Issuu on Google+

EKİM 2012


ZİPİRİT e-Dergi Editörler Melodi Şule Dilmaç Oyum Ben Dergi Tasarım ve Proje Melodi Şule Dilmaç Webmaster Oyum Ben Teknoloji Yönetmeni Alt Beyin Dergi Fotoğrafları Büşra Coşkun Elif Aksoy Kapak Fotoğrafı Ufuk Kıray /Türkish Süperman www.ufukcry.com

iletişim@zipirit.com

www.zipirit.com Zipirit 2


İÇİNDEKİLER Sayfa 4 : Editörün kişisel ehemniyet köşesi Sayfa 8 : Atölye Çalışmaları Sayfa 9 : Bilinci Psikopata Bağlama Sayfa 12 : Acil İş Gecikmiştir / Oyum Ben Sayfa 15 : Bir manyağın filozoflarla konuşması 2/ Oyum Ben Sayfa 20 : Melodi Harikalar Diyarında / Selim Bayraktar Röportajı Sayfa 26 : Kaybolmuştum / Alt Beyin Sayfa 30 : Kan Vereceğim de Ben / Alt Beyin Sayfa 34 : Piskopat Bakış / Dilek Kırcaoğlu Sayfa 38 : Saçmalı-Yorum / Çağlayan Yıldız Sayfa 40 : Dııttt…! Dııttt…! Dııtt…!/ İhtiyar Delikanlı Sayfa 42 : Absürdistan / Cem Başeskioğlu Sayfa 44 : Çamur Gökhan’ ın Duvarı Sayfa 46 : Konuk yazarımız var bizim / Ekin Duman Sayfa 50 : Gezenti Bünye Postası / Ebru Durupınar Sayfa 57 : Fırsat Köşesi Zipirit 3


Sabah ofise girdim, yönetimden çağırdılar, yeni sayının editör yazısı hakkındadır, sakin, serin ol dedim. Neyse girdim odaya, ekip meşhur yuvarlak masasına oturmuş, gözlerini dikip baktılar bana bi süre, anlamsız anlamsız. Biri sessizliği bozdu nihayet, “Editör yazısını bu ay Oyum Ben’le ortak yazacaksınız” dedi. Nası ya, neden, niye, kime, hedef, amaç falan gibi saçma sapan kelimeler döküldü ağzımdan fısıltıyla, duymadılar, “Sebep? “ dedim. “Yastık savaşı yapacağız” dediler, yaa noluyo dememe kalmadı, kahkahaları bastılar, ardından masanın üstünde bir yığın halinde duran şeyin ne olduğunu anlamamı sağladılar, kağıt uçak yapmışlardı, evet yönetim, onlar. Ve birinin “bombalaa” çığlığı ile tüm kağıt uçaklar beni hedef alarak taarruza geçti. İşte o an, ceplerimi daima doldurduğum ve çalışırken atıştırdığım fındıklar işe yaradı, karşı atağa geçtim, ve haykırdım, “Neden birlikte yazıyomuşuz ya! ”Yönetim cevapladı “Melodi…İkiniz de editörsünüz, kardeş kardeş yazın” “O uzaylı ben dünyalıyım, kardeş olamayız bi kere, hem ne yazcaz ki ortak?” Yönetim : “İyi tamam ne olursanız olun, yazıyı birlikte yazacaksınız, ne yazarsanız yazın, yapın işte bişeyler, sayfa boş durmasın” Ağhh..valla attıkları kağıt uçak bi yerlerime battı, “Hıh, kolaydı sanki öyle yazıvermek, hem şu uçakların ucunu bu Zipirit 4


kadar sivri yapmayın be, batıyor insana” Cebimdeki fındıklar bitmek üzereydi, kalanını bi avuç dolusu yüzlerine doğru fırlatıp hınçla, çıktım odadan. Hay allam işe bak, bi telefon açayım bari Oyum’a, nerden çıktı bu iş yaa? -Aloo…Oyum sen misin? -Evet benim O. Melodi, bu arada neden yan odadan telefon ettiğini de anlamış değilim, sesin kapıdan daha çok geliyor. Dur bir dakika yanına geliyorum. Şey oda numarası kaçtı ya? Şaka şaka. Geliyorum hemen. ( Telefonun kablosunu çekip yan odaya götürür. ) Hah şimdi seni görebiliyorum da. Heyoo. Allam ne zevkliymiş bu ya. Merhaba Melodi, nasılsın? (Gözlerini kırpıştırır, çok mutludur.) Bu arada bana öyle bakma Melodi, ürkütüyorsun. Dinle bak, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim. Şimdi karşılıklı durup senle telefonla konuşuyoruz ya, işte telefon kablosundan iletilen sinyallerin hızı ışık hızına yakınken, sesimin bu oda içerisinde dolaşıp senin kulağına ulaşması sadece ses hızında gerçekleşiyor. Düşünebiliyor musun? Kulağını ahizeye dayayıp dinlediğinde söyleyeceklerimi ağzımdan çıkan ses odada daha sana ulaşmadan duyabiliyorsun. Allam harika bir deneyim yaşıyoruz şu an. Çok heyecanlıyım ben Melodi. ( Bazı garip jest ve mimikler yapar, titrer ve sık sık nefes alıp verir. Aniden normal haline döner ve konuşmaya devam eder. ) Eee? Neden aramıştın beni? Şttt, konuşsana ya! Hay Allam, Melodi neden telefonu ısırıyorsun? Bi şey de lütfen. Hmm sanırım ağzın doluyken konuşmak istemiyorsun. Seni kibar şey. Ehi. M : ( Telefonu hızla kapatır ve gözlerini belertir.) OYUMBENN, Sus! ( Sakinlemeye çabalar ve neden Oyumben’i aradığını hatırlamayı dener. Hah bulmuştur. ) Şimdi sen dinle beni. Yönetim editör yazısını beraber yazmamızı istiyor ve çok az vaktimiz kaldı. (ayrıca bu duruma feci gıcık olmuş durumdayım, hatta sana da gıcığım, sıkı yazıyorsun, mizahın güçlü, seviliyorsun, popülersin, Zipirit 5


üstelik takipçin benden çok diye haykırmak ister, yine sakinlemeye çabalar, susar) O :Hö? İyi de biz editör müyüz? M :Hmm. Cidden ya biz editör müyüz? (hay allam Oyum’da bilmiyor iyi mi? Diye düşünür.) O :Ne bileyim şimdi sen deyince heyecanlandım ben. ( Şaşkın bakışlar püskürtür, ses tonunu yükselterek devam eder. ) Aman Tengrim! Melodi, ya editörsek? Ha! Ya bizsek editör. ( Bu esnada editör kelimesini birden fazla telaffuz ederken birden kelimenin ne anlama geldiğini bilmediğini anımsar. ) Editör ne ya? M :( Gülmek ile ağlamak arasındaki ince çizgide titrer ve aniden ışığı görür. ) Boş ver hadi yemeğe çıkalım Oyumben, karnım acıktı benim. (gözlerini kısar, dudaklarını büzer, “Oyum’u dergiden attırmanın bir yolunu bulmalıyım diye düşünür, Kasım yayınında tek ben olmalıyım) O :Allam harika bir fikir bu. Keşke karnım olsaydı. (Melodi’nin hain planından habersizdir, ah be Oyumben, keşke gözlerin de biraz daha açık olsaydı)

editor@zipirit.com Zipirit 6


Zipirit ’e girerken ...

Ya

Zipirit, ya da

Siktir Git! Sayfa 7


Zipirit Atölye Etkinlik ve Seminerleri Kişiliğini eksik bulan, “Amanda benim kişiliğim eksik, nasıl geliştiririm, aydınlanmama nasıl ulaşırım, yükseliş diplomamı nerden alırım” diyenler için çeşit çeşit etkinlik düzenledik. Seç, beğen, git sevgili Zipirit okuru... Uzman kadro eşliğinde...! Valla.

