Issuu on Google+

YOUNGIE HERKES İÇİN

Nisan 2014 | Sayı 05

Türk Sinemasının Unutulmaz Jönü

Ediz Hun ile kısa bir sohbet Özel Dosya: Mülakatlarda neler yapılır? Gizli Güzellik: Mardin Geliyorlar... Tiyatro ve Dans Festivali


KÜNYE Genel Yayın Yönetmeni Proje Yöneticileri Genel Koordinatör Genel Sekreter Sorumlu Yazı İşleri Müdürleri Dergi Tasarımı Yayın Kurulu Başkanı: Yayın Kurulu Üyeleri:

Mert Bilal BIÇAKCI Nesi ZAKUTA - Begüm OKTAY Ece BAŞARAN Duygu ALTAY Duygu ALTAY - Ezgi CEBİROĞLU Emre ALPTEKİN Setenay BAYŞEN Özge TAŞ - Ahmet Burak ŞEN - Ezgi CEBİROĞLU - Muttalip KARABULUT Narin SEVAT - Erkan DEDE - Nuray TARİ - Engin YAZICI - Simge KİRAZ Berk ÇAKIR

Teknik Konsept Yayın İdare Merkezi:

Nesi ZAKUTA - Mert Bilal BIÇAKCI (Yaygın Süreli) Acıbadem Mah. İşbankası Blokları B2/C Blok D : 52 Kadıköy/İSTANBUL

Yorumlarınız İçin

dogusyoungie@gmail.com

AKADEMİ EKİBİ Ekip Liderleri Ekip

ÖZGE TAŞ - NURAY TARİ - ERKAN DEDE ARİF KAYA - AYŞE ÇELİK - BERRAK BEYAZIT - BEYZA DENİZ - BURCU ARGUN ÇAĞLA BAYRAKTAR - EZGİ UYSAL - HALİT AKER - MERVE KARAKOÇ NİMET BEKİROĞLU - SAİME ŞAHİN - SİNEM ÖZ - TUĞÇE BAYSAL YASEMİN ÇAKIR - YELİZ ÇOTOY

KÜLTÜR SANAT EKİBİ Ekip Liderleri Ekip

SETENAY BAYŞEN - NARİN SEVAT - AHMET BURAK ŞEN ADİLCAN YEKE - AYCAN ALP - SEDA UĞURSAL

RÖPORTAJ EKİBİ Ekip Liderleri Ekip

ECE BAŞARAN - SİMGE KİRAZ - MUTTALİP KARABULUT AHMET BURAK ŞEN - HANDE YAVUZ - KADEM BODUR - OZAN KIRALİ

SPOR EKİBİ Ekip Liderleri Ekip

ENGİN YAZICI - BERK ÇAKIR AHMET BURAK ŞEN - ELİF ÖZDEMİR - HAZAL HİSAR

YAZI DENETİM EKİBİ Ekip Liderleri Ekip

DUYGU ALTAY - EZGİ CEBİROĞLU AYCAN ALP - DOĞUKAN BEKTAŞ - ECE ÖZKAN - ELİF ÖZDEMİR - EZGİ UYSAL İZZETCAN YILDIZ - KORAY KAYA - MURATCAN İLGİN - SAİME ŞAHİN

2


26

16 4 6 12 14 16 18 20 22

24 26 30 32 34

Editör yazısı

30

Mülakat Ali Nevzat Röportajı Temöb Hasan Vatan Psikoloji

32

Tunç Bey Röportajı Her Endüstri Mühendisinin Kütüphanesinde Bulunması Gereken Kitaplar Ediz Hun Mardin Gezisi Doğuş Üniversitesi Tiyatro Kulübü

34

Doğuş Üniversitesi Dans Kulübü Spor

3


EDİTÖRDEN Böğürtlen Kışı Bazen hayatınızda her şey çok güzel gider. Bütün yaşadıklarınız eksiksiz ve istediğiniz gibi gerçekleşir. Tam siz bunun farkına varıp da “hayatım ne güzel gidiyor.” dediğinizde ise olaylar allak bullak olur ve hayatınız bir anda tepe taklak gitmeye başlar. İşte böğürtlen kışı da budur. Tam ilkbahardan yaza geçerken, hava ne dondurucu soğuk, ne de bunaltıcı sıcak değilken gerçekleşir bu müthiş doğa olayı. Siz piknik planlarıyla, gezme tozma dertleriyle uğraşırken, kar taneleri yeryüzüne düşer ve bir anda etrafınızı bembeyaz, planlarınızı ise ertelenmiş bulursunuz. İşte o zaman böğürtlen kışının asıl yüzünü görürsünüz. Çünkü istediğiniz akışta giden yaşamınız, bir anda baltalanmıştır. Aslında hayatımızdaki düşüşler, kendimizi yenilemek, geçmişimizi gözden geçirmek ve ileriyi planlamak için çok güzel fırsatlardır. Tabi bu şansı görebilenler aramızda çok azdır. Çünkü göremeyenler hayatın gidişatına kafayı takıp sürekli şikayet etmekten çevrelerine bakmıyorlardır. Dergimizin geçen sayısında, yakında YoungIE’de yaz gelecek dediğim halde bu sayımızda kıştan bahsettiğimi biliyorum. Ama işte hayat planladığımız gibi gitmiyor. Dergimizin hazırlık sürecinde o kadar çok sorun yaşadık ki, en başa dönüp “biz ne yapıyoruz?” sorusunu sorduk kendimize. Bu soruyu cevaplayanlar, işte bugün okuduğunuz sayıyı başarılı bir şekilde çıkardılar. Cevaplayamayanlara ise İclal Aydın’ın güzel bir sözünü ithaf ediyorum; “Sorsan ikimizde maviydik... birimiz gökyüzü, birimiz deniz... iki ayrı uç.” Bizler asıl YoungIE ekibimizle kendi böğürtlen kışımızı aştık. Umarım bu güzel bahar sayısını beğenerek okursunuz. Yaratıcı ve çalışkan ekibime teşekkürü bir borç bilirim. Herkese iyi okumalar... Mert Bilal BIÇAKCI 2013 - 2014 YoungIE Editörü

4


Youngie & Rota Kahvaltıda

DEMK’in yeni projesi ROTA 14-15 Nisan 5. Blok Gözaçan Kültür Merkezi’nde sizlerle buluşuyor.

5


İŞ DÜNYASI

HAZIRLAYAN | Arif KAYA

PROFESYONEL HAYATIMIZIN BİR PARÇASI

Mülakatlar

Ü

niversiteye başladığımız günden itibaren hem DEMK’in hem de diğer öğrenci kulüplerinin organizasyonlarına katılıp, şirketler hakkında bilgi sahibi olmaya ve ilgi alanlarımıza uygun olduğunu düşündüğümüz dersleri ve sektörleri göz önünde bulundurarak kariyer planlamamızı yapmaya çalışıyoruz. Bu planlamaları hayata geçireceğimiz ilk adım ise stajlardır. Bahar döneminin başlamasıyla birlikte staj toplantılarına katılıp, çeşitli iş başvuru sitelerinden başvurularımızı yapabiliriz. Tüm bu aşamaları geçince hepimizin geldiği nokta aynıdır; mülakatlar. Daha önceki sayılarımızda, arkadaşlarımızın staj tecrübelerini siz okuyucularımızla paylaşmıştık. Bu sayımızda ise staj için olmazsa olmaz olan mülakatlardan bahsedeceğiz.

6

MÜLAKAT ÇEŞİTLERİ Her şirket, kendi ihtiyaçlarına göre bir işe alım süreci belirlemektedir. Bu süreç bazen sadece bir görüşmeyle bazen de seri görüşmelerle devam ettirilir. Farklı mülakat tekniklerine ve mülakatlarda şirketlerin adaylarda nelere dikkat ettiğine hep birlikte bakalım.

1. Birebir Mülakat En geleneksel mülakat biçimidir. Görüşme yalnız yapılır. Görüşmeyi yapan kişi size, rakiplerinizle aynı soruları yöneltir. Bu mülakatın sonucunda, mülakatı yapan kişi ya kişisel bir değerlendirme yapar ya da ilgili kişilere sizin bilgilerinizi aktarır. Bu durum


4. Panel Mülakatlar Panel mülakat sıralı mülakatın aynı anda yapılması gibidir. Sizinle mülakat yapan kişiler kendileri için önemli olan sorulara cevap bulmaya çalışacaklardır. Bu mülakata katılan kişiler şirketin farklı bölümlerinde çalışıyor olabilirler. Böyle durumlarda aralarında bir uyum olmadığı gibi, oldukça yorucu bir süreç de sizi bekliyor olabilir. Sizinle görüşen her çalışana aynı değeri verdiğinizi hissettirerek kendinizi en iyi şekilde ifade etmeye çalışın.

her iki şekilde de objektif karar almayı zorlaştırır. Bu mülakatta deneyimlerinizi anlatmak için size uygun süre tanınacaktır. 2. Eleme Mülakatları Bu mülakat tekniğini şirketler ya kendi bünyelerinde bulundurdukları çalışanlarla ya da insan kaynaklarıyla ilgili danışmanlık veren şirketlerle uygularlar.Mülakat sonucunda reddedilme ihtimaliniz vardır fakat direkt işe alınma durumu söz konusu değildir. Eğer reddedilmediyseniz bir sonraki mülakat adımına geçebilmişsinizdir.

5. Grup Mülakatı Son zamanlarda büyük şirketlerin en çok kullandığı mülakat tipidir. Bu mülakatlar sırasında herhangi teknik bilgi gerektirmeyen bir konuda tartışmak için rakiplerinizle birlikte bir toplantı odasına alınırsınız. Yanınızda gözlem yapan çalışanlar bulunacağı gibi sadece kamera sistemiyle görüntüleniyor olma ihtimaliniz de vardır. Siz rakiplerinizle birlikte konuyu tartışırken; fikirleriniz, ileti-

şim beceriniz, kendinizi/sinirlerinizi kontrol edebilme beceriniz gözlemlenir. Çalışmaya katkıda bulunmanız, uyumlu ve aynı zamanda da kararlı olmanız gerekmektedir.Bu mülakat tipini anlatan öneri bir film: Exam. Bir işe başvuran adayların yaşadığı iki saatlik sınav tecrübesini anlatan 2009 yapımı bu film, grup tartışması tekniğiyle ilgili biraz abartılı da olsa iyi bir örnektir. 6. Tele-Mülakat Bazen herhangi bir iş başvurusu yaptığınız zaman gönderdiğiniz CV’de açık olmayan konulara değinmek gibi nedenlerle bazen de eleme mülakat tekniği olarak kullanılır. Telefonla iletişim beceriniz kontrol edilir. Yüz yüze görüşmekten daha pratik olduğu için de tercih edilir. Tahmin edileceği gibi özellikle müşteri hizmetleri gibi iş tanımının büyük bir çoğunluğunda telefon görüşmesi olan pozisyonların işe alım sürecinde kullanılır.

