Issuu on Google+

29 // EYLÜL’13

zete


zete

Editรถr: Cem GELGรœN


// 01. ROONEY MARA: KARİYER DÜŞÜNCESİYLE ADIM ATMIYORUM // 02. UÇUK SAKALLAR // 03. YENİ HANNIBAL MADS MIKKELSEN // 04. DÜNYANIN EN GÜZEL KÖYLERİ // 05. HİÇ BİR POLİTİKACI ONUN KADAR SEVİLMEDİ


01.

ROONEY MARA: KARİYER DÜŞÜNCESİYLE ADIM ATMIYORUM


Sizi, Social Network’ün açılış sahnesiyle filmlerde oynamak ve hazırlanmak lazım. tanıdık ama bu sizin ilk sinema deneyiminiz değildi. Oyuncu olmak, sizin için Soderbergh, film setinde nasıl biri? bir çocukluk hayali miydi? Sakinliği herkesi şaşırtıyor. Sahneleri çekerTam olarak değil ama New York’ta yaşadığım ken bir yandan da kafasında montajını için kültürle iç içe büyüdüm. Özellikle de yaptığını görebiliyoruz. Bu yine de ortamın annem sayesinde çok küçük yaşta sinema- neşeli olmasını engellemiyor. Soderbergh’in nın klasiklerini seyrettim. Rüzgar Gibi Geçti çekimler sırasında üstlendiği sorumlulukve Rebecca gibi filmler beni çok etkiledi ve ları aklım almıyor. Sessizce işleyen bir iş oyunculuk yapmak istediğimi düşündüm. makinesi. Bir an bile işinde kaybolduğunu Bir yandan da acele edip çocuk aktörler- görmedik. den olmak istemiyordum. Oyunculuğa geçmeden önce başka tecrübeler yaşamak Sizin başınıza geldi mi? istiyordum. Öğrenciyken Ekvator, Peru ve Bolivya’ya gitme imkanı buldum. Başka bir Evet hem de nasıl! Film setinde bulunmak sefer de Kenya’ya. Sonra bir gün geldi ken- korkutucu olabilir, bugünkü tecrübemle Yıldızı The Social Network’le parlayan Rooney Mara, aradan geçen üç yıllık kısa sürede ünlü yönetmenlerle çalışarak revaçta bir aktris haline geldi. David Fincher’ın Ejderha Dövmeli Kadın ve Soderbergh’in Side Effects-Acı Reçete filmlerinde oynayan Mara, Terrence Malick’in gelecek yıl vizyona girecek filminde de yer alacak. “Kariyerini” pek düşünmediğini söylese de basamakları emin adımlarla çıkan Rooney Mara, Ciné Live’ın sorularını cevapladı.

bile bu böyle geliyor. Yardımcı olan şey, etrafınızda bulunan, işinde usta isimlerin Urban Legend 3 veya Freddy’nin uyarla- yaratıcı bir ortamla sizi çevreliyor olması. ması gibi akıllarda kalmayan filmlerde David Fincher’la tanıştığımızdan beri hep küçük rollerle başladınız. Bu dönemi öyle oldu. nasıl yaşadınız? İsveçli yazar Stieg Larsson’un Millennium Ne yapmak istemediğimi her zaman çok iyi romanından uyarlanan The Girl With the bildim. Ama bu mesleğe başladığınız zaman Dragon Tatto-Ejderha Dövmeli Kız’daki önünüzdeki seçenekler limitli oluyor (gülü- performansınız mesleğin içindekilerin ve yor). İsterseniz size gelen rollerİ geri çevirip, izleyicilerin size olan bakışını derinden ideal rol için bekleyebilirsiniz ama bana göre değiştirdi. Bu, filmden sonra gelen rolleri David Fincher ya da Soderbergh’in filmle- değerlendirmenizde ya da canlandırmarinde oynayacağınız gün gelene kadar başka nızda bir şey değiştirdi mi? dimi hazır hissettim.


