Page 1

Sivas Postasý Gazetesinin Ücretsiz Ekidir

Beddua Karanlýk bir hâneye mahkum olasýn her gün Gün yüzü görmeyesin sýkýlasýn sevdiðim. Baðistandan kovsunlar, etsinler seni sürgün Sürgün veremeyesin sökülesin sevdiðim. Doðmasýn hiç güneþin, þaþýr haftayý ayý Ay'ý görme semâda dön arayý arayý Arayý sular kessin bulmayasýn karayý Karayý süremeden yýkýlasýn sevdiðim. Ne yüzün gülsün senin ne de murâdýna er Er vakitte kalkýp da bahçende zakkumu der Der ki; gönlüm zýkkým iç, cehenneme yol gider Giderayak yüzüstü çakýlasýn sevdiðim.

. Iki Haftada Bir Sali Günleri Yayinlanir

BU SAYIDA Celalettin TOKMAK • A.Uður OLGAR Bilal TIRNAKÇI • Süleyman CERAN Nihat KAÇOÐLU • Atýfet GEZEK Mürvet SARIYILDIZ • Aziz ÞEKER Müslüm DANAOÐLU•Kalender YILDIZ Niyazi KARABULUT • Osman ÇELÝK Mehmet KUVVET • Tarýk TORUN Yasemin KEMALOÐLU

El açýp da Mevlâ'ya beddua ettim demin Dem'in derde dönüþsün, bulunmasýn hiç em'in Emin ol ki sürgüne sebebisin Âdem'in Ademin girdabýnda bükülesin sevdiðim. Ümidini yitirip, çileyle dolduðun an An da bu Celali'yi beyhude hayâle kan Kan aksýn gözlerinden elimde iki yakan Yakan sensin sînemi, yok olasýn sevdiðim.

Çizgileri ile

Muhammet BAKIR

Celalettin TOKMAK

Mart 2010

Nazým ELMAS Medeniyetler birikimlerin ürünüdür.

Sayý

11


Sayfa

2

Poyraz Edebiyat Sanat Kültür Dergisi Sivas Postasý Gazetesinin Ücretsiz Ekidir

EDÝTÖRDEN

Sahibi

Sanat sayfasý konuðumuz Muhammet Bakýr “Sanatçý için; söylediði söz, ürettiði iþ, dýþavurumlarýnýn tümü ve yapýtý kendi uçurumudur. Evrene baktýðý nokta uçurumun zirvesidir.” demektedir.

Sivas Postasý Gazetesi Adýna

Murat KALENDER

Editör Yusuf BAL Sanat Sayfasý Editörü Serdal YERLÝ Yayýn Kurulu Ýlkay COÞKUN Orhan KARAHAN Nazmi GÜLDEÞ Sezgin SELVÝ Aziz ÞEKER

Tasarým Zirve Yayýncýlýk Baský Zirve Matbaacýlýk Ata San. Taþtanlar Sit. No:51 SÝVAS Ýletiþim 505 689 60 67 546 498 47 62

Ücretsiz E-dergi Aboneliði ve Yazý Gönderi Adresi dergipoyraz@hotmail.com

Bu uçurumu þiir ve edebiyatýn diðer alanlarýnda da görmek çok zor olmasa gerek. Üstelik kendini geliþtiren, okuyan ve yazan bir þair için bu uçurum gün geçtikçe derinleþmekte. Þairlik, yürekte verilen savaþýn gizlenemez bir sesi sanki. Siz var olanlarý tanýdýkça size eþya dost olurken, metafizik bir ortamda bir o kadarda soyutlaþýyor her þey. Hani size açýlmýyor deðil kapýlar. Açýlýyor fakat bir yaðmur sonrasý açýlan gök kuþaðý gibi sizden kaçýyor cisimler. Oturuyor düþünüyorsunuz sonra. Bakýyorsunuz, meçhule giden gemilere dönüþüyor her þey. Þiir gibi þair yüreðinden. Ha mavi deniz, ha mürekkep. Denizin üstünde aðaçtan mamul gemiler yürüyor. Aðaçtan mamul kaðýdýn üstünde sular. býraksam diyorum þiire benden iz, ilham perisi gelir kaðýtlarým yelken oldu karadan yürür deniz Bizde bu gün Poyrazýn 11. sayýsýný güzel Sivas'ýmýzdan yürütüyoruz. Bu þehirden gitmek gerek diyenlerin aksine, biz bu þehri seviyoruz. Bu þehirde yaþamak lazým diyoruz. Hani Selçukludan kalma Buruciye Medresesinde çay içmenin deðerini bilmek için gurbette mi olmak lazým yani. 11. Sayýda söyleþi yaptýðýmýz deðerli hocamýz Nazým ELMAS'la üstatlarýn edebiyat dünyasýna hoþ bir yolculuða çýkacaksýnýz. Aziz Çelik kardeþimizin roman incelemesini okuyacaksýnýz. Kardeþimiz Niyazi Karabulut'un çevirisinden Filistinli þair Zeynep Habeþ'in þiiri var. Her sayýda olduðu gibi yeni yazarlara yer verdik. Bu sayýda Poyraz'da yazýsý ilk defa yayýnlanan 5 yeni yazarýmýz var. Selam ve muhabbetle. Ýyi okumalar. Y.Bal

Ýki haftada bir, Salý günleri yayýnlanýr. Kaynak göstererek alýntý yapýlabilir. Dergide yayýnlanan eserlere telif ücreti ödenmez. Yazýlarýn sorumluluðu yazarýn kendisine aittir.

Sivas Postasý Gazetesi Abonelik 0346-2251650 www.sivaspostasi.com


Sayfa

3

Düþkenar Üçgen düþ: eskiye eskiye gecenin kýyýsýna vuran dalgýn dalga. yasaklý yaþanan ne varsa görüldüðü yerde kalan, ýslak dili kesik sýrdaþ, mezara kadar götürecek ah, bu iki kat yorgan altý üþümelerini kimse bilmeyecek düþ özürlü hayatýn kasýklarýndan terlediðine hiçbir apansýz uyanan inanmayacak belki yeni düþler gerekecek. duaya çýkacak cümle þair taifesi, kaðýtlarýný açacak geceye kýyý, seçimini yapacak siyahla beyazýn belki de karabasan bir uyku yaðacak düþkenar bir üçgenin ötesinden çýkýp gelecek nehre düþen her gerçek

A.Uður OLGAR


Sayfa

4

Kimse nereye gittiðini bilmiyor Kimse kimseye yar deðil Kimse kimsenin deðil Herkes kimsesiz Her þey bir hiçe yol alýyor Hiçbir þey bizimle deðil..

Sana ölümsüz düþlerden bahsedecektim Yuttum yutkundum, þehri aklýmda tuttum Senin öldüðünü kimseye söylemeyecektim Bütün söylenmiþ türküleri Notasýz akan bir ýrmaðýn kenarýnda unuttum… Kimse sormadý seni bana, Þiirlerdekini sordular, Öldüðünü söylemedim onlara Senden kurtulmak için Þiirleri vurdular…

Bilal TIRNAKÇI Yaðmursuz Þehir Düþleri...

Yaðmur sonrasý bir sokak sessizliði Kapýlardan çýkarken ardýmda kalmýþ sesim Bir adým ötesi yokluk demiþ yürümüþüm Þehir ne kadar tanýdýksa, Ben o kadar yabancý kalmýþým þehre Yüzümüze kapanan kapýlar Ardýmýzda bir çuval kaþ çatkýsý Bu þehirden taþýnmaya verilmiþ onca kararý Taþýmaktan yorulmuþuz…

Fotoðraf ; Þifa SARIÇAM

Yaðmurun kokusu sinmiþ bir sokaðým Sakakta yalnýz kalmýþ bir yaðmur Uçurumlara tutunmuþum düþerken Sahipsiz bir gök aramýþým kendime Kendimi deli bir ýrmaðýn kýyýsýnda unutmuþum Bir ýrmaðý kendimin kýyýsýnda Denize ulaþmak için tutunmuþtum ýrmaða Irmak beni uzaðýnda tutmuþ…


Sayfa

5

Süleyman CERAN Daðýn Ardý Zeytin Kedi gibi þirinlik taslýyor karþýmda gün. Mýr mýr, diye uyandýrýyor beni. Her þey 'hoþ'luk iklimine kaptýrmýþ kendini, akýyor. Yeþil de nefes nefese uyanmýþ güne. Yalýn bir güneþ. Bolca sessizlik. Apansýz maviyi beyaz bir tebeþir gibi çizen yolcu uçaklarý. Seyir halindeki kuþlar. Daðlardan fýrlayýp gelen kekik kokusu. Uzaklarda yerin 3–5 metre altýndan su çekmek için kullanýlan sarnýçlar. Kývrýlan, kývrýlan, sonra tekrar kývrýlan yollar. Çamdan bir orman. Derin manevralarla pencerenin ufuk çizgisinde uçan kýrlangýçlar. Kuþlar, sular, esen yel, hoþ kokular; hiçbirinin derdi orkestrada bir adým öne geçmek deðil, yalnýzca ahenk. Kimse repliðini þaþýrmýyor bugün. Sahne ýþýklarý, dekor; dediðim gibi, kusursuz. Usturuplu bir þiir bekliyor da kapýmý açacak göz yok bende; yaþamakla yetiniyorum. Yapraklar o kadar þefkatle salýnýyor ki, “görmelisin bunu!” diye, seni arýyor gözlerim. Bakýnýrken birden ýþýk tayfýna tutulmuþ gibi kalakalýyorum. /Yaradana bir kat daha þükretmeli./ Pencereler birden denizlere açýldý sanki, içeride bir serinlik. Aydýnlýk da. Balkonun bir ucuna erik dallarý çarpýyor, diðer ucuna dut. Oradan çýkýp geliyorsun, elinde kâse, içi dolu meyve. /Kafiyeye gülüyoruz sonra./ Gamzelerin ne de çabuk fark ediliyor öyle. Seni düþünüyorum, bütün ayrýntýlarýnla. Salýnýþýný. Ýnce ince bakýþlarýný. Kendine dalýþlarýný. Sükûtunu. Küçük þeylerle mutlu oluþunu. Kokunu, o tarifsiz kokuyu. Bir elmanýn yarýsý oluþunu. Cafer Turaç'ýn þiiri dökülüyor dudaklarýmdan, “ah! bana yakýþan bir kekliksin binlerce teþekkür sana/eðdirmedin baþýmý önüme, utandýrmadýn, artýk yorgun deðilim” diyorum sesimi yükseltmeden.

Yüzünde beni sana meftun býrakan o eþsiz ifade beliriyor yine. Sanki bir þiir. Kýyýndayým. Kapýnda. Yaný baþýnda. Susuyorum. Kamaþýp duruyor içim. “Duru” kelimesi yetiyor hissettiklerim için. Derin bir aþk. Uçsuz bir hayranlýk. Havva'nýn Adem'deki karþýlýðýnýn farkýnda oluþ. Günleri aramýzda evirip çeviren Hayy, muhayyileyi de, aþký da, baðlýlýðý da, harfleri ve sözleri de aramýzda evirip çeviriyor iþte. Sevgili, adýmýn/ada'mýn yoldaþý, lirik düþlerimin biricik þahidi! Bilinsin istiyorum, kadýrgalarýmý denize salan rüzgârýn söylediði, kayýp tayfalarýmdan arta kalan, deniz kabuðundan öðrenip uçsuzda yitirdiðim, “kara”yý görünce hatýrladýðým, bir rýhtým gibi sýðýndýðým þey, kekeme bakýþlarýmýn dilini çözen, adýmýn daðlardaki yankýsý, yalnýzlýðýmýn panzehiri, hayat kitabýmýn mücellidi, sensin! Bilinsin istiyorum, uzaklýðýn belini büküp yakýnlýðýn da yanaklarýndan kesme alan seyahatlerim, mürekkebi yere dökünce duyduðum telaþ, þakaklarýmdaki aydýnlýk, sabahýn serinliðini içime çekmemin anlamý, eylülün dayanýlmaz þiirselliði, yusufçuklarýn zarafeti, bedestenlerin yalnýzlýðý, çaðlalarýn diþ kamaþtýran tadý, yaðmurlarýn tüm ayartýcýlýðý, baþaklarýn sarý sarý salýnýþlarý, hayra yorulacak tüm rüyalarým, kapýný çalan bütün iyi niyetler ve her seferinde rücû ediþim; senin için. Bilinsin istiyorum, elimdeki tabletleri okunur kýlan ne ise, yorgun kalbime inþirah veren ne ise, barbarlarý dize getirip esenliðe yol veren ne ise, çeþmeye uzattýðým avucumun suya deðince hissettiði ne ise, ekmeðin varlýðýna borcum ne ise, düne dair hatýrýmda kalan ne ise, sardunyanýn rengine yüklediðim hasret ne ise, üzümün yeþiline, çölün kumuna, sazlarýn ahengine, dostluðun uzun, kýrgýnlýðýn kýsa olanýna tutkum ne ise, bulvarlarý dolduran kardeþlerimin samimiyetine inancým ne ise, “daðýn ardý zeytin” diyen dostum ne kadar haklý ise; senin bendeki karþýlýðýn da odur iþte!


Sayfa

6

Atifet GEZEK

Ayrýlýk Gecenin kalbine inen davul sesi Ne dokunaklý bu gece! Yollar ayrýlýk kokuyor Düþ kýraðý çalmýþ Ayýn düþtüðü suda… Yýllardýr tutunduðun sarmaþýktým Yanýmda göveren sürgünsün artýk Mozart'la uyuduðun Çocukluðun azat! Yönünü belirleyemem Yapraklarýna düþen þebnemi kurulayamam Yüzünü güneþe çeviremem! Sana dualarýmý salarým arkandan Ninnilerim kaval çalar geceleri Düþüncelerim kurulmuþ saatleri çalar Dizeler dökerim sabah hatýrlayamadýðým… Ah ayrýlýk! Ne çabuk doldu oyuncak kamyonun Nereye baksam yüzün! Sesin sallanýyor salýncaklarda...