3. Sıralı Mülakatlar Bu mülakat tekniğinde sabır çok önemlidir. Belirli aralıklarla değişik kişilerle görüşmeniz sağlanır. Bu görüşmeler sırasında aynı sorulara cevap vermek zorunda kalabilirsiniz. Önemli olan bu sorulara tutarlı cevaplar verirken güler yüzlülüğünüzü kaybetmemenizdir.Bu mülakat sonucunda sizinle görüşme yapanlar, aralarında bir oylama yapacaklardır. Bu oylamanın sonucunda, sonuç size bildirilecektir.

7


İŞ DÜNYASI

HAZIRLAYANLAR | Nuray TARİ, Beyza DENİZ

Mülakatlarda Ne Soruyorlar? Hangi teknikte olursa olsun neredeyse her mülakatta karşımıza çıkabilecek soruların cevaplarını okulumuzda aradık. Sorduğumuz sorulara verilen cevapları sizin için derledik. İşte o sorular ve cevapları: 1) İleriye dönük planlarınız nelerdir? Nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz? Aldığımız Cevap 1: Öncelikli hedefim bulunduğum makamdan bir üst seviyeye çıkmak, buna daha fazla çalışarak ulaşmayı planlıyorum. Aldığımız Cevap 2: Çok sevdiğim ve ilgi duyduğum otomotiv sektöründe çalışmayı istiyorum. Bunu özellikle yıllardır hayalini kurduğum İtalya’da, Ferrari’de gerçekleştirmeyi çok isterim. Şirketinizi kendimi geliştirebileceğim en iyi şirket olarak gördüm, o yüzden burada kendimi geliştirip daha sonra Ferrari’de çalışmak istiyorum. Bu he-

8

deflerime İngilizcemi daha da geliştirerek ve ek dil olarak İtalyanca alarak ayrıca stajlarımı en yararlı şekilde yaparak ulaşmayı planlıyorum. Bizim Önerilerimiz: Bu gibi sorularda en iyi cevap şekli mülakata gittiğiniz firmaya ve pozisyona işaret etmektir. Okula dönmek ya da aile kurmak gibi konulardan bahsetmeyin, bu tarz konular cevap olarak uygun değildir. Bu soruya verilebilecek cevap örneklerinden bazıları şunlardır: 1) Uzun vadeli hedeflerim, öğrenmeye devam edebileceğim bir firmayla birlikte büyümek, ek sorumluluklar almak, verebileceğim en yüksek katkıyı vermektir. 2) Kendimi sizinki gibi tanınmış bir firmada üst düzeyde görev yapan biri olarak görmek istiyorum. Kişisel becerilerimi geliştirmeyi ve çalıştığım

firmaya en yüksek faydayı sağlayabilmeyi arzuluyorum. Sıra “Nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz?” sorusunun cevabına gelirsek: Bizim Önerilerimiz: 1) Gerekli dersleri görerek ve profesyonel bağlamda çeşitli kurumlarla ilişkilerimi devam ettirerek gereken ek vasıfları kazanmayı planlıyorum. 2) Çeşitli konferanslara katılarak, seminerlere iştirak ederek ve eğitimime devam ederek kişisel gelişimime devam edeceğim. 2) Kendinizi nasıl tanımlayabilirsiniz? Aldığımız Cevap 1: Meraklı biriyimdir, araştırmayı ve öğrenmeyi severim. Planlı biri değilimdir ama aldığım görevi geciktirmem, sorumluluk sahibiyimdir. Uyumlu biriyimdir, takım çalışmalarında rahatlıkla yer alabilirim.


Aldığımız Cevap 2: Çok enerji dolu bir insanım. Sosyal ortamlarda bulunmayı severim, insanlarla iyi anlaşırım. İstediğim şeye ulaşana kadar peşini bırakmam ve bunun için her şeyi yaparım. Bizim Önerimiz: Çalışma hayatı ile ilgili, kişiliğin konusunda karşı tarafa ipuçları verebilecek bazı kelimeleri söylemelisiniz. Mesela; detaycı, iş bağımlısı, zamana bağlı, işe odaklanmış, hassas, sadık, hırslı, takım oyuncusu, yaratıcı, araştırmacı... Mühendislik gerektiren bir pozisyon için başvuruyorsan, araştırmacı ve yaratıcı yönünü belirtmen oldukça önemli. 3) Yaratıcı mısınız? Aldığımız Cevap 1: Yaratıcı biri olduğumu düşünmüyorum. Genellikle olan fikirleri geliştirme konusunda daha iyiyimdir. Aldığımız Cevap 2: Değişik ve alışılmamış şeyleri denemeyi seviyorum ama yaratıcı biri olduğum söylenemez. Aldığımız Cevap 3: Yerine göre yaratıcı olabiliyorum. Eğer çok istediğim bir şey ise bunun için bir şeyler üretmeye çalışırım ve başarırım. Bizim Önerimiz: Her işin az ya da çok yaratıcılık gerektirdiğini unutma. Yaratıcılık gerektirmeyen (muhasebe gibi) bir iş için başvuru yaptıysan, yaratıcılığını ön plana çıkarmak ve bunu da bazı örneklerle desteklemek işi daha baştan kaybettirebilir. Özellikle yeni

mezunların bu tip sorularda oldukça bocaladıkları ve karşı tarafı kendi nitelikleri konusunda yanılttıkları oldukça sık gözlemleniyor. Sen bunu yapma. Zeki Olduğunu Düşünüyor Musun? Bir işe başvurma süreci günümüzde oldukça zorlayıcı. Zamanında karar verebilme yeteneğinizi, yaratıcılığınızı ölçmek için daha farklı sorularla karşılaşma ihtimalinizi düşünerek NTV Yayınları’nın çıkarttığı “Zeki Olduğunu Düşünüyor Musun? (Oxford ve Cambridge Mülakat Soruları)” kitabından bazı sorular seçtik. Sırada o sorular ve cevapları var. 1)Beynin en çok nesini seversin? Aldığımız Cevap 1: Bir kitapta herhangi bir bilginin 16.000 km2 yol aldığını okudum. Bu kadar kısa sürede bu kadar yol alıyor. Demek ki beynimiz çok iyi bir iletken. Ayrıca bilmediğimiz bir sürü özelliği var ve ben de bu bilinmeyen yönlerini ve keşfedilmeyen detaylarını seviyorum. Aldığımız Cevap 2: Çok yönlü olmasını seviyorum. Aynı anda birçok fonksiyonu yapabilmemizi, bazı şeyleri artık otomatik olarak yapabilmemizi sağlıyor. Mesela araba kullanmak , refleks gibi. Bizim Önerimiz: Sevdiğim yanı, birisinin bana bu soruyu yöneltebilmesi ve benim de yetersiz olsa bile cevap vermeye çalışabilmemdir. Beynin yapısı değil, yapmayı başardığı işler hoşuma

gidiyor. Düşünmemi, analiz etmemi, yaşadığım şeylere tepki vermemi, fikirlerimi ifade etmemi, hazzın ve acının ne olduğunu anlamamı sağlaması hoşuma gidiyor. Bana hayatımı vermesi hoşuma gidiyor. En çok hoşuma giden yanı ise, herkes gibi bende de bir tane bulunması, ama bunun bana özgü olmasıdır. 2) Dünyayı bir uçtan öbür uca deldikten sonra bu delikten aşağı atlasak ne olur? Aldığımız Cevap: İki tarafta da eşit yerçekimi var yani düşmememiz gerekiyor. Üstten gelen kuvvetle alttan gelen kuvvet eşitse ortada askıda bile kalabiliriz. Bizim Önerimiz: Bu soruyu ısı ve basıncın etkilerini yok sayarak cevaplayabiliriz. Sadece ısı ve basınç değil, merkezkaç kuvvetiyle savrulma olasılığının da olmadığını var sayacağız. Daha dünyanın merkezine gelmeden önce sıvılaşmış oluruz daha sonra merkeze yaklaştıkça katılaşıp açtığımız deliği bile tıkayabiliriz. Merkeze yaklaştığımız için yer çekimi ivmesi sıfıra yaklaştığından ve sonsuza kadar orada asılı olarak kalırız. 3) Zeki olduğunuzu düşünüyor musunuz? Aldığımız Cevap 1: Belli bir seviyenin üzerinde olduğumu düşünüyorum. Aldığımız Cevap 2: Kim zeki olmadığını söyler ki? MÜLAKATLARDA SORMANIZ GEREKEN SORULAR • Firmanız tarafından hangi geliştirici eğitim olanakları desteklenmektedir? • Firmanızın karşılaştığı en büyük sorun/sorunlar nelerdir? • Yeni bir pozisyon mu yoksa bu pozisyonda çalışan kişi ayrılıyor mu, neden? • Pozisyonun en önemli beklentilerini sıralar mısınız? • İşyerinizi gezmemde herhangi bir sakınca var mı? • Ben hangi bölüme dahil olacağım? Bu bölümde kaç çalışma arkadaşım olacak? • Ve en önemli sorulardan biri: İş başvuru süreci nasıl devam edecek?

9


İŞ DÜNYASI

10


Mülakat Sırasında Kesinlikle… 4 Dürüst olun. 4 Enerjinizi ortaya koyun. 4 Siz de sorular sorun. 4 Takım çalışmasına yatkın olduğunuzu hissettirin.

7 Gereksiz, özel bilgiler vermeyin. 7 Ücret konusunda tartışmayın. 7 Karşınızdakinin sözünü kesmeyin. (Bunu zaten hiçbir zaman yapmayın :)) 7 Kendinizi ifade edemeyecek kısa cevaplar vermeyin, açıklayıcı olun. (Abartmamaya dikkat edin.)

