Page 1

7 HAZÝRAN 2008 ~ YIL: 4 ~ SAYI: 79 ~ HAFTALIK ~ FÝYATI 0,60 €

www.zamanhollanda.nl

“Þiir gibi bir akþamdý” RÖPORTAJ

Basri Doðan’ýn haberi 6. sayfada

Hz. Mevlana ve namaz anlayýþý-2

5 12

Sandra Roelofs: “Gürcistan’daki özel okullar, ülkemizin gururu”

20

Yaprak kýmýldasa ölüyoruz

28

Çizgi diliyle Esmaü’l-Hüsna...


ZAMAN

3

GÜNDEM

HOLLANDA

7 HAZÝRAN 2008

Koruma sayýsý azaltýlan Verdonk vatandaþlardan yardým istedi Hollanda’da Ayaan Hirsi Ali ve Geert Wilders’dan sonra þimdi de Rita Verdonk’un güvenliði tartýþma konusu oldu. Terörle Mücadele Ulusal Koordinasyon Merkezi (NCTb), oy oraný her geçen gün biraz daha artan Verdonk’a dönük tehdit algýlamasýnda deðiþiklik olduðu gerekçesiyle koruma sayýsýnýn azaltýldýðýný duyurdu. Liberal Parti’den ayrýldýktan sonra ‘Hollanda ile gurur duyuyorum’ (TON) adý altýnda siyasi bir hareket baþlatan Verdonk’un koruma sayýsýnýn 6’dan 2’ye düþürülmesi siyasi arenada tartýþma baþlattý. Verdonk, koruma sayýsýnýn azaltýlmasý üzerine güvenlik sorunu yaþadýðýný bahane edip toplantýlarýný iptal ederken, muhalefet partileri ise Adalet Bakanlýðý’ndan konuyla ilgili açýklama talebinde bulundu. Adalet Bakanlýðý’nýn koruma sayýsýnýn azaltýlmasýna dönük kararýný protesto eden Rita Verdonk, kendisine ait internet sitesinde yaptýðý açýklamada, baþkanlýðýný yaptýðý siyasi hareketin Hollanda’da ikinci büyük parti konumunda olduðunu ve buna raðmen tek kuruþ dahi devlet yardýmý almadýðýný dile getirerek, vatandaþlardan maddi yardým talebinde bulundu. Kendisini güvende hissetmediðini ve sürekli tehdit edildiðini de ileri süren Verdonk, vatandaþlarýn yapacaðý yardýmlarla güvenliðini saðlamayý düþündüðünü belirtti. Siyasal çalýþmalarý çerçevesinde daha önceden belirlenen bazý toplantýlarýný güvenlik endiþesiyle iptal ettiðini de kaydeden eski Entegrasyon Bakaný, yapýlan tasarrufu tuhaf sözleriyle deðerlendirdikten sonra: “Kendimi çok güçsüz hissediyorum. Bu yapýlan anlaþýlmaz ve sorumsuzca bir þey.” þeklinde konuþtu. Terörle Mücadele Ulusal Koordinasyon Merkezi, yapýlan yeni güvenlik analizinden sonra Ver-

Muldur Loodgietersbedrijf Her türlü kalorifer tessisatý, su tessisatý ve yeni kombi uygun fiyata yapýlýr. Tel: 0641528503 0643029839 muldur@orange.nl

KAMPANYA

299,-

85 parça 12 kiþilik

www.porseleinservies.nl Hemen adrese teslim

Tel.: +31 (0)618474283 Rita Verdonk donk’un koruma sayýsýnýn azaltýlmasýna karar verildiðini açýklarken, muhalefetteki Liberal Parti (VVD) ile Özgürlük Partisi (PVV) ise Adalet Bakaný Ernst Hirsch Ballin’den konuya açýklýk getirmesini istedi. Koruma sayýsýnýn azaltýlmasýnýn sebeplerini öðrenmek istediklerini

kaydeden iki parti de, gidiþatla ilgili detaylý bir bilgilendirme yapýlmasý gerektiðine iþaret ettiler. Verdonk’un eski lideri VVD Baþkaný Mark Rutte de, hükümetten açýklama yapýlmasýný talep edeceklerini söyledi. Yasin Yaðcý, Rotterdam

ZAMAN Daðýtým þikayetleriniz için (Klachten over bezorging)

010-2013747

Den Bosch’da bilgi yarýþmasý Hollanda Diyanet Vakfýna baðlý camiler tarafýndan organize edilen bilgi yarýþmasý çekiþmeli geçti. Den Bosch Orhan Gazi Camiinde yapýlan yarýþmaya Best, Boxtel, Eindhoven, Uden, Den Bosch, Weert, Veghel, Tegelen, Roermond, Oss ve Cuijk’daki HDV’ye baðlý camiler katýldý. Bilgi yarýþmasýnda dini konular ve genel kültürle ilgili sorular soruldu. Jüri baþkalýðýný Dongen Camii imamý Yakup Turhan yaptý. Diðer jüri üyeleri Breda Camii imamý Cemal Turan ve Ettenleur imamý Ahmet Bayhan’dan oluþtu. Bilgi yarýþmasýnda 30 sorudan 29 soruya doðru cevap veren ve Tegelen Sultan Ahmet Camii öðrencileri Bedirhan Öztürk, Esma Seyhan ve Furkan Doðan’dan oluþan grup birinciliði kazandý. Ýkinci Weert Orhan Gazi Camii, üçüncü ise Roermond Fatih Camii oldu. Birinci olan Tegelen Sultan Ahmet

Hollanda - Wekelijks Nieuws- en Opinieblad Baský adedi ( Oplage): 10.000

Haziran (Juni) 2008 - Nr.: 79

Sahibi ( Uitgever)

Time Media Group

Hang 4, 3011 GG Rotterdam

Tel.: 010-2013744

PB 21028, 3001 AA Rotterdam

Fax: 010-2013749

info@zamanhollanda.nl

www.zamanhollanda.nl

Müdür ( Directeur)

Alaattin Erdal

Genel Yayýn Yönetmeni ( Hoofdredacteur)

Yusuf Alan

Reklam Müdürü ( Advertenties) gsm: +31(0)6 41 362 995

Köksal Yazar yazar@zamanhollanda.nl

Haber merkezi ( Correspondenten) Basri Doðan-Amsterdam

dogan@zamanhollanda.nl

Yasin Yaðcý-Rotterdam

yagci@zamanhollanda.nl

Temsilciler ( Vertegenwoordigers) Asým S. Mecidhan-Deventer

Yarýþmada Tegelen Sultan Ahmet Camii öðrencileri birinci oldu.

mecidhan@zamanhollanda.nl

Fazlý Altýntaþ-Eindhoven

altintas@zamanhollanda.nl

Abdulmuttalip Demirci-Amsterdam

demirci@zamanhollanda.nl bolat@zamanhollanda.nl

Kemal Bolat-Noord-Holland

Camii’nin din görevlisi Ýrfan Türk, “Bu tür yarýþmalar halkýmýzýn bilinçlenmesi saðlamakta ve çocuklarýmýzýn da dinimize ilgisini artýrmaktadýr. Ödüller

çocuklarýmýz için teþvik edici oluyor. Bu yarýþmalar camilerdeki eðitim kalitesinin de yükselmesini saðlýyor.” dedi. Fazlý Altýntaþ, Tegelen

balban@zamanhollanda.nl

Mustafa Balban-Zuid-Holland Ayhan Güleç-Brabant

gulec@zamanhollanda.nl

Daðýtým þikayetleriniz için (Klachten over bezorging): 010-2013747 ISSN: 1871-4722


5

ZAMAN

Namazýn manasý Hz. mevlana’nýn sohbetlerinden meydana gelen Fihi Ma Fih adlý eserinde namaz’ýn manasýna ait sohbetinde þu hakikat pýrýltýlarýný sunmaktadýr: Birisi, “Allah’a namazdan daha yakýn yol var mýdýr?” diye sordu. Hz. Mevlana buyurdu ki: ‘’Gene namazdýr! Fakat namaz, yalnýz þu görünen þekil deðildir. Bu, namazýn kalýbýdýr; çünkü bu namazýn önü vardýr, sonu vardýr. Önü, sonu olan herþey kalýptýr; çünkü tekbir, namazýn önüdür, selâm namazýn sonu. Þehadet getirmek de yalnýz dille söylenen söz deðildir. Çünkü onun da önü vardýr, sonu var. Harfe, sese gelen her þeyin önü, sonu olur, o da görünüþtür, kalýptýr. Canýysa neliksiz-niteliksizdir, sonu yoktur; ne baþlangýcý vardýr, ne bitimi. Bu namazýyani böyle þümullü bir namazý- ancak Nebiler bulmuþlar ve kýlmýþlardýr. Þimdi þu gerçek namazý meydana çýkaran Peygamber : "Benim Allah ile bir vaktim olur ki o vakte ne þeriatla gönderilmiþ bir peygamber sýðabilir, ne de Allah’a en yakýn bulunan bir melek sýðar" buyuruyor. Þu halde bildik-anladýk ki namazýn caný, yalnýz þu görünen þekil deðildir; dalýþtýr, kendinden geçiþtir; þu halde bütün þekiller dýþarýda kalýr, oraya sýðamaz. Katýksýz, sýrf mana olan Cebrail bile oraya sýðmaz. (Fihi ma fih3.fasýl) Böyle namazý namaz saymam Hz. Mevlana aþk ile coþup Yar ile buluþunca kýldýðý namazýn O’nun için ne manaya geldiðini Divan-ý Kebir’deki gazellerinden birinde þöyle terennüm eder: Allah'ým! Namazda gönlümü tam manasýyla. sana veremezsem, ben bu namazý namaz saymam! Ben, yüzümü Sen'in aþkýndan ötürü kýbleye çevirdim! Yoksa, bana Sen'siz usanç veren namazý ve kýbleyi ben ne yapayým? Ben, bu riyalý namazdan öyle utanýyorum ki, utancýmdan gönlüme inemiyo-

Hz. Mevlana ve namaz anlayýþý rum, Sen'i bulamýyorum! Aslýnda, gerçekten namaz kýlanýn melek sýfatlý, melek huylu olmasý gerekir. Halbuki ben, hala nefse uymuþ yýrtýcý canavar huyundayým.

2.

En kötü hýrsýzlýk namaz hýrsýzlýðýdýr "Ey Hak tâlibi can! Önce ambara giren fâreden kurtulma çaresini ara, ondan sonra buðday toplamaya çalýþ. Büyüklerin büyüðü olan, gönüllere gönül kesilen sevgili peygamberimizin; "Namaz ancak kalp huzuru ile tamam olur." hadisini hatýrla da nefisten ve þeytandan kurtulmak için kalp huzuru ile namaza baþla. Eðer ambarýmýzda, hýrsýz bir fâre bulunmasaydý, kýrk yýllýk ibâdet buðdayý nereye giderdi? Her gün azar azar da olsa, candan ve sevgi ile sâdýkâne yapýlan ibâdetlerden, iyiliklerden hâsýl olan iç rahatlýðý ve huzur neden gönlümüzde hissedilmiyor? Çakmak demirinden bir çok kývýlcým sýçradý. Ýlâhî aþkla yanan gönül onlarý çekti aldý. Fakat karanlýkta gizli bir hýrsýz var. Kývýlcýmlarý söndürmek için üstlerine parmak basýyor. Dünyada mânevî bir çerað uyanmasýn diye, o karanlýktaki hýrsýz, kývýlcýmlarý söndürüyor. Allah'ým, senin inâyetin, merhametin bizimle beraber oldukça, þeytandan, o alçak hýrsýzdan (nefs-i emmâre) ne korkumuz olur? Sen, bizimle berâber olup, bizi korudukça, ayak altýnda yüz binlerce tuzak olsa da önemi yoktur." Eli boþ gidilmez gidilen yere! Hz. Mevlâna, Allâh'ýn huzûruna boþ çýkmamak gerektiðini, geceleri yarýn için hazýrlýk yaparak geçirmek gerektiðini ne güzel ifâde eder: "Dostlarýn yanýna eli boþ gelmek, deðirmene buðdaysýz gitmeye benzer. Cenab-ý Hakk, mahþer gününde, halka; "Kýyamet günü için ne armaðan getirdiniz?" diye soracak. Sizi ilk yarattýðýmýzda olduðu gibi, eli boþ, azýksýz olarak, tek baþýnýza muhtaç bir halde geldiniz." diye buyuracak. "Haydi söyleyin kýyamet günü için, armaðan olarak ne getirdiniz?" Yoksa, sizde dünyadan ahirete dönmek ve Allah'ýn huzuruna çýkmak ümidi yok mu idi? Kur'an'ýn kýyamet hakkýndaki haberi, size boþ mu görünmüþtü? Kýyamet gününü inkar etmiyorsan, o dostun kapýsýna böyle eli boþ olarak nasýl ayak atýyorsun? Azýcýk olsun, uykuyu, yemeyi içmeyi býrak da Hakk'la buluþacaðýn zaman için bir armaðan hazýrla... Ey Hakk âþýký, geceleri az uyuyanlardan, seher vakitleri günahlarýnýn baðýþlanmasýný isteyenlerden ol. Ana rahmindeki çocuk gibi azýcýk oyna, kýmýlda da sana, nûr gören duygular baðýþlasýnlar. Ana rahmine benzeyen, þu sýkýntýlý, kasvetli, kederlerle dolu dünyadan dýþarý çýkarsan, yer yüzünden daha geniþ, daha ferah bir âleme çýkmýþ olursun. "Allah'ýn yarattýðý yeryüzü geniþtir. Kulluk, ibadet edilecek yerleri çoktur." demiþlerdir ya, iþte o geniþ yer, peygamberlerin gitmiþ olduklarý yerdir; mânâ âlemidir. O geniþ sahada, gönül daralmaz. Yaþ aðacýn dalý orada kurumaz."

bölüm

D

uanýn kabul þartlarýndan biride dua eden kimsenin herkesten ve her þeyden ümidini kesip isteklerini sadece Allah tan istemesidir. Zira Kur’an’da Allah cc. beyan buyuruyor ki : ‘’O’dur ki insanlar artýk ümitlerini kestikten sonra yaðmur indirir, rahmetini her tarafa yayar. O, gerçek dost ve hâmidir, bütün övgülere ve hamdlere lâyýktýr. (Þura : 28) Namazda Allah ýn iltifatýna alýþmýþýmdýr. Namaz gözümün nurudur, sözünün manasý da budur. Bu beytte de ‘’Namaz gözümün nurudur’’ hadis-i þerifi izah edilmektedir. Yine Hz. Mevlana dinin ruhu olan Tevhid ve onu n ruhu olan namaza iþaretle þöyle der: "Ben namazda Rabbim'e yönelirim; O'nun iltifatýna alýþmýþýmdýr. 'Namaz gözümün nûrudur.' sýrrý zuhur eder; gözlerim nûrlanýr, içim açýlýr. Namazda, içimde duyduðum rahatlýktan, mânevî zevkten ötürü rûhumun penceresi açýlýr da, oradan vasýtasýz olarak Allâh'tan haberler gelir, ilham gelir. Allâh'ýn ilhamý, feyz yaðmuru, rahmeti, nûru, ezeldeki kaynaðýmdan ve hakîkatimden gelir, penceremden evime girer. Penceresi olmayan bir ev cehennem gibidir. Ey kul, dinin aslý manevi bir pencere açmak ve oradan tevhid ve hidayet ýþýðý olarak kalbi aydýnlatmaktadýr.

HOLLANDA

Bir emir ile namaza düþkün olan kölesinin ibretli dersi!

Hz. Mevlana bir çok hakikatlari misallerle anlattýðý gibi namaz kýlmayan birisine de efendi köle misalini getirerek namaz kýlmayanlara yine Mesnevi’de ibretli bir ders vermektedir, þöyle ki : Bir emir, seher vakti hamama gitme lüzumunu duydu ve kölesine “ Sungur uyan, baþýný kaldýr. Hamam tasýný, peþtamalý, havluyu, kili, Altýn isimli cariyeden al da hamama gidelim, haydi” diye seslendi. Sungur, hamam tasýyla iyi bir peþtamal ve havlu aldý. Beraberce yola düþtüler. Yolda bir mescit vardý. Ezanda okunmaktaydý. Sungur ezan sesini duydu.Namaza pek düþkündü. Dedi ki: “ Ey kuluna iltifatlarda, ihsanlarda bulunan beyim,Sen þu dükkanda birazcýk otur da, ben de mescide gireyim, farzý eda edip, (Lemyekün) suresini okuyayým.” Bey, dükkânda oturdu. Ýmamla cemaat namazý kýlýp camiden çýktýlar.Sungur kuþluk çaðýna kadar içerde kaldý. Bey, bir müddet bekledi. Sonra içeriye seslendi: -“Sungur, neye dýþarý çýkmýyorsun?” diye seslendi. Sungur, içerden “ Efendim, koyuvermiyorlar. Birazcýk daha sabret, þimdi geliyorum. Beni beklemekte olduðunu biliyorum, unutmadým” dedi.

YORUM

7 HAZÝRAN 2008

Bey, tam yedi kere seslendi, bekledi, bekledi, seslendi. Nihayet Sungur’un bu cilvesinden usandý, âciz kaldý, sabrý tükendi. Sungur, beyin her sesleniþinde “Efendim, dýþarý çýkacaðým ama daha koyuvermiyorlar” diyordu. Bey “Yahu, mescitte kimse kalmadý koyuvermeyen kim, seni orada kim tutuyor?” diye baðýrdý. Sungur dedi ki: “Seni dýþardan içeriye sokmayan yok mu? Ýþte beni de içerden dýþarýya çýkarmayan o.Sana içeri girmeye izin vermeyen, benim de dýþarý çýkmama mâni olmakta. Senin bu tarafa adým atmana müsaade etmeyen benim de dýþarýya adým atmama mâni oluyor!” Balýklarý karaya çýkarmayan deniz, karadakileri de denize sokmamakta. Balýðýn aslý sudan, öbür hayvanlarýn aslý topraktan. Bu iþte hile ve düzene baþvurmanýn, tedbirlere giriþmenin faydasý yok ki! Kaza namýyla büyük bir kilit vardýr ki onu açan Allah. Binaenaleyh teslimiyete yapýþ, rýzaya sarýl! Kainatýn her zerresi anahtar olsa kaza kilidini Allah dan baþka açan olmaz. Esaret ve hürriyet nasýl anlaþýlmýþ? Hürriyet Allah’a kulluktur. Hür insan, Allah’a kul olandýr. Nefsin ve þeytanýn arzularý istikametinde hareket, yaradýlýþ gayesine ters düþmektir. Nefsin perdelerini aralayýp veya ortadan kaldýrýp Hakk’a vuslattýr kulluk, O’nun huzurunda olmaktýr. O’nsuz olan anlar köleliktir. BASÝRET VE VERASET her insanda vardýr. Önemli olan ibret nazarýyla bakabilmek ve anlatýlan hakikatlerden ders çýkarýp kendi kar ve zarar hesabýný yapabilmektir. Ders alanlara ne mutlu!


GÜNDEM

ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

6

HOLLANDA

“Þiir gibi bir akþamdý” Senatör Düzgün Yýldýrým: “Biz yýllardýr Avrupa ülkelerinde din, dil ýrk ve din düþmanlýðýný körükleyenlerle karþý karþýyayýz. Bu olimpiyatlarda ise insanlar sevgi ve dayanýþma çemberi içindeler. Ýþte bu unsur, bizi birbirimize baðlayacak. Bu, kini ve nefreti ortadan kaldýracak. Sevginin güçlendiði yerde barýþa her zaman yer vardýr.”

Ali Saraç

Burhanettin Carlak BASRÝ DOÐAN

ÝSTANBUL-AMSTERDAM

6. Uluslararasý Türkçe Olimpiyatlarý, Ýstanbul’da düzenlenen muhteþem bir final ve ödül töreniyle sona erdi. 110 ülkeden 550 öðrencinin Türkçede buluþtuðu olimpiyatlar, Türkiye’nin gurur tablosunu oluþturdu. Hollanda’dan siyasetçi, iþadamý, þair ve yazarlar bu anlamlý törene katýldý. Zaanstad Belediye Meclisi Üyesi Songül Mutluer, Amsterdam Belediye Meclisi Üyesi Derya Kaplan, Mierlo Belediye Meclisi Üyesi Ali Saraç, siyasetçi ve sendikacý Osman Elmacý, senatör Düzgün Yýldýrým, þair, yazar ve televizyon programý yapýmcýsý Yavuz Nüfel, NIO program yapýmcýsý Burhanettin Carlak ve Zwolle Adliyesinden Mustafa Yýldýrým, programa hayran kaldýklarýný belirtti. 6. Uluslararasý Türkçe Olimpiyatla-

rý’na Hollanda’dan katýlan Ceyda Doludizgin, Ana Dil Türkçe Þiir Yarýþmasý'nda ve Furkan Güngören, Ana Dil Þarký Yarýþmasý'nda mansiyon ödülü aldý. Hollanda’da uzun yýllar farklý sivil toplum kuruluþlarýnda görev yapan Cengiz Özdemir, töreni seyrederken çok gururlandýðýný ve heyecanlandýðý söyledi. Özdemir, “Daha önceki Türkçe Olimpiyatlarýnda da ayný heyecaný duydum. Bu sevgi okullarýnýn çalýþmalarýný da bizatihi yerinde gördüm. Türkçemizin bu kadar çok ülkede konuþulmasý bizleri gerçekten gururlandýrdý. Bu hizmete gönül veren, bu giriþimlerin baþlamasýna vesile olan

Fethullah Gülen baþta olmak üzere herkese müteþekkirim.” CDA Amsterdam Belediye Meclisi eski üyesi ve iþadamý Deniz Balak, programýn olaðanüstü olduðunu söyledi. Balak, “Farklý kýtalardan, farklý ýrklardan insanlar burada tek vücut oldular. Hepsinin tek amacý Türkçeyi en iyi þekilde kullanmaktý ve bunu da baþardýlar.” dedi. Mierlo Belediye Meclis Üyesi, PvdA mensubu Ali Saraç, bir Türk olarak göðsünün kabardýðýný ifade etti. Saraç, “Gerçekten son derece güzel bir gece oldu. O kadar mutlu olduk ki bunu kelimelerle anlatmak mümkün deðil. Duygulandýðýmýz anlar oldu. Mutlu olduðumuz anlar oldu. Türkiye için, Ýstanbul için çok güzel bir gece oldu. Türkçe’nin bir dünya dili olma safhasýna geldiðini görüyoruz. Çok güzel adýmlar atýlýyor. Bu vefakar öðretmenlere þükranlarýmý iletiyorum.” dedi. NIO televizyon programý yapýmcýsý Burhanettin Carlak, bu olimpiyatýn Türk milletinin gerçek evlatlarýnýn yazdýðý bir destan olduðunu söyledi. Carlak, “ Mevlana diyor ki ayný dili konuþan insanlardan ziyade ayný hissi paylaþan insanlar daha iyi anlaþýrlar. Tüm insanlarýn onur ve gurur duyacaðý bir gündü. Bizim kültür coðrafyamýz yalnýz Türkiye ile sýnýrlý deðil. Türkler, Türkiye’ye sýkýþtýrýlmayacak kadar geniþ. Bizim sevgimiz ve kültür dünyamýz, bütün dünyaya hitap ediyor. Bayram gibi bir gün yaþadýk. Umudumuz arttý. Emeði geçenleri tebrik ediyorum.” þeklinde konuþtu. PvdA mensubu, Amsterdam Büyükþehir Belediye Meclisi Üyesi Derya Kaplan, Türkçenin dünya dili olmasý

yolunda en somut ve gerçekçi adýmlarýn bu olimpiyatlarda atýldýðýný söyledi. Kaplan, “Aslýnda olayýn en güzel yönü Türkiye’nin 110 ülkeye ev sahipliði yapmasý ve 550 çocuðun burada yer almasýdýr. Bir ara göz yaþlarýmý tutamadým. Çocuklarýmýz o kadar güzel söyledi ki duygulanmamak elde deðildi.” þeklinde duygularýný dile getirdi. Senatör ve Solidara partisinin baþkaný olan Düzgün Yýldýrým, hayatýnda ilk defa böyle bir etkinliðe katýlmaktan onur duyduðunu söyledi. Yýldýrým, “Beni çok etkileyen, çeþitli renkte insanlarýn bir arada olmasý. Siyah, beyaz, sarý ve çekik gözlü insanlarýn kardeþçe, ayný ortamda buluþturulmalarý muhteþemdi. Bu beni çok etkiledi. Biz yýllardýr Avrupa ülkelerinde din, dil ýrk ve din düþmanlýðýný körükleyenlerle karþý karþýyayýz. Bu olimpiyatlarda ise insanlar sevgi ve dayanýþma çemberi içindeler. Ýþte bu unsur, bizi birbirimize baðlayacak. Bu, kini ve nefreti ortadan kaldýracak. Sevginin güçlendiði yerde barýþa her zaman yer vardýr.” dedi. Zaanstad Belediye Meclisi Üyesi ve PvdA mensubu Songül Mutluer, böyle bir programa katýlmak için davet aldýðýnda biraz heyecanlandýðýný, bu tabloyu görünce heyecanýnýn gurura dönüþtüðünü söyledi. Mutluer, “Burada olmaktan son derece mutluluk duydum. Gerçekten son derece anlamlý bir akþamdý. Bu kadar farklý ýrktan gençlerin burada bulunmasý bize tabiî ki çok büyük bir gurur verdi. Beni en fazla etkileyen, Tanzanya’da hizmet ederken vefat eden öðretmen arkadaþýmýzýn eþi ve çocuklarýnýn konuþmalarýydý. Bu iþin ne kadar yararlý bir eðitim faaliyeti olduðunun en büyük göstergesi bu tablo idi. Ýyi ki bu programa katýlmýþým.” þeklinde konuþtu.

Derya Kaplan

Düzgün Yýldýrým

Mustafa Yýldýrým

Osman Elmacý

Songül Mutluer

Yavuz Nüfel

Mehmet Kabakyer


ZAMAN

7

GÜNDEM

HOLLANDA

7 HAZÝRAN 2008

Türk politikacýlar, Zaman ve STV müdürleri ile görüþtü

6. Türkçe Olimpiyatlarý ödül törenine katýlan Hollanda heyeti Gorinchem Belediye Meclisi eski üyesi, CDA mensubu ve FNV sendikasý bölge yöneticisi Osman Elmacý,Türkçenin bir dünya dili olduðunu, bu olimpiyatlarýn ispatladýðýný belirtti. Elmacý, “Hakikaten bugün yaþadýðýmýz duygularý kelimelerle aktarmak çok zor. Bazen kendimizi tutamayýp gözyaþý döktük. Kendimi çok az etkilenen biri olarak görürüm, ama burada çok etkilendiðimi söyleyebilirim. O güzel çocuklarýn bizim ýrkýmýzdan olmamasýna raðmen muhteþem bir þekilde, bu þarkýlarý çok içten söylemeleri karþýsýnda duygulanmamak mümkün deðildi.” dedi. Þair ve yazar Yavuz Nufel, bir Türkçe sevdalýsý olarak burada bulunmaktan onur duyduðunu söyledi. Nufel, hislerini þu þekilde ifade etti: “Hayatýmý okuyarak yazarak, Türkçeden kazanýyorum. Bu akþam 110 ülkeden katýlan kardeþlerimizle Türkçenin þiiri yazýldý. Þiir gibi bir akþamdý. Sakarya þiirini canlý yayýnlarda okurdum. Fakat

burada bu çocuklar o kadar güzel okudular ki beni bile aðlattýlar. Çünkü ben kolay kolay duygulanmam. Bu akþam burada Türkçenin uluslararasý bir dil olduðu bir kez daha ortaya çýktý. Düzenleyenlere, özellikle o öðretmenlere þiir þiir, mýsra mýsra teþekkür ediyorum.” Zwolle adliyesinde bilgisayar uzmaný olarak görev yapan Mustafa Yýldýrým ise, “Burada anlamlý bir günü hep birlikte yaþadýk. Çok güzel bir programdý. Emeði geçen bütün arkadaþlarý tebrik ederim.” dedi. Hollanda Genç Ýþadamlarý Federasyonu (HOGÝAF) Baþkaný Mehmet Kabakyer de, programýn tek kelime ile muhteþem olduðunu söyledi. Kabakyer, “Türkçe Olimpiyatlarý hepimizin göðsünü kabarttý. Bir Türk olarak gururlandým. Tüm Türkiye mozaiði orada idi. Ýþte özlenen tablo... Bu fedakar ve cefakar eðitimcileri kutluyorum. Destek olmaya devam edeceðiz. Onlarla gurur duyuyoruz.” þeklinde konuþtu.

