Page 1

13/05/2014


• •

• • • • • • • • • • •

Maden Ocaklarındaki Başlıca Riskler Dünyanın en zor iş kollarından biri olan yer altı kömür madenciliği içerisinde çeşitli riskleri ve bu risklerden kaynaklanan tehlikeleri kapsamaktadır. Basına en çok yansıyan maden kazalarından biri olan grizu sonucunda yaşanan felaketler çok büyük boyutlarda olmaktadır. Fakat göçük şeklinde kazalar yer altı madenciliğinde kazaların büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Metan gazı ve kömür tozu patlamaları ikinci planda kalmaktadır. Yer altı maden ocaklarında bulunan gazlar ve yarattığı tehlikeler aşağıdaki tabloda listelendiği gibidir. Gazlar, Tehlikeler Metan (CH4) Patlama, yanma ve asfiksi (Boğulma) Karbon monoksit (CO) Asfiksi (Boğulma) Hidrojen Sülfür (H2S) Göz ve solunum yollarında iritasyon Oksijen kıtlığı Anoksi (Canlı hücrelerin oksijensiz kalma durumu) Dizel motor dumanı Solunum yollarında iritasyon, akciğer kanseri Kıvılcım, yüksek sıcaklık, patlayıcı atılması, dizel lokomotiflerinin egzozundan çıkacak kıvılcım, sigara içilmesi, emniyet lambasına ait olan kızgın metal aksam, sert çakmak taşı parçalarına vurulan kazmanın kıvılcım çıkarması, ısınan matkap uçları, elektro statik deşarjlar, anti-grizu tertibatı olmayan motorlardan çıkabilecek kıvılcım belli başlı patlama sebepleri olarak tespit edilmiştir.


Maden Ocaklarında Alınması Gereken Başlıca Önlemler Malzeme aktarımında kullanılan bunkerlerin önünde koruyucu barlar olmalıdır. Ayrıca söz konusu bunker ve silo ağızlarında ızgara bulunmalıdır. • Taşıma bantlarında, bantlı veya zincirli konveyör, konveyör başında, ortasında ve sonunda otomatik durdurma butonları bulunmalıdır. • Ocaktaki havalandırma ve aydınlatma sistemini desteklemek amacıyla jeneratör bulunmalıdır. • Üretim makinelerinin çalışmaya başlamadan önce otomatik olarak sesli alarm vermeden çalışmasına izin vermeyen bir sistem tesis edilmelidir. • Ocaktaki havalandırma ve aydınlatma sistemini desteklemek amacıyla jeneratör bulunmalıdır. • Ocaklarda doğal havalandırmanın yetersiz kalacağı göz önünde bulundurularak mutlaka cebri havalandırma tertibatı tesis edilmelidir. • Maden ocağının belirli noktalarında sabit olarak ve iş güvenliği uzmanlarının üzerlerinde mobil olarak kullanılan gaz ölçüm cihazları bulunmalıdır. • Ocak içinde iç taşıma için kullanılan araçların üzerinde egzoz gazını önleyici sistem ve kıvılcım tutucu bulunmalıdır. Bantlı ve zincirli konveyörlerin üzerlerinde otomatik olarak devreye giren ikaz sistemi bulunmalıdır. •


Türkiye maden ölümlerinde dünya sıralamasının en üst sıralarında..!! Türkiye madenlerde ölümlerde dünya sıralamasının en üst sıralarında yer alıyor. Dünyanın ilk iki büyük kömür üreticisi olan Çin ve ABD’de meydana gelen maden kazaları incelendiğinde taş kömürü için milyon ton üretim başına ölüm oranlarının Türkiye’den düşük olduğu görülüyor. 2008 yılında, Çin’de milyon ton başına düşen ölüm sayısı 1.27 iken, aynı oranın Türkiye’de 5 kat daha fazla olması dikkat çekiyor. Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) raporuna göre, 100 milyon ton kömür üretimi başına düşen ölüm sayısı ABD’de 1 ile 6 arasında değişirken, Türkiye’de bu sayı yıllara göre 900’ü dahi aşıyor. TEPAV’ın 2010 tarihli "Madenlerde Yaşanan İş Kazaları ve Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme Raporu"nda yer alan verilere göre, Türkiye’de maden ocaklarındaki ölümlerin kömür üretimine oranı dünyanın en büyükleri arasında yer alıyor. Buna göre, üretilen yüz milyon ton kömür başına en az ölüm 256 kişi ile 2006 yılında oldu. Bu rakamın en yüksek olduğu yıl, 100 milyon ton üretime 923 kişinin öldüğü 2003 yılı oldu. Türkiye’de yüz milyon ton üretimde 2000 yılında 710 kişi ölürken, 100 milyon ton başına ölen madrenciler 2008 yılında 722 kişiye çıktı. Buna karşılık, dünyanın en büyük kömür üreticileri ABD ve Çin’deki kömür üretimi başına düşen ölüm oranları Türkiye’nin çok gerisinde kaldı. Çin’de yüz milyon ton üretim başına düşen ölüm oranları 2000-2008 yılları arasında 150 ile 411 kişi arasında, aynı dönemde ABD’de ise 1 ile 6 kişi arasında arasında değişiyor.


