Page 1

zete

/41

ün

e t e z r ive

i

ç Diz Ü ı r n a e l k e a e n ’un Bab Meslek Üzeri tişmeniz Ger s e u l B e _ nen Bir aşlamadan Y e l e p e _T onu B z e S r a _Bah

İllüstrasyon: Can Olguner


Sayı: 41 / 2014 Genel Yayın Yönetmenleri Günseli Naz Ferel Yazı İşleri Ali Berhan Memişoğlu

BLUES’UN BABALARI

TEPELENEN BİR MESLEK ÜZERİNE

Gökberk Ertunç Yazılar Alp Bolay, Berkem Ceylan, Can Olguner, Eren Kasapoğlu, İlayda Gencer, İrem Topçuoğlu, Varım Gökmen İllüstrasyon:

BLOGLARIN GÜCÜ ADINA!

Can Olguner Fotoğraflar:

BAHAR SEZONU BAŞLAMADAN YETİŞMENİZ GEREKEN ÜÇ DİZİ

Demet Açıkgöz Teşekkür Sarper Durmuş, Halil Nalçaoğlu Aylin Dağsalgüler Tasarım Erdal Özbek

ORTAYA KARIŞIK YERLİ BİR PLAYLIST İletişim Fakültesi Öğrencileri tarafından hazırlanmaktadır. Üniverzete’yi Takip Edin: Twitter: http://goo.gl/4WDwpo

Facebook: http://goo.gl/jx7hxb

/ifbilgi

@ifbilgi

47 RONİN’İN ENKAZI

FÜZYON MUTFAĞI


/

v i 端n

e t e z er


4

Tepelenen Bir Meslek Üzerine Gazetecilik ‘’vatanın selameti’’ için gerçekleri yazmamak değildir. Gazetecilik, halka doğruyu söylemektir Oğuzhan Karakaş

Ömrünün son demlerini yaşayan kimi yazar büyüklerimiz Tayyip Erdoğan’a yaslanarak vadelerini ve ceplerini doldurma peşindeler. Bu cep doldurma meselesi elbette çalıştığı kurumdan “şutlanmamak” anlamına geliyor. Sabah Gazetesi yazarı Sevilay Yükselir siyasete gireceği yönündeki sorulara Twitter’da mealen şu cevabı vermişti: ‘’Kredi borçlarım nedeniyle siyaseten bağımsız olacağımı düşünmüyorum ve bu yüzden siyasete girmek benim için söz konusu değil.’’ Bu, gazetecilik mesleğini gerçek anlamda icra edememek açısından da bir itiraftır. Ekonomik bağımsızlığı olmayan basınyayın organları hükümetin hoşuna gitmeyecek bir yayın yapabilirler mi? Türkiye’nin mevcut ortamında herkes biliyor ki hükümete açıktan muhalefet eden hiçbir yazar ana akım medyada barınamıyor. Numunelik kalan birkaç isim de seçim ertesinde sepetlenecektir kuşkusuz. Her eleştiriyi, her toplumsal muhalefeti

uluslararası bir komployla açıklayacak kadar paranoyaya saplanmış bir siyasi liderin başında olduğu ülkede gerilim bitmek bilmiyor. Bu denli büyük bir gücü elinde tutan hükümetin basın üzerinde yarattığı baskının bir sonucu da gazetecilik faaliyetinin yürütülememesi olarak karşımıza çıkıyor. Yaklaşık üç yıldır Suriye ile üstü kapalı bir savaş veren Türkiye Cumhuriyeti’nden bir televizyoncu Şam’a gidip Esad ile röportaj yapamıyorsa söylenecek fazla bir şey de kalmamış demektir. Asker vesayeti altındaki Türkiye’de, Mehmet


