Page 1

/15

ün

e t e z r ive icale

Vert o c s o B r:

Çabala l e s e r v suz Çe t u m U _ diydi? e d e n _Eric olması Ki d r r a l e r b i o _Diy fağı: B t u M n _Füzyo


Sayı: 15 / 2013 Genel Yayin Yönetmenleri Can Olguner Berkem Ceylan Yayın Koordinatörü Özge Yılancı

UMUTSUZ ÇEVRESEL ÇABALAR: BOSCO VERTICALE

ERIC NE DEDİYDİ?

DİYORLAR Kİ

FÜZYON MUTFAĞI: BİBER DOLMASI

KATILMAYAN PERSONEL HAKKINDA YASAL İŞLEM YAPILACAKTIR!

ON DOKUZ

Yazı İşleri Simge Gürkan Tuna Ateş Yazarlar Bercan Aktaş, Ebru Kentoğlu Emrecan Kaya Gökberk Ertunç Mert Tanır Teşekkür Sarper Durmuş Halil Nalçaoğlu Aylin Dağsalgüler Tasarım Erdal Özbek

İletişim Fakültesi Öğrencileri tarafından hazırlanmaktadır.

/ifbilgi

@ifbilgi


Umutsuz Çevresel Çabalar:

Bosco Verticale İnsanın doğa ile olan mücadelesinin son örneğini, İtalya’nın moda başkenti Milano için hazırlanan, Bosco Verticale (Dikey Orman) projesinde görüyoruz. Günseli Naz Ferel

N

edir Bu Dikey Orman? Mimar Stefano Boeri tarafından tasarlanan iki uzun rezidansın balkonlarının ağaçlarla doldurulup dışarıdan bakıldığında dikey bir ormanı andıracak olan binalar Bosca Verticale’yi oluşturacaklar. Aslına bakarsanız, dikey bir ormandan çok metropolün yarattığı kalabalığın ve büyük rezidansların tek boş bulunan yerlerine sıkıştırılan yeşillik de denebilir. Son yıllarda Milano, İtalya’da hava kirliliğinin en hızlı arttığı şehirlerden bir tanesi. Ayrıca Milano’nun hava

kirliliği oranı Avrupa Birliği standartlarının da üzerine çıkmış durumda. Sadece Bosco Verticale değil, bu durumu düzeltmek amaçlı birçok farklı proje söz konusu. Bosco Verticale’nin ise bunlar arasından ‘’düzeni değiştirmeyi amaçlamayan’’ bir proje olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha ziyade çevreyi bugünkü haline getiren sisteme doğayı uydurma çabası içerisinde. Değişmeyen Zihniyetin Dikey Hali Bosco Verticale projesine bir göz atıldığında, aslında

rezidans üzerinde bir orman ekosistemi yaratmak için çok çaba harcandığını görüyoruz. Kolaylıkla çevre için hazırlandığını düşünebiliriz. Ancak biraz daha dikkatli bakıldığında bizi günümüze kadar getiren bencil, insanı her zaman doğadan üstün gören zihniyetin bir devamını rahatlıklı görebiliriz. Bosco Ver ticale’nin yapılmasına sebep olan şey yıllarca doğanın düzenini değil, kendi keyfimizi düşünmüş olmamız. Dikey ormanlı rezidanslar ise yine “rezidanslarda oturma keyfi’”ni korurken, hayat tarzlarına


4

hiç dokunmazken, çevresel konularda vicdanı rahatlatan, kesinlikle sürdürülebilir olmayan bir proje. Anlık olarak rahat hissedebilmek, “en azından hava kirliliğine sebep olmuyoruz” diyebilmek için doğaya bir kez daha saygısızlık ederek onu rezidanslara tıkıştırma çabası, Bosco Verticale. Çevre Bilincinin Lüks Hale Getirilmesi Bosco Verticale yeni moda bir doğa saygısızlığı olmanın yanında çok gereksiz ve zararlı bir zihniyetin de temsilciliğini