7 Daha önce çalıştığınız yerlerle ilgili olumsuz konuşmalar yapmayın.

Aradığımız Çalışma Arkadaşı Siz misiniz? Bir işe veya staja başvuran adayda aranan özellikleri liste haline getirdik. Bu özelliklerin kaçı sizde ve ne ölçüde mevcut? Kendi güçlü yanlarınızı ve eksiklerinizi bir liste halinde görmeye ne dersiniz? Sadece sizin göreceğiniz bu liste için dürüst olun ve kendi SWOT Analizi’nizi yapın! P

PP

PPP

PPPP PPPPP

Kararlılık Enerji İnsiyatif Alabilme Yenilikçilik Dürüstlük Liderlik Yönetebilme Katılımcılık Keskin Görüş Değerlendirebilme Risk Alma Uyumlu İlişki Kurabilme İkna Edebilme Duyarlılık Sahibi Olma Strateji Oluşturabilme Geliştirme Takım Dayanışması Teknik/ Profesyonel Bilgi Teknik/ Profesyonel Verimlilik Azimlilik Esneklik Süre Belirleme Bağımsız Çalışabilme Dinleme Sunum Uzlaşma Planlama ve Organizasyon Öğrenebilme ve Öğretebilme Girişimcilik

11


RÖPORTAJ

ALİ nevzat bayraktar Ali Nevzat Bayraktar hayatına askerlik eğitimi alarak başlar. Askerlik eğitiminin ardından hayatını etkileyecek ciddi bir karar alarak Amerika’ya gidip Türkiye’de hiç bilinmeyen bilgisayar mühendisliği dalında master yapar. Türkiye’ye döndüğünde ise aldığı kararın ne kadar doğru olduğunu görür. Çünkü bu karar sayesinde manuel ve sistemsiz çalışan dev şirketlerin bünyesinde çalışarak onları bilgisayar otomasyonuna geçirmiştir. Sabancı, THY, MetroAG grubu gibi bir çok şirketin temelinde bulunan Ali Nevzat Bayraktar’ı şimdide kendisinden dinleyelim. Kariyerinize askerlik eğitimi alarak başlamışsınız. Ardından bilgisayar mühendisliği Türkiye’de hiç tanınmayan bir mühendislik dalıyken Amerika’ya gidip ilk defa bilgisayar mühendisliğini ülkemize getirmişsiniz. Bu kariyeriniz için büyük bir riskti, bu riski nasıl göze alabildiniz? Aslında ona risk değil de avantaj gözüyle bakmak lazım. Çünkü bilgisayar mühendisliği Türkiye’de olmayan bir bölüm ve daha önemlisi bir fırsat idi. Yani bugün bir meslek seçecek olsam bilgisayar mühendisi olmam, çünkü onun altın çağını biz geçmişte yaşadık. Ben eğitimimi bitirip bilgisayar yüksek mühendisi olarak döndüğümde her şeyin sıfırdan, yani manuel olduğu bir ortam bulmak çok kolaydı. Hemen hemen hiçbir yerde computer otomasyonu yoktu. Daha sonra sivil hayata geçtikten sonra Sabancı’da çalışırken, Bimsa’da yönetici iken, yaptığımız işler endüstri standartını belirleyecek işlerdi. Yani biz ne yapıyorsak o sektörde standart olarak kabul ediliyordu. Birtakım şirketler de bizi taklit ediyordu ve dolayısıyla bu keyfi yaşadık. Nadir olan şey değerlidir misali. Yaptığımız işlerin maddi manevi karşılığını da aldık. Çünkü koskoca THY’nin uçak bakım projesini biz yaptık. Bahriyeden ayrıldıktan sonra ilk iş olarak tamamen manuel olan uçak bakım merkezini sıfırdan anahtar teslim computerize etme projesinin proje menajerliğini yaptım. İsmini de ben koydum, TAMES projesi diye ve şu anda THY uçak bakım anonim şirketi diye ayrı bir şirket olmuş ve TAMES Sistemi hala devam ediyormuş. TAMES in bir anlamı var mıydı? Kariyerinize nasıl devam ettiniz ? Turkish Airlines Maintenance and

12

Engineering Sistem’in baş harflerini birleştirerek uydurdum. TAMES 30 senedir yaşıyor ve öğrencilerim soruyor:” TAMES sistemini siz mi kurdunuz?“diye. Bu çok gurur verici bir durum. Ondan sonra TAMES tabi referans oldu. Oradan Sabancı grubuna geçtim, Bimsa’ya. Sabancı Holding’in o tarihte 35 tane Sabancı şirketi vardı; hepsi dev sanayi kuruluşları. Bir iki tane bilgisayarda yapılan küçük çaplı işlerdi. Orada Sabancı Net’i (SA-NET) kurduk. Türkiye’de internetten önce neredeyse kurulmuş en büyük networktü. Tüm 35 tane Sabancı şirketinin her birinin anahtar teslimi bilgisayar otomasyonuna geçirilmesinden sorumlu direktör olarak çalıştım. Yüz küsür kişilik elit bir ekiple çalıştık. Her şey manuel, yani bilgisayar yok ve siz orayı entegre bir şekilde bilgisayar otomasyonuna geçiriyorsunuz. Birkaç sene sonra gittiğinizde bakıyorsunuz ki, Sabancı sizin entegre ettiğiniz devasa kuruluş sistemlerinizi kullanıyor. Tabi maneviyatı yanında maddi getirisi de gayet iyi oluyor. Kısaca ilk olmanın avantajını ve mutluluğunu yaşadık. Harp Okulu eğitimi ardından TSK’da çalıştınız mı, yoksa hemen özel sektöre mi geçtiniz? Mezun olduktan sonra bir mecburi hizmet statüsü var, şimdi tam süresini hatırlayamayacağım ama,deniz kuvvetlerinde bayağı bir çalıştım. Orada da bir deniz altının sıfırdan denize inene kadar tüm süreçlerinin bilgisayar otomasyonuna geçirilmesi,yani ‘Information System’ olarak kontrol edilmesinde çalıştım. Benim bilgisayar mühendisliği okuduktan sonra ilk proje yöneticisi olarak yaptığım iş buydu. Tabi çok büyük bir projeydi ve CV’mde yer alan, THY’deki uçak bakım ile

ilgili projede seçilmemde çok büyük etken oldu. Denizaltı projeniz nasıldı? Biraz bahseder misiniz ? Ben denizaltıcı değildim fakat çok büyük bir su üstü gemisinde lojistik bölüm amiri olarak 3 yıl görev yaptım. Deniz Harp Okulu’ndan sonra Deniz Lojistik Okulu’nu bitirdim. Lojistikçiydim, bu yüzden endüstri mühendisliğiyle aramızda böyle bir yakınlık var ve kendimi meslektaş olarak görüyorum. Daha sonra masterla bilgisayarcı oldum. Tabi denizcilik çok farklı bir dünya, hele bir de savaş gemisinde yaşamak çok daha farklı bir dünya. Bir de benim şansıma 1974 senesinde Kıbrıs Harekatı sırasında, yani savaş şartları sırasında İstanbul muhribinde görev alıyordum. O da çok değişik bir tecrübe oldu tabi. Özel sektörde hangi projelerde görev aldınız? Kariyeriniz için dönüm noktası dediğiniz proje hangisi? Dönüm noktası olarak aslında bakarsanız deniz kuvvetlerinde yaptığım denizaltıların otomasyonu çok önemli bir proje oldu. Onun sayesinde THY’deki işi kaptım diyebilirim. THY ‘deki iş de, Sabancı’daki kariyerim için referans oldu. Sabancı’daki kariyer zaten geniş bir yöneticilik kariyeri idi. Artık konu çok büyük bir ekip ve 35 tane Sabancı şirketi otomasyonu. Orada çok teknik düzeyde değil tabi,daha çok üst düzeyde yani yönetimsel düzeyde çalışıyorsun. Çünkü bana bağlı 6 tane müdürlük vardı. O müdür arkadaşlarımla ve ekipleriyle projeleri koordineli bir şekilde götürdük, sonuçta bu bir ekip işiydi. Ondan sonra Sabancı’dan ayrılıp arada 4 yıl ‘International Business Development’


üzerine çalıştım. Çok değişik ve eğlenceli bir konuydu. Atatürk Havalimanı dış hatlar terminal binası inşası için uluslararası bir konsorsiyum kurduk ve orada koordinatör olarak çalıştım. Sonra Metro A.G. grubu şirketlerinin Türkiye’deki bilgi işleminin başında çalıştım . Bir süre Metro A.G. marketleri açtık. Bir market açmak doğrudan doğruya bir bakkal dükkanı açıyor gibi değildir. Korkunç bir bilgisayar ve teknoloji alt yapısı var ve dolayısıyla bilgi işlem altyapısı çok önemli. Böylece perakende sektöründe de tecrübem olmuş oldu. Tabi bunların yanı sıra son 23 senedir Türk Eğitim Vakfı’nın Mütevveli Heyeti üyesiyim. TEV’in Gebze’deki TEVİTÖL isimli üstün yetenekli ve zekalı çocuklar için kurulmuş lisesinin yürütme kurulu üyesiyim. O zaman sosyal sorumluluk projelerini destekliyorsunuz. Peki bize hangi sosyal sorumluluk projelerini önerirsiniz? Bu tür vakıflara katılabilirsiniz, gönüllü olabilirsiniz ama tabi seçerken çok dikkatli olmak lazım. Bir çok vakıf var ve her birinin amaçları farklı.Türkiye’de köklü,çizgisi belli olan, oturmuş, kendi prensiplerinize ve dünya görüşünüze uygun vakıflar seçilebilir. Hatta imkanınız varsa sıfırdan da birşeyler yaratılabilir, fakat o çok kolay değil tabi. Projelerinizde tamamen manuel olan ve düzgün ilerleyen işleri bir bilişim sistemine dönüştürüp bilgisayar kullanmaya başladınız. Maliyeti çok yüksek olan ve başarısızlık ihtimali de olan bu projeleri yapmaya nasıl cesaret ettiniz ve yatırımcılarınızı nasıl ikna ettiniz? Aslında bakarsanız fabrika, bina gibi çok büyük yatırımlardan sonraki en büyük yatırımlar bilgi işleme ve teknolojiye yapılan yatırımlardır. Tabi bunlar ticari kuruluş ve amaçları kar etmek. Hiçbir patron mecburiyet ve gereklilik hissetmese teknolojiye yatırım yapmaz. Eğer bugün Türkiye’de rekabet olmasaydı,biz otomobil sektöründe hâlâ Anadol otomobil üretiyor ve kullanıyor olurduk. Dolayısıyla bütün gelişimin altında rekabet yatıyor. Tabi Türkiye’de bütün son teknoloji otomobiller ithalat edilince ve rekabet olunca artık Anadol üretimi sona erdi. Dolayısıyla rekabet edilebilecek yeni otomobiller üretmeye ihtiyaç duyuldu. Bilgisayar otomasyonu şirketler için bir amaç değil; bir araç. Çok daha hızlı ve doğru karar vermenin,

