Page 1

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

1

İÇİNDEKİLER • Siyasi Durum Raporu: » Umudun Siyasetini Birlikte Büyütmek İçin! ................................................5-15 • Kampanyalar » 4 Adalet ......................................................................................................18-21 » Tabiatı Bozuk Yasa İstemiyoruz! ................................................................22-24 » Adalet ve Saygıya Çağrı ..............................................................................25-26 • Konferanslar » Yeni Anayasada Son Dönemeç ...................................................................28-29 » Çılgın Projeler .................................................................................................30 » Kentlerimizi Nasıl Yöneteceğiz ..................................................................31-32 » Barış ve Anayasa ........................................................................................33-36 • Gezi Direnişi ...............................................................................................37-51 • Eylemler » Newroz .......................................................................................................54-55 » 1 Mayıs ........................................................................................................56-58 » İklim Mitingi .....................................................................................................59 » Onur Yürüyüşü .................................................................................................60 » 1 Eylül Barış Günü ...........................................................................................61 » 12 Eylül .......................................................................................................62-64 • Çalışma Grupları » Tarihle Yüzleşme ........................................................................................66-67 » Doğa Hakları ..............................................................................................68-70 » Emeğin Hakları ve Sendikal Örgütlenme ...................................................71-72 » Hayvan Özgürlüğü ......................................................................................73-75 » Anayasa İzleme ................................................................................................76 » Uluslararası İlişkiler .......................................................................................77 » Toplumsal Cinsiyet ve LGBT .......................................................................78-79 • Kurul ve Meclisler » Danışma Kurulu .........................................................................................82-83 » Kadın Meclisi ..............................................................................................84-85 » Gençlik Meclisi ................................................................................................86 • Parti Meclisi Sonuç Bildirgeleri ................................................................87-90 • Basın Açıklamaları ....................................................................................91-94 • Görüşme ve Ziyaretler .............................................................................95-104

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


2

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

3

Eşitliği, özgürlüğü, barışı, doğrudan demokrasiyi esas alan, dünyanın geleceğini, yaşamı koruyacak siyaset için yola çıkan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi bir yaşında. Bir yıl boyunca hayatımızın her alanında yeşil ve sol siyaseti örgütlemek, sorunlara yeni siyaset anlayışımızla çözümler üretmek için çabaladık. Bu sürede birçok şey öğrendik, eksikliklerimiz ile yüzleştik, farklılıklarımızı keşfettik. Geçtiğimiz dönemde yaşanan önemli toplumsal ve siyasal gelişmeler, partimizin politik ilkeleri ve savunduğumuz değerler ile buluşması umudumuzu ve gücümüzü daha da büyüttü. Barışın tarafı ve savunucusu olarak, Gezi ile buluşarak, kadın, LGBT, ekoloji, emek mücadelelerinin içinde yer alarak eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist siyaseti yeşerttik. Geleceğin siyaseti için de büyüyerek var olacağız.

Sevil Turan – Arif Ali Cangı Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


4

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

5

UMUDUN SİYASETİNİ BİRLİKTE BÜYÜTMEK İÇİN!

Partimizin 1. Olağan Konferans ve Kongresi önemli politik gelişmelerin yaşandığı, ancak sürecin henüz tamamlanmadığı bir dönemde gerçekleşiyor. Önümüzdeki 2 yıl içerisinde yapılacak 3 seçim bu sürecin evrilme yönünü belirlemek bakımından büyük önem taşıyor. Bu süreç dalgalı ve kendi muhalefet dinamiklerini de geliştiren bir seyir izliyor. Uzun bir dönemdir siyasal ve toplumsal alanda, eski siyasal rejimin (statükonun) tasfiyesinin neredeyse tamamlandığı Türkiye’de yeni bir statükonun inşası yönünde önemli adımlar atılıyor. Sürecin bir numaralı öznesi olan AKP, kendi siyasal ve ideolojik müktesebatı ile eklemlenmeye çalıştığı yeni küresel düzenin ihtiyaçları ve sermayenin talepleriyle belirlenmiş bir çerçeve içinde süreci belirlemeye çabalıyor. Açık söylemek gerekirse,

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

kendisine biçilen rolün dışına çıkmaya çalışmadığı sürece, bunu önemli ölçüde başarıyor. Bunun tersini yaptığı zamansa, gerek kendi kapasitesinin sınırlarını zorluyor olmasından, gerekse küresel güçlerin desteklerini azaltmasından dolayı tökezliyor. AKP’nin karşısındaki muhalefet güçleri ise henüz dağınık ve güçsüz konumdalar. AKP‘ye karşı muhalefet yapabilmek için bir dizi olanak bulunmasına rağmen, yaşam tarzı ve Cumhuriyet’in değerleri vb. argümanlara sıkışmaktan kurtulamayan cumhuriyetçi-ulusalcı muhalefet bir türlü büyüyüp güçlenemiyor. Oysa Gezi Direnişi’nin açıkça gösterdiği gibi, bu topraklar önemli bir muhalefet dinamiğini barındırıyor. Sorun, bu dinamiği geliştirecek ve yeni dönemin ruhuna uygun bir siyasal hattı ve örgütlenme anlayışını ortaya koyamamaktan kaynaklanıyor.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


6

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKA’NIN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ

Tarihi ve coğrafi gerçeklik, Türkiye gibi ülkelerdeki gelişmelerin dünyada olup bitenlerden bağımsız olarak ve sadece iç dinamikler üzerinden değerlendirilemeyeceğini göstermiştir. Küreselleşmenin de etkisiyle bugün “dış” dünyanın etkileri çok daha fazla önem kazanmış durumdadır. Türkiye’nin küreselleşmeye tam entegrasyonunun bir parçası olarak, uluslararası alanda kendisine biçilen Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri için ‘rol model’ olma hali ve AKP iktidarı döneminde, bunu aşan bir yaklaşımla ‘bölgesel güç’ olma maksatlı dış politikalar, bölge devletleri ile kurulan ticari, ekonomik, kültürel, siyasal ilişkiler, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşananların çok daha fazla iç politikaya yansımasına ve etkili olmasına yol açıyor. Bu nedenle de yaşanan kimi iç politik gelişmeleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki toplumsal ve siyasal gelişmelerden kopararak ele almak, süreci kavramayı zorlaştıracak bir hata niteliğini de taşıyor. Dolayısıyla, bu dönemin nasıl gelişeceğine ilişkin öngörüde bulunabilmek için, ülke içi dinamikler kadar Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesine ilişkin dinamiklere de bakmak gerekiyor. Bilindiği gibi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının, toplumsal muhalefetlerin her türden anti-demokratik, baskıcı yönetimler/diktatörlükler altında yaşadıkları adaletsizlik, eşitsizlik, sömürü, baskı, yoksulluk ve zulme

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

karşı isyanları, bu ülkelerin her birinin tarihsel-toplumsal gelişimi açısından son derece önemli sonuçlar yarattı ve yaratıyor. Kırılgan olan bu sürecin doğumu, halkların mücadelesinin eski düzenin devam ettirilmesine imkân tanımaması nedeniyle mümkün oldu. Elbette ki, küresel sermaye, yükselen halk hareketleri karşısında, Ortadoğu’da etkili olabilecek güçlerin, en azından belirleyici unsurların önemli bir bölümünün kendisine bağımlı olduğu yeni bir dengeyi tesis etmeye yönelik politikaları sürdürüyor ve bu yönde sonuç almak için çaba gösteriyor. Ancak gelişmelerin esas olarak küresel sermaye merkezli odaklar tarafından hazırlandığı ve planlandığı yorumları, bu sürecin toplumsal dinamiklerini ve gelişme yönünü anlamak bakımından son derece yetersiz ve yanıltıcıdır. ‘Arap Baharı’ sonrasında Ortadoğu’da olup bitenlerin dikkatli bir okuması, küresel sermayenin siyasal İslam kökenli akımlara bir sınır çizmeyi amaçladığını da gösteriyor. Çünkü bu dönemde küresel sermayenin enerji bölgelerini kontrol altında tutma ve istikrar getirme ihtiyacı, siyasal İslam kökenli akımların kimi projeleriyle çelişiyor, en azından örtüşmüyor. Hatta bu projelerin, emperyal ihtiyaçlara aykırı düşmesi halinde, küresel sermayenin sadık müttefiklerden bile vazgeçmesi şaşırtıcı olmuyor. Bu yaklaşımın en belirgin özelliklerinden birisi de, baskılar karşısında isyan eden halkların taleplerine doğrudan karşı çıkılması değil, bu taleplerin belirli sınırlar içinde tutulmasının sağlanması hedefidir. Mısır’daki darbe ve Suriye’deki isyancı güçler karşısında izlenen politika bunun en somut örnekleridir. Türkiye’nin dış politikasının özellikle bu iki örnek açısından Batı ile çelişmesi ve özellikle Suriye konusunda büyük sorunlarla ve politik bir fiyaskoyla karşı karşıya kalınması da bunun önemli işaretleridir.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


7

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

21. YÜZYILDA KÜRT VE KÜRDİSTAN REALİTESİ

Bu Ortadoğu halklarının tarihi ve talihi bakımından umutlarla yüklü bir dönemin başlangıcı olarak da görülmelidir.

Öte yandan Ortadoğu açısından değerlendirdiğimizde, 21. Yüzyıl’ın en önemli gelişmesinin bölgedeki Kürt halkı ve Kürdistan realitesi olduğu çok açıktır.

TÜRKİYE’DE YENİ DÖNEM VE SONUÇLARI

Uzun yıllardan beri sürdürülen mücadeleler ile Irak Kürdistanı’nda devlet yapısına yakın bir bölgesel ve özerk yönetimin oluşması; Suriye’de ise Rojava’da önemli bir gelişmenin yaşanması ve Suriye Kürtleri’nin kendi yönetimlerini, özerklik çerçevesinde bölgesel olarak gerçekleştirme iradesini açığa çıkarması bunun en belirgin işaretlerini oluşturuyor. Bu açıdan baktığımızda, Kürdistan realitesi aynı zamanda Ortadoğu’da demokratikleşmenin de önemli bir sürükleyeni olma özelliğini taşımaya başlıyor. Çeşitli dış müdahaleler, anlaşmazlıklar ve rekabet kaynaklı kimi sorunlar nedeniyle erteleniyor olsa da, Kürt Ulusal Kongresi’ne yönelik hazırlıklar ve ortaya çıkarılan siyasal irade de bu gerçekliği vurguluyor. Toplam olarak ve özetle Ortadoğu coğrafyasında bundan böyle, ‘Arap Baharı’ etrafında harekete geçen kitleleri, onları harekete geçiren saikleri ve ortaya çıkan güçlü Kürt dinamiğini dikkate almadan, hiçbir bölge gücünün ve uluslararası gücün politika icra edemeyeceği bir dönem açılmıştır.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Türkiye, nüfusunun büyük çoğunluğu ile Müslüman olan, diğer ülkelerin mevcut durumuyla karşılaştırıldığında küresel sermaye ile eklemlenmesi çok daha gelişkin bir şekilde ilerleyen, etnik ve inanç farklılıkları önemli toplumsal dinamikleri besleyen bir ülke olarak, küresel sermayenin politikaları bakımından kritik bir öneme sahiptir. Bir diğer deyişle, yeni Ortadoğu düzeninin ‘rol model’ ülkesi olma iddiasındadır. Bu bağlamda yaşanan sorunların bir kısmı ise Türkiye’deki egemen iktidar blokunun, ‘rol model’ olma ile ‘bölgesel güç’ olma arasındaki ilişkiyi ve dengeyi ikincisi lehine kırma, yani bölgesel güç olma heves, ihtiras ve çabasından kaynaklanıyor. Ne var ki, ‘rol model’ olma konumunun gerçekleşmesi için bile, ülke içindeki tüm güç odaklarına bu doğrultuda bir şekil verilmesi, iç çelişkilerin ve sorunların bu politikalar doğrultusunda ‘çözüme’ kavuşturulması ister istemez uzun yıllardır kaçınılmaz hale geldi. Eski rejimin tasfiyesi, kadim Kürt sorununun bir çözüme kavuşturulması, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması, görece bir

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


8

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

demokratikleşmenin sağlanması bu iddialı tercihin olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Dolayısıyla bu konuda ayak sürüyenlerin, kendi çıkarlarını mutlak kabul edenlerin ve bütün bu nedenlerle istikrarsızlık unsurlarının varlıklarını güçlü bir şekilde sürdürmesine neden olanların başka ülkelerde olduğu gibi burada da ‘terbiye edilmeleri’ şaşırtıcı olmuyor.

AKP ARTIK YENİ DÜZENİN İKTİDARI Bugüne kadar kendi siyasal ve ideolojik müktesebatı, eklemlenmeye çalıştığı yeni küresel düzenin ihtiyaçları ve sermayenin talepleriyle belirlenmiş bir çerçeve içinde süreci yönlendirmeye çalışan AKP, nihayet iktidar olabilmenin ‘sarhoşluğunu’ ve aynı zamanda yorgunluğunu da yaşıyor. Geçmişte tüm faktörleri gözeterek, temkinli bir şekilde ilerlerken, son dönemlerde kendi yandaşlarının nemalanmasına özel bir önem verirken, muhafazakâr-milliyetçi siyasal ve ideolojik müktesebatının da toplumda baskın ve yerleşik hale gelmesine yoğun bir vurgu yapıyor. Başbakan’ın kişisel hırslarının etkisiyle daha da vahim boyutlar alan bu yaklaşım, basit bir politik konsolidasyon girişiminden öteye bir politikanın ifadesi olarak farklı kesimleri muhalefet saflarına çekiyor. Büyük sermayenin eski temsilcilerinden AKP saflarında politika yapmış olanlara kadar birçok isim karşı çıkışlarını açıkça dile getirmeye başlıyor. AKP içinden aykırı sesler yükseliyor. Cemaatle uzun zamandır süren açık ve örtülü çekişme daha belirgin özellikler kazanıyor. Bugüne kadar başka faktörlerin yanı sıra eski rejime karşı tepkileri de kullanarak iktidarını pekiştiren AKP, bugün iktidar olarak bütün karşı sesleri bastırmaya çalışıyor.

esas hedefi ise, ortaya çıkabilecek ekonomik krizin yükünü emekçilerin üzerine yıkabilmektir. • Doğa ve ekosistem tahribatı Başbakan’ın ağzından kendisini “en çevreci” ilan eden AKP’nin ekonomik politikalarının en önemli ayağını kentlerde, özellikle de İstanbul’da inşaat sektörü aracılığıyla yaratılan rantın yandaşlarına aktarılması oluşturuyor. Buna ek olarak, enerji sektöründeki özelleştirmeleri de kullanarak kendi zenginlerini büyütüyor. Böylece eski sermaye gruplarının iktisadi gücünü de önemli ölçüde zayıflatıyor. Bu politikaların en önemli sonuçlarından birisi, hatta birincisi doğanın geri dönülmez biçimde tahribinin büyük bir hız ve yaygınlık kazanmasıdır. AKP dönemi ülke tarihindeki en fütursuz ve en sistematik doğa tahribatının gerçekleştirildiği süreç olarak kayıtlara geçmiş durumdadır. Taksim Gezisi’ni AVM yapma projesiyle doruk noktasına ulaşan bu yaklaşım, Üçüncü Köprü ve Üçüncü Havaalanı, Kanalİstanbul gibi ‘çılgın’ ve lüzumsuz projelerle, sadece İstanbul’un ve çevresinin, Kuzey Ormanları’nın doğasını tahrip etmekle sınırlı olmayan, ama ülke ekonomisinin ağırlık merkezini de büyük ölçüde İstanbul’a kaydıracak olan bir ekonomi anlayışının dışa vurumu niteliğini taşıyor. Öte yandan bütün dünyada doğa ve canlı düşmanı olarak geri dönülemez ve onbinlerce yıla yayılan zararlar veren nükleer santral yapımındaki ısrar da AKP’nin sınır tanımaz doğa sömürüsünün bir örneği olarak görülüyor. • Muhafazakarlık ve yaşam tarzına müdahale Kendi müktesebatına yaptığı göndermeler AKP’nin cinsiyetçi yüzünü de açıkça gösteriyor. Sezaryenle doğum, kürtaj,

Ciddi yapısal sorunları olmakla birlikte, son küresel krizden görece az etkilenmiş gözüken ekonominin verdiği rahatlık, AKP’nin izlediği emek karşıtı politikaları da fütursuzca sürdürmesini sağlıyor. Kendi müktesebatına yaptığı vurgulardan rahatsız olan sermaye kesimleri ile ortaklıklarını azaltmanın bir aracı olarak da kullanılan politikaların

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


9

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

‘kızlı-erkekli öğrenci evleri’ ve karma eğitim vb. konularında yaklaşımlarını ve LGBT bireylere karşı tutumlarını izlemek, bu gerçeği görmek için yeterlidir. Bu tartışma konularının hepsinde AKP, kendi muhafazakar değer yargılarını ve ahlak normlarını yasal düzenlemeler yaparak topluma egemen kılmaya çalışıyor. Yaratılan mahalle baskısının yanısıra yasal ve polisiye baskılar da kurulmaya çalışılıyor. Toplumdan gelen güçlü tepkiler bu konularda geri adım atılmasına yol açsa da, sorunların ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Örneğin kadın özgürlüğünü türbanla sınırlayan anlayışın nedeni de, kadını mülk, sahibini ise erkek olarak görmektir. AKP’nin kadınlara bakışının diğer bir yanı da, onları ucuz emek gücü olarak görmesidir. Çalışma yasalarıyla ilgili olarak son dönemde gündeme getirilen değişikliklerin bir kısmı da kadınları istihdam alanının dışına itmeye yönelik düzenlemeleri içeriyor. Bunlar da aynı muhafazakar anlayışın yansımaları olarak gündeme geliyor. • Kürt sorunu ve Alevi talepleri Ülkenin çözüm bekleyen iki önemli tarihsel sorunu olan Alevilerin ve Kürtlerin talepleri konusundaki AKP politika-

yor. Gezi süreci de AKP’nin bu yüzünü açıkça gösteriyor. AKP, artık iktidar olarak kendisinden başkasını dinlemeyen, hegemonyacı, doğayı içindeki canlılarla birlikte kar amacıyla sömüren ve muhaliflerini geriletmek için baskıcı yöntemler kullanmaktan kaçınmayan bir parti konumuna gelmiştir. Bütün bu gelişmelerin sadece iç koşullara bağlı olarak ortaya çıkmadığını düşünmek yanlış olmayacaktır. Nitekim son dönemde hükümet ile AB ve ABD arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan muhtelif uyumsuzluk ve farklılıklar, Başbakan’ın programıyla küresel güçlerin politikaları arasında çelişkiler olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki seçim süreçleri bu çelişkilerin sonuçlarını görmek bakımından da büyük öneme sahip olacaktır.

TOPLUMSAL MUHALEFETİN YENİ DÖNEMİ Tüm bu gelişmeler de gösteriyor ki, toplumsal muhalefetin izleyeceği politikalar geleceğin şekillenmesi bakımından belirleyici bir öneme sahiptir. Kendi adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi taleplerini kararlı ve istikrarlı biçimde dile getiren toplumsal güçlerin nelere muktedir olduğu hem Kürt özgürlük mücadelesinin, hem de son olarak Gezi Direnişi’nin sonuçlarından görülüyor. Ülkemizde eksik olan şey, bu mücadeleleri örgütleyip koordine edebilecek özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi, ekolojist ve sol muhalefet odaklarının yeterince güçlü olmayışıdır. Bu nedenle, toplumsal muhalefet güçleri tarafından geliştirilecek siyasal ve örgütsel stratejilerin bu gerçekliği gözden kaçırmaması çok önemlidir.

ları da, talep sahiplerine baş eğdirme ve kendi iktidarlarınca verilenle yetinmelerini sağlama anlayışı üzerine kuruludur. Gerek cemevleri gerekse Kürt sorunu konusundaki tutumları genel hatlarıyla böyle ortaya konuyor ve istisnasız bütün AKP tarafından benimseniyor. ‘Çözüm ve barış süreci’ni, muhataplarının taleplerini dikkate alırmış gibi yaparak, ama kendi ideolojik-politik bağlamıyla sınırlı bir şekilde sürdürü-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Ülkemizdeki toplumsal muhalefetin önündeki somut hedefler az çok bellidir: Yeni statüko partisinin, yani AKP’nin baskıcı ve paternalist politikalarının karşısına özgürlük, adalet, barış, eşitlik ve demokrasi talepleriyle çıkmak ve bunu mağdurların yeni dönemdeki taleplerini dile getiren bir anlayışla yapabilmeyi başarmaktır. Bu ise tüm mağdurların ortak mücadelesini örgütlemekle mümkün olabilecektir.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


10

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Günümüz koşulları bunu gerçekleştir mek için, dünya ve ülkemiz tarihinde birçok kez görülen ‘cephe’ örneklerinden farklı bir yaklaşımın geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Gerek Kürt halkının son 30 yıllık mücadele ve örgütlenme deneyimi, gerekse Gezi Direnişi boyunca ortaya çıkan yelpazesi geniş toplumsal dinamikler, yaşam alanlarını korumaya yönelik kırsal bölge hareketleri, ekoloji ve çevre hareketleri bu gerçekliği görmek istemeyenlere bile gösteriyor. 1. Farklı, ama son derece zengin özellikler taşıyan bu deneylerin ortaya koyduğu öncelikli sonuçlardan birisi, belki de en önemlisi, eski dönemin alışkanlıkları ve diliyle, örgütlenme ve çalışma tarzlarıyla sınırlı bir yaklaşımla etkili bir muhalefet hareketinin geliştirilemeyeceğinin görülmesidir. Çok yeni olmakla birlikte, yerel demokrasi ve kentli hakları ağırlıklı taleplerle gelişen Gezi Direnişi’nin ortaya çıkışı ve büyümesi, ne eski rejimin bilinçli veya bilinçsiz savunucularının, ulusalcıların yönlendirmesiyle, ne de eski yöntemlerle yapılan bir solculukla mümkün olmuştur. Bu anlamda, Kürt Özgürlük Hareketi’nin de, kendi geçmişinde ve gelişme sürecinde önemli rol oynamış olan feodal bağlardan koptuğu ölçekte gücünü korumayı ve geliştirmeyi başarmış olduğu dikkate alınmalıdır. 2. İkinci önemli sonuç ise, geniş halk kesimlerinin sadece güç sahiplerinin ve üslubun değişmesiyle sınırlı bir de-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

ğişime ‘evet’ deme aşamasını çoktan geçtiklerinin anlaşılmasıdır. Temsili demokrasinin sınırladığı bir siyasal sistem ve yaşam artık toplumun farklı kesimlerine yetmiyor. Toplumun yaşadığı muhtelif sorunların ve tartışmaların zemininde doğrudan demokrasi isteği bir biçimde dile getiriliyor ve ona uyumlu modeller arayışı sürüyor. Yerel demokrasi, yerinden ve yerelden yönetim talepleri, bir başka deyişle yerel yönetimlerin demokratikleşmesi talebi ve katılımcılık bu değişim yöneliminin en önemli uğrakları olma özelliğini taşıyor. 3. Üçüncü önemli sonuç ise kapitalizmin dünyanın birçok yerinde kendi paradigmasının sınırlarının sonuna geldiğinin görülmeye başlanmasıdır. Ekoloji, emek, kimlik, katılım ve yaşam koşulları bakımından adalet ve eşitlik arayan insanlara kapitalizmin bunları sağlayabilmesi ihtimali geniş kesimlerde tartışmalı hale geliyor. 4. Buna bağlı olarak ortaya çıkan dördüncü önemli sonuçsa, kitlelerin küresel sermayenin ve onun yerli aktörlerinin çizdiği sınırlar içinde kalmaya razı olmamaya başlamasıdır. Dolayısıyla eski güçler kadar yeni düzenin aktörleriyle de net bir sınır çizilmesine ihtiyaç duyuluyor. Bu tablo Gezi Direnişi sonrasında basit siyasal hesaplarla sürdürülecek çalışmaların, kısa vadede bazı beklentiler yaratsa da, orta ve uzun vadede so-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

nuçsuz kalacağını açıkça gösteriyor. Bu bağlamda, AKP’den duyulan ve hızla artan rahatsızlık kısa vadede özellikle CHP’ye güç kazandırsa da, bu uzun vadede sürdürülebilir bir durum olmayacaktır. Toplumsal muhalefet yukarıda belirtilen noktaların işaret ettiği özelliklere sahip yeni bir yatak arayacak ve onu bulacak ya da yaratacaktır.