yapıyor: “Çevre bilincinin ancak para ile kazanılması.” Uzun bir süredir çevre bilincine sahip birçok insanın canla başla uğraştığı şey, çevreyi korumanın, sağlıklı beslenmenin ve sağlıklı bir çevre için uğraşmanın, parayla bağlantılı şeyler olmadığını herkese göstermek. Ancak Bosco Verticale ve bunun gibi projeler sebebiyle çevrecilik anlayışına ancak zengin insanların sahip olabileceğine dair bir görüş oluşturuyor, ki bu da büyük bir çıkmaz. Doğa ile paranın hiçbir alakası olmadığı gibi lüks

düşkünlüğünün sahiplendiği bu çevrecilik anlayışı, Bosco Verticale gibi projelerden daha ileri gidemiyor ve aslında faydadan çok zarar veriyor. Kısacası Bosco Verticale yani Dikey Ormanlar projesi yine moda bir “sürdürülebilir olmama” örneği. n


Eric ne dediydi?

“Bir şeyleri değiştirmek için silahla savaşmayacağız. Bundan daha basit şeyler var.” Emrecan Kaya


6

G

ünümüzde sokak eylemleri eski gücünde değil. J o h n Le n n o n ’ ı n d a dediği gibi: “Yerleşik düzen sizi kavgaya sokmak için kızdırmaya çalışacak, sakalınızı çekecek, yüzünüze fiske atacaktır. Çünkü siz bir kere şiddete başvurduktan sonra sizinle nasıl baş edeceklerini bilirler. Nasıl baş edeceklerini bilmedikleri tek şey: ‘şiddet dışı eylemler’ ve ‘mizahtır’.” Sistem bir şekilde olayları size karşı geliştirmeyi başarıyor. O an geldiğinde yeni bir platforma geçmek gerekir. 2010’da Fransız gençleri bunu mükemmel bir şekilde yaptılar.

Sıradışı şeyler yapma zamanı geldiğinde protestolara farklı bir platformda devam etmenin gerektiği, biraz zekaya biraz da deliliğe yani Eric Cantona’ya ihtiyaç olduğu zamanda Cantona, tıpkı 1996 FA Cup finalinde sahneye çıkışı gibi kalabalığa liderlik etti ve yeni bir yol gösterdi. Sadece Fransa değil dünya çapında bir banka boykotuyla, sistemi besleyen bankaların zor günler geçirmesini sağlayan insanların hikayesine göz atalım. “Bir şeyleri değiştirmek için silahla savaşmayacağız. Bundan daha basit şeyler

var.” diyerek söze başlıyordu Cantona. Tıpkı futbolculuk günlerindeki gibi kendinden emin bir şekilde devam ediyordu: “Bütün sistem bankaların gücünün üzerine kurulu. Madem öyle, sistem ancak bankalar kanalıyla değiştirilir. Eğer 3 milyon insan sokağa çıkıp pankart sallamak yerine bankalara gidip dijital parasını, kağıt parasına çevirirse, sesimizi duymaya başlayacaklar.” Başta Fransa ekonomi bakanı Francois Baroin ilk açıklamasında: “Bu kadar trajik olmasa komik olabilirdi. O harika bir oyuncuydu


7

şüphesiz; ancak herkes kendi uzmanlık alanında çalışsa daha iyi olacak” diyerek bu hareketi fazla ciddiye almadığını gösteriyordu. Valérie Ohannesian -Fransa Bankalar Federasyonu Başkanı- da: “İlk tepkim gülmek oldu, kesinlikle aptalca. Bankaların en önemli rollerinden birisi insanların paralarını güvenli bir şekilde saklamaktır. Bu hareket en çok hırsızlara yarayacak.” Hüseyin Çelik-vari bu iki açıklama gösteriyor ki, kendileri çok rahatlıkla Türkiye’de kabine içinde yer alabilirler. Peki süreç nasıl mı ilerledi?

