymak.

Gıyaseddin KARATEPE Eğitimci-Yazar Edep, çok kapsamlı bir şeyi usulüne göre yapma. Usul yöntemi olmayan kişi amacına ulaşamaz. Her şeye, herkese karşı edepli olmak gerekir. Her şey Allah için yapılmalı. Bu da edebin başlangıcıdır. Muhammet Ali EŞMELİ- ŞairEdep. Edep deyince aklınıza muazzam hazine gelsin. Edep kelime olarak bir kelimedir ancak, netice olarak muazzam bir dünya, hazinedir. Bizim milletçe en önemli hususumuz başarımız, en önemli temelimiz edeptir.

(Ev hanımı) Bahar KARAMAN : Kendini bil mek ölçülü olmaktır.

(Memur) Asuman ÇELEBİ : Edep utanma duygusudur.

(Ev Hanımı) Selime BERBER : Terbiyeli , ah laklı, dürüst olmak. Güzel davranışların bütünü.

(Emekli Astsubay) Oktay GÜRBÜZ : İnsanların toplumda uyması gereken ahlaki kurallar. (Emekli Asker) Gazi ASLAN : Edep ahlak, düzgün yaşam, saygınlık, olması gereken insan vasfı.İslami terbiye içerisinde en önemli kaide. (Anaokul Öğretmeni) Sevil KOPAN : Edep haya örneğimiz olan kadınlarımız diyebiliriz. Toplumda uymamız gereken etik kurallarımız. (Ev hanımı) Elif ALTIN : Edep, dinin temelidir. Allah’a karşı, kula karşı terbiyedir.

16

(Ev hanımı) Semin ŞEL : Terbiye. Hal ve hareketleri ölçülü tutmak. Güzel ahlak haya sahibi olmak. Namusu korumak.

www.edepmektebi.com

(İnşaat Mühendisi) Emine ÜNER : Edep; ahlak dürüstlük. En önemli şey kul hakkı. İnsanların yerli yerinde hareket et mesi.

.

endaze

RÖPORTAJ

Sadık Özben - (Emekli) Kendini bilmek, dürüst davranmak , başkalarının haklarına saygılı olmaktır. Hareketlerin adaba uygun olması lazımdır. Adap bilmek, yol yöntem bilmektir. Her şeyin bir usulü, yolu yordamı vardır. Edep edebiyattan gelir. Edebiyatta edepli konuşma, edepli yazma vardır. Tüm kelimeler bir kurala göre, tüm metinler bir usule göre yazılır. Şükrü Kanıbol – (Öğretmen) Edep eline, diline, beline sahip olmaktır. Eline sahip çıkmak demek sana ait olmayan bir şeyi almamak, hırsızlık yapmamak, harama el uzatmamak demektir. Diline sahip çıkmak dedikodu, gıybet, kötü söz, iftira gibi davranışlardan uzak durmak demektir. Beline sahip çıkmak demek zinadan, fuhuştan uzak durmak, ahlaksızlıklardan uzak durmak demektir. Bir insan bunları yapabilirse edepli olur ve cenneti hak eder.

Ahmet Soylu 29 Ne yazık ki şu andaki durum hiç iç açıcı değil. Gençlerimiz Batılıları örnek alıp modernleştiklerini ve edepli olduklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar. Asıl edep imanımızdır. Orhan Boz 64 Zihnimde iki pencere canlandırıyorum; birincisi kendi zamanım, ikincisi şimdiki zaman. Anlıyorum ki çok şeyler değişmiş. Bizim zamanımızda anneye babaya edep, en başta gelirdi. Şimdikiler bir bahane tutturmuş gidiyorlar ne imiş efendim ‘Ergenlik Çağı’ annesine babasına ağzına geleni söylüyor bunun neresi saygılı davranmak, edepli olmak… Nagehan Ceylan 39 Kimsenin hakkını gasp etmeden, düzgün yaşamaktır. Kendimize yapılmasını istemediğimiz davranışları başkalarına yapmamaktır.

www.edepmektebi.com

17

endaze

ŞİİR

Kültür, Edebiyat Kulübünün düzenlediği “MERHAMET” konulu şiir yazma yarışması 1.si

MERHAMET Sudaki bir kan damlası merhamet, Zamanla her yere yayılır elbet, İçenide etkir ezele ebet, Zalim ne bilir, nedir ki merhamet.

Rahmetin inkârıdır tükenişte, İnsanın var oluşunun nedeninde, Zulümle abad olmayan kalplerde, Beklenen bir kurtuluştur merhamet.

Kutlu bir anlam taşır gönüllerde, Umutla Yaradan’a açılan ellerde, Kelimelerin sükûn olduğu dillerde, Özlenen sonsuz nurdur merhamet.

Cezalandırmak kolay karar zalimde, Oysa ne zordur bağışlamak kalplerde, Vahşi’yi affeden Resulü Ekrem’de, Yaradan’ın bir rahmetidir merhamet.

MUSTAFA SERHAT ALİKANOĞLU

18

www.edepmektebi.com

endaze

YARIŞMA

ADAMLIK MI? “Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak!”

Küfür savurma boyun kestiğim semercilere!” Haksız yere kimse kimseye köle muamelesi yapmaz, yapamaz. Yapmasının illaki bir sebebi vardır. Bu sebep “adam olup olamamak” tır. Bu cihanda adamsan kimse sana bir şey yapamaz, hürsündür. Ama eğer sana köle gibi davranıyorlarsa o zaman suçu başkasında arama! Asıl suçlu yanı başında… Kim diye sorma, suçu kendinde ara…

Sanki bu söz Mehmet Akif tarafından geleceğe, gençlere söylenmiş bir söz. Ciddi, bir o kadar da cesaret verici… Karanlık bir söz bu, lakin karanlığa ışık tutan bir fener, bir lamba gibi İnsan söylediklerinin ve yaptıklarının esiridir. aslında. Çok şey yazılıp çizilir adamlık hakkınSöylediğimiz sözler, söylemeden önce bizim da ama hiçbiri bu söz kadar heybetli, ilham veemrimizdedir. Ancak söyledikten sonra biz rici olamamıştır. onun emri altında oluruz. Doğru ok menzil alır, eğri ok yerinde kalır. Doğruluğun dürüstlüğün “Adam mısın? Ebediyen cihanda hürsün, gez. dünyada bir bedeli vardır; ancak asıl gerçek Yular takıp seni bir kimsecikler alem olan ahrette mükafatını alır. sürükleyemez.” Dedi büyük şair şiirinde. Afranur KANIBOL Ve ekledi: Etimesgut Belediyesi Kültür Daire Bşkanlığının , Düzenlediği “Mehmet Akifin Şiirlerinin Tahlili” “Adam değil misin oğlum, konulu Kompozisyon Yarışması 2. Si. gönüllüsün semere…

www.edepmektebi.com

19

endaze

SAKLI ZAMANI

DEĞİŞMEYEN DEĞERLER,

A

h o eskiler, değişmeyen değerler… Şimdi belki çoğu, değişen davranışlarla bozulmaya yüz tuttular. Anane dediğimiz tüm gelenek-görenek, görgü, toplum, ahlak kurallarımız gitti, yerine Avrupa’nın kaybolmuş gençlik projesi geldi. Çok da itibar gördü ne yazık ki! Değişmeyen değerler diyoruz ya hani, bal gibi değişime uğrattılar tüm benliğimizi. Neden değişmeyen değer olarak addedilmiş düşünsek bir, olayın aslını anlarız elbet ama düşünmeye bile gerek duymayan bir nesiliz artık. Tüm bu değerlerin bizi biz yapan bu gerçekler olduğunu bilmek ve bu doğrultuda davranışlarımıza yön vermek zor olmasa gerek. “Davranışlarım değişiyor! Ne oluyor bana?...” diye bir sorsak kendimize… cevabını veremeyiz belki kendimize bile. Öyle bir akıma kapılmışız, gözlerimizde pembe gözlük oh… Bizim değerlerimiz samimiyetimizde, saygımızda, hoşgörümüzde, yardımseverliğimizde, birliğimizde, beraberliğimizde değil midir ki bunları görmezden gelir olduk! Bilinmez… Türk denilince tüm dünya titrerdi de , örfümüze, kültürümüze herkes hayrandı... Şimdi bir şairin dediği gibi “Herkesleştik,kendimize has ne varsa üzerine toprak atmaya yüz tuttuk.” el-Fatiha... Değişmeyen dediğim değeri değiştirir, değişen davranışlar akımına kapılırsan, işin iş Müslüman kardeşim… Özümüze sahip çıktığımız, davranışlarımızda da bilinçli olduğumuz müddetçe bir sıkıntı olmaz… Türk, başta dini olmak üzere, her şeyine sahip çıktığı müddetçe sırtı yere gelmez. Nuray Ceylan

20

www.edepmektebi.com

endaze

GÜNCEL

ası m ş a l z o Y r ü Kült K i L i Ç A P A e v

G

ünümüz dünyasında, devletler arasındaki ilişkilerin artması, gelişen iletişim araçlarının varlığı da göz önüne alındığında toplumlarda, bireylerde etkileşim ve başkalaşım kaçınılmaz olmuştur. Etkileşim ve başkalaşımın en çarpıcı şekilde toplumda etkilediği değerler arasında kültür gelmektedir. Kültür erozyonu şeklinde de tarif edilebilecek bu durum dünya toplumları arasında kültür alış verişinden etkileşimden ziyade baskın kültürün etkisi ile başkalaşımı sonucunda kültürlerin yok oluşuna zemin hazırlamaktadır. Kültür bir toplumun çağlar boyunca oluşturduğu, değerleri, görsel ve yazılı folkloru, toplumun varlığını oluşturan ve gelecek nesillere taşıyan etik değerleri olarak tanımlayabiliriz.

