Page 1

At etini AvrupalÄą MĂźslĂźmanlara da satmÄąĹ&#x;lar

sevdik! Biz ‘vav’Ĺ labÄą Kilitli bozdo i Ĺ&#x;et po ler KonuĹ&#x;arak r zayÄąflÄąyorla

Hollanda merkezli W. Selten isimli firmanÄąn

Gazetenizle birlikte

Mutlulu¤a ilk adĹmĹ bizimle atĹn...

içinde ‘at eti’ bulunan toplam 50 bin ton eti Avrupa’nÄąn çeĹ&#x;itli Ăźlkelerine sattÄąÄ&#x;ÄąnÄąn ortaya çĹkmasÄąnÄąn ardÄąndan harekete geçen Danimarka GÄąda Ä°daresi, Danimarka’da W. Selten’den et alan firmalarÄą tespit etti.

DĂźÄ&#x;Ăźn NiĹ&#x;an KÄąna ToplantÄą Konferans ve Ăśzel gĂźnleriniz için

1 16’DA

www.zamaniskandinavya.dk

17 - 23 NİSAN 2013 • YIL : 5 • SAYI : 211 • DANMARK 25 DKK • SVERIGE 30 SEK • NORGE 35 NKR • FINLAND 3,5 EURO

Çifte vatandaĹ&#x;lÄąk için umut ÄąĹ&#x;ÄąÄ&#x;Äą

27 Ăźlkeden oluĹ&#x;an AB nĂźfusunun yĂźzde 90’nÄąnÄąn çifte vatandaĹ&#x;lÄąk hakkÄą bulunuyor. Bu durum sadece AB için geçerli deÄ&#x;il. 46 Avrupa Ăźlkesinden çifte vatandaĹ&#x;lÄąÄ&#x;Äą kabul etmeyen Ăźlke sayÄąsÄą sadece 9. Sol koalisyon hĂźkĂźmetinin ortaklarÄąndan Radikal Parti çifte vatandaĹ&#x;lÄąÄ&#x;Äąn en hararetli savunucularÄąndan biri. Radikal Parti’ye en bĂźyĂźk destek Liberal Ä°ttifak’tan gelirken, çifte vatandaĹ&#x;lÄąk konusunda daha Ăśnce olumsuz tavÄąr takÄąnan Liberal Parti, bu gĂśrĂźĹ&#x;ĂźnĂź deÄ&#x;iĹ&#x;tirdi. 1 HASAN CĂœCĂœKâ€™ĂœN HABERÄ° 6’NCI SAYFADA ÇalÄąĹ&#x;ma ve Sosyal GĂźvenlik BakanÄą Faruk Çelik:

Norveç ile sosyal gĂźvenlik anlaĹ&#x;masÄą yenilenecek Norveç-TĂźrkiye arasÄąndaki sosyal gĂźvenlik anlaĹ&#x;malarÄąna iliĹ&#x;kin yaĹ&#x;anan sorunlarÄąn çÜzĂźmĂź, nihayetinde her iki Ăźlkenin resmi makamlarÄąnca masaya yatÄąrÄąlÄąyor. 1 HABERÄ° 9’NCU SAYFADA

Dü¤ün Salonu Adres: Smedeland 28, 2600 Glostrup 5MG t  XXXOB[BSTBMPOELtJOGP!OB[BSTBMPOEL

İsveç’te minareden ilk ezan okunacak

Stockholm’de Fittja Camii’nde ĂśnĂźmĂźzdeki bir kaç hafta içinde ezan okunacaÄ&#x;Äą belirtiliyor. Botkyrka Belediye Meclisi’nden sonra Stockholm Polisi de ezanÄąn okunmasÄąna yeĹ&#x;il ÄąĹ&#x;Äąk yaktÄą. 1 HABERÄ° 8’NCÄ° SAYFADA

93â€™Ăœ Ă–RTMEK! TĂźrkiye, yÄąllar sonra 1993 gerçeÄ&#x;i ile tanÄąĹ&#x;manÄąn Ĺ&#x;aĹ&#x;kÄąnlÄąÄ&#x;ÄąnÄą henĂźz atamadÄą. O karanlÄąk dĂśnemin 20’nci yÄąlÄą geldi çattÄą. Birçok suç zamanaĹ&#x;ÄąmÄąna uÄ&#x;ramak Ăźzere. YargÄą ve sorumlu makamlar elini çabuk tutmazsa Ergenekon’un en faal olduÄ&#x;u 93 darbesini Ăśrtme operasyonu baĹ&#x;arÄąya ulaĹ&#x;abilir. 1 32’DE

ZAM A N’ DA BU H AF TA

BoÄ&#x;azlar meselesi

1 4’TE

Devlet liginde zengin fakir kapÄąĹ&#x;masÄą 1 44’TE

Bakan Şahin’e Finlandiya’da bßyßk ilgi

Hangi insanlar evlenmesin?

1 18’DE

1 AHMET KURUCAN • 39


2 İSKANDİNAVYA Danimarka’yı bekleyen 10 felaket açıklandı

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Danimarka Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından (Beredskabsstyrelsen) açıklanan bir araştırmada, Danimarka’yı ulusal anlamda olumsuz yönden etkileyecek 10 tane büyük kaza ve felakete işaret edildi.

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Danimarka Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından (Beredskabsstyrelsen) açıklanan bir araştırmada, Danimarka’yı ulusal anlamda olumsuz yönden etkileyecek 10 tane büyük kaza ve felakete işaret edildi. Bu 10 tane felaket senaryosunun gerçekleşmesi halinde, yaşam, sağlık ve toplumun refahı için ciddi sonuçlar doğurabileceği raporda dile getirildi. Raporda bu tür risk oluşturan afet, kaza ve felaketlere karşı Danimarka Afet ve Acil Durum Başkanlığı’nın daha iyi hazırlık yaptığı, Danimarka toplulumunun afet, kaza ve felaketlere daha iyi hazırlandığı belirtilerek, Danimarka’nın karşılaşması muhtemel doğal afet, kaza ve risklere de açıkça işaret edildiği ve büyük kazalar ve afetlere neden olabilecek risklerin farkındalığına toplumu hazır tutmak istendiği belirtildi. Bu konuda görüşlerine başvurduğumuz Sjælland Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, “Bizim bu felaket senaryolarına karşı hazırlıklarımız tam. Bu tür felaketlerin en az zararla atlatılması için sürekli Danimarka Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile koordinasyon halinde çalışmalarımız devam etmekte.” diye ifade etti. Yetkililer, “Eğer kaza ve afetlere karşı iyi hazırlanmışsak, olabilecek sorunları görebiliyorsak ve afet önleme programlarını Danimarka’nın kalkınma programlarına dahil ediyorsak, o zaman doğal tehlikelerin mutlaka afetlere dönüşmesi gerekmez.” dedi. Danimarka Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı Henning Thiesen ise ko-

Danimarka Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, afet ve acil durumlara sebep olan tehlikelerin, her ülkenin şartlarına göre değişiklik gösterdiğini belirterek genel kabul görmüş bazı sınıflamalara göre büyük riskleri ve tehlikeleri sınıflandırarak şu şekilde açıkladı: l Kasırgalar, şiddetli fırtınalar ve fırtına dalgalanmaları l Şiddetli yağmur ve su baskınları l Pandemik grip; grip hastalıklarının dünya çapında ve yoğun bir şekilde artması l Çiftlik hayvanları hastalıkları l Ulaşım kazaları l Arazi üzerinde tehlikeli maddelerin neden olduğu kazalar l Deniz kirliliği l Nükleer kazalar l Terörist eylemler l Siber saldırıları

1

nuyla ilgili şöyle dedi: “Doğal afetler her zaman olduğu gibi durdurulamaz. Bu olayların önüne geçmek ancak alacağımız iyi tedbirlerle mümkün olabilecektir. Bu nedenle, biz de kuruluş olarak kamu ve özel sektörler arasında etkin operasyonel faaliyetleri ve koordinasyonu sağlayacak güce sahibiz. Bu ne-

Norveç’te, yeni yolların yapımı için kollar sıvandı

Hükümet, daha geniş oto ve demiryollarının yapımı konusunda devasa bir bütçe ayırdı.

ENGİN TENEKECİ OSLO Hükümet, ‘2014-2023 Ulusal ulaştırma planı’

1ile, ülke genelinde daha geniş yollar yapmayı

planlıyor. Proje için devlet kasasında toplamda 8,2 milyar kron bütçe ayrıldı. Ödenek, Başbakan Jens Stoltenberg, Ulaştırma Bakanı Marit Arnstad ve Çevre Koruma Bakanı Bård Vegar Solhjell’im de katıldığı toplantıda onaylandı. Ayrıca proje kapsamında bisikletliler için de yeni yollar yapılacak. Program sonrası basın mensuplarına bazı değerlenUlaştırma Bakanı Marit Arnstad, yapılacak yeni bisiklet yollarının trafiği rahatlatacağını söyledi.

dirmede bulunan Ulaştırma Bakanı Marit Arnstad, Oslo trafiğine katılan bisikletlilerin trafiği oldukça rahatlatacağını, sağlık açısından da insan vücuduna oldukça faydalı olacağını belirtti. Ayrıca Bakan Arnstad, bisikletin oldukça çevreci bir araç olduğunu vurguladı. Başbakan Stoltenberg ise, daha önce konuyla iligili atılan adımların sonuç verdiğini kaydederek, ‘’Bundan sonra ülke de, kamu ulaşımı adına, eskiye oranla daha fazla oto ve demiryolları yapılacak.’’ dedi. Başbakan,ülke yollarının güvenilir olduğundan dolayı, 1950’den bu yana trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin sayısında oldukça düşüş yaşandığına parmak bastı. Ana muhalefet Sağ Parti Başkanı Arne Solberg, parti olarak, iktidarın, ‘2014-2023 Ulusal ulaştırma planı’ndan oldukça memnun kaldıklarını dile getirerek, ‘’Umarım bu, boş bir vaad değildir. Buna dair korkularım da yok değil; çünkü, hükümet daha önce de aynı vaad de bulunmuştu.’’ açıklamalarında bulundu.

Yetkililer, “Eğer kaza ve afetlere karşı iyi hazırlanmışsak, olabilecek sorunları görebiliyorsak ve afet önleme programlarını Danimarka’nın kalkınma programlarına dahil ediyorsak, o zaman doğal tehlikelerin mutlaka afetlere dönüşmesi gerekmez.” dedi.

denle, önemli acil durumlar ve afetler için sağlam bir hazırlık olması gerekir. Biz bu zararların önlenmesi için özenle çalışıyoruz.” Henning, “Günümüzde ‘Afet acil yönetimi sistemi’ olarak adlandırılan bu model, Danimarka’da afet ve acil durumların sebep olduğu zararların önlenmesi için tehlike ve risklerin önceden tespitini, afet olmadan önce meydana gelebilecek zararları önleyecek veya en aza indirecek önlemlerin alınmasını, etkin müdahale ve koordinasyonun sağlanmasını ve afet sonrasında iyileştirme çalışmalarının bir bütünlük içerisinde yürütülmesini öngörmektedir.” diye belirtti.

İçinde 14 bin kron bulunan valizi polise teslim etti

İsveç’in eski İstanbul Başkonsolosu İngmar Karlsson’un başından geçen olay İsveç’te insanlık ölmemiş dedirtti.

ATİLA ALTUNTAŞ STOCKHOLM İsveç’in eski İstanbul Başkonso-

1losu İngmar Karlsson içinde 14

bin kron bulunan kaybettiği valizini polise teslim eden Muhammet Bakır adlı vatandaşa teşekkür edip minnettarlığını belirtirken, sosyal paylaşım sitesi facebook’ta başından geçen ilginç olayı takipçilerine detayları ile şu şekilde duyurdu: “Üç gün Småland’ın yaylalarında arabayla gezdikten sonra Lund’a dönerken anlık bir dalgınlıkla arabanın arkasında bir valiz unutmayı başardık. Hatanın bir kaç saat sonra farkına vardık ama valiz kaybolmuş bir kere. Valizde nakit olarak 14 bin kron vardı. Biraz önce polisten telefon geldi ve bir emeklinin bu valizi bulduğunu, arabanın plakasını not ettiğini ve son olarak

valizdeki paraları görünce hemen polis karakoluna bıraktığını söyledi. Valizi bulan Muhammet Bakır’a çok teşekkür ederim.”


3 İSKANDİNAVYA

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Geçtiğimiz hafta içerisinde konuyla ilgili öfkeli bir açıklama yapan Danimarka Okul Aile Birlikleri Cemiyeti (Skole og Forældre), hükümetin bir an evvel yaşanan sürece müdahale etmesini istiyor.

Öğretmenlerle belediyeler savaşıyor, olan öğrencilere oluyor

Danimarka tarihinin en büyük lokavtını yaşarken Öğretmenler Birliği ile Belediyeler Birliği arasındaki gerginlik giderek tırmanıyor. Olan öğrencilere ve velilere oluyor. Onbinlerce öğrenci eğitimden geri kalırken aileler iş saatlerinde çocuklarını bırakacak adres bulamıyor. EMRE OĞUZ HABER Danimarka’da yaklaşık 60 bin ANALİZ öğretmenin 1 Nisan itibariyle lokavt edilmesiyle birlikte ülkede eğitim tamamen durma noktasına geldi. Öğretmenler Birliği (DLF) ve Belediyeler Birliği (KL) arasındaki gerginlik giderek tırmanıyor. Öğretmenler ülkenin değişik bölgelerinde düzenledikleri protesto eylemleriyle seslerini duyurmaya çalışıyor. Öte yandan Belediyeler Birliği en baştaki taleplerinden bir adım bile geri atmaya yanaşmıyor. Öğretmenler Birliği ile Belediyeler Birliği arasındaki gerginlik uzadıkça olan öğrencilere ve velilere oluyor. Onbinlerce öğrenci eğitimden geri kalırken aileler iş saatlerinde çocuklarını bırakacak adres bulamıyor. Danimarka’da geçtiğimiz hafta içerisinde öğretmenlerin, irili ufaklı protesto eylemine sahne olmayan tek bir şehrin bile kalmadığı söyleniyor.Kopenhag eylemlerin en yoğun olduğu şehir. Hafta içi Danimarka Parlamentosu’nun önünde gerçekleştirilen eyleme ülkenin farklı yerlerinden 40 bin kadar öğretmen katıldı. Öğretmenler düzenledikleri değişik eylemlerle; Belediyeler Birliği’nin kendilerinden talep ettiği çalışma şartlarının adil olmadığını anlatmaya çalışıyor. Belediyeler Birliği ise; başta hazırlık süreleri olmak üzere öğretmenlerin mevcut çalışma koşullarının kabul edilemez bir şekilde rahat olduğunu savunarak yeni düzenlemelerin yapılmasını talep ediyor.

“Bir an evvel lokavtın bitmesi gerekiyor” Furesö İlköğretim Okulu Öğretmen Temsilcisi Mehmet Kutlu’ya göre yaşanan süreçte öğretmenler kendilerini tam olarak ifade edemedi. Kutlu, Zaman’a yaptığı açıklamada, “Belediyeler Birliği, öğretmenlik mesleğinin tam olarak ne olduğunu bilmediği için, öğretmenlerin son derece rahat şartlarda çalıştığını zannediyor. Öğretmenler geçmişte kendilerini ve yaptıkları işi tam olarak anlatamadılar. Bu da toplumda öğretmenlerin fazla çalışmadığına dair bir algının oluşmasına neden oldu. Kendimizi doğru ifade edebilseydik süreç bu noktaya gelmezdi.” dedi. Öğretmenlerin en kısa sürede işlerinin başına dönmesi gerektiğini söyleyen Kutlu sözlerine şöyle devam etti. “Bir an evvel lokavtın bitmesi gerekiyor. Öğretmenlerin işlerinin başına geri dönmesi gerekiyor. Yeni kanunun, kabul edilse bile ancak 2014 itibariyle devreye gireceği söyleniyor. Bu süre içerisinde görüşmeler devam etse öğretmenler de çocukları sınavlarına hazırlayabilir. En azından bu yapılabilir. Görüşmelerin lokavtla sonlandırılması yanlış. Eğitim Bakanı Antorini her ne kadar lokavtın çocukları etkilemeyeceğini söylese de bu doğru değil. Paskalya tatili dahil yaklaşık 1 ay boyunca eğitim veremiyoruz. Bu öğrencileri ister istemez etkiler. Ayrıca öğretmenler maddi olarak ciddi bir sıkıntı yaşıyor.”

Aşırı sağcı DF lokavttan kendine pay çıkarma peşinde Yaşanan gelişmeleri belirli bir mesafeden takip eden hükümet yetkilileri lokavtı son-

tığı konuşmada, hükümetin bir an önce konuya müdahale etmesi gerektiğini söyledi. DF’in lokavt politikasının uzun vadede ne gibi sonuçları olacağını şimdiden kestirmek mümkün değil ancak Öğretmenler Birliği’nden Per Sand Politiken Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, 1 Şubat ile 27 Mart tarihleri arasında 900 öğretmenin DF’e üye olduğunu söyledi.

Olan öğrencilere ve velilere oluyor

Furesö İlköğretim Okulu Öğretmen Temsilcisi Mehmet Kutlu: “Belediyeler Birliği, öğretmenlik mesleğinin tam olarak ne olduğunu bilmediği için, öğretmenlerin son derece rahat şartlarda çalıştığını zannediyor.’’

landıracak bir girişimde bulunmaya yanaşmıyor. Parlamento’ya yakın kulisler, hükümetin hazırladığı yeni eğitim reformunu daha güçlü bir şekilde hayata geçirebilmek için şartların olgunlaşmasını beklediğini, bu nedenle gelişmeleri dışarıdan takip ettiğini ifade ediyor. Diğer taraftan temelde sendikaların en büyük muhaliflerinden olan aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi (DF), durumdan faydalanmanın peşinde. Geçtiğimiz hafta içerisinde Parlamento binası önünde gerçekleştirilen protesto gösterisine katılan DF’li Alex Ahrendsen yap-

Öğretmenler Birliği ile Belediyeler Birliği arasındaki anlaşmazlık sürdükçe olan öğrencilere ve velilere oluyor. 2 Mayıs’da gerçekleştirilecek olan bitirme sınavlarına çok az bir süre kala yaşanan lokavt süreci öğrencilerin altından kalkılması zor bir stres yaşamasına neden oluyor. Zira bitirme sınavlarını veremeyen öğrencilerin eğitim hayatı büyük oranda bitmiş sayılıyor. Diğer taraftan ekonomik kriz dolayısıyla zaten geçen yıllara oranla daha zor şartlarda çalışmak zorunda kalan aileler, lokavt süresince çocuklarını bırakacak yer bulmakta zorlanıyor. Geçtiğimiz hafta içerisinde konuyla ilgili öfkeli bir açıklama yapan Danimarka Okul Aile Birlikleri Cemiyeti (Skole og Forældre), hükümetin bir an evvel yaşanan sürece müdahale etmesini istedi. Buna karşılık hükümetin henüz sürece dahil olmak gibi bir niyeti yok. Hükümet adına Ritzau haber ajansına bir açıklama yapan Finans Bakanı Bjarne Corydon, ‘‘Ben de bir veliyim. Bu durumun aileleri ne kadar kötü bir şekilde etkilediğinin ben de farkındayım. Ancak hükümetin sürece müdahale etmesi gibi birşey söz konusu değil’’ dedi.


4 İSKANDİNAVYA

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

DANİMARKA HABER TURU

Kamil Subaşı

Boğazlar meselesi Almanya’ya ilk geldiğim yıllar beni şa- marketlerden aldığımız ekmeğe varıncaya şırtan bir manzara ile karşılaşmıştım. Kızar- kadar tüm gıda ürünlerine bakan yönü var. mış tavuk satan bir Alman arabası işlek bir Malum bu hayvan sadece et olarak piyasaya caddeye park etmiş, insanlar da önünde ta- sürülmüyor. Aldığımız ekmeğe-yoğurda vuk almak için sırada bekliyor. Ne var bunda hatta parfümlere varıncaya kadar birçok diyeceksiniz ama sırada bekleyenlerin bir üründe katkı maddesi olarak ta kullanılıyor. kısmı da bizim Türkiye kökenli Müslüman Bursa’daki lise yıllarımızda sınıfımızla berainsanlarımız. Bazısına niye burada bekliyor- ber Et ve Balık Kurumu’nu ziyarete gitmiştik. sunz, ‘helal’ mi ki de bu tavukları alıyorsunuz Oradaki yetkili söylemişti bize; biz kesilen diye sorma gafletinde bulunmuştum! Aldı- hayvanların kemik ve kanına varıncaya kağım cevap pişkince bir cevaptı: “Herkes alı- dar her şeyini değişik şekillerde değerlendiyor.” Herkesin yapması bizim de o işi yapa- riyoruz diye. Anlayacağınız mesele uzun ve bileceğimiz manasına mı geliyor? Ya herkes tartışmalı yani... Bir süre Avrupa’daki at eti skandalını dinyanlış yapıyorsa o zaman ne olacak? Yine düğünlerde de benzer manzaralar. ledikten sonra şimdi de son zamanlarda İsDüğünlerde genelllikle yemek olarak me- kandinavya’da helal et meselesi gündemde. nüde kızarmış tavuk olur. Yemek zamanı İsveç’te bu mesele ile alakalı birkaç haber yaklaşınca düğün salonunun yanına yanaşır medyaya yansıdı. Yine bu hafta İsveç’te hekızarmış tavuk satan bir Alman arabası. Ta- lal ürün olarak satılan bazı sosislerde domuz vuklar kızartılır, kızartılır servis edilir misa- etine rastlanması gündemdeki yerini aldı. firlerin önüne. Burada durum daha vahim. Bir Danimarka’da ise geçen haftalardaki Anasürü insanın da vebalini alıyoruz. Yanlız en az dolu Gıda’nın etlerinde az miktarda domuz tavukları ikram eden kadar yiyenlere de ve- etine rastlanması meselesinden sonra bu bali var bu işin. Sormamız gerekmez mi bu hafta da piyasa sürülen at eti gündeme geldi. tavuklar nereden geliyor, helal mi diye. As- Hollanda merkezli bir et firması 2011 Ocak lında işin kötü tarafı çoğumuz belki de gö- ayından beri piyasaya sürdüğü 50 bin ton rüyoruz salonun yanına yanaşan Alman ta- inek etine at eti karıştırmış. Danimarka’da da vukçuyu. Ama kahrolası vurdumduymazlık, 14 tane firma bu etlerden nasiplenenler arasında ve malesef 2 tanesi de Türk firması. Firumursamazlık işte... malar kedilerini savunma Finlandiya’da iken aileamaçlı bir takım açıklamalar cek yeni tanıştığımız bir aiyaptılar ama bu işin sonu leye yemeğe davetliydik. gelecek gibi değil. Domuz, Menüde tabiki et yemeği de at derken mesele yarın nevardı. Aileyi fazla tanımadıreye dayanacak acaba? Arğım için ‘etler helal mi’ diye sorma ihtiyacı hissetmişAvrupa’da yıllardır et kadaşımız Hasan Cücük’ün ayki Bahar’da da yazdığı tim. Aldığımız cevap bizi meselesi gündemde ilk bu gibi Müslümanlar bu korahatlatmıştı: ‘Helal’. Sonra muhabbet esnasında etlerin sıradaki yerini koruyor. nuda sahipsiz. Doğru düznereden alındığı mevzu- Bir türlü çözülemedi gitti gün bir denetim mekanizması yok. Olanlar da işini suna gelince aldığım cevap bu mesele. Aslında düzgün yapmıyor. Müslüetlerin boğazıma dizilmesine neden oldu: ‘Fin mar- vatandaş olarak bizler de manları savunma konuketinden.’ Bazılarımızda çözülmesine pek yardımcı mundaki ilgili Müslüman genel bir kanı oluşmuştu; olmuyoruz malesef. Hem dernekleri ise ‘sessizliği’ tereğer et domuz eti değilse helal et olsun istiyoruz, cih ediyor. Yazımızı İlahiyatçı-Yahelaldir yenilebilir diye. hem de ucuz olsun zar Hayrettin Karaman’ın Yanlız domuz etinin haram olması kadar kesilen sığır, diyoruz. Nerede ucuza bir Yeni Şafak’taki bir yazısında koyun veya tavuğun İslami et varsa, ya da döner yer alan şu açıklaması ile bitirelim: “Doğumdan usullere göre ve sadece Alsatan hemen ona ölüme kadar insan hayatının lah için kesilmesi de onların yöneliveriyoruz. bütün safhalarında İslam’ı, helal olması için önemli dehayat düsturu, kılavuzu, ğil mi? programı olarak bilen ve uyEt meselesi bizim yıllargulayan Müslümanların -ki, dır Avrupa’da çözemediğikâmil Müslümanlık ancak miz bir mesele. Gittiğimiz böyle olur- yiyip içtikleri, Türk veya Müslüman bir giydikleri, kullandıkları, ilaç restorant veya dönercide eğer tanımıyorsak sorma ihtiyacı hissederiz, olarak aldıkları nesnelerin helal mi, haram mı ‘etleriniz helal mi’ diye. Almanya’da yıllardır olduğunu araştırmaları ve bu alanda da kıret-döner işi yapan bir tanıdığa göre hiç bir mızı çizgilere riayet etmeleri tabîîdir; ancak dönerciden döner yememek lazım; durum her konuda olduğu gibi gıda konusunda da ifrat ve tefritten (aşırılıklardan) kaçınmak bu kadar vahim yani! Avrupa’da yıllardır et meselesi gün- gereklidir. Kimileri ellerinde koruyucu madde demde ilk sıradaki yerini koruyor. Bir türlü isimleri, kendi anlayışlarına göre yazılmış haçözülemedi gitti bu mesele. Aslında vatandaş ram listeleri ile dolaşıyor, insanları adeta olarak bizler de çözülmesine pek yardımcı ol- dehşete düşürüyor, helal yiyecek hiçbir şeyin muyoruz malesef. Hem helal et olsun istiyo- kalmadığını düşündürüyorlar. Kimileri de ruz, hem de ucuz olsun diyoruz. Nerede yalnızca hijyen ve sağlığı ölçü alarak önüne ucuza bir et varsa, ya da döner satan hemen geleni yiyor, içiyor, kullanıyorlar. İşin doğona yöneliveriyoruz. Helal mi? Kendimize rusu, ortası, makul ve mutedil olanı kesin hagöre bir takım varsayımlarla helaldir diye ramlardan uzak durmak, kesin helallerden ümit ederekten midemize indiriveriyoruz. Bı- yararlanmak, şüpheli olanlarda ise şüphe duçağın iki yüzü de keskin yani. Bir tarafı üre- rumuna göre (şüphenin güçlü veya zayıf, evticiyi yada satıcıyı diğer tarafı alıcı olan bizleri ham veya gerçeğe yakın olması durumuna kesiyor. Bizler ne kadar seçici isek karşı taraf göre) ihtiyatlı davranmaktır.” ta o kadar hassas oluyor... Meselenin sadece aldığımız etlere değil, k.subasi@zamaniskandinavya.dk

Birlik Listesi’nin liste başı adayı Pernille Skipper oldu irlik Listesi’nin (Enhedslisten) parlamento

Badayları listesinde liste başındaki isim de-

ğişti. Partinin hukuk sözcüsü Pernille Skipper toplam 977 oy alırken, Johanne Schmidt-Nielsen ise 923 oyla ikinci sırada yer aldı. Pernille Skipper yaptığı açıklamada “Bunu yapmış olduğum ve ayrıca hep birlikte yapmış olduğumuz işler karşılığında bir ödül olarak görüyorum “ dedi. Skipper, 2007 yılı seçiminden beri partinin en üst profili olan politika sözcüsü Johanne Schmidt Nielsen’in de üstünde oy alması konusunda yorum yapmaktan kaçındı. Johanne Schmidt – Nielsen ise, partide yeni yüzlerin önplana çıkmasının iyi olacağını belirtti. Birlik Listesi’nin kesin listesi daha sonra belirlenecek. Ancak parti yönetimi üyelerin verdiği kararlara sadık kalıyor. Diğer partilerden farklı olarak Birlik Listesi, ülke genelini tek seçim bölgesi olarak görüp, seçimlere parti listesiyle katılıyor.

Özel hastahaneler iflas ediyor 011 yılından bu yana, ülke çapında eko-

2nomik durumu kötü olan özel hastanele-

rin 11 tanesi iflas etti. Börsen gazetesi, ayrıca 8 hastanenin daha olumsuz mali durum ve iflas riski ile karşı karşıya olduğunu yazdı. Özel hastanelerin baskı hissetmelerinin bir başka nedeni ise , hükümetin hastalara verdiği tedavi garantisinin bir aydan iki aya çıkarılması. Söz konusu politik karar, kamu hastanelerin hastalarını daha uzun süre takip edeceği anlamına geliyor. İflas eden Arresödal Privathospital Hastanesi’nin eski yönetim kurulu başkanı Peter Langkjaer Börsen’a yaptığı açıklamada “Politik olarak orada olmamız istenmiyorsa, o zaman durum zor. Verilen politik kararlar o kadar az düşünülüyor ki, mevcut kapasite birden yok sayılarak kamu hastanelerin bununla baş etmesi isteniyor” dedi. 2008 yılından beri toplam hastane aktivitelerinden özel hastane aktiviteleri yüzde 1,25’e gerilemiş durumda. Børsen gazetesi İsveç’te bu oranın yüzde 12 olduğunu yazdı.

Yalnızlığa karşı antidepresan erum Enstitüsü’nün yapmış olduğu araş-

Stırmaya göre, geçtiğimiz yıl 65 yaş üstü 150

bin kişi en az bir kez bir antidepresan satın almış. Bu da 10 yıl öncesine göre yüzde 8’lik artış anlamına geliyor. Antidepresan kullanımı en çok yaşılar arasında kullanılıyor. Bugün 80 yaşının üzerinde her dört ya da beş kişinden biri bu ilaçları kullanırken 65-79 yaş arasında kullananların oranı yalnızca yüzde 8. Antidepresan kullanımının bu denli yaygın olması Aeldre Sagen’ın endişe etmesine neden oldu. Kurumdan yapılan açıklamada “Bunun endişe verici bir durum olduğunu düşünüyoruz ve Aeldre Sagen olarak bir alternatif yaratmaya katkıda bulunmak isteriz” dedi. Bölge ilaç danışmanı Birgit Toft, bu ilaçların bu denli yüksek oranda kullanılmasının nedeninin, hekimlerin bunu kolay çözüm olarak gördüğü ve yaşlılara yazdığını söyledi. Ancak bu durumun risksiz olmadığını da hatırlattı. Birgit Toft yaptığı açıklamada “Yaşlı insanların organ sistemleri daha hassas olduğundan, bu ilaçlar karaciğer, böbrek ve kalp gibi organları daha sert etkiliyor” dedi. Ancak kendisini yalnız ve mutsuz hissedenler için bir alternatif daha söz konusu. Aeldre Sagen, yaşlılara

sosyal çevre sağlayacak “Hadi evden dışarı” projesini ülke çapında yaymaya başlayacak.

Acil servisler de eşitlik talep ediliyor animarka’da daha önce ‘acil merkezleri’

Dolarak adlandırılan toplam 21 acil destek

birimi bulunuyor. Hastaneler ise kendi hastanelerinde her şeyin yolunda olduğunu iddia ediyor. Tabipler Birliği, bu durumun hata, uzun bekleme kuyrukları ve tıka basa dolu hastaneler riskini de beraberinde düşündüğünü söyledi. Bu sebeple bölgeleri koordine bir çalışma yapmaya çağırdı. Tabipler Birliği Başkanı Mads Koch Hansen yaptığı açıklamada “Sağlık Kurulu, 2007 ‘de yürürlüğe girmesi kararlaştırılan, hastanelerde gün boyu uzman hekimin olması kuralı çok değişken bir durum. Bunun kesinlikle yeterli olmadığını düşünüyoruz” dedi. Sağlık Kurulu, 2007 yılında, Danimarka Bölgelerinden 5-10 yıl içerisinde, acil yardım desteği verebilmek ve hastanelere getirilen acil hastalarına hizmet verebilmek adına ortak acil birimleri oluşturulmasını önermişti. Bu yöntem hayata geçirilmişti ancak, hastaların uzman hekim taraflından muayene edilmesi konusu hastaların büyük bir kısmının almayı başaramadığı bir hizmetti. Tabipler Birliği, Bölgelerin acil yardım birimleri bu konuda bir şeyler yapmaya çalışmaması durumunda, Sağlık Bakanı Astrid Krag, Sağlık Kurulu’ndan Bölgeler için yeni düzenlemeler oluşturmasını istemesi gerektiğini düşünüyor. Danimarka Bölgeler’in Başkanı Bent Hansen, acil yardım hizmeti alanlarla günlük muayene hizmeti alanların uzman hekim desteği almasındaki farka kabul etmediklerini belirterek, ‘çok az sayıda uzman hekimimiz bulunuyor’ dedi.

Yanlış adreslerde vakit kaybedilmeyecek am olmayan ve eksik olarak aktarılan ad-

Tresler, acil durum araçlarının hastanın ya-

nına zamanında ulaşamamasına ve hastanın hayatını kaybetmesine neden olabiliyor. Acil durum merkezi, arayan kişinin genelde tam adresi veremediğini yada stres sebebiyle telefonu acil kapattığını anlattı. Bu sebeple bir kaç yıl önce 112 uygulaması için yatırım yapılmasına karar verilmişti. Bu uygulama, zamanın boşa harcanmasını engelleyecek. Uygulama, Emniyet Teşkilatı, Kopenhag İtfaiyesi ve Coğrafi Veri Yönetim Kurulu, Intergraph ve TrygFonden ile işbirliği yaparak geliştirildi. Uygulama, parkta, ormanda ya da başka bir yerde bulunan acil durumdaki kişiye, adresinin tam olarak bilinmemesine karşın daha çabuk ulaşılmasını sağlayacak. 112’ye gelen aramaların yüzde 90’ı cep telefonundan yapılan aramalar. Aranan telefonların yarısından fazlası GPS’li akıllı cep telefonlarından oluşuyor. Yeni sistemle adres yanlış bildirilse bile telefon sinyalinden adres tespiti yapılacak.

Tasarruf yapmadan araç ve konut yok erkez Bankası Müdürü Lars Rohde yap-

Mtığı açıklamada, ’Tasarruf yapmadan araç ve konut yok’ dedi. Merkez bankasına müdür olarak yeni atanan Rohde, Danimarkalıların kredilerini ödemeyi sağladığı yüksek enflasyon döneminin sona erdiğini açıkladı. Lars Rohde yaptığı açıklamada, “Halk önümüzdeki yıllarda yeniden para harcamaya başlayacaktır. Büyüme böylece yeniden başlayacaktır. Ancak bu süreç yavaş gelişecektir” dedi. Rohde, “Sabit ya da biraz artan bir sabit ödememiz olduğu takdirde, enflasyonun bize bir faydası olmaz. Buna alışmamız lazım” ifadelerini sözlerine ekledi. Lars Rohde, ilk konutumuzu almaya karar verdiğimizde biraz daha düşünmemiz gerektiğini söyledi.


'$1ú0$5.$·1,1(1%h<h.(102'(51     (1+ú-<(1ú.(1+(6$3/,087)$ø,     





 

 











 





s



DljkX]X|jk•e  TLF 20462808



6(59ú6ú0ú=(1$=.úûú/ú. .ú6ú%$û,.5

 



s

   







(9/(5(úû<(5/(5ú1(9('høh1/(5( <(0(.6(59ú6ú<$3,/,5

s



  

  

ÿÿYiX_`dBêcêƒ YiX_`dBêcêƒ TLF 60646744

<<bjfk`jb;\c`bXk\jj\i8&J›@e[ljki`^i\e\e)()-*,@j_µa›nnn% bjfk`jb;\c`bXk\jj\i8&J›@e[ljki`^i\e\e)()-*,@j_µa›nnn%[\\c`bXk\% c`bXk\%[bb›.')*)/'/ ›.')*)/'/


6 İSKANDİNAVYA Çifte vatandaşlık için umut ışığı

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

27 ülkeden oluşan AB nüfusunun yüzde 90’nının çifte vatandaşlık hakkı bulunuyor. Bu durum sadece AB için geçerli değil. 46 Avrupa ülkesinden çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülke sayısı sadece 9. Sol koalisyon hükümetinin ortaklarından Radikal Parti çifte vatandaşlığın en hararetli savunucularından biri. Radikal Parti’ye en büyük destek Liberal İttifak’tan gelirken, çifte vatandaşlık konusunda daha önce olumsuz tavır takınan Liberal Parti, bu görüşünü değiştirdi. HASAN CÜCÜK HABER Danimarka, Avrupa Birliği (AB) ANALİZ üyesi 27 ülke içinde çifte vatan-

daşlığı kabul etmeyen 7 ülkeden biri. Danimarka yasaları, aynı anda iki ülke vatandaşlığına izin vermiyor. Bu durum sadece ülkede bulunan yabancı kökenliler için geçerli değil. Yurtdışında yaşayan Danimarkalılar, bulundukları ülkenin vatandaşlığına geçtiklerinde Danimarka vatandaşlığını kaybediyor. Artık bu durumun değişmesi gerektiğini söyleyen partilerin sayısı giderek artıyor. AB üyesi 20 ülkenin çifte vatandaşlığa izin vermesinden dolayı partiler, artık Danimarka’nın da çoğunluğun yanında olması gerektiğini savunuyor. 27 ülkeden oluşan AB nüfusunun yüzde 90’nının çifte vatandaşlık hakkı bulunuyor. Bu durum sadece AB için geçerli değil. 46 Avrupa ülkesinden çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülke sayısı sadece 9. Sol koalisyon hükümetinin ortaklarından Radikal Parti çifte vatandaşlığın en hararetli savunucularından biri. Ekonomi ve içişleri bakanlığı koltuğunda oturan Radikal Parti Başkanı Magrethe Vestager, çifte vatandaşlık konusu gündeme geldiğinde gözlerin ülkede yaşayan yabancı kökenlilere çevrildiğini belirterek, ‘Bu yanlış bir algıdır. Çifte vatandaşlık hakkından sadece ülkede yaşayan yabancı kökenliler yararlanmayacak. Yurtdışında bulunan yüzbinlerce Danimarkalı da bu haktan yararlanacak. Başka ülke vatandaşlığına geçen Danimarkalılar, vatandaşlıktan çıkarılıyor. Bizimle aynı dili konuşan, aynı kültürden gelen akrabalarımızla aramıza duvar örüyoruz’ açıklamasını yaparak parti olarak çifte vatandaşlık konusunda tavırlarını net bir şekilde ortaya koydu. Radikal Parti’ye en büyük destek Liberal İttifak’tan gelirken, çifte vatandaşlık konusunda daha önce olumsuz tavır takınan Liberal Parti, bu görüşünü değiştirdi. Liberal Parti’den kulislere yansıyan bilgilere göre, 2014 yılında çifte vatandaşlığın kabul edilmesi isteniliyor. Partinin bu konuda fikir değiştirmesinin altında, yurtdışında yaşayan Danimarkalılar etkili oldu. Danimarka tarihinde ilk kez entegrasyon bakanlığını kuran parti olan Liberal Parti, ‘Entegrasyonu savunuyoruz ancak Danimarka vatandaşlığına geçmek isteyen yabancıların bulundukları ülke vatandaşlığından çıkmasını is-

tiyoruz. Bu durum AB ülke vatandaşları içinde geçerli oluyor. Yıllarca ülkemizde yaşayan yabancıların ‘yarım vatandaş’ olarak kalmasını sağlıyoruz. Bu durum savunduğumuz entegrasyon politikasına ters düşüyor’ görüşünün ağırlık kazandığı kulislerde konuşulan konular arasında bulunuyor. Partinin önemli isimleri çifte vatandaşlığa onay veriyor. Liberal Parti, 2009 yılında Meclis’e Radikal Parti ve Liberal İttifak tarafından sunulan çifte vatandaşlık hakkına destek vermemişti. Çifte vatandaşlığa kesin olarak karşı çıkan ise sadece Danimarka Halk Partisi var. Yabancı karşıtı bir politika yürüten Danimarka Halk Partisi, Liberal – Muhafazakar azınlık koalisyon hükü-

metini dışardan desteklerken ülkede bulunan yabancıların Danimarka vatandaşlığına geçişlerinde aşılmaz kurallar koyulmasını sağlamıştı. Schengen Antlaşması’yla AB sınırları içinde serbest dolaşımın yolunu açan Birlik üyeleri, çifte vatandaşlık engelini birer birer kaldırmıştı. 2001’de İsveç, 2003’te Finlandiya ve İzlanda, 2007 yılında ise Almanya çifte vatandaşlık hakkını kabul etmişti. Almanya, sadece AB ülke vatandaşları ve İsviçrelilere çifte vatandaşlık hakkı verirken, ülkede bulunan milyonlarca yabancı kökenliye çifte vatandaşlık hakkı vermeyerek ayrımcı bir tavır sergilemişti. Danimarka da çifte vatandaşlık hakkını tanı-

dığında Almanya modelini değil, komşusu İsveç’i örnek alıp, ülkede bulunan yabancılara da çifte vatandaşlık hakkı verecek. Çifte vatandaşlıkla birlikte gündeme gelen bir diğer konu ise, yurtdışında yaşayan Danimarkalıların oy hakkı. Mevcut yasalara göre, yurtdışında 2 yıldan fazla kalanlar otomatik olarak seçmen listesinden siliniyor. Çifte vatandaşlık düzenlemesi yapılırken, yurtdışında bulunan Danimarkalıların seçimlerde oy kullanmasının yolu da açılacak. Bir çok ülkenin yaptığı gibi, Danimarka vatandaşları bulundukları ülkeden Danimarka’da yapılacak genel seçimlerde oy kullanacak.

Norveççe ve Türkçenin çocuklar üzerindeki etkileri araştırılacak

Diğer ülkelerde olduğu gibi, Norveç’te de çocuklar iki dili öğrenmeleri konusunda problemler yaşıyor. Konuyla ilgili Pernille Hansen’in yapacağı araştırma, bu konuya bir nebze de olsa ışık tutacağa benziyor.

ENGİN TENEKECİ OSLO Oslo Üniversitesi doktora öğrencilerinden Norveçli Pernille Hansen, Türkiye kökenli çocukların, hem Türkçeyi hem de Norveççeyi öğrenime ilişkin bir proje başlattı. Hansen, araştırma için Eskişehir Üniversitesi ile İstanbul’da bazı üniversiteleri de ziyaret edecek. Proje kapsamında Norveç’te birçok Türkiye kökenli aile ile irtibata geçilecek. Projenin finasal destekçiliğini, Norveç Devlet Araştırma Kurulu üstleniyor. Projenin amacı; Norveççe ve Türkçenin çocuklar üzerindeki etkilerini ve gelişimlerini araştırmak. Proje hakkında Zaman’a konuşan Pernille Hansen, Norveç’te yetişen Tür-

kiye kökenli çocukların, anne-babalarından öğrendikleri anadillleri ile, çevrede, çoçuk kreşlerinde,okullar da öğrendikleri Norveççe arasındaki ilişkiyi araştırmanın kendisi için ilginç bir proje olacağını kaydetti. Hansen, çocuğun gelişiminde, bu iki dilin arasında bir rakabet olduğu hissiyatına kapıldığını; ancak, bu durumun ayrıntılarının henüz tam olarak netleşmediği vurgusunda bulundu. Ayrıca genç öğrenci, söz konusu çocukların kelime hanelerinde ne tür sözcüklerin mevcut olduğu konusunu da araştıracağını ifade ederek şöyle devam etti: ‘’Çocukların, her iki dildeki gramer bilgisi gelişimlerini kaydetmekle beraber, yine her iki dildeki gelişme derecesi

arasında her hangi bir bağlantının olupolmadığını araştıracağım. Proje kapsamı boyunca bir pedegoji kuruluşu olan Statped’le işbirliği halinde olacağım.” Hansen, bu araştırma sayesinde, çok dilli çocukların, dillerini geliştirmeleri konusunda kendilerine yardımcı olmaya çalışacaklarını söyledi. Daha önce, Moss şehrinde yaşayan Zaman İskandinavya abonelerinden H.C., gazetemizi arayarak, çocuklarının eğitim gördüğü okulda anadillerini öğrenmelerine ilişkin bazı şikayetlerde bulunmuş, ısrarla, çocuklarının Türkçe öğrenmede zorluk çektiğini, bu durumun, çocuklarının Norveççe öğrenmelerine de engel olduğunu kaydetmişti.

Proje kapsamında Türkye’yi de ziyart edecek Pernille Hansen, aynı zamanda konuyla ilgili birçok Türk yetkili ile de görüşecek.


8 İSKANDİNAVYA

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Danimarka’nın kabusu:

‘Mutsuzluk’ hapları!

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG

Danimarka’da 500 bin kullanıcı günde bir hap alıyor. Bu sayı yıllık 182 milyon hap tüketimine tekabül ediyor. Bu hapların ortalama yıllık maliyeti ise 1,3 milyar kron. Yapılan araştırmalara göre Danimarka’da 12 bin 500 çocuk günlük olarak bu hapları kullanıyor.

Son yıllarda, özellikle Danimarka’da

1gençler arasında bağımlılık yapan uyuş-

turucu ve uyarıcı hap (ecstasy, captagon) kullanım oranı giderek artıyor. İlk başlarda olumsuzlukları unutturduğu, heyecan verdiği düşünülse de, kısa sürede bağımlılık oluşturan bu haplar ruhsal ve bedensel çok ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Her geçen gün daha çok kişiyi ağına düşüren bu zehrin adı ise “Ecstasy”. Bu minik hapların içine insanı uyuşturacak ve bağımlılığı artıracak her türlü madde katılıyor. Eczacılar buna eroin ve fare zehirinin de dahil olduğunu vurguluyor. Ölüm haplarına kimileri ‘mutluluk hapı’ diyor. Danimarka Devlet Serum Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre Danimarka’da gençlerin 7 krona alabildiği ‘Tørsprit’ adı takılan uyarıcı Ecstasy hapları gittikçe yaygınlaşıyor. Bugün Danimarka’da her 12 Danimarkalıdan biri bu haplardan kullanıyor. Danimarka’da 500 bin kullanıcı günde bir hap alıyor. Bu sayı yıllık 182 milyon hap tüketimine tekabül ediyor. Bu hapların ortalama yıllık maliyeti ise 1,3 milyar kron. Yapılan araştırmalara göre Danimarka’da 12 bin 500 çocuk günlük olarak bu hapları kullanıyor. Her hastalığın, her bağımlılığın kendisini gösteren, dışa ya da duygulara yansıyan belirli, belirsiz özellikleri olduğu gibi bu durumlarla karşılaşan çocukların da bazı özellikleri var. Uzmanlar çocuğunuzun okul başarılarında düşme varsa, eve bulutların üzerinde gibi geliyorsa, şaşkınlık emareleri gösteriyorsa, unutkanlık emareleri gösteriyorsa, bazı şeylerini okulda unutuyorsa, bazı şeylerin hesabını iyi veremiyorsa, para çalmaya başlamışsa, vücuduna zarar verici davranışlarda bulunuyorsa, gözlerinde yaşarma ve sulanma varsa, yüzünde ve gözlerinde aşırı kızarma gözlüyorsanız şüphelenmelisiniz diyor. Çocuğunuzun arkadaş gruplarına çok dikkat etmeli, olumsuz arkadaşlarla dolaşmaya başlamışsa, arada bir kayboluyorsa ve gece belirsiz saatlerde gelmeye başlamışsa mutlaka tetikte olmalısınız.