Hayır çünkü insanların benden ne beklediğini ya da bekleyebileceğini bilmiyorum. Hayat böyle şeylerle uğraşmak için çok kısa. Sinema dünyasında üzerinize çevirilen projektörlerin süresi çok kısa olabiliyor. Bir bakıyorsunuz ki modanız geçmiş ve yerinize başkası gelmiş! Onun için ben de sadece hoşuma giden ve bir şeyler öğrenebileceğim rollere yöneliyorum. Kısacası “kariyer” düşüncesiyle işlemiyorum. Millenium’dan sonra bir şey değişti. Artık önümde çok

daha fazla seçenek var. Ain’t Them Bodies Saints’te, sizi çocuğunu yalnız büyüten ve kocası firarda olan bir kadını oynamaya iten neydi? Senaryoyu okurken ilk on sayfada ikna olmuştum bile. Senaryoyu yazan David Lowery’nin çok şiirsel bir yanı var. Senaryonun gizemli ve sürükleyici bir yanı vardı, hiç tereddüt etmeden kabul ettim.


oynamak ve partnerimin bir çocuğun olması beni heyecanlandırıyordu. Bazıları zorlu bir deneyim olacağını söylüyordu ama benimle beraber oynayan küçük kızla çok iyi anlaştık. Rol yapmıyordu, gerçekten anı yaşıyordu ve yaşananlara çok duyarlıydı. Bu da sizi onu takip etmeye onunla yaşamaya itiyor. Bir çocukla hile yapamazsınız! Bu sayede zorluk çıkarabilecek bir şey, sizi daha özgür kılıyor. Anlaşılan, karakteriniz uzun bir hazırlık dönemi gerektirmedi. Size en uygun çalışma tarzı bu mu? Bazı rollerde, bahsettiğiniz uzun hazırlık dönemi gereklidir. Fizik olarak ya da teknik olarak Ejderha Dövmeli Kız filmindeki Lisbeth Salander karakteri zorlu bir hazırlık dönemi gerektirdi. Bu sefer ki hazırlık dönemi saatler süren provalardan oluşmadı. David’le oturup film hakkında konuştuk, zaman geçirdik. Senaryoyu anlatışını dinledim. Bu da benden beklenin kolaylıkla kavramamı sağladı.

Filmde, sessizliğin hakim olduğu sahnelerin ortaya çıkardığı Malickvari bir atmosfer var. Kelimelerin ender olduğu bir role nasıl hazırlanılıyor?

7

Size yalan söylemeyeceğim, çok doğal bir şekilde oldu. Senaryoyu okumam karakterimi kavramama ve onun özdeşleşmeme yetti. Bu kadar başarılı bir senaryo olunca, aktörlerin de işi kolaylaşmış oluyor. Karakter hemen ilgimi çekti. İlk defa bir anneyi


02.

UÇUK SAKALLAR Amerikan halkının, en çok hamburger yeme ya da en çok süt içme gibi ilginç ve bir o kadar gereksiz yarışmalara duyduğu ilgiyi hepimiz biliriz. İşlerini bir hayli ciddiye alan Amerikalıların, federasyonlar vasıtasıyla ülke çapında şampiyonalar düzenlediklerini sıkça görmüşüzdür. Bu seferki kareler Ulusal Sakal ve Bıyık Şampiyonası adıyla düzenlenen, Amerika’nın en güzel bıyık ve sakallarının seçildiği yarışmadan. New Orleans’ta düzenlenen şampiyona sırasında Greg Anderson’ın objektifine poz veren katılımcılar, birbirinden ilginç ve absürd, sakal tasarımlarını gururla sergilediler.


11


12


13


14


15


16


17


03.

YENİ HANNIBAL MADS MIKKELSEN

King Arthur, The Hunt ve özellikle Casino Royale’de James Bond’un karşısına dikilen soğuk ve gizemli

düşman rolüyle adından söz ettiren

Danimarkalı aktör Mads Mikkelsen, dizi olarak ekranlara geri dönen

Hannibal’de Anthony Hopkins’le

özdeşleşmiş psikopat katil karakterini

canlandırıyor. Mikkelsen, dünyaca ünlü

Hannibal karakterini Paris Match’a anlattı.