Zipirit 8


Sağlıklı Yaşam Kasımızı Kasarak Bilinci Psikopata Bağlama Detoks Programı Sağlıklı Yaşam kası, bedenimizde mi, zihnimizde mi, bilincimizde mi olduğu belli olmayan ne idüğü belirsiz bir kastır. Bilim yerini tespit edememiştir, halk arasında mevcut bir tevatürdür. Bir nevi G noktası gibi anlatıla anlatıla bitirilemeyen, özenilen, ama bulunamayan bir şeydir işte. Biz de bu detoks programı ile arayışımızı perçinlemek için bilincin

bilinmeyen

boyutlarına

tanımsız

bir yolculuk yapacağız. Sağlıklı Yaşam Kası, bazı kişilerde nasıl, nerede, ne sebeple aktive olduğu bilinmeden uyanışa geçer. Misal, Kundalini uyanışı gibi...Bu kası kasılmaya başlayanlar; yavaş yavaş normal diyebileceğimiz insan beslenme şeklinin dışına çıkmaya başlarlar. Hayvan dostlarımızın bize sunduğu enerjileri bedenlerine almayı şiddetle redetme davranışı, onları bitki dostlarımızı yemeğe doğru iter. Kasın kasılma şiddetine göre bu kişiler, hayvan dostlarımızı yemenin insan Zipirit 9


doğasında "saldırgan" davranış tepkilerine yol açtığını, bu sebeple doğru olanın bitki dostlarımızı yemek olduğu görüşünü "şiddetle!" savunurlar. Bu kasın kasılmaya başlamasında görülen bu bilincin saldırgan davranışları neden beraberinde getirdiği hala bilim çevrelerinin çözemediği bir evrim muammasıdır. Bulundukları çevrede yeşille beslenmenin önemi ortaya atan kırmızı/ateşli konuşmalar yaparlar. Yeni Sağlıklı Yaşam bilinçlerinin getirdiği harareti meyve sularıyla gidermeye çalışırlar. Sigara ve alkolu hayatlarından çıkarmaya çalışmanın kederli çabası, yaşamın sunduğu çeşit çeşit nimetleri parçalayıp bölerek en asgariye indirme çabası yaşamlarından keyfi götürdüğü için, bir çok arkadaş ortamında yaptıkları uzun uzun sağlıklı bir beslenmenin ne olacağı söylevlerine acıklı bakışlarla "abi kısa tut mevzuyu, şimdi sen vejeteryan falan mı oldun, nedir durum?" sorularıyla karşı karşıya bırakacaktır onları. Sağlıklı Yaşam Kası kasılmıştır bir kez, ve bu kişiyi yaşamda kasılmış bir kanırtmayla beslenme takıntısına sokmuştur. Kendilerini yaşama salıveremezler, ancak Sağlıklı Yaşam Kası kasılmış olanlarla iletişim kurabilirler, yaşamla bağları yavaş yavaş kopar. Sağlıklı Yaşam Kası, kişiyi yaşamdan uzaklaştırmıştır, ne yüce paradoks! Detoks programımızda neler yapacağız? 40 gün 40 gece sürecek masal gibi günler geçireceğiz. Bakir bir tabiatta, 2 tahtadan çakılmış doğal barakalarımızda doğayla içiçe, elektrik, su, özellikle feysbuk, tivitır, internet, cep tel gibi sosyal iletişimden uzak rüyalarımızın sağlıklı yaşamını geçireceğiz. Dayayacağız bitkiyi, otu, çeri çöpü tadına bakacağız. 0800-000-0000

Zipirit 10


"vayy bee...doğayla içiçe yaşam, budur" diyeceğiz. (Amaç maliyeti ucuz tutmak değil, maksat hizmet). Sabah erkenden kalkıp güneşe karşı meditasyona duracağız, içsel sessizliğimizi yakalayacağız, biz yaka-

lamaya çalıştıkça, o kaçacak, gene deneyeceğiz, içimizdeki "abi istemiyorum aslında, dibine vurasım var dünyayın, canımın çektiği ne varsa yiyesim var, içesim var, deviresim var 35'likleri " falan diyen sesleri mediatif çabalarla susturmaya çalışacağız. 40 gün Sağlıklı Yaşam diye kendimizi tabiatın bağrında kastıkça kasacağız. Buyrun, kolay gele... (Detoks programı esnasında Sağlıklı Yaşam alanından kaçma girişimlerinin başarısız olacağı, çevrede bu tarz geçici cinnet hallerine karşı tedbir alınacağının altını önemle çizmek isterim) Zipirit "Sağlıklı Yaşam Kasması, Bilincin Psikopata Bağlanmış Halidir" Atölyesi Zipirit 11


ACİL İŞ GECİKMİŞTİR Sıcak bir yaz günü sohbet ederken çaldı Tuncay’ın telefonu. Telefonu kapatmadan önce Tuncay’ın son cümlesi “Araba bende, hemen geliyorum” olduğu için epey meraklanmıştım. -“Arayan kim?” diye sorduğumda; -“Adnan’ın annesi rahatsızlanmış, acile götüreceğiz” dedi Tuncay. “Adnan cidden çaresiz kalmış” diye düşündüm. Bir insan Tuncay’ın arabasına binmeyi göze aldıysa gerçekten ciddi bir durum söz konusu olmalıydı. Hızla arabaya binmeye çalıştık, fakat ben kapıyı açamadığım için Tuncay tekrar arabadan inip kapıyı tekmelemek zorunda kalmıştı. Neyse arabaya bindiğimizde Tuncay arabayı çalıştırabildiği için sevinmiştim. Araba gürledi, inildedi ve Adnan’ların evine gittik. Adnan ve annesini aldıktan sonra hızla hastaneye doğru yol aldık. Trafik sakin sayılırdı. Arabada çıt çıkmıyordu. Zaten çıksa bile motor sesinden duyulması imkansızdı. Zipirit 12


Şoför Tuncay olduğunda yanında oturanın co-pilotluk yapması gerektiğini çok önceden öğrenmiştim. Dikkatle yola bakarken trafik ışıklarına yaklaştığımızı ve hızımızın azalmadığını fark ettim. Arkada oturanları tedirgin etmemek için fısıldayarak Tuncay’a -“Frene bas!” dedim. Fakat Tuncay alçı yutmuş gibi; iki eli direksiyonda gözlerini kırpmadan yola bakıyordu. Araba hız kesmeden ilerlemeye devam ettiği için arkadakilerin duymayacağı bir şekilde; -“Tuncay, frene bas!” diye tekrarladım. Sanki bir sağıra konuşuyordum. Tuncay’da hiçbir kıpırtı yoktu. Trafik ışıklarında duran arabalara epey bir yaklaşmışken, -“TUNCAY FRENE BAS!” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Artık arkada oturanların tedirginliğini düşünecek halim kalmamıştı. Fakat Tuncay, -“Zaten basıyorum hayvan” dediğinde, gözlerim Tuncay’ın sonuna kadar frene basan ayağına yapışmıştı. Zipirit 13


Aklımın titrediğini duyumsadım. O an, ilk uyarımdan bu yana Tuncay’ın frene bastığını, ancak arabada frenin bir aksesuar olduğunu anladım. Tuncay da kimse paniklemesin diye frenlerin tutmadığını söylememiş. Aslında söylemeyince gerçekten paniklenmiyormuş. Bu esnada aniden el frenine yapıştım ve hızla çektim. El freninin kolu elimde kaldığında paniklemekle, kahkaha atarak çıldırmak arasında gezeledim. Birkaç milisaniye sonra ise,şekilde önde duran arabaya çarptık. Arabadan kendimi nasıl dışarı püskürttüğümü ve nasıl bir manyak gibi kahkaha attığımı tam olarak hatırlayamıyorum. Çünkü bilinçaltımız bu tür salaklıkları unutmak istiyor. Fakat çarptığımız arabadaki adamın durumu anlamak için sarf ettiği çabayı ve şebelek suratını hiç unutmuyorum. Bu arada acile gitmek için sebebimiz de pekişmişti. Artık Adnan da annesinin yanında yatacaktı. Hı hı Adnan’ın kafası Tuncay’ın koltuğuyla öpüşmüş, bu esnada dudak patlamış ve kafa yarılmıştı. Aslında Tuncay’dan annesini acile götürmesini isteyen bir insanın kafası önceden yarık olmalıydı.