5

Ali Birand PKK lideriyle bile görüşebilmişti. Bir akşam masası etrafında toplanıp iki çift laf ettiklerinde hayatın hiçbir alanında başbakan ile ortak bir alanda buluşamayacak insanlar, tahmin ettiğimiz sebepler yüzünden Erdoğan yanlısı takılıyorlar. Ufukta bir alternatifin görülememesi de buna “mazur görülecek” bir neden sayılabilir. Ancak, “kanaat önderi” veya “aydın takımı” herhangi bir partiye angaje olmak zorunda mıdır? Hayatın hiçbir alanı bu denli “siyah” ve “beyaz” değildir. Evet, Tayyip Erdoğan 30 Mart 2014 seçimlerini birinci parti olarak

göğüsleyecek, aday olursa Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de kazanacak… Bu öngörüye sahip olmak için akademik literatürleri devirmek gerekmiyor. Amigoluk yapmak da gazeteciliğe yakışmıyor. Gazetecinin görevi ülkenin menfaatlerini kollamak, istikrarı sürdürmek, milli geliri yükseltmek, yatırımları teşvik etmek, “vatanın selameti” için gerçekleri yazmamak, gazete köşesinden iktidarın yardımcı kuvveti olmak değildir. Gazetecilik, halka doğruyu söylemektir.


6

Diziler Noel arasından hala çıkmamışken, bu hafta sezon araları bitmeden başlamanız gerektiğini düşündüğümüz üç yabancı diziye yer verdik: Nashville, The Blacklist ve The Following. Alp Bolay

Bahar Sezonu Başlamadan Yetişmeniz Gereken Üç Dizi


7

de en az o kadar iyi bir iş başarmış. Bunu yaparken de dizi müzikleri için yine Oscar ve Grammy ödüllü film müzisyeni, T Bone Burnett’i de yanına alarak her bölümde görsel olarak eğlenceli ve heyecanlı, işitsel olarak ise duyduğunuz anda derhal iTunes’a girip, dizinin soundtrack albümünü satın aldıracak bir şölen olarak izlenmeyi ve dinlenmeyi bekliyor. Diziyi izlemeyecek olsanız bile, dizideki Scarlett O’Connor ve Gunnar Scott karakterlerini canlandıran Clare Bowen ve Sam Palladio ikilisinin seslendirdiği “If I Didn’t Know Better”, “Fade Into You” ve “This Town” şarkılarını dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

“NashvIlle”

“NashvIlle” Geçtiğimiz sezon başlayan ve bu yıl, ikinci sezonunda da aynı ‘pembe dizi’ heyecanıyla devam eden “Nashville”, isminden de anlaşılacağı üzere Amerika’nın ‘müzik şehri’ olarak adlandırılan Nashville’de yaşayan birkaç country müzik sanatçısının hayatını konu alıyor. “Country müzik dinlemem ve sevmem ki” dediğinizi duyar gibiyim. Fakat, daha önce “Thelma & Louise”in senaryosuyla da Oscar ödülüne layık görülen Callie Khouri, bu dizinin senaryosunu yazarken

Başrollerini “American Horror Story: Murder House”, “Spin City” ve “Friday Night Lights”taki rolleriyle hatırlayacağımız Connie Britton ve “Heroes” dizisindeki ‘cheerleader’ karakteri olarak tanıdığımız Hayden Panettiere’in paylaştığı dizi birçok eleştirmen tarafından da beğeni kazandı. Konusunun kısa bir özeti: Britton’ın canlandırdığı Rayna James, ‘country müziğin kraliçesi’ olarak adlandırılan en ünlü country sanatçılarından biridir. Fakat, yeni albümünün satışları beklentiyi karşılamaz ve konser bilet satışları düşüş içindedir. Aynı zamanda ailesi içinde de problem yaşayan Rayna’nın milyoner bir iş adamı olan babası ise, Rayna’nın kocası Teddy’yi, Nashville valisi olması için ikna etmeye çalışmaktadır. Panettiere’in canlandırdığı Juliette


8

“The BlackLIst”

Barnes ise genç, seksi ve satışları fazlasıyla yüksek, gençlere hitap eden bir country yıldızıdır. Rayna’nın ve Juliette’in bağlı olduğu müzik şirketi ikisinin de karlı çıkacağı bir ortak tura çıkmalarını önerir. İki sanatçı da birbirlerini sevmediğinden dolayı bunu istemez. Aynı zamanda aralarındaki gerginlik Rayna’nın eski sevgilisi ve gitaristi Deacon Claybourne’u paylaşamamalarından dolayı daha da büyür. İzledikten sonra ailenize de önerebileceğiniz bu dizi, 42 dakikanızı harcamak için iyi bir seçim. Fakat, “ben daha fazla heyecan istiyorum” diyorsanız ise diğer iki seçeneğimize bir göz atalım. “The BlackLIst” Bu sezon başlayan diziler arasında en iyisi olmaya aday “The Blacklist”, daha sadece 10 bölüm yayınlanmasına rağmen favoriler arasına girdi. “Boston Legal” ve “The Office” dizilerindeki rollerinden tanıyacağımız James Spader, bu dizide de başrolündeki performansıyla yine çok konuşuldu.

