UNIVERZETE / 82

Page 1

/82

e t e z r e niv

zete


Sayı: 82 / 2014 Genel Yayın Yönetmenleri Demet Açıkgöz Yazı İşleri Oğuzhan Karakaş, İrem Topçuoğlu

2. İSTANBUL TASARIM BİENALİ; “GELECEK ARTIK ESKİSİ GİBİ DEĞİL”

Yazılar Hazal Zeynep Altunal, İlgi Özdikmenli, Filiz Kip, Gülsüm Yüksel Ön Kapak: Özde Karadağ Arka Kapak: Demet Açıkgöz

PLAYLIST

#ŞİİRSOKAKTA

33. İSTANBUL KİTAP FUARI

8. ULUSLARARASI DİJİTAL OYUN

DERSİMİZ: SEVGİ

YENİ İNSANLAR

Teşekkür Sarper Durmuş, Halil Nalçaoğlu Aylin Dağsalgüler Tasarım Erdal Özbek

İletişim Fakültesi Öğrencileri tarafından hazırlanmaktadır. Üniverzete’yi Takip Edin: Twitter: http://goo.gl/4WDwpo

Facebook: http://goo.gl/jx7hxb

/ifbilgi

@ifbilgi



4

2. İstanbul Tasarım Bienali; “Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil” Oturdum bir manifesto yazdım, siz de okuyun istedim! / Hazal Zeynep Altunal Zoe Ryan küratörlüğünde gerçekleşen “ Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil” isimli ‘Gelecek Nedir?’ konsepti etrafında oluşan ve Türkiye dahil onlarca ülkeden yenilikçi projelerin katıldığı 2.İstanbul Tasarım Bienali üzerine söylenmiş yazılmış çizilmiş bir sürü konu ve eleştirilmiş onlarca nokta var biliyorum, ama ben bienali kendi gözümden ve algıladığım şekilde anlatmak istiyorum. Yani çevre, sanat, toplum politika gibi kanallardan bizi nasıl geleceğe dair hayaller kurmaya teşvik ettiğinden ve postmodern

sosyal provokasyonların satır aralarından vesaire bahsetmeyeceğim. Bence 2. İstanbul Tasarım Bienali görsel ve teknik açısından zengin bir bienaldi. Ya da kulağa biraz klişe gelecek ama bizim ‘Bienal’ kavramından beklentimiz bir paradigma kaymasına uğramış olduğu için çeşitlilik bizi büyük ölçüde ilhamlandırır oldu. Bahsedecek ve üzerinde duracak bir sürü proje ve sergi var tabii ki ama beni gerçekten içine çekmiş olduğu için öncelikle ABC Manifesto’dan bahsetmek istiyorum. İçeri giriyorsunuz,


5

sizi karşılayan ekiple birlikte kendi duygularınız ve içine girdiğiniz hislerle yazdığınız manifestonuzla çıkıyorsunuz. Gerçekten acayip bir deneyim! Bunun dışında Gastronomika’nın ‘Modern Mutfağı Hacklemek’ konseptli sergi ve panelinden bahsetmek istiyorum. Gastronomika, bildiğimiz üzere SALT Beyoğlu’nda oluşan, maddi bir beklenti gözetmeyen, İstanbul merkezli yaratıcı profesyoneller ağı Yaratıcı Fikirler Enstitüsü ekibinin tohumlarını attığı ve oluşuma destek vermek isteyenlerin bağışladıkları malzemelerle yürüyen bir proje, ve 2. İstanbul Tasarım Bienali’nde

de Yaratıcı Fikirler Enstitüsü’den Engin Önder ve –trak’tan Ağacan Bahadır’ın konuşmacı olduğu “The Future of Collective Action” paneli de pek çok açıdan oldukça “doyurucu”ydu. İlgimi bayağı bir çeken başka bir proje de ‘Workout Computer’ oldu, 45 dakikaya yakın bu bahsettiğim spor bilgisayarıyla ilgilenmiş olabilirim. Workout Computer aslında sizi vücudunuzu kullanarak yazmak durumunda bırakan büyük boyutlu bir klavye. Bunun dışında, Bienalde yer alan ‘Repair Society’ projesinin sergisi de bence kesinlikle öne çıkan sergilerden biriydi.