YAPILMASI GEREKENLER Bu yeni ve farklı zeminde yükselecek siyasal odak, mevcut rejimin sınırlarına karşı çıktığı kadar, yeni ihtiyaçları da dile getiren güçler tarafından oluşturulabilir. Bunun somut siyasete tercüme edilmesi halinde, tablo çok daha netleşiyor ve sonuç alabilmenin nasıl önemli kararlar gerektirdiği berrak bir şekilde görülüyor. Öte yandan ülkemizin içinde bulunduğu koşullar bu kadar açık bir ihtiyacın toplumsal pratik içinde gerçekleştirilmesini zorlaştırıyor, hatta karamsar gözle bakıldığında imkânsızlaştırıyor. Zira ülkemizdeki toplumsal ve sınıfsal çelişkiler ve talepler geçmişin prizmasında kırılıyor ve farklılaşmaya uğruyor. Şeriatçılık-laiklik, emperyalizm-ulusalcılık, Kürtlük-Türklük, Alevilik-Sünnilik gibi tarihi ve geleneksel referanslar ve bunlar üzerinden şekillenmiş ideolojik ve politik düşünceler toplumsal davranışları ve siyasal tercihleri etkiliyor; ihtiyaçları ve talepleri benzer, hatta aynı olan kesimlerin yan yana gelmesini zorlaştırıyor. Bu gerçekliğin farkında olan siyasal oluşumlar ise, bir yandan güçlerinin yetersizliği bir yandan da kendilerinin bu ortamdan etkilenmesi nedeniyle yetersiz kalıyor. Ne var ki, dikkatli bir gözle yapılacak değerlendirme, bunun belki de en çok bu

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

11

ülkede, Türkiye’de mümkün olabileceğini gösteriyor. Zira yeni dönemin dinamikleri, görüldüğünden ve tahmin edildiğinden çok daha güçlü ve köklü şekilleniyor. Gezi Direnişi sürecinde yaşananlar da bunu bütün açıklığıyla sergiliyor. Gezi Direnişi’nde dışa vuran potansiyeli ortak harekete dönüştürmek için yapılması gerekenler çok da karmaşık değildir. Öncelikle toplumsal muhalefetin içinde olmak, sonrasında doğru politikaları ısrarla dile getirmek gerekiyor. Toplumsal muhalefet içinde yer alan güçlerin geçmiş tutumları, taşımakta oldukları ideolojik ve politik formasyonları önemsiz olmamakla beraber, yaşanan hızlı dönüşüm süreci, nesnel durumlarına rağmen, onları da derinden etkiliyor ve dönüştürüyor. Toplumsal muhalefetle yükselen katılımcı veya doğrudan demokrasi taleplerini karşılayacak alternatif oluşumların güçlendirilmesi önemlidir. Süregiden deneyimleri her yerelin kendi özgünlüğü çerçevesinde özgürlükçü, ekolojist ve eşitlikçi muhalefetin güçlendirilmesi için değerlendirmek, mevcut çalışmaların bir parçası olacak şekilde pozisyon almak; Gezi süreci ile birlikte yükselen ekoloji, kadın, LGBT, emek politikalarında yerel demokrasi ayağını güçlendirmek ve örgütlü olduğumuz yerlerde bu mücadelelere politik alan açacak bir pozisyon almak bugünün çalışmalarında önemli bir yönelimdir. Ve elbette Kürt sorununda ‘çözüm ve barış’ taleplerinin, özgürlükçü, eşitlikçi bir yeni anayasa hedefinin, ekolojik bir toplum mücadelesinin özgünlüklerinin unutulmaması ve bu mücadelenin ana eksenleri haline getirilmesi de önem

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


12

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

SEÇİMLER Türkiye’nin kısa bir dönemde ardı ardına politik tercihlerle karşı karşıya kalacağı seçim süreçleri dikkate alındığında, soyut yaklaşımların yetersiz kalacağı görülüyor. Siyasetle ilgili her kurum ve kişi kendi kritik tercihlerini yapmak zorunda kalıyor. Önemli olan ise kısa vadeli avantajlar adına uzun vadeli yanlışlara düşmemektir. Yerel seçimlerle başlayacak olan sandık süreci, barış ve demokrasi, AKP’nin durdurulması, küresel sermayenin Ortadoğu’daki politikalarının engellenmesi bakımından kritik bir önem taşıyor. Seçimlerin arttıracağı politik duyarlılığın doğru tercihlere yöneltilmesi için çaba harcamak gerekiyor. 1. Toplumsal muhalefeti CHP’nin peşine takacak ve uzun vadede solun güçsüzlüğünü arttıracak olan politikaların dışlanması bu nedenle önem taşıyor. AKP’yi durdurmak veya geriletmek önemli olsa da, her şeyi bu gözlükle değerlendirmek, açıklamak artık yetersizdir ve doğru olmayacaktır. Böylesi bir tablo başlangıçta kısa süreliğine ‘olumlu’ bir görüntü yaratsa da, bu, örneğini geçtiğimiz yıllarda sıkça gördüğümüz ciddi bir yanılsamadır ve CHP’nin halen sürdürmekte olduğu

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

ulusalcı ve eski statüko yandaşı ağırlıklı hatalı politikaların yeniden ve bir kez daha tüm sola mal edilmesi riskini de taşıyacaktır. İdeolojik ve politik temel yapısal karakteri bir türlü değişmeyen, ara sıra makyaj sığlığındaki değişiklikleri büyük bir değişim paketi olarak topluma lanse eden CHP’nin mevcut durumuyla ve politikalarıyla toplumsal muhalefetten ve seçmenden bir kredi daha almasına aracı olmak, eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist bir solun geleceğini bir kez daha ipotek altına almak anlamına gelecektir. 2. İkinci olarak, Kürt hareketi ile toplumsal muhalefetin diğer kesimleri arasında geri dönülmez kırılmalar yaratacak tutumlardan da kaçınılmalı, bu sonucu doğuracak yaklaşımlara karşı, nereden gelirse gelsin mücadele edilmeli, Kürt hareketi ile toplumsal muhalefetin daha yakın ve organik ilişkiler kurmasına öncülük edilmelidir. Çünkü, Kürt siyasal hareketiyle toplumsal muhalefetin diğer kesimlerinin farklı talepler etrafında, ayrı mecralarda mücadele yürüttükleri onyıllar ve bir dönem artık geride kalmış, taleplerin ve yolların buluşabileceği yeni bir dönem açılmıştır. Bu yeni dönem Türkiye’sinin inşasında birlikte rol almak hem bir gereklilik hem de bir

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

sorumluluktur. Eski dönemin paradigmaları üzerinden şekillenecek politik tercihlerin sürükleyeceği yer, eskinin ihyası için uğraşan politik güçlere güç katmaktan, mağdur toplumsal dinamiklerin taleplerini iğdiş etmekten, sorunları daha fazla zamana yaymaktan ve nihayetinde özgürlükçü ve ekolojist solun yeni dönemin kurucu güçlerinden birisi olma imkan ve ihtimalini belirsiz bir zamana ertelemekten başka bir anlam taşımayacaktır. 3. Üçüncü olarak, pratik politik sonuçları eski rejimin savunulması olacak her türlü politik önermeye kesin olarak karşı çıkılmalıdır. 4. Dördüncü olarak, küresel sermaye politikalarının, doğanın sömürüsüne yol açan Kanalİstanbul, 3. Köprü ve Üçüncü Havaalanı vb. ‘çılgın projeler’in savunusu anlamına gelecek her türlü davranıştan kaçınılmalıdır. Bu nedenlerle partimiz, geniş toplumsal kesimlerin 4 Adalet fikrine uygun şekilde bir arada davranabilmesini hedefleyen bir çalışma içinde olmalıdır. 4 Adalet politikası, bütün bu özellikleri buluşturan bir zemine sahiptir.

BLOK, HDK ve HDP Bu bağlamda, tüm seçimlere, ‘Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun devamı olarak HDK ile birlik içinde hazırlanılmalı; gerek yerel adayların belirlenmesinde, gerekse yerel seçim politikalarının geliştirilmesinde fikri ve örgütsel olarak inisiyatif alınmalıdır.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

13

Bu birlik, geniş kesimlerin, demokrasi ve emek güçlerinin, çevre ve ekoloji hareketlerinin, aydınların, yazarların, LGBT örgütlerinin, yaygın demokratik derneklerin ve STK’ların, gençlik ve kadın hareketlerinin enerjisini, çalışmalarını, fikirlerini, Gezi Direnişi’nin ortaya çıkardığı dinamikleri içermelidir. Demokrasi, barış, eşitlik ve adalet mücadelesinin taleplerini yerel demokrasi talepleri, yerelden ve yerinden yönetim politikaları ile bütünleştirebilmelidir. Adaylarını mücadele alanlarını geliştirme ve birleştirme anlayışıyla belirlemelidir. Bugün Türkiye’de çok şey değişiyor ve yeniden inşa ediliyor. Bunların sonuçları toplumsal ve siyasal yaşamımızda derece derece kendini gösteriyor. Değişimi görenlerin ve anlayanların sorunlara ve çözümlere ortak yaklaşması giderek daha mümkün hale gelirken; gelişmelere statik bir anlayışla bakan ve geride kalan dönemin paradigmalarının belirlediği sınırların içinde siyasal çıkış arayanlar, eski statükonun belirlediği şartların oluşturduğu siyasal dizilişlere göre strateji oluşturanlar, toplumsal taleplerin uzağına düşmekten kendini kurtaramıyor. Partimizin kuruluşunda başat rolü oynayan Yeşiller Partisi ve EDP’nin de kurucuları arasında yer aldığı ve iki yılı geride bırakan Halkların Demokratik Kongresi, yaşanan değişimi okuyan ve kendilerini buna göre konumlandırmaya çalışan demokrasi, eşitlik, özgürlük, ekoloji ve adalet gibi asal değerlerin

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


14

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

şeklini verdiği yeni Türkiye’nin inşasında rol almaya namzet toplumsal kesimlerin ve siyasal güçlerin elinde hayat buldu. Bu güçlerin arasında doğal olarak siyasal farklılıkların olması, siyasal gündeme ortak yaklaşımlarla müdahale etmelerini büyük ölçüde engellemedi. Böylelikle, 60’lı yılların sonuna doğru yolların ayrıldığı Kürt demokrasi ve özgürlük güçleriyle yolların yeniden birleşmesinin de adımları atılmaya başlandı. 40 yılı aşkın bir zamandan beri farklı mecralarda süren mücadele, gelinen noktada yeni bir Türkiye’nin inşasında bütün mağdurlar ve farklı kimlikler için zamanın ruhuna uygun bir form olan Halkların Demokratik Kongresi şahsında ortak bir zeminde birlikte yürüme fırsatını sunuyor. Farklı dil, kültür, inanç ve kimliklerden toplum kesimleri ve bireyler demokratik, eşit ve özgür bir geleceğin inşası için kader ortaklığı yapma kararlılığı ve azmini sergileyerek, geleceğin Türkiye’sinin farklı yaşanabileceğini gösteriyorlar. Emek, demokrasi, ekoloji ve barış güçlerinin bir araya gelişinin yarattığı sinerjinin, yeni dönem Türkiye’sinin önde gelen kurucu dinamiği olacağı aşikardır. Önümüzdeki yıllar, yaşanan her toplumsal olayda bu bir araya geliş modelinin sunduğu esneklik, katılım, süreklilik ve dinamizmle Türkiye bambaşka bir gerçeklik, mücadele ve müdahale gücüyle yüz yüze gelebilecektir. 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri bu bakımdan önemli bir sınav niteliği taşıyor. Halkların Demokratik Kongresi’nde buluşan, barışın, ekolojinin, özgürlüğün, emeğin ve demokrasinin prog-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

ramını savunan toplumsal güçler, bu yaratıcı biçimin sunduğu bir imkân olarak Halkların Demokratik Partisi aracılığıyla, seçmenleri eski ve yeni statükonun partilerine mahkûm etmeyen yeni bir seçenek sunabilecektir. HDP, barajın hükmünü sürdürdüğü, Hazine yardımının eski ve yeni statükonun partilerine akıtıldığı, ittifak imkânlarının Siyasi Partiler Yasası vasıtasıyla yasaklandığı, siyasal rejimin geleneksel dikenli sahasında, yıllardan beri seçim istatistiklerinin ihmal edilebilir rakamlarına mahkûm edilmiş demokrasi ve barış güçleri ile ırkçı ve milliyetçi devlet politikaları ve uygulamalarının bütün çeşitleriyle batıda da yüz yüze gelen Kürt Özgürlük Hareketi’nin birlikte var olması ve ortak talepleri toplumsal bir harekete dönüştürmesi şartlarını sunduğu en uygun form olarak kendini gösteriyor. Partimiz, gerek özgürlükçü sol hareketin ve fikriyatın son yıllarda biriktirdikleriyle, gerekse çevre ve ekoloji alanında on yıllardır süren mücadelenin dünya ve ülke ölçeğinde kazandığı bilgi birikimi ve deneylerin, bu toprakların siyasetindeki bir temsilcisi ve taşıyıcısı ve Türkiye’nin yeni siyasal döneminin önemli bir siyasal hareket zemini olarak, HDK ve HDP’de ciddi bir rol oynamaya adaydır. Bu zeminlerde yer alan toplumsal güç ve bireylerle biriktirdiklerimizi paylaşmaya ve birlikte topluma yansıtmaya ihtiyacımız var. Örgüt ve üyelerimizin olduğu her yerde, yerel şartları ve imkânları gözeterek bu dönemi değerlendirmemiz, HDK büyürken partimizi, partimiz büyürken bu ortak zemini geliştirmeli ve büyütmeliyiz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

YEŞİLLER VE SOL GELECEK... Ne var ki, parti olarak bu görevlere henüz tam olarak hazır olduğumuzu söylemek çok da mümkün gözükmüyor. Öte yandan siyasal gelişmelerin kimsenin hazır olmasını beklemeyeceği de açık. Hepimizin bildiği bir diğer gerçek ise politik ve örgütsel olgunluğa ulaşmanın ancak siyasal pratik içinde mümkün olabileceğidir. Bütün bunlar önümüze ikili bir görev koyuyor. Bir yandan güncel politik mücadele içinde tüm gücümüzle yer almak, diğer yandan politik, ideolojik ve örgütsel olarak kendimizi geliştirmeye çalışmak. Partimizin kuruluşuna zemin hazırlayan ideolojik ve politik çerçevenin doğru bir temele oturduğu son dönemde yaşanan politik gelişmelerden, özellikle de Gezi Direnişi’nin ortaya koyduklarından açıkça görülüyor. Örgütlenme ve çalışma tarzımızın temel

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

15

unsurlarının günün ihtiyaçlarıyla uyum içinde olduğu da gözlemleniyor. Ne var ki, bir yıllık siyasal ve örgütsel hayatımız bu zeminin olgunlaştırılıp geliştirilmesindeki ciddi eksikliklerimizi de gösteriyor. Bu eksikliklerin etkisiyle, fikirlerimizin topluma anlatılmasında da yetersiz kaldığımız ortadadır. Gezi Direnişi’ne katılanların önemli bir bölümü henüz varlığımızdan habersizdir. Bu gerçek bile Konferans sonrasında bu eksikleri giderecek bir mücadele ve örgütlenme programını hayata geçirmenin gerekliğini gösteriyor. Umudu yaşatmanın da, büyütmenin de yolu bu çalışmalardan geçiyor...

* Bu rapor, 7 Eylül 2013 tarihinde Parti Meclisi’nde kabul edilen ‘Siyasal Durum Değerlendirmesi’ metninin genişletilmiş ve güncellenmiş olan halidir.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


16

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

17

Kampanyalar

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


18

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Yaşam İçin 4 Adalet

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, çevre ve iklim, katılım, tanınma ve iktisadi adalet bileşenlerinden oluşan “Yaşam için 4 Adalet” sloganıyla 4 A kampanyasını 16 Mart’ta Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan toplantı ve forumla kamuoyuna duyurdu. Toplantı sırasında mevcut sistemin analizi yapıldı; forumda katılımcılarla birlikte 4 A’nın ekmek, su, söz ve kimlik kavramlarını da kullanarak nasıl anlatılacağı tartışıldı. Toplantının moderatörlüğünü yapan Bülent Aydın, partilerin isimlerinde en çok yer alan kelimenin adalet olduğuna dikkat çekerek, toplumsal adaletin ancak, iktisadi, çevre, katılım ve tanınma adaletinin bütünsel olarak ele alınmasıyla sağlanabileceğinden bahsetti. 16 Mart Katliamları Anıldı Bülent Aydın, ülkemizde ve bölgemizde 16 Mart tarihinde gerçekleşen katliamların da unutulmaması gerektiğini söyleyerek buna ilişkin bir gündem açtı. 1988’de Irak’taki Halepçe katliamında hayatını kaybedenler ile, 2003’te Gazze’de İsrail buldozerleri tarafından ezilerek öldürülen barış aktivisti Rachel Corrie anıldı. ”Antifaşist Öğrenci Günü” olarak anılan 16 Mart 1978’de İstanbul Beyazıt’ta öldürülen 7 İstanbul Üniversite öğrencisinin isimleri okundu: Cemil Sönmez, A. Turan Ören,

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Murat Kurt, Hatice Özen, Hamit Akıl, Abdullah Şimşek, Baki Ekiz. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Sevil Turan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıda, Ahmet Atıl Aşıcı ‘iktisadi adalet’, Ömer Madra ‘çevre ve iklim adaleti’, İlhami Alkan ‘katılım adaleti’, Maya Arakon ise ‘tanınma adaleti’ sunumlarını yaptı. Erol Katırcıoğlu, Saruhan Oluç, Erdal Demirdağ, Murat Özbank ve Ümit Şahin ise kavramların toplumsal hayata nasıl yansıyacağını, politikaların nasıl hayata geçirilebileceğini anlattı. Konuşmaların ardından düzenlenen forumda, merak edilenler yanıtlandı, karşılıklı fikirler paylaşıldı. Adil Bir Siyaset, Onurlu bir Barış Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Sevil Turan, “Yaşanabilir bir dünya, yaşanabilir bir Türkiye mümkün, başka bir politikayla başarabiliriz. Bu kampanyayla mücadele ettiğimiz politikaları yüksek sesle söylemeye başlayacağız” dedi. Toplumsal, ekonomik ve ekolojik krizlere dikkat çekerek, bu alanlarda adil bir siyaset kurulabileceğinden söz etti. Barış süreciyle ilgili olarak, Türkiye’de adaleti sağlamak üzere önemli bir adım olduğunu vurguladı; onurlu bir barış çağrısında bulundu.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

İktisadi adalet İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Ahmet Atıl Aşıcı, iktisadi adalet sunumunda, sürdürülebilirliğin ekonomik, toplumsal ve ekolojik olmak üzere üç boyutundan söz etti. Atıl Aşıcı, ekonomiyi toplumsal ve ekolojik sürdürülebilirlik ölçütlerini dikkate almadan büyütmenin nasıl büyük bir yanılgı olduğuna vurgu yaptı. Atıcı, “İnsan refahı, maddi refaha indirgenemez. Katılımcı ve yeşil bir ekonomik sisteme ihtiyacımız var. İnsana ve doğaya değer veren, yeşil ve turuncu ilkelerle yönetilen; global ekonominin yok etmek istediği yerel ekonomiyi güçlendirmeye yönelik bir sisteme ihtiyaç var.” dedi. İklim Konusunda Kritik Eşik Aşıldı

19

dığını vurguladı. Madra, Venüs sendromuna doğru ilerlendiğini, bunun kontrol edilmesi güç bir iklim sistemi anlamına geldiğini ifade etti. Verilere bakıldığında insanların umutsuzluğa kapılabileceğini, ancak umudun her zaman mücadele ederek yaşatılacağını dile getiren Madra, “Dünyanın sonu geliyor algısına kapılmamak mümkün değil. Ama insanın içinde her zaman değiştirme, dönüştürme dürtüsü olacak” dedi. Toplumsal Adalet İçin Eşitlik ve Katılım Adaleti İlkesi Benimsenmeli Katılım Adaleti ana başlığında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Uluslararası Hukuk derslerini veren İlhami Alkan söz aldı. Alkan, katılım adaletiyle ilgili iki noktada; birincisi kendi kaderini tayin edebilme, yönetebilme ve ikinci olarak da katılımcıların alınacak kararlarda etkinliği üzerinde durdu.

Çevre ve iklim adaleti başlığında söz alan Ömer Madra, toprakla doğrudan, derinden ilişkiler yaşayan insanların ifade ettiği, yaradılışın etik sorumlulukla bağlantılı olduğunu söyledi. Kalıcı bir iyileştirme için, yerlilerin 7 nesil boyunca devam edecek doğaya karşı sorumluluk anlayışı belki bize yol gösterebilir diyen Madra, iklim konusunda tehlike eşiğinin aşıldığını belirterek, ”Fosil yakıtları kullanmaya devam edersek, felakete doğru gidişat kaçınılmaz. Bunu engellemek için siyasete ihtiyaç var. Genç insanların kendi hükümetleri üzerinde baskı kurması şart. Fosil yakıtların en az % 80’inin yerin altında bırakılması lazım.” dedi.

Yurttaşların bilgilendirilmesi ve alınan kararların değerlendirilmesi bağlamında katılımcı demokrasiyi ele alan Alkan, hesap verilebilirliğin ve şeffaflığın bu yolla sağlanabileceğini ve kararlara da meşruiyet getireceğini sözlerine ekledi. Katılımcı demokrasinin yöneticilerin, yönetenler için pasif kararları olmadığını; katılım adaletinin, politik prensip ve bir iş yapma pratiği olduğu kadar örgütlenme ve etkin katılımın hak olduğunun altını çizdi.

Madra, dünyanın en önde gelen iklim bilimcilerinden James Hansen’ın ifade ettiği “Venüs sendromu” durumunu dünyanın da yaşamasından endişe edildiğini belirterek, dünyanın benzer durumu yaşayan üç gezegenden, içinde yaşam olanı barındırması ile ayrıl-

Alkan, “Ülkemizde toplumu ilgilendiren konularda eşit biçimde katılmak, geleceğimiz ve hayatımız hakkında karar vermek istiyoruz ” diyerek, toplumsal adalet için eşitlik ve katılım adalet ilkesinin benimsenmesine dikkat çekti.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


20

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Tanınma Adaleti Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Maya Arakon, kimlik kelimesinin orijinalinde eş, aynı, benzer anlamı taşıdığını söyleyerek, Voltaire’in “Kimlik aynılıktan başka bir şey değildir” sözünü aktardı. Türkiye’nin kurulurken “aynılık” üzerine inşa edilmesiyle ilgili konuşan Arakon, bu aynılıkla yaratılan kimlik haricinde kalanlara uygulanan politikayı aktardı. Arakon, “Türkleştirme politikaları yıllar boyunca eksterminasyon, asimilasyon ve folklorizasyon ile sürdürülmeye çalışıldı” dedi. Eksterminasyonun farklı din mensuplarına; asilimilasyonun Müslümanlara; folklorizasyonun da tehlike azaldığında kültürel olarak kimlikleri eritme olarak uygulandığını söyleyen Arakon, “Tehcir, Mübadele, Varlık Vergisi ve çeşitli baskılarla Müslüman olmayan nüfus azaltıldı. Müslüman olanlar üzerinde Türkleştirme politikaları asimilasyon olarak uygulandı. Folklorizasyon ise, kültürel olarak eritmedir. Kürtler bu süreçlerin dışında kalan en büyük grup oldular. Bugün haklarını talep eden Kürtler, Müslüman bir toplum oldukları için eksterminasyonun, kalabalık bir toplum olduğu için de folklorizasyonun dışında kalabildi. Asimilasyon özellikle Kürt halkı üzerinde uygulanmaya ça-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

lışıldı. Ama Kürtler buna direndiler.” dedi. Kimliklerin çoğulluğuna vurgu yapan Maya Arakon, “Küreselleşmenin bir yararlı etkisi birey ve toplum çapında bastırılmış kimliklerin artık yüzeye çıkması ve dillendirilebilmesidir” dedi. Emek Sineması’nın yok edilmeye çalışılmasını da eleştiren Maya Arakon, köksüz bir toplum yaratılmaya çalışıldığını, bizi biz yapan her şeye karşı bir saldırı olduğunu, hafızasızlığın yaşam alanını daraltacağını ifade etti. Arakon şunları söyledi: “Emek Sineması yıkılmayacak, orijinal haliyle 4 kat yukarı taşınacak diyorlar. Bu nasıl mümkün olacak anlamıyorum. Neden bu kadar rahatsızız? Çünkü bir tahammülsüzlükle ve evrensel değerlere yönelik saldırılarla karşı karşıyayız. Her alanda bir saldırı altındayız. Buna karşı direnmek ve muhalefet oluşturmak durumundayız.” 4 A Kampanyası sürdürülürken hangi siyaset izlenecek? Erol Katırcıoğlu, Saruhan Oluç , Erdal Demirdağ, Murat Özbank ve Ümit Şahin; başlatılan kampanyayla, izlenecek yol ve yöntemler hakkında fikirlerini paylaştı. Erol Katırcıoğlu, siyasette kararlara katılımın önemini aktardı. Daha az sayıda insanın daha çok sayıda insanı

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

etkileyecek kararlar almasının, kendi çıkarlarına göre bunu yapacak olmalarına tepki getirerek, karar verenlerin denetlenmesi ve güçlerinin kontrol edilebilmesini, denetlenmesini ve müdahale edilebilmesini savundu. Saruhan Oluç, yeni anayasaya değindi, farklılıkların zenginlik olduğunu, bu farklılıkların anayasal güvence altına alındığı bir yurttaşlık tanımı üzerinde farklılık; “zenginlik” ve “eşitlik”le birlikte gönüllü yurttaşlık tanımını da getirmelidir dedi. Erdal Demirdağ ise, adalet olmadan özgürlüğün ve eşitliğin hayata geçirilemeyeceğini söyledi. Konuşmanın varlık olduğuna dikkat çekerek kampanyada seçilen“söz” kavramını vurguladı; politikanın hem bireysel hem de kolektifliğine değindi. Siyasetin ve adaletin çokluk meselesi olduğundan, “engel-

21

siz” katılımın yani herkesin katılımının gerekliliğinden söz etti. Murat Özbank, adaletin 4 bileşeninin içinde katılım sağlanmazsa diğerlerinin gerçekleşmeyeceğini, diğerleri sağlanmadan da katılımın olmayacağını; bu kısır döngüden ise insanların sorunların çözümü için çözümlemeye odaklanıp ortak irade oluşturularak çıkılacağını ifade etti. Ümit Şahin konuşmasında çevre adaletinin boyutlarını inceledi, sürdürülebilirlik ve adalet kavramları üzerinde durdu. Çevre adaletinin boyutları olarak hava, gıda ve su konusunu ele aldı, Şahin, mevcut adaletsizliği veriler üzerinden rakamlarla gösterdi. Şahin, sürdürülebilirlik sağlansa da bugün yine adaletin konuşulacağından söz etti. Forum, katılımcıların paylaşımlarıyla devam etti.

4 Adalet Kampanyası, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin örgütlü olduğu illerde ve ilçelerde meydanlarda açılan standlarla, dağıtılan bildiri ve broşürlerle, yapılan çeşitli toplantılarla sürdürüldü. Partinin Programatik Metni’nin temel yaklaşımı olan 4 Adalet gündelik politikalar çerçevesinde anlatıldı.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


22

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Tabiatı Bozuk Yasa İstemiyoruz! Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı adı altında yasal hale getirilmek istenen doğa yıkımına dur demek, tasarının yasalaşmasını engellemek, katılımcı ve doğanın haklarını koruyan politika ve uygulamaların devreye sokulmasını sağlamak için çeşitli illerde eylemdeydik...