“Taking Lives”, “The Call” ve “Perfect Stranger” filmlerin senaryolarına olan katkılarıyla tanıyabileceğimiz Jon Bokenkamp tarafından oluşturulan dizi için, daha birinci sezonun yarısına gelmeden ikinci sezon için de imza atıldı. Bir tür “CSI” ve “Law & Order” mantığıyla işleyen dizinin konusu da ilgi çekici: FBI’ın en çok arananlar listesinin başında yer alan Raymond Reddington (Spader), FBI merkezine gelir ve teslim olur. Tehlikeli suçlular ve teröristlerden kurtulmak adına, FBI’ın ve kendisinin ortak bir ilgi alanı olduğunu iddia eder ve sadece acemi bir FBI profil uzmanı olan Elizabeth Keen ile muhatap olacağını dile getirir. Keen, Reddington’ın ona olan ilgisini sorgulasa bile Reddington sadece onun ‘özel biri’ olduğunu açıklar. Ettiği yardımla bir teröristi yakalattıran Reddington, bu teröristin uzun bir listeden sadece biri olduğunu açıklar. Kendi suçlu hayatında, FBI’ın bile bilmediği, dünyaya tehlike teşkil eden kişilerin listesini yaptığını, buna “The Blacklist” (Kara Liste) adını verdiğini


9

ve FBI’a bu kişilerin bulunmasında yardım edeceğini söyler. Her bölümde yeni bir suçluyla tanıştığımız dizide, aynı zamanda ana karakterlerin özel hayatına da girme şansı elde ediyoruz. Heyecan ve aksiyon dolu bu dizinin, özellikle polisiye severlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Eğer hala daha fazla heyecan istiyorsanız bir sonraki diziye bakalım. “The FollowIng” 15 bölümlük ilk sezonuyla geçen 2013 yılında fırtınalar estiren “The Following”i hala izlemediyseniz büyük kayıptasınızdır diyerek başlamak istiyorum. Drama, korku, heyecan ve aksiyon faktörlerini tek bir görselde toplayan “The Following”in başrolünü Kevin Bacon ve James Purefoy üstleniyor. Her bölümde heyecanı doruklara ulaştıran ve tüyleri diken diken eden bu psikolojik gerilim, bir seri katili ve onun ölüm saçan tarikatını yakalamaya çalışan bir FBI ajanının etrafında dönüyor. Daha önce yakalayıp hapse koyduğu seri katil Joe Carroll (Purefoy), hapishaneden kaçınca görevine tekrar dönmek zorunda kalan FBI ajanı Ryan Hardy (Bacon), karizmatik eski yazar ve profesör Carroll’ın hapisteyken kendisiyle kafa dengi kişilerden oluşan bir tür tarikat oluşturduğunu farkeder. Bu tarikat üyeleri Carroll’ın fanatikleridir ve onun izinden giderek acımasız katiller olmak için

eğitilmişlerdir. Carroll’ın oğlu Joey tarikat üyeleri tarafından kaçırıldıktan sonra, FBI bunun Carroll’ın planı olan hapishaneden kaçmak, Hardy’yi küçük düşürmek ve Joey’nin annesi, Carroll’ın eski karısı Claire’i öldürmenin bir parçası olduğunu fark eder. Bunların hepsini yaşadıklarını kaleme aldığı yeni kitabı için ve hayranı olduğu Edgar Allan Poe şiirlerinden alıntılarla, aynı zamanda öldürmenin bir sanat olduğunu ifade ederek uygular. Korku dolu sahnelerinde kapatmak isteyeceğiniz, fakat kendinizi alıkoyamayacağınız “The Following”, her bölümünü de bir sonraki bölümü derhal izlemenizi sağlayacak şekilde bitirmeyi başarıyor. Yine 15 bölümlük ikinci sezonu 20 Ocak’ta başlamadan bu diziye bir göz atmanızı tavsiye ederim. 20 Ocak’ta ekranlara ikinci sezonuyla geri dönecek “The Following” dışında, sezon arası veren “The Blacklist”, 13 Ocak’ta ve “Nashville” ise 15 Ocak’ta kaldıkları yerden devam edecek.