6

Repair Society’nin sergisiden kabaca bahsetmek gerekirse, sergi “Onarım merkezli hale getirilseydi toplum neye benzerdi?” sorusunun etrafında gelişiyor. Yani genel hatlarıyla maddeye, hayata ve topluma bakış açımızı ‘onarma’ merkezli hale getirirsek hayat algımızda ne gibi değişimler olur? Yani topluluk, ‘Onarım’ kavramına toplumsal bir mesele olarak yaklaştıkları projede üniversite öğrencileriyle yaptıkları onarım temasından beslenen workshoplarda yarattıkları ürünleri sergiledikleri bu sergide bize ‘onarmanın’ ve ‘tamir etmenin’ ve ‘düzeltmenin’ en kıymetli dönüşüm kanallarından biri olduğunu gösteriyor. Bozulan, kırılan ve eskiyen ‘şey’leri, herhangi bir şeyi yenisiyle değiştirmek her zaman mümkün ama, tamir ederek ve dönüştürerek tekrar kazanabilecek olmanın gücü de biraz sevdaya dahil.


7


8

Playlıst Indie/elektronik müzik severler için harika bir playlist! / İrem Topçuoğlu Ders çalışırken dinlemek için ideal müzik bulmak bazen zor olabiliyor. Sevdiğiniz şarkıları açsanız onları söylemeye başlayabilirsiniz, radyo deseniz reklam derdi var, tüm arşivinizi shuffle’a alıp dinleseniz her şey karma karışık olacak. Bu hafta vize, ödev veya projeleri olanlarınız ya da sadece güzel bir playlist dinlemek isteyenleriniz için; Nine Inch Nails, Vampire Weekend ve Tame Impala dışında çoğunlukla kendinizi hispter hissedebileceğiniz kadar yeni ya da az tanınan sanatçılardan oluşan şarkı listesi için; http://goo.gl/rNQZ65


9


10

#ŞİİrsOkakta “Okusanız, sizde seversiniz aslında…” / İlgi Özdikmenli Kadıköy’den bindiğiniz bir Karaköy vapurunda, konser alanına girmek için beklediğiniz sırada yorulup oturduğunuz kaldırımda, Asmalı’da dar sokakların yüksek duvarlarında, simitçiden aldığınız para üstünde, bir meyhanede peçetelikte, merdivenlerde kısacası adım attığınız, gözünüzü çevirdiğiniz her yerde görebilirsiniz #şiirsokakta hashtagi ile yazılmış

güzel mısraları… Şiir, herkes tarafından anlaşılıp, sevilebilen bir şey değildir ne yazık ki… Biraz ince ruh, biraz edebiyat tutkusu, biraz da okuma aşkı gerektirir. Usta şairlerin, efsane mısralarında kaybolmak farklı bir kültürdür. Şiir tutkunlarındansanız eğer, bir şiir kitabının baştan sona bir kerede okunmayacağını bilirsiniz. Siz hayatınıza devam ettikçe,


11

o şiirlere denk düşen anlar yaşarsınız ve bir şiire dönmüş olarak bulursunuz kendinizi. Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert gibi gençler aramızdan ayrıldığında hafızanızda “elbet bir bildiği var bu çocukların kolay değil öyle genç yaşta ölmek” mısrası belirir aniden mesela. Bir pazar kahvaltısında Cemal Süreya’nın “yemek yemek üzerine ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” satırlarını aklınızdan geçirir belki gülümseyerek paylaşırsınız sofradaki insanlarla… Gökyüzünün gözümüze alabildiğine

mavi ve sonsuz gözüktüğü bir bahar sabahı, sevgilinizle dolaşırken “ikimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım” diyen Turgut Uyar’ı anarsınız. Aslında şiirle yatar, şiirle kalkarsınız. Şiir okumazsınız, şiir tadında yaşarsınız. Şairler, roman yazarları gibi değillerdir aslında. İşleri güçleri kendilerini anlatmaktır ve bir insanı anlatırken, onun yaşadıklarına benzer şeyler yaşayan onlarca belki yüzlerce farklı insanıda anlatırlar. Bu sebeptendir ki, okuduğunuz bir şiirin satır aralarına gizlenmiş yaşanmışlıklar size yabancı gelmez. Şairlerimiz, bizlere insanı anlatır, insanın aşkını,