Oyum Ben http://www.benoyum.com Zipirit 14

oyumben@zipirit.com


Bir Manyağın Filozoflarla Konuşması / Konfüçyüs (2) I- Üstat dedi ki: “Zenginlik ve onur, herkesin istediği şeylerdir. Bunlar doğru bir yolda kazanılmazsa, pek çabuk yitirilir. Yoksulluk ve düşkünlük insanların nefret ettiği şeylerdir. İnsanlar dürüst davranmazlarsa, bunlardan kendilerini sıyırmalarının olanağı yoktur.” II- Oyumben dedi ki: “Erdemli insan, yalnızca erdemli olma özelliklerini taşıyıp bunun bilincinde olan insan değildir. Erdemli insanın davranışları, sahip olduğu erdemlerin yansımasıdır. Erdem hakkında çok konuşup güzel sözler sarf ediyoruz. Ancak derinlemesine baktığımızda; insanların sergilediği davranış ve sözlerin birbirini tutmadığını görüyoruz. Size sesleniyorum! Erdemli insan, bilgisi ile yaptığı, düşüncesi ile eylemi ve kültürü ile davranışları arasında boşluk olmayan insandır.” III- Üstat dedi ki: “Oyumben! Hani sadece dinleyecektiniz, söylediklerinizle ziyadesiyle şaşkınlık yaratıyorsunuz.“ IV- Oyumben dedi ki: “Dayanamadım, katkım olsun istedim. Fişimi çekene kadar lakırdılar etmek istiyorum. Otur otur sıkıldım. Devamlı konuşuyor dikkatimi dağıtıyorsunuz. Konuşma esnasında yapmış olduğunuz garip davranışlar, jest ve mimikler aklımı mıncıklıyor. Zipirit 15


Müdahil olmamak için harcadığım enerji sonum olacak. Artık ben de fikirlerimi beyan edeceğim. Buna hakkım var, engel olamazsınız! Üstelik bu benim bloğum .Oh. Ehi.” V- Üstat dedi ki: “Tengri belanızı versin. Ehi diye gülmeyin demedik mi? Hastasınız Oyumben, hasta…” VI– Fan Ch dedi ki : “Üstad, makara sarmış bunda… Nereli acaba?” VII- Oyumben dedi ki: “Efendim Türk’üm ben ve siz konuşma yaparken araya girip ilginç küçük bilgiler serpeceğim. Hep felsefe, hep ağır konular, delirttiniz beni. Gelmeyin üzerime. Rahat bırakın beni. ” VIII- Tzu-kung, “Aha kayışı attı!” dedi. IX- Oyumben dedi ki: ”Alın işte küçük garip bilgilerden ilkini verim de pörtleyin: İnsanoğlunun ortaya çıkmasından beri dünyaya gelen insan sayısı yaklaşık 80 milyardır. Malak gibi bakmayın! Sayı her geçen gün kabarmakta. Ve siz çekik gözlüler, bu sayıyı en fazla artıran sizsiniz! Sizden sonra da biz geliyoruz sanırım. “ X- Üstat dedi ki:” Tzu-kung, Fan Ch, bu manyağı kaale almayın! Biz dialoğumuza devam edelim. Oyumben yokmuş gibi yapın.” XI- Oyumben dedi ki:”Coca cola piyasaya ilk çıktığında yeşil renkteydi.. Yaaa!.. Büyük büyük laflar edersiniz ama coca colayı bile bilmezsiniz siz.”XII- Tzu-kung dedi ki: “Arkadaşlar siz onla ilgilenmeyin, uymayın manyağa birazdan gider…” Zipirit 16


X- Üstat dedi ki:” Tzu-kung, Fan Ch, bu manyağı kaale almayın! Biz dialoğumuza devam edelim. Oyumben yokmuş gibi yapın.” XI- Oyumben dedi ki:”Coca cola piyasaya ilk çıktığında yeşil renkteydi.. Yaaa!.. Büyük büyük laflar edersiniz ama coca colayı bile bilmezsiniz siz.”XII- Tzu-kung dedi ki: “Arkadaşlar siz onla ilgilenmeyin, uymayın manyağa birazdan gider…” XIII- Üstat dedi ki: “Evet biz kendi aramızda konuşalım. Dışlayalım onu. Bıkar vazgeçer nasılsa… Hmm… Nerede kalmıştık ? ‘Büyük ve üstün insan’ dünyada bir şeye karşı ne düşkünlük gösterir, ne de onu küçümser. O, doğru olan şeyi izler.” XIV- Üstat dedi ki: ” ‘Büyük ve üstün insan’ erdemi, küçük insansa rahatını düşünür. ‘Üstün insan’ yasalar konusunda kafasını çalıştırır; küçük insansa kendi çıkarını aramaya bakar.” XV- Oyumben dedi ki: ”Çin’de İngilizce konuşan insan sayısı Amerika’dakinden fazladır. Cahalsınız siz! Ehi… Daha da önemlisi, uzayda yerçekimi olmadığı için astronotlar ağlayamazlar ve insan gözleri hiçbir zaman büyümez, ama burnu ve kulaklarının büyümesi sona ermez. Ohh bir nebze olsun rahatladım valla. Ehi… ” XVI- Tzu-kung dedi ki: ”Bak delirtme bizi ehi diye gülme … Daş yok mu daşş..”

Zipirit 17


XVII- Üstat dedi ki: ”Bırak, muhatap olma dedik ya Tzu-kung! Tengri senin de belanı versin! Mahvettin dialoğu. Sus ve dinle, kazma adam…” XVIII- Üstat dedi ki: “Ülke, toplum düzenlerine göre ve içtenlikle yönetilirse, bir karışıklık çıkabilir mi? Ülke içtenlikle yönetilirse, toplum kurallarına gerek kalır mı?” XIX- Üstat dedi ki: “Yüksek bir konumda bulunmadığından dolayı telaşlanma. Asıl o konuma uygun olup olmayacağından dolayı endişe et.” XX- Üstat dedi ki: ” ‘Büyük ve üstün insan’ yalnızca doğruluğu, küçük insansa yalnızca çıkarını düşünür.” XXI- Üstat dedi ki: “Değerli bir insan gördüğümüzde, onun gibi olmayı düşünmeliyiz. Değersiz bir kimseye rastladığımızdaysa, geri dönmeli ve kendimizi incelemeliyiz.” XXII- Oyumben “Susmalıyım… Evet evet susmalıyım ” diye fısıldadı… Sonra düşündü: “Fakat susarsam sıra bana gelir. Sustukça geliyor bu sıra. Amanin! Aniden sıra gelirse ben ne yaparım?” Ardından sık sık nefes alıp verdi, titredi. XXVI- Üstat dedi ki: “Yetişin bir şeyler oluyor bu adama!” Devam edecek…

Oyum Ben http://www.benoyum.com Zipirit 18

oyumben@zipirit.com


Ă–nce hisset, Sonra

Zipirit! Zipirit 19


Melodi, tavşan deliğine düşmüş harikalar diyarının sakinlerini sizler için buluyor...

Bu ay harikalar diyarında Selim Bayraktar’ı konuk ediyoruz. Namı diğer Muhteşem Yüzyıl dizisinin Sümbül Ağası. Ki şahsi kanaatimce diziye mizah getiren oyuncu, dizide çıkmasını dört gözle beklediğim karakter, valla... Kerküklü Türkmen bir anne babanın beş çocuğundan biri olan Selim Bayraktar, İran-lrak savaşının son

günlerinde

okuduğu

okulu ziyaret eden Saddam Hüseyin tarafından asker olarak seçilmiş, hikayenin gerisini kendisine sormak için sabırsızlanıyorum. Melodi : Zipirit’e hoş geldin Selim. Damdan düşer gibi olacak ama bu hikaye doğru mu? Selim: Hikaye tabi ki doğru. Fakat bunlar hatırlamak istemediğim Zipirit 20


anlar. Çatışmalar, sirenler ve patlamalarla dolu bir çocukluk. Çatapatlarla ve kız kaçıranlarla geçmesini dilerdim. ilk zamanları güzeldi çocukluğumun çok güzel uçurtmalar yapar uçururdum. Arkadaşlarımla oturup rüzgar duası yapar bi de rüzgar çıkartır keyfimize bakardık. Melodi : Aslında bu inanılmaz bir hikaye, eğer Türkiye’ye gelmeseydin bir asker olacaktın, ve bizler de seni izlemek keyfinden mahrum…Bu sana nasıl hissettiriyor? Selim: Evet doğru orda kalsaydım 13 yaşında asker olacaktım belki ama burada 27 yaşında asker oldum çok mu!,((: dedemin sözü: gerçek başarının sırrı geçmişte yasadığımız yenilgilerin ardında gizli...Belki yenildik pek cok şeye belki tamamlayamadığımız yaşanası nice görevler vardı. Ama başka bir yerde ve farklı bir şekilde gösterdi kendini.. (iç ses : Dede’den Selim’e geçmiş bi bilgelik var, onunla sohbet ederken görüyor insan bunu, hmm dna kayıtlarında bilgelik de aktarılıyor, varoluş ne muhteşem bi döngü) Melodi : Bir sanatçının karakterleri kendi içinden doğurduğunu düşünüyorum, bu nasıl oluyor, insan merak ediyor. Selim: Bir karakter doğurmanın yolu belki klişe olacak ama

iyi

görmekten, koklamaktan, dokunmaktan, duymaktan, tatmaktan ve iyi koklamaktan geçer. Bütün bunlar sizi doğru düşünmeye ve doğru Zipirit 21