10

Blues’un Babaları

Onlar oturdukları yerden milyon dolarlar kazanan sözümona “popstar”lardan değiller. Yokluk ve sıkıntılarla dolu hayat Blues’un ete kemiğe bürünmüş hali olan bu müzisyenlerden üç tanesi bu hafta Üniverzete’de Eren Kasapoğlu

hikayelerini kimisi bir gitar, kimisi bir kontrbas, kimisi de bir mızıkayla anlatıyor. Bu zorlu yaşamlarında bugün elinde onca imkan olan “müzisyen”lerin yapamadıklarını yapıp müziğe yepyeni bakış açıları kazandırırken sayısız müzisyeni de etkilediler. İşte babalar...

Lead Belly: On iki telli gitardan akordeona kadar pek çok enstrümanı ustaca çalabilen Lead Belly, yaşadığı dönemde Amerika’nın en


11

önemli problemi olan ırkçılığa rağmen beyazlara Blues çalabilmiş ender siyahi müzisyenlerden biri. Şarkılarında geçim sıkıntısı ve ırkçılıktan hapishane yaşamına kadar çok çeşitli konuları ele alan müzisyen, Blues’un içine kattığı folk müzikle döneminin en çok dinlenen Blues müzisyenlerinden biri oldu. İşte Lead Belly’nin en sevilen ve Nirvana’nın da yorumladığı şarkısı “Where Did You Sleep Last Night?”

sahnelere dönen müzisyen, aramızdan ayrıldığı 2002 yılının başına kadar piyanosunu çalmaya devam etti. Profesyonel müzik kariyeri belki başladığı kadar parlak bitmedi ancak Rosco Gordon bizlere her zaman dinlenecek ve yeni fikirler alınabilecek Blues parçaları bıraktı. 1952 yılında R&B listelerinde bir numaraya yükselmiş “Booted” da o şarkılardan biri. (http://youtu.be/x4Q9Q_PKF94)

(http://youtu.be/a6yCEsDsGx4)

Rosco Gordon: Günümüzün Heavy Metal, Rock and Roll, Blues Rock gibi müzik türlerinin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde büyük rol oynamış olan Memphis Blues’un mimarlarından biri olan ve bugün M e m p h i s Blues’un kalbinin attığı yer olan Beale Street’e bir dönem damgasını vurmuş bir Blues piyanisti Rosco Gordon. Ellili yıllarda hit olmuş parçalara imza atmış olsa da kısa bir süre sonra profesyonel anlamda müziği bırakıp New York’a taşınan ancak seksenli yıllarda yeniden

Sonny Boy Williamson II: Blues ve armonika deyince akla gelen ilk isimlerden bir olan Sonny Boy, sadece armonikasıyla çaldığı şarkılarıyla, bizlere müziğin en yalın halinin bile gerçek duygular ve hikayelerle bezendiğinde ne kadar etkileyici ve ilham verici olabileceğini gösteriyor. Armonika Blues’un en bilinen eserlerine imza atan Williamson’ın, en güzel ve “Blues nedir?” sorusuna verilecek cevaplardan biri olan parçalarından “Bye Bye Bird”. (http://youtu.be/K-PhBryFuIM)


47 Ronin’in Enkazı 47 Ronin, Keanu Reeves’in oynadığı, Universal’ın tam 175 milyon dolar para harcadığı, Universal’ın yayınlanma tarihini iki defa ertelediği; buna rağmen bomboş, izleyicisine hiçbir yenilik sunmayan, yavan bir film oldu.