Satışı ve üretimi yasal değil

Ecstasy, kimyasal adıyla MDMA (Metilendioksimetamfetamin) ağızdan alınan bir uyarıcı. Satışı ve üretimi yasal olmayan bu hap, değişik şekil ve logo baskılarıyla piyasaya sürülüyor. Genel yargı, Ecstasy’nin özellikle gece kulübü ve elektronik müzik organizasyonlarında popüler olduğu. Ancak uzmanlar Danimarka’da son 2 yılda özellikle alkolsüz ev partilerine kadar girdiğini söylüyor. Ecstasy’nin vücuda olan zararları, klasik tabiriyle “saymakla bitmecek” kadar çok. Bunların başında ise vücut ısısındaki tehlikeli derecede artış geliyor. Vücut ısısının aniden artması, sıcak ve genelde havasız ortamlarda uzun süre dans etmek, vücuttaki sıvı miktarının yüksek bir hızla azalmasına sebep oluyor. Ölüm vakaları da, aşırı doz, vücut ısısının artması ya da diğer bir uyuşturucu madde ile karıştırma ile gerçekleşiyor. Ecstasy’nin uzun süreli kullanımının vereceği zararların başında ise, beyinde hasar, böbrek yetmezliği, hipertansiyon ve kalp hastalıkları geliyor.

İsveç’te minareden ilk ezan okunacak

Stockholm’de Fittja Camii’nde önümüzdeki bir kaç hafta içinde ezan okunacağı belirtiliyor. Botkyrka Belediye Meclisi’nden sonra Stockholm Polisi de ezanın okunmasına yeşil ışık yaktı. ZAMAN STOCKHOLM Stockholm’deki Fittja Ulu Cami mina-

1relerinden cuma günleri ezan okun-

ması için yapılan başvuruya Botkyrka Belediye Meclisi’nden olumlu karar çıkmasının ardından, emniyet güçleri de yaptıkları teknik incelemeleri tamamlayarak, camiden hoparlörle ezan okunmasına onay verdi. Ezanın önümüzdeki bir kaç hafta içinde günü okunacağı bildirildi. Stockholm Botkyrka İslam Kültür Derneği Başkanı İsmail Okur’un 24 Ocak 2012’de yaptığı başvuru üzerine belediye meclis üyeleri yaptıkları oylama sonucu ezan okunmasına izin vermişti. Emniyet görevlileri de ses düzeniyle ilgili teknik incelemelerini sona erdirdi. Emniyet Müdürlüğü’nden Botkyrka İslam Kültür Derneği Başkanı Okur’a gelen karar yazıda, Fittja Ulu Cami’den cuma günleri öğle saatleri ara-

sında 3 ila 5 dakika arasında hoparlörden canlı olarak ezan okunmasında herhangi bir teknik sakınca bulunmadığı bildirildi. Stockholm Emniyet Müdürü Gunnar Edeland da yaptığı açıklamada, cuma günleri minareden ezan okunması konusunda, asayiş ve trafik açısından hiçbir sakınca olmadığını söyledi. Okur, karardan sonra yaptığı açıklamada, İsveç’te ilk kez minareden ezan okunmasına onay çıktığını ve buna öncülük etmekten çok mutlu olduklarını söyledi. Okur, emniyetten gelen karardan sonra, Fittja Ulu Cami’de teknik eksiklikleri tamamladıktan sonra, önümüzdeki birkaç hafta içinde cuma günü ilk ezanın müezzin tarafından okunacağını kaydetti. Fittja Ulu Cami’nin 1998 yılında yapımına başlanmış ve 2007 yılında da ibadete açılmıştı. Cami, İsveç’teki vatandaşlarımız ile Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın katkılarıyla yaptırılmıştı.

Botkyrka Belediye Meclisi’nden sonra Stockholm Polisi de ezanın okunmasına yeşil ışık yaktı.


9 İSKANDİNAVYA ENGİN TENEKECİ OSLO Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Norveç’le 1978 yılında imzalanan sosyal güvenlik anlaşmasının bu ülkede yaşayan vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu kaydetti. Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen 9. Avrupa Bölge Konferansı’na katılan Faruk Çelik, Zaman’a yaptığı açıklamada, “Norveç Kralı’nın kasım ayında Türkiye’yi ziyareti esnasında, NorveçTürkiye arasında yapılan sosyal güvenlik anlaşmasını güncelleme imkanımız olacak.’’ dedi. Yılda 400 bin Norveçli turistin Türkiye’yi ziyaret ettiğini, ayrıca 17 bin vatandaşın Norveç’te çalıştığını ifade eden Bakan, şöyle devam etti: ‘’Bütün bunları dikkate aldığımızda, gerek Norveçlilerin gerekse ülkede yaşayan vatandaşlarımızın sosyal güvenliklerinin güncellenmesinde yarar var. Oslo’da görüştüğümüz vatandaşlarımız, birçok Norveçlinin sağlık turizminden de yararlanmak istediklerini dile getirdi. Yakında çalışma müşavirimiz de göreve başlayacak. Buradaki ticari müşavirlik ile ilerleyen dönemlerde, gerek çalışma gerek ticari gerekse sağlık turizminin gelişmesi konusunda birlikte hareket edip, bu alandaki ihtiyaçları karşılamaya çalışacağız. Mesela, Norveç’teki bir sağlık sigortasına üye vatandaşlarımız ya da Norveç’te herhangi bir yerde çalışan vatandaşımız, Türkiye’deki sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek.’’

1

Çifte vatandaşlık bir problem haline geldi ‘’Sosyal güvenlik problemeleri, çocukların eğitim alanlarında yaşadığı sıkıntılar ve çifte vatandaşlık sorunları, vatandaşlarımızın en çok maruz kaldığı problemler arasında yer alıyor.’’ ifadelerini kullanan Çelik, bugün çifte vatandaşlığın bir problem haline geldiğini açıkladı. Ankara’ya döner dönmez, Norveç’te yaşayan vatandaşların bu sorunlarının çözümü adına, ilgili bakanlarla görüşüp, çö-

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik:

Norveç ile sosyal güvenlik anlaşması yenilenecek

Norveç-Türkiye arasındaki sosyal güvenlik anlaşmalarına ilişkin yaşanan sorunların çözümü, nihayetinde her iki ülkenin resmi makamlarınca masaya yatırılıyor. caklarını söylediler. Türkiye’deki adımlarımız dikkatle takip ettiklerini ve bunlardan övgüyle bahsettiklerini söylediler.’’

Genç işsizlik, dünyanın problemi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Oslo’daki resmi temasları kapsamında Rusya Federasyonu ÇalışmaSosyal Koruma Bakanı Maksim Anatoliyeviç Topilin ile bir nezaket toplantısı gerçekleştirdi.

züme kavuşturacağını bildirdi. Oslo’da ki resmi temesları çerçevesinde Norveç Uluslar Arası Çalışna Örgütü (ILO) Genel Başkanı Guy Ryder ile de görüşen Çelik, konuyla ilgili sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Genel Başkan Guy Ryder ile oldukça verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Ryder’in Türkiye-Norveç ilişkilerinde düşüncelerini çok net ve samimi olarak ortaya koyması bizi son derece memnun etti. Önümüzdeki süreç içerisinde ILO ile bir çalışma anlaşmamız

olacak. Anlaşma, ileri de belirleyeceğimiz herhangi bir tarihte Başkan Ryder’in de katılımı ile Ankara’da imzalanacak. ILO Genel Kurulu her yıl haziran ayında Cenevre’de gerçekleşiyor ve bu toplantıda hükümet başkanlarının genel kurula hitapları oluyor. Bu yılki toplantıda, sayın başbakanımızın ya da cumhurbaşkanımızın hitap etmesine ilişkin talebimiz oldu ve bunu memnuniyetle karşıladılar. Konuyla ilgili gerekli değerlendirmeleri istişareye suna-

25 farklı ülkenin çalışma bakanının katıldığı ‘Genç İşsizliği’ konulu bir panele de katılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bu toplantının kendileri adına oldukça önemli olduğuna parmak bastı. Çelik şunları aktardı: ‘’Bilindiği üzere Avrupa ülkelerinin bazılarında yüzde 40, bazılarında ise yüzde 60 oranında genç işsizlik problemi var. Bizde bu oran yüzde 17 buçuklarda. Biz, birçok ülke ile mukayese edilmeyecek şekilde iyi bir noktadayız; ancak bu, tüm dünyanın bir sorunu. Panele katılan bakanlar, genç işsizlik sorununun çözümü adına kendi çalışmalarını aktardılar. Biz de Türkiye olarak, bu konuda uyguladığımız teşviklerimizi anlattık. Bu konuda acele edilmesi gerektiğini, bu konunun zaman kaybına tahammülün olmadığını, bazı sosyal olayaların ülkelerde daha da büyüyebileceğini net bir şekilde vurguladık. Mevcut iyi uygulamaların bir havuza konulup ve bunlarla ülkelerin desteklenmesini, genç işsizliği önleme adına acil bir çözüm olabileceğini ifade ettik.’’


10 İSKANDİNAVYA

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Göteborg’da Kültür Festivali ve Dil Olimpiyatı’na başta AK Parti Konya Milletvekilleri Ayşe Türkmenoğlu ve Mustafa Baloğlu, Nordic Lära & Business AB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Şirin ve Stockholm Business Network Başkanı Himmet Kaya olmak üzere Türk ve İsveçli çok sayıda davetli katıldı.

İBRAHİM KAYA GÖTEBORG İsveç Türk Dernekleri Federas-

1yonu (Federation of Swedish Tur-

kish Associations-FEDESTA) bünyesinde faaliyet gösteren Kulturpunkten ve Plattformen Derneği ortaklaşa Göteborg’da Kültür Festivali ve Dil Olimpiyatı İsveç şarkı finalini organize etti. Başta AK Parti Konya Milletvekilleri Ayşe Türkmenoğlu ve Mustafa Baloğlu, Nordic Lära & Business AB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Şirin ve Stockholm Business Network Başkanı Himmet Kaya olmak üzere Türk ve İsveçli çok sayıda davetlinin katıldığı programda Sevgi dili Türkçe’nin İsveçli çocukları İsveççe şarkı ve İsveççe şiir dalında yarıştı. Olimpiyat tanıtım filminin gösterimi ile başlayan programın açılış konuşmasını Plattformen Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Kargılı yaptı. Kargılı, bütün katılımcılara programa iştiraklerinden dolayı teşekkür ederken “hepiniz hoş geldiniz!” dedi. Göteborg Kulturskolan Müzik Okulu Grubu’nun İsveççe ve Türkçe şarkılar seslendirmesinden sonra yarışma kapsamında şarkı dalında 9, şiir dalında 6 olmak üzere toplam 15 İsveçli öğrenci sırasıyla sahne aldı. Türkçe şiir ve şarkıları büyük bir gayretle seslendiren öğrenciler seyircilerden sık sık alkış aldı. Yarışma sonunda şiir dalında Zehra Cemisov ‘Hancı’ adlı şiiriyle şarkı dalında ise Malmö’den Ida Bergkvist ‘Olmaz Olsun’ şarkısıyla ipi göğüsleyen isimler oldu. Göteborg Bosna Hersek Halk Oyunları ekibinin de sahne aldığı programda sponsorlara ve hazırlığı aylarca süren programa emeği geçenlere plaket verildi. Programda bir konuşma yapan AK

Göteborg’da dil ve kültür şöleni heyecanı

İsveç Türk Dernekleri Federasyonu (Federation of Swedish Turkish AssociationsFEDESTA) bünyesinde faaliyet gösteren Kulturpunkten ve Plattformen Derneği ortaklaşa Kültür Festivali ve Dil Olimpiyatı İsveç şarkı finalini organize etti. AK Parti Konya Milletvekilleri Ayşe Türkmenoğlu ve Mustafa Baloğlu’nun da katıldığı programda sevgi dili Türkçe’nin İsveçli çocukları sahne aldı.

AK Parti Konya Milletvekili ve Türk-İsveç Parlamento Dostluk Grubu Başkanı Ayşe Türkmenoğlu ise “İnşallah bu çocuklar sevginin hâkim olduğu bir geleceğin mimarları olacaklar, emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Parti Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu, “Bu programın hazırlanmasında emeği geçen öğretmenlerimize ve en önemlisi bize bu ufku gösterenlere teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu. “Burada bütün öğrenciler gönlümüzün birincisi” diyerek sözlerine başlayan AK Parti Konya Milletvekili ve Türk-İsveç Parlamento

Dostluk grubu Başkanı Ayşe Türkmenoğlu ise “Kültürlerarası diyaloga hepimiz çok önem veriyoruz. Kültürlerarası iletişim ve birbirimizin anlamanın ve tanımanın en güzel yolununda da çocukların o masumiyeti ve önyargısız sevgisi olduğunu düşünüyorum. Ortak paydamız insan sevgisi ve dünyanın bütün

çocuklarını ve insanlarını seviyoruz. İnşallah bu çocuklar sevginin hâkim olduğu bir geleceğin mimarları olacaklar, emeği geçenlere teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Nordic Lära & Business AB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Şirin ise “Biz kimiz diye kendi kendimize sorduğumuzda iste bu sahnede yer alan dili, kültürü ve ırki farklı çocukların olusturdukları birlik ve beraberlik tablosunu göstererek hep beraber şunu diyebiliriz. Siz sevgi olun, biz aşkız, siz sevinçli olun biz o sevince neşeyiz, siz muhabbet olun, biz o muhabbeti yasayan gönülleriz” Şirin, programa emeğe geçenlere de teşekkürlerini dile getirdi. Programın sürpriz ismi ise geçen yıl Türkçe şarkı kategorisinde birinci olan Johanna Löv oldu. Kazım Koyuncu’nun ‘gidiyorum’ ve Mustafa Ceceli’den ‘es’ isimli şarkıları seslendiren Löv geçen yıl katıldığı program ile ilgili düşüncelerini de salonla paylaştı. Löv, “Türkiye’ye gidişimi dün gibi hatırlıyorum ve anıları yazmak kitaplara bile sığamaz. Geziyi anlatmak hayatımdaki en uzun rüyayı, rüyada görmüş gibi anlatmak olacaktır. Aynen bir rüya gibiydi.” şeklinde konuştu. Program hep beraber ‘ Yeni bir dünya kuruyoruz’ adlı olimpiyat şarkısının seslendirilmesiyle son buldu.


J ; 8 G8C 8J@ D < E ÿ J 09 K v 9 16 Axeltor

vn V øbenha

TÜRK FILMLERI KOPENHAG 2013

HAFTAS× )0EÿJ8E$,D8P@J

)0EÿJ8EG8Q8IK<Jþ 19:00

')D8P@JG<IĀ<D9< 19:00

'*D8P@J:LD8 19:00

FI>8EÿQ8JPFE

*'EÿJ8ESALI 19:00

9ÿC<K

Tel: 91 96 77 63 ffb %[ b&[Xe `dXib X_XY\ w w w.p i%[b alads j`e\d b i o .dk X7[X e`dXi bX_XY \i%[b ]XZ\Y

'(D8P@Jx8IĀ8D98 19:00

'+D8P@J:LD8IK<Jþ 19:00

',D8P@JPAZAR 19:00

T.C. Kfg\e_X^9•p•b\cƒ`c`ý` fg\e_X^9•p•b\cƒ`c`ý` B•ck•im\KXeêkdXD•þXm`ic`ý` NDWN×ODU×\OD


12 İSKANDİNAVYA

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Albertslund’da yılbaşından beri 141 yangın meydana geldi

“Yangınlara dur diyelim”

Albertslund’da yılbaşından beri meydana gelen 141 yangın nedeniyle Albertslund şehrini daha güvenli ve yaşanabilir hale getirebilmek amacıyla halka açık bir toplantı düzenlendi. Albertslund’da failiyet gösteren Duen Derneği yetkilileri de son aylarda vuku bulan 141 irili ufaklı yangın olaylarının sebep ve sonuçlarını değerlendirip irdelemek amacıyla, dernek başkanı, üyeleri ve Albertslund sakinleri ile bir araya gelerek durum değerlenmesinde bulundular.

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Albertslund’da altı aydan beri

1meydana gelen 141 yangın nede-

niyle Albertslund Belediye Başkanı Steen Christiansen, Eminiyet Müdürü Kim Christiansen Albertslund şehrini daha güvenli ve yaşanabilir hale getirebilmek amacıyla halka açık bir toplantı düzenledi. Albertslund Belediye Başkanı Christiansen, yangınlara neden olan kişilerin toplumun huzurunu sabote ettiklerini ve bu kişilerin yakalanması için Albertslund halkının desteğine de ihtiyaç olduğunu, bu yüzden böyle bir toplantı yaptıklarını söyledi. Christiansen, “Beraber yaşadığımız bu şehrin bugün en büyük sorunu yangınlardır. Bu sorunun çözümünde siz halkımıza büyük görevler düşüyor. Bu tür yangınları çıkaran kişileri gören vatandaşlarımız gerekli mercileri aramalı. Bugüne kadar az sayıda vatandaşımız gördüklerini, bildiklerini polise anlattı. Ancak polisin soruşturma ve araştırmalarını yapabilmesi için vatandaşlarımızın gördüklerini anlatması çok önemlidir.” dedi. Eminiyet Müdürü Kim Christiansen, “Albertslund’da meydana gelen kundaklama olaylarına her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Polis ve itfaiye ekipleri olaylara yetişmekte güçlük çekiyor. Albertslund’a yayılan kundaklama olayları, polis ve itfaiye ekiplerinin biran olsun boş durmasına engel oluyor. Yılbaşından beri meydana gelen 141 yangın, çok büyük maddi ve manevi zararlar verdi.” dedi. Güvenlik ve suç önleme olgusunun eskisinden daha çok anlamlı olduğunu sözlerine ekleyen Eminiyet Müdürü Kim Christiansen, “Polis artık suçluyu aramanın ötesinde, suça iten sebepleri araştırmakta ve önlemeye yönelik projeler geliştirmektedir. Bu da ancak vatandaşla kaynaşma ile olmaktadır. Bu yangınları çıkartan kişi ve yada kişiler konusunda önemli merhaleler kat edildi. Albertslund emniyeti olarak huzur ve güven ortamının sağlanmasında sizlerede büyük rol düşmekte.” dedi. Suç Önleme Konseyi (DKR) Başkanı Lone Harlev, “Birlikte güçlüyüz” diyerek komşuluk ilişkilerinin hele böyle yan-

gınların olduğu bir günde daha önem kazandığını ifade etti. Harlev, “Çünkü, komşular arası ilişkiler, toplumsal ilişkilerin ilk basamağı ve önemli bir göstergesidir. Öyleki ailemizden sonra en yakın ilişki kurduğumuz insanlar, şüphesiz komşularımızdır. Onlar, günün her saatinde değişik nedenlerle yüz yüze geldiğimiz insanlardır.” dedi.

Duen Derneği yetkilileri de yangınları değerlendirme toplantısı yaptı Albertslund’da failiyet gösteren Duen Derneği yetkilileri de son aylarda vuku bulan 141 irili ufaklı yangın olaylarının sebep ve sonuçlarını değerlendirip irdelemek amacıyla, dernek başkanı, üyeleri ve Albertslund sakinleri ile bir araya gelerek durum değerlenmesinde bulundular. Dernek Başkanı Orhan Çamur, diyalog, eğitim ve öğretimin önemine değinirken, dernek yönetim kurulu üyesi ve Albertslund Belediyesi Meclis Üyesi Mehmet Küçukakın, aile, okul, belediye ve polis arkasındaki ilişkilerin son derece önemli olduğuna vurgu yaptı. Kü-

çukakın, yerel ve bölgesel idarelerin örgütlü sosyo-kültürel faaliyetleri desteklemeleri gerektiğini ifade etti. Küçukakın, “Belediyeler, Duen Derneği gibi çeşitli dernekleri desteklemeli. Gençlik grupları ve toplumsal merkezler tarafından yürütülen bu faaliyetler belediyelerde sosyal birlikteliğin temel direklerinden birini oluşturduğu gibi, spor, kültür, el sanatları ve çeşitli meslek kolları ve sosyal faaliyet alanlarında gençliğin katılımı için de ideal birer kanal oluşturmaktadırlar. O zaman bu tür sosyal sorunlarla yani yangınlarla karşılaşmayız.” dedi. Dernek üyelerinden Hacı Yüksel, “Ebeveynler çocukları için yoldaki işaret taşları gibidir. Eğer biz o taşları doğru tespit ettiğimiz yerlere yerleştirmezsek çocuklarımızın başına çok kaza ve belalar gelecektir ve bunun suçlusu da maalesef kendileri olacaktır. Yanlışlardan çocuklarımızı arındırmak ve doğru yola sevk etmek için okul-aile, belediyeler, dernekler ve gerekirse polis diyalog ve iş birliği içinde olmalı, gerekirse herkes kendi potansiyeli doğrultusunda elini taşın altına koyma-

lıdır.” dedi.

Birlikte Albertslund için birşeyler yapalım Albertslund Belediyesi Meclis Üyesi Doğan Polat ise yangınlar ile alakalı şöyle dedi: “Albertslund’da şimdiye kadar gençler tarafından 141 kundaklama yangının çıkartılmasını üzücü ve endişe verici buluyorum. Eğer gençlerin istekleri varsa bu tür bir yöntemle asla yerine getirilemez. Bunun daha insancıl yöntemleri vardır. Bunun maliyeti hem ev kiralarına yansıyor hem de kendi aileleri zarar görüyor. Bizlerin cebinden bu para çıkıyor. Genel anlamda Albertslund şehri bu yangınlardan dolayı risk alanına girdiği için araba ve ev sigortaları da normalin üzerinde ekstra prim ödememize sebeb oluyor. Bu davranışı yapan gençlerin aileleri de mağdur oluyorlar. Daha vahim olan ise, ev şirketleri bu yangını yapanlar tutuklanıp ceza aldıklarında ailelerini de evden atmakla tehdit ediyorlar. Lütfen birlikte Albertslund için birşeyler yapalım.”

İSVEÇ HABER TURU Türkiye ile İsveç arasında siyasi istişareler yapılıyor ışişleri Bakanlığı, Türkiye ile İsveç arasında “Dışişleri Bakanlıkları Müsteşarları” düzeyindeki siyasi istişarelere Ankara’da devam edildiğini bildirdi. Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, güncel bölgesel ve uluslararası konular, görüşmenin gündemini oluşturuyor. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türkiye ile İsveç Krallığı arasında dışişleri bakanlıkları müsteşarları düzeyindeki siyasi istişarelerin, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve İsveç Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Frank Belfrage başkanlığındaki heyetler arasında, Ankara’da gerçekleştiği belirtildi. Açıklamada ayrıca, bir önceki istişarelerin 28 Ekim 2011’de Ankara’da yapıldığı hatırlatılır-

D

ken, istişarelerde ikili ilişkilerin yanı sıra, Avrupa Birliği konularıyla güncel bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alınmasının öngörüldüğü kaydedildi.

‘Demir Leydi’ İsveç politikasını etkiledi aşbakan Fredrik Reinfeldt, vefat eden

B‘demir leydi’ lakaplı ünlü İngiliz politikacı

Margaret Thatcher’ın İsveç politikasını etkilediğini söyledi. Thatcher’ı pragmatistler arasında bir ideolog olarak niteleyen Reinfeldt, ‘demir leydi’nin siyaset anlayışının yeni Moderat partinin kurulmasında, bazı sosyal demokrat politikacıların düşünme biçiminde önemli rol oynadığını söyledi.

İsveçli öğrenciler geride kaldı

sveçli çocuklar derslerde konuları çok geç öğrendiği ortaya çıktı. Diğer ülke öğrencileri ders konularını çabuk öğrenirken, İsveç eğitim sisteminin çok ağır işlediği kaydedildi. Uluslararası Eğitim Kurumu’nun gelişmiş 29 ülkede 15 yaş grubu öğrenciler üzerinde bir araştırma yaptı. Çalışmada İsveçli öğrencilere ders konularının çok geç öğretildiği ortaya çıktı. Finlandiya okulları ders konularını çok çabuk öğreterek hızlı eğitimde ilk sırayı alırken, İsveç ancak18.sırada yer alabildi. İsveçli öğrencilerin dersleri kavramada sıkıntılarının olduğunu doğrulayan Eğitim Bakanı Jan Björklund, İsveçli öğrencilerin sıkıntıya girmeden rahat bir ortamda, konular üzerinde araştırma ve tartışmayı daha tercih ettiğini kaydetti.

İ

Skandala neden olan çocuğun ölüm sebebi belli oldu ağlık ocağı personeli tarafından 2 ay önce

S‘bir şeyi yok’ diye eve gönderilen ve 3 saat

sonra hayatını kaybeden 6 yaşındaki Alexandra’nın ölüm nedeni belli oldu. Ailesinin Sağlık Ocağı’ndan şikayetçi olmasından sonra otopsi yapılan Alexandra adlı çocuğun grip virüsünden öldüğü ortaya çıktı. Sağlık bakanlığı doktor ve sağlık personeli hakkında soruşturma başlatırken, soruşturmanın sonucu tamamlandıktan sonra yakın zamanda kamuoyuna açıklanacağı bildirildi.


13 Ä°SKANDÄ°NAVYA

17 - 23 NÄ°SAN 2013 ZAMAN

'$1

Peygamber sevdalÄąlarÄą salonu doldurdu

+$ ,6+&

0%(5

2)&

200

(5&(

AVRUPA 7h5.Úú=Ăš59(6Ăš   0D\Ă&#x2014;V     .23(1+$*

Danimarka TĂźrk Diyanet VakfÄą geçtiÄ&#x;imiz hafta sonu Horsens ve Albertslundâ&#x20AC;&#x2122;da Kutlu DoÄ&#x;um programlarÄą organize etti. Horsensâ&#x20AC;&#x2122;te, Horsens Forum Arenaâ&#x20AC;&#x2122;da gerçekleĹ&#x;tirilen Kutlu DoÄ&#x;um programÄą, Albertslundâ&#x20AC;&#x2122;da Albertslund TĂźrk KĂźltĂźr DerneÄ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122;nin ev sahipliÄ&#x;inde Albertslund MĂźzik Tiyatro Salonuâ&#x20AC;&#x2122;nda gerçekleĹ&#x;tirildi. HASAN CĂ&#x153;CĂ&#x153;K ERDAL Ă&#x2021;OLAK KOPENHAG Danimarka TĂźrk Diyanet VakfÄą geçtiÄ&#x;i-

1miz hafta sonu Horsens ve Alberts-

lundâ&#x20AC;&#x2122;da Kutlu DoÄ&#x;um programlarÄą organize etti. Horsensâ&#x20AC;&#x2122;te, Horsens Forum Arenaâ&#x20AC;&#x2122;da gerçekleĹ&#x;tirilen Kutlu DoÄ&#x;um programÄą, Albertslundâ&#x20AC;&#x2122;da Albertslund TĂźrk KĂźltĂźr DerneÄ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122;nin ev sahipliÄ&#x;inde Albertslund MĂźzik Tiyatro Salonuâ&#x20AC;&#x2122;nda gerçekleĹ&#x;tirildi. Peygamber sevdalÄąlarÄąnÄąn yoÄ&#x;un ilgi gĂśsterdiÄ&#x;i program, Ä°stiklal MarĹ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn okunmasÄąyla baĹ&#x;ladÄą. Program Frederiksund Camii Din GĂśrevlisi Sedat AydÄąnlÄąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn okuduÄ&#x;u Kurâ&#x20AC;&#x2122;an-Äą Kerim tilavetiyle devam etti. Albertslund TĂźrk KĂźltĂźr DerneÄ&#x;i BaĹ&#x;kanÄą DoÄ&#x;an Polat, YĂźce YaratÄącÄąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn insanlÄąÄ&#x;a gĂśnderdiÄ&#x;i en son rahmet elçisi Hz . Muhammedâ&#x20AC;&#x2122;in (sav) dĂźnyaya teĹ&#x;rifinin 1442. yÄąl dĂśnĂźmĂź mĂźnasebetiyle dĂźzenlenen programa ev sahipliÄ&#x;i yapmanÄąn mutluluÄ&#x;unu yaĹ&#x;adÄąklarÄąnÄą sĂśyledi. Peygamberimizâ&#x20AC;&#x2122;in Ăśrnek ahlakÄąnÄą ferdi ve sosyal hayatÄąmÄązÄąn temeline koymamÄąz gerektiÄ&#x;ine iĹ&#x;aret eden DoÄ&#x;an Polat, â&#x20AC;&#x153;Peygamber Efendimiz hiçbir çĹkar ve dĂźnyevi kazanç dĂźĹ&#x;Ăźnmeden hayatÄą boyunca Allahâ&#x20AC;&#x2122;Äąn rÄązasÄą ve rahmetini kazanmak için çaba gĂśstermiĹ&#x;tirâ&#x20AC;? diye konuĹ&#x;tu. Kopenhag Din Hizmetleri MĂźĹ&#x;aviri Ahmet Onay, â&#x20AC;&#x2DC;yaratÄąlanÄą yaradandan ĂśtĂźrĂź sevenâ&#x20AC;&#x2122; bir Peygamberâ&#x20AC;&#x2122;in Ăźmmeti olmaktan Ĺ&#x;eref duyduÄ&#x;umuzu belirterek, salonu dolduran Peygamber sevdalÄąlarÄąna teĹ&#x;ekkĂźr etti. ArabÄąn Aceme, Acemin Araba ĂźstĂźnlĂźÄ&#x;Ăź olmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą

ve Allah indinde ĂźstĂźnlĂźÄ&#x;Ăźn takvada olduÄ&#x;unu iĹ&#x;aret eden Ahmet Onay, sevgi ve muhabbetle içinde yaĹ&#x;adÄąÄ&#x;ÄąmÄąz bu Ăźlkenin insanlarÄąnÄą sevgiyle kucakladÄąklarÄąnÄą sĂśyledi. Onay, konuĹ&#x;masÄąnda Danimarka makamlarÄąyla yaptÄąklarÄą gĂźzel iĹ&#x;birliÄ&#x;inden Ăśrnekler verdi. Ă&#x2021;anakkale Onsekiz Mart Ă&#x153;niversitesiâ&#x20AC;&#x2122;nden Prof. Dr. Tevhit Ayengin ise konuĹ&#x;masÄąnda çocuklarÄąmÄązÄąn iyi yetiĹ&#x;tirilmesi Ăźzerinde durdu. Ä°slamâ&#x20AC;&#x2122;dan Ăśnce kĂślelerin, yetim çocuklarÄąn ve kadÄąnlarÄąn haklarÄąnÄąn ihlal edildiÄ&#x;ine iĹ&#x;aret eden Tevhit Ayengin, Efendimizle birlikte bu ßç zĂźmrenin gerçek deÄ&#x;erini bulduÄ&#x;unu sĂśyledi. Kin ve nefrete harcayacaÄ&#x;ÄąmÄąz çabayÄą sevginin devam etmesi için harcamamÄąz gerektiÄ&#x;ine iĹ&#x;aret eden Ayengin Ĺ&#x;unlarÄą sĂśyledi: â&#x20AC;&#x153;Hz. Ali â&#x20AC;&#x2DC;çocuklarÄąnÄązÄą yaĹ&#x;ayacaklarÄą çaÄ&#x;a gĂśre yetiĹ&#x;tirinâ&#x20AC;&#x2122; demiĹ&#x;tir. YarÄąnlarÄąmÄązÄą emanet edeceÄ&#x;imiz çocuklarÄąmÄązÄą yaĹ&#x;ayacaklarÄą çaÄ&#x;a gĂśre yetiĹ&#x;tirmek zorundayÄąz. BugĂźn burada gĂśrdĂźÄ&#x;Ăźm çocuklarÄąmÄąz bize gelecek adÄąna Ăźmit verdi.â&#x20AC;? Kutlu DoÄ&#x;um programÄą Sjaelland adasÄąnda bulunan camilerde okuyan çocuklarÄąn okuduklarÄą hadisler ve ilahilerle devam etti. 40 hadis 40 çocuk baĹ&#x;lÄąÄ&#x;Äąyla Peygamberimizâ&#x20AC;&#x2122;in hadislerini okuyan çocuklar Ăśnce ArapçasÄąnÄą sonra TĂźrkçesini okuyunca salondan bol bol alkÄąĹ&#x; aldÄą. Taastrup Yunus Emre Cami ĂśÄ&#x;rencilerinden AyĹ&#x;e Koçbayâ&#x20AC;&#x2122;Äąn okududuÄ&#x;u â&#x20AC;&#x2DC;40 YaĹ&#x;ÄąndasÄąnâ&#x20AC;&#x2122; Ĺ&#x;iiri salonda duygu seli estirdi. AvedĂśre ve Ä°shĂśj Cami ĂśÄ&#x;rencilerinin okuduÄ&#x;u ilahiler ise bol alkÄąĹ&#x; aldÄą.

$YUXSD7 UNúß $YUXSD7 UNúß' Q\DVĂ&#x2014;.RSH ' Q\DVĂ&#x2014;.RSHQ QKDJ¡GD KDJ¡GD %LU$UD\D*HOL\ %LU$UD\D*HOL\R RU U YUXSD7 UNúß' Q\DVĂ&#x2014; $YUXSD7 UNúß' Q\DV $ ,7((

1,7((

RQIHGHUDV\RQX¡QXQ 81 . .RQIHGHUDV\RQX¡QXQ 8 UNúß' Q\DVĂ&#x2014;  7  D N U D P L LPDUND7 UNúß' Q\DVĂ&#x2014; RRUGLQDV\RQXQGD'DQ NNRRUGLQDV\RQXQGD'DQ YH'DQLPDUND HGHUDV\RQX '$7,)('

YH'DQLPDUND )HGHUDV\RQX '$7,)(' ) OLĂšLQGH SOLĂšLQGH .(5+9(59 HYVDKLS 6.(5+9(59 HYVDKL LFDUHW2GDVĂ&#x2014;¡QĂ&#x2014;Q '$16 7LFDUHW2GDVĂ&#x2014;¡QĂ&#x2014;Q '$1 7 ODUĂ&#x2014;LONGHIDE \ NELU PODUĂ&#x2014;LONGHIDE \ NELU YUXSD¡GDNL7 UNúßDGDP $ $YUXSD¡GDNL7 UNúßDGD     \DJHOL\RU RUJDQL]DV\RQLOHELUDUD   LOHULQNDWĂ&#x2014;ODFDĂšĂ&#x2014;   7 UNL\H¡GHQGHJLULĂźLPF 9(6ú¡QGH    $9583$7h5.úÝ=Ăş5   DWĂ&#x2014;FĂ&#x2014;

  HQJLULĂźLPFLOHU $OĂ&#x2014;FĂ&#x2014;6   $YUXSD¡QĂ&#x2014;Q ONHVLQG   DUĂ&#x2014;QGDLOJLOLVHNW|UOHUGH    WLFDUHWYH\DWĂ&#x2014;UĂ&#x2014;PNRQXO HĂźWLUHFHNOHU   LNLOLJ|U ßPHOHUJHUoHNO     Â&#x2021;0DNLQD (QG VWUL   Â&#x2021;*Ă&#x2014;GD    DĂšOĂ&#x2014;N7XUL]PL   Â&#x2021;6DĂšOĂ&#x2014;NHNLSPDQODUĂ&#x2014;YH6

    Â&#x2021;,7 %LOLĂźLP   Â&#x2021;7HNVWLO   Â&#x2021;ĂşQĂźDDW

GH    $YUXSD7 UNúß=LUYHVL¡Q  ORODUDN   LNLOLJ|U ßPHOHUHSDUDOH    ´%LU3URMHP9DU¡¡ %DKoHVLÂľ   YH´úQQRYDWLYhU QOHU     oDOĂ&#x2014;ĂźPDVĂ&#x2014;GD\HUDODFDN .225'Ăş1$7g5

 .$<,7ĂşdĂş1 ZZZDYUXSDWXUNLV]LUYHVLFRP ZZZHXURSHDQWXUNLVKEVFRP


14 İSKANDİNAVYA SALİH SEVGİCAN HELSİNKİ 1999-2003 yılları arasında King’s

1College London’da Türk-Yunan

ilişkileri konusunda lisans eğitimini tamamlayan Reeta Paakkinen aynı zamanda Selanik Aristoteles Üniversitesi’nde Türk-Yunan ilişkileri konusunda akademik çalışmalarda bulunur. 20032004 yılları arasında London School of Economics’de uluslararası ilişkiler ve milliyetçilik mastırı, 2004 yılında, Londra’da Financial Times Business’in dergiler bölümünde iş hayatı olan Paakkinen, 2007 yılında tekrar Türkiye ve Hürriyet Daily News gazetelerinde yazarlık hayatına başlar. Hangi tarz yazılar yazıyordunuz? Orada takip ettiğim konular içinde Türkiye ekonomisi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs sorunu ön plandaydı. Kitabınız var yanılmıyorsam? 2011 yılında Hürriyet’ten ayrıldım ve gazetecilik tecrübelerimden derlenen bir de kitap yazdım. Kitabımda Finlilere, Türkiye’nin farklı yüzlerini anlatmaya ve önyargıları düzeltmeye çalıştım – siyasete dokunmadan, bir taraf almadan ve genelleme yapmadan. Finliler Türkiye’yi genellikle Marmaris’ten, Alanya’dan ya da Türkiye’nin sorunlarını anlatan manşetlerden tanıyor. Finlilerin bu marjinal yerlerin dışında Türkiye’deki günlük hayat hakkında bilgileri çok az, önyargı çok fazla. Biz Türkiye’de oturan Finliler ve sanırım hem de Finlandiya’da yaşayan Türkler bu durumdan memnun değiliz. Türkiye ve Finlandiya arasında yaşamsal farklılıklar nelerdir? 2,5 yaşında bir oğlum var. Eşim Kıbrıslı. Halen hem İstanbul’da, hem Finlandiya’da yaşıyoruz. Her ikisi de bizim evimiz. İki halkın hayata bakışı çok farklı. Türkler anlık yaşamayı seviyor. Hayat Türkler için daha fazla yaşanası bir macera, herşeyi önden planlamak hayatın keyfini kaçırmak demek. Bu yüzden hayat Türkiye’de her zaman Finlandiya’dakinden daha renkli. Finliler ise plansız yaşamaktan korkuyorlar. Bu kültür farkı herşeye etki ediyor; sosyal hayatta, iş hayatında, eğitim sisteminin gelişmesinde, ekonomide ve siyasette. Eşiniz Kıbrıslı ve Türk-Yunan ilişkileri konusunda uzmansınız. Kıbrıs sorununa dair düşünceleriniz neler? Avrupa Birliği, 2004 yılında Kıbrıs Rum kesimini tam üye olarak kabul edip Kıbrıs Türklerini sürecin dışında bıraktığı zaman büyük bir hata yaptı. Annan planını reddeden Rum tarafıydı, fakat cezasını Kıbrıs Türklerine çektirdiler. KKTC’nin dış dünyadan izolasyonu AB’nin 2004 yılında verdiği söze rağmen halen devam ediyor. Hala KKTC’ye Türkiye dışından direkt uçuşlar ve ticaret yok mesela. Bu ambargo KKTC’nin ekonomik gelişmesini ciddi bir şekilde engelliyor. Bunlar bilinen gerçekler. AB içindeki bazı ülkeler Kıbrıs Rumlarını bir bahane olarak kullanıyorlar. Nitekim Rum kesimi Türkiye’nin AB üyelik görüşmelerine engel koyduğunda, bu ülkelerin Türkiye karşıtı söylemlere girmesi gerekmiyor. Kıbrıs Rum yönetimini öne sürmek kolaylarına geliyor. Hem Kıbrıslı Rumları hem de Yunanlıları iyi tanıma fırsatım oldu. Çocukluğumda Kıbrıs’ta ve Yunanistan’da her sene tatil yaptım. İlk öğrendiğim yabancı dil Yunancaydı. İlaveten Türk-Yunan ilişkileri ve milliyetçilik üzerine Londra’da ve Selanik’te tamamaladığım çalışmalar bunda çok etkili oldu. Pek çok Kıbrıslı Rum ve Yunanlı ile bu konuları tartışma imkanı buldum. Rum mantığına ve Yunan milliyetçiliğe göre, Kıbrıs yalnızca onlara ait bir ada ve

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

İstanbul’da yaşayan Finli gazeteci-yazar Reeta Paakkinen

Türkiye’yi Türklerden daha çok seviyor

Reeta Paakkinen, 34 yıla birçok şeyi sığdırmış bir yazar, araştırmacı ve gazeteci. 19 yaşında geldiği İstanbul’dan bir daha ayrılamamış. Türk eşleri olan Finli kadınların kocalarını hemen Finlandiya’ya götürmesi onun en anlamsız bulduğu şeylerden biri. nın en çok intihar oranlarının yaşandığı ülkedir’ haberlerini kabul ediyor musunuz? Gerçekten öyle mi?

hep öyle kalacağına inanıyorlar. Bu Yunan milliyetçiliğinin en temel kavramlardan birisidir. Bu düşünceyi hiç bir barış antlaşması kısa vadede değiştiremez. Rumların kalplerinde ada yalnızca onlara aittir ve yalnızca kendilerini birinci sınıf vatandaş olarak görürler. Bu nedenle Kıbrıslı Rumlar adadaki Türklere eşit bir rol vermeye hazır değiller ve bence Kıbrıslı Türklerin haklarına saygı duymayacaklardır. Bu çok acı ama tartışılmaz bir gerçek… KKTC kendisini uluslararası platformlarda yeterince anlatabiliyor mu? Rum lobisi Avrupa’da çok güçlü. Aktif bir şekilde KKTC ekonomisin gelişmesini engellemeye çalışıyorlar. Kıbrıslı Türklerin bu haksız muameleye karşı seslerini daha çok duyurtmaları lazım, çünkü çoğu Avrupalı bu konularda neyin

yanlış, neyin doğru olduğunu bilmiyor. Örneğin 2012 yılında, Helsinki’deki Rum konsolosluğu bir KKTC’li şirketi Matka 2012 seyahat fuarının kataloğunda görünce, fuar organizatörüne ulaşıp bu Kıbrıslı Türk firmanın fuara katılmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia etti. Bu doğru değil. Uluslararası hukukta şirketler arasındaki işbirliğine bir engel yok. Fakat Finli organizatörler korkuya kapılıp KKTC turizm sektörünü temsil eden, Londra’da da faaliyet gösteren ve yıllarca Berlin Turizm Fuarına katılmış olan bu şirketin Helsinki’deki katılımını iptal etti. Bu sene de bu şirkete stand vermemişler; belki de Rumların reklam parasını kaybedeceklerinden korkuyorlar. Türkiye’de herzaman halk arasında olsun medyada olsun yer alan ‘Finlandiya dünya-

İstatistikler her sene değişiyor ama buna rağmen Finlandiya bu listede sürekli ilk ülkeler arasında bulunuyor. İntihar oranının Finlandiya’da yüksek olması tartışılmaz ve acı bir gerçek. Ülke için de bu çok hassas bir konu. Hemen hemen herkes intihar eden bir kişiyi tanıyor ya da böyle olaylardan bir şekilde etkilenmiş oluyor. İntihar oranın yüksek olmasının nedenleri bence hem Fin kültüründen hem de soğuk iklim şartlarından kaynaklanıyor. Finlandiya’da hava 8 ay çok soğuk, kapalı ve karanlık. Dışarda oturmak mümkün değil, insanlar kendi evlerinde arkadaşlarıyla görüşmeye çalışıyorlar. Bu da sosyal hayatı fakirleştiriyor. Kimse kendi evinde her akşam misafir ağırlayamaz. Ayrıca Fin kültüründe özellikle erkekler kaygılarını hep içlerinde tutuyorlar ve alkol ile unutmaya, gidermeye çalışıyorlar. Bu durumda ciddi psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Finlilerle Türklerin atalarının bir olduğu söyleniyor sizin düşünceniz? Ben dil uzmanı değilim, ama Fince’nin mantığı ve grameri Türkçe’ye çok benziyor. Bir Finli için Türkçe öğrenmek çok kolay. Bunu kendi deneyimimle söyleyebilirim. İstanbul’da en sevdiğiniz mekan neresi? Boğaz ve özellikle Arnavutköy sahili. Haftasonlarında orada kahvaltı yapıp gezmeyi severim. İstiklal Caddesi’nin tarih ve hayat dolu atmosferini de çok seviyorum. İstanbul’un kalbi orası. Kitabımda bu iki yerden çok bahsettim. Finlilerin İstanbul’da özel buluşma mekanları var mı, veya özel gün ve gece kutlamaları? İstanbul’da oturan Finliler sadece bağımsızlık günü kutlamalarında senede bir kere büyük bir grup halinde buluşuyor. Benim en yakın arkadaşlarım Türk arkadaşlarım veya Türkiye’de uzun yıllar yaşamış olan Finliler. Finlandiya’da yaşayan ve Türklerle evli olan finli kadınlara tavsiyeleriniz nelerdir? Bu konuyu çok renkli bir şekilde geçen hafta internette bazı Finlandiya’da yaşayan Türklerle tartıştık. Finlandiya’da yaşayan Türk-Finli çiftlerin boşanma oranı bayağı yüksek. Türkiye’de yaşayan çiftler ise daha mutlu. Bir yabancı için (ve hatta yurtdışında uzun yıllar oturmuş bir Finli için de) Finlandiya’ya alışmak çok zor olabilir. Bir kere iş bulmak zor. Irkçılık ve önyargılar var. Sosyal hayat da Türkiye gibi renkli ve canlı değil. Yılın sekiz ayı hava ya çok soğuk ya da en azından kapalı. Bu ortam insanların sosyal ve şahsi hayatlarını da etkiliyor. Yurtdışında yaşayan Finliler de genelde aynı fikirde. Türkiye’de çok mutlu olduğum için Türk eşlerini Finlandiya’ya götürmek isteyen Finli kadınlarını ben anlayamıyorum.