TBMM Genel Kurulu’nun gündemine gelmek üzere hazırlanan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, doğayı korumak için değil, korunması gereken doğal alanları enerji, madencilik ve sanayi yatırımlarına açmak için hazırlanan, ismi yanıltıcı, içeriği tuzaklarla dolu bir yasa tasarısı. Hükümetin Avrupa Birliği müzakere sürecinde AB müktesebatına uyum için yaptığını iddia ettiği yasa tasarısı bütün AB direktiflerine aykırı ve bu nedenle Avrupa Komisyonu Çevre Direktörlüğü tarafından da reddediliyor. Doğa koruma alanlarının tamamen ortadan kaldırılmasını ve doğaya yönelik saldırıları durdurmak için yasa tasarısının Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmesini mutlaka önlemek zorundayız. Tasarının kabul edilmez olmasının çok sayıda nedeni var. Bunlardan en önemli üçü şöyle özetlenebilir: KAMU YARARI, KİMİN KARARI? Yasa tasarısıyla “üstün kamu yararı” için korunan doğa alanlarının her türlü

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

yatırıma açılmasına olanak sağlanıyor. Ancak üstün kamu yararından kastedilen şey “ekonomik kalkınma”. Doğayı tahrip eden ve bu nedenle yerel halkların, çevrecilerin ve doğa korumacıların karşı çıktığı HES, altın madeni, termik santral gibi projeler de tek bir gerekçeye dayandırılıyor: Ekonomik kalkınmaya. Üstelik yasa tasarısına göre hangi durumda “üstün kamu yararı” olduğuna dair karar yetkisi tek başına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Bakanlar Kurulu’na bırakılıyor. Yani siyasi iktidar, siyasi ve ekonomik gerekçelerle istediği ormanı, vadiyi, sulak alanı ve benzeri, korunması gereken doğa alanlarını, istediği milli parkı, sit alanını ya da tabiat parkını kimseye sormadan yatırıma açabilecek. Yani “üstün kamu yararı”, halkın değil, şirketlerin yararı anlamına gelecek. Tasarı yasalaşırsa idari yargının kamu yararıyla ilgili karar verme yetkisi de ortadan kaldırılacak ve doğayı tahrip eden pek çok proje için idari yargıdan

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


23

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

iptal ve yürütmeyi durdurma kararları alınması zorlaşacak. Tasarı yasalaşırsa hiçbir amaçla kullanılmaması gereken mutlak koruma alanları, Bakanlık tarafından 49 yıllığına şirketlere peşkeş çekilebilecek. Doğanın kaderi siyasi otoritenin insafına bırakılamaz... DOĞANIN SINIRLARINI SİYASETÇİLER ÇİZEMEZ! Yasa tasarısı korunan doğal alanların sınırlarını, statüsü, yani nerenin koruma alanı, nerenin milli park ilan edileceğini, nerenin koruma statüsünün iptal edileceğini belirleme yetkisini tek başına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Bakanlar Kurulu’na, yani yine siyasi iktidara bırakıyor. Bu tasarının hazırlık aşamasında doğa korumacı örgütler, çevreciler ve yeşiller, tasarının bu yönünü de sert bir şekilde eleştirmişlerdi. Hükümet bunun üzerine 2011 yılında 594 doğal sit alanının kaderini bir kanun hükmünde kararnameyle bir günde hükümetin ellerine bıraktı. Yasa tasarısı bu durumu kanun hükmü haline getiriyor. Doğa koruma alanları ancak bilimsel kriterlerle, doğa korumacı sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla ve bağımsız uzman kurullar tarafından belirlenebilir. Oysa yasa tasarısı halkın ve sivil toplumun katılımını sadece “bilgilendirme” düzeyine indiriyor, söz ve karar

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

süreçlerine katılım hakkını halkın ve uzman kuruluşların elinden tamamen alıyor. Üstelik sivil toplumun sesini kısarken, şirketlerin taraf olarak söz söylemesine zemin hazırlıyor. Korunan alanların geleceği ve doğanın sınırları siyasetçilere bırakılamaz. “SÜRDÜRÜLEBİLİR KULLANIM” SÜRDÜRÜLEBİLİR YIKIMDIR Tasarı, giriş bölümünden itibaren doğanın “sürdürülebilir kullanımı”nı hedeflediğini açıkça belirtiyor. Oysa böyle bir yasa kullanımı değil, korumayı hedeflemelidir. Korunan alanların kullanımının sınırlanması, hatta bazı durumlarda hiçbir surette kullanılmaması esas olmalıdır. Bu haliyle yasa doğal varlıkların korunmasını değil, sömürülmesini kolaylaştıracak, koruma alanlarını talana açacak, canlı yaşamının sürekliliğini tehlikeye atacaktır. Tasarıdaki “tabii durumuna uygun hale getirilemeyen alanlar buna en yakın yaşama alanına dönüştürülür” ifadesi de açık bir biçimde doğal alanlardaki yapılaşmayı ve sanayi yatırımlarını meşrulaştırmayı amaçlıyor. Üstelik tasarı korunan alanlardaki “hayvan ve bitkilerin endüstriyel kullanımı”na izin veriyor ve bunun nasıl yapılacağını düzenliyor. Korumayı değil kullanmayı amaçlayan bir doğa koruma mevzuatu biyolojik soykırıma yol açar!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


24

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin üyeleri, bulundukları illerde, yasayı protesto eylemleri düzenlediler. Ankara’da Meclis kapısı önünde etkinlik yaptılar. Yapılan basın açıklamaları yaygınlaştırıldı ve bir heyet Meclis’teki partilerle ve Çevre Komisyonu ile görüşerek bu yasa tasarısının geri çekilmesinin gereğini anlattı.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


25

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Adalet ve Saygıya Çağrı!

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin girişimiyle başlatılan, Gezi Direnişi sonrasında AKP Hükümeti’ne taleplerde bulunan “Adalet ve Saygı Çağrısı” yüzü aşkın, toplumun farklı kesimlerinden bireylerin imzalarıyla açıklandı. Basın açıklamasının ardından, metin change.org üzerinden de imzaya açıldı, illerde sokak standları kurularak binlerce imza toplandı. Galatasaray’da Aynalı Geçit’teki toplantıda Erol Katırcıoğlu ve Nil Mutluer tarafından açıklanan metinde “Gezi Parkı’nı savunanların talepleri, aslında devlet-yerel yönetim ve yurttaş arasındaki ilişkilere son derece değerli yeni ve demokratik açılımlar kazandırabilecekken, siyasi otoritenin bu talepleri polis zoruyla bastırmayı tercih etmiş olması, kabul edilmesi mümkün olmayan ve Türkiye’de demokrasinin geleceğini ve barış sürecini tehdit eden bir şiddet ortamı doğurdu” deniliyor.

kularını, endişelerini anlayacağı müzakere kanallarının açılması olduğuna inanıyoruz. Müzakere ise ancak toplumdaki farklılıkların eşitlik ve eş değerlilik çerçevesinde değerlendirildiği ortamda gerçek karşılığını bulabilir. Bu çerçevede aşağıda sayacağımız somut önerileri içeren bir demokratikleşme paketinin taraflar arası diyaloğu güçlendireceğini düşünüyoruz.

“Gezi’nin temsil ettiği demokrasi zemininde buluşmayı” amaçlayan bildiri, aynı saatlerde change.org üzerinden imzaya açıldı.

• Kürt Meselesinin çözüm sürecinde adem-i merkeziyet ilkesinin kabul edilmesiyle Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na getirilen çekincelerin kaldırılmasının ve AB’nin Bölgesel Politika araçlarının tam işlerliğe kavuşmasının sağlanmasını; seçim barajının düşürülmesini; anadilde eğitim hakkının tanınmasını;

“Adalet ve Saygı Çağrısı” metni şöyle: “Türkiye’nin gündemini sarsan Gezi olayları yıllardır farklı bir iddia içerisinde bulunan iktidarın anlaşılması güç tavırlarının da katkısıyla toplumda derin bir kutuplaşma yarattı. Gezi Parkı’nı savunanların talepleri, aslında devlet-yerel yönetim ve yurttaş arasındaki ilişkilere son derece değerli yeni ve demokratik açılımlar kazandırabilecekken, siyasi otoritenin bu talepleri polis zoruyla bastırmayı tercih etmiş olması, kabul edilmesi mümkün olmayan ve Türkiye’de demokrasinin geleceğini ve barış sürecini tehdit eden bir şiddet ortamı doğurdu. Aşağıda imzası olan bizler, bu krizden tek çıkış yolunun insanların birbirlerinin kor-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Özgürlük alanının genişlemesi vizyonunu savunan bu paket ilk adımlar olarak:

• Ceza hukukunun evrensel ilkelerini yok sayan, demokratikleşmenin önünde ciddi bir engel oluşturan Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılmasını; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın demokratik protesto hakkının kullanılmasını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmesini; • Başörtülü yurttaşların seçilme haklarının tanınmasını; başörtüsünün kamusal alanda görünürlüğünü kısıtlayan yasaların değiştirilmesini; • Alevi yurttaşların ibadet özgürlüğünü

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


26

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

garanti altına alacak yasal düzenlemelerin yapılmasını; Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini; • Gayrimüslim yurttaşları hedef alan ırkçı ve ayrımcı dilin “nefret suçu” kapsamına alınması için çalışmalar başlatılmasını; • Toplumun belirli kesimlerinin yaşam tarzlarını hedef alan uygulama ve söylemlerden vazgeçilmesini; devletin etnik köken, dini inanç, toplumsal cinsiyet gibi bireysel hak ve özgürlükleri ilgilendiren alanlardan çekilmesini; LGBT’lerin eşitlik ve onur taleplerine kulak verilmesini; • İnsanın doğanın sahibi değil, parçası olduğunun bilinciyle doğayı tahrip eden kalkınma anlayışının gözden geçirilmesini; çevre ve kent düzenlemesini ilgilendiren kararların uygulanmadan önce toplumla paylaşılması, karar mekanizmalarının şeffaflaştırılması ve geniş kitlelerin katılımına açık hale getirilmesi yönünde gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını içermelidir. Gezi olayları kapsamında olan bitenin yurttaşla-devlet kurumları arasında ortaya çıkan ve aslında diyalog yoluyla çözül-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

mesi gereken bir anlaşmazlık olduğunu düşünüyoruz. Bu diyaloğu imkansız kılan, ölümlere ve insanların bedenlerinde kalıcı hasarlara yol açan şiddetin bütün sorumlularının kamu vicdanını rahatlatacak şekilde yargı önünde hesap vermeleri için idarenin gereken adımları bir an önce atması da son derece önemlidir. Toplumsal barışa katkıda bulunacağını umduğumuz bu özgürlüklerin, partilerin kısır siyasal çıkarlarına kurban edilmemesi gerekiyor. Bu anlamda yukarıda saydığımız somut adımlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu gergin durumdan ancak diyalog ve müzakere yoluyla çıkılabileceğini düşünen bizlerin bütün yurttaşlara ve siyasal aktörlere bir vicdan ve adalet çağrısı olarak algılanmalıdır. Önemli Not: Bu bildiri Mısır’da yaşanan darbeden önce kaleme alınmıştır. Bildiriye imza atanlar olarak Mısır’daki darbeyi kınıyoruz. Darbelerin, esas olarak toplumların demokratikleşme mücadelelerine indirilmiş darbeler olduğuna inanıyoruz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

27

Konferanslar

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


28

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Yeni Anayasada Son Dönemeç Açılış konuşmasını yapan Parti Eş Sözcüsü Arif Ali Cangı, Kürt meselesinde ilerleyen müzakere sürecini desteklediklerini, ancak silahları bırakmanın yeterli olmadığını bunun ancak yeni bir anayasa ile tamamlanacağını söyledi. Yeni anayasanın özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi, sosyal ve ekolojist olması gerektiğini belirten Cangı, yeni anayasa ile ilgili partinin görüşlerini şöyle aktardı: “Anadil hakkı, çok dilli yerinden yönetim sağlanmalı. Yurttaşlık tanımı, etnik vurgu yapmak yerine ortak yaşamı paylaşan insanları kapsayacak şekilde Türkiye vatandaşlığı üzerinden olmalı. “İnsanın doğanın efendisi değil, onun bir parçası olduğu algısından yola çıkılarak doğanın ham madde olarak görülmesine son verilmeli; hayvan hakları göz önüne alınmalı. Ekonomik kararlar doğanın dengesi gözetilerek ele alınmalı. “Yurttaşların karar alma süreçlerine etkin katılımı sağlanmalı. Ortak mülkiyet alanları ve kamusal alanlar yaratılmalı. Başkanlık sistemine kategorik olarak karşı çıkmıyoruz, ama hükü-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

metin önerdiği tek başına karar verme yetkisi veren bir başkanlık sistemini kabul etmiyoruz.” Moderatörlüğünü Ufuk Uras’ın yaptığı ilk oturumda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin milletvekili Erol Dora ve Halkların Demokratik Kongresi’nden Prof. Dr. Gençay Gürsoy konuştu. “Değiştirilemez maddeler tabusu yaratılıyor” Dora, bugüne kadarki anayasalarda hep gönüllü değil zorunlu vatandaşlık uygulaması olduğunu belirterek, yeni anayasada “değiştirilemez maddeler” olmasını kabul etmediklerini söyledi. “Değiştirilemez maddelerle insanların gelecekleri ipotek altına alınamaz. Gelecek ihtiyaçlar karşısında her zaman anayasa maddeleri değiştirilebilir olmalı. Tabu haline getiren zihniyeti kabul etmiyoruz. Herhangi bir etnisiteye vurgu yapmadan kucaklayıcı, herkesin ‘ben de buradayım’ diyeceği bir vatandaşlık tanımı istiyoruz. “Anadilde eğitim hakkı ve evrensel din özgürlüğü çok önemli. Bu ülkede azın-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

lıklar, Aleviler, Ezidiler hep dışlandı. Devletin dine müdahale etmeyeceği, ibadethanelere inanç gruplarının karar verdiği bir din özgürlüğü olmalı. Diyanet kaldırılmalı. Düşünce ve ifade özgürlüğü sağlanmalı. Azınlıkların mülkiyet haklarının iadesi de yapılmalı.” “Yüzde 99,9 elhamdülillah müslüman” Ensarioğlu, Türkiye’de Kürt, Alevi, inanç sorunu gibi her türlü sorunun kaynağının anayasa olduğunu, o yüzden bu sorunların çözümünün bütün farklılıkların teminatı olacak bir anayasa ile mümkün olacağını söyledi. Ulus devletin özünde baskı ve tekleştirme olduğuna dikkat çeken Ensarioğlu şöyle konuştu: “İttihat ve Terakki ideolojisi ile yönetilen ülkede 72 farklı millet yaşıyor. Ama yıllar boyunca Türk’ten çok Türkçülük yapıldı. Bu topraklarda yüzde 25 gayrimüslüm yaşıyordu. Haklarını garantide görmeyen bu insanlar gitti. Şimdi ülkenin yüzde 99,9’u ‘elhamdülillah Müslüman’. Ama Kürtler Türkleşmedi. Ve bu sistemin yürümeyeceği anlaşıldı.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

29

Artık Ortadaoğu’daki gelişmeler çerçevesinde de ülkenin ortak bir gelecek kurmaya ihtiyacı var.” Ensarioğlu, başkanlık ve demokratik özerklik gibi partilerin farklı taleplerinin olabileceğini, bunun masadan kalkmadan tartışılması gerektiğini söyleyerek barış sürecinin ilerlediği bu dönemde anayasanın mutlaka Meclis kapanmadan geçmesi ve sonbaharda referanduma gitmesi gerektiğini söyledi. Aksi taktirde bu fırsatın kaçacağını sözlerine ekledi. Gürsoy ise, özetle, parlamenter sistemle ilgili oluşan deneyimi ortadan kaldırmak için inandırıcı bir neden olmadığını belirterek, “Tek adam zihniyetinin olduğu bu kültür ve beslendiği atmosferde, başkanlık sistemi ve yetkileri tedirginlik yaratıyor” şeklinde bir sunum yaptı. Bundan sonra “Başkanlık rejimi, parlementer sistem ve yerinden yönetim” oturumu ve “Eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist ve sosyal anayasa” forumları yapıldı.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


30

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

AKP Hükümeti’nin ‘çılgın projeler’ adıyla tanıttığı, aslında ‘lüzumsuz projeler’ kapsamında değerlendirilmesi gereken politikaları, uluslararası katılımın da olduğu bir toplantıda tartışıldı.

rı üzerinde önemli etkileri olacak bu projelerin karar alma süreçlerine katılım hakkı tanımıyor. Son zamanlarda, teknokratik kalkınmacı gündemin yükselişi demokratik süreçlerin aşındığı bir ortamda gerçekleşiyor. Oysa yaygın bilinen gerçek şu ki; sürdürülebilir bir ekonomik büyüme demokrasinin eksik olduğu bir ortamda sağlanamaz. Balkan ülkelerinde halen etkisini hissettiren 2008 Küresel Krizi’ne karşı, bölgedeki hükümetler çevresel açıdan yıkıcı olan çılgın projelere sığındı. Koruma altındaki bölgelerde altın madenciliğine verilen izinler, inşa edilen ya da edilmek üzere olan nükleer santraller, Boğaz’ın yanına açılması planlanan yeni kanal, milyonlarca ağacı katleden 3. Köprü’nün inşası; sadece planlandığı değil, aynı zamanda Kanal İstanbul Projesi’nde olduğu gibi komşu ülkelerdeki, halihazırda kırılgan olan ekosistem üzerindeki baskıyı daha da yoğunlaştırmakta. “Ne pahasına olursa olsun büyüme” anlayışı, bir başka deyişle, kısa görüşlü ekonomik büyüme odaklı uygulamalar günümüzde toplumların esenliğine en büyük tehditlerden biridir. Oysa, hükümetler, vatandaşlarına yaşamla-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Bu iki günlük konferansta, Türkiye ve Güney Avrupa ülkelerindeki “gereksiz” ve “empoze” edilmiş projelerin bir dökümü çıkarıldı, bu projelere karşı yürütülen mücadelelerde edinilmiş deneyimler paylaşıldı. Karar alma süreçlerinde katılımcılığı artırmanın olası yolları tartışılıp, yerel ekolojik hareketleri nasıl güçlü kılabiliriz sorusu üzerine fikir alışverişinde bulunuldu. Bunun dışında kısa görüşlü ekonomik büyüme odaklı uygulamaların tek seçenek olmadığı, doğa ve toplumla barışık Yeşil Dönüşüm politikalarının ekonomik büyüme ve istihdam yaratabilme kapasitesi açısından izlenen politikalardan ne derece üstün olduğu gösterildi. Konferans yeşil alternatifin geleceğini tartışmak üzere uzmanları, politikacıları ve Türkiye içinden ve bölgeden bu tür projelere karşı çalışma yürüten aktivistleri bir araya getirdi.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

31

Kentlerimizi Nasıl Yöneteceğiz?

26 Ekim 2013 tarihinde moderatörlüğünü Bekir Ağırdır’ın yaptığı, Tarhan Erdem, İlhan Tekeli ve Sema Erder’in konuşmacı olarak katıldığı, Yiğit Gülöksüz’ün rahatsızlığı nedeni ile katılamadığı “Kentlerimizi Nasıl Yöneteceğiz” sempozyumunu gerçekleştirdik. Toplantıda, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yerinden yönetim, adem-i merkeziyetçilik, kent kültürü, kentsel dönüşüm, katılım ve çoğulculuk gibi konular tartışıldı. Ülkede ciddi olarak bir demokrasi krizinin yaşandığı, bugün bütün problemlerimizin kaynağının bu olduğu, bunu tartışmadan, bundan bağımsız olarak ‘kentlerimizin problemi nedir, yönetimi nasıl olur?’ meselesinin tartışılamayacağı, demokrasi kriziyle yüzleşmeden bunun mümkün olmayacağı vurgulandı. Demokrasinin karar verme biçimi olduğu ve karar verme sürecinin niteliği ile ilgili olduğu, halbuki bizde demokrasinin sadece kararı kimin vereceğini seçmek olarak algılandığı belirtildi. Demokrasinin, bir sonraki dönemin diktatörünün kim olacağının seçimi değil, toplumu ilgilendiren kararların üretilme süreciyle ilgili bir işleyiş olduğunun bilinmesi gerektiğinin altı çizildi... 1946’dan itibaren geliştirilen “araçsal demokrasi anlayışı”nın, seçim yoluyla iktidarın değişmesinin kapısını açtığını, ama fikir ve örgütlenme özgürlüğü dahil başka hiçbir şeyin kapısını aralama-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

dığını; siyaset pratiğini ötekileştirmek üzerine kurduğunu; bugün insanların sadece AKP’nin bu politikayı uyguladığını zannettiğini; ötekileştirme ve kutuplaştırmanın siyaset tarihimizin içinde bulunan bir şey olduğunun bilinmesi gerektiği ifade edildi. Siyasetin sorun çözemez hale gelmesiyle, ötekileştirme üstünden siyaset yapmanın üst üste düştüğü ve o nedenle bugün yeni bir demokrasi, yeni bir demokrasi kültürü önerisi ihtiyacının olduğu konuşuldu. Demokrasinin tamamlanmış bir rejim olmadığı, aksine sürekli olarak geliştirilecek bir rejim olduğu kuvvetle vurgulandı. İktidar meselesinin oydaşma oluşturma kapasitesi olduğu, oysa eskiden beri gelen iktidarların Türkiye’deki siyasi kültür içinde, iktidarı zorla bir şey yapabilme kapasitesi olarak algıladığı ifade edildi. Bugün demokrasinin araçları üzerine değil, tözleri üzerine konuşmamız gerektiği ve demokrasinin tözlerinin de dört tane olduğu belirtildi: Bunların ahlak, demokrasiyi bir karar verme biçimi olarak düşünmek, toplumda bireylerin kamusal özne olması talebi ve demokrasinin sürekli geliştirilmesi bilinci olarak

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


32

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

sıralanması gerektiği ifade edildi. Türkiye’deki demokrasi krizini biliyorsak, Türkiye’deki kentsel dinamikleri ve kentsel dinamiklere ilişkin krizleri bilmemiz gerektiği, özellikle kent meselesinde bunu ikili başlık üstünde tartışmakta yarar olduğu; bunlardan birisinin fiziki yapıyla, diğerinin ise bunun ortaya çıkarttığı komünitenin biçimiyle, nitelikleriyle ilgili eleştirel pozisyonun üretilmesi gerektiği, ancak bu iki tartışmadan sonra, ‘Türkiye için bir yerel yönetim programının temel nitelikleri ne olabilir?’ başlıklı bir tartışmanın yürütülmesi gerektiğinin altı çizildi. Öncelikle Türkiye’de devlet-toplum-piyasa ilişkilerini, özellikle devlet-toplum ilişkilerinin nasıl kurgulandığını, nasıl işlediğini anlamaya çalışmanın önemi ifade edildi. Devlet-toplum ilişkilerinin iki biçimde algılaması gerektiği; bir kurallar ve kurumlara bakarak, bir de kurallar ve kurumların dışında uygulamaya bakarak anlaşılabileceği ve bunun bir sosyal gerçeklik olduğu, sosyal değişimin dinamiklerini tanımladığı vurgulandı. Türkiye’deki siyasal kültürün genetik kodlarımızdan gelmediği, aksine devlettoplum ilişkilerinin biçimi, değişmesi ya da değişmemesinden doğan stratejilerin belirlediği alışkanlıkların ve bilgi birikiminin nesillere aktarılması olduğu; Türkiye’nin en önemli meselesinin, çok önemli bir sosyal değişme sürecinden geçerken 1930’lardaki kurumsal yapının büyük ölçüde devam etmesi olduğu; devletle toplum arasındaki ilişkilerin zımni, yani gizemli, gizli ancak siyaset alanında yaşayanların bildiği, ‘köyün sırrı’ olan bir uzlaşma olduğu ve bu uzlaşmanın popülizmin kaynağını oluşturduğu, Türkiye’de demokrasi diye tanımladığımız şeyin aslında bol bir popülizm olduğu ifade edildi. Türkiye’deki toplumsal değişmeyle popülist siyasetin de değiştiği tespiti yapıldı. Bugün post şehirleşme dediğimiz, post modern; post kentleşme dediğimiz dönem de popülist siyaset rantı dağıtımında popülist siyaset haline dönüşmesinin, yani kentsel rantın dağıtımının ve bölüştürülmesinin önemine değinildi. Yerel yönetimlere talip olan kimse, onun “rant politikasının” ne olacağı öğrenilmeli dendi. Bütün reform tartışmalarında, şehirleşmeyle ilgili tartışmalarda, bir

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

demokrasi talepleri vardır, bir de kentin etkin yönetimiyle ilgili talepler... Bu talepler arasında her zaman bir çelişkinin bulunduğu, yani kentin etkin yönetimiyle kentin demokratik yönetiminin bir arada nasıl gideceği sorusunun çok önemli bir kamu yönetimi sorusu olduğu belirtildi. Başbakanı İstanbul’dan Ankara’ya taşıyan modelin “Büyükşehir Belediyesi” modeli olduğu, bunun da “güçlü başkan zayıf meclis” anlamına geldiğinin bilindiği; ilaveten imar yetkisinin yerel yönetimlere devredilmesinin aslında rant dağıtma mekanizmasının yerel yönetimlere devredilmesi anlamına geldiği; imar yetkisinin rantın nasıl dağıtılacağını, nasıl yoğunlaştırılacağını veren çok önemli bir yetki olduğu vurgulandı. Rantın denetiminin rant vergisi ile yapılabileceği söylendi. 30 sene önce fakirleşmenin nasıl düzenleneceği önemliyken, bugün zenginleşmenin nasıl düzenleneceği önem kazandı tespiti yapıldı. Bunun çaresinin merkezi idareyi ortadan kaldırıp, yönetimin yerelleşmesi olduğu vurgulandı. Yani kentlerimizi nasıl yöneteceğiz değil, kentlerimizi kimin yöneteceğine karar vermek gerektiği ifade edildi. Yönetmenin o kentlerde doğan, o kentlerde yaşayanların meselelerinin orada yaşayanlar tarafından karşılanması demek olduğunun altı çizildi. Bir yerleşim yerinde oturan insanların her türlü sorununa o insanların karar vermesi ve o kararın hiç kimseye sorulmadan yürürlüğe konulması gerektiği belirtildi. Buna karar vermeden hiçbir meselemizi çözemeyeceğimiz, bugünkü asli sorunumuzun bu olduğu ve bu sorunun 3-5 günlük değil, en az 90 senelik bir sorun olduğu ifade edildi. Bu krizi önlemenin çaresinin, bu yönetim tarzının yanlışlığını halka kabul ettirmek olduğu, halkımızın buna henüz inanmadığı vurgulandı. Yerel yönetimin katılımcı ve çoğulcu bir anlayışla yerinden yönetime evrilmesinin kabul edilmesi; halkın kendisinin en güçlü güç olduğuna kendisini inandırması gerektiğine; problemin buradan kaynaklandığına; eğer bu problemi çözemezsek, demokrasi krizinin devam edeceğine inanmamız gerektiğine işaret edildi.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

33

İzmir Barış ve Anayasa Paneli

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin 4 Adalet Kampanyası çerçevesinde düzenlediği ‘Barış ve Anayasa’ konulu panel Tepekule Sergi Sarayı’nda gerçekleştirildi. Panele BDP milletvekili Hasip Kaplan, Prof. Dr. Mithat Sancar, Yrd. Doç. Dr. Maya Arakon ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Av. Arif Ali Cangı katıldılar. Panel İzmir Eşsözcüleri Güneş Akçay ve Osman Doğan’ın açış konuşmaları ile başlarken, ilk sözü Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Av. Arif Ali Cangı aldı. Cangı, “Barış olmadan yeni bir anayasa yapma olanağı olmadığı gibi eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa yapılmadan eksiksiz ve kalıcı barışın sağlanması da mümkün değildir. Biz bu sürecin başından beri Kürt meselesinin diyalogla ve müzakereyle çözümünden yana olduk ve yıllardır süren savaşın sona ermesi, daha fazla can kaybının yaşanmaması ve toplumsal barış ve geleceğimiz için çok önemli. Bu yüzden Abdullah Öcalan’ın sözlerini önemsiyoruz” dedi. Doç. Dr. Maya Arakon, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana ciddi bir tektipleştirme süreci yaşandığına dikkat çekti. Arakon bunları eksterminasyon, asimilasyon ve folklorizasyon olarak açıkladı. Bu üç aşamalı planın Kürtler üzerinde etkili olmadığını bu yüzden kimliklerinin hep inkâr edildiğini söyleyen Arakon, “Kürtler bir türlü asimile edilemediler ve bu yüzden devlet onları sürekli inkâr etti, yok saydı.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Ancak devlet ne kadar inkâr etse de Kürtler var” dedi. 21 Mart’ta Diyarbakır’da tarihi bir Nevroz yaşandığını ve Öcalan’ın manifestosunun tüm dünyaya duyurulduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında, BDP Milletvekili Kaplan, Murat Karayılan’ın “ateşkes süreci başlamıştır” açıklaması ile de barış umudunun daha da güçlendiğini belirtti. Türk ve Kürt halkları arasında bir düşmanlık olmadığını, yönetenlerin Kürt halkına düşmanlığı olduğunu belirten Kaplan, “Tarihimiz demokrasi adına parlak değil. Ama artık, sağın solla, laikin anti laikle, Sünni’nin Alevi’yle barışması gerekiyor” şeklinde konuştu. Panelde son olarak Prof. Dr. Mithat Sancar söz aldı. Sancar “Süreçten başarıyla çıkarsak yeni bir Türkiye kurulacak. Kurulan her yeni dönem herkesi tedirgin eder” dedi. Bir tarafta yüzyıllık devlet deneyimi olan iktidarın, bir tarafta ise lideri 14 yıldır içeride olan Kürt hareketinin olduğu bir sürecin sonucunda her talebin karşılanamayacağını savunan Sancar, “Barış çatışmayı bitirme görüşmelerinin sonucunda erişilen durumdur. Şu anda silahların güvenle nasıl susacağı sürecindeyiz. Bu da uzlaşmayla olur. Her iki tarafın da isteklerinin bazılarından vazgeçmesiyle olur” şeklinde konuştu. Sancar, savaşın bitmesi durumunda herkesin daha fazla siyaset yapma durumu doğacağını ve demokratik siyasetin yollarını bulamayanların sürecin dışında kalacağını savundu.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