Protesto günü Cantona için 7 Aralık 2010 seçildi. İnternet sitesi kuruldu, Youtube’dan yabancı ülkelere de yayıldı. Facebook’ta Belçika, İspanya, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde etkinlik sayfaları açıldı. Başta İngiliz basını olmak üzere dış basında da, hem Fransa’da gerçekleşen protestolar hem de banka boykotu geniş yer buldu. Hareket büyüdü, destekçisi arttı. Haliyle politikacılar gerildi. Bakan Baroin, Gezi parkı için Emrah Serbes’i arayan Adalet Bakanı gibi: “Aynı gemideyiz batarsak hep beraber batarız,

aman diyeyim!” dercesine sağa sola açıklamalar yapmaya başladı. Daha önce banka protestosunu ciddiye almayan bakan dedi bunu. Valeria Ohannesian da, Cantona’ya saldırmaya başladı: “Kendisinin oynadığı reklamlara bakarsak, birkaç çuval ile bankaya gelmesi gerekebilir.” dedi. Cantona kendisine gelen bu muazzam ortayı önce göğsüyle yumuşattı ve Arsenal’e attığı gol gibi kusursuz bir şekilde ağlara gönderdi: “Ne kadar param var göreceğiz. Ayın 7’sinde oradayım.” Pek çok ekonomist yazılar yazdı, televizyonda programlar


8

yapıldı. En büyük engel günlük maksimum para çekme limitinin oluşu ve protestoya katılacak kişilerin paralarının büyük bir etki yaratacak gücü olmamasıydı. Bankalarda ciddi anlamda panik başladı her ne kadar olası bir “çökme” çok zor olsa da. Yaklaşık 14 bin kişi bu eyleme katıldı ve paralarını bankalardan çekti. Evet, bankalar batmadı ama sizce Cantona’nın amacı bu muydu? Özellikle Guardian’da yazan gazeteciler bankaların batması durumunda insanların da etkileneceğini yazıyordu,

her ne kadar bu eylemi destekleyici yazılar yazmış olsalar da, meseleyi sadece para çekip bankaları batırma meselesi olarak görmemek lazım. Cantona ne demek istedi? Cantona gençlerin sokaklarda ezildiğini ve seslerinin duyulmadığını gördü: “Rakibiniz sizden daha hızlı, yarışmayın.” dedi ve kestirmeyi gösterdi. Tıpkı Rambo Okan’ın Avrasya maratonunu kestirmeden giderek kazanması gibi daha kolay, daha zekice bir eylem yapılmasını sağladı.

Fransa’daki banka CEO’ları bir hafta boyunca uyuyamadılar. Bakanlar ısrarla sağduyu çağrısı yaptı. Kısacası 14 bin kişinin bankalarından parasının çekmesinin yarattığı panik 3 milyondan fazla insanın yaptığı sokak eylemi kadar etkili oldu. Söyler misiniz bana bundan daha iyi bir eylem yapılabilir mi? Doğru zamanda ve doğru şekilde yapılırsa korkutmanın daha caydırıcı bir eylem olduğunu gösterdi bize Cantona usta. Bu güzel adamın fikirleri örnek olsun ülkemizin güzel insanlarına. n


Diyorlar Ki Son teknoloji ürünü “Telekinetik 3D Halk” Ali Berhan Memişoğlu

D

iyorlar ki: din düşmanları. Camiye bira şişeleriyle, ayakkabılarla girdiler. Görüntüleri izledik, imamı dinledik. Diyorlar ki: başı örtülü kızı dövdüler, yerlerde sürüklediler. Her gün oradayız, Gezi’de herkes elele kolkola. Diyor ki: Benim kızım başı örtülü diye yurt dışında okudu.

