Issuu on Google+

Sivas Postasý Gazetesinin Ücretsiz Ekidir

Perde I ýðýl ýðýl çaðlasa sözlerim makamýn cemrelense nefsime. günaha el versem, uzansam döþüne buselik düþse satýrlarýma anlasa erimlerimi bir kahve molasýnda çürüðe çýksa hesabým sýra serviler boy verse kýrýklýðýma yolsuz yolcu kentimde alacaklýsý arlanýr mý iç(iþ)lerimde Perde II ýlýk bir ölüm asýlýr odaya uzanýr, dokunur kadehe çöp ve saman ayrýlýr küçük hesaplarý kapýdan çýkar yaðar oluða kan doðurur misk(eti) hastalýk sanrýlarý gösterimde/ iki perdelik

• Esra ERDOÐDU Yusuf BAL Sezgin SELVÝ • M.Nihat MALKOÇ Mürvet SARIYILDIZ•Süleyman ÜNAL Ýlkay COÞKUN • Mehmet KUVVET Yasin ALTUNBAY • Nevin KILIÇ Hakan ERARSLAN • Ömür ÖTER Danyal NACARLI • A.Derviþ KAPTAN Celalettin TOKMAK • Bilal KARAMAN Ayþegül ATMACA • Mustafa AYVALI Serdal YERLÝ•

Konuk Ressam;

Arif Hikmet BAÞEÐMEZ

29 Aralýk 2009 5 Ocak 2010

Ali Þahin CANOZAN ...Kültürel içerikli programlarla gençlerimize deðerlerimiz tanýtýlmalýdýr...


Sayfa

Poyraz Edebiyat Sanat Kültür Dergisi Sivas Postasý Gazetesinin Ücretsiz Ekidir

Sahibi Sivas Postasý Gazetesi Adýna

Murat KALENDER

Editör Yusuf BAL Sanat Sayfasý Editörü Serdal YERLÝ Yayýn Kurulu Ýlkay COÞKUN Orhan KARAHAN Nazmi GÜLDEÞ Sezgin SELVÝ Aziz ÞEKER

Tasarým Zirve Yayýncýlýk Baský Zirve Matbaacýlýk Ata San. Taþtanlar Sit. No:51 SÝVAS

2

EDÝTÖRDEN Aralýk ayýnýn gelmesi ile gökten beyaz inci tanelerini koparýp sokaklarýmýza serpecek olan bir mevsimi hissetmeye baþladýk. Güneþ ýþýðý topraðýn tenine daha düþük açý ile dokunurken soðuyan hava, bedenimizde glikoz molekülünün parçalanmasý esnasýnda açýða çýkan yedi bin üç yüz kalorilik enerjilerden pay istemektedir ki biz buna üþümek diyoruz. Ama eskisi kadar soðuk deðil yinede. Çocukluðuma dönüyorum ve düþünüyorum. Evimizin avlusunda bulunan çeþmede elimizi yýkadýktan sonra o derme çatma merdivenden hýzla çýkýp ne zaman kapýnýn alüminyum kulpunu tutsam elimin yapýþtýðýný anýmsarým. Islak el ile o kapý kulpunu ayýrmak, iki sevgiliyi ayýrmak gibidir artýk. Bu sayýda arkadaþýmýz Celalettin Tokmak þair padiþahlar üzerine hazýrladýðý dosyasýnda, daha çok savaþlarý ve fetihleri ile gündeme gelen Osmanlý padiþahlarýnýn sanatçý yönlerini araþtýrdý. Aþk ile savaþ arasýnda ne fark var diye düþündüm bende. “Berden ve selamen” deki ikinci kelime çýkarýlýnca cisimleri yakan aþýrý soðukta yanmak gibi. Güzel bir kapak þiirinin ardýndan, þiir tekniði açýsýndan biraz uçuk bir þiire yer verdik. Poyraz iþte. Bazen olacak.

Ýletiþim 505 689 60 67 546 498 47 62

Artýk tüm dünyanýn bir deðeri haline gelen yüce insan Mevlana'yý anma etkinlerinin düzenlendiði þu günlerde Süleyman kardeþimiz Mevlana üzerine bir ç ý r p ý d a o k u n a b i l e c e k ve M e v l a n a ' y ý b i z e hissettirebilecek bir dosya hazýrladý.

Ücretsiz E-dergi Aboneliði ve Yazý Gönderi Adresi

Onca yaþýna raðmen hâla iþi gücü edebiyat ve þiir olan Ali Þahin Canozan aðabeyimizle söyleþi yaptýk. Sivas'ta yaþayanlar kültürel etkinliðin olduðu yerlerde onu her an görebilecekleri için daha þanslýlar.

dergipoyraz@hotmail.com Ýki haftada bir, Salý günleri yayýnlanýr. Kaynak göstererek alýntý yapýlabilir. Dergide yayýnlanan eserlere telif ücreti ödenmez. Yazýlarýn sorumluluðu yazarýn kendisine aittir.

Çeviri bölümünde bu kez Facebook'ta tesadüfen tanýþtýðýmýz Danyal beyin Almancadan Türkçeye çevirdiði bir þiirimiz var. “Ýstikamet bize farz, hakka giden izdeyiz Toplansýn tüm cemaat, cem kuruldu bizdeyiz” diyen Ýlkay kardeþimiz gibi, bu sayýda da bizdeyiz diyorum. Poyraz'ý izlemeye devam edelim.

Sivas Postasý Gazetesi Abonelik 0346-2251650 www.sivaspostasi.com

Selam ile


Sayfa

3

Uyu Bebek dalarken hülyalara ýþýk düþer yüzüne ay sana bakar kayan bir yýldýz sana. her akþam cennetin ýrmaklarýnda tertemiz olur kalbin mavi den/izlere sevgiler býrakýlýr sevincin göz yaþlarý düþen çið taneleri bilmezsin sana bir bahar gelir kapatýp gözlerini dalarken hülyalara gülümser yüzün sen uyurken ýþýk düþer yüzüne en güzel mevsim gelir salýnýr usulca yapraklar ay sana bakar, çadýr kurar gamzelerine incitmez seni kayan bir yýldýz, ýþýk sýzar uzak âlemlerden rüzgâr þarkýlar söyler sana saçýný okþar þefkatle eller melekler girer rüyalarýna her akþam, kanat açarken ruhun gülümser yüzün, cennetin ýrmaklarýnda nur ile yýkanýrsýn nur ile yýkanýrsýn, tertemiz olur kalbin, gülümser yüzün kanat açarken ruhun mavi den/izlere melekler girer rüyalarýna saçýný okþar þefkatle eller, sevgiler býrakýlýr, rüzgâr þarkýlar söyler ýþýk sýzar uzak âlemlerden, sevincin göz yaþlarý incitmez seni çadýr kurar gamzelerine düþen çið taneleri, salýnýr usulca yapraklar en güzel mevsim gelir bilmezsin sen uyurken gülümser yüzün, sana bir bahar gelir kapatýp gözlerini

Yusuf BAL


Sayfa

4

topraða ne zaman dokunsam bir cemre fýþkýrýyor kollarýma gümüþ bir para gibi gözlerime ýþýldýyor ceketimi atýp da göðsüne sýðýnýyorum bir çiçek hemen evine koþuyor kuþlarda var içimde serçeler saraylarýna konuyor ansýzýn kaygýya dayanýklý bir lamba göðümde dolaþýyor oysa bir seviþ olmalýydý þimdi seni gördüðüm bir yolculuk öncesi bir maviyle besliyorum iyi kalpli ellerimi ve usulca siliyorum ölüm tezkeremi doðduðun günü koklayarak kutluyorum mis yýllara ve tek elde bir begonyayla iyiki , iyiki varsýn

Sezgin SELVÝ Sevgilim? Sevgilin adýný ne zaman ansam bir molekül ýsýnýyor havada þafaktayken henüz perdemi aralýyor kýbleyi geçip de ülkene sýðýnýyorum çatýlarýnda güvercinler uçuþuyor gölgemin kara gölgesine bir gül konuyor ansýzýn oysa bir seviþ olmalýydý þimdi seni bulduðum yýlýn bir kýþ öncesi meltem rüzgarlarýnda övüyorum kalbimi ve usulca ellerini yýkýyorum doðduðun günü mýrýldanarak kutluyorum uzun yýllara ve tek elde bir manolyayla iyiki , iyiki varsýn iþte böyle aþýðýným sen baþtan topuða sevgili derin köklerinde yapraklanýyor yeþiller, sarýþýn bir gemi yüklüyor ensenden kollarýna, kollarýndan ellerine bir rüzgar susmamacasýna havalanýyor tüneli geçipte bayraðýna sýðýnýyorum camlarýnda yaðmurlar dolaþýyor odamýn yaslý göðüne bir kýrmýzý konuyor ansýzýn oysa bir uçuþ olmalýydý þimdi seni gördüðüm bir akþam öncesi samyeliyle üflüyorum bedenimi ve usulca yakýyorum ateþi doðduðun günü öperek kutluyorum mutlu yýllara ve tek elde bahçeye açýlan bir sokakla iyiki , iyiki varsýn

çamlara ne zaman dokunsam bir kirpik dolaþýyor aðzýma çiçekli bir orman gibi yüzüme bakýyor gözlerimi çýkarýp da tenine dokunuyorum bir rüzgar hemen evine çekiliyor sen boylu soyunca sevgili aþk kokan sözlerinde göðsünden kemiklerine, kemiklerinden tüylerine bir tren durmamacasýna kalkýyor yazý geçip de kýþýna sýðýnýyorum üþümüþ bir çið tanesi burnuma konuyor ansýzýn soðuðu unutmuþ bir kedi dizlerime dolaþýyor oysa bir öpüþ olmalýydý þimdi seni gördüðüm bir hasret öncesi ýlýk bir suyla besliyorum kükürt sarýsý sesimi ve usulca yitiriyorum hüzünlerimi doðduðun günü ýslatarak kutluyorum ýslak yýllara ve tek elde açmamýþ bir zakkumla iyiki, iyiki varsýn sevgilim . sevgilin