kayıtları doğru tutmanın ve operasyonlarını doğru, sağlıklı ve süratli olarak gerçekleştirmek için bir araç. Çünkü rakip firmalar teknolojiyi kullanarak rekabet üstünlüğü sağlıyorlar ve pastadaki paylarını arttırıyorlar. Eğer sen firma olarak teknolojiye ayak uydurmazsan ve gerekli yatırımı yapmazsan o zaman pastadaki payın düşer ve zamanla yok olabilirsin. O yüzden pahalı olan teknoloji yatırımını mecburen yapmak zorunda kalıyorlar. Asıl soruya dönecek olursak, tabi yıllar önce THY’de dediler ki:”Burası koskoca uçak tershanesi, uçak tershanesinde her şey elle, manuel olarak yapılıyor.” Biz bunun diğer havayollarında olduğu gibi, diğer gelişmiş ülkelerdeki gibi, her şeyi online, interaktif çalışan bir bilgisayar sistemiyle yürütülmesini istiyorduk. Her şeyin bir teknik yöntemi var. Dolayısıyla bu işin doğru yöntemini, doğru metodolojisini biliyorsanız, hele bir de bunu daha önce uygulamışsanız, tecrübeliyseniz o zaman başarı şansınız var demektir. O zaman bu size cesaret veriyor . Ben bunu yaparım diyorsunuz. Tabi sırf yaparım demek inandırıcı olmuyor. “Bakın ben bunu yaptım, CV’mde örnekleri yazıyor.” dediğiniz zaman karşınızdakini de ikna etmiş oluyorsunuz ve seçilmiş oluyorsunuz. Biz öğrencilere neler önerirsiniz ? Ben tabi derslerde de sık sık her vesilede tavsiyelerde bulunuyorum. Özel sektördeki veya profesyonel hayatlarındaki kariyerlerinde başarılı olmaları için bir takım ipuçları vermeye özellikle özen gösteriyorum. Bunlardan bir tanesi, mutlaka ve mutlaka çok iyi ingilizce bilmeleri. Çünkü

artık globalleşen bir dünyada yaşıyoruz. Dünyalı olmak durumundayız. Çünkü çalıştığımız şirketlerin bir çoğu global şirketler. O yüzden böyle bir şirkette çalışacaksanız, siz de dünyalı olmak durumundasınız. Dünya dili de İngilizce şu anda. Artı olarak, bir kaç tane de uluslar arası lisan koyabiliyorsanız, bunların size artı dönüşü olacaktır. Bir fark yaratırsınız seçim durumunda, bu bir. İkincisi, işinizin sistem analisti olun. Endüstri mühendisi misiniz? Endüstri mühendisliği konusunda çok iyi bir sistem analisti olun. Bu zaten işinizin uzmanı olmanız demektir. Çok iyi analitik olarak yaklaşıp, çözümleyici olarak yaklaşıp, sonra da bir takım senteze gidebiliyorsanız, bu başarılı olmak için çok iyi bir adım. Bir şirkette, bir organizasyonda çalışan biriyseniz birçok yaptığınız iş, proje niteliğinde olacaktır. Bence çok iyi proje organizatörü olmak gerekir. Proje yönetimi konusunda kendinizi çok iyi geliştirin. İnternet diye muhteşem bir kaynak var elimizde. Önümüzde ki ekranda iki üç tane tuşla dünyada ulaşamayacağınız hiçbir bilgi yok. Bu konuda Microsoft’un proje yönetim programları var. Çok iyi bir project manager olmakla kaynakları çok iyi yönetirsiniz. Bu kaynakların birincisi, telafisi olmayan ve en önemli olan; zaman. Yani para kaybedebilirsiniz ama tekrar kazanabilirsiniz, ama zamanın telafisi olmaz. İkinci kaynak, insan gücü. Zaman, insan gücü ve para. Çok iyi bir proje yönetici olursanız bu üç kaynağı çok iyi yönetirsiniz. Tabi bunları çok iyi yönetiyor olmak performansınızı yükseltir ve kariyerinizde de başarılı olursunuz. Bir başka konu paranın yönetilmesi. Çok iyi bütçe prosedürü öğrenmek ve çok iyi bütçe yapabiliyor olmak lazım. Bütçe prosedürünü, bütçe yapma ve bütçeyi kontrol etme, yönetme tekniklerini, yine kendinizin çok rahatlıkla internetten, kitaplardan öğrenmeniz mümkün. Metodolojisi vardır. Zaten bunları uygulamak zorundasınız. Ama kendinizi baştan eğitirseniz kariyerinizde yine çok başarılı olursunuz. Yukarıya giden, yani tepeye giden şirketlerdeki yol iki yerden geçer. Birincisi, yapılmış ürünü alıp satmadan, pazarlamadan geçer. İkincisi, parayı kontrol edip iyi nemalandırmadan geçer.Yani bir şirket organizasyonunda en tepeyi hedefliyorsanız patronların baktığı iki şey vardır; parayı kazandıran kişi, parayı yöneten kişi. Bu iki yerden en tepelere gidebilirsiniz. Teşekkürler.

13


TEMÖB

37. TEMÖB:

‘LİDERLİK VE KÜRESEL GİRİŞİMCİLİK’ HAZIRLAYAN Simge KİRAZ

T

emöb…Türkiye Endüstri Mühendisliği Öğrenci Buluşması. Bu açılımın altında çok büyük bir anlam yattığını Temöb’e katıldıktan sonra anladım. Evet; 9-13 Şubat 2014 tarihleri arasında Yeditepe Üniversitesi’nde 37.TEMÖB’e katıldım. Bu inanılmaz verimli geçen beş günden sizlere biraz bahsetmek, bu sayede bir parça ufkunuzu açmak ve bu organizasyonun bilinirliğini artırıp diğer Temöb’lerde karşılaşmayı umarak yazıyorum. 9 Şubat’ta öğleden sonra Yeditepe Üniversitesi’nin yurduna yerleşmemizle start veren bu organizasyon aynı günün akşamında Moda Teras’ta gerçekleşen tanışma kokteyli ile

14

devam etti. Fazlasıyla kalabalıktık, güzel bir geceydi. Yurda gelir gelmez uyudum çünkü ertesi gün başlayacak olan seminerler için sabırsızlanıyordum. Kahvaltının ardından seminerlerin yapılacağı salona geçtik ve yapılan açılış konuşması sonrasında Turkcell İç İlişkiler Müdürü Yusuf Özer sahnedeydi. Samimi paylaşımları ve aktardığı tecrübeleriyle aklımızda fazlasıyla yer edinecek bilgiler bıraktı. ‘Lider Annedir’ şeklinde önemli vurgularda bulundu. Ardından Brisa Tedarik Zinciri Yönetim Direktörü Fatih Tunçbilek bizlerle birlikteydi. Ve Erim Hısım… Hiperaktif tavırları, ‘Cesaret korkuya rağmen yapmaktır’

sloganı ve bizlerle oynadığı oyunlarla organizasyonun belki de en renkli ismiydi. Kahve molasının ardından bizlerle buluşan Hamsi Finger Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Gediz ise başarısızlıklardan, talihsizliklerden gelip de tepeye oturmuş bir insan olarak çıktı karşımıza. Başına gelen komik olaylarla bizi güldürerek girişimciliğin eğlenceli taraflarını anlattı hepimize. İlk günün yoğun programı ardından gece Çubuklu Hayal Kahvesi ‘nde bolca müzik ve eğlenceyle devam etti. 11 Şubat , Girişim Fabrikası’ndan İhsan Elgin’in konuşmasıyla başladı. Kendisi bir girişimci rehberi olduğundan bizleri girişimciliğin en ince ayrıntısına kadar bilgilendirdi. ”Girişimcilik, uçurumdan atladıktan sonra aşağı düşerken


uçak yapmaktır” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Öğle yemeğini Yeditepe Üniversitesi’nin güzel manzaralı yemekhanesinde yedikten sonra Bantaş Genel Müdürü Levent Oskay’ı dinlemek için tekrar koltuklardaki yerlerimizi aldık. Genel müdür olmasının yanısıra o bir askerdi de. Denizaltında savunma yaptığı günlerden bir şirketin başında oturduğu günlere gelme sürecini bizlere heyecanlı bir dille anlattı. Benim en çok takdir ettiğim ve bana mükemmel fikirler katan konuşmacılardan biriydi. Ve DEIK Mısır İş Konsey Başkanı Zuhal Mansfield. Kelimelere sığdırılamayacak kadın. Belki de Temöb’ün yıldızıydı. Onun öyküsünden birşeyler bahsetsem eksik kalmış olur. Onu

ondan dinlemeniz gerekir.Umarım birgün bu şansı elde edersiniz. :) Günün son konuşmasında Dünya Bilardo Şampiyonu Semih Saygıner ile birlikteydik. Stand-up havasındaki bu etkinlik yoğun geçen seminer programı sonrasında bizlere ilaç gibi geldi. Sporculuk kariyerindeki ba��arısının ardındaki ‘kararlılık’ faktörünü biz üniversite öğrencilerine sık sık vurguladı. Temöb’ün üçüncü günü eğlencenin doruğa çıktığı Sortie’de noktalandı. 12 Şubat Philip Morris Ticari Sistemleri ve Entegrasyon Müdürü Anıl Turan’ın katılımıyla başladı. Bizlere iş hayatının vazgeçilmezi mülakatlar hakkında detaylı bilgilendirme yaptı. Öğle yemeği sonrası Ernst&Young Türkiye Vergi Hizmetleri Bölüm Ortağı Serdar Altay bizlerleydi. Finansal konuların masaya yatırıldığı, liderlik deneyimlerinin paylaşıldığı etkili bir oturumdu. Öğleden sonra Metod Bilişim Hizmetleri’nden Cem Zorba ile birlikteydik. Bizlere Oracle hakkında detaylı bilgiler verdi. Sırada Mudo Genel Müdürü Barış Karakullukçu vardı. O da bugün CEO’luk koltuğunda oturmasının ardındaki girişimlerini ve deneyimlerini anlattı. Markasının ürün yelpazesinin çeşitliliği hakkında bilgiler verdi.

Günün son konuşması London Business Grup Ortağı Mohammed Samara’ya aitti. İnşaat mühendisi İranlı işadamı iş hayatının ilk yıllarında sevdiği işi yapabilmek uğruna neredeyse bedava denilebilecek ücretlere çalışmış. Bizlere kendi deyimleri ve farklı aksanıyla o günlerden bu günlere ne tecrübeler edindiğini anlattı. Sayesinde ufkumuz genişledi ve gerçekten severek yapılan işlerin çok güzel başarılarla sonuçlandığını bir kez daha anlamış olduk. Dolu dolu geçen seminerler sonrası kapanış konuşmasıyla son bulduktan sonra akşam yemeği ve eğlence için Nakkaş Kebap’a gittik. Fasıl konseptiyle düzenlenen eğlencede son son kurtlarımızı döktük. :) Liderlik ve Küresel Girişimcilik başlığı altında gerçekleşen 37.TEMÖB bence katılan tüm öğrencilere çok şey kattı; meslek hayatlarımızda kendimizi nerede, nasıl, hangi koşullarda görmek istediğimizi sorgulamamıza neden oldu. Hemen hemen her ilden gelen endüstri mühendisliği öğrencilerinin kaynaşmasına, kalıcı dostluklar oluşturmasına imkân sağladı. Böylesine verimli geçen bir organizasyona katılmakla gerçekten farklı bir deneyim yaşadığımı düşünüyorum. Bundan sonraki TEMÖB’lerde görüşmek üzere…