Hollanda’dan 6. Türkçe Olimpiyatlarý dolayýsýyla Ýstanbul’a kalabalýk bir heyet ile giden Türk politikacýlar, Zaman Gazetesi Genel Yayýn Müdürü Ekrem Dumanlý, Genel Yayýn Editörü Abdülhamit Bilici ve Samanyolu TV Genel Müdürü Hidayet Karaca ile görüþtü. Samanyolu Yayýn Grubu Müdürü Hidayet Karaca ile görüþen Mierlo Belediye Meclisi Üyesi Ali Saraç ve sendikacý ve siyasetçi Osman Elmacý, STV’nin yayýnlarýndan oldukça memnun olduklarýný söyledi. Hidayet Karaca, STV olarak halka en iyi þekilde haber vermek için çok titiz davrandýklarýný ve çok seçici olduklarýný ifade etti. Karaca, “Samanyolu yayýn grubu olarak hiçbir kimseyi ayýrt etmeden, eþit mesafede yayýn yapýyoruz. Bu çizgimizi bozmadan sürdürmeye devam edeceðiz.” dedi. Osman Elmacý Türkiye’deki geliþmeleri en doðru ve en objektif bir þekilde Samanyolu Televizyonundan izlediklerini söyledi. Oldukça samimi geçen görüþmenin ardýndan Hidayet Karaca politikacýlara daha sýk görüþme teklifinde bulundu. Daha sonra Türk kökenli politikacýlar Zaman Gazetesi Genel Yayýn Müdürü Ekrem Dumanlý ile fikir alýþ veriþinde bulundu. Ali Saraç, ilk defa uluslararasý bir toplantýya, Zaman sayesinde davet edildiðini ve bu davetten

Ekrem Dumanlý, Abdulhamit Bilici ve Ali Saraç

STV Genel Muduru Hidayet Karaca, Ali Saraç ve Osman Elmacý dolayý çok memnun olduðunu söyledi. Saraç, “Hollanda’daki geliþmeleri Zaman aracýlýðý ile takip ediyorum. Haberin ve yorumun ayrý ayrý verilmesi gazeteye farklý bir zenginlik katýyor. Hollanda’da Zaman gerçekten her kurum tarafýndan dikkate alýnýyor. Bunun özellikle altýný çizmek istiyorum” þeklinde konuþtu. Ekrem Dumanlý, Zaman’ýn

istikrarlý çizgisini sürdüðünü, bundan sonra da sürdürmeye devam edeceðini dile getirdi. Ekrem Dumanlý ileriki aylarda Zaman Gazetesi Genel Merkezinde Hollanda’daki Türk kökenli politikacýlarý aðýrlamaktan onur duyacaðýný söyleyerek Ali Saraç ve Osman Elmacý’ya baþarýlar diledi. Basri Doðan, Ýstanbul

www.berkboekhandel.nl

Yazar Ali Ersoy tarafýndan, uzun yýllarýn çalýþmasý olarak hazýrlanan Hollandaca-Türkçe Büyük Sözlük, Hollanda’da yayýmlanan benzeri sözlüklerin en büyüðü ve en kapsamlýsýdýr. Yaklaþýk 60.000 kelimeden oluþmaktadýr. Sözlük, günlük konuþulan ve yazý dilinde kullanýlan kelimelerin yanýnda, eðitim, ticari terimler, hukuk, týp ve teknik terimleri de aðýrlýklý içermektedir.

SIEF EXCLU BOEKRK BIJ BE DEL HAN

60.000 woorden K E BER SADEC VÝNDE E KÝTAB LIR SATI

€35,-

Woorden van verschillende wetenschappelijke branche’s nemen een groot plaats in.

Telefoon 010 486 44 22 Berk Boekhandel, Groene Hilledijk 151-C, 3073 AA Rotterdam Tel.:+31(0)10 486 44 22 Fax:+31(0)10 486 14 91


GÜNDEM

7 HAZÝRAN 2008

ZAMAN

8

NIO, Türk medyasý ile tanýþma toplantýsý düzenledi Kýsa adý NIO olan Hollanda Ýslam Yayýn Kurumu, Hollanda’daki Türk medya temsilcilerinin katýldýðý bir tanýþma toplantýsý düzenledi. Toplantýda, NIO yöneticilerinden Ayhan Tonca tarafýndan yayýn politikalarý hakkýnda bilgi verildi. Tonca, Müslümanlara yönelik yayýn yapan medya temsilcileri ile iliþkilerin geliþtirilmesini arzuladýklarýný, toplumla iliþkileri daha iyi bir seviyeye çýkarmayý arzuladýklarýný ifade etti. Aþamalý olarak, Hollanda’da temsil edilen Türk, Fas, Surinam gibi Müslüman gruplarýn medya temsilcileri ile bir araya geleceklerini belirten Tonca, görüþmede katýlýmcýlaAyhan Tonca rýn NIO yayýnlarý hak-

kýndaki düþüncelerini sordu. Ortak çalýþmalara ve her türlü düþünceye açýk olduklarýný belirten Tonca, “Hedefimiz, daha geniþ kitlelere hitap etmektir.” dedi. Hollanda’daki genel medya kanunu çerçevesinde NIO’nun konumu hakkýnda fikir veren Tonca, dinleyici ve seyircilerin beklentilerini sürekli araþtýrdýklarýný ifade etti. Toplantýya katýlan Türk medya temsilcileri de iþbirliðine açýk olduklarýný ve toplantýdan memnun olduklarýný ifade ederek, medya dayanýþmasýnýn önemine iþaret etti. Her pazar saat 15.00’de Hollanda resmi devlet kanalý Nederland 2’2de 30’dakikalýk yayýn yapan NIO, salý ve cumartesi günleri orta dalgadan radyo yayýnlarý yapýyor. NIO’nun ayrýca düzenli olarak güncellenen www.nioweb.nl adýnda bir haber sitesi bulunmakta. Zaman, Hilversum

HOLLANDA

Türkçe Olimpiyatlarýnýn anlamý üzerine...

6.

Uluslararasý Türkçe Olimpiyatlarýnýn finali, 110 ülkeden 550 yarýþmacýnýn katýlýmý ile Ýstanbul’da gerçekleþti. Azerbaycan’dan Hatice Alizede, “Ben Seni Sevdiðimi” adlý þarkýsýyla birinci, Türkmenistan’dan Abadan Halmedova “Dön gel bir tanem” adlý þarkýsýyla ikinci ve Tacikistan’dan Suman Kurbanova “Aldým baþýmý gidiyorum...” adlý þarkýsýyla üçüncü oldu. Türkçe Olimpiyatlarý elemelerinin heyecaný haftalardýr birçok ülkede yapýlmýþ, heyecan temsilci gönderen ülkelere de yayýlmýþtý. Türkiye’nin deðiþik þehirlerinde programlara katýlan yarýþmacý çocuklarýn ödül (hatta Kayseri`de olduðu

gibi) harçlýklara boðulmasý, Türk insanýnýn olimpiyatlarý sahiplendiðinin göstergesi. Uluslararasý Türkçe Öðretim Derneði (TÛRKÇEDER) tarafýndan düzenlenen olimpiyatlarýn 2010 yýlýndaki hedefi tüm dünya ülkelerinin yarýþmaya katýlmasý. Olimpiyatlarýn ödül töreninde, gazeteci olma heveslisi biri olarak kendime rol modeli olarak seçtiðim; Türkiye’de analitik üslubun en seçkinlerinden Taha Akyol’un ödülünü aldýktan sonra elini sýkarken, kendimce nasýl onurlandýðýmý tarif edemem. Edebiyat yorumcumuz Beþir Ayvazoðlu da gerçekten ödülü hak edenlerden. 2008 yýlý UNESCO tarafýndan ilk Türk dil bilgini olan Kaþgarlý Mahmud Yýlý ilan edildi. Ali Þir Nevai’den, Ýsmail Gaspýralý’ya kadar bu sahada emeði geçenler herhalde bundan daha iyi yad edilemezdi. Kuruluþlarýmýz, bu deðerlerin kim olduðunu Avrupa’daki genç nesillere anlatacak çalýþmalarda bulunmalý. Doðumunun 100. yýlý münasebetiyle Necip Fazýl için, Twente’deki Bilge Vakfý dýþýnda tüm Avrupa’da faaliyet gösteren olmadý. Umarýz Mevlana programlarýnda olduðu gibi Kaþgarlý Mahmud da HolBURHANETTÝN landa’da çeþitli CARLAK vesilelerle anýlýr. Bulunduðumuz þehirlerdeki kütüphaneler kültürel faaliyetler için bütçe ayýrýyor. Kültür toplumu olmadýðýmýz için bu ve benzeri kurumlarla iliþkilerimiz neredeyse yok. Türkçe Olimpiyatlarý, bakanlýklarýn yaný sýra Türk Ocaklarý, Türk Dil Kurumu gibi birçok önemli kuruluþun desteði ile organize ediliyor. Unutmamak gerekir ki hiç bir zengin Batý Avrupa ülkesinde rastlanmayacak derecede iþadamýnýn katkýsý var. Sivil bir giriþim. Bu sonucu almak için Anadolu – Türkistan kültür iklimi, belirli bir ruh ve aþkýn olmasý gerekir. Programý izlerken yaþadýðým hisleri tarif etmem çok zor. Benim gibi sulu gözlülere tavsiyem, izlerken yanlarýnda paketlerce mendil bulundurmalarý. Taþ deðilseniz, mesele yok! Bu etkinin yalnýz belirli bir dünya görüþünü savunanlarda yaþanacaðýný lütfen düþünmeyin. Hamaset, þovenizm ve dar siyasetin güdülmeyiþi Türkçe Olimpiyatlarýnýn bir baþka güzelliði. Hiç bir komplekse kapýlmadan Kenyalý bir çocukla Cem Karaca’nýn “Derviþanýz” ilahisini, Sudanlý çocukla Bedri Rahmi’nin “Türküler Dolusu” þiirini, Moðolistanlý bir çocukla da “Sakarya” þiirini birlikte okuyorsunuz. Yol arkadaþlýðý yaptýðýmýz þair Yavuz Nufel’le katýlmadýðýmýz ne bir þiir ne de bir türkü vardý. Bu atmosfer içinde önceden bazý açýklamalarýndan dolayý eleþtirdiðim Solidara Partisi genel baþkaný, senatör Düzgün Yýldýrým’ýn nasýl etkilendiðini þu sözlerinden anlýyorum: “Barýþ ve kardeþlik adýna farklý renklerden çocuklarýn þiirleri, Baþbakan Erdoðan’ýn yine ayný yöndeki ‘sevgi dili Türkçe’ mesajý hem Türkiye hem de Hollanda için çok gerekli”. Mükemmel bir organizasyon, diyalog adýna iyi bir fýrsat. Yýldýrým’ýn ilk kez Ýstanbul’da bulunduðunu öðrenince þaþkýnlýðýmý gizleyemiyorum. Kendisi, kendi kültür ve medeniyetini yeniden keþfe çýkmýþ gibi bir ruh hali içindeydi. Aracýmýzdaki, Fetih Haftasý münasebetiyle bastýrýlmýþ Fatih’in fermanlarýndan birini heyet arkadaþlarýma okuyorum. Ferman temizlik ve sosyal adalet adýna günümüzün seviyesini aratmýyor. Sosyalist kökenli Yýldýrým, fermaný derhal deðiþik dillerde parti sitelerine koyacaklarýný belirterek, þoförden fermaný rica ediyor. Hollanda’dan katýlan bizler içinse yeni dostluklar edinme adýna çok kazançlý olduðumuzu belirtmeliyim. Gezi arkadaþlarýmýz þimdiden kendi aralarýnda randevular yapýyor. Gerek Hollanda’da, gerekse Türkiye’de bunaltýcý, anlamsýz geliþmeler yaþanýrken böylesi devasa bir organizasyon gerçekten bir umut kaynaðý. Önyargýlarý ve kýskançlýklarý ana sermayesi olan, hiç bir þey üretmediði halde, koca sloganlarla dünyaya þekil vereceðini zanneden, varlýklarý çatýþma ve gerilime endeksli birilerine insanýn içinden ‘gölge etmeyin, baþka ihsan istemeyiz’ diyesi geliyor.


ZAMAN

9

GÜNDEM

HOLLANDA

7 HAZÝRAN 2008

Akon, yeni yerine taþýndý Ocak 2008’de finans sektörüne girmesine raðmen kýsa zamanda büyüyerek kabuk deðiþtiren Akon Financiële Diensten (Akon Finans Hizmetleri), müþterilerine daha iyi hizmet verebilmek için adres deðiþikliði yaptý. Eðitimini tamamladýktan sonra emlak alým satým iþi ile meþgul olan Mustafa Akbulut, 2002 yýlýndan beri edindiði tecrübelerini iki yýl önce Deventer’da kurduðu IJsselstad Makelaars firmasý ile taçlandýrdý. Daha sonra Dieren’da þubesini açan Akbulut, Ocak 2008’de finans sektörüne de girerek müþterilerine komple bir hizmet sunmaya baþladý. Genç yaþýna raðmen kýsa zamanda büyük baþarýlara imza atan Mustafa Akbulut, Deventer’da yeni iþyerine taþýnmasý münasebeti ile iþ çevresine ve müþterilerine yönelik bir resepsiyon verdi. Resepsiyonda birçok tanýnmýþ iþadamýnýn yaný sýra müþterilerini de konuk eden Akbulut, “Kýsa zamana çok iþler sýðdýrdýk. Emlak bölümümüzde çalýþan 3, finans bölümünde çalýþan 4 arkadaþýmýzla birlikte güzel iþler yaptýðýmýza inanýyorum. Yolun henüz baþýn-

da olduðumuzun da bilincindeyiz. Sektörümüz spekülasyona açýk bir alan. Bu sebeple adýmlarýmýzý atarken çok dikkatli olmaya gayret ediyoruz. Çok daha önce bazý karalarý alabilirdik, ama kararlý ve

emin adýmlarla büyümeyi tercih ettik.” dedi. Sektörde birçok alanda olduðu gibi yaz aylarýnda ciddi bir daralma yaþandýðýný ifade eden Akbulut “Yaz aylarýnda birçok firmada

olduðu gibi bankalarda da personel sýkýntýsý yaþanýyor. Bu sebeple gelen talepleri minimuma çekebilmek için faiz oranlarýnda oynamalar yapýlýyor. Bu sebepten müþterilerimize tavsiyem, ipotek ve

kredi almayý düþünüyorlarsa bu isteklerini 9 ay sonrasýna tehir etsinler. Daha uygun þartlarda hizmet alacaklardýr.” dedi. Asým Serkan Mecidhan, Deventer


GÜNDEM

7 HAZÝRAN 2008

Hepimize çok iþ düþüyor

D

aha önceki bir yazýmda kimi eðitim fakültelerinde yabancý öðrencilere ayrýmcýlýk yapýldýðý üzerinde durmuþtum ve bunu anlayamadýðýmý belirtmiþtim. Zira Hollanda’da kýsa ve uzun vadede büyük öðretmen açýðý yaþanacak. Þimdilerde bile bir çok okulda ya ‘yarý ehliyetli’ veya ‘ehliyetsiz’ insanlar öðretmen, yardýmcý öðretmen olarak çalýþýyor. Bahsettiðim ayrýmcýlýk olayý ve yabancý öðrencilerin diploma almadan okulu terk etmesi gerçeði Eðitim Bakaný Ronald Plasterk’i (PvdA) harekete geçirdi. Kýsa zaman önce bu konuda giriþimde bulunan bakan, bu yýl için Randstad bölgesinde bulunan beþ yüksek okul için 4 milyon Euro bütçe ayýrdý. Bu para ile Türk, Fas ve Surinam asýllý öðrencilerin okul baþarýlarýna katký saðlanacak ve onlarýn diploma almadan okulu býrakmalarýnýn önüne geçilmeye çalýþýlacak. Bu proje kapsamýnda 2011 yýlýna kadar 17 milyon Euro para harcanacak. Esas itibariyle bakan Plaster’in giriþimi önemli. Zira Hollanda’nýn, düþük eðitimli veya eðitimini tamamlamamýþ, büyük çoðunluðunu yabancý gençlerin oluþturduðu ‘iþsizler ordusuyla’ Lisbon kriterlerini gerçekleþtirmesi imkansýz gibi gözüküyor. Avrupa üyesi ülkeler 2000 yýlýnda Lisbon’da aldýklarý önemli bir kararla, 2010 yýlýnda Avrupa’yý ‘rekabet gücü yüksek bilgi ekonomisi’ yapmayý planlýyordu. Bunu gerçekleþtirmenin birici yolu ise ‘kaliteli eðitimden’ geçiyor. Bu konuya baþka bir zaviyeden baktýðýmýzda, yapýlan istatistiklere göre 2010 yýlýnda Hollanda’da büyük þehirlerde yabancý nüfusun, çoðunluðu oluþturacaðý belirtiliyor. Bu ayný zamanda þu demek: Özellikle ilk, orta ve liselerde yabancý kökenli öðrenci sayýsý oldukça artacak. Þayet bu öðrenciler gerekli donanýma sahip olmazsa, yüksek okula gitme ve orada baþarýlý olma ihtimalleri yüksek deðil. Eðitim bakaný yüksek okuldaki yabancý öðrencilerle ilgili güzel bir giriþimde bulundu. Bu sayede daha fazla öðrenci, yüksek okulu bitirip topluma faydalý olacaktýr. Lakin ayný hassasiyetin ilk ve ortaokullar için de gösterilmesi faydalý olacaktýr. (Yabancý) çocuklarýn eðitim sorununa ne kadar önceden müdahale edilirse o kadar iyi olur. Bitirilen ilk okulun kaliteli olmasý, orta okuldaki muhtemel sorunlarý azaltacaðý gibi, yüksek okula gelmeden önce alýnan kaliteli eðitim de buradaki sorunlarý azaltacaktýr. Eðitimde baþka önemli sorunlar yok deðil, ama kaliteli eðitimci/öðretmen burada çok önemli. Yabancý çocuklarýn sorunlarýný anlamaya çalýþan, empati yapabilen öðretmenler… Günümüzde özellikle yabancý çocuklar çok büyük ikilemler yaþýyor. Okul, aile ve sosyal çevre, farklý beklentileriyle çocuklarýn bu ikilemleri yaþamalarýna sebep olabiliyorlar. Okuldaki kültür baþka, evdeki kültür baþka ve sosyal çevredeki kültür kimi zaman bambaþka. Bu kültürler arasýndaki farklýlýk çok büyük olduðunda uyum sorunlarý baþ göstermekte. Bu sorunlar çocuðun eðitimini olumsuz etkilemekte. Eðitimcilerin çocuklarý anlamaya çalýþmasýyla iþ bitmiyor tabii… Anne babanýn da çocuðu ile iyi bir iletiþimde olmasý gerekiyor. Onlarýn da çocuðunu anlamaya çalýþmasý gerekiyor. Çocuðuna gerekli alakayý göstermeleri gerekiyor. Hülasa bu konuda hepinize, hepimize çok iþ düþüyor.

ZAMAN

10

HOLLANDA

Maastricht’te kültürler kaynaþtý Maastricht’te faaliyet gösteren Oase Maastricht Eðitim Vakfý geleneksel olarak her yýl düzenlediði Türk Kültürünü Tanýtma ve Yaþatma Günü’nün beþincisini Atrium Kültür Evi’nde gerçekleþtirdi. Türk Kültürünü Tanýtma ve Yaþatma Günü’ne Maastricht ve çevresinde yaþayan Türklerin yaný sýra Hollandalýlar da yoðun ilgi gösterdi. Oase Maastricht Eðitim Vakfý adýna faaliyetlerde bulunan öðrenci velileri ve gönüllü bayanlar tarafýndan organize edilen programda, Türk kültürünü yansýtan stantlarýn yanýnda, zengin Türk mutfaðýnýn birbirinden leziz yemek çeþitleri ve tatlýlarý sergilendi. Örfümüzün bir parçasý olan eliþi ürünleri ise programý ziyaret eden Hollandalýlarýn en fazla ilgi gösterdiði þeylerden biri oldu. 5 yýldýr düzenli olarak her yýl organize

edilen program sonrasýnda teþekkür konuþmasý yapan Oase Maastricht Eðitim Vakfý Yöneticisi Buhanettin Karademir, “Türk Kültürünü Tanýtma ve Yaþatma Günü’nü organize eden öðrenci velilerine ve bu kardeþlerimize yardýmcý olan gönüllü hanýmlara teþekkürlerimi sunmak istiyorum. Maastricht’te vakýf olarak böyle bir programý düzenlemekten ötürü mutluyuz. Burada toplum olarak kendimizi anlatmaya çok fazla ihtiyacýmýz var. Bu program buna katkýda bulunuyor. Maastricht, bir üniversite þehri olmasýnýn yanýnda coðrafi özellikleri ve kongre turizminde

öne çýkmasýyla dünyada tanýnan bir þehirdir. Burada yaþayan farklý kültürlere mensup insanlara bu program vesilesi ile bir mesaj ulaþtýrdýðýmýz kanaatindeyim.” dedi. Fazlý Altýntaþ, Maastricht

SANITAS SAÐLIK MERKEZÝ AÇILDI Ev doktorlarý Ebeler Doðum sonrasý bakýmý Fizik tedavisi Sünnet kliniði (Rotterdam, Utrecht ve Arnhem’de) Sosyal hizmetler Evde bakým Ev doktoru muayenehanemizin kayýtlarý baþlamýþtýr. Bütün birimlerin hizmetlerinden istifade etmek için bize müracaat edebilirsiniz.

Dorpsweg 35 D 3082 LB Rotterdam

Tel.: 010-294 05 95 Fax: 010-294 05 96

www.sanitas.nl info@sanitas.nl


ZAMAN

11

GÜNDEM

HOLLANDA

7 HAZÝRAN 2008

Baþarýlarla dolu bir hayat 43 yýllýk boksör olan Hüsamettin Yazýcý, bu sporu artýk bir hayat tarzý olarak benimsemiþ. Ringlerden þahsý adýna çekilmiþ olsa da onun yetiþtirdiði boksörler hala mücadele ediyor. 1942 yýlýnda Erzincan’da dünyaya gelen ve 1957 yýlýnda Ýstanbul’da boks hayatýna baþlayan Hüsamettin Yazýcý uzun yýllar ringlerde mücadele etti. Ayný baþarýsýný Avrupa ringlerinde de gösteren Yazýcý, o yýllarda birçok þampiyonluklar yaþadý. Doðu Grubu þampiyonluðu yanýnda 1965 ve 1968 yýllarý arasýnda da çeþitli müsabakalara katýldý ve burada da sayýsýz baþarýlar kazandý. 1971’de gurbete ilk adýmýný attý. Ayaðýnýn tozu ile Hollanda Boks Federasyonu ile irtibata geçip Zutphen Boks Kulübünü kurarak bir ilki gerçekleþtirdi. Sayýsýz madalya kazandýktan sonra, kendisini yetenekli sporcular bulup yetiþtirmeye adadý. Boks onun için bir hayat tarzý oldu. Býkmadan usanmadan binlerce öðrencisinin her türlü problemiyle uðraþýp onlarý topluma kazandýrmaya çalýþtý. Evet yanlýþ okumadýnýz, binlerce öðrenci… Türklerin yaný sýra çok sayýda yabancý öðrenci de yetiþtirdi. Bu baþarýsý ona, Hollanda Boks Milli Takýmý’nýn da yolunu açtý. 10 öðrencisi Hollanda Milli takýmýnda sayýsýz

Hüsamettin Yazýcý baþarýlar kazandý. Yýllarca gençleri, her türlü olumsuzluklardan spor sayesinde uzakta tutmayý baþaran Yazý-

cý, kendi kulübünde de ayný havayý korumuþ. Birçok yerli ve yabancý boksör yetiþtirerek kulüp içinde her zaman kardeþ-

lik ortamýný saðlamýþ. Hüsamettin Yazýcý, gençliðin daha güzel yarýnlara ulaþmasý için yýllarca çalýþtý ve ilerle-

miþ yaþýna raðmen hala yýlmadan çalýþmaya devam ediyor. Asým Serkan Mecidhan, Zutphen

ÝÞ ARAYANLAR HULPMONTEUR en STEIGERBOUW SORUMLULUÐUNU BÝLEN CÝDDÝ MANADA DEVAMLI ÇALIÞMAK PESONELLERÝMÝZDEN BEKLENTÝLERÝMÝZ…

DOLGUN MAAÞ, ÝYÝ ÝMKANLAR MÜKEMMEL ÇALIÞMA ORTAMIDA BÝZÝM HÝZMETÝMÝZ…

VCA

zorunlu VCA alýmýnda yardýmcý olunur infokilicbv@gmail.com Tel.: 010 477 93 24 - Fax: 010 - 477 72 07 - GSM: 0614237813 Groenweegje 138 3111 PB Schiedam

MURADÝYE CAMÝSÝ KARÞISINDA


GÜNDEM

7 HAZÝRAN 2008

Korkularýn ve korkaklarýn ülkesi mi? HABER ANALÝZ ALAATTÝN ERDAL

A

ktüalite programý Netwerk ve Nederlandse Dagblad gazetesinin bir araþtýrmasýna göre Hollandanýn üçte birisi, büyük ve görkemli cami inþasýna karþýlarmýþ. Ankete katýlanlarýn yüzde 65 gibi bir bölümü, görkemli camileri ve Ýslam’ýn artan etkisini Hollanda açýsýndan tehlikeli bulduklarýný belirtmiþler. Gelecekte Ýslam’ýn daha etkin bir din olacaðý varsayýmýndan hareket eden bu grup, Ýslam’ýn hem Hollanda kültürü hem de Hýristiyanlýk üzerinde etkili olacaðýný belirtmekle kalmayýp bu etkinin oluþturduðu korkuyu dile getirmiþler. Ayný anket sonuçlarýna göre D66 ve Yeþil Sol dýþýndaki tüm siyasi parti seçmeni bu korkularý, paylaþýyor. CDA, SP ve PvdA gibi partilerin seçmeni de, Ýslam’ýn artan etkisinden etkilenmekte ve görkemli cami inþaatýna karþýlar. Özellikle küçük Hýristiyan partilere oy veren insanlarda Ýslam’ýn tehdit ve tehlike oluþturduðu düþüncesi, paranoya noktasýna ulaþmýþ durumda. Bu anketin bir yüzü... Diðer yüzünde ise, ilkine nazaran olumlu bir tablo çýkýyor kaþýmýza. Ankete katýlanlarýn üçte ikisi kadar bir bölümü, Wilders gibi popülist siyasilerin, Ýslam aleyhindeki propagandalarýný ve suçlamalarýn desteklemiyor ve hoþ görmüyor. Yine bu ankete katýlanlarýn dörtte üçü gibi ezici bir çoðunluðunda, Müslümanlarýn da diðer Hollandalýlar gibi barýþçýl insanlar olduklarý düþüncesi yerleþmiþ durumda. Yine ayný insanlar hemen hemen hiçbir Müslüman’la irtibatlarýnýn olmadýðýný söylemekteler. Özellikle Hýristiyan partilere oy veren insanlarýn yüzde 90’a yakýný bir sonraki seçimlerde kesinlikle Wilders ve partisine oy vermeyeceklerini belirtmiþler. Tabii, bu bir anket sonucu. Bir anketi, sorularýnýzla istediðiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Hangi bölgede hangi inanç ve ideolojilere sahip insanlar arasýnda anket yaptýðýnýza da bakmak gerekiyor, ama çýkan sonuç kanaatimce çok da sürpriz bir sonuç deðil. Diyalog düþmanlarý Çýkan sonuç vahim. Gerçekler üzerinde inþa edilmemiþ korkular ve vehimler söz konusu. Ýnsanlar tam olarak neden korktuklarýný bilmiyorlar, ama Müslümanlardan ve Ýslam’dan ciddi manada korktuklarý kesin. Korkmakla da kalmýyor, bu korkunun beraberinde oluþturduðu atmosferden etkilenerek diðerine kapýlarý kapatýyor ve diyaloga açýk olmasý gereken duyularýný, açýlmamasý adýna kilitliyorlar. Ýnsan bilmediðinin, tanýmadýðýnýn düþmanýdýr derler. Oysa birbirini tanýyan insanlar hem korkulardan kurtuluyor hem de müthiþ rahatlýyorlar. Durduk yerde hem hayatýmýzý hem de etrafýmýzý bu korkularla neden donatýyoruz anlamýþ deðilim. Bu araþtýrmada çýkan baþka bir konuya daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum, müsaadenizle. Ankete katýlanlarýn üçte birinin Müslümanlarla irtibatý yok. Olmuþ olsaydý, hangimiz olursak olalým, yapacaðýmýz tek þey olacaktý. Ýslam’ýn ve biz Müslümanlarýn, bazýlarýnýn inatla ve bilinçli yönlendirmeyle kitleleri inandýrmaya çalýþtýklarý gibi korkulacak bir din ve insanlar olmadýðýmýzý göstermiþ olacaktýk. Yani bu tablo, belki bu þekilde cereyan etmeyecekti. Düþman yerine dostlarý/dostlarýmýz olacaktý. Þimdi anlýyor musunuz, diyalogdan korkanlarýn korkularýný? Diyalogu, öcü gibi gösterenlerin aslýnda Ýslam’a ve Müslüman’a bilinçli bilinçsiz verdikleri zararý? Dünya çapýnda yapýlan güzel çalýþmalarý ve hizmetleri her fýrsatta yeren dillerin gerçekten kime ve hangi ideolojiye hizmet ettiklerini? Geçenlerde Ýstanbul’a kalabalýk bir heyetle düzenlediðimiz bir gezide heyet üyelerinden, ordinaryüs profesör iki Hollandalý tarihçinin sözleri çok manidardý: “Biz ki, bu yaþýmýza kadar hep Yunanistan’ý, Batý medeniyetimizin merkezi sayardýk. Oysa Ýstanbul ve Müslüman Türkler, hem medeniyetimizin temelini oluþturuyorlarmýþ hem de medeniyetimizin ayakta kalmasýný saðlamýþlar. Döndükten sonra yapacaðýmýz þey belli, bu gerçekleri bir þekilde geniþ kitlelere duyurmak ve onlarýn da öðrenmelerini saðlamak”. Söyler misiniz, korkanlar mý diyalog gerçeðini konuþuyor, yoksa gerçeði her gün yaþayanlar mý?