Sayfa

5

M.Nihat MALKOÇ Gökkuþaðýný Hayallere Yorgan Etmek Ne güzeldi köyümün kirlenmemiþ yaðmurlarýnda ýslanmak… Bütün kaygýlardan azade, sokaklarda akþama kadar topraklarla hemhal olmak… Sabahýn ilk ýþýklarýyla uyanýp aydýnlýða 'merhaba' demek, gönül kapýlarýný ve göz kapaklarýný ardýna kadar açarak hayata sýmsýký sarýlmak, gökkuþaðýný hayallere yorgan eylemek… Ne güzeldi, âh ne güzeldi. Çocukluðumun düþleri þimdi kâbusa dönmüþ. Gönül naðmelerinde çýðlýklar kol geziyor. Yýllarýn sancýlarý yüreðime sermiþ kurþundan aðýr postunu. Þefkatli elleriyle saçlarýmý tarayan rüzgârlar ne çabuk fýrtýnaya dönüþüp yüzümü týrmaladý!... Kapkara yalnýzlýklar gönül göðümü esir aldý. Yaþamýn girdabýnda dönüp duruyor zaman çarkýnýn diþlileri. Ben o diþliler arasýnda kýymýk kýymýk olmuþum. Çocuk uykularým kuþlarýn yakuttan kanatlarýnda çoktan semaya havalanmýþ, þimdi gece yarýlarýndan sonra bile kapanmýyor yorgun gözkapaklarým. Çamurdan yaptýðým atlarýn toynaklarý týrmalýyor uykularýmý. Sýðýndýðým gül bahçelerinde þimdi acý bir barut kokusu kýrýyor burun direklerimi. Tüyden hafif anlýk kederlerim kurþundan aðýr tasalara dönüþtü. Rüzgârlarla yarýþan hayallerim þimdi vadilerin yamacýnda sislere gömülmüþ. Uyku tadýndaki sevinçlerin hayali cihan deðiyor þimdi. Kendi kendime aynalarla söyleþmek yeni çýktý. Kendimden çok uzakta çocuk hayallerimle avunuyorum zamanýn tenhasýnda. “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parasý / Dostunun yüz karasý; düþmanýnýn maskarasý” bercestesini þimdi daha iyi anlýyorum. Hayat gösterdi o acýmasýz yüzünü. Þiddetli rüzgârlara raðmen ayakta durmak için yere saðlam basýyorum. Çocukluðumda biriktirdiðim sevgileri bugünün nefretlerine panzehir yapýyorum. Düþüyorum ayrýlýklarý sevginin doyumsuz hazzýndan. Zulmün önünde bir kale gibi durmaya çalýþýyorum. Sadece sevginin ve aþkýn önünde eðiliyorum. Sevgi aðacýnýn dallarýný kýran bu sert rüzgârlar tanýdýk deðil. Kuþlar çoktan baþka memleketlere göç etmiþ. Bu dermansýzlýkla ben nereye göç edeyim. Çocukluðumun hayalleri yerini hakikatlerin deryasýna býrakmýþ. Bu deryada ancak iyi yüzücüler hayatta kalabilir. Hapishaneler varmýþ fikirlerin dört duvar arasýna mahkûm edildiði. Nerden bilebilirdim düþüncenin zaman zaman zehirli bir yýlan kadar tehlikeli olabileceðini? Ve beni belleðimden ýsýrýp peþinden sürükleyeceðini… Bilemezdim, bilemedim ta ki bildirilene dek… Dal uçlarýnda patlayan tomurcuklarýn doðum sancýsý baharlara serenattý. Gönül arabalarýný çeken kýsraklar haramilere boyun eðmezdi . Gökyüzünden payýma düþen yýldýzlara þimdi çok uzaðým. Gül bahçelerindeki dikenler güllere uzanan ellerimi kanattý. Salýncaklarda sallayýp uyuttuðum ve büyüttüðüm kutlu düþlerim þimdi daraðacýna mahkûm… Artýk kimse tutmuyor hücreleri can çekiþen buruþuk ellerimi. Kimse ciddiye almýyor pembe hayallerimi. Tek kanatla uçulmuyor mavi göklere. Dallarý bulutlara deðen ihtiras aðacýnýn kökleri çoktan kurudu. Þimdi dokunsalar hüngür hüngür aðlayacaðým. Çocuk gönlümü hatýralarla daðlayacaðým. Yaþlý yüreðimde her harf, her kelime ateþten bir ok gibi batýyor zerrelerime. Sevgi ýrmaklarýndan kan akýyor hoþgörü okyanuslarýna. Kuþ masallarýný dinlemiyor aç kurtlar. Kelebeðin ömründen daha uzun deðil solgun dudaklarý süsleyen ve besleyen tebessümler… Tefe koyup zehirli naralarla çalýyorlar bizi. Eskiden kalma bir yaðmurun altýnda ýslanýyor þekerden düþlerimiz. Sonbaharýn kamçýsý yaralýyor yorgun bedenimizi. Gözlerden düþen ateþli bir gözyaþý gamzelerimizde buharlaþýyor. Her geçen gün büyüyor bizi bir gün yutacak içimizdeki o derin boþluk. Neþe aðacýnda korku ve tasa çiçekleri açýyor kýþ ortasýnda. Gölgemin yetiþmekte aciz kaldýðý ten mülkü, þimdi gölgenin kurþundan aðýrlýðýnda eziliyor. Iþýl ýþýl parlayan gözbebeklerim artýk kepenklerin çekileceði elemli günü bekliyor. Bu son demlerde tasanýn yasasý iþletiyor hükmünü. Hüzzam makamýndaki türküler hatýralarý çaðýrýyor geçmiþ zamandan. Pencereden gözlenenler, pencereden gözlüyor hiç gelmeyecek yolcularý. Oysa horoz þekerimin tadý hâlâ damaðýmda.... Demek henüz ölmedim, þükür hâlâ yaþýyorum.


Sayfa

6

Mürvet SARIYILDIZ

Kalem Deyip Geçme nce semboller vardý. Ýnsanlar sembollerle konuþuyorlardý. Bir kuþ, bir fare, bir kurbaða ve beþ tane ok. Bu varlýklar, yazýnýn ve kalemin olmadýðý zamanlarda yüzlerce kelimenin söyleyebileceklerini anlatmak için kullanýlýrlardý. Ýskitler, komþularý Perslere “Bir kuþ gibi uçmayý, bir fare gibi topraðýn altýnda saklanmayý, bir kurbaða gibi bataklýkta sýçramayý bilmiyorsanýz, bizimle savaþmaya sakýn ola kalkýþmayýn. Topraklarýmýza ayak bastýðýnýz anda, oklarýmýzýn þiddeti sizleri yok edecektir.” diyerek düþmanlarýna kudretlerini, güçlerini anlatan sembolleri yolluyorlardý.

Ö

Yazýyý Sümerler'in bulduðu bilinmektedir. Sümerlerin yaþadýðý dönem hakkýnda bilgimiz olduðu için, yazýnýn ne zaman icat edildiði hakkýnda da bilgimiz olsa gerek. Peki kalem ne zaman bulundu? Kalemin ne zaman icat edildiðini anlamak isteyenler iþaret parmaklarýna baksýnlar. Çünkü ilk kalem, atalarýmýzýn yumuþak bir þeyin üzerine iþaret parmaklarýný kullanarak þekiller oluþturmasýyla baþladý. Hâlâ bizlerde kalem bulamadýðýmýzda ya da yazacak bir þeyimiz yoksa hele de deniz kenarýndaysak hemen kumlarýn üstüne yazarýz. Bu yazýlarýn kalýcý olmadýðýný da görürüz. Atalarýmýzda parmakla yazdýklarýnýn kalýcý olmadýðýný görünce sert cisimlere yöneldiler. Sert cisimlerle çivi yazýsýný kazýdýlar. Sonra daha nazik olan ve kolay yazýlmaya elveriþli olan kamýþ fýrçalar, þimþir veya metal levhalar, fildiþi kalemler ve kuþ tüylerini kullandýlar. Þimdilerde ise mürekkepli kalem, kurþunkalem, tükenmez kalem kullanýlmaktadýr. Ama benim üzerinde duracaðým kalemin bu tarihi serüveni deðil. Baþka bir serüveninden bahsedeceðim. Yazý ölüme karþý atýlan bir çýðlýktý. Kalem ise bu çýðlýðýn þahidi. Yazý, geleceðe kalmanýn bir yoluydu. Kalem bekçisi. Yazý bâkî kalmak ise kalem bir hoþ sedaydý. Yazý, cinnet anýysa kalem ilaçtý. Biz geçelim serüvenimize. Kuran'ý Kerim'de bir ayette “Yeryüzündeki aðaçlar kalem, deniz mürekkep olsa yedi deniz daha katýlsa yine Allah'ýn kelimeleri bitmez.”(Lokman/27) denilmektedir. Yine Kuran'ý Kerim'de geçen Kalem suresi vardýr. Ve olacak olan olaylarý yazacak olan kalem. “Allah , her þeyden önce Levh ile kalem'i yarattý” denir (Levh: Allah'ýn bilgisi, kalem;iradesi). Ve Allah, kaleme yazmasýný emretti. Böylece “yazmak fillinin” insanýn var olmasýndan önce gerçekleþen bir eylem olduðunu söyleyebiliriz. Ýslamiyet'te kalem bir lûtuf sayýlmýþtýr. Hatta hattatlar, kalemi açtýklarýnda kalemden çýkan yongalarý her hangi bir yere atmaktan çekinir, götürür büyük bir saygýyla topraða gömerlermiþ.