12

ülkesini, doğasını, şehrini anlatır. Buna rağmen herkes anlamaz işte şiirden. Herkes sevemez. Ama sokaklar herkesindir. Sokakları herkes bilir. Herkes tanır. İşte bu akımın bu denli etkili olması bu tezatlıktan gelmektedir bana göre. Şiir severlerin, “aslında okusanız sizde seversiniz” deme şeklidir bu, şiir okumayan insanlara. Şairlerin, en güzel şiirlerinden parçaları halkla buluşturma hareketi olarakta algılanabilir. Çünkü biliyoruz ki şairler de o sokaktaki insanları anlatmış aslında. Yani duvarlara, kaldırımlara, merdivenlere o mısraları yazarken, düşünülen şey aslında insanlarla, onları

anlatan şairler arasında ki bağı göstermek… Zaten şiir okuyan ve seven biri için ise durum, sevdiği mısraların, belki kendisi için özel bir anlamı olan satırların gün içinde karşısına çıkıyor olmasının verdiği güzelliktir. Tüm bunların yanında İstanbul gibi bir şehrin sokaklarının sıradan olmaması gerektiğine inananlardanım. Bu yüzden sokaklarda; graffitiler, duvar yazıları, müzisyenler oldukça sokakların dili olacağına inanıyorum. Şiirsokakta akımı ile birlikte insanlar hem farkında olmadan şiir okuyor hem de sokaklar canlanıyor benim gözümde. Şiirler artık insanın ruhunu


13

yalnızca kitaplarda değil, sokaklarda da doyuruyor. İnsanların özgürce sevdikleri bir şeyi başkalarıyla paylaşıyor olması da, bence insanlar arasında gizli bir bağ kuruyor. Sanki herkes şehir boyunca hiç tanımadığı birine not bırakıyor gibi mesela… Sizde buyrun, elinize bir kalem alıp yazın sokaklara en sevdiğiniz şairin en sevdiğiniz dizelerini… Bu akımın bir parçası olmak işte bu kadar kolay.


14

33. İSTANBUL KİTAP FUARI Kitapseverlere müjde 33. İstanbul Kitap Fuar’ı açıldı / Gülsüm Yüksel İstanbul Kitap Fuar’ı 8 Kasım Cumartesi günü TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde kapılarını kitapseverlere açtı.Türkiye ve yurt dışından 850 yayınevi’nin katılımıyla düzenlenen İstanbul Kitap Fuarı’nda söyleşi, çocuk etkinlikleri, dinletiler ve imza günleri gibi çeşitli etkinlikler 8-16 Kasım arası TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek. Bu yıl 33.sü gerçekleşecek olan Uluslararası İstanbul Kitap Fuar’ının teması Türk Sinemasının 100.yılı.. “Sinemamızın 100 Yılı” temasıyla fuar, 50’ye yakın etkinlik düzenleyerek kitapseverleri Türk sinemasının uzun yolculuğuna çıkarıyor. Fuar’ın bu yılki onur yazarı ise Atilla Dorsay olması nedeniyle birçok oyuncu, yönetmen ve yazarların katılımıyla Atilla Dorsay’ın sinema eleştirmenliği, yazarlığı ve yaşamı üzerine

söyleşiler gerçekleştirilecek. İstanbul Kitap Fuar’ının bu yılki Onur konuğu çok uzaklardan değil, çok yakın bir misafirimiz olan Macaristan. Onur konuğu Macaristan, Macar kültürü kitapseverler ile buluşturucak dolu dolu bir program hazırlamış. Fuar’da , Modern Macar Edebiyatı’nın çok değerli yazarları Péter Esterházy, László Darvas, Dóra Csányi, Katalin Szegedi, Péter Zilahy, Tóth Krisztina, Mihály Hoppál, Timur Davletov ve Zsofia Mautner gibi birçok değerli ve ünlü isimler yer alıyor. Macaristan ile birlikde Uluslararası Salon bu yıl 35 ülkeden 91 yayınevini ağırlayacak. Ayrıca, Sinema teması kapsamında senarist ve yazar Petros Markaris, Polonyalı yazar Janusz Glowacki, eleştirmen ve sinema tarihçisi Philip Kemp; gerilim romanlarının çok satan yazarı Tess Geritsen, Gleen Meade, çevirmen ve


