Page 39

21. Yüzyıl Sosyalizmi yaşamda güçlü bir şekilde burjuvazinin varlı­ ğını sürdürmesi ve iktidar mücadelesinin ne­ redeyse sürekli hale gelmesidir. İktidardaki devrimci güçler bir anlamda “paralel iktidar, ekonomi ve sosyal örgütlenmeler” yaratma mücadelesini her gün güçlendirmek göreviy­ le karşı karşıyadırlar. En çarpıcı örnekler Ve­ nezüella ve Bolivya olmasına rağmen, Ekvador, Nikaragua ve Paraguay da ikili ikti­ dar mücadelelerinin yaşandığı ülkeler arasın­ dadır. Rus devriminde “ikili iktidar” Şubat’tan Ekim’e kadar sürmüştü. Çin Devrimi biçimsel olarak bugünkü ikili iktidar mücadelelerine en fazla benzeyen gelişmelerle yürümüştür. 1920’li yılların sonlarında başlayan devrim, i­ kinci dünya savaşını da kapsayan günlerde devam etmiş, Çin’i işgal eden Japonya’nın yenilgisiyle 1948’de zafer kazanmıştır. Bu u­ zun yıllarda koca Çin ülkesinde “bölgesel kı­ zıl iktidarlar” kurulmuştur. Ancak bugüne benzemeyen çok önemli farklar unutulmama­ lıdır. Çin Devrimi iki emperyalist paylaşım sa­ vaşının koşullarında yürümüştür. Yine 1917 Ekim Devrimi sonrası her devrimci mücade­ le doğrudan veya dolaylı olarak sürekli güç­ lenen Dünya Devrimci Süreci’nin desteğini arkasına almıştır. Bugün bu koşullar yok! Çö­ küşten sonra sosyalist mücadelenin hem te­ orik hem de pratik yetkinleşmesi için özel ilgiyi gerektiren bugünün ikili iktidarlarının va­ roluşlarını mümkün kılan nedir? Bu olgu için başlıca iki neden söylenebi­ lir. İlki, Kapitalizm-Sosyalizm dengesinin or­ tadan kalkmasıdır. Kapitalist ülkeler lehine yaşanan bu bozulma ilk elden kapitalizmin dünya egemenliği açısından büyük bir fırsat yaratmıştır. Ancak bu görüntünün arka planı­ na bakıldığında dünya başka gelişmelere de gebe hale geliyordu. İki kutuplu dünyanın ü­ çüncü dünya ülkelerindeki iktidar biçimlerine yansıması, kutuplardan birisine dayanarak e­ gemenliklerini katılaştırmak olarak gerçekleş­ miştir. özellikle Amerika bağlantılı üçüncü dünya ülkelerinin önemli bir kesiminde açık, pervasız faşist iktidarlar uzun yıllar egemen olmuştur. İki kutuplu dünya dengesinin bozul­ ması üçüncü dünya egemenlerinin dayanak noktalarını zayıflatmış, katı egemenlik imkânlarında erimelere yol açmıştır. Bu yeni olgunun yanına onunla paralel gelişen dün-

UL

yanın güç merkezleri tarafından yeniden pay­ laşımını da koyunca tablo tamamlanır. Dün­ yanın “süper güç”ün istediği gibi şekillenmeyeceği çok açıktı. Zaten dünyada­ ki olaylar da bu yönde aktılar. Amerika, ken­ di dünya düzenini kurmaya çalıştıkça, bu adımlar sürekli olarak diğer güç merkezleri tarafından aşındırıldı. Merkezler arası bu ça­ tışmalar üçüncü dünya egemenlerinin önem­ li bir bölümünde onların güçlerini zayıflatıcı etkiler yaratmaktadır. Artık ülkelerinin tümüne egemen olamıyorlar, özellikle üçüncü dünya ülkelerinde yaygın iktidar boşlukları oluşuyor. Bu durum, günümüzün geçici olmayan bir ö­ zelliği olarak öne çıkmaktadır. İkinci neden, kapitalizmin 1980’ler sonra­ sı gelişimin yarattığı sonuçlardır. Kapitaliz­ min yeni gelişim dalgası 80’ler sonrası tüm üçüncü dünya ülkelerini etkisi altına aldı. On­ dan önceki dalga 1950’ler sonrası “kalkınmacılık” olarak yaşanmıştı. 1980’ler sonrası neoliberalizm üçüncü dünya ülkelerinin “kal­ kınma” hayallerini sona erdirdi. Sermaye a­ kışı bu ülkelerin önemli işletmelerini satın alma (kolay yatırım) ve sıcak para spekülas­ yonları olarak rol oynadı. Kapitalizmin bu ye­ ni gelişim dalgası hemen tüm üçüncü dünya ülkelerinde kentlere büyük bir yığılma yarat­ tı. Mike Davis Planet of Slums (2004) yazı­ sında bu gerçekliği çok güzel anlatır. Bugün Latin Amerika ülkelerinin nüfusunun % 80’i kentlerde yaşamaktadır. Bu oran orta Afrika hariç tüm üçüncü dünya ülkelerinde % 60’ın üzerindedir. Sadece bu değil, kapitalizm, “in­ formatik çağı”nın özellikleriyle birlikte artık kentlere yığılan bu “fazla nüfusu” bilinen yol­ larla üretim içine alamıyor. Üçüncü dünya ül­ kelerinin büyük çoğunluğunda bu nüfus “bir doların altında geliri olanlar” diye adlandırılı­ yor. Geçim kaynaklarında hiçbir istikrar yok. Kapitalizm her geçen gün artan bu fazla nü­ fusu artık bilinen yollardan denetleyemiyor. Eskisi gibi ne yeni üretim alanları açılabiliyor, ne de gelişmiş merkezlere göç eskisi kadar imkân dâhilindedir. Bu büyük dünya yoksuları denizinde hem kapitalizme karşı bir öfke bi­ rikiyor, hem de en basit insani gereklerden uzak oldukları için derin toplumsal çürümeler yaşanıyor. Artık üçüncü dünya ülkelerinin e­ gemenleri bu gerçeklik nedeniyle de ülkeleri­ ne eskisi kadar egemen değiller.

Profile for Yol Siyasi Dergi

Yol Bahar 2009 Sayı 16  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.yolsiyasidergi.org & www.twitter.com/yolsiyasidergi & www.facebook.com/yolsiyaside...

Yol Bahar 2009 Sayı 16  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.yolsiyasidergi.org & www.twitter.com/yolsiyasidergi & www.facebook.com/yolsiyaside...

Advertisement