Nihat KAÇOÐLU

Bektaþi Yanmýþým sevdâ nârýna, elmeded pirim Ali! Kimsesizim, dü-cihânda sensin dest-girim Ali! Düþmüþüm ben dergâhýna, merhâmet mirim Ali! Kimsesizim dü-cihânda sensin dest-girim Ali! Bir biçâre, asi kulum; bakamam mah yüzüne. Saymakla da bitmez oldu, dertlerim bin düzine. Sýðýnmýþým ben bu gece Ýmameyn-i güzine; Kimsesizim dü-cihânda sensin dest-girim Ali! On iki imam aþkýna, ol Mustafa aþkýna; Üçler, yediler vü kýrklar, Fatma Zehra aþkýna; Beklerim ben yolunu, gel al-i aba aþkýna! Kimsesizim dü-cihânda sensin dest-girim Ali! Nihâd bezm-i erenlerde dem-i aþk nuþ eyledi. Yaktý beni bir perizâd, derdine duþ eyledi. Ol sevdâ-yý þarâbýndýr bizi berduþ eyledi. Kimsesizim dü-cihânda sensin dest-girim Ali!

Ah bulutlar! Efkârýmý daðýtmayýn þimdi Mendilim ýslanmamalý Ayrýlýk saati çalýnca yarýn Saðanakta kalayým Sýrýlsýklam…


Sayfa

7

Mürvet SARIYILDIZ

Kalemin Dostlarý

K

alem, icat olmuþtu ama mahzundu. Tek baþýna çekilmiyordu hayat. Günlerden bir gün kelam, kalemin âhýný iþitti. Kalem, ilk görüþ de vuruldu kelama. Kelamsýz, kalem; yýldýzsýz gece gibiydi artýk. Semayý süsleyen yýldýzlar gibi kalemi süsledi kelam. Kimi zaman ah çekerek, ama hepsi âþkta yanarak aldýlar ýþýklarýný. Mahzunluklarý iki katýna çýkmýþtý. Kalem de, kelam da mahzundu. Günden güne neþeleri kayboluyordu. Bir þeyler eksikti. Bundan ikisi de haberdardý. Bilmenin verdiði bir suskunluk vardý dillerinde. Eski Mýsýrlýlar, kalem ve kelamýn acýsýný az da olsa papirüsle dindirdiler. Artýk kalem ve kelam papirüs üzerinde gezintilere çýkýyorlar, duygu ve düþüncelerini paylaþabilecekleri insanlar buluyorlardý. Papirüse âþýk olmakla birlikte içlerinde hâlâ bir sýzý dinmemiþti. Ta ki o gelene kadar. Ts'ai Lun günümüzden yaklaþýk 2000 yýl önce Çin'de yaþayan bir memurdu. Kalemle kelamýn acýlarýna son verecek kiþiydi. Onlarýn acý çýðlýklarýný ruhunda duymuþ ve bir nebze de olsa onlarýn acýlarýný dindirmek için gece gündüz çalýþmýþtý. Sonunda MS. 105 yýlýnda bugünkü kullanýlan hali ile kaðýdý icat etti. O gün bugündür kalem de kelamda âþýktýr kaðýda. Beyaz oluþu onlarý cezbeder. Aydýnlýðýna vurulurlar. Yinede bir yanlarý hep buruktur. Çünkü her ne kadar duygu ve düþünceleri anlatsalar da bunlarý ifade edebilmek için ya da hayatýn zýtlýðýný göstermek için beyaz sayfaya siyah inciler dizilmelidir. Çin'de icat edilmesinden sonra baþlar kaðýt, kalem ve kelamýn dostluðu. Sürgün müdür, vuslat mýdýr bilinmez ama öz vatanlarýndan alýnarak önce, bilimde yýldýzýnýn parladýðý bir dönemi teþkil ettiren Ýslam dünyasýna yelken açtýlar. Avrupalýlar ise Ortaçaðý yaþýyordu. Bundan bir 500 yýl sonra kaðýt, Ýslam coðrafyasýndan Ýspanya'ya oradan da Avrupa'ya geçti. Böylece dünyanýn dört bir yanýnda ulaþmýþ oldu. Kurþun kalemle yazarken, kalem yanlýþ bir kelam ettiðinde silgi onun en yakýn arkadaþý olup hatasýný düzeltirdi. Ama tükenmez kalem ve pilot kalem kalpsiz insanlar gibi kalemle kelamýn hatalarýný yüzüne vururdu. Hata yaptýklarýnda kaðýt karalanmak zorunda kalýrdý. Zaten hatalarý örtüp, kalp kýrmadan yol göstermek isteyenler ve hataya tahammül etmeyenler olmak üzere insanlarda iki türlü deðiller miydi ? Kelam, kalem ve kaðýdýn dostluðu devam ede dursun bir gün Rene-Antonie Ferchault de Reaumur bu üçlünün sevgisini hem dillere düþürecek hem de onlarýn canýný biraz yakacak bir yöntemi buldu: Arýlarla iþbirliði yaptý. Nasýl mý? Arýlar kâðýttan kovan yapýyorlardý. Bir gün Rene arýlarý izlerken, yaban arýlarý ince dallarý veya çürümüþ kütükleri kemirerek aðýzlarýna alýyorlar, mide sývýlarý ve salyalarý ile karýþtýrýyorlar ve kovanlarýný yapmada kullanýyorlardý. Bu fikir, tarihler 1789'u gösterdiðinde kalem, kaðýt ve kelamýn haylaz bir dosta daha kavuþmalarýnýn baþlangýcý oldu. Çünkü ilk kaðýt makinesi 1798 yýlýnda yapýldý. Artýk teknoloji geliþmeye baþlayacak ve kalem, kelam, silgi ve kaðýdýn dostluðu daha nice maceralar yaþacaktý.


Sayfa

8

Aziz ÞEKER ROMAN VE ÖYKÜ SANATI

TÜRK EDEBÝYATINDAN YOKSULLUK MANZARALARI Sanatýn varolmasý ve insan yaþamýna girmesiyle insanýn yaþadýðý toplumsal koþullar arasýnda doðrudan bir iliþki vardýr. Sanat bireysel fenomenleri iþlediði gibi kitlelerin yoksulluk çekmesini, toplum hayatýndaki sefalet manzaralarýný kýsaca birçok toplumsal sorunu ve olguyu yansýtmak gibi bir amaç içindedir de. Sanat, toplumsal ve bireysel gerçeðin her yönüyle yeniden formüle ediliþ süreci olduðu içindir ki ayný zamanda da bir disiplin olan edebiyat sosyolojisinin varoluþsal problemlerine bir bütünlük içinde olmasa da bazý yanýtlar üretebilmektedir. Sanat yaratýmýnýn nesnel bir bakýþ açýsýyla incelenmesi yöntembilimsel açýdan toplumsal yapýyý gözetir paradigmasýnda. Sanatýn temel kaynaðý insan ve toplum gerçeðidir. Bu gerçeði üsluplaþtýrýlmýþ bir özgünlükte iþlediði oranda sanatçý, okuyucuya da, anlatmak istediði evren konusunda inandýrýcý bir bilgi ve duygu kümesi sunar. Roman ve öykü ya da genel anlamda sanat, insaný parçalanmýþ bir durumdan birleþmiþ bir bütüne dönüþtürebilir. Ýnsanýn gerçekleri anlamasýný saðlar, onlarý dayanýlýr bir biçime sokmasýndan insana yardýmcý olmakla kalmaz, gerçekleri daha insanca, insanlýða daha layýk kýlma kararlýlýðýný da artýrýr. Sanatýn kendisi bir toplum gerçeðidir.(Fýscher,1993: 44) Roman ve öykü sosyal sürecin realitesini; sosyal yapý kaynaklarýna yönelerek bir takým biçim ve içerik teknikleriyle dýþa vurur. Konu seçimlerinden biri olan yoksulluk, olgusal anlamda edebiyat yapýtýna dinamik bir yön yükler, tümüyle gerçeði yansýtýr o. Yoksulluk bir hayat görünümü olarak son derece açýk yaþanýr. Öyle ki toplumsala farklý açýlardan etki eden yoksulluk, roman ve öykü kalýplarýnda iþlendiði tarzýn niteliðince belirginleþir; böylece sosyolojik eleþtirel ve tarihselleþmiþ bir malzeme görünümü alýr… Ki yapacaðýmýz analizde yoksulluðun bir p ay l a þ ý m s o r u n u o l d u ð u n u d a b a þ t a n unutmadýðýmýzý ifade etmek isteriz. Yoksulluðun edebiyattaki yansýmalarýný analiz ederken seçtiðimiz yöntem; edebi yaratýmýn incelemesinde, tarihi maddecilik için temel öðe þu olguya dayanmaktadýr: Edebiyat ve felsefe, deðiþik düzeylerde, bir dünya görüþünün anlatýmlarýdýr, dünya görüþleri de kiþisel deðil toplumsal olgulardýr.(Goldmann,1998:56)

Edebi yapýt üzerinde çalýþýlýrken aslýnda ortaya çýkartýlmasý gereken de edebi yaratýmýn kurgu bulduðu toplumsal yapýnýn; altyapýsal ve üstyapýsal etkenlerle iliþkilendirilip açýklanmasýný hedef edinir. Zaten amaç, edebi yaratýmýn iç örgüsünü analiz ederken temel belirlenimler üzerinde de sosyolojik çözümlemeler yapmaktýr. Eþ deyiþle gerçeklikten daha tutucu bir konumda olan yoksulluk anlatýsýný, kullanýldýðý insan iliþkileri içinde özellikle sanatta nasýl yeniden üretildiðini somut örneklerle belgelemektir. Roman ve öykü denilebilir ki edebiyata sunmuþ olduðu yaþam bütünlüðü nedeniyle üzerinde nesnel-sosyolojik analizler yapýlmasý en kolay türlerin baþýnda gelmektedir. Romanda yoksulluk sosyolojisini “yoksulluk” kavramýný perspektifine alarak roman sistematiði içinde kritik ettiðimizde yoksulluk sorunsalýnýn ne gibi özelliklerle iliþkilendirilebileceðini de görürüz. Öyküde ise yoksulluk olgusu daha çok bulgusal verilerde kesitsel argümanlarla okuyucuya sunulmaktadýr. Kaynaðý, iç örgüsü bir anda sýyrýlýp gider bir gömlek gibi üstümüzden, acý duyarýz, gözlerimiz yaþarýr, gülümseriz hepsi bu kadardýr öyküde. Evet yoksulluk olgusu roman ve öykü realitesine nasýl yansýmaktadýr? Yoksulluk sorunsalý ve kültürünün nesnel belirleyicilerce örgülendiðini her bilinçli irdeleyici az çok biliyor. Üst anlatýcý olarak yazar, üsluplaþtýrdýðý yaþam biçemlerinde yoksulluðu roman veya öykü örgüsüne nasýl yansýtýyor? Önemli olan da bu sorularýn yanýtýný bulmak deðil mi? Kuþkusuz roman-öykü gibi anlatý türleri edebiyat sosyolojisi açýsýndan deðerlendirilirken de edebi metnin anlam bulduðu koþullarý, yaratýcýsýnýn toplumsal kökenini de yöntemsel açýdan analiz etmek gerekir. Kýsaca, yapýlan sosyolojik çözümlemeleri belirli kuramlara dayandýrarak yapmak gerekmektedir. TOPLUMSAL DEÐÝÞME SÜRECÝNDE TÜRK ROMANI VE ÖYKÜSÜ Deðiþme kaçýnýlmazdýr. Türkiye toplumu da deðiþmektedir. Bu deðiþme sürecinde sosyal konular da edebiyata tema olmaktadýr. Özellikle 1960'lý yýllarýn getirmiþ olduðu yapýsal deðiþme, tüm Türkiye'nin yerleþimlerine dek uzanmýþtýr. Türk romaný ve öyküsü iþte bu yýllar toplumsal


