Issuu on Google+

19 // OCAK’14

zete


Editรถr: Cem GELGรœN


// 01. CHRIS JAGGER: KARDEŞİM MICK // 02. PLAK KAPAKLARINDAN NEŞELİ KOLAJLAR // 03. YANLIŞ BİLDİĞİMİZ 10 BİLİMSEL GERÇEK // 04. BOY GEORGE HER ZAMANKİNDEN DAHA MUTLU // 05. AMERİKA KUTUP SOĞUĞUNA TESLİM // 06. HACKERLER SAF DEĞİŞTİRİYOR


01.

ChrIs Jagger: Kardeşim MIck


1973’de çıkardığı ilk albümün adı herşeyi özetlemeye yetiyor: “You Know The Name But Not The Face”. “Adını biliyorsunuz ama suratını hayır” olarak çevirebileceğimiz albüm, Mick Jagger’ın küçük kardeşi Chris Jagger’a ait. O günden bu yana, kırk yıla dokuz albüm sığdıran Chris Jagger, her zaman abisinin gölgesinde kalsa da bundan hiç bir zaman şikayetçi olmamış. Yeni albümü Concertina Jack’te kendisine Mick Jagger eşlik ediyor. Chris Jagger VSD’nin sorularını yanıtladı. Kırk yılda dokuz albüm… Bu bütün bir hayatı doldurmaya yetecek bir şey değil herhalde. Geri kalan zamanda neler yaptınız? Çok seyahat ettim ve bir dönem Hindistan’da yaşadım. Bir ara gazetecilik yaptım, başka bir zaman da taksicilik. Sanırım en nefret ettiğim işim buydu. Ama turnelerime devam edebilmek için paranın bir şekilde gelmesi

gerekiyordu. Mick size para yardımında bulunmuyor muydu? Hmm… Hayatta her zaman bağımsız ve otonom olabilmek lazım diyelim. Bu sizi özgür kılıyor. Sizi dokuzuncu bir albüm yapmaya iten ne oldu? Grubum Atcha ölmek üzereydi. Önümüzde iki seçenek vardı, ya dağılacaktık ya da tekrar ciddi bir şekilde çalışacak ve bir şeyler üretecektik. Bana yardımcı olmak için, Mick bizi Fransa’daki şatosunda bulunan stüdyosuna çağırdı. Gerçekten muhteşem bir yer ve grup üzerinde oldukça pozitif bir etkisi oldu. Ve Mick Jagger iki şarkıda sizinle beraber söylüyor… Oradan ayrılmamızdan bir kaç gün önce Mick geldi. Yaptıklarımızı dinledi ve melodileri ve şarkıları çok beğendi. Gerçekten gurur duydum. Sizden beş yaş büyük, bir rock efsanesi abiyi yönetmek, direktifler vermek nasıl bir şey? Biliyor musunuz, abim oldukça profesyonel biri, onun için de gayet kolay oldu! (gülüyor) Eleştirilerden korkuyor muydunuz? Evet biraz çünkü bu bir aile albümü gibi bir şey. Concertina Jack, 1880 yılında ailesini ve 12 çocuğunu geride bırakarak Avustralya’ya giden bir yakınımızın ismi. Onun hikayesi çocukluğumuzda Mick’e ve bana çok


sık anlatılırdı. İsmi bile bir efsaneymiş gibi geliyor. Concertina Jack’in maceralarını bizi amcamız Horace anlatırdı. Ben de onu albüm kapağı için elinde bir concertinayla çizdim (Concertine, bir nevi akordeon). Concertina Jack, benim ve Mick’in çocukları için güzel bir hatıra olabilecek, bir aile albümü.

Belki yollarımız Avustralya’da kesişir. Belki Mick benim konserimde sahneye çıkar. Kim bilir… Şöhret, tek kardeşinizi sizden çaldı mı?