Asya’da 200 milyon dolar gelir bekleyen 47 Ronin, 2013’ün en büyük faciası oldu Varım Gökmen

Açılış haftasında 9 milyon dolar hasılat elde eden ve toplamda ABD’de 29, ABD dışında 51 milyon dolar hasılat yapan film hem çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı hem de ettiği zararla büyük bir bomba etkisi yaptı. Öyle ki bu filme gitmemiz konusunda çok ısrar eden arkadaşıma vereceğim en uygun

cezanın yaklaşık altı ay boyunca sürecek iğneleme yerine ‘’seppuku’’ (saygın kişilerin onurlarını korumak için kendi kendilerini öldürme işlemi) yapması olduğuna karar verdim. Daha öncede birçok kez gördüğümüz aynı konuyu/filmi uyarlama mantığının Hollywood’da yaygın olduğunu biliyoruz. Genelde başarısız olan bu uyarlamaların nadiren de olsa başarılı olduğu görülmüştür. Belirtmek gerekir ki başarılı olan uyarlamalarda ya seyirciye bir yenilik sunulmuştur ya da senaryo üzerinde çok başarılı oynamalar yapılmıştır. “Son Samuray” gibi başarılı bir film varken samuraylık kültürüne el atıyorsanız ya senaryoyu değiştireceksiniz, ya değişik bir kamera tekniği kullanacaksanız ya da daha önce hiç görülmemiş efsanevi sahneler çekeceksiniz. Filmi izleyen çoğu kişinin de söylediği üzere bu filmde bunların hiçbiri yok. Konuya yapılmak istenen ‘’hafif’’ fantastik müdahale o kadar yetersiz ki senaryoyu ve ana karakteri sığlaştırmaktan başka hiçbir işlev görmüyor. Afişlerinde de samuraylığa dair bir filmden ziyade fantastik kurguya daha yakın bir film olduğu anlaşılıyor. Zaten Japon tarihinin önemli bir simgesi olan 47 Ronin gerçeğinin böyle fantastik öğelerle anlatılması da ne


13

kadar doğru belli değil. Nitekim film Japonya’da da başarıya ulaşamadı, ciro beklenenin çok altında oldu. Film boyunca ne ağızları açık bırakacak bir aksiyon sahnesi ne de dövüş sahnesi gördük. Dümdüz ilerleyen, seyircisine hiçbir sürpriz/ters köşe yapmayan, bir tane bile flashback bulundurmayan filmin yönetmenini ayrıyeten konuşmak gerek. Yönetmen Last Samurai’da insanları asıl etkileyenin Tom Cruise değil arka planda anlatılan hikaye olduğunu anladığı için bu kadar az aksiyon kullanmış olabilir. Fakat arka planda hiçbir etkileyici hikaye yok. Film baştan sona Kai’nin kabul edilişi-kabul edilmeyişi ekseninde gidip geliyor. Baştan sona klişe dolu olan böyle bir filme Universal nasıl 175 milyon dolar harcamış anlamak mümkün değil. Onca Japon arasında bir Avrupalının olması, Kai’nin (Avrupalı başrol oyuncusu) ilk başta büyü kumpasını fark edip Japon generale söylemesi ve generalin buna karşın hiçbir şey yapmaması, Kai’nin baştan sona doğru kararları veren doğru işler yapan bir karakter olması ve filmin içine katılan zengin kız fakir oğlan (Kai-Prensin kızı) konusuyla kabak tadı veriyor. Velhasıl 47 Ronin başarısız, içinde birçok mantık hatası bulunan, seyircisine hiçbir yenilik sunmayan sıkıcı bir film. İçinde barındırdığı klişeler, senaryosundaki düzlük filmin birkaç iyi tarafı olan kostümleri ve çekim mekanlarının güzelliğini de göz ardı etmemize sebep oluyor.


14

Ortaya Karışık Yerli Bir PlaylIst Oradan, buradan, şuradan ortaya karışık bir playlist. Hepsi yerli, daha önce dinlemediyseniz bir kulak vermeniz gereken şarkılar. İrem Topçuoğlu

bazen akustik bazen Full Faça. Bil, Full Faça albümünden. http://buyukevablukada.com/ h t t p s : / / w w w. f a c e b o o k . c o m / buyukevablukada

Büyük Ev Ablukada - BIil https://soundcloud.com/ buyukevablukada/bil İlk başlarda akustik çalıyorlardı: Afordisman Salihins, Canavar Banavar bir de Galvaniz Gelbiraz. Daha sonra Gelicem Nerdesin, Bas Bariton, Ben tek siz hepiniz ve Omçelik katıldı, Full Faça elektrikli çalmaya başladırlar. 21 Aralıkta dünyanın son konserini yaptılar, Full Faça. Mayalılar yanıldı dünyanın sonu gelmedi, onlar da müzik yapmaya devam ettiler. Konserleri