İstanbul’da yaşayan Finli gazeteci-yazar Reeta Paakkinen: Türkiye’de çok mutlu olduğum için, Türk eşlerini Finlandiya’ya götürmek isteyen Finli kadınlarını ben anlayamıyorum. Foto: Ari Heinonen


15 Ä°SKANDÄ°NAVYA

17 - 23 NÄ°SAN 2013 ZAMAN

Ä°sveçâ&#x20AC;&#x2122;te â&#x20AC;&#x2DC;helalâ&#x20AC;&#x2122; sosiste domuz eti bulundu Ä°sveçâ&#x20AC;&#x2122;te helal ĂźrĂźn olarak satÄąlan sosiste domuz etine rastlandÄą. ATÄ°LA ALTUNTAĹ&#x17E; STOCKHOLM Ä°sveçâ&#x20AC;&#x2122;te et ĂźrĂźnlerinde yapÄąlan denetle-

1mede, â&#x20AC;&#x153;helalâ&#x20AC;? ĂźrĂźn olarak satÄąlan â&#x20AC;&#x2DC;KU-

Bir sĂźre Ăśnce yaptÄąÄ&#x;Äą seçimle yeni yĂśnetim kurulunu seçen Danimarka Etnik Gençlik Konseyi (NDU), devletin konsey için ayÄąrdÄąÄ&#x;Äą bĂźtçeyi geri çekmesiyle birlikte çalÄąĹ&#x;malarÄąna son vererek kendini fesh etmeye karar verdi.

Bßtçesi kesilen Gençlik Konseyi kendini feshetti

LENâ&#x20AC;&#x2122; marka sosiste (korv) domuz etine rastlandÄąÄ&#x;Äą belirtildi. Ä°sveç Yiyecek Maddelerini Denetleme Kurulu, et ĂźrĂźnlerindeki denetlemelerde yapÄąlan tahlillerde, paketinde â&#x20AC;&#x153;helal sÄąÄ&#x;Äąr etiâ&#x20AC;?nden ĂźretildiÄ&#x;i belirtilen bir sosiste yĂźzde 10 oranÄąnda domuz etine rastlandÄąÄ&#x;ÄąnÄą ifade etti. Ä°sveç Yiyecek Maddelerini Denetleme Kurulu yetkilisi Nyholm, â&#x20AC;&#x153;Helal ĂźrĂźn içinde domuz etinin yer almasÄą kabul edilemez bir durum. Domuz eti yemeyen birçok tĂźketici var. Ä°nsanlar sorumluluklarÄąnÄą yerine getirirken dikkatli olmak zorunda. Ă&#x153;rĂźnlerini sahte etiketlerle satmamalÄąlarâ&#x20AC;? dedi. Domuz eti bulunan ve â&#x20AC;&#x153;helal sosisâ&#x20AC;? adÄą altÄąnda satÄąlan

NORVEĂ&#x2021; HABER TURU Norveç, Ĺ&#x17E;engenâ&#x20AC;&#x2122;den çekiliyor mu? oalisyon partilerinden Merkez Partiâ&#x20AC;&#x2122;nin,

KNorveçâ&#x20AC;&#x2122;in Ĺ&#x17E;engen ve NATOâ&#x20AC;&#x2122;dan çĹkma-

Danimarka Etnik Gençlik Konseyi (NDU), devletin konsey için ayÄąrdÄąÄ&#x;Äą bĂźtçeyi geri çekmesiyle birlikte çalÄąĹ&#x;malarÄąna son vererek kendini fesh etmeye karar verdi. ZAMAN KOPENHAG Bir sĂźre Ăśnce yaptÄąÄ&#x;Äą seçimle yeni yĂś-

1netim kurulunu seçen Danimarka Etnik

Gençlik Konseyi (NDU), devletin konsey için ayÄąrdÄąÄ&#x;Äą bĂźtçeyi geri çekmesiyle birlikte çalÄąĹ&#x;malarÄąna son vererek kendini feshetmeye karar verdi. GeçtiÄ&#x;imiz haftasonu yayÄąnladÄąklarÄą bir basÄąn bildirisiyle fesih kararÄąnÄą kamuoyuna duyuran Etnik Gençlik Konseyi, â&#x20AC;&#x2DC;â&#x20AC;&#x2DC;Bu oldukça zor bir karar oldu. Ancak uzun vadeli fon desteÄ&#x;i olmaksÄązÄąn konseyin çalÄąĹ&#x;malarÄąna devam etmesi mĂźmkĂźn deÄ&#x;il.â&#x20AC;&#x2122;â&#x20AC;&#x2122; ifadelerine yer verdi. DiÄ&#x;er taraftan BakanlÄąÄ&#x;Äąn, Gençlik Konseyi için ayÄąrdÄąÄ&#x;Äą bĂźtçeyi kesme kararÄą almasÄąnÄąn arkasÄąnda aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x;cÄą Danimarka Halk Partisiâ&#x20AC;&#x2122;nin (DF) bulunduÄ&#x;u belirtiliyor. DF, Konseyâ&#x20AC;&#x2122;in 11 EylĂźl saldÄąrÄąlarÄąnÄąn 10. yÄąl dĂśnĂźmĂźnde, konuĹ&#x;ma yapmak Ăźzere Minhaj-ul Kurâ&#x20AC;&#x2122;an hareketinin kurucusu ProfesĂśr Tahir-ul-Qadriâ&#x20AC;&#x2122;yi konuĹ&#x;ma yapmak

Ăźzere Kopenhagâ&#x20AC;&#x2122;a davet etmesine Ĺ&#x;iddetle karĹ&#x;Äą çĹkmÄąĹ&#x;tÄą. Ve uzun sĂźreden beri Konseyâ&#x20AC;&#x2122;in bĂźtçesinin kesilmesi için kulis çalÄąĹ&#x;malarÄą yapÄąyordu. Etnik Gençlik Konseyi yĂśnetimi konuyla ilgili yayÄąnladÄąÄ&#x;Äą açĹklamada, ĂśnĂźmĂźzdeki KasÄąm ayÄąnda gerçekleĹ&#x;tirilecek yerel seçimler Ăśncesinde bĂśyle bir karar almanÄąn kendileri son derece ĂźzĂźcĂź olduÄ&#x;unu ancak yĂśnetimde yer alan herkesin, Danimarka toplumuna ve demokrasiye katkÄąda bulunmak için çalÄąĹ&#x;malarÄąna devam edeceklerini sĂśyledi. 2010 yÄąlÄąnda kurulan ve Danimarka Gençlik Konseyi (Dansk Ungdoms Faellesrad, DUF) bĂźnyesi altÄąnda çalÄąĹ&#x;ma yapan Danimarka Etnik Gençlik Konseyi, etnik kĂśkenli gençlerin Danimarka toplumuna ve karar verme mekanizmalarÄąna daha fazla dahil olmasÄą için çalÄąĹ&#x;Äąyordu. Konsey tarafÄąndan yapÄąlan araĹ&#x;tÄąrmalar, akademik çevreler tarafÄąndan dikkate alÄąnÄąyordu.

Avukat A vukat

Kadir adir ErdoÄ&#x;muĹ&#x; ErdoÄ&#x;muĹ&#x; kalmÄąĹ&#x; olmayÄąn, olmayÄąn, Avukata kata gittiÄ&#x;inizde gittiÄ&#x;inizde geç kalmÄąĹ&#x; rlĂź hukuki hukuki sorunlarÄąnÄąz sorunlarÄąnÄąz için arayabilirsiniz. arayabilirsiniz. her tĂźrlĂź VindingevFK$t%,Roskilde VindingevFK$t%,Roskilde Tlf tFBY  Tlf tFBY  M Mail: ail: kadir@erdogmus.dk kadir@erdogmus.dk

ĂźrĂźnlerin Slovenyaâ&#x20AC;&#x2122;da Ăźretilip Ä°sveçâ&#x20AC;&#x2122;e getirildiÄ&#x;ini kaydeden Nyholm, Avrupa BirliÄ&#x;i kurumlarÄąnÄąn durumdan haberdar edileceÄ&#x;ini açĹkladÄą.

sÄąna iliĹ&#x;kin aldÄąÄ&#x;Äą karar, Ăźlkede bĂźyĂźk yankÄą buldu. Merkez Parti BaĹ&#x;kanÄą Liv Signe Navarsete, partisinin aldÄąÄ&#x;Äą karardan son derece emin olduklarÄąnÄą, kararÄą Ăśzelde kendisinin takip edeceÄ&#x;ini kaydetti. ktidardaki Ä°Ĺ&#x;çi Parti BaĹ&#x;kanÄą ve BaĹ&#x;bakan Jens Stoltenberg, Norveçâ&#x20AC;&#x2122;in, NATO ve Sengen anlaĹ&#x;malarÄąndan çĹkmasÄąnÄąn sĂśz konusu olamayacaÄ&#x;ÄąnÄą açĹkladÄą. AlÄąnan kararÄąn altÄąna 3 koalisyon partisinin de imza attÄąÄ&#x;ÄąnÄą kaydeden BaĹ&#x;bakan, ayrÄąca partisinin, Norveçâ&#x20AC;&#x2122;in ABâ&#x20AC;&#x2122;ye ĂźyeliÄ&#x;ine iliĹ&#x;kin yapÄąlacak halk oylamasÄąnÄą da iptal ettiÄ&#x;ini dile getirdi. Norveç DÄąĹ&#x;iĹ&#x;leri BakanÄą Espen Barth Eide ise, Norveç meclisinden hiç kimsenin Ĺ&#x17E;engene â&#x20AC;&#x2DC;hayÄąrâ&#x20AC;&#x2122; demeyeceÄ&#x;ini vurgulayarak, â&#x20AC;&#x2DC;â&#x20AC;&#x2122;Bu gerçeÄ&#x;in de herkes farkÄąnda.â&#x20AC;&#x2122;â&#x20AC;&#x2122; açĹklamalarÄąnda bulundu.

Ä° Ĺ&#x17E;eker hastalÄąÄ&#x;Äąna iki deva: Sebze ve taze meyve aÄ&#x;lÄąk ve Spor Platformuâ&#x20AC;&#x2122;nun dĂźzenlediÄ&#x;i

Sprogramda, Ĺ&#x;eker hastalÄąÄ&#x;Äą konuĹ&#x;uldu.

Mangfold Huset Diyalog DerneÄ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122;nde dĂźzenlenen porgramÄąn konuĹ&#x;macÄąlÄąÄ&#x;ÄąnÄą yapan Oslo Diyabet DerneÄ&#x;i yetkililerinden Shaista Basit YÄąlmaz, Ĺ&#x;eker hastalÄąÄ&#x;Äą ve Ăśnleme yollarÄą Ăźzerinde durdu. YÄąlmaz, vĂźcudun Ĺ&#x;eker ihtiyacÄąnÄą, sebze ve meyve tĂźketerek karĹ&#x;ÄąlanmasÄą gerektiÄ&#x;ini hatÄąrlattÄą. BugĂźn Norveçâ&#x20AC;&#x2122;te yaklaĹ&#x;Äąk 350 bin kiĹ&#x;inin yakalandÄąÄ&#x;Äą, yĂźksek kan Ĺ&#x;eker hastalÄąÄ&#x;Äą (tip 2 Ĺ&#x;eker hastalÄąÄ&#x;Äą) hakkÄąnda da bilgi verdi. Ă&#x2021;eĹ&#x;itli meyvelerin içerdiÄ&#x;i vitaminler Ăźzerinde durarak, sÄąkça taze meyve ve tahÄąl ĂźrĂźnleri tĂźketilmesi gerektiÄ&#x;ini açĹkladÄą.

Halk, Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;ma ve Sosyal YardÄąm Dairesiâ&#x20AC;&#x2122;nden Ĺ&#x;ikayetci alÄąĹ&#x;ma ve Sosyal YardÄąm Dairesiâ&#x20AC;&#x2122;ne rekor

Ă&#x2021;sayÄąda Ĺ&#x;ikayet yaÄ&#x;dÄą. Bir yÄąl içerisinde 5 bi-

nin Ăźzerinde Ĺ&#x;ikayet alan kurum, vatandaĹ&#x;Äą memnun etmek için yeni adÄąmlar atmaya hazÄąrlanÄąyor. SĂśz konusu Ĺ&#x;ikayetlerin daha çok; iĹ&#x;sizlik parasÄą, ĂśzĂźrlĂź maaĹ&#x;Äą, hastalÄąk harcÄąraÄ&#x;Äą gibi baĹ&#x;lÄąklardan oluĹ&#x;tuÄ&#x;u aktarÄąlÄąyor. AyrÄąca halk, kurumda çalÄąĹ&#x;anlarÄąn sergilediÄ&#x;i tavÄąrlardan da Ĺ&#x;ikayetçi. Konuyla ilgili bazÄą açĹklamalarda bulunan Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;ma ve Sosyal YardÄąm Daire DanÄąĹ&#x;manÄą Yngvar Aasholt, sĂśz konusu Ĺ&#x;ikayetlerin, ileriki dĂśnemlerde yapÄąlacak deÄ&#x;iĹ&#x;iklikler için bir temel niteliÄ&#x;inde olduÄ&#x;unun altÄąnÄą çizdi.

Ä°skandinavyaâ&#x20AC;&#x2122;yÄą Hepatit A salgÄąnÄą korkusu sardÄą uzlukta dondurulun bĂśÄ&#x;Ăźrtlenler, baĹ&#x;ta

BNorveç olmak Ăźzere diÄ&#x;er Ä°skandinav Ăźl-

kelerinde Hepatit A hastalÄąÄ&#x;Äą saçtÄą. Danimarkaâ&#x20AC;&#x2122;da 30, Ä°sveçâ&#x20AC;&#x2122;te ise 22 kiĹ&#x;inin Hepatit Aâ&#x20AC;&#x2122;ya yakalandÄąÄ&#x;Äą kaydedilirken, Norveçâ&#x20AC;&#x2122;ten ve Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;dan hastalÄąÄ&#x;a yakalanlarÄąn sayÄąlarÄąna iliĹ&#x;kin herhangi bir açĹklama gelmedi. Uzmanlar hastalÄąÄ&#x;Äąn yayÄąlma nedenini, buzlukta korunan bĂśÄ&#x;Ăźrtlenlerin tĂźketilmesine baÄ&#x;lÄąyor. Ä°skandinavyalÄą saÄ&#x;lÄąk uzmanlarÄą, hastalÄąÄ&#x;Äąn yayÄąlmasÄąnÄą Ăśnlemek amacÄąyla harekete geçti. DiÄ&#x;er taraftan gÄąda uzmanlarÄą, bĂśÄ&#x;Ăźrtlenlerin buzluÄ&#x;a konulmadan Ăśnce kaynatÄąlmasÄą gerektiÄ&#x;i uyarÄąsÄąnda bulundu

TahĹl ßrßnleri zehir saçĹyor erel medyada yer alan haberlere gÜre, ßl-

Ykedeki mevcut birçok tahĹl ßrßnlerinde ze-

hirlenmeye yol açan kĂźf mantarÄąnÄąn bulunduÄ&#x;u kaydedildi. GÄąda Denetim Kurulu, durumun, Ăśzellikle çocuklar için endiĹ&#x;e verici olduÄ&#x;u aktardÄą. KĂźf mantarÄąnÄąn, yetiĹ&#x;kinlerden ziyade daha çocuklarÄąn Ăźzerinde etkili olduÄ&#x;u, insan vĂźcudĂźnda ise parazit olarak yaĹ&#x;adÄąÄ&#x;Äą açĹklandÄą. Norveçli bir heyetin domuz Ăźzerinde yaptÄąÄ&#x;Äą bir inceleme sonucuna gĂśre, kĂźf mantarÄąnÄąn vĂźcudun baÄ&#x;ÄąĹ&#x;ÄąklÄąk sistemine negativ tesirleri olduÄ&#x;u belirtildi.


16 İSKANDİNAVYA At etini Müslümanlara da satmışlar 17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Hollanda merkezli W. Selten isimli firmanın içinde ‘at eti’ bulunan toplam 50 bin ton eti Avrupa’nın çeşitli ülkelerine sattığının ortaya çıkmasının ardından harekete geçen Danimarka Gıda İdaresi, Danimarka’da W. Selten’den et alan firmaları tespit etti. EMRE OĞUZ KOPENHAG Avrupa’da bir süre önce patlak veren at

1eti skandalı giderek derinleşiyor. Hol-

landa merkezli W. Selten isimli firmanın Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde toplam 370 firmaya toplam 50 bin ton et sattığı açıklandı. W. Selten’den et alan firmalar arasında Avrupa’daki çeşitli ülkelerde helal diye bilinen bazı firmaların da olduğu ortaya çıktı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Hollanda Gıda ve Tüketim Malları Güvenliği Kurumu (NVWA), W. Selten isimli firmanın at etlerini 2011 yılı Ocak ayı ile 2013 yılı Şubat ayları arasında piyasaya sürdüğünü ifade etmişti. Bu durum ciddi miktarda at etinin çoktan tüketilmiş olabileceği düşüncesini akıllara getiriyor. Bununla birlikte at etlerinin bir kısmının hala piyasada olma ihtimali de yüksek. Hollandalı yetkililer Almanya, İngiltere, Danimarka, Belçika gibi çeşitli Avrupa ülkeleriyle iletişime geçerek konuyla ilgili bilgi verdi. Bu ülkelerdeki gıda uzmanları W. Selten firmasından et alan firmaları tespit etmeye çalışıyor.

Danimarka’da 14 firmanın adı geçiyor Danimarka’da bir süreden beri devam eden araştırmalar neticelendi. Danimarka Gıda İdaresi (Födevarestyrelsen) yetkilileri, ülke genelinde faaliyet gösteren 14 firmanın bu firmadan et aldığını tespit etti. Bu firmalar arasında helal sertifikalı et sattıklarını iddia eden bazı firmalar da bulunuyor. Bunlardan biri bir süre önce adı domuz eti skandalına karışan Anadolu Gıda. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Anadolu Gıda yetkilileri, W. Selten firmasından 2 yıldır hiç et almadıklarını söyledi. Bununla birlikte Hollanda Gıda ve Tüketim Malları Güvenliği Kurumu (NVWA), W. Sel-

Danimarka Gıda İdaresi (Födevarestyrelsen) yetkilileri, ülke genelinde faaliyet gösteren 14 firmanın piyasaya at eti süren Hollanda merkezli W. Selten isimli firmadan et aldığını tespit etti.

İşte Danimarka’daki o firmalar: FULL HOUSE A/S CHP TOMEX DANMARK A/S BEEFLINK APS CATER FOOD AS JN MEAT ANADOLU KØD ApS IMEX MEAT ApS DENIMEX APS DANISH FOOD COMPANY A/S KODGROS VEST A/S SKARE BEEF PRODUCTION APS CARSTEN MOLLER FOOD A/S DEFCO A/S

ten isimli firmanın 2011 yılı Ocak ayı başından itibaren piyasaya at eti sürdüğünü açıklamıştı. Danimarka Gıda İdaresi tarafından yayınlanan listede yer alan ve Türkiye kökenli işadamlarına ait olan Full House yönetimi ise; ortada bir yanlışlık olduğunu savunuyor. Konuyla ilgili olarak Zaman’a bir açıklamada bulunan Full House’un ortaklarından Mehmet Durmuş, “Şu anda bizde konuyu detaylı bir şekilde araştırıyoruz. Adımızın böyle bir olaya kasıtlı ola-

HERKES iÇiN RiSALE-i NUR

YENi

rak karıştırıldığını düşünüyoruz. Avukatlarımız Danimarak Gıda İdaresi’ne açılacak tazminat davası için konuyu değerlendiriyor.” dedi.

Firmaların çoğu bilinmiyor Diğer taraftan W. Selten firması tarafından piyasaya sürülen at etlerinin Avrupa’nın diğer ülkelerinde faaliyet gösteren hangi firmalar tarafından tüketicilere satıldığı henüz netlik kazanmış değil. Hollandalı yetkililer W. Sel-

ten’in toplamda 370 firmaya satış yaptığını açıkladı. Danimarka’da bu firmalar netlik kazansa da, Müslüman nüfusun daha yoğun olduğu diğer Avrupa ülkelerinde durum belirsiz. Avrupa’daki Müslüman kamuoyu konunun bir an evvel aydınlığa kavuşturulmasını ve söz konusu 370 firmanın tamamının bir an önce açıklanmasını talep ediyor.


18 İSKANDİNAVYA

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

SALİH SEVGİCAN HELSİNKİ Finlandiya’ya 3 günlük bir ziyaret

1gerçekleştiren Aile ve Sosyal Poli-

tikalar Bakanı Fatma Şahin, Helsinki’de ilk gün Finlandiya Çalışma ve Ekonomi Bakanı Lauri İhalainen ile biraraya geldi. İki ülke arasında karşılıklı olarak kadın girişimciliğinin desteklenmesine ilişkin işbirliğine dair imza töreni gerçekleştirildi. Finlandiya Çalışma ve Ekonomi Bakanı İhlainen burada yatığı konuşmada Finlandiya’nın bugünkü geldiği noktayı anlatarak şöyle dedi: ‘Bizim Finlandiya´da hala çok şeyimiz var. Bütün iş gücünün yüzde 49’unu kadınlar oluşturuyor. Yüzde 51’ini ise erkekler. Şu anda kadınların istihdam alanı erkeklere göre daha yüksek ve Fin kadınlarının eğitim kalitesi erkeklerden daha yüksek. Aynı zamanda girişimci kadınlarında eğitim düzeyi erkeklerden daha yüksek. Ancak kadın girişimcilerin toplam nüfusa oranı yüzde 33-34’tür.’ Bakan Şahin ise yaptığı konuşmada, “Finlandiya’nın bu konuda 100 yıllık bir tecrübe ve bilgi birikimi var. Önemli bir başarı hikayesi var. Biz de Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında girmek istiyoruz. Bu hedefe ulaşmak için bu protokoldeki önemli maddeleri çok daha güçlü proje ve uzman desteğiyle hayata geçirmek durumundayız.” dedi. Açıklamalarında Türkiye’yi öven Bakan İhalainen, “Türkiye’deki kadınların eşitliği ve aile yaşam şartlarının iyileştirilmesi adına gelişmeler çok güzel ve sevindirici. Türkiye ve Finlandiya’nın karşılıklı birbirlerine vereceği şeyler var. Yalnız sizin bizden değil bizim de sizden alacağımız şeyler var. Türkiye Avrupa açısından büyük bir devlettir. Sayın Bakan Fatma Şahin biraz alçakgönüllü davranıyor.” dedi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Finlandiya temaslarında ilk olarak Puotinharju kreşini ziyaret etti. Yetkililerce kapıda karşılanan Şahin, dünyaca başarılı okul öncesi Fin sistemi hakkında bilgi aldı. Çocukların yatak odalarında ve oyun alanlarında incelemeler yapan Şahin, yetkililerden kreşlere devlet ve belediyeler tarafından yapılan finansman destekleri hakkında geniş şekilde bilgi aldı. Bakan Şahin, Finlandiya Sosyal İşler ve Sağlık Bakanı Paula Risikko ile buluşmasında, “Finlandiya’nın sosyal refah ve sosyal adalet adına yapmış olduğu, engelli çocuklar, kadınlarla ilgili kurumsal kapasitesini incelemek ve kendi sistemimizle çek etmek için buradayız” açıklamasında bulundu. Görüşmede Bakan Paula Risikko’ya Finlandiya’da doğurganlık hızını arttırmak için nasıl bir politikaları yürüttükleri ve hangi sorunlarla karşılaştıkları soruldu. Paula Risikko ise, Finlandiya’da doğurganlık hızını arttırmada özellikle ailelere verilen izinlerin ve çocuk bakımı ve yuva hizmetlerinin etkili olduğunu belirtti. Finlandiya’da yerel yönetimlerin bu hizmeti vermekle yükümlü olduklarını ve herkesin özel bu hizmetten yararlanma haklarının bulunduğunu dile getirdi. Görüşmenin hemen sonrası Bakanlar basına kapalı bir görüşme gerçekleştirdi. Bakan Fatma Şahin, yaşlılar yurdu, bayan sığınma evi, otistik ve down sendromlu insanların hayatlarını kolaylaştırıcı bir merkez ve ikiyüz yıllık bir tarihe sahip Ulusal Sağlık Enstitüsü gibi kurumlarda incelemelerde bulundu ve yönetmeliklerin ve kanunların farklılıklarını yerinde inceledi. Bayan sığınma evlerinin seviyesinin Türkiye’den daha iyi olma-

Bakan Fatma Şahin, Finlandiya’da fonksiyonel ev merkezini ziyaret ederek yetkililerden bilgi aldı.

Bakan Fatma Şahin’e Finlandiya’da yoğun ilgi Finlandiya’ya 3 günlük bir ziyaret gerçekleştiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Finli bakanlar ile biraraya geldi. Bakan ve beraberindekiler ziyaretin son günü Helsinki turu yaptıktan sonra Finlandiya Diyanet Derneği’nde tüm dernek temsilcileri ve halkın davetli olduğu buluşmaya katıldılar.

Annesi Finli babası Türk bir çocuğun Bakan Fatma Şahin’e özel çizdiği resim.

Finlandiya Diyanet Derneği’nde Türk dernek temsilcileri ve halkla buluşma

dığını vurgulayan şahin, Türkiye’nin çok hızlı yol katettiğini dile getirdi.

Mesele anlayış birliğini ortaya koyabilmek Kadın ve çocuklara karşı şiddet araştırmalarında, Finlandiya’nın 5,5 milyon

nüfusa rağmen yılda 28 kadının öldürüldüğü bilgisi Fatma Şahin’i oldukça şaşırttı. Fatma Şahin, Türkiye’nin 75-80 milyonluk nüfusuna rağmen en son 2012 itibariyle yılda 165 kadın öldürüldüğünün tespit edildiğini açıkladı. Bakan ve beraberindekiler ziyaretin

son günü Helsinki turu yaptıktan sonra Finlandiya Diyanet Derneği’nde tüm dernek temsilcileri ve halkın davetli olduğu buluşmaya katıldılar. Burada yaptığı konuşmada yurt dışında birlik ve beraberliğin önemine değinen Bakan Şahin, “Meselemiz şu; farkındalığı ve farklılığı bir zenginlik olarak görebilmek, bu farklılıktan bir zenginlik oluşturabilmek, olurları çoğaltmak. Olmazlara takıldığımız zaman, bunun kazananı olmuyor.” dedi. Yurtdışındaki gurbetçilerimizin ülkemizin geleceğine dair gücünün farkında olmalarını isteyen Şahin: “Hz. Mevlana’nın söylediği çok güzel bir söz var. ‘Anlarsa uzağım yakınımdır, anlamazsa yakınım uzağımdır.’ diyor. Mesele o anlayış birliğini ortaya koyabilmek, mesele bu ülkenin geleceğine dair gücünü birleştirebilmek.” dedi.


Biz ‘vav’ı sevdik! Kilitli buzdolabı poşetleri Konuşarak zayıflıyorlar


17 - 23 NİSAN 2013

BAHAR KARAMAN APAK İSTANBUL Aceleyle kılınan namazlar, çekilmeyen

1tesbihler, edilmeyen dualar… Günlük

işlerimizi bahane ederek çoğu zaman namazlarımızı hızlı bir şekilde kılıp ardından tesbihimizi çekmeden, duamızı yapmadan topluyoruz seccademizi. Peki böyle yaparak neler kaybediyoruz farkında mıyız? Gün içinde dünya telaşına o kadar dalıyoruz ki çoğu zaman farz ibadetlerimizi bile son dakikada yerine getiriyoruz. Hal böyle olunca Allah’ın bize sunduğu birçok bağışlanma fırsatını elimizden kaçırıyoruz. Namaz sonrası tesbih ve dua bu fırsatlardan biri, belki de en önemlisi. Bediüzzaman Said Nursi namaz sonrası çekilen tesbihlerin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu söylüyor. “Namazın manası Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve ta’zim ve şükürdür. Yani, celaline karşı, kavlen ve fiilen ‘Sübhanallah’ deyip takdis etmek; hem kemaline karşı, lafzen ve amelen ‘Allahu Ekber’ deyip ta’zim etmek; hem cemaline karşı, kalben ve lisanen ve bedenen ‘Elhamdülillah’ deyip şükretmektir. Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedir.” Birçok yerde duası ve tesbihi eksik namaz zarfa konduktan sonra yollanmamış mektuba benzetilir. Ebû Hureyre’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte namaz sonrası çekilen tesbihlerin önemini Peygamber Efendimiz (sas) şöyle ifade etmiştir: “Her namazdan sonra kim 33 defa sübhânallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allahüekber der, yüze tamamlamak için de Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr derse günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.” Tesbihin faziletini anlamak için şu rivayet yeterli: Bir gün Ebû Zerr Peygamber Efendimiz’e gelerek “Yâ Rasûlallah! Zenginler cennetin derecelerini, ebedî nimetleri kaptılar. Çünkü onlar da bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi cihad ediyorlar, mallarının fazlasını sadaka veriyorlar. Bizimse malımız yok ki, Allah yolunda sadaka olarak verelim.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (sas), “Ey Ebû Zerr! Sana bir şeyler öğreteceğim, eğer onları yaparsan senden önde olanlara yetişirsin, senden arkada olanlar da sana yetişemez. Ama onlar da aynı şeyleri yaparlarsa, aynı sevabı kazanırlar.” dedi ve “Her namazın ardından, 33 defa ‘sübhânallah’, 33 defa ‘elhamdülillâh’, 33 defa ‘Allâhüekber’, sonra da Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr dersin.” buyurdu. Çok kısa bir vaktimizi alacak bu namaza veda anı belki de bize affolunuşun kapılarını aralayacak. Sizce de bu fırsatı kaçırmak ahmaklık değil mi?

‘Tesbih ve duasız namaz dört başı mamur bir namaz değildir’ İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Atalay konuyu psikolojik açıdan ele alıyor: “Namazdan sonra çekilen tesbihler zikir ibadeti için de önemlidir. Dua ise ibadetin özü ve bir anlamda semeresidir. Psikolojik açıdan şunu söyleyebiliriz ki, zikir ibadet ve ubûdiyette hayati öneme sahiptir. Zikir, Allah sevgisini gönle yerleştirme çabasının en somut yöntemidir. Bu sebepledir ki Kur’an’da mesela ‘çok namaz kılın’ ya da ‘çok oruç tutun’ denmezken ‘Allah’ı çok zikredin’ denir. Elbette ki namaz da bir zikirdir; bununla beraber asıl zikir, yani birinci anlamıyla zikir, dilin “Allah, Sübhanallah, Allahu Ekber” demesidir. Yine psikolojik açıdan dua da bireyin Allah ile kişisel ve özel bir iletişim hali olarak değerlendirilebilir. Namazdan sonra dua yapmayan ve bunu alışkanlık haline

5 dakika daha beklesin dünya!

getiren insan dini mükellefiyetini yerine getirmiş olsa da Allah ile bu çok özel irtibat ve iletişimden kaçınıyor, metafizik ve manevi bir olgu olarak ‘dua’nın gerektirdiği samimiyet ve tevazu durumuna yükselemiyor demektir. Tesbih ve duasız bir namaz eksik değildir ama dört başı mamur bir namaz da değildir.”

‘Kulluk bilincini artırır’ İlahiyatçı Enes Ergene konunun fıkhi açıdan şart olmadığını ancak kulluk bilincini artırdığını söylüyor: “Meseleye fıkhi açıdan bakarsak namaz sonrası tesbih ve dua namazın şartlarından değil elbette. Ancak yalnızca zahiri sıhhat şatlarına indirgenmiş bir namaz Efendimiz’in namazını ifade etmez diye düşünüyorum. Bir maç bile yalnızca sahada ve doksan dakikada bitmiyor. Ardından saatlerce spor kanallarında üzerine yorumlar yapılıyor, zihinleri meşgul ediyor. Bir maç zihni bu kadar meşgul ederken namaz beş dakikada bitse ne olur? Namaz öncesi ve sonrasında yapılan duaları, okunan evrad, tesbih ve zikirleri böyle değerlendiriyorum. Evrad ve tesbihler bizde namaz duygusunun ve kulluk bilincinin

sürekliliğini sağlıyor. Bizi ne kadar namazın manevi ve psikolojik zemininde tutarlarsa o kadar iyidir.”

‘En hayırlı amel Allah’ı zikretmek’ Prof. Dr. Reşat Öngören (İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi): “Kur’an-ı Kerim’deki birçok âyet ve Efendimiz’in söz, davranış ve tavsiyeleri dikkate alındığında insanın mümkün olan her durumda Allah’ı tesbih etmesi ve zikretmesi gerekmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ı anmanın bütün ibadet ve itaatlerden üstün olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan Zümer Suresi’nde Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların açık bir sapıklık içinde oldukları beyan edilmektedir. Hadislerde de zikir ve tesbihin önemine işaret edilmiş, en hayırlı amelin Allah’ı zikretmek olduğu vurgulanmıştır. Bütün bu uyarılardan sonra her vesileyle, namazlardan önce ya da sonra Allah’ı anmanın, tesbih etmenin, kulluğu samimiyet ve muhabbetle icra etmek adına gerekli olduğu ortaya çıkar. Kulluğunu farz ibadetlerin yanı sıra nafileler, dualar, zikirler ve tesbihlerle süslemeyenler imanın ta-

dını alamaz, kulluğun zevkine varamazlar.”

‘Namaz sonrası tesbih ve dua sünnettir’ Prof. Dr. Davut Aydüz (Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi): “Selam verip namazdan çıktıktan sonra Allah’ı zikretmek, Peygamber Efendimiz’den öğrendiğimiz duaları yapmak ve günahlarımızın affedilmesi için yalvarmak sünnettir. Peygamber Efendimiz (sas), namazlardan sonra selâm verir vermez değişik dualar okurdu. Resûlullah Efendimiz’in, bu duaların bazılarını farz namazlardan sonra okuduğu, bazılarını da hem farz hem de nâfile namazlardan sonra okuduğu belirtilmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sas) farz namazlardan sonra okuduğu dualara bakarak, bazı İslâm âlimleri farzlardan sonra dua etmenin, nâfilelerden sonra dua etmekten daha uygun olacağını söylemişlerdir. Ayrıca namazın arkasından okunan Âyetü’l-Kürsi’nin de önemi büyüktür. Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: Kim farz namazdan sonra Âyetü’l-Kürsî’yi okursa, cennete girmesine ölümden başka bir şey engel olmaz.”


17 - 23 NİSAN 2013

ESRA KESKİN DEMİR İSTANBUL Vav harfi önce takılarda kullanıldı. Sonra

1eşarplarla baş tacı edildi. Şimdi fincan,

Biz ‘vav’ı sevdik cekmiş. Sonrasında da ebrulular… Denizli’nin seçkin butiklerinden Zinet de sosyal medyada vav desenli eşarpların tanıtımını yapanlardan. Butiğin sahibi Betül Paköz, en çok sattıkları eşarpların başında vav desenlilerin geldiğini söylüyor. Örneğin geçtiğimiz hafta Şahinoğlu’ndan 50 adet vav desenli eşarp sipariş etmişler ve bir hafta içinde neredeyse tamamı bitmiş. Taha Eser de bizzat tasarlayıp hafta başında atölyeden butiğe getirdiği eşarpların ön sipariş aldıkları için aynı gün içinde bittiğini söylüyor. Farklı alanlarda örnek verilebilecek en güzel tasarımlardan biri de kısa bir süre önce yayın hayatına başlayan Irmak TV’nin logosu. Logoda 5 vav harfi iç içe geçmiş durumda. Tanju Babacan’ın Hurafe adlı koleksiyonunda da vav desenli elbiseler ve şallar olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Böyle giderse yaz sezonunda daha birçok eşyada vav desenlerini görebiliriz.

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 25 4 23 4 20 4 18 4 16 4 13 4 11

17 05 17 06 17 06 17 07 17 08 17 09 17 10

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 35 4 32 4 30 4 28 4 25 4 23 4 20

17 13 17 14 17 15 17 16 17 17 17 18 17 19

21 53 21 55 21 57 21 59 22 01 22 03 22 05

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

3 51 3 50 3 47 3 44 3 42 3 39 3 36

16 43 16 45 16 46 16 47 16 48 16 49 16 50

AARHUS

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 34 4 31 4 29 4 26 4 24 4 21 4 19

17 14 17 15 17 16 17 17 17 18 17 19 17 20

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 20 4 18 4 16 4 14 4 11 4 09 4 06

17 15 17 16 17 17 17 18 17 19 17 21 17 22

6 04 6 01 5 59 5 56 5 54 5 51 5 49

13 25 13 25 13 25 13 25 13 24 13 24 13 24

13 26 13 26 13 26 13 25 13 25 13 25 13 25

20 25 20 27 20 29 20 31 20 33 20 35 20 37

20 33 20 35 20 37 20 39 20 41 20 43 20 45

20 36 20 38 20 40 20 42 20 44 20 46 20 48

21 45 21 47 21 49 21 51 21 53 21 55 21 57

21 56 21 58 22 00 22 02 22 04 22 06 22 08

Geçtiğimiz hafta perşembe günü Cevahir Hotel–Istanbul/Asia’da üniversiteli öğrenciler yararına bir organizasyon yapıldı. Etkinliği düzenleyen Pınar Derneği ve bir tasarımcı. Pınar Derneği, üniversite öğrencileri için farklı faaliyetlerde bulunan bir kuruluş. Tasarımcı Bala Sarı’yı ise birçoğunuz yakından tanıyorsunuz belki de. Uzun zamandır tekstil sektöründe couture tasarımlara imza atıyor. Hayır programlarına da sık sık destek oluyor. Geçtiğimiz yıl yine benzer bir faaliyetle yer almıştı. Bu organizasyon için de tüm masrafları üstlendiği 40 parçalık bir koleksiyon hazırlayıp, defile yaparak üniversite öğrencilerine destek oldu. ‘Şehirdeki Saraylı II’ isimli koleksiyonda Anadolu ve Osmanlı kültürlerinden esinlenerek hazırlanmış kaftanlar, abiyeler ve hazır giyim elbiseler çoğunluktaydı. Sarı, daha çok nar çiçeği, kırmızı, yeşil gibi canlı renklere ağırlık vermiş. Dernek yöneticileri, bu organizasyon vesilesiyle 32 öğrencinin bir yıllık eğitim masrafını karşılayacak kadar gelir sağladıklarını söylüyor. Umarız böyle organizasyonların devamı gelir ve başka tasarımcılara da örnek olur.

GÖTEBURG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 22 4 19 4 17 4 14 4 11 4 09 4 06

17 07 17 08 17 09 17 10 17 12 17 13 17 14

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 16 4 14 4 12 4 10 4 09 4 06 4 03

17 13 17 14 17 15 17 16 17 17 17 18 17 20

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 20 4 18 4 16 4 14 4 11 4 08 4 05

17 16 17 17 17 18 17 20 17 21 17 22 17 23

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

17.04.2013 18.04.2013 19.04.2013 20.04.2013 21.04.2013 22.04.2013 23.04.2013

4 13 4 11 4 09 4 07 4 05 4 03 4 01

17 21 17 22 17 23 17 25 17 26 17 27 17 28

5 52 5 49 5 47 5 44 5 41 5 39 5 36

5 23 5 20 5 17 5 14 5 12 5 09 5 06

5 53 5 50 5 47 5 44 5 41 5 39 5 36

Bulunduğunuz şehrin namaz vakitleri için: http://www.zaman.com.tr/namaz.do

13 19 13 18 13 18 13 18 13 18 13 18 13 17

12 55 12 54 12 54 12 54 12 54 12 53 12 53

13 26 13 26 13 25 13 25 13 25 13 25 13 25

20 33 20 35 20 37 20 40 20 42 20 44 20 46

20 14 20 16 20 19 20 21 20 23 20 26 20 28

20 47 20 49 20 51 20 54 20 56 20 59 21 01

21 53 21 55 21 57 22 00 22 02 22 04 22 06

21 34 21 36 21 39 21 41 21 43 21 46 21 48

22 07 22 09 22 11 22 14 22 16 22 19 22 21

FİNLANDİYA

6 05 6 02 6 00 5 58 5 55 5 53 5 50

13 16 13 16 13 16 13 16 13 16 13 15 13 15

İSVEÇ

KOPENHAG

5 55 5 53 5 50 5 48 5 46 5 43 5 41

Bala Sarı’dan üniversite öğrencilerine destek

5 50 5 47 5 44 5 41 5 39 5 36 5 33

5 53 5 50 5 47 5 44 5 41 5 38 5 35

5 52 5 49 5 46 5 43 5 40 5 37 5 34

13 24 13 23 13 23 13 23 13 23 13 23 13 22

13 27 13 27 13 26 13 26 13 26 13 26 13 26

13 32 13 31 13 31 13 31 13 31 13 31 13 30

20 45 20 47 20 50 20 52 20 55 20 57 21 00

20 49 20 51 20 54 20 56 20 59 21 01 21 04

20 58 21 01 21 04 21 07 21 09 21 12 21 15

22 05 22 07 22 10 22 12 22 15 22 17 22 20

22 09 22 11 22 14 22 16 22 19 22 21 22 24

22 18 22 21 22 24 22 27 22 29 22 32 22 35

NAMAZ VAKİTLERİ

definin aldığı tasarım eğitimini geleneksel sanatla buluşturmak olduğunu söylüyor hep. Ve bunu başarıyor da. Yakında vav desenli eşarpların yanına elif desenliler de eklene-

NORVEÇ

DANİMARKA

çanta hatta elbise kumaşlarında bile yer alıyor. Butik sahipleri, özellikle vav desenli eşarpların atölyeden mağazaya gelmeden ön siparişle bittiğini söylüyor. “Arap harfleri bir ırkın alfabesi midir yalnızca, yoksa evrensel bir mesaja sahip Kur’anı Kerim’in dili mi?” Bu soruya uzun bir zaman önce takı tasarımcısı Yeliz Koçer cevap aramış ve Arap harflerinden oluşan, her biri farklı mana içeren bir takı koleksiyonu çıkarmıştı. O harflerin arasından ‘vav’ bugünlerde oldukça popüler. Özellikle de eşarplarda baş tacı ediliyor. Ama birçok insan vav harfinin ne anlattığından habersiz. Vav’ın anne karnında, gözlerini henüz dünyaya açmamış bir bebeğin duruşunu andırdığı en yaygın düşüncelerden. Dikkatli bakıldığında secdedeki kulu anımsattığı da. Aslında eğik başıyla tam anlamıyla mütevazılığı ifade ediyor vav harfi. Hatta ‘İnsan vav şeklinde doğar, zamanla elif’e bürünür ve en sonunda yine vav’a dönerek hayata gözlerini yumar.’ felsefesinin tasavvufta önemli bir yeri var. Tüm bunları bildikten sonra vav desenli herhangi bir eşyayı kullanmak daha doğru olacaktır sanırım. Peki, bu vav akımı nasıl başladı? Yaklaşık 1 yıl önce röportaj yaptığım Emine Şahinoğlu, vav desenli eşarpları koleksiyonuna dâhil eden ilk kişi belki de. Üsküdar Fıstıkağacı’ndaki atölyesinde ipek eşarplara kök boyalarla birbirinden güzel desenler yapıyor. Vav desenleri bu güzel tasarımların bir kısmı. Şimdilerde birçok butikte Şahinoğlu’nun tamamen elde hazırladığı batik eşarplar satılıyor. Ama bu desenlerinin yaygınlaşmasında, Şahinoğlu kadar bu butiklerin de etkisi var. Örneğin, yaklaşık 2 ay önce Ankara’da açılan Naquesh Cafe&Butik sosyal medyada sürekli vav desenli eşarpların paylaşımını yapıyor ve bu eşarpların özel tasarım olduğunu vurguluyor. Bununla da yetinmiyor, vav desenlerini fincanlara işliyor, çantalara metal plakalar yerleştiriyor. Naquesh’in sahibi Taha Eser’in iç mimar ve aynı zamanda ebru sanatçısı olmasının bunda etkisi büyük. Eser, he-


17 - 23 NİSAN 2013

Suistimale rağmen

iyiliği yaşatmak ASLIHAN KÖŞŞEKOĞLU İyilik” diyordu kendi kendine. Durmadan tekrar ediyordu. En yakın arkadaşından işittiği sözler kulaklarında çınlıyordu. “Fazla iyi niyetlisin, iyiliğin de bir sınırı olduğunu öğrenmelisin! Suistimal edilirsin, hatta ediliyorsun.” demişti. Neydi onun suistimalden kastı? Hangi suistimal iyiliğin karşısında duracak güce sahipti? Hem ne diyordu şair, iyiliği yalnız iyiler, kötülüğü herkes anlardı. Yeryüzünde kendisini anlayacak bir kişi bile kalsa kötü niyetten uzak durmaya değmez miydi? Sorular uzadı, uzadı, uzadı… O gece bu düşüncelerle uykuya daldığından olsa gerek rüyasında hayli uzaklara gitmişti… Çocukluğunun geçtiği mahallenin yeşillikler içindeki camisindeydi. Yazları gittiği Kur’an kursundan bir anı yeniden yaşıyordu rüyasında. Hocası sohbette o çok etkilendiği ayet-i kerimeyi tekrarlıyordu: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size böyle öğüt verir.” (Nahl, 16/90) Ayete örneği ise Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek yaşantısından veriyordu. Uhud’da başına gelen onca elem verici hadisenin dahi Allah Resûlü’nü küstürmediğini hatırlatıyordu. Zira dişi kırılmış, miğferin halkaları yüzüne saplanmış, hatta, Ebû Ubeyde bunları, Peygamberimiz’in yüzünden çıkarabilmek için kendi dişlerinden olmuştu. Yüzü-gözü kan-revan içinde kalan İki Cihan Serveri, tüm yaşadıklarına rağmen sadece şöyle demişti: “Allah’ım, kavmime hidayet ver. Çünkü onlar bilmiyorlar! Şayet benim Peygamber olduğumu bilselerdi böyle yapmazlardı.” Bu hadiseyi seneler sonra Fethullah Gülen Hocaefendi’den de dinlemiş, onun yorumuyla bir kez daha irkilmişti: “Bu ve benzeri hâdiseler, bize Allah Resûlü’nün sadr u sinesi-

nin, ne denli inşirah ve genişlik içinde olduğunu gösteriyor. O ve diğer peygamberler, sahabiler ‘dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüzdüler.’ Başları yarılsa, dişleri kırılsa şikâyet mânâsına ağızlarından bir ‘of’ dahi çıkmazdı.” O gece rüyasında çocukluğunu adeta yeniden yaşıyordu. İki katlı ahşap evlerinin bahçesinde, dedesinin dizlerinin dibindeydi bu sefer de. İlk kez o gün dedesinden duymuştu, “İyilik yap denize at. Balık bilmezse Hâlık bilir.” sözünü. İçinde bilmediği kelimeler olduğundan ne cümleyi anlamış ne de içerdiği manayı kavramıştı. Hâlık, Yaratıcı demekti, önce bunu öğrendi. Ardından dedesinin cümleye dair yorumu geldi: “İyilik, iyiliktir. Ondan asla zarar gelmez, kayıp söz konusu olmaz. İstersen yaptığın iyiliği denize at, balıkların arasına düşür. Balık bilmezse, balığın Hâlık’ı bilir, yine boşa gitmez.” Henüz küçücük bir çocukken dedesinden işittiği bu cümleden oldukça etkilenmişti. Dedesinin kendisine nasıl peygamberane bir miras bıraktığını şu hadisi şerifi duyduğunda daha net anlamıştı: “İyilik yap ehli olana da, olmayana da, ehline isabet ederse yerini bulur. Etmez ise ehli sen olursun.” Hem Ebû Hureyre’nin Resûl-i Ekrem’den (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği kutsî hadiste Allah Teâlâ nasıl buyuruyordu: “Kulum bir iyilik yapmaya azmeder, fakat bir engelden dolayı onu yapamazsa, onun için bir hasene sevabı yazarım. Azmettiği iyiliği yaparsa on haseneden yedi yüz misline kadar sevap yazarım. Bir kötülük yapmaya teşebbüs eder de vazgeçerse, ona hiçbir günah yazmam. Eğer niyetlendiği

kötü işi yaparsa yalnız bu günahı yazarım.” (Müslim, İmân, 204). Şimdi bunları unutur da nasıl iyi niyetten vazgeçerdi? Hayatına iyiliğin yer etmesine vesile olan tüm hatıraları tek tek dile geliyordu düşünde. Sırada okul yılları vardı. Muhafazakâr bir ailede İslamî bir ahlâkla büyümüştü. Bundan dolayı iyilik algısı hep Kur’an, sünnet ve İslam fıkhı üzere gelişmişti. Ancak üniversitede aldığı felsefe eğitimi boyunca suistimale rağmen iyiliği yaşatmanın yalnızca İslamî bakışla değil, akılla da ulaşılabilecek bir erdem olduğunu anlamıştı. Ahlâksızlık ve kötülüğün hep bilgisizlikten doğduğunu dillendiren nice filozof gelip geçmişti. Bu da iyiliği yaşatmanın bir kendini bilirlik olduğunun nişanesi değil miydi? Rüyasında ilk çağ filozoflarından Sokrates’i dinliyordu hocasından. “Kötülük bir hatadan, bilgisizlikten doğar. Aynı zamanda kişinin mutluluğu

yanlış yerde aramasından kaynaklanır. Kötülük yapmak, yani yanılmak, gerçek değerlerin yerine yalancı değerleri koymaktan kaynaklanır. Değerlerin

sahtelerini görüp anlayan ve bunların yerine gerçek değerleri koyan insan, hiçbir zaman kötülük yapamaz. Bir başka biçimde söylersek: Gerçekten istenmesi gereken ile kaçınılması gerekeni ya da korkulmayacak şeyle korkulması gereken şeyi birbirinden ayırt etmeyi ‘bilmek’ gerekir.” diyordu Sokrates. Tabii ya, suistimal dediğimiz şeyler de birilerinin sahte değerleri değil miydi? Bunlara aldanıp da iyilikten vazgeçmek Müslüman yaşantısında yakışık almazdı… O sabah iyiliğe yenilenerek açmıştı gözlerini. Arkadaşının sözlerini ise hiç işitmemiş gibiydi. a.kossekoglu@zaman.com.tr


17 - 23 NİSAN 2013

MERVE TUNÇEL Denemediği diyet kalmadığı halde bir

1türlü kilo veremeyenler, soluğu grup te-

rapisinde alıyor. Diyet yapanlara özel grup terapisine katılan kadınlar, hem beraberce zayıflıyor hem de kilo almanın psikolojik sebeplerini konuşarak bulmaya çalışıyorlar. Diyet yapmak zor zanaat. Hele de çoluk çocuğa karışmış kadınlar için... Kendiniz için yaptığınız yağsız-tuzsuz sebze yemeklerini aile fertlerine beğendiremezsiniz bir türlü. Bir de kadınların bir araya gelip pasta börek eşliğinde muhabbet ettikleri (kalori) günleri var. Ne kadar itiraz etseniz de ısrar kıyamet tabağınıza boca edilen kısırdan kaçış yok. Hal böyleyken konu komşu hep birlikte diyete girenler bile var, bu durum yüzünden. Ancak bazılarının böyle bir imkânı yok. Şimdilerde Fatih Üniversitesi Sema Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nin başlattığı grup terapisi tam da onlara yönelik. Zira diyet yapan kadınlar psikolog, psikiyatr ve diyetisyen eşliğinde yapılan grup terapisine katılarak hem beraberce diyet yaparak zayıflıyor hem de kilo almanın psikolojik nedenlerini kendi hayatlarından örneklerle konuşarak bulmaya çalı-

Konuşarak zayıflıyorlar Bilindiği gibi madde bağımlıları ve belli hastalık gruplarına tedavilerine ek olarak destekleyici grup terapileri uygulanıyor. Psikiyatrist Yrd. Doç. Dr. Vedat Bilgiç, diyet için başvuranlardan bir grup oluşturmayı hastanenin diyetisyen ve beslenme uzmanı Hayrettin Mutlu’ya teklif etmiş. Böylece bundan dört ay önce cuma günleri grup terapi Bilgiç, Mutlu ve psikolog Rabia Binali eşliğinde on beş kadın ile başlamış. Ancak diyet yapanlar için grup terapisinde sanıldığı gibi yalnızca zayıflama süreci konuşulmuyor.

lerle. Zira kilo almanın temelinde bunlar yatabiliyor bazen. Hatta çoğu zaman diyetten ziyade bunlar konuşuluyor. Binali ve Bilgiç hastalarına psikolojik yönden destek olurken, Mutlu hastalara uygun beslenme programını uygulayarak zayıflamalarına yardımcı oluyor. Seansa öncülük eden doktorlar, hastaların diyet deneyimlerini ve farklı çözüm önerilerini de paylaşma fırsatı bulduklarını söylüyor. Böylelikle kendileriyle aynı sorunu yaşayan diğer grup üyeleri ve onların anlattıkları sayesinde farkındalıkları da artmış. Sonuçlarsa oldukça başarılı. Zira grup üyelerinin hemen hepsi seanslar sonucu vücut ağırlıklarının beşte biri oranında kilo vermiş.