15


RÖPORTAJ

HASAN VATAN

VATAN Bilgisayar’ın Yönetim

Kurulu Başkanı Hasan VATAN 1959 yılında doğmuştur. Sırasıyla Erenköy İlk Okulu, Fındıklı Orta Okulu, Kabataş Erkek Lisesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun olan Hasan VATAN’ın en büyük hobisi işidir. Çünkü gerçekten işini severek ve eğlenerek yapmaktadır. Doğuş Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Kulübü tarafından düzenlenen Sektör Günleri’ne de pozitif kişiliğiyle büyük katkı sağlayan Hasan VATAN iki kızıyla birlikte yaşamaktadır. Şimdi size bu özel röportajı sunuyoruz. Mimarlık bölümünü bitirmenize rağmen teknoloji sektöründe uzmanlaşmanız nasıl gerçekleşti? Mimarlık okunması en güzel branşlardan biri. Önce bir hayal kuruyorsunuz ardından hayalinizi çizime veya makete döküyorsunuz. Bunu yaparken de istediğiniz kadar uçabiliyorsunuz. Ancak meslek olarak yapmak istediği-

16


nizde aynı durum yaşanmıyor. İşveren sizin kadar uçamayabiliyor veya o kadar uçmak parasal olarak fazla bir şey getirmeyebiliyor. Eğer yapacağınız binalara sanat olarak bakarsanız da bu en pahalı sanat dalı oluyor. Bu nedenle mimarlığı okunması güzel ama yapması güzel olmayan bir meslek dalı olarak görüyorum. Teknoloji sektörünü ise, bilinçli olarak seçmedim. Şartlar beni bu sektöre doğru getirdi.

satmayı öneriyorum ve buna karşılıkta onlardan araba istiyorum. Firmalar nasıl olsa satış bu kadar artmaz, artsa bile biz bu artış ile araba parasından çok daha fazlasını kazanırız diye düşünüp kabul ediyorlar. Bu sayede pek çok araba aldım bunlardan biri de Ferrari idi.

100 kişiyi aşan kuzenlerimi bir araya getirmek beni en mutlu eden şeyler.

Peki sosyal hayatında Hasan VATAN neler yapar? Nelerle ilgilenir? Mümkün olduğunca kızlarıma zaman ayırmaya çalışıyorum. Zaman zaman lise ve üniversite arkadaşlarımı bir araya toplamak, zaman zamanda

Son olarak iş hayatına atılacak olan biz öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir? Okulunuzda gerçekleştirdiğim sunumumda da söylediğim gibi ihtiyacınız olan her şey etrafınızda var, iyi bakın ve onları kullanın.

Eğer sizi diğer firmalardan ayıran en büyük farkınız nedir diye sorarsak ne dersiniz? Para gücünden ziyade fikirlerimizle iş yapmamız.

Türkiye’nin ilk ticari bilgisayar programını sizin yaptığınız söyleniyor. Bu konunun hikayesinden bize biraz bahsedebilir misiniz? Baba mesleği oto yedek parça ithalatı yapan firmamıza bir bilgisayar almıştık. Bu bilgisayardaki 3 ayrı programı birleştirip Türkiye’nin ilk entegre çalışan ticari programını yazmış oldum. Bu programla birlikte bilgisayar satmaya başlayınca sonuç bu güne geldi. Birçok kişi tarafından bilindiği gibi Ferrari’nizi bir iddia sonucu kazandınız. Peki bu iddianın bahsi neydi? Herhangi bir markanın ürünlerini bir önceki seneye göre 2-3 kat fazla

17


PSİKOLOJİ

DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ

PSİKOLOJİ BÖLÜMÜ HAZIRLAYAN Öğr. Gör. Dr. Hasan Galip BAHÇEKAPILI

D

oğuş Üniversitesi Psikoloji bölümü, sınırlı kadrosuna rağmen dünya standartlarında psikoloji eğitimi vermeyi amaçlayan bir bölüm. Bu standartlara göre lisans düzeyindeki psikoloji eğitiminin en temel amacı, öğrenciye davranış ve tecrübe ile ilgili olarak bir bilim adamı gibi düşünmeyi öğretmektir. Diğer bütün amaçlar bu temel amaçtan türer. Psikoloji lisans eğitimi meslek edindirmeye yönelik olmaktan ziyade bir genel kültür, bir dünya görüşü edindirmeye yöneliktir. Ayrıca lisans eğitimi, bilim ve uygulama alanı olarak psikolojide etik davranmanın öneminin farkında olma, entelektüel merak sahibi olma ve ampirik bilgiyi değerli bulma, belirsizliğe tahammül edebilme gibi değerleri de kazandırmayı hedefler. Psikolojide bunlar en temel amaçlar ancak uygulamadaki çeşitli aksaklıklar yüzünden zaman zaman bu amaçlardan sapmalar olabiliyor. Örneğin; üniversitenin son yıllardaki mali sıkıntılarından Psikoloji Bölümü de nasibini aldı. İki yıl önce kadroda 11 tam zamanlı öğretim görevlisi varken bugün sadece dört tane var. Bu kadar kısıtlı bir kadroyla psikolojinin her alt alanını o alanın uzmanı olan birinden öğrenme imkanı elbette olmuyor. Ayrıca yine kadro kısıtlılığı yüzünden öğrencilerin istediği kadar ve istediği alanlarda seçmeli ders de açılamıyor. Bölümde sık karşılaşılan sorunlardan biri öğrencilerin İngilizce düzeyi.

18

Öğrencilerden ders sırasında rahatça tartışma yürütebilecek kadar akıcı bir İngilizceye sahip olmaları zaten beklenmiyor fakat çok temel düzeydeki okuma, dinleme ve not alma becerilerine de sahip olmadığında öğrenci aldığı eğitimden hakkıyla yararlanamıyor. Maalesef özellikle ilk sınıflarda bu tip öğrencilerle çok sık karşılaşılıyor. Bu durumda bazı derslerde büyük ölçüde Türkçe ders işlemeye dönülüyor. İngilizcede ısrar edilen derslerde de ancak az sayıda öğrenci dersten alması beklenen şeyi alabiliyor. İngilizceyi hakkıyla öğrenmeden hazırlık sınıfından geçmek öyle görünüyor ki bu sorunların baş sebebi. Bölümde karşılaştığımız problemlerden bir diğeri kopya ve intihal. Psikolojik araştırmalar bize anonimlik arttıkça, “gözleniyorum” hissi azaldıkça insanların dürüst olmayan davranış biçimlerine sapma ihtimalinin arttığını gösteriyor. Bunun bir örneği Psikoloji Bölümü kontenjanının yıllar içinde artması ve sınıfların kalabalıklaşmasına paralel olarak sınavlarda kopya çekme eğiliminin de artması. Bundan bağımsız olarak, öğrencilere intihal (aşırma) yapmanın, yani başkasının fikir ve sözlerini kendisininmiş gibi sunmanın kopya çekmek kadar ciddi bir suç olduğunu anlatmakta zorlandığımızı görüyoruz. 4. sınıfa gelmiş öğrenci bile internette görüp beğendiği birkaç cümleyi referans vermeden ödevine koymanın yanlış bir şey olduğunu göremeyebiliyor. Aslında son yıllardaki


sistematik olmayan araştırmalar Türk akademisyenler arasında bile intihal yapmanın şaşılacak derecede yaygın olduğunu gösterdiğine göre öğrencilerin bu durumun ciddiyetini kavrayamamış olmasına şaşmamak gerek. Bölümde dersler genellikle “lecture” tarzında işleniyor. Yani hoca çıkıp bazan Power Point eşliğinde, bazan da eski usulle karatahtaya beyaz tebeşirle yazarak kitaptaki konuyu anlatıyor. Ders notlarının öğrenciye dağıtılmadığı derslerde hocanın ses kaydını almak son zamanlarda çok popüler. Bazı derslerde hoca kürsüdeki ses kayıt cihazlarının sayısına bakıp kendini basın toplantısında zannedebiliyor. Psikoloji araştırmalarının bize gösterdiği bir başka şey, grupların büyüdükçe alt gruplara bölünmesi ve sürtüşmelerin, çekememezliklerin doğması. Yaklaşık 200 kişilik bir kitle oluşturan Psikoloji öğrencileri arasında da bu tür alt grupların oluşması gayet doğal. Fakat bu alt grupların ortak bir amaç için bir araya gelmelerinin de mümkün olduğuna geçen yılın son-

larında şahit olduk. Psikoloji Bölümü başkanı Prof. Serdar Değirmencioğlu’nun sebep gösterilmeden dönem ortasında işten çıkarılmasına karşı bölüm öğrencileri haftalarca süren kararlı bir duruş sergileyebildiler. Bu duruş çeşitli basın-yayın organlarında da yer buldu. Çeşitli sorunlara rağmen Psikoloji Bölümü’nün hocalarıyla, araştırma görevlileriyle ve öğrencileriyle kendi içinde iyi geçinen ve ortak amaçlarını gerçekleştirebilen bir topluluk olduğunu gerek kayda geçmeyen karşılıklı görüşmelerden, gerek kayda geçen öğrenci değerlendirmelerinden görebiliyoruz. Ayrıca sadece iş yapan değil aynı zamanda birlikte eğlenebilen bir topluluğuz da. Dönem içinde okul dışında yapılan dersler ve dönem sonu toplu eğlenceleri sosyal medyada paylaşıldığında onca soruna rağmen hala gıptayla bakılan bir bölüm olduğumuzu görüyoruz. Özellikle mezuniyet sırasındaki kucaklaşmalar ara sıra da olsa “akademisyenliği neden seçtim” diye kendini sorgulayan biz hocaların “evet, değermiş” demesini sağlıyor.

19


RÖPORTAJ

Tunç Çelik Saint Benoit Fransız Lisesinden mezun olan Çelik, ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nden lisans, Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden de yüksek lisans derecelerine sahiptir. Çalışma hayatına 1993’de Arçelik AŞ’de Kalite Mühendisi olarak başlamıştır. Daha sonra Entil Döküm AŞ’de kalite ve insan kaynakları süreç yöneticisi, KOÇ İdea AŞ’de eğitmen, danışman ve pazarlama takım lideri olarak çalışmıştır. 1998 yılında YÖSİDA Yönetim Danışmanlarına ortak olarak katılmış, 2000 yılında Analiz Sentez Yönetim Danışmanlık firmasını kurmuştur. Başarılı bir iş hayatına sahip olan Tunç Çelik’i şimdi kendisinden dinleyelim. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1966 doğumluyum. İkinci kuşak mühendisim. Ben şanslıydım; mühendislikle ilgili şeyleri çocukluğumdan beri görüyordum. Endüstri mühendisliğini bitirdiğimde verimlilik yöntemlerinde çalışmaktansa, insanları talepkar müşteri yapmanın daha önemli olduğunu farkettim. Tabi müşteriyi de anlamak lazım. Onun için de örgütsel davranış mastırı yaptım,yani ben biraz daha işin insan tarafına yöneldim.Bunun kültürel bir devrim olduğunu düşündüm. ‘Kültür yönetilebilir mi?’ ve ‘Nasıl yönetilebilir?’ soruları benim için önemliydi ve bu yüzden mastır programına başladım. Bu konuda mastır yaptığım için bana Arçelik’ten iş teklifi geldi. Mesleğimi iyi yapıyor olmak ve kendimi bulmak adına bana çok faydası oldu. Kısacası

20

Arçelik’in benim için çok önemli bir yeri olduğunu söyleyebilirim.