Şimdi de 52 bin TL maaş alıyor. Diyor ki: 28 Şubat’ta neredeydiniz? Kreşteydik. Diyorlar ki: Demokrasi. Kazlıçeşme’ye özel servisler giderken Taksim’e çıkan tüm yollar kapandı. Kazlıçeşme’ye gidene para dağıtılırken Gezi Kütüphanesi yıkıldı. Diyorlar ki şimdi, Taksim’e çıkan herkes terörist


10

muamelesi görür. Diyorlar içinde yakalandı o ajanlar! ki: Bize haberi geldi, bunla- Diyorlar ki: Bu oyun özellikle rın hepsi önceden planlandı. Haziran ayına denk getirildi. Keşke bize de haber verseydin Türkiye’nin turizm gelirleri azalsın, ülkeye gelecek olan maskemizi alırdık! Diyorlar ki: Sivil darbe turist gelmesin, olanlar da girişimi. Her şey bir oyunda bir an önce gitsin. Yalnızca anlatıldı: Mi Minör! Diyorlar turizm de değil, yabancı serk i : D a r b ec i l e r. B o ğ a z i ç i maye de yavaş yavaş, korkmuş Köprüsü’nden geçiş engel- gibi yapıp çekilmeye başlasın, lendi. Yolda polis masum kala- borsa düşsün. Ama diyor ki: balığa gaz yağdırdı, köprüleri Borsada Tayyip Erdoğan’ın parası yok düşerse düşsün. kapattı, kaldırttı! Diyorlar ki: Dış mihraklar. Borsa düştü! Dolar 1.9 seviyeÖnceden yapılan SWOT ana- sine yaklaştı, Euro 2.5’e çıktı. Bu lizi sonrası Türkiye’ye müda- sırada sponsoru yabancı menhele etme kararı aldı. Diyorlar şeili şirketler de İstanbul’daki ki: Türkiye’nin gelişen ekono- organizasyonları iptal etti, eko-

misini fark eden ülkeler bunu bir an önce çökertmek istedi; çok basit olacağını düşündüler, birkaç ajan yolladılar ancak Taksim’deki o kalabalığın

korkanlar böyle hamlelere giriştiler. Ama biliyor ki: Yiğit Bulut! Birçok merkezde telekinezi çalışmaları yapılıyor, başbakanı öldürmek için. Ama başbakan böyle şeylerden etkilenmez. O, biliyor ki, Newton yasalarına göre “Her etkiye karşı eşit ve zıt yönde bir tepki vardır.” Bu yöntemi kullanmak isteyenlere o da aynı şekilde karşılık vermeye başlayacaktır. Necati Şaşmaz’ın da söylediği gibi: “Bizim Twitterımız var, ne güzel teknolojilerimiz var, başbakan bu güzel teknolojimizle yanıt verecek. Zaten bu

oyunlar oynanmasaydı şu anda kendi uzay gemimiz üzerinde çalışıyor olurduk. Bu ülkeye kesin nazar değdi.” Her nomiye bir şey bu yüzden. Cuma akşamı anneler, darbe daha! Diyorlar ki: CHP zihniyeti. babalar, çocuklar, gençler, Parti içine nifak mı sokma- yaşlılar; kısacası halk, parkın dılar, sokakları ateşe mi ver- tadını çıkarırken herhangi bir mediler, finans piyasalarında olay yoktu. Ancak toplumsal manipülasyon mı yapmadılar hangi olaya müdahele ede(faiz lobisi). Diyorlar ki: Aşırı ceği bilinmeyen TOMA alana sendikacılık. Yeni bir terim girme emri aldı. (Toplumsal daha! Diyorlar ki: Bu ülke- olaylar müdahele aracı olan nin bu kadar kalkınmasından TOMA’nın içinde 4 adet tank