Bir akşam, Londra’nın batısında, Bull’s Head adlı bir barda çalıyordum. Mick, çocukları Yeni yıla nerede girdiniz? Mick’le bera- annelerine (Jerry Hall) bıraktıktan sonra beni izlemeye geldi. Geldiğinde ben sahneber miydiniz? deydim, yanıma geldi ve beraber bir kaç şarkı Hayır, ben ailemle Bristol’deki evimizdeydim. söyledik. İnsanlar çıldırmıştı, bir sürü fotoğMick ise Mosquito Adası’ndaki evindeydi. Bu raf çektiler. Haliyle bir gün sonra bütün basın sene oraya gitmeme kararı aldık çünkü herkes bundan bahsetti, sanki Tanrı gökten inmişti. bir araya gelince çok kişi oluyoruz ve durum işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sokakta rahat gezemiyoruz vesaire… Çok kısa sürede bir kabusa dönüşüyor. Peki yine de biraz olsun görüşebiliyor musunuz?

6

Mick, şubat ayında Rolling Stones’la turneye çıkıyor. Bir değişiklik olmazsa atamız Jack’in topraklarına, Avustralya’ya geliyor olmaları lazım. Benim de bir ara, albümün tanıtımı ve konserler için orada bulunmam gerekiyor.


Oysa kardeşiyle gayet normal ve doğal bir şey yapmıştı… Adı Mick Jagger olan bir kardeşe sahip olmak kolay olmasa gerek. 16 yaşındayken harika bir şeydi. Arkadaşlarımı bedavaya Stones konserlerine götürüyor, sahne arkasına geçiyor, Jimi Hendrix, John Lennon ya da Bob Dylan’la zaman geçiriyordum. Bu harika bir şeydi! Okulda en popüler çocuk bendim. Peki ya bugün?

7

Kendimi bundan soyutlamayı öğrendim. Çünkü öyle bir zaman geliyor ki, Mick Jagger’ın kardeşi olmak, var olmak için yetmiyor. Onunla aramızdaki farkı açmamak için kendimi aşmam gerekiyor. Tanıştığınız, iş yaptığınız insanların karşısında, inandırıcı olmanız ve iyi iş yapmanız gerekiyor. Ayrıca, hem egom için ve hem de kardeşimin imajını kirletmemek için bunu yapmam gerekiyordu.


02.

ChrIstIan Marclay, plaklardan kolaj yap覺yor

8


9

İsviçreli sanatçı Christian Marclay, oldukça mizah dolu yeni bir seriyle karşımıza çıkıyor. Kolaj tekniğinin de dahil olduğu bir çok farklı teknik kullanan sanatçı, işlerini New York’un ünlü modern sanat müzesi MoMa’da sergiliyor. Marclay bu sefer de farklı plak kapaklarını bir araya getirerek oluşturduğu kompozisyonlarla karşımızda. Michael Jackson’ın Off the Wall albüm kapağı bir anda iç çamaşırlı kadın vücuduna dönüşebiliyor, David Bowie jartiyer taşıyabiliyor ya da Jim Morisson bir bikini güzeli olabiliyor.


10


11


12


13


1. Evrim sadece kötüden iyiye doğru ilerler

Bu yanlış bir düşüncedir. Her ne kadar doğal seçilim, güçlü genlerin hayatta kalması için planlanmış olsa da evrim her zaman gelişim anlamına gelmiyor. İnsan beyninin gelişimi bizi böyle bir düşünceye itse de, her varlık, milyonlarca yıllık evrim sürecinde çevresinin etkisi altında kalıyor. Örneğin atalarımız, modern insana göre çok daha kuvvetli bir çene yapısına ve daha keskin dişlere sahipti. Bunun arkasında modern insanın değişen beslenme alışkanlıkları yatıyor. Diğer bir değişle, evrim insanoğlunun bundan milyonlarca yıl sonra daha akıllı, daha kuvvetli, daha sağlıklı, daha uzun ya da daha hızlı bir varlık olacağı anlamına gelmiyor.

03.

Yanlış bİldİğİmİz 10 bİlİmsel gerçek 2. Uzayda sık sık patlama olur

Hollywood bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz ve uzayda cereyan eden büyük patlamalar kesinlikle gerçek dışıdır. Unutmamak gerekir ki oksijen olmayan yerde ateş de olmaz çünkü oksijen ateşin birinci yakıtıdır. Bundan dolayı da dünyayı tehdit eden bir meteoru patlatırken, filmlerde gördüğümüz gibi dev ateş topları yükselmez. Hollywood’un bunu yapmasının neden filmi çok daha çekici kılmaktır.