Zipirit 22

hissetmeye yönlendirir. Ne kadar iyi yaparsanız yani kendinizi ne kadar iyi tanırsanız sadece oyunculuk değil hayatın her alanında başarılı olursunuz. Bir düşünün yediğiniz yemeğin aldığınız kokunun dokunduğunuz kişinin doyumunu ne kadar alıyorsunuz. Kısacası ne kadar özümserseniz o kadar akılda kalıcı o kadar da yaşanası duygular olurlar.. Şimdilerde en büyük hastalığımız bu iste. Unutmak.. Her şey çok hızlı, doyamadan hızlıca değiştiriyoruz.. Zorundayız çünkü. Yalanlara inanmaktan başka yol yok sanki.. Gözlüğünü tak gözüne.. Kahve rengi görürsün. Bak gördün mü gözün bile yalan söyledi sana.((: (iç ses: Gözlüğü takıp deniyorum. Aha, valla doğru bu tespit) Melodi : Canlandırdığın karakterlere kendinden ne kadar şey katıyorsun Selim? Selim: Tabi ki çok şey katıyorum. Kendinden yola çıkarak cebinde ne varsa işte.. Yarattığın karaktere kattıkça katarsın. Cebinin hep dolu olması lazım. Pantolon cebinden bahsetmiyorum haa. Duygusal cepten bahsediyorum. Yani antenlerin açık olduğu sürece sorun yok. Melodi : Sümbül ağa olarak tanınıyorsun ve çok seviliyorsun, günlük yaşamına devam ederken bu nasıl hissettiriyor. Ya da daha kestirme soracak olursam ki sanırsam soracağım, şöhretin yükü ağır mı, bir bedeli var mı? Bedelini ödedin mi? Ödediysen nasıl ödedin?

Zipirit 22


Zipirit 23

(iç ses : allam bu nası bi soru ya, kendimden tırstım ben)

Selim: Komşusu olduğum 7/8 yaşlarında arkadaşlarım var..Birisi bana gelip dedi ki; “Selim abi senin jetin varmış, onunla gidip geliyor muşsun. Bi de en pahalı son model bir telefon almışsın?” dedi ve telefonumu görmek istedi. Bende yıllardır kullandığım telefon özelliğine sahip telefonumu gösterdim. hayal kırıklığına uğradı çocuk. “Ama bu fakir telefonu” dedi ve gitti yanımdan. Aslında siz değişmezsiniz insanlar değişir böylesi durumlarda...Başkası olmanızı isterler. Bunun en ağır bedeli bu her halde. sen gördüğüne inanırsın o duyduğuna, ben olduğuma.eskiden Zipirit 23


Zipirit 24

yılların unutmadığı sanatçı kavramı vardı, şimdiyse dakikaların harcadığı sanatçılar var...bilmem anlatabildim mi? (iç ses : Selim’in başkası olmayıp kendisi olduğu için bu başarıya imza attığını düşünüyorum, hep böyle kal diye haykırmak istiyorum, şarkılardan gidiyoruz iyi mi?) Melodi : Canlandırdığın karakterlere mizahı da yansıtıyorsun, mizah Selim Bayraktar’ın günlük yaşamına nasıl yansıyor peki? Selim: Ciddi bir yanım vardır bir o kadar da gırgır şamatayı severim. Güldürmeyi , insanların gülmesini çok isterim. Ne İlk Gece Korkusu

kadar güldüysen o kadar yasamışsındır. Zaten hiperaktif bir yanımda var. Çocukluğumdan bu yana durmayan bir santral gibi hareket ve enerji üretiyorum. Bu bende biraz fazla sa-

nırım. Napıcam bilmiyorum 38 yaşındayım hala durulmadım. Belki 50’ ler de.(: (iç ses: Selim’i güldürmek gibi gereksiz bir işe soyunup ona Sümbül Zipirit 24


Zipirit 25

Ağa taklidi yapıyorum, uzun uzun dergi, yazarlık vs işlerinde ne kadar başarılı olduğumu anlatıyor, ilginç. Hı hı pek gülmedi de sanki) Melodi : Mutlu giden bir evliliğin var, şöhretle birlikte çok alışık olmadığımız bir durum. Şöhretle özel hayatını dengelemenin sırrı nedir? Selim: 5 duyu(: Melodi : Zipirit okurları için neler söylemek istersin? Selim: Kendimizi sevmekten başka çaremiz yok. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey olduğuna inanıyorum. Biraz da düşündük mü bizden tatlı insan olmaz. İnsanların kendilerini sevmediklerini ve düşünmediklerini biliyorum. Belki Zipirit’le bunu biraz kırarlar...(: Melodi : Senin rolüne yansıyan başka bir şey var, o da içtenlik ve samimiyet, bu da seni ekranlardan bir yüz değil, aileden biri gibi hissetmemizi sağlıyor. Ekranlardan hayatımıza renk getiriyorsun Selim. Bunun için, ve Zipirit’ le olduğun için teşekkürler…

Zipirit 25


Kaybolmuştum M.Ö.9476 Atlas okyanusunda bi yer. Okuldan yeni gelmiştim. İleri çok yüksek dijital profiller dersinin ödevini yapmak için çok heyecanlıydım. Sınıf arkadaşım Sonchis' le anlaşmıştık. Birazdan gelecekti. - Tak tak..(evet -Tak tak tak…

sanırım

gelen

arkadaşım

Sonchis'

ti)

Geldim abi relax. Ne bu heyecan ? - Hoca sen çıktıktan sonra dedi ki, en mantıklısı olduğuna inandığımız cevabı kabul edeceğim ve göndereceğim o ikiliyi, istedikleri zamana. O yüzden çok heyecanlıyım abi. 2 saat önce Thera akademisi; ders, ileri çok yüksek dijital profiller; - Arkadaşlar, elinize ikinci el bi zaman makinesi geçti diyelim. - Hocam sıfır olsun, nasıl olsa hayal, bi problem çıkmasın, bilmediğimiz alet :))) Kesmeyelim arkadaşlar... Hani vardır ya, kaç yapıyo diye bakarsınız. Bir baktınız; 265 ile 14675 arasında bir yıla gitme imkanınız var. Lakin "Let me light" düğmesinin yanında bir kutucuk var. Yanında şöyle yazıyor; "Zaman makinesinin istediği bütün koşulları kabul ediyorum". En göze çarpanları ise; Zipirit 26


1- Hangi yıla gidersen git, şimdiki bünye ile gideceksin. 2- Şimdiki zamandan sadece son 1 günü hatırlayacaksın.(sırf bunları nasıl hatırlıyo o zaman demesinler diye, yoksa normalde hiç hatırlamaması lazım) 3- Geri dönme imkanı yok. Soru; hangi zamana gitmek istersin, ileri mi, geri mi ? Neden ? Bu arada arkadaşlar makineyi yaptık. Arkadaki garajın içinde hem de. Garajda oluyor ne olursa dediler o yüzden. Yoksa araba gibi bişi değil, ilaç tüpüne benziyor. Zamanı yine 2 saat sonraya yani Sonchis' le evde sohbet dakikalarına alıyoruz. - Şu kahin Martin'in "Gelecekten bizler" adlı kitabını hatırlıyo musun Sonchis? - Evet. Üç kere okudum. - Bizler ile ilgili sular altında kalacağımız, sonrasın da da 11478 yıl sonra Türkiye adında bir ülkede Batıkkent olarak ortaya çıkacağımız yazıyor. Zipirit 27


- Evet Batıkkent' te Atlantis adında bizden kalanlarla bi şehir oluşturulacakmış. O zaman ? - Evet. 11478 yılına Batıkkent' e gidiyoruz. Hoca bizim önerimizi kabul etmişti. Heyecandan pıtı pıtı tüpün içine girdik. Ve bummm!.. Yıl 2012(Milad filan oldu, değişti her bi b.k)Yer Türkiye,Ankara,Batıkkent; - Sonchis nerdesin olm? Geçemedi sanırım tünelden. Ya da son anda atladı makineden ibne. Ne yapacağım ben şimdi tek başıma burda ? Kim ki bunlar? Kıyafetleri filan çok ilkel,iyyy? Bi ömür geçer mi bunların arasında ?? Şurda köşede simitçi var(haydaaa nereden biliyorum simidi filan ?? ilginç yaa!) Bi simit bi de çay(???) iyi gider şimdi Merhaba ? - Merhaba. - Ben bir çay, bir de simit alayım. Bi de Atlantis neresi acaba ? - ?? Burası. Alt kat üst kat komple Atlantis burası. Yani alışveriş merkezinin adı. - Atlantis alışveriş merkezi mi sadece ??? - Evet. - ... Zipirit 28