Konu diyete nadiren geliyor

‘Sıkıntıdan yiyorum’ diyenler haklıymış

şıyorlar.

Psikolog, psikiyatrist, diyetisyen bir arada

Grup üyesi kadınlar, doktorlar eşliğinde aile ve iş hayatlarını, kişisel özelliklerini ve yaşadıkları travmaları da paylaşıyor diğer üye-

AYŞE TÜMTÜRK (İLETİŞİM UZMANI): “Gruba başlarken ben dahil herkes sü-

rekli diyetten, kilolardan, zayıflamaktan konuşacağımızı düşünüyorduk. Meğer kilo almamız, içinde bulunduğumuz psiko-sosyal durumla ilgiliymiş. Hep söylerler “Sıkıntıdan yiyorum” diye. Bunun bilimsel bir dayanağı varmış. Ben daha önce çok kilolu insanların hep çok mutlu olduğunu düşünürdüm. Oysa kim kilosundan şikâyetçi olmaya başlamışsa mutlaka öncesinde bir sıkıntılı süreç yaşamış. Ayrılık, hastalık, yakınını kaybetme, sınav, aşk acısı vs. Grupta doktorların yönlendirmesiyle çok farklı konuları konuştuk. Kimi zaman ailemizden kimi zaman iş hayatımızdan kimi zaman kişisel özelliklerimizden bahsettik. Tabii konuşanı sadece dinlemekle kalmayıp neler hissettiğini söyleyerek kendine ve diğer grup üyelerine katkı sağlayan tüm grup üyeleri yeni farkındalıklar kazandı.

Hekimoğlu İsmail

Cahiliye dönemimden, sünnet-i seniyyeye yapışarak kurtuldum! Allah’a inanmak başkadır, Allah’a kul olmak başkadır. Yani “Ben iman ediyorum.” diyen kişi, ortaya bir iddia atmış olur; bunun da ispatı gerekir. İnsanın canı gezmek, eğlenmek, para harcamak, dünyayı bir rüya gibi yaşamak ister. İşte bu noktada iddia ettiğimiz şeyin ispatını yapmak lazım geliyor. Mesela sahabe, sevmediği, tiksindiği bir hayattan geliyor. Bunun için İslamiyet’e dört elle sarılıyor. Biz de dönüp dünkü hayatımıza baksak, pek çoğumuz kendimizi kınarız. “Neden şu sözü söyledim? Neden şu hareketi yaptım?” diye… İslamiyet’e uymadığımız her hadisenin sonunda maddîmanevî öyle zararlara uğrarız ki, daha bu dünyada cehennem azabı çekeriz. Lem’a’larda Üstad buyurmuş ki, “Çok tazyikat altında, gayet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda, sünnet-i seniyyenin o

vaziyete temas eden meselelerine ittibâ ettikçe, benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hiffet buluyordum. Bir teslimiyetle, tereddütlerden ve vesveselerden, yani, “Acaba böyle hareket hak mıdır, maslahat mıdır?” diye endişelerden kurtuluyordum. Ne vakit elimi çektiysem, bakıyordum, tazyikat çok. Nereye gittikleri anlaşılmayan çok yollar var. Ne vakit sünnete yapışsam yol aydınlanıyor, selâmetli yol görünüyor, yük hafifleşiyor, tazyikat kalkıyor gibi bir hâlet hissediyordum.” Sahabe, cahiliye devrinde bir ateşin içindeydi. Peygamberimiz, onları o ateşten çekti aldı. Aynı şey bugünkü Müslümanlar için de geçerli. Sahabeye tanınan hak, her Müslüman’a tanınmıştır. Yani bir Müslüman’ın hayatında “cahiliye devri” olabilir. Amma sünnet-i seniyyeye ittiba ederek, o devirden çıkmak mümkündür. Benim de hayatımda “cahiliye dönemim”

dediğim bir dönem oldu... Okul sıralarında felsefe öğretmenimiz, “Akla uymayan ayeti reddederim!” diyordu. Psikoloji öğretmeni, ruhun varlığına inanmıyordu. Biyoloji öğretmeni, “Kılı, kıl hücresi yapar.” diyordu. Fizik hocası, “Kâinatı var eden, big bang olayıdır.” diyordu. Tarih öğretmeni, “Muhammed (sas)” denildiğinde salavat getiren arkadaşımızı dövüyordu. Böyle yetiştik… İçkisi, sigarası, kız arkadaşı olmayana “gerici” diyorlardı. Okul yılları değil, adeta bataklık yıllarıydı o zamanlar… Gözümün önünde pırlanta gibi arkadaşlar kayboldu o bataklıkta… Birer natürist olup çıkmıştık!.. Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu…” Kalp iman ile beslenmemişse, sıkıntı alarmdır. Dünyan ve ahiretin viran oluyor, dikkat et demektir. Bu sıkıntıyla kendimi tahkiki iman derslerinin içinde buldum. Âlimlerin

yakınında bulunup, “Acaba Peygamberimiz nasıl yaşıyordu?” sorusuna cevap aradım. O muhterem insanları tanıdıkça, “Demek ki bir insan böyle de yaşayabilirmiş.” dedim. Fiilen İslamiyet’i yaşamak en büyük sünnetmiş; bunu anladım. Çekirdek, toprakta çürümeye başlayınca filiz verir. Filiz gün ışığına çıkınca tohumken çektiği çilelerin hepsini unutur; çiçek çiçek, yaprak yaprak tebessüm eder. Her olayın cennete bakan bir yönü var. Ben de “cahiliye devri” dediğim o günlere veda edip, sünnet-i seniyye bahçesinde dolaşmaya başlamıştım… Çünkü görüyor ve anlıyordum ki, Allah’a kul olmamanın cezası, en basit şeylere esir olmak, bağlanmaktır. Peygamberimiz (sas) nasıl ki yaşayan Kur’an’sa, bizler de yaşayan sünnet-i seniyye olmalıyız. Bu yolda karşımıza çıkan ilk engel, alışkanlıklarımızdır. Yani evvela esaretlerimizi gözden geçirmeliyiz…


kursu@zaman.com.tr

BU SAY FA, M. FET HUL LAH GÜ LEN HO CA EFEN DI’NIN SOH BET VE YA ZI LA RI ESAS ALI NA RAK HAZIRLANMAKTADIR.

her hayrın başıdır Soru: “Bismillâh ile başlanmayan her önemli iş güdüktür (hayrı kesiktir).” hadisi ile “Elhamdülillâh ile başlanmayan her önemli işin de hayrı eksiktir.” hadisi nasıl telif edilebilir? Bu karışıklığı önlemek için selefin, ikisini cem eden bir âdeti vardır. Onlar hayırlı bir işe başlarken, “Bismillâhirrahmânirrahîm Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn” diyerek hem Besmele hakkındaki emri hem de Elhamdülillâh’la alâkalı emri ve hükmü yerine getirmiş oluyorlardı. Bu hadiste geçen bazı kelimelerden bir kısım ipuçları daha yakalamak mümkündür. Meselâ, “Besmele’yle başlanmayan iş ebterdir.” buyruluyor. Araplarda “ebter” daha ziyade nesli devam etmeyen kimseye derlerdi. Nitekim Âs İbn Vâil, Efendimiz’e o küstahça ifadesiyle ebter demişti ki, Kevser Sûresi bu münasebetle nâzil olmuştu. Allah bu sûrede Efendimiz’e “Biz sana kevseri verdik. Öyle ise sen de namaz kıl, kurban kes. Seni kınayıp ayıplayan ve hakkında çirkin söz söyleyen, ebterin ta kendisidir.” (Kevser Sûresi, 108/1-3) buyurmaktadır. O müşrik, Efendimiz’in, oğlu olmadığından dolayı, nesli devam etmeyecek manasına O’na “ebter” diyordu. Kelimenin bu manasından hareketle Besmele’yle başlanmayan bir işin devam etmeyeceğini, bir yere kadar gitse de ondan tam netice alınamayacağını anlamak mümkündür. Besmele hakkında bildiğimiz şeyleri de düşünerek şunu söyleyebiliriz: Bismillâh her hayrın başıdır. Hangi hayırlı iş olursa olsun, mutlaka insanın “Bismillâh” ile başlaması gerekir. “Bismillâh”, Allah’ın adıyla demektir. Allah’ın adıyla başlayan bir iş ise, meyveleriyle öbür âlemde de devam eder. Burada Allah adına yaptığınız şeylerden dünyevî netice alamasanız dahi işin bereketi öbür âlemde devam edip gitmektedir. Binaenaleyh, Besmele’yle başlanmayan iş, bir yere kadar gitse de belli bir yerde kalır ve daha ileriye gitmez. Meselâ, Allah adına, hasbî ve ihlâsla çalışmayan herhangi bir kimse, işini bir yere kadar götürse de sonuçta bir yerde kalır ve daha ileriye gitmez. Ancak Allah’a dayalı işlerdir ki, –burada her zaman olmasa da– öbür âlemde devam edip durur ve semereleri itibarıyla kat’iyen kesilmez. Yani onun mütemadî bir yümün ve bereketi olur. Bunu anlamak için Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah adına, Besmeleli işine bakılması yeterlidir. Kâinatın Fahrı, maddî hükümranlık, nübüvvet ve kalplere hâkimiyet vaadiyle gelmiş, kalplerin sevgilisi, kafaların da mürebbi ve musarrifi olmuştur. Allah adına olduğundan dolayı da O gönüllere taht kurmayı bilmiş ve âlemin sevgilisi olmuştur. Ve O’nun hâki-

miyeti dış yönüyle İsm-i Zâhir’in cilvesi olarak asırlarca devam etmiştir. Her ne kadar yirminci asırda O’nun şahsı mânevî olarak tam hâkimiyeti göze çarpmıyorsa da, bir manada yeryüzündeki bütün sistemler Efendimiz’in getirdiği yümün ve bereketten istifade etmişlerdir/etmektedirler. Meselâ, devlet ve devletçilik adına, işçi sınıfının haklarını koruma konusunda insanlığın O’ndan alacağı çok şey olduğu gibi, kapital mevzuunun dengeli ele alınmasında da O tam bir rehberdir. Tarih boyunca O’nun getirdiği sistem –bu sistem bazen suistimal edildiğinden dolayı ifrat ve tefritlere girilse de– hep denge unsuru olmuştur. İşçi-patron münasebetini ilk defa ele alan Efendimiz’dir. İşçi-patron ilişkilerinin nasıl olması gerektiği hususunun Avrupa’ya Endülüs yoluyla geçmiş olduğu düşüncesini paylaşan bir hayli ilim adamı vardır. İhtimal O’ndan sonra, sınıflar arasında muvazene kurulamadığından dolayı kavga ve anarşiye meydan açılmış ve peşi peşine ayaklanmalar olmuştur.

Hammâdûn Ümmeti Elhamdülillâh’la başlama mevzuunda bir de akta’ tabiri vardır ki, bitik, kesik manalarına gelir. Ümmet-i Muhammed, Tevrat’ta “Hammâdûn” yani çok hamdedenler diye anlatılır. Efendimiz de çok hamdeden ümmetin, “Muhammed” isminde çok hamdedilen, övülen, “Mahmud” isminde övgüye mazhar, “Ahmed” isminde ziyade öven, medheden ve hamdeden bir peygamberidir. Bundan anlıyoruz ki, “Hammâdûn” olan bir ümmetle “Muhammed”, “Ahmed” ve “Mahmud” olan o ümmetin Peygamber’i arasında çok sıkı bir münasebet bulunduğu gibi, bütün kitapları hulâsa eden, Elhamdülillâh ile başlayan ve namazda beş defa tekrarlanan ve Elhamdülillâh ile anlatılan ümmet-i Muhammed arasında ciddî bir münasebet var. Öyle ise bu ümmet hamdetmelidir; bu ümmetin ilk sözü hamd, Cennet’e dâhil oldukları zaman son sözleri de yine hamd olacaktır. Bundan dolayı burada işlerini hamd ile yürütmeyen, hamd ile başlatmayan bir insan için dünyada bu nimetler bitiverdiği gibi, ahiret adına bereketi de devam etmez. Dünyada bu şekilde hamd etmeyenler, ahirette dirildikleri zaman, “Hamdolsun bizi bu Cennet’e eriştiren Allah’a! Eğer Allah bizi muvaffak kılmasaydı, biz kendiliğimizden yol bulamazdık. Rabb’imizin elçilerinin gerçeği bildirdikleri bir kere daha kesinlikle anlaşılmıştır.” (A’râf Sûresi, 7/43) diyemezler. Esasen orada bunu diyebilmek çok önemlidir. Bunun için de dünyada “Besmele” ve “Hamdele” asla terk edilmemelidir.


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

imanın hakikatini göster.. yakîn zirveleriyle tanıştır; tanıştır da ihlas ve samimiyet, fıtratlarının bir derinliği haline gelmiş salih kullarının teveccühleri ölçüsünde bir teveccühle yüzlerimizi Sana çevirebilelim; Sen’in kapından başka hiçbir kapının dilencisi olmayalım.

Daha doğrusu aramalıdırlar, aramak zorundalar. Aksi hâlde içten çürümeler başlar ve bünye kendi rağmına hareket ederek, için için kendini yer ve bitirir. Tarih bunun nice örnekleriyle doludur.

Benden vali olmaz Hz. Ömer (radıyallâhu anh) kendi anlayış inceliği, zarafet ve nezaketi içinde valiler bulur ve onları görevlendirirdi. Bir gün, Medine’deki “Bakii Garkad” mezarlığında gezerken, etrafında bulunanlara bir teklif getirir ve “Herkes en çok istediği bir şeyi söylesin.” der. Her birisi bir talepte bulunur. Birisi, “Benim bin deve yükü hazinem olsa da Allah yolunda dağıtsam!” derken, diğeri, “Allah bana uzun bir ömür verse de bu ömrü hep ibadet ü taatte geçirsem!” temennisinde bulunur. Bir başkası daha değişik bir arzusunu dile getirir. Sıra Hz. Ömer’e gelince o da şöyle der: “Keşke şu Umeyr b. Sa’d gibi bir adamım olsaydı da onu bir yere vali tayin etseydim!” İşte bu Umeyr, bir gün çarıkları sopasının ucunda, yalınayak ve üstü başı toz-toprak içinde Medine ufkunda belirince Hz. Ömer hemen gidip onu istikbal etti ve bağrına bastı. Ancak Umeyr’in bu hâli çok rikkatine dokundu: “Ne kötü bir cemaatin varmış! Seni ta Şam’dan buraya yaya göndermişler!” dedi. Ancak Umeyr halifenin bu sözünü tasdik etmedi. Kılı kırk yaran bir insan hassasiyeti içinde, “Yâ Ömer, ben ayrılırken o cemaat sabah namazı kılıyordu, onlar hakkında nasıl böyle konuşulabilir?” deyiverdi. Bi-

raz sohbetten sonra Hz. Ömer, ona niçin geldiğini sordu. Aldığı cevap aynen şu olmuştu: “Karşıma mürafaa (bir dava duruşması) için bir mü’min ile bir zimmî çıktı. Bir ara canım sıkıldı ve haksız olan zimmîye yakışıksız bir söz sarf ettim. Sonra da pişman oldum ve kendi kendime karar verdim ve ‘Benim gibi birinden vali olmaz!’ dedim. Zira huzuruma mürafaaya çıkan bir kimseye itap edebiliyorum.” Hz. Ömer ısrar eder ve: “Döneceksin eyaletinin başına! Senin gibi adamlar vali olmazsa kim vali olacak?” O ise, “Dönemeyeceğim yâ Ömer! Beni bağışla, ben valilik yapamam!” der. Vicdanlar bu kadar duru ve engin, idare edenlerde de “Kavmin efendisi, ona hizmet edendir.” esası hükümferma idi. Hz. Ömer’in bir başka valisi Said b. Âmir’dir. O da koskoca bir eyaletin valisiydi. Buna rağmen, Hz. Ömer bir gün o eyaletin fakirlerinin isim listesini isteyince, defterdarın hazırladığı listenin başına da Said b. Âmir’in adı yazılmıştı. Hz. Ömer, önce onun adını görünce şaşırmış ve yanındakilere, “Bu bizim Said mi?” diye sormuştu. Aldığı cevap hakikaten ibret vericiydi: “Evet, eyaletin en fakiri Said’dir.” denilmişti.

Beklenen nevbahar Mevsim döndü birdenbire bahar oldu hazan, Gül kokularıyla esiyor esince rüzgâr. Sonsuzluğa doğru akıyor tül pembe zaman, Az ötede o şanlı günün şehrâyini var... Pas tutmuş gündüzler artık bir bir çözülüyor; Kara-buza inat ufukta sımsıcak bir yaz; Her yörede murat üveykleri süzülüyor, Rüyâları masmavi, ufukları bembeyaz... Keşke güneş batmasa, asla gece olmasa!. Yollar eklense uç uca ötelere kadar!. Karanlıklar bassa da, renklerimiz solmasa! Bir daha yalnız kalmasa asırlık yalnızlar..! Doğan renk renk sabah uzasın asırlar boyu, Yaşayalım hülyâlarımızı doya doya Ve hazır ısınmışken karanlıkların suyu, Dalmasın iradeler o öldüren uykuya... Kızıllık yaslandı gurûba gayri zor işi, Diyalektik tıpkı kül dolu mangal gibi, Devriliyor peş peşe bâtılın dördü beşi, Artık göründü o yalancı hülyânın dibi... M. Fethullah Gülen

Abdullah Aymaz

Liberya’da deniz geri verdi

Afrika'ya sağlık taramaları ve tiğini söylüyordu. hastaları tedavi için giden gönüllü O ses onu bir anda bir adım öne doktorların hatıralarını kaleme alan itivermişti. İmdat Bey okyanusun orMetin Toprakoğlu Bey anlatıyor: tasında sanki bir tepenin başında Hastanedeki işleri bitince başkent donakalmış ve harekete mecali kalMonrovia'yı biraz olsun tanıma adına mamış bir şekilde Dr. Mesut Bey'e Okyanus kıyısına gezmeye gitmiş- gösterilmişti. Gitmesine vesile olan lerdi. bu görüntü İmdat Bey'in elinden tuYanlarında Liberya'da iş kurmak tup çekince çıkıp da geliverecekmiş için gelmiş ve yerleşmiş arkadaşlarla gibi olmasıydı. birlikte iş görüşmesine gelmiş İmdat İçindeki sese kulak vermiş, üzeBey de vardı. Golden Beach adı veri- rindeki ağırlıkları sahile bırakarak var len sahilde gezinmeye başlamışlar. gücüyle okyanusa koşmaya başlaSanki her bir kum tanesi ayrı ayrı al- mıştı. Tek kare halinde gözünün tın sarısı ile boyanmış gibi parıl parıl önünde duran İmdat Bey'e sahil parlıyordu. uzak, sahil de Dr. Mesut Bey'e uzaktı Dr. Mesut Bey palmiyelerin al- ki iki uzak arasında uçar adımlarla tında içecek bir şeyler almakta olan koşmaya başlamıştı. Koşarak yüzüarkadaşlarım yanına gittiğinde İmdat yor, ne kadar zaman geçtiğinin farBey de üzerinde deniz kıyafetleriyle, kında değildi. sahilde öğretmen arkadaşların çoİmdat Bey'e ulaştığında bir tepecuklarıyla oynamaktaydı. Dalgalar nin üzerinde ayakları başmış vazioldukça şiddetliydi. Sahilde çok az in- yette yan yana duruyorlardı. Buna kesan vardı, denize giren ise hiç kimse sinlikle emindi. yoktu. Zaten yüzmek için tercih ediTek kelime etmeden sadece İmlecek bir mekâna da benzemiyordu. dat Bey'in elinden tutmuş, tam çekip Gönüllü doktorların bir kısmı sa- çıkaracakken, o üzerinde durdukları hilde içeceklerini içiyor, bir kısmı ise kum tepesi birden kayboluvermişti. geziniyordu. Sanki bastıkları yer Dr. Mesut Bey bir kum tepesi değil Dr. Mesut Bey palmiyelerin palmiyelerin çiçekde büyük bir balerini inceleyip, fo- altında içecek bir şeyler almakta londu da pat diye olan arkadaşlarım yanına toğraflarını çekerpatlayıvermişti. Darken, birden bayan gittiğinde İmdat Bey de üzerinde ağacında iskemlesi deniz kıyafetleriyle, sahilde gönüllü doktorların çekilmiş mahkûm öğretmen arkadaşların "İmdat Bey boğulugibi sallana kalmışçocuklarıyla oynamaktaydı. yor'' çığlıklarıyla irlar, tutan ayakları Dalgalar oldukça şiddetliydi. tutmaz olmuş, yere kildi. Herkes sahile Sahilde çok az insan vardı, dikkat kesilmiş, İmdeğmiyordu. Sanki dat Bey'e bakıyordu. denize giren ise hiç kimse yoktu. yer yarılmış içine girZaten yüzmek için tercih Okyanusun içinde mişler, büyük bir edilecek bir mekâna da öylesine dona kalboşluğun içine düşbenzemiyordu. mış yardım beklimüşlerdi. yordu. Sahile yüz Biçerdöverin metre uzakta olmaekinleri kıvıra kıvıra sına rağmen sesi duyulmuyor, sadece içine çektiği gibi girdap da onları görebiliyorlardı. Herkes ne yapaca- içine çekmiş, epeyce bir tur attırdıkğını bilemeden donakalmış, sessizce tan sonra suyun yüzeyine atıverİmdat Bey'e bakıyorlardı. İlginç bir mişti. Elinden tuttuğu İmdat Bey bir manzara oluşmuştu. Bir tarafta bo- yerde Dr. Mesut Bey de başka bir yerğulmakta olan ve yardım bekleyen deydi. Üzerinde ağırlık yapan pantobirisi, diğer tarafta da ne yapması ge- lonunu okyanusa teslim eden Dr. rektiğini bilemeyen insanlar. Bu bir Mesut Bey, İmdat Bey gibi şoku atrüya değildi ve asla beklemedikleri bir latmaya çalışıyordu. Ufak kol haregerçekti. Bu telâşe hengâmesinde ketleriyle suyun yüzünde kalmaya İmdat Bey de okyanusun sularında çalıştıkları bir esnada aniden İmdat kaybolup gitmişti. Herkes şoktaydı, Bey “Abi yat, biraz önce bana Üstad adeta cesedinin sahile vurmasını bek- göründü ve yatmamızı söylüyor.” lemeye başlamışlardı. Kendilerini bu- diyordu. ralara kadar getiren ümitlerine ağır bir Dalgalar kaybolmuş, okyanus kâbus çökmüştü. adeta düz bir tepsi olmuş, uzun bir Kimsenin ağzını bıçak açmı- zaman yatmışlardı. Her ne hikmetse yordu. Hayatından ümidi kesmişler, burunlarına zerre kadar su kaçmatek düşünce ve beklentileri cesedini mıştı. Hem panik halleri kaybolmuş bulmak olmuştu. Herkes bu şokun hem de iyice dinlenmişlerdi. İmdat tesirini üzerinden atmaya çalışırken, Bey yüzmeyi çok iyi bilmiyordu ama Dr. Mesut Bey'e içinden bir ses İm- okyanusun ortasında batmadan yüdat Bey'i kurtarmaya gitmesi gerek- zebiliyor, hatta yatabiliyordu.


17 Yeni - 23 Bahar NİSANÇocuk 2013

15 Faal

AhmetŞahin

Az sadaka çok belayı def eder, bela cin çarpması dahi olsa! Nüzhet-ül’mecalis’ten mesaj yüklü bir misal arz etmek istiyorum bugün sizlere. İnsanlar böyle misalleri hem tebessüm hem de tefekkür ederek okurken, hep iyilik edip yardımda bulunma duygularını da canlı tutarlar düşünce dünyalarında. “Az sadaka çok belayı def eder, bu bela cin çarpması dahi olsa” diyerek yoksula yardıma yönelirler böyle faydalı örneklerle.. **** Tarihin derinliklerinde kalan mesaj yüklü bu misal şöyle cereyan eder. Süleyman aleyhisselamın ümmetinden bir adam, evinin önündeki ulu ağacın başına yuva yapan kuşların kapı önünü kirletmelerinden rahatsızlık duyuyor, bu kirlerden kurtulmak için çareler arıyordu. Mecbur kalan adam nihayet çareyi, ağaca tırmanıp yuvalardaki yumurtaları yere atmakta buldu... Kuşlar ise hemen uçuşarak gidip Hz. Süleyman’a şikâyetçi oldular. - Ev sahibi adam yuvamızdaki yumurtalarımızı alıp yere atıyor.. diye sızlandılar. Hz. Süleyman adamı çağırtıp bir daha kuşları rahatsız etme tembihinde bulundu. Ancak adam kapısının önüne dökülen kuş kirletmelerine basarak evine girmek zorunda kalınca tekrar ağaca tırmandı, evinin önünü kirleten kuşların yumurtalarını yine aşağıya fırlattı. Ancak ağaçtan aşağı indiğinde bir yoksul adamın kendisini beklediğini gördü: -Ne olur, bana yardım et, kimseye halimi arz edemiyorum, çok muhtacım.. diye sızlanıyordu yoksul adam. Hiç tereddüt etmedi, hemen yoksulun acil ihtiyacını karşılayacak bir sadakayı adamın avucu içine bıraktı. Muhtaç adam: - Sen beni acil sıkıntıdan kurtardın, Allah da seni acil bela ve musibetten kurtarsın!.. diye dua ederek ayrıldı. O gün kuşlar yine Hz. Süleyman’a gitmiş, yumurtalarını yere atan adamdan yine şikâyetçi olmuşlardı. Bu defa gazaba gelen Hz.Süleyman, yönetimindeki cinlerden ikisini çağırıp emrini verdi: -Hemen gidin, adamın kapısı önündeki ağaca çıkıp bekleyin. Adam yine kuşların yumurtalarını aşağıya atacağı sırada yakalayıp yere çarpın, cin çarpmışa dönsün, bir daha yerinden kalkamaz, ağaca tırmanamaz hale gelsin! Cinler: -Emredersiniz efendim! diyerek rüzgâr gibi uçtular, ağacın tepesine çıkıp yuvaların bulunduğu yaprakların arasına gizlenerek gelecek adamı yere çarpmak için beklemeye başladılar... Ne yazık ki, akşam yuvaya dönen kuşlar gelen cinlerin adama mani olamadıklarını, yine yumurtalarının alınıp yerlere fırlatıldığını görünce tekrar gelip şikâyette bulundular. Süleyman aleyhisselam, bu defa görevlendirdiği iki cini çağırttı: -Ben size, gidin ağaca çıkın, yumurtaları yere atmak için gelen adamı yere çarpın, demedim mi? -Dediniz efendim. -O halde neden emrimi yerine getirip adamı yere çarpmadınız? -Çarpacaktık ama mani oldular. -Benim emrime kim mani olabilir? -İki tane melek.. Biz ağaca tırmanan adamın kolundan tutup da yüzü üstü yere çarpacağımız sırada ansızın bizi tutan iki melek, birimizi batıya, birimizi de doğuya doru fırlattı. Neye uğradığımızı bilemez hale geldik, kendimizi zor kurtardık.. -Öyle ise o iki meleği çağırın bakayım!. Hemen melekler gelir huzura. -Neden mani oldunuz görevlendirdiğim iki cinin adamı yere çarpmasına? Melekler şöyle anlatırlar olayı: - Adam, ağacın altında sıkıntı içinde olan bir yoksula yardım edip sadaka verdi. Sadakayı alan ihtiyaç sahibi de, “Allah seni maruz kalacağın acil belalardan, musibetlerden korusun!” diye gönülden dua etti. O duadan sonra Rabb’imiz bize emretti: -Tiz gidin, yoksula sadaka veren kulumu koruyun cinlerin çarpmasından! Biz de yıldırım sür’atinde uçup sadaka sahibi adamı korumaya aldık, onu yere çarpacak olan iki cinin birini şarka, birini de garba fırlattık, cin çarpmasından sadaka sahibini kurtardık. Bu açıklamadan sonra Süleyman aleyhisselam kuşları çağırır: - Adamın verdiği sadaka, kendisini cinlerin çarpmasından korudu. Yuvanızı insanlara zarar vermeyecek yere yapın!. Bundan dolayı denir ki: Az sadaka çok belayı def eder!.. Bu bela cin çarpması dahi olsa!

1

KÂĞIT HELVA

Malzemeler: 1

2

2

3

Gül yapalım

C

anım arkadaşlarım, bu hafta harika bir zaman dilimi yaşıyoruz. Annem, Sevgili Peygamberimiz’in Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle bizlere her akşam derslerimizi bitirdikten sonra Peygamber Efendimiz’i anlatıyor. Peygamberimiz ne zorluklar yaşamış bizlere güzel dinimizi anlatabilmek için. Annem anlattıkça gözümde hepsi canlandı. Biz de bu haftanın özel olmasından dolayı annemle beraber gül yaptık ve neredeyse evin her odasına yaptığımız güllerden birer tane koyduk. Güllerin bize Efendimiz’i hatırlatmasını istedik. Hadi sizler de evinizi bu özel haftada güllerle süsleyin.

4

3

5 adet kırmızı, 1 adet yeşil renkli 10x10 cm’lik eva (sünger) Makas Çöp şiş Kalem

4

Yeşil evanın üzerine bir yıldız çizin ve yıldızı bir makas ile kestikten sonra çöp şişe geçirin. Ardından 4 adet kırmızı evanın üzerine daire çizip bunları da kesin.

Elimizde 4 adet daire olacak. İlk daireyi yarıya kadar makas ile kesip üst üste gelecek şekilde içe doğru katlayıp ortasından çöp şişe geçirin. Diğer dairelerden şekildeki gibi üçgen parça kesin ve içe doğru katlayıp yine çöp şişe geçirin.

HAZIRLAYAN: SEÇİL İLGÜN ANGÜN s.angun@zaman.com.tr

Elimizdeki son kırmızı evayı gülün ortasını yapmak için kullanacağız. Evayı şekildeki gibi çizip kestikten sonra rulo yapın.

Ruloyu katlayıp ortasından çöp şişe geçirin. İşte basit ama bir o kadar güzel gülümüz hazır.

18 NİSAN 2013 PERŞE

EFENDİMİZ’İN KEDİSİ

MÜEZZA

Miyaaav arkadaşlar, ben Sevgili Peygamberimiz’in kedisi Müezza. Kısa tüylü, karamel rengi dişi bir Habeş kedisiyim. Gül kokan eller tarafından sevildim. Sahibimi çoook ama çok sevdim. Peygamber Efendimiz beni de, arkadaşlarımı da çok severdi biliyor musunuz? Bir gün O’nun mis kokulu elbisesinde uyuyakaldım. Namaz vakti gelince Peygamberimiz gitti ama ben O’nun gidişini duymadım. Çünkü gül kokulu Sahibim beni uyandırmak yerine elbisesini kesti ve tatlı uykumu bölmedi. Sevgili Peygamberimiz namazdan döner dönmez önünde eğildim, teşekkür ettim. O (sallallâhu aleyhi ve sellem) da üç kez sırtımı okşadı. Peygamberimiz abdest alacağı zaman koşarak gider, abdest alacağı sudan içerdim. Ama Sahibim bana hiç kızmazdı, suyumu içip kenara çekilmemi beklerdi. Sizler de bizlere şefkat ve merhametle yaklaşmayı ihmal etmeyin olur mu?


17 - 23 NİSAN 2013

YAZAN: ZEYNEP SERRA GÜNEŞ TRASYON: ERHAN BALIKÇI

Kutlu Doğum Nur’u İLLÜS-

imse yok mu? Yardım edin!” Kapkaranlık bir yerde çaresizce bağırıyordu Nur. Kahkahalar, fısıltılar duyuyordu. Bir yere takılıp düştü. Kalkmaya çalıştı ama hareket edemiyordu. Üstüne tonlarca şey çıkmış ve onu tutuyormuş gibiydi. Aniden bir ışık ortaya çıktı. Nur’un gözleri kamaştı. Üstündeki ağırlığın dağıldığını hissetti. Işığın içinde bir adam görünüyordu. Aslında adam tam olarak ışığın içinde değildi. Işık adamdan yayılıyordu. Elini Nur’a uzattı. Nur adamın elini tam tutacakken bir sesle irkildi. Ses, annesine aitti: “Hadi kızım uyan artık!” -Ya anne tam en güzel yerdeydim. -Ne yeri? -Rüyada işte. -Amaan sen de. Hadi kalk hazırlan çabuk. Akşam geç yatıyorsun, sabah da böyle kalkamıyorsun işte. -Üff tamam. -Anneye üf denmez.

O gün hep gördüğü rüyayı düşündü Nur. Zil çaldı. Son ders din kültürü ve ahlâk bilgisi idi. Öğretmen içeri girdi ve konuşmaya başladı: “Bu hafta Kutlu Doğum haftası çocuklar. O yüzden sizlere Peygamber Efendimiz’den bahsetmek istiyorum.” Sahi ya, nasıl unutmuştu bu haftayı Nur. Öğretmenini dinlemeye devam etti. “Hz. Muhammed, biz Müslümanlara kişiliği ve hayatı ile büsbütün bir örnektir. O doğru, güvenilir, adaletli, hoşgörülü ve tüm canlılara değer veren bir insandı. O’nu tam anlamıyla benimser ve hayatımıza yansıtırsak ne kadar doğru bir şey yapmış oluruz. O’nun hayatını ve hadislerini okumanın bize kazandıracağı değerlerin miktarı yoktur. Ne dersiniz, bu hafta boyunca O’nun yaptığı tüm örnek davranışları biz de uygulayalım mı?” demişte öğretmeni. Bu fikir hoşuna gitti Nur’un. Bu hafta her işine “Bismillah” diyerek başlayacak, tüm canlılara karşı saygılı, hoşgörülü ve yardımsever davranacaktı. Zil çalınca herkese iyi günler dileyip sınıftan çıktı. Yeni görevi için heyecanlanmış, rüyayı falan unutmuştu. Eve giderken yere düşmüş küçük bir çocuğa, yaşlı bir teyzeye, aç bir kediye, evde de annesine yardım etti. Babası eve

gelince onu sevinçle karşıladı. Hep birlikte masaya oturdular. Yemeklerine başlamadan önce “Bismillah” dediler. Keyifli bir sohbet ve şakalaşmaların ardından Nur’un aklına rüyası geldi. Anne ve babasına rüyayı anlattı. Bir şey daha vardı. Okuldan gelirken rüyasında gördüğü adamı yolda görmüştü Nur. Ama fiziksel olarak değil. Yaydığı enerjiyi hissetmişti daha çok. Babası gülümsedi: “Sanırım sen rüyanda Peygamberimiz’i görmüşsün kızım. Herkese nasip olmaz bu. Ne mutlu sana!” Babası bunları demişti demesine ama Nur’un içine bir pişmanlık çöktü: “Ama tam elini tutacakken uyandım. Bir daha görür müyüm?” Annesi başını okşadı: “Sen sadece dua et.” O hafta sünnetleri yerine getirmeye devam etti Nur. İçi, anlayamadığı bir huzurla dolmuştu. Ne rüya vardı aklında ne de yüreğinde bir sıkıntı. Umudu, duası ve iyilikleri vardı sadece. Aradan aylar, yıllar geçti. Bir haftalık görevine bütün bir ömrünü adadı Nur. Ümidini ve çalışma azmini hiç kaybetmedi. En sonunda bir gün rüyasında Hz. Muhammed’i gördü. Bu sefer elini sımsıkı tuttu ve o rüyadan hiç uyanmadı.

Kilitli buzdolabı poşetleri NEŞE KUTLUTAŞ İSTANBUL Dolaplar mis gibi koksun Hangimiz dolapların kapağını açtığımızda mis gibi kokmasını istemeyiz? Kilitli buzdolabı poşetleri işte tam burada bize yardımcı olacak. Bunun için poşetin içine hoş kokulu kuru çiçekleri doldurun. İçine de aktardan alacağınız sevdiğiniz bitki yağlarından damlatın. Sonra da torbanızı birkaç yerinden iğneyle deliverin. İşte size dolaplarınızı her açtığınızda ruhunuzu dinlendirecek harika bir potpuri. Pratik peynir kabı Makarna, pizza ve poğaça yaparken her seferinde peynir rendelemenize gerek yok. Bunun yerine peyniri bir kerede rendeleyip kilitli poşete koyarak buzdolabınızda muhafaza edebilirsiniz. Böylece sadece bir kez zahmet etmiş olursunuz. Acil soğuk kompres için Soğuk bir komprese ne zaman ihtiyacınız olacağını kestiremezsiniz. Her an elinizin altında bulundurmanız gereken kompresi hazırlamak için ıslattığınız küçük bir havlu veya elbezini kilitli buzdolabı poşetine koyup buzlukta dondurun. İhtiyaç olduğunda çıkarıp kullanabilirsiniz. Saksıdan ekmek kabı

Hem ekmek yapmak hem de ekmeği muhafaza etmek için kil saksılardan faydalanabilirsiniz. Saksıyı bu maksatla kullanabilmeniz için takip edeceğiniz iki küçük adım var. Öncelikle saksıyı 20-25 dakika ka-

dar içi su dolu bir kovanın içinde bırakın. Saksı bu esnada tamamen suyla dolu olmalıdır. Sudan çıkardıktan sonra içini tereyağıyla yağlayın. Sonra mayalı ekmek hamurunu bu kabın içine koyup fırında pişirin. Bu toprak

kap, ekmeğinizin lezzetine lezzet katacaktır. Farklı ve şık bir ekmek muhafaza kutunuzun olmasını istiyorsanız, toprak saksının içini yağlı kâğıtla döşeyin. Saksının dışına sevimli mutfak çıkartmaları yapıştırabilir ya da boyayabilirsiniz. Şık bir şemsiyelik Kapınızın hemen girişine yerleştireceğiniz şık bir toprak veya seramik saksı, evinizin havasını değiştirecek bir aksesuar görevi gördüğü gibi şemsiyelik de olabilir. İsterseniz tıpkı ekmek kutusunda olduğu gibi saksının dışını renkli çıkartmalarla süsleyebilir veya boyayabilirsiniz. Saksıdan gazetelik Evinizde minik hoşluklar yapmayı seviyorsanız, büyük renkli bir seramik saksıyı rahatlıkla gazete ve dergi koymak için kullanabilirsiniz. Huni yerine kilitli poşet! Pasta ve tatlıları süslemek için temizlenmesi zahmetli ve pahalı kaplar yerine kilitli buzdolabı poşetini kullanabilirsiniz. Bunun için poşetin bir ucunu işinizi görecek büyüklükte kesin. İçine kremayı koyun, havasını aldıktan sonra kilitleyin ve öylece sıkın. Bu yöntemi mutfağınızda huniyle boşaltacağınız bütün sıvılar için de kullanabilirsiniz. Ancak bunun için poşetin ucunu çok küçük bir şekilde kesmeniz gerekir.


17 - 23 NİSAN 2013

40

BU BULMACA Hazırlayan: Ali Topdaõ a.topdag@zaman.com.tr

ZÿNCÿR BULMACA Kutuları doldurulmuþ bulmaca aþaāıdaki gibidir. Sizden istediāimiz soru kutusundan çıkıp sadece yatay ve düþey ilerleyerek bütün kutuları kullanıp çözümü iþaretlemek. Her harfi sadece bir kere kullanabilirsiniz.