3. Körpe ve genç olan beyinlerin kendilerine örnek belirledikleri kişi ve kişiler değişmiş ve onları yanlış yollara rahatlıkla yönlendirebilecek kişileri merkez almışlardır. 4. Genç kesimi etkileyip onları etkisi altına alan müzik hem aile hem de okul hayatını olumsuz yönde etkilemiştir. Yukarıda yazan maddeler sayesinde ülkenin geleceği olan yapı taşlarını zedeleyerek o ülkenin geleceğini sarsıp onun üzerinden menfaat ve çıkarlarını sağlayan ayrıca yok olmaya yüz tutturan belli başlı güçler, bu yapılanlar sayesinde ekmeğine yağ sürülmekten başka bir şey yapılmamaktadır. “Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” (Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud ve elKebîr’de Taberânî, İbn Ömer’den nakildir.)” Hasid-i Şerifinin sırrı gereği kimlerden olduğumuza dikkat etmeli, sonsuz hayatta kimlerle beraber olmak istiyorsak kılık kıyafetten davranışlara, yaşam biçimine kadar hayattaki her şeye dikkat etmeliyiz. Mustafa Serhat Alikanoğlu

İnsanlar, özellikle Türk olarak bizler, yapımız gereği örf, adet ve geleneklerimize yani kısaca kültürümüzü oluşturan yapı ve unsurlara sıkı sıkıya bağlıyız. Ama şu son günlerde moda, müzik, stil oluşturma vb. adı altında öğretilen sözde çağdaşlık ve uygarlık, geçmişimiz olan kültürümüz o kadar çok akımın altında kaldı ki, sahip olduğumuz kültür nerede ise yozlaşma aşamasına girip maalesef benliğini kaybetmeye yüz tutmuştur. Buna örnek olarak son zamanların ilgi odağı olan “APAÇİLİK” olarak adlandırılan bir akımı verebiliriz. Peki, bu sözde akımın bize olan etkileri nedir? 1.Sahip olduğumuz müzik ve giyim kültürümüzü etkilemiştir. 2. Gençlerin dinlediği müzikteki belli ritim ve sesler ruh sağlığını etkilemeye başlamıştır. www.edepmektebi.com

21

PORTRE

Muhyiddin İbn Arabî

Kimdir? Ünlü mutasavvıf, İslam düşünürü ve şairidir. Hayatı: Nam-ı diğer Şeyh’ül Ekber Muhyiddîn İbn Arabî’nin tam adı Ebu Bekr Muhammed İbn ElArabî El- Hatimi Et-Tai’dir ve kendisinden sonraki sufilerce Sultanü’l-arafîn, Hatemü’l-evliya, Kutb-ü Hümam, İbn Sereka, Cenab-ı Şeyh, Hatm’ül Vilayet El-Muhammediyye gibi lakaplarla anılmıştır. İslam maneviyatının en etkili isimlerinden birisi olan bu muhterem zat sonrasında arifler tarafından “nimet günü” diye anılacak olan 17 Ramazan 560 (1165) pazartesi günü İspanya’nın güneyinde (Endülüs’ün) Mürsiye şehrinde Tayy kabilesine mensup bir Arap ailesinin çocuğu olarak doğdu. Hayatının ilk yıllarına dair en önemli kayıt, sekiz yaşında babasıyla beraber ilim tahsili maksadıyla Sevilla’ya (İşbilye) gitmeleridir. Orada çeşitli üstadlardan başta hadis ve fıkıh olmak üzere İslami ilimleri tahsil etmiştir. Sonraki dönemde babasının varlıklı bir devlet memuru olması hasebiyle kendisini çeken manevi yolu rahatlıkla araştırmaya başlamış, görüştüğü erkek ve kadın mürşitlerden icazet alarak tasavvufa yönelmiştir; henüz yirmili yaşlarının başında derin zekâsı ve manevi içgörüsü sayesinde aydınlanabilmiş ve bu özelliği nedeniyle zamanın ünlü filozoflarından İbn Rüşd’ün dikkatini çekmiştir. İbn Rüşd yaşadığı dönem içerisinde Aristotales felsefesine yaptığı yetkin yorumlarla Doğu ve Batıda dönemin en dikkat çeken filozofuydu ve İbn Arabî’nin babasıyla tanışıklığı münasebetiyle onunla görüşmek istemişti. İbn Arabî araların22

www.edepmektebi.com

endaze da geçen bu tanışma münasebetini şöyle anlatmaktadır: “…eve girdiğimde filozof yerinden kalktı ve dostluğunu ilgisini gösteren bir şekilde yanıma gelerek beni kucakladı. Sonra ‘evet’ dedi, ben de ‘evet’ diye karşılık verdim. Bunun üzerine benim kendisini anladığımı düşünerek sevindi. Sonra onu sevince boğan şeyin bilincine vararak ‘hayır’ diye ekledim. İbn Rüşd sarsıldı, yüzünün rengi değişti, düşündüklerinden şüpheye düşmüş gibiydi. Bana şu soruyu sordu: ‘ilahi ilham ve aydınlanmayla ne tür bir sonuca vardın bakalım?’ Ben de şöyle cevap verdim: ‘Evet ve hayır. Evet ve hayır arasındaki ruhlar maddelerinden uçarlar ve boyunlar bedenlerinden koparılır.’ İbn Rüşd’ün rengi attı, titrediğini gördüm. Her zaman söylenen şu sözü tekrarladı, ‘la havle ve la kuvvete illa billah’ (Allah’tan gayrı kuvvet sahibi yoktur.) Ne demek istediğimi, işaretimi anlamıştı çünkü…” Bu görüşmeden sonra bir daha da görüşemediler. Ancak İbn Arabî 1199’da Kurtuba’da filozof İbn Rüşd’ün cenazesine katılmıştır. Bu yıllarda yoğunlaşan ilhamlar ve içgörü neticesinde arş-ı ilahiyi müşahede etmiş ve kendisine seslenen bir kuşu dinleyerek Doğu seyahatlerine başlamıştır. 1201 tarihinde ilk defa olarak Mekke’ye gitti ve hac vazifesini ifa etti; tasavvuf tarihinin en kapsamlı ve derin kitabı olan ansiklopedik eseri Fütuhat-ı Mekkiyye’yi de Kâbe’yi tavaf ederken aldığı bir ilhamla burada yazmaya başlamıştır. Mekke’de bulunduğu sırada diğer taraftan fen ve din ilimlerinde de çeşitli âlimlerden ders almaya devam etmiş ve nihayet Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.) hazretlerinin rûhâniyetinden feyz alma derecesine yükselmiştir. Bu konuya dair bir rivayete göre Gavs-ül-a’zam Seyyid Abdülkâdir Geylânî (k.s) hazretleri, bir gün kendi hırkasını talebelerinden Cemâleddîn Yûnus bin Yahyâ’ya vererek; “benden sonra benim künyem olan Muhyiddîn isminde, Allahü teâlânın çok sevdiği evliyâsından bir kimse gelecektir. Bu hırkamı ona teslim edersin” buyurdu. Yûnus bin Yahyâ yıllar sonra talebesi olan Muhyiddîn İbn Arabî’yi tanıyarak hırkayı ona teslim etmiştir. Başka bir rivayete göreyse tasavvufi bir sembol olan ve Rasulullah’ın Veysel Karani’ye emanetinde anlam bulan bu hırkayı, ona dönem dönem görüşüp arkadaşlık ettiği Hızır (a.s) giydirmiştir. Zaten kendisi de daha sonra bu hırkayı üvey oğlu, manevi varisi ve talebesi olan aynı zamanda Arabi ekolün ve Vahdet-i Vücud anlayışının Doğu’da yayılmasında katkıları büyük olan kelam alimi, seçkin sufi Sadreddin

endaze

PORTRE Konevi (k.s)’e giydirmiştir. Mısır’da geçirdiği dönem içerisinde yaptığı konuşmalardan ötürü ölümle tehdit edilmeye başlayınca tekrar yaya olarak Mekke’ye dönmüş ve buradaki iki yıllık ikametin ardından Şam, Irak ve Anadolu’ya geçmiştir. Burada bir dönem Selçuklu Devletinin başkenti olan Konya’ya yerleşti ve hacdan sonra Anadolu’ya birlikte dönerek arkadaşlık ettiği Mecdu’d-din İshak’ın vefatı üzerine onun dul kalan hanımıyla evlenerek Sadreddin Konevi (k.s.)’yi evlat edinmiş ve Konevi’nin zahiri ve batıni ilimlerde hocalığını üstlenmiştir. Yaşadıkları dönem içerisinde Selçuklu Sultanından ikram ve hürmetler gördüyse de bunlara tamah etmeyerek elindekileri yoksullara bırakıp ilahi bir görev gibi gözüken seyahatine devam etmiştir. Anadolu’da bulunduğu sırada başta Konya olmak üzere Aksaray, Malatya ve Sivas’ta da bulunmuş ve nihayet 1223 ya da 1230’da Şam’a gelerek vefatına kadar buraya yerleşmiştir. Şam’da geçirdiği günlerin birinde Fütuhat-ı Mekkiye’yi henüz tamamlamışken mana aleminde Rasulullah (s.a.v)’ı elinde bir kitapla gördü. Rasulullah kitabı ona uzatarak “Bu Füsûs-ül-Hikem kitabıdır. Bunu al ve insanların faydalanması için muhteviyâtını açıkla” buyurdu. İkinci büyük eseri Füsûs-ül-Hikem, böylece ilham yoluyla yazılmaya başlamış oldu. Uzun seyahatlerinin ardından tüm zamanını huzur ve sessizlik ile eserlerine adayan hadis ilminde sahib-i isnad ve fıkıh ilminde içtihad makamında olan Şeyh’ül Ekber 1240 senesinde Rabî’ul-âhir ayının 28’inde Cuma günü manevi hayat üzerinde derin tesirler bırakarak 75 yaşındayken Şam’da vefat edip sevgiliye kavuştu. Vefatının ardından Kasiyun dağının eteğindeki Salihiye’ye defnedildi. Arif ve veliler haricinde Şam halkı kendisinden hoşlanmadığı için kabri kaybedilmeye çalışıldıysa da evvelce Şeceret-ün-Nu’mâniyye fî Devlet-ilOsmâniyye isimli eserinde beyan ettiği “Sin Şın’a girince Muhyiddin’in kabri meydana çıkar” keşfi ilhamını fark eden Yavuz Sultan Selim Şam’a ge-

lince kabrini bulmuş ve türbe haline getirerek yanına cami ve imaret yaptırmıştır.

Eserleri

İbnu’l-Arabî’nin eserlerinin sayısı kendine de malum olmadığı öte yandan 500 den fazlaeserinin olabileceği söylenmektedir. Bu eserlerden en önemlileri Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri’l-Mahkiyye ve’l Mülkiye ve Fusûsu’l-Hikem. SÖZLERİNDEN “...Küçük insan, Büyük Alemin (makro-kozmos) bir minyatürüdür... İnsan varlığı, alemden daha da küçük olsa da, o Büyük Alemin bütün hakikatlerini kendisinde toplamaktadır. Bu sebepledir ki, bilge insanlar, bu aleme Büyük İnsan (İnsan-ı kebir) adını veriyorlar...’’ (Fusüs ul-Hikem) “Maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler.” “Hakikatte Arş ve Beytullâh, Allah’ı bilen arifin kalbidir.” Aşk bineği hangi yöne götürürse benim dinim, imanım orada.” “Zahir “Ben” dediği vakit Batın “Hayır” der. Batın “Ben” deyince Zahir yine “Hayır” der.

www.edepmektebi.com

23

KENDİNİ BİL

CAM

pabilir, bu duyguyu sadece “O” tertemiz kalbinde taşır. Senin ki ise bir hayal olarak kalır. Zaten O’nu da bir hayal olarak hatırlamıyor musun , bir düş olarak görmüyor musun? Buda bir hayal olur işte , bu da merhametin gücü olur. Peygamberin gücü. Resullullah’ın gücü. En güzelin gücü. En merhametlinin gücü. Ve bir hayal var benim içimde , gönlümde , kalbimde. Uçsuz bucaksız , ufuksuz ayranlık ? Hayır. Sevgi..? Değil. O’na ke, sonsuz bir derya. Her an merhametiylimeler yetmez. Her gül bahçesine girdiğile gözümün önünde , kalbimin derinliklenizde aklınıza O gelir. Her mutlu anınızda rinde. Koparıp da atamadığım , atamadı“O”, her üzüntülü anınızda “O”. Her zağınız , atamayacağımız bir hayal bu. En man mı sizinledir “O”, her an mı kalbinizmerhametlinin hayali… de bir yer kaplar? Her duyguyu taşır mısınız O’nunla? Evet. “O” her anınızda aklıAfranur KANIBOL nızda , her yerde sizinle , kalbinizin bir köşesinde… Resulullah. Kalbi temiz O’nun. Berrak , saf ve duru. En merhametli , en güzel , en sade. Sadece iyi. Sadece ahlaklı. Sadece kul. Senin hayalindedir o merhametliğiyle. Hayranlık duyarsın , onun gibi olmak istersin ama olmaz. Olmaz işte... “O” bir peygamberdir çünkü. Her davranışıyla , her duruşuyla. Sen sadece bakarsın , okursun , izlersin. O’nun gibi merhametli olmaya çalışırsın, çabalarsın. Ama imkansızdır O’nun gibi olmak. Zordur bu görevi üstlenmek. Güçtür merhametin hakkını vermek. O ağır merhamet kaftanını bir giydikten sonra çıkarıp atamazsın. Atmak istemezsin. Öyle güzel gelmiştir ki O’na benzemek, O’nun gibi olabilmek öyle hoşuna gitmiştir ki… Ama sadece hayaldir bu, suya yazılmış bir yazı gibi, camın buğusuna yazılmıştır belki de. Güneş doğar, sıcaklık girer odaya ve cam o hayali siler. Merhamet, bu kadar zordur işte. Taşıması da bir o kadar güç. Bunu sadece “O” ya-

BUĞUSUNDAKİ HAYAL...