TAŞ KÖMÜRÜ OCAKLARINDAKİ ÖLÜM ORANI Maden kazaları ile ilgili istatistikleri incelediğimizde kazalardaki ölüm sayılarının taş kömürü ve linyit ocaklarında anlamlı şekilde farklılaştığı görüldü. Milyon ton başına düşen ölüm sayısı 2007 yılında taş kömürü ocaklarında linyitin 30 katı kadar. Yıllara göre bakıldığında aradaki fark değişmekle birlikte yine de her yıl taş kömürü ocaklarındaki ölüm oranı linyitin oldukça üzerinde..


ÖZEL İŞLETMELERDE ÖLÜM ORANLARI DAHA YÜKSEK Taş kömürü üretiminin Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ve taşeronları tarafından yapılması dışında 2000 yılı sonrasında özel işletmeler tarafından da üretim yapılıyor. Kazalar sonucu meydana gelen ölüm sayılarına TTK ve özel işletilen maden ocakları ayrımında bakıldığında milyon ton üretim başına düşen ölüm sayısının özel işletmelerde daha fazla olduğu görülüyor. Özel işletmeli maden ocaklarında 2000 yılından itibaren üretim yapılıyor fakat asıl üretim artışı 2005 yılından itibaren görülüyor. Özel ocaklarda üretim başına düşen ölüm sayısının 2003 yılında bir sıçrama göstermesinin nedeni ise 2002 yılına göre hem üretimin düşmesi hem de kaza sonucu ölen kişi sayısının iki katına çıkması olarak gösteriliyor.


TÜRKİYE MADENLERİNDE ÖLÜMLER TEPAV’ın raporunda yer alan verilere göre, Türkiye kömür sektöründe, 1991-2008 döneminde iş kazaları ve meslek hastalığı nedeniyle toplam 2 bin 554 kişi yaşamını yitirdi. Bu kazalarda yaralanıp sürekli iş göremez hale gelenlerin sayısı ise 13 bin kişiyi geçti. Türkiye’de 2000-2008 yılları arasında taş kömürü maden kazaları sonucunda hayatını kaybedenlerin sayısı 135 oldu. Madencilik sektörü iş kazaları ve meslek hastalıklarının en fazla görüldüğü sektörlerden biri. Türkiye’de son yaşanan Zonguldak maden kazası ve son yıllarda bu tür kazaların sıklıkla tekrarlanması ve ölümlerin yaşanması maden ocaklarının yapısı, işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili soruları gündeme getirdi. Sadece kömür sektöründe, 1991-2008 döneminde iş kazaları ve meslek hastalığı nedeniyle toplam 2 bin 554 kişi hayatını kaybederken, sürekli iş göremez hale gelenlerin sayısı ise 13 bin 87’e ulaştı.


