Page 46

yol toplumsal inisiyatifin en canlı bütünlüğünü temsil eden bir düşünce olarak tespit edile­ meden, yol alma şansımız yoktur. Dolayısıy­ la nasıl bir devlet tartışmasından yola çıkarak, çok geniş bir kapsamda kendimizi yeniden düşünebilmek durumundayız. Bu meselenin salt teorik, gelecekle ilgili bir me­ sele olarak algılanmaması gerekmektedir. Ya da özgürlük sorununda yeni bir yaklaşım ge­ liştirilmesi ile ilgili ısrarı, biraydın hissiyatı o­ larak görmek de ciddi bir eksikliktir. Bugün sosyalist hareketlerle toplum arasındaki itme kuvvetinin bir kısmı örgütlenme anlayışımı­ zın insanların inisiyatiflerini ve katılımlarını zayıflatma özelliği taşımasından da kaynak­ lanmaktadır. Geleneksel, şefçi mantıklarla yürünecek yol kalmamıştır, özgür ve eşit bir yarının rüyasını görenler, bu düş için kavga­ yı da kendilerini özneleştiren, kendi faaliyet­ leri üzerinde tam irade sahibi oldukları bir sürecin parçası olarak vermek istemektedir­ ler. Bunda da sonuna kadar haklıdırlar. O zaman, büyük sosyalist hareketler aile­ sinin bir bileşeni olarak bizim de bu olumsuz mirasın adını net bir biçimde koyarak kendi­ mizi yeniden yapılandırırken yeni hareket noktaları ortaya koyabilmemiz gerekmekte­ dir. Bu yazıda genel başlıklarıyla, özgürlük anlayışındaki mücadele edebilmemiz için ü­ zerine basmamız gereken temel ilkelerimizin neler olması gerektiği ile ilgili yaklaşımları or­ taya koymaya çalışacağız. Ortada bir yazıy­

la değil bitirilebilecek, başlanamayacak ka­ dar kapsamlı bir gündemle karşı karşıya ol­ duğumuzu bilerek ama adını koyarak konuşmaya başlamanın da önemini atlama­ dan devam etmeye çalışacağız. -Sosyalizm deneyi (devletli ve devlet­ siz) özgürlük meselesi ile ilgili önemli ö­ zeleştiri ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu konuda en çok bakılması gereken yer muhakkak ki Sovyetler Birliği deneyimidir. “Tüm iktidar Sovyetlere” diyerek başlayan bir sürecin önce “tüm iktidar partiye” sonra da gittikçe daha dar kurumların iktidarına doğru evirilmesi büyük bir başarısızlıktır, özellikle Stalin döneminde yaşananlar, 1930’lardaki büyük tasfiye hareketi, sistemin neredeyse tüm canlılığını ortadan kaldırmıştır. Sistem tüm yenilenme girişimlerine rağmen -ki bun­ ların da hepsi yukarıdanlık zaafını taşımıştırbu gidişi tersine çevi reme miştir. Partinin sü­ recin sonunda nasıl bir hale geldiği, geriye dönüşün aslında nasıl da toplumsal güçler­ den kaynaklı olarak değil de partinin kendi i­ çinden kaynaklandığı, 1989 ve sonraki gelişmelerde gözlenmiştir. Toplumun deneti­ minden kopan ve tüm iktidarı merkezi düzey­ de elinde toparlayan bir iktidarın sosyalizm kurma şansının olmadığı mutlak bir doğru o­ larak ortaya çıkmıştır. Proletarya diktatörlü­ ğünün, proletaryanın öncü partisinin değil proletaryanın doğrudan kendisinin diktatörlü­ ğü olması gerektiği konusundaki Luksemburgçu eleştiri yerden göğe kadar haklı çıkmıştır. “ Fakat tüm ülkede bir bütün olarak siyasal yaşamın bastırılmasıyla, Sovyetlerdeki ya­ şamın da sakatlanacağı muhak­ kaktır. Genel seçimler olmadığında, fikirlerin özgürce çarpışması olmadığında, yaşam her kamusal kurumda yavaş ya­ vaş solar gider... Kamusal yaşam gittikçe uyuşur... Gerçeklikte yal­ nızca bir düzine seçkin insan (par­ ti liderleri) başı çeker ve işçi sınıfının elit bir kesimi liderlerin söylevlerini alkışlamaya ve öneri­ len çözümleri oybirliği ile onayla­ maya davet edilir-o halde bu aslında bir klik işi, burjuva anla­ mıyla bir diktatörlüktür” . İkinci En-

JD

Profile for Yol Siyasi Dergi

Yol Bahar 2009 Sayı 16  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.yolsiyasidergi.org & www.twitter.com/yolsiyasidergi & www.facebook.com/yolsiyaside...

Yol Bahar 2009 Sayı 16  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.yolsiyasidergi.org & www.twitter.com/yolsiyasidergi & www.facebook.com/yolsiyaside...

Advertisement