Günlerce Atlantis'ten birini aradım. Kendi ırkımdan kimseyi göremiyordum. Lakin biliyordum kahin Martin birçok Atlantis'linin kurtulacağını yazıyordu. İnanıyordum. Mutlaka bulmalıydım ırkımın insanlarını. Bu arada Batıkkent' in ismini Martin sanırım yanlış tahmin etmişti. Ya da bu insanlar kentin batık olduğunu bilmiyorlardı. Sürekli Atlantis' e gidiyordum. Yine simit yediğim birgün ilerideki bi adama gözüm takıldı. O da farklıydı. Tek olmamalıydım şu koca Atlantis' te. Evet sanırım bu "O" olmalıydı. Yanına yaklaştım ve sordum. - Sen O' musun ? - ?? Nasıl anladın? - O' sun değil mi? - Evet... Ben oyum. Hatta oyumben.com diye site bile aldım lan. öyle oluyo burda herşey. siten yoksa bi b.k değilsin. - Ben ne alayım ki o zaman ? Hmm... - Ya sen de alttan geldin. Sonradan geldin. Ne bileyim, altbeyin.com filan olabilir. - Tamam o zaman. Ben de altbeyin.com' u alıyorum. - Bi de biz komik şeyler yapıyoruz. Başka türlü geçmiyor hayat burada. ZİPİRİT' i bilirsin. Atlantis' in favori mizah dergisidir. Tek geçerdik. Aynısını burda çıkarıyoruz arkadaşlarla. Ahanda, bulmuştum ırkımı. Yarabbim sana şükürler olsun.

Alt Beyin www.altbeyin.com

altbeyin@zipirit.com Zipirit 29


Sayfa 30

Kan Vereceğim de Ben… - Alo ? - Yes.., buyrun ? - Sizinle mi görüşüyorum ? - Kesinlikle, de. Ne alaka? Yani niye bizimle görüşüyorsun ? Kimsin abicim ? - Ben kan için aramıştım. Kusura bakmayın. - (kan için ??kanlım mı var benim ??) Anlayamadım ? - Telefonunuzu bırakmışsınız da kan verebilirim diye.. - (kan verebilirim diye?.. yapmıştım sanırsam!) B negatif mi ? (bugün hiç kan veresim yok. Aslında hiç yok. Niçün bıraktım o notu, o konuda da hiç bi fikrim yok. İnşallah b negatif değildir yarabbim) - Evet! - (shit!)Hmm anladım. Bugün de epey bi yoğunluğum var aslında ama. Nasıl olcak. Yani nedir ? - Bi arkadaş için istiyorum da ben. Annesi kalp ameliyatı olcakmış. Ben onları arayım da, siz nerede iseniz gelip sizi alsınlar, olur mu ? Zipirit 30


Sayfa 31 - (hiç de mazeretim kalmadı ha. Bi kerette halletti herif hepsini.. (olm git versene, bak kadıncağız ameliyat olacakmış)Bi sus lan sen. Zaten başıma ne gelirse senden geliyo. Yanımda mısın karşımda mı belli diil.(içindeyim)Nasıl ? Bak hala..) olabilir. Evden alın o zaman beni. Saat 14:00 gibi müsaitim ben.

- Tamam arıyorum ben arkadaşı. Adres verilir, zamanda kayılır. Saat 14:15 gibi evin önü. - Aloo? Abicim ulaşamıyorum ben arkadaşa. Başkaları da varmış. Onları almaya gitti sanırım. - (ohh. İyi yırttık bu işten. İğne filan. Hiç serin değil.(bi yerden tanıdık bu ifade ama)sana ne kardeşim, sevdim ben.sanki kullandığımız her bişeyi biz mi yaptık?deli miyiz biz ?) Anladım. O zaman.. - Abicim zahmet olmazsa ben adresi vereyim, sen bi taksiye atla da gidiver be sevabına. - (obaaa..)Olur. Ver adresi. - Sibel Akdağ Kan Merkezi var abi, Cebeci de. Onun kapısına gel sen. Söyleyeyim orda karşılayacaklar seni. İsmi İbrahim arkadaşın. - Tamam. Ben çıkıyorum şimdi. 20 dk gibi ordayım. Hadi görüşürüz. (çat!, çut!) (nası tanıyacak ki beni?) 25 dk. gibi sonra Serpil Akdağ’ ın önü.(onu da yanlış vermiş şaşkın . Deli gibi dolandım Sibel yok mu diye!) Bi kalabalık var ama, acaba ? Bana mı bakıyolar ? Birini bekliyolar gibi sankim. Herhalde bunlar yaa. - İbrahim ?? Zipirit 31


- ... - Merhaba..İbrahim var mı aranızda ? - Yoo ?? - Pardon yaa, tanımıyorum da vereceğim kişiyi ?.(neler diyorum yarabbim, allam yaa.hemen bulmalı şu İbrahim’i.inşallah da kıllı börtülü bişi diildir, bu diyaloglardan sona) Başka bi kalabalık (üç kişi gerçi ama, kapı önü anca bu kadar) -İbrahim ? - ?? Yok hocam bizde diiliz. Zaten çok neşelilerdi. İbrahim üzgün olmalı.(Tırınım tırınım) Sanırım telefon. - Abi ben ulaşamıyorum telefonun şarjı bitmiş herhalde arkadaşın. Sen bi zahmet formu doldurup veriver ha kanı. - Nası yani ? - Birazdan gelir abi zaten İbrahim. Taksi paranı vereceğim senin. - O değil de,..nası, kimin adına ?(bu ne len ?) - Songül Eğilmez(bu isim uydurmadır) adına formu doldur ver abi sen. Hesap numaranı ve masrafı bana mesaj at. Zipirit 32


- Songül Eğilmez ‘mi ? - Evet. - Tamam. Mesaja gerek yok. Kal sağlıcakla. - Allah razı olsun abi, sağolasın. Haydaa. Nası olcak şimdi yaa? Bi soralım danışma şurası herhal. - Merhabaa(gülüyorum bu arada, sevimli olayım, iş bitsin hemen hesabı). Kan vereceğim de ben. Na.. - Yandaki deskte formlar var, onu doldur, karşıya kaydettir, muayene odasına git! - Ha, bu yani, form, kayıt, muayene.. - Eveeet!! Hepsini yaptım. Muayene odasındayım. Bi ton soru. Şunu geçirdin mi? Bunu yaptın mı? Yok kardeşim , çok sağlıklıyım ben, vereyim kanı kurtulayım artık. İşim var yaa.. Ama en son soruda beynimin içerisinde bi şeylerin fazladan kımıldadığını hissettim sanki. Hatta kesin gibi. - Son bir yıl içerisinde birden fazla kadınla cinsel ilişkiye girdin mi ? - ??? Ne alakası var yaa ? - (gözlerini bana dikti, sertçe)Olur mu! En büyük suç!!(Bu ne yaa! Tiksinç..)Bu arada, kan verirken İbrahim’ de geldi. Varmış öle biri.

www.altbeyin.com

altbeyin@zipirit.com Zipirit 33


Arızayım. İtaatsizim. Anarşistim. Sanmayın ki psikolojik danışman kimliğim bunlara engel. Toplumda bana dayattığınız tüm saçma sapan kurallarınıza kılım. Ha bir de “benim iyiliğim için, beni doğru yola sevketmek için” iyi bir mümin olma esasları, fazla konuşmayan vatandaş olma esasları hususunda, çok sorgulayıp, çene düşüklüğü sergilediğimde başıma gelecekler konusunda, ufak konferansları veriyorsunuz ya bana, hiç umurumda değil. Şiddetli bir giriş yaptım. Farkındayım. Bu sabah arıza kalktım. Komşum oğlanın topunu alıp, 4 gün topa ceza verdi. Evinde cezalı duruyor top. Oynanmayacak, topların onun bahçesine kaçması YASAK. Kaçarsa, topa ev hapsi cezası var. Ona göre. Yöneticiyi aradım. İyi bir yöntem önerdi. Yüz tane top al, kaçanların kaç gün cezalı olduklarını üzerine yazarsınız. Cezası biteni gider alırsınız sorun çözülür dedi. Mantıklı. Sanmayın ki hep felsefe, psikoloji ile uğraşıyorum. Ahanda konumuz bu işte. Dalmışım şiirime, atom altı parçacıkların ahenkle dans edişine, yok olmaz, top mevzuu hayati. Zipirit 34