Soma Faciası Düşük güvenlik seviyesi sebebiyle maden kazalarının yoğun olduğu Türkiye'de, resmi istatistiklere göre 1941'den bu yana kazalarda 3000'den fazla madenci hayatını kaybetti.2012 yılında 78, 2013 yılında ise 95 madenci maden ile ilgili kazalarda öldü. Bu kazaya kadar, Türkiye madencilik tarihinde en çok ölüm olan kaza ise 1992 yılında 263 madencinin öldüğü 1992 Kozlu madenci Faciası olmuştu. Kasım 2013'te Zonguldak'ta yüzlerce madenci, çalıştıkları madenin içine barikat kurarak çalışma koşullarını protesto ettiler. Soma Eynez bölgesindeki maden, Soma Kömür işletmecileri A.Ş. tarafından Eylül 2009'da Ciner Grup’undan devir alındı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanan bilgilere göre Soma Kömür İşletmeleri AŞ, 2012 yılında 2 kez, 2013 yılında 2 kez, 2014 yılında ise 13, 14, 17 ve 18 Mart'ta iş sağlığı ve iş güvenliği yönünden teftiş edilmiş, mevzuata aykırı bir durum olmadığı belirlenmişti. İşyerinde 25 Temmuz 2013'ten bu yana 9 iş güvenliği uzmanı ve 3 işyeri hekimi çalıştığı belirtildi.

Kaynak:Vikipedi


Köşe Yazıları.. SOMA KATLİAMI:Hepimiz sorumluyuz.. Soma’da Türkiye tarihinin en büyük işçi katliamı yaşanıyor. Ocakta tam olarak ne yaşandığı bilinmiyor. Önce trafo patlaması dendi. Ancak deneyimli madenciler ve uzmanlar trafo patlaması olmadığını söylüyor. Gizli bir kömür yanmasının zamanında önlem alınmadığı için açık bir yangına dönüştüğü yönünde güçlü işaretler var. Ocakta tam olarak kaç işçinin bulunduğu bilinmiyor. Ocakta kaçak işçilerden ve çözük işçilerden söz ediliyor. En modern teknoloji takip eden şirket işçi sayısı veremiyor. Ocaktan bilgi alınamıyor. Devletlular ölü sayısını geç açıklıyor. Gerçek ölü sayısı gizleniyor. Çalışma Bakanı tam 20 saat sonra lütfedip ortaya çıkıveriyor. Tüm kurallara uyulduğu söyleniyor. Hiç kurallara uyulsa böyle olur mu? Soma’da ölümün üzeri yalanla örtülmeye çalışılıyor. Oysa hiçbir yalan bu katliamı örtemez. Hepiniz sorumlusunuz, suçlusunuz! Başta devlet., seyirci kalarak, göz yumarak, denetlemeyerek, yaptırım uygulamayarak katliamın sorumlusudur. İşçilerin önüne TOMA’ları çıkaranlar, kömür ocaklarını mezarlığa çeviren işverenlerin önüne siper oluyor.


Devlet engel olmadığı için, denetlemediği için, önlemediği için sorumludur. Bu sorumluluk soyut değildir. Somuttur. Çalışma hayatından birinci derecede sorumlu olan bakan başta olmak üzere bu işin siyasi faturası vardır. Çalışma bakanı yüzlerce işçinin ölü bedenleri üzerinde o koltukta oturamaz. İstifa, şimdi değilse ne zaman. Önceki katliamların ardından “güzel öldüler” diyenler, “ölüm bu mesleğin fıtratında var” diyenler sorumlusunuz. Devlet sorumludur. Çünkü kamuya ait kömür ocaklarının özel sektöre ve taşeron şirketlere devredilmesiyle birlikte, bu ocaklar bir ölüm makinesi dönüşmeye başlamıştır. Örneğin Zonguldak havzasında 2000-2012 yılları arasında özel ve taşeron ocaklarda devlet ocaklarına göre 12 kat daha fazla işçi ölümü yaşanmıştır. Kömür karasından, işçilerin ölü bedenlerin kar üstüne kar katan patronlar suçludur. İşçi sağlığı ve iş Güvenliği önlemlerini almayan, kuralları savsaklayan, maliyetleri düşürmek için güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştıran patronlar suçludur. Soma işletmesinde Türkiye Kömür İşletmelerinin (TKİ) 140 dolara ürettiği bir ton kömürü 24 dolara üretmekle övünen Soma A.Ş.’nin patronları sorumludur. Madencilik gibi en tehlikeli işte maliyetlerin bu derece düşmesinde bir bit yeniği olmalı. Bu bit yeniğinin başında işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması gelir. Sermaye gruplarıyla iç içe geçen ve çalışma hayatını ve çalışma koşullarını gündemine bile almayan ana akım medya ve onun ekonomi sayfalarını yönetenler sorumludur. Ekonomi deyince patronların ısmarlama başarı öykülerini yazan gazeteciler sorumludur. Bu işçi cehennemi şirketlere danışmanlık yapan, onların cinayetlerini aklamaya çalışan akademi mensupları, ülke tarihinin en büyük katliamı yaşanırken sessiz kalan, gerçekleri söylemeyen, söylemekten korkan üniversite sorumludur. Ankara’da hükümete rehin sendikalar sorumludur. Yüzlerce işçinin ölümü ardından lütfedip üç dakika iş durdurma kararı alıveren Türk-İş sorumludur. Soma katliamının failleri ayrıntıda gizli değil. Cinayetin nedeni teknik değil. Soma’da tam teşekküllü bir katliam yaşanıyor. Katliamın yaklaştığını hepiniz biliyordunuz, bir kısmınız sustunuz, bir kısmınız seyrettiniz, bir kısmınız teşvik ettiniz, bir kısmınız uyguladınız. Bu katliamın kanı hepinizin ellerinde ve dünyanın bütün okyanusları o kanı temizleyemez.