Sayfa

9

dinamiði daha çok yansýtýr olmuþtur. Bu zaman diliminde roman fonksiyonelleþir adeta. Öykü toplumsal yaþamýn farklý alanlarýna iner. Yine sanatta, deðiþik eðilimlerin edebiyata yansýmasý yerini daha çok toplumsal içerikli yönelimlere býrakýr bu yýllarda. Kasaba-köy edebiyatý hani þu köyleri kendisine muhtaç eden kasabalarýn da romaný az çok yazýlmaya baþlanýr. Toplum önemli sýkýntýlara gebedir. Çünkü insanlar da deðiþen toplumsalla, kendilerini deðiþim karþýsýnda konumlandýrmak gereði duymuþlardýr. Eþ deyiþle yaþamýn her metre karesine iktidar, görünür ve görünmez yüzüyle sýzmayý sürdürürken toplumsal sisteme hizmet etme baðlamýnda yeni davranýþlar yükler insanlara. Ýþte edebiyat daha özelinde romansal ve öyküsel perspektif, toplumsal bütünü yakalamaya çalýþýrken bu insanlarýn türlü yaþam öðelerini iþler dokusuna. Ýnsan denen canlý toplumsal bir varlýk olduðu için, anlam bulduðu tarihsel dönem ve toplumsal guruplaþma eðilimleri düzeyinde iþlenir çoðunluk. Deðiþen insanýn, toplumun sosyal tarihini roman ve öykü çeþitli tipleþtirmelerle, tasarýmlarla; insanlarýn yaþam dinamiði üzerinden giderek estetiksel bir dizgeye çeker ve böylece insan ve toplumla edebi söylemin tarihsel baðýný da kurmuþ olur. Onu sanatsal bir biçimde þemalaþtýrýr. Yoksulluk sorunsalý romanda-öyküde yansýmalarýný bulurken ekonomik - sosyal tarihsel etmenlerce boyutlandýrýlýr. Bu çözümleme kuramlarýyla soruþturmaya tabi tutulur. Edebiyat, roman ve öyküde iþlenen sosyal sorunlar ve bunlarýn birey psikolojisinde yarattýðý çözülmelerle, çatlaklarla dinamik bir çehre; özgüllük kazanmýþtýr. Üzerinde durduðumuz konunun bir giz olarak kalmamasý için iktidar karþýsýnda kendisini konumlandýran mevcut usu özgürleþtirmeyi söyleme taþýyan öyküde ve özellikle de roman bilmecesinde tarihsel geliþim çizgisini odak alarak gelmiþ olduðumuz aþamayý kýsaca þöyle þematize edebiliriz. 1950'lere deðin gelen dönemde yazýlan, batýlýlaþma konusunu farklý aile ve toplum modelleri üzerinde örüntüleyen kimi romanlarý: Araba Sevdasý (Recaizade Ekrem), Aþk-ý memnu (Halit Ziya), Sinekli Bakkal (Halide Edip), Mahþer (Peyami Safa), Kiralýk Konak, Sodom ve Gomore (Yakup Kadri) ve Huzur'u (A. H. Tanpýnar) birinci dönem romanlarýna örnek gösterebiliriz. To p l u m s a l y a p ý d e ð i þ m e k t e d i r. Amansýzcasýna bir göç baþlamýþtýr kýrsaldan kente doðru. Topraða makine girmiþtir. Tarým belirli koþullarda makineleþmiþtir. Batýlýlaþma olgusu çoðu yönlerini toplumsal içerikli konulara, toplumsal deðiþmenin toplumsalda yarattýðý sýkýntýlara devretmiþtir. Demografik yer

deðiþtirmeler ve kaymalar özgül toplumsal sonuçlar doðurmuþtur. Köylülük, sýnýf olgusu, yoksulluk, zengin-yoksul çeliþkisi gibi konular daha net ve sorgulayýcý bir tarzda yazýna girmiþtir. Köy realitesi, özellikle de Köy Enstitüsü çýkýþlý yazarlarca büyük bir ciddiyetle iþlenir olmuþtur. Bu ikinci döneme damgasýný vuran eserlerden bazýlarýný þöyle sýralayabiliriz. Bereketli Topraklar Üzerine, Ekmek Kavgasý, Baba Evi, Eskici ve Oðullarý (Orhan Kemal), Orta Direk, Yer Demir Gök Bakýr, Ölmez Otu, Demirciler Çarþýsý Cinayeti, Yusufçuk Yusuf… (Yaþar Kemal), Devlet Ana (Kemal Tahir), Yýlanlarýn Öcü, Irazca'nýn Dirliði, Kaplumbaðalar, Týrpan (Fakir Baykurt), Bizim Köy (Mahmut Makal)… 1980'lý yýllar ve sonrasý ülkede bir dönüþümün, ya da 'psikiyatrik bir gerileyiþ' in yýllarýdýr. Roman figürleri deðiþir. Bunalým toplumunun unsurlarýnýn, kuþku götürmez bir biçimde içinden çýkýlmaz sorun yumaklarýnýn bilinçlicesine insan ve toplum sistemlerine sokulduklarýný görürüz. Ýktidar, söylem biçimini deðiþtirmiþtir. Arabesk ve yok eden bir bunaltý; fraktal bir simülasyon dinamit koyar toplumsala. Özce yabancýlaþma, insanýn ötesini görme hakkýný elinden alýr. Bu dönemde yazýlan roman ve öyküler iktidarýn, insan öznesi üzerindeki gücünü gösterir adeta. Ýnsan güçsüzleþir. Güçlenen tek þey paradýr. Buna baðlý olarak imgesel baðlamda romanýn ve öykünün içlemi de deðiþir, oluþan toplumsal haritanýn cezasýný sanat çeker. Roman ve öykü sanatý, kapitalizmin gömlek deðiþtirmiþ hali olan küreselleþmenin kültürel dýþa vurumu olan postmodernizmin etkisinde de kalýr kimi yönleriyle. Emek sermaye çeliþkisine iliþkin söylemler yerini daha bireysel konulara, yer yer de toplumsal çeliþkilere býrakýr. Örneðin Orhan Pamuk'un roman estetiðinde bu bulgular daha bir ön plandadýr. Öyle ki siyasal yaþamýn bir getirisi olan darbeler de roman sanatýna yansýr. Bu üçüncü dönemde adýndan en çok söz edilen romanlar olarak þunlarý sýralayabiliriz: Þafak (Sevgi Soysal), Arzu Sapaðýnda Ýnecek Var (Nazlý Eray), Sevgili Arsýz Ölüm (Latife Tekin), Kara Kitap (Orhan Pamuk) ayrýca bu süreci yansýtan özelliklere sahip olan Pýnar Kür ve Bilge Karasu'nun yapýtlarýný da unutmamak gerekir. Oðuz Atay, Selim Ýleri, Yusuf Atýlgan gibi yazarlarýmýz ise romanlarýnda daha çok küçük burjuva olarak nitelendirilebilecek türde insanlarýn simgesel sefaletlerini, zayýflýklarýný, toplumsal yapýya yansýyan çeliþki dolu siluetlerini, tedavisi mümkün olmayan rahatsýzlýklarýný yansýtýrcasýna konu edinmiþlerdir. Bir baþka roman yazarýný da unutmamak


Sayfa

gerekir bu kiþi Vedat Türkali'dir. Bu yazarý Nazým Hikmet, Aziz Nesin gibi yazarlarla birlikte bir baþka kategoriye oturtmak, eleþtirel sanat bilincinin geliþimine yaptýðý katký açýsýndan deðerlendirmek bizim için ayrý önem arz etmektedir. Yaþam, toplumsal gerçeðin kendisidir. Toplumsal gerçekse yaþanan iliþkiler bütünüdür. Yani hep deðiþen eðreti bir dengedir toplum, içkin diyalektiðiyle. Bu denge ki sosyolojik bir tabirle geniþ çapta bir varoluþ savaþýmýdýr. Daha da sýnýrlarsak romanda ve öyküde de aþkýn bir anlam bulur toplumsalýn kendine özgü bir epistemeyle yansýmasý. Roman toplumsal deðiþim ve geliþimin nabzýdýr. Nabýz hýzlý atýyorsa endüstri devrimi yaþanmýþtýr dünya ölçeðinde ya da Moskova'da yoksullar ayaklanmýþtýr. Belki de Çukurova'da toplumsal yapý deðiþmektedir. Ki o yazar deðil midir ki toplumsal bir öze sahip olan. Ayný zamanda toplumsalýn yüreði. Onu kavrayan, yordayan, onunla çatýþan, onu yoran, þekilleyen. Yazardýr kimi kez kendi köklerine sadýk kalarak toplumsal bütünü iþleyen kimi kez de yarattýðý eserle baþkaldýran ve kendi sýnýfýnýn dýþýna taþan, toplumu etkileyen, toplumdan etkilenen… Edebiyatýn geliþmiþ bir yönü olan roman sanatý toplumu, bazý yönsemeleriyle karmaþýk bir yapýya sahip olan toplumsal gerçeði resimler, betimler. Bu resmin niteliði Stendhal'ýn Kýrmýzý ve Siyah isimli muhteþem eserinde de bir romanýn arka planý olarak þöyle iþlenir: “Roman denilen þey, uzun bir yol üzerinde dolaþtýrýlan bir aynadýr. Bu ayna bize kâh göklerin maviliðini, kâh yolun hendeklerinde biriken çamurlarý gösterir. Bir de torbasýnda bu aynayý taþýyan adamý ahlaksýzlýkla itham edersiniz! Onun aynasý yolun çamurlarýný gösteriyor diye aynayý kabahatli buluyorsunuz! Çamurlarýn bulunduðu bu uzun yolu, daha doðrusu, sularýn birikmesine ve çamur olmasýna meydan veren yol müfettiþini suçlarsanýz daha yerinde olur.” Roman normlarýnýn topluma dönük, toplumdan beslenen uzantýlarý vardýr. Romanda konu olarak iþlenen yoksulluk olgusunun da kendi baþýna toplumsal kökenle zamansal bir baðýntýsý vardýr. Roman sanatýnýn “kendine özgü nedeni ve amacý” içinde yoksulluk sorunsalýna bir yaklaþým tekniði vardýr. Çalýþmamýzda, toplumsal içerikli eserleri hayata getiren romancý ve öykücülerimizden bazýlarýnýn seçilmiþ yapýtlarýnýn üzerinde duracaðýz. Bu yazarlarýn eserlerinin birçoðunda yoksulluk olgusu ortak bir kimlik özellikleriyle türlü yönleriyle somutlanýr. Bu toplumcu yazarlarýn yapýtlarýnda toplumsal gerçek, altyapý ve üstyapý kurumlarýný da toplumsal yapý

10

içleminde yansýtýr. Bizim için önemli olan romanýn toplumsal gerçekle kurmuþ olduðu diyalektik iliþkinin sanat yaratýmýnda olan kavranýþýdýr. Yaþar Kemal Türk edebiyatýný Türk romanýný dünyaya tanýtan bir ozan olarak roman sanatýnda ulaþýlan orijinal düzey açýsýndan üzerinde daha sistematik durulmasý gereken bir yazardýr. Toplumsalýn yaþam idealini; niteliðini nesnel açýdan gözlemlere ve yaþantýlara dayanarak vermesi bunda belirleyici olmuþtur. Yaþar Kemal, yalnýzca Çukurova'nýn deðil tüm Anadolu'nun bir sosyal portresini sunar insanlýða, evrensele aðan haliyle. Yaþar Kemal'de roman prizmasý ekonomik-sosyal statik yani statükocu bir sosyolojiden yana deðildir. Bu nedenle “deðiþmenin romancýsý” denmektedir kendisine. Onun roman sanatýnýn toplumsal-tarihsel formülasyonu Anadolu'nun özgün çehrelerini taþýmaktadýr. Kýsaca toplumsal yaþamýn kendisini yansýtýr. Orhan Kemal'in roman sanatýnýn epistemolojik oluþumu toplumsal gerçeði kimi olgusal verileriyle resimleyen bir yöntemdir. Yaþanmýþ olaný kendine özgü (sui generis) bir üslupla örgüler. Romanýnýn, gerçek hayattan beslenen nesnel karþýlýðý vardýr. Romanlarýnda yansýtýlan tiplerde de her yönüyle genelleþmektedir bu özellik. O yýllarda Türkiye'de yapýsal deðiþimlere doðru gidilmektedir. Bu deðiþme süreci mikro düzeyde birey sorunsalýna yoksulluk kültürünün yansýmalarýyla eþleþtirilip ifade edilir okuyucuya. Romanýn çözümlenmesi yapýldýðýnda yoksulluk kültürünün barýnma, gýda, eðitim yetersizlikleri gibi belirleyicileriyle karþýlaþýlmaktadýr. Her ne kadar biz de yoksulluðun bir gelenek olduðunu unutmasak da. Romanýn içsel örgüsünde bu toplumsal sorun alaný temel alýnýr. Yoksulluk olgusu romanýnda merkezi bir yer iþgal eder. Genelde yaþandýðý gibi anlatýlýr, en saf haliyle… Romanýnýn kaynaðý toplumdur; insandýr, topumun alt merdivenlerinde gezinen büyük çoðunluktur. Bu kaynaksal yüklenimler eserin biçim ve içeriðini yetkin kýlar. Edebi yaratýma bu estetik öðeler bir anlam yükler. Kýsaca yoksulluk sorunsallaþtýrmasý yoksulluk üzerinden geliþen kuramsal ve kuralcý bir sorgulama tarzýnda iþlenir. Türkiye'de edebiyata, sanata damgasýný vurmuþ bir kuþaktan söz edilir. Bu kuþak köyden gelir. Köy Enstitülüdür. Þematik olarak bu konuda üzerinde durulmasý gereken, neden köy deðil de neden köy üzerinden bir deneyim yaratma yoluna gidilmiþ olmasýdýr. Köy çalýþmasý uygulamalarý iktidar ulamlarýndan ayrý düþünülmez. Anadolu köylüsü kendisine sunulan eðitim güvenceleri karþýlýðýnda meþru bir zeminde toplumsal