ZAMAN

12

HOLLANDA

Gürcistan Cumhurbaþkaný Mihail Saakaþvili’nin eþi, Hollanda asýllý Sandra Elisabeth Roelofs:

“Gürcistan’daki özel okullar, ülkemizin gururu” Hollanda’da temaslarda bulunan Gürcistan Cumhurbaþkanýnýn eþi, Hollanda asýllý Sandra Elisabeth Roelofs, Rotterdam’daki Diyalog Akademisi’nde Zaman’a önemli açýklamalarda bulundu. Gürcistan’ýn First Lady’si Sandra Roelofs, halkla yakýn iliþkilerinden dolayý çok sevilen bir þahsiyet. Herkes onun günlük yaþantýsýyla yakýndan ilgileniyor. Rotterdam’daki Diyalog Akademisi’nde düzenlenen, hayat hikayesini anlattýðý kitabýnýn tanýtým gününe de gerek Türkler, gerekse Hollandalýlar büyük ilgi gösterdi. Bayan Roelofs’un Hollandaca kaleme aldýðý kitap Gürcistan’daki GIEV Vakfý ve Rotterdam’daki Time Medya Grubu’nun giriþimiyle Türkçeye kazandýrýldý. First Lady’nin hayat hikayesi, Amsterdam’da yaþayan ünlü romancý Sadýk Yemni tarafýndan “Bir Ýdealistin Öyküsü” baþlýðýyla Türkçeye tercüme edildi. Yoðun programýna raðmen röportaj isteðimizi geri çevirmeyen Sandra Roelofs samimi cevaplar verdi. Batum’da, Hollanda’daki Volendam evleri ve yel deðirmenlerinin benzerlerinin inþa edildiðini hatýrlattýðýmýzda Sandra Roelofs, tasdik ederek memnuniyetini dile getirdi. Gürcistan’da Gül Devrimi’nden sonra hayatýnýzda ne gibi deðiþiklikler oldu sorumuza Roelofs, “Eskiden nasýlsam þimdi de öyle yaþamaya çalýþýyorum. Yardým faaliyetleri, ailem, dostlarým, spor, müzik vs. Bütün bunlarý kýsýtlý bir zamana sýðdýrmak kolay deðil, ama yapýyorum. Maalesef, her zaman istediðim yere gidemiyorum, çünkü korumalarýn nereye gideceðimi önceden bilmesi gerekiyor.” þeklinde konuþtu. Okullar Gürcistan’ýn gururu Gürcistan’da bulunan özel Türk okullarý konusunda neler söylemek istersiniz yönündeki sorumuza Sandra Elisabeth Roelofs, Gürcistan’daki özel okullarýn ülkesinin gururu olduðunu söyledi. Roelofs, “Bu okullar hepimizin. Burada her milletten çocuklar eðitimlerini sürdürüyor. Gürcistan’da dostluk ve kardeþliðin en güzel örneðini, eðitim alanýnda faaliyet gösteren bu özel eðitim kurumlarý saðlýyor. Ben her fýrsatta bu okullarý ziyaret ediyorum. Yapýlan çalýþmalardan son derece memnunum. Buranýn idarecileri ile çok iyi bir uyum içinde, çalýþmalarýmýzý devam ettiriyoruz.” dedi. Sorunlarýn üzerlerine akýlcý ve tutarlý bir þekilde gidilmeli Hollanda’da yaþayan Türk toplumuna yönelik neler söylemek istersiniz sorumuz üzerine Sandra Roelofs, Hollandacaya çok iyi hakim olmalarý ve halkla daha iyi kaynaþmalarý gerektiðini söyledi. Sandra Roelofs, “Hollanda’da yaþayan Türk toplumu Hollanda’nýn bir parçasý. Özellikle iþ alanýnda Hollandalý Türklerin çok baþarýlý olduklarýný biliyoruz. Bu baþarýlarý-

Sandra Elisabeth Saakaþvili-Roelofs kimdir? 23 Aralýk 1968 tarihinde Hollanda’nýn Terneuzen þehrinde doðdu. Brüksel’de Yabancý Diller Enstitüsünde eðitim gördü. Strasburg’ta Uluslarasý Ýnsan Haklarý Örgütünde çalýþtý. Gürcistan’da þirketlere danýþmanlýk yaptý. Tiflis Üniversitesinde öðretim üyesi olarak çalýþtý. 1998-2002 yýllarý arasýnda Hollanda’nýn Tiflis Konsolosluðunda fahri konsolos asistaný olarak görev yaptý. 1993 yýlýnda Gürcistan devlet baþkaný Mihail Saakaþvili ile tanýþtý ve evlendi. 2005 yýlýnda Gürcistan Cumhuriyetinin First Lady’si oldu. Eduard ve Nikoloz adýnda iki oðlu var. 1998 yýlýnda kurduðu SOCO adlý vakýf, düþük gelirli ailelere destek oluyor ve çocuklarýn eðitimi ve saðlýðýyla ilgili projeler yürütüyor.

ný eðitim alanýnda da sürdürmeleri gerektiðini düþünüyorum. Sorunlarýn üzerlerine akýlcý ve tutarlý bir þekilde gitmelerini tavsiye ediyorum. Hiçbir þeyden çekinmeden, problemlerini yetkili makamlara taþýmalarý gerektiðini belirtmek istiyorum.” dedi. Roelofs, Türkiye’de daha önce bulunduðunu, en çok Pamukkale’yi

ve Ýstanbul’daki Adalarý beðendiðini söyledi. Sandra Roelofs, Gürcistan ve Türkiye arasýndaki dostluk iliþkilerinin olumlu olduðunu belirterek, “Gürcistan Türklerin dostudur. Bu dostluklar uzun vadeli olacaktýr. Kimsenin kuþkusu olmasýn.” þeklinde konuþtu. Basri Doðan - Yasin Yaðcý, Rotterdam


ZAMAN

13

Deventer’da veda pikniði Hollanda’da görev süreleri bitip Türkiye’ye kesin dönüþ yapacak olan din görevlileri piknikte buluþtu. Deventer Merkez Camii din görevlisi Mustafa Gökmen’in ev sahipliðini üstlendiði veda pikniðine katýlým yüksek oldu. Pikniðe T.C. Deventer Baþkonsolosluðu Din Hizmetleri Ataþesi Dr. Hüseyin Çeliker, Deventer Merkez Camii din görevlisi Mustafa Gökmen, Apeldoorn Eyüp Sultan Camii din görevlisi Adem Bebek, Eerbeek Ayasofya Camii din görevlisi Nurettin Bulut, Dieren Selimiye Camii din görevlisi Abdurrahman Akçay, Lochem Selimiye Camii din görevlisi Mustafa Bayram, Terborg Mimar Sinan Camii din görevlisi Mehmet Ali Öksüz, Hengelo Ayasofya Camii din görevlisi Zeki Kýlýç, Doetinchem Merkez Camii din görevlisi Mustafa Kurt, Zutphen Barbaros Camii din görevlisi Hasan Seyrekli ve bunlarýn aileleri, Deventer bölgesi Ebru Vakfý yöneticilerinden Bülent Þengül, Deventer Milli Görüþ Teþkilatý yöneticileri, Mescidi Aksa Camii din görevlisi Hayri Pala ve çok sayýda davetli programa iþtirak etti. Programýn organizesinde baþta Deventer esnaflarýndan Yaþar Eser ve Naci Eser olmak üzere De IJssel Eðitim Merkezi, Merkez Camii yönetim kurulu, Milli Görüþ Teþkilatý’nýn büyük katkýlarý oldu. Programýn hazýrlýðýnda emeði geçen herkese ayrý ayrý teþekkür ederek söz alan Dr. Hüseyin Çeliker, “Bizler burada gelip geçiciyiz, bugün varýz, yarýn yokuz, ama vatandaþlarýmýz artýk buralý. Kendilerinden bize gösterdikleri yakýnlýðý, hizmeti bizden sonra gelecek olan hocalarýmýza da, ataþelerimize de göstermelerini, onlara sahip çýkmalarýný, onlarýn yanýnda olmalarýný istirham ediyorum. Böyle bir piknik Deventer þehrinin Ýslam adýna yapýlan iþlerde diðer sivil örgütlerle beraber yan yana, omuz omuza, birlikte çalýþma, birlikte faaliyetler düzenleme, birbirleriyle kaynaþma konularýnda Hollanda’da örnek gösterilebilecek bir seviyeye geldiðinin göstergesidir. Görev süremizin bittiði, uçaða bininceye kadar göreve devam. Arkadaþlarýmýz da, ben de gidiyorum. Allaha ýsmarladýk hissi uçaða binmeden baþlamasýn. Þu andan itibaren daha çok ulaþamadýklarýmýza ulaþma konusunda gayret edelim. Ýnþallah arkamýzda hoþ bir seda býrakacaðýmýza inanýyorum.” dedi. Türkiye’ye dönecek olan din görevlileri adýna konuþan Deventer Merkez Camii din görevlisi Mustafa Gökmen ise “Bugün burada çeþitli sivil toplum örgütlerinin yöneticileri ile hep birlikte bir arada bulunmanýn mutluluðunu yaþýyoruz. Maddi cisimlerimiz ayrýlacak, ama manen bizler hep beraber olacaðýz.” dedi. Mehmet Göl, Deventer

GÜNDEM

HOLLANDA

7 HAZÝRAN 2008

Mülteci Merkezi’nde hadise Limburg Eyaletinin Echt kasabasýnda yaþanan bir hadisede, polis tarafýndan vurulan bir mülteci yaralý olarak hastaneye kaldýrýldý. Echt kasabasýndaki Mülteci Merkezi’nde kalan ve ismi açýklanmayan Rus asýllý bir mülteci, Mülteci Merkezi’nin danýþmasýnda yoklama imzasý atarken orada bulunan polis memuru ile tartýþmaya baþladý. Tartýþmanýn büyümesi üzerine eline geçirdiði bir býçakla polisleri tehdit eden mülteciyi etkisiz hale getirmek isteyen polis, biber gazý kullandý. Biber gazý kullanmasýna raðmen mülteciyi etkisiz hale getiremeyen polis memurlarý, ateþ etmek zorunda kaldý. Ýçiþleri Bakanlýðý’nýn konu ile ilgili yaptýðý açýklamada, polis memurlarýndan birinin silahýný ateþlediði ve mültecinin yaralanarak hastaneye kaldýrýldýðý doðrulandý. Kurþunun ilk önce mültecinin koluna geldiði kolundan da sekmesiyle karnýna saplandýðý açýklandý. Hastaneye kaldýrýlan mültecinin hayati tehlikesinin olmadýðý, fakat gözlem altýnda tutulduðu bildirildi. Fazlý Altýntaþ, Echt

Hollanda genelinde bayilikler verilecek

12 AY

FAÝZSÝZ E ÖDEM

rs dkame ens a B s Tegel - Keuk r i a t i n Sa

Filiaal Groenteweg 69 2525 JV DEN HAAG Tel.: +31(0)70-3888402

Filiaal Aelbrechtsekade 63-66 3022 HP ROTTERDAM Tel.: +31(0)10-4625402

Centraal s’Gravelandseweg 410 3125 BK Schiedam

Tel.: +31(0)10-2620333 Fax: +31(0)10-4154395


GÜNDEM

7 HAZÝRAN 2008

ZAMAN

14

HOLLANDA

AK Parti, hukukun ara sokaklarýný bilmiyor Emre Aköz, bürokratik elitlere karþý verdiði mücadelede, AK Parti’nin ‘hukukun ara sokaklarý’ný iyi bilmeden hareket ettiðini düþünüyor. Aköz, “Orada yeteri kadar adamý yok.” dediði Tayyip Erdoðan’ýn siyaset sosyolojsini bilmemesi nedeniyle geleceði göremediðine inanýyor: “Bunlarý iyi kavrasaydý, kendisine bürokrasinin daha demokratik çalýþmasý için yapýlan bazý teklifleri dikkate almasý gerekirdi. Bu, siyaset sosyolojisini, o yapýyý bilmemek demektir.” zümre olduðunu görüyoruz.

FATÝH VURAL

Ergenekon ve darbe günlüklerinden sonra sizce Türk siyasetinde ‘merkez-çevre’ iliþkisi nasýl þekilleniyor? Türkiye’de, bazýlarýnýn bürokratik oligarþi dediði, atanmýþlardan ve ana çekirdeði askeriyeden oluþan bir kesim hepimizin malumu. Ben, bu elit tabanýn yargý kurumlarýyla kesiþtiðini ve siyasi görüþlerinin yargýya yansýdýðýný söylüyorum. Siyasi olaylara ‘sýnýf’ ve ‘zümre’ ayrýmýyla baktýðýmýzda ‘Anadolu sermayesi-Ýstanbul sermayesi’ gibi farklý sermaye kesimleri arasýnda bir mücadele olduðunu görüyoruz. Bir de aldýðý oylara bakýldýðýnda modernleþmeye çalýþan ‘etraf’taki insanlardan besleniyor görünse de, AK Parti’nin içinde bir kaymak tabakasý, ‘zümre’yi oluþturuyor. Tapuda çalýþan birisi de memur, Genelkurmay baþkaný da memur. Elit fikri açýsýndan baktýðýnda, Genelkurmay hiyerarþisinin kaymak tabakasý yani

Türkiye’deki iktidar mücadelesini, zümre ile sýnýf arasýndaki mücadele olarak iþaretledik. Peki bu mücadelenin þu anki durumunu nasýl görüyorsunuz? Devletin çalýþma prensiplerinden birisi de laikliktir ve olmasý da gerekir. Dinî anlayýþ farklýlýklarýnýn fazlalýðý, laikliði önemli hale getiriyor. ‘Laikçilik’ ise onun bir ideoloji, doktrin ve adeta bir iktidar aracý haline getirilmesinin düþüncesi. “Mahalle baskýsý var... Malezya oluyoruz... Gelip baþýmý örtecekler...” diyen insanlar aslýnda laikçilik yapýyorlar. Laikliði savunmak yerine kendi hayat tarzlarýný savunuyorlar. Bir yandan da gizli bir dayatmayý... O da var. Þuradan anladýk... Baþsavcýnýn iddianamesinde, laiklik bir yaþam tarzý olarak tanýmlanýyor. Laikliðe bir yaþam tarzý derseniz, Anayasa’nýn 2. maddesindeki “Türkiye Cumhuriyeti laik bir sosyal devlettir.” ifadesine göre herkes ayný yaþam tarzýný benimsemek zorunda. Sen ona yaþam tarzý dersen, sokaktaki baþörtülü insanýn üstüne mi gideceksin? Demek ki laiklik bir yaþam tarzý deðil; ama savcýnýn böyle sunmasý ile dayatýlan bir yaþam tarzý olarak ortaya çýkýyor. Dolayýsýyla baþsavcýnýn, laiklik bir yaþam tarzýdýr demesi, fevkalade laikliðe aykýrýdýr ve dayatmadýr. Laiklik, yaþam tarzlarýný serbest býrakýr ve garanti altýna alýr. Bu açýdan savcý, laikliði kavrayamamýþ gözüküyor. ‘Zümre’ ile ‘sýnýf’ kavramlarýna tekrar dönecek olursak... Bürokratik elitle toplumun belli bir kesiminin arasýnda belli bir ittifak var. Bunun siyasi aracý da CHP. Bu insanlar, bir laiklik sorunu olduðunu söylüyor. Halbuki bu davanýn laiklikle hiçbir alakasý yok. Burada iki türlü mekanizma çalýþýyor. Bunlardan bir tanesi sýnýfsal mekanizma. Cumhuriyet’in kuruluþunda baþkent Ankara olunca, orada bürokratik elit oluþtu. Bu elit, Kurtuluþ Savaþý’nda ‘eþraf’ dediðimiz Anadolu tüccarý ve büyük toprak sahipleri ile ittifak kurdu. Kürt aþiretleri ve milliyetçi dindarlarla da ittifak kurdu. Devlet büyürken, bu ittifak zamanla

küçüldü. Kürtler, Þeyh Sait Ýsyaný’yla ayrýldý. Atatürk’ün cumhurbaþkanlýðý süresinde 15 yýlda 16 tane Kürt isyaný çýktý. “Çanakkale’de, Kurtuluþ Savaþý’nda vardýk, þimdi ne oluyor, biz kazýk yedik.” dediler ve ayrýldýlar. Ýttifaktan ayrýlan ikinci grup ise dindarlardý. Onlar da kazýk yediklerini düþünerek, ittifaktan koptular. Sýradan vatandaþýn hayatýnda önemli yer tutan ulema takýmý saf dýþý býrakýldý. Merkezden çevreye geri gönderildiler... Evet, çevrelileþtirildiler. Milliyetçi ideolojiyi, Anadolu eþrafý desteklemiþtir. Bu, iþine gelmiþtir. Daha sonra vergiyi Ankara’da toplayýp daðýtan sisteme, Ýstanbul sermayesi de katýlmýþtýr. Ardýndan, Vehbi Koç gibi Ankara’da serpilip Ýstanbul’a taþýnan sanayiciler, bu üniter yapýyý destekleyip aralarýnda ittifak kurmuþtur. Sonra iþler deðiþti tabii... Ýttifakta parçalanmalar meydana geldi. 1950’de DP’nin iktidara gelmesiyle, bu ittifakýn parçalanmasý, sarsýntý geçiren bürokratik eliti zora baþvurmaya itti. 60 darbesi, bürokratik elitin zayýflayan konumunu güçlendirme çabasýdýr. 70’lerde milli ekonomi yapýsal krize girdi. Ýthal ikameciliði týkandý. Türkiye ekonomisi önce 24 Ocak kararlarý, ardýndan 80 darbesiyle globalleþmenin, küreselleþmenin parçasý haline geldi. Globalleþme hikayesi baþladýðýn- da Ýstanbul sermayesi Özal’ýn arkasýndaydý ve bundan çok memnundu. Ama Özal’ýn yaptýklarý, Ýstanbul sermayesi kadar Anadolu’daki nispeten küçük sermayelerin de iþine geldi. Çünkü para gelmesi için ihracat gerekliydi. Bu süreçte, Ýstanbul sermayesi 10 büyürken, Anadolu sermayesi 20 büyüdü. Bu insanlar, sanayide KOBÝ sahibi olan, muhafazakar ve yerel düþünen insanlardý. Küreselleþmeyle gelen büyüme, Anadolu insanýnýn devþirilememesine yol açtý. Eskiden Süleyman Demirel gibi zeki, becerikli insanlar üniversiteden sonra devlet içindeki bürokratik elitin siyasi, sosyal ve kültürel anlayýþýna göre devþirilirlerdi. Çoban Sülü’ye bir gelecek vaat edip onu DSÝ’nin baþýna geçiyordun. Bunlarý devþiremediðin zaman, Ankara’dan farklý düþünen insanlar gerçeði ortaya çýkýyor. Adamýn siyasal kaygýlarý, gelecek düþüncesi, hukuk anlayýþý, yaþam algýsý farklý. Bu devþirilemeyen kesim için, bürokratik elit ne yapýyor? Anadolu’da üniversiteler açýyor.


ZAMAN Yani bürokratik elit, baðlarý koparmamaktan yana... Tabii... Onu da þöyle yapýyor. Üniversitelerin baþýna ‘laikçi rektör’ler atýyorlar. Öyle bir sistem kurmuþlar ki sadece kendine oy vererek rektör olabiliyorsun. Üniversitede seçim yapýlýyor. En çok oy alan 6 kiþi, YÖK’te 3’e indiriliyor. Sonra da Cumhurbaþkaný’na bu 3 kiþi sunuluyor. Sadece kendine oy atmýþsýn; ama sen çok laikçisin, çok Atatürkçüsün. Cumhurbaþkaný bakýyor, “Ya bu tam bizim kafadan.” deyip rektörü atýyor. Bunu bir televizyon programýnda söylediðimde Niyazi Öktem “Tamam kanun buna açýk; ama bu kadar da olmuyor be Emre!” demiþti. Ona, “Hocam burasý Türkiye, olur.” karþýlýðýný vermiþtim. Konuþmayý pazartesi yaptýk, perþembe gazeteleri açtýðýmýzda Ahmet Necdet Sezer’in sadece iki oy almýþ bir üniversite profesörünü rektör atadýðýný öðrendik. Ýkinci oy da eþi tarafýndan verilmiþ! Bu, bir zümrenin kendini koruma çabasý. Zümre, sýnýfý ‘ehlileþtirme’ çabasýnda ‘hukuk’u nereye koyuyor? Sabih Kanadoðlu diyor ki: “Bir yargýç, laiklik konusunda tarafsýzým diyemez.” Bu kiþi, Yargýtay’ýn eski baþsavcýsý. Savcý, kanunlarla olaylarý karþý karþýya getirir. Suçu saptar ve mahkemeye getirir. Dolayýsýyla çaðdaþ hukukta savcý, taraftýr. Ama hakim taraf olduðu zaman kendi davasýna bakmýþ olur. Laikliðe tarafým diyorsan, o zaman git savcý ol. Sabih Kanadoðlu, hakimi yargýç pozisyonuna indiriyor. O zaman savcý suçlasýn, cezayý da versin. Sabih Kanadoðlu hukukun en temel kavramlarýndan birini hiçe saydýðýný kendisi de biliyor. Bunu, siyaset aracýlýðýyla bürokratik elitin çýkarlarýný korumak için yapýyor.

15

GÜNDEM

HOLLANDA

7 HAZÝRAN 2008

Laikliði siyasi kavga aracý olarak kullanýyorlar Sizce insanlar, neden bu kapatma davasýnýn yeni bir baþlangýç olacaðýný düþünüyor? Kapitalizmin içinde kriz hep vardýr. Ama sistem bu krizleri aþar ve tekrar büyümeye geçer. Uluslararasý düzeyde çeþitli eylemlerde bulunan sermaye, dijital teknoloji sayesinde baþ döndürücü hýzla hareket ediyor. Bu da çeþitli ülkeleri etkiliyor. Türkiye’deki etkisi, Anadolu sermayesinin güçlenmesi oldu. Þimdi kapitalizm bir krize girebilir. Bu aþýlacak, tekrar büyüme gelecek. Sonuçta, Ýstanbul sermayesinin aracýlýðýna ihtiyaç duymayan Anadolu sermayesi tekrar yükseliþe geçecek. Biz belki 10 senelik siyasi krize gireceðiz. Ama dönüp dolaþacak, yine o Anadolu sermayesinin arkasýnda durduðu parti iktidara geçecek. O halde AK Pati, iþin sadece görünen yanýný temsil ediyor. Tabii caným. Bürokratik sistemin hayal ettiði sistem, Putin sistemidir. Putin, Rus bürokrasisinin temsilcisidir. Putin, kendi kapitalistlerine diyor ki: “Ýþte sana kocaman bir ülke. Bu ülkenin köylülerini ve iþçilerini istediðin gibi sömürebilirsin. Ama benim bilhassa uluslararasý düzeydeki politikalarýma karýþma. Ülke için bazý genel politikalarýma karýþma.” ABD’de ekonomiye hakim güçler, hükümete de hakimdir. ABD’de ekonomide olan biten, hükümete yansýr. Bizim bürokratik elit de, Rusya tipi hakimiyet istiyor. Diyor ki: “Ben 1930’lardaki gibi ülkenin siyasi hakimi olayým, siz ne yaparsanýz yapýn. Ama benim pozisyonlarýma, çýkarlarýma

dokunmayýn.” Burada en büyük mesele, o bürokrasiyi etkileyecek birinci kiþi, yani cumhurbaþkaný. Sadece kendine oy atarak, Atatürkçü olmaktan baþka vasfý olmayan rektör atanýyorsa, sistem ‘bizden olanlar’ üzerine kurulmuþsa; sistemin en tepesine Kayseri sermayesini temsil eden bir cumhurbaþkaný koyduðun an, kulaklarýndan duman çýkmaya baþlar. Buradaki esas hikâye AK Parti’yi daðýtmak ve Tayyip Erdoðan’ý koltuðundan etmek deðil. Asýl hikâye, Cumhurbaþkaný’ný indirmek! Çünkü gün gelecek atamalar yapýlacak. Yolsuzluk yapan yüksek bürokratlarýn “Ben çok Atatürkçüyüm. Bana komplo kuruldu.” diye baðýrmalarý niye? Laikliði siyasi kavga aracý olarak kullanýyorlar. Bu kavgayý verenler, 2004’te darbe yapmayý neden baþaramadýlar? Ekonomide büyük bir büyüme dönemi baþlamýþtý. Ýstanbul sermayesini ikna edebilmen için Aydýn Doðan’ý ikna etmen lazým. Darbe günlüklerinde de bu var zaten. Ankara’ya gidiyorlar ve pazarlýk yapýyorlar. Darbe yapmak isteyenler, pek ikna edemiyorlar Doðan Grubu’nu. O sýralar ekonomi büyümekte, AB için uðraþýlmakta... Artý, hükümetten beklentiler var. Bir de, atanmýþlarýn en tepesindeki Hilmi Özkök buna karþý çýkýyor. Darbeye ABD’nin ya onayý ya da susmasý gerekiyor. Þimdi iþler deðiþti. Bir kere kriz geliyor. Büyüme hýzý düþüyor. Bence darbe yapmak istemiyorlar. Bu þartlarda darbe yapamayacaklarýný biliyorlar. Statükoyu korumak isteyen bürokratik elitin çözümü, hukuk oluyor.