Sayfa

7

Ya da bu yongalarý bir ömür biriktirir öldüklerinde vasiyet olarak sularýnýn bu yongalarla ýsýtýlmasýný isterlermiþ. Kalemle ilgili ata sözlerimiz ve deyimlerimiz de vardýr. Kalem böyle çalýnmýþ: Kader böyle yazýlmýþ. Kalemini kýrmak: Daha önceleri birini dýþlamak, her hangi bir münasebet kurmamak iken anlamý zamanla ölmesine karar almak gibi bir anlam kazanmýþtýr. Son zamanlarda ortaya çýkan deyimlerden örnek vermek gerekirse Satýlýk kalem: Kendini aklamak isteyen i n s a n l a r ý n b a z ý ya z a r l a ra ya l a n ya n l ý þ yazdýrmasýndan ortaya çýkan bir deyim.

… yazmak iþi ne kadar ciddi bir eylem deðil mi ?

Kýrmýzý Kalem / Terkibin Ýzi direnir söz her þey sustu kaðýt köprüler amade beklenir, genlerinin hükmü hadi konuþ madde-i esiri solurken feza terkip oldu madde cisim denildi gölgelere gün doðmamýþ sabahlarda okunurken sala ben öldüm, sen doðdun mürekkep durmaz kanýmda kýrmýzý sularýndan savaþ dilendim renkler bende durmuyor sende durduðu gibi bir avcýnýn, anne kuþu vurduðu gibi sus artýk / çiðnenmiþ et bekleyen yavru dönemem kalem elimde mürekkep þiþelerinde bekleyen sýzý düþecek beyaz rengine kaðýdýn sabah yakýn damlalar düþüyor gözlerimden þiþeye içinde ben ellerimle dokundum yüreðimle sevdim hadi konuþ kalem, bir kuþluk vaktinde yaz bir kýþ sabahýný durmayacak kýrmýzý, sende durduðu gibi, bende durmayacak karýþýyor, renklere renk bir savaþ yazýlýyor sana sýðýnýyorum, týpký annem gibi ben öldüm sen doðdun hadi çiz çizebilirsen duygularýn resmini durmayacak kýrmýzý bende sende durduðu gibi yaz ey kalem yüreðim elimde. Yusuf BAL


Sayfa

8

Süleyman ÜNAL MEVLANA CELALEDDÝN-Ý RUMÝ Cömertlikte ve yardým etmede akarsu gibi ol. Þefkat ve merhamette güneþ gibi ol. Baþkalarýnýn kusurlarýný örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Hoþ görülükte deniz gibi ol. Ya olduðun gibi görün. Ya göründüðün gibi ol. Duygu ve düþüncesiyle gönüllerimize taht kuran Mevlana, 1207 yýlýnda Afganistan'ýn Belh þehrinde dünyaya geldi. Babasý Horasan'ýn en büyük âlimleri arasýnda gösterilen Bahaüddin Veled, annesi ise Mümine Hatundur. Âlimlerin Sultaný lakabýyla anýlan babasý Harzemþahlar ailesine baðlý bir prenses ile evliydi. Bir gün saray ile arasý açýlan Bahaüddin Veled göç etmeye mecbur kaldý. Göç sýrasýnda beþ yaþlarýnda olan Mevlana muhtelif memleketleri gezdikten sonra nihayet Anadolu'ya geldi. Larende (Karaman) de ikamet etti. Daha sonra alimlere ve þairlere düþkün olan Selçuklu hükümdarý Alâeddin Keykubat'ýn ýsrarlý daveti üzerine Konya'ya yerleþti. Kültür ve medeniyetin eþiði ve beþiði sayýlan Konya'ya yerleþtiði tarihte 30-32 yaþlarýnda idi. Babasýndan ilk fikri terbiyesini alan Mevlana, devrin büyük âlimlerinden dersler alma imkaný buldu. Ana dili Türkçeden baþka Arapça, Farsça, Ýbranice ve Yunancayý da bilen gönüller sultaný, devrin en geniþ bilgilerine sahip bir müderristi. Durgun sularda seyreden Mevlana'nýn çaðlayan olmasý Þems'i görmesiyle baþlar. Halep'te talebe iken karþýsýna çýkan garip bir adam, daha sonra Konya'ya gelerek Mevlana'nýn hayatýný altüst etmiþtir. Bu adam Mevlana'nýn bütün þiirlerinde adýný andýðý Tebrizli Þems'tir. Þems ile Mevlana'nýn buluþmasý iki denizin birleþmesi gibidir. Þems ile tanýþmadan önce Mevlana kitabi bilgilere deðer veren bir âlim, hayatýný takva içinde geçiren zahiddi. Þems ise son derece hür fikirli, akýldan çok duyguya deðer veren bir derviþti. Bir mecliste söylemiþ olduðu bir söz Þems'in karakterini ve hayata bakýþýný çok iyi göstermektedir. “Bir gün birçok âlimin ve þeyhin hazýr bulunduðu mecliste konuþuluyordu. Muhtelif ilim konularý münakaþa ediliyor, herkes fikrini teyit etmek için hadisler naklediyor, büyük âlim ve mutasavvýflarýn sözleri ortaya atýlýyordu. Bir köþede oturan Þems, bu sýrada yerinden fýrlayarak þöyle baðýrýr: “Ne zamana kadar baþkalarýnýn sözlerini naklederek eðleneceksiniz? Ýçinizden bir kiþi çýkmýyor ki Rabbimden kalbime öyle ilham olundu, diye söze baþlamasýn. Bu hadis, tefsir ve hikmete baðlý sözleriniz o zamanýn büyük insanlarýnýn sözleridir. Onlar kendilerine ait hal ve makamdan bahsetmiþlerdir. Siz bu zamanýn adamlarýsýnýz, sizin söyleyeceðiniz bir söz yok mudur?” 1 Mevlana aþk ve neþe þairidir. Ýslam dinini sevgi ve neþe dini olarak algýlamýþtýr. O, ölümü bile güzel gösteriyor. Çünkü ölüm diye bir þey yoktur. Dünyada iken, dünyanýn ötesini göremiyoruz. Zannediyoruz ki, var olan sadece görünenden ibarettir. Bizi aldatan þeylerden biride akýldýr. Ýnsan bunlarýn çoðu hakikate yalnýzca akýlla ulaþabileceðini zanneder. Hâlbuki içimizde akýldan baþka bir bilme özelliði vardýr ki, o da duygudur. Ýçimizdeki ulvi bir ruhun varlýðýný vecd anlarýnda, duygunun sevince dönüþtüðü zamanda hissedebiliriz. Mistisizme göre aþk ve sevgi, bizi akýlla kavranýlmayan hakikatlere götürür. Þems hakikati kitaplarda deðil, bizzat insanýn kendi içinde bulabileceðini öðretmiþtir. Ýnsanýn hakikati yalnýzca akýlla bulabileceði kuramý yanlýþ bir kuramdýr. Sözgelimi Musiki'ye eðlence gözüyle bakanlar vardýr. Bizi aldatan kötü piyasa ve meyhane musikisidir. Mevlana'nýn bahsettiði musiki ise, ruhlarý Allah'a ulaþtýran yüksek ve derin musikidir. Günlük konuþmanýn yanýnda büyük þiir ne ise, alelade musikinin yanýnda ulvi musiki de odur. Mevlana'nýn güzel ahlaký ve olaylara bakýþ açýsý onu milli kimliðin sýnýrlarýn ötesinde evrensel bir deðer olarak sevgi ve saygý kazanmasýný saðlamýþtýr. “Dað gibi kendini üstün gören kiþinin vay haline. Þunu iyi bil ki, bu kibir, ululanma, kendini herkesten üstün görme hali öldürücü bir zehirdir. Haydi, sen de benlikten, varlýktan kurtul, yokluða doðru git” sözleri Mevlana'nýn tevazu haliydi.


Sayfa

9

Dünya'ya sýmsýký sarýlma hali kanaatten mahrum kitlelerin “Ýnsan insanýn kurdudur” sözünü hayat felsefesi yaptýklarýna þahit oluyoruz. “ Ey oðul, baðýný kes kurtul; gümüþe altýna esaretin ne kadar? Testiyi denize daldýrsan bir günlük rýzýktan fazlasý kýsmet olmaz. Harisin göz testisi doyar mý? Kanaatsiz, sedefte inci olmaz.” “…. Su geminin içerisine girerse o gemi batar; geminin altýnda su ise her tarafta nimettir”. Adalet mülkün temelidir. Mevlana'nýn her sözü ders niteliðindedir. “Aðaçlara su vermek adalet, dikene su vermek zulümdür. Adalet, bir nimeti yerine koymaktýr. Her köke su vermeyi uygun sanma. Zulüm, bir þeyi layýk olmadýðý yere koymaktýr ki, bu da belaya kaynak olur.” , “ Yoksulun gönlünü kebap edip yiyen zalim; iyice dikkat edersen kendi budunu kýzartýp yemektedir.” 2 Mütefekkir olmanýn ilk þartý zaman mekân farký gözetmeksizin doðruyu her ortamda söyleyebilmektir. Bir gün Anadolu Selçuklu hükümdarý Mevlana'ya hitaben : “Ey sözün sultaný iki güzel söz söyle” der. Mevlana Sultana hitaben “Sana çobanlýk vermiþler, kurtluk ediyorsun; sana bekçilik vermiþler hýrsýzlýk ediyorsun” der. Bunun üzerine sultan tövbe ederek bir daha bu hatalarý iþlemez. Bilindiði gibi, Mevlana þiir ve musikiyle beraber raksa da deðer vermiþtir. Raks, bütün vücudun bir ahenge uymasýdýr. Mevlana'nýn sevdiði raks, alelade dans deðil, insaný göklere yükselten sema'dýr. Bu, yeryüzünü alelade hayatýn zincirlerini kopararak uçma, Mevlana'nýn þiirlerinde mühim bir yer tutar. Sema hareket ve tavýr olarak da uçuþun yerden kopuþun taklididir. Sema neþenin ve coþkunluðun tezahürüdür. Bir þiirinde Mevlana çocuklar gibi sevinerek þöyle diyor: “ Bugün sema var, sema var, sema var. Nur var, ýþýk var ýþýk var. Bu aþk bir meta'dýr. Akla veda var, veda var, veda var.” 3 Mevlana þiirinde insanýn durumunu þöyle anlatýyor: “Bugün biz varýz, bir de siz varsýnýz; boðucu bir suya düþmüþsünüz. Hele bakýn kim yüzme biliyor. Dünyayý seller kaplasa ve her dalga deve kadar büyük olsa, suda yüzen kuþlara ne gam! Gökyüzünde uçan kuþ, tutar da bunu düþünür mü? ” Mevlana'ya 'bilinen Ýslam'dan çok farklý din türettiðini' iddia edebilecek kadar gaflet ve hýyanet bataðýna düþenleri þu sözlerle uyarýyor: “Ben yaþadýkça Kur'an'ýn bendesiyim Ben Hz. Muhammed'in ayaðýnýn tozuyum Biri benden bundan baþkasýný naklederse Ondan da bizarým, o sözden de bizarým, þikâyetçiyim”