Sayfa

11

dönüþüm sürecini o an için özgün bir yapýlanmada baþarmýþtýr. Köy edebiyatý, gerçek mânasile 1940'da kurulan Köy Enstitüleriyle baþlar. Bu e n s t i t ü l e r, k ö y d e n a l ý n a n ç o c u k l a r ý eðitmek,(1952'ye kadar 21 enstitü, 20 bin kadar mezun vermiþtir) sonra da onlarý köylerde öðretmenlik yapmaya yollamak ve bu þekilde köylüyü kýsa zamanda bilgisizlikten kurtarmak amacýný güdüyordu…1948-49'da Varlýk'ta Enstitü mezunlarýndan Mahmut Makal'ýn Türk köyündeki hayatý gerçekçi bir dille anlatan notlarý yayýmlandý. Bu notlarýn 1950'de Bizim Köy adý altýnda bir kitapta toplanmasý Türk edebiyat tarihinin en önemli olaylarýndan biri oldu. Bundan sonra, köy hayatýna duyulan ilgi gün geçtikçe arttý; köy, edebiyatýn en sevilen konularýndan biri olup çýktý… (Karpat,1971:55-56). Köydeki yaþam koþullarýný, geri kalmýþlýðý, yoksulluðu tüm çýplaklýðý ile abartmadan, romantize etmeden olduðu gibi anlatan ve adeta olay yaratan bu yapýtýn köy romaný üzerine etkisi hem olumlu olmuþtur hem olumsuz. Olumlu oldu çünkü, romancýlara, Türk okurunun bilmediði taze ve çarpýcý bir gerçekliðin roman konusu olarak baþarýyla iþlenebileceðini gösterdi. Ama olumsuz bir etkisi de oldu, çünkü yazarlarý bu konuda yanýttý. Gücünü okur için yeni olan bir gerçekliði yansýtmaktan alan romanlar bir belgesel kadar bilgilendirici olabilir ve yeni bir dünyayý tanýttýðý için okurun ilgisini çeker, merakla okunur. Ne var ki bir tehlike de bekler onlarý, çünkü bu baþarý, yazarý, ilgi çeken roman malzemesine gereðinden fazla abanmaya iter. (Moran,1999:15) Yazar daha kitabýn ilk paragrafýnda yoksulluðu dillendirir, yoksulluðun varlýk bulduðu bir çerçevede köy realitesine iliþkin sorular sorar. Edebiyatý ile de bir tutum geliþtirir köy toplumsal sorunlarý yöneliminde: Oturulur bir ev, soðuktan korur bir giyecek, karýn doyurur yiyecek, az buçuk yakacak olmayýnca nasýl konulur kýþa?... Çocuðun ayaðýnda tek kat yamalý bir dondan baþka bir þey yoktur. (Makal,1957:5) Belgesel bir çalýþma havasýnda kurgu bulan anlatýlardan birinde yoksulluk metaforunun kendi öz gerçeði, bireþimi ve dinamiðinde sorgulamalar yapýlýr, saðlýk koruyucusu arkadaþla ölenlerin listesini 'ölüm kaðýdý'na yazýp gönderdik. Bizim köy 130 evlidir. Ocak ve martta ölenlere nazaran þubattaki kýrým daha kabarýk. Yalnýz bu ay içinde, hiçbirisi yaþýný doldurmamýþ olmak þartýyla 34 çocuk yazdýk listeye…” Bir öðretmenin kaleminden yazýlan ve dönemin saðlýk koþullarýna ayna tutabilecek cümleler. Mahmut Makal, yoksulluðun çýðlýðý kokan eserinde köy yaþantýsýna dair kimi yönleri sosyolojik bir ifade tarzýyla da yer yer

iþlemektedir. Yazar, 'yemek bahsi' ile ilgili bir konuda öðretmenlik yaptýðý köyde okula devam eden öðrencilerin evlerinde ne yediklerini araþtýrýyor. Aldýðý sonuç þu, “ikinci yoklama, 20 Ocak Perþembe günü öðleden sonra: 4 kiþi yavan çorba, 6 kiþi bulgur pilavý, 16 kiþi ekmek gevredip yemiþ öðleyin, 4 kiþi pilav ýsýtýp yemiþ, 5 kiþi pekmez dürümü, 2 si evde anasýný bulamamýþ, aç gelmiþ, 7 tanesi 'ne yiyeceðim' diye aðladýktan sonra yavan ekmek yiyip gelmiþler. 11 kiþi soðan tuzlayýp dürünmüþler… (Makal,1957:99) Evet yoksulluðun içkin diyalektiðidir bu hareketsel anlatým. Yaþar Kemal, Daðýn Öte Yüzü üçlüsünde bir köy, bir yol ve bir ovayý yani Çukurova'yý iþler tüm yönleriyle. Orta Direk, Yer Demir Gök Bakýr ve Ölmez Otu isimli kitaplarýnda söylemlendirdikleri sosyolojik evrenin benzerliði nedeniyle birbirinin tamamlayýcýsý nitelikte e s e r l e r d i r. R o m a n ý n a n a t e m a s ý k ö y yoksulluðudur. Yaþar Kemal O, dev kalem, yoksulluðu görünen edimleriyle tanýmlayarak dile getirmiþtir. Klasik köy yerindeki toplumsal koþullar, yaþayýþ tarzý, kýþlýk giderleri karþýlamak için köy halkýnýn Çukurova'ya pamuða gidiþi bu esnada yolculuk sahnelerine konu olan öyküler… Özce üç romanýn da konusu aynýdýr ve baþat olan kahramanlar da deðiþmemektedir. Orta Direk'te Ali-Elif çocuklar ve ihtiyar Meryemcenin Çukurova'ya pamuk toplamaya gidiþi anlatýlýr. Yer Demir Gök Bakýr'da Yalak köyüne Çukurova'dan dönen köylüleri konu edinir. Köylüler bir beklentinin avlusuna düþmüþlerdir. Ne var ki Godot tarzý bir beklenti deðildir bu. Yani beklentilerinin dinamiðinde Godot'ta ironize edilen umut ve iyi þeylerin gerçekleþmesine dair öðeler yoktur. Korku vardýr. Çünkü Taþbaþ gelirse, isterse, yaparsa… her þey köylünün refahýna dönük olarak gerçekleþecektir. Ne var ki Godot da gelmez. Taþbaþ ermiþi verilen Memet gelir. Ki ona da roman sonlarýnda inanýlmaz. Taþbaþ bir ermiþ olarak Memet dýþýnda bir yerlere eriþilmez ulaþýlmaz yerlere kanmýþtýr. Zaten roman korkunun romanýdýr. Taþbaþ miti bir sorunsal olarak köylünün kafasýný bu açýlardan meþgul eder. Ayrýca somut korkular da vardýr. Bunlar Muhtar Sefer ve Adil Efendinin korkusudur. Yer Demir Gök Bakýr'da Taþbaþ ermiþini savunup duran Memidik ile Muhtar Sefer arasýndaki çatýþmalar, çeliþkiler anlatýlýr. Taþbaþ mitosu Yalak köylülerinin güç yaþam koþullarý içinde yarattýklarý bir sýðýnak duvarýdýr. Bu roman üçlüsü, okuyucuyu bir düþ - korku evreninde de gezdirir yer yer. Öyleki bazen köy hayatýnýn, köy insanýnýn yoksulluðu, acýlarý bir düþlemin altýnda unutulur. Yaþar Kemal'in Orta Direk, Yer Demir Gök Bakýr, Ölmez Otu romanlarý yoksulluðun


Sayfa

sarýp sarmaladýðý ailelerin, insanlarýn yaþadýklarý yöredeki düþlemlerini, mistisizme kaymýþ dünya görüþlerini, yaþam tarzlarýný konu edinir. Ýþ ve aþ için Çukurova'ya gidiþ sürecinde yaþanan iliþkileri daha bir yoðunlaþan çeliþkileriyle, diyaloglarýnýn ve monologlarýnýn can alýcýlýðýyla iþleyen patetik romanlardýr. Daðý Öte Yüzü bir Yaþar Kemal klasiðidir. Üç ciltlik romanýn son cildi olan Ölmez Otu, yoksulluðun dramýný kurgulamýþtýr daha önceden de bahsedildiði gibi. Roman yapýsýný, dönemin tarihsel sosyal koþullarý içerisinde deðerlendirdiðimizde bir “uç” bir “arayýþ” bir toplumsal olgunun belgelenmiþ realitesini sergilediðini ifade edebiliriz. Deðiþen bir toplumsal yapýnýn, Çukurova'nýn insan kitleleri için deðiþmeyen alýnyazýsýný yoksulluðu tema edilmektedir birçok görüngüsüyle. Roman örgüsünün çevresinde kümelenen aþkýn yoksulluk odaðý en duyarlý yanlarýyla kayda geçirilmektedir roman sayfalarýnda. Roman örgüsü içinde yoksulluða dair bir betimlemeye yer vererek baþlayabiliriz incelemeye: Uzunca Ali Çukurova'ya pamuða gidecektir. Anasý yaþlýdýr. Onu beraberlerinde götürmek bir büyük yol sorununu yani gecikme sorunu yaratacaktýr. Ana (Meryemce) bir gece yoksul yataðýnda dillenir. Elif yani Uzunca Ali'nin karýsý dinleyici ve aktarýcýdýr. “Elif: 'Anan,' dedi, 'sabaha kadar inledi durdu. Kulak kabarttým, boyuna fukara oðlan deyip duruyordu. Benim yüzümden borcunu veremedi. Dünyaya rezil oldu. Bu yýlda benim yüzümden aç, çýplak kalacak. Öldüreyim de kendimi, kurtulayým. Ne diyorsun, onurlu kadýndýr, kendini öldürür. Ha, Ali? (Kemal,1988:24) Borç Adil Aðayadýr. Hem de bütün köylü Adil Aðaya borçludur. Adil bir korku objesidir. Bir açlýk tehlikesidir köylü için. Öyle ki Adil'in çocuk dünyasýnda oluþturduðu görüntüyü Uzun Ali'nin çocuklarý Ummahan ve Hasan da tartýþýrlar: kardeþi Elif'le bir konuþmasýnda Hasan öfkelenir: “ Hasan öfkelendi: 'Git baþýmdan mendebur kýz,'dedi. “ Allah'ýn bin belasý… Nenen de, sen de baþýmýza bela oldunuz zaten.” Ummahan boynunu büktü: “Doðru,” diye aðlamsý söylendi. “Doðru, baþýnýza bela olduk. Bizim yüzümüzden Çukurova'ya gidemiyorsunuz. Aç kalacaksýnýz bütün kýþ. Bir de Adil gelecek, her þeyimizi alacakmýþ. Bütün kýþ yemsiz yiyeceksiz… Bir de çýrýlçýplak. Bizim yüzümüzden öleceksiniz. Ölsek de biz de kurtulsak, siz de elimizden kurtulsanýz. Nenemlen ben ölmek istiyoruz ama… ölüm zor. Biz ölsek siz de Çukurova'ya gidersiniz…” (Kemal,1988:36) Ýki çocuk arasýnda geçen diyalog yoksulluðun algýlanmasýnda çocukça bir nasýl sorusunu soruyor.

12

Romanýn kimi parçalarýnda, köylünün yarattýðý bir mit de anlatýr. Taþbaþ miti. O, köylünün ermiþidir. Zor günlerinde sýðýndýðý, yardým beklediði, korkusunu giderdiði, korkusunu sürdürdüðü… Kýsaca roman: Orta, Anadolu insanýnýn bir roman bütünselliði içerisinde en canlý, en somut, en gerçekçi bir biçimde yansýtýlmasýnýn baþarýlý bir örneði olarak çýkar karþýmýza. Yaþar Kemal AliElif ve Meryemce'den - karý, koca ve erkeðin annesi - oluþan üç kiþilik aile ile tarýmsal ekonominin ilkel düzeyindeki bir köylülüðü belgelemiþtir yazýnýmýzda. Köy ailesini tanýmak için, Orta Direk'i izleyen, Yer Demir Gök Bakýr ve Ölmez Otu ile tamamlanan üçleme, temsil edici nitelikte bir baþvuru kaynaðý olabilir. (Akatlý, 1984:11-18) Türk romanýna aile sosyolojisinin yeterlilikleri yönünden yaklaþan Akatlý'nýn bu deðerlendirmesi köy ailesinin yaþantýsýnýn kimi yönlerini yansýtmasý açýsýndan çeþitli sosyolojik bulgular sunabilir. Ancak roman yapýsý üzerinde sosyolojik deðerlendirme yapýlýrken toplumsal gerçeðin tümlüðünü göz ardý etmeyen deðerlendirmelerin daha kapsayýcý ve tutarlý olacaðýný söyleyebiliriz. Bu üçleme en görünen yönleriyle sömürüyü, ezen-ezilen iliþkisini, yoksulluðu çerçeveleyerek somutlamaktadýr. Çukurova'da toplanan pamukla, yýllýk erzak alýnýr kasabadan. Köylü açtýr, yoksuldur. Köylü, Taþbaþ'ýn isteðiyle Adil'in yaltakçýsý Muhtar Sefer'le konuþmamaktadýr… Sefer Çukurova'da ava gider… avlarýný temizler ve köylünün gözlerinin önünde bir güzel yer. Kimseye de bir þeycik vermez. Hatta “Çocuklar, 'Bir lokma et, et istiyorum,' diye baðýrýrlardý. Köylüler her gece düþlerinde þapýrtýyla kýzarmýþ, yað sýzan turacýn etini yerler ve çocuklarýn aðlamalarý 'ana et istiyorum' çýðrýþmalarýyla uyanýrlardý. Sefer av etinden ne karýsýna, ne çocuklarýna, ne hastalara bir zýrnýk bile vermez, artanýný ya saklar, ya da köylülerin gözlerinin içine baka baka Ceyhan suyuna fýrlatýr atardý.”(Kemal,1988:65) Roman yazarý bir üst anlatýcý olarak yaþadýðý, gördüðü, gezdiði, derlediði, anladýðý yöredeki yoksulluðu da iþler yer yer, “Tarlalar dolusu, yollar dolusu ýrgatlar… Gözleri keder içinde, yoksul, aç, elleri kocaman karýncalar gibi Çukurova düzünde kaynaþan ýrgatlar…” (Kemal, 1988:155) Memidik bir roman kahramaný. Bir küçük insan. Özlemleri, umutlarý, düþleri olan. Taþbaþ'ýn ermiþliðini köylüye, gördükleriyle anlatýp duran, Muhtar Sefer'in bu nedenle kan iþeyinceye kadar dövdüðü, bayýlýnca, ayýlmasý için ayaklarýnýn uçlarýný yaktýðý çocuk. Taþbaþ'ý efsaneleþtiren Memidik bir karþýlaþmasýný þöyle anlatýr:


Sayfa

13

“Taþbaþoðlu tatlý gülerek, yedi top ýþýðýyla Akdeniz üstünden çekildi gitti. Bir yeþil don giymiþti. Öyle bir yeþili dünya görmemiþtir. 'Dostluk getireceðim… Hiç kimse aç, yoksul kalmayacak. Giyitsiz kalmayacak. Halil Ýbrahim bereketi getireceðim. Halil Ýbrahim bereketi…” (Kemal,1988: 200) Yarý düþ yarý gerçeði yaþayan, yanlýþlýkla öldürdüðü Þevket Beyin peþinden sürüklenen Memidik Taþbaþ ile böyle bir þekilde karþýlaþýr. Taþbaþ, yoksullara bir refah getiricidir… Memidik, Muhtar Sefer'i öldüreceðim diye Þevket isimli bir zatý yanlýþlýkla öldürmüþtür. Bir ölünün Memidiðin yaþantýsýnda oluþturduðu sahiplenme - yok etme güdüsü iþlenir romanýn sayfalarýnda. Köylü, Adil Aðaya borçludur. Köylünün Çukurova'daki pamuk ýrgatlýðý hem bu borcun kapanmasý hem de uzun süren kýþ mevsiminde gýda maddeleri almak içindir. Bu durum roman sayfalarýnda: “Köylüler kývançlýydýlar. Tarlanýn birinci aðzýný toplayýp bitirmiþlerdi ve bu tarla öyle iyi bir tarlaydý ki, herkes yeterince pamuk toplamýþtý. Daha þimdiden Adil'e borçlarýný v e r e b i l e c e k p a r a y ý kazanmýþlardý”(Kemal,1988:298) þeklinde ifade bulur yer yer… Yoksulluðun insan maneviyatýna verdiði çeliþkileri, yokluklarý, çeþitli yüklenimlerle bir ahir zaman ermiþi olarak Taþbaþ'da imgeleyen köylü, Taþbaþ'ý bir kaybedip bir gördükten sonra; inanmaz son kez gelenin Memet olduðuna, ve bu kiþi ta ki ölene dek, aþaðýlanýr, dýþlanýr, kýrýlýr. Ceyhan nehri kýyýsýnda ölüsü bulunur bir gün ve bir evliya mezarlýðýna gömülür bedeni. Taþbaþ'ýn ermiþliðini her defasýnda yeni bir düþlemle anlatan Memidik Sefer'den yediði dayaðýn da bedelini alýrcasýna ve Sevgilisi Zehra'yý da onore edercesine, Seferi öldürür. Ali, romanýn sonlarýna doðru köy yerinde býraktýklarý ve onlarý beklediðini sanan Meryemcenin ölüsüyle karþýlaþýr. Annesi ölmüþtür. Meryemce kendisi mi ölmüþtür yoksa Muhtar Sefer'in gönderdiði Ömer mi öldürmüþtür. Bu belli deðildir romanda... Dönemin sosyal haritasýnda, sosyal konularý iþleyen roman sanatýnda baþköþeye oturtulmasý gereken eserlerden biridir bu yapýt. Türkiye toplumunun nesnel gerçeklerinin bireye yönelimini öyküleþtiren Orhan Kemal, toplumsal sorun yaþayan özelliklede yoksulluðu tüm yönleriyle, tüm dolaþým yolarýyla hayatlarýnda bulan güç koþullarda yaþayan insan guruplarýný iþler eserlerinde. Baba Evi'nde bir çýðlýk olur düþer günlerin avlusuna yoksulluk: “Ey açlýk! Seni midemde, iliklerimde, kanýmýn küreyvelerinde duydum. Ve sen, benim iyi, benim þefik ve rahim olan soyum, insan soyu, sen ebedi tokluðu fethedeceksin !” (Orhan Kemal,

1974:150). Baba Evi bir roman. Küçük bir adamýn savrulan hayatýnýn, ayrýlýklarýnýn romaný… Kimi yerlerinde yoksulluða abanmýþ bir eser… Orhan Kemal hikâyelerinin toplandýðý Ekmek Kavgasý adlý kitabýnda toplumsal içerikli, toplumsal sorun alanlarýný yaþayan insanlarý günlük yaþamlarý içinde betimlemektedir. Toplumun bireyleri olan küçük insanlarýn özlemleri, umutlarý, beklentileridir öyküleþtirilen. Revir Meydancýsý Yusuf'un yaptýðý iþten atýlýrken yalnýzca mutfaktan verilen yemeði bir daha istediði gibi yiyemeyeceðini düþünmesi, Kitap Satmaya Dair adlý öyküsünde yoksul bir aile babasýnýn eve ekmek getirmek için kitaplarýný satmaya çalýþmasý, Propaganda isimli öyküde bir dilenciyle bir küçük yoksul çocuk arasýnda geçen enfes diyalog, Piyango Bileti adlý öyküde küçük bir memurun aldýðý piyango biletiyle ilgili kurduðu düþsel dünya… yoksulluk olgusunun insan varlýðýnda oluþturduðu duygusal gerilimleri, güvensizlikleri-endiþeleri kapsar. Ekmek Kavgasý'nýn sosyolojisi: “Ýki kocakarý, Alay mutfaðýnýn arkasýndaki arsada, ýslak topraða karþýlýklý oturmuþlardý… ikisinin yüreðinden de ayný korku, ayný açlýk korkusu geçti…” (Kemal,1990:6-7). Ýkinci dünya savaþý yýllarýnda, bir askeri bölüðün yemek artýklarýnýn döküldüðü yerde bu yoksulluk manzaralarý ya þ a n ý r. Ý h t i ya r l a r, ç o c u k l a r, k ö p e k l e r yoksulluðun savaþýmýný verirler mutfak çöplüðünde. Ekmek Kavgasý adlý öykü bir yoksulluk belgesidir. Alay mutfaðýnýn çöplüðünde geçen yaþantýsal kesitlerle döþelidir öykünün kurgusu: “Bazen bir kemik parçasý yüzünden insanlarla köpekler arasýnda da kavgalar oluyordu. Dumaný tüten yaðlý bir kemik parçasýný teneke kutusuna sokmaða uðraþan bir kocakarýnýn yanýna sinirli bir erkek köpek usullacýk sokuluyor, usta bir pençe vuruþuyla kemiði düþürüyor, kocakarý dönene kadar, aðzýnda kemik parçasýyla fýrlýyor, kocakarýysa, diþsiz aðzýyla karanlýk karanlýk uluyordu: -Allah kahretsin e mi ! Ýki gözün kör olsun e mi! Yahut, bir parça ekmek içine doðru bir kocakarý, deðneðine dayana dayana giderken, ayný ekmek için yalýnayak bir oðlan tarafýndan da görülmüþ oluyordu… Oðlan kocakarýnýn deðneðini çekiverince, kadýn yuvarlanýyor, beriki koþup ekmeði kapýyordu. Kocakarý gene uluyordu: -Sürüm sürüm sürün e mi ! Allah belaný versin e mi !.. (Kemal,1990:6) Yazýnýmýzýn toplumcu eri Fakir Baykurt Can Parasý adlý öyküsünde bir sistemi, yoksul köylü bir hastanýn kamuya yansýyan gerçeklerinden


Sayfa

hareket ederek öykü formatýnda dýþtalaþtýrýr. Kuþkusuz Anadolu köylüsünün yaþayýþýný etine kemiðine geçirmiþ, özümlediði kültürüyle ezilen halkýn, onun bilinçli bilinçsiz kavgasýný hikâye ve romanlarýnda kendisine konu edinmiþ, çaðýmýzýn toplumcu-gerçekçi yazarlarýnýn en ön çizgisinde gelenlerden birisi de Fakir Baykurt'tur. Fakir Baykurt, her þeyden önce yaþadýðýný savunan ve yazan bir yazardýr. (…) Toplumlarý deðiþtirmede bir araç olarak kullanýlan edebiyat, toplumlarýn geçmiþlerini bilmemizde de bize son derece güvenilir bir kaynak olmaktadýr. Bugünün deðerlendirimiyle Can Parasý, Anadolu'nun birçok yönden anlaþýlmasýna yarayacaktýr. Iþýk tuttuðu önemli gerçekler vardýr: Sosyolojik ve tarihsel a ç ý d a n … B u n l a r d a n y a r a r l a n ý l m a l ý d ý r. ( A l t ý n k a y n a k , Y e n i Ortam,5.7.1974) Daha öykünün ilk sayfalarýnda yazar, öykü kahramanlarýndan birini; babayý konuþturur: “Bizim yýkýlasý evde de yoksulluktan baþka bir þey görmedin!...” (Baykurt,1975:21) Cemileydi hasta ve yoksul olan… Babasý Sadullah'tý konuþa duran acý bir sayrýlýk gibi yoksulluðu. Kýzýnýn ameliyatý için para gerekmektedir. Ama yoktur. Kaldýklarý hanýn sahibi Mustafa, Sadullah'a kýzýnýn tedavisi için bir yol önerir; bir milletvekili ayarlamaya çalýþýr. Planlar yapar. Han sahibi Sadullah'a anlatýrken bir ara ona bakar: “Baktý, tam bu sýrada Sadullah'ýn ayaðýndaki yýrtýk pabucu gördü, sol ayak baþparmaðý fýrlamýþ dýþarý! Paça, diz, dirsek yama içinde: “Ulan amma da pis þeylersiniz!” diyecek oldu, vazgeçti. “Yavu, bir insan, kalkýptâ Nevþeher'den Angara'ya gelirken bir yeni pabuç bulup geyemez mi? Bir yeni pontur dakamaz mý kýçýna? Bir çeket felân? Yani bu köylüler vallahla adam olmaz!” (Baykurt, 1975:32) Ýçel milletvekilinin ricasýyla doktor Erdoðan, Sadullah'ýn kýzý Cemilenin hastane masraflarýný indirmek için bir çaba sarf eder. Hatta doktor bir ara içsel bir tartýþmaya girer kendisiyle : “…Bu koþullar içinde nasýl mutlu olurum? Sadullah'ýn kýzýný parasýz tedavi edebilseydim, onu üzmeden, yormadan… Ve onunla birlikte ötekileri tedavi edebilseydim, yani edebilseydik, yani benim toplumcu özlemlerim hep böyle ama kahroluyorum saðýr çerçeveler içinde! Bu “frame”leri sevmiyorum, çok çok nefret ediyorum bu çerçevelerden !” (Baykurt,1975:47) Hastane dekanýna sorununu ulaþtýrýr Sadullah: “Parasýz beyim… Çünküm yoksulluk var körolasý! Yoksullukla hastalýk yaman zor! Kalkýptâ köylerden gelmek daha da zor. Biz önce epeyce eþek sýrtýnda geldik. Sonra oturacaðýn gamyonuna bindik. Çýkýp Susada otobüs bekledik. Geldik garaca ki taksi para! Geldik hana ki han para! Yani su gibi gidiyor paralar! Tokdur para, hastahana para! Senden yalvarýyorum,

14

bizim derdimize ufak bir çare, aman beyim, aman böyük beyim… Aman gurbaným!” (Baykurt,1975:50) Dekan yardýmcý olur. Sadullah konuþur kendi kendine: “Dünyaya bir daha gelmek kýsmet olursa iþallah, gattiyen köylü gelmem! Ayný irezillikleri çekecek olduktan keri, hastalýk, yoksulluk ve de cahallýklan cebelleþecek olduktan keri, ne geleyim? Dadý duzu mu var?” (Baykurt,1975:51) Borç senedi imzalar Sadullah… Varýr hana. Cemile'nin yanýna gider. Cemile düþmüþtür yataða. Yalnýz, sessiz, hasta… Baba hayra yormaz Cemilenin bu görüntüsünü. Olan olur, Cemile ölür oracýkta. Ankara Türkiye'nin baþkenti olarak hýzlý bir deðiþim içindedir. Orta Doðunun en büyük üniversite hastanesi olmak amacýnda olan Hacettepe hastanesi dýþ yardýmlar almaktadýr. Köy hayatý yani kýrsal yapý bu deðiþimi kavrayamayacak kadar deðiþimin dýþýndadýr. Sadullah bile kýzýnýn tedavisi için kaldýklarý hanýn sahibi olan Mustafa aracýlýðýyla, geri kalmýþ toplumlarýn sosyolojik bir gerçekliði olan patronaj iliþkisine girer… Toplumcu, halkýn yanýnda bir yazar Osman Þ a h i n . Yo k s u l l u ð u k i m i ö y k ü l e r i n d e sorunsallaþtýran bir yazardýr. Kýrmýzý Yel isimli öyküsü kitaba da adýný veren, odaðýna kýrsal yoksulluðu alan bir örgüdedir: “Biz, oralarda sýçmayý unutmuþtuk Hakim Beð. Yiyeceðimiz yoktu ki bokumuz beslene. Kýtlýk, diþini bize geçirmiþtir yani. Güneþimiz buluttan çýkmaz. Felek, göðülen yerin arasýna germiþ canýmýzý. Gene de gevrek çilemiz kopmaz ortadan.” (Þahin,1976:7) Anlatýr çileli bir ömrün yoksulluðunu öykü kahramaný. Bu cümlelerle baþlar yoksulluk öyküsü olan Kýrmýzý Yel. “Ben sebep olarak tüfeðimi satmýþam. Ýçim büzülmüþtür. Rahmetli babam, bana kaç kat söylemiþtir ki “satmayasýn” diye. Açlýk babamý geçmiþtir yani…”(Þahin,1976:9), öyle olurki çocuklar bile dayanamaz, kýrýlýrlar açlýktan, yoksulluktan: “ Kabristanýmýz, kazmaylan küreði yanýnda tutmuþtur. Açlýk, bizim Muðdetlinin çaðalarýný almýþtýr ilkin. Sonra sýrasýný getirmiþtir ihtiyara, düþküne. Öyle bir iþ ki, komþu komþuya kabirde yardým edemez olmuþtur. Çünkü, herkesin birer–ikiþer ölüsü ard–arda gelmiþtir. Þükür siye, Allah bir dileðimizi bol vermiþ. Ölü yumaya suyumuz kýt deðil, Fýrat, baþýmýzýn ucundan akýp gidiyor.” (Þahin,1976:10) Öykü Fýrat–Siverek yöresinde yaþayan insanlarýn yoksulluðunu, doða-insan çeliþkilerini ve açmazlarý yerel bir anlatýyla dile getirmektedir. Konumuzu ilerici, toplumcu eserler vererek Türk edebiyatýna eþsiz yapýtlar kazandýran yoksulluðun yazarý Orhan Kemal'in þu


Sayfa

15

deðerlendirmesiyle noktalamak, insanýn ve yazarýn ekmek savaþýmýna bir katký olacaktýr: “Ben aydýnlýk bir gerçekçiyim. Sanatçýnýn rolü yalnýzca dünyayý yorumlamak deðil, dünyanýn deðiþmesine katýlmaktýr. Yýllar yýlý içlerinde yaþadýðým irili ufaklý insanlar bende þu inancý yaratmýþlardýr, ki insanlar bilerek bilmeyerek hatta çoðunlukla sezgileriyle iyiye gitme savaþýndadýrlar. Hýrsýz da iyi bir dünya yaratmak için çalýþýyor. Katil de öyle. Yeryüzünün en baþ problemi olan ekmek, aslanýn aðzýndan kurtarýlýp insanlara hakça daðýtýlmaya baþlansa, yeryüzünde hýrsýzlýklar, cinayetler fuhuþ hemen hemen bütünüyle kalkardý. Çünkü etini satarak yaþama çabasýndaki bir kadýna orospu dediðiniz zaman kýzar. Bu kýzmak onun, yani insanoðlunun iyi aydýnlýk yanýdýr. Ýnsanlar ellerinde olmayan nedenler yüzünden iyi, kötü, alçak, katil, hýrsýz ve orospu oluyorlar.”