15

yazar Maureen Freely İstanbul Kitap Fuar’ında konuklarımız olacak. Fuar’da büyük bir yenilik daha var bu sene temanın sinemaya adanması nedeniyle fuar koridorlarında tanıdık melodiler kitapseverlere eşlik edecek ve kitapseverleri Unutulmaz Türk filmleri Müzikleri ile karşılayacak.. İstanbul Kitap Fuarı her yıl olduğu gibi bu senede birbirinden değerli yazarları kitapseverler ile buluşturuyor. Fuar’da 8-16 Kasım arası yüzlerce yazarımız imza günü düzenliyor.Henüz İstanbul Kitap Fuarına yolu düşmemiş olanlar ve etkinliklerden haber alamıyoruz diyen kitapseverlerimiz için Fuar’ın son 3 günü gerçekleşecek olan etkinlik ve imza günleri nelermiş bir bakalım;

14 KASIM CUMA Söyleşi: “Genç Yaşlarda Yazar Olmak Mümkün mü?” Konuşmacı: Miyase Serbarut Panel: “Travma ve Çocuk Edebiyatı: Soma Örneği” Konuşmacılar: Sevgi Koşaner, Necdet Neydim, Sara Şahinkanat, Arslan Sayman Söyleşi: “Türkiye Sinema Tarihi: Sanatçı ve Özgürlük” Konuşmacılar: Zahit Atam, Zeki Demirkubuz Söyleşi: “Bereketli Topraklar Üzerinde Orhan Kemal ve Sinemamız 100


16

Yaşında” Konuşmacılar: Zafer Doruk, Tahir Şilkan Söyleşi: “Türkiye Rüyası: Yeni Siyaset Nasıl Olabilir” Konuşmacı: Cenk Sidar Söyleşi:“Orhan Kemal 100 Yaşında: Yaşamı ve Eserleri” Konuşmacı: Işık Öğütçü Panel: “Sanat-Estetik ve Politika Bütünlüğü” Konuşmacılar: Yusuf Erdem, İsmail Hardal İMZA: A.HAKAN BAŞARAN, AHMET NESİN, ARİF AKPINAR, R.İHSAN ELİAÇIK, NUR ÖZALP, SULTAN SU ESEN 15 KASIM CUMARTESİ

Söyleşi: “Sinemanın Edebiyatla Yolculuğu” Konuşmacılar: Doğan Hızlan, Atilla Dorsay, Osman Şahin Panel: “Savaş Ortasında Kadınlar ve Edebiyat” Konuşmacılar: Beral Madra, Esra Karaosmanoğlu Bayar, Tülin Dursun, Arife Kalender Söyleşi: “İstanbul’lu Bir Aşk Yaşadığımız” Konuşmacı: Enver Aysever Söyleşi: “Türkiye’de Rock Tarihi” Konuşmacı: Güven Erkan Erkal Söyleşi: “Atilla Dorsay ve Sinema Yazarlığı” Konuşmacılar: Uğur Vardan, Alin Taşçıyan, Ahmet Ümit