Mevlana'nýn Mesnevi'sinde fikirlerine dayanak noktasý yaptýðý Ayet-i Kerimeler 1221 beyitte, Hadis-i Þeriflere ise 745 beyitte yer verilmiþtir. Bu eserlerde anlatýlan birçok millete ve farklý döneme ait olay, hikâye, fýkralara ise yüz civarýnda eserin kaynaklýk yaptýðý tespit olunmuþ. Mevlana, merhamet iksirini dünyaya yayan gönüller sultanýdýr. Merhameti uçsuz bucaksýz umman gibi herkesi kucaklýyor. Onun dünya görüþü sadece yaþadýðý dönemi deðil, yüzyýllarý birbirine baðlayan kültür ve iman köprüsüdür. Anadolu topraklarýný sadece maddi kuvvetlerle fethedilmemiþ; Yunus Emre Mevlana gibi gönül mimarlarýmýz tarafýndan da fethedilmiþtir. Hz Mevlana “Ýster kâfir ol, ister Mecusi, ister putperest ol yine de gel” diyerek mesajýný tüm dünyaya duyuruyordu. Manevi deðerlerin hiç edildiði, toplumlarýn korkunç bir canavar haline geldiði bir dünyada yaþýyoruz. Bugün dünyada sadece maddeyi tanýyan fertler ve toplumlar insanlýðýn baþýna bela olmaktadýrlar. Günümüz dünyasý, Mevlana'nýn ve Yunus'un manevi penceresinden olaylarý deðerlendirdiði takdirde dünyaya barýþ, huzur ve refah hâkim olacaktýr… Kaynakça: 1.Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, Sayfa 209 2.Mevlana dergisi, Seçkin Bir Peygamber Varisi, Sayfa 51,52,53 3.Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, sayfa 216


Sayfa

Ýlkay COÞKUN

Þemsdeyiz Gurbetlerde yolumuz büryan yürek közdeyiz Çok acýlar taþýdýk þimdilerde düzdeyiz. Haz vermez cismi sevdâ gönül ehli özdeyiz Ýçimizde riyâ yok doðru olan sözdeyiz. Þafaða döndü zindan havadar menfezdeyiz Muhabbete arzu var can yoldaþým sizdeyiz. Âtiye rýzýk salan mevsimlerden güzdeyiz Deveranda zamanlar misk saçan filizdeyiz. Özgür kalan rûhlarla yankýlanan tizdeyiz Rabbimize yönümüz ömürde son cüzdeyiz. Gün ola semâ ola hayat kýsa tezdeyiz Mâneviyat yüklü ten cemâliyle yüzdeyiz. Þen günüm þeb-i aruz sarýlmýþýz bezdeyiz Gençlik elden giderken aþýnan falezdeyiz. Ýstikamet bize farz hakka giden izdeyiz Toplansýn tüm cemaat cem kuruldu bizdeyiz.

10


Sayfa

11

Mehmet KUVVET

Güneþin Kýzý açýldý kanatlarý þiirin dudaðýna deðen ezgisi bulaþtý yüzüme gözüme gitme yüzümde kal… gül kurusu libâs asýlýyor omuzlarýna sarmalýyor tüm kuytularýný þair bu dokunuþu kýskanýr teninin kokusu bulaþýyor þiire gitme nefesimde kal… rüzgarýn armaðaný kýrýlgan kokunu çekiyorum içime yokluðuna dilim susuyor gitme sesimde kal… lavanta kokulu düþteyken þair þafakla imgeme düþtün yakama iðnelendi karanfil karanlýkta kalmasýn özlem gitme öykümde kal… güneþin kýzý sarmalýyor þairi güne aya býrakýyor kendini çatýrdýyor karanlýklar gitme gecemde kal…

Yasin ALTUNBAY

Þubat Bir tenin coðrafyasýnda Þubat gibi soðuyorum Kuþlar geçiyor bakýþlarýmdan Donmaya kanatlarýmdan baþlýyorum Vagon vagon çoðlan yalnýzlýðým Hiç bir durakta durmuyor Ve ne zaman ki seni ansam Ýçimden boþ bir tren kalkýyor Her sevdanýn bir hüznü Vardýr diye yattýðým raylardan Ezik kalkýyor ruhum Yudum yudum içtiðim aþk Gözlerimde oluk oluk donuyor Aðlamaklý bir þehri fýrtýna sarýyor sonra Tenimde kaldýrým yalnýzlýðý bir soðuk Erimiyor düþen karlar Kar altýnda bir düþ baharý bekliyor Bahar ise düþlerde kaldý Ve düþler bir ölüyü diriltmiyor...


Sayfa

12

Nevin KILIÇ

Kýsaca okuyucularýmýz kendinizi tanýtýr mýsýnýz?

için

1945 yýlýnda Sivas'ýn Ulaþ ilçesine baðlý Baþçayýr köyünde doðdum. Deliktaþ'ta Ýlkokulu, Ulaþ'ta ortaokulu bitirdim. Daha sonra Sivas Ticaret Lisesinde lise tahsilimi tamamladým. Çocukluðumdan bu yana halk þiirinin sevdalýsýyým. Nerede bir halk türküsü duysam onun temeline inme ve o güzel eseri, insanlarla paylaþmaya isteðini içimde hissederim. Sivas'ýn yetiþtirdiði ender kültür adamlarýndan biri olan Canozan birçok araþtýrmacýnýn baþvurduðu ilk kaynaklardan birisi olmasý nedeni ile Sivas'ýn Yaþayan Kütüphanesi olarak nitelendirilmektedir.

Sivas'ýn yetiþtirdiði kültür adamlarýndan birisiniz. Bi r ç o k ar aþ t ý r m ac ý n ý n b aþ v u r d u ðu i l k kaynaklardan birisi olmanýz nedeni ile insanlar sizi Sivas'ýn Yaþayan Kütüphanesi olarak görüyorlar. Ali Þahin Canozan ismini duyduðumda sizi þahsen tanýyan biri olarak aklýma ilk gelen kelimelerden birisi “edebiyat” týr. Ama biz önce kitap kokusundan baþlayalým. Bir dönem sahaflýk yaptýnýz. Bize kitaplardan, kitap dostluklarýnýzdan bahseder misiniz? Evet sizinde ifade ettiðiniz gibi bir dönem sahaflýk yaptým. O dönemlerde Sivas'ta benden baþka sahaflýk yapan olmadý. Kitaplarý çok seviyorum. Zira kitaplar insaný olgunlaþtýrýr, güzelleþtirir. Okumak, yazmak güzel meziyetlerdir. Ancak kitap okurken þunu da unutmamalýyýz ki kitaplar insanlar içindir, insanlar kitap için deðildir. Baþta insan, okunmasý gereken bir kitaptýr.

Kitaplardan baþladýk, birazda kültürel etkinliklerinizden devam edelim dilerseniz. Birçok kültürel araþtýrmalara öncülük yaparak fikir babasý oldunuz. Baþlattýðýnýz 'Dostlar Meclisi' kültür sohbetleri, yýllarca devam etti. Bu anlamda bu güne kadar yaptýðýnýz etkinliklerden bahseder misiniz? Gerçekten 'Dostlar Meclisi' kültür sohbetleri, yýllarca devam etmiþtir ve birçok güzel insanýn

tanýþmasýna ve tanýtýlmasýna aracý olmuþtur. Bunun yaný sýra geçmiþe baktýðýmda Sivas Folkloru konusunda yüzlerce öðrenciyi eðitme imkâný bulmamý önemsiyorum. 1990-2000 yýllarý arasýnda Sivas'ýn yerel bir televizyonu olan SRT'de “Mýsra Yaðmuru” isminde þiir edebiyat konulu program yaptým. Bizim Sivas Gazetesinde yazýlarým ve þiirlerim yayýnlandý ve Sivas Vakýflar Müdürlüðü'nün 1990 yýlýnda çýkarmaya baþladýðý Revak dergisindeki araþtýrmalarým yayýnlandý. Bu güne kadar Âþýk Noksani, Âþýk Mesleki, Âþýk Seyit Yalçýn ile ilgili kitaplar hazýrladým. Halk edebiyatý alanýna araþtýrma yapan birçok araþtýrmanýn bana ulaþmasý ve fikir almasý beni gerçekten mutlu etmektedir. Konu edebiyat olunca sohbet bir baþka oluyor. Yaþýmýn ilerlemesine raðmen þehrimizde nerede bir kültürel etkinlik duyarsam katýlmaya çalýþýyorum. Ülkemizin güzelliklerinin edebi bir dille anlatýlmasý bam baþka bir þey. Ülkemizin güzelliklerinden bahsederken ne mutlu ki Sivaslý âþýklar, ozanlar ve þairler bu güzelliklere kayýtsýz kalmamýþlardýr. Bu anlamda bende bu güzelliklerin keþfedilmesi için bakmak, görmek, gezmek gerektiðini savunuyorum. Bir varlýðý tanýmadan onu sevemeyiz, hakkýnda fikir yürütemeyiz. Yurdumuzun kýyýsýnda köþesinde gizli kalmýþ güzellikleri bile sezmeliyiz. Ýþte o zaman insan ve tabii çevrenin ayrýlmaz bir bütün olduðunu derinden hissederiz. Zira þiirin-türkünün kaynaðý tabiattýr. Daðlar, yaylalar, duygulu y ü r e k l e r i n i l h a m k a y n a ð ý d ý r. H a n g i m i z duygulanmayýz ki...