Turan Eser

Soma İşçi Katliamı Büyük işçi katliamının gerçekleştiği günlerdeyiz. Hıçkıra hıçkIra ağlarken “Bu maden benim de canımı alsın” diyordu kadın. Ağlamaklı kızarmış gözlerine sinmiş korku ve endişeli bakışlarıyla maden ocağı kapısında bekleşen babalar oğullarını bekliyordu umutla... Kucaklarındaki çocuklarına “Baban şimdi çıkacak” diyen anneler, maden ocağının başında nöbete durdular. Çıkan canlı cansız bedenlerin yüzünü görmek için... Umutla bakıyorlardı maden ocağından çıkan her sedyeye... Ya yaşıyorsa diye... O sırada Başbakan o bildik dehşet verici ve insanın kanını dondurucu açıklamasını yapıyordu; “Bunlar olağan şeyler. Bunun yapısında, fıtratında olan şeyler.” Ateş düştüğü yeri yakıyordu. Başbakan ise ateşin düştüğü yerdeki vicdan yangına, bu sözleriyle benzin döküyordu. Emevi zihniyetinin cebriyyeci yaklaşımından beslenerek, Soma işçi katliamı aklamaya çalışıyordu. Başbakan tutulduğu karanlık hummanın umursamazlığıyla, maden ocaklarının dehlizlerindeki cansız işçi bedenlerini hissetmiyordu.. Empati kurmaktan ve hakikatleri dile getirmekten kaçıyordu. CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in TBMM’de Soma’da yaklaşan işçi katliamı uyarısını dahi inkâr ediyordu.


• •

• • •

• •

ÖLÜMÜN FITRATI İşçi katliamının gerçekleştiği maden ocağının sahibi, AKP yandaşı Soma Holding’in “işçi sağlığı ve işçi güvenliği tedbirlerini almadığına” ilişkin eleştirilerine, sermayenin iktidarına başbakanlık yapan RTE, “yapılan kontrollerle de burası gerçekten gerek işçi sağlığı gerek işçi güvenliği açısından da iyi noktada kömür ocaklarından birisi olarak değerlendirmesi yapılmış” diyerek, işçi katliamındaki insanlardan yana değil, sermayeden yana açıktan tutum aldı. Kontrollere uygun bu madende neden bir katliam yaşandı, sorusu ise cevapsız kaldı. İşçi katliamına sebep olan işçi sağlığı ve işçi güvenliğini sağlamanın fıtratında denetim yok mu? Bu işin fıtratında tedbir yok mu? 2023 hedefine kilitlenmiş RTE, Avrupa’nın 1892 yıllarına sığınarak, 2014 yılındaki Soma maden işçi katliamını karşılaştırıyor. RTE, son 50 yıldır Almanya’da, son 30 yıldır Fransa tek bir ölümlü ya da yaralanmayla sonuçlanmış maden kazasının olmadığını bilmiyor mu? Maden ocaklarında ölümlü “iş kazaları” ile Avrupa birincisi, ve dünyada ilk üçte iken, 19. yüzyıldan rakam vermek hangi ruh halinin ürünü olabilir acaba? Taşeronlaşma bir devlet politikası kaçak ve düşük ücretleri modern kölelik yaratırken, daha fazla kâr için iş güvenliğini yok sayarsa, bu hangi zihniyetin vicdan sesi olabilir ki? On binlerce TL maaş alan danışman ordusu, RTE’ye bu bilgileri vermiyorlar ? Hele hele 2014 yılında yüzlerce işçinin üzerinde kimliklerini gösterecek tek bir belgenin olmaması nasıl izah edilebilir? AKP hükümeti hizmet almak koşuluyla, özelde yandaş şirketlere devrettiği maden ocaklarında daha ucuza mal edilmesinin bedelini, işçi ücretlerini düşürmek, işçileri daha fazla çalıştırmak, iş güvenliği, işçi sağlığı ve eğitim giderlerini kısmaktan geçtiğini düşündüler. Türkiye Kömür İşletmeleri’nin 140 dolara mal ettiği kömürün tonunu, rödovans karşılığı üretimle ve özel sektörün marifetiyle 23.8 dolara düşürmesini ancak 300 üzerinde işçinin katliamıyla sağlayabilirdi. Kafa tüccar, düzen bozuk olunca, RTE sermayenin iktidarını “halkın iktidarı” olarak ancak böyle pazarlayabilirdi. Kâr hırsına dikilmiş gözleriyle, taşeron işçilikle esir ve satın alınmış hayatlar. Üretimin zorlamasına sıkıştırılmış bedenler...