KAYNAKLAR Akatlý Füsun. (1984) Türk Romanýnda Aile.Türkiye'de Ailenin Deðiþimi Sanat Açýsýndan Ýncelemeler. Yay. Haz: Türköz Erder. Türk Sosyal Bilimler Derneði, Ankara. Baykurt Fakir. (1975) Can Parasý. Remzi Yay, Ýstanbul. Fýscher Ernst. ( 1993) Sanatýn Gerekliliði. Çev: Cevat Çapan. V Yayýnlarý, Ankara. Goldmann Lucien. (1998) Diyalektik Araþtýrmalar. Çev: Afþar Timuçin / Mehmet Sert. Toplumsal Dönüþüm Yay. Ýstanbul. Karpat. H. Kemal. (1971) Çaðdaþ Türk Edebiyatýnda Sosyal Konular Varlýk, Ýstanbul. Kemal Orhan. (1974) Baba Evi. Varlýk, Ýstanbul. Kemal Orhan. (1990) Ekmek Kavgasý. Tekin Yay. Ankara. Kemal Yaþar. ( 1988) Ölmez Otu ( Daðýn Öte Yüzü 3 ). Toros Yay. Ýstanbul. Makal Mahmut.( 1957) Bizim Köy. Varlýk, Ýstanbul. Moran Berna. (1999) Türk Romanýna Eleþtirel Bir Bakýþ 2. Ýletiþim, Ýstanbul. Þahin Osman. (1976) Kýrmýzý Yel. May Yay. Ýstanbul.

Müslüm DANAOÐLU

Kelebek Telaþý aþk ki Kasparov'un hamlesiz kaldýðý oyunyüzümden sarkan hüzne ýslýk çaldý günbatýmý aceleci bir serçe saçlarýný ördü asmamýn býrakýp ay dansýný iþin aslý sevgilim týrtýl sözcüklerim kozalaðýnda gözyaþý aþka boðulurum kaçar genzime özsuyu ahh!.. kelebek telaþý içinde “seni seviyorum” diyebilsem


Sayfa

  ÔÈÍ Èä?Ò

  ÑÌǪà äá ú íäÈÚÑíõÊæãáÇ ? õÈǪÑ?Ç ?æ úÉóÑúËóÚ õäæíáãáÇæ õäÌÓáÇ ? õÍÑÈãáÇ õÈÑÖáÇ ? ? úã?ßáÇ ìÓúÞà ?æ óÚÝÇÏãáÇæ óáÈÇäóÞáÇ "óäúæØÛÊ" úäóã Çí úã?ÓáÇÈ úãßóÚÝÇóÏóã ÇæÈÕ úÞäÇÔãáÇ öäÇÏãÚ áß ÇæÏÔóæ öáÈÇäÞáÇÈíäæȪÑõÊäá úÞÏÇäÈáÇ öäÇÑíäÈæà ÁÇÑÖÎáÇ íÊÏáóÈõäÖÍóà õáóÙÃóÓ úíäúíóÚóæ íÈáÞíÝ Çå íãÍà áÙÃÓ ÇªÑå Øà úíäúíóÚÈÇå õÓÑúÍÃæ

  úãßãÇãà óäæªÃ äá . ? úäæÊíã Çí óäæªÃ äá .? öÉÇÈ?Ç öÈÑÚáÇ öÉÒÚæ úäæªÃ äá öÑÃËáÇ õÉÇÊÝÇäÃÝ úÉÑÌãáÇ óÞúæóÝíÊãǪ íäÅ òÉ íÈÕáß õÒúã óÑ Çäà úÉÑÍ öãíãÕÊáÇ öÉ íÈÑÚ íÊÏáÈǪæÈáÓÊäá úíÊóã Ñß úäã ÇæÞÑÓÊäá

  úíÑÇÏ úãÇØÍ óÞúæóÝõÔíÚÃÓ úíÍúÑÌ õãÖóíóÓ úíÑÇÌ óÍúÑÌ ÇäÚíãÌóæ ÇäÊÒÚ öÈÇÑÊóÞúæóÝõáÙäÓ ìÞÈäóÓ ÇäÊÇÑóÙóäúãßÔÑÊöÑÇÞÊÍ?ÇÈ öÑÇÞÊÍ?ÇÈ óäæãóÊÑÊóÓóæ õãßöíúÒÎ óÉÇÑõÚ öÑÇÛÕáÇ öäÇÖÍÃÈ

16

Þiir: Zeynep HABEÞ Çeviren: Niyazi KARABULUT

Muhacir Olmayacaðým Ölüm korkutamaz beni Ne de yýldýrma Milyon sürgün Hapis Dayak Hayýr, Acýmasýz sözler Ey bombalarýn ve tanklarýn üzerini barýþla örten Dökün þarapnellerinizi Baðlayýn daraðacýna ipleri Yýldýramazsýnýz bombalarla Ve tüfeklerle Þehrimin yeþil kucaðýnda gölgeleneceðim Kalbimle gözlerimle Gölgeleneceðim tertemiz sýðýnaklarýnda Onu bekleyeceðim gözlerimle Küçük görmeyeceðim önümüzdekileri Ey ölüler! Hayýr, küçük görmeyeceðim Arabýn izzeti þerefi için Küçük görmeyeceðim Ben intikam isteyen genç Ben bütün çocuklarýn sembolü Ben hürriyete karar vermiþ katar Ülkemi gasbedemeyeceksiniz Çalamayacaksýnýz asaletimi Evimin enkazýnda yaþayacaðým Baðlayacaðým yaramý Komþumun ve hepimizin yarasýný Topraðýmýz üzerinde þerefle gölgeleneceðiz Ve baki kalacaðýz Görüþlerimizi küçümsediniz Açýk rezilliðinizi örtüyorsunuz Küçükler arasýnda

* Filistinli þair Zeynep Habeþ 1943 yýlýnda Yafa'da doðdu. Liseyi Nablus kentinde okudu. 1961 yýlýnda Suriyede Dýmeþk (Þam) Üniversitesine baþladý ve 1965 yýlýnda buradan mezun oldu. Sonra Filistin'e döndü. Ramallah kentinde mastýrýný yaptý. Ýlk kitabýný 1991 yýlýnda yayýnladý.


Sayfa

17

Kalender YILDIZ

Mutluluk Kimin Hakký Mutluluk; aranan, kovalandýkça kaçan, yaklaþtýkça uzaklaþan ve anlar dýþýnda sahip olunamayan… Kim ararsa, kim koþarsa peþinden, yazýk ki onu kaybetmiþtir. O, arayanlarýn deðil, kendi bulduklarýnýn sevdalýsýdýr; kendi bulduklarýnýn, onu aramak zahmetine katlanmayanlarýn, onun deðerini bilmeyenlerin; o kendi yataðýnda devinip duran hýmbýllarýn, alýklarýn, miskinlerin… Mutluluk, yataðýnda akmak ve günü yaþamak ister. Mutluluk yenilik istemez, mutluluk hareket istemez. Mutluluk aþk da istemez aslýnda ama birçok kimse bunu bilmez. Mutluluk, hep kuralýna göre yaþamak ister, hiçbir þeyi riske atmadan, kendisini yormadan, tatlý tatlý yaþamak… Mutluluk biraz ucuzluða dayalýdýr aslýnda; kolay yaþamak, rahat yaþamak ve sýradan yaþamak ucuzluðuna. Sýradan kelimesi mutluluðun ikizi gibidir… Mutlu olduðunu düþünen kimse, varlýðýna alýþtýðý þeylerin yokluðu ya da yok olabileceði düþüncesi karþýsýnda mutlulukla üzüntü arasýnda tükenmek bilmeyen bir gel git yaþar. Aslýnda hiç kimsenin bulduðunu sandýðý þey, aradýðý þey deðil. Kim düþlediði þeyle bulduðu þeyin ayný olduðunu iddia edebilir? Mutluluk; sýradan insanlarýn en uzak ufuktaki en son düþüdür. Mutluluk kim için ne kýymet ifade eder? Ona talip olanlar, onun uðrunda neleri göze alýr, neleri feda eder? Mutlak mutluluk veya kâmil mutluluk diye bir þey var mýdýr? Böyle bir mutluluk varsa bile bu ne kadar sürer? Yoksa mutluluk sadece “an”lardan mý ibarettir? Mutluluk günümüzde neden -inkâr edilse bile- maddî güçle at baþý giden bir olgu olarak ele alýnýr, varlýk yoksa mutluluk da yoktur, düþüncesi ne kadar saðlýklý bir düþünce? Aslýnda hepimiz biliyoruz ve günlük hayatta da görüyoruz ki maddî güç, mutluluk için genel geçer bir kural deðil belki onun bir parçasý ama kesinlikle hiçbir vakit onun olmazsa olmaz þartý deðil ancak biz her birimiz, kendi þartlarýmýz içinde þunu düþünmeden edemiyoruz: “Az daha zengin olsam çok daha mutlu olacaðým.” Bu “az daha”nýn sonunun olmadýðýný ise zaman içinde anlýyor insan. Yok bunun sonu, daha doðrusu her son, bir yeninin baþlangýcý. Daha çok mutluluk için; daha çok iþ, daha çok iþ için, daha çok para; daha çok para için, daha çok… Mutluluk o kadar çýt kýrýldým ve öyle nazenin bir dilberdir ki en ufak bir imanýzdan ya da en hafif bir kýpýrdanýþýnýzdan dahi rahatsýzlýk duyar, ona tâbi iseniz kaþýnýzý kaldýrýp yüzüne bakmayacaksýnýz, onu istiyorsanýz mutlak manada ona baðlanacak, ondan gayriye sarf-ý nazar etmeyeceksiniz. Zinhar baþka sevdalara meyletmeden onun size layýk gördüðü yolun divanesi olacak ve orada o yolun erkâný ne istiyorsa hiç ikiletmeden ve yargýlamadan onun size biçtiði rol her neyse -adýný her ne koyduysa- sizden istediði þekliyle ve kusursuz olarak yerine getireceksiniz. Yoksa ona olan sevdanýz karþýlýk görmeyecektir ve sizin kendisini hak etmediðinizi düþünecektir ki bu, onu isteyenlerin hiçbir þekilde kabullenebileceði ve katlanabileceði bir hâl deðildir. Sözün kýsasý mutluluðu isteyen onun kayýtsýz kölesi olacaktýr… Mutluluk kemale götürmez insaný… Mutluluk insaný kemale götürmez ise bu noktada cevap aradýðýmýz soruya dönelim ve tekrar soralým; mutluluk kimin hakkýdýr? Kölelerin hakkýdýr. Mutluluk kimin hakkýdýr? Korkaklarýn hakkýdýr. Mutluluk kimin hakkýdýr? Mutluluk; -starlarýn deðil(!)- gözü kapalý yaþayanlarýn, robotlarýn en çok da sünepelerin ve mýymýylarýn hakkýdýr. Mutluluklar dilerim…


Sayfa

Nazým ELMAS ile Söyleþi Osman ÇELÝK Hocam miyiz?