Hukuku daha iyi bildiklerinden mi? Hukuk biliyorlar; bir de hukukun ara sokaklarý var. Çevreyi temsil eden partiler, ki AK Parti de onlardan biri, ara sokaklarý iyi bilmiyor. Orada yeteri kadar adamý yok. Tayyip Erdoðan’ýn Türkiye’nin siyaset sosyolojisini bilmeden iktidara geldiðini düþünüyorum. Bunlarý iyi kavrasaydý, kendisine bürokrasinin daha demokratik çalýþmasý için yapýlan bazý teklifleri ya da mesela Abdüllatif Þener’in yaptýðý kapatýlma uyarýlarýný dikkate almasý gerekirdi. O zaman, Anayasa Mahkemesi, bildiri, mitinglerle bir þeyler yapýlmaya çalýþýldý. Seçimler, bunlarýn hiçbir þeye yaramadýðýný gösterince, “Bu sefer yumruk atýyoruz arkadaþlara...” döndü olay. Yoksa hukukla alakasý yok!

€ 75,€ 100,-

Bu, sizlerin dünyaya güçlü bir mesajýdýr. Bu güçlü mesajlara devam edelim.

€ ........

Narýn Türk Kýrgýz Koleji öðrencilerine yardýmlarýnýzý ulaþtýrmak üzere vakfýmýza baðýþta bulunabilirsiniz.

Nema Yönetim Kurulu

MACHTIGING

Indien u niet eens bent met een afschrijving kunt u altijd, zonder opgaaf van een reden, binnen een maand uw bank opdracht geven om desbetreffende bedrag terug te laten storten.

Yýllardýr verdikleri destekle, binlerce öðrencinin eðitimine vesile olan halkýmýza ve yeni eðitim seferberliði gönüllülerine teþekkür ederiz.

Ja,hierbij verleen ik aan Stichting NeMA tot wederopzegging machtiging om maandelijks het volgende bedrag van mijn bank-/girorekening af te schrijven.

€ 50,-

Plaats

“Bir öðrenci de siz okutun” kampanyamýza desteklerinizi bekliyoruz.

Handtekening

Orta-Asya’daki yüzlerce, binlerce öðrencinin geleceði, sizin göndereceðiniz yardýmlarla daha da güzelleþecektir.

2 0 0

Bir öðrencinin okutulmasýna vesile olmak, hayýrlý ve bereketli bir giriþimdir.

€ 25,-

Voor- en Achternaam

E-mail

Adres

Telefoon

Rekeningnr.

PC

Bank

Datum

Bir öðrenci de siz okutun

Postbus 2194, 3000 CD Rotterdam K.v.K R’dam 41134184 - Postbank 78.32.644 - DHB 26.32.58.475

m vee Dayanýþmaa Vakfýý aidatt formu Hollandaa Orta-Asyaa Eðitim


AÝLE

7 HAZÝRAN 2008

ZAMAN

16

HOLLANDA

sýlada

Anneler çocuklar 6 kýtada Eðitim gönüllüsü olarak dünyanýn dört bir yanýna gidenlerin anneleri, dualarýyla çocuklarýnýn yanýnda olmaya çalýþýyor. Anneler gününde telefonlarla iletilen sevgiler, hayalen öpülen eller... Anneler, sýlada “Bizim yapamadýðýmýzý evlatlarýmýz yapýyor.” diyerek huzur buluyor, evlatlar gurbette, dilini bilmedikleri çocuklara anne sevgisini anlatýyor.

[

H

Türkan Kökten

RAHÝME SEZGÝN

epsi evlatlarýný vatana, millete hayýrlý insanlar olarak yetiþtirebilmek için ellerinden geleni yapmýþtý. Üniversiteyi kazanan çocuklarýný okutabilmek için, her anne-baba gibi, fedakârlýðý fazlasý ile göstermiþlerdi. Bir gün çocuklarý okuldan mezun olduðunda onlarý dünyanýn farklý bölgelerine göndermek durumunda kalacaklarýný belki de hesaba katmamýþlardý. Fakat amaçlarý insanlýða faydalý evlatlar yetiþtirmek olunca onlarýn bu arzularýna asla karþý çýkmamýþlardý. Tüm özlemlerini, endiþelerini anne kalbine gömüp dualar ile genç yaþta evlatlarýný, adýný dahi yeni öðrendikleri ülkelere uðurladýlar. Geride býraktýklarýna üzülmesinler diye, havaalanýnda onlarý uðurlarken gözyaþý akýtmak yerine gülümsemeye özen gösterdiler. Bazen iki sene bazen üç sene çocuklarýný görmediler. Onlarýn anlattýklarý kadarý ile uzakta süren hayatlarýný öðrendiler. Torunlarýnýn doðumunu, emeklemesini göremediler. Fakat her zaman çocuklarý-

]

nýn amaçlarýna, ideallerine saygý gösterdiler. Dualarý ile çocuklarýný yalnýz býrakmadýlar. Birçok bayramý, Anneler Günü’nü çocuklarýndan uzakta geçirdiler. Bu Anneler Günü’nde de farklý olmayacak. Onlar evlatlarýndan gelen bir telefon ile Anneler Günü’nü geçirecek. Özlemi ta derinden yüreklerinden hissedecekler, güçlerini evlatlarýnýn insanlýðýn geleceði için yaptýðý fedakârlýktan alacaklar. Elbette bu çok kolay olmayacak. Hele millerce ötede kasýrganýn vurduðu Myanmar’da evladý bulunuyorsa bir annenin özleminin yanýnda endiþesi de artýyor. Kýzý dört yýldýr Myanmar’da bulunan Azize Altýnkaya, yaþanan kasýrgadan sonra yaþadýðý zor durumu, “Sabrýný Allah veriyor.” diye anlatsa da akan gözyaþlarý bir anne için bu durumun ne kadar zor olduðunu gösteriyor. Onun için Anneler Günü’nün en güzel hediyesi kýzýnýn sesini duymak. Biz de Anneler Günü’nde evlat özlemlerine gelin ve torun özlemi de eklenen anneler ile sýlada özlemi konuþtuk.


ZAMAN

Azize Altýnkaya

17

HOLLANDA

Sabriye Akar

Azize Altýnkaya

nüyordum. Hiç aklýmda böyle bir þey yoktu ama artýk uzakta olmasýna alýþtým. En çok bayramlarda ve özel günlerde yokluðunu hissediyorum.

Ýdealleri için çocuklarýmýz orada Kýzým Saliha evlendikten sonra Myanmar’a gitti. Dört yýl oldu. Haritada Burma’nýn yerini dahi bilmiyorduk. Ýki sene kaldý ve sonra bir kez ziyarete geldi. Anlattýklarýna göre, orada hayatlarý gayet iyiymiþ. Orasý daha sakin ve düzenliymiþ. Oranýn dilini iyice öðrenmiþler. Bu yýl da bir kez daha gelecek. Þu anda orada yaþanan kasýrga felaketi üzüntü verdi bize. Elbette sabrýný Allah veriyor fakat bir anne olarak endiþelenmemek mümkün deðil. Telefon aldým kýzýmdan, iyiymiþ. Elektrik, su yokmuþ. Yiyecek sýkýntýsý da yaþýyorlarmýþ. Ýnternet aracýlýðý ile görüþüyoruz, saðlýklarýnýn iyi olduðunu öðrendik. Keyfî olsa asla gitmelerini istemem. Fakat burada bir ideal var ve bizim yapamadýðýmýzý çocuklarýmýz yapýyor.

Türkan Kökten

Çelikten bir köprü kurulmuþ On altý senedir oðlum yurtdýþýnda. Ali, Denizli’de okudu, son sene bana bir telefon açtý, “Ben yurtdýþýna gitmek istiyorum.” dedi. Ben de ona, “Allah aþkýna benim hasta olduðumu düþünme ve git. Ben daha uzun yaþarým,

AÝLE

7 HAZÝRAN 2008

Þehriye Çakýr

Askere göndermek daha kolaydý

Þehriye Çakýr

sen merak etme.” dedim. Önce Özbekistan’a gitti ve beþ yýl kaldý orada. Ýstiklal Marþý’mýzý uzaklara götürsün diye çok dua ediyordum. Bir gün oðlum telefon açtý, “Anne daha uzaklara gidiyorum.” dedi. Ben daha uzaklara gitsin istiyordum. “Þükürler olsun.” dedim. Ben ilkokul mezunuyum. “Kamboçya’ya gidiyorum.” dedi. Haritada yerini bile görmemiþim. “Gözün arkada kalmasýn, git.” dedim. O dönemde evliydi ve eþini de bir müddet burada býraktý. Eþini de yanýna aldýktan sonra 23 senede bir geldi. Bayramlar gelip geçti. Bayramda beni aradýðýnda telefonda ona “Ahirette ebediyen birlikte yaþayacaðýz.”

dedim. Asla gözümün yaþýný göstermedim. Havaalanýnda uðurlarken hep gülümsedim. Bizim görevimiz de bunlar. Bu yýl, ben de Kamboçya’ya gittim. Orada yeni bir okul açtýlar. Gider gitmez oðlum bizi evine götürüp orayý gezdirmek yerine okula götürdü. Orada öðretmenler ile kucaklaþmalarý beni çok duygulandýrdý. Çelikten bir köprü kurulmuþ, pas tutmasý imkânsýz. Ýstiklal Marþý okunurken gözyaþlarýmý tutamadým ve “Allah’ým bunlarýn hýzýný kesme.” diye dua ettim. Her bayramda, Anneler Günü’nde þükür namazý kýlýyorum. Bunlar geçici, ahiret sermayesini burada kazanmak önemli olan.

Sabriye Akar

Hava sýcak, üþütmezler Oðlumun yurtdýþýna gitmek gibi bir amacý olduðunu hiç bilmiyordum. Serkan ilk söylediðinde çok uzak geldi bana. Fakat her yýl geleceðini söyleyerek beni ikna etti. Gönderdik ertesi yýl geldi. Ýki sene sonra evlendi ve eþini de aldý gitti. Onlarýn anlattýðý kadarý ile çok güzel yaþadýklarý yer. Zaten ben daha önce radyodan Myanmar’ýn güzel olduðunu duymuþtum. Hava da sýcak orada. Ben de buna çok seviniyorum. Ben en çok üþütmelerinden korkuyordum. Çok soðuk olursa ‘soba yakabilirler mi?’ diye düþü-

On üç yýldýr oðlum yurtdýþýnda. Ýlk olarak Kazakistan’a gitti. Þu anda Hindistan’da. Oðlumuz Kazakistan’da eðitimini aldý. Daha sonra Rusya’ya gitti. Orada müdürlük yapýyor. Ýlk gideceðini duyduðum zaman içimden sanki bir parça koptu gibi hissettim. Tabii ki zor oluyor biraz. Alýþana kadar birkaç sene geçiyor. O arýyordu, biz arýyorduk öyle görüþüyorduk. Anneler Günü’nde yokluðunu çok hissediyorum ama o mutlaka beni sað olsun arar. Zaten iki senedir de Anneler Günü’nde burada bulunuyor. Bir anlamda Anneler Günü benim bayramým oldu. Torunum da var ve özlemler artýk iki kere katlanmýþ oluyor. Fakat bekâr haliyle evlilik hali bir olmuyor þimdi daha gönlüm ferah. Gittiði ülkeler ile ilgili daha önce hiçbir þey bilmiyordum ama oðlum gittikten sonra birçok þey öðrendim. Yurtdýþýna göndermek askere göndermekten daha zor. Askere gittiði zaman sayýlý gün geçiyor, fakat bu geçmiyor. On bir senedir hâlâ oradalar. Evlatlarýmýz kendilerini idealleri uðruna adamýþlar, ben ne kadar onlarý yanýmda görmek istesem de Allah yollarýný açýk etsin demekten baþka bir þey yapamýyorum.


ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

18

HOLLANDA Foto: Adem Yýlmaz

KÝTAP

Modern propaganda

Ýslâm Daveti

deðerleriyle çatýþýr

FAHRÝ HOÞAB

Ýslâm daveti ile propaganda arasýnda kullanýlan vasýtalar ve metotlar açýsýndan bazý ortak ve benzer taraflar bulunduðunu ancak bunlarýn ayný þey olmadýðýný söyleyen Dr. Fahri Hoþab, Buruc Yayýnlarý arasýndan çýkan kapsamlý incelemesinde bu iki kavramý enine boyuna ele alýyor. Kilis Anadolu Öðretmen Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öðretmeni olan Hoþab, sünnete uygun davetin, çaðdaþ iletiþim araçlarýndan en iyi þekilde faydalanýlarak yapýlabileceðini söylüyor.

H. SALÝH ZENGÝN

vasýtalar ve metotlar açýsýndan bazý ortak ve benzer taraflar vardýr. Bu tespit bizi, Ýslâm Daveti’nin baþlý baþýna bir propaganda faaliyeti olduðu hükmüne götürmez. Ancak, Ýslâm Daveti’nin geniþ çerçevesi içerisinde menfîlikten, ahlâka, hukuka aykýrý uygulamalardan uzak, sosyal menfaatlere hizmet eden “müspet” bir propagandadan bahsetmenin mümkün olduðu hükmüne götürür. Bu da tamamen davetin þekliyle ilgili ve davetin geniþ çerçevesi içerisinde sýnýrlý bir yere sahiptir. Hz. Peygamber’in (sas) Ýslâm’a davet tarzýný, ifade eden “Nebevî Davet” terimi ile “propaganda” terimi mahiyet, öz itibarýyla birbirinden farklýdýr. Nebevî Davet, insanlarý Allah’a imana, O’na ibadet etmeye, güzel ahlâka ve beþerî münasebetlerde Ýslâmî kaidelere uymaya davet ederken; propaganda faaliyetleriyle, propagandanýn çeþidine göre ticarî, siyasî, askerî, iktisadî, kültürel hatta dinî birtakým sekülarist-pragmatist neticeler hedeflenir. Sizi böyle bir kitabý yazmaya iten nedenler nedir?

“N

ebevî Davet” ya da “teblið” dediðimiz insanlarý Ýslam’a davet metodunu, propaganda kavramý ile baðdaþtýrmaya çalýþmanýzýn gerekçesi nedir? Bizim bu araþtýrmada yaptýðýmýz, propaganda ile Ýslâm Daveti’ni baðdaþtýrmak deðil, bu iki müesseseyi karþýlaþtýrarak objektif bir bakýþ açýsýyla bilimsel bir tespitte bulunmaktýr. Üzerinde durduðumuz husus, Hz. Muhammed’in (sas) rehberliðini yapmýþ olduðu Ýslâm Daveti’nde propagandanýn yerinin olup olmadýðýdýr. Ýkisi çok farklý þeyler deðil midir? Önce þunu belirtelim; ayný þeyler deðildir. Ayný þeyler deðil derken, her yönüyle birbirinden farklý þeyler de olmadýðýný belirtmek gerekir. Nitekim tespitlerimize göre, Ýslâm Daveti ile propaganda arasýnda kullanýlan

Günümüzde propaganda, devletler, siyasî teþkilâtlar, sivil toplum örgütleri, ticaret sektörü ve hatta yaygýn ve örgün eðitimöðretim faaliyetlerini yürüten kurumlar için zaruri bir müracaat kaynaðý durumundadýr. Fertlerin ve kitlelerin kýsa yoldan büyük baþarýlar elde etmesinin temel þartlarýndan birisi, güçlü bir propagandadýr. Dünyasýnýn gidiþatýnda ve sosyal, siyasî, ekonomik hayatýn akýþýnda önemli bir rol oynayan, ancak bunun yanýnda çaðdaþ insana ahlâk, hukuk, eðitim, kamu düzeni sahalarýnda birçok problem üreten “propaganda”yla aralarýnda þekil açýsýndan kýsmî benzerlik ve bazý ortak yönler olan “Nebevî Davet”i esas alarak, bilimsel bir bakýþ açýsýyla incelemek, deðerlendirmek ve propagandanýn ürettiði problemlere çözümler sunmak önemlidir. Bunun yanýnda günlük hayatta propagandayý kullanma mecburiyetinde olan Ýslâm toplumu için de müspet bir propaganda müfredatý ortaya çýkarmak ihtiyaçtýr. Yani modern propagandanýn, Nebevî Davet’e ait bazý deðerlerle çatýþtýðý kanaatindesiniz.

Evet, modern propaganda, Ýslâm Daveti’nin deðerleriyle çatýþmaktadýr. Bugünün propagandasý, oldukça problemli bir iþleyiþe sahiptir. Peki bu çatýþma noktalarý nelerdir? Biz bu araþtýrmada, modern propaganda ile Ýslâm Daveti’nin çatýþtýðý noktalarý, ahlâk, hukuk, eðitim ve sosyal hayat açýsýndan ele aldýk. Modern propaganda, bu dört sahada çaðdaþ insana, sosyal hayata ciddi problemler üretmektedir. Bu iki kavramýn, uzlaþtýðýný düþündüðünüz noktalarý nelerdir? Her ikisi de ayný vasýtalarý kullanýr. Bunlar; söz, yazý, bilgi, sanat ve spor. Her iki müessesenin de kullandýðý, birbirine karþýlýk gelen yirmi beþ tane metot tespit ettik. Meselâ: Telkin, ikna, müþterek noktalarý iþleme, þahsî iliþkiler geliþtirme, zamanlama, devamlýlýk gibi metotlar bunlardan birkaçýdýr. Modern propagandanýn çaðrýþýmýný kime sorsanýz bize kusur arama, iftira, yalan, hile, mübalaða, alay, üstünlük taslama, övünme, gösteriþ gibi kavramlarý söyleyecektir. Bu noktada menfi bir çaðrýþýmý bulunan propagandanýn Nebevî Davet kavramýna zarar verdiði düþünülemez mi? Zaten “propaganda” kavramýný doðrudan “davet” kavramýyla iliþkilendirmek doðru deðildir. Propagandanýn önce menfîlikleri, yanlýþlýklarý ayýklanarak, geriye kalan müspet, iyi taraflarýnýn davetteki karþýlýðý bir deðerlendirmeye tabi tutulmalýdýr. Þunu vurgulamakta da fayda var; modern propagandanýn problemli yapýsýnýn ýslahý için en önemli kaynak Nebevî Davet’tir. Nebevî Davet, algýladýðýmýz manadaki propaganda unsurlarýna karþý neyi önermektedir? Nebevî Davet’te insana faydalý olmak, günümüz propagandasýnda ise, insan unsurundan faydalanmak ön plâna çýkmaktadýr. Diðer bir ifadeyle Ýslâm Daveti empatik, propaganda pragmatiktir; yani modern propagandaya rengini veren, faydacýlýktýr. Nebevî Davet, insanlara, hangi iþi yaparlarsa yapsýnlar hep ahlâkî, hukukî ka-

idelere uymayý telkin eder. Bu davetin Batýlýnýn algýladýðý þekliyle bir ‘dinî propaganda’ olduðu sonucu çýkar mý? Davet, propagandadan daha köklü bir müessesedir. Propaganda ile ilgili kaynaklarda, propaganda faaliyetlerinin tarihçesi milattan öncesine kadar dayandýrýlsa da, kavram olarak ilk defa on yedinci yüzyýlda Katolik Kilisesi tarafýndan kullanýlmýþ ve zamanla kurumlaþmýþtýr. Bu sebeple, “davet”in propagandadan etkilenerek kurumlaþmasý söz konusu olmadýðýndan, “dinî propaganda” olarak sýfatlandýrýlmasý da, kanaatimce bilimsel açýdan yanlýþtýr. Üstelik “davet” müfredatýnda karþýlýðýný bulduðumuz “müspet propaganda”, “davet”in geniþ çerçevesi içerisinde sýnýrlý bir yer iþgal eder. Peygamberimiz’in teblið faaliyetlerinde yeri geldiðinde propaganda usûlünü kullandýðý ve soðuk savaþa yöneldiðini belirtiyor Muhammed Hamidullah. Bunlarý kýsaca örneklendirir misiniz? Önce þunu belirtmek istiyorum: Propaganda ile ilgili tarifler, birbirinden farklýlýklar arz ederek, propagandayý üç kavramla sýfatlandýrýrlar: Telkin; ikna ve telkin; psikolojik savaþ veya psikolojik silah. Muhammed Hamidullah, propagandayý daha çok “psikolojik savaþ” olarak anlamýþ, eserlerinde Hz. Peygamber’in (sas) savaþlarda kullandýðý düþmanla psikolojik mücadele metotlarýný propaganda olarak deðerlendirmiþtir. Meselâ: Hendek Harbi, Taif Kuþatmasý, Benî Nadr Kuþatmasý’nda askerî teçhizat ve harekâtýn yaný sýra, düþmaný moral açýsýndan çökerten psikolojik savaþ metotlarýný kullandýðýndan bahsetmiþtir. Peygamberimiz’in (sas) müspet tarzda propaganda metotlarýný kullandýðýný belirtiyorsunuz. Bunlar nelerdir? Bunlarýn Nebevî Davet’ten farklarý nelerdir? Ýkisi de ayný þey midir? Hz. Peygamber’in (sas) fertleri kazanmaya, sosyal ve siyasî yapýlanmaya yönelik icraatlarýnda yer verdiði telkin, ikna, teþvik, kötü olandan ve yanlýþtan korkutup sakýndýrma ve psikolojik mücadeleye baþvurma gibi me-

totlarýný, “müspet propaganda” olarak deðerlendirmek mümkündür. Bundan hareketle müspet propagandanýn Nebevî Davet’ten bir cüz olduðunu söyleyebiliriz. Peygamberimiz’in (sas) davet metotlarýný günümüz þartlarýnda uygulamak ne derece mümkündür? Hz. Peygamber’in (sas) davet metotlarýný günümüzde uygulamak mümkündür. Onun sünnetine uygun olan davet, çaðdaþ vasýtalardan en iyi þekilde faydalanýlarak yapýlan davettir. Hz. Peygamber (sas) yenilikçiydi. O, devrinin bilgi ve teknolojisini en iyi þekilde kullanarak cahiliye karanlýðý yaþayan bir topluluktan medenî bir toplum inþa etmiþtir. Bütün bu örneklerden hareketle Ýslam toplumlarý için müspet bir propaganda müfredatý çýkarmak ve bunu uygulamak mümkün müdür? Bu mümkündür; ancak bunun yazýlý metinler hâline getirilmesi de þart deðildir. Önemli olan bu iþin Ýslâm’ýn ruhuna uygun olarak yapýlmasýdýr. Modern propagandanýn sosyal-manevî deðerleri erozyona uðrattýðý gerçeðiyle karþý karþýyayýz ve bu durumdan Ýslâm toplumu da etkilenmektedir. Bu noktada kitabýn muhatabý kimlerdir? Bu kitabýn muhataplarý, propaganda yapanlar ve kendilerine propaganda yapýlanlardýr. Propagandanýn bir ihtiyaç halini aldýðýný ve Ýslam dininin meþru ölçüde propagandaya cevaz verdiðini belirtiyorsunuz. Nedir meþru ölçüler? Ahlâk ve hukuk kaidelerini çiðnememek þartýyla herkes kendi fikrinin, malýnýn vs. propagandasýný yapabilir. Kur’an-ý Kerim’de bir karþýlýðý var mýdýr propagandanýn? Kur’an’da propagandanýn karþýlýðý olan bir kavram yoktur. Ancak, Kur’an’da yer alan telkin metodu ve ikna metodunu kullanmaya ve Ýslâm’a düþmanlýk besleyenlerle psikolojik mücadeleye davet eden ayetler, müspet propaganda ile iliþkilendirilebilir.


ZAMAN

HALEP

19

KOMÞUNUN ÝSTANBUL’U

Suriye’nin Ýstanbul’u sayýlan Halep’te, ilk görülmesi gereken yer kuþkusuz Kale. Halep önceleri bu kalenin içinde yer alýyormuþ. Doðal bir tepe üzerine kurulmuþ. Þehir, büyüdükçe kalenin eteklerine taþmýþ. Milattan önce 3 bin yýllarýnda Hititler tarafýndan tapýnak olarak inþa edildiði söyleniyor. Halepliler kaleyi bugüne kadar dýþarýdan fethedenin çýkmamasýyla övünüyor. Yunanlýlar, Abbasiler, Eyyubiler kaleyi hep içten fethetmiþ. Osmanlý ordularýna da kalenin anahtarlarý verilmiþ.