Ayyuka - Karadeniz Sörf https: //soundcloud.com/ayyuka/ ayyuka_kiraciodalari_05_karade Onlar şöyle anlatmışlar kendilerini: “Windows XP’nin çıktığı, Fikret Kızılok’u öldüğü yıldı. 3 Karadenizli,


15

ellerinde gitarlar, Eskişehir’de buluştular. Davulcuya kavuştular. Karadeniz Sörf grubun ikinci albümü kiracı odalardan. Kafadan uydurup çaldılar. Peyote’nin ilk günü ordaydılar, Sonic Youth’la atıştırdılar. Sonra Almanyalar Fransalar… Ve hatta Brezilya’da çaldılar. Kiracı odalarına taşındılar, Bir hevesle dünyaları aldılar. Ne zaman dalgayı yakaladılar, hemen ikinci albümü yaptılar. Şalgam Bacı sudan çıkana kadar, Yaz geçti, geldi Sonbahar.” Karadeniz Sörf, grubun ikinci albümü kiracı odalardan. http://www.ayyuka.com.tr/ https://www.facebook.com/ayyuka. band

2011’de Limited Launchpack adlı EP’lerini yayınladı, yakında da yeni albümleri çıkacak diye duyduk. Onları dinlerken yerinizde duramayacak, oturuyorsanız bile kalçalarınızı ve omuzlarınızı hareket ettirekerek müziğe kaptıracaksınız kendizini, bizden söylemesi. http://www.theringojets.com/ h t t p s : / / w w w. f a c e b o o k . c o m / theringojets

The Away Days - Dear Blender http://youtu.be/2LH_fXsbxsw

The Ringo Jets - Give or Take http://www.youtube.com/ watch?v=sdskhwCwxDU

Yerli indie gruplardan The Away Days 2011’de ilk EP’leri “How Did It All Start”ı ve sonrasında Galaxies adlı bir single yayınladılar. Geçtiğimiz sene Teksas’ta SXSW Festivalinde de yer alan The Away Days 2014’de yeni şarkılar belki de albüm yayınlayacaklarının sinyallerini verdiler. Bizden tavsiye The Away Days’i takibe alın, ileride onları daha da çok duyacağız.

Hiçbir zaman eskimeyecek rock’n roll ruhunu The Ringo Jets bize kendi yorumlarıyla sunuyor. The Ringo Jets

http://www.theawaydays.com/ h t t p s : / / w w w. f a c e b o o k . c o m / theawaydays


16

Yaptıları müziğin türünü Istanbulisch indie progressive diye adlandıran grup 4 parçalık EP albümlerini geçen yıl yayınladılar. Enstürmental müzik yapan Fakap’ı bir dinleyin deriz. https://www.facebook.com/fakapband

Yüzyüzeyken Konuşuruz - Bir Sinema Filmine Bilet Almışım http://youtu.be/2w3CuZLN_y0 Grup önce 2011 yılında “Birkaç Yıl Sonra Unutulacak Şarkılar” adında bir EP yayınlamıştı. Sonrasında bol bol konser vermişlerdi. Geçtiğimiz yıl ekim ayında ilk albümleri “Evdekilere Selam”ı yayınladılar. Vimeo hesaplarından şarkıların canlı versiyonlarını da dinlemek mümkün. Evlerinin salonunda ellerine gitarı alıp çalmışlar şarkıları. h t t p s : / / w w w. f a c e b o o k . c o m / yuzyuzeykenkonusuruz Fakap - Only Subs http://fakap.bandcamp.com/track/ only-subs

Halimden Konan Anlar Sergüzeşt- i Kadıköy h t t p s : / / s o u n d c l o u d . co m / h a l i m denkonananlar/serguzestikadikoy Halimden Konan Anlar’ın arkasında kimler var bilmiyoruz, Kadıköylüler diye duyduk. Şarkıları dinlerken sanki onlarla oturmuşsunuz onlar da tıngır mıngır çalıp söylüyorlar gibi geliyor insana, samimiler. Albümü web sayfalarından indirebilirsiniz. http://www.halimdenkonananlar.com/ h t t p s : / / w w w. f a c e b o o k . c o m / halimdenkonananlar