3. Yere düşen yiyeceği hemen alırsan, yemek sakıncalı değildir Yerdeki organizmaların, düşen yiyeceğe yapışması zamanla ölçülebilecek bir şey değildir. Mikroplar, yiyeceğiniz yere düştüğü anda bulaşacağından, hızlı bir hamleyle yerden almakla, beş dakika bekletmek arasında bir fark yoktur. Ayrıca yerden aldığınız parçaya üfleyerek müdahale etmek de pek bir şey değiştirmeyecektir. Ancak unutulmamalıdır ki, bağışıklık sistemimizi güçlü kılan bu organizmalardır. Eğer yere düşen hamburgeriniz son parçası ise, onu mideye indirmek sizi hasta etmez.

4. Polaris (Kuzey yıldızı) kuzey yarım küredeki en parlak yıldızdır

Halk arasında, gökyüzünde en parlak görünen yıldız, “Kuzey yıldızı” olarak adlandırdığımız Polaris olsa da, aslında en parlak yıldız Siriüs’tür. Küçük Ayı takımyıldızında olan Polaris ise en parlak yıldızlar listesinde 50. sırada geliyor. Polaris’in özelliği, karanlık gecelerde ya da ışık kirliliği olan şehirlerde bile kolayca bulabileceğiniz, denizcilerin yüzyıllarca kullandığı yıldız oluşudur.

5. Ayın karanlık yüzü Ayın karanlık yüzü yoktur, göremediğiz yüzü vardır. Pink Floyd’un Dark Side Of The Moon - Ayın karanlık yüzü adlı albümü kulağa oldukça gizemll gelse de, bu maalesef gerçeği yansıtmıyor. Gezegenimizin, ay üzerindeki çekim gücü, çok daha düşük bir kütleye sahip uydumuzun kendi etrafında dönmesini engelleyerek, tek bir yüzünün dünyaya dönük olmasına neden oluyor. Her ne kadar güneş ayın her köşesini eşit şekilde aydınlatsa da, biz bulunduğumuz yerden uydumuzun arka yüzünü hiç bir zaman görme şansına sahip olamayacağız.


6. Beyin hücreleri yenilenemez, ölen hücrelerin yerine yenisi gelmez Bu yanılgının sebebi, tıp dünyasının bile kısa bir süre öncesine kadar bu yönde görüş bildirmesiydi. Ancak 1998 yılında yapılan araştırmalar, yetişkin bir insan beyninin yeni hücreler üretebileceğini gösterdi. Yıllar boyunca, zarar görmüş nöronların yenilenmediği düşünülürken, araştırmalar hafıza ve öğrenme merkezimizin yeni hücre üretebildiğini kanıtladı. Buluşlar, özellikle Alzheimer hastalarının tedavileri için büyük önem taşıyor.

7. Yüksek bir binanın tepesinden attığınız madeni para, aşağıdan geçen birini öldürebilir

Yaygın olan düşünce yüksekten kafamıza düşecek bir bozuk paranın bizi öldürebileceği yönündedir. İçiniz rahat olsun böyle bir şeyin gerçekleşmesi mümkün değil. Madeni paranızı Empire State Building’in tepesinden de atsanız, paranın aerodinamiği onu ölümcül bir silah olmaktan alıkoyacaktır. Başınıza gelebilecek en kötü şey, kafanızda oluşacak küçük bir yarık olacaktır.

9. Yıldırım iki kere aynı yere düşmez Bir dahaki sefere şimşeklerin çaktığı, yıldırımların düştüğü bir ortamda bulunursanız, “zaten buraya düştü” diye ortalıklarda gezmemenizi tavsiye ediyoruz. Yıldırım, gayet doğal bir şekilde aynı yere bir çok kez düşebilir ve bu oldukça sık rastlanan bir şeydir. Yıldırım, düştüğü yerde, en yüksek ya da en iletken yapıyı arar, bu bir ağaç, kule ya da binanın paratoneri olabilir. Açık alanlarda ise, en yüksek nesneyi bir kaç kez vurabilir. Amerikalı bilimadamları Empire State Building’e yılda ortalama 25 ila 30 kez yıldırım düştüğünü belirtiyor.