Sivas ve çevre illerinin köyleri de dahil olmak üzere bir çok yeri gezdiniz, düðünlerine katýldýnýz. Buralardan derlemeler yaptýnýz. Bizlere o günlerinizden bahseder misiniz? Derlemeleri yaparken köy köy gezdim veya yazanlarý bulup konuþtum. Bunlarý toparladým Dr.Doðan Kaya hocamýza verdim. Doðan Kaya hepsini bir kitapta topladý. Köy düðünlerinde, âþýk atýþmalarý yapýlýyordu. “Usta Malý” þiir söyleme geleneði devam ediyordu. Köylerde “Ruhsati” yi bilmeyen yoktu. Bazen “Gaze Düðünü” denen bir hafta hatta 10 gün süren þenlikler yapýlýyordu. Ruhsati'den ve oðlu Minhaci'den þiirler okunurdu. “Mum Sekili” odalarda sohbetler yapýlýrdý. Bu sohbetlerde bende bulunurdum. Sesim güzel olduðundan, bu düðünlerde türküler söylerdim. Köylere


Sayfa

13

“Darendeli çerçiler” gelir, halk kitaplarý satarlardý. Bir çanak buðday verirseniz bir kitap alýrdýnýz. “Hey gidi günler hey.”

Birazda þiir konuþalým. Ýlk sorum; þiir ayrýmý yapar mýsýnýz ? Gençlerimize neler tavsiye edersiniz. -Hayýr, þiir ayrýmý pek yapmam. Geçmiþte de þiir ayrýmý yapmadan hece, aruz, serbest vezinde yazýlmýþ þiirleri okudum. Þair herhangi bir türde þiir yazabilir, ancak bir þair bilgili olmak zorundadýr. Çocuklarýmýz tarihini okusunlar. Türk Milleti hareketli yaþayan bir millettir. Asya'dan Avrupa'ya kadar uzanmýþtýr. Bu nedenle de zengin bir tarihe sahiptir. Tarihle edebiyat iç içedir. Bu nedenle tarihimizi öðrenelim. Þair aruz, hece veya serbest þiiri tercih edebilir. Elbisemi önemli, içindeki mi sorusuna elbette içindeki önemlidir derim. Þiirin içi bilgi ve kültürdür. Þair Mevlana, Yunus Emre, Seyrani veya Hafýzdýr. Ýrfan sahibi olmasý lazýmdýr. Mesela aðmalarda (Körlerde) irfan çok önemlidir. Bu konuda Necip Fazýl ne güzel söylemiþ “arý bal yapar ama balý izah edemez.” Þair Mehmet Akif gibi coþkun olmalýdýr. Þiirde dil de önemli bir unsurdur. Cemil Meriç'in söylediði gibi “Kamus Namustur” Burada kamus sözlük demektir. Bir ülkenin sözlüðü, dilinin koruyucusudur. Yazýlarda ve þiirlerde anlaþýlýr bir dil kullanýlmalýdýr.

Her þiir yazan sizce þair midir? Þiir yazdýðýna göre þairdir. Ama þiir ise, þiir manzum yazý türüdür ve yaygýndýr. Þiirin kendine göre ölçüsü, hecesi, kafiyesi, aruzu vardýr. Batý edebiyatýnda da ölçü var. Dünya edebiyatýnýn en güzel þaheserleri bizdedir. Enveri gibi bir adam var. Hele Fuzuli. Fuzuli tam yerli sayýlýr. Serbest þiirlerde insan yazdýðýna önce kendi inanmalý. Ancak o zaman baþarýlý þekilde serbest þiirler yazýlýr ve güzel þeyler ortaya çýkar. Örneðin Orhan Veli Kanýk serbest þiir yazmaktaydý. Baþarýlý bir çok serbest þiir yazan baþka þairimiz de var. Anadolu þiirinde hece ve aruz daha yaygýn. Hece þiirlerinin bestelenmesi de kolay olur. Âþýk Emrah'ý beðenirim. Bazý þairler yazýlanlarý tekrarlamakla meþgul oluyor. Dal oldu, bal oldu, yal oldu þeklinde. Ýkaz edince kabul etmiyorlar. Yapýlan iþlerde kalite olmalý. Ýnsan okuyarak kendisini geliþtirir ve yazarak olgunlaþýr.

Yunus'un hayraný olduðunuzu biliyoruz. Türk edebiyatýnda þiirini beðendiðiniz baþka þair ve edebiyatçýlardan kimleri sayabiliriz. Benim pirim, üstadým Yunus'tur. Köyümde ilkokuldayken Yunus'un bütün ilahilerini bilirdim. Köyde herkes o k u r ya z a r o l s u n o l m a s ý n Yunus'tan bir ilahi bilirdi. Köy düðünlerinde, her toplantýda Yunus'tan þiirler, ilahiler okurdum. Yunus'a, Mevlana'nýn Türkçeleþmiþ hali diyebiliriz. Maneviyat anlamýnda bu dünyanýn içersine girdiðiniz zaman çýkmanýz mümkün deðildir.

Eskiden eðitim sisteminde öðrenciler genel bir eðitim alýrlardý. Her konu öðretilirdi. Þimdiki gibi bölümlere ayrýlmazdý. Bir konuda uzman bile olsanýz mutlaka eksik bilgiye sahip olduðunuz konular olacaktýr. “Ýnsan noksanýný bilmek gibi irfan olmaz” sözüne istinaden kiþi eleþtirilere katlanmalý, eksiklerini hatalarýný kabul etmelidir ki kendini geliþtirebilsin.

Yunus'tan sonra Eþrefoðlu Rumi, Niyazi Muhsin, Yunus'un karakter itibariyle sert hali Seyrani gelir. Seyrani Süleymaniye'de talebelik yapmýþtý. Zeki, ele avuca sýðmaz bir adamdý. Seyraný'nýn kitaplarý beni coþtururdu.

Çocuklarýmýza ve gençlerimize “Dede Korkut'u, Nasrettin Hoca'yý, Yunus'u, Mevlana'yý, Fuzuli'yi, Necip Fazýlý...” ve adýný sayamadýðým daha yüzlerce eser var, okumalarýný tavsiye ediyorum. Kültürel içerikli programlarla gençlerimize deðerlerimiz tanýtýlmalýdýr. Bu tür programlar yaygýnlaþtýrýlarak gençlerin kahvelerden ve internet kafelerden kurtarýlmasý gerekmektedir.

Mücadeleci þair Mehmet Akif'i severim. Yahya Kemal'i çoðu insan sadece þair olarak bilir. Ama onun derya gibi büyük bir âlim olduðunu bilenlerin sayýsý azdýr. Aþk þiirleri de olan þairin 10 tane kitabýna ulaþabildim. Çok kibar, Alçak gönüllü ve mütevazý bir insandýr. Etiketini hiçbir zaman önlere çýkarmamýþtýr. Burada bir hocayla tanýþtýk. Hoca Yahya Kemal'in müderris olduðunu bilmiyor. Müderris demek þimdi ki profesör demektir.


Sayfa

14

Yahya Kemal yazdýðý yazýlarda imzasýný unvanýný kullanmamýþ. Yahya Kemal'in yakýn bir arkadaþý dergilerden, gazetelerden yazýlarýný alýp kitap haline getirmiþtir. Ýnsanoðlunun nefes aldýðý surede hayali vardýr. Sizin hayaliniz nedir? -“Ýyi bir yazar olmaktan baþka bir beklentim yoktur”. *** Not: Ali Þahin CANOZAN' la evinde yaptýðýmýz söyleþide eþi Mübeccel hanýma Ali Bey nasýl bir insandýr diye çaktýrmadan sordum. : ) Ve Mübeccel Haným “ Eðer dünyaya bir daha gelsem yine Ali Þahinle evlenirdim. Ali bey kendi halinde çok uyumlu bir insandýr. Ýyi bir eþ, iyi bir babadýr. Arkadaþlarý, komþularý ve çevresi tarafýndan sevilen sayýlan bir insandýr. Misafiri ve yardýmlaþmayý çok sever” dedi.. Bizlerde edebiyatýmýza emeði geçen Ali Þahin Canozan'a ve eþine uzun ömürler diliyoruz.

Hakan ERARSLAN

Gidenler gider derede su suda balýk balýkta telaþ telaþta tuzak tuzakta hayat gider... gider gökte bulut bulutta yaðmur yaðmurda umut umutta kaygý gider... gider hayatta insan insanda ömür ömürde sancý sancýda hüsran hüsranda zaman gider...

Ali Þahin CANOZAN


Sayfa

15

Ömür ÖTER

Yalnýzlýk Burcu 'sen tutar kendini incecik sevdirirdin bir umuttun bir misillemeydin yalnýzlýða' Cemal Süreya Þasusa hey mahþerin ilk gün büyüsü, /yalnýzlýk hüzün kumaþýndan/ dünyadaki herkes bir kiþinin yalnýzlýðýný giyiniyor bu yüzden her yalnýzlýða önce -kalbim- oluyor ti menya ni smatrite ya smert'vseh vremyon .* beni erken nehirlerin ihmali büyüttü denize dönemedim.. kýþ resmi gibi kaldým her vaktin yalnýzlýðýna. Þasusa hey felç gibi indi daðlarýn aþýlmaz grameri yüzümün çocuk yankýsýna zamandan önce bir þey' im . özlemek bir þehirdi oysa biz o þehre yarýndan kalýyorduk daha bugün anlatýlarýmýz bizi hiç anlatmýyordu.. Þasusa hey saðýr olana þarkým benim bir nehir gibi geçerken içimizden hüzünler kalp aðrýsýdýr omzumdaki yangýnýn kötü bir huyla soðumasý.. Þasusa hey /mutsuzsa insan önce kendine sürgündür ./ bin rüya rengi gözlerinle göm beni tanrýdan kalan son topraða.. hoþ gör býrak terk edilmiþ kaderlerin ve çocuklarýn namusu kalsýn hüzünler çünkü hüzün en önce bir þehirdir önce yalnýzlýklarýmýzdan gidilir.