M

A

K

K

M

A

R

B

B

Y

E

K

Ö

E

K

I

A

ÿ

H

Efendimiz’in bir erkek evladı

ÿ

E

Ü

V

A

Y

R

ÿ

Efendimiz’in bir mucizesi

Ā

M

I

N

U

H

S

Efendimiz’in ilk süt annesi

V

Ü

H

Hz. Hatice’nin vefat yılı

E

B

T

E N E

S E S

Ü

Z

A R Y

T Efendimiz’in babaannesi Efendimiz’in bir eþi

A

T

A

Efendimiz’in annesinin vefat ettiāi yer

F

Efendimiz’in 20’li yaþlarda katıldıāı savaþ

F

ÿ

C

L

ÿ

K

Efendimiz’in katıldıāı son sefer

S

R

A

K

A

F

A

R

N

Ü

E

S

Ü

T

A

Efendimiz’in ÿncil’deki adı

N

E

M

Efendimiz’in vefat ettāi þehir

ÿ

D

Efendimiz’in Bedir’deki sancaktarı

U

M

A

B

E

V

A

Efendimiz’in diþinin kırıldıāı savaþ

U

D

S

U

M

N

ÿ

F

Efendimiz’in sadık dostu

E

I

Ā

U

H

R

A

B

B

ÿ

Y

Y

E

B

U

B

E

K

ÿ

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERû

TOPLAMLI SUDOKU 3

9

9

8 10 3

8

2

6

5

3

4

1

5

4

1

3

4

5

6

2

8

7

5

2

6

1

3

4

7

5

4

1

3

2

5

6 11

11 6

5

2

4

1

3

4

3

4

1

6

2

5

7

9

9

3 10 3

8

7

HECELÿ BULMACA

E KELÿME YERLEĀTÿRME

ÿÇ

Lÿ

KÖF

TE

LA

Tÿ

LO

KUM

YA

ZI

HA

NE

BEY

E

FEN

Dÿ

Aþaāıdaki kelimeleri diyagramda soldan oldan saāa ve yukarıdan aþaā aþaāıya doāru okunacak þekilde yerleþtirin. ÿÇÿÇE KARELER

HATEMÜ’L ENBÿYA, DELAÿL, ÿBADET, ADET TEMSÿL TEMSÿL, AHLAK AHLAK, BE BEDÿR, HARAM, ÿHLAS, ÿMAME, NAMAZ, SÿYER, TAVAF, ADBA, ADÿL, ÿLAH, TAHA, TAÿF, ZÜHD, ALÿ, ASR, DÿN

21 TANE KARE VARDIR

SAYI PÿRAMÿDÿ 22 7 25 8

29 30

23 2

33

1

31

32 35

3

34


08-09 Bulmacalar

18 NİSAN 2013 PERŞEMBE

ÇÖZMECE

18 NİSAN 2013 PERŞEMBE

Yeni Bahar Çocuk

17 - 23 NİSAN 2013


17 - 23 NİSAN 2013

ZOR GÜNLERİN YAR-I VEFADâRI HATİCE TÛBA ÇETİNKAYA Mekkeliler nasıl peygamberlik gelme-

1den önce O’na (sallallahu aleyhi ve sel-

lem) Muhammedü’l-Emîn diyorsa, Hatice annemize de temiz anlamında ‘Tâhire’ diyorlardı. Çünkü Hz. Hatice, cahiliye döneminin kirli dünyasında tertemiz kalabilmiş bir kadındı. Onun en büyük bilgi kaynağı olan amcasının oğlu Varaka ibn Nevfel, putlara tapmayıp gerçek dini aramak için yollara düşmüştü. Tevrat ve İncil’e hâkimdi. Tüm arayışları onu gelecek Nebî ile ilgili bilgilere ulaştırıyordu. Varaka bu beklentilerini kuzeniyle de paylaşıyordu. Allah adeta onun vesilesiyle Hz. Hatice’yi ilerideki mukaddes hayatına hazırlıyordu. Hatice binti Huveylid, Peygamberimiz’den 15 yaş büyüktü. Habibullah’la kurduğu kutlu yuvadan önce başından iki evlilik daha geçmişti. Ebû Hâle ibn Zürâre’den Hind ve Hâle isminde iki oğlu, Atîk ibn Âiz’den de Hind adında bir kızı vardı. İki eşi de evlendikten kısa süre sonra vefat etmişti. Hatice’nin yetimleri, daha sonra kendisi de yetim olan Efendimiz’in

hanesinde, onun terbiyesiyle yetişeceklerdi. Hz. Hatice, uluslararası ticaretle uğraşan, zengin, güzel ve asil bir kadındı. Bu yüzden kendisine evlenme teklifleri gelmeye devam ediyordu. Ebû Cehil de buna cüret edenler arasındaydı fakat Hz. Hatice, bu kapıyı tereddütsüz kapamıştı. Ta ki Âlemlerin Sultanı’yla (sallallahu aleyhi ve sellem) karşılaşana dek… Mekkelilerin göz bebeği Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), 25 yaşında yaptığı ilk evliliğini işte iki kez dul kalmış, 3 yetimi olan, 40 yaşındaki Hz. Hatice ile gerçekleştirmişti. O vefat edene kadar da, 25 yıl süren bu evlilik boyunca, başka bir izdivacı vuku bulmadı. İbrahim hariç bütün çocuklarının (Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma) annesiydi Hatice. Peygamberimiz’in mübarek nesli, onun kızı Fatıma’dan devam etmişti. Bu yüzden Ehl-i Beyt’le birlikte ümmet-i Muhammed’in annesi kabul edildi. Belki de kendisine atfedilen bu büyüklükten ötürü ‘Hatice-i Kübra’ dendi ona. Sadakat ve vefa kahramanı bir çift... Hz. Hatice, bütün mal varlığını hayra

harcadı. Eşiyle beraber tek hurmayla geçirdiği günlere razı oldu. Zaten o, Allah’ın Habibi ne diyorsa, ne diliyorsa hep ona razı olmuştu. İlk vahyin geldiği dönemde “Allah’a yemin olsun ki, büyük işlerin olacağından endişe duyuyorum.” diyen Allah’ın Sevgilisi’ni ilk teselli eden de yine Hatice’siydi: “O ne söz! Allah’a sığınırız ondan. Allah hiç seni zayi eder mi? Sen ki, emaneti yerine getirir ve zayi etmez, akrabalarını görüp gözetir ve ellerinden tutarsın. Sen hep sözün en doğrusunu söylersin.” (Buhârî) Efendiler Efendisi’nin böyle bir sadakat ve bağlılığı karşılıksız bırakması mümkün müydü? Nefes aldığı sürece Hatice Validemiz’e olan vefasından hiçbir zaman vazgeçmedi Nebiler Nebisi (sallallahu aleyhi ve sellem). Vefatının ardından onu o kadar çok anardı ve överdi ki, bir keresinde Aişe annemizin Hz. Hatice’yi kıskanmasına şu sözlerle karşılık verdi Hz. Sâdık u Masdûk: “Allah ondan daha iyisini bana vermedi. İnsanlar beni inkâr ettikleri zaman, o bana iman etti. İnsanlar beni yalanladıkları zaman, beni o doğruladı. Başkaları beni mahrum bıraktıkları zaman, o

kendi malı ile bana yardımda bulundu. Onun sayesinde Allah beni çocuk sahibi yaptı.” (Heysemî) Hz. Hatice, Efendimiz için çok kıymetli olan amcası Ebu Talip’le aynı yıl içinde vefat etmişti. ‘Hüzün yılı’ dendi bu seneye. İki Cihan Serveri, amcasını ebediyete uğurladıktan sonra, hasta yatağında bıraktığı zevcesinin yanına gitmişti koşarcasına. Yaklaşan ayrılığın acısıyla şu sözler döküldü mübarek dudaklarından: “Benden dolayı ey Hatice! Sen de bu sıkıntılara katlanmak zorunda kaldın ve kametine göre bir hayattan mahrum yaşadın. Ancak unutma ki Allah, her sıkıntı ve zorluğun arkasından mutlaka hayr-ı kesîr murat etmiştir.” (Heysemî) ‘Erken doğan kız çocuğu’ manasında kendisine ‘Hatice’ denilen mübarek annemiz, Efendiler Efendisi’ne doyamadan 65 yaşında veda ediyordu dünyaya. Kadir Gecesi’nde Hakk’a yürüyen zevcesini yine bizzat O Vefalı Eşi kabrine yerleştirecek, toprağı da üzerine O (sallallahu aleyhi ve sellem) atacaktı.


HABER TURU

31 GĂ&#x153;NDEM

17 - 23 NÄ°SAN 2013 ZAMAN

LÄ°CE BASKININDA KURGU, GENERALiN Ă&#x2013;LĂ&#x153;MĂ&#x153;NDE DERÄ°N Ĺ&#x17E;Ă&#x153;PHELERâ&#x20AC;Ś

DÄ°YARBAKIRâ&#x20AC;&#x2122;DA VURULDU, ADI BAHTÄ°YAR!

Bu hafta yine kapaktan gĂśrĂźyoruz â&#x20AC;&#x2DC;AdÄą Konmayan Darbeâ&#x20AC;&#x2122; yÄąlÄą 1993â&#x20AC;&#x2122;Ăź. Laik-antilaik, Alevi-SĂźnni ve TĂźrk-KĂźrt çatÄąĹ&#x;ma senaryolarÄą peĹ&#x;i sÄąra sergilenmiĹ&#x;ti 20 sene evvel. O yÄąlÄąn 22 Ekimâ&#x20AC;&#x2122;inde DiyarbakÄąr Liceâ&#x20AC;&#x2122;de gerçekleĹ&#x;en PKK baskÄąnÄą, en ses getiren vakalardan biriydi. â&#x20AC;&#x2DC;Emirleâ&#x20AC;&#x2122; derhal saldÄąrÄą mahalline intikal eden Jandarma BĂślge KomutanÄą TuÄ&#x;general Bahtiyar AydÄąn, ilçedeki kendine baÄ&#x;lÄą birliÄ&#x;in bahçesinde Kanas marka silahla suikasta uÄ&#x;ramÄąĹ&#x;tÄą. Bir keskin niĹ&#x;ancÄą (!) uzak mesafeden kafasÄąndan vurarak Ĺ&#x;ehit etmiĹ&#x;ti paĹ&#x;ayÄą. Adeta bir iç savaĹ&#x; senaryosunun filmiydi o gĂźn ve sonrasÄąndakiler. Nice kĂśyler yakÄąldÄą; insanlar evlerini barklarÄąnÄą bÄąrakÄąp bĂźyĂźk Ĺ&#x;ehirlerin yolunu tuttu. 18 kiĹ&#x;i ĂślmĂźĹ&#x;tĂź, Lice olaylarÄąnda. Ä°ddialara gĂśre Ăźzeri kimliksiz 4â&#x20AC;&#x2122;Ăź PKKâ&#x20AC;&#x2122;lÄą idi. Vilayetteki Cumhuriyet BaĹ&#x;savcÄąlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn 2010â&#x20AC;&#x2122;da baĹ&#x;lattÄąÄ&#x;Äą soruĹ&#x;turma ilerledikçe anlaĹ&#x;ÄąldÄą ki, hepsi â&#x20AC;&#x2DC;kurgudanâ&#x20AC;&#x2122; ibaret. Zaman aĹ&#x;ÄąmÄąna 6 ay kala yeniden incelendi bilgi, bulgu ve detaylar. O sÄąrada oralarda vazifeli askerlerle gĂśrĂźĹ&#x;ĂźldĂź. PKKâ&#x20AC;&#x2122;lÄą gĂśrmediklerini ve ĂśldĂźrmediklerini belirtiyorlardÄą. Vefat eden tek ĂźniformalÄą Bahtiyar PaĹ&#x;a idi. SaptandÄą ki, iki ayrÄą tutanak dĂźzenlenmiĹ&#x;; biri polise, diÄ&#x;eri de askere ait. Ama ikisi de aynÄą kalemden çĹkma. 1994â&#x20AC;&#x2122;te TBMM Ä°nsan HaklarÄą AraĹ&#x;tÄąrma Komisyonuâ&#x20AC;&#x2122;na, Ä°l Jandarmaâ&#x20AC;&#x2122;dan bir belge gĂśnderilmiĹ&#x;. Metne gĂśre, saldÄąrgan bellidir ve PKKâ&#x20AC;&#x2122;lÄądÄąr. Sorgu gizlilik içinde sĂźrdĂźÄ&#x;Ăźnden açĹklanamamaktadÄąr. Ape HĂźseyin kod aldÄą Kadri Ă&#x2021;elik sorumludur cinayetten. Ä°daresindeki 20 ĂśrgĂźt militanÄą karÄąĹ&#x;mÄąĹ&#x;tÄąr suça. YazÄąyla sĂśz konusu jandarma komutanlÄąÄ&#x;Äąna kiĹ&#x;inin akÄąbetini soruyor savcÄąlÄąk. Cevaptan ĂśÄ&#x;reniyor ki, arĹ&#x;iv kayÄątlarÄąnda buna iliĹ&#x;kin yakalanmÄąĹ&#x; veya teslim olmuĹ&#x; ĂśrgĂźt mensubu yoktur. Meclisâ&#x20AC;&#x2122;e 1994â&#x20AC;&#x2122;te iletilen ifade ĂśrneÄ&#x;inin izine de rastlanmamÄąĹ&#x;tÄąr. Ne yazÄąk ki, Kanasâ&#x20AC;&#x2122;a ait boĹ&#x; kovan ve mermi çekirdeÄ&#x;ine deâ&#x20AC;Ś Ă&#x2013;rgĂźtĂźn o zamanki bĂślge mesulĂź Ĺ&#x17E;emdin SakÄąk ise ifadelerinde, â&#x20AC;&#x153;Bu olayÄą ĂśrgĂźt yapmadÄą.â&#x20AC;? demektedir. Ă&#x2013;lĂź ele geçirildiÄ&#x;i sĂśylenen 11 kiĹ&#x;i terĂśrist deÄ&#x;il, sivil vatandaĹ&#x;tÄąr. Bu bilgilerin çoÄ&#x;u Milliyet gazeTaklitbasÄąlÄą haber. Aytesinden. 7 Nisan 2013 tarihli nĂźshasÄąnÄąn 24â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź sayfasÄąnda ĂźrĂźnde dĂźnya dÄąn PaĹ&#x;aâ&#x20AC;&#x2122;ya â&#x20AC;&#x2DC;oraya gitâ&#x20AC;&#x2122; emrini verenleri de not dĂźĹ&#x;elim bilgi kalabalÄąÄ&#x;Äą yapmayacaksa: Jandarma AsayiĹ&#x; Kolordu KomutanÄądeviyiz! Hasan KundakçĹ ve yardÄąmcÄąsÄą Ä°lker BaĹ&#x;buÄ&#x;. Taklit ĂźrĂźn denince hemen

4â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź YargÄą Paketi sessizce yasalaĹ&#x;tÄąâ&#x20AC;Ś

Ă&#x2013;rgĂźt silahlÄąysa kaçarÄą yok

YasalaĹ&#x;an 4â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź YargÄą Paketiâ&#x20AC;&#x2122;nin muhtevasÄą, gĂźndemdeki pek çok baskÄąn polemiÄ&#x;in gĂślgesinde kaldÄą. KCK soruĹ&#x;turmasÄąnÄą yakÄąndan ilgilendirmekteydi. Temel sorulardan biri Ĺ&#x;uydu: â&#x20AC;&#x153;TerĂśr ĂśrgĂźtĂźnĂźn propagandasÄąnÄą yapanlara, bildirisi-açĹklamalarÄąnÄą basanlara veya yayÄąmlayanlara ceza verilirken hangi kriterlere riayet edilecek?â&#x20AC;? YasanÄąn; tutuklu ĂśÄ&#x;renci, gazeteci ve sendikacÄąlarÄąn akÄąbetine tesiri de merak konusuydu. Ä°lginçtir belki de en radikal deÄ&#x;iĹ&#x;imlerden biri â&#x20AC;&#x2DC;ihaleye fesat karÄąĹ&#x;tÄąrmaâ&#x20AC;&#x2122; suçunun ceza limitlerindeydi. Buna yazÄąnÄąn sonunda dĂśneceÄ&#x;iz. â&#x20AC;&#x2DC;Kriterâ&#x20AC;&#x2122; parantezi netleĹ&#x;ti: â&#x20AC;&#x153;Cebir-Ĺ&#x;iddet-tehdit içeren yĂśntemler meĹ&#x;ru gĂśsteriliyor, ĂśvĂźlĂźyor ya da bunlara baĹ&#x;vurulmasÄą teĹ&#x;vikkâr tutumla Ăśzendiriliyorsaâ&#x20AC;? cezalandÄąrma devreye girecek. Ä°nce bir detayÄą ekleyelim: â&#x20AC;&#x153;Bildiri ve açĹklamalarÄą basÄąp yayÄąmlayanlar, propaganda suçu iĹ&#x;leyenler, kanun dÄąĹ&#x;Äą toplantÄą-gĂśsteri yĂźrĂźyĂźĹ&#x;Ăźne katÄąlanlarâ&#x20AC;? ayrÄąca â&#x20AC;&#x2DC;ĂśrgĂźte Ăźyeliktenâ&#x20AC;&#x2122; de hĂźkĂźm giyemeyecek. â&#x20AC;&#x2DC;Ancakâ&#x20AC;&#x2122;, â&#x20AC;&#x153;patlayÄącÄą madde bulundurma, mala zarar verme, kasten yaralama, gĂśrevi engellemede direnme, genel gĂźvenliÄ&#x;i bilerek tehlikeye sokma tĂźrĂźnden cebir ve Ĺ&#x;iddet varsaâ&#x20AC;? olayÄąn rengi farklÄąlaĹ&#x;Äąyor; suç kar-

KĂ&#x153;NYE

Kara Kutu

akla Ă&#x2021;in gelmekte. Peki, hiç merak etiniz mi, ikinci TÂ&#x2018;SBEBLJĂ&#x2122;MLFIBOHJTJ  Uzatmadan sĂśyleyelim, 5Ă&#x2122;SLJZF.BSLBPMVĂŤUVSNBL için milyonlarca lira para IBSDBOÂ&#x2018;QZĂ&#x2122;[MFSDFQFSTPOFM Ă&#x2026;BMÂ&#x2018;ĂŤUÂ&#x2018;SÂ&#x2018;MEÂ&#x2018;ĂŹÂ&#x2018;OÂ&#x2018;CFMJSUFSFL  Ă&#x2122;ZFMFSJODFBĂ&#x2026;Â&#x2018;MBOEBWB TBZÂ&#x2018;TÂ&#x2018;OÂ&#x2018;OCJOJCVMEVĂŹVOV Sahibi/Publisher: Moving Media ApS YĂśnetim Kurulu BaĹ&#x;kanÄą/Chief ExecutivesĂśylĂźyor, OfficerTescilli Markalar %FSOFĂŹJ 5.% #BĂŤLBOÂ&#x2018; Vedat OÄ&#x;uz Tahsin Ă&#x2013;zlenir. Dernek IBSJDJOEFLJMFSJOBĂ&#x2026;UÂ&#x2018;LMBSÂ&#x2018;ZMB Genel YayÄąn MĂźdĂźrĂź Haber Merkezi Grafik TasarÄąm CJOFZĂ&#x2122;LTFMJZPSNVĂŤIBL Editor-in-Chief Redaktion Center Sebahattin Ă&#x2021;elebi BSBNBBNBDÂ&#x2018;ZMBZBSHÂ&#x2018;ZB Hasan CĂźcĂźk, Emre OÄ&#x;uz, intikal eden dosya adedi. Kamil SubaĹ&#x;Äą Reklam Menaf AlÄącÄą, Ä°brahim Kaya, 5BLMJUQJZBTBTÂ&#x2018;OÂ&#x2018;OCJ[EFLJ k.subasi@zamaniskandinavya.dk Advertising Engin Tenekeci, GĂźrcan ZÂ&#x2018;MMÂ&#x2018;LCĂ&#x2122;ZĂ&#x2122;LMĂ&#x2122;ĂŹĂ&#x2122;IFSUĂ&#x2122;SMĂ&#x2122; Sevgican, Erdal Ă&#x2021;olak +45 71 51 43 85 FULJONĂ&#x2122;DBEFMFZFSBĂŹNFO haber@zamaniskandinavya.dk reklam@zamaniskandinavya.dk NJMZBSEPMBSDJWBSÂ&#x2018;OEBZNÂ&#x2018;ĂŤ Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 4POZÂ&#x2018;MMBSEBJOUFSOFUĂ&#x2122;[FSJOCVR-nr. 25065557 IBAN: DK57 30000016922552 â&#x20AC;˘ SWIFT-BIC: DABADKKK EFOHFSĂ&#x2026;FLMFĂŤFOTBUÂ&#x2018;ĂŤMBSEB EBZPĂŹVOMBĂŤNBZBCBĂŤMBNÂ&#x2018;ĂŤ UBLMJUĂ&#x2026;JMJL NJMZBSMJSBMÂ&#x2018;L Ă&#x153;LKE VE BĂ&#x2013;LGE TEMSÄ°LCÄ°LÄ°KLERÄ° FUJDBSFUQBTUBNÂ&#x2018;[JĂŤUBIMBSÂ&#x2018; â&#x20AC;˘ Ä°sveç: Ä°brahim Kaya .......................................................................................... + 46 76 160 46 03 â&#x20AC;˘ Norveç: Ă&#x2013;mer Fevzi Ä°pek .................................................................................. + 47 21 39 54 57 LBCBSUÂ&#x2018;ZPSIBMJZMF5BLMJU â&#x20AC;˘ Finlandiya: Fahrettin Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;kan .......................................................................... + 358 505 48 03 33 Ă&#x2122;SĂ&#x2122;OTBUÂ&#x2018;ĂŤÂ&#x2018;OBLBSÂ&#x2018;ĂŤBO â&#x20AC;˘ GrĂśnland, Ä°zlanda: Mehmet Bayhan ................................................................ + 45 52783966 TBOBMBMÂ&#x2018;ĂŤWFSJĂŤQPSUBMÂ&#x2018;OÂ&#x2018;EB â&#x20AC;˘ Aarhus: Rasim Atakan ...................................................................................... + 45 42 78 93 64 EBWBFEFDFLMFSJOJBOMBUÂ&#x2018;ZPS â&#x20AC;˘ Ä°stanbul: Salih BeĹ&#x;ir .......................................................................................... + 90 5332 83 89 86 ¡[MFOJS5BLMJUMFCBĂŤFUNFOJO QBIBMÂ&#x2018;MÂ&#x2018;ĂŹÂ&#x2018;OÂ&#x2018;WFV[VOTĂ&#x2122;SFEJS Reklam ............................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................+45715 14 385 CJSLBOVOEFĂŹJĂŤJLMJĂŹJOJO Haber: ..............................haber@zamaniskandinavya.dk yolunu gĂśzlediklerini de Okur HattÄą: ..................okurhatti@zamaniskandinavya.dk WVSHVMVZPSBZSÂ&#x2018;DBi5BLMJU Abone: ..............................abone@zamaniskandinavya.dk ................................+4570206970 TVĂ&#x2026;VOVOĂŤJLBZFUFCBĂŹMÂ&#x2018; PMNBLUBOĂ&#x2026;Â&#x2018;LBSÂ&#x2018;MNBTÂ&#x2018;WF Gazetemizde yayÄąnlanan yazÄą ve haberlerin yayÄąn haklarÄą Moving Mediaemniyet ApSâ&#x20AC;&#x2122;ye aittir. YazÄą ve haberler gßçlerinin reâ&#x20AC;&#x2122;sen referans gĂśsterilerek kullanÄąlabilir. YayÄąnlanan reklamlarÄąn içeriÄ&#x;inden gazetemiz sorumlu deÄ&#x;ildir. harekete geçmesini istiyoMoving Media ApS â&#x20AC;˘ Holsbjergvej 41 B â&#x20AC;˘ 2620 Albertslund â&#x20AC;˘ Tlf:SV[(FMFOJTUJICBSBUBOÂ&#x2018;OEB + 45 70 20 69 70 EFĂŹFSMFOEJSJMNFEJĂŹJOEF[BBG Ä°nternet: www.zamaniskandinavya.dk â&#x20AC;˘ BaskÄą: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892 PSUBZBĂ&#x2026;Â&#x2018;LÂ&#x2018;ZPSw

10

nesine â&#x20AC;&#x2DC;Ăźyelikâ&#x20AC;&#x2122; de ulanÄąyor. Diyelim ki kiĹ&#x;i ĂśrgĂźt adÄąna suça karÄąĹ&#x;tÄą fakat Ăźyesi deÄ&#x;il. Eylem sÄąrasÄąnda cebir ve Ĺ&#x;iddete de bulaĹ&#x;madÄą. Peki, hal buyken Ăźyelik cezasÄąna da çarptÄąrÄąlabilecek mi? AK Partiâ&#x20AC;&#x2122;nin Ăśnergesiyle metne monte edilen bir istisna hariç, umumi cevap â&#x20AC;&#x2DC;hayÄąrâ&#x20AC;&#x2122;; ĂśrgĂźt silahlÄąysa â&#x20AC;&#x2DC;evetâ&#x20AC;&#x2122;. SilahsÄązsa, sadece iĹ&#x;lenen cĂźrmĂźn karĹ&#x;ÄąlÄąÄ&#x;Äąyla yetinilecek. Ă&#x2013;Ä&#x;renci, gazeteci ve sendikacÄą tutuklularÄąn beklediÄ&#x;i buydu. Adalet BakanÄą Sadullah Erginâ&#x20AC;&#x2122;in, BDPâ&#x20AC;&#x2122;li Hasip Kaplanâ&#x20AC;&#x2122;Äąn â&#x20AC;&#x153;KCKâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn hiçbir tutuklusu bundan yararlanamaz.â&#x20AC;? sitemi Ăźzerine, â&#x20AC;&#x153;KCK tutuklularÄą â&#x20AC;&#x2DC;silahlÄą ĂśrgĂźt kurmak ve silahlÄą ĂśrgĂźte ĂźyeliÄ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122; dĂźzenleyen 314â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź maddeden yargÄąlanÄąyor. Bu dĂźzenlemenin kapsamÄąnda deÄ&#x;il.â&#x20AC;? diye konuĹ&#x;tuÄ&#x;unu aktarÄąrsak daha iyi anlaĹ&#x;Äąlacak sanÄąrÄąm. Yeniden ihale mevzuundayÄąz. CHPâ&#x20AC;&#x2122;nin teklifiyle â&#x20AC;&#x2DC;ihale fesatçĹlarÄąnaâ&#x20AC;&#x2122; ĂśngĂśrĂźlen hapsin sĂźresi 5-12 yÄąldan, 3-7 yÄąla indi. Genel Kurulâ&#x20AC;&#x2122;da iktidar ve ana muhalefet ikincil revizyonuyla; â&#x20AC;&#x2DC;kamu kurumu ve kuruluĹ&#x;u açĹsÄąndan zarar doÄ&#x;mamÄąĹ&#x;saâ&#x20AC;&#x2122; 1-3 yÄąla dĂźĹ&#x;tĂź. Kanuna iliĹ&#x;kin mĂźhim bir bilgiyle bitirelim: Ä°Ĺ&#x;kence suçlarÄą zaman aĹ&#x;ÄąmÄąna uÄ&#x;ramayacak artÄąk.

KĂśrfezâ&#x20AC;&#x2122;deki bomba P Bunlar da Sakarya mĂźhimmatlarÄą nihayet gidiyor BOBNB CBOEĂŞSBMĂŞ $IFS- bombalanmasÄąyla irtibat iddiasÄą Ĺ&#x17E;emdinliâ&#x20AC;&#x2122;de Umut Kitapeviâ&#x20AC;&#x2122;nin

'050Ä&#x20AC;3"'$")Ä&#x192;5,*-*Â&#x;

OBNPSFT BEMĂŞ HFNJOJO OBTĂŞM EB Ä&#x192;[NJU ,Ă&#x17D;SGF[JmOEFZĂŞMCPZVODBÂżFWSFZJUFIEJUFEFSFLLBMBCJMEJĂżJOJ Bombalar, silahlar, mĂźhimmatâ&#x20AC;Ś Bazen da ertesi gĂźn dĂśnemin Ä°l Jandarma KomutanÄą TPSHVMBNBMĂŞZĂŞ[JMLJO#VLBEBS LPMBZZBEBVDV[NV /JIBZFĂ&#x153;mraniyeâ&#x20AC;&#x2122;deki bir gecekonduda karĹ&#x;ÄąmÄąza Albay Ramazan Akçaâ&#x20AC;&#x2122;ya iletiyor. Balaâ&#x20AC;&#x2122;dan UJOEFZBSHĂŞMBNBTPOVÂżMBOEĂŞEB çĹkÄąyor; bazen PoyrazkĂśyâ&#x20AC;&#x2122;deki arazide, bazen herhangi bir iĹ&#x;lem yapÄąlmayacaÄ&#x;ÄąnÄą duyan deEFSJOCJSOFGFTBMEĂŞL:BSHĂŞUBZ Ankara Zir Vadisiâ&#x20AC;&#x2122;nde. ArdÄąndan bunlarÄąn Ă&#x153;nal, ele geçenleri tutanakla amirine intikal etmODJ %BJSFTJ  3VTZBmEBO ZĂ&#x201D;LTĂźrk SilahlÄą Kuvvetleriâ&#x20AC;&#x2122;nin (TSK) envanterin- tiriyor. Albay Akça baĹ&#x;ta bu geliĹ&#x;meden haMFOFO-1(mOJOEFWMFUNBMĂŞTBden aparÄąldÄąÄ&#x;Äą ve kimi provokatif eylemlerde berdar deÄ&#x;ildir. Ă&#x2013;Ä&#x;rendiÄ&#x;indeyse gizlenen ZĂŞMNBTĂŞOBWFHFNJOJOTBIJCJOF kullanÄąldÄąÄ&#x;Äą anlaĹ&#x;ÄąlÄąyor. Birileriyle somut baÄ&#x;- unsurlarÄą (vakanÄąn 7â&#x20AC;&#x2122;nci ayÄąnda) Cumhuriyet JBEFTJOFLBSBSWFSEJ5FNNV[ mEFlLBÂżBL¿êMĂŞĂżBUFÄ FCCĂ&#x201D;TlantÄąlarÄą da belirleniyor. Nur topu misali bir SavcÄąlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;na gĂśnderiyor. BaĹ&#x;çavuĹ&#x; Yorulmaz, UFOm FMda LPOVMEVĂżVOEB   bulma Sakaryaâ&#x20AC;&#x2122;dan bu defa. BaĹ&#x;çavuĹ&#x; Ali Albay Akçaâ&#x20AC;&#x2122;yÄą kum kaçakçĹlÄąÄ&#x;Äąna gĂśz yumduÄ&#x;u UPO -1( WBSEĂŞ HFNJEF Furuzan Yorulmazâ&#x20AC;&#x2122;Äąn adli mekanizmaya taĹ&#x;Äą- iddiasÄąyla savcÄąlÄąÄ&#x;a Ĺ&#x;ikayet ediyor. Bu vesileyle UPOV TĂ&#x201D;SF [BSGĂŞOEB ÂżĂ&#x201D;SĂ&#x201D;ZFO dÄąÄ&#x;Äą mevzunun kÄąsa hikâyesi Ĺ&#x;Ăśyle: Sakarya bomba ve silahlarÄąn saklanÄąlmasÄąnÄą da anlatÄąHFNJEFOFUSBGBTĂŞ[EĂŞ"¿êLCJS Jandarma KomutanlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;ndan Kademeli yor adli mercilere. Sakarya Asliye Ceza ZFSMFÄ JNBaĹ&#x;ZFSMFSJOJO EĂŞÄ ĂŞOB /FZTF  ZBSHĂŞ2â&#x20AC;&#x2122;nci LBSBSĂŞ HĂ&#x201D;NSĂ&#x201D;L SJTLUJCV,Ă&#x17D;SGF[JÂżJO&NOJZFU ¿êLBSĂŞMNBTĂŞ  EFĂżJMTF verdiÄ&#x;i ZFULJMFSJOF VMBÄ ĂŞS VMBÄ NB[ JÄ Ă§avuĹ&#x; Adnan Ă&#x153;nal nezaretinde 4 EylĂźl 2008â&#x20AC;&#x2122;deNĂ&#x201D;NLĂ&#x201D;O Mahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;ne dilekçede, Akçaâ&#x20AC;&#x2122;yÄą â&#x20AC;&#x2DC;çete ZPĂżVOHB[LBÂżBÿêOBEJLLBUÂżFLLPOUSPMMĂ&#x201D; CPÄ BMUĂŞMNBTĂŞ CĂ&#x201D;ZĂ&#x201D;Lsuçluyor. MFNMFSF CBÄ MBOBDBL .FSBL-ile (Ă&#x201D;NSĂ&#x201D;L .Ă&#x201D;EĂ&#x201D;SMĂ&#x201D;ĂżĂ&#x201D;mOĂ&#x201D;O AliUJFuat Cebesoy lojman binasÄą temizleniyor. liderliÄ&#x;iyleâ&#x20AC;&#x2122; TMK 10â&#x20AC;&#x2122;uncu madde Ă&#x17D;OMFN UFÄ LJM CJSLBÂż EJQSavcÄąlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;na OPU ,PDBFMJda Bu7BMJMJĂżJOEJSFLUJGJZMFZBQUĂŞSEêÿê esnada bina giriĹ&#x;inin hemen saÄ&#x;Äąndaki oda- FUNFLUFo gĂśrevli(Ă&#x201D;NÄ°stanbulMĂŞMBSB Cumhuriyet UFLOJL BOBMJ[EFO CJS CĂ&#x17D;MĂ&#x201D;N SĂ&#x201D;L WF 5JDBSFU #BLBOĂŞ )BZBUJ mJODJ "ÿêS $F[B .BILFNFTJ  nÄąn bacasÄąnda naylona sarÄąlarak dÄąĹ&#x;ardan banulaĹ&#x;Äąyor dosya. BombalarÄąn, 2005â&#x20AC;&#x2122;te Hak:B[ĂŞDĂŞ  ZBZĂŞNMBOBO IBCFSMFS HFNJWFZĂ&#x201D;LĂ&#x201D;OĂ&#x201D;OLBSBSLFTJOn#PNCB LPOVNVOEBLJ HFtlanmÄąĹ&#x; paketler bulunuyor. İçlerinde 1 taarruz kâriâ&#x20AC;&#x2122;nin Ĺ&#x17E;emdinli ilçesindeki Umut KitapNJOJO EFOJ[ USBGJĂżJ Ă&#x201D;[FSJOEF  TPOSBTĂŞ.BSUmUB,PDBFMJmOEF  MFÄ UJĂżJOEFTBIJCJOFJBEFTJOEFO ve5´13"Ä&#x201A; 4 savunma tipi el bombasÄą, dipçikli eviâ&#x20AC;&#x2122;nin bombalanmasÄąyla n#VBZĂŞQCJ[JN#VOEBOĂ&#x17D;UĂ&#x201D;SĂ&#x201D; ZBOB JSBEFiliĹ&#x;kili PSUBZBolabileceÄ&#x;ini LPZNVÄ UV WF ZFSMFÄ JN ZFSMFSJ- 1 seyyar IFSLFTUFOĂ&#x17D;[Ă&#x201D;SEJMJZPSVN4P.Ă&#x201D;EĂ&#x201D;SMĂ&#x201D;ĂżĂ&#x201D; IĂ&#x201D;LNF OF ZBLĂŞO PMNBTĂŞ KalaĹ&#x;nikof piyadeEVSVNV tĂźfeÄ&#x;i ileÂżPL bu silaha ait 5 Ĺ&#x;ar- de Ăśne sĂźrĂźyor, (Ă&#x201D;NSĂ&#x201D;L Yorulmaz. Zira o tarihte HakSVOVFOLĂŞTB[BNBOEBTPOMBOJUJSB[ FUNJÄ UJ %PTZB  ZĂŞMEĂŞS CPZVUMBSB UBÄ ĂŞNBLjĂśrUFIMJLFMJ ile 92 mermi vardÄąr. Ă&#x153;nal durumu BĂślĂźk kâri Jandarma Komutan YardÄąmcÄąsÄądÄąr Akça. EĂŞSBDBÿê[o EJZF Haber, LPOVÄ NVÄ UV :BSHĂŞUBZmEBJEJ UB (FNJOJO FO LĂŞTB KomutanÄą BaĹ&#x;çavuĹ&#x; BilalTĂ&#x201D;SFEF Balaâ&#x20AC;&#x2122;ya bildiriyor. Bala Zamanâ&#x20AC;&#x2122;dan Erkan Acarâ&#x20AC;&#x2122;a ait.

4":*-"3*/%Ä&#x2014;-Ä&#x2014;

NJMZPO

,JUBQPLVNBZBSĂŞÄ NBMBSĂŞOĂŞOFOTFNFSFMJMFSJOEFOCJSJ Ä&#x192;TUBOCVM#BĂżDĂŞMBS0UPDFOUFS 5JDBSFU.FTMFL-JTFTJmOEFHFSÂżFLMFÄ UJ,BUĂŞMĂŞNDĂŞMBSUPQMBNEBNJMZPOTBZGBZĂŞEFWJSEJ ÂŽZMFLJIBZBUĂŞOĂŞCVNFÄ HBMFEFOUBNBNFO V[BLHFÂżJSFOĂ&#x17D;ĂżSFODJMFSJOCJMFQBTUBEBLJ QBZMBSĂŞCJOMFSJCVMEV

 NJMZPO #VCJSLÂşTFÂ&#x;BQĂŞTBOUJN ,ĂŞSNĂŞ[ĂŞEĂŞÄ ZĂ&#x201D;[FZJÂżFÄ JUMJ SFOLUFLJÂżJÂżFLEFTFOMFSJZMF CF[FMJÂ&#x;JOmJO2JOH)BOFEBOMêÿêEĂ&#x17D;OFNJOEFOLBMNB +JOHEF[IFOmEFLJJNQBSBUPSMVLGĂŞSĂŞOMBSĂŞOEBQJÄ JSJMEJ 5BINJOFO1FLJOmEFLJTBSBZ BUĂ&#x17D;MZFTJOEFCPZBOEĂŞ)POH ,POHmEBLJB¿êLBSUĂŞSNBEB  NJMZPOEPMBSBTBUĂŞMEĂŞ



,PDBFMJ%JMPWBTĂŞmOEBLJTBOBZJUFTJTMFSJOJO LBOTFSSJTLJOJBSUĂŞSEêÿêTĂ&#x201D;SFLMJHĂ&#x201D;OEFNEF Â&#x;FWSFWFÄ&#x201A;FIJSDJMJL#BLBOMêÿêmODBBZLĂŞSĂŞ EBWSBOBOLVSVMVÄ MBSEBOmVOBHFÂżFO ZĂŞMNJMZPOCJOMJSBQBSBDF[BTĂŞ LFTJMEJEFOFUJNMFSJOEFEFJM HFOFMJOEFGJSNBZBNJMZPOCJO MJSBDF[BZB[ĂŞMNĂŞÄ UĂŞ



,POZBmEBCBOLBMBSEBOTBIUF LJNMJLMFSMFBMEĂŞLMBSĂŞÂżFLMFSMFQJZBTBZĂŞEPMBOEĂŞSBO PSHBOJ[FÄ FCFLFOJOCBÄ ĂŞOB WFZBSEĂŞNDĂŞTĂŞOBmBS ZĂŞMĂ&#x201D;ZFTJOFZTFmEFO ZĂŞMBLBEBSIBQJTDF[BTĂŞWFSJMEJ"EBOBmODĂŞ"ÿêS$F[B .BILFNFTJmOJOHĂ&#x17D;SEĂ&#x201D;ĂżĂ&#x201D; EBWBEBBZSĂŞBZSĂŞ DĂ&#x201D;SĂ&#x201D;NWF NĂ&#x201D;Ä UFLJWBSEĂŞ /Ä&#x192;4"/


32 GÜNDEM 93’Ü ÖRTMEK!

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

MUHSIN ÖZTÜRK ANKARA

Uğur Mumcu suikastına bakan ilk savcı

1Güldal Mumcu’ya ‘işin kolay olmadığını’

söyleyerek devlet kavramını telaffuz ediyor. Ondan davayı devralan ikinci savcı birkaç açıklama sonrasında evinde ölü bulunuyor. Madımak faciasının yakın tanıklarından eski emniyet mensubu Saim Ece olayla ilgili devlet birimlerinin ‘şüpheli’ rolüne dikkat çekiyor. Yıllar sonra yapılan otopside Albay Kazım Çillioğlu’nun aslında intihar etmediği, öldürüldüğü (1994) ortaya çıkıyor. ‘İntihar etti’ diye kayıt düşülen, kaza kurşunu yahut yol kazası denilerek geçiştirilen ne kadar ölüm varsa bir plan dâhilinde oldukları ortaya çıkıyor bir bir. Jandarma komutanı Bahtiyar Aydın’ın Lice baskını sırasında öldürüldüğü biliniyor da ‘Lice baskını’ denilen şeyin başka bir şey olduğu yeni ortaya çıkıyor. 33 erin öldürülmesinden sorumlu tutulan PKK’lı Şemdin Sakık yıllardır “Ben yapmadım” diyor, silahsız masum askerlerin nasıl ölüme itildiği her gün yeni bilgilerle teyit ediliyor. Orgeneral Eşref Bitlis’in şehit olduğu, ilk günden beri uçak kazası olmadığı belli olan hadiseyle ilgili yapılmayan açıklama, teknik izah ve itiraf kalmadı. Olayın faili olmakla suçlanan birkaç kişi dışında uçağın ‘kaza’yla düştüğünü söyleyen yok zaten. Madımak’tan 3 gün sonra Başbağlar’da 33 kişi katlediliyor; geride kalan zavallı köylülerden, yakınlarını kaybetmenin acısını komşu Alevi köylere baskın yaparak çıkarmaları istenir gibi kendilerine silah dağıtılıyor. Sadece acı yaşatılmıyor; komşusuna aynı acıyı tattırması için harekete geçmesi bekleniyor. Kalın betonlar kırılarak anıt mezardan naaşı çıkarılan ve otopsisi yapılan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın raporu bir muammaya dönüşüyor. Oğlu 360 sayfalık raporun tahrif edildiğini iddia ediyor ve kamuoyundan gizlenmesini buna bağlıyor. ‘Zehir var, zehirlenme yok’ şeklinde tarihe geçen açıklamalar daha da kafaları karıştırıyor. Çankaya’da olması gerekip de olmayanlar, olmaması gerekip de olanlar; her gün yeni bir skandal, yeni bir gizlenmiş bilgi çıkıyor, 20 yıl öncesine, 1993 yılı ve konseptine dair. JİTEM yöneticisi Binbaşı Cem Ersever, bütün olup bitenleri mahkemede anlatmak için gittiği Ankara’da infaz ediliyor, bir tanık, eski bir defter çıkıyor. Adnan Kahveci, “Nihai çözüme biraz daha yanaşıyoruz.” dedikten kısa bir süre sonra ‘kaza’ya kurban gidiyor da çoğu zaman bu listede yer bile alamıyor. 38 kişinin öldüğü Yavi katliamını Türkiye henüz öğreniyor. Liste o kadar uzun, o kadar tafsilatlı ki. HEP milletvekilinin ensesinden yediği kurşunla ölmesi, binlerce boşaltılan köy, isimsiz yüzlerce faili meçhul… Bir kişinin ölüm talimatını veren yüzbaşının ses kayıtlarıyla birlikte dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e şikâyet edildiği, şikâyet hususunda bir şey yapılmadığı, hatta o yüzbaşının terfi ettirildiği gibi anlatımlar artık sıradanlaşıyor. Hazırlanan ölüm listesini ve Sapanca-Hendek-Düzce üçgenini herkes biliyor. Kongrelerden liderlerin ve başbakanların çıktığı, sonra o liderlerin kolayca etkisizleştirildiği bir dönem böyle başlıyor. 1993’ten söz ediyoruz; hani ‘darbe’ olduğunu daha yeni öğrendiğimiz ve şaşkınlıkla ne yapacağımızı bilemediğimiz yıldan. “Nasıl oluyor da Güldal Mumcu’nun kitabı dahi Uğur Mumcu cinayetinin ardındaki hakikate dair herhangi bir ‘aydınlanma’ya yol açmıyor; eski klişeler ve duygular nasıl oluyor da aynıyla devam edebiliyor?” diye soruyor Alper Görmüş. Bu soruyu genelleştirebilir ya da bütün olaylara şamil kılabiliriz. Bir zamanlar yerden silahların fışkırması gibi şimdi 93 yılında olanlarla ilgili yığınla şaşırtıcı belge ve bilgi çıkıyor da âdeta görünmez bir duvara çarpıp, yuvarlanıp gidiyor bir kenara. İlk başlarda ‘Acaba sizce 93’te bir şey olmuş olabilir mi?’ diye yöneldiğimiz ve ‘Yok canım, ne olacak!’ diye karşılık aldığımız dönemin aktörleri de böyle düşünüyor artık. Her konuda ayrışan Türkiye, 93’ün en karanlık yıl olduğu konusunda hemfikirken ve sağanak hâlinde yeni bilgi yağar-

Türkiye, yıllar sonra 1993 gerçeği ile tanışmanın şaşkınlığını henüz atamadı. O karanlık dönemin 20’nci yılı geldi çattı. Birçok suç zamanaşımına uğramak üzere. Yargı ve sorumlu makamlar elini çabuk tutmazsa Ergenekon’un en faal olduğu 93 darbesini örtme operasyonu başarıya ulaşabilir.

CEM ERSEVER

ken 20. yıl dönümünün sessiz sedası geçiyor olmasını nasıl izah edebiliriz? Çoğunluğun samimiyetle ‘Artık aydınlansın’ dediği olaylarla ilgili niye adım atılamıyor? Tamam, bu yılda yaşanan her olay, tabiatı gereği ‘bir adım ötesine gidilmemesi’ üzerine kurgulanmıştı. Bir süre önce, konuyu yakından bilen artık ‘akil adam’lardan birine bahsi açtığımızda 93’ü örtmek yerine ‘perdelemek’ tabirinin yerinde olacağını söylüyor. 93 yılında olanların açığa çıkmasıyla ilgili bir perdeleme olduğuna inanıyor, belki de farklı bir zamanlamanın beklendiğini dile getiriyor. Yani hükümet olayın farkında ama daha ileri bir zamana ertelemiş olabilir. Yani örtmekten çok ertelemek ve ötelemek olabilir, sessizlik dediğimiz şey. Ancak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, devletin konuyla yüzleşmekte isteksiz olduğunu ifade ediyor. Yani geçici bir stratejiden değil, konunun ‘açılmaması’ yönünde devlet merkezli kalıcı bir görüşten söz ediyor olabiliriz. Yani siyaset kurumundan bağımsız 93’ün soruşturma konusu yapılmasını istemeyen bir devlet aklı da olabilir. ‘Geçmişi bırakalım, önümüze bakalım’ gibi!

93’e girmek ya da girmemek!