9. Meteorlar atmosfere girdiğinde sürtünmeden dolayı yanar

Meteorların ısınmasına neden olan şey sürtünme değil, meteorun önündeki havayı sıkıştırmasıdır. Meteorun kütlesinin ve hızının yarattığı basınç havanın bir anda ısınmasına neden olarak, kayanın parlamasına ve yanmasına neden oluyor. Ayrıca, binlerce derecelik, düştüğü yeri yakan meteor efsanesini de bir kenara bırakmak gerek. Meteorlar uzaydan geldikleri için ve uzayın sıcaklığı, daha doğrusu soğukluğu diyelim, -170 ila -250 derece olduğu için, atmosfere giren meteorun sadece dış yüzeyi ısınır, gerisi ise oldukça soğuk kalır. Bundan dolayı da düştüğü yeri yakan meteor gerçek değildir. Hatta bilim adamları yeni düşmüş bir meteorun üzerinde kırağı gözlendiğini söylüyorlar.

10. Uzayda yer çekimi yoktur

17

Uzayda yer çekimi yoktur gibi bir düşünce yaygın olsa da bu tam anlamıyla gerçeği yansıtmamaktadır. Uzaydaki her nesne, bir diğeriyle etkileşime geçer ve içinde yaşadığımız kusursuz denge, gezegenlerin, yıldızların, kara deliklerin çekim güçleri ve kütleleriyle ortaya çıkar. Uzun lafın kısası uzay boşluğunda süzüldüğünüzü düşünseniz de aslında her zaman bir nesne tarafından kendisine doğru çekiliyorsunuzdur. Bir uydu yörüngeye oturtulduğunda, atmosferin dışında olsa bile sürekli dünyaya doğru düşmektedir. Uydunun hızı, yer çekimiyle eşitlenerek, uydunun dünyaya çakılmadan, ya da uzay boşluğunda kaybolmadan sabit bir yörüngede dönmesini sağlar.


04.

Boy George, her zamankİnden daha mutlu


1980’lerin pop kültürünün “renkli” simalarından, Culture Club’ın solisti Boy George, yaşadığı iniş çıkışların ve zorlu yılların ardından “This Is What I Do” adlı yeni bir albümle geri döndü. Uzun yıllar yargıyla ve uyuşturucuyla yaşadığı sorunları geride bırakmışa benzeyen Boy George, bugün kendisini çok daha iyi hissettiğini söylüyor. Paris Match’ın sorularını yanıtlayan İngiliz şarkıcı, Culture Club’ın tekrardan bir araya gelmesiyle ilgili de ipuçları veriyor.

ilişki yaşayabiliyordum… Kendimi kurban yerine koymayı bıraktım. Şikayet etmeyi seven biriydim. “Drama Queen”, bana tam anlamıyla uyan bir tanımlamaydı. Yeni albümüm yaşadığım değişimi, evrimi anlatıyor. Bugün çok daha gerçekçi ilişkiler yaşıyorum. Erkeklerin problemi yavaş olgunlaşıyor olmamızdır. 2009 yılında, kötü biten bir hikayeden dolayı dört ay hapis yatmak zorunda kaldınız. Birini alıkoymuştunuz…

Yeni albümünüz aşk ilişkilerinin zorluğundan bahsediyor. Neden bu temayı Bu bir aşk hikayesi değildi ve pek de bahsetmek istemiyorum açıkcası. Bir tek şunu seçtiniz? söyleyebilirim: kendinizi mahkemede bulÇoğu zaman garip ilişkelerin içinde bul- duğunuz an, unutulan ilk şey yaşanılan dum kendimi. Anneme bazı sevgililerimi gerçekler oluyor ve herkes kendi versiyonuna takdim ettiğimde sanki bir felaket yaşa- sahip oluyor. O gün yaşanılanlar bugün nacakmış gibi tepki veriyordu ama bir olduğum kişiyle bağdaşmıyor. Sanki başka bakıyordunuz o kişiyle uzun ve dengeli bir birinin hayatıymış gibi geliyor. Yaşadığım


olayı, Bart Simpson yaşamış olabilir mesela. Eski fotoğraflarınıza baktığınızda aklınızdan neler geçiyor? Özellikle de görüşünüz hakkında… Bu zor bir soru. Fotoğraftaki makyajımı görüp kahkahayı basabilirim ya da o zamanlara geri dönüp yaşamakta olduğum güvensizliği tekrar hissedebilirim. Kendimle barışık biri değildim. Nostaljiye dayanamıyorum. Ama bazen de çelişkili bir şekilde kendimi güzel bulduğum da olabilir! Herhalükarda geçmiş geçmişte kaldı ve ben bugün kendimi daha