H

24

endaze

www.edepmektebi.com

endaze

VUSLAT

HİCRET

yüzleşmesi gerektiğini bildiren ve yanlıştan döndüren. Hicret: İnsanın vücut sahrasını örten, onun Hicret; bu sefer ki farklıydı sanırım. Bir yerher zerresine işlenen bir eylem. Bir varoluş. den bir yere gidilmeyecekti. Bu seferki gönül Fiilen yapılmasına gerek yok ki , HİCRET için işiydi. Kalpten kalbe bir yolculuk, bir inşa varniyet lazım bize, samimiyet lazım, duygu ladı sanki. Yorgun gönüllerin ilacı olacaktı bu zım, gözyaşı lazım en önemlisi de bunları bir sefer. Gözler bıkkın bakmayacak, işler yarım araya getiren bir inanç (Aşk) lazım. Bu dünkalmayacak ve şehir eski neşesini bulacaktı. yada her şeyin bir eşi var, her şey uyumlu, her Hicret vardı içimde bir yerde, her defasında şey birbirine yakışıyor. insanın boğazını düğümleyen ama her defaDedikleri gibi; sında çözülen. Gözyaşı Yakup’a Tarık tufan’ında dediği gibi: “Hicret var içimSultanlık Yusuf’a yakışırken deki upuzak yerlere” Aşk ; Bir olan ALLAH’ a Her şey birbirine bu kadar yakışırken, Hicret ; Mekke’ye, Medine’ye yakışırdı. Dünya’da muntazam bir uyum varken hicret… Alışılacak mı? Sonu ne olacak? Peki başı ALLAH HİCRETİMİZİ KABUL ETSİN… neydi? O halde başa dönelim, en başa… (amin) Hüzün vardı sanki şehrin üstünde, ya da hüznü giyen gözlerin gördükleriydi bu tasvirler. Belki de hüzünden Büşra TOPÇU başka bir de “Aşk“ vardı şehri örten. Aşk ne miydi? “Yeryüzünde ki cennet duygusuydu AŞK” Evet işte buydu başlangıç . İnsandaki cennet duygusuydu. İnsanı hicrete teşvik eden, kendisini sorgulamasını sağlayan, kendisiyle

www.edepmektebi.com

25

İMBİK

Hayaller

endaze

mazlar. Bu tür insanlar zihinlerini kötülüğe çalıştıranlardır. Size minik kardeşimizin hayalinden bahsetmeliyim. Kimi insan için geleceğe aralanan küçük bir Yaratan ki o kadar özel yaratmış ki onu yaşıtkapı, kimisine göre özenilen hayat, kimine larına rağmen çok zekiydi. Okulda yapılan bir göre hedeftir. Bana göre küçük bir çocuğun yarışmada ondan sadece hayal kurması ve kâğıda karaladığı bir kaç çöp adamdır sade- bunu resimlendirilmesi istenmiş. Verilen süre ce… bittiğinde kâğıtlar toplanırken o boş bir kâğıt Hayaller gerçekleştirilmesi umut edilen küçük vermiş. Öğretmen merak etmiş. Sormuş ‘ Negelecek planlarıdır. Kimimiz buna inanıp ken- den boş bu kâğıt? ‘ diye. Minik bedenden gedini kaptırırken, kimimiz inanmaz. Hatta ku- len cevap duygulandırmış öğretmeni. ‘ Öğretrulan hayalleri bile saçma bulurlar. Hayal et- menim benim anneannem her akşam bir örtümek arzulamaktır. Sevdiğini, işini, aileni, eği- nün üzerinde saatlerce oturup ağlıyor. Sonra timini, hatta doğayı… Sevdiğini hayal etmek eline bir Kitap alıp okuyor. Ona soruyorum ne mesela… Onun eşi olma ihtimalini sevmek. yapıyorsun diye, hayalime yaklaşıyorum yavSevmek demişken sanırım sadece sevilen, rum diyor ve sonra anlatıyor. Allah’a dua ediiyi şeylerin hayalini kuruyor. O zaman hayal- yormuş, gözyaşını ona olan aşkından döküler dua gibidir. Peki ya insanlar neden dua et- yormuş. Anneannem Ona seslenirken Ey Gömek yerine hayal kurarlar? Yani Allah’tan iste- nüllerin Aşkı der. Ben o aşkı hiç görmedim öğmek daha hayırlı değil midir? retmenim. ‘ der ve devam eder. ‘Allah vermeyeceği şeyin hayalini kurdurmaz- ‘O öyle bir aşkmış ki görünmese de hissedilirmış.’ demiş Mevlana… Galiba demek istedi- miş. O çok büyükmüş, bende Onu hayal ediğimi anlatabildim. Belki yanlış düşünüyorum yorum öğretmenim, bende anneannemin okuama dua; istemek, hayal; istediğini resimlen- duğu o Kitabı okumak istiyorum, bende O’nun dirmek sanırım. Hayaller insanların zihinlerin- huzuruna çıkmak istiyorum öğretmenim. Bedeki bilgi kadar geniştir. Küçük bir çocuğun nim hayalimde bu, ama çizemedim.’ der. hayali ile bizim hayalimiz bir olmaz… Bu dediğim yanlış anlaşılmasın, kimi insanlar var ki Esra YEŞİLÖZ küçük bir çocuk kadar güzel hayal bile kura26

www.edepmektebi.com

endaze

ŞİİR

MEVSİM ÇİÇEĞİ Yaz olur, sevinirim sıcak geldiğine Kış olur, sevinirim kar geldiğine Bahar olur, sevinirim çiçek geldiğine Mevsim çiçeği gibi kısadır sevinçlerim

Kitap alırım zevkle, okuyana kadar Kazak alırım zevkle, giyene kadar Sevgi alırım zevkle, sevene kadar Mevsim çiçeği gibi kısadır zevklerim

Bilgi isterim kendime, bilmeden önce Su isterim kendime, içmeden önce Hayat isterim kendime, ölmeden önce Mevsim çiçeği gibi kısadır isteklerim

Ne yaşatırım, ne öldürür Ne ağlatırım, ne güldürür Yalanı değil, gerçeği görür Mevsim çiçeği gibi kısadır ömür Elif ÖZDEMİR

www.edepmektebi.com

27

SEYYAH

endaze

Gelincikler Açarken...

H

er insanın duygu ve düşünce dünyası, doğadaki çeşitli nesnelerle, çeşitli olaylarla, şekil buluyor ve somut olarak karşımıza çıkıyor. Yüreğinizde tohumlarını attığınız, ilk sürgünlerini kalbinize veren, kanınızla canınızla besleyip büyüttüğünüz, filizlenen gövdesinden yapraklarına sürgün veren bir çiçeğiniz var. Bu çiçeğin adı yok, rengi yok, kokusu yok. Ama bu sizin içinizde büyüyen bir duygu. Bu çiçeği alıp toprağa ekmelisiniz, bu çiçeği alıp bir saksıya koymalısınız. Yüreğinizde büyüyen bu duyguyu somut bir nesne olarak karşınızda görmelisiniz. Yüreğinizde besleyip büyüttüğünüz yüzlerce, binlerce duygu vardır ve bunların pek çoğu toprağa ekilmeyecektir. Çoğu anlamsız bir iç burkulması olarak kalbinizde ölüp gidecektir. Ne zaman ki bir duyguyu, ellerinizle yüreğinizden aldınız, toprağa ektiniz, onu gözlerinizle gördünüz, rengini bildiniz, kokladınız ve dokundunuz.. O zaman o duyguyla hesaplaşmak zorundasınız. Bu duyguya ne derseniz deyin, aşk, nefret, öfke, kin, haset, sevinç, hüzün, gurur ve adını koyamadığınız yüzlerce şey… Hayatınızın gençlik yılları, bu duyguları somut birer çiçek olarak karşınızda göremediğiniz yıllardır. Duygularınızı çiçek olarak toprağa ekmek yerine, başkalarının çiçekleşmiş duygularını seyretmeyi, koklamayı ya da koparıp atmayı tercih edersiniz. Kendi çiçekleriniz yoktur, gül bahçeniz, menekşe bahçeniz, papatya tarlanız yoktur. Başkalarının çiçekleriyle tanımladığımız duygularınız vardır. O çiçekler sararıp solduğunda, o çiçekler öl-

28

www.edepmektebi.com

düğünde, o çiçekler koparıldığında siz de sararmış, solmuş ve koparılmış olursunuz. Çünkü o çiçekler sizin çiçekleriniz değildir. Sizin bahçenizde, sizin tarlanızda yetişmemiştir. Göğüs kafesinizden gizli, yüreğinizde filizli, damarlarınızda köklü çiçekler değildir bunlar. Yüreğinizden söküp toprağa diktiğiniz; sevgiyle, şefkatle, merhametle suladığınız çiçekler de değildir bunlar. Ne zaman ki sizin duygularınız, rengini, kokusunu, şeklini bulur ve bir saksıya, bir bahçeye, bir tarlaya çiçek olur, o zaman gerçek olgunluğa erişirsiniz. Bir gerçeğin farkına varırsınız sonra… Ben hiç çiçek yetiştirmemişim bugüne kadar, dersiniz. Kalbimden söküp de küçücük bir saksıya koyduğum bir tutam ot dahi olmamış hayatımda, dersiniz. Bütün duygularımı başkalarının çiçekleriyle ifade etmişim, dersiniz. Başkalarının çiçekleri benim duygularım olmuş, benim adıma konuşmuş, diye düşünürsünüz. Başkalarının çiçekleri sevmiş, sevilmiş, nefret etmiş, öfkelenmiş, başkalarının çiçekleri gülmüş, eğlenmiş, üzülmüş, kahrolmuş, benim duygularım hiç ama hiç çiçek olmamış, diye hayıflanırsınız. … Hayatımda ilk defa bir duygumu çiçek olarak karşımda gördüm. Meslek hayatım boyunca, aslında hiç bilmeden, ne yaptığımın, hangi sebeplere vesile olduğumun, hangi sonuçlara yol açtığımın farkına vardım. Bendeki öğretmenliğin, daha doğrusu bendeki eğitimciliğin hangi çiçeğe karşılık geldiğini öğrendim.