[

SALÝH BOZTAÞ

]

H

ýzlý geliþen ekonomi ve siyasi açýlým politikasý, Türk halkýnýn alým gücü ve dünyaya bakýþýný deðiþtirdi. Geçmiþteki Murat 124, yerini lüks araçlara býraktý. Ýþadamý, ev kadýný ve öðrencisi kendini gezmeye verdi. Artýk yurtdýþý görmüþ olmak övünülecek bir kavram deðil. Buna raðmen siz hâlâ dýþarý adým atmayanlardansanýz, ayaðýnýz alýþsýn türünden bir tavsiyemiz var. Komþumuz Suriye’deki tarihî Halep þehri sizin yurtdýþý turlarýnýz için ilk durak olabilir. Þehir, bize yakýn dokusuyla sizi dýþlamayacaðý gibi Türkçe konuþan esnaf ve Türk parasýnýn alýþveriþte geçmesi ilginizi çekebilir. Komþunun Ýstanbul’u sayýlan Halep, ticaretin yaný sýra tarihin de önemli dönüm noktalarýndan sayýlýyor. Birçok medeniyet bu þehirde hüküm sürmüþ. Osmanlý da 4 asýr burayý yönetmiþ. Tabir yerindeyse köþe bucak tarih kokuyor. Osmanlý tuðrasýný Ýstanbul’da bile bu kadar sýk göremezsiniz. Halep, Arap’ýn, Türk’ün ve Ermeni’nin birlikte yaþadýðý bir þehir. Üç dil de burada güncelliðini koruyor. Þehrin ilk görülmesi gereken yeri kuþkusuz Kale. Halep ilk etapta bu kalenin içerisinde yer alýyormuþ. Doðal bir tepe üzerine kurulmuþ. Þehir, büyüdükçe kalenin eteklerine taþmýþ. Milattan önce 3 bin yýllarýnda Hititler tarafýndan tapýnak olarak inþa edildiði söyleniyor. Halepliler kaleyi bugüne kadar dýþarýdan fethedenin çýkmamasýyla övünüyor. Yunanlýlar, Abbasiler, Eyyubiler kaleyi hep içten fethetmiþ. Osmanlý ordularýna da kalenin anahtarlarý verilmiþ. Haçlý ordularýna geçit vermeyen kalenin etrafý, bir dönem içi su dolu 20 metre derinliðinde hendekle çevrili imiþ. Bugün ortada ne su, ne de içinde yüzdüðü rivayet edilen timsahlar var. Ama kale ve etrafýndaki hendek tüm ihtiþamýyla duruyor. Halep, tarihe ‘Þarkýn kraliçesi’ olarak geçmiþ. Yapýlarda bir asalet, kapýsýna gelene himmet var. Þehir, ticaretin de siyasetin de uzun yýllar önemli kavþaklarýndan

KÜLTÜR

HOLLANDA

7 HAZÝRAN 2008

biri olmuþ. Þehir turu için çok sayýda seçenek bulunabilir. Cazibedar tarihî kentin yaný baþýnda geliþen modern bir þehir var. Ancak iþin bu tarafý ilginizi çekmeyebilir. Neyse ki kapalý çarþý tarihi kentte. 15. yüzyýlda inþa edilen çarþý sizi 10 kilometre uzunluðunda sokaklara baðlýyor. Ýçinde ne ararsanýz bulabileceðiniz tarihî dar sokaklar. Rivayetler Ýbni Sînâ’nýn da bu sokaklarý arþýnladýðý yönünde. Tabipler burada su ve müzikle þifaya vesile olmuþ. Memluk Valisi Argun Kamil’in akýl hastalarý için yaptýrdýðý Bimaristan, Ýslam’ýn hastaya bakýþýný aktarmasý açýsýndan ibret verici. Çarþýya girmeye karar verdiyseniz kendinize mutlaka zaman ayýrýn. Birbirinden farklý ve göz alýcý hediyelik eþyalar, giyecekler, yiyecekler ve baharatlar sizi kolay kolay býrakmayacaktýr. Haleplilere göre çarþýyý keþfin en iyi yolu sokaklarda kaybolmak. Kaybolup girdiðiniz sokaklar sizi her seferinde yeni keþiflere götürüyor. Ýpekli eþarplar, Arap tatlýlarý, tesbihler kendine çekiyor. Gelip de almamak olmaz. Fiyatlar makul ama pazarlýk yaptýðýnýzda çok daha az ödeyeceðiniz garanti. Biz yine tarihî turumuza dönelim. Mimar Sinan da kalfalýk döneminde buraya uðramýþ. Ýmzasýný taþýyan Hüsreviye Camii bugün lise olarak hizmet veriyor. Hicaz demiryolunun bir ayaðý da burada. Osmanlý, Halep’i vilayet olarak deðerlendirmiþ. Bugün sýnýrlarýmýz içerisindeki kimi þehirler de buradan yönetiliyormuþ. Osmanlý dönemi Pasaport Müdürlüðü binasý hâlâ tüm ihtiþamýyla ayakta duruyor. Halep eski taþ evleriyle yenilerini buluþturuyor. Hiçbir yapý bir diðerine benzemiyor. Bu önemli bir kural. Ýkinci kuralsa boya. Burada binalarýn boyanmasý yasak. Taþ ev kültürü böylece korunuyor. Sokaklarda dolaþýrken kapýlarýn üzerindeki Kâbe motifi dikkatimizi çekiyor. Hacca giden Haleplinin kapýsýna Kâbe’yi resmettirmesi âdettenmiþ. Tarihî saat kulesi de Osmanlý abidelerinden. Kanuni Sultan Süleyman’ýn yaptýrdýðý çeþmenin üzerine Abdülhamid Han tarafýndan inþa edilen kulede ayyýldýz figürü dikkat çekiyor. Þehrin dýþýnda da bizim açýmýzdan tarihî bir yer var. Türk askerleri tarafýndan korunan anýtmezarda Süleyman Þah ve iki askeri yatýyor. Süleyman Kaya Alp, Osmanlý Ýmparatorluðu’nun kurucusu Osman Gazi’nin dedesi. Halkýna yurt aramak için geldiði bölgede Fýrat Nehri’ne yenik düþmüþ. Caber Kalesi’ndeki mezar yeri TABKA barajý yapýlýnca 1973 yýlýnda nakledilmiþ. Halep merkezinden bir buçuk saatte ulaþýlan anýtmezarda Türk bayraðý ile Suriye bayraðý yan yana dalgalanýyor.

Halep’e nasýl ve kaç paraya gidilir

Foto: Salih Boztaþ

Türk Hava Yollarý (THY), Ýstanbul-Halep seferlerine bu hafta baþladý. THY ilk etapta haftada 3 gün pazartesi, perþembe ve cumartesi günleri Halep’e uçuþ gerçekleþtiriyor. THY’nin ilk uçuþuna Genel Müdür Temel Kotil ile Türkiye’den çok sayýda basýn mensubu katýldý. Ýstanbul-Halep uçuþlarý, vergiler hariç þimdilik 79 Euro’dan baþlayacak. Diðer illerden yapýlacak aktarmalý seferler için 20 Euro ek ücret alýnacak. Baþlayan seferlerle Türkiye’nin, Suriye için karada olduðu gibi havada da Avrupa’ya açýlan kapýsý olmasý hedefleniyor.


GÜNDEM

ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

20 HOLLANDA

Aþýrý kentleþme yüzünden doðal afetler arkalarýnda ölüm tarlalarý býrakýyor

Sel, kasýrga, deprem gibi felaketleri son yýllarda daha çok görmeye baþladýk. Bu felaketlerin sebep olduðu can kayýplarý ise en az onbinlerle ifade ediliyor. Geçtiðimiz günlerde Asyayý vuran deprem ve kasýrgada 130 binden fazla insan öldü, milyonlarcasý da evsiz kaldý. Bilim adamlarý felaket sayýsýnýn artýþý bir tarafa, ölümlerin asýl nedeni olarak bilinçsiz kurulan yerleþimleri ve plansýz göçleri gösteriyor.

M. RIFAT YEÐEN

S

yaþadý. Her hangi bir yerde meydana gelen bir doðal afette, ölü sayýsý en az onbinlerle ifade ediliyor. Uzmanlar bu durumu temelde iki etkene baðlýyor: Bilinçsiz Kentleþme ve Olaðanüstü nüfus hareketleri... Geliþmekte olan ülkelerde nüfusun dengesiz daðýldýðýný ve afetlere karþý daha hassas olduðunu söyleyen Ulusal Deprem Konseyi Eski Baþkaný Prof. Dr. Haluk Eyidoðan, çözüm için mümkün olduðu kadar planlý yerleþime ve afet güvenliðine önem verilmesi gerektiðini ifade ediyor. Ç i n ’ d e yaþanan son depreme bakarak Türkiye’yi de deðerlendirmek gerektiðini söyleyen Prof. Eyidoðan, son 2 bin yýlda Marmara bölgesinde 50’den fazla büyük deprem yaþandýðýný aktarýyor. “Türkiye’nin dörtte biri bu bölgede yaþýyor. Gayrý safi milli hâsýlanýn % 40’ý, 500 büyük sanayi kuruluþunun yarýsý ve Kuzey Anadolu fayýnýn en aktif kollarý yine bu bölgede bulunuyor. Merkezlere haddinden fazla bit yýðýlma yaþanýyor. Tüm dünya artýk kent depremleri sürecine girdi. Örneðin, Sichuan’da ya da 1999’da yaþadýðýmýz felaket de bir kent depremidir. Tüm bunlar bir araya gelince, kayýplar da muazzam rakamlara ulaþýyor. Türkiye’nin 16 kenti, bir milyonun üzerinde nüfusa sahip. Bunlarýn

büyük bir kýsmý da birinci ya da ikinci derecede deprem kuþaðýnda.” diyor Eyidoðan. Tokyo (Japonya), Mexico City (Meksika), Bombay (Hindistan), Sao Paulo (Brezilya), Delhi (Hindistan) gibi megakentlerde tehlike-

nin büyük olduðunu dile getiren Prof Dr. Haluk Eyidoðan Ýstanbul'un da benzer bir tehlike içinde olduðunu vurguluyor. Prof. Eyidoðan, 8 milyonun üstünde nüfusa sahip þehirlere megakent diyoruz. Dünyada 25 tane megakent olarak

adlandýrýlan þehir var. Ýstanbul'da maalesef bu kentlerden biri. Bunlarýn büyük çoðunluðu birinci dereceden deprem riski taþýyor. Buralarda herhangi bir doðal afet yaþandýðýnda haliyle kayýplar da büyük oluyor ve bir anda yüz bin-

GRAFÝK: YUNUS EMRE HATUNOÐLU

on yýllarda on binlerce insanýn ölümüyle sonuçlanan büyük afetlerin sayýsýnda gözle görülür bir artýþ var. Kýsa aralýklarla dünyanýn bir ucundan akýllara durgunluk veren sayýda insanýn öldüðü tsunami felaketi haberi geliyor, diðer bir yerinden deprem! Sonuçta insanlýk tarihi boyunca eþi görülmemiþ sayýda can kaybýyla neticeleniyor bu felaketler. Ancak uzmanlar, özellikle depremlerin sayýsýnda herhangi bir artýþýn olmadýðýný, yanlýþ kentleþmelerin ve düzensiz nüfus hareketlerinin toplu ölümleri artýrdýðýný düþünüyor. Çin’de yaþanan ve 70 bin kiþinin ölümüyle sonuçlanan deprem felaketini deðerlendiren Ulusal Deprem Konseyinin eski Baþkaný Prof. Dr. Haluk Eyidoðan’a göre hayat kaybýnýn boyutlarý ile ilgili olarak öne çýkan anahtar sözcük ‘megakent’. Ölümlerin artmasýndaki en büyük etken, endüstrinin geliþtiði þehirlere olan dengesiz göç. Ýktisadî yatýrýmlarýn belli merkezlerde toplandýðýný söyleyen Eyidoðan, bu tür yerlerde yaþanan bir felaketin neticesinin de nüfus yoðunluðuna baðlý olarak büyük olduðunu dile getiriyor. Deðilse, jeolojik tarihe bakýldýðýnda günümüzde meydana gelen depremlerin eskiden meydana gelenlerden bir farký yok. Richter ölçeðine göre 8 ve üzeri büyüklükte bir depremle dünyada hemen her sene karþýlaþýldýðýný, 7 ve üzeri büyüklükteki bir depreme de yýlda ortalama 1718 kez rastlandýðýný anlatan Eyidoðan, “Asýl sorun, deprem kuþaklarý üzerindeki nüfus yoðunlaþmalarý, denetimsiz yapýlaþmalar, plansýz yerleþmeler.” diyor. Eyidoðan, Ýstanbul’un dünyadaki 25 megakentten biri olduðunun, afet endiþesinin de bu yüzden daha fazla yaþandýðýnýn altýný çiziyor. Ýnsanlýk tarihi boyunca eþine az rastlanýr sayýda meydana gelen felaketleri, dünya son 10 yýlda


ZAMAN

21

HOLLANDA

GÜNDEM

7 HAZÝRAN 2008

lerce insaný kaybedebiliyoruz." diyor. Jeoloji ve yer hareketleri konusunda uzman kiþilerin deprem konusunda yaptýðý yorumlarý, ‘gereksiz’ olarak nitelendiren Prof. Haluk Eyidoðan, depremin þiddetini, merkezini, vereceði zararý ve fay hatlarýný konuþmanýn kimseye bir fayda getirmeyeceðini söylüyor. Marmara depremini en aðýr þekilde yaþayanlarýn bugün fazla kat için belediyelere baþvurduðunu söyleyen Profesör þöyle konuþuyor: “Bu tartýþmalarýn ne bilime ne de insanlara bir faydasý var. Mesele bilim adamlarýndan çýkýp, yerel yöneticilere, politikacýlara ve riskleri azaltýcý kararlar alan mekanizmalarýn temsilcilere geçti.” Türkiye, þansýný kullanamýyor Marmara’da yaþanan büyük depreminin ardýndan baþlatýlan risklerin azaltýlmasýna yönelik çalýþmalarýn çok yavaþ iþliyor. Uzmanlar, depremle beraber edinilen bilincin de gittikçe azaldýðý kanaatinde. Türkiye’nin 1999’dan bu yana büyük bir depremle karþýlaþmadýðýný ve bunun da ülkemiz için büyük bir þans olduðunu anlatan Eyidoðan, “Maalesef þansýný iyi kullanamýyor. Bir imar kanununu bile çýkaramadýk, 10 yýldýr bir afet yasasýný bile deðiþtiremedik. Yapý denetiminin aksadýðýna dair çok ciddi haberler geliyor. Büyük kentlere göç devam ediyor.” diyor. Deprem dýþýnda, çok sayýda insanýn ölümüyle sonuçlanan doðal afetler de sýklýkla meydana geliyor. Tsunami, kasýrga, nehir taþkýnlarý, aþýrý sýcaklar ya da dondurucu soðuklar... Bu tip felaketlerin son yýllardaki karþýlýðý da yine depremler kadar aðýr oluyor ve her yýl onbinlerce insan hayatýný kaybediyor. Meclis Çevre Araþtýrma Komisyonu Baþkaný Haluk Özdalga, deprem dýþýndaki afetlerde hem sayýca hem de nitelik açýsýndan gözle görülür bir artýþýn olduðunu ve bunun baþlýca nedeninin de iklim deðiþikliði olduðunu söylüyor. Sýcaklýk, yaðýþ, rüzgar gibi pek çok tabiat olayýnýn çok hassas dengelerle iliþkilendiði bir sistemde bir derecelik artýþýn bile felaketlere neden olduðunu anlatan Özdalga, insanlýk tarihinin kaydettiði en þiddetli iki kasýrganýn ne yazýk ki son yýllarda meydana geldiðinin altýný çiziyor. Dünyada iklimin ciddi anlamda deðiþtiðini aktaran Özdalga, bunun da insanlýk açýsýndan en büyük çevre felaketi olduðunu belirtiyor. Özdalga, “Küresel ortalamada küçük bir

Afeti heseplamadan ev yapanýn, afetten dert yanmaya hakký yok

deðiþimin tezahürü, maalesef büyük oluyor. Dünyanýn bazý bölgelerinde sýcaklýk düþerken bazý yerlerde aþýrý bir artýþ gözlemliyoruz. Yaðýþlarda ve fýrtýnalarda da ayný þey görülüyor. Mesela yaðýþlar, küresel ortalama anlamýnda az deðiþse de bazý bölgelere az yaðmurdan ötürü kuraklýk meydana gelirken, bazý bölgeler de çok þiddetli yaðmur görülüyor ve netice de sellerle karþýlaþýlýyor. Rüzgârda da ayný þey var. Kasýrga gibi çok þiddetli rüzgâr olaylarýnda da nitelik ve nicelik açýsýndan artýþ gözleniyor. Bu da çok sayýda meydana gelen ölümlerdeki artýþýn bir baþka ifadesi.” diyor. Sellerin ve kasýrgalarýn yüzde 90’ý insan kaynaklý Doðal dengedeki deðiþiklik, deprem dýþýnda yaþanan afetlerden de rahatlýkla gözlenebiliyor. 1975 ve 1989 yýllarý arasýnda 170 kasýrga meydana gelirken, 1990 ve 2004 yýllarý arasýnda 270 kasýrga felaketi

yaþanmýþ. “Bu, ileriki 15 yýllýk dönemde daha da artacaða benziyor diyen TEMA Vakfý yetkilileri, Artan nüfus ve kontrol edilemeyen tüketim arzusunun yarattýðý baskýnýn gözle görülür bir þekilde doðal afetlere sebep olduðunu söylüyor. Vakfýn Kaynak geliþtirme bölüm baþkaný Yeþim Beyla, 80'li yýllarda ortalama 173 doðal afet gözlenirken bu sayýnýn 90'larda 236, 2005 yýlýnda ise 430'a kadar yükseldiðinin de aytýný çiziyor. Beyla, "Hükümetlerarasý Ýklim Deðiþikliði Paneli'nin Þubat 2007'de açýkladýðý rapora göre; küresel ýsýnmanýn % 90 insan eliyle gerçekleþiyor. Raporda Türkiye için, kuraklýk, kýtlýk, orman yangýnlarýnda artýþ, sýcak hava dalgalarý, tarýmsal haþerelerin artýþý, ani seller, þiddetli yaðmurlar, sýtma gibi hastalýklarda artýþ, deniz suyu seviyesinin yükselmesi (kýyýlarda erozyon, dere, nehir, yer altý sularý ve alçak arazide tuzlanma) gibi felaketleri öngörülmektedir." diyor.

Yýldýz Teknik Üniversitesi (YTÜ) Þehir ve Bölge Planlama Bölüm Baþkaný Prof. Dr. Hüseyin Cengiz, kasýrga, tsunami, sel, deprem gibi doðal afetlere karþý tedbir alýrken, insanlara büyük görevler düþtüðünü söylüyor. Nehir yataklarýna, taban arazilerine, suyun birikebileceði düzlüklere ev yapýlamamasý gerektiðinin altýný çizen Cengiz, “Sonraki ah vah’ýn bir kýymeti kalmýyor. Afetin önüne geçmek mümkün deðil. Yaðmur yaðýyorsa bir yerden illa ki akacak. Ama gidip o akan yerin önüne ev yapýlýrsa sel basacaktýr.” diyor. Çin’deki depremi izlediði kadarýyla deðerlendiren Cengiz, “Bina tipleri de yaþadýðýmýz coðrafyaya uygun olmalý. Derme çatma yapýlar, alt yapýnýn eksikliðiyle de birleþince ortaya bu çýkýyor maalesef. Riskli ve statik olarak da zor ayakta duran binalarýn, deprem, fýrtýna ve sel gibi afetlerde yýkýlacaðýný gördük bu felaketlerde. Türkiye’de 1999 depreminden sonra, yerleþim alanlarý gözden geçirildi. Ama hala yasadýþý geliþmiþ alanlarda sorun var. En azýndan belediyelerin yaklaþýmý 99 depreminden sonra baþarýlýydý. Ýnsanlar da uyandý. Ama insanlar yine yavaþ yavaþ unutmaya baþladý. Bazý þeyleri vazgeçilmez kabul edip oralara yerleþmemek lazým. Benim Çin’deki vakada da gördüðüm ilk yýkýlan binalar ilkokullar ve resmi yapýlar yýkýldý. Bizde de öyle olmuþtu. Bir de bakýyorsunuz Bayýndýrlýk Bakanlýðý’na ait bir bina ya da yüzlerce çocuðun okuduðu bir ilkokul yýkýlmýþ. Yetkililer elindeki yetkileri de kullanamadýklarý için ve kontrol edemedikleri için. Doðal deðerlere kesin saygýlý olmamýz ama bunu yaparken de aklýmýzý da kullanmak lazým. Ovalar ya da taban arazilerine yerleþmiþiz, ya da tsunami olunca ilk selin basacaðý yere yerleþmiþiz. Her plan da iyi olduðu anlamýna gelmiyor. Maalesef kötü planlarla da karþýlaþýyoruz. Bunu söylemek çok acý ama belediyelerde de müellifi dýþýnda müdahale eden de çok oluyor. Mecrasýnda gitmeyen süreç diyebileceðim. Ondan çýkan sonuçlar da kötü oluyor. Tabii dikkat etmemiz lazým. 1999’dan sonra biraz daha dikkat edilir hale geldiðini düþünüyorum.”


BULMACA

rEResimdeki

GS’li futbolcu Malazgirt fatihi

4

3

3

7

6

6

9

3

5

2

1

9

1

4

3

9

5 3

1

Dinin yasakladýðý

Üflemeli bir çalgý

Eskiden þehir

Irsiyet

Uçan bir kuþ

Bir meyve

Kýþýn yaðar

Günün ilk dilimi

Cennet bineði

Babanýn kýþ kardeþi

1

Bir nota

Karýþýk renkli

Dullar

Rütbesiz asker Bir tür cetvel

Gelir getiren mülkler

6

7

3

Kýsaca mahalle

9

Sodyumun remzi

2

Bir ay adý

5 1 9 6 2 4 3 7 8

6 8 7 5 1 3 2 9 4

3 7 2 9 8 6 4 1 5

Að yatak Kuzu sesi Mal alýp satma

Bir mutfak gereci Donuk renkli

Cet

SUDOKU ÇÖZÜMÜ 4 2 3 8 9 7 5 6 1

Bir tür üzüm

Allah’a göre insan

5

2 3 6 1 4 8 7 5 9

Hal

Bir tür bulut

4

1 4 5 7 3 9 6 8 2

Ençok

Etek

4

Yer fýstýðý 8 5 1 4 7 2 9 3 6

Ölü giysisi Küçük býçak

Kolay

9 6 4 3 5 1 8 2 7

Bakma, bakýþ Allah’tan baþka herþey Kraliçe

Bir nota

Hýrs Erzincan ilçesi

4

Sýnýr niþaný

Bir gezegen

Bir iþte baþý çeken

Son harfimiz

6

Kýsaca uranyum

Bir baðlaç

Tutsaklýk

Kaide

5

6

Bobin

Bir tür kýsa yelek

Meyve göbeði

Hamam

7

3

7 9 8 2 6 5 1 4 3

Yapma etme

Sihirbazýn yaptýðý

9

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3'e 3'lük karelere, 1'den 9'a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükleri doldurduðunuzda tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1'den 9'a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun.

Tok deðil

Lantanýn remzi

Kur’an’da bir sure

9

7 7

Bir deyim

Reþat Nuri’nin ber eseri

SUDOKU BULMACA 9

9

22 HOLLANDA

ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

Kabe’de tavaf etme alaný

Siyah

Ateþli

Bir tür cetvel

Kurbaðanýn ilmi adý

Ýstanbul’da bir semt

Ýri at

Bir hayvan

Eda, tavýr

Bir nota

Olay

Uyarý

Bir haber ajansýmýz

Ýnce nazik

Dayanma, karþý koyma

Ýlkel silah

Karalar çalma Kýsaca molibden

Kalýn kumaþ Hareketsiz, duraðan

Uçan bir hayvan

Ýsteklendirme nidasý

Bir, yalnýz Bir tasavvuf çalgýsý

Bir baðlaç

3

2

Eski MÝTci (Korkut ...)

Torunu olan kadýn

Deri kalkan Sodyumun remzi

Bir ilimiz Fiyaka Büyük ev Anlayýþ, kavrayýþ

Bön, saf

Boru sesi

Þ ÝFRE K ELÝME:

Kýsac azot

1

2

3

4

5

Ü

Ý

R

R

T

M

U

R

O

F

H

B

Z

K

E

E

M

A

P

K

A

M

Ü

N

P

O

L

Þ

I

L

R

N

A

D

R

Ü

K

U

T

Y

Ü

U

K

K

A

M

A

N

P

H

L

A

K

A

T

Þ

A

C

Þ

D

D

A

Þ

L

V

S

U

B

K

N

S

Ý

N

Ü

A

M

M

E

N

L

R

A

Ý

3

Ü

L

N

Z

A

S

A

R

L

A

Ü

Ý

T

R

4

Ý

Y

G

A

S

L

Z

Ý

M

A

V

Þ

E

L

5

Ü

L A

Ý E

Z L

A A

Þ E

N R

P O

K A

D R

1 2

P

6

C

7

8

Ð

T

G

R

Ç

M

S

D

Ü

R

E

U

N

A

N

R

T

S

E

Þ

O

K

Ý

Z

V

R

B

S

Ö

G

M

R

Ý

Y

A

Z

E

C

Ö

A

O

Ý

T

E

Y

A

C

Z

Þ

R

O

E

N

F

K

Ö

Ü

D

K

Ý

V

Ý

Ü

S

A

K

T

A

L

H

Þ

Ý

E

Ç

R

Ð

N

L

O

R

G

S

A

T

E

D

M

K

E

Z

O

G

L

A

L

L

V

Þ

N

C

E

M

A

K

E

Ý

Y

P

T

Ý

A

Y

M

T

L

Ý

A

G

Ý

O

M

E

Ð

M

I

Ý

E

H

N

L

M

S

K

N

R

E

Ð

Ö

M

Þ

P

S

Ý

T

R

O

Þ

Ü

C

Z

L

E

P

N

Ç

A

V

R

E

H

O

M

Ý

E

Ç

O

N

Ü

YUKARIDAN AÞAÐIYA 1) Mimar Sinan’ýn Edirne’de inþa ettiði muhteþem mabed. 2) Taciz etme, bunaltma, tedirgin etme, sýkma.- Bir ço-

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 1 M E S C Ý D Ý H A R A M 2 A K R E D Ý T Ý F 3 N S

T A L Ý L

4 Y E M 5 E N Ý K 6 Z

D E T A N

M A K A D A M V A L Ý Z

S E P E T

7 Ý T Ý Z A R 8 T A L A S

M

L Ý V A R Ý Y A L

Y E M E N Ý

ÞÝRKET, TARKAN, ULAMA, ÜÞENME, VATOZ, YEÐEN, ZAMAN.

M

A

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

ðul eki. 3) Karada insanlarýn ve hayvanlarýn geçmesi için açýlan veya kendi kendine oluþmuþ, yürümeye uygun yer.- Geçmiþ. 4) Baðýmlý olmayan, hükümran, hâkim. 5) Toplumun duygularýný inciten olay veya durum, kepazelik, maskaralýk, rezillik. 6) Kýsa ve özlü (söz), veciz. 7) Herhangi bir kuruluþtaki alt bölümlerden her biri.- Ýsimden isim ve sýfat türeten bir ek. 8) En kýsa zaman parçasý.- Bakma, bakýþ. 9) Kenarlara serilen halý. 10) Hatýra.- Bir bayan ismi. 11) Güzel, hoþ, latif.- Gelecek. 12) Bir engelle karþýlaþan su veya hava akýntýsýnýn dönerek ve çukurlaþarak yaptýðý çevrinti, ters akýntýlarýn oluþturduðu dönme, burgaç, girdap.

ÝNLEMEK, KÜRDAN, LOKAL, MOHER, NAPALM, OKLAVA, ÖRGÜ, PARKE, REKOR, SOFT,

E

G

RÜSTEM AYDIN r.aydin@zaman.com.tr

SOLDAN SAÐA 1) Dinî ilimlerin Peygamber Efendimiz (sas)’in hayatýný konu edinen dalý.Kur’an’da bir sure. 2) Bir çorba türü.Ekmek. 3) Lale bahçesi.- Bir aðacýn kurutulmuþ yapraklarýndan elde edilen, saç ve elleri boyamakta kullanýlan toz. 4) Pirinç, soðan ve baharatla hazýrlanan, dolmalarda kullanýlan karýþým.Herhangi bir enerji türünü baþka bir enerjiye dönüþtürmek, belli bir güçten yararlanarak bir iþi yapmak için çarklar, diþliler ve çeþitli parçalardan oluþan düzenekler bütünü.- Baðýþlama. 5) Hastalýk derecesinde müzik sevme. 6) Duyurarak, ilan yoluyla.- Kayýp, ziyan, yitik. 7) Bir mevsim.- Kazanç amacýyla yürütülen alým satým etkinliði. 8) Bir meyve.- Çatýlarý örtmekte kullanýlan, yan yana dizilerek suyu aþaðýya geçirmeden dýþarý akýtacak biçimde yapýlmýþ, piþmiþ balçýk levha.

ADALET, BOYABAT, CEZAYÝR, ÇEKÝNCE, DÜZGÜN, EKSELANS, FORUM, GALÝZ, HALTER,

N

Ü

7

6

KARE BULMACA

T

R

5

Uzak

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz?

ÇÖZÜMLER

A

V N

H

E

Ý L

M T

E

C

N

D

E

Ý

Þ

D

Ü

E

T

G

Ö

R

N

T

Ð

E

N

Ü

R

Y

Ý

L

Ü

S

N

A

Þ

K

U

I

Þ

E

K

Ü

T

R T L Ý

K Y

Ç Ý A

M R T G

S R

M Ü G G N Ý C K L E Ý

R

A A Z N Þ A R

A E R V C Ý E Ç A L S A Ü D

O G K Z Ð Ý Z Y Þ M E Ý L S A D

M A N

M A R

H

M S

M A

M K E

E R

A P T

O Þ K Ý E O N Ü Þ A O S L Z Z A

M Ý Ü C N R O Ý G L S R Z K D A A Ý R

N D K

Þ P R A

Y L O A O E Ý Ü E Þ

E P A R K E C Z R R N

M A L L H Ü

A N V L K

M Ü

M U R

K E L Ý M E

Z

M E

M M E A

E O

Ç L Ð Ð T L G T N Ö V E O P V Ü L S A U N F

A V I

O E Ö

N P

L S A F A R U A K Þ Ý R U K T P H

N

M Þ

M I Ý

Ü

A V A L K O B N R D E T A B A Y O B

Ý Y Þ T H Ö Ý S A C P L R Ý K T Ü L Z

ÞÝRKET, TARKAN, ULAMA, ÜÞENME, VATOZ, YEÐEN, ZAMAN.