34

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Bursa Barış ve Anayasa Paneli

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin düzenlediği “Barış ve Anayasa” paneli 26 Nisan Cuma akşamı Nazım Hikmet Kültür Evi’nde yapıldı. Moderatörlüğünü Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi MYK üyesi İkbal Polat’ın yaptığı panelde konuşmacı olarak BDP Milletvekili Altan Tan, Prof.Dr.Mithat Sancar ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi MYK üyesi Saruhan Oluç yer aldı. Barış Meclisi üyesi Ayhan Bilgen ise babasının ağır hastalığı nedeniyle panele katılamadı. Salonun tamamen dolduğu panelde ilk konuşmayı Altan Tan yaptı. Tan, İmralı ve Kandil’deki görüşmelerde yer aldığını, PKK’nin silahı bırakmakta kararlı olduğunu, ancak AKP’nin gerçekten samimi olup olmadığı konusunda emin olmadığını, bazı endişeleri olduğunu belirtti. Altan Tan, AKP’nin samimiyetinin de kısa sürede ortaya çıkacağını, endişelere karşın sürecin barış ve demokrasiye evrilmesi için umutlu olduğunu açıkladı. Saruhan Oluç ise konuşmasında barışın sadece silahların susması olmadığını, toplumsal barışın sağlanması, demokrasi ve eşitliğin de barış için mutlaka gerekli olduğunu belirtti. Demokratik Cumhuriyet mücadelesi yapıldığını söyleyen Oluç, demokrasinin lokomotifinin ise Kürt siyasi hareketi olduğunu açıkladı. BDP’nin anayasa taslağının da bunu gösterdiğini belirten Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi MYK üyesi Saruhan Oluç, anayasa taslağındaki üç maddenin önemine değindi.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Bunların, anayasal yurttaşlık tanımı, anadilinde eğitim ve yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi olduğunu ifade etti. Akil İnsanlar toplantısından panele gelen Prof.Dr.Mithat Sancar, Güney Afrika’daki siyah-beyaz mücadelesinden örnek vererek başladığı konuşmasında, partiler arasında anlaşma olmazsa geçiş dönemi anayasası yapılabileceğini belirtti. Yeni anayasa için iki partinin uzlaşmasının yetmeyeceğini, bu durumda iki parti uzlaşısı ile geçiş dönemi anayasası yapılabileceğini, bu durumda inkar sorununun çözümü, ademi merkeziyetçiliğin ilke olarak anayasaya koyulmasının önemli olduğunu ifade etti. Bununla birlikte yol temizliği yapılması, demokratikleşme konusunda adımlar atılmasının kaçınılmaz olduğunu söyleyen Sancar, “ben süreçten umutluyum, süreçten dönüş olamaz” dedi. Prof.Dr.Mithat Sancar ayrıca, akil insanların hükümetin telkini ile hareket etmedğini, herkesin kendi görüşünü söylediğini belirterek “cehennemden kurtuluyoruz, ama hemen cennete girmeyeceğiz” ifadesini kullandı. Panele dinleyici olarak katılan Prof.Dr. Mehmet Bekaroğlu da süreçten umutlu olduğunu, AKP’ye ilişkin endişeleri olmakla birlikte “artık konuşmaya başlıyoruz, bu sürecin sonunda mutlaka daha demokratik bir Türkiye ortaya çıkacaktır” görüşünü paylaştı.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

35

Çorum Barış ve Anayasa Paneli

Ankara Üniversitesi SBF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alev Özkazanç, 2012 yılının son aylarında BDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılmasının tartışıldığını, ancak yeni yılla birlikte bir anda barış sürecine girildiğini belirterek, “Türkiye toplumu bunun travmasını yaşıyor. Doğal olarak sol ve sosyalist çevrelerde de ‘acaba neler oluyor’ sorusu sorulmaya başlandı” dedi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin “Barış ve Anayasa” panelinde konuşan Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu ise, Türkiye toplumunun bir Alman toplumu ol-

madığını belirterek, “Alman toplumu homojendir. Türkiye ise bir imparatorluğun bakiyesini devralmıştır. Maalesef Türkiye toplumunda biz duygusu üretilemedi” dedi. Eski KESK Genel Başkanı Sami Evren de, Türkiye’nin bir taraftan barış, diğer taraftan ise yeni anayasa sürecine girdiğini belirterek, yıllardır 12 Eylül Anayasası’na karşı olduğunu dile getiren ve buna karşı mücadele eden solsosyalist çevrelerin bu süreçte çeşitli kanatlara savrulduğunu söyledi.

Aydın Barış ve Anayasa Paneli

PM üyesi İbrahim Akın, eşitlik ve adalet kavramlarını önemsediklerini söyledi. Akın, hem Osmanlı döneminde hem de Cumhuriyet’in kurulması sürecinde ve sonrasında adaletin tesis edilemediğini savundu. Barış sürecini önemsediklerini vurgulayan Akın, Türkiye’nin, tarihsel yüzleşmeyle karşı karşı olduğunu bildirdi. Yıllardır Kürt sorununun yok sayıldığını belirten Akın, “Hiçbir zaman bu mesele bu kadar ciddiye alınmadı. Ve ilk kez bir hükümet vasıtasıyla kabul edilerek, müzakere masasına oturuldu” dedi. Kürtlerin bu ülkenin yönetiminde eşit yurttaş ilişkisinin sağlanması gerektiği konusunda bir noktaya geldiğini

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

söyleyen Akın, “Biz de, bir arada yaşamak, bu ülkeyi bölmek, böldürmek istemiyorsak, tersine korku yaratma, korku Cumhuriyeti kurmak yerine, birbirimizi kabul edelim. Farklılıklarımızı bilen ve meşru gören, bu meşru zemin içerisinde çözüm üreten bir yolu kabul etmemiz gerekiyor. Biz, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, bu müzakerede Kürtlerle, Türklerin, Ermenilerin, Rumların, Çerkezlerin ve diğer kendini farklı tanımlayan herkesin eşit yurttaş ilişkisi çerçevesinde anayasal bir hak sahibi olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Buna engel olan zihniyetler var. Korku Cumhuriyeti yaratanlar var. Bunlar aşılabilirse Türkiye pekala bu meseleyi çözebilir. Ve dünyanın çeşitli demokratik ülkelerinde olduğu gibi barış içerisinde bir arada yaşayabiliriz” diye konuştu.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


36

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Denizli Barış ve Anayasa Paneli

Denizli’de Merkez Yürütme Kurulu Üyesi İkbal Polat ve Meclis Üyesi Atilla Aytemur’un konuşmacı olarak katıldığı Barış ve Anayasa konulu bir sempozyum düzenledi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi MYK Üyesi İkbal Polat, “Parti olarak bu sorunun çözülmesinden sürekli olarak yanayız. Sorunun çözülmesi için gerek yerelde gerekse ulusalda sürekli olarak çalışıyoruz. Ülkemiz 30 yıllık bir sorundan kurtulmanın çok önemli bir aşamasındadır. 30 yıllık bir sorunun yanında ülkemiz 31 yıllık diğer bir so-

run olan cunta anayasasından da kurtulmak için önemli adımlar atıyor. Parti olarak sorunların demokratik bir biçimde çözümü konusunda her zaman faal bir görev aldık” dedi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Parti Meclis Üyesi Atilla Aytemur da sürecin tüm toplum tarafından desteklenmesi gerektiğini söyledi. Aytemur, “Ülkemiz çok önemli bir dönemece girdi. Türkiye yıllardır taşıdığı sorunların üstesinden gelmenin eşiğine geldi. Bu eşiği geçmek için herkesin destek vermesi gerekiyor. Özellikle CHP, kaygılarını bir yana bırakıp sorunun çözülmesi için destek vermelidir. Bugüne kadar ülkemiz bu sorunla baş edip ayakta kalmayı başardı” dedi.

Akhisar Barış ve Anayasa Paneli Moderatörlüğünü PM üyesi İbrahim Akın’ın yaptığı panelde ilk konuşmacı Prof. Erol Katırcıoğlu oldu. Erol Katırcıoğlu, “Çözüm sürecinde barıştan yana olmak gerekir. Ancak AKP’nin barıştan anladığı ile bizim barıştan anladığımız aynı değildir. Barış sürecinde bize düşen rolü gerçekleştirmemiz gerekir. Yani barışın olması, anayasal bir düzenleme ile güvence altına alınması için bu süreçte aktif rol oynamamız gerekir. Çözüm sürecinin yeni anayasa ile sonuçlandırılması ve bu anayasada eşit yurttaşlık haklarının tanınması gerekir” dedi. MYK üyesi Alaaddin Dinçer de “21. yy temel politik sorunlarından biri ka-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

pitalizmin yeni paradigmasına karşı solun nasıl bir söylem geliştireceği ile ilgilidir. 20. yy’a ait paradigmalar bugün karşılık bulmuyor. Günümüz sendikalarının örgütlenmenin temeline aldıkları bakış açıları ve değerleri etnik milliyetçi, dinsel, ulusal ayrımcılık duruşu bugün hiçbir şeye cevap verememektedir. İş kazalarında ölen, yaralanan onlarca işçi var. Çocuk işçiliği yaygın. Son 3-4 yılda oldukça arttı. Taşeronluk oldukça arttı. Sendikalı sayısı toplam yüzde 8. Grev yaptırılmayan bir ülkede yaşıyoruz. Barış sürecinde de emek mücadelesinde de ortak olmak gerekir. Emekçilerin savaştan çıkarı olmaz” dedi.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


G e z i Direnişi

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

37

Bu Daha BAŞLANGIÇ!

Mücadeleye DEVAM!

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


38

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Artık her yer, bütün yaşam alanlarımız Gezi Parkı’dır

Hala hatasında direnen, inadını ve kibrini sürdürmeye devam eden ve on binlerin sokağa taşındığı bu büyük ve kapsayıcı sivil direnişten gerekli dersi almayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık not: Toplumsal barışın sağlanması ve demokratik toplum olmanın gereği halkın karar süreçlerine katılımıdır. Bu nedenle toplumu ilgilendiren tüm kararlarda olduğu gibi, kent yaşamını etkileyen, yaşam alanlarına yönelik her türlü planlama ve yatırım kararlarında halkın katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Hayata ve kente sahip çıkmak çapulculuk değildir. Taksim Gezi Parkı’nda başlayarak önce tüm şehre ardından da tüm ülkeye dalga dalga yayılan ve yankıları bütün dünyaya yayılan sivil itaatsizlik eyleminde kazanan devlet terörü değil, sivil irade oldu. Yaşadığı kentin ağacına, tarihine, kültü-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

rüne, havasına kısacası yaşama sahip çıkan barışçı insanlar Gezi Parkı’nın tek bir ağaç kesilmeden park olarak kalması ve Topçu Kışlası Projesi’nin iptal edilmesi taleplerini dile getirdiler. Ancak anayasa ile güvence altına alınan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını kullanmak isteyen insanların barışçı sesleri, eşi görülmemiş bir polis şiddeti ile susturulmaya çalışıldı. Toplumsal direnişi, bir halk hareketine dönüştüren, işte bu akıldışı şiddet oldu. İnsanlar artık, baskılarla, yasaklarla, haksızlıkla, adaletsizlikle örülü bir siyasal ve toplumsal düzende yaşamak istemiyor. Bu nedenle, on binlerce insan ayrışmak yerine birleşmeyi, susmak yerine ses çıkarmayı, sinmek yerine direnmeyi tercih etti. Baskılar bizi bölmek yerine, kendiliğinden bir ortak iradenin oluşmasının yolunu açtı. Dini, felsefi, ideolojik, kültürel ve ekonomik tüm farklılıklarımıza rağ-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

men, yaşam alanlarımıza, hep birlikte sahip çıktık. Demokratik siyaset, oy vermekten, seçimlerden, Meclis’te veya meydanlarda nutuk atmaktan ibaret değildir. Yaşamsal olan siyasaldır. Bir ağacın kesilmesi siyasaldır. Nehirlerin, göllerin kurutulması siyasaldır. Toprağın, gıdanın kirletilmesi siyasaldır. Kent tarihinin yağmalanması siyasaldır. Nitekim, Gezi Parkı’nda kesilen bir ağaç, bir insan selini harekete geçirebildi. Biz Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak ektiğimiz toprak, içtiğimiz su, soluduğumuz hava, yediğimiz gıda, gölgesinde oturduğumuz ağaç, kısacası gezegeni paylaştığımız tüm varlıklarla uyumlu bir yaşamın politikasını dile getiriyoruz. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak Taksim Dayanışması’nı oluşturan sendikalar, emek örgütleri, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, siyasi örgütler ve partiler, sanatçılar, aydınlar, çeşitli inisiyatifler ve sokaktaki insanlarla birlikte yapılan çağrıyı destekliyoruz. Başta Taksim olmak üzere tüm İstanbul’da ve Türkiye’de taleplerini ifade etmek için sokaklara çıkan halka yönelik vahşi şiddet derhal durdurulmalı, gözaltındakiler serbest bırakılmalı, başta İstanbul Emniyet Genel Müdürü ve İstanbul Valisi olmak üzere tüm so-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

39

rumlular istifa etmelidir. Taksim Gezi Parkı’nı bozacak hiç bir müdahalede bulunulmamalı; Topçu Kışlası Projesi iptal edilmeli, Gezi Parkı’nın hangi nedenle olursa olsun, tek bir ağacına dokunulmadan park olarak kalacağı açıklanmalı ve park derhal halka açılmalıdır. Toplumsal barışın sağlanması, demokratik toplum olmanın gereği halkın karar süreçlerine katılımıdır. Bu nedenle toplumu ilgilendiren tüm kararlarda olduğu gibi, kent yaşamını etkileyen ve yaşam alanlarına yönelik her türlü planlama ve yatırım kararlarında halkın katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Elektrik Piyasası Kanunu’yla 2021 yılına kadar getirilen Çevre Mevzuatı bağışıklığı, 1997 yılı öncesi planlanan yatırımlara ÇED muafiyeti getiren yasalar yürürlükten kaldırılmalıdır. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanan, halkın katılımını engelleyen, tabiat alanlarını ve biyolojik çeşitliliği yağmaya açan TABİATI VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA KANUNU tasarısı gündemden geri çekilmelidir. Yaşam alanlarına sahip çıkma mücadelesi aynı zamanda demokrasi mücadelesidir. Artık her yer, bütün yaşam alanlarımız Gezi Parkı’dır.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


40

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Gezi Parkı Yeni Bir Dönemin Kapısıdır! Gezi Parkı eylemleri siyasi tarihimizde önemli bir döneme açılan kapı olma özelliğini taşıyor. Yıllar süren suskunluktan sonra farklı kesimlerden çok sayıda insan, özellikle de mahallelerde kadınlar ve şehir meydanlarında gençler demokrasi, katılım, özgürlük ve yaşam biçimlerine saygı için mücadele etmek üzere sokaklara çıkıyor. AKP hegemonyası büyük bir yara alırken, toplumda haklar ve özgürlükler için verilecek mücadeleye olan inanç yükseliyor. Gezi Parkı’nın korunması için başlatılan bir eylemin böylesi bir aşamaya sıçramasının ardında yatan birinci neden, seçeneksiz olduğunu düşünen AKP ve Başbakan Erdoğan’ın, iktidara gelirken karşı olduğunu söylediği devlet dilini ve otoritesini benimsemiş olmasıdır. Özellikle son 1 yılda AKP iktidarı tüm toplumsal hak taleplerine karşı bu zihniyetle yaklaşıyor; bu tutumu şahsında toplayan Başbakan’ın kibirli, karşısındakileri dinlemeyen, otoriter tutumu toplumsal tepkileri büyütüyor ve birleştiriyor. Toplum, 1 Mayıs’tan Emek Sineması’na, yaşam tarzına müdahaleden tarihi hassasiyetlerine saygısızlığa kadar hemen her konuda, hatta barış gibi tüm tarafla-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

rın ortak ulaşması gereken bir hedef için adımlarda dahi katılım ve doğrudan demokrasiyi dışlayan, değişim ve demokrasi talebini kendi çizdiği sınırlar içinde tutabileceğini sanan AKP ve Başbakan’a cevap veriyor. ACİL DEMOKRATİKLEŞME İSTİYORUZ Başbakan ve AKP iktidarında cisimleşen bu otoriter zihniyet mevcut büyük siyasal güçlerin hemen hepsinin ortak kesenidir. Eylemlerde ortaya çıkan demokrasi talebini karşılayabilecek, kendi bünyesinde bu talepleri siyasal bir programa dönüştürebilecek bir siyasal gücün varlığından söz etmek mümkün değildir. Böyle olunca, Türkiye toplumunun çok geniş talepler manzumesi etrafında toplanan demokrasi arzusu karşılığını bulamıyor. Gezi Parkı eylemlerinin geldiği noktada ortaya çıkardığı toplumsal öfkenin dindirilmesinin tek yolu, Türkiye’nin hızla demokratikleşme yönünde bir iradeyi egemen kılmasından geçiyor. Gezi Parkı eylemleri ülkenin pek çok sorununun yanı sıra ekolojik yıkıma karşı toplumsal duyarlılığın artmakta olduğunu da gösteriyor. Başbakan Erdoğan’ın aşağıladığı bu bilinç toplumsal mücadelelerin gelişiminde önemli bir rol oynamaya devam edecektir. HES’lere, termik/

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

nükleer santrallere ve altın madenlerine karşı çıkışlarla kendisini ortaya koyan bu bilinç, artık kırsaldan kente inmiş ve geniş kitlelere mal olmuştur. Eylemler bizzat demokratikleşme, katılım ve özgürlük talebi sahiplerinin dahi bu konularda öğreneceği çok şey olduğunu ortaya çıkarıyor. Kimi illerde bazı grupların Kürt halkına karşı takındıkları tutum bunu gösteriyor. AKP zihniyetinden farksız bir otoriterlik taşıyan bu tür anlayışlar da demokrasi mücadelesinin parçası olamaz. Irkçı, milliyetçi ve cinsiyetçi konuların demokratikleşme taleplerini gölgelemesine izin verecek tutumlardan kaçınılmalı; Türkiye’nin yenileşme sürecinin eski, köhnemiş siyasi geleneklerin eline geçmesine, Türkiye tarihinin son dönemindeki en önemli toplumsal tepkisinin bir başka otoriter zihniyet tarafından yönlendirilmesine izin verilmemelidir. BİRLEŞELİM, GÜÇLENELİM... Bizler, Türkiye’nin demokratikleşme ve ekoloji mücadelesinin tüm veçhelerine tanıklık etmiş ve taraf olmuş yeşil-sol bireyler olarak, Türkiye’nin bir kez daha otoriterleşerek, toplumsal hak taleplerini bastırarak, kendi yurttaşlarına saldıran bir siyasal psikozun pençesine düşmesine hayır diyoruz. Türkiye’yi Kürt sorununda çözümün eşiğinden geri döndürecek süreci yaşamak istemiyoruz. Türkiye’yi demokratikleştirecek iradenin temel paydaşları ortaya çıktı. Bunlar, Kürt toplumsal muhalefeti ve diğer özgürlükçü sol güçler, sosyalistler,

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

41

ekolojistler, örgütlü örgütsüz kadınlar, gençler, demokrasiden yana ve AKP’nin otoriter zihniyetini karşısına almış muhafazakârlar, liberal demokratlar, inançları tehdit altında olan Aleviler ve bugün CHP bünyesinde temsili gitgide daralan gerçek sosyal demokratlar, Ermeniler, Rumlar ve diğer farklı inanç ve halk gruplarıdır. Bugün Türkiye’de demokratikleşmenin ekseni ancak böyle bir toplumsal buluşma zemininde kurulabilir. Bu süreçte Hükümet’in yapması gereken yaşam tarzları ve toplumsal inançlar üzerindeki müdahaleci, yasakçı tutumunu terk etmek ve Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme yünündeki adımlara hız kazandırmaktır. Demokrasi güçleri arasında bu yöndeki taleplerin ortaklaştırılması ve yükseltilmesi için verilecek mücadele çok önemlidir. Bunun için el birliğiyle çaba harcamalıyız. Hükümet; 1. Polis gücünü derhal geri çekmeli eylemcilere yönelik saldırılara son vermeli, gözaltına alınanları serbest bırakmalıdır. 2. Derhal Gezi Parkı’ndaki tasarrufundan vazgeçtiğine dair bir açıklama yapmalıdır. 3. Taksim başta olmak üzere kentlerin meydanları üzerindeki gösteri yasaklarını kaldırmalıdır. 4. Bütün bu eylem sürecinde ortaya çıkan demokratikleşme taleplerine yanıt verecek bir demokratikleşme programını, Kürt sorununda çözüm yolları, Siyasal Partiler ve Seçim Kanunu ve seçim barajı, Terörle Mücadele Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak demokratik değişikliklere dair bir yol haritası ortaya koymalı; yeni bir anayasa için hızla adımlar atmalıdır.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


42

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Bu ülke Recep Tayyip Erdoğan’ın dizginsiz kibrine mahkum değildir! Gezi Parkı’na yapılan müdahale kelimenin tam anlamıyla devlet terörüdür. Dahası, sürecin makul bir çözüm yoluna girdiği eşikte bu terörün gerçekleştirilmesi Recep Tayyip Erdoğan’ın hakikatle bütün ilişkilerinin kesildiğini de göstermektedir. Başbakan’ın emriyle halka saldıran polis olanca sorumsuzluğuyla yangının üzerine benzinle gitmiştir. Başbakan, uluslararası komplo heze-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

yanlarıyla etrafta suçlu arayacağına kendi politikalarına dönüp bakmalıdır. Bu ülkenin an itibariyle en büyük güvenlik sorunu Taksim Gezi Parkı’nda barışçıl sivil itaatsizlik eylemi yürüten yurttaşlar değil; Recep Tayyip Erdoğan’ın polis şiddeti marifetiyle uygulamaya çalıştığı politikalarıdır. Hükümeti uyarıyoruz, gittiğiniz yol, yol değildir, kendinize gelin!

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


43

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Referandumu da İstiyoruz Yasasını da!