sizi

tanýyabilir

Özgeçmiþler heyecanlýdýr. 'Kimmiþ bu adam' la baþlayan merakýn yavaþ yavaþ erimeye baþladýðý kardan adamdýr özgeçmiþler. Kýsaca ben de anlatayým: Giresun doðumlu bir akademisyenim. Erzurum ve Samsun 'da Lisans ve diðer akademik çalýþmalarý yaptým. Halen Giresun'da öðretim üyesi olarak çalýþýyorum. Edebiyat sevdiðim bir alan. Mesleðimin ilgi alanýmla birleþmesinden dolayý memnunum. Akademik çalýþmalar devam ediyor. Kitap çalýþmalarý ve makalelerle edebi ortama katký yapmaya çalýþý-yorum. Medeniyetlerin inþasýnda yazarlarýn þairlerin rolü nedir? Sanatçýlar, çaðýnýn çocuðudur. Onlar döneminin sanat anlayýþýný temsil eder. Yeni denemeleri ile nesillerin sesine tercüman olurlar. Her sanatçý öncekilerin üstüne yenilerini ekler. Sürekli deðiþen dünyada sanat eserinin yerinde saymasý elbet beklenemez. Sanatçýnýn bir insan olarak farklý bir kimliði vardýr. O, nesillerin birikimini, kalýcý bir formda ve estetik bir çerçevede geleceðe taþýr. Her an üzerine yeni unsurlarýn eklenmesiyle sanatçýdan hayata yansýyan deðerler manzumesi yumaðý büyür. Yýllar geçer sönmeyen ocak sanatçýnýn sesidir, susturulamayan ses de yine onun sesidir. Sanatçýnýn farklý oluþuyla ilgili bir özelliktir bu. Medeniyetler birikimlerin ürünüdür. Dilde, sanatta, ilim ve teknikte, hayata anlam vermede yýllarýn birikimi medeniyetin özünü teþkil eder. Düþünen insanlar medeniyetlerin mimarýdýr. Sanatçýlarýn ruh anaforlarýndan sýzan huzmeler medeniyetlerin ýþýðý olurlar. Nerede sýnýrlarý belli bir alan varsa orayý sanatçýlarýn da desteðiyle yaþanabilir bir yere dönüþtürmek mümkün olmaktadýr. Medeniyet yaþanabilir alanýn adýdýr. Aslýnda þunu unutmamak lazým: Ülkeleri liderler kurar, yönetir. Oralarda yeni

18

b i r d ü n y a k u r m a k s a n a t ç ý l a r a k a l ý r. Medeniyetlerin oluþumu bu noktadan itibaren baþlar. Ýnsanlarýn hisleri arzularý, acýlarý, özlemleri, beklentileri hayata ait deðerleri sanat erbabýnýn duyarlýlýðý ile geleceðe taþýnýr. Hayat damarý denilen de budur. Sizin Cahit Zarifoðlu ile ilgili çalýþmanýz da mevcut? Zarifoðlu'nun duruþu bize ne anlatýr hocam? Cahit Zarifoðlu sanatçý kimliðinin yanýnda kiþiliði ile örnek bir þahsiyet. Hayata bakýþ itibariyle çizgisi net biri. Yazdýðý þiirler bakýmýndan deðerlendirdiðimizde usta bir þair, hikâyelerinden gidersek iyi bir hikâyeci. Çocuklarý unutmayalým bu arada. Zarifoðlu'nun Çocuk Edebiyatý baðlamýnda yazdýðý eserlerin deðeri okuyanlarca bilinmektedir. Onun duruþunu gözlemlediðimiz önemli bir yaný Mavera adlý edebiyat dergisi hizmetidir. Derginin çýkarýlma aþmasýnda Zarifoðlu kimliðini görmek mümkün. Hatýralarýnda ve yazýlarýnda bu teþebbüsü etraflýca anlatýyor. Her dergi burada aktaracaðým delice, ama kararlý duygularla yayýn hayatýna giriyor. Dergi çýkarmaya karar veren Zarifoðlu ve arkadaþlarý yeterli sermayeden yoksundur. En cesuru Zarifoðlu'dur. Þöyle der:”Siz bize doðru uzatýlmýþ para demetlerini göremiyorsunuz.” Dediði olur. Dergiye destek verecek kiþiler çýkar. Kendi birikimlerini de katarak Mavera dergisini çýkarýrlar. Derginin ' Okuyucularla ' baþlýklý kýsmý ona aittir. Genç yetenekleri teþvik eder yönlendirir. Ýl dýþý gezilere ya da yurt dýþý çalýþma veya geziye gideceklere önerisi hazýrdýr: Ellerine bir küçük defter tutuþturarak gezip gördükleri yerlere ait intibalarýný yazmalarýný ister. Bu yolla hazýrlanan yazýlarýn dergide yayýnlandýðýna þahit oluruz. Ýnsan olarak atak, cesur, teþebbüs kabiliyeti yüksek kendine güveni üst seviyede bir kimlikle karþýlaþýrýz. Onun duruþuna gelince… Elbette belli bir dünya görüþü vardý. Bunu sanat faaliyetlerinde bir engel olarak görmemiþtir. Dünya görüþleri ve sanat telakkileri farklý kesimlerle diyalog kurmada oldukça beceriklidir.”Yaratýlaný hoþ gör, yaratandan ötürü “anlayýþýný nefsinde yaþayan bir kiþi olarak, bu düsturu hayatýna aktarmýþtýr. Onun Cemal Süreyya'ya yazdýðý bir mektup basýnda da yer aldý geçen yýl. Düþüncelerin- buna biraz daha belirgin olarak ideolojilerin diyebilirizinsanlar arasý iliþkileri keskinleþtirdiði ve ayrýþtýrdýðý zamanlarda yazdýðý mektup, sanatçý ruh yanýnda, sahip olduðu dünya görüþüne ait hoþgörüyü ve seviyeyi de göstermektedir. Cemal Süreyya'ya ne yazmýþtý diye merak edenler olabilir. Tekrarlamak babýndan da olsa hatýrlatalým: Mektubun yazýldýðý yýllarda Cemal Süreyya Fransa'dadýr. Zarifoðlu onun adresini


Sayfa

19

bulmuþ ve mektubunda sanatýný takdir ettiði þaire Türkiye'ye döndüðünde daha sýk görüþmeyi, mümkünse bir öðrenciyi küçümsemezse öðrenci evinde arkadaþlarýyla beraber kalmayý teklif etmiþtir. Belki bunun pratiði yoktur ama Zarifoðlunun ulaþabildiði alaný ifade etmesi bakýmýndan önemli ve deðerlidir. Çözümsüzlük yoktur Zarifoðlu'nda… Afganistan'da Ruslara karþý bir kýyam vardýr.1980 yýllar… Oraya gidilip çekimler yapýlacak, mücahitlerin durumu yakýndan takip edilecektir Yine sermaye yoktur; araç yoktur. Bir otomobil fabrikasýndan reklâm çekimleri için araç alýnýr. Reklâm ajansý adýna o yollar aþýlýr. Amaca ulaþýlýr. Rahmetli Erdem Beyazýt'ýn Ýpek Yolundan Afganistan'a adlý eseri, Zarifoðlu'nun iþ bitirici tavrýný burada göstermiþtir. Tüm bunlarý deðerlendirdiðimizde sanatçýmýz bize hoþgörüyü, kendine güvenmeyi, her düþünceden insanla diyalog kurabilmeyi, çok çalýþmayý, ümitsiz olmamayý telkin etmektedir. Biz iþi tadýnda býrakalým. Eserlerini okuyarak onu anlamaya çalýþmak, bu güzel adama karþý yapacaðýmýz en iyi vefa borcudur. Ýsterseniz Akif'e de þerh düþelim hocam? Puslu nice zamanda, birlik ve beraberliðin içleri aydýnlatan rayihasý ile anlatýr güzellikleri? Hisli Yürek Akif'in düþünce dünyamýzdaki yerini sorsam ne dersiniz hocam? Zarifoðlu'ndan Akif'e geçtik… Geçilir. Her ikisinin de þiir damarlarý ayný kökten beslenir. Ýnsana ve olaylara bakýþ itibariyle ortak noktalarý çoktur. Sanat anlayýþlarýnda geçen zamanýn getirdiði bir zevk deðiþikliði tabii olarak bulunacaktýr. Akif bir hisli yürektir. Safahatýn giriþinde þöyle der:

önemli bir görev düþmüþtür. Aslýnda böyle bir görevi ona kimse teklif etmemiþtir. O içindeki sevgi ve ilgiyle zor zamanda kendine düþen sorumluluðu bilmiþ, yapýlmasý gerekenler içinde kendi alanýna düþeni tespit etmiþ ve yerine getirmiþtir. Bütün bir Ýslam coðrafyasýný basýn yoluyla bilgilendirmeye çalýþýlmýþ, bu coðrafya çok geniþ bir mekan olarak þiire girmiþtir. O zamanýn imkânlarýna bakýlýrsa böylesi geniþ bir alana mesaj ulaþtýrmak hayli zordur. Osmanlýnýn bu topraklarda tanýnmasýna vesile olan basýn faaliyeti, Milli Mücadele yýllarýndaki maddi ve manevi desteðin de temellerini atmýþtýr. Burada bir ayrýntýyý kaçýrmayalým. Akif bu geniþ coðrafyanýn en itibarlý ve güvenilir kiþisidir. Teþkilat-ý Mahsusa adýna devleti temsilen Berlin'e , Necid ve Hicaz'a giderken, güvenilir kimlik olma özelliði önemlidir. Bu fiili görevlerin yanýnda, fikri görevlerini de ihmal etmemiþtir. Ýslam dünyasýnýn geri kalmýþlýðý, insanlarýn durumu, siyasi yalnýzlýðý Akif'i düþündürmüþ ve bu alanlarda tespitler ve teklifler sunmuþtur. Tembellik, cehalet, ümitsizlik, tefrika gibi konularda þiirler yazmýþ, insanýmýzýn düþünce ufkunu Balkanlardan Orta Asya'ya, Tataristan'dan Afrika'ya kadar geniþletmiþtir. Þiir külliyatý “Safahat” safha safha bir hayatýn ifadesi olduðu gibi, o günkü ortamda gerekli olan var oluþ esaslarýný da bildirmektedir. Ölümünden sonra Safahat bir baþucu kitabý olduysa bir mütefekkirin kaleminden çýktýðý içindir. Hitabelerde, sohbetlerde, meydanlarda Safahat'tan mýsralara rastlýyorsak, Akif'in, hemen her konuda insanýmýzýn ihtiyacý olan fikirleri söylemiþ olmasýyla alakalý bir zenginliði hatýrlamalýyýz. Akif, “Sessiz yaþadým, kim beni nerden bilecektir?” diyor.. Ömrüne çok þey sýðdýrdý, sessiz yaþamadý bu hakký teslim edelim. Ýstiklal Marþý gibi, adeta bu memleketin tapusunu bize miras býrakmasý yeni nesillerin onu hiç unutmamasý için yeterli bir sebeptir.

Bana sor sevgili kari', sana ben söyleyeyim, Ne hüviyette þu karþýnda duran eþ'arým: Bir yýðýn söz ki, samimiyyeti ancak hüneri; Ne tasannu' bilirim, çünkü, ne san'atkarým. Aðlarým,aðlatamam;hissederim,söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarým! Oku, þayet sana bir hisli yürek lazýmsa; Oku, Zira onu yazdým, iki söz yazdýmsa.

Görüyorsunuz burada bir hisli yürekle karþýlaþýyoruz. Geniþ topraklarda bir gül devri bitmiþtir. Akif “Gül devrini görseydim bülbül olurdum.” diyor. Yaþadýðý dönemde Akif'e

Bugün dünya üzerinde yeni siyasi oluþumlar ortaya çýkýyor. Ülkeler yeni ortak deðerlerle bir araya gelmeye çalýþýyorlar. Safahat'ýn önerdiði ittifaklar, birliktelikler ve geliþmeler bugün tezahür ediyorsa, bu Akif'in ufkunu gösterir. Ayný þekilde Akif'in Ýstiklal Marþý'nda toplu olarak bir kýsmýný ifade ettiðini fikirleri benimsemenin gereði ve önemi anlaþýlmaktadýr. 5- Günümüzde þiirin yürüyüþ alanýný nasýl deðerlendiriyorsunuz? Þiirimizin yürüyüþ alanýnda Sezai Karakoç'un yeri nedir? Þiirimizin yürüyüþ alanýnda Sezai Karakoç önemli bir çýkýþ noktasýdýr. Bu topraðýn sesi olma noktasýnda Sezai Karakoç'tan önce ayný yolsa þiir söyleyenler elbette vardý. Son dönemde Akif'in,


Sayfa Necip Fazýl'ýn þiirde söylediklerini Sezai Karakoç sürdürmüþtür. Sezai Karakoç sanki ulu bir istasyondur. Oraya gelen þiir zevki ve estetiði dinlenmiþ, yenilenmiþ bu yeni ustanýn müdahalesi ile çok daha yeni, derin ve etkili bir þekil alarak çaðýn icaplarýna paralel bir ses olmuþtur. Bu söyleþinin hudutlarý tek baþýna Sezai Karakoç'u anlatmaya yetmez. Bunu belirttikten sonra Karakoç'un kendisinden öncekilerden de derin bir þiir ustalýðýyla, yine m ü t e f e k k i r b i r i k i m l e þ i i r l e r ya z d ý ð ý n ý söylemeliyiz. Bütün bir Ýslam düþüncesi Sezai Karakoç'ta birleþmiþ, þiiriyet þartlarýnýn gerektirdiði estetik bir çizgide sunulmuþtur. Karakoç aslýnda bu çaðýn aradýðý þair olarak da kabul edilebilir. Günümüzde insanlarýn kaybettiklerini arama alanýnda Karakoç'un þiirleri bir derman olarak görülmelidir. 6- Dil ve önemlidir?