11

bulunur. Su, gaz, boya ve yangın söndürmek için köpük.) Normalde basınçlı su ile müdahele eden TOMA’nın sıktığı suyun içinde o akşam farklı bir kimyasal vardı. Bu madde vücutları kabarttı ardından bir anda gaz yağmaya başladı o halkın üzerine. Gaz da başkaydı, maskelerde kan vardı. Aileler çocuklarını kaybetti. Gazdan gözleri yanan minik çocuklar ağlarken; vücutlarında yaralar oluşan anneler çocuklarını kaybetmenin korkusuyla ağladı. Ertesi gün babalar günü kutlanacak olan birçok baba, çocuğunu kaybetmenin korkusuyla ne yaptığını

bilmeden, çocuğunu bulmaya çalışıyordu. Hamile kadınlar bayıldı. “Çocuk katili” sıfatı başkasına yüklendi. Gazdan boğulan bir çok yaşlıya yardım edilmek isteniyordu ama polis aldığı emirlerle revirleri bile yok ediyordu. Doktorlar tutuklandı. Savaşlarda bile dokunulmayan tek yer olan hastalara müdahele edilen revirler, hastaneler yok edildi. İnsanlar ne yaptığını bilmeden 15 gündür kapılarını hiç kapatmayan Divan Oteli’ne yöneldi. Ama oraya da gaz atıldı. Polis içeri girmeye çalışırken kapıda onları sokmamaya çalışan insanlar

ve otelin güvenlik elemanları dayak yeseler de, ne fayda. Sabaha kadar İstanbul’un her köşesinde müdahale devam etti. Anadolu yakasından destek vermek için yola çıkan vatandaşlara polis gaz sıktı. Köprüyü geçmeleri engellendi. Taksim’e tüm girişler kapatıldı. Metrobüs seferleri iptal edildi. Belediye otobüsleri ya müdahele için polis ya da AKP mitingi için katılımcı taşıyor. Vicdanı olan insan bu emirleri vermez dedik; verdi. Dindar bir insan bu emirleri uygulamaz dedik; uyguladı. Dindar olduğunu iddia eden bu vicdansızlar yalnızca kameralar var


12

diye bu vahşet için ezan bitimini bekledi. Zaten sonra DHA yayını gitti. Bir yandan da en çok üzen o. Hala bu olayları bilmeyen milyonlarca insan var. Yalnızca televizyonların veridği şekilde sananlar var. “Günaydın Gezi(!)” sanıp Kazlıçeşme’ye gidenler var. Direnişçiler bugüne kadar polise karşı ne taş attı ne provoke etti; hala emri verenlere bile yalnızca Allahlarından bulmalarını dilerken şimdi tekrar düşünmeli kimdir din düşmanı, kimdir darbeci? Avukatını, doktorunu tutuklayan mı; köprüleri kaldırtan mı? Biz bu soruları yanıtlasak da cevaplanamayan şu: Hangi Demokrasi? n


BİBER DOLMASI “Özgürlüğün, bilginin, barışın ve aydınlığın zor günler yaşadığı bu dönemde Füzyon Mutfağı muhteşem bir lezzetle yardımınıza yetişiyor: Biber Dolması!” Can Olguner Malzemeler: l 6 adet dolmalık biber l 500 g pirinç l 100 g kıyma l 200 g karabiber l 1 adet portakal l 1 adet limon l 300 ml süt l 50 ml talcid l 50 ml sirke l 3 adet TOMAto

İ

laçlı suların, çatlak kafataslarının, biber gazlarının ve kopan parmakların havada uçuştuğu, gazetecileri yerlerde sürükleyen, revirlere saldıran, küçük çocukları zehirleyen “büyük” mavi adamların görüldüğü bu günlerde, tehlikeli şartlar altında rahatça hareket edebilmeniz için mutfağımız araştırmalarına başladı. Thanagar gezegeninde yaşanan savaştan beri bu derecede vahşet, aldatmaca ve haksızlığa tanıklık etmeyen halkımız için biraz farklı bir Biber Dolması geliştirdik. Dolmamızın harcı için karabiber, talcid, sirke, süt, kıyma, pirinç ve son olarak yarımşar

limon ve portakalımızı sıkarak bir kapta yoğuruyoruz. Harcımız hazır olduktan sonra biberlerimize dolduruyoruz ve küçük domates dilimleriyle dolmalarımızı kapatıp fırına veriyoruz. Zehirli gazların etkisini geçiren ve çok lezzetli bir yemek olmasının dışında, Biber Dolması’nın bir işlevi daha var: Dilerseniz gaz maskenizin filtre bölümünü boşaltıp bir adet Biber Dolması yerleştirebilirsiniz. Her çeşit zehirli gaza karşı üstün koruma sağlayan biber dolmanız hazır. Hayatını kaybeden ve yaralananların anısına... Hepinize afiyet olsun. n


Taksim Gezi Parkı Foto Galeri Gökberk Ertunç


15

Taksim Gezi Parkı Foto Galeri Gökberk Ertunç


16

Katılmayan personel hakkında yasal işlem yapılacaktır!