Bugün direnişin 18. günü. Hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik’in Topçu Kışlası için İstanbul düzeyinde referandum yapmayı düşündüklerini açıklaması, Gezi Parkı direnişinin 16. gününde, bu süre boyunca sokağa çıkmış, meydanda ve parkın içinde, İstanbul’un çeşitli ilçelerinde ve Türkiye’nin farklı kentlerinde Gezi direnişini büyük bir fedakârlık ve enerjiyle, her türlü baskıya ve saldırıya rağmen sürdürmüş ve desteklemiş olan insanlar açısından önemli bir politik kazanım olabilirdi. Olabilirdi diyoruz, çünkü 17. günde Başbakan Erdoğan yaptığı konuşmada referandum meselesini bir kamuoyu yoklamasına indirgedi. Sebep olarak da, referandumun Anayasa’da yeri olmamasını gösterdi. Yasal dayanak olarak 5393 sayılı Kanun’un 15. maddesindeki “Belediye, belde sakinlerinin belediye hizmetleriyle ilgili görüş ve düşüncelerini tespit etmek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir” ifadelerine işaret etti. Ortada haklı nedenlere dayanan Hükümet’e dönük bir güvensizlik söz konusudur. Bu nedenle önerinin, tarihinin belli olması, sonuçlarının kabul edileceğinin garanti edilmesi gibi temellere dayandırılması gerekir.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

YASAYI ÇIKARIN, ANAYASAL DEĞİŞİKLİĞİ YAPIN, HALKA SORALIM… Türkiye’nin imzaladığı uluslararası bir sözleşme olan Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nın 3. Maddesi’nde referandum hakkıvardır ve üstelik Türkiye bu maddeye çekince koymamıştır. Dolayısıyla hükümet, dayanak olarak bu maddeyi alabilir ve uyum yasası çıkarabilir. Bağlayıcılığı olan bir halk oylamasını evrensel örneklere uygun bir şekilde yapılır hale getirebilir. Böyle bir referandum süreci özgür bir tartışma ortamında yaşanırsa; düşünceyi ifade etme, toplantı ve gösteri yasalarında yasal ve fiziki engeller olmazsa; toplumda kutuplaşmayı değil, yapıcı tartışmaları teşvik ederse amacına uygun olur. Ek olarak, referandum süreci tamamlanıncaya kadar Taksim Gezisi’ne yönelik herhangi bir tasarrufta bulunulmayacağı açıklanmalıdır. Referandumun tartışmasız bir sonuç vermesi için, Gezi Parkı direnişi sırasında yaşanan ve hâlâ devam eden yoğun polis baskısına ve şiddete son verilmesi de hayati öneme sahiptir. Orantısız güç kullanımının sorumluları hakkında soruşturma açılmalı; aynı zamanda

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


44

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

projenin gündeme getirilmesi sırasında yaşanan bütün hukuksuzluklar ortaya konmalı ve düzeltilmelidir. Hükümet’in, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 3. maddesini dayanak olarak almamasının politik bir anlamı vardır. Öyle anlaşılıyor ki, Başbakan Erdoğan, yerinden ve yerelden yönetim meselesini kendi çizdiği çerçevede tutmak istiyor. Yerelden ve yerinden yönetim mekanizmalarını Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na göre geliştirmek ve demokratikleştirmek istemiyor. Siyasi cesaret eksikliği gösteren bu tutuma karşı biz kamuoyu yoklaması değil, referandum istiyoruz. Referandum için acilen yasal ve anayasal değişikliklerin yapılmasını talep ediyoruz. Gezi Parkı’nı kurtarmak ve ağaçların kesilmesini önlemek için mücadele eden; hayatıyla ilgili kararlara katılım hakkını ve özgürlüklerini savunan; aslında yerelden ve yerinden yönetim, yani demokrasi isteyen insanlar, İstanbul’un en merkezi yeşil alanının yok edilmesini ve alanın Topçu Kışlası adı altında betonlaştırılmasını kabul etmiyorlar ve büyük bir direniş gerçekleştiriyorlar. Bağlayıcılığı olacak bir referandumla, kentte yaşayan insanlar parklarını, ağaçlarını ve yerel kararlara doğrudan katılım haklarını savunmuş olacaklar. İstanbul halkının yaşam alanlarına, ağaçlarına ve parklarına sahip çıkaca-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

ğına ve Hükümet’in Gezi Parkı’nı betonlaştırma dayatmasını boşa çıkaracağına inanıyoruz. Beyoğlu, Beşiktaş ve Şişli ilçeleri veya sadece Beyoğlu veyahut da İstanbul düzeyinde yapılacak ve yasaya dayalı bir yerel referandum önerisine “Hodri meydan” diyoruz. GEREKÇELERİMİZ: 1. Bu tür bir yerel referandum adem-i merkezileşme ve yerinden yönetim konusunda önemli bir adım olacaktır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 3. maddesi, özerk yerel yönetim kavramının sağladığı kamu işlerinin yerel makamlar tarafından düzenlenmesi ve yönetilmesi hakkının sadece seçilmiş üyelerden oluşan meclisler tarafından kullanılmakla kalmamasını, aynı zamanda yurttaşlardan oluşan meclislere, referandumlara veya vatandaşların doğrudan katılımına olanak veren öteki yöntemlere başvurulabilmesinin garanti altına alınmasına olanak sağlar. Türkiye’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı, çekincelerini kaldırarak uygulamaya sokması, yerelden ve yerinden demokrasianlayışının ve uygulamalarının geliştirilmesi için çok önemlidir ve bu aynı zamanda gerekli durumlarda yerel referandumların yapılmasını da mümkün kılar. 2. Aynı şekilde Türkiye’nin henüz imzalamadığı Aarhus Konvansiyonu da, bütün projelerin verebileceği çevresel zararlar

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

konusunda etkilenecek halkın ve sivil toplumun her aşamada bilgi sahibi olma ve kararlara katılım hakkını garanti altına alır. Aarhus Konvansiyonu’nu bir an önce imzalaması gereken Türkiye, ileriki yıllarda bu tür yerel referandumlarla daha sık karşılaşabilir. 3. Topçu Kışlası referandumu, katılımcı demokrasinin tanınmadığı, çoğulcu değil çoğunlukçu anlayışa sahip eksikli Türkiye demokrasisinde yerel düzeyde kararlara katılımı mümkün kılan bir ilk adım olabilir. Yerel halkın katılımını sağlamak, benzeri çevresel zarara yol açan projeler için yerel karar süreçlerine katılım mekanizmalarının ve referandumların yolunu açabilir. 4. Yasal düzenlemesi yapılmış olan bir referandum, konuyu şu andaki merkezi hükümet alanından yerele geri kazandırma ve yerel sorunları yerelde çözme anlayışını da güçlendirme açısından önemlidir. Çünkü demokratik bir kent yönetimi anlayışında, yerel sorunları çözmenin yolu yerel inisiyatiflerin geliştirilmesidir. Elbette ki, yerelde halkın tercihini sağlıklı olarak belirleme imkânını sağlamak için kamu tarafsız bir rol oynamalıdır. Merkezi hükümet, bir kentin meydanının nasıl olacağına karışmamalıdır. Çünkü demokratik yerel yönetimlerin olduğu bir ülkede böyle işler başbakanların görevleri arasında değildir. Görev bu durumda Büyükşehir Belediye Başkanı ile ilgilidir. Topçu Kışlası projesi tek yönlü bir bi-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

45

limsel gerçek değil, halkın katılımını zorunlu kılan bir kamusal mekân düzenlemesi kararıdır. Bu tür kararların bütün aşamalarında hem şehircilik ilkeleri ve mimari standartlar uygulanmalı, hem çevresel ve ekolojik etki değerlendirilmesi tarafsız ve bilimsel bir şekilde yapılmalı, hem de insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı garanti altına alınmalıdır. Bütün bu ilkeler uygulanırken, kendi yaşadığı yerde yapılmak istenen projeler hakkında zamanında ve yeterli bir biçimde bilgilendirilen halkın kararlara katılımının sağlanması ve gerekli durumlarda yerel referandumlara da imkân yaratılması katılımcı demokrasinin bir gereğidir. 5. İdare Mahkemesi’nde verilmiş olan “yürütmeyi durdurma” kararı elbette önemlidir. Ancak bu kararı zaman geçirmeden uygulaması gereken idare henüz uygulamamıştır. Karar uygulanmış olsaydı, zaten tartışma bitmiş olacaktı. Konu bugün itibariyle 4 kişinin ölümüne yol açmış olan ve ülke düzeyine yayılmış bir direniş hareketine yol açmıştır. Konunun bu hale geldiği bir aşamada devasa bir politik sorun ve alanla karşı karşıyayız. O nedenle çözüm de politika alanında elde edilmek zorundadır.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


46

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Gezi Avrupa Parlamentosu’nun Gündeminde...

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu 11 Haziran’da Strasbourg’da “İstanbul’da İsyan” konulu bir konferans düzenledi. Konferansa konuşmacı olarak Antikapitalist Müslümanlardan Rojda Tekin, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Sevil Turan, sanatçı Mehmet Ali Alabora ve Korhan Gümüş katıldı. Moderatörlüğünü Yeşiller Avrupa Parlamentosu Üyesi ve AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Hélène Flautre’ın yaptığı konferansın açılış konuşmasını Avrupa Parlamentosu Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı Eş Başkanları Daniel Cohn-Bendit ve Rebecca Harms yaptılar. Eş Sözcümüz Sevil Turan konferanstaki konuşmasında olayları Gezi Parkı direnişine getiren süreci, “Toplum, 1

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Mayıs’tan Emek Sineması’na, yaşam tarzına yönelik muhafazakâr dayatmalardan doğanın yağmalanmasına kadar hemen her konuda itirazları görmezden gelen, hatta barış gibi tüm tarafların ortak ulaşması gereken bir hedef için atılan adımlarda dahi katılım ve doğrudan demokrasiyi dışlayan, değişim ve demokrasi talebini kendi çizdiği sınırlar içinde tutabileceğini sanan AKP ve Başbakan’a anlamlı bir cevap vermiştir” sözleriyle özetledi. Genel durum hakkındaki bilgileri, değerlendirmelerimizi aktardı ve taleplerimizi dile getirdi. (Konuşmanın tam metnini ve konferansın kaydını http://www.greenmediabox.eu/archive/2013/06/11/ the-revolt-from-istanbul/ adresinde bulabilirsiniz.)

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


47

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Gezi Parkı Direnişi Sürecinde Parti Olarak Faaliyetlerimiz

Bu bilgi notunun amacı, Gezi Parkı Direnişi sürecinde, İstanbul’da partimizin yaptığı faaliyetleri özetlemektir. Bu konuda detaylı bilgiler, 15 Haziran 2013 tarihinde, İstanbul Yeşil Ev’de yapılan Parti Meclisi’nde, sürecin içinde yer alan arkadaşlarımız tarafından sözlü olarak paylaşılmıştır. Bu bilgi notu, sadece İstanbul’daki gelişmeleri konu almaktadır. Diğer illerdeki gelişme ve faaliyetlerin de benzer bir şekilde kayda geçirilerek partililerimizle paylaşılması tavsiyeye şayandır. Gezi Parkı Direnişi ile ilgili politik değerlendirme ve üretilmesi gereken politik sonuçlar, 16 Haziran tarihinde yapılan Olağanüstü Parti Meclisi toplantısındaki değerlendirmeleri de dikkate alan bir yerden, önümüzdeki Parti Meclisi toplantısına bir MYK raporu olarak sunulacaktır. Bu metin sadece yapılan somut işlere dair bilgilendirmeyi içermektedir. Partimizin İstanbul’daki faaliyetleri altı başlık altında özetlenebilir: Taksim Dayanışması Bünyesindeki Faaliyetle-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

rimiz, Gezi Parkı’ndaki Faaliyetlerimiz, Yeşil Ev’deki Faaliyetlerimiz, Yurtdışı Faaliyetlerimiz, Danışma Kurulu Toplantısı, Parti İçi ve Dışına Yönelik İletişim Faaliyetlerimiz.

1. TAKSİM DAYANIŞMASI BÜNYESİNDEKİ FAALİYETLERİMİZ Taksim Dayanışması 180’e yakın siyasal parti, siyasal hareket, sivil toplum kuruluşu ve sivil inisiyatifi bünyesinde barındıran ve Gezi Parkı’nın polis zoruyla boşaltıldığı 14 Haziran Cumartesi gününe dek, direnişin siyasal ve güvenlik, hijyen, ses düzeni vs. gibi lojistik koordinasyonunu sağlayan en kapsamlı yapıdır. (Basında ve kamuoyunda “Taksim Dayanışması” sık sık “Taksim Platformu” ile karıştırılmaktadır. “Taksim Platformu” Taksim Gezi Parkı ile ilgili bireyleri ve sivil inisiyatifleri buluşturan, içinde siyasal parti ve hareketlerin yer almadığı bir diyalog zeminidir ve Taksim Dayanışması’nın bileşenlerinden biridir.)

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


48

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Taksim Dayanışması’nın Sekreteryası’nı Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, TMMOB ve TTB yürütmektedir. Direnişin 31 Mayıs’tan sonraki döneminde, Taksim Dayanışması’nın tüm siyasal ve sivil bileşenlerinin temsilcilerinden müteşekkil bir “Genel Kurul” karar alma organı olarak işlev görmüş, ayrıca Sekreterya’ya ilaveten, genişletilmiş bir koordinasyon ve yürütme kurulu oluşturulmuştur. Gezi Direnişi sürecinde Taksim Dayanışması içinde aktif olarak yer alan partimiz sürecin ilk döneminde, Taksim Dayanışması ile hükümet kanadı arasında bir diyalog zemininin oluşturulması için yoğun çaba sarf ederek, bu yönde hem Dayanışma Sekretaryası, hem de hükümetin parlamento kanadı nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Dayanışma Temas Heyeti’nin Başbakan Vekili Bülent Arınç ile yaptığı ilk görüşmede partimizin bu girişimlerinin ve dayanışma toplantılarında diyalog yönünde bir irade oluşması için gösterdiği çabanın katkısı önemlidir. Bu süreçte oluşan temas heyetinin sadece altı erkekten müteşekkil olması haklı eleştirilere hedef olmuştur. Ancak Taksim Dayanışması’nın farklı siyasal çizgilerin yer aldığı çok bileşenli yapısı, temas heyetinin teşekkülünde ancak meslek odaları ve sendika temsilcileri üzerinde bir uzlaşmayı mümkün kılmış, temas heyetine dahil olacak isimlerin saptanması bu kurumların takdirine bırakılmıştır. Ne yazık ki, meslek odaları ve sendikalar temas heyetinin oluşumunda toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetme ferasetini gösterememiştir. Sürecin bu görüşmeyi takip eden ikinci döneminde HDK, bir HDK bileşeni olarak partimiz ve bazı başka parti, STK ve sivil inisiyatifler, Sırrı Süreyya Önder’i, üzerinde tüm kesimlerin uzlaşabileceği sembol bir isim olarak ön plana çıkartmak yönünde yoğun çaba sarf etmiştir. Taksim Dayanışması’nda uzun tartışmalar sonucunda 9 Haziran Pazar günü yapılan mitingde Sırrı Süreyya Önder’in konuşmacı olarak yer alması yönünde bir karar çıkmasına rağmen, daha ulusalcı bir çizgi izleyen siyasetlerin son anda çıkarttıkları bir

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

kriz nedeniyle bu karar uygulanamamıştır. Sürecin üçüncü döneminde, partimiz Taksim Meydanı’nı çevreleyen barikatların, olası bir polis müdahalesine mahal vermeden, kendi kontrolümüzde kaldırılması, bunun politik bir hamle olarak lehimize değerlendirilmesi, direnişin Gezi Parkı sınırları içinde sürdürülmesi, Gezi Parkı’nda çadır kurmuş, ezici bir çoğunluğu hiçbir siyasal örgüt ve harekete üye olmayan eylemcilerin ve STK’ların Taksim Dayanışması toplantılarındaki temsiliyetlerinin artırılması ve hükümet kanadıyla yeniden bir diyalog zemininin oluşturulması için çaba sarf etmiştir. 10 Haziran Pazartesi gecesi, Dayanışma’da bu yönde bir irade oluşmuş, ancak bu irade 11 Haziran Salı sabahı başlayan polis müdahalesi nedeniyle neticelenememiştir. Sürecin son bölümünde Taksim Dayanışması’nın temas heyeti 13 Haziran Perşembe gecesini 14 Haziran Cuma sabahına bağlayan bir zaman diliminde Başbakan ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmenin sonuçları, önce Gezi Parkı’nda yedi farklı bölgede toplanan forumlarda, sonra da bu forumlardan gelen temsilcilerin de katıldığı Taksim Dayanışması’nın 15 Haziran Cumartesi sabahı saat 4:00’e kadar süren toplantısında değerlendirilmiştir. Toplantıda BDP, CHP, ÖDP, DSİP, TKP, HDK bileşenleri ve HDK vb. gibi büyük örgütlü siyasal partiler ile birlikte Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi de direnişin yeni bir biçime (Gezi Parkı’nda kurulacak sembolik tek bir çadır, Gezi Parkı girişindeki barikatların kaldırılması, Gezi Parkı’nda sürekli kalmak yerine nöbet düzenine geçilmesi ve parkta düzenlenecek etkinlikler vs.) evrilerek sürdürülmesi yönünde irade beyan etmiş, ancak “örgütsüz” sivil eylemcilerin çoğunluğu ile, bazı küçük sol gruplar çadırların kaldırılması ve parti flamalarının indirilmesinin parkı terk etmek anlamına geleceği görüşünü benimsemiştir. Gece saat dörde kadar süren tartışmalar, zaman baskısı altında, küçük örgütlü siyasetlerin müdahaleleri ile kilitlenmiş ve toplantı hiçbir karar al-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

madan dağılmanın eşiğine gelmiştir. Son anda büyük örgütlü siyasetlerin, sendikaların ve odaların bayrak ve flamalarını indirerek, kurulacak sembolik dayanışma çadırını desteklemeleri ve orada nöbet tutmaları, örgütsüz eylemcilerin ise, çadırlarını kaldırmak veya kaldırmamak konusunda kendi iradeleriyle hareket etmeleri yönünde bir uzlaşıya varılabilmiştir. Yine aynı nedenle varılan bu uzlaşı ertesi gün yapılan basın açıklamasının diline net olarak yansıtılamamıştır. Nitekim parka 15 Haziran Cumartesi günü yapılan polis müdahalesi öncesinde barikatlar kaldırılmış, Dayanışma’nın büyük siyasal bileşenleri flamalarını indirmiş ve “Tek Dayanışma Çadırı” kurulmuştur. Parka yapılan müdahale tam bu noktada gerçekleşmiş ve park ne yazık ki, polis baskını ile boşaltılmıştır.

2. GEZİ PARKI’NDAKİ FAALİYETLERİMİZ Partimiz, direniş sürecinde Gezi Parkı’nda bir stand açmış ve bu standı her gün 24 saat boyunca açık tutmuştur. Standda yürütülen ana etkinlikler şunlar olmuştur: a. Lojistik Destek: Partili arkadaşlarımız, Gezi Parkı’na yürüyüş mesafesinde bulunan Yeşil Ev ile koordinasyon içinde, direnişçilere yiyecek, içecek, iletişim, sıhhi malzeme vs. gibi konularda sürekli ve kesintisiz destek vermiştir. Parti üyemiz Dr. Gazihan Çağlar ve Dr. Savaş Çömlek arkadaş-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

49

larımız, Gezi Parkı’nda kurulan revirde görev almışlardır. Savaş arkadaşımız, 15 Haziran Cumartesi günü yapılan polis müdahalesinde gözaltına alınmış ve bir süre sonra serbest bırakılmıştır. b. Tanıtım ve Örgütlenme: Standda partimizin broşürleri, açıklamalarımız, yaptırdığımız “barış bayrakları” dağıtılmış, standı ziyaret eden ve partimizle ilgilenen 500’ü aşkın kişinin iletişim bilgileri toplanmış, bizimle ilgilenen 50’ye yakın birey partimize üye olmuştur. Barış bayraklarımız büyük ilgi görmüş ve tüm parka yayılmıştır. Toplanan iletişim bilgilerinin bilgisayar ortamına geçirilmesi ve bu kişilerle bağlantı kurulması çalışmaları sürmektedir. Standımızda Kürtçe, Ermenice müzik yayını yapılmış ve böylece standımız yakınında üslenmiş TGB’nin marşlı, bayraklı, militer, ulusalcı propaganda faaliyetlerine bir çeşit ferahlatıcı, çoğulcu, şenlikli panzehir sunulmuştur. c. Parti standımızda misafirlerimiz de eksik olmadı, Cem Özdemir, Gülten Kaya, Bekir Ağırdır, Hale Soygazi, Emin Alper direnişimizde bize destek oldular. d. Kadınların katılımı: Standımızda gönüllü nöbete partili kadınların katılımının çokluğu dikkat çekiciydi. Bunun dışında partili kadınlar cinsiyetçi afiş ve duvar yazılarının silinmesi etkinliğine, şiddet gören başörtülü kadınla dayanışma için Kabataş’tan geziye yapılan yürüyüşe ve 8 Haziran Cumartesi AKP’nin kadın düşmanı politikalarının

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


50

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

protesto edildiği Galatasaray’dan Gezi’ye yürüyüşe katıldılar.

3. YEŞİL EV’DEKİ FAALİYETLERİMİZ Direniş sürecinde Yeşil Ev ve İstanbul İl Örgütü’nün içinde yer aldığı bina her gün 24 saat açık tutulmuş ve Gezi Parkı’ndaki standımız ile birlikte, hem partili hem de parti üyesi olmayan eylemcilere lojistik destek sunmuştur. Özellikle polis müdahalesinin olduğu günlerde Yeşil Ev birçok arkadaşımıza emin bir sığınak sunmuş, acil ilkyardım, yiyecek, içecek, yatacak yer, oturacak masa ihtiyaçlarına karşılık vermiştir. Yeşil Ev’in bu çok yaşamsal rolü oynamasında en büyük pay, Yeşil Ev’in işletilmesi sorumluluğunu İstanbul İl Yürütmesi adına üstlenen Yürütme

Kurulu üyesi arkadaşımız Serdar Kordu ve Beyoğlu İlçe Eş Sözcüsü arkadaşımız Nadire Gül ile Yeşil Ev’in mali işlerini takip eden ve mali sorunlarını çözmek için çaba harcayan İl Saymanı Nazım Öztürk arkadaşlarımızındır. Bu arkadaşlarımız “yeşil evin işletmecileri” değil, yeşil evin işletilmesi sorumluluğunu parti adına gönüllü olarak yürüten parti emekçileridir.

sürecini sekteye uğratmak için bir bahane olarak kullanmaya çalışmaktadır. Oysa Gezi Parkı eylemleri Türkiye sivil toplumunun demokratikleşme yönünde attığı önemli bir adımdır ve bu yönüyle Türkiye’nin üyelik perspektifini sekteye uğratmak bir yana, güçlendirmektedir. Partimizin Avrupa Yeşilleri ile yakın ilişkileri sayesinde, bu görüşün AP’de yüksek sesle dillendirilmesi ve dolaşıma sokulması mümkün olmuştur. Bu çerçevede partimizin Eş Sözcüsü Sevil Turan, Yeşiller grubu tarafından davet edildiği Strasbourg’da, Avrupa Parlamentosu’na Gezi Parkı olayları ile ilgili kapsamlı bir sunum yapmıştır. Ayrıca Alman Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Claudia Roth, partimizi ziyaret etmiş ve karşılıklı işbirliği ve destek konusunda atılabilecek somut adımlar birlikte değerlendirilmiştir.

Bu kapsamda yakın bir tarihte, ortak bir konferans toplanması konusunda mutabık kalınmıştır.

4. YURTDIŞI FAALİYETLERİMİZ

Sürecin başından beri AP ve Avrupa Yeşilleri ile yazışmalar sürdürülmüş, konu hakkında bilgi aktarımı güncel olarak yapılmış, AP ve Avrupa Yeşillerinin basın açıklamaları hükümet ile yazışmaları sağlanmıştır.

Partimiz, direniş sürecine yurtdışından da destek bulmak için yoğun bir çaba sarf etmiştir. Avrupa Parlamentosu’nun sağ kanadı, hükümetin Gezi Parkı olaylarındaki antidemokratik tavrını, Türkiye’nin üyelik

Avrupa Yeşilleri’nin gençlik ağı FYEG ve CDN ile bilgi akışı sürdürülmüş, süreçle ilgili destek mesajları sosyal medya ve yazışmalar aracılığıyla Türkiye ve Avrupa kamuoyuna ve hükümete iletilmiştir.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

5. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI Partimiz, Taksim Gezi gündemi ile 15 Haziran Cumartesi günü ilk Danışma Kurulu toplantısını yapmıştır. Taksim Gezi’yi anlamak, yorumlamak gündemiyle toplanan Danışma Kurulu toplantısına değişik alanlarda söz sahibi akademisyenler, aydınlar ve sanatçılar katıldı. Toplantı, YSGP’den Ahmet Atıl Aşıcı, Fehim Caculi, Ferdan Ergut, Gizem Kastamonulu’nun organizasyonuyla gerçekleşti. Bekir Ağırdır’ın, Gezi ile ilgili araştırmaları değerlendirmesiyle başlayan toplantıyı, her akademisyen kendi uzmanlık alanının bakış açısı ve bir “çapulcu” olarak yaşadıklarından örneklerle tamamladı. Yoğun gündemde Abdullah Aysu, Akın Özçer, Aslı Tunç, Batuhan Aydagül, Bekir Ağırdır, Besim Dellaloğlu, Cemsinan Deliduman, Chris Stephenson, Hacer Ansal, Haluk Levent, Levent Köker, Mahmut Boynudelik, Neşe Erdilek, Pınar Uyan, Semih Bilgen, Sezai

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

51

Temelli, Tümay Arslan, Vangelis Kechriotis, Yörük Kurtaran, Zeynep Gambetti toplantıya katılabilen Danışma Kurulu üyelerimizdir.

6. PARTİ İÇİ VE DIŞI İLETİŞİME YÖNELİK FAALİYETLER Gezi standı ve etkinlikleri için beş kişilik bir ekip faaliyetleri organize etmek üzere sorumluluk almışlardır. Partimiz, Gezi direnişi sürecinde hızla gelişen olaylara tepki veren basın açıklamaları kaleme almaya özen göstermiş, bu açıklamaların ve diğer gelişmelerin parti içi ve dışı kanallarda etkin bir şekilde yayılması için bir iletişim-koordinasyon kriz masası kurmuştur. Ayrıca Gezi Parkı’ndaki standda dağıtılmak üzere, hem partimizin var olan broşür ve el ilanları çoğaltılmış, hem de yeni broşür ve el ilanları üretilmiş ve dağıtılmıştır. Yine de özellikle İstanbul dışındaki üyelerimizin son gelişmeler ile ilgili bilgilendirilmesinde bazı aksaklıklar/gecikmeler yaşanmıştır. Ancak bunun sebebi, bir ihmalden ziyade, kriz dönemi koşullarında, olayların çok hızlı bir şekilde akmış olmasıdır.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


52

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

53

Eylemler

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


54

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

BU BAHAR BARIŞI MUŞTULASIN! Newroz Kutlu Olsun… Newroz Pîroz Be! Kürt halkının ve bütün Ortadoğu halklarının özgürlük bayramı Newroz’da Eş Sözcümüz Sevil Turan ve MYK üyelerimiz Saruhan Oluç ve Gizem Kastamonulu Diyarbakır Newroz alanındaydı. İstanbul, İzmir, Ankara ve diğer illerde de Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak Newroz bayramı kutlamalarına katıldık. Newroz, halkların barış ve kardeşlik günüdür. Yeni başlangıçların yaşandığı, umutların yeniden yeşerdiği bir gündür. Newroz aynı zamanda, ezilmişliğe ve yok sayılmaya karşı direnmenin ve mücadelenin de simgesidir. Bu yılın 21 Mart günü heyecanla ve umutla bekleniyor. Bu Newroz, on binlerce insanın yaşamını yitirdiği yıllardır süren bir savaşın, çatışmanın sona ermesi için bir başlangıç olabilir. Bu beklentiyle milyonlarca insan meydanları dolduruyor, demokratik çözüm, demokratik cumhuriyet ve demokratik kurtuluş taleplerini haykırıyor.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Bu Newroz vesilesiyle şu gerçekleri bir kez daha hatırlatıyoruz: 1. Kürt sorununun çözüm yöntemi müzakeredir. Karşılıklı konuşma ve demokratik adımların atılmasıdır. Kürt sorununun demokratik çözümü ve barışın kazanılması, Türkiye’de yaşayan herkesin kazanması ve demokratikleşme anlamına gelecektir. 2. Kürt halkı, bu topraklarda, kendi kimliğiyle, anadiliyle, ezilmeden, özgürce tüm halklarımızla birlikte yaşamak istiyor. Türkiye’nin bütün halkları ve farklılıkları için hak, adalet ve eşitlik istiyor. Kürt halkının talepleri, demokrasinin

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

temel gerekleridir. 3. Türkiye farklı kültürlerin, dillerin, inançların, kimliklerin bulunduğu bir ülkedir. Bu farklılıkların bir arada bulunmasının tek doğru yolu eşitlik ve özgürlüktür. Eğitimde, kamu hizmetlerinde, anayasada, yaşamın bütün alanlarında eşitlik sağlanmalıdır. 4. Türkiye’nin demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, sosyal ve ekolojist bir anayasaya ihtiyacı vardır. Eşitlik anlayışına dayalı bir anayasal yurttaşlık; farklı inançların, dillerin, kimliklerin, kültürlerin anayasal güvence altına alınması; anadilinde eğitim yasağının kaldırılması; yerel yönetimler üzerindeki merkezi vesayetin sona erdirilmesi, yerinden yönetim ve bölgesel yönetimlerin yolunun açılması; güçler ayrılığı ilkesinin korunması ve yargı bağımsızlığının evrensel demokratik ölçülerde tanımlanması bu anayasanın temel yaklaşımları olmalıdır. 5. Bugün Kürt Özgürlük Hareketi mücadelesini demokratik ve barışçıl yöntemlerle devam ettirme kararlılığındadır. Bunu engellemeye çalışmak savaşa kışkırtmak demektir. Bu nedenle, çözüm yaratma sürecini baltalamaya çalışan milliyetçi-ulusalcı anlayışların ve çevrelerin bu tutumu kabul edilemez. CHP’ye sesleniyoruz: Türkiye’de halk-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