17

123 - Sun In The Arms Of Love http://youtu.be/-jYoDl8m-7w Hem Türkçe hem İngilizce şarkıları olan 123, sözlerin ötesinde dinleyenlere inanılmaz bir müzik şöleni sunuyor. Daha önce çıkarttıkları albümlerden “Aksel” ve “A r v e ” ’ y i A k s e l adındaki bir çocuğun yaşadıklarının anlatıldığı hikayenin bulunduğu kitap ile yayınlandılar. Kayıtları hala devam eden 5. albümleri olacak ve bu hikayeli serinin üçüncü ve son parçası olacak Anja yakında yayınlanacak. Sun In The Arms Of Love şarkısında gruba bir de İlhan Erşahin eşlik etmiş. E bu durumda bize de bu güzel şarkıyı dinlemek düşer. http://www.123theband.com/ https: //www.facebook. com/123theband

Barış K- Hüsnü Şenlendirici - Oyun Havası https://soundcloud.com/baris-k/ baris-k-vs-husnu-senlendirici İstanbul 70 Volume I-II-III albümlerinde Türk psychedlic, disko, folk şarkılarıyla elektronik müziği birleştiren Barış K, Doublemoon’un çıkarttığı içinde birçok sanatçının çalışmasının bulunduğu Doublemoon Remixed albümünde bu sefer Hüsnü Şenlendirici ile bir çalışma yapmış. https://www.facebook.com/barishka

Sanchos - Bir Süre Yokum http://sanchos.bandcamp.com/track/ bir-s-re-yokum Punk rock müzik yapan grubun iki albümü ve yayınladıkları singleları bandcamp sayfalarında hem dinleyebilir, beğenirseniz evde, yolda, şurada, orada dinlemek için indirebilirsiniz. h t t p s : / / w w w. f a c e b o o k . c o m /


18

Blogların Gücü Adına! 2010 yılının Nisan ayından beri düzenli olarak yazı ve fotoğraf paylaşan bir blog : I AM GALLA. O yıldan bu yana takipçi sayısında ve hitap ettiği yelpazede önemli bir artış/genişleme olmuş olacak ki şimdilerde 12.212 kişilik bir kitle tarafından takip ediliyor.

Kadınlar giyinmeyi sever, kadınlar gezmeyi sever, kadınlar modayıda sever, kadınlar pek çok şeyi sever. Peki erkekler neyi sever? İlayda Gencer

Blog sahibinin adı Adam Gallagher. Blog’unda kendisi hakkında pek fazla bir şey paylaşmayan bloggerımız kendisini erkeklerin Moda Blogger’ı, yaratıcı bir yönetmen ve gezgin olarak tanımlıyor. Kaç yaşında olduğuna

dair bir bilgi bulunmadığı için hemen bir fikir yürütmek gerekirse kısaca en güzel çağlarında olduğunu belirtebiliriz! ;) ‘’Yeni başlangıçları sevmez misiniz?’’ cümlesiyle bloguna başlayan Adam , yeni başlangıçları sevmeyenlere bile sahip olduğu çizgi ve duruşla kendisini sevdirmiş görünüyor. Erkekler için yapmış olduğu kombinlerin büyük bir bölümü oldukça güzel ve çekici duruyor. Bu blog şimdiye kadar sizlerle paylaştığımız diğer bloglar gibi şu sayfada şuraya tıklarsanız buraya ulaşırsınız, ordaki gizli düğmeye basarsanız birden havaya uçarsınız gibi bir blog değil. En aşağıda ‘’Archives’’ adı altında tek bir kısım var ve buradan istediğiniz yıl ve aya tıkladığınızda Galla’nın o


19

dönemde sizler için hazırladığı kombinlere ulaşabiliyorsunuz. Bu blogla ilgili güzel olan bir diğer unsurda şu, her ne kadar ayrıntısı az ama öz bir blog hazırlanmış olsada detaylarla, örneğin hareketli fotoğraflarla kullanıcıyı/ziyaretçiyi sıkmamaya gayret edilmiş. İnsanın düşünüldüğünü bilmesi güzel bir şey sonuçta. Adam Gallagher’a kendi değişiyle Galla’ya başka mecralardan da ulaşmak isterseniz kullanabileceğiniz ağlar şunlar; İnstagram: http://instagram.com/ iamgalla Facebook: http://goo.gl/w9wbCn