S

ÝNLEMEK, KÜRDAN, LOKAL, MOHER, NAPALM, OKLAVA, ÖRGÜ, PARKE, REKOR, SOFT,

P

ADALET, BOYABAT, CEZAYÝR, ÇEKÝNCE, DÜZGÜN, EKSELANS, FORUM, GALÝZ, HALTER,

Ç

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz?


ZAMAN

23 HOLLANDA

AÝLE

7 HAZÝRAN 2008

Hikâyeli yemeklerimiz Anadolu’da yemek kültürümüzün olaðanüstü güzellikteki hikâyeli yemekleriyle karþýlaþtým. Anadolu kadýnýnýn duru ve güzel Türkçesiyle anlattýðý bu hikâyeli yemekler ne denli ince ve zarif bir yemek kültürüne de sahip olduðumuzu da yansýtmakta.

NEVÝN HALICI

H

alk edebiyatýmýzýn âþýk tarzý bölümünde hikâyeli türkü dalý vardýr. Televizyon ve internetin hayatýmýza bu kadar girmediði dönemlerde geceleri masallar, hikâyeler anlatýlarak vakit geçirilirdi. Ayrýca âþýklar þehir þehir, köy köy dolaþarak kahvehanelerde türkülerle süsledikleri hikâyeleri anlatýr, ilgi ile dinlenirlerdi. Öyle ki Ramazanlarda hikâyeyi arife gününden baþlatýp bayrama kadar sürdürürler, teravih namazýndan sonra kahvehanelere doluþan halk bir aylýk hikâyeyi günümüzün günlük televizyon dizileri gibi kaçýrmadan takip ederdi. Rahmetli âþýk Murat Çobanoðlu’nun anlattýðýna göre, bir Ramazan’da, Karadeniz taraflarýnda bir yere gitmiþ ve aylýk hikâyesine baþlamýþ, bayrama birkaç

gün kala sokakta karþýsýna çýkan devamlý dinleyicilerinden biri cebinden tabancasýný çýkarmýþ ve “bak sonunda kýzý öldürürsen vururum ha” demiþ. Çobanoðlu, hikâyenin sonunda kýzý öldürdü mü, öldürmedi mi hatýrlamýyorum ama yaþadýðýna göre Karadenizli vatandaþýn mutlu olduðu belli. Yine deðerli âþýklarýmýzdan Ýmami’nin kabakla ilgili çok hoþ hikâyesini baþka bir yazýda anlatmak üzere hikâyeli yemeklerimize geçmek istiyorum. Konya ile baþlayan ve Anadolu’da devam eden derlemelerim sýrasýnda yemek kültürümüzün olaðanüstü güzellikteki hikâyeli yemekleriyle karþýlaþtým. Anadolu kadýnýnýn duru ve güzel Türkçesiyle anlattýðý bu hikâyeli yemekler ne denli ince ve zarif bir yemek kültürüne sahip olduðumuzu da yansýtmakta. Bugün sizlere Muðla’dan Hatice Duran’dan 1981’de derlediðim bir hikâyeyi onun dilinden veriyorum: “Bizim burada bir de ‘yari yardan ayýrmayan’ yemeðimiz vardýr. Buralarda kiþniþ otu biter, çok güzel kokuludur, toplar salatasýný, yemeðini, böreðini yaparýz. Adamýn karýsýnýn

Sýcak havalarda serin semizotu

Y

az aylarý gelince zeytinyaðlýlar ve salatalar sofralarýmýzýn baþköþesine oturuyor. Semizotu da genetik bilimciler tarafýndan sinir krizlerini ve yorgunluðu önlediði için mucize bir besin olarak gösteriliyor. Semizotunun içerisinde bol miktarda omega 3 bulunuyor. Ayný zamanda kansere karþý da koruyor. Öyle ki balýk yemeyenler her gün semizotu yiyerek bu eksikliði giderebilir. Hafif yemeklere duyulan ihtiyacýn arttýðý bu günlerde zaten aðýr yemekler barýndýrmayan menünüzde bu saðlýklý ve lezzetli tarifi deneyebilirsiniz. Yapýlýþý: Semizotu temizlenir ve iyice yýkanýr. Yýkanan semizotlarýnýn yapraklarý koparýlarak büyük bir kâseye

konur. Ýnce ince kýyýlmýþ dereotu ve ince doðranmýþ salatalýk semizotuna ilave edilir. Ýnce kýyýlmýþ sarýmsak yoðurda katýlýr. Yoðurt iyice karýþtýrýlýr. Bu karýþým semizotunun üzerine dökülür. Tuz ve zeytinyaðý ilave edilir. Salata karýþtýrýlýr ve servis yapýlýr. Nurbanu Arslan

Semizotu salatasý MALZEME:     

Bir demet semizotu Bir demet dereotu 2-3 diþ sarýmsak 1 salatalýk Zeytinyaðý, tuz

Benim hikâyem mutlu sonla bittiðine göre, tabancasýyla beni vuracak bir kiþinin çýkacaðýný sanmýyorum, sevgili okuyucularým! Bu güzel kokulu yemeðin tarifini vermeden önce sizden yörenizde böyle hikâyeli yemekler varsa adýnýzý, soyadýnýzý, yaþýnýzý ve bulunduðunuz il, ilçe veya

aðzý kokuyor, alýyor karýsýný kadýya götürüyor, boþayacaðým diye. Eþeðe biniyorlar, kadýya gitmek için yola düþüyorlar. Zavallý kadýn yolda kocasýna evden aldýðý yolluk börek, çörekleri verirken kendi üzüntüden hiçbir þey yemiyor, oturduklarý yerde eline geçen kiþniþ otlarýný aðzýna atýyor, yiyor. Kadýya varýyorlar, adam anlatýyor böyle böyle, boþayacaðým diyor. Kadý bakýyor, kontrol ediyor, kadýnýn aðzý kötü kokmuyor, üstelik güzel kokuyor, boþamýyor. Eve dönerken adam karýsýna soruyor ‘Ne yaptýn?’ diye. Kadýn ‘Kiþniþ yedim.’ diyor. Artýk o kadýnýn evinden kiþniþ eksik olmuyor ve bu yemeðin adý da ‘yari yardan ayýrmayan’ kalýyor”.

köyü ve telefonunuzu da yazarak P.K. 88 Nalçacý Konya veya nh@nevinhalici.com adresine göndermenizi dileyeceðim. Kaynak göstererek kullanýlacak bu hikâyelerle yemek kültürümüze katkýda bulunmuþ olacaksýnýz. Mutlu bir hafta geçirmeniz dileðiyle tarifemizi veriyorum. Bu yemeðin adý kavurma olarak veriliyor, ama göreceðiniz gibi klasik mutfaðýmýzda yer alan pirinçli ya da bulgurlu ýspanak, semizotu vb. gibi piþiriliyor.

Kiþniþ (Yari yardan ayýrmayan) kavurmasý MALZEME:           

½ su bardaðý zeytinyaðý 2 soðan (ince kýyýlmýþ) 1 yemek kaþýðý domates salçasý ½ kilo kiþniþ (yýkanmýþ, ince doðranmýþ) 1 tatlý kaþýðý acý pul biber 1 yemek kaþýðý bulgur 1 yemek kaþýðý pirinç ½ su bardaðý su 2 diþ sarýmsak (dövülmüþ) ¼ su bardaðý koruk ekþisi yoksa limon yeterince tuz

Yapýlýþý: Yaðla soðaný kavur. Salça koy, çevir. Otu karýþtýr, birkaç dakika kavur. Biberi, bulguru, pirinci, suyu koy, kapak ört, hafif ateþte piþir. Ýnmesine yakýn tuzu, sarýmsaðý, koruk suyunu ilave et, on dakika daha piþir. Tabaða çýkar, sofraya al.


KÜLTÜR

ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

24 HOLLANDA

Yabancý öðrenciler, Türkiye’deki komþuluk iliþkilerine hayran

Türkiye’de eðitim gören yabancý öðrenciler, ülkemizdeki komþuluk iliþkilerine hayran. Eve girip çýkarken komþularýnýn ‘Bir ihtiyacýn var mý?’ sorusunu duymak onlarý mutlu ediyor. Bir de ‘annemiz gibi’ diye tarif ettikleri komþu kadýnlarýn yemek ikramlarý...

ÖNDER DELÝGÖZ

B

itmek tükenmek bilmeyen savaþlardan, binlerce sivilin hayatýný kurtaracak silahsýzlanmaya, gündelik yaþamý etkiler hale gelen küresel ýsýnmadan milyonlarca insaný ölüme yollayan açlýða kadar insanlýðý ilgilendiren meselelere ülkelerin siyasetçileri henüz çözüm bulamasa da en azýndan gençleri kafa yoruyor. Bayrampaþa Belediyesi’nin düzenlediði Genç Birleþmiþ Milletler organizasyonuyla bir araya gelen 115 ülkeden 230 genç, Bayrampaþa Þehir Parký’nda kurulan BM çadýrýnda genelde evlerimize televizyon ve gazete haberleriyle konuk olan bu önemli meseleler üzerine üç gün boyunca tartýþtý. Çözüm önerileri ürettiler. Hatta bir de bildiri yayýnladýlar. Bildiride vurguladýklarý konu küresel diyalog ve iþbirliði oldu. Onlar uluslararasý iliþkilerin þu anki yapýsýný, nasýl olmasý gerektiðini konuþtular. Biz de bu gençlerin birkaçýný yakalayýp daha yerel bir konu üzerine konuþtuk. Komþuluk iliþkileriydi konumuz. Ülkelerin deðil ailelerin komþuluðu. Memleketlerindeki komþuluk iliþkilerinin nasýl olduðunu anlatmalarýný istedik. Hatta bunun için özellikle Türkiye’de eðitim gören gençleri seçtik aralarýndan kýyaslama imkâný da bulabilmek için. Nijerya’dan iki, Malawi ve Tacikistan’dan bir, Finlandiya’dan üç olmak üzere Fatih Üniversitesi’nde eðitim gören yedi öðrenciydi sohbet

ortaðýmýz. Hemen hepsi kendi ülkelerinde komþular arasýnda yakýn iliþkilerin olmadýðýndan bahsetti. Bu nedenle Türkiye’deki komþuluk iliþkilerine hayran kalmýþlar. Özellikle komþularýnýn sürekli bir ihtiyaçlarýnýn olup olmadýðýný sormasýndan memnunlar. Nijeryalý Kabiru Bahiru Sule, ‘Annemiz gibi’ dediði komþu kadýnýn kendilerini ilk baþlarda þaþýrtan, sonrasýnda mutlu eden ilgisini þu sözlerle anlatýyor: “Her sabah bize kahvaltý gönderiyor. Bizi dýþarýda oturup bekliyor. Akþam yemeði gönderiyor. Sürekli kapýmýzý çalýyor. ‘Bir isteðiniz var mý, ihtiyacýnýz var mý?’ Biraz sonra zil yine çalýyor. Yemek gönderiyor. ‘Aç kalmayýn, aç kalmayýn.’ Çok güzel bir þey.” Malawili Togo ise ‘abi’ diye hitap ettiði komþusunu anlatýyor: “Beni ne zaman görse ‘Togo nasýlsýn? Aç mýsýn? Bir þeye ihtiyacýn var mý?’ diye soruyor.

n annemiz gibi... dý ka

Alt kattaki

‘Ýhtiyacým yok.’ diyorum. Eve giriyorum. Beþ dakika sonra kapý çalýyor. Sütlaç getiriyor bana. Sonra yine kapýyý çalýyorlar. Onlara gidiyoruz. Çay içiyoruz. Hep yardým etmek istiyorlar.” Togo, Türkiye’deki komþuluk iliþkilerini sempatik Türkçesiyle ‘cana yakin, cana yakin’ þeklinde ifade ediyor. Tacikistanlý Eshmurad Tashanov ise komþularýnýn ne kadar iyi insanlar olduðunu þu örnekle anlatýyor: “Geçen sene paramýz bitmiþti. Aralarýnda para toplayýp bize verdiler. ‘Memleketinize gidin. Ailenizi görün.’ dediler. Çok güzel bir þey.” Babasý Türk, annesi Finlandiyalý olan Derya Uzunkodalak, Erasmus programýyla Türkiye’ye gelmiþ. Ýki arkadaþýný da beraberinde getirmiþ. Doðma büyüme Finlandiyalý olan Derya, “Sürekli ‘Ýhtiyacýnýz var mý?’ diye soruyorlar. Burada kimse yalnýz hissetmiyor kendini.” diyor.

Genç Birleþmiþ Milletler Bayrampaþa Belediyesi, bu yýl ikincisini düzenlediði Gençtival etkinliði kapsamýnda bir ilke imza atarak 115 ülkeden 230 öðrenciyi Genç BM Genel Kurulu’nda bir araya getirdi. Bayrampaþa Gençlik Merkezi’nin (BAYGEM) organize ettiði etkinlikte gençler, týpký BM Genel Kurulu’nda olduðu gibi komisyonlar kurdu. Silahsýzlanma ve Uluslararasý Güvenlik Komitesi, Ekonomik ve Mali Komite, Özel Siyasi ve Dekolonizasyon Komitesi, Ýdari ve Bütçe Komitesi ile Yasal Komite farklý ülkeleri temsil eden gençlerden oluþturuldu. Ardýndan dünya barýþýnýn önündeki engeller, küresel ýsýnma ve çevre gibi konular masaya yatýrýldý, oylamalar yapýldý. Sonuçta bir de küresel krizlerin týpký Genç BM’de olduðu gibi diyalogla çözülebileceðini anlatan bir bildiri yayýnlandý.

Türkiye’deki sýcaklýk bizde yok Thakozani (Togo) Manguuro-Malawi: Malawi’de yakýn iliþkiler yok. Örneðin burada yeni bir yere taþýndýðýnýzda komþularýn hepsi birlikte kek, içecek getirirler. Bizim ülkede hiç kimse eve gelmez. Siz tanýþýrsýnýz. Ondan sonra iliþkiler baþlar. Saara Pirhonen, Karoliina Makela, Derya Uzunkodalak-Finlandiya: Finlandiya’da yakýn komþuluk iliþkileri yok. Ýliþkilerinizi kendiniz kurmak zorundasýnýz. Sorunlarýnýzý kendiniz çözmek zorundasýnýz. Çok fazla bir araya gelmiyor komþular. Fakat bu yine de nasýl komþularýnýz olduðuna baðlý. Beraber kahve içenler, kek yiyenler var ama bunlarýn arasýnda çok fazla gençler yok. Kabiru Bahiru Sule-Nijerya: Komþuluk Nijerya’da farklý. Çünkü insanlar apartmanlarda yaþamýyor. Herkesin kendi müstakil evi var. Buradaki gibi apartman yaþamý yok. Ýnsanlar evlerinin dýþýnda bir araya geliyor. Örneðin ibadet vakitlerinde camide toplanýr aileler. Ýbadetten sonra toplanýrlar komþular sohbet ederler. Sorunlarý konuþurlar. Müslümanlar bayramlarda bir araya gelirler. Hediyeler verirler birbirlerine, yemekler ikram ederler. Eshmurad Tashanov-Tacikistan: Bizdeki komþuluk iliþkileri Türkiye’dekine benziyor. Mesela bir yere taþýndýðýnýzda hediyeler götürürler. Misafirliðe giderler. Bizde bir atasözü var: ‘Yandaki komþun ailen gibidir, arkadaki komþun arkaný kollayandýr, hemen karþýndaki komþu ayný anneden doðduðun kardeþin gibidir.’


ZAMAN

25

KÜLTÜR

HOLLANDA

New York caddelerinde mehteran...

Protestodan festivale: Amerika’da Türk yürüyüþü

7 HAZÝRAN 2008

Kitap Kitap Kitap Kitap Ýstanbul’u sayfa sayfa gezin Ýstanbul’u bilerek gezmek, güzelliklerine aþina olmak istiyorsanýz bu kolay taþýnabilir, zengin içerikli kitap tam size göre. Güncellenen son bilgilerle hazýrlanan, Ýstanbul’un tarihî mekanlarýný, doðal güzelliklerini, ibadethanelerini bir arada sunan kitap, bol fotoðraf kullanýmýyla da dikkat çekiyor. Sayfa sayfa okuyup, adým adým gezmek için ideal... Halil Ersin Avcý Gezi Rehberi Ýstanbul 280 sayfa Kaynak Yayýnlarý

Her yýl binlerce kiþinin katýlýmýyla gerçekleþen Türk günü yürüyüþü aslýnda diplomatlarýmýzý katleden ermenileri protesto için baþlamýþ. Bugün ise katýlan ünlü sanatçýlarla, New york’un ortasýndan geçen Mehter takýmýyla çok renkli görüntülere sahne oluyor.

MEHMET DEMÝRCÝ

E

rmeni terör örgütü ASALA, 1970’li yýllarýn sonunda dünyanýn her yerinde Türk diplomatlarý þehit ediyordu. Diplomatlarýmýzýn katlediliþi hiçbir gazeteye haber olmuyordu. ABD’de yaþayan Türkler, þehit edilen Türk diplomatlara dikkat çekmek için 1981’de sokaða inmeye karar verir. Bu, oradaki Türkler için bir ilkti. Bugün ‘Türk Günü Yürüyüþü’ diye bildiðimiz ve bu yýl 27. kez gerçekleþtirilecek etkinlik iþte böyle bir ortamda protesto amacýyla baþladý. Yürüyüþe ilk yýl sadece birkaç yüz kiþinin katýlmýþtý ve adý ‘Ermeni Terörünü Telin Yürüyüþü’ idi. Dönemin New York Baþkonsolosu Tevfik Günay’ýn öncülüðünde baþlatýlan ilk yürüyüþ, Manhattan’ýn meþhur 5. Caddesi’nin kaldýrýmlarýnda yapýlmýþtý. Uzun uðraþlar sonunda polisten izin kopartan Türkler, biraz da alýþýk olmadýklarý için çekingen bir tavýrla Ermeni terörizmini protesto etti. Türk yürüyüþü 23 Nisan’da yapýlmýþtý. Ermenilerin her 24 Nisan’da yaptýðý Türkiye protestosu öncesinde gerilimi üst seviyede yaþayan Türk toplumu, ‘Ermeni Terörünü Telin Yürüyüþü’ne çocuklarýyla katýlarak herkese mesaj vermiþti. ABD’deki Türk toplumunun gerçekleþtirdiði en büyük etkinlik olan yürüyüþ 27 yýlda, protestodan festivale dönüþtü. Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) eski baþkanlarýndan Erhan Atay, yürüyüþün bir protesto gösterisi olarak baþladýðý dönemi ilk günkü heyecanýyla anlatýyor. Atay, “Bu iþin baþlamasýnda federasyon baþkanlarýmýzdan Rebi abi ve New York Baþkonsolosu Tevfik Günay’ýn katkýsý büyüktür. ASALA dünyanýn her yerinde Diplomatlarýmýzý öldürüyordu. Korkuyorduk çünkü; adamlar teröristti. Ýlk yürüyüþten aklýmda en net kalan þey annelerin bebekleriyle katýlmasýdýr. Bebek arabalarý ve ellerinde küçük kaðýt bayraklarý vardý. Yürüyen gurubun içinde imamýmýz bile vardý; cübbesi ve takkesiyle; ‘Türkiye, Türkiye’ deyip, ‘Ermeni terörüne son’ diye slogan atýlýyordu. Biz gençler

de Ýngilizce slogan atýyorduk çünkü Ýngilizce bilen çok azdý.’’ diyor. 5. Cadde de izin alýnmasýna raðmen yolun sadece bir kýsmýný ve kaldýrýmý kullanan Türklerin yürüyüþü bir buçuk saat sürmüþ. Atay, “Çevremizdekilere neden yürüdüðümüzü anlattýk. Yapýlan protesto gösterisi, o dönemde gazetelere haber oldu. Bugün de yürüyüþ sonrasýnda toplandýðýmýz Türkevi’nin yanýndaki parkta konuþmalar yapýldý. Yürüyüþün ardýndan herkese bir güven geldi. Yýllar önce kaldýrým da çekinerek yürüyen Türkler, artýk caddenin ortasýndan kendilerine güvenerek yürüyor.’’ sözleriyle yürüyüþten festivale dönüþümü anlatýyor. Yürüyüþlerden sadece birine, ameliyatý olduðu için katýlamayan Dr. Zeki Uygur, o gün smokin giydiðini anlatýyor. Uygur, “Yürüyüþ sabahý heyecanlanýrým. Çevremedekilere her zaman ‘Bu adamlar bizi eli kýlýçlý tanýyor. Þöyle dört baþý mamur giyinelim de bizi görsünler.’’ derdim. Doktorlar Cemiyeti, Anadolu Kulubü, Kýrýmlýlar Cemiyeti bunlarýn hepsi aktif ve yürüyüþe kalabalýk katýlýrlardý. Bu iþi biraz daha ciddiye almak gerekiyor. Ellerinde bayraklarla geçen gençleri gördüðümde duygulanýyorum. Türklerin yolun kenarýda deðil bariyelerin içinde gururla yürümesini istiyorum.’’ þeklinde konuþuyor. New York’ta saðýr at aradýk Protesto gösterisinin amacýna ulaþtýðýný gören Türkler, bir süre sonra adýný deðiþtirerek ‘Türk Günü Yürüyüþü’ ismiyle etkinliðe devam etti. Yýlýn bir gününü kendi milletinden insanlarla bir arada geçirmek ve içinde yaþadýðý topluma kendini anlatmak için yola devam eden etkinlik, her yýl binlerce Türk’ü bir araya getiriyor. Türkiye’den gelen sanatçýlarla renklendirilmeye çalýþýlan yürüyüþte sýradýþý olaylar da yaþanýyor. Erhan Atay, yaþananlardan

bir kaçýný þu þekilde özetliyor: “Mehter Takýmý, Türk Günü yürüyüþlerinin en ilgi çeken ekibidir. 90’lý yýllarda ilk kez gelmiþti. Mehter’de büyük davullarý bilirsiniz; atlar tarafýndan taþýnýyor. Türkiye’deki bu davullarý taþýyan atlar saðýr olurmuþ. Biz, bunu Mehter Takýmý buraya gelince öðrendik. Polis atlarýný bile araþtýrdýk New York’ta o günlerde saðýr at bulamamýþtýk. Bu yüzden davullarý bir araba ile taþýmýþtýk.’’ Atay, 90’lý yýllarýn ortasýna kadar Türk Günü Yürüyüþlerini protesto eden Ermeni ve Rumlarýn olduðunu belirtiyor. Yýllar önce Türk Günü Yürüyüþü’ne Harb Okulu’na ait bandonun geldiðini; bandonun o sene, tam bir þov yaptýðýný ve protestocu guruplarý ciddi bir þekilde korkuttuðunu söylüyor. Atay, 46. caddenin köþesinde toplanan Ermeni ve Rum protestoculara doðru hýz kesmeden yürüyen ve en yüksek tondan þovunu yapan Harb okulu öðrencilerinin üzerlerine doðru geldiðini gören protestocularýn panikleyip geri çekilmek zorunda kaldýklarýný keyifle anlatýyor. Atay’a göre, Mehteran Bölüðü her zaman Türk Günü Yürüyüþü’nün en ilgi çeken unsuru. Türk Günü Yürüyüþü’ne getirilen eleþtiriler  Hazýrlýk çalýþmalarýnýn son iki aya sýkýþtýrýlmasý  ABD’de eskiye oranla çok daha fazla Türk olmasýna raðmen; yürüyüþün hâlâ Türkiye’den gelen maddi desteklerle yapýlmasý  Türkiye’nin kültürel renkliliðinin yürüyüþe yansýtýlamamasý  Katýlýmý artýrmak için yeterli tanýtýmýn yapýlmamasý

New York semalarýna ay-yýldýz çizildi Bu yýl 27. kez yapýlacak yürüyüþten geriye kalan, bir diðer sýradýþý hatýra ise New York semalarýna çizilen ay-yýldýz. Yalçýn Kaya Sarýer, gökyüzüne küçük bir uçaðýn çizdiði ay-yýldýzýn, medyanýn Türk Günü Yürüyüþü’ne ilgisini artýrdýðýný anlatýyor. Sarýer, “Sadi Dinleç arkadaþýmýz bu iþi organize ediyordu. Körfez Savaþý’nýn olduðu yýl yürüyüþün yapýldýðý sýrada Manhattan semalarýnda küçük bir uçak, gökyüzüne ay-yýldýz çiziyordu. Gökyüzünde hilali gören ‘Iraklýlar mý saldýrýyor, ne oluyor?’ diye gazete ve televizyonlarý aramýþ. Bu sayede medya ‘ne olduðunu merak ettiðinden’ yürüyüþe yoðun bir ilgi göstermiþti.’’ diyor. Yürüyüþün gerekli olgunluða ulaþtýðýný belirten federasyon eski baþkanlarý; tek gün bile olsa Türk toplumunun, birlik ve beraberliðini göstermesi adýna yürüyüþe devam etmekte yarar olduðunu söylüyor. Yürüyüþe yeni bir açýlým getirmenin de þart olduðunu belirten tecrübeli yöneticiler, yürüyüþün artýk daha profesyonel ekiplere devredilerek gerçek bir festivale dönüþmesinin de þart olduðunu düþünüyor.

Bahçeniz elinizin altýnda Bahçeler, kapalý balkon ve sera için mevsim mevsim bahçecilik bilgileri veren bu geniþ kapsamlý pratik rehber, binden fazla bitkiyi iki bin renkli fotoðraf eþliðinde elinizin altýna getiriyor. Bitkilerinizi en iyi þekilde nasýl yetiþtirip, bakýmýný nasýl yapabileceðinizi anlatan kitapla bahçývan olmamanýz iþten bile deðil.

Peter McHoy Bahçývanýn El Kitabý 512 sayfa Türkiye Ýþ Bankasý Yayýnlarý

Aynadaki düþman kim? Fundamentalizm hakkýndaki tüm yazýlanlarý anlamayý saðlayacak bir muhtevaya sahip kitap, hatalý þekilde yürütülen bu polemiðin ezberini bozuyor. Modern sosyalizmin ve antirasyonalizmin kökenlerini yeniden düþünmeye sevk eden yazar, Ýslami politika düþüncesine anlamlý bir katkýda bulunuyor.

Roxanne L. Euben Aynadaki Düþman 310 sayfa Ýnsan Yayýnlarý

Týbbýn son öyküsü Ýlaç endüstrisine endeksli týbba bir son biçen yazar, bundan sonraki büyük teknolojik buluþçuluk dalgasýnýn yaþanacaðý alanýn týp olacaðýný ve bunun da týbbýn sonunu getireceðini belirtiyor. Esprili ve etkileyici bir dile sahip olan eser, ‘doktorlara gerek var mý?’ sorusunu bile sorduruyor. Andy Kessler Týbbýn Sonu 368 sayfa Optimist Kitap

Polisiye meraklýsý olmak için Polisiye ve macera meraklýlarý için ilginç bir kitap. Günümüz polisiye yazarlarýnýn en iyilerinden birisi olarak tanýtýlan Mankell, bildik bir hikâyeye bilinmedik yorumlar ve bakýþ açýsý getiriyor. Polisiye romaný okuma hevesini artýran kitap, vakit geçirmek isteyenlere...