21

iyi hissediyorum. Hayatıma şöyle bir baktığımda, nasıl hayatta kalabildiğimi merak ediyorum. Bugün, 52 yaşımda, çok daha enteresan biriyim. Düşünüyorum, okuyorum, dinliyorum ve kendimi herşeyin merkezine koymuyorum. Ne olursa olsun, 1980’lerde, spotların aydınlattığı bir popstar olmuş olmak keyif verici bir şey olsa gerek. Bir iki yıl boyunca güzeldi ama kısa sürede özel hayatıma, gizliliğe ne denli bağlı olduğumu anladım. Altı yıl önce, uzun


yıllardır yaşamadığım bir şey tekrar yaşamaya başladım. Artık kendimi bir birey gibi hissediyorum, bir karakter, bir kişilik değil. Neden? Çünkü artık kafam ayık. Alkol, uyuşturucu, sigara, herşeyi bıraktım. Bir tek cinselliği bırakmadım. Öyle durumlara düşüyordum ki ne yaptığımı bilmiyordum… Artık temizlendim ve iyi bir DJ olduğumu düşünüyorum. Bu kararı nasıl aldınız? Artık kendimin bir gölgesi haline gelmiştim. Fizik olarak rezil bir durumdaydım ve çevrem gittikçe endişeleniyordu. Kendimi ele almam lazımdı. Bir zamanımı aldı ama oldu. Culture Club’ın yeniden bir araya geleceği konuşuluyor. Son durum nedir? Sene sonuna doğru olacak. Grup kötü bir şekilde dağılmıştı. Sonunda tekrar bir araya gelebilecek olmak, mirasımızı ele alıp, bir albüm yapacak olmamız harika bir şey. Takip edeceğimiz yolu beraber belirlememiz lazım, patron ben değilim. Grup içinde demokrasi ve anlayış lazım, birbirini dinlemek lazım. Tam da yirmi yıl önce yapamadığımız şeyler. 1980’lerde beraber olduğunuz grupların müzisyenleriyle görüşüyor musunuz? Hayır. Günümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?

22

Gerilediğimizi düşünüyorum. Belli bir muhafazakarlığa doğru dönüyoruz. Eski söyleşilerimi okuduğumda çok şaşırıyorum.

O gün söylediklerimi bugün aynı rahatlıkla söyleyemem. Ama bir çok ülkede gaylere evlilik hakkı tanınıyor… Evet. Ve bu bana oldukça muhafazakar geliyor! Zaten sağcı politikacıların buna neden karşı çıktıklarını anlayamıyorum, çünkü evlilik olabilecek en muhafazakar, en klasik şeydir! Oysa mutlu olmaları gerekirdi! Bu çok normal… Evlenen iki erkek, cahil kesimi sinirlendiriyor. Ben evliliğin bir aşk sembolü olabilmesi için mücadele ediyorum, daha az vergi ödeyeceğin bir nevi anlaşma olması için değil. Bugün rahat yaşıyor musunuz? Evet, Londra’da oturuyorum ve offshore