Bahçelere top kaçmayacak, sevgililer görüşmeyecek, öpüşmeyecek, gençler birbirine aşık olmayacak, etekler diz üstüne çıkmayacak, derslerden kötü not alınmayacak, okuyup büyük adam olunacak, kazanılan paralar çar çur edilmeyecek, sürekli biriktirilip evler alınacak, mutsuz evlilikler sürdürülecek, boşanmak yasak, çoluk çocuk perişan edilmeyecek, kös kös mutsuz yaşanacak, eğlenmek yasak, gürültü yapılmayacak, çok içki içilmeyecek, ortalarda gezilmeyecek, çocuklara yüz verilmeyecek, disiplinli olunacak, sabah yürüyüşleri ihmal edilmeyecek…….. ŞİŞTİM… Arkadaşım demin dedi ki şişme aşaması iyidir birazdan patlarsın rahatlarsın. İyi de kime patlayacağım şimdi, kim telef olacak, yazık yani. Tanımadık biri olsa bari. Yaw siz bu hayatı niye bu hale getiriyorsunuz? Derdiniz ne? Hadi kendinizinkini getiriyorsunuz anladım, kendiniz gibi insanlar sürüsü yaratma arzunuz ne? Nedir bunun dibindeki psikoloji? Rahat ol kardeşim.” Rahadol” Racon yapma bana. Kasma bi sakinleş. Öleceksin biliyon mu? Boş bu top işleri bırak. Zipirit 35


TOPLAR BAHÇELERE DÜŞSÜN ARKADAŞ. Sonra gider toplarız. Yaw ben size patladım galiba, ohhhhh bi rahatladım…. ARIZAYIM ABİ. Bu efendi bilim insanı bağladı piskopata. TOPLARA ÖZGÜRLÜKKKKKKKKKKKKKKKKK !!!!!!! Dilek Kırcaoğlu

Zipirit 36


Zipirit 38

www.caglayanyildiz.com


www.caglayanyildiz.com

sachmaliyorum.tumblr.com


Dııttt…! Dııttt…! Dııtt…! Bilin bakalım, bu hangi sesin efekti? Kamyonların geri gelirken çıkardığı ses mi? Olabilir. Saat alarmı mı? Olabilir. Bilgisayarınızdan gelen ikaz sesi mi? Olabilir. Son zamanlarda bu sese fazlasıyla takıntılıyım… Neden mi? Anlatayım. Bir gün kanguruların bana yan gözle bakıp hafif bir “Hoş girdiniz, boş çıkamayacaksınız” tebessümüyle karşıladığı alışveriş mağazasının kasasına geldiğimde, tebessümü unutmuş, mekanik ruhla bezenmiş, ilk bakışta dişil olduğunu zannettiğiniz kasiyerin geçirdiği her üründen sonra çıkan “dııtt” sesi beynimde sarmallar oluşturdu. Beynimin tüm kıvrımlarına sokulan “dııtt” ların toplamını dört “dıt” sesli şifremle ödedikten sonra beni çok iyi tanıyan kapıdan çıktım. Sık sık gittiğim için kapı beni tanıyordu.(!) İnce “dit” sesli görünmez varlık, beni görür görmez hemen ayağa kalkıp kapımı açıyor, kendimi değerli hissetmemi sağlıyordu.(!) Kapıdan çıkar çıkmaz, kangurunun kesesine mal koymak için geri geri yanaşmaya çalışan kamyonun ikaz sesi ile karşılandım. “Dıııttt dıııttt dıııttt..” Şoför kardeşim, ayak bileğinin kıvrak hareketlerini ispatlarcasına kesik kesik bastığı gaz pedalı sayesinde çıkan dumanları da bir güzel içime çektikten sonra hemen sola dönüp, “Allahtan gazı parça parça yuttum. Gazın hepsini birden verseydi bünyam bunu kaldırmayabilirdi” diye Zipirit 40


söylenerek yirmi metre ilerdeki tekel bayiine yöneldim. Tekel bayiinde şans oyunu oynayacaktım. Çünkü bu “dııtt” lardan kurtulup, dünya anayla sarmaş dolaş olup, hasret giderecek bir yere kapağı atmam için havadan çuvalla para gelmesi gerekiyordu. Tam bu bu arzuma hayallerimle kenar süsleri yaparken başka bir “dididdiiiitttt dididiiiittt dididiiiiitt” sesi bu arzumun üstüne sifonu çekti. İyice gerilmeye başladım. Pilli saat satan bir adamcağız, yere koyduğu on kadar saatinin tüm alarmlarını açmış dikkat çekmeye çalışıyordu. Eh! dikkatimi de çekmişti. İyice tavan yapan gerginliğim bu sesle kopacak hale geldi. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Tekel bayiindeki adama “2” tam kupon oynar mısın?” dedim. Düğmelere bastı. Makinenin çıkardığı “dııttt” “dııttt” ların eşliğinde elime verdiği hayallerimle işyerine geldim. İşyerinin kapısı, babasını bile tanımaz nitelikte ahşap bir kapı. İki elimde dolu olduğu için, kalçalarımı kapıya dayayıp,hafifçe geriye doğru yaptığım bir hareketle içeri girdim. Şimdiki gençler bilmezler, beceremezler bu hareketi. Genellikle omuzlarını kullanırlar. Sonra bacaklarından destek alıp kapıyı açmaya çalışırlar. Onu da beceremezler. Koordinasyon sıfır tabi. Gençlerimiz çok cahil çok. İçeri girdiğimde beni karşılayan karanlıktı. Çünkü elektrikler kesilmiş. Bu karanlığı ve sessizliği yine bir “dııttt” sesi bozdu. Bilgisayarın kesintisiz güç kaynağı (sizin değiminizle “yupies”) beni “dııtt” sesi ile uyarıyordu. Orada yığılıp kaldım. Bu kadar uyarılmak istemiyorum ben. “Dııtt’ tımının hayatında bu kadar “Dıııttt” lanmak istemiyorum” diye bağıra bağıra, çırılçıplak koşmak geldi içimden. "Dıııtt” larınız bol olsun…!

İhtiyar Delikanlı

İhtiyardelikanlı@zipirit.com

Zipirit 41


İyi uçuşları uçmakla karıştırmışlar :) Zipirit 42

www.facebook.com/absurdistanizm

cem@zipirit.com


İlişki yok :) Vatana millete hayırlı olsun...

Oldu canım bekliyoruz... www.facebook.com/absurdistanizm

cem@zipirit.com


Şu sivri sinek kan yerine yağ emse ne güzel olurdu. Sevgilisi olmadan delice kıskanç biriyim şuursuzum yaa! Tulumba tatlısı insan olsa kesin aşık olurdum o kadarda şuursuzum! Bitmeyen bir ilişkinin sırrını çözdüm. Hiç başlamıyorsun. Yalnızlığa doğuştan yetenekliyiz. problem yok :) Bazı insanlar sanki cenabet üretilmiş. Uyurken, ayağımı üzerine atmama izin vermeyenle olmaz. Blackberry Allah belanı versin 3 gündür açılmıyorsun bende inatla bekliyorum oda ayrı bi denyoluk tabi... Çağımızın hastalığı: Acaba bunu bana mı yazdı? Ben dükkana mı benziyorum, bütün mallar benim önüme geliyor? Çocukken battal boy poşeti paraşüt gibi takar 1 inci katlardan atlardık, çocukluğa indikçe sorunlar anlaşılmaya başlandı… “Neyse” diyerek sustuğum her cümle küfür barındırıyor. O kadar rahatım ki, bildiğim bir şey mi var acaba diye düşünüyorum. Arada sırada insan olmak iyidir...! gokhan@zipirit.com Zipirit 44


Bir enstrüman çalan kız olsun bide hayatımızda flüt olur keman olur gitar olur hatta gazoz şişesinden ses çıkaran bile olur yani. "Uyumadım ama bi bokta yapmıyorum.." diyen insanlardan biriyim sadece.. Tuvalet için kalktığımı buzdolabının kapağını açtığımda farkediyorum. Kaçanı kovalamam, kovalayandan kaçmam rahat adamım. haribo gibiyim kimi zaman şeker gibi kimi zaman ayı gibi... Film izlerken yine kitledim kendimi 40 dk nereye gitti yine.. Üretici tüm keyfimi elimden alır oldu eskiden çekirdek içlerini biriktirip tek seferde agzıma atardım şimdi iç satıyorlar benimi tüketiyorsunuz ipneler... Çevrendekileri dinliyor gibi yapmak neyse de, iç sese karşı da dinliyor taklidi yapmak bana özel olsa gerek. Boşanmaların en büyük sebebi EVLİLİK…! Sigara paketini çorapta taşıyan kalmış mıdır acaba? 00:00 herkes beni düşünüyor :)) Aşk acısı çekmeye son! Şaka şaka devam. başka neye güleriz yoksa :))) Kendini bi bok zannedenin üzerine sifonu çekerim.. gokhan@zipirit.com Zipirit 45