çatışma eylemi yüksek olan kültürel bir özelliğimiz var.

JUSE(Japon Mühendis ve Bilim Adamları Derneği) kaynaklı ileri problem çözme tekniklerinin konu aldığı içerikten bahseder misiniz? Bu konunun Türkiye’deki ilk uygulayıcılarından biri olarak sizce bu durumun Türk mühendisliğine katkısı var mıdır? Japonlar; kalite hareketinin merkezi,temel problem çözme teknikleri ve problem çözme mantığıdır.Japonlar, problem çözme konusunda kararlı davranarak ve ileri temel problem çözme tekniklerini kullanarak bunu tüm işçilerine öğretti ve kalite devrimini başardılar.Ben Türk toplumu olarak bizim için bunun daha da önemli olduğunu düşündüm.Çünkü, Türkiye’de insanlar çok çabuk küçük gruplara ayrılır. Ve bu gruplar arasında

1993’te Arçelik A.Ş’de kalite mühendisi olarak görev yapıp, KOÇ IDEA A.Ş’de de eğitmen, danışman ve pazarlama takım lideri pozisyonlarında bulundunuz. Çalıştığınız firmalar ve görevlerdeki çeşitliliğin size iş yaşamınızdaki getirileri nelerdir? Çeşitlilik var ama sürekli yürüdüğüm bir yol var. Mesela bu çeşitliliğin içinde şirketler değişti, pozisyonlar değişti ama değişmeyen bir şey var; ben her zaman önemli olan ne ise onun amacına göre ona yönelip, planlı ve organize çalışmasını, yapılan işlerin sürekli geliştirilmesini sağlamak için çalıştım. Eğer ben bir şirkette kalsaydım, o şirkette yükselmek için farklı işleri yapmak gerekecekti. Dolayısıyla ben bu sürekli iyileştirme işinin


içinde kalmak istedim.Birisinde masanın bir tarafındaydım, sonra diğer tarafına geçtim. Tunç Çelik olarak hem iş hayatında hem de akademik yaşamda önemli bir yeriniz var.Bu dengeyi nasıl kurduğunuzu bizlere biraz anlatır mısınız? Çinlilerin bir atasözü vardır; ’’Bulunduğun durumdan memnun olmamak, gelişmek yolundaki ilk adımdır.’’ Benim temel mantığım genelde bu olmuştur. Dolayısıyla zamanımın büyük bir kısmını uzun süre çalışırak ve bu yolda enerji harcayarak geçirdim. Eğer biraz sosyal hayattan bahsedersek, klasik spor, siyaset muhabbetlerinden artık çok sıkılıyorum. Fakat Darülaceze veya çocuk yuvalarındaki kişilerle vakit geçirmekle daha çok mutlu oluyorum. Bugün “Evet, istediğim yerde ve hayal ettiğim noktadayım.“ diyebiliyor musunuz? Gerçekten Türkiye’de yönetim danışmanlığı anlayışını değiştirmeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar yaptığımız tüm projelerimiz,çalışmalarımız çok başarılı oldu. Şuan hayallerimin peşinde koşmak adına yaptığım işten paramı kazanıyorum ve bundan da çok memnunum. Fakat bu memnun olduğum yer,benim istediğimin çok gerisinde.Yani danışman, gelip konuşan sonrada giden adam değildir.Ben bu kanıyı ülkemizden tamamen silmek istiyorum.Danışman; gelir,bakar,kök sorusunu görür,doğru projeyi tanımlar ve insanlarla birlikte oturup o işi değiştirir.İşte tam bu mantığı oturtmak istiyorum ülkemizde. Kısacası yönetim danışmanlığı doğru bir formasyonla,doğru bir planlamayla yapıldığı takdirde,her zaman verimli olacak bir yöntemdir. Yönetim danışmanlığı anlayışından biraz bahseder misiniz? Danışmanlık, durumu çok iyi anlamakla ve çok iyi anlaşılmasını sağlamakla ilgili birşeydir.Size kariyerimdeki en önemli değişimi şöyle anlatayım: Bir gün çok zor bir projede müşteri benden sunuş yapmamı istedi.Ben de kendisine sunuş değil de,gelip projede neleri yapıp ya-

pamadığımızı anlatayım dedim.Sonuçta biz aynı taraftayız.Sen beni seçtin,ben artık senin danışmanınım.Ben senden niye yapamadıklarımı gizleyeyim ki.Sen bu şirketin sahibisin,ben neyi yapıp yapamadığımı söyleyeyim ve sen de bana yardım et. Aslında danışmanlık böyle bir yöntemdir.Kısaca yönetim danışmanlığı; yönetim biliminin temel ilkelerini ve prensiplerini yaratıcı bir şekilde,o şirketin koşuluna uyarlamaktır. Edindiğimiz bilgilere göre Avrupa Patent Ofisi’nce onaylanmış bir patentiniz bulunmakta.Bize patentin içeriğini anlatabilir misiniz? Diş hekimlerine gittiğimde hep dikkat etmişimdir;öne eğilerek çalışırlar ve onlarda bel rahatsızlıkları sıkça görülür. Bu konudan hep müzdaripler. Ben de bu

konunun üzerine eğilip araştırmalar yaptım, sonra bunun nasıl çözüleceği ile ilgili fikir geliştirdim.Daha sonra bu fikrin çok iyi ve patentlenebilir bir fikir olduğunu farkettim.Sonra da Avrupa Patent Ofisi’ne başvurdum ve başvurum onaylandı. Fakat sonrasında KOSGEB’e başvurduğumda fikrimi beğenmediler,ben de para harcayarak kendim birşeyler yapmaya çalıştım. Patenti hâlâ bende duruyor.Bu projeye ileride yeniden el atacağım Bir endüstri mühendisi olarak mesleğinizi nasıl tanımlarsınız? Sistem,insan ve makinenin bir bütün olarak çalışmasını sağlayan bir meslektir. Ortada bir sorun vardır ve bir endüstri mühendisinin amacı sorunu çözümleyip,planlayıp,bu durumu optimize etmektir ve bu durumu nasıl iyileştirece-

ğini belirlemektir.Endüstri mühendisleri aynı zamanda diğer meslekleri de iyi bilmelidir.Özellikle endüstri mühendisi adaylarının bence üretim süreçlerine çok yakın durmaları gerekir.Aynı zamanda kariyerinin daha çok başlarında bu akışı yakından takip edip öğrenmeleri gerekir. Büyüme ve sistem geliştirme adına bir şirket kurdunuz.Ne tür çalışmalarla bu işi yürütüyorsunuz? Biz şirketlere gittiğimizde projeleri yaparken, yaptığımız projelerin amacı, o şirketin büyümesi, ciro artışı ve karlılık artışına hizmet etmektir.Yaptığınız iş buna hizmet etmeyecekse kısa, orta veya uzun vadede yaptığınız işin bir anlamı kalmıyor. Siz birçok şey yapıyorsunuz ve bunun sonucunda müşterilerle, tedarikçilerinizle olan ilişkileriniz yada şirket

içindeki ilişkiler, işleyiş iyileşiyor. O zaman akış daha kolay ve daha hızlı olmaya başlıyor. Bu sayade kapasite kullanım oranları, verimlilik ve ciro artabiliyor. Son olarak mesleğe adım atacak olan biz gençlere tavsiyeleriniz nelerdir? Herkes iyi bir şirkete girmek istiyor.İyi bir şirkette çalışmak doğru bir refleks. Fakat bundan önce kiminle çalışacağınıza bakın. En çok öğrendiğiniz insanlar, sert ve sizi zorlayan insanlardır.Herkesin korktuğu kişilerden korkmayın ve böyle kişilere sarılın.Zor olan işleri yapın daima. Onlarla çalışıp, onları anlamaya çalışın ve asla pes etmeyin.Ayrıca uzun vadeli iş istiyorsanız,aklınız hırsınızdan önde olmalı.Yani zor olan yerde olun, zor olan işi yapın ve hiçbir zaman pes etmeyin.

21


22


RÖPORTAJ

EDİZ HUN

60’lı yılların en meşhur ismi. Fikret, Suat, Kemal... sayısız karaktere can veren büyük dev. Evet bahsettiğimiz isim Ediz Hun. Başarının doruklarına ulaşan usta oyuncu, 20 Kasım 1940 yılında İstanbul’da doğmuştur. Avusturya Lisesi’ni bitirdikten sonra Norveç’te Oslo ve Trondheim Üniversitesi’nde Biyoloji ve Çevre Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Ses Dergisi’nin düzenlemiş olduğu yarışmadaki başarısının ardından hızla meşhur olan Ediz Hun, 1963 yılında ilk filmi olan “Genç Kızlar” filminde Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit ile birlikte rol aldı. Ve bunun ardından günümüze kadar sayısını sayamadığımız yüzlerce filmde rol aldı. Gerek özel yaşamı gerekse şöhret hayatında hepimize örnek olan bu büyük ustayı şimdi de kendisinden dinleyelim. 1963 yılında Ses dergisinin yaptığı yarışmaya katılma kararını nasıl aldınız? Rastlantılar sonucuyla yarışmaya katıldım. Ben o sıralarda Almanya’da öğrenciydim. İstanbul’a ailemi ziyaret etmeye geldiğimde bir tanıdığımız sinemada büyük gelişmeler olduğundan bahsetti. Ses Mecmuası’nın yarışma düzenlediğini söyledi ve bu yarışmaya katılmamı önerdi. Düşündüm ve yeni bir şeyler yapmanın iyi olacağına karar verdim. Bir fotoğraf çektirip ses dergisine gönderdim. Yarışma sonucunda birinci seçildim ve böylece kaderim değişti. Bugüne kadar birçok filmde rol aldınız. Oynarken en çok etkilendiğiniz ve sizde iz bırakan karakter hangisi oldu? Birçok farklı karakter canlandırdım o yüzden herhangi bir karakter benim

24

için çok özeldi diyemem. Oynadığım tüm karakterler ve içinde bulunduğum tüm filmler benim evladım sayılır ama şunu söyleyebilirim; 1985 yılında TRT için Reşat Nuri Güntekin’in Acımak adlı romanından senaryolaştırılmış olan filmi yedi bölümlük bir dizi olarak çekmiştik. Orada canlandır-

dığım namuslu bir devlet memuru olan Mürşit Efendi karakteri beni çok etkilemişti ama yine de canlandırdığım tüm karakterleri hep sevmişimdir. Emek harcadığım hiçbir işi birbirinden ayıramam. Oynadığı karakterlerle hepimizin gözünde romantik bir jön yaratan sizin gerçekte aşka nasıl baktığını merak ediyoruz. Sizce aşk nedir? Aşk; iki insanın birbirine duyduğu büyük bir heyecan manzumesidir. Her an âşık olduğun insanı yaşamak istersin, her anını onunla beraber yaşamak istersin. Fakat bu beraberlik yalnız romantik bir an değil, sevdiğin insanı her an, her haliyle sarıp, kucaklamayı istemektir. Aşkın içinde farklı nüanslar var mesela; kara sevda insanı intihara dahi sürükleyebiliyor bilhassa sizin gibi genç yaştakileri. Maalesef gazetelerde okuyoruz aşk uğruna olanla-


rı. Çok tehlikeli olabiliyor o yüzden kontrolden çıkmamalı aşk.

oldum demek son derece yanlıştır. Ben oldum diyenler sanatçı değildir.