UĞUR MUMCU

BAHTİYAR AYDIN

ERŞEF BİTLİS

ADNAN KAHVECİ

Çok basit başka denklemler de olabilir; sözgelimi MİT’in bir 93 soruşturmasından en çok yıpranacak kurumlardan biri olma ihtimali, frenleyici bir etki yapabilir. Bu görüş kamuoyunda çokça dillendiriliyor. Darbe soruşturmalarının ‘yönetilmesi güç’ bir durum ürettiği fikri, daha büyüğüne yeltenmeyi isteksizleştirmiş de olabilir. Bunların hepsi varsayım; 1993 yılının ilk aylarındaki sessizlik ilerleyen aylarda aynıyla devam edecek diye bir şey yok. Ancak zaman aşımı takvimi çoktan işlemeye başladı; Mumcu, Bitlis davaları zaman aşımına girdi. Bu dosyaların devam edeceğine dair aksi görüşler olsa dahi. 93’te faili meçhul cinayetlerle birlikte aynı adla Meclis’te kurulan araştırma komisyonunun başkanlığını yapan Sadık Avundukluoğlu, yasal olarak olayların zaman aşımına uğrasa bile nice 20 yıllar faili meçhul cinayetleri ve 93’ü konuşacağımızı söylüyor, “100. yılında dahi 93’te işlenen cinayetler konuşulacak.” diye vurgulayarak. Ona göre, gelecek yılları etkisi altına alan bir olaylar silsilesinden söz ediyoruz. Uğur Mumcu Araştırma Komisyonu Başkan Vekilliği yapan eski parlamenter Tevfik Diker, Özal’ın ölümünü soruşturan savcının gayretini övüyor. Kozmik odadan çıkan belge ve bilgilerin önemine ve savcının buna hâkim olduğuna inanıyor. Diker’e göre ‘kozmik oda’dan elde edilen belgelerle en az 35 dava açılabilir: “Birçok cinayetin üst yapısını deşifre edecek diyebilirim. 93 yılı, Özal-Bitlis ve Mumcu cinayetleri çözülmeden Türkiye faili meçhulleri çözemez.” Diker, bugün 93 yılının çözümü için yeterince çalışıldığını düşünmüyor. ‘Darbe günlükleri’ni yayımlayan Alper Görmüş, yargıda daha derine girme çabası ve iradesinin bulunduğu, dolayısıyla bu olayların kapanmasının mümkün olmadığı görüşünde. “Türkiye’de siyasi irade bunu kapatmak istese bile… Ki, böyle bir irade olduğunu da düşünmüyorum. Niye hesaplaşamasın ki! O Türkiye’nin bu iktidarla hiçbir ilgisi yok. Susurluk’ta o işlerde günahsız tek siyasi hareket Refah Partisi’ydi. Onun üzerine gidebilecek, sonuç alabilecek hareketti ama o cesareti gösteremedi. Bugün de ‘durun, asla’ diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çok kolay değil tabii ki; bütün bu gayretlere rağmen küçük adımlarla gidiyor, bir yerlerden ilmek çözülecek elbet.”

PKK ile mücadelede sertlik yanlısı yöntemler seçilse de, çözüm ve barış süreçleri başlasa da uyarıların içeriği değişmiyor: Aman 90’lara dönmeyelim. Özellikle 93 darbesi, terör üzerinden siyaseti saf dışı bırakmanın, derin güçlerin veya güvenlikçi politikaların devlete hâkim olmasının adı oldu. Kürt meselesi üzerinden gerçekleşen 93’ün sebepleri ve sonuçları üzerine hayli tafsilatlı bilgimiz var artık. PKK, bürokratik vesayetin yeniden inşasında epey işlevsel rol oynadı. Bu modelde PKK’nın hemen elden çıkarılabilecek enstrüman olmadığını her gün yeniden öğreniyoruz. Soğuk Savaş sonrası Türkiye’de demokrasinin yerli yerine oturma ihtimali ve ‘statüko’ dediğimiz eski yönetici elitlerin devrinin bitmesiyle de ilgili 93 meselesi. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’e göre, Bahriye Üçok’tan Uğur Mumcu’ya uzanan laik aydın cinayetleri ‘vesayet devletinin korumacı bir refleksiydi’. Aynı zamanda, Türkiye’nin uluslararası sistemde eski tanımlı yerinden kımıldayıp ‘proaktif dış politika’ya soyunması, Özal’ın MusulKerkük’ten bahsetmesi, ‘Ermenistan’a bir bomba düşse ne olur!’ demesiyle de ilgili. O yıllarda bir başbakana danışmanlık yapan, konuyu uzun uzadıya irdelediğimiz kişi, Türkiye henüz oturmuş bir demokrasi ve bölgesel jeopolitiğe sahip olmadığından, 93’ü doğuran şartların devam ettiğinden söz ediyor. Yani, 93 süreci devam etmektedir bir yerde. PKK, Ergenekon, Türkiye’nin güneyindeki sınır meseleleri, uluslararası sistemle yaşanan itiş kakış, uzun süredir iktidar olan tek partiye rağmen memleketi kimin yöneteceği meselesinin ‘hayati’ önem taşıması, büyük kavgalara kaynaklık ediyor olması… Dolayısıyla sadece geçmişte olmuş bitmiş şeyleri konuşuyor değiliz. Zaman aşımı endişesi var ama bu homojen, herkesin aynı hislerle karşıladığı bir endişe değil. Mesela, Madımak’ın zaman aşımına uğrayacağı endişesini taşıyanların bir kısmı AK Parti’nin kendisini kurtaracağı argümanını işliyor ki, bu, eski ‘irtica’ siyasetinin hâlâ nefes aldığının göstergesi. Bir gerçekliği olmasa bile 90’lı yıllarda Sünni korkusu ve laik endişe üzerinden bir sınıf inşa edildiğinden, bu argümanların geniş bir kesim arasında dolaşımda olması şaşırtıcı değil. Alper Görmüş’e göre, yüzde 20’lik ulusalcı bir kitle üreten başarılı bir plandan söz ediyoruz sonuçta. Bu, Madımak’ın, laik aydın cinayetlerinin ve diğerlerinin aydınlatılmasını acil ve elzem kılan bir durum. 93’ün zaman aşımı kıskacında olması demokrasi ve ülke içinde yaşayanlar için büyük bir tehdit demek. Siyaset kurumunu saf dışı bırakmak ve insanları ortadan kaldırmakta beis görmeyen yapılanmanın asıl gövdesine dokunulmamış olması, sadece geçmişten kalan yarayı değil, gelecekteki tehdidi de konuşuyoruz anlamı taşıyor. Eski bakan Yaşar Okuyan, 1993 yılının ne olduğunun bilindiğini ama bir arpa boyu yol alınmadığını söylüyor. Tıpkı, Susurluk’ta olduğu gibi. Kanlı Pazar’dan Çorum-Maraş olaylarına, Gün Sazak cinayetinden Uğur Mumcu cinayetine kadar hiçbirinin üzerine gidilememiştir zaten: “90’lı yılların başında PKK Güneydoğu’da hâkimiyet kurduğu bazı yerlerde bizim partilerin tabelalarını indirmişti. Bu süreçte, birdenbire bunlarla mücadele ediyoruz ifadesiyle hukuk dışına çıkıldı, faili meçhul cinayetler oldu. O dönemde bazı siyasiler ve kamuda görevli olanlar, ‘ne yapalım devlet gereğini yetirecek’ dedi. Yani hukuk dışında olmayı savundular.” Okuyan, zaman aşımı meselesinde siyasi iktidarın kendi geçmişiyle ilgili korkusu olduğundan söz ettiğinde, bunun


33 GÜNDEM

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Alper Görmüş (Gazeteci-Yazar):

93’LE YÜZLEŞMEDEN ERGENOKON’LA HESAPLAŞAMAYACAĞIZ! 93, adı konulmamış bir darbe. 93’te doğudaki o korkunç olaylar, köy yakmalar, faili meçhul cinayetler birbiri ardına işlenirken; ona paralel olarak batıda da laik aydın cinayetlerinin eş zamanlı olarak meydana gelmesi asla tesadüf değil. Bu epey düşünülmüş, bir devlet ya da derin devlet aklının tezahürü gibi geliyor bana. Türkiye’de Kurtuluş Savaşı sırasında hatırı sayılır bir siyasi çoğulculuk vardı. Orada Kürtler ve Müslümanlar hadisenin içindeydi, birlikte bir şeyler yapıldı. 1925’ten sonra Takrir-i Sükun’la birlikte laiklik ve Türklük üzerinden başka bir şey oldu. Başka bir egemenlik kuruldu. Tabii ki zora, silahlı orduya dayanan bir egemenlikti bu. Laik ve çağdaş Türk egemenliği öbür ana kimliklerin dışlandığı yapı ve süreç, Soğuk Savaş’ın bitimine, Sovyetler’in çökmesine kadar geldi. Orada şöyle bir şey oldu. Komünizm bitti, Batı’nın da Türkiye’deki o Müslüman ve Kürt kimliklerin bastırılmasına ses etmediği dönem bitti. Sistem eskisi gibi temel korkularla yürüyemez hâle geldi. Yeni korkulara ihtiyaç duyulmaya başlandı. 93, o yıllara kadar 70 yıllık devam eden laik ve çağdaş Türk egemenliğini daha da vurgulayarak devam ettirmenin yolu ve yılı oldu. Onları korkutarak, o kitle yani çağdaş Türk ve laikleri bir şekilde devlete yaklaştırılabilir, bu devran devam edebilirdi. Bu düşüncenin devlete hâkim olduğunu düşünüyorum. 93’te hem Güneydoğu’daki faili meçhullerin hem de geçerliliği olmayan 90’lar retoriği olduğunu hatırlatıyoruz kendisine. O da bizi iktidar gazeteciliği yapmakla itham ediyor. 90 yıl boyunca gücü eline geçirenlerin ‘kanun benim’ dediğini ve zulmettiğini söylüyor. “Bu zihniyetle faili meçhullerin ortaya çıkması da mümkün değildir.” diyerek. Siyaset isterse devlet çözer! Olayların aydınlatılamaması bir yana onlarca soru havada kalıyor. Sadece bir olay için, Uğur Mumcu komisyonunda görev yapan Tevfik Diker’e ‘İşi zorlaştıran şey neydi?’ diye sorduğumuzda bir çırpıda şunları sıralıyor: “Emniyet-Genelkurmay ve MİT’in yeterince gayret göstermemesi. Komisyonun bürokratlar ve bazı sözde tanıklarla yanlış yönlendirilmesi. Yeşil’in Mumcu ailesini ziyaretinin aile ve yetkililerce zamanında değerlendirilememesi. Cinayetin uzaktan kumanda ile işlenme olasılığının ilk günden itibaren maksatlı olarak göz ardı edilerek ileri teknoloji kullanan örgütlerin araştırma kapsamı dışında kalması. Soruşturma savcılarının ani ölümlerinin üzerinde durulmaması ve otopsi yapılmaması. Mossad ve CIA gibi dış istihbarat kaynaklarının ihmal edilmesi. Medya marifetiyle maksatlı bir şekilde bir İslami terör örgütü ve İran yönlendirmesinin yapılması. Savcılardan Ülkü Çoşkun’un cinayetle ilgili ‘devlet’ imasının gereğinin yapılmaması. O zaman daha varlığı bilinmeyen Ergenekon örgütü gibi derin üst yapı üzerinde durulmaması…” 93’ün ilk perdesi Uğur Mumcu suikastıyla açılmıştı, 20. yılında 24 Ocak günü Uğur Mumcu’nun evinin önündeki anmayı izliyoruz. Meydana ilk çıkanlar CHP gençlik kolları. Yer yer ‘devrim’li sloganlar atıyorlar. İşçi Partililer kalabalık bir grup hâlinde ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganıyla alana giriyor. En son askerî nizam ve ciddiyet içinde meydanı teşrif eden Türkiye Gençlik Birliği (TGB) oluyor. ‘Ya istiklal ya ölüm. Bağımsız Türkiye’ gibi sloganlar atılıyor. ‘Çarşı her şeye karşı’ bile var, bir köşede. Nihat Genç’le fotoğraf çektiriyorlar. ‘12 Eylül faşizmi AKP ile sürüyor, failleri biliyoruz’ afişi dikkat çekiyor. 20 yıl önce Mumcu’nun cenazesinde olduğu gibi ‘irtica ve gericiler’ gibi keskin sloganlar atılamıyor belki ama Güldal Mumcu’nun yeni çıkan kitabında koyduğu farklı ‘ses’i bir ölçüde bastıran, 90’lar

laik aydın cinayetlerinin aynı amaca matuf olduğunu düşünüyorum. Laik çağdaş Türklerin şeriat, irtica ve bölücülük üzerinden korkutulmasının sembolik başlangıç yılı 93. Mumcu’nun cenaze töreninin de bu sembolik yılın en sembolik töreni olduğunu düşünüyorum. CHP o dönemde değişmeye başladı. CHP ve Baykal laik kabarma üzerinden iktidarın mümkün olabileceğini gö-

rüyor. Baykal’da da başlangıçta yeni dünyaya uymak isteyen, demokratik, eski bağlarından kopmuş CHP arzusu vardı. Bu durumu Şahin Alpay’ın yazdıklarından izlemek mümkün. O dönemde Alpay, İsveç’ten gelmiş, İsveç’teki sosyal demokrasiyi görmüş, ‘Bizde niye yok!’ derken Baykal’ın bazı konuşmalarını görüyor, tam kafasındaki model olduğunu düşünüyor, Baykal’a gidiyor. O da

‘Gel o zaman beraber çalışalım’ diyor. Alpay, “Uğur Mumcu’nun cenaze töreninden sonra Baykal birdenbire değişti.” diyor. Yüz binlerce kişi ve askerin katılmasıyla oluşan laik kabarmadan iktidar üretebileceğini düşünmeye başlıyor ve devlete yaklaşıyor Baykal. 93, bu yüzde 20’lik ulusalcıların oluşturulmasının başlangıcıdır. Uzun bir tarihi var ama bunun 93’ten gelen kısa tarihi de var. Başarılı olmuş bir proje bu. Aslında 93’le hesaplaşamadan, meseleyi oraya taşımadan Ergenekon’la da hesaplaşamayacağımızı gördük. Ergenekon aslında kuyruğundan tutulmuş oldu ama gövde önemli ölçüde duruyor, canlı. Bunun nedeni de derine gidememek. Ve derin 93, oralar. Oraları açığa çıkarmadan bu işin olamadığını anladık, maalesef eksik bir hesaplaşma oldu. Şimdi de bunun sorunlarını yaşıyoruz. Can Dündar, Doğan Öz cinayeti ile ilgili vurgularında haklı. Dosya yeniden açıldı, Ergenekon dosyasına girdi. İbrahim Çiftçi’yi kurtaran şeyin belgesi çıktı; Çiftçi’yi Millî Savunma Bakanlığı ile ilişkilendiren. Ondan sonra Askerî Yargıtay Daireler Kurulu beraat ettirdi zaten. Millî Savunma Bakanlığı’ndaki o dosyaların çıkması gerekir. Bütün bunların hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğu çok açık. 12 Eylül’ü, 93’ü atlayarak 2000’lerdeki darbe girişimlerini yargılamanın yeterli olmadığı görülüyor.

1993 DARBESİNİ DİĞERLERİNDEN AYIRAN ŞEYLER; BİR MÜDAHALE TARİHİNİN İLAN EDİLMEMİŞ OLMASI, DEVLET YÖNETİMİNDEKİ ‘SİVİL GÖRÜNTÜ’NÜN KORUNMASI, HATTA ONLARIN SÜRECİN BİR PARÇASI HALİNE GETİRİLMESİ.

retoriğini sürdüren grupların gövde gösterisi yaptığı bir anma oluyor. Ailenin ‘durum bildiğiniz gibi değil’ uyarılarını sükutla karşılayan, statüko devleti ile ilişkili grupların 20. yıl etkinliğinde ön safta olması manidar ama şaşır-

tıcı değil. 93’ün ilk olayının ilk savcısı Ülkü Coşkun, Güldal Mumcu’ya “Üstüme gelmeyin Güldal Hanım. Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse devlet çözer. Söylediklerimi basına söy-

lerseniz yalanlarım.” demesinin de 20. yılı. Daha ilk günden bu yana örtülen ve çözülmemesi de mücadele alanına dönüşen 93 yılı konusunda ‘çanların kimin için çalacağını’ zaman gösterecek.


34GÜNDEM DEVLET GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEYE İSTEKLİ DEĞİL

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

1993 uzak bir tarih değil. Biz fânilerin şahit olabileceği kadar yakın, genç kuşağın gazetelerden takip edebileceği kadar uzak, bir heyula gibi üzerimizde dolaşıyor. AK Partili Süleyman Soylu’yu dinledikten sonra da ‘Dolaşmaya devam edecek’ diyebilirsiniz.

MUHSİN ÖZTÜRK ANKARA Demokrasilerde temel sorunların tek

1muhatabı olduğundan siyaset kurumu 4

yılda bir halkın oyuyla denetime tabi olur. Memnunsak devam eder, değilsek değiştirebiliriz siyasi iktidarları. Türkiye’de siyasi alanda ama siyaset kurumunun uzağında cereyan eden olaylar var ki, ‘hesap sorulamayan devlet’ gerçeği ile yüzleştiriyor. Ergenekon davalarıyla büyük gedikler açılmış olsa da, Süleyman Soylu’nun ‘paralel devlet’ dediği kamuoyu denetiminden uzak, devlet içindeki devlet yapılanması bir şekilde etkinliğini sürdürüyor. Siyasete hükmetmeyi âdet hâline getiren vesayet devleti, yüzleşmemek ve hayatta kalmak için her şeyiyle direniyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, 1993’ü konuşurken “Devletin direnci sürüyor, eski defterler açılsın istemiyor.” diyor. -Türkiye hâlâ 90’ların karanlık gölgesi altında. Üstelik bununla yüzleşip yüzleşmeme konusunda emin değil. Özelde 1993, hangi denklemin ve konjonktürün ürünü? İslami terörizm lafı 1986-87’de ilk kez Margaret Thatcher tarafından telaffuz edildi. Komünizm denilen tehlike devreden çıkarken dünyaya yeni ve onu aynı blokta bir arada tutabilecek bir karşıtlık, bir öteki lazımdı. O öteki, İslami terörizm olarak ortaya kondu. Berlin Duvarı yıkıldığında, Glasnost ve Perestroyka ile beraber Doğu, Batı karşısında ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda çözüldüğünde bizim gibi ülkeler daha serbest oyuncu hâline gelmeye başlayacaktı. 90’lı yıllarda Türkiye’nin yaşadığı süreç bununla ilgili. Yeni şekillenen dünyada Türkiye kendi içinde nasıl bir iktidar kuracak, nasıl bir iç siyaset anlayışı inşa edecekti? Diğer yandan Türkiye dış politikada daha rahat hareket edebilecek miydi? Geçmiş meselelerle uğraşan ve 1699 Karlofça Antlaşması’ndan beri süren gerileme dönemi bitmemiş bir ülkeden söz ediyoruz. Yaşananları içerideki egemenlik mücadelesi kadar, Türkiye’yi kontrol altında tutmaya devam etmek isteyen dış güçlerin işi olarak da görmek mümkün. -Bölgesel güç olmaması mı mesele? Evet. Sebebi şu: 70-80 seneyi ıskalamış bir Türkiye var. Soğuk Savaş sonrasında, 1990’la 2000 arasında dünya yeniden kurulurken, eski pozisyonlarını ve avantajlarını korumak isteyen egemen dünyanın bölgeyi Türkiye üzerinden, Türkiye’yi de bölge üzerinden kontrol etme uğraşlarının bir sonucu bu. Terörle uğraştırdılar, ekonomik krizlerle uğraştırdılar. Ekonomik krizler dış katkılıdır. Faili meçhul cinayetlerle istikrar ve dengeyi bozdular. Türkiye’yi özellikle bir çerçevenin içinde tutmayı temel perspektif olarak gören dış ülkelerle iç siyasetin bir korelasyonu, bir bağı söz konusu. Dış dünyaya yatırım yapan iç siyaset anlayışı var. Askerî ve sivil bürokrasinin, derin devlet dediğimiz yapının arzu ettiği şey kapalı bir toplum kurmak. Türkiye’de bu süreci bloklamak için ilk kez 91’de sağ ve solu birlikte iktidar yaptı. -DYP-SHP koalisyonundan söz ediyorsunuz? Evet. Eğer Türkiye’nin yakın dönem tarihine bakarsanız DYP-SHP iktidarı kendiliğinden olabilecek bir şey değildi. Olağan bir süreçse bu, iki karşı kutbun birleşmesi, büyük bir devrim getirmesi lazımdı. Öyle olsaydı kayıp yıllar olmayacaktı 90’lar. -Böyle bir devrim olmadığına göre…

Soylu’ya göre Özal, hem düşmanını hem de rakibini kolay ikna edebiliyordu.

Türkiye’de herkes biliyor ki o yıllarda ülke istihbarat cennetidir. Bütün istihbaratların cirit attığı bir yerdir. Uğur Mumcu cinayetinde sorguya giren bir komiseri dinledim. Olağanüstü şeyler anlattı, dinlediklerim tüylerimi ürpertti. -Biraz daha açabilir misiniz? Ben ancak dinlediklerimi nakletmek durumundayım ki bu doğru bir şey olmaz. Ama çözülürken nasıl çözülmez aşamaya geldiğini gösteren şeydi anlattıkları. Türkiye’de 1993 yılının etrafında gelişen olaylar, çok daha içeride oluşan bir grubun sadece kendi adına sürdürebildiği bir süreç değil. Çünkü paralel devlet (derin devlet) istikrarsızlık arar ve istikrarsızlıkla ülkeyi istediği gibi yönetebilir. Koalisyonlar paralel devletler için önemli. Koalisyonlarda bürokrasi esastır, onun iktidarı vardır. Paralel devlet bürokrasi hâkimiyeti üzerinden yönetir ülkeyi. 1990’la 2000 arasında paralel devlet açısından sıkıntı yok; işler paralel devlet eliyle yürütülüyor. -Derin devlet mi yönetiyor 90’lı yılları? Evet, tabii yani. -Merkez sağ siyasetçi olarak o dönemdeki kongreleri de ele almak gerekir değil mi? Rahmetli Turgut Özal’ın suikasta uğradığı

kongre dâhil olmak üzere merkez sağın diri olduğu zamanlardaki bütün kongrelerde siyaset dışı güçler faaldi, etkilemek üzere hareket hâlindeydi. Basın, sermaye, bürokrasi, uluslararası etkiler… -Halkla pek bağı olmayan liderler dönemi yaşandı 90’larda ve bu liderler kongrelerden çıktı. Siz bu etkiyi izleyebiliyor muydunuz? Yaşadıklarımız var, bütün bu kongrelerle ilgili. Yani bugün baktığımızda Tansu Çiller’in DYP lideri seçildiği 1993 kongresinde Demirel etkisiz olmuştur. -Kim etkili oldu? Kongreden sonra çığlık atan gazete patronları kimi temsil ediyorsa onlar... Arşivde hepsi var. Onlar yed-i eminlik yapıyorlar. -Özal’ın mezarı açıldı, tartışılan bir rapor çıktı ortaya. Dönemin denklemi Özal’ın ölümünü şüpheli yapıyor. Siz bu tartışmanın neresindesiniz? Özal düşmanıyla ya da en önemli rakibiyle karşı karşıya gelse onu samimiyetiyle ve bilgisiyle ikna edebilme kabiliyetine sahipti. Özal’dan esas çekindikleri taraf bu oldu. Yani Özal, orduyla da Türkiye’nin derin yapısıyla da otursa, herkesi ikna edebilecek donanıma ve iç dünyasına sahipti. Ve bu Özal’ı tehlikeli kılıyor. Çünkü Özal hem akıllı hem vizyoner

hem ikna edebilme kabiliyetine sahip. Böyle bir kişilik bütün planları, karşı oyunları çok iyi anlayabiliyor; ters çevirebilecek, beklenmedik hamleler yapabilecek ve bu durumu bozabilecek bir kişi. Türkiye’yi iyi anlamış özellikle Amerika’yı ve Avrupa’yı ve bölge coğrafyasını iyi anlamış, taşların nasıl oynayabileceğini, hangi taş nasıl oynarsa kimin niçin, neyi kabul edebileceğini ve etmeyeceğini iyi biliyor. Bana göre bu bilgisi ve durumu, Özal’ın Türkiye’nin başında durmasını engelledi. -Yani öldürüldü? Ben direkt böyle bir iddianın sahibi olmam. Ama bana öldüğü günden itibaren hiç de normalmiş gibi gelmiyor. Türkiye’nin 1993’ten sonra 2000’lere kadar yapısı tamamen değişti. -Özal 93’te artık varlığı bilinen planın en önemli engelleyicilerinden biriydi herhâlde? Evet. Bunu uygulayan cepheler arasında da gedikler açabilecek bir tarafı vardı. -Yargılama ve hesap sorma anlamında, 93’e girip girmeme meselesi var. Ciddi bir soruşturma yapılması hâlinde büyük bir dalga olacağı belli. Bir de aradan 20 yıl geçmesi gibi bazı zorluklar var. Derin yapılanmanın ana rahmi gibi duruyor. 93’e girip girmemek önemli bir mesele midir? Türkiye’de tam sivilleşme ve demokratikleşme aranıyorsa bunu rövanşist duygularla aramak doğru olmayabilir; ama bunun üstünü kapatmak da doğru değil. Eğer 93’ten endişe ediyorsak kafamızda en ufak bir kırıntı varsa ve aydınlanmazsa toplumu paranoyak yaparız. Açık toplumlarda insanların girilemeyecek hiçbir şey görmemeleri gerekir. Saydamlık ilkesinin gereğidir bu. 93 de dâhil olmak üzere Türkiye’nin geçmiş dönemlerine dair ne varsa toplumun bilgisine sunulmadır. Devlet de bu konuya duyarsız kalmamalıdır. -Bunu da ümit ediyoruz herhâlde! Millet yüzleşiyor ama Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu konuda kendisiyle yüzleşme cesaretinin olduğunu düşünmüyorum. Yüzleşmeyi arzu ettiğini de sanmıyorum. Devletin kendisinin böyle bir yüzleşme isteği yok. Şöyle bir isteği var sanki. Tamam, eski dönemleri bir daha yaşamayalım. Ama bunu da karıştırmayalım. Acaba bu, stratejik bir durum mudur, yoksa hakikaten böyle süreklilik taşıyan bir görüş müdür bilmiyorum. Ama devletin toplumun geçmiş tüm meseleleriyle yüzleşme konusunda samimi olduğuna inanmıyorum. -Ve bu sonucu belirliyor değil mi? Geçmiş 70-80 yıla çok büyük ağırlığını vermiş, tarihimizi oluşturan bir yapıdan bahsediyoruz. Alternatif tarihi bize hakiki tarihmiş gibi belleten bir yapıdan… -Geçmişe dokundurtmamak gibi bir eğilim varsa gelecekten endişe etmek tabii bir durum olmaz mı? Toplumlar gelecekten endişe etmez. Nasıl devletin kendisine has bir davranış modeli veya karakter ölçümleri söz konusuysa toplumlar da buna ait önlemleri alır. Toplumlar da önlemlerini siyaset üzerinden alır. Özellikle 90’la 2000 arasındaki kongreler döneminde halkın genel iradesi bir şekilde by-pas yapıldı. Ben de olsam işin içerisinde, bu böyledir yani. Çünkü bir partinin kongresinde ülkenin geleceği tayin edilmektedir. Bu müdahale edilebilir ve iklim değiştirebilecek bir kongreyse bunlar paralel devlet yapıları için önemlidir. Yönetilebilir de, yönetildi de. -93’te DYP kongresinde olduğu gibi mi? Öncesinde ANAP’ta aynısı olmadı mı?


35 GÜNDEM

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

BAŞBAĞLAR PROVOKASYONU

ALEVİ VE SÜNNİ KÖYLERİNE SİLAH NİYE DAĞITILDI?

1993 yılındaki Başbağlar katliamından sonra Alevi ve Sünni köylerine silah dağıtıldığı ortaya çıktı. Olayın tanığına göre, köylülere Tunceli otobüslerini silahla tarama teklifi yapıldı. Amaç, büyük bir Alevi-Sünni kavgası çıkarmaktı. MUSTAFA GÜRLEK ANKARA Sivas’ta 35 kişinin can verdiği 2 Temmuz 1993 tarihli Madımak olayından 3 gün sonra Erzincan Kemaliye’ye bağlı Başbağlar köyünde 33 vatandaş katledildi. Katliamı yapanlar, cesetlerin yanına “Sivas’ın intikamı alınmıştır” notu düşmüştü. Bu, saldırıyla bölgede Alevi-Sünni çatışması hedeflendiğinin açık bir göstergesiydi. 20 yıl sonra ortaya çıkan yeni bilgiler, Sivas ve Başbağlar’ın aynı derin güçler tarafından organize edildiğini gösteriyor. Başbağlar katliamının iki tanığının anlattıkları, 1993’te Türkiye’yi karıştırmak için planlanan derin provokasyonun şifrelerini çözmeye yardımcı olacak nitelikte. Başbağlar’da canlı kurtulan Necati Aydınoğlu, katliam günü, öncesi ve sonrası hakkında çarpıcı bilgiler veriyor. Katliamdan hemen sonra köye karakol kurulmasına rağmen, yalnız yaşayan Aydınoğlu’na dönemin Erzincan Alay Komutanı Albay Kazım Baturalp önce 6, sonra 30 silah göndermiş. Aynı zamanda aralarında katliama katılan kişilerin yaşadığı Tunceli’nin Alevi köylerine de silah dağıtılmış. Aydınoğlu, ilginç gelişmeyi şöyle anlatıyor: “Erzincan Jandarma Alay Komutanı Albay Baturalp 6 Kalaşnikof ve 900 mermi gönderdi. Daha sonra 30 silah ve mühimmat bir gece yarısı Başpınar Köyü Karakol Komutanı Nafiz Canboz ve Kemaliye Kaymakamı Atilla Şahin’in şoförü tarafından getirildi. Tek başıma kaldığım için bu kadar silahı ne yapacağımı sordum. ‘Güvenliğiniz için kullanırsınız’ dediler. O kadar silahı teslim alamayacağımı söyleyerek geri gönderdim.” Katliamdan canlı kurtulan birkaç kişiden biri olan Aydınoğlu’nun anlattıkları bununla sınırlı değil. Mesela, olaydan üç gün önce yani Sivas katliamının yaşandığı gün üç teröristin köye geldiğini söylüyor. Ama ihtiyaç karşılamak için geldiğini söyleyen kişilerin daha sonra istihbaratçı olduğunu öğrenmiş. O gece hatırından çıkmamış: “Üç terörist birkaç eve uğrayarak ihtiyaçlarını aldı. Sonra sessizce ortadan kayboldular. Ertesi sabah kimse onlarla ilgili bir kelime etmedi. Başpınar Köyü Karakol Komutanı Canboz’a bu hadiseyi anlattığımda o gece gelen kişilerin devre arkadaşı olan istihbaratçılar olduğunu söylemişti. Bu bilgiden dönemin Erzincan DGM Başsavcısı’nın da haberi var.”

Madımak katliamından 3 gün sonra Erzincan Başbağlar köyü basılarak 33 köylü öldürüldü.

1

Teröristler asker yelekliydi Aydınoğlu, katliam günü evde haber izlemektedir. Anlattığına göre, Gezer isimli kadın gelerek köyü teröristlerin sardığını söyler. Dışarı çıktığında üzerinde askerlerin kullandığı hücum yeleği olan 8 teröristi görür. Telefon etmek için Yukarı Umutlu köyüne hareket eder. Fakat yollar teröristlerce tutulmuş ve telefon telleri kesilmiştir. Aydınoğlu geri döndüğünde evlerden alevler yükselmektedir. Sonra köy meydanına gider ve o korkunç manzarayla karşılaşır. Dönemin Devlet Bakanı Türkan Akyol ve Erzincan Milletvekili Mustafa Kul, Alay Komutanı Kazım Baturalp’ın nezaretinde köyü ziyaret eder. Akyol, Aydınoğlu’na “Gelin affedin bunları (olaydan sonra gözaltına alınan köylüleri kastederek) siz ne de olsa kardeşsiniz!” der. O da onların kardeşleri olmadığını

Başbağlar katliamı tanığı Necati Aydınoğlu’nun kendisine gönderilen silahları teslim aldığına dair tutanak.

söyler. Araya giren Alay Komutanı Baturalp Akyol’a tepki gösterir. Akyol da “Siz devlet memurusunuz” diyerek konuşturmaz. Aydınoğlu, Baturalp’ın kendisine “Biz sizi bugüne kadar Hizbullahçı zannediyorduk, yanlış tanımışız.” dediğini ve buna çok şaşırdığını aktarıyor. Başbağlar köyünün Hizbullah örgütü ile irtibatlandırılmasına köylüler de anlam veremez. Hizbullah tarafından Batman’da 33 vatandaş için temsilî mezarlık yapıldığını televizyonlardan öğrendiklerini anlatan köylüler, nasıl bir hesabın içerisinde olduklarını bugün daha iyi anladıklarını ifade ediyor.

‘Tunceli otobüslerini tarayın’ Başbağlar katliamını yapan teröristler, yanlarında daha önce Başbağlar’da çalışmış, Tunceli köylerinde yaşayan Alevi vatandaşları da getirmişti. Katliam gününe kadar Sünni köylerin bağ ve bahçelerinde çalışan Alevi vatandaşlar, zorla getirilmiş ve olaya tanıklık et-

tirilmişti. Basit bir örgüt propagandasına alet edildiklerini düşünen köylüler, derin izler bırakan katliamın hem tanığı hem de sanığı olabileceklerini düşünememişti. Katliamdan sonra İstanbul’dan taziye ziyaretine gelen bazı grupların yaptığı teklifler ise derin provokasyonun işaretlerini gösteriyor. Köylüleri ziyaret eden kişiler, o gün katliamın sanığı olarak gösterilen Tuncelili Alevilerin otobüslerini taramayı ve İstanbul’daki düğünlerine bomba atmayı teklif ediyor. Fakat köylülerin sağduyulu yaklaşımı bu provokasyonu engelliyor. O dönemde Kemaliye İlçe Jandarma Komutanı olarak görev yapan emekli Binbaşı İzzet Ağdere, 20 yıl önceki katliama ilişkin ilginç detaylar anlatıyor. Ağdere, Kemaliye’deki görev süresinin üç yıl olduğunu ancak bir yıl uzattırdığını belirtiyor ve “Keşke uzattırmasaydım.” diyerek pişmanlığını dile getiriyor. Katliam günü saat 04.00 civarında Yukarı Mutlu Köyü Muhtarı’nın telefonuyla uyandığını belirten

Ağdere, sonrasında yaşananları şöyle ifade ediyor: “Muhtar, Başbağlar köyünün yakıldığını, köylüleri kurşuna dizdiklerini ve birçok insanın öldüğünü söyledi. Bunun üzerine karakoldaki 4 araç ve kaymakamlıktan tahsis ettiğimiz araçlarla köye doğru yola çıktık. Muhtar vadide teröristlerin olabileceğini hatırlatarak dağdan gelmemizi söyledi. Yolumuz uzayacağı için tüm riski göze alarak vadiden gittik. Olay yerine vardığımızda saat 08.30 civarıydı. Alay Komutanı Kazım Baturalp bizden önce helikopterle köye gelmiş. Ben askerlerimle birlikte hemen teröristlerin peşine düştüm.” Necati Aydınoğlu’nun “Katliamın ardından önce 6, sonra da 30 silah gönderdiler.” iddiasını değerlendiren Ağdere, dönemin Kemaliye Kaymakamı vasıtasıyla Başbağlar köyüne silah gönderildiğini; fakat miktarı hakkında bilgisi olmadığını söylüyor. Bu kadar silahın köyde tek başına yaşayan birine gönderilmesinin mantığa sığmadığını vurgulayan Ağdere, “Köylü bu kadar silahın turşusunu kuracak değil ya!” yorumunu yapıyor. Katliamdan önce köye geldiği iddia edilen terörist kılığındaki istihbaratçılarla ilgili ise bilgi sahibi olmadığını ileri sürüyor: “İstihbaratçılar beni sevmezdi. Çünkü ben onlara göre sakıncalı subaydım. Bana hiçbir zaman uğramazlardı ve ben de bu nedenle onların neler yaptığını bilmem.” Ağdere, Başbağlar davasının görüldüğü İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından Jandarma’da alınan ifadeleri kabul edilmeyerek beraat eden 18 sanık hakkında da ilginç bir iddiada bulunuyor: “O sanıkların ifade tutanaklarının altında imzam var. Fakat sorgulamayı ben yapmadım. Bana sadece imza attırdılar. Sanıkların sorgulaması alayda yapıldı.” Yapmadığı sorgulamaya neden imza attığı sorusu üzerine de “O zaman işler böyle yürütülüyordu. Şimdi de böyledir. ‘İmza atmıyorum’ diyemezdik. Ayrıca sorgulamayı yapanlar tutanakları yazan kişilerdir.” savunmasında bulunuyor. Katliamın Alevi-Sünni çatışması çıkarmak amacıyla düzenlendiğini belirten Ağdere, köylülerin sağduyulu yaklaşımının bunu önlediğini vurguluyor.


36DÜNYA

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

İşte Türkiye'de arsa ve ev alan yabancı sayısı ERCAN BAYSAL ANKARA Konut satışının önündeki mütekabiliyet şartının

1kaldırılmasının ardından gayrimenkul almak is-

teyen yabancılar sıraya girdi. 11 aylık dönemde 13 bin 303 kişi Türkiye genelinde 12 bin 512 adet arsa ve daire satın aldı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü verilerine göre 18 Mayıs 2012 ile Nisan 2013 tarihleri arasında 2 bin 522 arsa satışı gerçekleştirildi. Aynı dönemde yabancılara 9 bin 990 daire ve konut satıldı. Gayrimenkul alımında Almanya, Rusya, İngiltere, Norveç, Suudi Arabistan, İsveç ve Kuveyt gibi ülkelerin vatandaşları öne çıktı. Bolivya, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, İzlanda, Liberya, Lüksemburg, Norfolk Adaları, Singapur, Sudan, Tanzanya ve Tunuslu vatandaşların son on bir aylık dönemde sadece bir taşınmaz satın alması dikkat çekti. Alman vatandaşları bin 108’i arsa, bin 266’sı daire olmak üzere toplamda 2 bin 374 taşınmaz edinirken, Rusya Federasyonu vatandaşları tercihini daireden yana kullandı. Ruslar 72’si arsa olmak üzere toplam 2 bin 53 gayrimenkul aldı. Türkiye’den arsa ve konut almak isteyenler arasında en istekli üçüncü ülke vatandaşları ise İngilizler oldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilerine göre İngiltere’den 271’i ana taşınmaz, bin 253’ü kat mülkiyeti olmak üzere toplamda bin 524 arsa ve ev satın alımı gerçekleştirildi. Bakanlık kaynakları Türkiye’de gayrimenkul satın alacak yabancılara en az bir yıl oturma izni verecek düzenlemenin bu süreçte etkili olduğunu belirterek önceki gün yürürlüğe girmesinin ardından arsa, daire ve bina satışlarının artmasını beklediklerini kaydetti. Bakanlık Türkiye’ye döviz kazandırıcı adımlardan biri olan gayrimenkul satışlarını artırmak için 183 ülkeye yönelik tanıtım çalışmalarına da hız veriyor. Katılımcı ülkelere dünyada en çok konuşulan dillerde (İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Arapça, Çince) yabancıya mülk satışına ilişkin yasal düzenlemeyi anlatan broşürler dağıtılacak. Mütekabiliyet şartı 183 ülke için kaldırılırken Suriye, Ermenistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Kuzey Kore gibi birkaç ülke liste dışında tutulmuştu. Bazı ülkeler için ise özel şartlar getirildi. Kanunla yabancı gerçek ve tüzel kişilerin yapısız taşınmaz edinmesi durumunda geliştirecekleri projeyi iki yıl içerisinde ilgili Bakanlığa onaylatması gerekiyor. Mütekabiliyet engeli kaldırılsa da güvenlik ve stratejik görülen yerlerde gayrimenkul alımı yapılamıyor. Askeri yasak bölgeler, askeri güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgelere ait harita ve koordinat değerlerinin tamamlanmasının ardından satışların hızlanması bekleniyor.

İslam âlemi Suriye’de sınıfta kaldı SERKAN SAĞLAM BEYRUT Lübnan Müftü Vekili Şeyh Emin el Kürdi, Su-

1riye'de 2 yılı aşkın bir süredir devam eden iç sa-

vaş süresince masum sivillerin de ayrım gözetmeksizin hedef alınması karşısında İslam âleminde gereken tepkinin oluşmadığını söyledi. Beyrut'ta Zaman'a konuşan din adamı, “Kim mazlum Suriye halkının yanındaysa biz onunla birlikteyiz. Kim halkını öldüren zalimin yanındaysa onun da karşısındayız. İsrail'e karşı Lübnan'da bütün Müslümanlar birliktir. Bu konuda hiçbir tereddüdümüz yok. Ancak bazı gruplar İsrail'de zalime karşı durup mücadele ederken Suriye'de halkını öldüren zalime destek veriyor. Biz bu grupların samimiyetini de sorgulamıyor değiliz. İslam âlemi Suriye olaylarında siyasi, diplomatik ve insani açıdan sınıfta kalmıştır. Bunu içimize dönük olarak sorgulamak zorundayız.” dedi. Suriye'de akan kana rağmen İran ve Lübnan'daki İran destekli Şii milis grup Hizbullah, Beşşar Esed rejimine koşulsuz destek vermeyi sürdürüyor.

Somali'de kanlı saldırı 3 Kızılay görevlisi yaralandı. Bir Somalili Kızılay görevlisi öldü. Somali'nin başkenti Mogadi-

1şu'da düzenlenen bir dizi bom-

balı ve silahlı saldırı sonucu en az 19 kişinin öldüğü bildirildi. Saldırılarda 3 Türk Kızılayı görelisi yaralanırken, durumlarının iyi olduğu öğrenildi. Kızılay'ın Somali uyruklu bir görevlisinin de öldüğü gelen bilgiler arasında. Mogadişu'da başta ülkenin ana mahkeme binasının da bulunduğu bir dizi hedefe yönelik bombalı ve silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıyı Eş-Şebab örgütü üstlendi. Saldırganların bir kısmı bomba yüklü yeleklerle saldırıyı gerçekleştirdi. Bombalı saldırının biri ise Türk Kızılayı konvoyunun yakınında gerçekleşti. Cihan Haber Ajansı'nın yerel kay-

naklardan elde ettiği bilgiye göre, saldırılarda 3 Türk Kızılayı görelisi yaralandı. Yaralıların durumunun iyi olduğu öğrenildi. Saldırıda Türk Kızılayı personelinden Somali uyruklu şoförün öldüğü aktarıldı. İngiliz BBC televizyonu ise daha önce geçtiği haberde, ölenlerden ikisinin Türk yardım görevlileri olduğuna yer vermişti.

Kızılay'dan açıklama Türk Kızılayı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Somali'deki insan acısını dindirmek için çok zor şartlarda insani yardım çalışmalarına devam edildiği belirtildi. Açıklamada, bölgede görev yapan Türk Kızılayı ekibini taşıyan iki

araçlık konvoyun, bir terör saldırısına maruz kaldığı belirtilerek, bombalı saldırı sonucu araçlardan biri ağır hasar alırken aracı kullanan Somali uyruklu Türk Kızılayı'nın yerel şoförünün hayatını kaybettiği belirtildi. Saldırı sırasında araçta bulunan Türk Kızılayı personeli Kenan Kongur, Murat Demirbaş ve Fatih Çelik'in hafif yaralandığı bildirilen açıklamaya göre, vücutlarına şarapnel parçaları isabet eden Kızılay personeli Sağlık Bakanlığı'nın bir ambulans uçağı ile Türkiye'ye getirilecek. Terör saldırısının Türkiye'ye ya da Türk Kızılayı'na karşı olmadığı, bölgedeki iki grup arasındaki çatışmadan kaynaklandığı belirtildi. (CİHAN, İHA)

Suriye'de tarih yok ediliyor

Hz. Ömer'in yaptırdığı minare yerle bir edildi Suriye'de rejime bağlı güçlerin ülkenin güneyindeki

1Dera kentinde düzenlediği operasyonlarda, tarihi

Hz. Ömer Camisi'nin minaresinin yıkıldığı bildirildi. Suriye muhalefetinin bir sosyal paylaşım sitesinde yayınladığı görüntülerde, Dera'daki tarihi Hz. Ömer Camisi'nin minaresinin, büyük bir patlamanın ardından yıkıldığı görülüyor. Muhalifler, caminin minaresinin, rejime bağlı güçlerin saldırısı sonucunda yıkıldığını belirtirken, minarenin yıkılışı sırasında caminin bulunduğu sokaktan bir tankın geçtiği dikkati çekiyor. Dün kaydedildiği belirtilen görüntülerde, saldırının ardından cami de büyük hasar oluştuğu fark ediliyor. Video kaydında, camiye yönelik saldırıdan ordu birliklerini sorumlu tutan kalabalığın tepkileri de işitiliyor. Suriye'de devrimin "merkez üssü" olarak nitelendirilen Dera şehri, ülkenin güneyindeki Ürdün sınırında yer alıyor. Hicret'in 14'üncü yılında Hz. Ömer döneminde inşa edildiği belirtilen tarihi cami, Dera'da rejime karşı mücadele veren muhaliflerin başlıca toplanma merkezleri arasında

yer alıyordu. Suriye'de Mart 2011'de Devlet Başkanı Beşşar Esed aleyhine duvar yazıları yazdığı gerekçesiyle bir grup gencin gözaltına alınması ve işkence gördükleri iddiaları, ilk olarak Hz. Ömer Camisi çevresinde düzenlenen gösterilerle protesto edilmişti. Çeşitli kentlerde haftalık düzenlenen barışçıl gösteriler daha sonra ülke geneline yayılmıştı. Tarihi Hz. Ömer Camisi, devrimin başlangıcında muhalifler tarafından bir süre hastane olarak kullanılmıştı.