Hannibal rolüyle Anthony Hopkins Oscar’ı kazanmıştı. Bu kült rolü kabul etmeden önce tereddüt ettiniz mi? Elbette! Anthony Hopkins ve Hannibal, birbirinden ayrılması imkansız iki isim. Onun için, asıl amacımız mükemmele erişen bir performansı taklit etmek olmadı. Dizi, Hannibal’in hücresine kapatılmadan önce, saygı gören bir psikanalist ve aktif bir yamyam olduğu dönemi konu alıyor. Bu da bana, son yirmi yılda bir çok katilin esinlendiği karakterin karmaşık yapısını inşa etme olanağı verdi.


idealist amaçla yola çıkmış bir katil de değil. Sadece farklı biri. Ölümü kokladığında hayatın daha güzel olduğunu düşünen, bizim için dehşet verici olan şeylerde bir nevi güzellik gören biri. Kendisine sempati besliyor musunuz?

Hannibal’in diğer seri katillerden farkı ne? Asıl fark kendi hayatında farklı roller oynuyor olması. Hannibal görünüşüne her zaman dikkat eden çok etkileyici ve zarif biri. Zekaya sayı duyuyor. İnsanlara karşı empati duyabiliyor ama hislerini tamamen kontrol altında tutuyor. Öngörülemez soğukkanlı bir hayvan gibi. Kötülüğün bir simgesi mi?

Her karakterin insani yanını araştırıyorum, kahramanların zayıf noktalarını bulmak gibi. Bu açıdan Hannibal eşsiz bir örnek. İnsanın normal davranış kodlarına girmeyen bir tarzı var çünkü ondan herşeyi bekleyebilirsiniz. Belki sempatiden bahsedemeyiz ama çok etkileyiciği olduğu kesin. Hannibal’in bir sonraki rakibi Will Graham’la ilişkisi nasıl? Will Graham, kafayı psikopatların beyinlerine girmeye takmış ve Hannibal tarafından manipüle edilen bir FBI ajanı. Hannibal, bu hassas adamda kendini görüyor, ona karşı arkadaşlık duyuyor. Ve böylece aralarında tehlikeli bir kovalamaca başlıyor.

Hannibal, çocukluğunda travmalar geçire- Kendinize öz bir konuşma tarzınız var. rek bir şeyden öc alan biri değil. Dexter’deki Rol için mi böyle?


20


Hayır. Her zaman böyle bir hışırtıyla konuşuyordum, asla değiştiremedim, bazılarını rahatsız eden, bazılarının ise hoşuna giden, bana ait bir şey. Dizinin yaratıcısı Bryan Fuller, yedi sezonluk bir süre üzerinde duruyor. Bu sizi korkutmuyor mu? Öyle mi? Ben beş sene için imzalamıştım…

21

Eğer kendimizi yenileyemezsek, o zaman korkarım. Ama Hannibal o kadar büyüleyici ki sonuna kadar gitmeye hazırım. Çekimler bana her yıl, riskli ve radikal filmler yapabileceğim altı aylık bir süre bırakıyor. Televizyonda ya da sinemada tutkulu yönetmenlerle çalışmayı seviyorum. Onların hayali benim hayalim oluyor.


04.

DÜNYANIN EN GÜZEL KÖYLERİ

Köy hayatı, şehrin kargaşasından uzak, sessiz, sakin ve nezih bir hayat sunar insana. Sabah uyandığımızda, kapının eşiğinden sonsuzluğa uzanan peri masalarrından fırlayan ovalar, dağlar, deniz temiz havayla doldurur ciğerlerimizi. Her ne kadar koşullar bir şehre göre daha kısıtlı olsa da insanın hayatına hayat katan bu köyler güzellikleriyle de köy sakinlerine ideal bir yaşam sunuyor. İşte dünyanın en güzel köyü olmaya aday köyler: 22


Hallstatt, Avusturya

23


Popeye Village, Malta

Mali

24


Dağ Köyü, Çin

Hobbit köyü, Yeni Zelanda

25


Gasadalur, Faroe Adaları

Dağ Köyü, Tiber

26


Riomaggiore, İtalya

27


Fort Bountage, Hollanda

Balıkçı köyü, Zanzibar

28


Dağ köyü, İran 29


05.