endaze

SEYYAH

Ve ben o çiçekte, öğretmenlik hayatımın bütün duygularını gördüm. Sabrı gördüm, fedakarlığı gördüm, iyi niyeti gördüm, enayiliği gördüm, samimiyeti gördüm, saflığı gördüm, dert edinmeyi gördüm, dertlenmeyi gördüm, paylaşmayı gördüm, sevinmeyi gördüm, övmeyi gördüm, övülmeyi gördüm, yerilmeyi gördüm, yerin dibine batmayı gördüm, yedi kat göğün üstüne çıkmayı gördüm…Öğretmenlik mesleğinde ağızdan çıkan bir harfin dahi geri dönüşüm kutusuna atılmadığını gördüm. Ve ben ağzımdan çıkan bir cümleden yıllar sonra kurulan yepyeni hayatları gördüm. Bir cümleyle kendilerine meslek belirleyenleri gördüm. Bir cümleyle, tuttukları yanlış yolu düzeltenleri gördüm. Hepsinden önemlisi, benim cümlelerimle; hayat boyunca kimseye el avuç açmayan, kendi gayretiyle çalışan ve kazanan, başı dik, onurlu, namuslu, ahlaklı, haysiyetli yaşayanları gördüm. Meğerse, bendeki öğretmenlik duygusuna karşılık gelen çiçeğin bir adı varmış, bir rengi, bir kokusu varmış... Bunu ben bilmiyordum. Bunu bana bir öğrencim öğretti. Şu görmüş olduğunuz eski binada 3 yıl, hemen yanındaki barakada 1 yıl okuyan bir öğrencim. Onun mezun olduğu sınıfta, ben için özel 8 öğrenci vardı. 4’ü erkek, 4’ü kız. Bu öğrencilerimden 7’si üniversiteye yerleşti. 4 tanesi benim de mezun olduğum Konya Selçuk Üniversitesinde okudu, 2’si Niğde ve Ankara’da Edebiyat Fakültesi okumayı tercih etti. Biri Sakarya’da, diğeri Ankara’da hayatını devam ettiriyor. 4 yıl sonra okula gelip benimle aynı branşta öğretmenlik yapan bir öğrencim. Benim öğrencim,

sizin öğretmeniniz. 15 günlük öğretmenliğinde, belki de size, benden çok daha fazla şey öğreten öğretmeniniz. Ve biz onunla, öğretmenler odasının penceresinde, gelincik tarlasına bakıp sabaha kadar ağladık. Hüzünden değil, sevinçten ağladık. Yıllardır içimde biriktirdiğim bir çiçek. Adı: Gelincik. Rengi Kırmızı-Siyah-Sarı.. Kokusu toprakla olmakla çiçek olmak arasında kalmış hoş, hafif, yabani. Özelliği,duruşuyla asil ve olgun.. Hayata karşı duruşuyla en ufak bir rüzgarda, ne ufak bir yağmur damlasında kırılıp dağılacak kadar hassas… Ben bir gelincik tarlası gördüm rüyamda, okulun penceresinden bakıyordum ve tüm bahçe, gelincik tarlasına dönüşmüştü. Başka biri daha gördü o gelincik tarlasını… Beni anlayan biri, benden öğrenen biri, beni rehber bilen, öğretmen bilen biri, bana saygı duyan biri… Sonra o gelincik tarlasını beraberce kucaklayıp getirip Okulumuz duvarına astık. Ben şimdi Asfa Ferda Okullarında o gelincik tarlasına bakıp, insanlara vermem gereken çok şeyler olduğunu düşünüyorum. Olabildiğince kaygısız, hesapsız, karşılıksız; hiçbir şey beklemeden, ne olacağını, nereye gideceğini bilmeden vermek, vermek, vermek…

Mesut DOĞAN

www.edepmektebi.com

29

endaze

ŞİİR

Gökyüzünde Hissettiğim Ben bir kuşum Süleymaniye Camisi’nde. Ezanın okşadığı rüzgarlar, Kanatlarımın arasından geçer, Kulaklarımı mest eder. Sahibidir ince kemiklerimin, O nağmelerin sebebi . Yüzyıllardır buradayım ama Görmedim bir tek düşman eseri. Rabbim koruyor Kubbemizi Çakallardan, kargalardan... Binyıl daha geçse de arkamdan, Yurdum olacak Müslümana gümüş kalkan.

Müge İlayda ÇETİNÖZ

30

www.edepmektebi.com

endaze

ŞİİR

GÖNÜL ÇAĞLAYANI Gönül sarayına beni hapsetsen Cân almaya hançer ile kastedsen İki cihân bir arada yak dersen Ateş sönse koru sönmez ne dersin? Dünyayı dolaşıp seni sevenden Gelenden geçenden gurbet illerden Gül bahçene varabilmek tez elden Sen deyince ırak değil, ne dersin? Âşığım amma naçârlığım senden Gönül saz etmiş tahta ile telden Cân ile ten meşk kurdu seherden Yolculara seni söyler ne dersin? Gönüle ektiğim bunca nâleden Hak cân verdi başağa tâneden Vira Bismillah balığa giderken Martılar seni özledi ne dersin? Gece hayâlini seyrederekten Sabahımı sensiz edememekten Bu da geçer imiş deyip geçmekten Geçmez oldu günler buna ne dersin? Sürmeyi handân urmuşsa lâleden Bir çift kaş görünür iki âreden Misk anber verseler bana Hotenden Seni sevmiş gönül miski neylesin? Ebede gider ömür gelmiş ezelden Fermânı yazılmış Elest bezminden Yazmışsa Hak çalap gönül ferinden Meyil sanadır dünyayı neylesin? Selim Gök

www.edepmektebi.com

31

SAKLI HAZİNEMİZ GELENEKLERİMİZ

SADAKA TAŞI

ski İstanbul’da yardımların en göze batma yanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanarak yapıldı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu. İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul’unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı. İstanbul’un dört yerinde sadaka taşı vardı: Üsküdar’da Gülfem Hatun Camii’nin avlusunda, yine Üsküdar Doğancılar’ da, Karacaahmet’ te ve Kocamustafapaşa’ daydı. Bugün bu taşlardan sadece bir tanesi, Doğancılar’ da dikili olanı, ama o da yarısın

E

32

www.edepmektebi.com

endaze

dan fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor. “Çünkü bir yardım, ne alanı küçük düşürmeli, ne de veren için bir öğünme nedeni olmalıdır.

GEÇİLMEYEN CEPHE

endaze

“ÇANAKKALE”

ÇOCUK YAŞTAKİ ŞEHİTLERİMİZ Savaş; ulusların diplomatik yollarla çözemediği sorunlarını, kuvvet zoruyla, almak istediklerini kabul ettirmek amacıyla, dayatmayla ve karşı tarafa boyun eğdirmek için ortaya koydukları, tarihin çoğu kez tanıklık ettiği bir mefhumdur. Çanakkale Savaşı da, Anadolu topraklarına gözünü dikmiş, açgözlü insanların, koparacakları her bir lokmaya ağzı sulanarak baktığı bir savaş olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Bu sahne öyle basit bir oyundan ibaret olmamıştır. Sömürge devletlerden topladıkları insan kümelerini üzerimize salanlar, kendilerini yenilmez olarak ilan edenler, bilmiyorlardı ki karşılarında nasıl güçlü, vatan aşkıyla dolu, çelik zırhlara bürünmüş, asil ruhlar var…İşte bunlar on üç yaşından başlayan on sekiz yaşlarına kadar uzanan, çocuk bedenlerinden vatan naraları fışkıran, daha çamurdan oyuncak arabalar yapmaya alışık küçük elleriyle silahının kabzasına sımsıkı sarılanların savaşıydı. Daha ne olduğunu anlamadan kendilerini kan kokusunun, kulakları sağır eden haykırışların, parçalanan vücutların görünmediği bir toz bulutunun içinde buldular. Anaları onları cepheye yollarken biliyordu ne olacağını; biliyordu da ne gelirdi ki elden, vatandı bunun adı; bir anlamda aşktı “Vatan Aşkı”… Olmasaydı bu toprak, olur muydu kuş sesi? Düğün dernek sesi, al yazmalı Ayşelerin hayalleri, Mehmetlerin gelecekleri, umutları..Taş bağladı analar yüreğine, akıtmadılar gözyaşlarını, göstermediler yavrularına. Halbuki kıyamazlardı evlatlarının akan bir damla gözyaşına. Süt kokusu daha üzerlerinden gitmemiş, kınalı kuzularını Allah’a emanet ederek yolladılar Çanakkale’nin esen sert rüzgarına. Sert ki ne sert eser o rüzgar, ne Mehmet bıraktı ne Ali ne Hasan, dağıldı yavrucaklar ne olduğunu anlamadan. Her bir kurşunda bir Türk anası serildi yere, her akan kanda, verdiği ak süt ala boyandı. “Anne” dedi, “vatan” dedi, “ölüyorum ama sadece bedenim” dedi, “rüyalarındayım her gece; gelip eline öpeceğim anacığım” dedi, düşürmedi sancağını, tüfeğini yere, vermedi toprağını; karnı doymayan, kirli emelleri olan o çirkin ellere..Helal edin haklarınızı bu toprak

uğruna acı çeken, can veren yüce ruhlar. Şu mavi gökyüzünde şekilden şekle giren beyaz bulutlara bir bakın, şu topraktan her bahar çıkmaya çalışan renklere de alıcı gözle bir bakın; çünkü onlar bize hür, esaretten uzak bir yaşam bırakan ve tekrar can bulmaya çalışan Mehmetçiklerimizdir. Şu masum yüzlerin fotoğraflarına da alıcı gözle bir bakın ve üstünüzde taşıdığınız her giyside, yediğiniz her lokmada, aldığınız her nefeste onları en azından şükranla bir kez anın… VATAN SİZİN GİBİLER SAYESİNDE VAR OLACAKTIR!

SEVDA BAHŞİ

www.edepmektebi.com

33

DÜŞÜNCE İKLİMİ

GERİ SAYIM BAŞLADI… Aklınıza gelen ilk şeyi unutmadan yazın bir kenara… Neyi mi? Başlığın sizde çağrıştırdığı şeyi. Kimimiz için zaman, kimimiz için bir sınav, kimimiz içinse belki de bitmez tükenmez bir hayat… Bizler, bize sunulan fırsatları en iyiyi bulana kadar kullanmaya meyilli olan varlıklarız. Tabi ki sunulan bu fırsatların başında bizlere bahşedilen hayat gelmektedir. Hatta bize verilen bu hayat fırsatı birçoğumuz tarafından farklı algılanır. Kimi için amaçsızca geçirilecek vakit. Kimi için bitmeyecek zaman dilimi…Acaba HAYAT denilince gerçekten bitmeyecek bir zaman dilimi mi algılanır bir çok insan tarafından. Gerçekten sanıldığı gibi midir? O halde; Gelin bakalım! Şu karanlık kuyu misali zaman girdabının derinliklerine ve ışık tutalım ne var ne yok diye… Hayat demişken bir soruyla başlamak isterim meseleye!!! Sizce ömür dediğiniz şey nedir? Saniye… Dakika… Saat… Ay… Yıl… Hakikaten bunlardan ibaret insan ömrü bakıldığı zaman tek bir çerçeveden. Doğru mudur…? Doğru ama bilinmez ki kime ve neye göre? Doğru; tabi ki bizleri yoktan var eden, bizi dünyalar verilse de vaz geçilmeyen nimetlerle donatan Allah tarafından tam manasıyla bilinmektedir; biz acizler tarafından değil. O halde ömür sorusunun cevabı: “Geçirdiğin her dakikanın hesabını vereceksin!!!” değil de “Aldığın her nefesin hesabını vereceksin!!!” sözüyle daha iyi anlaşılacaktır bence… Niçin böyle söylendiğini hiç merak etmediniz mi?” , Neden nefes!!?, Niçin farkına bile varmaksızın aldığımız nefesin hesabı..? Bilim insanları normal bir insanın günde ortalama