A D ` O L S O

PAZAR 5. MAYIS 16.00 - 18.00, CUMA 10. MAYIS 18.00 - 20.00 FROGNER SİNEMASI ORGANİZATÖR: TYRKISK FILM BİLET-İLETİŞİM: FATİH MEHMET DEVECİ TEL: +47 401 60 894 MAİL: f.m.deveci@hotmail.no FACEBOOK SAYFASI: WWW.FACEBOOK.COM/TYRKISKFILM


38 KÜLTÜR

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Selam’da sadece üç öğretmen yok AYHAN HÜLAGÜ İSTANBUL Yurt dışındaki Türk okullarına giden üç öğretmenin hikayesini anlatan Selam filmi, geçtiğimiz hafta gösterime girip gişe rekoru kırdı. Öğretmenleri canlandıran oyuncularla görüştük, hikayelerini dinledik. Beklediklerinden farklı bir ortamla karşılaştıklarını söyleyen oyuncular, okullarda öğretmenlik yapmanın gurur verici olduğunu anlatıyor. Kurmaca bir film ile yaşanmış hikâyelerle örülü bir filmde oynamanın farkı nedir? Burçin Abdullah: Kurmaca bir filmde oynamak daha kolay. Olmayan bir dünya oluşturup karakteri ona göre şekillendirebilirsin ama burada gerçekte var olan şeyler var, ‘Zehra ya da Harun öğretmen böyle biri, ona göre oyna.’ denildi. Biz de ona göre oynadık. Yunus Emre Yıldırımer: Hollywood ya da Avrupa yapımı filmleri izlerken bile yaşanmış olanı tercih ederim. Daha gerçekçi oluyor. Sonra araştırıyorsun, iyi ki izledim diyorsun. Karakterleri derinleştirirken Türk okullarındaki öğretmenlerle istişare etme imkânınız olmuştur. Hasan Nihat Sütçü: Oldu tabii. Oralara gittiğinizde yaptığınız şeylerin gerçekten var olduğunu, üç değil binlerce öğretmeni anlattığınızı görüyorsunuz. Geçenlerde Yunus Emre çok önemli bir konuya parmak bastı: O öğretmenler şartlardan şikâyet edip geri dönmedi. Biz o zor şartlarda bulunduk ama onlar bunu hep yaşıyor. Canlandırdığınız kişilerle tanıştınız mı? B.A.: Birebir görüşme şansımız olmadı. Gittiğimiz okullardaki hocaların nasıl davrandıklarını gözlemledik. Filmde farklı dillerde konuşuyoruz, o konuda bize yardımcı oldular. H.N.S.: Adem öğretmen, adına makaleler yazılan, arkadaşları tarafından zamanda kahraman olarak görülen bir ağabey, başlı başına bir cengaver. Bilindiği gibi hayatta değil. Onun hayatını canlandırmak kolay değildi. Senegal, Afganistan, Bosna. Gittiğiniz ülkelere dair neler biliyordunuz? Y.E.Y.: Senegal’e ilk defa gittim. Yer altı kaynaklarına göre biraz daha zengin bir ülke bekliyordum, öyle değilmiş. Araştırınca birçok şeyin düzeninin bozuk olduğunu, düzeltilebilir

1

birçok şeyin düzeltilmediğini gördüm. Gördüğüm o kadar çok şey, anlatılacak o kadar hikâye var ki... Hikayelerin bir kaçını filme taşıdık, Türk okullarında çalışan hocalarımıza küçük bir selam gönderdik. H.N.S.: Yunus, ‘Düzelmeyen şeyler var.’ dedi. Ben oradaki öğretmenleri şöyle görüyorum: ODTÜ’den, Hacettepe’den mezun öğretmenler iyi şartlarda yaşama imkânı varken gittikleri yerlere sevgiyi götürdü. Çocukları, ekmek teknesinde hamuru yoğurur gibi, kendilerine benzeyen sevgi insanı yapmayı başardılar. Nasıl karşıladılar sizi? B.A.: Çok iyi. Başımıza bir aksilik geldiğinde, bir şeye ihtiyacımız olduğunda yardımcı oldular. Bölgeye çok hâkimler. Polis güçleriyle, esnafıyla, bakanıyla güzel bir iletişim kurmuşlar. Dönüşte hediyelerle uğurladılar, ‘Nasılsın, ne yapıyorsun?’ diye arayıp soruyorlar. Afganistan’da Osman hoca var mesela, benimle yaşıt. Öyle şeyler yaşamış ki 60-70 yaşındaki adam tecrübe etmemiştir. 4 yıl boyunca oralarda kalmak ne demek. Gittiğinde muhasebe yokmuş, ilk o tutmuş. Şu anda 40-50 okulun muhasebesinden sorumlu. Havaala-

nının müdürü Afgandı ama anadili gibi Türkçe konuşuyor. Türk okullarından mezun olmuş. Hiç arama yapmadı, yardımcı oldular. Senegal? Y.E.Y.: Bir dediğimizi iki etmediler. Rejide durdular, kulaklıkları takıp Fransızcama baktılar. Ayrılırken çok üzüldüm. Daha önce başka ülkelere de gittim, ‘Venedik mi, Senegal mi?’ diye sorsanız, ‘İyi ki buraya gelmişim.’ derim. Çok samimi bir ortam. Öğrencilerle basketbol oynuyor, ders çalışıyor, hocalarla geziyordum. Son gün yengelerimiz bize gözleme yaptı. Tepede de şahinler uçuşuyor, Allah’tan götürmediler bizi. Bir çocuk var mesela, Senegalli. Orada doğmuş. Ben nereliyim: Siirt. Öğretmenler çekim sürecinde yardımcı oldular mı? H.N.S.:Tabii ki. Bosna’da üniversite hocası Geylani Bey’le beraber oynadık. Karşılıklı sahnelerimiz bile var. Afganistan ve Senegal’e göre çok rahattım, çocuklarla Türkçe konuştum. Yunus Emre Fransızca, Burçin Farsça öğrenmeye çalıştı. Farklı bir coğrafyaya, kültüre gidiyorsun ama Türkiye’nin toprağında gibisin. Sadece büyükelçilikler vatanın gibidir ya, bizim okullarımız da öyle. B.A.: Afganistan’da bütün ekip dizanteri oldu, herkes hastaneye gitti. Reji, kostüm kimse kalmadı. Biz de oradaki öğrencilerle reji yaptık, kostümlerini ayarladık. Konuşulan dili bilmediğimiz için çocuklar tonlarımız doğru mu yanlış mı diye kontrol ediyordu. Çekim sırasında ‘Kesinnnn yanlış oldu!’ diye bağırıyorlardı. Meğer bir harfi yanlış telaffuz etmişiz. İnsanlarla muhabbet edecek kadar dil öğrenebildiniz mi? Y.E.Y.: Ben Galatasaray Üniversitesi’nden bir arkadaştan Fransızca konusunda yardım aldım. Çevirileri ezberleyip Senegal’e gittim. Hocalar ‘Oğlum bu diplomat çevirisi’ dedi, beraber oynadığım çocuk oyuncu ‘Google translate’ diyerek takılıyordu. Dört günde içselleştirmek zorunda kaldım, çok zordu. Ancak ağlayan, gülen çok farklı uç noktaları olmayan, bildiğimiz Anadolu insanını oynamak çok güç değildi.

B.A.: Benim tonlamamı çok beğendiler, bizden farkın yok dediler. (Gülüyor) Ben de dedim ki ‘Benim büyük büyük dedem buralı’. Y.E.Y: Hasan abi de filmde Türkçe konuşuyor ama canı sıkılmasın diye gidip Latince öğrenmiş. H.N.S: Ben de dil sıkıntısı yaşadım. Yanımdaki çocuklar Türkçe bilmiyordu. Oradaki öğrencilerden değildi, oyuncuydu. Senaryoyu ezberlemişler, duyguyu verme konusunda sıkıntı yaşıyorlardı. Sağ olsun oyuncu koçumuz Figen Adıgüzel tek tek ilgilendi. Şartların en zor olduğu ülke hangisiydi? H.N.S.: Burçin ve Yunus yabancı bir ülkede, yabancı bir dilde oynadı. Onların yanında hiçbir şey yaşamadım, tatile gitmiş gibiydim. Emekleri benimkinden çok çok fazladır. Y.E.Y.: Ne olursa olsun akşam yurda gidip bir şeyler atıştırabiliyordum. Ama Afganistan o konuda çok zordu. Hakkını yememek lazım. B.A.: Doğru diyorlar, çektik valla. Etrafta sürekli eli silahlı askerler, tanklar, bir yanda iç çatışma...Günlerce sadece meyveyle beslendik, su yerine sürekli ayran içiyorduk. Geçenlerde sordular, oralara tatil için gider misin, diye. Gitmem. Ama iş için gidiyorsun. Afganistan’da çekilen ilk Türk filminin parçası olduk. Oraları görmek, böyle ilklerin içinde yer almak birçok kişiye nasip olmaz. Onun için çok mutlu ve şanslıyım. Öğretmen olarak oralara gider miydiniz? Y.E.Y.: Bana teklif geldi, biliyor musunuz? Oradaki öğretmenler ‘Gel, sanatla ilgili bir şeyler yap.’ dedi. Yapabilirsin ama dil bilmiyorsun. B.A.: Çevrenin getirdiği altyapı önemli. Doktor olsaydık, belki gitmezdik. Kader bizi oyuncu, onları öğretmen olarak Afganistan’a, Senegal’e gönderdi. Ben de öyle bir altyapıdan gelseydim seve seve giderdim. Gurur verici. H.N.S.: Oradaki insanlarla tanışmadan önce söyleselerdi, ‘Ne işim var, manyak mıyım?’ derdim. Arkadaşları tanıdıktan sonra fikrim değişti. Belgesellerde, programlarda gördüğüm öğretmenlerin yaptıklarını idrak ettikten sonra diyorsun ki: Yer fark etmiyor. Dünya haritasını çevirip parmağını koyduğun yere gidiyorsun.


39YORUM

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Ahmet Kurucan

İspatlanmamış spekülasyonlar ve meşru sorular

Hangi insanlar evlenmesin? Hangi insanlar evlenmesin’i ‘Hangi insanlar evlensin?’ şeklinde de okuyabilirsiniz. Takdir size kalmış. Fakat yazının sonunda hangi kategoride yer aldığınızı kendinize sormayı unutmayın. Sevmeyi bilmeyenler evlenmesin. Çünkü sevgi, insani bir duygudur. İlk ışığı insanın kalbinde Allah yaksa da o ışığın alev alıp parıl parıl parlaması insanın iradesi ile olur. İradi cehd ve gayretle elde edilecek bu sevgidir, evlilik binasının temeli, duvarı, harcı, çatısı. Siz hiç temelsiz, duvarsız, harçsız, çatısız ev gördünüz mu? Saygı nedir bilmeyenler evlenmesin. Çünkü saygı evlilikle aranan huzurun olmazsa olmazıdır. Ayrıca saygı sevgi ile birlikte olursa bir mana ifade eder. Eşler arasında sevgisiz saygı riya, saygısız sevgi de koca bir yalandan ibarettir. Ümit etmeyi, ümitle bugüne ve yarına bakmayı bilmeyenler evlenmesin. Çünkü ümit, evlilikte bir hazinedir. Ümitsiz insan, hayata bugün penceresinden bakan, hayatı sadece bugünden hatta yaşadığı an’dan ibaret gören insandır. Halbuki evlilik uzun soluklu bir maratondur. Bugün kötü olan ya da kötü gözüken nice şeyler vardır ki yarın iyi olabilir. “Her şerde bir hayır vardır” özdeyişini hatırlayın. “Sizin şer gördüğünüz nice şeyler vardır ki hayır, hayır gördüğünüz şeyler de şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” ayeti kime, ne anlatıyor bir düşünsenize! Sabır bir kenz-i mahfi, özür dilemek erdemdir Sabretmeyi bilmeyenler evlenmesin. Çünkü sabır, hamları kemale erdiren bir ateştir. Bu ateşi çıplak eliyle tutmaya hazır olmayanlar evliliğe de hazır değildir. Sabır, evli çiftin ömür boyu ihtiyaç duyacağı, her gün kapısını çalıp dilencilik yapacağı, susuzluğunu gidermek için deniz suyu içen insan misali ‘daha yok mu” diye sesleneceği bir kenzi mahfidir. Özür dilemesini bilmeyenler evlenmesin. Çünkü özür insan olan insan için bir eksik, bir kusur değil aksine erdemdir, fazilettir. Özür dilemeyi erdem görme, insanı sürekli tetikte tutar, hata yapmamaya sevk eder. Aksi bir hal, “ben mükemmel bir insanım” iddiasını içinde barındıran çiğ bir tavırdır. Böyleleri hiçbir zaman kendi hatalarını görmez. Hatanın

görülmediği yerde ise hatadan dönme olmaz ve gün gelir hatalar zinciri fasit bir daireye sokar o yuvayı. Sonuçta testi kırılır, huzursuzlukla başlayan süreç boşanmaya uzar ve Allah muhafaza günümüzde çok örneğini gördüğümüz gibi karısını öldüren kocalar, kocasını bıçaklayan kadınlar alır başını gider. Böylesi ailelerden müteşekkil toplum kendini N.Fazıl’ın ifadesiyle ‘cinnet müstatili’ içine salmış deli bir toplumdur. Ağlamasını bilmeyenler evlenmesin. Kocalar ne “kadındır ağlar”, “kadının gözyaşları silahıdır” ne de kadınlar “erkek adam ağlamaz” desin. Çünkü gözyaşı haneyi cennetnümun çemenzara döndürecek olan sihirli bir iksirdir. Ağlamayı unuttuk biz bütün bir toplum olarak. Onun için teklif-i mâlâyutâk yapmayacak ve ceyhun gibi akıtın gözyaşlarınızı demeyeceğim ama hiç olmazsa damlatın; pınarınız kurumasın. Gülmesini bilmeyenler evlenmesin. Çünkü gülme, ağlamayı tamamlayan bir unsurdur. Bu ikisi bir bütünün iki eşit yarısından ibarettir. Gülme ve ağlama, hayat ve ölüm gibidir. Biri olmadan diğeri, diğeri olmadan berikinin kadr ü kıymeti bilinmez. Öyleyse, bozmayın Yaratıcının kainata koyduğu bu dengeyi. Affetmeyi bilmeyenler evlenmesin. Çünkü affetmemek, affedememek öfkelerin birikmesini, onların kin ve nefrete dönüşmesini netice verir. Eşini affetmeyen, affedemeyen insan, zamanla kine ve nefrete dönüşen bu öfkesi ile onu düşmanlaştırır, hatta şeytanlaştırır. Adı üzerinde düşman ve şeytan. İnsan hiç düşmanıyla, şeytanıyla aynı yastığa baş koyar mı? Çok şeyler sıralayabilirim; ama bununla bitireceğim; kanaat etmesini bilmeyenler evlenmesin. Çünkü kanaat iki yüz adamın ancak anahtarlarını taşıyabildiği Karun’un bile kapısında dilencilik yapacağı büyük bir hazinedir. Evlilikle kurulan yuvanın kıyamete kadar devamı ancak böyle bir hazineye sahip olmakla mümkündür . Uzun sözün kısası; insan olan insanlar evlensin ve unutulmasın hayvanlar çiftleşir, insanlar ise evlenir.

Niçin önce barış?

hali temel bir değişken gibi öne sürüldü. Böylece bu ‘yokluklar' birbiriyle bütünleşti ve barışın yokluğu nedeniyle demokrasinin gelemeyeceği, demokrasinin ‘yokluğu' nedeniyle de barışın tesis edilemeyeceği savunulmaya başlandı. Entelektüel açıdan bakıldığında barış ve demokrasi alanında hiçbir ilerlemenin mümkün olmadığını, çıtanın bizim kapasitemizin çok üzerinde yer aldığını iddia eden bir romantik/agresif aydın haliyle karşı karşıyayız… Siyasi açıdan bakıldığında ise mesele açık bir biçimde AKP alerjisi olarak gözüküyor ve altında da laik kültürel kimliğin ideoloji ile kamufle edilmiş yenilgi psikolojisi yatmakta. Hükümet bu teorik tıkanıklığı yürüttüğü siyasetle çözerken, barış ve demokrasi arasındaki ilişkiye de yeni bir gözle bakma fırsatı vermiş oldu. Bugüne kadar Kürt meselesinin çözümünde başka ülkelerdeki deneyimlerin çok önemli olduğu düşünülmüş, o örneklerin dikkate alınması salık verilmişti. Mikro ölçeğe inildiğinde, sivil toplumun yürütebileceği ‘taktiklerin' geliştirilmesi açısından bakıldığında söz konusu örnekler gerçekten de çok öğreticidir. Ancak çözümün ana stratejisine gelindiğinde bu örnekler fazla bir anlam ifade etmeyebilir. Çünkü her ülkede ‘çözüm' somut ve

ETYEN MAHÇUPYAN

Barış süreci ile çözüm sürecini birbirinden ayrıştırma stratejisi sonuç vermiş gözüküyor. Hükümet silahların bırakılması ile Kürtlere eşitlik temelinde hak ve özgürlüklerinin teslim edilmesini gayet akıllıca bir biçimde farklı zeminlere oturttu. Çünkü barışa çok güçlü bir toplumsal destek varken, kimliksel eşitliğin hazmedilmesine halen epeyce uzağız. Öte yandan silahların susmasının muhtemel eşitlikçi bir hukuk yapısını olumlu etkileyeceği de açık. Kısacası hükümet, bazı aydınların kurduğu statik dengeleme bakışını barışa öncelik vererek dinamik hale getirdi. Söz konusu aydınlar barış ile demokrasiyi birbirine bağımlı hale getirip neredeyse bütünleştirmişlerdi. Öyle ki biri olmadan diğeri olamıyordu… Ancak bu kategorik ilişkisellik pratikte engelleyici bir nitelik kazandı. Akıl yürütmeler barış ve demokrasi hedefi üzerinden değil, barış ve demokrasinin ‘yokluğu' üzerinden üretilmeye başlandı ve bu ‘yokluk'

Joost Lagendijk

a.kurucan@zaman.com.tr

Türkiye’nin dışına çıkınca Gülen hareke- rulanmış suçlamalar yoktu, ama programı iztini izah etmenin ne kadar zor ve bu konuda ledikten sonra, Hollandalıların çoğunun tümanipülasyon yapmanın ne kadar kolay ol- müyle bihaber olduğu güçlü bir yapının duğuna geçen hafta birinci elden tecrübeyle amaçlarıyla ilgili şüpheye kapılıyordunuz. Bu tanıklık ettim. yüzden, gazetenin yayın hayatına atılması töGeçen salı Hollanda’da ‘Zaman Vanda- reninde konuşma sözü vermiş olan Sosyal İşag’ın piyasaya çıkması, pek çok kişinin gaze- ler Bakanı, son anda gelmekten vazgeçti. teye ve daha genelleyip, bağlantılı olduğu ha- Programın medyada Gülen hareketi hakrekete muhalefet etmesini tetikledi. İşin kında yeni bir tartışma dalgası başlatmasıyla olumlu yanından başlayayım: Zaman Van- da, laflarını sakınmayan tenkitçilere görece daag gazetesi, Hollanda ve Belçika’nın Hol- kolay bir görev düştü: Hollanda’da hemen hiç landaca (Flamanca) konuşulan Flaman böl- kimse hareket hakkında bir şey bilmediğingesinde olan bitenlerle ilgili Hollandaca haf- den ve bilen çok az sayıda kişi de ikna edici talık yayına başladı. Genel Yayın Yönetmeni karşı hikâye sunmayı beceremediğinden, aşırı Mete Öztürk’ün formüle ettiği gibi, gazete, 50 ve uyduruk suçlamaları rahatça ortaya atayıl önce Avrupa’ya geçici mibildiler. Büyük gazetelerden birinde, safir işçi olarak gelen TürkiGazetenin yayına başHollanda’da lezbiyen bir çift yeliler ve diğer göçmenlerin ladığı gün ikinci bir olay tarafından yetiştirilen Türkiye patlak verdi. Büyük gazeteburada kalıcı olmalarının bir kökenli evlatlık çocuk Yunus göstergesi. Zaman Vandaag, lerden birinde, Hollanda’da hakkındaki kavgayı, Zaman ve lezbiyen bir çift tarafından Hollanda ve Belçika toplumGülen bağlantılı diğer larına katılımı teşvik etmek yetiştirilen Türkiye kökenli kurumların çıkardığını iddia istiyor, basmakalıp kategorievlatlık çocuk Yunus hakeden bir makale basıldı. leştirmelerle ve önyargılarla kındaki kavgayı, Zaman ve mücadele etmeyi amaçlıyor. Gülen bağlantılı diğer kuGazete, diğer medya organrumların çıkardığını iddia larının genellikle kaçırdığı bir perspektifi sun- eden bir makale basıldı. Hikâye başından itimak, bugünün çok kültürlü toplumlarında baren zayıf gözüküyordu, zira içinde epey yan yana yaşayan yeni ve eski Avrupalıların yanlış bilgi vardı ve vakadaki tüm aktörleri bilinmeyen hikâyelerini yayımlamak istiyor ve Gülen hareketine bağlamaya çalışıyordu, fark edilmeden kalma tehlikesiyle karşı kar- buna Diyanet’in organize ettiği toplantı ve şıya olan olumlu gelişmelere odaklanmayı ar- ATV’de yayınlanan bir dizi program da dâhildi zuluyor. İlk nüshanın tanıtımında belirttiğim ki, her ikisi de Gülen’le bağlantılı varsayılmaz. gibi, gazetenin, kültürel ve dinsel açıdan kaBuna rağmen, makale, Gülen’le ilgili süre rışık toplumların ayrılmaz unsuru olan ihtilaf giden tartışmayı körükledi, Hollandalıların çove çekişmelerden kaçmayan nüanslı haber ve ğunun bu bilinmezler örgütünde temelden yorumlarıyla farklı kökenlerden gelen Hol- yanlış bir şey olduğuna dair izlenimini güçlanda ve Belçika’nın karışık okur kitlesine lendirdi. Harekete sempati duyan pek çok ulaşmasını içtenlikle umuyorum. Türk, savunmaya geçip, kızgın tepkiler verirMaalesef, Zaman Vandaag’ın yayına baş- ken, tüm eleştirileri aynı kefeye koyma hatalamasına iki olayın gölgesi düştü. Gazete sını işledi. Oysa bunun kimseye faydası yok, çıkmadan birkaç gün önce, çok saygın ve ta- zira Gülen hareketinde beğenmedikleri her nınmış bir TV programı, Gülen sevenlerinin şeyi suçlamaya dönüştüren taraflı komplo kuHollanda’da yönettiği yatılı okulları konu ramcıları ile her ne sebepten olursa olsun, saedindi. Bu okulların nasıl işlediği ve bu yüzde dece hareketle bağlantılı okul ve yurtlardaki 100 Türk tesislerinin öğrencilerin Hollanda belli uygulamalardan endişe duyanlar aratoplumuna entegrasyonunu teşvik edip et- sında çok büyük bir fark var. İlk grubu, ispatmediğine dair sorular ortaya atıldı. Cevap- lanmamış spekülasyonlarındaki tutarsızlıklanması gereken meşru sorular. Sorun, bu so- larla yüzleştirmek lazım. İkinci grup ise tam ruların, Gülen hareketinin şaibeli ve tartışmalı şeffaflık temelinde dürüst biçimde cevaplanbir fenomen olarak sunulduğu tek taraflı bir dırılmayı hak ediyor. j.lagendijk@zaman.com.tr bağlama yerleştirilmeleriydi. Net veya doğkendine has bir coğrafya ve geçmişin üzerine oturduğu ölçüde, ‘oraya ait' bir gelişme dinamiği izlemek durumundadır. Aksi halde toplum tarafından ‘doğal' bulunması ve hazmedilmesi mümkün olmaz. Türkiye'deki Kürt meselesinin bugün yaşanmakta olan çözüm sürecinin dünyadaki örneklerin büyük çoğunluğundan çok temel bir farkı var: Birçok dünya örneğinde taraflardan biri, diğer tarafı mağdur etmiş olan devletin resmi ideolojik kimliğini taşıyor veya sahipleniyor. Örneğin İspanya'da Basklarla barış yapacak olan Kastilyanlar kendilerini İspanyol olarak görüyorlar ve İspanya devleti adına davranıyorlar. Diğer bir deyişle ‘devlet kimliği' barışı konuşacak taraflardan biri… Türkiye'de ise çok farklı bir durum var: Kürt meselesini üreten aktör, resmi ideolojinin ürettiği kimliği taşıyan ve onu baskı rejimini meşru kılmak için kullanan devletin kendisi. Ne var ki barış sürecinin taraflarından biri bu devlet değil… Bu devleti kullanan ve onu dönüştüren, o devletin resmi ideolojik kimliğine de mesafeli duran, hatta onu ‘ayaklar altına' bile almaya, bu uğurda ‘baldıran zehri' içmeye hazır olduğunu söyleyen bir siyasi hareket. İşte bu nedenle süreç birçoklarını şaşırtan bir hızla ilerleyebiliyor. Çünkü barış taraflara karşılıklı bir taviz alışve-

rişi gibi gözükmüyor. Birlikte varılacak bir yeni ‘doğal ve doğru' durum olarak algılanıyor. Birçok dünya örneğinde barışla demokrasi arasındaki ilişkinin dinamizm kazanması, önce demokrasi alanında adımlar atılması anlamına gelmişti. Taraflardan biri, sorunun faili olan devletin kimliğini sahiplenen siyaset olduğunda o siyasetin çözüme yürüyebilmek için önce devleti demokratikleştirmesi gerektiği açık. Oysa Türkiye'de barışla demokrasi arasındaki dengeden bir çözüm sürecinin üretilebilmesi tam tersi bir önceliği ima ediyor: Barış aslında çok yakın, çünkü taraflardan hiçbiri sorunun gerçek failinin ideolojik kimliğini ve sorumluluğunu taşımıyor. Buna karşılık demokrasi hâlâ çok uzak, çünkü eski rejimin kalıntısı olan kurumlar, siyasi partiler ve toplumsal kesimler direniyorlar. Hükümet ise eski rejimle olan çatışmayı ‘gereken dozda' tutmaktan ve yeni bir çatışma ortamına sürüklenmeden bu dönüşümü gerçekleştirmekten yana. Türkiye'ye önce barış gelecek. Barış ortamında kendimize yeniden bakacak ve ‘ne olmak istediğimize' karar vereceğiz. Demokrasinin yolu o sorunun cevabı alındığı zaman açılacak… e.mahcupyan@zaman.com.tr


40YORUM

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Devletin dönüşümü ve mutluluk MURAT ŞEKER* “Devletin dönüşümü” başta iktisat ve si-

1yasal bilgiler fakülteleri olmak üzere

birçok bölümde okutulan bir ders konusudur. Burada anlatılan dönüşüm genelde uluslararası literatüre dayandırılır ve küresel ölçekte değerlendirmeler yapılır. Aslında satır aralarında bahsedilse de, geçmişten bugüne dünya muvazenesinde önemli devletler kuran biz Türkler için, devletin dönüşümü ve devlet anlayışı birebir yaşanan deneyimlerle dolu. Geçmişe dönüp baktığımızda devlet yönetimine ya da devletin nasıl algılanmasına dair eserler incelendiğinde, Yusuf Has Hacib'in “Kutadgu Bilig” eseri bir adımla öne çıkar. Kut kelimesi Türkçede, mutluluk, devlet, ilahi güçten gelen bereket manalarına gelir. Kutadgu Bilig ise mutluluk bilgisi, devlet idaresi bilgisi olarak tanımlanabilir. Kutadgu Bilig, yani “mutluluk bilgisi” eseri bir siyasetname ya da nasihatname olarak düşünülebilir. Yusuf Has Hacib, kaleme aldığı bu eserde, her iki dünyada mutluluğa kavuşulması için gerekli önermelerini ortaya koymuştur. Ona göre öteki dünyayı kazanmak, bu dünyadan tamamen soyutlanıp sadece ibadetle geçen bir ömürle gerçekleşmeyecektir. İnsan yaşadığı topluma faydalı olmalıdır. Hele bu insan toplum önderi ise bu fayda daha anlamlı bir hale gelmektedir. İnsanlığa hizmet etmek, öteki dünya için de önemli bir kazanımdır. Siyasetname türü-

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

nün ilk örneği olarak gösterilen Kutadgu Bilig, on birinci yüzyılda yazılmasına rağmen, eserde kullanılan sözcüklerin bir kısmı halen günümüzde de kullanılmaktadır. Bu eserde iyilik etmenin faydaları, bilgi ile aklın yani ilmin önemi, devletin ve devleti oluşturan tüm organların sıfat ve görev tanımları, aile ve sosyal hayata ilişkin konular işlenmiştir. Görüldüğü üzere dünya tarihinde de önemli bir yere sahip olan ve devletin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde notlar barındıran bu eser, devleti mutluluk ile tanımlamaktadır. Devletin varoluşunun temeline ve devlet idaresinin merkezine mutluluğu koymaktadır. On birinci yüzyılda hazırlanan bu eser, devletin millet için olduğunun, hükümdarın millete faydalı olması gerektiğinin altını çizmektedir. Devlet, erkleri barındıran bir güç odağı değil, milletin refahını ve mutluluğunu artırmaya çalışan, yani millete hizmet eden bir yapıya sahip olmalıdır. Devlet erk üstünlüğünü ancak milletin faydasına kullanırsa meşruluk kazanır. On birinci yüzyıldan daha yakın tarihlere geldiğimizde İstanbul'un eski isimlerinden birisi ile karşılaşıyoruz: Dersaadet… Kelime anlamıyla “mutluluk kapısı”… İstanbul'un bilinen 41 isminden birisidir Dersaadet… İstanbul'a verilmiştir ve belki de bunun en önemli nedeni, Osmanlı devlet yönetiminin yani payitahtın İstanbul'da olmasıdır. Yani İstanbul devlet olarak, devlet de mutluluk kapısı olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda Osmanlı'da Dersaadet politikaları geliştirilmiştir. Burada uygulamaya konulan politika ve projeler ile halkın mutluluk ve refah düzeyinin artırılması amaçlanmıştır. Aynı zamanda bölgesel farklılıkların ortadan kaldırılması için uğraş verilmiştir. Aslına bakıldığında Osmanlı'nın devlet yönetiminin şifreleri kuruluş genlerine dayanmaktadır. Osmanlı'nın kuruluşunda kadının rolü oldukça önemlidir. “Devlet ana” tabirinin sözlüğümüze girmesi de O s -

manlı'nın kuruluş öncesi dönemine rastlar. Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin babaannesi Hayme Ana, oğlu Ertuğrul Gazi'ye devlet yönetimiyle ilgili önemli öğütler vermiş ve imparatorluğun mayasını oluşturmuştur. Ona adaletli, erdemli, sabırlı ve yoksullara karşı cömert olmasını öğütlemiştir. Hayme Ana, 1250'li yıllarda eşi Gündüz Alp'i göç sırasında kaybedince, aşiretin reisliğini alıp, dağılma noktasına gelen Kayı Boyu'nu toparlamıştır. Kayı Boyu, Osmanlı Devleti'nin tohumlarının atıldığı boydur. Ertuğrul Gazi'nin annesi olan Hayme Ana, aşireti yönetirken evlatlarının ve torunlarının faziletli birer yönetici olmaları için uğraşmış ve ‘devlet ana' anlayışıyla yetiştirmiştir. Ona göre devlet, ana olmalıdır. Ertuğrul Gazi'ye olan öğütlerinde; boyundan soyundan olsun olmasın tüm insanlara adil davranmasını, ancak adaletle birliği sağlayabileceğini, insanlığa hizmetin en önemli değer olduğunu vurgulamıştır. Zamanına göre bir filozof derinliğinde fikirlere sahip olan Hayme Ana, devlet ana anlayışını Osmanlı’nın temeline yerleştirmiştir. Günümüzde sosyal devlet ve/veya refah devleti kavramlarıyla açıklanan devlet tanımları, devletin sadece toplumsal amaçlara ulaşmak için ekonomik işlere rehberlik etmesi ve denetlemesi değil, aynı zamanda vatandaşların mutluluğunu artırmak yoluyla, alınan tüm kararlarda mutluluğun ve refahın merkeze konulmasından bahseder. Dolayısıyla devlet sadece ekonomik aktivitelerin gelişimi için çaba sarf eden bir makine değildir. Devlet, milletten oluşmaktadır ve milletin, ekonomik aktivitelerin dışında daha birçok ihtiyacı söz konusudur. Bu durumun dile getirildiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 19 Temmuz 2011 tarihli toplantısının sonuç belgesi “Mutluluk-Kalkınmaya Bütüncül Yaklaşım” başlığını taşımaktadır. Bu belgede, mutluluğun en temel insan hedefi ve evrensel bir istek olduğu ortaya konulmuş ve ülkelerin gelişmişliğini göster-

mekte kullanılan GSMH'nin yapısı gereği bu hedefi yansıtmadığı belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilen bu teklifin ardından bir panel düzenlenmiş ve bu panelde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon tarafından yapılan açıklamada, "Uzun zamandır gayri safi milli hâsıla ekonomilerin ve siyasilerin ölçüldüğü bir kıstas görevi görmektedir. Ancak bu, sözde ilerleme; toplumsal ve çevresel bedellerini hesaba katmamaktadır." ifadeleri yer almıştır. Dolayısıyla, mutluluğun insanlar için temel bir hedef olduğu, gayri safi milli hâsıla gibi göstergelerin mutluluğu ve refahı yansıtmakta yeterli olmadığı dile getirilmiştir. Evet, görüldüğü üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yeni keşfettiği devlet ve mutluluk ilişkisini, aslında biz yüzyıllar öncesinden beri hem de adını koyarak uygulamaya geçirmişiz. Devleti tanımlarken ya da gerekliliğini açıklamaya çalışırken mutluluk ile kesiştirmişiz. Devlet, mutluluk için vardır. Devlet, milletin mutluluğu için faaliyet göstermesi gereken bir organizasyondur. Devlet ana olmalıdır, ana gibi kapsayıcı, şefkatli ve bir o kadar da özverili. Peki, şimdi şu soruyu sormanın tam zamanı. Tarihimizde mutluluk ile birlikte anılan devlet ve idaresi günümüzde bu izdüşümü ne kadar yansıtabiliyor?

*Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi

KRAL VE SOYTARI


41 YORUM 16YORUM

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

15 NýSAN 2013 PAZARTESý ZAMA

Ekrem Dumanlı

MEDÿNE

Madem bugünlerde Kutlu Doÿum Haftası’nı doya doya yaüıyoruz, müsaade ve aøınıza sıÿınarak bu hafta güncel konulardan uzaklaümak istiyorum. Gelin hep berber ‘Âlemlere rahmet olarak gönderilen’ Hazreti Muhammed’in (sas) mukaddes beldesi Medine’ye, oradan da Cenab-ı Hakk’ın mütemadiyen nazar kıldıÿı Kâbe’ye ev sahipliÿi yapan Mekke’ye gidelim. Yani içimize, ruhumuza, ‘Kalu Belâ’dan beri bize emanet edilen o derin noktaya. Gayrısı boü çünkü...

Ne güzel buyurmuş ehlullah: “Nice adamlar vardırbuyurmuë ki Horasan’da yaşarken ehlullah: “Nice Ne güzel Kâbe’yi tavafvardır edenden Kâbe’ye yaëarken daha yaadamlar ki Horasan’da Kâbe’yi edenden Kâbe’ye daha yakınkındır. tavaf Ve nice adamlar da vardır ki Kâdır. Ve nice adamlar da vardır kiancak Kâbe’nin örbe’nin örtüsüne sarılır; Horatüsüne sarılır; ancak Horasan’daki adamdan san’daki adamdan daha uzaktır.” daha uzaktır.” Gönül meselesi bu! Tam da Gönülçmam-ı meselesiA’zam’a bu! Tam“Niye da buMedine yüzden bu yüzden İmam-ı A’zam’a “Niye Medine yahut yahut Mekke yerine Baêdat’ta yaëıyorsun?” dendiêinde “Mekke’de yaëayıpyaşıyorsun?” Baêdat’ı özMekke yerine Bağdat’ta leyeceêime yaëayıp Mekke’yi özdendiğindeBaêdat’ta “Mekke’de yaşayıp Bağdat’ı lüyorum.” diyor.Bağdat’ta Ey dünyanın dörtMekke’yi bir yaözleyeceğime yaşayıp nında (nefsim gibi) hayatın labirentlerine sıözlüyorum.” diyor. Ey dünyanın bir kıëıp gidenler, çmam-ı A’zam bizim dört için de yanında (nefsim olmuyor gibi) hayatın bir ëeyler söylemië mu? labirentleDünyanın bir köëesinde hayat bizim sürine sıkışıp gidenler, İmam-ı A’zam rüp özlemek! Medine için hasiçinMekke’yi de bir şeyler söylemiş olmuyor mu? ret dolu türkülerbir söylemek, ëiirler yazmak, Dünyanın köşesinde hayat sürüp makaleler tasarlamak… Mekke’yi özlemek! Medine için hasret Sen Medine’yi Mekke’yi özleyeceksin dolu türküler şiirler ki onlar da senisöylemek, özlesin. Sen onu yazmak, ruhunmakaleler tasarlamak… da duyacaksın ki o da seni ëefkatle baêrına Sen bassın, saçlarınıMekke’yi okëasın,özleyeceksin gönlündeMedine’yi, ki süpürsün… kikasveti onlar silip da seni özlesin. Sen onu ruBugün bize ait pek çok deêerden cüdâ düëhunda duyacaksın ki o da seni şefkatle tüêümüz gibi o mukaddes beldelerden de uzak bağrınaüstelik bassın, saçlarını okşasın, göndüëtük; ulaëım imkânlarının artmasına lündeki kasveti silip süpürsün… sefer meëakkatinin ortadan kalkmasına raêmen.Bugün Halbukibize ëu fâni dünyada bize ‘gündem’ ait pek çok değerden cüdâ diye dayatılan konuların Kâbe hakikatinin yadüştüğümüz gibi o mukaddes beldelerden nında zerre kadar önemi yok. Bir televizyon ekde uzak düştük; üstelik ulaşım imkânlarıranına mahpus hale geldiêimiz zaman dilimnınileartmasına, sefer meşakkatinin ortadan leri Medine’den esen bir saniyelik bir melkalkmasına rağmen. ki! Halbuki şu fânitüketdüntem nasıl kıyaslanabilir Konuëtukça tiêimiz, cerbeze yaptıkçadiye manasızlaëtırdıêımız yada bize ‘gündem’ dayatılan konugünlük telaëların, bizi Mekke ruhundan, Mediların Kâbe hakikatinin yanında zerre kane aëkından nasıl kopardıêını idrak edebiliyor dar önemi yok. Bir televizyon ekranına muyuz acaba? mahpus Medine!hale geldiğimiz zaman dilimleri ile Medeniyetin Medine’denbeëiêi esenmukaddes bir saniyelik bir melbelde! Nenasıl demiëti o güzel Nebi: “Medine körük tem kıyaslanabilir ki! Konuştukça tügibidir. Münafık barındırmaz bünyesinde.” Nikettiğimiz, cerbeze yaptıkça manasızlaşfakın hâk ilegünlük yeksan olduêu yer!bizi Mekke rutırdığımız telaşların, Hele o Yeëil Kubbe, hele o Yeëil Kubbe! Her hundan, Medine kopardısalat-u selamı bizzataşkından cevaplayannasıl Hazreti Muğını idrak edebiliyor acaba? Sehammed (sas) iëte tam muyuz orada bulunuyor.

-

lam verenler biliyor ki her selam, aradaki me-

Medine!

her selam, aradaki mesafeleri yıkıp geçi-

yor veyıkıp Allahgeçiyor Resûlü, ne olursa olve cürmün Allah Resûlü, cürmün safeleri sun seniolsun bağrına Ağlayanlar, tir tir ne olursa seni basıyor. baêrına basıyor. Aêlayanlar, tir tir titreyenler, elindeki sanki butitreyenler, elindeki buruşuk nameyi ruëuk nameyiO’na sankiverecekmiş o esnada O’na verecekmië o esnada gibi heyecan gibi heyecan yaëayanlar… Cennet Bahçesi’nde yaşayanlar… Cennet Bahçesi’nde iki rekat iki rekat namaz kılmak için bekleëen insanların namaz dünyanın kılmak için bekleşen insanların nenefesine dört bir yanından getirilen fesine dünyanın birbulup yanından getirisalavatlar ekleniyor. dört çmkân gidebilenler olen ruhani zevki yerinde idrak ediyor. salavatlar ekleniyor. İmkân bulup giYa gidemeyenler? Onlara da yerinde özel hediyeler debilenler o ruhani zevki idrak veriyor ëanı yüce Nebi. Yeter ki gönül gözümüz ediyor. o mukaddes beldeler için her daim açık olsun... Ya gidemeyenler? OnlaraOsmanlı’da. da özel heHani Surre Alayları varmıë diyeler veriyor şanı yücetesbihlerle Nebi. Yeter ki göTekbirlerle, tahmidlerle, baëlarmıë Aylarcabeldeler süren yolnülyolculuêa gözümüzkervanlar. o mukaddes için culuk yürekleri çatlatırmıë. Ya vuslat ânı! her daim açık olsun... Yerleri öpe öpe Medine’ye gi- varmış OsHani Surre Alayları renler, yalınayak Ravza’ya yakmanlı’da. laëırken kalbiTekbirlerle, duranlar… tahmidlerle, tesbihlerle başlarmış yolculuğa kervanlar. çlahi Nâbî! çyi ki görmüësün Aylarca süren yolculuk yürekleri çatlatırayaklarını uzatarak istirahat eden “Samış. oYa“devletlû” vuslat ânı!ëahsı. Yerleri öpe öpe Medikın terk-i edebden Kûy-ı Mahne’ye girenler, yalınayak Ravza’ya yaklabubu Hüdâdır bu / Nazargâh-ı şırken kalbi duranlar… İlahi Nâbî! İyi ki çlahîdir makam-ı Mustafa’dır görmüşsün istirahat bu” dediêinde,ayaklarını o devletlûuzatarak bu eden unutmanı o “devletlû” şahsı. “Sakın terk-i mısraı emretmiëti. Ne var Kûy-ı ki, rivayetlere göre,Hüdâdır bu / edebden Mahbubu Hazreti Peygamber (sas)makam-ı o gece Medine müezNazargâh-ı İlahîdir Mustafa’dır zininin rüyasına teërif buyurup o mısraları okubu” dediğinde, o devletlû bu mısraı unutmasını emretmiëti. Sense minare merdiveninmanı emretmişti. de yakaladıêın müezzinden ëu cümleyi duyuNe“Bana var ki, rivayetlere göre, Hazreti yordun: buyurdu ki, ümmetimden Nâbî adında biri...” (sas) Nutku tutulmuëtu Urfalı ëaiPeygamber o gece Medine müezzirin. Tekrar be tekrar soruyordu “Ümmetimden ninin rüyasını teşrif buyurup o mısraları dedi mi? Beni de ümmetinden saydı mı?” Ve okumasını emretmişti. Sense minare merbaygınlık geçiriyor oraya yıêılıyordu. diveninde müezzinden Sırrı belki yakaladığın de ëundaydı: Asıl adı Yusuf’tu;şu cümleyi duyuyordun: buyurdu ama o ismini Farsça’da yok“Bana anlamına gelen ikiki, kelimeden seçmiëNâbî ve kendine Nâ-Bî demiëti. ümmetimden adında biri...” Nutku Medine’yi anlamak, Mekke’ye âëıkbeolmak; tutulmuştu Urfalı şairin. Tekrar tekrar hatta çslam’ı ve insanı idrak edebilmek için Nâsoruyordu “Ümmetimden dedi mi? Beni Bî olmak gerekiyor Nâ-Bî… Önce ‘hiç’ olacakdekiümmetinden saydı mı?” Ve baygınlık sın sonra ‘her ëey’in kapıları aralansın. Benlik geçiriyor oraya duygusundan ego yığılıyordu. saplantısından uzaklaëmayan, Kubbe-i Hadra’ya yaklaëamazAsıl ki! Oadı güneSırrı belki de şundaydı: Yu-

suf’tu; ama o ismini Farsça’da yok anlaMedeniyetin beşiği mukaddes belde! mına gelen iki kelimeden seçmiş ve kenNe demişti o güzel Nebi: “Medine kö- dine Nâ-Bî demişti. Medine’yi anlamak, Mekke’ye âşık rük gibidir. barındırmaz bünye- Kral ve 15 NýSAN Münafık 2013 PAZARTESý SA YI: 16653 Soytarı olmak; hatta İslam’ı ve insanı idrak edesinde.” Nifakın hâk SAHÝBÝ-HERAUSGEBER: WORLD MEDÝA GROUPile A.G. yeksan olduğu yer! Hele o Yeşil Kubbe, hele o Yeşil bilmek için Nâ-Bî olmak gerekiyor Nâsalat-u selamı bizzat cevap- Bî… Önce ‘hiç’ olacaksın ki sonra ‘her Avrupa Genel Müdürü Kubbe! Her Avrupa Genel Yayýn Müdürü ABDULLAH AYMAZ (Geschaftsführer – Chefredakteur) layan Hazreti Muhammed (sas) işte tam şey’in kapıları aralansın. Benlik duyguAlmanya Koordinatörü DURSUN ÇELûK MEHMET ATALAY Haber MüdürüSelam (Redaktionsleiter) orada bulunuyor. verenler biliyor ki sundan ego saplantısından uzaklaşmayan, Yayýnlar Koordinatörü YAHYA YILDIRIM

MEHMET ALÝ ÞENGÜL Dıü Baskılar Genel Yayın Editörü OSMAN ûRûDAÿ Bürolar Koordinatörü

HABER (Nachrichten) Tel: 0049 69 300 34 246-256 Fax: 0049 69 300 34 250 e-mail: haber@eurozaman.de

Kubbe-i Hadra’ya yaklaşamaz ki! O gü-

yaklaşmak için içindeki o buzu eriyaklaëmak için içindeki o buzu eriteceksin... ëeneşe teceksin... Mescid-i Nebevi’ye doyum olmaz elbette.Mescid-i Lakin Medine’yi ki buelNebevi’yebileceksin doyum olmaz mukaddes ëehrin ëehadetbileceksin ettiêi gerçeêi bette. Lakin Medine’yi ki bu daha derinden yaëayabilesin. mukaddes şehrin şehadet ettiği gerçeği Çok doêru ve güzel bir ëey yapılmıë daha derinden yaşayabilesin. doğru Medine-i Münevvere’de. Bir müze Çok kurulmuë; ve güzelvebirçaêlar şey yapılmış MüMedine’yi boyunca oMedine-i beldede yaëanan hadiseleriBir maketlerle anlatan bir müze. nevvere’de. müze kurulmuş; Medine’yi Orada bir Türk delikanlısı öyle içten, öyle save çağlar boyunca o beldede yaşanan hamimi anlatıyor ki Medine’yi! Adeta elinden tudiseleri maketlerle anlatan bir müze. tuyor ve seni tarihin koridorlarında gezdiriyor. Orada bir Türk delikanlısı öyle içten, öyle Maketler yetmez tabii ki Medine’yi hücsamimikadar anlatıyor ki isteyenlere. Medine’yi!SaêolAdeta relerine duymak sunlar, vartutuyor olsunlar; varmıë hem elinden ve rehberler seni tarihin koridorlaMedine’yi güzel anlatan hem Mekke’nin rında gezdiriyor. sizetabii açan.kiSelman’lar, Maketlersırlarını yetmez Medine’yi Osman’lar, Talha’lar.... Sayhücrelerinegıyla kadar duymak isteyenlere. ama duyarak anlatıyorlar Sağ olsunlar, var olsunlar; oralarda yaëananrehberler hadiseleri.varmış hem Medine’yi anlatan hem Meselagüzel onlardan biri Okçular Tepesi’nin baëına Mekke’nin sırlarını size açan.en Selman’lar, konukları. Osman’lar, çıkarıyor Talha’lar... SaygıylaGecenin ama dubir yarısında. çyi ki de öyle yarak anlatıyorlar oralarda yaşanan hadiyapıyor. Sokak satıcıları çokseleri. tan gecenin koynunda kayMesela bolup onlardan biri Eliyle Okçular gitmië. bir Tepedaire çiziyor ve “çëte Resululsi’nin en başına çıkarıyor konukları. Gelah (sas)bir veyarısında. ashabınınİyi sırtını Uhud cenin ki deverdiêi öyle yapıyor. Daêı.” diyor. O an Allah Resûlü’nün (sas) Sokak satıcıları çoktan gecenin koynunda “Uhud bir daêdır; biz onu severiz, o da kaybolup bir daire çiziyor ve bizi sever.” gitmiş. dediêiniEliyle hatırlıyor insanlar. “İşte (sas) ve ashabının sırtını çsterResulullah istemez düëünüyorsunuz o manidar tabloyu: Hani bir gün Resulullah (sas) verdiği Uhud Dağı.” diyor. O an Allah ReUhud Daêı’na daê deprem sûlü’nün (sas)çıkmıëtı “Uhudda birbudağdır; biz onu yaëıyor gibi zangır zangır titremiëti. Ve severiz, o da bizi sever.” dediğini hatırlıEfendimiz (sas), “Sabit ol ey Uhud! èu an yor insanlar. senin üzerinde bir Nebî, bir Sıddık ve ëeo mahitlerİster var.”istemez demiëti.düşünüyorsunuz Ve o gün anlaëılmıëtı kimin mertebesine nidarëehitlik tabloyu: Hani bir ereceêi… gün Resulullah 70 Uhud medfun bulundu(sas) Uhudèehidi’nin Dağı’na çıkmıştı da bu dağ êu kabre yaklaëıyorsunuz. 3 arslanın deprem yaşıyor gibi zangır zangır yeri titrebelli sadece: Hazreti Hamza, Abdullah mişti. VeveEfendimiz “Sabit ol ey ibni Cahë Mus’ab bin(sas), Umeyr! Uhud! an seninyiêide üzerinde bir Nebî, bir O üç Şu mukaddes yaklaëıyorsunuz. Aranıza duvarlar giriyor. Kabirlerin Sıddık ve şehitler var.” demişti. Ve o gün anlaşılmıştı kimin şehitlik mertebesine ereceği… 70 Uhud Şehidi’nin medfun bulunduğu kabre yaklaşıyorsunuz. 3 Arslanın yeri belli sadece: Hazreti Hamza, Abdullah ibni Cahş ve Mus’ab bin Umeyr! O üç mukaddes yiğide yaklaşıyorsunuz. Aranıza duvarlar giriyor. Kabirlerin başına oturup gözyaşı dökemiyorsunuz.