HİÇ BİR POLİTİKACI ONUN KADAR SEVİLMEDİ

30

Geçmişte hiç bir politikacı, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Nelson Mandela kadar sevilmedi. Hayatı boyunca, ırkçılığa ve ülkesinde yaşanan apartheid’a karşı savaşan, düşünceleri ve mücadelesiyle direnişin sembolü olan Mandela, şimdi Johannesburg’taki evinde tedavi altında. Haziran başında akciğer enfeksiyonunun nüksetmesi üzerine Pretoria’daki askeri hastaneye kaldırılan Mandela hakkında, dxtedavi gördüğü 3 ay boyunca bir kaç kez ‘hayatını kaybetti’ haberleri çıktıysa da o nqhastalıkığyıla mücadelesine de yılmadan devam ediyor ve doktorların söylediğine göre yaşlı ve yorgun bedeni tedavilere cevap veriyor.


31


Kabilesindeki büyüklerinin kendisine taktığı ismiyle Madiba’nın ağlığına bir an önce kavuşmasını dileyerek, dillere destam yaşam mücadelesine bir göz atalım. İnsan, bu yaşam öyküsüne ve Mandela’nın yaptıklarına şöyle bir bakınca kendini gerçekten mahçup hissediyor. Hayatımızda şikayetçi olduğumuz konular, gündelik hayatın stresli yönleri, Mandela’nın yaşadıklarının yanında ne kadar anlamsız!…. Asıl adı Rolihlahla Mandela. Nelson adı, kolonyalist adete göre okulda öğretmeni tarafından verilmiş. Güney Afrika’nın güney doğu bölgesinde yaşayan Xhosa etnik grubundan, kraliyet soyundan geliyor. Ancak, merkezi hükümetin topraklarına el koymasıyla aile, Rolihlahla daha küçük yaştayken göçe zorlanmış. Varlıklarını kaybeden ailesiyle zorlu bir dönem geçiren Mandela, her şeye rağmen ailenin eğitim gören tek bireyi olmayı başarmış. Hayallerinin peşinden giderek, Siyahların kabul olduğu tek üniversite olan Fort Hare’in hukuk bölümüne giren Nelson Mandela’nın, ülkesinin Afrikaner geçmişi ile burada tanıştığını ve milliyetçiliği öğrendiğini biliyoruz. Komünist partinin söylemlerinden tatmin olmadığını; sömürgeciliğe ve baskıya karşı kendisi için bir idol olan Gandhi’nin şiddetsiz direnişini benimsediğini de…

32

Mandela, dönemin başbakanı Smuts’a ve Beyaz Güney Afrikalılara karşı olan bir grup sayesinde 1944’te Afrika Ulusal Konseyiyle tanıştı. Üniversite arkadaşları aracılığıyla üyesi olduğu Afrika Ulusal Konseyi’nin, sosyal ayrımcılığa, ırkçılığa ve şiddete karşı başlattığı barışçıl direniş daha sonra silahlı direnişe dönüşünce polis tarafından yakalandı, ömür boyu hapis cezasına mahkum olarak 1963’te cezaevine girdi. Devlet onu


33


teröristlikle suçladı ama o ırk ayrımına karşı mücadele eden Afrikalı siyahların direnişinin sembolü oldu. Dünyanın en ünlü mahkumu olarak 27 yıl boyunca kaldığı cezaevinden 1990 yılında dönemin Devlet Başkanı de Klerk tarafından affedilerek çıktı. 1994’te Güney Afrika tarihin ilk özgür seçimlerini kazanarak 46 yıllık apartheid rejimine son verdi. ApartheId yılları