.............. *sen bana bakma her vaktin ölüsüyüm ben


Sayfa

16

Çeviren: Danyal NACARLI

Çýðlýk

Der Schrei Aus dieser steingewordenen Not, aus dieser Wut nach Brunst und Brot, aus dieser lauten Totenstadt, die sich mir aufgelagert hat

Hüzün ve sevinç adlý kitapta okuruz Sevinç günü yayýldý ve rüzgar geldi Misk, gül, zambak ve nane kokularýyla Ey sevinç günü yavaþ ol Allahýn çiçekleri elbet açar Hüzün günü yayýldý ve rüzgar tozlarý taþýdý Çiçekleri kapatmak ve kuþlarýn sesini bastýrmak için Ey hüzün günü çabuk ol Daðýlýyor Allahýn bulutlarý Deki o sevgi yada ölüm Kalbin arkasýna gizlenir kapýsý inciden Dikkat etme sývýþayým içeri Býrak beni gireyim Kapýyý aç Hayat kapýsýný Uzun seneler kayýp gidiyor Hayat kapýsý ardýna kadar açýk Süliet içeri kayýyor Geçmiþte ders veren parmaklarýný saklýyor Bana acý Allahým Lütfet fazilete bürüneyim Sonuna kadar insan sevgisine Gustav Sack *

härter als Erz, schwerer als Blei, steigt meine Sehnsucht wie ein Schrei quellend empor nach Meeren und Weiten und ungeheuren Einsamkeiten, aus all dem Staub und Schmutz und Gewimmel nach einem grenzenlosen Himmel.

Gustav Sack * 1885'te Almanya'nýn Wesel kasabasýnda doðdu. Önce Alman filolojisi ve sonra bioloji okudu. Üniversiteyi bitirdikten sonra Münih'e yerleþmek ve orada yazar olarak çalýþmak isterde bunu baþaramadý. Bir süre Ýsviçre'de yaþadýktan sonra ülkesine döndü. Savaþa katýldý ve 1916'da Bükreþ yakýnlarýnda öldü.


Sayfa

17

A. Derviþ KAPTAN

Bana Bir Türkü Söyle Ne zaman bir þeyler yazmaya kalksam, kalemim farkýnda olmadan eski aþklarýma doðru yol almaya baþlýyor, belki uzun zamandýr yazýdan uzak kalmamýn sebebi de bu korkunç kabuslar, kim bilir. Ýþte bu yüzden eski bir þiirin birkaç dizesini paylaþmak istedim. Ben unutamadýðým eski bir þiir diyorum, ya siz? Ah eski aþklar, eski þarkýlar gibi. Bazen onca notanýn içinde hiç duymadýðýn kemanýn sesin duymak gibi iþte, ya da uzun zamandýr eline almadýðýn bir romanýn ilk sayfasýndaki baþlangýç cümlesi gibi, hep önemlidir, hep akýldadýr ama hatýrlamak için illaki bir þeylerin tetiklemesi gerekir. Bu kadar hatýrlanmaya müsait þey nasýl eski olabilir, bir de o sorun var iþte. Eskiyen sadece takvim yapraklarýdýr. Birlikte yapýlan onca eylemin bize kattýklarýdýr belki de aþký eskitmeyen. Eski aylarý nasýl da kýrpýp yýldýz yapýyorlarsa, eski aþklarý da bazen kýrpýp yýldýz yapmak gerek diye düþünüyorum. Uyanýnca gecenin bir yarýsý aniden uykudan, paldýr küldür bir boþlukta yuvarlandýðýn hissine kapýlýrsýn ya iþte ayný þey, durup dururken hatýrlamak onu. Sus dersin, susar kalbinin atýþlarý. Derin bir nefes çekersin sigarandan, narkozdan uyanmýþ bir hasta edasýyla ilk sayýkladýðýn þey onun adýdýr. Ustasýyým en ince ayrýlýklarýn, en hesapsýz vedalarýn, hiç olmasaydým. Ýlkokul önlüklü, bakkal çýraðý gibi kalsaydým, hep acemi. Ayrýlýklardýr ustalaþtýran gözlerimi, aðlamaya meyilli zamanlarým olur her sonbaharýn birkaç gününde. Ne yaðmur, ne eylül þifadýr, her rüzgarda sýzlayan yaralarýma. Eskiyim, eskisin, eskidi, ben sen o. Aþk bitti diyor þair þiirinde, aþk bitti diyor da kendide inanmýyor bence buna. Eskiye raðbet olsaydý bitpazarýna nur yaðardý diyorsa da bir atasözü, aþkýn eskisine raðbet edip, nur yaðmasa da olur diyenlerdenim. Her gelip geçen bir iz býrakýr bu duvarda, kimi bir tuðla koyar üstüne, kimi vurur tekmeyi daðýtýr gider. Kalan mý, kalaný hiç sorgulamaz ki insan, hep gideni sayýklar, nöbetlerinde. Aslýnda þunu öðrendim, aþklar eskimiyor, biz eskiyormuþuz her gün bitiminde. Bak iþte yine nereye gidecek bu yazýnýn sonu biliyorum, ama olsun hiç kimse gelmese de artýk, ben o ömrümün çeyrek yüzyýlýna rastlayan köþe baþýnda bekliyor olacaðým. Bozkýrýn tezenesi, Neþet ERTAÞ ustadan dinlemiþtim o türküyü, uzun yýllar önce ilk defa, bir akþam sofrasý sýcaklýðýnda. “Burnu fýndýk, aðzý gayve fincaný”… Bizim buralarda türkülerle doðulur, türkülerle sevilir, türkülerle yaþanýlýr ve türkülerle hiç ölünmez. Ýþte bu yüzdendir ki aþk hiç eskimez. Yorgun akþamlarýn sýðýnaðýdýr, akýlda kalan ne varsa düne dair, bazen þehirlerarasý yolculuklarda bile terk edilmez bu þehir. Bu þehir ki her sokaðýnda saklýdýr serseri ayak izlerim. Sustum! Konuþtukça eskittim. Sustum! Hep yeni kalsýn diye, umudum. Umudunuz hep yeni kalsýn, sizin kalsýn, eskitmeden…


Sayfa

Celalettin TOKMAK

Þâir Padiþahlar Türk edebiyatýnýn önemli unsurlarýndan biri de þiir olmuþtur. Ýnsanlar sitem, duygu ve düþüncelerini çoðu kez þiir yoluyla anlatmaya çalýþmýþlardýr. Bu þiirlerin içeriðinden þairlerin içersinde yaþadýklarý dönem hakkýnda bilgi edinmek, ve bu dönemin þairler üzerinde býraktýðý etkinin izlerini okuyabilmek mümkündür. Türk tarihine devlet adamlýðý liyakatini taþýmanýn yaný sýra þairaneliði, musikiþinaslýðý ve ressamlýðý, hâsýlý her nevi sanatýn icrasýný mecz edebilmiþ, on parmaðýnda on marifet bulunan hükümdarlar yön vermiþtir. Kýlýçlarýnýn sesi daha yüksek olduðu için biz onlarý hep savaþ meydanlarýnda ki kahramanlýklarýyla tanýsak da onlarýn sürdükleri deme arka plandan bakýldýðýnda imparatorluðun son adasý olan Osmanlý'nýn Türk sanatýnýn zirvesinde yer aldýðý görülür. Bu yüzden o dönemleri daha iyi anlayabilmek için Osmanlý padiþahlarýnýn þiirlerine de göz atmakta fayda vardýr. Bu þiirler sayesinde dönemin padiþahlarýnýn bilinmeyen yönleri hakkýnda fikir sahibi olmak mümkün olacaktýr. Her dönemde olduðu gibi müzik ve þiir Osmanlý döneminde de en çok raðbet edilen sanat dallarýydý. Osman Gazi'den baþlayarak Sultan Reþad'a kadar hemen bütün padiþahlara, pek çok þehzadeye, hatta haným sultanlarýn bir kýsmýna þairlik isnat edilmiþtir. Elimizde bunlarýn önemli sayýda divanlarý bulunmaktadýr. Ýlk önce Osmanlý sarayýnda þiirle uðraþan padiþahlarýn isimlerini ve mahlaslarýný zikredelim.

18

Sultan III. Mustafa "Ýkbâl, Ýkbâlî, Cihangîr" Sultan II. Mahmud "Adlî, Âdil" Þiir yazdýklarý rivayet olunan padiþahlar: Sultan I. Osman (Gazi) Sulran Orhan (Gazi) Sultan I. Murad (Hudâvendigâr) Sultan I. Bayezid (Yýldýrým) Sultan Ýbrahim (deli) Sultan Abdülaziz Sultan V. Mehmed Reþad "Reþad" Bazý rivayetlerde Osman Gazi de, Orhan Gazi de þiir yazmadýklarýndan sadece aþklarýyla anýlan padiþahlardýr. Hatice Alime Hüma Hatun ile Mara Sultan'a duyduðu aþkla anýlan ilk þâir padiþah Murad Hüdavendigar'dýr. Osmanlý padiþahlarý, henüz þehzade iken aldýklarý özel eðitim sadece siyaset alanýnda deðil her alanda olmaktaydý. Meselâ;Yedinci Osmanlý padiþahý Fatih Sultan Mehmet Han Yunan felsefesini iyi bildiði gibi, Ýtalyanca, Latince, Rumca, Slavca, Fransýzca, Ýbranice, Geldanice dillerini bilirdi. Þiirlerinde Avni mahlasýný kullanýrdý. Avni zühd ve takvadan uzaklaþarak hakiki sevgiliye benliðini yok ederek kavuþan bir sofi olur ve Mirât-ý dil cemâline âyinedârdur mýsrasýný yazar. Hiç kimse yok kimsesiz Herkesin var bir kimsesi Ben bugün kimsesiz kaldým Ey kimsesizler kimsesi Kimse aradýðým yollarda Kimsesizlik kimsem oldu Dinsin artýk hicranýn cana Kimse aradýðým yollar Kimsesiz kimselerle doldu Avnî (Fatih Sultan Mehmet)