Zipirit 46

Zipirit 46


TANIT-MAAAAAAAAA Kadim dostum Zipirit'den ( yok yav ne kadimi siz de hemen inanıyosunuz bunlara , yeni çıkmaya başlamadımı bu dergi, siz ne kadar tanıyorsanız ben de o kadardır tanıyorum kendilerini ) muhteşem, ilahi, inanılmaz, eşi benzeri bulunmaz, kozmozun tek ve ilk spiritüel yeni bilinç ve özgürleşme kitabı olaaaan ( neee daha önce yüzlercesi mi yazıldı , ne zaman , vallahi de bilmiyorum, hiç haberim olmadı benim, ben hiç kitap okumamki ! Hem uyanışımdan geçiyordum ben , kendimi bile tanımaz haldeydim,nasıl kitap okuyayım , kendi içime dönmüştüm , bir döndüm 3 yıl çıkamadım zaten , ne derin içim varmış, ne dönüşümmüş arkadaş..Yaa keşke bana daha önce söyleseydiniz ,uyarsaydınız da boşuna yazmasaydım , üff o kadar da yazmak için uğraştık arkadaş - aslında pek uğraşmadım , kitap kendi kendini yazdı ama havalı ve önemli görünsün diye öyle söylüyorum herkese ), toplu bilinçten ayrılma deneyimimi ve bunun çok basit, deneyimlenmiş ( yani kendimce test edilmiş onaylanmış ) ve özgün bir yolunu ( yani kendi uydurduğum demek istiyorum ) okuyucuyla ( aslında okuyan varmı pek bilemiyorum , tabiki okunması için yazdım ama acaba tek okuyucusu benmiyim? Zaten başlarken bu kitabı kendim için yazıyorum demiştim , halbuki tabiki sadece kendim için yazmadım, ben zaten biliyorum, öyleyse niye o kadar basılma zahmetine gireyim arkadaş , tabiki başkaları okusun diye bastırdık ...Acaba evren mesajımı duydu mu? Ya duyduysa , eyvaaah , salak evren sen insanların aslında böyle söylerken tam tersini söylemek istediklerini bilmiyormusun , aptalmısın nesin, sonsuz yıldır bizi çevreliyorsun , daha bizi tanıyamamışsın, bu ne biçim kozmoz arkadaş, benim bir dileğimi bile doğru düzgün algılayamayan, emirlerimi yerine getiremeyen kozmozu ben Zipirit 47


napıyım, ondan yaratımda hiç bir şey yolunda gitmiyor tabi ,şu hale bak!.. !.. Sonra nesiller boyu yaz kitapları, oku kitapları , algılamaya çalış yaratımı..Bunun bir basit kullanım kılavuzu yok mudur ...İnsan bir güzellik bir kolaylık yapar dimi sonraki geleceklere....Her neyse ben içimden geldikçe severek bazı bölümlerini okuyorum ve her seferinde saf gibi şaşırarak " bak sen şu işe bunları ben mi yazmışım vay vay vaaaay, valla ben yazmışım, ne de güzel yazmışım, pek de güzel yazmışım" diye kendi yazdıklarıma , ben bile inanamıyorum , tabi siz benim 2 lafı bir araya getiremediğimi bilmiyorsunuz , bir yazı yaz deseler nasıl yazacam ben arkadaş, yazmayı bilmem ki diye kara kara düşünürüm, iletişim yeteneklerim kısıtlıdır, ilahi bir takdir midir nedir, kalk sen kitap yazmaya cüret et, neyine güveniyorsun, nasıl yazacan o kadar sayfayı , artık nasıl olduysa ben de hiç bilemedim "allahın bir hikmeti herhalde, allah büyüktür tabi benim gibi bir aciz kulunu bu işte yalnız bırakmadı ona biraz kendi ilhamından üfledi ".... "Sürüden ayrılanı kurt kapmaz " kitabımla ilgili burada size birşeyler yazabileceğim davetini alınca tabiki hemen sazan gibi atladım . Aslında benim aklıma ilk gelen kitabımla dalga geçen bir yazı yazmak olmuştu , ama kendi kitabıyla dalga geçen birinin kitabını kim okur ki.. Bence zipirit okuru kesin okurdu , neyse..Gördüğünüz gibi size güvenim tam kendime güvenim ise pek bilemiyorum ,tanımsız galiba. Yani hem var hem yok, hem çok,hem... tanımsız işte , her duruma ,ana , koşula göre değişebilir .... Sonra tuhaftır gece pek uyuyamadım, sizlerin telepatik seslerinizi duydum epey bir süre... ( Yok yav şizofren değilim, vechelerimin sesini de duymuyorum, alla alla herkes niye bunu soruyoki kardeşim, içsel- telepatik iletişim diye bir şey duymadınız mı siz? Zipirit 48 Zipirit 48


..gelecekte herkes böyle iletişcek , ben ise şimdi böyle iletişiyorum..belki ben geleceğin insanıyımda siz beni henüz anlamıyosunuz ) "Yalnız sesler pek teşvik edici değildi.."Bırak tanıtma, yav bari sen yapma , ne olursun tanıtma , herkes zaten tanıtıyor , hani sen sürüden ayrı olacaktın bu nasıl sürüden ayrılıktır arkadaş.." gibi gibi şeyler.. Her şeye rağmen ben yine kendimi dinleyeyim dedim, hem başkalarına kendini dinle deyip hem de dinlememek aslında çok güzel olurdu da valla cesaret edemedim.. Yalnız kozmosdan bütün izinleri de aldığımı belirtmek isterim.. 12 başmelek konseyi, ışık konseyi, yükselmiş- yükselememiş- çaba içinde ve gayret gösterenler vs tüm konseyler, 7 7 ışın yöneticileri, galaktik konsey, kozmik federasyon vs.. O nedenle biraz gecikti bu yazı, malum bu izinleri almak öyle kolay diil, çıkacaksın 1 gece kozmoza ,rüya zamanında dolaşacaksın kapı kapı ..Bu gece çok yoruldum, kafam sepet gibi uyandım,çay-kahve bir türlü kendime gelemedim, neyseki 15 günlük bir tatile çıkacağımda dinleneceğim.. Benim çalışma rutinim böyle 1 gece çok çalışınca 15 gün tatildeyim.. Tüm bunlardan sonra yine de bu kitabı alır okursanız size keyifli okumalar dilerim.. Çok önemli uyarı: Bu kitap sabah işe, akşam eve gelip, pijamalarını giyip , eline tv kumandayı alıp dizilerinin karşısına geçen normal insanlar üzerinde tamir edilemeyen hasarlara ve yaşam rutinlerinde ve düzenlerinde mutlak bozulmaya yol açacağından , okunmadan önce bunun dikkatle bilinmesi gerekmektedir. Ekin Duman Zipirit 49

www.ekinduman.tr.gg Zipirit 49


Siz hiç mangonuzu bir maymuna kaptırmanın acısını yaşadınız mı? Ya da bütün bedeninizi vıcık vıcık bir sivrisinek ilacıyla kaplayıp, Ekvator’un diğer tarafında, elin tropik toprağına yapıştınız mı? Veyahut bir paket fıstık satın almak için yarım saat, beden dili dahil olmak üzere, bildiğiniz her dilde konuştuktan sonra, fıstığı çalıp kaçma dürtüsü doğdu mu içinize? Peki ya yılda yirmi defa uçağa binmenize rağmen, uçak korkusu sebebiyle, tanımadığınız bir hostesi koridorlar boyunca takip edip, size her bakışında “Düşüyor muyuz?” diye sordunuz mu? Muhtemelen hostesin anlamadığı bir dilde?.. Fotoğraf çekme dürtüsü ile Avrupai metroların kapısına sıkışıp çığlık attınız mı Türkçe? “İmdaaaaaaaaatttttttttt!” Üstelik hareket etti mi o metro siz kapıya sıkışıkken? Ve içinizden “Otobüsçü amcaaaaaa! Kafam kapıyı sıkıştıııı!” diye haykırmak geldi mi hiç? Peki, adının Mustafa Kemal, milli takımının da Fenerbahçe olduğunu iddia eden kaç Taylandlı ile tanıştınız? Ya hangi insan cüzdanının bir türlü çalınmadığına içerler? Ben içerliyorum... Sizin de cüzdanınızın üstünde Star Trek kahramanları olsun da görün bakın kimse kaale alıyor mu o cüzdanı… Bir türlü Türk olduğunuza inanmak istemeyen izbandut gibi beş polisi, Rus ajanı olmadığınıza inandırmanız gerekti mi hiç peki? Zipirit 50