34

www.edepmektebi.com

endaze 23-25 bin arası nefes aldığını söyler. Hayatımız boyunca ortalama ne kadar nefes aldığımızı bu veriden gelin hesap edelim. Ülkemiz için insan ömrü ortalama 60-70 yıl olarak kabul edilir. Günde 25 bin nefes alınırsa; 25binx365(1 yıl)= 9milyon125bin (9milyon125bin)x(70)=638milyon750bin (maksimum) NEFES!!!! Ve şu bir gerçektir ki; geçirdiğimiz her dakika, her saat, her ay ve her yıl bu değer gittikçe azalmaktadır. Hatta bu yazıyı okuyorken yaklaşık olarak 100-150 arası nefes aldınız. Yani; Kalan nefes sayısı: 638milyon750bin – 150 !!! Karmaşık bir matematik hesabı gibi görünse de asıl anlatmak istediğim İNSAN ÖMRÜ’nün nefeslerle sayılı olduğu… Yüce Yaratan’ın en sevgili kulu olan Peygamber Efendimiz MUHAMMED(s.a.s.)’in şu sözüyle mesele daha aydınlanacaktır : “Sıla-i Rahim(Akrabayı ziyaret) ve Sadaka insan ömrünü uzatır.” Ama nasıl ..? Allah katındaki zaman kavramı ile biz kullarının anladığı zaman kavramı birbirinden farklıdır. Bizler ömrümüzü senelerle sınırlarken Allah’ın katında ömrümüz nefes sayılarıyla sınırlanmıştır. O halde rahat bir ortamda bulunan(-ki Sıla-i Rahim ortamı) bir insanın nefes alış-verişi daha rahat ve daha az sıklıkla olacağından insan az nefes tüketecek ve doğal olarak da bu durum ömrünün uzamasına vesile olacaktır. Aynı durum SADAKA için de geçerlidir. Yardımda bulunan bir insanın, gönül rahatlığının vermiş olduğu mutlulukla daha az sıklıkla nefes alacağı şüphesizdir. Bu yüzden yeni sloganımızla yaşamımıza devam edelim derim… “RAHAT BİR YAŞAM UZUN ÖMÜR”(Sadece maddi anlamda değil!!) Allah’ım..! Sayılı olan nefesimizi Sen’in yolunda kullanmaya, Sen’in rızanı kazanmaya ve de Sana ulaşmaya vesile kılanlardan eyle. Vesselam… Halil BEYAZIT

endaze

KATRE

su doldurdu,ağzı ile tuttu,yukarı çıkardı,köpeği suladı. Bunu yaptığı içinde Allah’a şükretti.Bu sebeple de (Allah tarafından) günahları bağışlandı. Köpeğe yapılan küçücük bir merhametli davranış bile cennetin kapısını açmaya yetiyorsa insanların birbirine duyacağı merhamet Allah katında nelere mazhar olacak. O halde bize düşen başta insanlar olmak üzere Allah’ın yarattığı tüm canlılara merhametli olmak… Elif Samahat DEMİÇ

MERHAMET Nedir insanları böylesine hoyrat ve huysuz yapan? Hırs mı? Haset mi? Ben merkezcilik mi? Yada çıkarlar mı? Herkes çıkarları için birbirini yok etmiyor mu? Halbuki dinimizde ben yoktur,biz vardır.Herkes birbirine merhamet ve şefkat gösterir. Asıl olması gerekende bu değil midir zaten? Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur‘: “Merhamet edenlere Cenab-ı Hak merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekilerde size merhamet etsin” buna şöyle bir açıklık getirmek istiyorum. Ebu Hüreyre (r.a) Resulullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu anlattı: “Bir ara adamın biri,yolda yürüyordu .Çok susamıştı. Bir kuyu buldu, kuyuya indi,ondan su içti. Çıktığı zaman bir köpek gördü. Susuzluktan toprağı yalıyordu. Adam kendi kendine şöyle dedi; - Bu köpek çok susamış,daha önce benim susadığım gibi.Hemen kuyuya indi.Ayakkabısına www.edepmektebi.com

35

endaze

ŞİİR

Akra FM AKRA FM, 1993 yılında yayın hayatına başlayan Türkiye’nin ilk özel radyoların dan biridir. Türkiye genelindeki 245 aktif vericisiyle ülkemizin “en geniş yayın alanına” sahip radyosudur. Yayının ulaştığı il ve ilçe sayısı yaklaşık 500’ü bulmaktadır. Edirne-Ankara arasında RDS sistemiyle FM bandından kesintisiz dinlenilebilen tek radyodur. Türksat 3A üzerinden yaptığımız uydu yayınları Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri ile Türki Cumhuriyetler’den dinlenmektedir. (56 ülke) www.akradyo.net vasıtasıyla dünyanın her noktasında Media Player, Flash Player ve Winamp programlarıyla ve iPhone için IOS, diğer telefonlar için Android yayınlarıyla 48 KB bağlantı hızıyla 24 saat kesintisiz dinlenebilmektedir. 100’e yakın ülkeden internet vasıtasıyla yayınlarımız dinlenildiği IP’lerden tespit edilmektedir. Haber, sağlık, kültür, edebiyat, spor, eğitim, bilişim, çocuk, sohbet gibi hayatı kapsayan her alanda zengin bir program yelpazesi sunuluyor. Halihazırda radyomuzda 70 farklı program yayınlanmaktadır. AKRA FM “en iyi tematik radyo” başta olmak üzere birçok ödülüne layık görüldü. AKRA FM’de tek bir müzik türüne değil; tasavvuf, ezgi, sanat, türkü, pop ve etnik müzik türlerinden seçkin eserlere yer verilmektedir.

www.akradyo.net Ankara FM 107.4

36

www.edepmektebi.com

EDEB MEKTEBİ Mektebin edeplisi Edeplinin mektebi. Terbiyenin melcei Hüsn-ü âdâbım benim. İlmin fennin merkezi İlerlemenin izi Hayat memat iksiri Hulk-u Kur’anım benim. Efkâr-ı âfâkımdır. Ezkâr-ı tekrarımdır. Mizacı fıtratımdır. Numunem, emsalim benim. İmtisali Nebiyi Hüdâ Böyle nidâ etti Mevla İnkıyadım yaradana Sırr-ı ruhanım benim. Gafil Necmi az zâkir El fakir-u pür taksir Tefekkürü et tekrir Seyyid-i sâdâtım benim. Mimarı ,piri İDRİS’tir Sahibi, talibe iksirdir. Kıymeti zer sarraf bilir. Gayretli üstadım benim. Niyazımız esselamdan selam olsun Gönlümüz nur-u ilahiyle dolsun. Yolunuz açık , sa’yiniz kutlu olsun. Ümidim, ikbalim, felahım benim. Necmettin Güneş

BİLİYOR MUSUN?

endaze

İNSAN=KÜLTÜR VE

Bir arada camilerde çocukların Kur’an kursuna gönderilmesi bile yasaklandı. Hani ilim öğrenmek,kitap okumak,kültürlü olmak çağdaşlıktı…

“İnsanın değeri okuduğu kitaplarla belli olur.” Sözünden yola çıkarak kitabın insan ve kültür arasındaki etkisini dile getireceğim. Belki ülkemizde kitap okuyanların sayısı sınırlı sayıda olabilir ama olsun biz bardağın dolu tarafına bakanlardan olalım. Biz ülkemizdeki zenginlikleri fark edemeyecek kadar aciz bir millet miyiz? Zamanında altın değerinde insanlar yok olup gitmiş. Kimisi keşfedilmiş ya kitapları yasaklanmış ya da bu diyardan sürgün edilmiş. Biz ana kitabımızı Kur’an olarak benimsemişken neden zihnimizden silinmeye çalışıldı bir zamanlar. Zamanında kardeşi kardeşe düşman yapacağımıza bir kütüphane açsaydık eminim böyle olmazdı.

Bunca yasakların altında az da olsa kitap okuyan sayısı yinede buna şükür.İnsanlarımızın çoğunluğu (özellikle ev hanımları) televizyonu(kara kutuyu) kitaba tercih ediyor. Unutmayalım ki Kur’an da bir kitap tamam Kur’an okumak sevaptır ama insanın kendini geliştirmesi de sevaptır ve boş işlerle uğraşmakta günahtır. “Zaman ve kitap” bu ikisi çok önemli unsurlar. Niye? Derseniz insanoğlu şu zamanda boş geçirmeyim diye kendine yeni uğraşlar edinmeye çalışıyor ama nafile. Kendimizi geliştirmek, bilgilendirmek veya zamanımızı boşa geçirmeyelim diyorsak tek ilaç ‘Kitap’. Tabi kitap dediysem de her önünüze gelen kitabı da almayın. Çünkü nice kitaplar var zihnimizi yıkamak iste yen aman siz öylelerinden uzak durun. Kültürlü olalım derken kültürünüzden olmayın (Dimya’ta pirince giderken evde ki bulgurdan olmayın).Sakın ha.

KiTAP

Gizem Nur CEYLAN

www.edepmektebi.com

37

TARİH ŞUURU

GÜN BİRLİK ve BERABERLİK GÜNÜDÜR

S

38

ultan Abdülhamid, kendi adını vererek kurduğu ‘Hamidiye Alayları’ ile Kürtleri doğuda önemli bir askeri güç haline getirdi. Hamidiye Alayları özellikle Ermeni çetelerine karşı başarılar sağladı. Doğu Anadolu’daki Osmanlı kuvvetlerinin büyük bölümü Kürtlerden oluşuyordu. Binlerce Kürt asker, Sarıkamış’taki Üçüncü Ordu’da, Çanakkale’de ve diğer cephelerde şehit düştü. Merkezi Elazığ’daki 11. Fırka (Tümen) ve merkezi Musul’da bulunan 12. Fırka Kürtlerden müteşekkildi. Bu asrın başlarında Musul’da toplanan Kürt aşiretleri Osmanlı halifesinin yanında savaşmaya karar verdiler. Sevr anlaşmasını yırttılar. Öyle ki Kürtlerin Osmanlı’ya karşı savaşmak için görüşmeye gelen İngiliz valisine, Kürt lideri Şeyh Mahmut el- Berzenci elini uzatmadı. Ve ‘Müslümanların halifesine savaş açan bir ülkenin valisinin eli necistir.’ dedi. Kurtuluş Savaşı sırasında kürt aşiretleri,din ve vatan uğrunda açılacak mücahedeye katılmaya hazır olduklarını Kâzım Karabekir Paşa’ya bildirmişlerdi. Hamidiye Alayları’ndan kalan Kürt milisler önce Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetlerine sonra düzenli orduya katıldılar. Urfa ve Maraş’ın düşman işgalinden kurtarılmasında çok önemli roller üstlendiler. Dış güçlerin oyunlarına aldanıp, onların planlarına hizmet ederek, Türkiye’mizi bölmeye ve parçalamaya çalışmak, sadece Türkiye’de 72 milyon insana değil, yeryüzünde ki bütün Müslümanlara ve insanlığa en büyük kötülüğü yapmak demektir. Ülke evlatları arasında ırk ayırımı yapılmadan muhabbet ve kardeşlik bağları teşkil edildikten sonra,herkesin dilediği dilde konuşması, dilediği dilde yayın yapması, eğitim yapması en tabii hakkıdır.Bu ülkeye sadecekültür zenginliği getirir. Kimlik krizi zorla, baskı ile şiddetle ya da korku ile tedavi edilmesi mümkün değildir. Bunu yolu, bireylerin ikna edilmesi, kalp ve gönüllerinin fethedilmesidir. Dağa taşa ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazmakla bu sorun çözülemez .Günübirlik politikalarla değil Yüzyıllık politikalarla uğraşmalıyız. Kendi dilleriyle konuşmaları, medyayı kullanmaları, eğitim yapmaları onların tabii haklarıdır ve zaten tarih boyunca bu haklarını kullan-