SOMA’NIN BİRİNCİ GÜNÜ: Yetkili ağızlardan ilk açıklamalar: “Maden şirketi çok ciddi bir kuruluş... Şirket denetimlerden geçmiş... Bir eksiklik yok...” SOMA’NIN İKİNCİ GÜNÜ: Şirkete toz kondurmamaya devam... Bu arada Başbakan’dan ilk açıklama: “Kazalar madenciliğin fıtratında var... Dünyanın her yerinde oluyor böyle şeyler... Mesela 1876 İngiltere...” SOMA’NIN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ: Gözaltı yok, sorgu yok, tutuklama yok, hesap sorma yok, hesap sorma niyeti yok... Bu arada savcılık açıkladı: “Maden kazasında sorumlular da öldüğü için kimseyi gözaltına alamadık.” SOMA’NIN DÖRDÜNCÜ GÜNÜ: Hükümet politikasında küçük bir tornistan... Bazı yetkili ağızlardan çok cılız da olsa “Bir ihmal varsa tabii ki icabına bakarız” açıklamaları... SOMA’NIN BEŞİNCİ GÜNÜ: Hükümet yanlısı medyanın bazı gazetelerinden, hükümetin ilk dört gününe meydan okuyan manşetler: “Kim koruyor bu maden şirketini? Hesap ver Alp Gürkan.” SOMA’NIN ALTINCI GÜNÜ: Yetkili ağızlarda da bir değişiklik: Onlardan da şirket karşıtı güçlü açıklamalar... Bu arada savcılık nihayet “kazada ölmemiş” sorumluları bulabildi: Aralarında Soma Madencilik’ten üst düzey yöneticilerin de bulunduğu 25 kişi gözaltına alındı 3’ü tutuklandı.


FEHMİ KORU

Arkadaşlar, yine vur deyince öldürüyoruz... Tek kişinin hayatını kaybetmesini istemem, her ölenle ben de ölürüm. Soma’daki maden kazasında kaybettiğimiz 301 insanımızın binlerce ailenin ocağına ateş düşürdüğünü bilir ve o insanların acılarını kendi özelimde yaşarım. Kasıt, ihmal, beceriksizlik, açgözlülük... Artık hangisi bu felâkette rol oynamışsa, durum TCK’nın hangi maddesine uyuyorsa, bu felâkete sebep olanların en ağır cezalara çarptırılmasından hiçbir rahatsızlık duymam... Yargı süreci başlayınca mahkemeye çıkarılacaklar arasında tanıdığım tek bir kişi bile yok. Ocağı işleten şirketin sahipleri, yöneticileri veya çalışanlarıyla yolum hiç kesişmedi; şirketin zaten tanımadığım sahiplerine sempati beslemem için ortada bir sebep de görmüyorum. Zaten bu yazıyı yazmamı da bu rahatlığım sağlıyor... Soma’daki kazanın üzerinden bir hafta geçti. Bu bir hafta içerisinde daha önce bilmediğimiz pek çok şey öğrendik; eskiden bildiğimiz ama kolayca unuttuğumuz pek çok ayrıntıyı da bu vesileyle hatırladık: Dünya madencilikten vazgeçmiş değil; başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin hepsinde madencilik önemli bir milli gelir kaynağı... Ancak gelişmiş ülkeler maden ocaklarını muhtemel birer mezarlık olmaktan, madencileri de kölelik statüsünden çoktan uzaklaştırmışlar... Çağdaş prensiplere, en ileri mevzuata sahip olmak, üstün standartlar belirlemek ve bunları yasalaştırmak fazla önemli değildir; onlardan daha önemli olan, insan hayatına verilen değer istikametinde standart-üstü tedbirler alma ihtimamı ve gayretidir. Kazalar olur, ancak bunların kurumsal tedbirsizlikten veya idari denetim yoksunluğundan, şirketlerle patronların cimriliği veya açgözlülüğünden kaynaklanmaması gerekir.