55

ların eşitlik içinde bir arada yaşamasına karşı çıkmayın. Üstünlük değil, eşitlik isteyin. Müzakereci çözüm sürecini sekteye uğratacak adımlar atmayın. Küçük siyasi oy ve güç hesapları ile süreci engelleme çabalarınızın vebali çok ağırdır. AKP Hükümeti’ne sesleniyoruz: Siyasal imkânlarınızı artırmak, hegemonya alanınızı genişletmek ve iktidarınızı güçlendirmek hevesleri ile süreci heba edecek adımlardan kaçının. Süreci yavaşlatan değil, hızlandıran, anayasal ve yasal çözümleri geciktirmeyen, güven artırıcı önlemleri bir an evvel alan bir tarz izleyin. Yıllardır Kürt sorununun çözümü için, barış ve eşitlik için, akan kanın durması için mücadele ettik. Bugün gelinmiş olan yer bu mücadelelerin ve emeğin bir sonucudur. Bundan sonra da Kürt sorununda demokratik çözüm için bir başlangıç olacak yol haritasının ve çözüm sürecinin parçası olma kararlılığındayız. Sorunun çözümüne katkı sunacak olan herkesi yol haritasına samimiyetle yaklaşmaya, demokratik siyasal zeminleri geliştirmeye ve barış fikrini toplumsallaştırmaya, halklarımız arasındaki güven ve eşitlik duygusunu güçlendirmeye çağırıyoruz.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


56

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

YAŞASIN 1 MAYIS 1 Mayıs, Türkiye’nin birçok ilinde sendikaların düzenlediği, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin de katıldığı etkinliklerle kutlandı. AKP politikaları karşısında emek, barış, adalet ve demokrasi talepleri dile getirildi. 33 yıl yasaklı olan “Taksim 1 Mayıs Alanı” ısrarlı mücadelenin ve ödenen bedellerin bir sonucu olarak 2010 yılında işçilere, emekçilere, gençlere, kadınlara, halklara açıldı… Ve şimdi 2013 yılında, 1 Mayıs kutlamaları yine Taksim tartışmaları ile gölgeleniyor. 1 Mayıs bütün ülkede bir meydan tartışmasının değil, işçi ve emekçilerin, ücretli çalışanların taleplerinin ve sorunlarının kitlesel olarak dile getirildiği bir dayanışma ve mücadele günüdür. İşçi sınıfının 127 yıl önce Şikago’daki 8 saatlik işgünü başkaldırısı 1 Mayıs’ı yarattı. Ancak bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen bu başkaldırı gerekçesi hâlâ ortadan kalkmadı. Dünyanın neredeyse her yerinde günlük çalışma süresi hâlâ sekiz saatten fazla. Güvencesiz ve sigortasız çalışma giderek yaygınlaşıyor. Küresel şirketlerin rekabetlerinde ucuz emek kullanılıyor. Sermaye, bitmez tükenmez kâr hırsıyla doğayı tahrip ediyor, ekolojik dengeleri bozuyor, emek ve doğa sömürüsünü sürdürüyor. • Emekçilerin sigortasız ve sekiz saatten fazla çalıştırılmaması, haftalık çalışma süresinin otuz saate düşürül-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

mesi, işsizlere istihdam olanaklarının yaratılması için önemli bir taleptir. • Emekçilerin pazarlık haklarını ve taleplerini gerçekleştirebilmeleri için örgütlenme ve gösteri yapma özgürlüğü önündeki her türlü engelin kaldırılması insan haklarının gereğidir. • İşsizlerin çalışma hakkından mahrum bırakılmaması; işsiz yurttaşlara iş bulunması ve insanca yaşatacak bir yurttaşlık ücreti ödenmesi toplumsal adaletin gereğidir. • Emeğin taşeron firmalarca pazarlanması, sömürünün katmerlenmesi, iş güvenliğinin maliyet olarak görülmesi ve binlerce emekçinin her yıl iş kazalarında ölmesi karşısında sessiz kalınamaz. Emekçinin insanca çalışma ve yaşama hakkının yasal güvenceye kavuşturulması insan haklarının gereğidir. • Küresel şirketler sadece emekçileri sömürmekle sınırlı bir program uygulamıyor. Küresel şirketler, doğayı ve canlı yaşamını tahrip eden projeleri birer birer gerçekleştiriyor. Ortadoğu’daki fosil yakıtlara sahip olmak için yüz binlerce insanı öldürmekten çekinmiyor; kendi

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

çıkarları için akarsuların yönlerini değiştiriyor, altın çıkarmak için ormanlara siyanür döküyor; insanlığın ve tüm canlı yaşamın geleceğini tehdit eden nükleer enerjiye yatırım yapıyorlar. Ekolojik dengeyi bozan, her şeyi ticarileştiren, doğayı ve insanı sömüren küresel şirketler sistemine karşı mücadele bu 1 Mayıs’ın da ana konularındandır. • 2013 1 Mayıs’ında da emekçilerin gündemi Türkiye’nin gündeminden kopuk değildir. 30 yıldır süren, 40 binden fazla gencin öldüğü, 400 milyar dolara yakın silah ve savaş harcamasının yapıldığı çatışma emekçileri, yoksulları, işsizleri ve bir bütün olarak Türkiye halklarını her düzeyde etkiledi. Bugün silahların susması, demokratik siyaset kanallarının açılması, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda demokratikleşmenin gerçekleşmesi en acil taleplerdir. Biliyoruz ki, barış ve müzakere masası kolay kurulmadı, bu uğurda çok ağır bedeller ödendi. Bu gerçekleri elimizin tersiyle bir kenara itmeye hakkımız yok. Türkiye işçileri ve emekçileri, demokrasi güçleri, barış ve demokratik çözüm sürecinde, barışın yanında duracaktır. Barış mücadelesinden yana demokratikleşme sürecine dahil olmak, yeni kurulacak Türkiye’de söz sahibi olmaya aday olmak demektir. Türkiye emekçileri ve demokrasi güçleri, kurulmakta olan yeni Türkiye’yi AKP iktidarının insafına bırakmayacaktır. • Seçim barajının ve Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, Siyasi Partiler Yasası’nın demokratikleştirilmesi, siyasi tutukluların salınması, yasalarda demokratik düzenlemelerin

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

57

yapılması; özgürlükçü, eşitlikçi, sosyal ve ekolojist bir anayasa oluşturulması öncelikli atılması gereken adımlardır. • 1 Mayıs’ta ayrımcılığın ortadan kalktığı, farklı kültür, anadil, inanç ve kimliklerin eşitliğine dayanan bir anayasal yurttaşlık; din ve vicdan özgürlüğünün güvenceye alındığı, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarıldığı birdemokratik cumhuriyet için adımlar atılması gerekiyor. Devlet, kimin ne giyeceğine karıştığı yönetmelikler hazırlayan zihniyetten kurtulmalı, yurttaşlarını “nizami” yaşamaya zorlamaktan vazgeçmeli; AKP’nin devlet eliyle toplumu muhafazakârlaştırma politikaları son bulmalıdır. • 1 Mayıs 1977 katliamının arka planı hâlâ kozmik odalarda saklı tutuluyor. Yeni bir Türkiye kurulacaksa, resmi tarihin inkâr ettiği, gizlediği olaylarla, katliamlarla, suikastlarla ve gerçeklerle yüzleşilmelidir. Egemenlerin yarattığı adaletsizliklere karşı iktisadi adalet; çevre ve iklim adaleti; katılım adaleti, tanınma adaleti mücadelemiz sürecektir. Adaletsizlik ve vicdansızlık karşısında, toplumsal adalet ve eşitlik için mücadele ediyoruz. Onlar çözümsüzlüğün ve sorunların, biz çözümün adresiyiz! Yeni bir dönemi başlatmak, demokratik bir cumhuriyet yaratmak hedefiyle, Türkiye halklarının mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


58

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

İstanbul’da Olağanüstü Hal… Devlet çukuru korudu, yurttaşı vurdu!

1 Mayıs günü İstanbul’da tam bir Olağanüstü Hal durumu yaşandı. Her türlü ulaşım engellendi, insanlara binlerce gaz bombası atıldı, tonlarca su sıkıldı. 22 bin polis görev yaptı. Bunlardan 2600’ü il dışından geldi. İstanbul Valisi Mutlu ise hiç sıkılmadan “Biz fevkalade orantılı, dengeli bir müdahale gerçekleştirdik’’ açıklamasını yaptı. Polisin nişan alarak attığı gaz bombalarıyla en az 4 kişi ağır yaralandı. Dilan Alp, Serdal Gül ve Meral Dönmez ciddi ameliyatlar geçirdi. Polis bunu ilk kez yapmıyor. Daha önce de BDP-Blok vekillerini bu şekilde gaz bombaları ile yaralamış olan intikamcı tutum tekrarlanıyor. Peki neden? Siyasi iktidarın bu saldırgan tutumu nereden kaynaklanıyor? 1 Mayıs, Türkiye’nin diğer illerinde olduğu gibi İstanbul’da da son 3 senede yaşadığımız gibi barış ve huzur içinde kutlanamaz mıydı? AKP Hükümeti, “Taksim’i ben verdim, ben geri alırım” demek mi istiyor? Aslında meselenin özü yine İstanbul Valisi’nin açıklamasında var. Vali Hüseyin Avni Mutlu, “Ben Kadıköy, Taksim, İstiklal Caddesi gibi birtakım mahallerde bu tür gösterilerin yapılmasını çok uygun görmüyorum. Seneye bu şehrin valisi olursam nasıl karar vereceğimi o günkü şartlar içinde değerlendiririm” dedi. İşte dün İstanbul’da yaşananların arka planındaki düşünce bu. Sembolik bir

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

anlamı olan Taksim 1 Mayıs Meydanı’nı kutlamaya kapatmak; 1977’den bu yana sendikaların, işçi ve emekçilerin, solun her renginin ve demokratların önemsediği bir alanı kullandırtmamak. Devletin geleneksel yasakçı tutumunu canlandıran bu yaklaşım kabul edilemez. Barış ve çözüm sürecinin konuşulduğu günlerde, İstanbul, AKP Hükümeti eliyle adeta savaş alanına çevrilmiştir. İstanbul’da seyahat özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı askıya alınmış, yaşama hakkı tehlikeye atılmıştır. Başbakan’ın ağzından açıklanan Taksim Meydanı’nın AVM, rezidans gibi yapılarla gaspı girişiminden vazgeçilmelidir. 1 Mayıslar, İstanbul’da da emekçilerin, işçilerin ve halkın istediği yerde ve şekilde kutlanmalıdır. 1 Mayısları yıllarca İstanbul halkına zehir eden geçmiş günler hatırlanmalı ve devlet güçlerinin uyguladığı bu terörün her yıl tekrarlanması ihtimali ortadan kaldırılmalıdır. İstanbul Valisi, daha önceki 1 Mayısları İstanbul’da savaş gününe döndüren ve ödüllendirilerek İçişleri Bakanı yapılan Muammer Güler’i örnek alma hevesinden vazgeçmelidir. Güvenlik bahanesine sığınarak, kamu alanlarını halkın elinden alan, emekçilere emek bayramını zehir eden yasakçı zihniyeti ve İstanbul halkına uygulanan şiddeti kınıyoruz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


59

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Ağaçlar için mücadeleye başladık, iklim için devam ediyoruz 29 Haziran’da tüm dünyada eşzamanlı olarak düzenlenen İklim Mitingi’ne Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak katıldık, taleplerimizi haykırdık.

Çok değil, birkaç gün önce Gezi’de hep birlikte başarabileceklerimizi gördük. Bizler yaşam hakkına sahip çıkan her yaştan, her düşünceden insanlar olarak doğa için tek yürek olduk. Şimdi ise, iklim değişikliğini durdurmak ve “başka bir dünya mümkün” demek için dünyanın altı kıtasındaki 140’tan fazla ülkeden gelen yüzlerce insanla birlikte Kadıköy’de olduk. Türkiye’nin her yerinden kömüre, HES’lere ve nükleer santrallere, 3.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

köprüye, 3. havalimanına, endüstriyel tarıma ve sınai hayvan çiftliklerine karşı mücadele eden binlerce insan katıldı. Geleceğimize ve çocuklarımıza sahip çıktık. Omuz omuza yürüyüp başta kömür, HES’ler ve nükleer santraller olmak üzere iklim krizini derinleştiren enerji kaynaklarına “Hayır” diye bağırdık. Tüm dünyada onlarca farklı şehirde destek eylemleri düzenlendi. Birlikte ne istediğimizi haykırdık. %100 temiz ve yenilenebilir enerji, hemen, şimdi! dedik...

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


60

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

LGBT Onur Yürüyüşü’ndeydik...

Partimiz kurulduğu ilk günden itibaren LGBT bireylerin hak ve ögürlük taleplerini evrensel insan haklarının bir parçası olarak görmüştür. Bu kısa dönem içinde LGBT hareketi ile eşit ve özgür bir ilişki temelinde çalışmalarını yürütmüştür. Bu anlamda hem parti içinde LGBT bireylerin görünürlüğünü hem de siyasi ve toplumsal düzlemde LGBT hareketinin görünürlüğünü sağlamak partimizin temel politikalarından biri olmuştur. 21 yıldır mücadelelerini sürdüren LGBT bireyler son günlerde yaşadığımız Gezi Parkı Direnişi ile daha görünür olmuşlardır. 31 Mayıs Gezi Parkı Direnişi sürecinde LGBT hareketi ilk günden itibaren ekolojik ve özgürlükçü direnişin sembollerinden biri olmuş ve bu direnişi diğer toplumsal hareketlerle birlikte başarıyla ortaya koymuştur. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak şunu biliyoruz ki, LGBT hareketi yalnızca son bir aydır değil, doğdukları ilk andan itibaren ayrımcılığa ve ötekileştirmeye karşı 21 yıldır bu ülkede örgütlü olarak direniyor. 21 yıldır Haziran ayının son haftası Onur Haftası olarak çeşitlikli etkinlikler düzenleniyor, son pazar günü de Onur Yürüyüşü gerçekleştiriliyor. Ancak uzun yıllar bu direniş bazı çevreler tarafından görünmez kılınmış ve LGBT hak ve özgürlükleri ikincil haklar olarak önemsizleştirilmiştir. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi kuruluşunun ilk gününden itibaren LGBT hak ve özgürlüklerinin bu şekilde görünmez kılınmasına, siyasi

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

olarak önemsizleştirilmesine karşı somut ve açık politikalar geliştirmeye başlamıştır. Bu anlamda 21. Onur Haftası’nı aynı zamanda Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin ana etkinliklerinden biri olarak görüyor ve kutluyoruz. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak AKP Hükümeti’nin LGBT bireyleri dışlayan politikalarına karşı LGBT hareketinin bütün hak ve özgürlük talepleri için mücadele ediyoruz. Bunun için LGBT hareketi ile kurduğumuz birlikteliği bulunduğumuz tüm illerde yaygınlaştırarak büyüteceğimize inanıyor ve direnişimizi bu haftada sürdürüyoruz. Bu kapsamda, hükümeti, LGBT bireylere yönelik ayrımcı politikalar ve yasaların değiştirilmesi için göreve çağırıyoruz. Eşit yurttaşlık inşası için: - LGBT bireylere yönelik ayrımcılığa karşı cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tanımlamasının anayasada yer alması, - Anayasada, aile üzerinden tanımlanan vatandaşlık yerine birey temelli vatandaşlığın esas alınması ve genel ahlak gibi muğlak, şiddet ve baskıya neden olacak tanımlamaların anayasadan çıkarılması, - LGBT bireylerin sosyal ve ekonomik hayata eşit katılımının sağlanması için politikalar geliştirilmesi, - LGBT bireylere yönelik nefret söylemi ve nefret suçlarına karşı acilen önleyici politikaların geliştirilmesi ve nefret suçları yasasının yasalaştırılması taleplerimizi yineliyoruz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

61

1 Eylül’de Barış İçin, Demokrasi İçin, Eşitlik İçin Meydanlara…

1 Eylül Barış Günü’nde Türkiye’nin farklı illerinde meydanlara çıktık. Barış için eşitlik; eşitlik için demokrasi taleplerimizi haykırdık.

İnsanlarımızın savaş nedeniyle yaşamını yitirmediği dönemin kalıcı olması için mücadele ediyoruz. Kürt sorununda çözüm ve barış için demokratik taleplerimizi yükseltiyoruz. Ama sadece ülkemizde barış olması için mücadele etmiyoruz. Bölgede ve dünyada da barış için taleplerimizi haykırıyoruz. Suriye’de süren iç savaşta her gün canını yitiren onlarca, yüzlerce insanı unutmuyoruz. Bu vahşi iç savaşın bir an önce durması için sesimizi yükseltiyoruz. ABD-İngiltere-Fransa merkezli her türlü askeri müdahalenin ve saldırının karşısında, mazlum halklarla dayanışma duygularımızı haykırıyoruz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Barış için Suriye Kürdistanı Rojava’da direnen Kürt halkının yanında olduğumuzu ilan ediyoruz. AKP Hükümeti’ni savaştan uzak durması konusunda güçlü bir şekilde uyarıyoruz. Mısır’daki askeri darbenin o ülke halklarına büyük acılar çektirdiğini görüyoruz. Mısır’da da ancak eşitlikçi, sosyal ve özgürlükçü bir demokrasinin adalet ve barış sağlayacağını bir kez daha söylüyoruz. Demokrasi, eşitlik, barış, sosyal haklar, özgürlük ve adalet için mücadele eden, çabalayan herkesi bir arada olmaya, barışın sesini güçlendirmeye davet ediyoruz.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


62

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

33 Yıl Sonra 12 Eylül’ü Unutmadık!

12 Eylül askeri darbesinin 33. yılında, ‘unutmadık, darbecilerin peşindeyiz, hesap soracağız’ diyerek sokaklara çıktık. 12 Eylül davasının bir an önce sonuçlandırılmasını ve cuntacıların, darbecilerin cezalandırılmasını istedik. 12 Eylül Darbesi’nin 33. yılında, halen darbe ürünü antidemokratik kurumlar, yasalar ve düzenlemelerle yönetiliyoruz. Darbecilerin atadığı memurlarca yaptırılan anayasadan halen kurtulamadık. Günümüzde, antidemokratik uygulamaların toplumda yarattığı mağduriyetler, Kürt sorununun derinleşmesi, 30 yıldır süren adı konmamış ve 50 bine yakın insanın canını yitirdiği savaş, hak ihlalleri, işçi haklarının gaspı, örgütlenmenin önündeki tüm engeller, düşünce ve ifade hürriyetinin daraltılmasının her geçen gün beyinlerimizde yarattığı tahribat, bu darbe anayasasının sadece bazı pratik sonuçlarıdır. 2010 yılında Anayasa’nın Geçici 15. Maddesi’nin kalkmasından sonra darbeyi gerçekleştiren generallerden hayatta kalan ikisi hakkında dava açıldı. Darbenin diğer bazı iştirakçileri ve işkencecileri hakkında açılan soruşturmalar ile darbe döneminde işlenen insanlığa karşı suçların soruşturmaları halen devam ediyor. Ne yazık ki, 30 yıl sonra açılan bu dava ve soruşturmalar, halkın geniş kesimi ve özellikle sol tarafından hak ettiği

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

şekilde sahiplenilmiyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, 12 Eylül darbesi ile hesaplaşmanın önemli bir parçası olan 12 Eylül davası ve süren soruşturmaların takipçisi olduk, sonuna kadar da takipçisi olacağız. Darbe suçunu işleyen, yüzbinlerce insanı işkence tezgâhlarından geçiren ve onlarca masum gencin işkencede, idam sehpalarında ölümünü masa başlarından izleyen darbecilerin ve destekçilerinin hak ettikleri cezaya çarptırılmaları için yargılanmaları bizim için önemlidir. Bu davalar sonunda, 12 Eylül döneminin haksız, hukuksuz yargılamalarının yok sayılması gibi, ‘12 Eylül Suçu’nun doğurduğu mağduriyetlerin bir kısmının giderilmesi olanağı ortaya çıkacaktır. Demokratik bir Türkiye’nin inşası için 12 Eylül’ü aşmak gerekiyor. 12 Eylül’ü aşmak, bir yandan yaşattığı pratik sonuçların yargısal mahkumiyetini sağlamak için çabalamakla, diğer yandan da darbe anayasasının tüm külliyatı ile birlikte yerini yeni bir anayasaya bırakması için mücadele etmekle mümkün olabilecektir. TBMM’de uzunca bir zamandır

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

63

Anayasa Uzlaşma Komisyonu eliyle yeni anayasa için çalışmalar yürütülüyor. Komisyon çalışmalarındaki dönem dönem tıkanan, dönem dönem kimi maddelerde uzlaşılarak gelinen aşama, ülkede yaşayan halkların ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Yine de cesaretle yeni anayasa yapılması çalışmalarını destekliyoruz ve sonuç alınmasını talep ediyoruz. Bu topraklarda yeni bir anayasanın gerekliliğini hayatın dayattığı açıktır.

lıkların anayasal güvenceye alınmasını ve tanınmasını sağlayın. Dayanışmacı, eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojik, sosyal bir anayasa ile ortak bir geleceği inşa etmek mümkün olabilir.

Ülkenin siyasal sorunlarının çözümü, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan, eşitlik ve özgürlük temelinde sonuca bağlanması, ülkede yaşayan Sünni-Alevi ve gayri Müslim tüm yurttaşların kendilerini eşit ve özgürce ifade edebilecekleri, hissedecekleri bir siyasal iklimin tesisi için de yeni bir anayasa zorunludur.

Anadilinde eğitim, anayasal ve eşit yurttaşlık hakkı, laiklik gibi ilkelerin tartışılmasının bile çağdışı olduğunu ve meselelerin çözümünden çok derinleşmesine yol açtığını görmek gerekir.

Bu anlamda Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu tıkayanlara çağrımızdır: Size oy veren ve aynı ülkede yaşayan tüm vatandaşların ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi bırakın. Anayasal sistemin inşası hiçbir partinin tekelinde değildir. Anayasa bir mutabakatlar belgesidir ve tüm yurttaşların taleplerini, ihtiyaçlarını ve geleceği ile ilgili demokratik düzenlemeleri içeren bir yasalar toplamıdır. Bu ülkede yaşayan insanların, farklı dil, kültür, kimlik ve inanç gruplarından olduğunu görün ve bunun bir kriz değil zenginlik yarattığını anlayın. Bu farklı-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Bir dili, kültürü veya inancı bir başkasına üstün görerek; bir halkı bir başka halka egemen kılarak, bir siyasi topluluğu başka bir siyasi topluluğun belirleyeni olarak değerlendirerek bu ülkede barışın ve gönüllü birlikte yaşamanın temini mümkün değildir.

Anayasa çalışmaları yapılırken, 12 Eylül’ün başımıza tebelleş ettiği ve 30 yılı aşkın süredir bu ülkede siyaseti tıkayan tüm maddelerin samimiyetle ve cesaretle üzerine gidilmeli, anayasanın başlangıç bölümüne ve ilk 4 maddeye dokunarak anayasa yazımına devam edilmelidir. Yeni bir anayasa, ancak yeni bir anayasa yapmakla mümkün olabilir. Bir daha 12 Eylül benzeri dönemlerin yaşanmamasının tek garantisi demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adaletin tesis edilmesidir. 33 yıl sonra bir kez daha, 12 Eylül askeri darbe dönemini yaşatan asker ve sivilleri, o dönemi destekleyenleri, onun parçası olarak işlev görenleri ve o politik zihniyetleri lanetliyoruz.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


64

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

12 Eylül’ün Yargılanmasına Müdahil Olduk 12 Eylül darbesinin üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen, halen darbenin getirdiği kurumlarla, onun koyduğu kurallarla ve zihniyetle ülke yönetiliyor. Günümüzde, antidemokratik uygulamaların toplumda yarattığı mağduriyetler, Kürt meselesinin derinleşmesi, bunun sonucu 30 yıl süren adı konmamış savaş, hak ihlalleri, işçi haklarının gaspı ve örgütlenmenin önündeki tüm engeller, düşünce ve ifade hürriyetinin daraltılarak her geçen gün beyinlerimizde yarattığı tahribat, 12 Eylül düzeninin pratik sonuçlarından bir kaçıdır. 12 Eylül düzeninden artık kurtulmalıyız. Bunun ilk adımı Türkiye halklarının vicdanında çoktan mahkûm olan darbenin ve darbecilerin hukuken de mahkûm edilmesidir. 12 Eylül 2010 halkoylamasıyla darbecilerin yargılanmasına engel olan Anayasa’nın Geçici 15. Maddesi’nin kalkması ile darbenin ve darbecilerin hukuken mahkûm edilmelerinin yolu açıldı. Darbecilerle hukuken hesaplaşmak için 13 Eylül 2010 sabahından bu yana çabalıyoruz. Geldiğimiz aşamada darbeyi gerçekleştiren generallerden hayatta kalan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davanın son aşamasına girildi, 25 Ekim’de yapılan son duruşmada Cumhuriyet Savcısı “ömürboyu ağır hapis ve rütbelerinin geri alınmasını” isteyen esas hakkındaki mütalaasını sundu. Böylece tarihi davada tarihi bir aşama daha katedilmiş oldu. Son duruşmada, 12 Eylül’den katlanılması güç zararlar gören müdahillerin iddia ve suçlamalarını sunması, sanıkların esas hakkındaki savunmalarının

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

ardından dava sonuçlanacaktır. Bu davanın dışında, darbenin diğer iştirakçileri hakkında açılan soruşturmalar ile o dönem işlenen insanlığa karşı suçların soruşturmaları devam ediyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, 12 Eylül darbesi ile hesaplaşmanın başlangıcı olan 12 Eylül darbe davası ve süren soruşturmaların takipçisi olduk, partimizi bu dava ve soruşturmaların doğal müdahili olarak görüyoruz. Eş Sözcümüz Av.Arif Ali Cangı müdahiller vekili olarak 12 Eylül darbe davasının tarafıdır. Ankara örgütümüzün koordinasyonunda her duruşma gününü 12 Eylül ile hesaplaşma gününe dönüştürüyoruz. Bursa’dan üyemiz Sait Özdemir, parti örgütümüzle dayanışma içinde 12 Eylül döneminde kendisine işkence yapan bir kısım kamu görevlilerini mahkeme önüne çıkarmayı başardı. 12 Eylül’ün aşılması ve adaletin sağlanması için, darbe suçunu işleyen, binlerce genci işkence tezgâhlarından geçiren ve onlarca masum gencin işkencede idam sehpalarında ölümünü masa başlarından izleyen darbecilerin hak ettikleri cezaya çarptırılmaları için yargılanmalarını önemsemeliyiz. Bu davanın karar günü Türkiye’nin hukuki ve siyasi tarihinin dönüm noktasını oluşturacaktır, 12 Eylül döneminin haksız, hukuksuz yargılamalarının yenilenmesi gibi ‘12 Eylül Suçu’nun doğurduğu mağduriyetlerin bir kısmının giderilmesi olanağı ortaya çıkacak, 12 Eylül düzeninden kurtulmanın hukuki yolları açılacaktır. Oluşturacağımız toplumsal güçle de siyasal dönüşümü gerçekleştireceğiz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