Twitter: https://twitter.com/iamgalla Pinterest: http://www.pinterest.com/ iamgalla Lo o k b o o k : h t t p : / / l o o k b o o k . n u / iamgalla Galla’nın mail adresi : GALLAstylist@ gmail.com Ayrıca bu güzel siteye daha önceki sayılarımızdan birinde sizlere bahsettiğimiz bloglovin.com’dan da ulaşabilirsiniz. Haydi sokaklarda erkek, kadın ayırmadan hepbirlikte podyum rüzgarları estirmeye!


20


21

41. Harami Lokumu Asmak kesmek, kelle uçurmak, hırsızlıktan altın vurmak artık size bir lokum kadar yakın! Can Olguner

MALZEMELER: 41g haram şeker 41g haram nişasta 41g haram hindistan cevizi rendesi 41g haram bal 41g haram tarçın 41ml haram altın likörü 41ml haram su 2014’ün ilk tarifi bir ilke de imza atıyor ve mutfağımız ilk defa kötülük adına çalışıyor. Evet, yanlış okumadınız, kötülük. Son günlerde yolsuzluk, hırsızlık gibi faaliyetlerin iyice moda olmasının, bazı değerli okurlarımızın arkada kalmış ve eksik hissetmelerine neden olduğunu öğrendik. Çaresizlik içinde bize başvuran okurlarımız, kısa sürede nasıl daha kötü insanlar olabileceklerini sordular ve mutfağımız araştırmalarına başladı. Antik sırlar koleksiyonumuzun 41. cildinde rastladığımız bir bilgi derdimize çare oldu. Bu ciltte 41. Harami Haras Altınvur’un günlüğü bulunuyordu. 40 haramilerin, adı hiç duyulmamış gölge adamı olan bu şahıs, belki de aralarında en kötü olanıydı. Altınvur, kötülüğe aşkla bağlıydı ve bu durumun

herkese yayılmasını istiyordu. Nereden ve ne zamandan geldiği bilinmeyen bu gölge adam bir lokum yaptı. Bu öyle bir lokumdu ki, dünyanın en iyi kalpli insanını bile 41 dakikalığına adeta bir şeytana çeviriyor, tarif etmesi güç kötülükler yapmasını sağlıyordu. Hazırlanışı: Haras Altınvur zaten çok kötü bir insan olduğu için dokunduğu her şey haram oluyordu. Bu sebeple gereken haram malzemelere ulaşabilmek için önce biraz kötülük yapmamız gerekiyor. Aşırıya kaçmadan, bir çocuğun balonunu patlatarak veya bir arkadaşınız iştahla bir dondurmayı yemek üzereyken eline vurarak haram malzeme için gerekli olan kötülüğü toplayabilirsiniz. Önemli olan bu kötülükleri yaparken malzemelerin tamamının yanınızda olmasıdır. Haram malzemelerimizi elde ettikten sonra hepsini bir kaba boşaltıp bir tahta kaşık yardımıyla karıştırmaya başlıyoruz. Dört ila beş dakika karıştırdıktan sonra macun kıvamını biraz daha geçip sertleşmeye başlayan karışımımızı 41 dakika bekletiyoruz. Beklettikten sonra, 41. Harami Lo k u m u n u z s i z i k ı s a s ü r e d e kötü bir insana çevirecek leziz b i r t a t l ı h a l i n e g e l e c e k t i r. Artık hiçbir vicdan azabı çekmeden, rahatça, yolsuzluk, hırsızlık yapabilirsiniz. Füzyon Mutfağı hepinize afiyet ve kötülük dolu günler diler!


zete

/41

ü

e t e z r e niv Fotoğraf Kredi: Demet Açıkgöz (Zararsız Haller)

UNIVERZETE 41  

Tepelenen Bir Meslek Üzerine, Blues’un Babaları, Bahar Sezonu Başlamadan Yetişmeniz Gereken Üç Dizi, Blogların Gücü Adına!, Ortaya Karışık...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you