23

banka hesabım yok! Geçmiş işlerimde telif bırakıyorum. Greta Garbo dönemini yaşıyor. hakları geliyor, DJ olarak bir çok yerde sah- O harika bir insan. Bundan bir kaç sene önce neye çıkıyorum. Tabii ki kaşem hiç bir zaman New York’ta bir araya gelmiş, Rus filmlerinden, David Guetta’nın seviyesinde olmayacak ama sanat eserlerinden, hangi çayı sevdiğimizden konuşmuş harika bir vakit geçirmiştik… bu benim için önemli değil. Bazen idolünle tanışmak büyük bir hayal Size en çok ilham veren insanların kırıklığı olabilir, Bowie’yle kesinlikle öyle başında David Bowie geliyor. Son albü- olmadı. münü dinlediniz mi ve kendisini son Bir aktörlük kariyeri düşünmüş zamanlarda görme imkanınız oldu mu? müydünüz? Albümü tabii ki dinledim! Onun dünyadaki en büyük hayranıyım! (kolundaki Hayır, hiç aklımdan geçmedi. Yakından tanıBowie dövmesini gösteriyor) Benim kah- dığım yönetmen arkadaşım John Waters bir ramanlarım, Bowie, Marc Bolan, Divine… filminde rol teklif etmişti ama geri çevirmiştim. Bir karar almam gerektiğinde kendime Ben müziği, fotoğrafçılığı, DJ’lik yapmayı “Bowie nasıl yapardı?” diye sorardım. tercih ediyorum… Bir gün kötü adam rolü Zamanında telefonda konuşur, birbi- teklif ederlerse düşünebilirim. Şu ana kadar, rimize mailler atardık, son zamanlarda aşırı makyajlı travesti rolleri geldi! Nedense? cevap vermiyor. Ben de onu rahat (gülüyor)


05.

Amerİka kutup soğuĞUna teslİm oldu

24


Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da yaşayanlar, geçtiğimiz haftalarda son yılların en sert kış koşullarına mağruz kalarak, kelimenin tam anlamıyla buzul çağına geri döndüler. Yer yer -40 dereceye kadar inen termometre hayatı felç etti. New York’lular donan Hudson nehrini görmek için kendilerini dışarı atarken, en etkileyici kareler Göller bölgesinden gedi. Chicago şehrinin bulunduğu Michigan gölünü ziyaret eden Thomas Zakowski ve Joshua Nowicki, gördükleri manzarayı internet üzerinden paylaştılar.

25


26


27


28


29


30


31


06.

Hackerlar gizli servislere çalışıyor

32


Bir zamanlar devletlere ve büyük şirketlere korku salan hackerlar bugün artık saf değiştirerek, gizli servislerin, istihbarat teşkilatlarının ya da özel sektörün siber savaşa karşı mücadele veren askerleri haline geldi. Google ve Microsoft gibi teknoloji devleri, bugün artık “hacker” konferansları düzenleyerek en yetenekli beyinleri kendi taraflarına çekmeye çalışıyor. Sistem açıklarının 300.000 dolara alıcı bulduğu siber ağın gözle görülemeyen derinlikleri, siber savaşta her zaman bir adım önde olmaya çalışan devletlerin amansız mücadelesine sahne oluyor.

33

Google ve Microsoft gibi büyük şirketlerin yanı sıra Amerika, Rusya, Çin ve İsrail gibi ülkeler, son bir kaç yıldır büyük bir yarışa girmiş bulunuyor. Zamanında korsan ve haydut gibi görülen hackerlar bugün istihbarat teşkilatlarının üzerlerine titrediği, el üstünde

tutulan bilgisayar dehaları olarak görülüyor. Düşünce yapımızdaki değişiklik olmasa Google’ın Vancouver’da düzenlediği konferansta yaşananlar polisin korsanları göz altına almasıyla sonuçlanabilirdi… Vancouver’daki konferans sırasında, Fransız Vupen şirketinden bir grup hacker, dünyanın dört bir yanından gelen bilgisayarcıların gözleri önünde Google’ın uygulaması Chrome’un güvenlik kodlarını kırdığını göstermiş, Google’dan gelen 60.000 dolarlık teklifi ellerinin tersiyle geri çevirerek gövde gösterisi yapmıştı. Vupen’in kurucusu Chaouki Bekrar, “Bir milyon da verseler kabul etmem” diyerek çok daha büyük düşündüğünü gösteriyor. Katılımcılar arasında bazı kişiler göze çarpıyor. Gizli servislerin yolladığı tecrübeli bilgisayar mühendisleri, bir “headhunter” gibi davranarak, jargonlarında “White hats” (beyaz şapka)


olarak adlandırdıkları, devletlerle işbirliği yapmaya açık genç hackerları bulmaya çalışıyor. Kulislerde konuşulan rakamlar, Chaouli Bekrar’ı haklı çıkarır nitelikte. Ülkelerinin savunma bütçelerinden harcayarak büyük meblalar ödemeye hazır devletler ve istihbarat teşkilatları, hackerların çalışmalarını satın alarak siber cephaneliklerini genişletiyorlar. Örneğin Apple’in iOS işletim sistemindeki açıklar 180.000 dolara kadar alıcı bulabiliyor. Dedikodular bu rakamların 300.000 dolara kadar çıkabildiğini belirtiyor. Siber savaşın ilk kurbanı İran Dünya, ilk ciddi siber savaşla 2010 yılında tanıştı. İran’da 30.000 bilgisayara ve özellikle de Buşehr nükleer santralinin sistemine sızan Stuxnet virüsü, santrali kullanılmaz hale