65

Çalışma Grupları

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


66

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Tarihle Yüzleşme Çalışma Grubu Yüzleşme Çalışma Grubu olarak attığımız başlıklar genellikle; azınlıklar diye tanımlanan esas olarak Anadolu coğrafyasının Müslüman olmayan halklarını ifade eden topluluklara yönelik çalışmalardır. Türk ırkından ya da milletinden olmayan ve kendisini egemen ulusun dışında tanımlayan halklarla ve onların bu devletin politikalarından alamadıkları paylarına düşenle ya ilgilenmeyi ya da sorunlarını ortaya koymayı hedefleyen bir çalışma grubu olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu çerçevede Kürt meselesinde gelinen noktaya değinmeden -zira bu konuda çalışan arkadaşlarımız var ve genel olarak partimiz zaten barış ve Kürt meselesinin çözümü konusunda oldukça kapsamlı politik çalışmalar yapmakta- biz bu raporda Müslüman olmayan vatandaşlara ilişkin genel birkaç bilgiyi vereceğiz;

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

En sonundan başlarsak Batman ilçesi Gümüşgörü Jandarma Karakolu’nda askerliğini yaparken 24 Nisan 2011 günü sanık er Kıvanç Ağaoğlu’nun silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Ermeni jandarma er Sevag Orhan Balıkçı davası, ‘bilinçli taksirle adam öldürme’ suçlamasıyla 3 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle Diyarbakır Askeri Mahkemesi’nde görülmekte iken; geçtiğimiz haftalarda sona erdi. Sevag’ı katleden askere D.Bakır Mahkemesi beklendiği gibi, bilinçli taksirle adam öldürme suçundan 4 yıl 5 ay gibi bir ceza verdi. Aynı davada tutuksuz yargılanan Astsubay Sadrettin Ersöz’e ise görevi ihmalden verilen 5 ay hapis cezası ertelendi. Ermeni soykırımının sembolik olarak başladığı varsayılan 24 Nisan gününde öldürülen genç Sevag’ın katili, devlet tarafından bir kez daha korundu ve

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Sevag askerliği sırasında öldürülmüş olduğu halde şehit dahi sayılmadı. Hrant Dink cinayetinin failleri ile ilgili Yargıtay’da görülen davada en son hepimizin de bildiği gibi savcı örgüt suçu olabileceğine işaret eden bir tebliğname düzenledi ve yine son zamanda bir gizli tanık daha ortaya çıkarak verdiği ve mahkeme dosyasına giren ifadede cinayet şebekesinden bahsederken, açıkça Jitem’de görevli subayların isimlerini verdi. Gelişmelerin ne olacağı henüz bilinmiyor. Hükümet tarafından azınlık vakıfları ve dolayısıyla okullarına, arazilerine ilişkin düzenlemeler yapılmaya çalışılıyor, yeterli değil ve şu ana kadar hiçbir Gayrimüslim topluluğu tatmin eden ve devletçe el konan dönümlerce arazilerini almalarını sağlayacak bir düzenleme ortaya çakmış değil esas olarak. Süryanilerin kutsal saydıkları yerlerden olan Mor Gabriel Manastırı bilindiği üzere biten dava sonunda Hazine’ye geçti ve arazi Süryanilerin elinden alındı. Hükümet de yürütülen politika ve dışarıdan gelen eleştirilere dayanamayarak şöyle komik –ama işlevli -bir yol bulmuş görünüyor; Yargı ile ellerinden alınan bu arazi, Hazine adına tapuda tescil edildiğinden ya 49 yıllığına ucuz bir kira ile vakfa kiralanacak ya da -sanırız bu daha üzerinde durulan çözüm- ihaleye çıkarılıp ucuz bir bedelle ve ihale ile vakfa satılacak. Demek ki, yasal düzenlemeler hem ihtiyacı karşılamıyor ve hem de hükümetin kendisini bile zor durumda bırakıyor. Yine basında çokça çıkan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ile ilgili süreçle alakalı olarak bir iki şey söylemek istiyoruz: 1971 yılında TC’nin özel okullar yasasını çıkarıp, bağımsız bu dini okulu bu yasaya tabi etmeye çalışması ile kapanan, Rum Ortodoks dünyasına din adamı yetiştiren bu okulun etrafın-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

67

da bulunan 190 dönümlük araziye de devletçe el konulmuştu. Bu arazinin iadesine karar verildi. Okulun açılacağı konuşuluyor ve bununla ilgili çözüm yolları da sanırız aranıyor. Henüz nasıl bir statüde açılacağı net değil, ama bu sorun da çözülecek gibi. Son haftalarda ortaya çıkan bir yeni gelişme de Gökçeada’da Zeytinli köyünde bulunan ve yıllar evvel kapatılan Rum İlkokulu’nun açılması ile ilgili. Açılması ile ilgili onay çıktı ve okul da açılacak, fakat asıl sorun adada kalan Rum nüfusunun yaşlılardan oluşması ve okulda okuyacak çocuk bulunup bulunmayacağı henüz bilinmiyor. Bir sınıf açılması için 12 öğrencinin gerekeceği konuşuluyor. Fakat bilindiği kadarıyla Büyükada’da bulunan Rum ilkokulunda 7 öğrenci ile açılmış sınıf var. Bu tartışmanın sonucunun nereye bağlanacağı merak ediliyor. Özetle; Hükümetin Müslüman olmayan Anadolu’nun kadim halklarına ilişkin genel tutumu son derece pragmatik; sıkıştığı, ya da sıkıştırıldığı yerde temelsiz yasal düzenlemeye ihtiyaç duymayan ani tedbirler alıyor, almaya çalışıyor, ama köklü sistemi tüm bunlara tam da uygunluk arz etmediği için zorda kalıyor. Nefret suçları ve ırkçı cinayetlere ilişkin geleneksel tutumunda ise henüz ciddi bir değişiklik görülmüyor. Yüzleşme Çalışma Grubu olarak önümüzde duran ve ilgileneceğimiz genel sorunların temellerine ilişkin fikir vermesi açısından bu bilgileri vermeyi şimdilik uygun ve yeterli buluyoruz. Alevilerin ibadethane ve eğitim mağduriyetleri ile ilgili olarak da kapsamlı bir çalışma yapılması gerekiyor. Bununla ilgili önümüzdeki dönemde bir kısım planlarımız var.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


68

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Doğa Hakları Çalışma Grubu YSGP’ nin Kasım 2012’ de kuruluşunu takiben faaliyete geçen çalışma gruplarından olan Doğa Hakları Çalışma Grubu’nun bugün partili-partili olmayan toplam 81 üyesi var. 28 Ağustos 2013 Çarşamba günü yapılan genel üye toplantısında isimleri önerilen Oya Ayman ve Ercüment Gürçay bir sonraki görev değişikliğine kadar Eş Koordinatörlük görevini üstlendiler Çalışma grubumuz İstanbul’da her on beş günde bir salı günlerinde periyodik olarak toplanıyor. Planlanan etkinliklerin yürütülmesi için bir koordinasyon grubu oluşturduk. Çalışma grubumuzun internette doğahakları.org adıyla açılan bir sayfası var. Grafik sanatçısı Aydan Çelik DHÇG’na bir maskot üretti. Bir zamanlar İstanbul’un Kuzey Ormanları bölgesinde yaşayan su samuru “Susam” grubumuzun simgesi olacak. - Çalışma grubumuz “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı” adı altında yasal hale getirilmek istenen doğa yıkımına dur demek, tasarının yasallaşmasını engellemek ve sesimizi kamuoyuna duyurmak için 24 Şubat 2013’te

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

birçok ilde eş zamanlı basın açıklamaları yaptı. 27 Şubat Çarşamba günü TBMM önünde de bir protesto gösterisi ve basın açıklaması yaptık. Change.org üzerinden konuyla ilgili bir de imza kampanyası başlattık. - 22 Nisan’da Yeşil Düşünce Derneği’nin organizasyonu ile İstanbul’a gelen Çernobil tanıklarının katıldığı Galata Kulesi önünde düzenlenen eyleme katıldık. - YSGP Eş Sözcümüz ve DHÇG üyesi Arif Ali Cangı ile Gaziemir’deki, hem kimyasal hem de radyoaktif kirlenme kaynağı bir alanın kendi akıbetine bırakılmasını kabul etmedik, firma ve firma yetkilileri hakkında “Tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması, çevrenin kasten kirletilmesi suçları”, İzmir Valiliği ve bağlı kurumlardaki, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki, Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndaki ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndaki ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevli kamu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmak suçu ile saptanacak diğer suçlardan soruşturma başlatılması ve kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunduk.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

69

DHÇG üyesi ve YSGP İzmir Dönem İl Eş Sözcüsü Güneş Akçay, MYK üyesi Vezan Karabulut, İl Yürütme üyeleri Şeyh Davut Asığ, Aykut Kabasakal ve PM üyesi Ali Osman Karababa’dan oluşan İzmir Doğa Çalışma Grubu’nun çabasıyla fabrika çevresinde yaşayan mahalle sakinlerinin görüşlerini almak, sorunu belirlemek üzere 6 Mart 2013 tarihinde, Aktepe Mahallesi Derneği’nde bir toplantı düzenledik. Avukat olan Eş Sözcümüz Arif Ali Cangı, hukuki süreç hakkında bilgi verirken, Halk Sağlığı Uzmanı üyemiz Ali Osman Karababa bölgedeki sakinlere Radyasyon ve Ağır Metal Zehirlenmesinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı. “Radyasyon nedir, etkileri nedir?” ve “Ağır metal zehirlenmesinin etkileri nelerdir” başlıklı el ilanını dağıttık.

Konferansı’na davet ettik. Sibel Taşa ve Makbule Barkaya, söz alarak mahallede yaşadıklarını ve taleplerini dile getirdiler.

9 Mart 2013 tarihinde, MYK üyelerimizin katılımı ile mahalledeki sakinlerle birlikte basın açıklaması yaptık.

Mahalledeki arkadaşlarımızla film gösterimi yapacağız ve konuyu bütün İzmir’e duyurmak için 23-24 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek Forumfest’e taşımayı önerdik. Etkinliklere çağrı yapmak amacı ile bildiri hazırlığımız devam ediyor. Mahalleden ve partiden arkadaşlarımızla röportajların olduğu bir kısa film yapma çalışması içindeyiz. Filmi tamamlayınca sosyal medya ve internetteki diğer kanallar üzerinden dağıtacağız. Öte yandan elimizdeki görsel materyalleri gazetelere dağıtmayı planlıyoruz.

22 Nisan günü, Çernobil tanıklarından Nina Jancenko, Yeşil Düşünce Derneği’nin desteği ile İzmir’e geldi ve mahalleye gittik ve hep beraber bir basın açıklaması yaptık. Nina ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bir söyleşi gerçekleştirdik. Çernobil yıldönümünde, 26 Nisan’da mahalle halkıyla adliyeye gittik. Savcılığa suç duyurusu dilekçeleri verdik. Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliği’nin uzun süre Almanya Bölge Başkanlığı’nı yapmış olan Angelika Claussen ve Alper Öktem’i de mahallede hep beraber ağırladık. Angelika Claussen ile ‘Çernobil Felaketinin Etkileri’ üzerine Ege Üniversitesi’nde bir söyleşi yaptık. Davaları takip ediyoruz Mahalle halkını İzmir İl Örgütü 1. Olağan

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Davaya müdahil olma talebimize ret geldi. Gerekçe olarak siyasi parti olmamız ve atıklardan doğrudan etkilenmemiş olmamız gösterildi. Davadan sonra Eş Sözcümüz Arif Ali Cangı ve İzmir İl Eş Sözcümüz Osman Doğan’ın bulunduğu örgütümüz basın açıklaması yaptı. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün şikâyetçi olduğu, Yargıtay’ın bozduğu, kurşun fabrikası için açılmış olan dava yeniden görülmeye başladı. Müdürlük yetkilileri ve avukatlarından kimsenin katılmadığı duruşmada, YSGP’nin müdahil olma istemi reddedildi. Peki, bundan sonra ne olacak?

- Çalışma grubumuz, Doğa Hakları’nın Türkiye’nin gündemine taşınması ve çevre mücadelesinde önemli bir araç olarak kullanılır hale gelmesini amaçlayan yerel ve ulusal kampanyalar planlıyor. Doğa Hakları kavramının parti içinde ve kamuoyunda tanınması amacıyla ilk adımda 1 Haziran 2013 Pazar günü bütün parti örgütlerinden temsilcilerin katılacağı bir “Doğa Hakları Çalıştayı” planladık. Bir gece önce başlayan Gezi olayları nedeniyle bu çalıştay yapılamadı.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


70

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Ertelenen bu çalıştayı 15 Aralık 2013 Pazar günü, 33 il örgütümüzden temsilcilerin de katılımıyla Beyoğlu Yeşil Ev’de yapmayı planlıyoruz. Bu kararımızda yerel örgütlerimizden gelen “nasıl kampanya yapacağız; insanlara doğa hakkını nasıl anlatacağız; İstanbul’da kolay, ama Anadolu’da neler yapabileceğimiz konusunda desteğe ihtiyacımız var” gibi soruların ve beklentilerin de artması etken oldu. Bu çalıştayda örgütlü olduğumuz diğer illerde de Doğa Hakları Çalışma Grubu İnisiyatifleri’nin kurulmasını hedefliyoruz. Bu örgütlenme modeli ile partimizin, Doğa Hakları’nın savunulması amacıyla yapacağı ulusal kampanyaları, yerel kampanyalarla da destekleyerek daha etkin ve görünür bir hale gelebileceğini düşünüyoruz. Bu kampanyada kullanmak üzere “hava, iklim, tohum, orman, su, toprak, deniz ve türler” üzerinde insan kaynaklı hak ihlallerini anlatan “7 Günah” broşürü hazırlıyoruz. Çalıştayda aynı başlıklarda atölyeler de yapılacak. Bu kampanya için bir de blog açmayı düşünüyoruz. Çalıştayın internet üzerinden canlı yayınını da yapmayı planlıyoruz. - Doğa’nın da Hakkı Var! kampanyasında yapmayı planladığımız, ama yapamadığımız çalıştaydan sonra örnek bir kampanya olarak “İstanbul Kuzey Ormanları Kampanyası”nı planlıyorduk. Gezi’den sonra Beşiktaş Barbarosağa Parkı’ndan Kuzey Ormanları Savunması İnisiyatifi ortaya çıktı. Bazı siyasi parti ve STK’ların bileşiminden oluşan bu inisiyatife de dâhil olduk. Partimizin çalışma gruplarının prensiplerine de denk düşen bir tarzda örgüt-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

lenen KOS ile birlikte 5 Eylül Perşembe günü Harbiye Radyo Evi önünde bir basın açıklaması yaparak, Kuzey Ormanlarını tehdit eden 3. Köprü, 3. Havaalanı ve Kanal İstanbul gibi projelere karşı kamuoyunun dikkatini çekerek kampanyanın da ilk adımını atmış olduk. 7-8 Eylül günlerinde kampanyanın ikinci adımında, Riva’da düzenlediğimiz bir kamp ile “Kampanyanın bundan sonrasında ne yapabiliriz?” sorusuna katılımcılarla birlikte cevaplar aradık. 1 Aralık’ta yapılacak olan eylemin ve daha sonra yapılması planlanan mitingin hazırlık toplantılarına da katılıyoruz. - Çalışma grubumuzun bir başka hedefi daha var: Nasıl bir kent istiyoruz? sorusu üzerinden alternatif bir kentleşme modeli çıkarabilmek amacıyla, bilim insanlarının da katılımı ile bir komisyon kurmak ve bir rapor hazırlamak. Bu rapor süregelen çarpık kentleşme uygulamalarına partimizin nasıl baktığını da kamuoyuna anlatmak için bir fırsat yaratacaktır. Özellikle İstanbul ili genelinde süren kentsel dönüşüm projelerine karşı ilçe örgütlerimizin birbirinden bağımsız olarak gerçekleştirdiği bazı girişimleri ortak bir inisiyatif altında ve İstanbul İl YK’nun organizasyonunda geliştirmesini de hedefliyoruz. Bu amaçla il örgütümüzün 1. Olağan Konferansı’na “3 Havaalanına” karşı bir kampanya örgütlemeyi önerdik. Bu kampanya ile KOS’nın süren kampanyasına da destek olmayı düşünüyoruz. - Bir başka kampanya konusu olarak “İstanbul ve Büyük Ulaşım Projeleri”ni belirledik. Konunun uzmanlarını da işe dâhil edip alternatif öneriler geliştirmeyi amaçlıyoruz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

71

Emeğin Hakları ve Sendikal Örgütlenme Çalışma Grubu Emek mücadelesi, Türkiye’deki demokrasi mücadelesi içinde oldukça önemli bir çalışma alanı olarak yer alır. Bu nedenle emek mücadelesinin seyri ve gelişimi, hiç kuşkusuz genel demokrasi mücadelesinin de ivmelenmesi sonucuna yol açar. YSGP içinde oluşturulan Emeğin Hakları ve Sendikal Örgütlenme Çalışma Grubu faaliyetlerinin bu kapsamda değerlendirilmesi isabetli olacaktır.

Çalışma grubunun hedefleri, yapılan çalışmalar ve bunların sonuçları • Geçtiğimiz dönem içinde çalışma grubumuzun en önemli tartışma başlığı ‘Emek Alanının Yeniden Yapılandırılması’ oldu. Emek hareketi açısından bugünkü durumun iç açıcı olmadığı, sendikal mücadelenin emeğin haklarının ihtiyaçlarına cevap vermekten giderek uzaklaştığı herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Bu durumun birden fazla nedenleri olmakla birlikte, bu nedenler arasında en önemlisi emek hareketinin yapılandırılmasında esas alınan paradigmanın güncelliğini yitirmiş olmasıdır. 19. Yüzyıl’ın gerçekleri ile şekillendirilen emek örgütleri, 21. Yüzyıl kapitalizminin ulaştığı noktada ortaya çıkan sorunlara cevap verme

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

kapasitesini büyük oranda yitirmiş durumdadır. Bu nedenle bugün, emek alanının yeni bir anlayış ile yeniden yapılandırılması acil ve önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Çalışma grubumuzun önemli bir tartışma başlığı olarak belirlediği bu konu, emek alanındaki birçok yapı içinde de tartışılmaktadır. Emek alanının yeniden yapılandırılması sorunu, bileşeni olduğumuz HDK/ HDP içinde de önemli bir gündem haline gelmiştir. Önümüzdeki süreçte bu tartışma konusunun, yeni bir sendikal anlayış ve yeni örgütlenme modelleri oluşturma aşamasına taşınması çalışma grubumuzun başlıca hedefleri arasında yer alacaktır. • Türkiye’de son bir yıl içinde oldukça önemli sosyolojik ve siyasal bir süreç yaşandı. Bu sürecin en tepe noktasına ulaştığı dönem, Gezi Direnişi ile birlikte gerçekleşti. Gezi Direnişi, yarattığı diğer birçok değişikliğin yanında, varlığı bilinen ama etkisi çok da hissedilmeyen bir emek öznesi olan ‘beyaz yakalıları’ görünür hale getirdi. Bu süreçle birlikte beyaz yakalılar başta olma üzere, kent yoksullarının, göçmen işçilerin ve kayıt dışı çalıştırılan emekçilerin örgütlenme sorunu da önemli bir ihtiyaç olarak belirginleşti. Çalışma grubumuz, bu alandaki faaliyetlerini ele almak, değerlendirmek ve

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


72

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

şekillendirmek üzere yaptığı toplantılar sonucunda bir yol haritası belirlemiş, sorunu PM düzeyinde alınan bir kararla parti gündemine de taşımış, bu kararın ardından PM tarafından bir deklarasyon yayınlanmasını sağlamıştır. Ancak çalışma grubumuzun bu konudaki çalışması henüz somut bir kazanıma ve nitel bir değişime dönüşememiştir. Kısmen hız kaybetmiş olan bu konunun, önümüzdeki dönemin en önemli çalışma başlığı olması gerektiği düşünülmektedir. • Çalışma grubumuzu da kapsayan bir yapıya sahip olan Demokratik Emek Meclisi’nin çalışmaları Türkiye’deki emek mücadelesinde önemli bir birikim oluşturmaya devam etmektedir. Demokratik Emek Meclisi, kurumsallaşmış yapısı ve işlevsel çalışan meclisleri ile çeşitli alanlarda çalışmalar yürütmektedir. DEM’in her yıl yaz aylarında gerçekleştirdiği Yaz Kampı bu yıl, yaklaşık 250 kişinin katılımıyla Bodrum’da gerçekleştirildi. Yaz kampında gerçekleştirilen siyasal tartışmalar, paneller ve seminerler önümüzdeki süreçte emek mücadelesini bekleyen görevleri belirginleştirmede belirleyici bir rol oynayacaktır. Özellikle “Emek Hareketinde Durum” başlıklı oturum, emek mücadelesinin mevcut durumu ve yeni görevleri tartışmada önemli bir birikimin oluşmasına büyük katkı sağlamıştır. • Özellikle kamu çalışanları sendikalarında fahri üyelerimiz ile temsil edildiğimiz sendikal platformlarda, gündemi değerlendiren, çözüm önerileri oluşturan ve bunların hayata geçirilmesinde etkili tutum belirleyen bir yönelim benimsenmiştir.

Çalışma grubumuzla ilgili açmazlar ve önümüzdeki süreç • Çalışma grubumuzun alanı ile ilgili, parti çeperindeki çevrelerce oluştu-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

rulmuş olan DEM’in varlığı, çalışma grubumuz açısında çok önemli bir avantaj olmasına karşın, DEM’in birikimi ve kurumsal yapısından yeterince yararlanılamamış, çalışma grubumuz ile DEM arasındaki hukuk net bir şekilde tanımlanamamıştır. Çalışma grubu ile DEM arasındaki ilişki belli bir şekle bağlanamadığından hem DEM’in hem de çalışma grubumuzun faaliyetleri yetersiz kalmış, her iki yapının deneyimleri birleştirilememiştir. Önümüzdeki süreçte Emeğin Hakları ve Sendikal Örgütlenme Çalışma Grubu ile Demokratik Emek Meclisi yapısı arasındaki ilişki net olarak ortaya konulmalı, bu iki yapı arasındaki hukuk açık ve net bir şekilde tanımlanmalıdır. Bu iki yapının bir araya getirilmesinin yolu ve yöntemleri tartışılmalıdır. • Çalışma grubumuzun en önemli kazanımlarından biri, Gezi Direnişi ile birlikte daha da görünür olan emek alanı öznelerinin örgütlenmesi olacaktır. Bu nedenle yeni dönemde beyaz yakalıların, kent yoksullarının, göçmen işçilerin ve kayıtsız çalıştırılan işçilerin örgütlenmesi için yeni örgütsel formların geliştirilmesine katkı sağlanması ve bu yönde mesafe kat edilmesi oldukça önemlidir. • Çalışma grubumuzun alanıyla ilgili en önemli sorun, emek alanının yeniden yapılandırılmasıdır. Bu konuyla ilgili olarak birleşik emek mücadelesinin zeminini yaratacak yeni örgütsel formlar ve yeni bir sendikal anlayışın şekillendirilmesi konusunda somut önerilerin geliştirilmesi, bu önerilerin emek cephesini oluşturan bütün platformlarda tartışılmasını sağlamak en önemli ve en acil görev olacaktır. • Mevcut sendikal örgütlerdeki temsiliyet durumuna ilişin yol, yöntem ve strateji belirlenmeli, kamu çalışanları sendikalarının yanı sıra diğer sendikalarda da etkili olmanın yolları bulunmalıdır.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

73

Hayvan Özgürlüğü Çalışma Grubu Kasım 2012 içinde: Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından getirilen Moskova Sirki, 3 hafta sonu boyunca sirkin önünde protesto edildi.

“Earthlings” adlı belgesel film gösterimi yapıldı ve ardından “Türcülük” ve “Veganlık” üzerine katılımcılarla sohbet gerçekleştirildi.