www.edepmektebi.com

endaze mışlardır. Ancak, son 80 yılda izlenen milliyetçi, materyalist ve ırkçı politikalar problem yaratmış ve problemi ağırlaştırmıştır. Hepimiz ayni medeniyetin varisleri, ayni inancın ve ortak coğrafyanın çocuklarıyız. İmparatorluk mirasına sahibiz ve bu mirası hep beraber taşıyoruz.Parçalanmaya neden olabilecek ayrı bir devlet ve Federatif yapıya şiddetle karşı çıkılmalıdır. Böyle bir bölünme, ayrışma sorunu kangren haline getirir, büyük bir iç göçe neden olur. Şüphesiz ki çözüm, yeni milli devletler kurmak, yeni parçalar ihdas etmek değil, parçaları birleştirmek, yeni ve ırkçılığa dayanmayan, büyük bir bütüne doğru yol almaktır. Bir bütün içinde hep beraber saadet bulmaktır. Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır. (Hucurat 13) Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O’nun ayetlerindendir. Bilenler için bunda işaretler vardır.(Rum 22) İşte milli birlik ve beraberliği sağlamada en güzel çözüm var mı bunun ötesi? Dini dili ırkı ne olursa olsun karşılıksız sevebilmek, ötekileştirmeden sevgiyle bakabilmek Ahmet SARICAOĞLU

FELSEFE OKULU

İNSANDA ÜÇLÜ TEZAHÜR ( RUH, AŞK VE NEFS) Yazımı kaleme almadan önce merak ettiğim bir

soru yine cevap bulmak ümidiyle zihnimi meşgul etmeye başlamıştı: İnsan neden bilinmeyeni, kısacası “Gayb Alemi” ni merak eder? İlimlerin bu kadar ilerlemesi sonucunda bildiğimiz birçok şey, söyleyebileceğimiz binlerce kelime ve ifade edebileceğimiz milyonlarca cümle varken neden gayb aleminden bir tek kelime dahi zihinlerimizi insanlık tarihi boyunca meşgul etmektedir? Örneğin: insan, ruh, aşk nedir? gibi üç soru bile dikkatimizi çekmek için yeterlidir. Burada “gayb alemi”nden söz etmeyeceğiz veya “ruh” un ne olduğunu da açıklamayacağız. Zira Allah, İsra süresi 85. Ayette şöyle buyurmaktadır: “Sana ruh’un ne olduğunu soruyorlar, de ki: Ruh, Rabbimin emrindedir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir.” Bu tarz meselelerin idraki zordur. Ancak bu alemin içindeki “insan”ı tanıyabilir ve tarif edebilirsek o zaman “gayb”ın içinden birkaç kavramı, yani “Aşk”ın ve “Nefs”in ne olduğunu daha iyi anlamış oluruz. İnsanı ele alıp onu tanımaya veya tanımlamaya çalışan düşünürler iki temel hakikatin varlığından bahsederler. İnsan maddi ve manevi olarak iki özelliğe sahiptir. Ancak maddi ve ruhi özellik insanda tanımlanamayan bir boşluk meydana getirmiştir. Peki bu bilinmeyen boşluk nedir? nasıl ki bir bilgisayarı icat eden kişi bilgisayarın tüm özelliklerini bilip ona göre programlar yükleyip onu geliştirebiliyorsa, insanı yaratan Allah (c.c.) da ona uygun yaşamı ve kuralları yüklemiştir. Ve nasıl ki bir bilgisayarı en iyi onu icat eden tanıyorsa insanı da en iyi onu yaratan tanıyabilir. Bu sebepten biz Kur’an-Kerim’i temel olarak ele aldığımızda insanın iki boyuttan değil üç temel boyuttan oluştuğunu görmekteyiz. Nitekim bu boyutlar şunlardır:

endaze

Madde, Ruh ve Nefs. Madde anlaşılır bir boyutta olmasına karşın Ruh ve Nefs birbirine karıştırılmaktadır. Bunlar birbirinden bağımsız iki hakikattir. “O’nu yapıp ruhumdan üflediğim zaman…” ( Hicr suresi: 29) ayeti Ruh’un varlığına delildir. “O İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı” (Nahl Suresi: 4) ve “Biz sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?” (Mürselat Suresi: 20) ayetlerinde bahsedilen ise Nefs’tir. Ruh, değişmez ve tekildir ancak Nefs, tekamül ve değişikliğe uğrar, çoğul olabilir. Nefs, insanların duygularını, hislerini ve düşüncelerini barındıran birşeydir. “ Nefs, insanın iyiyliklerini, kötülüklerini, geçmişini, tecrübelerini ve diğer her şeyini içine alan birşeydir.” Ayrıca Nefs, içinde “Aşk”ı barındırır. Nefs’in her merhalesi aşka yönelen bir basamaktır. Nitekim tekamül sonucunda çıkılan her merhale aşka atılan bir adımdır. İlk basamağında insan isyankar ve günahkardır. Heva ve heveslerinin esiri olmuştur. Ancak her bir basamak insanı nefsin altındaki zulümden uzaklaştıracaktır. Her kaçış aşka bir adım daha yaklaşmadır. Bu varışın son basamağında ise aşık ile maşukun sonsuz muhabbeti vardır. Burada insan artık maşukundan yani yaratanından başka bir şey görmez. Ruh, Nefs ve Aşk kavramların insandaki tezahürünü kısada olsa açıklamaya çalışırken bir kitaptan aldığım kısa bir pasajla yazımı bitirmek istiyorum: “Önce aşk” demişti. Aşk olmadan kul, Allah’a yaklaşamazdı. Allah’ı, yarattığı her şeyden daha fazla sevmeyen kişinin O’na yürümesi, ‘Gel, ey kulum!..” hitabına muhatap olabilmesi mümkün değildi. Çölleri aşmak için nasıl binitlere ihtiyaç duyuluyorsa, bu yol da aşkın sırtında katedilecekti. O güzeldi, güzeli severdi. O’na talip olanların gönlündeki en güzel olandı. O, Hüsn-ü Aşk’tı... Hüseyin’dekindendi... Vesselam Yahya ALTUNKAYNAK

www.edepmektebi.com

39

endaze

SİNEMA “SARHOŞ ATLAR ZAMANI”

INTO THE WILD “Yabana Doğru’’

Tüketim ve hırs toplumunun yalnızlaştırdığı insan ruhunun beyaz perdeye mükemmel bir izdüşümünü yansıtan ve ‘’Yabana Doğru’’ karşılığıyla Türkçeye çevirebileceğimiz eser, Amerikalı Aktör ve Yönetmen Sean Penn tarafından 2007 yılında çekilmiş bir film. Christopher McCandless’ın (Emile Hirsch) ilham veren gerçek hikayesinden uyarlanan Into the Wild’in oyuncuları William Hurt, Marcia Gay Harden, Vince Vaughn, Catherine Keener ve Hal Holbrook. Yaşadığı topluma ve sisteme isyan eden bir gencin toplumdan kaçışını, tabiata sığınarak arınma isteğini işleyen film tam anlamıyla bir trajedi. 4-5 hikayenin –biraz kopuk da olsa- birbirine bağlanmasıyla oluşturulmuş. En beğendiğim sahnesi de uzun sure sonra Mccanness şehre geldiğinde her şeyin bulanıklaşarak bir tek kendisinin net olduğu sahneydi. Bu, 4-5 gününü medeniyetten uzak geçiren her insanin hissettiği bir duygudur. Şehre indiğinizde tek algılayabildiğiniz anlamsız bir telaş ve koşuşturmacadır. Filmden çıkarılacak çok şey var aslında. ‘’Gerçek mutluluk sadece paylaşılarak yaşanır.’’ bunlardan sadece biri…

Katı gerçeklik ! Filmin zihnimde uyandırdığı binlerce karmaşık duyguyu ifade edebileceğim yüzlerce kelimeden sadece ikisi. Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera Ödülü (Caméra d’Or award) alan film, adını söz konusu coğrafyanın zor şartlarına has ilginç bir yöntemden; ayakta kalmaları için alkol verilen atlardan alıyor. İranlı yönetmen Bahman Gobadi’nin 2000 yılında çektiği; Farsça adıyla ‘’Zamānī barāyé mastī asbhā’’ arşivinizde kesinlikle bulunması gereken bir film. Oyuncular: Ayoub Ahmadi, Osman Karimi, Rahman Salehi, Amaneh Ekhtiar, Madi Ekhtiar, Rojin Younessi, Kolsolum Ekhtiar. Eser, İran- Irak- Türkiye sınırında yaşayan kürt bir ailenin dramını anlatırken İran ve Kürt kültürünü canlı bir şekilde yansıtıyor. Olaylar, çocuk olma hakkı olmayan çocukların gözünden anlatılmış. Belgesel tadında, görüntüler harika ve gerçekten de ‘’Anlatılacak ne çok şey varmış!’’ dedirten bir film. ‘’Gerçeğe gözlerimi kapatırım, dünya dediğin zevk u sefadır!’’ diyenlerdenseniz size göre değil…

İsmail ÖZKUL

40

www.edepmektebi.com

endaze

SANAT KÖŞESİ

GELENEKSEL TÜRK SANATLARI ”EBRU SANATI” “Bu ecdad yadigarı sabır san’atımız…”