1

Þâir Padiþahlar: Sultan II. Mehmed (Fâtih) "Avnî" Sultan II. Bayezid (Veli) "Adlî" Sultan I. Selim (Yavuz) "Selimî" Sultan I. Süleyman (Kanuni) "Muhib, Muhibbî, Meftunî" Sultan III. Murad "Murad, Muradî" Sultan I. Ahmed "Bahtî" Sultan II. Osman "Fârisî" Sultan III. Ahmed "Necîb" Sultan III. Selim "Ýlhâmî, Ýlham, Selim, Selimî" Sultan I. Çelebi Mehmed Sultan II. Murad "Murad, Muradî" Sultan II. Selim "Sarý", "Selim, Selimî, Tâlibî" Sultan III. Mehmed "Adnî, Muhammed" Sultan IV. Murad "Muradî" Sultan IV. Mehmed "Vefaî" Sultan II. Mustafa "Ýkbâlî, Meftunî" Sultan I. Mahmud "Sebkatî"

Osmanlý sultanlarý þiirinde sultanlarýydýlar. Mesela; “Muhibbî” mahlasýyla þiirler yazan Kanunî Sultan Süleyman, Türk Edebiyatýnda en çok gazel yazmýþ þair olarak bilinmektedir. Seferdeyken Hürrem Sultan ile mektuplaþmalarýndan ve þiirlerinden alevlenen aþký anlamak mümkündür. Celis-i halvetim, varým, habibim mah-ý tabaným Enisim, mahremim, varým, güzeller þahý sultaným Hayatým hasýlým, ömrüm, þarab-ý kevserim, adnim Baharým, behçetim,rüzum, nigarým verd-i handaným Neþatým, iþretim, bezmim, çeraðým, neyyirim, þem'im Turuncu u nar u narencim, benim þem'-i þebistaným


Sayfa

19

Nebatým, sükkerim, gencim, cihan içinde bi-rencim Azizim, Yusuf'um varým, gönül Mýsr'ýndaki haným Ýstanbulum, Karaman'ým, diyar-ý milket-i Rum'um Bedahþan'ým ve Kýpçaðým ve Baðdad'ým, Horasaným Saçý varým, kaþý yayým, gözü pür fitne, bimarým Ölürsem boynuna kaným, meded he namüsülmaným Kapýnda çünki meddahým, seni medh ederim daim Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi'yim hoþ halim! 2 Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman) Aþký, duyguyu ve hissiyatý dile getiren sultanlar ayný zamanda bir birlerine yazdýklarý þiirleriyle düþüncelerini de belirtiyorlardý. Meselâ; Adlî mahlasýyla þiir yazan Sultan II. Bayezid kardeþi Cem Sultana yazdýðý bir þiirde þöyle sesleniyor; Çün rûz-ý ezel kýsmet olunmuþ bize devlet Takdîre rýzâ vermeyesün böyle sebeb ne Hâccü'l-Haremeynüm diyüben da'vi kýlursun Bu saltanât-ý dünyeviîye bunca taleb ne Sultan II. Bayezid

Onlarýn gayesi saltanattan ziyade millete hizmet etmekti. Bu duyguyu 'Farsî' mahlasýyla þiirler yazan Sultan II. Osman þöyle ifade ediyor; Niyyetim hidmet idi saltanât u devletime Çalýþur hâsid-i bedhâh, aceb nekbetime? 6 Farsi (Sultan II. Osman) Þiir Dede Korkut'la baþlayýp günümüzde hâlâ en güzel örnekleri sergilenen bir Türk geleneði olagelmiþtir. Böyle bir gelenekte bu milleti idare edenlerin olmamasý elbette ki düþünülemez. Bu mânâda 'Necib' mahlasýyla þiirler yazan Sultan III. Ahmed þöyle diyordu; Külahýn sat da harceyle, müdâhin olma bir ferde. Cihanda kelle sað olsun, külâh eksik deðil merde Ekmiyen biçmedi bu mezrada velhâsýl Kime lâzýmsa ekmek, ona lâzým ekmek! 7 Necîb (Sultan III. Ahmed)

Edebiyatla özel olarak meþgul olmuþ, vezin ve kafiye öðrenmiþ ve Ýkbalî mahlasýyla þiirler yazan Sultan III. Mustafa'da bu konuda çok güzel örnekler sergilemektedir.

Cem Sultan ise aðabeyine þöyle cevap veriyordu; Bozulubdur bu cihan sanma ki bizde düzele Devlet-i çerh dönüverdi kamû mübtezele Þimdi ebvâb-ý saâdetde gezer hazele Ýþimiz kaldý hemân merhamet-i Lemyezel'e 8 Ýkbalî (Sultan III. Mustafa)

Yürü var ey Bayezid sen süregör devrânýný Saltanat bâkî kalýr derlerse ol yalandýr 3 Cem Sultan Sultanlarýn sözü, sözlerin sultanýdýr. Onlar savaþta birer cengaver olduklarý gibi gönüllerinde ki mevcelenmeleri ile de duygunun kahramanlarýydýlar. Meselâ; Talibî mahlasýyla þiirler yazan Sultan II. Selim'in Nurbânu Sultan'a olan aþklarýný yazdýðý þiirlerden anlamamýz mümkündür. Biz bülbül-i muhrik-demi gülzâr-ý firâkýz Âteþ kesilür geçse sabâ gülþenimizden Sultan II. Selim

Elbette ki ismini zikrettiðim padiþahlarýn þiirlerinin tamamýný burada vermek mümkün deðil. Ancak onlarýn þâirlik yönünü de duyurmak adýna her birinden birer beyit vererek özetlemeye çalýþtým. “Selimî” mahlasýyla þiirler yazan Yavuz Sultan Selim'i bir baþka sayýda ele almak isabetli olacaktýr.

4

KAYNAKÇA Sultan II. Murad iki defa küçük þehzadesi lehine çekildiði tahtýna tekrar zahmetler çekmeye oturdu ve feht-i mübîni görmekle müþerref olamadý. Oðlu þehzade Süleymanýn attan düþerek ölmesi Sultanýn gönlünde derin yaralar açmýþtý. Sâki! Getür getür yine dünkü þarâbýmý Söylet dile getür yine çeng ü rebâbýmý Ben vâr iken bana bu zevk u bu safâ Bir gün gele ki görmeye kimse türâbýmý! Uykuda dün gece caným gibi canan gördüm Ten-i efsûrde de kalkýp eser-i can gördüm Ey Muradî þeh-i devran iken el'an sen Zülfüne kýlmýþ esir ol þeh-i huban gördüm II. Murad (Muradi)

5

1- R. Ahmed Sevengil, Fatih Devrinde Âlimler, Sanatkârlar ve Kültür Hayatý, Ýstanbul, 2- Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatý Tarihi, Ankara, 1970, 3- N. Köseoðlu, Türk Dünyasý Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düþünceler, Ýstanbul 1990 4- Padisahlarýnýn Hayat Hikâyeleri, [Y.y.], 1969; Baki Kurtulus, 5- Reþad Ekrem Koçu, Âþýk Þair ve Padiþahlar, Ýstanbul, 2005 6- Vasfi Mahir Kocatürk, Osmanlý Padisahlarý, Edebiyat Yayýnevi, Ankara 1968 7- Mithat Sertoglu, Osmanlý Padisahlarý, Ýstanbul Gazetesi Yayýnlarý, Ýstanbul 1973; 8- Ercan Karlý, Osmanlý Padisahlarý, Geçit Kitabevi, 2002


Sayfa

Hüseyin in susuzluðu kadar susuzdur Kerbela kadar kerbeladýr Çiðnenen toprak Soysuzlar akýtýr içlerini Zift kuyularýna Ruhsuz bebekler iner

Bilal KARAMAN

Çaresizdir direnç Kör kurþunlar kalýnlaþýr Hançerler Çýrýl çýplak Havvalar býrakýr ardýnda

Ýþgal Aforozcu emzirtirken Kutsanmýþ beþikleri Azizenin mahreminde tetikler Hayvansý düþlerini Çöl fýrtýnasýdýr adý Zehirli mýzraklar savrulur düze Sýrtlanlar açar inlerini Yiðitlik, yerle yekta Kara akrep siner Yedi kat alta Zapt edilemez Zincirleri kýrýlmýþ Köpek sürüleri Diyar-ý Baðdat yanar Mezopotamya kan aðlar Bakir kapýlar ardýnda Anýt olur yükselir Hayvanlýk kaleleri Çoktan düþmüþtür kartal Týrnaksýz, tabansýz Kepler asýlýr kapýlara Girmek yasak Düþünemez namusu Ölüm orada, Kurtuluþ orada

Aðýtlar dinletir kendini Zulmün tarihi yazýlýr Siyah bir duman Alýp götürür Vicdaný sürgünlere Umut tüketmedikçe aný Cihat yeniden dirilir Yakýndýr Topraðýn sahipsizliðine isyaný Yakýndýr Oynattýklarý taþlarýn Çomakçýyý ezme zamaný Ve yakýndýr Her yenilgi ile büyüyen zafer Yakýndýr Karanfillerin bayramý.