Zipirit 50


Ya da İngiltere uçağına bindiğinizi sanıp Fransa'da pasaport kontrolünde buldunuz mu kendinizi? İnsan o kadar havalardayken nereye gittiğini anlayamıyor tabii… Gerçi, anonsların Fransızca yapılmasından bir hata olduğunu anlamalıydım ama… Yaaaaa Pasiflora, sen nelere kadirsin!.. Efendim seyahat zor zanaat... Hiç unutmuyorum bir gün Madagaskar'da aslan avındayım... Aslan avı mı? Hatlar karıştı çok pardon... Gayet sokaktayım ve daha önce tadının muhteşemliği sebebiyle kendilerine delicesine bir aşk duyduğum yer fıstıklarını satın almak için çabalıyorum... Kırık Fransızcamla adama “Fıstık kaç para?” diye soracağım... Bunun Malagazicesi de yazılı avcumun içinde ama sanır��m fıstık satıcısı okuma yazma bilmiyor... Ya da elimdeki yazı biraz silinmiş, fıstıklara kavuşma heyecanından... Dünyanın en saçma fıstık alma mücadelesi şöyle başlıyor ve sürüyor: Ben: Êtes-vous fou? (Yani “Siz fıstık mısınız?”) Aah ne güzel oldu!.. Adama “Fıstık gibisin maaşallah!” deyip muhabbete başlamak da çok etkili bir giriş canım... Lakin aslında “Êtes-vous fou” cümlesini, İngilizce-Fransızca bir çeviri aygıtından çeviriyorum... Onun İngilizcesi de “Are you nuts?” yani “Siz manyak mısınız?” demek... İngilizcede “nuts” hem fıstıklar hem de manyak anlamına geliyor... Ya bu fıstığı satın alacağım ya da Madagaskar Fıstıkçı Birliği üyelerinden bir araba sopa yiyeceğim güZipirit 51 Zipirit 51


Satıcı: Boş boş bakıp homurdanıyor... Ben bu sefer İngilizce: “How much are these nuts?” (Yani “Bu manyak fıstıklar kaç para?” diyorum...) Satıcı: Boş boş bakıp bu sefer arkadaşına doğru homurdanıyor... İnatçıyım, bu fıstıkları satın alacağım... Ben bu sefer beden dili ve Türkçe karışık: “Ya hemşerim fıstık istiyorum...” deyip baş parmağımı işaret parmağıma sürtmek suretiyle kaç para işareti yapıyorum... Sonra aklıma korkunç bir gerçekliğin gölgesi düşüyor... Bu hareketi Madagaskar'da sokakta iş bekleyen hayat kadınları yapıyor sadece!.. Allah'ım adama kim bilir neler teklif ettiğimi düşünecek şimdi!.. Oysa tek istediğim, fıstığımı alıp başkentin sokaklarında şen şakrak gezinerek yemek!.. Satıcı: (Sanki gözleri mi parlıyor biraz yoksa bana mı öyle geliyor? Lakin homurdanmaya devam ediyor...) Ben: No no noooo, deyip elime kağıt kalem alıyorum, bu sefer yazarak satın almayı deneyeceğim ama adam okuma yazma bilmiyor ki... Bu arada etrafımıza bir sürü insan doluşuyor. Meraklı gözlerle bizi bir film gibi izleyen Malagazililere selam veriyorum, yardım isteyen gözlerle... “Yahu lütfen,” diyor gözlerim, “bu fıstıkları istiyorum!..” Dil bilmemek ne kadar saçma bir şeymiş meğer... En son çare cüzdanımı çıkarıyorum cebimden ve fıstıkları işaret edip cüzdanımın içindeki parayı gösteriyorum... İşte o an başka bir aydınlanma anı ruhumu kamaştırıyor... Cüzdanımın üstünde Kaptan Kirk ve Mr. Spock var... Üzerinde Star Trek kahramanlarının olduğu bir cüzdanı Malagazili fıstık satıcısı bile kaale almıyor efendim... Küstüm ben de, “Işınla beni Skati!” modunda, ellerim bomboş uzaklaşıyorum; homurdanan ve hakkım Zipirit 52 Zipirit 52


hakkımda kim bilir neler düşünen Fıstıkçı Şahap'ı orada bırakarak... Dedim ya efendim, seyahat zor zanaat... Olur da bir gün Madagaskar'da fıstık almak isterseniz beni arayın... Ülkeme dönünce “Hemşerim, bu fıstıklar kaç para?” demenin Malagazicesini öğrendim... Biraz geç oldu ama öğrenmenin yaşı yok canlar... Bu cüzdan meselesinin kaymağını da yemedim değil... Yine hiç unutmuyorum, Sri Lanka'da dev papağanlarla mücadele veriyoruz Indiana Jones ile... Yahu bu avcı da nereden kaçtı içime? Mizah insanın devrelerini yakıyor... Sri Lanka'da yiyebildiğim tek şey olan kallavi bir tabak pilavı yedikten sonra uykuya yenik düşmek üzereyim... Oracıkta uyuyabilirim; bu oksijen ve gün içinde mabadına zil takılmış puma gibi dolaşmak durumu, akşamları uykuya erkenden yenilmeme sebep oluyor... Uyku ile unutkan kişiliğin birleşimi, vahim sonuçlara neden olabilir: Mesela cüzdanınızı oracıkta bırakabilir ve rengârenk rüyalarınızın orta yerine Kaptan Kirk girip “Cüzdanına ihanet ettin!” diye sizi dürtebilir... Ter içinde uyanıyorum; aman Allah'ım cüzdanımı masada bıraktım ve içi çil çil altın dolu... Ne! Çil çil altın mı? Çizgili pijamalarımı apar topar çıkarıp otelin restoranına iniyorum... Gece üç de olsa kimse beni çizgili pijama ile göremez efendim!.. Benim gibi ciddi birinin yasalarına aykırı bir durum bu... Neyse, restorana iniyorum... Etraf zifiri karanlık... Hint Okyanusu çalkalanıyor Musondan... İki elimi (evet sayısını belirttiğim iyi oldu!) dizlerime vurup (onlar da iki tane) “Getttiiiii getttiiiii” diye dövünürken, gecenin karanlığından Atılgan uzay gemisinin sağ kolu Vulkan'lı Mr. Spock bana göz kırpıyor... Çok seviniyorum fakat o da ne? Gene mi çalınmadı bu cüzdan? Beni kimse kaale almayacak mı, çil çil altınlara rağmen? Benim param para değil mi? Neden çalmıyorsunuz? Cüzdanın yerinden bile oynamamış olmasına çok içerliyorum... Onca kalabalığın arasında bir kişi de “Bu ne?” diye merak etmemiş!.. Zipirit 53 Zipirit 53


İşte böyle sevgili okur... Seyahatlerinizde maddi anlamda kaale alınmak istemiyorsanız, kendinize üzerinde çizgi roman kahramanları olan bir cüzdan satın alınız efendim... Çok işe yaradığı tecrübe ile sabittir... Bu ayki “Seyahatte neler yapılmamalı?” isimli makalemizin sonuna yaklaşırken, önümüzdeki ay Tayland'ın hırsız maymunlarını ve yanlışlıkla Fransa'ya gitmenin yollarını inceleyeceğim tez çalışmamı takip etmeyi unutmayınız diyorum efendim... Şimdilik bol seyahatle ve esen kalınız...

PAŞA'DAN POSTA Sevgili anneciğim, sen öyle cüzdan falan diyorsun da bir göremedik o cüzdandan bana da bir tavuklu mama çıksın. Varsa yoksa balıklı. Defalarca miyavladım sana ama bavul hazırlamaktan beni duyduğun mu var?! Oturagoma sen hiç! Halkıma sesleniyorum: "Tavuklu maması olan var mı?" Gezenti Bünye

Zipirit 54

Zipirit 54


Zipirit 55


Okunacak !

Algı Kalesi, Rastlantı ve Devinim Gültekin Karakuş

h2o kitap gultekinkarakus@yahoo.com

Her ayın 29’unda takip edilecek Deniz Sertbarut ile Kendini Seç Radyo Awakening Zone’da

www.awakeningzone.com www.denizce.net


Ajna Gözlük (3.Gözü Açma Gözlüğü) 3. gözü açmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Derhal ve son derece süratle alacağınız bir Ajna Gözlük ile 3. gözünüzü açılmış bilin. İlk 10 bin siparişe Aura gösteren gözlük RaGöz ücretsizdir. (Stoklarda sınır yok, rahat olun)

Yüzyılın fırsatı !... Zipirit ile birlikte %35 indirimli ZİPİRİT okuma koltuğu. Sadece 8 kupona !.. Zipirit 57


SPONSORLARIMIZ


Zipirit dergi / Ekim 2012