Henning Mankell Ayazdan Önce 448 sayfa Altýn Kitaplar


ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

S

ensin O, uzun bir bekleyiþin albümü. Ýlk albümünün çýkacaðý neredeyse iki yýldýr konuþulurken, neden bu kadar uzun zaman aldý? Albümün çalýþma süreci en fazla 1 sene sürdü. Ondan önce albüme birkaç kez baþladým; ama albüm çalýþmalarý sýrasýnda anlaþmazlýklar oldu. Gerek anlaþtýðýmýz firmayla, gerekse de çalýþtýðýmýz stüdyoyla... Menfaatlerimiz farklýydý, bunu anladýk. Geçen sene sonbaharda albüm çalýþmalarýna bir kez daha baþladýk ve yeni prodüksiyon þirketiyle bu kez sonlandýrmayý baþardýk. Albüme 19 þarkýnýn girmesi, bu birikimin mi yansýmasý? Tabii, haliyle... O kadar süre hep yazdým. Eskiden albüme koymak istediðim parçalar vardý. Benim gönlümde iki CD yapmak vardý; ama bununla yetindik. 19 þarký bir albüm için risk deðil mi? Ben zorladým 19 þarký olmasý için. Bu benim ilk albümümdü ve çalýþmak istediðim isimler vardý. Biraz da beklettim insanlarý... Onlara daha fazla þey sunmak istedim. Bana kalsa 20’nin üstünde olurdu parça sayýsý. Eleyince 19 tane kaldý. Kafamda az çok albüm konsepti olduðu için konserlerde seslendirdiðim parçalara aðýrlýk verdim. Çok baþka yerde duracak þarkýlar da vardý. Onlarý ikinci albüme saklayalým istedik. 80’lerin soundunu kullanmak, senin tercihin miydi? Bu albümde prodüktör olarak Demir Kerem Akay’la çalýþtýk. Fairouz Derin Bulut grubunun gitaristi... Bu grubu dinlediðimden beri hem yaptýðým iþ, hem de müziðe bakýþ açým deðiþti. Kendi baþýma çalýþtýðým zaman rap müziðin, elektronik altyapýlar üstüne kurgulandýðýný sanýyordum birçoklarý gibi. Oysaki, yurtdýþýndaki örneklerde canlý enstrümanlar sýklýkla kullanýlýyor. Public Enemy canlý enstrümanlarla sahneye çýkýyor örneðin... Ben bunu bu albüme taþý-

26 HOLLANDA

GÜÇLÜ OLMAYI, KAYBETTÝÐÝM

ANNEMDEN ÖÐRENDÝM mak istedim. Demir Kerem Akay bunu hayata döktü. Hangi enstrüman aklýmdan geçtiyse, albüme girdi. En çok eleþtiri de bu yöndeydi: “Rap müzik deðil.” Elektronik ve bilgisayarla yapýlan altyapýlar düþüncesini yýkmak istedim bir anlamda.

da hiphop’a aðzýna geleni söyledi. Ýnsanlar, Ceza’ya “Neden cevap vermiyorsun?” diye yüklendi. Cevap verince de, herkes geri çekildi, sýrtýný döndü. Her zaman sözcü oldu. Tabii zor, her þey ona mal edildi. Sonuçta günah keçisi haline geldi.

Ceza’nýn kardeþi olmana raðmen, aranýzda ciddi bir müzikal ayrýþým var. Aðabeyinin gölgesinde kalmana yönelik eleþtirilere verilecek en iyi cevap, soundunun farklýlýðý olmalý. Ne dersin?

Rap camiasý, çekilmezliðin ve kýskançlýðýn fazla olduðu bir topluluk mudur?

Evet, o eleþtiri hep yapýlacak. Genetik bir benzerlik var. Ne kadar benzemek istemesem de o tavýr benzerliði var. Sonuçta kan baðýmýz var. Taklit eden rap’çiler var; ben taklit etmemek için elimden geleni yapýyorum. Diðer benzerliklere ben engel olamýyorum. Ama müzikal anlamda, o farklýlýða gerçekten özen gösterdim. Evet, hayranlýk duyduðum ve dünyada bu iþi en iyi yaptýðýna inandýðým insan, Ceza. Ama bir yerden sonra insanlarýn gözünde ‘küçük Ceza’ olmak riskli. Aðabeyim için de çok zor bir durum bu. Yaptýðým her hata, ona mal edilebilirdi. Atacaðým her adýmý, onu düþünerek atmalýyým hayatým boyunca. Zor da olsa yarý bir yerde durmayý baþardýk sanýrým. Rap müziði aðabeyinle ayný dönemde mi keþfettiniz? Ceza ile aramýzda 5 yaþ fark var. Ben bu müziðe gönül vermeye baþladýðýmda, evin içinde az çok keþfedilmiþ bir þeydi. Rap’le büyüdüm. Aðabeyim rap dinliyordu. Babam da rock dinleyicisiydi. “Çocuklar bu müzik deðil.” diyerek, aðabeyime Jimi Hendrix dinlettiðini hatýrlýyorum. Her küçük kardeþ, aðabeyine ve ablasýna özenir. Ben de özendim. Rap, bir cemaat, topluluk müziði... Bayan olduðun için yer aldýðýn topluluklarda ‘Geride dur’ telkinleriyle karþýlaþtýn mý?

Ayben, aðabeyi Ceza’yý taklit etmediðini daha ilk albümüyle gösteriyor. Ona göre, doðal benzerlikler zaten kaçýnýlmaz. Farklýlýk, takdire engel deðil: “Evet, hayranlýk duyduðum ve dünyada bu iþi en iyi yaptýðýna inandýðým insan, Ceza. Ama bir yerden sonra insanlarýn gözünde ‘küçük Ceza’ olmak riskli.”

[

FATÝH VURAL

]

Yoo, hayýr. Aðabeyim belki böyle hissetmiþtir; ama bana hiç yansýtmadý. Kendisi çok zorluk çektiði için, “Senin yýpranmaný istemiyorum. Önüne çýkacak engelleri kaldýrabilecek misin?” uyarýsý olmuþtu bana. Bu albüm, prodüksiyonda ismi görünmemesine raðmen uzaktan hep Ceza’nýn gözetimi altýndaydý. Neden çok karýþtýrmadýnýz? Kendisi öyle tercih etti. “Kendi baþýna bir yap bakalým.” dedi. Hiçbir zaman baský uygulamaz. Cümlesine ‘Bence...’ diye baþlar ve zorlamaz bir þeyler için... Türkiye’de rap müzik yapmanýn, hele de ilklerden olmanýn zorluklarýný aile içinden biliyorsun. Bayan vokal olarak, bu zorluklarý kendine uyarlýyor musun? Ceza’dan örnek vermek gerekirse, ilk olduðu ve gerçekten de iyi olduðu için çok defa engellendiði ve bizim camiamýz tarafýndan dýþlandýðý zamanlar oldu. Birisi, rap müzik ya

Egoizm fazlasýyla var. Bazý durumlarda ne istediðini bilmeyen bir camia... Herkes bir gün Türkçe rap dinleyecek diyorduk. Þimdi bundan þikâyet eder haldeler. Sonuçta aðabeyimin kendi cebinden para verip 5-10 kiþiye konser verdiðini biliyorum. Konser vermek için bir mekana para verip girdiðini hatýrlýyorum. Aradan çok zaman geçti. Ben kendi adýma o yolda yürümeyi bilenlerdenim. Hayatýmda ilk kez onunla yurtdýþýna gittiðinde yabancý dinleyicilerinin, onun þarkýlarýný ezbere söylemeleri gurur vericiydi. Bunlar göz ardý edilmemeli. Bir insanýn müziðini sevmeyebilirsin; ama tanýmadýðýn bir insan için ‘sevmiyorum’ yorumu yapma lüksün olamaz. Eskiden tiyatrocularý, reklamlarda oynuyor diye eleþtirirdim; ama þimdi onlarý anlayabiliyorum. Ben hâlâ babamla yaþýyorum ve aðabeyimin maddi desteði var bize. Bir yandan bu zorluklara raðmen, bundan 20 yýl sonra bu müziðin tarihi yazýldýðýnda siz de konu olacaksýnýz. Allah ömür verir de görürsek, “Vay be...” diyerek hatýrlayacaðým bugünleri. Albümde neredeyse bütün sözler sana ait... Bu anlamda kendi kulvarýný ne zaman açmaya baþladýn? 99 yýlýnda ilk kez bandrollü bir albümde kendi þarkýmla yer aldým. Ondan sonra daha hevesle ve fazla yazmaya baþladým. Arada çok zor zamanlar geçirdim. Annem rahatsýzlandý. Hiç dýþarý çýkamýyordum; ama o dönemlerde de yazýyordum. Sürekli annemle birlikteydim ve hastane-ev arasýnda mekik dokuyordum. Hiçbir zaman yazmayý býrakmadým. Ben konuþarak kendini anlatabilenlerden deði-

lim. Müzik benim için büyük bir araç oldu. Anneni ne zaman kaybettin? 2004’te. Annem kanser hastasýydý. 98 yýlýnýn sonunda hastalýk belirtileri baþladý, ameliyat oldu. Sonra rahatsýzlýðý yeniden nüksetti. Zor dönemler... Ceza’nýn müziðe yeni atýldýðý, senin henüz 15 yaþýnda olduðun bir süreç... Zordu. Ama buna kendimi hazýrlamak için pek vaktim olmadý. Bir anda bunun içindeydim. Arkadaþlarýmýn ergenlik döneminde annesiyle arkadaþ olduðu ya da çatýþtýðý dönemde ben annemle hastanedeydim. Sözlerinin bilgeliði, hayatýn seni daha erken olgunlaþtýrmasýyla da alakalý mý? Zannediyorum... Kolay þeyler deðildi. Doktorlarýn, yüzüme karþý “Annen ölecek.” demesi, kolay kaldýrýlacak bir þey deðildi benim için. ‘Hastanýn refakatçisi kimdi?’ diyordu doktorlar ve çocuk olmasýna þaþýrýyorlardý. Bunu seve seve yaptýðým için hiç aðýr gelmedi. Annemin benden baþka güvenecek kimsesi de yoktu. Annem son anýna kadar ayaktaydý. Ondan öyle gördüðüm için güçlü olmayý öðrendim belki. Ne olursa olsun, ayakta durmanýz gerekiyor. Birçok sanatçýya ‘feat’ (vokal) yaptýn. Bu kadar çok talep edilen bir rap’çi olarak, onlarýn senin müziðini ve seni yeterince anlayabildiðini düþünüyor musun? Benim müziklerimi anladýklarýný düþündüðüm için tekliflerini kabul ettim. Popüler olduðum için kullanýldýðýmý hissetmedim hiç. Nil Karaibrahimgil’de de, Aylin Aslým’da da eleþtiriler aldým... Popçulara düþmanlýk tuhaf bir biçimde var. Popüler kültüre esir olmayalým diyorlar; ama farklý açýdan bakýyorlar. Bizim yapmak istediðimiz þeyle, onlarýn yaptýðý ya da bizden istediði þey çok baþka. Biz, bu müziði tanýtmaya ve doðru isimlerle yapmaya çalýþýyoruz. Evet, Nil bir pop müzik sanatçýsý. Ama lakayt ya da magazine mahkûm olmuþ biri deðil. Söyleyecek sözü olan bir insan. Yazdýklarý, bizim yazdýklarýmýza çok yakýn. Onun da, Aylin’in de benim müziðimi anladýðýný gördüm.

Foto: Fatih Vural

MÜZÝK


ZAMAN

TÜRKÝYE ÝLE

AMERÝKA

türkü

caz ile

‘ARA’SINDA

ABD’de yaþayan ud ustasý Ara Dinkjian Amerika’da doðmuþ bir Diyarbakýrlý. Ailesi önce Fransa’ya göç etmiþ, ardýndan da ABD’ye. Ünlülerin söylediði birçok þarkýnýn bestecisi olan Dinkjian, müziðin evrensel olduðuna inanýyor ve Aþýk Veysel’in kendisi için çok özel bir yere sahip olduðun söylüyor. SEZAÝ KALAYCI

D

Foto: Sezai Kalaycý

iyarbakýrlý bir ailenin Amerika’da doðmuþ çocuðu Ara Dinkjian. Önce dedesi Fransa’ya, sonra da babasý Amerika’ya göç eylemiþ. Türkiye’de yalnýzca belli müzik camiasý tarafýndan tanýnan ancak besteleri ile Sezen Aksu, Burcu Güneþ, Coþkun Sabah, Mine Koþan, Kibariye gibi sanatçýlara ilham olmuþ bir isim. Öyle ki, “Vazgeçtim”, “Sarýþýným”, “Yine mi Çiçek” gibi þarkýlarýn bestecisi olan Ara, müziðin evrenselliðine inanan ve çalýþma odasýnda Âþýk Veysel’in fotoðrafýný bulunduran biri.

Ara’ya göre Diyarbakýrlý Celal Güzelses müzikte bir dahi iken Âþýk Veysel daha farklý bir yere sahip. Ara, “O yalnýzca müzisyen deðil, daha da yukarýlarda bir yerde. Ýnsanlýða erdemi, ahlaký, müzik ile anlatan bir derviþ.” diye tanýmlýyor. Dedesi 1915 olaylarýnýn ardýndan Fransa’ya göç etmiþ. Fransa’nýn suyundan mýdýr yoksa topraðýndan mý, Ara’nýn dedesi erken yaþta ölür. Kendisi gibi ud ustasý ve iyi bir müzisyen olan babasý Onnik dört yaþýnda yetim kalýnca evin tüm sorumluluðu babaannesinin omuzlarýna biner. Zor günlerin mükâfatý olsa gerek, babaannenin müziðe olan yeteneði önce Onnik’e daha sonra da Ara’ya sirayet eder. Fransa’da umduðunu bulamayan Onnik, gençlik yýllarýnda Amerika’ya göç ederek burada ailesi için yeni bir hayat kurar. Bir taraftan ailenin nafakasýný saðlarken, diðer taraftan da tutkunu olduðu müziðe ara vermeden devam eder. Ezgileri Anadolu kokan Onnik, bugün 78 yaþýna raðmen hâlâ þarkýlarýný söylemeye devam ediyor, konserlerini sürdürüyor. Babaannesi uzun hava okuyan Ara’nýn ud çalmayý öðrenmesi kendi gayretleriyle olur. Çocuklar oynayýp bozmasýn diye anne ve babasýnýn odasýnda duran uda Ara, yedi yaþýnda iken ilk defa dokunur ve bu dokunuþ ona hayatýnýn da güzergâhýný çizdirir. Ara, gözlerinde o günlerin biraz gururu biraz d a

27

MÜZÝK

HOLLANDA

özlemi ile udu nasýl çalmaya baþladýðýný þöyle dile getiriyor: “Annem ile babam ben okuldan geldikten iki saat sonra iþten eve gelebiliyorlardý. Babam, sürekli uda dokunmamamý tembih ederdi. Çocuðuz ya iþte, bir gün okuldan eve gelince udun teline dokundum ve kaçtým. Birkaç gün böyle devam etti, sonra udu alýp yavaþ yavaþ tellerinde gezindim. Tam bir yýl sonra artýk duyduðum müzikleri çalabiliyordum ki babam eve bir gün erken geldi. Beni ud çalarken görünce önce kýzdý, sonra da durakaldý. Benden tekrar çalmamý istedi ve ben de söyleneni yaptým. Babam o gün çocuklar gibi þendi ve benimle gurur duyduðunu söyleyerek, ‘Ýþte tam da babasýnýn oðlu!’ diye iltifatlar etti.” Babasý Onnik’i hem ustasý hem de hayranlýk duyduðu insan olarak tanýmlayan Ara, uda olan sevgisini “Kanýmda var.” diye açýklýyor. Tam bir asýrlýk baba yadigârý ud ile Sezen Aksu’ya bestelediði “Vazgeçtim” þarkýsýný çalarken, bir taraftan da Türkiye’ye babasý ile 2004 yýlýndaki gezilerinden söz ediyor. Ara, dünyada çok güzel yerler gördüðünü ama Anadolu’nun çok farklý olduðunu aktarýrken, “Babaannemin bizlere her gün neden köyünü aðlayarak anlattýðýný oralarý görünce anladým.” diyor. Anadolu’yu yalnýz güzel kelimesi ile tanýmlamanýn imkâný olmadýðýný söyloyar ve Harput’u, Mardin’i, Urfa’yý anlatmaya kelimeler yetmeyeceðini düþünüyor. Babasý ile Harput’u ziyaretlerinde yaþadýðý ilginç bir hikâyesini de bizlerle paylaþan Ara þunlarý anlattý: “Babamla bir restorana gittik. Restoranda cümbüþ varmýþ ve biz de katýldýk onlara. Ben cümbüþ, restoranýn sahibi de darbuka çaldý

7 HAZÝRAN 2008 babam da söyledi. Oradaki insanlarla sanki 40 yýldýr dostmuþçasýna öyle bir eðlendik ki hiç unutamam.” Ara, Türkiye’ye birkaç defa gidebilmiþ ve kendi ifadesiyle “Her defasýnda ayrý tat aldým.” dediði Ýstanbul, Anadolu hayraný biri. “Anadolu’da ayrý bir þey var beni kendine çeken.” diyen Ara, müzik yeteneðinde olduðu gibi vatan, ülke sevgisinin köklerinin insanýn kanýnda olduðu inancýnda. Amerika’nýn New Jersey eyaletinde dünyaya gelen Ara Dinkjian ismini Türkiye’de çok az bir kesim ilk defa Sezen Aksu için bestelediði “Sarýþýným” parçasýyla duydu. Hâlâ doðduðu mahallede yaþamaya devam eden Ara Dinkjian, Amerika’ya gelen Türk sanatçýlarýyla zaman zaman görüþtüklerini aktarýyor. Sezen Aksu’ya olan sevgisi ve sanatçýlýðýna duyduðu büyük saygýyý anlatýrken, yeni nesil sanatçýlar için çok iç açýcý þeyler söyleyemiyor. Müziðin yalnýzca günlük eðlence için düþünülemeyeceðini savunan Dinkjian, “Notalarda insanlýðýn ortak duygu, keder ve sevinçleri yer alýr/almalýdýr. Dünü olmayan bir müziðin yarýnýnýn olmasý da beklenemez.” þeklinde konuþuyor. Evindeki çalýþma odasýnda özenle topladýðý 4 binin üzerindeki taþ plak koleksiyonunu gösteren Dinkjian, adeta Türk klasik ve Türk sanat müziðinin de arþivini tutmuþ. Taþ plaklarýn önemli bir kýsmý Osmanlý’dan kalma. Dinkjian, genç sanatçýlarýn yalnýzca eskiyi deðil yakýn geçmiþteki büyük müzik üstatlarýný da tanýmadýklarýndan þikâyetçi. Bu vefasýzlýðýn kendisini rahatsýz ettiðini söylüyor ve ekliyor: “Geçenlerde Binali Selman diye bir deðeri yitirdi Türkiye. Kim olduðunu çok az insan bilir. Binali Selman zurnacýdýr ve tam bir üstattýr. Öyle ki, 40 farklý halayý bilir ve çalar. Ama inanýn bana onca genç Türk sanatçýsý ile tanýþtým, bir tanesinin bile bildiðini görmedim.”

Ara Dinkjian, yalnýzca Türk müziði deðil bazý Yeþilçam filmlerini de saklýyor özenle. Eþkiya filmine duyduðu sevgiyi dile getiren Ara, Þener Þen (EþkiyaBaran) karakterinin kendisine çok þey anlattýðýný vurguluyor. Dinkjian, Kazancý Bedih’in gaz sobasýndan zehirlenerek ölmesine iç geçirerek, öyle bir yeteneðin böyle bir hazin son ile hayattan ayrýlmasýnýn çok elem verici olduðunu anlatýyor. Bu sýralar yeni CD’sini çýkarmak için çalýþan sanatçýya eþlik eden ekip de adeta Birleþmiþ Milletler (BM) gibi. Udu kendi çalarken, kanunda Türk Tamer Pýnarbaþý, kemençede Yunanlý Sokratis Sinopoulos, darbukada Yahudi Zohar Firesco, basgitarda Filistinli Rimon Hadad bulunuyor. Müziðin evrensel oluþunu birlikte çalýþtýðý arkadaþlarýnýn en iyi þekilde anlattýðýný düþünen Dinkjian, “Her birimiz farklý milletlerden olabiliriz ama ortak acýlarýmýz, sevinçlerimiz mutlaka vardýr. Ýþte tam bu noktada da müzik bize ortak bir dil oluyor.” diye konuþuyor. Yaptýðý müziklerde kimi zaman James Brown kimi zaman da Celal Güzelses’ten esintiler olduðuna iþaret eden sanatçý, “Bir yaným buralý iken (Amerika) bir yaným da neredeyse yüzyýl önce göç ettiðimiz Diyarbakýrlý. Yani bu, benim aynen ud çalmam gibi kanýmda olan bir þey.” diyor. Ýstanbul Jazz Festivali’nde de çalan Ara Dinkjian, Türkiye’ye konser için gidip gitmeyeceði sorusuna, “Yeter ki çaðýrsýnlar, ben seve seve gitmeye hazýrým.” cevabýný veriyor. Dinkjian, bir müzisyenin kin ve nefretle yaþamýný sürdüremeyeceðini belirterek, bundan sonra baþka acýlarýn yaþanmamasý için bugün ortak deðerler üzerine barýþ inþa edilmesinin gerekliliðine vurgu yapýyor. Þu anda Arto Tunçboyaçiyan ile ortak kurduðu ‘Night Ark’ grubuyla çalýþýan sanatçý, 2004 yýlýnda Atina’daki olimpiyatlarýn açýlýþýndaki seremonide de müziðini icra etmiþ. Sezen Aksu ve Onno Tunç ile ortak stüdyoya girmiþ, Yunanlý Eleftheria Arvanitaki ile de ortak çalýþma yapmýþ. Hemen her yýl Kudüs’te 17 gün süreyle süren ud festivaline babasý ile katýlan sanatçý, birçok Arap ülkesinde de konserler vermiþ bir isim. Bugünlerde ‘Pace on Earth’ (Dünya Barýþý) CD’si için çalýþýyor. Sezen Aksu dýþýnda Coþkun Sabah, Burcu Güneþ, Mine Koþan, Bedri Ayseli, Kibariye gibi tanýnmýþ ses sanatçýlarýna hem beste yapmýþ hem de birlikte çalýþmýþ. Birçok Yunanlý sanatçý ile de çalýþan Dinkjian, bugüne kadar babasý ve grubuyla 10’dan fazla CD çýkarmýþ. Birçok müzik enstrümaný kullanmasýný bilen sanatçýnýn özellikle ud konusundaki yeteneði takdire þayan.


KÜLTÜR

ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

28 HOLLANDA

Çizgi diliyle Esmaü’l-Hüsna...

BATMAN DEÐÝL BATÝNA, SUPERMAN DEÐÝL SAMÝ... Ýlk Ýslami çizgi roman olan ‘The 99’, Allah’ýn en güzel isimlerini çizgi roman kahramanlarýnda topluyor. The 99’un fikir babasý Kuveytli iþ adamý Naif Al-Mutawa, “Kahramanlar, Ýslami bir dayanak noktasýna sahip ve bir araya gelerek kolektif bir güç oluþturuyorlar.” diyor. Tüm dünyada satýþ rekorlarý kýran ve þimdilik Türkiye’de bulunmayan 99 için Türk yayýnevleri yarýþýyor.

Bari (The Healer) Harun Ahrens isimli bu karakter, bir insanýn saðlýk sorunlarýný ona dokunarak bulabiliyor. Sonrasýnda da dokunarak tedavi edebiliyor. Karakterin ismi ise Allah’ýn ElBâri adýndan geliyor. ElBâri yani; her þeyi bir asýldan var eden; her þeyi muhtaç olduðu organ, tabiat ve surette en mükemmel ve uygun þekilde yaratan; yokluktan varlýða çýkaran, yarattýklarýný birbirlerinden çeþitli þekillerde ayýrt eden.

MEHMET RIFAT YEÐEN

Ý

lk Ýslami çizgi roman olan ‘The 99’, birçok Avrupa ülkesinde, Asya’da ve Afrika’da satýþ rekorlarý kýrýyor. Önümüzdeki günlerde de Türkiye’ye gelmesi beklenen çizgi roman, ‘Allah’ýn En Güzel Ýsimleri’ni temsil eden 99 kahramanýn maceralarýný konu alýyor. Esmaü’l-Hüsna’yý çocuklara anlatmak için çizgi roman yolunu seçen Kuveytli Tashkeel Medya Grubu’nun CEO’su Naif Al-Mutawa, hikâyelerde üç ya da daha fazla kahramanýn bir araya gelerek yaþadýðý maceralara yer verileceðini ve bunu yapmaktaki amacýnýn da Ýslam dünyasýnda iþbirliði yapmanýn ve birlik olmanýn önemini vurgulamak.” diyor. The 99’un hikâyesi tarihi bir kurguyla, Moðol istilasýyla baþlýyor. Hülagü’nün Baðdat kütüphanelerini yok edeceði haberini alan Baðdatlý kütüphaneciler, buradaki bilgileri bir arada toplayacaklarý olaðanüstü bir iksir hazýrlýyor. Baðdat’tan kaçarken de bu iksiri Nur taþlarý adý verilen 99 parça taþa bölüþtürüyorlar... Her isim bir kahraman 50’si kadýn 49’u erkek karakterden oluþan kahramanlar da Allah’ýn El-Batýn, EsSemi, El-Cabbar, EnNur, El-Fettah gibi 99 isminin yansýdýðý özelliklere sahip. Örneðin Fatah isimli kahraman, evrendeki boyutlar arasýndaki kapýlarý açabiliyor. Bu sayede istediði yere seyahat gerçekleþtiriyor. Kahramanýn bu ismi Allah’ýn 99 isminden biri olan El-Fettah’tan geliyor. Fettah, her türlü güçlük ve sýkýntýlarý açan ve kolaylaþtýran anlamýna geliyor. Sami isimli

Raqib (The Watcher) Blair Davis adýndaki bu karakter, yüzlerce metreden bir insanýn kalp seslerini duyabiliyor. Kanada’da yaþayan Raqib, gizli servislere raporlar hazýrlayan bir kuruluþta çalýþýyor. Allah’ýn 99 isminden biri olan Raqip, görüp gözeten, bütün varlýklar üzerine gözcü olup bütün yarattýklarýný kontrol altýna alan anlamýna geliyor.

karakter, her frekanstaki sesi algýlayabiliyor. Ýsmini de Allah’ýn Es-Semi adýndan alýyor. Semi, iþiten, iþitme kuvvetine sahip olan ve iþitme gücünü veren manasýna geliyor. Gerçekte adý Hope Buenaventura olan Widad ise düþünce gücüyle çevresindeki insanlarýn duygularýný kontrol edebiliyor. Bir yardým kuruluþunda çalýþan Widad, Allah’ýn 99 isminden biri olan El-Vedud; çok þefkatli ve merhametli anlamýna gelen isminden alýyor. Batina kendisini ve diðer kiþileri gizleyebilen bir kadýn kahraman, peçe takýyor. Ýsmi Allah’ýn El- Batýn yani gizli olan ismine atfen verilmiþ.

Jabbar (The Powerful) Gerçek adý Nawaf Al Bilali olan bu kahraman, insan üstü bir güce ulaþýyor. Bu karakter Allah’ýn 99 isminden El-Cebbar, yani ‘güç sahibi, dilediðini yapabilen’ anlamýna geliyor. Jami (The Assembler) Miklos Szekelyhidi adýndaki Macar kahraman, elektromanyetik kabiliyetleriyle bilgi toplayabiliyor ve her türlü mekanik ve elektronik aletleri kontrol edebiliyor. Allah’ýn 99 isminden biri olan El-Cami, istediðini istediði þekilde, istediði zaman, istediði yerde toplayan anlamýna geliyor.