20


Sayfa

21

Ayþegül ATMACA

Her Neyse Yine bir bayram arifesi… Yine yokluklara karþý alýp verdiðim nefeslerim. Yine hani dokunsalar aðlayacaðým o ruh halimdeyim. Yine seni özledim. Ama… Her neyse… Geçelim bunlarýný biz en iyisi… Bir bayram sabahý doðduðum gibi diyorum… Yeniden bu bayram doðsam acýlarýmýn üstüne. Tekrar haykýrsam bayram namazýna eþlik ederek. Haykýrsam tüm masumiyetiyle evrene. Bir merhaba ile yýksam onca çirkinliði, yýkasam bunca kara lekeyi. Sonra yeniden emeklesem ama bu kez sindire sindire büyüsem. Elimden oyuncaklarýmý almalarýna izin vermeden, hatta onlardan… O büyük, koca adamlardan bu kez hiç korkmasam. Karþý dursam dayatmalarýna. Ok gibi sözlerini geriye çevirsem de kendi yüreklerine batsa silahlarý. Benim deðil onlarýn yürekleri kanasa… Kýrmýzýya boyansa anýlarý. Benimkiler bembeyaz kalsa. Sonra… Sonra silkeleniyorum, sýyrýlýyorum hayalimden ve her neyse diyorum. Gecenin bu vakti annemi anýmsama vakti. Saçlarýmý tararken hep, nasihatler ederdi. Meðer diyorum þimdi kendime, saçlarýmý okþamasýnýn yaný sýra o pürüzsüz sesinden deðerli öðütlerini dinlemeyi ne çok seviyormuþum. Annemin elleri… Sesi… Sonra gidiþini hala kabullenemeyiþimi kimseler anlamýyor, anlamazlar ki, anlayamazlar. Ah be annem… Þimdi yanýnda olsam. Nefes almýyor olmak inan ki dokunmaz bana… Yanýnda olsam… Her neyse! Oda olacak zamaný gelince. Þimdi ise… Biraz müzik, biraz þiir zamaný. Gecenin en sevimli yaný yani. Ama çalýnan her ezgide bana doðru bir yalnýzlýk yansýmasý var ve okuduðum tüm þiirler… Tüm þiirler dizelerce yokluk vuruyor yüzüme. Kaþlarýma dokunan neme karþý koyamýyorum ve gözlerim eþlik ediyor zamana. Yerçekimine bir teslimiyet aný oluþturuyorum. Aðlýyorum, aðladýðýmý bilerek ve aðlamayý isteyerek. Bana en çok yakýþanken aðlamak… Doyasýya yakýþtýrýyorum iþte. Her þarký ve her þiire ayrý ayrý hem de. Gerçi sonu yok bu aðýtlarýn ve aslýnda sebebi tam olarak net deðil. Her defasýnda niyetleniyorum; bu kez belli bir gerekçem olacak ve bestesi ile sýzlayacak gönül telim… Diyorum ama sonra ansýzýn bastýrýyor iþte Nisan yaðmurlarý gibi. Belki bu yüzden herkesin aksine Nisan'larý sevmiyorum. Ensesine yapýþýyor insanýn Nisan'lar ve Nisan doðumlular…Onlar en çok korkulacaklar!… Konumuz bu deðil þimdi. Bu gece takýlmak yok Nisan'lara/Nisan'lý insanlara! Evet, her neyse! Bu bayram diyorum, kapý kapý gezsem çocuklar gibi. Hiç tanýmadýðým insanlarýn elinden þeker toplasam, oturup sonra karným aðrýyana dek yesem tüm topladýklarýmý. Ve topladýklarým tükenirken hatýralarýmda eksilse hafýzamdan yavaþ yavaþ. Unutsam diyorum çocukluðumun bayramlarýný. Unutsam her bayramýn benden alýp uzaklaþtýrdýklarýný. Bende herkes gibi bayram sevincini tatsam hani. Þen bir uçurtma edasýyla uçsam bir günlüðüne de olsa. Ama imkânsýz biliyorum ve o yüzden yine, her neyse diyorum. Her neyse! Yýllar önce yine böyle bir bayram arifesinde karaladýðým

bir þiir takýlýyor beynimin orta yerine. Oysa bu saat yýldýzlara serenat saatimdi. Her neyse! Birazdan yaparýz sevgiliye niyetlendiðimiz tüm seremonileri. Yýldýzlar az beklesin bu gece. Ki ben bu kadar bekleyenken… Bir bayram sabahý doðmuþum Kaç yüzyýl öncesi, bilmem. Hani erkek doðsam adýmý bayram koyacaklarmýþ Babam ilk ve son kez öpmüþ yanaklarýmdan Gittiði namazdan geriye dönmemiþ… Beþinci bayramýmda, Hani bayramýn bayram olduðunu Ýlk kez anlayacakken daha Þekerler takýlýp kaldý boðazýmda Abimi kelepçelediler ellerinden Ardýndan izlerine bakakaldýk anamla Ben beþinci bayramýmdan sonra Konuþamadým bir daha… Büyüdüm, geçen zamanýn emri Önce babasýnýn kýzý dediler Sonra abisinin kardeþi Kanýmdaymýþ mazeretim. Kurban verdi annem tek tek yiðitlerini Bense hiçbir bayram þeker yüzü görmedim. Dillerin dilinde dillendi dilsizliðim Kimseler bilmedi bayramlarda yitirdiklerimi… Konuþamadým ya yüreðimde dizildi kelimelerim Güya konuþanlara inat, suskunluðumu biriktirdim Ne zaman ki bir kalem bir de kâðýt gördüysem Küskünlüðümü kusmak geldi içimden…Þairliðim iþte bu yüzden. Sonra;Kýzgýnlýðýmý alýp þiirler, daðlarýn ardýna götürdüler Bir vadiyi delice özlerken ve hala bir þekere hasret Bir bayram yeniden kapýyý çaldý hüzünler Ülkemin hapishanelerinde Lakin bu kez zindanlar küskün Korkusundan yaklaþmýyor sevinçler bedene Üstüme çöküverdi þiirlerim… Bir bayram sabahý doðmuþum Kaç yüzyýl öncesi bilmem Baþýmdan da çaldýlar bir gece duvaðýmý Konuþmak kadar evlilik, anne olmak bile haram Þimdi gardiyanlar bayram ziyaretçilerim Sorgular her gece, sorgular bayramlýk þekerim… Bir kâðýt bir de kalemim Yüreðimde hala tüm kelimelerim Aþkýn en yücesine gebeyim Her þafakla doðuyor þiirlerim… Ben yinede her bayramý beklerim Her bayram doðum günüm benim Ve her bayram kurbanlarýmý seve seve veririm! Þimdi… Bu geçmiþ haykýrýþýmla susmaya devam etmeliyim. Þimdi kaybettiklerimin yaslarýyla gecenin karanlýðýna vermeliyim benliðimi. Þimdi bayram þekerleri dökse yýldýzlar üstüme… Þimdi tüm yokluklarým yaðsa yalnýzlýðýma, sen bile gelsen bir imbat hýzýyla… Þimdi ne desem, ne dilesem boþ. Þimdi… “Her neyse” diyip… Her neyse iþte! Her neyse!


Sayfa

Mustafa AYVALI

O Þehir Rüzgârý saçýmý tarayan þehir, Beni kucaklayýp yüreðine sar. Sevdam gurbet elde coþkun bir nehir, Hasreti elemim, gönlüm ah-ý zâr. Tuz ekiyor gözler býçkýn bir gence, Ufuk ezen düþte gökten de yüce, Senden bana miras bu sessiz gece, Çýkmaz sokaklarýn vârisiyim yâr. Akþamlar bu þehre apansýz iner. Vurgun yer varoþlar, kondu da bir er Afyon tatmýþ düþe ýðýlca siner. Kaldýrýmý çise, daðlarýnda kar. El ayak çekilmiþ gökte ay tanýk. Çemkirir sokakta öksüz bir yanýk. Gece bana meftun, ben þehre yenik. Kara bir günümdür. Yoksulluk ve ar. Öksürdü lambalar ifritler avda. Tetik düþtü, hüzün yol aldý yivde. Epridi þu ömrüm metruk bir evde. Kül rengi þu dünyam dar geliyor dar. Seyir defterine aþk yazdýðým an, Ýhbarsýz gecede aðarýyor tan. Ýki yüzü keskin býçak, gül ve kan. Kayýp bir adreste þimdi hüzün var.

22


Sanat Sayfasý Sayfa

23

Serdal YERLÝ ile

Haftanýn Konuðu Arif Hikmet BAÞEÐMEZ 1985 yýlýnda Sivas'ta doðdu. Ýlk, orta ve lise öðrenimini Sivas'ta tamamladý. Sanatçý halen Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Öðretmenliði bölümünde öðrenimine devam etmektedir.

Sanatçý olunmaz doðulur.” M. K. Atatürk Yeteneðin yüzde doksan dokuzu çalýþmadýr der Da Vinci ve bu sözü yalanlar görünür ilk bakýþta. Ama sözü biraz ölçüp biçince, indirip kaldýrýnca çeliþmek bir yana iki sözün sýký ahbap olduklarý Ortaya çýkar þöyle ki: “Sanatçý olunmaz doðulur” sözü “sanatçýnýn çalýþmasýna gerek yok, kiþi nasýlsa sanatçý doðmuþtur” anlamýndan ne kadar uzaksa “Yeteneðin yüzde doksan dokuzu çalýþmadýr” sözü de “insanda bir iç cevhere gerek yoktur, her isteyen yeter ki çalýþsýn sanatçý olabilir” anlamýndan o kadar uzaktýr. Serdal YERLÝ

Ne zaman gizlense gün karanlýða Hüznümü usulca bir el aralar Sevdamýn hatrýný yoklar da gece Sormaz ki içimde hangi gül kanar Derken, ay ýþýðý yansýr odama Alýr yokluðumu yüzüme vurur Zaman gözlerimde buz tutar bir an Hayalin karþýmda matemler okur Arif Hikmet BAÞEÐMEZ


Ýnsanda var olan bir yaratma üretme kapasitesi vardýr. Bu yeti kimi insanlarýn farklý gözlemler, farklý duyumlar sonucu daha ince iþler çýkarmalarýna ve estetik açýdan daha iyi ürünleri ortaya koymalarýna neden olur. Sözgelimi her insan güneþe baktýðýnda hemen hemen ayný þeyleri hisseder, ayný þeyleri düþünür. Ama öyleleri vardýr ki, o güneþe diðerleri gibi deðil de daha içlerden daha derinlerden farklý noktalardan bakarlar. Ýþte bu farklýlýk bir sanat eseri üretmeye ýþýk tutar. Bu farklýlýðý kullanabilen kiþilere sanatçý denilir.

Arif Hikmet BAÞEÐMEZ


Poyraz Edebiyat Sayı 9