17

Bugün verdiğiniz vergiler yarın size tehdit, yalan, provokasyon olarak geri dönecek Ali Berhan Memişoğlu

T

ürkiye devletinin büyük lideri sayın Başbakanımız Recep TAYYİP ERDOĞAN için yarın saat 13:00 de Esenboğa Havalimanın da karşılama yapılacaktır tüm personelin

katılımı zorunludur. İzin personel çalışma ücretini alacaktır ve karşılama için araç ile gelen personele 100 tl yakıt gideri verilecektir. Katılmayan personel hakkında yasal işlem yapılacaktır. Ankara B. B. Personel İşleri Hala olaylardan bihaber vatandaşlar için Ankara Büyükşehir Belediyesi personel işleri tarafından atılan bu SMS, ilk görüldüğü anda mesajdaki karşılama için mecbur bırakılma, tehdit ve ödülün neden olduğunu anlamak zor oluyordur elbet, çünkü


18

daha önce yüzlerce kez yurt dışı gezisinden gelmiş olan “Sultan” hiçbir zaman böyle karşılanmak istememişti. Gezi Parkı’ndaki olayların kendisi üzerinde böylesine büyük bir tehdit oluşturduğunu anlayan (anlamamazlıktan gelen) başbakan; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek’e büyük bir seferberlik düzenlemesi “emrini” vermiş olacak ki hemen harekete geçmiş Melih Gökçek ve 27 kilometrelik Esenboğa – Merkez arasında 40 kilometrelik muhteşem karşılama düzenlemiş oğlu Osmanla beraber.

Yüzbinler 40 kilometre yürürken, gün sonunda 6. kez faiz lobisi diyen başbakanın arkasından kafasını uzatan Melih Gökçek de photoshoplardan memnun olmuş olmalı ki Beyaz TV ekranlarına gülümsüyordu. Ama asıl bahsetmek istediğim bu konu değil. Melih Gökçek bu vaad ettiği 100 TL’lik yakıt masrafını kendi cebinden mi ödeyecek? Çünkü cep yalnızca para girmesi içindir. Diyelim ki ödüyor, personelin izinliyken çalışma ücretini de cebinden mi verecek? Aslında cevabı biliyoruz: Zorunlu olarak orada “Kılıçtar”ı destekleyen teyzeye,

yürümekten ve sıcaktan bunalmış amcaya bu para; Ankara’da özgürlükleri için direnen, Gezi Parkı’nı destekleyen, TOMA’nın sıktığı sudan kaçan, pusetteki çocuğuyla biber gazında boğulup kaçmaya çalışırken polisten cop yiyen vatandaşın ödediği vergilerden veriliyor. Bu halk işte buna karşı. Bütün olayların yabancı ajanların organizasyonuyla yönetildiği, 3-5 marjinal çapulcuyla, sivil darbe girişiminin Mi Minör’de anlatıldığını düşünenler ununu eleyip eleğini assın artık ne olur.n