Öncelikle “sanat”ı anlatmakla başlayalım; Sanat,bireyin özgürleşmesi,ruhun maddeye dönüşmesidir. Sanat,bireyi diğer insanlardan hem farklı kılan,hem de ortak değerlerde buluşturan sözlü yada sözsüz evrensel bir iletişim aracıdır. Sanat günlük yaşamımızda da varlığını derinden ve sessizce hissettirir. Bu tanıma en uygun örnek Geleneksel Türk Sanatları olmuştur. Sanat insanoğlu var olduğundan beri tabiat şartlarına bağlı olarak ortaya çıkmış, insanların ihtiyaçlarını karşılamak, örtünmek ve korunmak amacı ile ilk örneklerini vermiştir. Daha sonra gelişerek çevre şartlarına göre değişimler göstermiş ve ortaya çıktığı toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıtır hale gelerek “geleneksel” vasfı kazanmıştır. Geleneksel Türk Sanatları Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinden gelen çeşitli uygarlıkların kültür mirasıyla, kendi öz değerlerini birleştirerek zengin bir mozaik oluşturmuştur. Geleneksel Türk Sanatlarından kağıt sanatının en önemlilerinden biri olan Ebru’yu inceleyeceğiz. Ebru sanatı,kitre yada benzeri kıvam arttırıcılar kullanılarak, yoğunluğu arttırılan sıvı üzerine sığır ödü bulunan toprak boyaların serpiştirilmesi suretiyle elde edilen desenlerin,sıvının üzerine kapatılan kağıda aktarılmasıyla gerçekleştirilen bir kağıt sanatıdır. Ebru sanatının ne zamandan beri yapıldığını söylemek bugün için imkansızdır. Her ne kadar çok eski tarihli kitapların iç süslemelerinde karşımıza çıksa da kitap yazıldıktan çok sonra onarım sırasında yapılabileceği ihtimaliyle kesin bir şey söylemek zordur. Bir ebrunun yapım yılı hakkında kesin bir şey söylemek için eserin üzerine tarih atılarak imzalanması gerekmektedir. Bu şekilde tarihlenen en eski ebrular,Topkapı sarayında bulunan Arifi’nin 1539 tarihli “Guy-i Çevgan” adlı eserindeki ebrular, Heratlı Mir Ali’nin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan 1539 tarihli iki kıtasının bulunduğu ebrular,Uğur Derman koleksiyonunda bulunan Malike Devlemi’ye ait bir kıtanın yazıldığı 1554 tarihli ve Fuzuli’nin “Hadikat –üs Süeda” (Mutluluk Bahçesi) eserinin bir kopyasında kullanılmış olan ebrulardır. Bu ilk üç ebrunun da kim tarafından yapıldığı bilinmemekteydi ancak Hadikat –üs Süeda’nn baş sayfasına kırmızı mürekkeple “Ma Şebek Mehmet Ebrisi” ibaresi eklenmiştir. Kitabın son sayfasında ise “Defterdar Mehmet Efendi-sene 1004” ibaresi yer almaktaydı. Baş sayfadaki Ma Şe-

bek Mehmet Ebrisi ile kitapta kullanılan ebruların “Tertib-i Risale-i Ebri”de kendisinden şebek diye bahsedilen ebrucu tarafından yapıldığı ve bu ebrucunun adının Mehmet Efendi olduğu ve kitabın son sayfasındaki ibareden de hicri 1004(1595) yılında yazıldığı anlaşılmaktadır. Ebru, XIX. yüzyıl da bu sanatı Buhara’da öğrenen ve bunu iki oğluna da öğreten Şeyh Sadık Efendi ile oğulları İbrahim Edhem ve Nafiz Efendiler’le hayat bulmuş, Hattat Sami Efendi ve Hattat Aziz Efendi ile Bu sanat XX.yüzyıla taşınmıştır.

Şeyh Sadık Efendi Ebru’su XX.yüzyılda ise ebruyu günümüze taşıyan kişi olan Hafız Necmeddin Okyay’ı görmekteyiz. Necmeddin Efendi Hatip ebrularındaki arayışı geliştirmiş ve bugünkü çiçekli ebruyu ilk uygulayan ebrucu olmuştur. Bu sebeple de çiçekli ebrulara “Necmeddin Ebrusu”da denilmiştir.

Necmettin Okyay Ebru’su

Esra ELLİSEKİZ

www.edepmektebi.com

41

KRİTİK ANALİTİK

Eleştiriyorum, O HALDE VARIM!

E

leştiri ya da tenkit sözlükte bir eser, kişi veya olay hakkında hüküm yürütme, iyi ve kötü taraflarını ortaya koyma anlamına gelmektedir. Dolayısıyla eleştiri bir düşünme işidir. Şimdi asıl soru şu, iyiyi kötüden ayırabiliyor muyuz? Hayata nasıl baktığımızın en iyi kanıtları yaptığımız eleştirilerdir. Dünyayı, yaşamı sorular sorarak anlayabiliriz. Lakin doğru sorular sorarak. “Güneş neden bu kadar sıcak?”, “Buzullarda neden bitki yok?” tarzı doğal yapıyı sorgulayan sorular değil. Çünkü doğal yapı, bozulması “felaket” derecesinde sonuçlar doğurabilecek, kendi haline bırakıldığındaysa kusursuzluğu ve noksansızlığı görülebilecek bir nizama sahiptir. Sanki Yaratan’ın kusursuzluğu tecelli etmiş gibi… Öyleyse eleştirilecek olan kul yapısıdır. Kendi hayatımızda doğruya ulaşmak için yapacağımız eleştiri hayatı gözetlemekten geçer. İlköğretimdeyken yapacağımız eleştiriler basit ve erdemlerle ilgilidir. Yalan söyleyen kınanır, hile yapan oyundan atılır, kuralları bozan dışlanır, ödevini yapmayan hemen öğretmene şikayet edilir. Büyüdükçe insan eleştiri yaparken sorgulamayı öğrenir. Anne-babanın, öğretmenin, bakkal Ali Amca’nın, komşu Ayşe Teyze’nin doğruları genç birey için yeterli olmamaya başlar. Sorgulamaya başladığımız anda farklı kaynaklar görmek isteriz. İlk danıştıklarımızdan biridir televizyon. Bakkal Ali Amca’nın her cümlesindeki anlatım bozukluklarını eleştirdiğimiz kadar irdelemeyiz televizyonun içeriğini. “Kesin doğru mudur?” diye sormayız çoğu zaman. Ah ne kadar da unutkanım! Tabi ki eleştiriyoruz: “Tarih dizisinde elektrik direği mi o?”, “Aaa! Yoksa o görülen de uçak mı?” … Doğruyu bulmakta kullanmamız gereken eleştirel bakış açısı bu mu? Yoksa her dizinin altında bir mana mı aramalıyız? Örneğin; Osmanlı padişahını kadın düşkünü gibi gösteren dizi, bizi Osmanlı’dan soğutmak için yayınlanıyor olabilir mi? Pekala, Filistin’deki Müslüman kardeşlerimize eziyet eden –en hafif tabirle- İsrail’i lanetliyor ve

42

www.edepmektebi.com

endaze kınıyoruz. Ama sanırım dikkat çekilmeye ve dizi konusu olmaya uygun değil. Maazallah reyting yapmayacak diziden ne hayır gelir? Sonraki kaynak ne? Sorulur mu bu? Google Dayı tabi ki. Daha güveniliri var mı? (Kitapları, ansiklopedileri es geçiyoruz.) Öğretmen soruyor: “Ödevinin kaynağı ne evladım?”. Gururla cevap veriyor öğrenci: “Vikipedia”. Hadi şu benimde kendi kafama göre içeriğini değiştirebildiğimden değil mi? “Hayat öyle bir sınav ki kitabı açıp bakmak serbest!” Sözünü duydunuz mu? Bir sürü “evet” cevabı duydum sanki ya da “Yeteneksizsiniz Türkiye” mi açık kalmış? Bu sözü duymak da önemli değil gerçi. Kuralın böyle olduğunu zaten biliyoruz. Öyleyse üşengeçlik yarışmasına katılsak birinci olurduk ama şimdi oraya kim gidecek? Yaptığımız her işte Allah’ın rızasını önemsiyorsak eleştirilerde de söylediklerimizin Allah rızası için mutlaka bir ya da birkaç kişinin faydasına olmasına dikkat etmeliyiz. Yapıcı ve yıkıcı eleştiri kavramı da buradan türemiştir. Charles Buxton yapıcı olabilecekken yıkıcı olan her söylem için: “Oymacılıktaki kural eleştirilerde de geçerlidir, oyulacak yerler kesilmez.” demiştir. Eleştirinin boş laf kalabalığı olmadığını anladık.Öyleyse eleştiri her yiğidin harcı değildir. Hepimizin yiğit olduğu konusunda hem fikir olduğumuza göre harcımız olan konularda fikrimizi sonuna kadar savunmalı, haklı eleştirimizin arkasında durmalıyız. “Peki ya harcımız olmayanlarda?” sorusuna cevabım iki yüz düşünüp bir söylemekten yana. Eğer eleştirimizin amacının insanların faydalanması olduğuna karar verdiysek yerli yersiz eleştiri ya da üzerine vazife olmayan eleştiriye dikkat etmeliyiz.

KRİTİK ANALİTİK Babam anlatırdı: renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını halkın beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş. Öğrenci birkaç gün sonra bakmaya gittiğinde zemin kırmızıdan görünmez halde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressam üzülmememsini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta yine resmi şehrin en kalabalık yerine bırakmasını istemiş, fakat bu kez yanına bir paket dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı iliştirmesini önermiş. Öğrenci denileni yapmış,birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koymuş. Usta ressam şöyle demiş: “İlkinde insanlara fırsat verdiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördüm. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip, senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve bilmeyenle tartışma.”

endaze İlköğretimdeyken hatırlıyorum, bize eleştiri yapmayı bile öğretmeye çalışırlardı. Altı renk şapka vardı. Bana hep sarı şapka denk gelmiştir. (Polyannacılık ordan kalma herhalde !) güneş çizmekten yoruldum. Şapkalar şöyleydi. Beyaz şapka tarafsızdır; siyah şapka kötümserdir; kırmızı şapka duygusaldır; yeşil şapka yenilikçidir; sarı şapka iyimserdir; mavi şapka da serinkanlıdır. Günlük hayatta eleştiri yaparken unutmayalım, eleştiri hayatın kendisi ve bakış açımızıdır. Şapkalardan birini çıkarıp bir diğerini giyelim ve hangisinin doğru söylediğine karar verelim. Şu anda beyaz şapka tarafsız olduğu için en mantıklı görünebilir. Ama bazen en iyi sonuca götüren yanımız altıncı hissimizdir. Bazen çatık kaşlarımızdır. Bazense en içten gülümsememizdir. Hangisinin olacağını kim bilebilir. O yüzden altı şapkayı da yanımızdan ayırmayalım, merak etmeyin fazla ağır değildir. özetle eleştiri, bizi doğru yola ulaştıran en iyi yollardan biridir. Sorgulamanın kaynağı, ‘neden’ ve ‘niçin’ in temelidir. Hayata bakışımızın göstergesidir. Karakterimizi oluşturmamızda, daim yeniden inşa etmemizde, yani kendimizi var etmemizde yeri doldurulamayacak araçtır. Öyleyse şimdi kopya çekme zamanı, haydi aç kitabı bak ve aklının ışığında yolunu çiz. Naciye Betül BARUT

www.edepmektebi.com

43

KİTAPLIK AŞKIN GÖZYAŞLARI II- HZ.MEVLANA SİNAN YAĞMUR Gönlündeki aşkı kaleme alarak yazdığı eserleri ile sınırları, hatta asırları aşmış bir şahsiyettir, Hz.Mevlana. Kuru kuruya “Mevlana’yı seviyorum, anlıyorum” demek yetmez. Bir manevi şahsiyeti bir dost görebilmek, O’nun iç alemini görebilmektir. Mevlana, bizden başkası mıdır? İşi nedir? Yakmak, alevlemek, ağlamak, yok olmak, körler meclisini kendi ateşi ile aydınlatmak, gözyaşı yağmurları altında varlığının derinliklerinden cahillerin yüzüne bir tebessüm kondurmak, damla damla erimek… Mevlana’nın bizlere getirdiği ses, her türlü mantıkî dağınıklığın ötesinde bir başka aleme açılma, bir perde kaldırma, ilahî aşkın sarhoşluğudur. Mevlana, yandığı ateşlerin yalımlarını yazıya dökerek gönüllerimizi yakandır.Her ne kadar O’nu bizzat tanıyamasak da bizim için Aşkın Gözyaşları-II zamanı aşacak, bize O’nu ve kendimizi anlayabilme fırsatı sunacak bir kitaptır. Haydi, Sinan Yağmur’un kaleminden Hz.Mevlana’yla Aşkın Gözyaşları sağanağında, yitik cennetimize yol bulalım. **** AŞKIN GÖZYAŞLARI III- KİMYA HATUN SİNAN YAĞMUR Aşk, insanın en dürüst, en yüce ve en gerçek duygusu ve ihtiyacıdır. Peki maşuk? Meçhuldür. Neden aşk hakikat, maşuk hayaldir? Aşığın içinde taşıdığı maşuk ile onun hakikati arasındaki uyuşmazlığın adıdır aşk… Sinan Yağmur, Aşkın Gözyaşları serisinin III. sü olarak çıkardığı bu kitabında aşka sadık, maşuğa yanık, bir ömür boyunca hiçbir şey istemeden bir erkeğe sevdalanmış ve ölene kadar bu adanmışlıktan o erkeğe bile söz etmemiş bir kadının hikayesini ele almış. O, Rabbine aşık garip bir kul, Mevlana’nın ciğerparesi Kimya… O dünyanın anlamamakta ayak direttiği ve yüreğine parmak sayısınca kişinin agah olduğu Tebrizli Şems’i anlamış, yaşa44