17

İMZA: ATİLLA DORSAY, AYŞE KULİN, CANAN TAN, İSKENDER PALA, MEHMET COŞKUNDENİZ, UĞUR KOŞAR 16 KASIM PAZAR Söyleşi: “Hababam Sınıfı ve Toplumdaki Yeri” Konuşmacılar: Enver Aysever, Aydın Ilgaz Söyleşi: “Deniz Gezmiş” Konuşmacılar: Hamdi Gezmiş, Can Dündar Söyleşi: “Meze, Müzik, Muhabbet” Konuşmacılar: Refik Durbaş, Murat Meriç Söyleşi: “İnat Yolculuğu: Edebiyat Dergiciliğinde Yeni Sesler, Yeni Biçimler” Konuşmacılar: Semih Gümüş, Karin Karakaşlı, Halil Türkden Panel: “Sinema ve Edebiyat” Konuşmacılar: Asuman Susam, Ahmet Ümit, Ümit Ünal Söyleşi: “Dünya’da ve Türkiye’de Basın Nasıl Yönlendiriliyor?” Konuşmacı: Onur Öyme

Söyleşi: “Hayattan Romana, Romandan Hayata” Konuşmacı: Ferda İzbudak Akıncı

Söyleşi: “Kadınların Gözüyle Yazmak ve Yaşamak” Konuşmacılar: Zehra İpşiroğlu, Gülsüm Cengiz, Zeynep Oral, Arife Kalender, Ayşe Sarısayın, Müge İplikçi

Söyleşi: “Korkulardan Arınmak” Konuşmacı: Kemal İslamoğlu İMZA: BARIŞ SOYDAN, BENJAMİN AE, CANAN TAN, CAN DÜNDAR, LEVENT KIRCA, ENVER AYSEVER


18

8. Uluslararası Dijital Oyun Felsefesi Konferansı Tarih: 13-15 Kasım 2014 Yer: santralistanbul Kampüsü, E4-305 Oyun çalışmaları, iletişim ve felsefe olmak üzere farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiren uluslararası akademik konferans “The 8th Philosophy of Computer Games” (8. Dijital Oyun Felsefesi), İstanbul Bilgi Üniversitesi ile The Gamephilosopy Network işbirliği ile düzenlenmektedir. Bu yıl teması “özgürlük” olan konferansta; “Oyun tasarımı ve oyuncu özgürlüğü”, “Oyuncu deneyimi ve özgürlük algısı”, “Çevrimiçi oyunlar ve oyuncu özgürlüğü”, “Toplumsal ve bireysel anlamda özgürlük kavramının oyunlarda temsili”, “Özgürlük kavramının temsilinde oyun ve diğer iletişim ortamları ilişkisi” konuları ele alınacak. Yapılan sunumlarla “oyun ve özgürlük ilişkisi” tasarım, kültür, sosyoloji,

felsefe ve politik yönden ele alınacak; bir sanat türü ve yaşam biçimi olarak oyunların, oyuncu ve toplum için nasıl bir özgürlük alanı ifade ettiği tartışılacak. Uluslararası arenadan uzman isimlerin katılacağı konferansta Dartmouth College Digital Humanities Bölümü öğretim üyesi Mary Flanagan, University of Toronto Felsefe Bölümü öğretim üyesi Thomas Hurka, University of the West of England Medya Bölümü öğretim üyesi Patrick Crogan konuşmacı olarak katılacak. Daha önce Kopenhag, Oslo, Atina, Madrid, Reggio Emilia ve Potsdam’da yapılan konferans dijital oyun alanının gelişimi ve geleceği ile ilgilenen tüm tarafların katılımına açık. Konferansla ilgili detaylı bilgi ve program için: http://gamephilosophy2014.org/


19


20


21

Dersİmİz: sevGİ Sokak köpeklerine ve kedilerine yaklaşınız. Onlarla oynayınız / Filiz Kip Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada rastladığım ve çok üzücü olduğunu düşündüğüm bu görsel ne yazık ki bir ders kitabına aitmiş… Çocuklara en başta öğretilmesi gereken şeyin sevgi ve sevebilmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü ancak sevgiyi öğrenenler daha sonra saygı duymayı, ötekileştirmemeyi, yardımlaşmayı ve anlayışlı olmayı öğrenebiliyorlar. Eğer onlara küçük yaşlarda sevgisizliği öğretirsek insan olabilmenin en temel kavramlarını da içlerinde öldürmüş oluruz. Bu yüzden bir ders kitabında yayınlanan bu “öğretici” (!) resmin aslında çocuklara sevgisizliği aşıladığını söylemek çok da yanlış olmaz. Çocuklara senden farklı olan bir canlıdan uzak durmayı öğretmek onlara aslında “sadece kendin gibi olanı sev” demek değil de ne? Oysaki sokak hayvanlarını sevmek, onlarla oynamak çocuklara zarar vermez