19

19 On dokuz 15 Haziran 2013, Cumartesi Benim on dokuzuncu doğum günüm. İrem Koca


20

G

ün: 15 Haziran 2013, Cumartesi. Halkın baskı ve şiddete karşı direnişinin on dokuzuncu günü. Benim on dokuzuncu doğum günüm. Bütün aile oturduğumuz akşam yemeğinde konuştuğumuz tek bir konu var: Çocukluk anılarım, yaramazlıklarım falan değil konuştuğumuz; pek Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan ve icraatları. Satılık medyası, şiddet dolu polisleri, “evde zor tuttuğu” seçmenleri, iman dolu(!) valisi ve halkını düşürdüğü durum. Bu sohbetin arka planında ilk günden beri cezalara, baskılara

rağmen direnişin sesi olan Halk TV açık. Spiker, Taksim’de müdahalenin başladığını söylüyor. Birkaç saat önce orada resim yapan, şarkı söyleyen çocuklar, “çocuklarınızı gelin alın” diyenlere inat direnen anneler, “sevişirim evlenmem, hamile kalırım doğurmam” diye slogan atan marjinal(!) teyzeler, sanatçılar, üniversiteli çapulcular... Herkesin orada olduğunu biliyoruz. Bu sırada ev halkı televizyona kitleniyor. Aylar önce bir konferans sonrasında tanıştığım, ayak üstü sohbet ettiğim Can Dündar kanala bağlanmış. Ona: ”Lütfen bizden umudunuzu kesmeyin, biz Atatürk’ün

evlatlarıyız.” dediğim günü hatırlıyorum. O gün sırtımı sıvazlayıp: ”Siz gençler bizim umudumuzsunuz.” diyen Can Bey şimdi umudunu bağladığı o gençlere, çocuklara kimyasallarla nasıl saldırıldığını anlatıyor. “A n n e l e r i n k u c a ğ ı n dan çocuklarını alıyorlar. Çocukların çığlıklarına tanık oluyorum. Bir katliam hazırlığı bu. Akıl alır gibi değil. Buna inanamıyorum. Ben kaç yıldır gazetecilik yapıyorum bu kadar pervasızca yapılmış müdahale görmedim. En basit savaşta bile kadınlar ve çocuklar korunur. Çocukların üstüne gaz atılan bir savaş görmedim.”


21

diyor dehşetle. Anlattıklarına hiç şaşırmıyorum. Çünkü bu ülkenin polisinin artık halka değil güce ve güçlüye hizmet ettiğini biliyorum. Halkın vergisiyle alınan biber gazı bombaları, üretilen TOMA’larıyla engellilere, çocuklara, yaşlılara saldıran polis, Gezi’de, Gazi’de, Beşiktaş’ta, Harbiye’de Gündoğdu’da, Tomalı (Tunalı) Hilmi’de… Tüm Türkiye’de terör estiren, insanlık suçu olduğunu bildiği emirlere uyan polis bu ülkenin polisi. Ellerinde Ethem ve Abdullah’ın kanı var. G ez i Pa r k ı t a m a m e n

boşaltan da onlar. Direnişçilerin çadırlarını toplayan, Çapulcu Kütüphanesini dağıtan, revir haline getirilen Divan Oteli’nin içine gaz sıkan, yedi haftalık hamile bir kadın başta olmak üzere birçok insanı yaralayan... Şiddete, vahşete sebebiyet verenler; efendisinin izinden giden, görevini kötüye kullanan “emniyet” güçleri. Karşılarında da savunmasız, zararsız insanlar var. Burnunun ucuna kadar gelmişken, saldırabilecekken öylece durup kitap okuyan, ona börek çörek dağıtan insanlar bu sokaktakiler, TOMA’ya karşı gitar çalarak direnenler. Esas “emniyet”te olması gereken bu insanlardı

işte. Bu insanların vergileriydi gaza harcanan. Bu halkın biber gazına karşı sadece tiyatroları, koroları, kütüphaneleri, piyanoları vardı. Yüce Türk Polisi halkı dağıtıp, Taksim’i boşaltıp giderken o sembolik siyah piyanoyu da yanında götürdü... 15 Haziran 2013, Cumartesi Benim on dokuzuncu doğum günüm. Halkın baskı ve şiddete karşı direnişinin on dokuzuncu günü. Tü r k Po l i s i ş i d d e t te n , Başbakan inadından vazgeçmedi. n


/15

e t e z r e v i n 端

Univerzete I 15  
Advertisement