Bir dönem siyasetle ilgilenmişsiniz. Siyasete girmenizin nedenleri nelerdir? Neden bir süre sonra siyaseti bıraktınız? Siyaseti bıraktım çünkü; benim ülke meselelerinde her yönden yardımcı olabileceğim bir siyasi parti yoktu. Neden siyasete girdim? Siyasete şunun için girdim; beni iyi bir siyasetçi olarak görmek istediler. Çünkü tanınmış bir hüviyetim vardı. Bir sanatçıydım. Aynı zamanda bilim adamı hüviyetim de vardı. Dolayısıyla onlar için uygun bir profilim vardı ve bu şekilde siyasete davet edildim. Bana belediye başkanlığı da teklif edildi ama ben mecliste olmayı seçtim. 1999-2000 yılları arasında meclise girdim ve sonra yavaş yavaş siyasetten uzaklaştım. Önümüzdeki yerel seçimler için de teklif aldım ama geri çevirdim. Ben bir sanatçıyım. Birçok sevenim var. Hepsini kucaklamalıyım. Ülke olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Bu dönem içerisinde siyasette bunu yapmam çok zor gözüküyor o yüzden siyasetten uzak durmak istiyorum.

Kitap okumayı sever misiniz? Okuyorsanız ne tür kitaplar okursunuz? En son okuduğunuz kitap ne üzerineydi? Kitap okumayı çok severim. Genel olarak bilim, felsefe kitaplarını severim. En son kitap fuarından birkaç kitap aldım. Birçoğu felsefe üzerineydi.

Sinemadan başka bir sanat dalıyla ilgileniyor musunuz? İlgileniyorsanız bu sanat dalını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben bütün sanat dallarıyla ilgileniyorum. Biz sanatçılar hep öğrenciyiz. Her yeni film benim için bir öğrencilik dilimi. Yeni bir heyecanla birlikte o filmi başarılı bir biçimde sonuçlandırmalıyım ki seyirci beni beğensin. Dolayısıyla sanatçı hangi sanatı icra ederse etsin her yapıtında bir öğrencidir. Ben

Türkiye’de en popüler spor dalı futboldur. Futbolla ilgileniyor musunuz? Hangi takımı tutuyorsunuz? Fenerbahçe taraftarıyım. Futbolla fazla ilgilenmiyorum. Fanatizmi hiç sevmiyorum. Son zamanlarda yaşanan arbede ve tartışmalar beni çok üzüyor. Kim iyi oynuyorsa ben onu alkışlamak isterim ama mağdur olanı da alkışlayarak onure etmek isterim. Geçmişteki oyunculuklarla günümüzdeki oyunculukları kıyasladığınızda nasıl yorumluyorsunuz? Günümüz oyuncularından hangisini daha çok beğeniyorsunuz? İsim vermek istemiyorum. Sizin yaşlarınızda çok başarılı oyuncular var ki olması da lazım zaten. Esasında onların bizden daha ileriye gitmesi gerekiyor. Yeni nesil bizden daha iyi düşünebilmeli, daha iyi olabilmeli ki ülke kalkınabilsin. Günümüzde güzel filmler çekilmiyor değil ama bizim zamanımızda çok farklıydı. Çok büyük emekler vardı. Şimdi de emek var, yok demek yanlış olur ama çok az kaliteli film var. Bazı filmler kategoriye bile giremez bilhassa komedi filmleri. Film; bir mesajı olan aktarımdır. Komedi filmi de olsa durum komedisi olur.

Yine izleyiciye bir mesaj verir. İyi bir gişe yapmış olması iyi bir film olduğunun kanıtı değildir ama iyi film yapan arkadaşlarımız da var onların desteklenmesi gerekiyor. Yeşilçam’ın en şöhretli aktörlerinden birisiniz. Şöhretli biri olmak nasıl bir duygu anlatır mısınız? Şöhretli biri olmak güzel bir duygu olabilir ancak sevildiğimiz takdirde. Ben sevilen bir insanım çok şükür. Sevmeyen de vardır mutlaka. Doğal şeyler bunlar ama genel olarak sevilen bir insanım ben. Bundan dolayı da mutluyum. Şöhret zor bir iştir. Üstünde hissetmek, onun ağırlığını azaltmaya çalışmak kolay değil. Normal bir insan gibi rahat rahat dolaşamıyoruz. Kılık kıyafetine dikkat etmek zorunda kalıyorsun. Çarşı pazar dolaşamıyorsun. Ben dolaşıyorum ama birçokları dolaşamıyor. Getirisi olduğu kadar götürüsü de var bu yüzden biraz rahat bir insan olmak gerekiyor. Kısacası şöhret çok zor.

25


GEZİ

Mardin’in Büyülü Dünyası HAZIRLAYAN Narin SEVAT

MARDİN, eski tarihi, eşsiz mimarisi ve insanlarıyla tamamen kusursuz bir şehirdir. Bu yüzden Mardin’i kelimelerle ifade etmek oldukça zordur. Çünkü kimse oraya gidip gözleriyle görmeden bu eşsiz şehrin güzelliğini kavrayamaz. Öncelikle meşhur mimarisinden başlamak istiyorum. Bir mimarlık harikası olan Mardin evleri, oranın geleneksel bir simgesidir. Kocaman teraslara sahip olan taş evler aynı zamanda alçak olduğu için bölgenin manzarasını engellememektedir. Evler, terasları ve asma katları ile çok kullanışlıdır. Teraslar, komşuların birbirleriyle sosyalleşmesi için güzel bir fırsat sağlamaktadır. Aynı zamanda Mardin’in mimari yapısın-

26

da kullanılan sarı kalker taşı, oyma ve desen yapmaya çok uygundur. Bu da Mardin Evleri’nin müthiş bir görünümünün olmasını sağlar. Şimdi gelelim büyüleyici güzellikteki Mardin kiliselerine. Size Mor Gabriel Manastırı ve Deyrulzafaran Manastırı’nı anlatacağım. Mor Gabriel, dünyanın en eski Süryani Ortodoks Manastırıdır. Mardin ilinin, Midyat ilçesine bağlı Mor Gabriel Manastırı Ayasofya’dan 140 yıl önce yapılmıştır. Günümüzde antik eser konumundadır. Bu yüzden Manastır görevlilerinin bu eserin bir nakşını dahi değiştirmeye yetkileri yoktur. Tasarruf hakkı Süryani Cemiyeti’nde olan Mor Gabriel Manastırı 100 hektarlık bir alan kaplamaktadır.

Kilise tarafından ikinci “Kudüs” olarak ilan edilmiştir. Deyrulzafaran Manastırı da Süryanilerin önemli merkezlerinden biridir. Mor Hananyo Kilisesi, Azizler Evi, Meryem Ana Evi ve Güneş Tapınağı Deyrulzarafan Manastırı’nın önemli yapılarını oluşturur. Manastırın içinde tarihi bir Süryanice İncil bulunmaktadır. En önemli özelliği, içinde 52 Süryani Patriği’nin mezarlarının bulunmasıdır. M.Ö 4000 yıllarında güneşe tapan Süryani Ataları’nın tapınağı olarak inşa edilmiştir. Mardin’de görülmesi gereken diğer yer de Beyaz Su’dur. Suyun içine yerleştirilmiş oturma tahtaları ve minderler dinlenmek ve piknik yapmak için dü-


Deyrulzarafan Manastırı

Beyaz Su

Mor Hananyo Kilisesi

zenlenmiştir. Şırıl şırıl akan suyun sesi, etraftaki gençlerin yaptığı müziğin sesiyle birleşince mükemmel bir keyif yaşanır adeta.

İnsanlar genellikle tarım ve hayvancılıkla ilgilenirler. Ama bunun yanı sıra Mardin’in ünlü el işçiliği olan gümüşçülükle de uğraşırlar. Ustaların makine

kullanmadan, tığlarla yaptıkları “Telkari” adı verdikleri gümüşleri görüp, kesinlikle o dokuyu hissetmeniz lazım. Mardin, tüm dinlerin kardeşçe yaşadığı bir şehirdir. İnsanları kardeşçe yaşamayı öyle benimsemişlerdir ki, bunu ancak oradaki insanlarla yapacağınız sohbetlerle anlayabilirsiniz. Mardin’e gittiğinizde kendinizi yabancı hissetmenizin imkanı yoktur. Çünkü, Mardin’de bütün kapılar bütün insanlara açıktır. Hiç tanımadığınız insanlarla bile kardeş gibi yaşayabilirsiniz. Harika bir mimaride, kardeşçe zaman geçirmek istiyorsanız, mutlaka Mardin’e gitmeli ve hayatınızın en güzel tatilini yaşamalısınız.

27


TRAVEL

PREPARED Narin SEVAT

Mardin’s Magical World We can say that Mardin is an excellent city with its old and medieval history, unique architecture, multicultural and multi ethnic population. We are unable to tell the beauties of Mardin by words. If anybody wants to understand these beauties must visit and see those with their own eyes. To understand, you must live this experience and feel those with your heart. Let me tell about Mardin’s architecture, its cultures and ethnic communities which have curiosity and give

28

information about famous architecture of Mardin. Firstly, I want to begin with architectural wonders of Mardin’s homes made out of stone and which is a specific of Mardin and its environment. These homes have big terraces and carved arts embroideries. At the same time they are low height, so you can easily see them everywhere and separated one by one. No one prevents the other one to see. The city population has a good time being together with their neighbors in their big terraces to

chat along several hours until the late night. These terraces oriented with vine trees. These terraces are very useful for different purposes. They use some part of these terraces for sleeping in summer nights while the other part is used for cuisine. The stone blocks that are used for those buildings are a kind of calcite stone which can be easily carved and take form. Also, their colors are yellowish. Due to these features, these stones give unique beauty perspective to the Mardin’s architecture.