www.edepmektebi.com

endaze mış bir maşuk… Yaradan’ın penceresinden bakıp görülen her varlığa aşk nazariyesiyle bakabilmenin timsali olan Kimya Hatun’u tanımaya, anlamaya, Onun içinde göz yaşı akıtmaya var mısınız? **** BİLGELİK HİKAYELERİ CEVDET KILIÇ Bazen bir hikmetli söz, hikâye, hatıra, fıkra, fabl; insanın hayatını düşünce ufkunu, zihniyetini ve her şeyini alt üst edecek güçte şok tesiri yapar, işte hikmetin evreselliği de burada yatar. Cevdet Kılıç’ın birikimi ve emeği ile ortaya çıkan bu çalışma, hikmetin evrenselliğini göz önünde bulundurarak yapılan bir derlemedir. Birbirinden çarpıcı anekdotlarla, filozoflardan, din ve düşünce dünyamızın büyüklerinden ve günlük hayattan kesitler sunulmaktadır. Bu kitabın satırları arasında, sevginin, mutluluğun önemini ve tadını kavrayacaksınız. Belki tabiattaki cansız veya canlı varlıklarla özdeş hissedeceksiniz kendinizi bir anda. Tarihte kalan, ama tekerrürüne ihtiyaç duyduğumuz birkaç tarihi olay da bizimle beraber bu gezintiye çıkacaktır. Her şeyden önce ve her şeyden öte felsefe diyarından hikmet yurduna bilgelik rehberliğinde seyahat ederken, hayatınızda pek çok şeyin bu kesitlerle beraber akıp gittiğini göreceksiniz. Tekrar oturup düşüneceksiniz ve diyeceksiniz ki; Demek ki felsefe hayatın ta kendisiymiş... Hazırlayan: Arife Çakmaz

endaze

NÜKTELER ONURLU OLMAK Meşhur bir filozofa; -Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz? diye sorulduğunda şöyle cevap verir: -Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan. demiş. YALAN DÜNYA Kenan Rıfai, oturduğu köşe minderinden pencereye doğru baktıktan sonra, etrafındakilere: -İşte size bir yalan... Falanca geçiyor! demiş. Odada bulunanlar, hemen ayağa kalkıp pencereden dışarı bakmışlar. Kenan Rıfai, bunun üzerine gülümseyerek: -Size, bir yalan dediğim halde yine eğilip baktınız! İşte dünya da böyledir!... Yalan olduğunu bile bile her çilesine katlanıyoruz! KANAAT Bir talebe, hikmet sahibi bir zât ile sohbet ederken: - Cennet’te küçük bir yerim olsa bana yeter deyince, o zât şu cevabı verdi: - Âhiret için ettiğin kanaati, keşke dünya için de etseydin. KÖŞE Hazret-i Şems’i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş: - Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona! HEP BİR AĞIZDAN KONUŞMAYIN Padişah IV. Murat, Bağdat’ı almayı düşündüğü sıralarda devletin ileri gelenleriyle bir toplantı yaptı. Bu toplantıda Padişah ve yakın çevresi Bağdat’ı almak fikrinde birleşmişlerdi. Ordu komutanlarından biri ise kesinlikle savaştan vazgeçilmesini istiyordu. Tam o esnada dışarıdan bir merkep sesi gelmeye başladı. İşte bu anda IV. Murat, sesini yükselterek şöyle dedi: “Hep bir ağızdan konuşmayın, ne dediğiniz anlaşılmıyor.”

“BİLMİYORUM” UN KARŞILIĞI Abbasi Halifesi Harun Reşid, İmam-ı Azam Hazretlerinin önde gelen talebelerinden biri olan Ebu Yusuf Hazretlerini, zamanın temyiz reisliğine getirmişti. Bir gün adamın biri gelip kendisine bir sual sordu: Ve ondan “Bilmiyorum” cevabını alınca -Nasıl olur da bilmezsiniz, dedi. Bir de devlet hazinesinden maaş alıyorsunuz. Ebu Yusuf Hazretleri: -Bize bildiğimiz şeyler için para veriyorlar, cevabını verdi. Eğer bilmediklerimiz için ücret alsaydık, devletin hazinesi yetmezdi.

NE ALIRSINIZ? Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir: -Buyrun beyim ne alırsınız? Yahya Kemal tebessümle: -Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım. CENNETİN YOLU Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz: -Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim. Çocuk, papazın niyetini sezerek: - Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki? ÇANAKKALE İÇİNDE İngiliz garson, Türk müşteriye: -Çanakkale’de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış: -Orada ne işiniz vardı? HAKLI ÖLÜM Sokrates ölüme mahkum edildiğinde, eşi: -Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya başlayınca, Sokrates: -Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?

www.edepmektebi.com

45

Sorular 1- Hakkında “Kuran-ı Kerim’in kalbidir.” Buyrulan sure aşağıdakilerden hangisidir?

7- Aşağıdaki kelimelerden hangisinin anlamı yanlış verilmiştir?

a) Fatiha Suresi b) İbrahim Suresi c) Alak Suresi d) Yasin Suresi e) Bakara Suresi

a) İstikraz: Borç almak, borç istemek anlamına gelen bir kavram b) İsti’zan: İzin istemek c) İttika: Kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, sakınmak, kendini muhafaza altına almak d) İstidlal: delil getirmek, delil göstermek e) İstihsan: İbadet veya başka bir gaye için bir yerde kendini tutmak, kalmak; insanlardan tenha bir yerde kalmak

2- Semud kavmi hangi peygamberin kavmidir? a) Hz. İbrahim b) Hz. Lut c) Hz. Salih d) Hz. Şuayb e) Hz. Musa 3- Aşağıdakilerden hangisi Saffat Suresi’nde değinilen konulardan biri değildir? a) Cennetteki mümin kimsenin cehennemdeki arkadaşından haber sorması b) Zakkum ağacının tomurcuklarının şeytanların başlarına benzetilmesi c) Hz. Nuh’a selam edilmesi d) Hz. İbrahim’e oğul müjdelenmesi e) Göğün yedi tabaka olduğu 4- İlk düzenli orduyu kuran Hun hükümdarı kimdir? a) Teoman b) Attila c) Metehan d) Uldız e) Lao- Şang 5- TFSF’ nin açılımı nedir? a) Türkiye Futbol Sanatı Federasyonu b) Tek Futbol Sadece Futbol c) Trabzon Fatsa Sevenler Fanları d) Türkiye Felsefe Sanat Festivali e) Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu 6- Doğumunun 400. Yılında Unesco’nun 2011 yılını onun adına ilan ettiği, yaşasaydı savaş muhabiri olurdu denilen, dünyaca ünlü bir gurma, mizah ustası, seyyah olan Türk büyüğü kimdir? a) Ali Kuşçu b) Evliya Çelebi c) Nasrettin Hoca d) Katip Çelebi e) Hezarfen Ahmet Çelebi

8- Necip Fazıl Kısakürek’in aşağıdaki eserlerinden hangisi tiyatroda sahnelenmiştir? a) Tarih Boyunca Büyük mazlumlar b) Bir Adam Yaratmak c) Çöle İnen Nur d) Ben ve O e) Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu 9- “Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak.” Anlamında kullanılan deyim aşağıdakilerden hangisidir? a) Elden çıkmak b) Eşiğine yüz sürmek c) Rüzgar gelecek delikleri tıkamak d) Put kesilmek e) Pişmiş aşa su katmak “El islamu hüsn-ül Hulk”

10-Yukarıdaki hadisin manası aşağıdakilerden hangisidir? a) Bizi aldatan bizden değildir. b) Sizin en hayırlınız hanımlarına karşı güzel davrananınızdır. c) Allah’ın öfkesi anne ve babanın öfkesi, Allah’ın rızası anne- babanın rızasındandır. d) İslam güzel ahlaktır. e) Merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez. Test sorularının cevaplarını 31 Aralık 2012 tarihine kadar edepmektebi@hotmail.com adresine gönderen arkadaşlarımızın arasından seçeceğimiz beş kişiye kitap hediyemiz olacaktır.

Hazırlayan: Esra Delice

3

9

4 1

7

2

10

13

12 6

5

8 11

BULMACA 1-Edep Mektebi açılışımızı şereflendiren Muhammet Ali Eşmeli adlı konuğumuzun mahlası. 2- 65 cm lik ölçü birimi. Genellikle ipek gibi değerli kumaşları ölçmek için kullanılır. 3-Gizli olma durumu, gizlilik manalarına gelen; Edep Mektebi kız öğrencilerinin hazırladıkları sunum konusu. 4-Anadolu’ nun dinamikleri adlı sunumuyla bizi bilgilendiren ünlü sosyolog ve yazar. 5-Dergide yer alan değişen davranışlar değişmeyen değerler yazısının ana teması. 6-Gıyasettin Karatepe hocanın sunumunda kimlerin hayatı konu alınmıştır? 7-Edep Mektebinde iletişimi sağladığımız forumumuzun özel adı. 8-Ehli diller arasında aradım, kıldım talep. Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep. Dizelerinin sahibi, Hak aşığı. 9-Kendinden öncesini kendinde toplayan ve kendinden sonrasını aydınlatan medeniyet, Halil

Beyazıt’ın yazısında konu aldığı yer. 10-Kitap tanıtımları bölümünde yer alan Mithat Cemal Kuntay’ın ünlü bir şairimizi anlattığı kitabının adı. 11-Secdede Son Nefes, Beni Bir Annem Sevmiş ve Siz Kimsiniz? Kitaplarının yazarı ve dergimizde de röportajına yer verdiğimiz eğitimci- yazar. 12-İdris Tekinbaş’ın “Geleneğin Yeniden Dirilmesi” adlı yazısında konu aldığı bizim büyük uğraşlar vererek ortaya çıkardığımız çalışma. 13-Üç kıtaya hükmetmiş bir milletin sahip olduğu hoşgörüyü anlatan Biz Osmanlıyız kitabının yazarı Yavuz önadlı ünlü tarihçimizin soyadı.

NOT: Bulmacamızın cevaplarını 31 Aralık 2012 tarihine kadar edepmektebi@hotmail. com adresine gönderen arkadaşlarımız arasından yapacağımız çekilişle 3 arkadaşımıza Kur’an-ı Kerim hediye edilecektir.

as f aankar a. c om

as f ac oc ukkul ubu. c om

/ as f aankar af er dak ol ej i

/ As f aFer daKol ej i


Endaze