kültür

bir

millet

için

niçin

Ýnsan topluluklarý ortak deðerler etrafýnda birleþtikçe millet olma vasfý kazanýrlar. Bir olaya birlikte sevinmek ve birlikte üzülmekle baþlayan ortaklýklar,zaman içinde artan baðlarla tam bir bütünlük arz eder. Bu aþamada milli unsurlar ortaya çýkmýþ olur. Duygu düþünce ve hayallerin dýþa vurulmasý insanýn kendini ifade edebilmesi bir ihtiyaçtýr. Bunlarýn türlü vasýtalarla-renk, çizgi, desen, taþ, kelime gibi- somutlaþtýrýlmasý insanlar arasýnda iletiþimin oluþmasýný saðlar. Bir kiþi tarafýndan seslendirilen düþünceler alýcý konumundaki muhatabýn onu çözmesine baðlýdýr. Seslere ve þekillere ayný anlamý yükleyebilenlerin anlaþmasý kolaydýr. Diðerleri için sesler ve þekillerin hiçbir anlamý yoktur. Sanatýn diðer þubeleri için de bu söz konusu olabilir. Sanat tabi olarak kültürle baðlantýlýdýr. Sanatçýnýn duygu,düþünce ve hayallerine kaynak olan ilhamda içinde bulunduðu toplumun ve durumun dýþa yansýmasýdýr. Böylece kültürel bir temelle ve dil vasýtasýyla insanlar arasýnda kolayca iletiþim kurulabilir. Dili olan millet var olabilir. Dili sayesinde konuþabilen anlaþabilen ortak hedefler ve ilkeler oluþturabilen bir toplumun milleti olmasý, varlýðýný sürdürmesi mümkündür. Dilin anlaþma vasýtasý oluþu seslere verilen anlam deðerleriyle ilgilidir. Toplum kendi içinde yaptýðý gizli ve tabi bir sözleþme ile canlý ve cansýz varlýklarý, kavramlarý ve hareketleri ayný seslerle karþýlar. Böylece ortak bir anlaþma dili oluþur. Toplumun bütün fertleri kendi aralarýnda bu ses þifrelerini çözebilecek birliktelik içinde olurlar. Sadece bu özellik bile, bir milletli bir baþka güç altýnda milli benliðini muhafaza ederek çözülüp daðýlmaktan

20

yok olmaktan kurtarýr. Ýnsanlarýn konuþma ihtiyacýný karþýlayan dil, usta kullanýcýlar elinde daha kalýcý, etkileyici, zengin çaðrýþýmlarý olan edebi metinler haline gelir. Bu uygulama bir yandan dilin yaygýnlaþmasýný ve zenginleþmesini saðlarken, bir yandan da kültürel birikimin millet fertleri arasýnda kaynaþtýrýcý rolüne destek verir. Ýnsan konuþan bir canlý. Kendini ifade eden duygu ve düþüncelerini çeþitli vasýtalarla dýþa vuran bir varlýk. Bunlarý nasýl ifade edeceði vasýtalarla ilgili bir konu. Dil nasýl ifade edileceðinin yolunu gösterir.. Ancak tüm iletiþim yollarýyla neyi ileteceði vasýtalara neyi yükleyeceðini kültürün önemini ortaya koyar. Vasýtalarý hammadde halinden çýkarýp mamul hale getiren çalýþmanýn özünde kültür vardýr. Sade bir toprak bir çamur yýðýný olan malzeme testi ya da vazo olduðu zaman daha bir deðer kazanýr. Kültürel birikim, topraðýn testi haline getirilmesindeki süreçler, milletin daha seviyeli daha verimli konumda bulunmasýna vesile olur. Deðiþik ülkelerde kültürel deðerlerden kopma ve koparýlma çabalarý dikkat çekmektedir. Kendi kültürlerinden koparýlmaya çalýþýlan nesillerin geleceðinden emin olmak imkânsýzdýr. Her millet kendi kültürüyle ayakta durmayý hedeflerken, bazý ülkelerde yetkililerin hatta aydýnlarýn mahalli sýkýntýlar açmaya yönelik tutumlarý ayný deðerler etrafýnda kültürel bütünleþme gayretlerini kesintiye uðratmaktadýr.


Sayfa

21

Mehmet KUVVET

Dar Pencere Yüreðim, son zamanlar kanat çýrpmaya arzulu ürkek bir kýrlangýç gibi kayan yýldýzlara göz tanýðý oluyor “dar pencere” ardýndan. Diliyor yakýn etmek için uzaðý, korkarak kendinden. Avare yaðmur damlalarý çarpýyor camlara, sýtmaya tutulmuþ kelimeler kayýyor mýsralara siyah beyaz. Keþfedilmemiþliðin izinde her daim kalem, hikâyenin yükleminde tek baþýna, özneyle… “Gecede ýslanan ten boþluksuz oturdu vücuduma.” Baþkalarý için zorlamadýðým yürek çýrpýnýþlarý sýðmýyor “dar pencere”den. Camda ki resmime bakýyorum: 'Bu kadar güzel miyim, bu ben miyim?' Dün kitapçýlarýn önünden geçtim yine. Ama bu kez aradýðýmý bulamayacaðýmý bilerek salýna salýna kapýsý okul çantalarýyla dolu dükkâna girdim. Uzak olsun istedim ayýþýðý! Bakamadým tozlu raflara. Ulaþmak zaman alsýn, kazanmadan kaybetmemek, vazgeçiþ ve yalnýzlýk yaþamamak adýna. Yine de ismini verdim kitabýn. Adýný söylerken titreyen dudaklarýma gitti parmaklarým. Sen miydin dokunan? Þans senden yanaydý. Çarþambaya gün aldým, gelecek “ayýþýðý”. Kitapta, duygularýnla buluþacak olmanýn heyecan dolu bekleyiþindeyim. Çocuklaþtým mý ne? Gökkuþaðýnda renklerin karýþtýðý yerdeyim. Hayat güzel, delice… Önce hissettim, sonra anladým seni. Anlamak için uðraþsaydým hissetmezdim, sorgulardým kendimi. Üzerime sinmiþ yeþilin ahenginden korkmadýn, bir çýrpýda sýyýrýp attýn yalnýzlýðýmý. Oysaki sen yalnýzlýktýn hani uzaðýmda? Gündüzler bol, geceler yok gibiyken çýkageldin pencereme siyah beyaz. Pencere dar, uzaklar yakýn oldu artýk bana. Bu sýralar meltem esiyor rüzgâr ve ben yine “dar pencere”den bakýyorum sana. Bakýþýný severek, hesapsýz… Ýki kere ikim beþ oldu sende. Dördün anlamýný yitirdiði hesaplarda tüm sonuçlar sorgusuzca gri… Karýþtýk birbirimize, þaka gibi… Sýðýnacaðý tek yer, sýcak bir þair yüreði midir aþkýn? Keþfedilmemiþliðin izinde olsun her daim kalemin, hikâyenin yükleminde... Ýçine düþtüðümüz her hikâyelenin tek unsuru olduðumuzda, su gibi akýp gitsin zaman. Ayný kentin çocuklarý olsak da… Kýskançlýk özgürlüðümü kullanýyorum, uzaðýnda yakýným sana, paylaþmadan, paylaþýlmadan… Akýldan çýkartmaya gücüm yok seni.

Yasemin KEMALOÐLU

Frontal Lob "sylvia plath'a" ellerim sýðmýyor þehirlere içim kandýrýlmýþ pembe dudaklý bir nehir kederleri sana benzeyen öyküler sabahlýyor penceremde bir hiç uðruna gülümsüyor ölüm bileklerimde martý çýðlýklarý. adresini þaþýrýr-bu bir döngüdürkirletmeye kýyamadýðýmýz her çehre. ateþi çalaný iyi belle ki gece koynundadýr hala iç avluda kýrlangýç sesi mevsimler tutuyor gölgeni her þeyin sonu var ne çabuk öðreniyor insan çok acý var ne çok acý sesim ne çok sesine yabancý güneþ erken doðuyor buralarda görmelisin...


Sayfa

22

Aras-Kura kan kusar, menim Azerbaycan'ým, Karabað, kara baðlar, þehit olmuþ civaným, Þehitler Hýyabaný, dalgalanmýþ Hazar'a, Boynu bükük maralým, güzelim Nahçivan'ým, Cengâver delikanlým, mahkûmdur ah-u zara, Bakü'de karanfiller, þüheda kaný caným, Aras-Kura kan kusar, menim Azerbaycan'ým.

Tarýk TORUN

Türk'ün Coðrafyasý Altaylardan Tuna'ya yüreðim gurbet açar, Çileli coðrafyada bazen kalýrým naçar, Tiyan-Þan daðlarýndan Kýzýl Deniz'e kadar, Mavera-ün Nehir'den Ege'ye turna uçar, Türkistan yaylasýndan göçmenim katar katar, Altýn ordu kanatlý, adalet, barýþ saçar, Altaylardan Tuna'ya yüreðim gurbet açar. Talas dönüm noktasý, dünyaya yayýlmýþým, Anadolu baðrýnda, dirilip ayýlmýþým, Sevdalý coðrafyalar, olmuþ benim öz adým, Güneþi takip edip, batýda sayýlmýþým, Ayaklarým þimalde, cenupta da kanadým, Tarihten eski adým, asýrmýþým yýlmýþým, Talas dönüm noktasý, dünyaya yayýlmýþým, Kýzýl fýrtýna eser, Kýrým Bahçesaray'da, Zulmün kýzýl pençesi, geceyi saran ayda, Bir gecenin yarýsý, baþlar asimilasyon, Sibirya sürgündeyim, gözyaþlarým her rayda, Ölüme giden tren, kýzýl zindan istasyon, On binlerce fidaným, gülü solmuþ Giray'da, Kýzýl fýrtýna eser, Kýrým Bahçesaray'da. Doðu Türkistan'dayým, Uygur diyarýndayým, Zulmün gizlisi burda, bilinmez yarýndayým, Âlemler güler oynar, ben daraðacýndayým. Bir gün gelmez baharým, Everest karýndayým, Dünyayý yutan devin, pençe kýskacýndayým. Kýzýl cehennem burda, yanarým narýndayým, Doðu Türkistan'dayým, Uygur diyarýndayým.

Kerkük sokaklarýnda, boynu bükük Türkmen'im, Süleymaniye, Erbil, kurþun yemiþ bir menim, Ýþgal edilmiþ yurdum, ne de size Irak'ým, Uzak durma ay balam! Sizi seven özdenim, Her gün bir mevta kalkar, kabristandýr firakým, Fýrat, Dicle aðlýyor, içi çeþme gözdenim, Kerkük sokaklarýnda, boynu bükük Türkmen'im. Yýllarca gördüm zulüm, bir baþýma adayým, Artýk beni tanýyýn, insanlýða adayým, Binlerce mezar þahit, Beþparmak daðlarýnda, Mazlumluk akrabamdýr, zalimler olmaz dayým, Zulmün ana mayasý, Enosis aðlarýnda, Akdeniz'in gülüyüm, asýrlarca burdayým, Yýllarca gördüm zulüm, bir baþýma adayým, Batý Trakya'dayým, Rodop Balkanlar'dayým, Sýrtýndan hançerlenmiþ, Belene kanlardayým, Minareler, kubbeler, öksüz þadýrvandayým. Tarihe talih yazmýþ, altýn zamanlardayým, Mostar köprüsündeyim, ihtiþam Sinan'dayým, Üsküp, Mohaç, Belgrat, Ah! Estergon'dayým. Batý Trakya'dayým, Rodop Balkanlar'dayým. Galiçya'dan Yemen'e, sýnýr sýnýr gezmiþim, Etten kale olarak, sýnýrlarý çizmiþim, Kabaran dalgalara, kükreyen göðe karþý, Bakýn Çanakkale'de yedi düvel ezmiþim, “Ýzmir'in daðlarýnda”, Türkün en güzel marþý, Ýstiklal þiiriyle, güftesini dizmiþim, Galiçya'dan Yemen'e, sýnýr sýnýr gezmiþim. Atlantik'ten Altay'a, Uzanýr coðrafyamýz, Edirne, Kars nüvedir, açýk gönül dünyamýz, Tuna'dan Sakarya'ya, þahlanýrken rüyamýz, Akdeniz'den Hazar'a, çýrpýnýrken deryamýz, Ay yýldýzýn aþkýna, kuruludur hülyamýz, Þehitlerle çizildi, sýnýr topografyamýz, Atlantik'ten Altay'a, Uzanýr coðrafyamýz.


Sanat Sayfasý Sayfa

23

Serdal YERLÝ ile

Haftanýn Konuðu Muhammet BAKIR 1980 yýlýnda Elazýð'da doðan sanatçý, 2002 yýlýnda Gazi Üniversitesi Grafik Bölümü Yüksek Lisans Programýndan Mezun Oldu. Ýllüstrasyon, Özgün Baský, Seramik, Ex-libris, Yaðlýboya çalýþmalarý bulunan Bakýr'ýn yoðunlukla ilgilendiði disiplinler Grafik Tasarým ve Karikatür dür. Ýstanbul'da yaþayan sanatçýnýn Karikatür ve Grafik Tasarým çalýþmalarý birçok yerde yayýnlandý, sergilendi. Ýtalya, Çin, Almanya, Hindistan, Polonya, ve Türkiye de çeþitli ödüller aldý.

Sanatçý; ezelde var olaný görünür kýlandýr. Dolayýsýyla ebed'e kadar iz býrakandýr. Her sanatçý kendi uçurumundan bakar. Sanatçý için; söylediði söz, ürettiði iþ, dýþavurumlarýnýn tümü ve yapýtý kendi uçurumudur. Evrene baktýðý nokta uçurumun zirvesidir. Aþaðýdan bakýldýðýnda öykünesi bir yerdir. Oysa sanatçýnýn olduðu noktadan bakýldýðýnda tehlikeli ve korkunçtur. Bu noktada kendi uçurumunda dengelerini bozmadan tutunabilenler gerçek sanatçýlardýr.


biliyor musun? Sivas'a ithaf olunur

ýþýk kaybolduktan sonra, karanlýkta kaybedince bildiklerini, utançlarýný sýrtlayýp bakýþlarýna, O'nu arayacaksýn. bulup ayaklarýnýn altýnda duran gölgeye kapanmak için. biliyor musun? ýþýk küsmüþse asla barýþmaz ve bir gölgen olmayacak artýk. ve ýþýk dört gün mesafesince uzaklaþtý; “eðri ok doðru hedefe varmaz*” diyerek Muhammet BAKIR *Hz. Ali (r.a.)

Poyraz Edebiyat Sayı 11  

Edebiyat Kültür Sanat Dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you