Patronların işçileri kendilerine ‘emanet edilmiş değerli varlıklar’ olarak gördüğü bir ekonomik anlayışa ihtiyacımız var. Bunu patronların vicdanları ve içinde yer aldıkları sosyal çevre sağlayamıyorsa; o beklentiyi, çıkardığı yasalar ve uygulamaya koyduğu denetim mekanizmasıyla devletin, üyesi olanolmayan bütün emekçilere ve işyerlerine sahip çıkan işçi ve işveren sendikalarının yerine getirmesi beklenir... Türkiye’yi beşeri hatalar yüzünden felâketlerin yaşanabildiği bir ülke olmaktan çıkarmak hepimizin görevidir. En başta da yasama ve denetleme organı olan TBMM ile yürütme organı hükümetin... Kimsenin bizi dünyaya rezil etmeye hakkı yoktur. Medyamızın da, haber verme görevini, felâketleri araçsallaştırmadan, insanların başına gelen olumsuzlukları farklı amaçlar için kullanma yüzsüzlüğüyle abartıp sınırları dışına taşırmadan yerine getirmesi beklenir. Yorum hürdür, ancak çarpıtılmış haberlere dayalı olmamalı ve felâket tellâllığı derekesine düşmemeli... Hepimizin aynı gemide olduğumuzu hiç aklımızdan çıkartmamalıyız. Felâketin üzerinden geçen bir haftada yaşadıklarımızı evrensel ilkeleri hatırlatan yukarıdaki paragraflar perspektifinden bakarak değerlendirdiğimizde olması gerekenden farklı bir manzara ortaya çıkıyor: Ağır ihmaller... İnsan hayatına önem vermeme... Tedbir alma konusunda hantallık... Açgözlülük... Denetimde yalapşap yaklaşım... Felâketi siyasi amaçlara âlet etme gayreti... Nobranlık... Hoyratlık... Saygısızlık... Şimdi de bir ocaktaki hatayı bütün madencilik sektörüne yaygınlaştırma, ayağı sürçenleri —fırsat bu fırsat deyip— her alanda bitirme operasyonuna dönüşüyor süreç... Vurun, ama öldürmeyin arkadaşlar...


Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız açıklamaları: -”301 kardeşimizi, işçimizi kaybettik. Hükümetimiz olarak daha ilk başında, hadise olduğu anda buraya intikal ederek bir koordinasyon merkezi kurduk, bütün bakanlıklarımızın ilgili kurumlarıyla beraber bir hale geldik kesintisiz 24 saat çalışıldı. Çünkü canlarımız orada yatıyor idi. Ne kadar erkenden kurtarabilirsek o kadar daha iyi olacağına karar vermiştik ve zamanın aleyhimize işleyeceğini biliyor idik. Buradan hayata tutunan ve kurtardığımız işçi kardeşlerimize, 'Allah onlara sağlık versin' diyoruz. Bütün çoluk çocuğuyla hep beraber olmasını temenni ediyoruz“ Daha sonra , - "Güvenlik hariç bin 300 personelimiz görev yaptı. Dışarıdan bir çok ziyaretçimiz yüreğiyle beraber geldi. Birlik ve beraberliğin çok iyi bir örneğini sunmuş oldular. Çok zor şartlarda bu kadar hızlı çalışıydı, kurtarma ekipleriyle yoğun bir çaba sarf edildi. Kimse emeğini esirgemedi. Koordinasyonun bundan sonra da devam edeceğini söylemem lazım. Kurtarma faaliyetleri bittikten sonra bizler buradan çekilip gitmiyoruz. Psikososyal destek ile birlikte aile ve Sosyal politikalar bakanlığından sağlık bakanlığına varıncaya kadar buradaki kardeşlerimizin yanında yer alacağız.“ -”İçeride ummadığımız yerde yangınlar çıktı, 250 metre boyunca konveyör yandı. Karbonmonoksit gazının olumsuz şartlarıyla beraber kurtarma ekiplerini riske etmeksizin, onların da sağlığını düşünerek önemli bir faaliyette bulunuldu. Tersine hava akımları oluşturuldu. İşin tekniği üzerinde defalarca toplantılar yapıldı, haritalar ve uygulamalar üzerinden değerlendirildi. Bu işin riski vardı ve riski bir nevi bütün riskleri göze alarak arkadaşlarımın çok yoğun bir şekilde çalıştıklarını ve emeklerini esirgemediklerini gördüm" ................!!!!