tam tersine onlara paylaşma, hissedebilme ve duyarlı olma gibi birçok özellik de katar. Sokak hayvanlarından uzak durmayı öğrenen bir çocuk ileride onlara saygı da duyamaz, yardıma ihtiyacı varsa görmezden gelir, sokaktaki hayvanın karnı açsa umursamaz, asla kucağına alıp onu sevdiğinde hissedeceği sıcaklığı tadamaz. Hatta belki bir gün bir şeyler uğuruna ağaç keser, orman yakar. Bütün bunlarla birlikte duyarsızlaşır ve sevgisiz kalır. Dünyanın sadece insanlar için olduğunu ve insanlara hizmet ettiğine inanmak ve bir çocuğa bunu aşılamak onu sadece bencilleştirir. Oysaki dünya bir bütündür insanların, hayvanların ve ağaçların hep beraber nefes aldığı bir bütün. İnsan, hayvan ve doğa sevgisinin ise birbirlerini tetikleyen bir kısır döngü olduğunu da akıldan çıkarmamalı. Bu yüzden ailelerin ve okulların öğretmesi gereken en temel şey de bu olmalı “sevebilmek”.


22

Ruhu g羹zel kad覺n ve 35mm


23

“yenİ İnsanlar” röportaj: Demet açıkgöz

Özde Karadağ / 24 Bu yolu nasıl seçtin? Minik minik bir şeylerle uğraşıyordum ama bunlar benim için hep hobiydi. Diplomayı aldıktan sonra meslek sahibi olduğun bölümlerden birinde bir süre yüzmeye çalıştıktan sonra yapamayacağımı anlayıp her şeyi bi köşeye ittim ve içimden gelenleri meslekleştirmeye çalışmak için başladım. Bu zamana kadar neler yaptın? 2010’dan 2013’e kadar Bahçeşehir’de Psikoloji bölümündeydim. 2013’te yetenek sınavına girerek Bilgi’de VCD okumaya başladım. Bu ikisi arasında bir de Lomography’de çalıştım. 2014 yazından bugüne kadar da Gigology’de etkinlik fotoğrafı çektim. Yaptığın çalışmaları tek bir cümleyle anlatır mısın? Dünya, artısı fazla olan bir yer değil ve sanırım bunu unutmak için yapmaya çalıştıklarım/yapacaklarım bu dünyadan biraz kopuk dursun istiyorum. Bundan 20 sene sonra nerede, n’ yapıyorsun? 2 sene önce Pera Müzesi’nde

Lomography adına 14-18 yaş arasındaki insanlara filmli fotoğraf atölyesi vermiştim. Hem atölye sırasında eğlenmiştim hem de çıkan sonuçlardan mutlu olmuştum. 20 yıl sonra da kariyerim dışında bi’ yerlerde çocuklara ve gençlere böyle dersler vermeyi isterim. Bugün olmayı en sevdiğin yer? Karanlık oda. Hayatının bir fon müziği olsaydı, bu ne olurdu? Green Grass (Kimi zaman Tom Waits’ten kimi zaman Cibelle’den) Eğer dini inancın bir yemek olsaydı, bu hangisi olurdu? Çok dinli olmak zorunda kalırdım. Hem de çooook çoook. Dünyaya ikinci bir isim verme şansın olsa, bu ne olurdu? 42. Son bi’ halka sesleniş yapacak olursan? Başkalarını eleştirirken kendinize karşı kör oluyorsunuz; onu yapmayın.


24


25


26


27


28


29


30


31


32

https://www.behance.net/ozde http://instagram.com/ozdekaradag https://twitter.com/ozdekaradag


33


e t e z r e üniv Fotoğraf: Demet Açıkgöz (Zararsız Haller)

zete


Millions discover their favorite reads on issuu every month.

Give your content the digital home it deserves. Get it to any device in seconds.