Mor Hananyo Kilisesi

Now I am going to talk about churches of Mardin which are very beautiful and famous in the world. There are many churches, but most famous of them are Mor Gabriel and DerZahfaran. Mor Gabriel is the Turkey’s oldest syriac orthodox monastery which is in Midyat the unknown town of Mardin. It is able to compete with historical arts and monuments of Agia Sophia. It was built 1.400 years before Agia Sophia. This monastery belongs to the syriac community. No one have right, authority to change the position in any side of this church or evacuate any historical arts from here to another places. It is an area of 100 hectares. This city is known as second Jerusa-

Deyrulzarafan Manastırı

Beyaz Su

lem. Der ul Zahfaran is also important church of syriac monastery. Therefore, Mor Hanania, Azizler evi (saint’s house), Meryem Ana (Saint Mary) and Sun Temple are very important and holy places of Mardin. The oldest Holy Bible was founded in Mor Gabriel and there are 52 tombs of syriac patriarchs. During the 4000 century B.C, their ancestors believe in and pray to the sun as their deity in Sun Temple. The other interesting visiting place is called Beyaz Su which is a touristic resting place and also good for having a picnic there. At that place, there are woody seats with cushions onto platforms made out of wood which are replaced on the water of Beyaz Su brook. The visitors sitting on these seats may take off their shoes and douse their feet into the cold water while sitting on them. Each time you go there, there are live music, dance and folk. Young people take a step, play musics and perform their best move on their dances. It is such an atmosphere that brings you to an authentic and different world.

Their livelihoods are livestock, viticulture, agriculture silverware (telkari). Unemployment is at high level in Mardin because of the emigration of young age to the other cities like İstanbul or out of Turkey like European Countries. The old women knit woolly knitting furnitures with their hands. In silver market, silver craftsmen make silver jewels very skilfully and they call these products as telkari. As a result, we can say that Mardin is also the motherland of all religions and all beliefs. It is such a place that people can find opportunity to live together as brotherly. When you visit Mardin, you can see with your own eyes how it is possible to show tolerance and respect to all multi-ethnics, multi-religions and diversities. Every minorities and people are welcomed by smiling faces and peace. So, if you want to have a fun and happy journey with interesting and beautiful places, please take a ticket and go one of the most ancient cities. To Mardin…

29


DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ

TİYATRO KULÜBÜ

KULÜPLER

HAZIRLAYAN Seda UĞURSAL

30


Doğuş Üniversitesi Tiyatro Kulübü ‘Doğuştan Oyuncular’, 1997 yılından beri faaliyet göstermektedir. Doğuştan Oyuncular, kuruluşundan bugüne kadar Hadi Çaman,Ayşe Lebriz Berkem; 2010 yılı itibariyle de halen Cenk Sözeri yönetmenliğinde çalışmalarını sürdürmektedir. Kulübümüz, tiyatroyu seven ve amatör bir grup olarak Türk Tiyatrosu’na katkı sağlamak isteyen gönüllü üyelerden oluşur. Her akademik yılın sonunda hazırladıkları oyunlarıyla seyirci karşısına çıkan Doğuştan Oyuncular, 2010 yılından itibaren de Tiyatro Festivali düzenleyerek diğer üniversite ve tiyatro topluluklarının oyunlarını Doğuş Üniversitesi öğrencileriyle buluşturmaktadır.

“Romanoff ve Juliette - Peter Ustinov” / Hadi Çaman(2006) “Nafile Dünya - Oktay Arayıcı” / Ayşe Lebriz Berkem (2007) “Bir Evlenme - Nikolay Vasilyeviç Gogol” / Ayşe Lebriz Berkem (2008) “Kafatası - Nâzım Hikmet Ran” / Ayşe Lebriz Berkem (2009) “12.Gece - William Shakespeare” / Ayşe Lebriz Berkem (2010) “Hisse-i Şayia - İbnirrefik Ahmet Nuri Sekizinci“ / Cenk Sözeri (2011) “Cadı Kazanı - Arthur Miller” / Cenk Sözeri (2012) “Dava – Franz Kafka” / Cenk Sözeri (2013) 2010 yılından beri üniversite tiyatro topluluklarının buluşma noktası,’Doğuş Üniversitesi Tiyatro Festivali’ oluyor. Bu yıl 5.Kez tiyatro severlerle buluşacak olan festival,5-9 Mayıs 2014 tarihleri arasında 4.Blok Tiyatro Salonu’nda gerçekleşecek.Hem Doğuş Üniversitesi Tiyatro Kulübü ‘Doğuştan Oyuncular’ hem de katılacak diğer üniversitelerin oyunlarını izlemek için tüm tiyatro severlerin festivale katılmalarını tavsiye ediyoruz.

31


KULÜPLER

DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ

DANS KULÜBÜ HAZIRLAYAN Setenay BAYŞEN

Okulumuz öğrenci kulüplerinden biri olan Doğuş Üniversitesi Dans Kulübü (Doğuş Dans), okulumuz öğrencilerine kendilerini hem sosyal anlamda geliştirebilecekleri hem de iyi bir dans eğitimi alabilecekleri ortamı sağlamak için 2003 yılında Öğrenci Dekanlığı tarafından kurulmuştur.

32


Kulübümüzün dans eğitmenleri Seçil Bayraktar KAZOZCU ve Erdinç KAZOZCU, ülkemizin önde gelen dans eğitmenleridir. Kulübümüzün kuruluşundan beri her yıl okulumuz öğrencilerine sosyal latin dansları eğitimi verilmektedir. Doğuş Üniversitesi Dans Kulübü olarak 2010’dan beri her yılın mayıs ayında diğer üniversitelerin de katılımıyla gerçekleştirdiğimiz dans festivalimizde sahne alacak gösteri grubu öğrencileri yetiştirmekteyiz.

İlk festivalimiz 2010 yılında altı farklı koreografi ile seyircilerimize sunuldu. İkinci festivalimizde ise 2011 yılında ”Titanic” temalı, konu olarak birbirini takip eden beş danstan oluşan gösterimiz hem kostüm hem de koreografi ile seyircilerimizin akıllarında yer edindi. 2012 yılında üçüncüsünü düzenlediğimiz festivalimiz “Gothica” teması, vampir, şeytan ve melek gibi karakterlerin olduğu, dansların farklı yorumlandığı ve kostümlerin dikkat çektiği bir performansa ev sahipliği yaptı.

Geçtiğimiz yıl ise dördüncüsünü düzenlediğimiz festivalimizde “Gangster” ve “Parti” olmak üzere iki ayrı temamız vardı ve bu temaları anlatan Rumba, Cha Cha ve Jive danslarımız farklılıklarıyla birlikte dansçılarımızın eksiksiz performansı ile dikkatleri Doğuş Dansta tutmayı başarıyla sağladı. Bu sene beşincisini düzenleyeceğimiz festivalde gösteri ekibimiz Rumba, Cha Cha, Jive ve Salsa danslarıyla sahne alacaklar. 12 Mayıs 2014 Pazartesi gerçekleşecek bu eşsiz festivale sizleri de bekliyoruz.

33


SPOR

FORMULA 2 HAZIRLAYAN Hazal HİSAR

34


D

ünyada geniş bir izleyici kitlesine sahip olan Formula 1’in yanında daha az ilgiye sahip olduğu düşünülen Formula 2’nin bilinmeyenlerini inceleyelim. Formula 1’den farklı olarak daha küçük ve daha az güce sahip araçlarla düzenlenen bu spor, Güney Amerika’da çok geniş kitlelere sahiptir, yalnız ülkemizde yer bulamamıştır. Kökeni, 1920’lerdeki Grand Prix motor yarışlarına dayanmaktadır. Bu yıllarda sportif yarışlar için özel olarak yapılan arabalar ortaya çıkmış ve 1950’lerde de Fédération Internationale du Sport Automobile (Uluslararası Otomobil Sporu Federasyonu) tarafından kuralları belirlendikten sonra üretimi yaygınlık kazanmıştır. Otomobil yarışları hızla yayılıyorken, Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA), 1950’de otomobil üreticilerinin katıldığı dünya çapında bir yarış düzenlemeye karar vermiştir. Giuseppe Farina ve Juan Manuel Fangio tarafından kullanılan Alfa Romeo Alfetta (type 158 ve 159) modelleri şampiyonanın tamamına damgasını vurmuştur. Bunun üzerine

FIA kategorileri oluşmuştur. Formula 2, böylece 1952’de ortaya çıkmıştır. Formata gelecek olursak Formula 2, bir yıl boyunca, değişik ülkelerde özel yollarda koşulan yarışlardan oluşmaktadır. Yıl sonunda toplanan puanlara göre ödüller verilmektedir. Yarışları Jean Todt’un başkanlığını yaptığı FIA (Uluslararası Otomobil Federasyonu) düzenlemektedir. Otomobiller tek kişiliktir. Sürücü yeri ile tekerlekleri açıktadır. Takımlar otomobillerini kendileri üretseler de, hemen hepsi büyük otomobil markalarının motorlarını ve parçalarını kullanmaktadır. Formula 2 motorları 2000 cc’ye kadar standart olarak üretilen motorlarda değişiklik yapılarak hazırlanmaktadır. Başlıca 7 tane F2 yarışı bulunmaktadır.Bunlar; Japon Formula 2 Avustralya Formula 2 Meksika Formula 2 Brezilya Formula 2 Arjantin Formula 2 Güney Amerika Formula 2 Britanya Formula 2 Genel bilgilerden sonra biraz da yarışla ilgili ilginç notlara geçelim: • Formula 2 arabaları için V6 motorunu Alfredo Ferrari daha 23 yaşındayken düşünüp, ertesi yıl Vittorio Jano’ya teknik düşüncelerini iletmiştir. • 1952 ve 1953 Formula 1 Dünya Şampiyonaları mevcut Formula 1 araba sayısından duyulan endişeler

sebebi ile daha küçük ve daha az güce sahip arabalar için olan Formula 2 kurallarına göre düzenlenmiştir. • Formula 1 yarışlarında,Formula 2 araçları da Formula 1 araçlarıyla birlikte yarışmış,ancak bunlara Dünya Şampiyonası kapsamında herhangi bir puan verilmemiştir. • Formula 2 yarışlarında birkaç kez ölümlü kazalar olmuştur. Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletindeki Hockenheim’da bulunan Hockenheimring otomobil yarışı pistinde tam 3 kez ciddi kazalar yaşanmıştır. 1968 yılında yapılmış olan Formula 2 yarışı sırasındaki kazada İskoçya temsilcisi Jim Clark, 1972 yılında yapılmış olan Formula 2 yarışı sırasındaki kazada Yeni Zelanda temsilcisi Bert Hawthorne, 1980 yılında yapılmış olan Formula 2 yarışı sırasındaki kazada ise Avusturya temsilcisi Markus Höttinger hayatını kaybetmiştir • 1984 sezonunda şampiyon olan Yeni Zelanda temsilcisi Mike Thackwell dışında diğer tüm şampiyonlar Avrupa ülkeleri temsilcisidir.

35



Youngie*5