Başbakan'dan Soma açıklaması "Bu ülkede basın özgürlüğü yok" ama nasıl oluyorsa her gün manşetlerden ve ekranlardan Başbakan'a hakaret edilebiliyor, sınırsızca. Bu ülkede bir diktatör olduğu iddia ediliyor. Ama her nasılsa medyada bu çirkin kavram özellikle sonsuz, sınırsız özgürlük biçimde kullanılabiliyor.“ Başbakan ErdoğanErdoğan, 'Tüm ailelere sabırlar diliyorum. AFAD başta olmak üzere kömür işletmelerinin ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. Önümüzdeki saatlerde daha net bilgiler ve gönlümüzü ferahlatacak haberler alırız' dedi. Başbakan Erdoğan, Haber Kameramanları Derneği'nin etkinliğinin açılışında Soma'daki maden kazası ile ilgili konuştu. Erdoğan, "Ocaktaki kardeşlerimizle ilgili çıkarma çalışmalarımız devam ediyor. Bir kısmı çıkarıldı, bir kısmı devam ediyor. Ölen kardeşlerimin ailelerine sabırlar diliyorum. Haberi alır almaz bölgedeki tüm birimlerimizle kurtarma çalışmalarımız başlatılmış durumda. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanım ve Balıkesir ile Manisa milletvekillerim bölgeye intikal ediyor. AFAD başta olmak üzere ekipler çalışmalarını sürdürüyor. İnşallah önümüzdeki saatlerde daha net bilgiler ve gönlümüzü ferahlatacak bilgiler almayı umuyoruz" dedi.


'Kara elmas tabut olmuş gerekirse ölün derler' Grup Yorum söylüyor: Yeraltında ezilenler yeryüzüne seslenirler, madenler bizim derler gerekirse ölüm derler... Maden ocağı... İndim maden ocağına kara elmas diyarına Yeryüzü sıcak olsun diye dost Yıllar boyu kazma salladım buskunca bu zindanda Çocuklarım gülsün diye dost Oysa bizim evde gülen yok Yürü derler yürü derler açlığa yürü derler Kara elmas tabut olmuş gerekirse ölün derler Günü gelir utanmadan ağlaşana gülün derler Yalanlara artık sabrım yok Bugün maden ocağına kara elmas diyarına İnmedik selam olsun sana dost Ölesiye ışık hasretiyle solmuş bu yüzlere Grev grev güneş doğmuş dost Artık kaybedecek birşey yok

Yeraltında ezilenler yeryüzüne seslenirler Madenler bizim derler gerekirse ölüm derler Günü geldi grev derler dost Artık kaybedecek birşey yok Zonguldak Yerin derinliklerinden geldiler Ellerinde susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle Ne kadar diplere bastırılsa O kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerinin Ağır ağır geldiler Sonra hergün geldiler artarak geldiler Kadınları çocukları ve alkışlarıyla Yoğurt mayalar gibi geldiler Pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi Su gibi ateş gibi Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına Yeni yollarla tanıştı ayakları Her gün yeni kabuklar çatladı Yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini Bir kent oldular sonunda Ve adını değiştirdiler ülkenin Şiir: Kemal Özer Söz-müzik: Grup Yorum


Yusuf yesilcay