34

getirmiş, İran’ın uranyum zenginleştirme programına darbe vurmuştu. Eski Beyaz Saray danışmanlarından Jason Healey için Stuxnet’in başarıları bir devrim niteliği taşıyor: “Stuxnet, belli bir algoritmayla çalışan ve insan müdahelesine gerek kalmadan bağımsız bir şekilde çalışan ilk siber silahtır”. İki yıllık bir araştırma, kimseyi şaşırtmayarak, siber saldırının Amerikan-İsrail işbirliğiyle yapılmı bir operasyon olduğu ortaya çıkarmıştı. Buna cevap olarak, İran’dan geldiği düşünülen bir saldırı Suudi petrol şirketi Aramco’nun sistemini çökertmişti. Saldırıları jeopolitik dengeler açısından tahmin etmek zor olmasa da hackerların izini bulmak neredeyse imkansıza yakın oluyor. Reuters haber ajansı, Beyaz Saray’da bulunan bir kaynağına dayanarak verdiği haberde, Amerika’nın siber saldırı tehditini, topraklarında gerçekleşecek


Hackerların bir bölümü devlet kurumlarıyla çalışmak istemiyor

150.000 dolar para ödülü teklif ediyor. Diğer bir bölümü ise devlet kurumlarının verdiği korumayı tercih ediyor. Fransız savunma sanayi için çalışan bilgisayar mühendisi Nicolas Ruff, devletlerin ve istihbarat teşkilatlarının elinde bulundurdukları imkanların neredeyse sınırsız olduğunu ve “meşruyla, meşru olmayanın arasındaki sınırın kalktığını” anlatıyor. Ruff, “Bize verilen emirler hükümetlerden ya da ordulardan gelmese, yaptığımız herşey yasadışı sayılırdı” diyor.

Geçtiğimiz yılın ortalarında, Amerikan savunma sanayi için çalışan ve faliyetleri sır gibi saklanan Darpa şirketi, Plan X olarak adlandırdığı projesinde hackerlara “siber savaşın organizasyonu için yeni teknolojiler” önerme çağrısında bulunmuştu. Vanity Fair dergisine göre, devlet ve savunma sanayinin önerdiği yüksek rakamlara rağmen bir çok hacker “kontr-kültürlerinin ve yaşam tarzlarının askeri yapıyla uyuşmayacağı” çekincesiyle özel sektörle çalışmayı tercih ediyor. Örneğin Microsoft gibi şirketler yarışmalar düzenleyerek, sistemlerindeki fayları keşfedenlere

Nicolas Ruff’un anlattıkları aklımıza Edward Snowden’ın ortaya çıkardığı dinleme skandallarını getiriyor. Snowden, NSA’in faliyetlerini gözler önüne sermiş, yasaları çiğneyen ise Amerika değil, kendisi olmuştu. İlk adımlarını şirketlerin sistemlerini çökerterek atan ve bundan dolayı 4 ay hapis yatan Nicolas Ruff gibi bir çok genç hacker, artık karanlıktan çıkarak hayatlarını özel sektör ve savunma sanayi için çalışarak kazanıyor. “Bu meslekte her zaman biri tarafından korunmanız lazım ve şu soruya cevap verebilmeniz lazım: Fırtınalı bir günde beni kim koruyacak?”.

terörist saldırılardan daha çok önemsediğini yazıyordu. 2011’de keşfedilen bir virüs, Çin’in iki yıldır Fransız ve Amerikalı enerji devlerini takip ettiğini ortaya çıkarmıştı. Amerikalı teknoloji devleri Çin’den gelen binlerce saldırı girişimine karşı gece gündüz çalıştıklarını açıklamışlardı.

35


Haftaya görüşürüz:)

19 // OCAK’14

zete


HAFTASONU 19 OCAK 2014