‘Kahraman’ algýsý deðiþecek Spiderman gibi tamamen Batýlý bir karakterle Arap dünyasýný tanýþtýran ve bu tip çizgi romanlarý Arapça yayýnlayan Tashkeel Medya Grubu’nun kurucusu Naif Al-Mutawa, çocuklara Allah’ýn isimlerini öðretmek için böyle bir proje geliþtirdiðini söylüyor. 34 yaþýndaki Kuveytli CEO, mevcut çizgi romanlarda kahramanlarýn iki tipe ayrýldýðýný, bunun da çocuklarýn eðitiminde problemlere yol açtýðýný anlatýyor. Mutawa, “Hýristiyan-Yahudi kültüründeki kahramanlar çok büyük güçlere sahip ama Superman gibi ya kimliklerini gizliyor ya toplumdan dýþlanmýþlar. Japonlarda da kahramanlar küçük ve

Mumita (The Destroyer)

Pokemonlar gibi birbirlerine destek vererek güçlü olabiliyorlar. The 99’da ise kahramanlar tek baþlarýna da güçlü olmakla beraber, Ýslami bir dayanak noktasýna sahip ve Ýslami erdemlerini bir araya getirerek kolektif bir güç oluþturuyorlar.” diyor. Amerikan þehirlerini kurtaran ‘süper kahraman’ algýsýnýn Müslüman ülkelerde de deðiþeceðini, anlatýyor Mutawa. 99’la ilgili genel kaný ise çizgi romanýn Müslüman gençleri kötülüklerden uzak tutacaðý

yönünde. Henüz Türkiye’de yok Ýki yýl önce Endonezya’da piyasaya çýkarýlan çizgi roman, henüz Türkiye’ye gelmedi. Ancak geldiðinde de hayli gündem oluþturacaðý kesin. www.the99.org adresinden PDF halinde indirilebilen çizgi roman için görüþtüðümüz birçok yayýnevi, The 99’u Türkiye’ye getirmek için giriþimde bulunduklarýný, ancak þimdilik konunun tam anlamýyla açýklýða kavuþmadýðýný, yazýþmalarýn sürdüðünü söylüyor.

Son derece hýzlý, güçlü reflekslere sahip Catrina Barbarosa, istediði þeyi yok edebiliyor. Ýsmini ise Allah’ýn El-Mümît adýndan alýyor. El-Mümît, ölümü yaratan, canlýlara ölümü tattýran anlamýna geliyor. Noora (The Light) Dana Ýbrahim adlý bu karakter, doðadaki ýþýk kýrýlmalarýný kontrol edebiliyor. Bu sayede ýþýk oyunlarýyla kendisini veya baþkasýný görünmez yapabiliyor. Adý, Allah’ýn En-Nur isminden geliyor. En-Nur, ‘Âlemleri nurlandýran, aydýnlatan’ anlamýna geliyor.


ZAMAN

29 HOLLANDA

SÝNEMA

7 HAZÝRAN 2008

INDIANA JONES... HER KAZININ ALTINDAN O ÇIKIYOR 80’leri hakkýyle idrak etmiþ olanlarýn bir numaralý kahramanýydý Indýana Jones. Tam sinema tarihinin tozlu mahzenlerindeki yerini almýþtý ki, kýrbaç yeniden þakladý. Indiana Jones, yaklaþýk 20 yýllýk bir inzivayý müteakip nihayet huzurlarýmýzda.

BURÇÝN S. YALÇIN

A

merikan sinemasýnýn en iyi becerdiði þeylerden biri kahraman yaratmaktýr. Evet, ellerini attýklarý her aktörü altýn yumurtlayan jöne dönüþtüremezler elbette. Ama baþarýnýn kokusunu da bir aldýlar mý, ümüðümüzü sýkýp iliðimizi kurutana kadar bizi o kahramanla baþ baþa býrakýrlar. Kuþkusuz kimi yýldýz oyuncular yapýmcýlarýn iþini de kolaylaþtýracak bir karizma ve yeteneði ayný bünyede barýndýrýrlar. Son 30 yýlýn en büyük jönlerini sýralayacak olursak da, Harrison Ford kesinlikle baþa güreþir. Ford deyince ise akla en az yarým düzine çarpýcý kahraman gelir: Han Solo (Yýldýz Savaþlarý), Deckard (Blade Runner), Dedektif John Book (Witness/Tanýk), Jack Ryan (Patriot Games /Ölümcül Oyunlar), Dr. Kimble (Kaçak), hatta ABD Baþkaný James Marshall (Air Force One)… Yine de Indiana Jones, sinema tarihinin en popüler film kahramaný Han Solo’dan bile daha çok sevilir, sayýlýr, takdir görür. Ve bu efsanevi yýldýz

son yýllarda biraz çaptan düþse de (eh yaþ gelmiþ 66’ya) son bir gayretle kadim dostlarý Steven Spielberg ve George Lucas’la Indy’yi dördüncü kez ayaða kaldýrmaya çalýþacak. Siz bu satýrlarý okurken yeni film tüm dünyayla ayný anda Türkiye’de de gösterime girmiþ olacak. Pek az kiþinin bildiði bir ayrýntý: Küçük bir film festivalinde tanýþmýþ ve çabucak kaynaþmýþ olan Spielberg ve Lucas, bu projenin tohumlarýný 1977’de bir plajda ense yaparken atmýþlardý. Spielberg, iki yýl önce “Jaws”la büyük bir baþarý kazanmýþtý. Lucas ise “Yýldýz Savaþlarý”ný yeni bitirmiþ, tam da o hafta gösterime sokmuþtu. Büyük olasýlýkla yapýmcý stüdyo 20th Century Fox’la yaþadýðý parasal ve filmin kontrolüne dair sýkýntýlarý geride býrakmak için çýktýklarý bir tatildi bu. Ayný kuþaða mensup olduklarýndan (Lucas 1944, Spielberg 1946 doðumlu) çocukluklarýndan birbirlerine anlatacaklarý pek çok ortak noktalarý mevcuttu. Bunlarýn baþýnda ise sinemasal zevkleri geliyordu. Televizyonun her türlü eðlencenin pabucunu dama attýðý 1950’li yýllarda ikisi de eski macera filmlerini ayýla bayýla izlemiþlerdi. Flash Gordon baþta olmak üzere, özellikle 1930 ve 40’larda çekilmiþ pek çok ucuz avantürle beslenmiþti görsel dünyalarý. Ve 1980’lerin hemen baþýnda, bir söylentiye göre beþ filmlik bir proje olarak tasarladýklarý Indiana Jones’un maceralarýna soyundular. Lucas, pek hazzetmediði yönetmenlik koltuðunu Spielberg’e býrakacak, kreatif meseleler ve yapýmcýlýkla meþgul olacaktý. Arkadaþlýklarý birkaç yýlý bulan bu ‘eküriler’ nihayet uzun yýllar sürecek bir ortaklýðýn da kapýlarýný aralamýþ oldular...

Ýnatçý bir arkeolog... Bugünün yeniyetme kuþaðý Indy’ye ne derece aþinadýr, kestirmek zor. Artýk Jack Sparrow, Harry Potter, hatta Frodo gibi alýþýlmýþýn dýþýnda kahramanlar, biraz daha yaþý küçük bir izleyici kitlesine hitap eder durumdalar. Oysa Indy, henüz izleyici yaþýnýn iyiden iyiye düþmediði 80’ler boyunca 7’den 70’e çok geniþ bir kitlenin bir numaralý film kahramaný olmayý baþarmýþtý. Ve gerçekten de o eski usul macera filmlerine duyulan müthiþ bir saygý duruþu olarak sinema tarihinin tozlu mahzenlerindeki yerini aldý. Ne var ki, kýrbacýný yeniden þaklatmak üzere bugün o mahzeni yeniden terk etti. Ýlk film “Kutsal Hazine Avcýlarý” serinin en çok saygý gören filmidir de ayný zamanda. Ýkinci ve üçüncü filmlerde bir parça ‘tekrara’ düþmüþ olduklarýndan, ilk film her zaman ‘yekpare’ kalacak anlaþýlan. Macera ilk filmde 1936 yýlýnda baþlar. Arkeoloji profesörü Indiana Jones’u, Güney Amerika’nýn balta girmemiþ ormanlarýnda altýn bir heykel uðruna az kalsýn canýný verirken görürüz. Bu gözüpekliði sonradan onun alamet-i farikasý olacak ve tam da bu nedenden ötürü sinema izleyicisi onu baðrýna basacaktýr. Memleketine dönünce bir müze küratöründen, Ýncil’de de rivayet edilen Kutsal Sandýk’ýn yerini öðrenir. Bu tarihî eseri ele geçirebilmek için Indy önce Nepal, ardýndan da Mýsýr’da kellesini bir kez daha tehlikeye atar. Üstelik o yýllarda þanlarý tavan yapmýþ Naziler de söz konusu Sandýk’ýn peþindedirler. Ýlk filmin yakaladýðý dudak uçuklatýcý giþe baþarýsý, üç yýl sonra devam filmi “Indiana Jones ve Lanetli Tapýnak”ý

getirmiþti. Lucas ve Spielberg, bu kez kahramanlarýný Çin’deki bir gece kulübünde çekik gözlü düþmanlarýnýn kucaðýna atarlar. Oradan sað çýkýp bir uçaða atlayan Indy, uçaðý Himalayalar’a çakýlýnca soluðu Hindistan’ýn çorak topraklarýndaki bir hükümdarýn sarayýnda alýr. Çin’den beri ona eþlik eden ‘Ufaklýk’ ve sürekli didiþtiði gazino þarkýcýsý Willie’yle atýþýp dururken bir yandan da sarayýn dehlizlerinde vuku bulan akýl almaz ayin ve iþkencelerin ve paha biçilmez Þankara taþlarýnýn izini sürer. Üçüncü film “Indiana Jones: Son Macera”da ise onu Ýncil’de rivayet olunan bir baþka mitsel arketipin, Kutsal Kâse’nin peþinde görürüz. Ýlk iki filmde didiþip durduðu kadýn karakterlerin yerini burada babasý Profesör Henry Jones almýþtýr. Sean Connery’nin leziz suretinde hem de... Ve Indy sonunda “Indiana Jones ve Kristal Kafatasý Krallýðý”yla geri dönüyor bu hafta. Ford kadroda ama, malum, bir ayaðý da çukurda. Haliyle belki

de Indy’ye o maceracý genlerini miras býrakacaðý bir halef gerektiðinden, 22 yaþýndaki Shia LaBeouf da yanýnda. Bakalým üçüncü filmde Indy’nin babasýna ettiklerini, o da Indy’ye edecek mi? Ayrýca ilk filmin erkek Fatma tadýndaki, çok sevilen kadýn kahramaný Marion Ravenwood da 27 yýl sonra 57 yaþýndaki Karen Allen’ýn bedeninde bir kez daha dönüyor. Kötü adam kontenjanýný ise bir aktris, kuþaðýnýn en iyi oyuncusu Cate Blanchett dolduruyor. Kaldý ki kariyerinin ilk ‘kötü’ rolünde nasýl bir performans sergileyeceði tam bir soru iþareti. Kuþkusuz, Indiana Jones’u Batý’nýn sömürgeci zihniyetinin görsel bir karþýlýðý, hatta sinemasal bir patavatsýzlýðý gibi görmek mümkün. Fakat bu durum onun dönüþünü heyecanla bekleyen geniþ sinemasever kitleyi durduracak gibi görünmüyor. Ýngiliz sinema dergisi Empire’ýn mayýs sayýsýnda dediði gibi: “Hz. Ýsa veya Elvis bile yeniden dirilseydi, bizi bu kadar heyecanlandýrmazdý.”


KÜLTÜR

ZAMAN

7 HAZÝRAN 2008

30 HOLLANDA

72 Millet 110 Ülke

Foto: Ali Ünal

Dünya kadar çocuk Türkçede buluþtu

Bu yýl Türkçe Olimpiyatlarý’nýn 6.sý düzenleniyor. Katýlýmcý ülke sayýsý her yýl artarken, dünyada Türkçe konuþan gençler olimpiyata yeni ve ilginç renkler katýyor. Karadeniz þivesiyle türkü söyleyen bir Kýzýlderili, Fenerbahçeli bir Ýngiliz, saz çalan bir Faslý, ülkemiz insanlarý için ilginç görüntüler oluþturuyor. Türkçe coþkusu olimpiyatlarýn eleme ayaklarýnýn farklý þehirlerde yapýlmasýyla da Anadolu’ya taþýnýyor. Katýlýmcý öðrenciler hem Anadolu’yu tanýyor, hem de kendilerine destek veren Anadolu insanýna teþekkür imkâný buluyor.

ÝBRAHÝM ASALIOÐLU

D

ünya yeniden bir arada. Ancak bir Birleþmiþ Milletler toplantýsý için deðil; Türkçe Olimpiyatlarý için, Türkçe konuþup anlaþmak için. Bu yýl 6.sý düzenlenen Uluslararasý Türkçe Olimpiyatlarý 110 ülkeyi ve onlarýn gençlerini bir araya getiriyor, kardeþlik ve barýþ için. Adýný bile duymadýðýnýz, yerini haritada bile gösteremeyeceðiniz ülkelerin gençleri birkaç gündür Türkiye’deler, Türkçe konuþuyor ve Türkçelerini yarýþtýrýyorlar. Papua Yeni Gineli bir gençle Singapurlu, Meksikalý ile Belaruslu, Türkçe konuþup anlaþýyor; ‘No Ýngilizce, evet Türkçe’ diyor. Dünyanýn farklý coðrafyalarýna açýlan Türk okullarý, bugüne kadar kendisine yan gözle bakanlara bile yaptýklarýný gösterme imkâný buluyor; “Siz anlamak istemeseniz de hedefimiz dünya kardeþliði ve dünyaya Türkçeyi öðretmek” diyor. Dünya gençlerini buluþturan ve kaynaþtýran Türkçe Olimpiyatlarý, ayný zamanda bir kültür paylaþýmýna da sahne oluyor. 110 ülkenin kültürü ilk kez bir organizasyonda bir araya gelirken bu, dünya barýþý ve kardeþliðine de

zemin hazýrlýyor. Olimpiyatlarýn ön elemeleri Kýzýlcahamam Asya Termal Tatil Köyü’nde gerçekleþtirilirken, Ankara Altýnpark da iki gün boyunca 110 ülkenin kültürünü aðýrlýyor. Öðrencileri görmek için Kýzýlcahamam’a gelen Ankaralýlar, bununla da yetinmeyip Altýnpark’a da adeta akýn ediyor. 100 binden fazla Ankaralý, Kültür Þöleni’ni gezerek çok deðiþik ülkelerin kültürlerini tanýma imkâný bulurken, dünya gençlerini baðýrlarýna basýyor. Bu yýl Ankara ve Ýstanbul’un dýþýnda Ýzmir, Bursa ve Kayseri gibi illere de gidecek olan olimpiyat öðrencileri Anadolu’ya da açýlarak, kendilerine Türkçe öðreten öðretmen ve okullara sponsor olan esnaf ve iþadamlarýna teþekkürlerini sunuyor. Türkiye tanýtým ve organizasyon anlamýnda tarihi günlerinden birini yaþýyor. 5 kýtadan ve 110 ülkeden gelen 550 öðrenci, Nobel’e aday bir organizasyonda buluþuyor. Adlarýný belki ilk defa duyduðumuz, haritada yerini bulmakta zorluk çekeceðimiz ülkelerin renkleri, dinleri ve dilleri farklý öðrencileri Türkçe konuþup, Türkçe anlaþýyor. Düþünebiliyor musunuz 110 ülkenin ortak dili Türkçe. Bununla da yetinmiyor bu öðrenciler, Türk dilinin yanýnda Türk kültürünü, örf ve âdetlerini de öðreniyor, benimsiyor.

“Sabah kahvaltýya indiðimde farklý þivelerle Türkçe konuþan ve birbiriyle anlaþmaya çalýþan çocuk sesleri duydum. Farklý renkte ve dildeki çocuklar adeta Birleþmiþ Milletler’i Kýzýlcahamam’a taþýmýþ ve onlar da Türkçe konuþuyor. Ne mutlu dünyaya Türkçe öðreten öðretmenlere, ne mutlu onlara destek olan esnaf ve iþadamlarý ile 110 ülkede Türkçe öðrenen öðrencilere.” Bu sözler duygularýný gözleri nemlenerek anlatan Prof. Dr. Mehmet Saðlam’a ait. Bir dönem Milli Eðitim Bakanlýðý yapan, halen Meclis Eðitim Komisyonu Baþkanlýðý’ný yürüten ve Uluslararasý Türkçe Olimpiyatlarý’nýn Tertip Komitesi baþkaný olan Mehmet Saðlam. Fenerbahçeli Ýngiliz Hiç aklýnýza gelir miydi, bir Ýngiliz öðrencinin FenerbahçeChelsea maçýnda Fenerbahçe’yi tutacaðý. ‘Bu nasýl olur?’ diyeceksiniz, futbolun beþiði ve fanatikliði bilinen Ýngilizlerin bir öðrencisi Fenerbahçe’yi tutacak. Eðer çok sevdiði öðretmeni fanatik Fenerbahçeli ise olur. Ýngiltere’deki Feza Weekend Okulu’na devam eden Tanis Mcgrane, Chelsea maçýnda Fenerbahçe’nin yenilmesine çok üzülmüþ. Sülalesinin Fenerli olduðunu anlatan öðretmen Ferah Ekiz’in bu fanatikliði

öðrencisine de geçmiþ. Türkçe Olimpiyatlarý’nda Leman Sam’ýn ‘Gül Güzeli’ þarkýsýný söyleyen Tanis, Türklerle sürekli beraber olabilmek için iki yýl önce ölen babasýnýn mirasýný yaþý 18 olunca alýp bir Türk restoraný açacakmýþ. ABD Nevada’dan gelen ve kovboy eþi kýyafeti giyen Emma White da ‘Mehlika Sultan’ þiirini okuyor. Nevada’da üniversite okuyan Emma’nýn Türkiye ve Türkçe sevgisi o kadar ileri gitmiþ ki, bu yýl Boðaziçi Üniversitesi Uluslararasý Ýliþkiler Bölümü’nde okuyacakmýþ. Kýzýlderili öðrenci, Karadeniz þivesiyle þarký söylüyor: Uluslararasý Türkçe Öðretimi Derneði (TÜRKÇEDER) tarafýndan bu yýl 6.’sý düzenlenen Uluslararasý Türkçe Olimpiyatlarý, birbirinden renkli görüntülere sahne oluyor. Bu yýl ABD’den yoðun katýlýmýn olduðu olimpiyatta yerel kýyafetli Afrikalý öðrenciler özel ilgi görürken, ülkelerinin geleneksel kýyafetleri içindeki dünya çocuklarý adeta bir kültür cümbüþü oluþturuyor. Yerli kýyafeti içindeki Papua Yeni Gineli veya Kýzýlderili kýyafeti giyen bir Amerikalýyý yan yana görmek mümkün bu olimpiyatta. Kýzýlderili bir öðrencinin Türkçe ‘merhaba, nasýlsýnýz?’ demesi bizi öyle duygulandýrýyor ki, ne diyeceðimizi bilemiyoruz. Bir de

bunun üstüne bu Kýzýlderili öðrencinin söylediði Türkçe þarkýyý dinleyince, hele bu þarký da Karadeniz aksanýyla olunca þaþkýnlýðýmýz bir kat daha artýyor. Evet doðru söylüyorum, ABD Nevada’dan gelen 15 yaþýndaki Coral Academy of Science öðrencisi Hannah Tabbada, Türkçe Olimpiyatlarý’nda ‘Ben seni sevdigimu dünyalara bildirdum’ diyor. ABD’li öðrenci ebru yapýyor: ABD Arizona’dan gelen Yvonne Bourgeois ise ebru yapýyor. Resim yapmayý çok seven Yvonne’ye öðretmeni Mustafa Çalýk’ýn ‘en güzel resmin suya yapýlan’ olduðunu söylemesi, öðrenciyi çok etkilemiþ. Yvonne þimdi özel beceriler dalýnda ebru ile yarýþýyor. Yine Arizona’dan gelen Brian Cloutier ise ‘Zindan Mehmet’e mektup’ þiirini okuyor. Madagaskar’daki ilk Türk bebek: Türkçe Olimpiyatlarý o kadar büyük bir organizasyona imza atýyor ki, birçok kiþinin yerini bile bilmediði Madagaskar’dan gelen Francice Pascalin ile tanýþma fýrsatý buluyoruz. Pascalin, ‘Ata Barý’ þarkýsýný, yine Madagaskar’dan gelen Joel Steven Ralcotomauo da ‘Yahya Kemal’in ‘Sessiz Gemi’ þiirini okuyor. Madagaskarlý çocuklarla konuþurken öðreniyoruz ki, Güney Afrika’daki dünyanýn 4. büyük adasý olan ve vanilyasýyla


ZAMAN

meþhur Madagaskar’da geçen sene Madagaskar’ýn ilk Türk bebeði dünyaya gelmiþ. 5 yýldýr Madagaskar’da öðretmenlik yapan Kasým Aksoy’un geçen sene bir çocuðu olmuþ, hem de 7. ayýn 7. gününde ve 2007’de. Siyahî öðrenciden ‘Ben siyah bir gülüm’ þiiri: Olimpiyatlarýn en renkli simalarýndan biri de yerli kýyafetleri içindeki Mozambikli Henrique Bazar. Hemen herkesin fotoðraf çektirmek için yarýþa girdiði 15 yaþýndaki Henrique’nin ‘Ben Siyah Bir Gülüm’ þiiri büyük anlamlar yüklü. Söðüt Uluslararasý Türk Koleji öðrencisi Henrique, beyazlarýn Afrika’ya bakýþýnýn aksine oralarýn güzelliðini anlatýyor. Öðrenemediði Türkçenin rüyasýný görüyor: Herkesin Kenyalý Samuel Olero’nun Cem Karaca gibi söylediði ‘Allah Yar’ þarkýsýný dinlemesini isterdim; karþýnýzda Cem Karaca’nýn siyahi hali. Iþýk Koleji son sýnýf öðrencisi Samuel’in baþýna gelenler de hayli ilginç. Samuel, Türkçe öðrenirken bir türlü ilerleme kat edemiyor. Bir gün rüyasýnda kendini Türkiye’de, hem de Türkçe konuþurken buluyor. Sabah rüyasýný anlattýðý öðretmeni ise Samuel’in rüyasýný hayra yoruyor ve sen çok güzel Türkçe konuþacaksýn diyor. Sonrasýnda ise Samuel, Türkçe olimpiyatlarýna katýlacak kadar Türkçesini ilerletiyor. Türkiye’de rüyasýnda gördüðü kiþilere bakan Samuel, henüz onlarý bulamadýðýný söylüyor. Dünya çocuklarý kardeþ oluyor: Olimpiyatlara katýlan öðrencilerin ortak özelliði Türkçeyi ve Türk kültürünü çok sevmeleri. Hatta Güney Kore’den gelen 13 yaþýndaki Sunmin Lee, babasýnýn

iþi nedeniyle kaldýðý Ýstanbul’da öðrendiði Türkçeyi, aradan iki yýl geçmesine raðmen unutmamýþ. Olimpiyatlarýn ilk günlerinde gruplar halinde dolaþan çocuklar, sonraki günlerde farklý ülkelerden gelenlerle arkadaþlýk ve dostluklar kuruyor. Tarihe ‘Kýzýlcahamam akþamlarý’ olarak geçecek akþamlarda ise Faslý saz çalýyor, ABD’li þarký söylüyor, Afrikalý ‘Urfalýyam ezelden’ diyor. Burmalý öðrenciye özel ilgi: Türkçe Olimpiyatlarý’nda Mynmar’lý (Burma) öðrenci ise özel ilgi görüyor bu yýl. Yaþanan felaket nedeniyle dünyada dikkatleri üzerine toplayan Burma’yla dünya çocuklarý da ilgili. Homaira Pyae Won Naing’in Burmalý olduðunu öðrenen farklý ülke çocuklarý, ‘geçmiþ

31

HOLLANDA

olsun’ dileklerini iletirken, Homaira’nýn ailesine bir þey olup olmadýðýný soruyor. Homaira’nýn ‘ailem iyi’ cevabý karþýsýnda rahatlayan öðrenciler, benzer felaketlerin kimsenin baþýna gelmemesi temennisinde bulunuyor. Van’dan 8 ay önce Burma’ya giden Esmehan Gülpýnar öðretmen ise Burma’nýn çok ciddi maddi yardýma ihtiyaç duyduðunu anlatýyor. Hazýrlýk yapmalarýna raðmen felaket nedeniyle Burmalý öðrenciler olimpiyatlara gelemezken, Burma’yý fýrtýnadan önce gezi için Türkiye’ye gelen Homaira temsil ediyor. Homaira okuduðu anne þiirini, kendi Annesiyle birlikte Burma’daki Türk öðretmenlerin anneleri ve felakette yaþamýný yitiren Burmalý annelere ithaf ediyor. YÖS sýnavýný

kazanan ve doktor olmak isteyen Homaira, Türkiye’de okuyacak. Tanzanyalý Ali, ‘Seviyorum Seni’ diyor: Türkçe Olimpiyatlarý’nda en çok fotoðraf çektirenler arasýnda Tanzanyalý Ali Abbas baþý çekiyor. Asya Termal’e gelen Ankaralýlar veya termalde kalan diðer misafirler yerel kýyafetleriyle dikkat çeken Ali ile fotoðraf çektirmeden geçmiyor. Bütün gün cep telefonu veya normal fotoðraf makinesiyle fotoðrafýnýn çekilmesinden býkan Ali, saklanacak yer arýyor. 15 yaþýndaki Feza Koleji öðrencisi ilk defa Türkiye’ye gelirken, Türk insanýnýn sýcak kanlýlýðýna hayran kalmýþ. Onur Akýn’ýn ‘Seviyorum Seni’ þarkýsýný seslendiren Ali, bunu birbirlerini sevenler ile öðretmenlerine ithaf ediyor.

KÜLTÜR

7 HAZÝRAN 2008

Ben siyah bir gülüm Bir þarký söylemek istedim Senin tenin siyah dediler Ben bir Afrikalýyým dedim Seni yesin timsah dediler Ýnsaným ben de olsam da kara Kalbim vicdaným aktýr benim Ruhumda kaldý binbir yara Dinim imaným haktýr benim Beni de alýn aranýza Duymuyor musunuz sesimi Ortak olayým yaranýza Üfleyeyim þu nefesimi Yok hayýr sen bizden deðilsin Topraðýn suyun lazým bize Hazineler dize eðilsin Altýn ve petrol gelsin bize Ýþte asýrlardýr ben buydum Kara kýtanýn kaderi bu Biz Türkiye’yiz Türkiye biz Renklerimiz artýk karýþtý Afrika Türkiye bir ikiz Dünya birbiriyle barýþtý Durmadan dinlenmeden hizmet Asýrlýk engelleri aþmak Ayaðýmýza gelmiþ kýsmet Bu kýsmetle cennete koþmak Bir þarký söylemek istedim Sesimi tüm dünya dinlesin Ben bir Afrikalý çocuðum Sizlerden hiç farký olmayan Göðsünüzde mavi boncuðum Ve siyah bir gülüm solmayan

ABD Nevada’dan gelen Hannah Tabada (Kýzýlderili kýyafetli), kovboy eþi kýyafeti giyen Emma White, yerli kýyafetleri içindeki Mozambikli Henrique Bazar ve Kenyalý Samuel Olero.

Mozambik Türk Okullarý Genel Müdürü Asým Akýn Iþýk’ýn yazdýðý


Schiedam Lorentzlaan’da yýllardýr hizmet veren Nur Market ikinci þubesini Schiedam Niewlandplein’de NMS Supermarkt adýyla açtý.

Nieuwlandplein 10-17 3119 AH Schiedam Tel.: 010 273 12 79 Fax: 010 473 40 45

Z I M A Y R KAFETE

R İ T Ş İ M R İ G E T E M Z Hİ

.00 * .00-22 8 0 a esi/Cum Pazart

ýðýz ünü aç g r a z ilk pa r ayýn e H -20.00 * 0 0 . 8 0 tesi Cumar

Zaman Hollanda  

7 Haziran - 7 juni

Advertisement