34

1948 seçimlerinde Güney Afrika’nın Hollanda kökenli toplumu tarafından oluşturulan Ulusal Parti’nin seçimlerdeki beklenmedik zaferi, yürürlükte olan ve

siyahların bir çok yasal hakkını ellerinden alan ırkçı yasaların yeni bir politik atılımla daha da sertleşmesine ve genişlemesine neden oldu. Dört yıl sonra, Afrika Ulusal Konseyi ANC’nin başkan yardımcılığına gelen Nelson Mandela ‘Sivil İtaatsizlik’ kampanyasını başlatacaktı. Grevler ve gösterilerle desteklenen sivil itaatsizlik ülkede tansiyonun yükselmesine neden olurken, 1960’da gerçekleşen ve 70 kişinin hayatını kaybettiği Sharpeville katliamı, ANC’yi radikalleşerek yeni bir yol izlemeye, silahlı mücadele başlatmaya itti. Zamanını, hükümet binalarına sabotaj planlarına ve gerilla organizasyonuna ayıran Mandela, eyleme geçiş sebebini şöyle açıkladı: “Geçmişte göstermiş olduğumuz


Birleşmiş Milletlerin baskıları ve, F.W. de Klerk’in açılımcı politikaları çözüm arayışı için umut ışığı oluşturmuştu. Nelson Mandela ve Frederik Willem de Klerk, üç yıl sonra, barış, özgürlük ve apartheid’in kalkması adına attıkları adımlarla1993’te Nobel Barış Ödülü’ne layik görüldüler. Mandela, bir yıl sonra düzenlenen ülke tarihinin ilk özgür seçimlerinden galip çıktı ve Güney Afrika’nın birinci Cumhurbaşkanı oldu. Mandela’nın seçilmesi kuşkusuz ki herkes için tarihi bir andı. Hayatı boyunca, hiç yılmadan vermiş olduğu mücadele 46 yıllık apartheid rejimini yıkarken, hayattan alınan büyük bir rövanş niteliği de taşıyordu. Uluslararası kamuoyu tarafından coşkuyla alkışlanan Mandela’nın yemin törenine Al Gore ve Fidel Castro gibi isimler de katıldı. Mandela, Cumhurbaşkanlığı döneminde olduğu kadar sonrasında da eşitsizliklere, sefalete, susuzluğa ve AIDS’e karşı mücadelesini devam ettirdi.

şiddetsiz direniş, baskıcı rejimin sertleşmesine, devlet ve polis terörüne engel olamadı. Bu eylemler elimizdeki son çare…” 1962’de CIA’nın verdiği teknik destekle polis tarafından yakalandı; komünist ve terörist etiketiyle müebbet hapse mahkum edildi. Örnek bir dünya vatandaşı

35

Nelson Mandela 1990 yılında F.W. de Klerk tarafından affedilerek özgürüğüne kavuştuğunda, direnişin ve mücadelenin uluslarası kamuoyunda sembolü haline gelmiş 70 yaşında bir adamdı. Aradan geçen 27 yılda, fazla yol katedilememiş olsa da

Bugün 95 yaşında ve artık Gandhi kadar büyük bir kişilik. Herkes için “şiddetsiz direniş”in bir sembolü. Obama’nın sözleriyle “Bize imkansızın başarılabileceğini gösteren adam”, Ban Ki-mun için “örnek bir dünya vatandaşı” ve “Birleşmiş Milletlerin savunduğu değerlerin yaşayan en büyük örneği”. Bazıları için ise “Dünyamızdaki en önemli insan”. Ama onu en iyi anlatan kuşkusuz ki kendi sözleri: “Hayatım boyunca kendimi Afrika halkının mücadelesine adadım. Beyazların egemenliğine karşı savaştım. Siyahların egemenliğine karşı savaştım. İnsanların aynı imkanlara sahip olduğu ve kardeşce yaşadığı, özgür ve demokratik bir toplumun hayalini kurdum. Bu ideal, yaşamayı ve gerçekleştirmeyi umduğum idealdir. Gerekirse, uğurunda ölmeye hazır olduğum bir idealdir”.


Haftaya görüşürüz:)

29 // EYLÜL’13

zete


Haftasonu I 29 eylul 2013