Kapılar kilitli, dört tarafı duvarlarla çevrili,

girenioturup yok çıkanı yok;dökemiyorsunuz. ama sizi kendine gözyaëı baëına cezbeden birdört atmosferi Kapılar kilitli, tarafı var. duvarlarla çevrili, gireni yok çıkanı yok; gelen ama sizi Cennetlerden kopup bu kenmuazdine bir böyle! atmosferi var. zamcezbeden koku da ne Cennetlerden kopup gelen bu muazOraya ulaşan herkes kırık pencerezam koku da ne böyle! lerden taşan ve mütemadiyen insan Orayadışarı ulaëan herkes kırık pencerelerruhunu yıkayan o Arslanlar Arslanı’nın den dıëarı taëan ve mütemadiyen insan ruhu-ne nukadar yıkayan o biri arslanlar arslan’ın kadar özel özel olduğunu birnedaha hatırlabiri olduêunu hatırlayacak. çëte o zayacak. İşte bir o daha zaman Peygamberimiz’in man (sas) ëehit yakınlarını (sas)Peygamberimiz’in şehit yakınlarını ziyaretinden sonra ziyaretinden sonra söylediêi, “Herkesin evinin söylediği, “Herkesin evinin önünde ağlaönünde aêlaëanlar gördüm; Hamza’nın aêlaşanlar gördüm; Hamza’nın ağlayanı yanı yoktu.” dediêini hatırlayacaksınız. Kıyamete kadarhatırlayacaksınız. sana aêlamak boyyoktu.” dediğini numuzun borcudur Yasana Hamza! Kıyamete kadar ağlamak boyAshab da öyle yapmamıë numuzun borcudur Ya Hamza! mıydı? Anası babası bile ölse önce “Hamza!” Ashab dökmemië da öyle yapmamış mıydı? diye gözyaëı miydi? Anası babası ölse önce “Hamza!” diye Hangi birinibile anlatabilirsin ki ey ebkem! gözyaşıSavaëı’nın dökmemişyapıldıêı miydi? yere varınHendek ca anlayacaksın hendek ki kazıldıêını. Hangi birinineden anlatabilirsin ey ebkem! Medine’nin volkanik daêlarını arkasına alan Hendek Savaşı’nın yapıldığı yere varınca Ümmetin ön tarafa hendek kazıëındaki sıranlayacaksın neden hendek kazıldığını. rı, yeryüzünün bütün ëer ëebekelerinin o gün Medine’nin volkanik dağlarını arkasına için de nasıl müttefi k olduêunu... alan tarafa hendek kazışınVe ümmetin bir daêın ön baêrında Allah’a uzanan Peygamber semanın derinliklerindaki sırrı, Elleri’nin yeryüzünün bütün şer şebekeden nasıl oyıldız düëüneceksin. O lerinin gün topladıêını için de nasıl müttefik olduyakarıë olmadan nusret gelmiyor ki! ğunu... Sonra küçük bir tebessüm... Muazzam bir VeObirgünkü dağınëartlar bağrında uzanan müjde... içindeAllah’a asla sarsılmaz Peygamber Elleri’nin semanın derinliklesanılan imparatorlukların hâk ile yeksan olacaêını, müstebitlerin gideceêini, aczirinden nasıl yıldızdevrilip topladığını düşünecekyet veO fakriyet içinde müëahede edeceksin... sin. yakarış olmadan nusret gelmiyor ki! Ah Medine! Sonra küçük bir tebessüm... Muazzam Seni hakkıyla duyumsatacak bir ëiir bir müjde... O günkü şartlar içinde asla yazmak ya da seni tastamam tasvir edecek sarsılmaz sanılan imparatorlukların bir kitap ortaya çıkarmak ne mümkün.hâk Se-ile nin tozunolacağını, topraêın müstebitlerin daêın taëın ayrı bir gü-giyeksan devrilip zellik. Ne Mescid-i sırrını müşahakdeceğini, acziyet veKûba’nın fakriyet içinde kıyla mümkün, ne Mescid-i hedenakletmek edeceksin... Kıbleteyn’in o muazzam mesajını anlatmak! Ah YineMedine! de seni anlamak için çırpınmak Seni kihakkıyla duyumsatacak bir şiir gerekiyor nelere mazhar olduêumuzu idrak edebilelim. e.dumanli@zaman.com.tr yazmak ya da seni tastamam tasvir ede-

cek bir kitap ortaya çıkarmak ne mümkün. Senin tozun toprağın, dağın taşın ayrı bir güzellik. Ne Mescid-i Kûba’nın sırrını hakkıyla nakletmek mümkün, ne Mescidd.cetinkaya@zaman.com.tr i Kıbleteyn’in o muazzam mesajını anlatmak! Yine de seni anlamak için çırpınmak gerekiyor ki nelere mazhar olduğumuzu idrak edebilelim. e.dumanli@zaman.com.tr


17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

42BULMACA

6

2

8

7

4

1

Sanma

3

7

9

1

8 6 5

6

7 3 2 9 6 4 8 1 5 4 6 8 5 3 1 7 9 2 5 1 9 7 8 2 4 3 6 3 7 4 6 1 5 2 8 9 9 2 6 3 7 8 1 5 4 1 8 5 4 2 9 6 7 3

Havadaki yükses ısı

9

1 5 6 9 3 8 4 7 5 2 1 2 5 7 1 9 6 3 4 8 8 4 1 2 5 3 9 6 7

Baryumun remzi

Bir Arap harfi

4

3

Eýyadaki kir

Rüzgar

Kısaca kiloamper

Kendiliþinden

4

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükle ri dol dur du ðu nuz da tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun.

19 BULMACA

5

2

8

SUDOKU BULMACA 4

6

Peýin deþil

Bir Japon ýehri

8

6

4

5

2

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU Gönül okýayıcı söz Tarih öncesi bir hayvan

5

Yozgat ilçesi

Bir deyim

Dünya

Oyunda beraberlik

Biricik

ûçten baþlılık

2

Tasdik

1

Boru sesi

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Dıý karýıtı

üehri yöneten

Hatırlatma yazısı

Tayin

1

Metal renginde olan

Ahiret köprüsü

Saþlamlık

Kanun

Sıvı

Malın sürüm deþeri

Bir soru

Bir deyim

Bir yıldız kümesi ûmkan

7

Kamufle etmek

Sıcaklık

ûnsan vücudu

Uçaþı kullanan

Bir Japon ýehri

Çocuk kurbanı

Bir tür zeytin

Görünen alemin ötesi

Bir ýair (... Kemal)

Mera

Kusma

7

Bir tür cetvel

Manevi kuvvet

Boyun eþme

Ara

ûri bir hayvan

Kulaþın duyduþu

Vazife

Karıýık renkli

Tanrı tanımaz

Bir taý oyunu

Kasa hecesi

Baþırma

Emare

Bir nida

Hal, tavır

Siyaset meydanı

Eserler

Bir gazeteci (Savaý ...)

Bir halife

Rütbesiz asker

3

Maþara

Kamer

Bir renk

Duman kiri

Vücudun dıýını kaplayan zar

Kur deþil

Ahmet Günbay Yıldız’ın bir eseri

Bizmutun remzi

6

Açıklamalar, demeç

Dinin yasakladıþı

Eski bir aktör (... Soydan)

Münasip

Bir harfin okunuýu

Çoþul eki

2

Yanlıý

Sürmekten emir

Güvenilir

Erkek keçi

6

Bir tür ýekerleme

Son harfimiz

Göz rengi

Sonuç, mahsül

Bir gıda

5

Gaziantep ilçesi

Bir soru

Dizi

Bir tür yılan

Olmamıý

Bir demokrasi ýehidi (... Polatkan)

Hız

Uzak

Bilgiçlik taslama

Kansızlık

4

Asya’da kurumuý göl

y.sab rioglu@za man.com.tr

Öykü

Radyumun remzi

Yunanistan baýkenti

ûnsan ve hayvanın kemik yapısı

Aylak, iýsiz

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


G UÐ N NF K GA A NN LKÝ

R CRÜ L JO M HT R LL B M

RG

A

KAU

A ÝZ T ÞA D AA ü TS

N EJ L AM A NE E LK

P A D SÇ O CK R M O R

A

Ç

N

Þ

H

A

M

F

I

S

K

S

N

S

A

M

U

ABO

KPÝ

R ET þ OH I RE E þÐ CIA

KRY

YGE

N ZL A VÖ R NC E AT

R E Ü ĀN G RE B ÜB

M HÜ Ç P CR þ H Þ Ü þÇ C M

O

V

Ā

M

R

A

R

LEK

KEY

VÝM

S

KC

Ü

þþZ

YM H

Ü KC

ÞCE

ESD

L

RA

E

O D

T

ÇE

N

N

TA

Þ

R O K

R

AU

TCV

N þL

O LO

M ÜR

GU N

ÝK N

Z

KA

S

C

N U

K K

A KN

E AA

LV T

KH B

VR Þ

T

KA

A

AE

L

RR

T

C

ÝU

YR

E

K EY

R

ZE

LER

A E H

ÐTD

R M G

ZÝþ

S M Ý

S

AE

Ç

M H

A

þ S

A þ

þM O

HKB

ÜSR

ÞÇA

EUY

Ü

V

OR

E

ÇL

H

U

TT

S

R OC

A

SE

L TM

NCD

OIL

E M R

GÇS

ÝLL

E

KK

G

PN

R

Y N

H K

1

J

K

Y N

A

U J Z U

B

U

Ç

K

M

A

Sþ E ÝF U EÖ

EOA LM L AN

M

L

E

M

E

S

NBZ OAÜ ZK Y ÜÝ

ANN BGO NF B Oþ

VÇA Rþ A AP L AL

HÝ M AOA M Z H AV

RTH YBN HL C NO

Ç

M

G

E

R

AP Ü Ā P A Ā

U

A

K

A

EU R Ö U þ Ö

Z

Ā

Ý

O

RR L Ð R T Ð

N

Ý

B

UE T Ü E E Ü

Z

RO Ü T O Ç T

N

J U E A YR C G R A G

Z

NL

EHS LÝ N SÜ I NE

ADÜ DF D ÜG K DE

TLC LI V CC U VA

RFL EÜÞ LG Ā ÞĀ

ÝGÝ

SAF LBM FT C M O

N

EC K Þ C O Þ

E

MP N Ý P T Ý

A

þ

A V I

3

L þ F A H L þ

2

YK

BP

HZ

CV

E

A

R

þ

Ý

T

V

Ý

E

Ç

C

Ý

A

L

K

IJ

8

KA 7

UE 6

ĀR 5

UA 4

CD 3

Ý 2

O

L 1

T

Ý

Z

F

YÜZONđKđ, ZEVAL. YÜZONđKđ, ZEVAL.

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içineBunlarý serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. bulabilir misiniz? ANKARA, BALÝNA, CAMđD, ÇELTđK, DEREKE, ELBÝSE, FANÝ, GAZEL, HARRAN, ILICA, ÝNSAN, KUKLA, ANTÝKA, BAMYA, CELLAT, ÇALIKUďU, DENVER, EVREďE, FđLHAKđKA, GRÝZU, HAMSÝ, ÝBARE, KARÝYER, KA, BAMYA, CELLAT, ÇALIKUďU, DENVER, EVREďE, FđLHAKđKA, GRÝZU, HAMSÝ, ÝBARE, KARÝYER, LATđF, MANTIK, NEZÝH, ORMAN, ÖZVERÝ, PERVARđ, REKTÖR, SÝRKE, ÞEKER, TURUNCU, USKUMRU, ÜTOPđK, LALEZAR, MESÝR, NALIN, OÐLAK, ÖÐÜT, PRAG, RENDE, SAMAN, ÞÝLEP, TAHÝN, ULUS ÜLFET, VAHďđ, AR, MESÝR, NALIN, OÐLAK, ÖÐÜT, PRAG, RENDE, SAMAN, ÞÝLEP, TAHÝN, ULUS ÜLFET, VAHďđ, VERNÝK, YAKMA, , ZÝMBAK.

L

N

AE

A

V Vþ E PR Ç VA Ý EY SÇV

E

F

DT

Ā

P

K

Z

E

Þ A T E Ā Þ CT

U

T

E

RV

Z

U

ÝC

YH

K

ESR

E

HüS

ÐAA

ZÝ Ý

M ZA

M

C L G N T C EG

EN

N

R

AU

ÇN

M

þ DV

KK D

T

Ý

AG

N

Y

R

D E E D N D VE

K

E K A Ý U E CA

T

E A Ð S N E HÐ

P

R

Ç

K

D

Ý

S

RK

H T Ý A N H Ý Ý UN J N S Ð B

C Y Ü Ç T C C Ü ÜT M O Ü N M CK

LBÞ

R N Ð R K R ZÐ T A A E

R

N

E

HH

O

SC

þ A

R

R

T

ÜM

E

UL

K N

T R Z I Ý T GZ

J

Ý

I

G

A

K E L þ M E

Y

L Þ R ü M L HR

N

ü

Ç

Ð

E

G þ A M L G CA

Ý

M

P

Y

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

E

Bir soru 4 7

1

r.ay din@za man.com.tr r.ay din@za man.com.tr

Bir renk

8

Bulmaca

Amerikan tohumun- dan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. 4) Meydan, saha.–

SOLDAN SAĀA 1) Muþla’nın Bodrum ilçesinin SAĀA 1)adı. Muþla’nın Bodrum eskiSOLDAN çaþlardaki 2) Motorlu, dörtilçesinin tekereski çaþlardaki adı. 2) Motorlu, dört3)tekerlekli kara taýıtı.– Bir cins güvercin. Para lekli kara taýıtı.– Birbircins güvercin.dolaysız 3) Para aracılıþı olmaksızın, nesnenin aracılıþı olmaksızın, bir nesnenin dolaysız olarak bir baýka deþiýtirilmesi, SOLDAN SAĀA 1)nesne Resmîilekurumlarda iýlem 2 3 4 5 6 7 8 9 10 r.ay11 12 olarak bir baýka nesne ile deþiýtirilmesi, 1 2 3 4 5 Refik 6 7Aydýn 8 9 10din@za11man.com.tr 12 deþiýme, tokuý, mübadele, trampa.– görendeþiý belgeler.– Tekrarlama sonucu deþiýme, deþiý tokuý, mübadele, trampa.– kazanılan yatkınlık, alıýkanlık. 2) belirli Gerçek Genellikle tahıl ölçmede kullanılan Genellikle tahıl ölçmede kullanılan belirli olan, varkap. olan4)ýeylerin tümü,Kolayca hakikat, hacimdeki Aceleci.– 1 hacimdeki kap. 4) Aceleci.– ýeniyet, Dinlenme, durma, 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 düzgün söz gerçeklik.– söyleme durumu.Kolayca 5) Su düzgün söz söyleme durumu. 5) Su konaklama. 3) Toryumun sembolü.– kabaþından yapılmıý veya aþaçtan kabaþından yapılmıý veya ýimdi.– aþaçtan Elazıþ’ın bir ilçesi. 4) Halen, MS 21 oyulmuý maýrapa.– Allah (cc)’ın af ve oyulmuý maýrapa.– Allah (cc)’ın ve 1600-1750 yılları arasındaki klasikafsanatı merhametinden mahrum olma, üslubu. beddua, izleyen resim mahrum ve mimarlık merhametinden olma, beddua,5) 32 ilenç,Arnavutluk kargıý. 6) ûsim.– Birbirinden uzak iki para birimi.– Bir evin ilenç, kargıý. 6) ûsim.– Birbirinden uzakyaikida yüksek yer arasında, havada gerilmiý bir dairenin içeri gerilmiý girildiþinde yüksek yer kapısından arasında, havada bir veya birkaç kablo üzerinde kayarak görülen ilk boýluk, giriý.– Bir baþlaç. 43 veya birkaç kablo üzerinde kayarak6) Ad, san, ün.– hareket edenketen asılı taýıt. 7)ipekten, Pamuk, taýıt. 7) Ad, san,seyrek ün.– hareket eden asılıveya Rutubetli, nemli, yaý.–birNikelin sembolü. 8) dokunmuý delikli tür kumaý.– Derinliþi Rutubetli, nemli, yaý.– Nikelin sembolü. 8) 54 her yerinde aynı olan sıþ suyiyecek alanı. 7) Yoksullara ve öþrencilere Yoksullara ve öþrencilere yiyecek Deþiýik hayvan veya bitkiden daþıtmak içintürden hayır kurumu.– daþıtmak içinkurulmuý kurulmuý hayırkırma.– kurumu.– üremiý (hayvan veya kimyasal bitki), Artık, 65 Organizmaya girdiþinde etkisiyle Organizmaya kimyasal 8)etkisiyle Benlik, artan,görevleri kalan,girdiþinde geribozan kalan ýey.miktarına fizyolojik ve fizyolojik görevleri bozan ve veya miktarına bencillik, egoistlik.– Sıcak soþuk göregöre canlıyı öldürebilen madde, aþı, 76 canlıyı öldürebilen madde, aþı, sem. sem. havayı dengeli olarak savuran araç. YUKARIDAN AþAĀIYA 1) ÜstTehir kısmı sarıktan YUKARIDAN kısmı sarıktan YUKARIDANAþAĀIYA AþAĀIYA 1)1)Üst etme, geciktaýan kavuk. binek tirme, talik,2)tecil, Birdenbire, taýan kavuk. 2)BirBirtehir. binek2) hayvanı.– hayvanı.– 87 Beceriksiz, güçsüz, görgüsüz kimse. 3) aniden, ansızın. 3) Arjantin’in iýareti.– Beceriksiz, güçsüz, görgüsüzplaka kimse. 3)

6

Aydýn Bulmaca Aydýn BulmacaRefik Refik

5

ÿ

N 8

K

E

E N

ÿ

T

E

L

E

K H

L A C OA L C O A B A ZB A P R D A L A A ML E A ÿ N NN A R F Z B ĀB E A Sÿ Y UYE TET

5 T 6E 7

A

A A R

S

ÿ A M

K



N

E

G

<

Q

B

þ

I

C

L

?

A

<

> C

; M

Q K

M

D 

<

8

E

? A

@C :@ 8: <8



:

Q

>

A

>

B

{

þ

8

E

D 

<

ü

9

=

8



F





<

D ü K

F

K

<

M



8

D D D D 

<

M

=

L

8



C

C

x

:

þ

E



?

A <L 8<  8 L

8



B

A

8

<

D F

M

<

|

B

x

þ

B

Q

þ

I

F



;

;

I

<

M

Q

F



B 9

=

{

D þ

L

8

M

<

C

C

C

P

D 

M

8



C

{

Q

=

F  QF MQ QM

M

þx Gþ CG {C

8

8

P

P

B

<

I

{

J E

8 J

8

>

L

B

A

B

G

{

Q

M

C7DJ?A"ĔD;P>"ĔEHC7D"ĔzPL;H"ĔF;HL7Hđ"ĔH;AJzH"ĔIHA;"Ĕ ;A;H"ĔJKHKD9K"ĔKIAKCHK"Ĕ{JEFđA"Ĕ C7DJ?A"ĔD;P>"ĔEHC7D"ĔzPL;H"ĔF;HL7Hđ"ĔH;AJzH"ĔIHA;"Ĕ ;A;H"ĔJKHKD9K"ĔKIAKCHK"Ĕ{JEFđA"Ĕ L;HDA"ĔO7AC7"Ĕ"ĔPC87A$ L;HDA"ĔO7AC7"Ĕ"ĔPC87A$

8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 7I7DIzH"Ĕ8DD7P"Ĕ98HB"Ĕw;AđH:;A"Ĕ:;>BđP"Ĕ;CH7>"Ĕ<K7H"Ĕ=7<B"Ĕ>đB7<;J"ĔC7C;"ĔA7J?A"ĔB;LH;A"Ĕ 8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 C;CKH"ĔD;HCD"ĔEOC7A"ĔzA{P"ĔF;JHEB"ĔHđO7B7"ĔI7HF"Ĕ KHKF"ĔJ7LB7"ĔKP7C7A"Ĕ{L;D:đH;"ĔLBB7"Ĕ 7DA7H7"Ĕ87BD7"Ĕ97Cđ:"Ĕw;BJđA"Ĕ:;H;A;"Ĕ;B8I;"Ĕ<7D"Ĕ=7P;B"Ĕ>7HH7D"Ĕ?B?97"ĔDI7D"ĔAKAB7"ĔB7Jđ<"Ĕ 7DA7H7"Ĕ87BD7"Ĕ97Cđ:"Ĕw;BJđA"Ĕ:;H;A;"Ĕ;B8I;"Ĕ<7D"Ĕ=7P;B"Ĕ>7HH7D"Ĕ?B?97"ĔDI7D"ĔAKAB7"ĔB7Jđ<"Ĕ O?BC7P"ĔP7H<$

xx DD xx I I     Q Q8 8D D 9 8 9 B8 B B 

Q

<< EE << 9 9 < < F FD D< <B B E > E => þ= Gþ

? 9

CC {{ :: K K P P B B: :K KJ J x

B

{

KK ?? <<   8 8 P P< <9 9x x 

x

K C9 FC MF þþ II 88 P P M M D D; ;  L L K 9 

D8 G 8 J JJC <CK KK| | x ; CD8 DCI <DE < BBP <<L CC8 I I x P D

D I 8 I | Q|< B<8 C8M C M L I <D< <<DI<B I LLQ QQ{ ==K EE L 8 D

Ā 8 8K KKC AC<  < Q E >8G J>;  J8  I Ā < EEA JJQ KK< < < Q B 8

EQ ?QE FEK EK? K ? E L BĀI <B8 M<K M JJE @@8 BBG P P E I Ā

 E 9

BBL ==E KK8 LL  I  9 8 M I8Q  I@  < I @I L 8LE <E: 8:L EL

D B  < J E Q 9 F : IIC GGE JJK 8 8  DG B I  I < 8 J L E G Q Q 9  F F : B

B

BB GG ;; x x L LI II IB BI I A

L

E D F ED BE AA DD << B B > > B BL L< <J J E F

E

FF KK CC I I | |  M MI ID D ? ? | <| A<

A

; >= <> 8< QQ 88 88 J J M M J JC C< <: : ; =

L

 == 88 EE   8 8F F; ; @ @C

F

: 8 I K Q  E | 8 x = L |= >< Ā8 I FF xx || EE D DB BI I> >I I = | > Ā I

=  C 8 I  K P < { > I þ M =þ {  8 AA EE JJ   9 9   E Eþ þx x > þ = { 8

;8 F8E PE @ C C C8 D9 8 8 K9Q FKM ;F ; F ; Q KKC 88I 88D < <

K D DQ CQJ MJ< < < E 9 D B{ 8D;  8I  J K 8 EEE II8 xx8 DD E J B

I  < J IJx þ x> ;> < < L9M xL| Cx C Q I A KKB II< << B B < E 9

B < C þ D <  8 8M B@ E 8  xx >> A A < < F F: :8 8I I 8 B E 8 

ÿ

L

E

T

E

N

A

R A M

A K A Y J K ÿ A Y AA F R O K ÿ O L K A KN ÿ A N V LN MV A E L F ÿ L E E ÿ K L EE T A A K ÿ Y TK A ÿ RY EE T T Ā ÿ F L AE F A N

8 A 9 R 10A 11M 12

BB << C Cþ þD D< < 8 M8 @M @

K

E 7

2 R E A L 2 R E A L ÿ 1 2 3 4 3 T H A 3 1T H F ÿ ZA Y L 4 E L A N 4 2 E E L M A RN A 5 L E K 5 3L SE B K LD 6 E T A M 6 4 E L T A A TM ÿ 7 M E L E 7 5 ME E T L EE K Z N 8 6 Eü N A 8 E N A MN E ÿ

deþerde tutulan iki ýeyi anlatan kelime1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 1 2 ikincisinin 3 4 5 6 önüne 7 8 9getirilen 10 11 12söz, lerden 1 E V R A K M E L E K E 1 yahut. E V 12)R Emanet A K olarak, M Eemanet L E ýeklinde. K E

Nilüfer cinsinden birçok bitkiye verilen Nilüfer cinsinden birçoksu. bitkiye verilen genel ad.– Eski dilde 4) Ham madde genel ad.– Eski dilde su. 4) Ham iýlenerek yapılan her türlü mal. madde 5) Bir yakıt iýlenerek yapılankez. her türlü mal. 5) Birmamur.– yakıt türü.– Defa, 6) Bayındır, türü.– Defa, kez. 6) Bayındır, mamur.– Cahiliye devrinde Kâbe’de bulunan büyük Engelleme, mani olma. 5) Yumuýak ve yaþlı Cahiliye devrinde bulunan büyük putlardan biri. 7)Kâbe’de Resullük, peygamberlik. bir tür toprak.– Dizilerek oluýturulmuý putlardan 7) plaka Resullük, ýey.biri. 6) Üstü kapalıiýareti.– birpeygamberlik. yerinSöz, gezinilen, 8)sıralı Hollanda’nın kelime. 8)9)ayakla Hollanda’nın plaka iýareti.– Söz, kelime. 7) Güç, kuvvet, Birkaçbasılan kiýinin yüzü. oturabileceþi geniýlikte 9)koltuk, Birkaççekyat. kiýinin geniýlikte derman, takat.–oturabileceþi Berilyumun 8) 10) Radyo vesembolü. televizyonda koltuk, çekyat. 10) Radyo ve televizyonda Hacıların Kurban Bayramı’nın arife günü programları, haberleri sunan kimse. 11) programları, haberleri kimse. tepe. 11) toplandıkları Mekke’ninsunan doþusundaki Sultan II. Abdülhamit’in Selanik’te Sultan II. özlü Abdülhamit’in 9) Kısa ve (söz), veciz. 10)Selanik’te Dallarından sürgünde kaldıþı köýk. 12) Bir kullasanatı misvak yapılan aþaç.– Yıkanmak sürgünde kaldıþı köýk. 12) Biriçin sanatı yapmaya, uygulamaya yarayan özeliplikaraç.– nılan bitki telleri demeti veya türlü yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç.– Herhangi bir ýeyin veya vücudun üzerinde örgü.vücudun 11) Yaþmur, yaz lerden yapılmıý Herhangi bir ýeyin veya üzerinde oluýan, biriken pislik. yaþmuru.– Ayrı olmakla birlikte aynı oluýan, biriken pislik.

Tanrı tanımaz

43 BULMACA 17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN


44 SPOR

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Devler Ligi’nde zengin-fakir kapışması Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk kez yarı finale iki ülkeden iki takım kaldı. Takımların kimliği, ülkelerinin ekonomik durumuyla tezat teşkil ediyor. İspanya’da ekonomi kötü, takımları zengin; Almanya’da ekonomi güçlü, takımları nispeten daha az paralı. Yarı finalde Barcelona – Bayern Münih, Real Madrid – Borussia Dortmund eşleşmesi oldu. Avrupa kulislerinde konuşulan, UEFA Real Madrid – Barcelona finali istiyor komplo teorisi bu eşleşme ile bir anlamda doğrulanmış oluyor. Ancak bunun gerçekleşmesi için İspanyolların, Alman rakiplerini safdışı etmesi gerekiyor. HASAN CÜCÜK KOPENHAG Borussia Dortmund’un uzatma dakika-

1larında ofsayt kokan golle Malaga’yı

geçip adını Şampiyonlar Ligi’nde yarı finale yazdırmasıyla futbol istatistikleri yeniden yazıldı. 1992-93 sezonunda start verilen Şampiyonlar Ligi’nde böylece ilk kez iki ülkeden iki takım yarı finale kalmış oldu. Real Madrid ve Barcelona İspanya’yı temsil ederken; ortak özellikleri, ülkede yaşanan ekonomik krize rağmen dünyanın en pahalı kadrolarına sahip olmaları. İki ülkenin iki takımının bir başka ortak özelliği ise kendi liglerinde ilk iki sırada bulunmaları. Yarı finalde Barcelona – Bayern Münih, Real Madrid – Borussia Dortmund eşleşmesi oldu. Avrupa kulislerinde konuşulan, UEFA Real Madrid – Barcelona finali istiyor komplo teorisi bu eşleşme ile bir anlamda doğrulanmış oluyor. Ancak bunun gerçekleşmesi için İspanyolların, Alman rakiplerini safdışı etmesi gerekiyor. Şampiyonlar Ligi tarihine baktığımızda İspanya, İngiltere, İtalya ve Almanya takımlarının hegomanyasını görüyoruz. 21 yıllık Devler Ligi tarihinde ilk kez iki ülkeden iki takım yarı finale kalırken, 2009’da yarı finale 3 İngiliz ve 2003’te 3 İtalyan takımı kalmıştı. Yarı finale kalan takımlar, yüzde 82’lik ezici çoğunlukla, Avrupa’nın önde gelen 4 liginin takımlarından oluşuyor. 1993’te Marsilya, 1995’te Ajax ve 2003’te Porto kupayı kazanarak bu hegemonyayı yıkan takımlar olarak adını Devler Ligi tarihine yazdırdı. İspanyol takımları 22 kez adını yarı finale yazdırırken, İngilizler 19, İtal-

yanlar 14 ve Almanlar 12 kez bu başarıya imza attı. Barcelona, yarı finalde tam 10 kez mücadele ederken, son 6 yılda üst üste son 4’e kaldı. Bu istatistik bilgilerinden sonra gelelim bu yılın yarı finalistlerini yakından tanımaya. Avrupa’da ekonomik krizin faturasını en ağır ödeyen ülkelerin başında İspanya geliyor. İşsizlik oranların yüzde 25’i geçtiği ülkenin gerçeğine tezat görüntüyü Barcelona ve Real Madrid kadroları sergiliyor. Messi, İniesta, Xavi gibi dünya yıldızlarını kadrosunda barındıran Barcelona’ya biçilen değer tam 603,8 milyon Euro. Ekonomik krizin kapısından geçmediği Barcelona, yıldız oyuncusu Messi’ye yılda net 12 milyon Euro maaş ödüyor. La Liga’da en yakın rakibi Real Madrid’in 13 puan önünde liderliğini sürdüren Barcelona’nın kadrosunu güçlü kılan; dışarıdan aldığı oyunculardan ziyade altyapısından yıldızlaştırdığı isimlerden kaynaklanıyor. Kadrosunun iskeleti altyapısı La Masia’dan yetişen isimlerden oluşuyor. Bu yıl hedefine Şampiyonlar Ligi kupasını koyan Jose Mourinho’nun Real Madrid’inin piyasa değeri ise 597 milyon Euro. Barcelona ve Real Madrid’in toplam değeri İngiltere, İtalya ve Almanya ligi dışında kalan diğer tüm Avrupa liglerinin takımlarının toplam değerinden fazla. Dünyanın en pahalı futbolcusu Ronaldo’yu kadrosunda barındıran Real Madrid, en son 2002’de kazandığı Devler Ligi kupasını ‘paranın gücüyle’ kaldırmak istiyor. Barcelona’nın aksine altyapısıyla değil, pahalı yıldız oyuncu transferleriyle başarıyı arıyor. Bundesliga’da bitime 6 hafta kala şampi-

yonluğunu ilan eden Bayern Münih, Almanya’nın ekonomik gücü dikkate alındığında mütevazı, Bundesliga’nın diğer takımlarına kıyasla oldukça pahalı bir kadroya sahip. Toplam 431 milyon Euro değere sahip Alman ekibinin en pahalı ismi 42 milyon Euro ile Frank Ribery. Bayern Münih, başarıyı tıpkı Real Madrid gibi pahalı transferle buluyor. Özellikle Bundesliga’da sivrilen isimleri yüksek meblağlar ödeyerek kadrosuna katarken, hem takımını güçlendiriyor hem de rakibinin gücüne darbe vuruyor. Geçen yılın Şampiyonlar Ligi finalinde evinde Chelsea’ye penaltılarla boyun eğip kupayı kaçıran Bayern Münih’te lig şampiyonluğu kesinleştiği için tek hedef Devler Ligi. Adını son dörde yazdıran takımlar içinde en mütavazısı Borussia Dortmund. Son iki yılda Bundesliga’yı şampiyon tamamlayan Borrusia Dortmund, bu sezon Bayern Münih’le girdiği yarışta erken havlu attı. Toplam değeri 254 milyon Euro olan oyuncularla mücadele eden Borussia Dortmund, tıpkı Barcelona gibi altyapıdan gelen isimlerle başarı arıyor. Nuri Şahin, Marco Reus ve Mario Götze gibi altyapıdan yetiştirdiği yıldızlarla adından söz ettiren Borussia Dortmund, 1997’de Şampiyonlar Ligi’ni kazanmış, 1998’de ise yarı finale kaldıktan sonra kayıplara karışmıştı. Uzun yıllar sonra yeniden adını son dörte yazdırmayı başardı. Bakalım, zenginlerle fakirlerin mücadelesinden kim galip ayrılacak ve kupayı müzesine götürecek?


45 SPOR

HABER HASAN CÜCÜK ANALİZ

1904 yılında kurulan Benfica, maçlarını 65 bin kişilik Luz Stadı’nda oynuyor. Benfica Portekiz liginde 32 şampiyonluk sevinci yaşadı. Portekiz kupasını 26 kez müzesine götürürken, Portekiz Süper Kupası’nı 4 kez kazandı. Ulusal ligdeki başarısını Avrupa arenasına da taşıyan Benfica 2 kez Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandı. Bu kupada tam 5 kez finalde hüsran yaşarken, UEFA Kupası’nda 2 kez final oynadı fakat mutlu sona ulaşamadı. Benfica ile özdeşleşen yıldız isim Eusebio’dur. 1960 – 74 yılları arasında Benfica formasını giyen Eusebio, 11 kez lig şampiyonluğu sevinci yaşarken, 2 kez Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası şampiyonluğu yaşadı. Mozambik asıllı olan Eusebio Portekiz’in en başarılı ismi olarak futbol tarihinde yerini aldı. Benfica formasıyla çıktığı 715 maçta 727 gol atarak kırılması imkansız bir rekora imza attı. İlk şampiyonluğunu 1935-36 sezonunda yaşayan Benfica ‘altın yıllar’ olarak tanımlanan 1960 - 77

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

Benfica eski günlere dönüş sinyali veriyor arasına tam 14 lig ve 2 Avrupa Şampiyon Kulüpler şampiyonluğu sığdırdı. FC Porto’suz bir ligin heyecansız olacağına inanan Benfica yönetimi 1965’te iflasın eşiğine gelen ezeli rakiplerine yardım elini uzattı. Porto yönetimin isteği üzerine yıldız oyuncuları satın alan Benfica, ezeli rakibinin kasasına para girmesini sağlayıp, iflasını önledi. Ligde tam 32 kez mutlu sona ulaşan Benfica’da birçok ünlü isim top koşturdu. Portekiz futbolunun öncü isimleri Rui Costa, Maniche, Petit, Eusebio, Simao, Benfica için ter döktü. Aynı zamanda Avrupa’nın en iyi tek-

nik adamları arasında gösterilen Sven Göran Eriksson, Graeme Souness, Jupp Heynckes, Jose Mourinho, Jose Antonio Camacho, Giovanni Trapattoni ve Ronald Koeman, Benfica’da teknik adam olarak görev aldı. Benfica, İtalyan teknik adam Trapattoni yönetiminde 2004 -05 sezonunda şampiyonluk sevinci yaşadıktan sonra ligin zirvesinden 5 yıl uzakta kaldı. Sık teknik adam değiştirmekten dolayı zirveden uzak kalan Benfica, takımın dümenine 2009’da geçen Jorge Jesus’la istikrarı yakaladı. Ligde Porto’nun 4 puan önünde olan

Benfica’nın toplam değeri 184 milyon Euro. Kadrosunda Eduardo Salvio, Lima, Nicolas Gaitan, Maxi Pereira, Oscar Cardoza, Ezequiel Garay Nemanja Matic ve Ola John gibi kalburüstü isimleri barındıran Teknik Patron Jorge Jesus, daha çok 4-3-3 formatını tercih etmesine karşılık, rakibe göre bir oyun anlayışını sahaya yansıtıyor. Bu sezon ligde forvet hattını oluşturan Oscar Cardoza 20, Lima 15 ve Eduardo Salvio 9 gol attı. Benfica’nın kadrosunda 27 yabancı oyuncu bulunurken, bu isimlerin büyük bölümü Brezilya ve Arjantin kökenli.

Aslan, hedefine Drogba ve Sneijder ile yürüyor OSMAN AYKUT İSTANBUL Süper Lig’in devre arasında Galatasa-

1ray’a gelen Didier Drogba ile Wesley

Sneijder farklarını hissettirmeye başladı. Sahadaki performanslarını her geçen gün artıran muhteşem ikili attıkları ve attırdıkları gollerle de Aslan’ı şampiyonluk yolunda sırtlamaya devam ediyor. İki futbolcu, Avrupa’da elde ettikleri tecrübelerini de takım arkadaşlarına aktarmayı fazlasıyla başarıyor. Saha dı-

şındaki sevecen ve insancıl tavırlarıyla herkesin takdirini kazanan Drogba (35) ile Sneijder (28), yaşlarından dolayı kendilerine yapılan haksız eleştirilere de futbollarıyla cevap veriyor. Özellikle Drogba, takımına yaptığı ağabeylikle 9 maçlık cezasının ilkini önceki akşam çeken Teknik Direktör Fatih Terim’in yokluğunu aratmıyor. 35’lik yetenek, Karabükspor maçında Sneijder’e verdiği gol pasıyla da galibiyette başrol oynayarak takım için ne kadar önemli olduğunu da ispatladı.

Fildişi Sahilili yıldız, dördü Şampiyonlar Ligi olmak üzere toplam 12 karşılaşmada giydiği Galatasaray formasıyla 4 kez rakip ağları havalandırmayı başardı. Real Madrid filelerine topuğuyla kaydettiği gol, Avrupa’da günlerce konuşuldu. Deneyimli ismin asıl faydası ise takım oyununa sağladığı katkı. Arkadaşlarına pozisyon hazırlamaktaki maharetini her maçta sergilemeye çalışan tecrübeli futbolcu, bu sezon ligde oynadığı 8 maçta attığı 3 golün yanında 6 da asist yaptı. Onun sahada yer

aldığı mücadelelerde Aslan 15 gol buldu. Ara transfer döneminde İnter’den Sarı-Kırmızılı renklere bağlanan Sneijder de kritik anlarda sahneye çıkarak çok önemli sayılara imza atmayı başardı. Yeni takımında dördüncü golünü önceki akşam Karabükspor filelerine yollayan Hollandalı oyuncu, geride kalan dönemde 15 resmi maçta ter döktü. Bir de asist yapan futbol starı, üç karşılaşmada 90 dakika yeşil çimende kalırken 10 kez oyundan alındı. İki kez de sahaya sonradan dahil oldu.


46 SPOR Evinin değerini anlamak için bazen dışarı çıkmak gerek

17 - 23 NİSAN 2013 ZAMAN

ZEKAİ ALTUN Doğup büyüdüğü ve bir dünya yıldızı ol-

1duğu yuvanın değerini daha iyi anlamak

için, bazen onu terk etmek gerekir. Tıpkı, Ay Yıldızlıların başarılı orta saha oyuncusu Nuri Şahin’in yaptığı gibi. Şahin, hayalleri uğruna terk ettiği Borussia Dortmund’un değerini, tekrar yuvasına kavuşunca anladı. Bazen bulunduğumuz yerin değerini anlamak için uzaklara göç etmemiz gerekir, tıpkı Ay Yıldız’ın başarılı oyuncusu Nuri Şahin’in yaptığı gibi. Nuri Kazım Şahin henüz 22 yaşındaydı, doğup büyüdüğü şehri Dortmund’u ve kulübü Borussia’yı terk ettiği vakit. İspanya semalarına yelken açarken tek sıkıntısı sakatlığıydı, ama yine de o bir gurur ve umutla uçtu Madrid semalarına. Neden umutlanamasın ki genç oyuncu, boş gitmiyordu çünkü. Beraberinde çok güzel ödüller de götürüyordu. 2011 yılının Almanya şampiyonu olarak ve aynı yıl Bundesliga’nın en değerli oyuncusu olarak çıkıyordu Real Madrid’in dünyaca ünlü Portekizli Teknik Direktörü Jose Mourinho’nun karşısına. Tecrübeli teknik adamın, Nuri’yi sakat sakat transfer etmesinin altında yatan da buydu. Dortmund’da ortaya koyduğu istatistikler, ünlü çalıştırıcının iştahını kabartmıştı. Fakat masallardaki gibi başlayan bu yolculuk hikayesi maalesef hiç de mutlu olarak devam edemedi. Türk oyuncunun peşini sakatlıklar bir türlü bırakmadı. Bu moralini ve psikolojisini bozdu. Aslında kendisini oldukça rahat hissettiği İspanya’da iyileşse de artık iş işten geçmişti. Kadroya girme şansı oldukça azalmıştı. Bir hava değişimi ile kendisini toparlama adına Ada yolunu tuttu milli oyuncu. Liverpool’da güç ve tecrübe kazanarak dönecekti yarım bıraktığı dünya devi Madrid’deki görevinin başına. Fakat İngiltere de çare olamadı genç yeteneğe. Üstelik yeni doğan oğlu Ömer ve ailesine sürekli vize problemi yaşatan İngiltere, artık onun için bir kâbus oluverdi. Tam bu noktada ‘Dortmund’un kayıp oğlu’ olarak lanse edilen eski oyuncusunu sürekli yakın takipte tutan Alman ekibi Borussia Dortmund, devreye girerek adeta bir ‘can simidi’ rolüne büründü. Sarıldı Nuri bu simide bir daha hiç bırakmayacak şekilde. 2013 yılının ara transfer döneminde doğduğu, büyüdüğü Dortmund’un Sarı-Siyahlı formasına kiralık da olsa tekrardan kavuşmanın verdiği mutluluğa ‘paha biçilmez’ der gibiydi 24 yaşındaki oyuncu. Artık birtakım hayalleri uğruna terk ettiği ve değerini sonradan anladığı yuvasında ve ailesinin yanında yeniden doğmuşçasına mutluydu genç oyuncu.

Futbolda moralin gücünü gösterdi Evli bir genç futbolcu olarak ayrıldığı yuvasına artık sorumluluğu daha da artmış bir aile babası olarak geri dönmüştü Nuri Şahin. Almanya’ya dönmenin ve ailesiyle birlikte olmanın verdiği yüksek morale bir de 1,5 yaşındaki oğlu Ömer eklenmişti. Freiburg karşısında yaşadığı patlamanın sırrı da aslında bu mutluluğun ve yüksek moralin altında saklı. Oğlu Ömer ilk kez babasını izlemek için stada gelmişti, bu heyecan Nuri için ayrı bir doping oldu ve 1-0 geriye düştükleri maçta 2 gol, bir asistle karşılaşmanın en iyi futbolcusu oluverdi bir anda. Çünkü oğluna en iyi hediyeyi vermek için mücadele etmişti genç baba. Sarı-Siyahlı takımda çok mutluydu, bu önemli değeri tekrar yuvaya kavuşturmanın sevinci, taraftarlar ve teknik direktör Jürgen Klopp’un yüzünden okunuyordu. Klopp’un şu sözleri aslında Nuri olayını kısaca özetliyordu: “Bu anlatılması gereken çok güzel bir hikaye. Nuri bize geri geldiğinde öz-

güvenini kaybetmiş bir vaziyetteydi. Bu çok iyi piyano çalan birinin parmaklarının kırılması gibi bir durumdur. Alçıdan çıkan parmakların tekrar eskisi gibi hareket etmesi biraz zaman alır. Nuri de bizde bu zamanı tamamladı.” Futbolda yeteneğin yanında moral ve mo-

tivasyonun ne kadar önemli olduğuna dair en güzel örneklerden birini göstermiş oldu başarılı orta saha oyuncusu. Artık mutlu ve huzurluydu. Her zaman bildiği yuvasının değerini artık daha iyi anlamıştı. Para ve pulda gözünün olmadığına vurgu yapan genç oyuncu,

bu sıcak yuvaya geri dönebilmek için maddi açıdan fedakarlık yapmaktan da geri kalmadı. Şimdi kaybettiği mutluluğu tekrar geri kazanan Nuri’nin tek sıkıntısı kaldı, o da 2017 yılına kadar Real Madrid’le olan sözleşmesi.


İskandinavya Zaman  

Finlandiya ile ilgili ilginç ve güzel iki haber

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you