Change.org’da Ankara’da hayvanlı sirklerin yasaklanması için açılan imza kampanyasına 5000 katılım sağlandı, toplanan imzalar Büyükşehir Belediyesi’ne dilekçe ile sunuldu:

1 Mayıs 2013: Ankara’daki kitlesel 1 Mayıs yürüyüşünde, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi kortejinin içinde, hayvan haklarına ve hayvan özgürlüğüne ilişkin hazırladığımız bez afiş ve pankartlarla katılım sağlandı.

http://www.change.org/tr/ kampanyalar/b%C3%BCy%C3%BCkankara-sirkindeki-hayvanl%C4%B1b%C3%B6l%C3%BCmlerg % C 3 % B 6 s t e r i m d e n kald%C4%B1r%C4%B1ls%C4%B1n Youtube’da, yaptığımız protesto etkinliğine dair bilgilendirici video hazırlandı: http://www.youtube.com/watch?v=I4pln0S5gE 28 Şubat 2013: Ankara parti binasında Peter Singer’ın yazarı olduğu “Hayvan Özgürleşmesi” adlı kitabın kritiği yapıldı. 26 Nisan 2013: Ankara parti binasında

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

12 Mayıs 2013: Ankara parti binasında “Yemek Yemek Politiktir” ana başlığında “Vejetaryanlık ve Veganlığın Etik, Ekolojik ve Sağlık Boyutları” ve “Yerel, Ekolojik Üretim ve Üreticiden Tüketiciye Doğrudan Satış” konulu sunumlar yapıldı. Ardından “Vegan Yemek Atölyesi” düzenlendi; katılımcılar kendi yaptıkları vegan yiyecekleri ve tariflerini paylaştı, katılımcılarla hep birlikte ortak Falafel yapıldı. 17 Mayıs 2013: “Son Pars” adlı ekolojik romanın yazarı ve parti üyemiz Haluk Aytekin, tükenen Anadolu Parsı’nın nasıl

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


74

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

bir vurdumduymazlıkla katledildiğini ve Anadolu Parsı’nın Hititler-Roma-BizansOsmanlı’dan Cumhuriyet’e binlerce yıllık tarihçesini görseller eşliğinde sunumla anlattı. 18 Mayıs 2013: Batıkent-Atlantis AVM’de İtalyan Sirki protesto edildi ve basın açıklaması yapıldı. 12 Ağustos 2013: Partinin genel tartışma grubunda, kurumsal dışa açık yemeklerde ve parti binalarında et ürünleri tüketilmemesi yönünde bir tartışma başlatıldı ve bu konuda parti üyelerinin farkındalığının artırılması hedeflendi. 13 Ağustos 2013: Gezi Direnişi sonucu Ankara’da oluşan Park Forumlarıyla irtibata geçilerek, parklarda halka açık olarak “Hayvan Özgürlüğü” başlığında forum sunumları yapılması kararlaştırıldı, bu etkinlik için “Ankara Hayvan Özgürlüğü Forumları” adıyla ayrı Facebook ve Twitter sayfaları açıldı, bu sayfalardan hayvan özgürlüğü konularında haber ve döküman paylaşımı yapılmaya başlandı: www.facebook.com/direnhayvan - www. twitter.com/direnhayvan Hürriyet Gazetesi’nde çıkan “Mesut İnekler” başlıklı, süt çiftliklerini öven habere karşı (http://www.hurriyet.com. tr/pazar/24496421.asp) , haberin muhabirine haberi kınayan bir metin gönderildi ve sosyal medyada bu kınama metni yaygınlaştırıldı. 6 Eylül 2013: Çayyolu Üç Fidan Parkı’nda, ilk hayvan özgürlüğü forumumuz gerçekleşti. Forumda, “Hayvan Özgürlüğünün Yeni Sol İçindeki Yeri ve Önemi”, “5199

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Sayılı Hayvanları Koruma(ma) Kanununun Eksikleri ve Bu Kanunda Yapılması Tasarlanan Değişikliklerin Yol Açacağı Sorunlar”, “Sirk, Hayvanat Bahçeleri ve Yunus Parklarındaki Hayvan Esareti”, “Kürk, Deri ve İpek Sektöründeki Vahşet”, “Et-Süt-Yumurta-Bal Sektöründeki Vahşet”, “Veganlık”, “Veganlığın Ekolojik Yönü” konuları sunuldu. 14 Eylül 2013: Kolej Ethem Sarısülük Parkı’nda ikinci hayvan özgürlüğü forumumuz, aynı konu başlıkları ve ek olarak “Sokak Hayvanlarının Uğradığı Zulümler” konusuyla birlikte sunuldu. 26 Eylül 2013: Kızılay Güvenpark’ta, üçüncü hayvan özgürlüğü forumumuzu aynı konu başlıklarıyla gerçekleştirdik. 27 Eylül 2013: Romanya’da çıkan ve Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanan, sokak hayvanlarının itlaf edilmesine dönük yasa, Romanya Büyükelçiliği önünde protesto edildi. 4 Ekim 2013: 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü dolayısıyla, Yeşil Gazete’de yayınlanması için “Türcülüğün Olmadığı Bir Dünya Mümkün” başlığında yazı hazırlandı: http://www.yesilgazete.org/ blog/2013/10/04/ysgp-hayvanozgurlugu-calisma-grubuhep-birlikteturculuge-karsi-mucadeleye/ 5 Ekim 2013: Ankara Konur Sokak’ta, yaklaşan kurban bayramı dolayısıyla kamuoyunda hayvan katliamı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla stand açıldı. Standda, “Türcülüğün Olmadığı Bir Dünya Mümkün” başlıklı yazımız ve

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


75

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

İslamiyet’te kurban ibadetine dair hayvan kesmenin dışında dayanışma örnekleri olduğunu savunan din adamlarının alternatif görüşlerinin yer aldığı metinler dağıtıldı. Ek olarak, Gezi Direnişi’nde polisin attığı biber gazları ve şiddeti sonucu zehirlenen, hayatını kaybeden hayvanlar için basın açıklaması okudukları için gözaltına alınan Yeryüzüne Özgürlük Derneği’ne destek amacıyla, onların gözaltına alınmasına sebep olan basın açıklamalarını da, onlara haber vererek onlar adına bir kez de biz okuduk. 6 Ekim 2013: Ankara parti binasında, “Hayvan Özgürlüğü: Etik, Ekoloji, Din ve Veganlık” başlıklı, görseller ve videolar eşliğinde sunum gerçekleşti. Sunumun ardından, önceden hazırladığımız vegan yemekler katılımcılarla birlikte yenildi ve sohbet edildi. 21 Ekim 2013: Gökçek’in son röportajında Ankara’ya getirdiği Moskova Sirki ile ilgili sözlerine verdiğimiz cevap internethaber.com sitesinde yayınlandı: http://www. internethaber.com/ hayvanseverlerdengokceke-buyuk-tepki597855h.htm 26 Ekim 2013: Vegan & Vejetaryenler Derneği’nin Ankara Konur Sokak’ta düzenlediği, İstanbul ve İzmir ile eş zamanlı gerçekleşen 1. Vegan & Vejetaryen Onur Yürüyüşü’ne katılım sağlandı. Yürüyüş esnasında McDonalds, Burger King, Hosta vb. et ürünleriyle meşhur markaların binaları önünde bir müddet durularak sloganlar atıldı. 26 Ekim 2013: 1. Vegan & Vejetaryen Onur Yürüyüşü ardından, Seğmenler Park Forumu’nun davetiyle Tayfa Kitap Kafe’de, 4. forum sunumumuzu görseller ve videolar eşliğinde gerçekleştirdik. 2 Kasım 2013: Ankara Konur Sokak’ta, 1 Kasım Dünya Vegan Günü dolayısıyla ve Büyükşehir Belediyesi’nin getirdiği

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Moskova Sirki’ne karşı halkı sirklerde hayvanlara yapılan zulümler konusunda bilgilendirmek amacıyla stand açıldı, sirklerin gerçek yüzü hakkında hazırladığımız metin ve “Türcülüğün Olmadığı Bir Dünya Mümkün” metnimiz dağıtıldı.

Planlanan Projeler

Etkinlikler

ve

1.) Türkiye genelinde hayvanlı sirklerin, yunus parklarının ve petshoplarda hayvan satışının yasaklanmasına dönük hukuki mücadele başlatılması. 2.) Sadece Kızılay’da değil, Ankara’nın değişik kenar semtlerinde hayvan özgürlüğüne dair stand açmak, yürüyüşler düzenlemek. 3.) Park forumlarıyla işbirliği içinde, halka açık hayvan özgürlüğü sunumlarımızı devam ettirmek. 4.) Parti üyelerimizi de hayvan özgürlüğü ve veganlık konusunda bilinçlendirmek için parti binamızda hayvan özgürlüğü sunumlarına, belgesel izletilerine, kitap okuma ve kritiklerine devam etmek. 5.) Barınak ziyaretleri ve yardımları düzenlemek. 6.) Hayvan özgürlüğü ve hayvan hakları alanında çalışan akademisyenler, ünlülerle irtibata geçerek Ankara’da bir üniversitede ulusal düzeyde bir “Hayvan Özgürlüğü Sempozyumu” düzenlemek. 7.) 5199 sayılı Hayvanları Koruma(ma) Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin takipçisi olmak, bu kanunun hayvan özgürlüğüne uygun şekilde değiştirilmesi; hayvanlara eziyetin Kabahatler Kanunu yerine TCK kapsamına alınarak, para cezası yerine hapis cezası ile cezalandırılmasını sağlamak yönünde çalışmalar yürütmek, bu alanda çalışan STK’lara destek vermek.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


76

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Anayasa İzleme Çalışma Grubu Parti bünyesinde kurulan Anayasa İzleme Komisyonu, Arif Ali Cangı, Ferdan Ergut, Saruhan Oluç, Kemal Tuncaelli, Atilla Aytemur, Mahmut Boynudelik, Bekir Ağırdır, Mithat Sancar ve Sennur Baybuğa’dan teşekkül etmektedir.

tımız Danışma Meclisi’nin toplandığı 29 Eylül tarihinde İstanbul’da yapılmış ve bu toplantıya da Arif Ali Cangı, Saruhan Oluç, Sennur Baybuğa, Bekir Ağırdır, Ferdan Ergut, Mahmut Boynudelik katılmıştır.

Anayasa İzleme Komisyonumuz ilk toplantısını 23 Ağustos’ta Sennur Baybuğa, Ferdan Ergut, Arif Ali Cangı ve Mithat Sancar‘ın katılımı ile yaptı.

Komisyonun amacı esas olarak Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda görüşülmekte olan anayasa değişiklik önerileri ile birlikte ülkenin nasıl bir anayasaya ihtiyacı olduğunu tartışmak ve politika üretmenin yanı sıra, Meclis komisyonunun üzerinde uzlaşılan ve tartışılan maddeler hakkında yapacağı siyasete kendi siyaseti açısından katkı sunmak ya da diyeceği sözü söylemektir.

İlk toplantıda özetle; “komisyon toplantılarının sonuçlarının parti örgütüne, sosyal medyadan kamuoyuna duyurulması, TBMM Uzlaşma Komisyonu’nun çalışma ve uzlaşma nisabı konusunda önerilerde bulunulması, uzlaşılan maddeler yönünden pozitif önerilerde bulunulması, geçiş anayasası yapılması halinde hakların yasaklanmasını önleyecek öneriler hazırlanması konusunda çalışma yapılması” konuşuldu. Komisyon esas olarak üç kez toplantı yapmış bulunmaktadır, en son taplan-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Partimiz tarafından evvelce yapılmış bulunan anayasa sempozyumunun çözümleri ve tutanakları da temin edildi. Tümü harmanlanarak yeni bir anayasanın gerekliliği bağlamında kendi iç siyasetimizi oluşturmaya çalışıyoruz.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


77

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Uluslararası İlişkiler Çalışma Grubu Toplantı ve Görüşmeler

Kasım 2012, Avrupa Yeşil Partisi Konsey toplantısına katılım, aynı toplantıda Balkan Ağı toplantısının organizasyonu, Nisan 2013, Avrupa Yeşil Partisi Konsey toplantısına katılım, aynı toplantıda Balkan Ağı toplantısının organizasyonu, Haziran 2013, Alman Yeşil Partisi Eşbaşkanları Cem Özdemir ve Claudia Roth ile görüşme, Haziran 2013, İskoç Sol Partisi milletvekili ile görüşme, Haziran 2013, Gezi Direnişi ile ilgili Sevil Turan ve beraberindeki heyetin Strasburg’da AP’de toplantıya katılımı, Ekim 2013, Alman Sol Partisi delegasyonu ile görüşme, Ekim 2013, Kuzey Ren Westphalia Heinrich Böll Vakfı üyelerinin ziyareti, Ekim 2013, Avrupa’da yaşayan YSGP üyeleriyle Almanya Rüdeshaim’de bir toplantı yapılmış, PM’de kabul edilen Yurtdışı Koordinasyon Yönetmeliği’nce koordinasyonlar oluşturulmuştur. Kasım 2013’te İstanbul’da organize edilen Çılgın Projeler Konferansı konuşmacılarının belirlenmesi için bir komisyon oluşturulmuş, Doğa Hakları Çalışma Grubu ve Yeşil Düşünce Derneği

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

üyesi arkadaşlarla beraber toplantının organizasyonu gerçekleştirilmiştir. Kasım 2013, Avrupa Yeşil Partisi Konsey toplantısına katılım, aynı toplantıda Balkan Ağı toplantısının organizasyonu, Kasım 2013, Gezi Direnişi’yle ilgili Brüksel’de bir toplantı yapılmış, toplantıya Sevil Turan ve Ahmet Atıl Aşıcı katılmıştır.

Raporlar ve Yapılan Açıklamalar Subat 2013’te Türkiye-AB Karma Parlamenterler Toplantısı’na katılan Yeşil ve Sol Parti milletvekilleri için 24 sayfalık “Sorunlar ve Politika Önerileri” başlıklı rapor Türkçe ve İngilizce olarak ilgili çalışma gruplarından alınan katkılarla hazırlanmış ve toplantıya katılan milletvekili ve bürokratlara dağıtılmıştır. 6 Haziran 2013 tarihinde Gezi olaylarına ilişkin Avrupa Yeşil Partisi ve Avrupa Sol Partisi’ne bir basın açıklaması gönderilmiştir. 12 Haziran 2013, Avrupa Parlamentosu’nda Gezi Olayları’na ilişkin kabul edilen karar önerisinin içeriğinin oluşturulmasına, olaylar sırasında gönderilen raporlarla katkıda bulunulmuştur.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


78

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Toplumsal Cinsiyet ve LGBT Çalışma Grubu Ankara 12 Şubat’ta il binamız, Toplumsal Cinsiyet ve LGBT Çalışma Grubu organizasyonuyla sanatçı Esmeray’ı ağırladı. Esmeray, Pınar Selek için “Bizim Atölye” adlı oyununu sergiledi. 8 Mart Dünya Etkinlikleri

Kadınlar

Günü

Toplumsal Cinsiyet ve LGBT Çalışma Grubu - Ankara koordinatörlüğünde, 8 Mart’ta Kolej Meydanı’nda Ankara Kadın Platformu Yürüyüşü’ne katılım sağladık. Aynı günün akşamında, Konur Sokak’ta açtığımız standımızda “Cinsiyet Rollerini Birlikte Alt-Üst Edelim” başlığı ile yemekli, müzikli, danslı bir etkinlik düzenledik. 9 Mart akşamında, il binamızda “Kadınların Devrimci Sesleri-Şarkılarıyla” danslı, müzikli bir eğlence gerçekleştirdik.

Eş Başkanı Kemal Ördek, “Seks İşçiliği” üzerine konuştular. 23 Mart’ta Yeşiller/Sol Ankara ile Toplumsal Cinsiyet ve LGBT Çalışma Grubu Ankara’nın 8 Mart etkinlikler zinciri “Devlet Şiddetine Karşı Öteki-Kadın Olmak: Toplumsal Barış ve Adalet” paneliyle son buldu. Kayuş Çalıkman Gavrilof (Ermeni Kadın Platformu), Yüksel Mutlu (BDP) ve Av. Yasemin Öz (Amargi) konuşmacı idiler. 8 Mayıs’ta il binamızda Toplumsal Cinsiyet Çalışma Grubu ile birlikte, Öykü Susezer’in konuşmacı olduğu “Diyarbakır’da bir LGBT örgütü olmak: HEBUN LGBT Dayanışma Derneği” isimli söyleşiyi gerçekleştirdik. 24 Mayıs’ta il binamızda, Toplumsal Cinsiyet Çalışma Grubu ile birlikte Marilyn Waring’in “Kadınlar Sayılsaydı” adlı kitabını temel alan, Türkçe alt yazısını üyemiz Ülkü Özakın’ın çevirdiği

12 Mart’ta, il binamızda, Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları bölümünden, parti üyemiz Alev Özkazanç “Herkes İçin-Herkesle Feminizm” başlığında bir sunum yaptı. 14 Mart’ta, il binamızda, MYK üyemiz Belgin Çelik ve Transgender Europe

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

79

“Kim Sayılıyor? Cinsiyet, Yalanlar ve Küresel Ekonomi” adlı belgeseli izledik ve kritik ettik.

veren, LGBT’lerin eşitliği ve özgürlüğü için çabalayan aktivistler ile birlikte yanıtlar aradığımız bir çalıştay düzenledik.

İstanbul:

Antep:

Yeşil Sol Gençler, Rusya’da LGBT’leri hedef alan homofobik yasayı İstanbul’daki Rusya Başkonsolosluğu önünde protesto etti. Güvenlik görevlisi ve sivil polis, eylemcilere müdahale ederek döviz ve pankartları yırtmaya çalıştı.

* Antep’te 3 ayrı Toplumsal Cinsiyet ve LGBT konulu atölye çalışması yapıldı. Bu çalışmaların akabinde Gaziantep Üniversitesi’nde homofobi ve transfobi karşıtı bir etkinlik yapıldı. Dikkat çeken bu eylem, özel güvenlik, polis ve rektörlükten müdahaleyle karşılaştı.

3 Ekim Perşembe günü “Kimlik Politikasını Aşmak; Feminizm ve Queer” başlıklı atölye düzenlendi. LGBT bireylerin eşit yurttaşlığı nasıl mümkün? Türkiye’de yeşil ve sol siyaset, LGBT’lerin eşitlik ve özgürlük mücadelesinin neresinde yer alıyor? LGBT siyaseti bir kimlik siyaseti midir? 20 yıldır mücadele eden ve Gezi ile birlikte bir sıçrama yaşayan LGBT hareketinin dününe ve geleceğine dair nasıl bakmalı? LGBT’lerin yerel yönetimlere dair talepleri nelerdir? LGBT hareketi yerel seçim sürecinde nasıl bir politika izleyebilir? Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, tüm bu sorulara yenilerini de katarak, Türkiye’de LGBT hareketinin başlangıcından günümüze kadar içerisinde yer alan, Gezi direnişi boyunca mücadele

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Partimiz bünyesinde oluşturulan ‘’Toplumsal Cinsiyet ve LGBT Çalışma Grubu” yaptığı çalışmaların neticesinde partimizden bağımsız, ancak parti üyelerimizin de içinde aktif rol aldığı bir LGBT alan örgütlenmesinin yaratılmasını sağladılar. Zeugmadi LGBT oluşumu adı altında yaptıkları çalışmalarda çok sayıda insanın desteğini alarak LGBT’lere dönük faaliyetlerle olumlu çalışmalara imza atmaya devam ediyorlar. Toplumsal Cinsiyet ve LGBT Çalışma Grubumuz, kuruluş sürecimizden beri LGBT bireylerin parti yönetim ve yürütme kurullarında yer almalarını teşvik etmek, LGBT görünürlüğünü ve sözünü artırmak üzere çalışmalar yürüttü. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Antep, Adana ve Mersin’de LGBT bireyler yürütme kurullarımızda yer aldı; bu illerde var olan LGBT oluşumlarıyla ilişkiler kuruldu ve bu oluşumlar partimizce desteklendi. Toplumsal Cinsiyet ve LGBT Çalışma Grubumuz, partimizin temel politik alanlarından biri olarak LGBT politikalarını geliştiren, LGBT yurttaşların sorun alanlarına dair söz söyleyen, çözüm getiren perspektifler oluşturacak etkinliklerle çalışmalarını sürdürüyor.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


80

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

81

Kurullar ve Meclisler

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


82

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Danışma Kurulu

Parti Tüzüğümüze göre Merkez Yürütme Kurulumuz, Parti Meclisi’nin onayı ile Danışma Kurulu oluşturma görevini PM üyemiz Fehim Caculi’ye vermiştir. Danışma Kurulu, belli konularda yapmış oldukları çalışmalarla temayüz eden ve kurulun çalışmalarına katkıda bulunabilecek donanıma sahip bulunan, partinin yönetim ve yürütme organlarında görev almayan parti üyeleri ve/veya parti üyesi olmayan bireylerden oluşturulmuştur. Danışma Kurulu’nun oluşturulmasının ve çalışmalarının kolaylaştırılması görevini dört kişilik (Ahmet Atıl Aşıcı, Fehim Caculi, Ferdan Ergut, Gizem Kastamonulu) bir sekreterya üstlenmiştir. Sekreteryanın görevi, DK’nın toplantılarını organize etme; gündemlerini kurul üyeleri ile iletişim içinde belirleme; kurul üyelerinin karşılıklı iletişimini sağlayacak sistemi oluşturma; MYK ve PM üyeleri ile DK üyelerinin ilişkilerini düzenleme; gerekirse ilişkili konularda çeşitli PM üyesi uzman kişilerin DK toplantılarına davet edilmesini sağlama; DK üyeleri tarafından hazırlanacak raporların ve görüşlerin eş sözcüler, MYK üyeleri ve Parti Meclisi üyelerine ulaşımını sağlama şeklinde tarif edilmiştir. Danışma Kurulu’nun, mensuplarının niteliği dikkate alındığında, 2-3 ayda bir kendilerinin belirleyeceği bir sistem

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

dahilinde düzenli olarak toplanması uygun görünmektedir. Bu kurul kendi içinde ve çeşitli konular etrafında komisyonlar kurabilir, bütün çalışmalarında parti içinden veya dışından başka uzmanların katkısına başvurabilir ve toplantılarına davet edebilir. Partinin olağan veya olağanüstü kongre sonuçlarında parti merkez organlarının değişimi, doğrudan Danışma Kurulu’nun değişimini getirmez. Danışma Kurulu üyelerimizin isim listesi aşağıdaki gibidir; DANIŞMA KURULU Abdullah Aysu, Ahmet Demirel, Ahmet İnsel, Akın Özçer, Alev Özkazanç, Ali Nesin, Arca Atay, Aslı Tunç, Ayşen Uysal, Batuhan Aydagül, Bekir Ağırdır, Besim Dellaloğlu, Betül Duman, Cemsinan Deliduman, Cengiz Aktar, Chris Stephenson, Cihan Yalçın, Erol Köroğlu, Fikret Toksöz, Hacer Ansal, Haluk Levent, İpek İlkkaracan, Kıvanç Eliaçık, Levent Köker, Mahmut Boynudelik, Maya Arakon, Mehmet Tarhan, Mithat Sancar, Murat Peker, Neşe Erdilek, Okhan Akhan, Oktay Özel, Oya Baydar, Ömer Madra, Pakrat Estukyan, Pelin Cengiz, Pınar Uyan, Samim Akgönül, Seda Altuğ, Semih Bilgen, Semra Cerit Mazlum, Serpil Çakır, Sezai Temelli, Sezin Öney, Süleyman Yılmaz, Teoman Pamukçu, Tümay Arslan, Ümit Kardaş,

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Vangelis Kechiriotis, Yasemin İnceoğlu, Yörük Kurtaran, Zeynep Gambetti. DK, ilk toplantısını 15.06.2013 tarihinde Gezi Direnişi’nin tam ortasında yapmıştır. İlk toplantıda yapılan tartışmalarda aşağıdaki görüşler dile getirilmiştir. * Aktör üzerinden politika yapmak eskidi, mesele üzerinden politika yapmak onun yerine geçti. Gezi hareketi bunu gösterdi. * MHP ve CHP denklemin dışında, olay AK Parti ile seçmen arasında geçiyor. * Öğrencilerden ziyade beyaz yakalıların varlığı (çoğunlukla) gözlemlendi. * Devrim hedefi değil, bireyin özel hayatına müdahale ve polis şiddeti kitleleri bir araya getirdi. * Parti olarak yapmamız gereken, paralel örgütlenmelerde ve mücadelelerde yer almaktır. Bu da insan gücüne ciddi bir gereksinme doğuruyor. * Bu bir toplumsal harekettir ve toplumsal hareketlerin iktidar hedefi yoktur. İktidarı sınırlandırma ve iktidarı denetleme hedefi vardır. * Laik kesim siyaset ile tanışıyor. Türkler öteki Türkler ile tanışmaya başladı. * Hızla avangard bir yapıya kavuşmamız lazım. * İktidarın 2M krizi var: 1) Muhatap kim? Mesaj ne? * Bu bir tepki hareketi dolayısıyla bir sonraki adımı bilmiyoruz. Bu sebeple paralel bir hareket örgütleyemiyoruz, paralel hayat kuramıyoruz. * Mevcut, bir problem değil aksine bir durumdur. Problem çözüm ister, durum ise tespittir. * Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre herkes her yerde miting yapabilir. * Hukuksuzlukları deşifre etmek kadar, masumlar ile militanları ayırmalıyız zihniyetini de deşifre etmemiz gerekir. DK, ikinci toplantısında ilk gündem maddesi olarak “Orta Doğu’daki gelişmeler, Demokratikleşme ve Yeni Anayasa bağlamında Yerel Seçimler” konusu ele alınmıştır. İkinci gündem maddesi olarak da DK ve YSGP ilişkileri görüşülmüştür. İlk gündem maddesinde özetle şu görüşler sunulmuştur. Gezi’den beri iki tarafı da esir alan kutuplaşmanın arttığı bir ortama girilmiş-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

83

tir. Parti bu kutuplaşma içinde yer almamalı. AKP’den İstanbul’u alalım diye şeytanla işbirliği yapmayı göze alanlar oluyor. Parti bu durumda ya sağduyulu bir şekilde davranacak ya da rüzgara kapılacak. Bu parti için tehlikeli bir durumdur. Partinin üçüncü bir pozisyon üretmesi lazım. Yoksa kutuplaşmanın, meseleyi iki eksenden görmenin başarı şansı yok. Partinin fikrini netleştirmesi gerekiyor. Gezi olaylarında çok atıl kalındığı izlenimi var. Yerel seçimlerde böyle bir şansımız yok. Baş düşman, baş çelişki saçmalığına saplanmadan konuşmamız lazım. Sözümüzü içeriğini vurgulayarak daha doğrudan ve anlaşılır bir dille söylemek zorundayız. Oya takılmadan düzgün söz kurma ve bunun eylemini yapmamız lazım. Ama reel politikada yerel seçimler konusunda karar vermemiz gerekir. Barış süreci devam ettiği sürece partinin HDK/HDP içinde yer alması ve orayla birlikte bir seçim stratejisi geliştirmesi ve bu strateji geliştirilirken de ana siyasi eksenimize uygun ilkeler çerçevesinde müzakereye gelebilecek diğer unsurlarla (CHP dahil) pazarlık halinde olabilmesi uygun olacaktır. Belediye meclislerinde ve ilçelerde HDP’nin belli pazarlıkların geliştirmesinin anlamlı olacağını düşünüldü. Demokratikleşme paketi ve dış politikada da ilkesel bir duruş sergilemeliyiz. Pakette iyi şeyler varsa karşı çıkamayız, yetmez demeliyiz. Dış politikada ise, diktatörlüklere karşı çıkma içerde demokratikleşmeden yana olan bir partinin benimseyeceği bir durumdur. Meselelerin çözümünde diplomatik yollar kullanılmalı, ağır insan hakları ihlallerine, darbelere karşı çıkılmalı, şiddeti arttıran silahlı grupların desteklenmesi meselesinde sert eleştiri getirmeliyiz. İkinci gündem maddesinde ise YSGP ve DK ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla İktisat Politikaları, Sosyal Politikalar, Dış Politika, Demokratikleşme ve Hukuk, Eğitim, Bilim-Teknoloji-İnovasyon Politikaları, Ekoloji Politikaları, Tarih ve Yüzleşme, İletişim konularında “Bilgi ve Politika Üretim Birimleri” kurulmasına karar verildi.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


84

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

İstanbul Kadın Meclisi

25 Kasım’da, yani “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü’nde “Bugün hepimiz kadınız” diyenlerle, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, kadınların gözünün üstünde olduğu, sözünün önemli olduğu, kadınların parti içinde çalışmasını mümkün ve görünür kılan bir parti kurduk.

ma üzerinde anlaştık.

Tarih 25 Kasım olunca, İstanbullu kadınlar olarak ilk işimiz Kuruluş Şenliği’nde Fotoğraf Sanatçısı Ümit Karalar’ın “Kadına Yönelik Şiddete Hayır” sergisini düzenlemek oldu.

8 Mart Uluslararası Dünya Kadınlar günü haftasında çok yoğunduk.

Önce kadın meclisini oluşturmak için toplantılar başladı ve kısa bir süre sonra toplantılar düzenli hale geldi. Nasıl bir kadın meclisi olmalı üzerinde konuştuk, gönüllü kadınların birlikteliğinden oluşan hiyerarşisiz bir yapılan-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

14 Şubat Sevgililer Günü’nde “Öldüren sevgi istemiyoruz” diyerek, tüm dünyada bir milyar kadınla birlikte, erkek egemenliğine ve erkek şiddetine karşı isyanımızı Kadıköy İskelesi’nde dans ederek gösterdik.

9 Mart’ta Yedikule Surp HaçTıbrevank Derneği’nde Ermeni, Kürt, Türk ve Suriye göçmeni Süryani kadınlarla, “Kadınlar Birbirini Duyuyor” etkinliğimizde buluştuk. Kadın olmanın zorluklarının yanısıra, bir de dinimizin, etnik kimliğimizin, törelerin, savaşların ve göçlerin kadın olarak üzerimize yüklediklerini paylaştık. Bazen ağla-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

dık, bazen kahkahalarla güldük. Ama birbirimizi duyduk. 10 Mart’da ise Kadıköy’de 8 Mart mitingine katıldık. Nisan, mayıs ayı boyunca tüm zamanımızı ve emeğimizi, toplumun ve partinin de en önemli gündemlerinden olan barış konusuna yönelttik. Barış İçin Kadın Girişimi’nin başlattığı barışın toplumsallaşması, yerelleşmesi, sürecin olağanlaşması, görüşmeler tıkandığında sürecin devamının sağlanması için, 1325 sayılı BM kararının uygulanması ve barış süreçlerine kadınların müdahilliği üzerine sürdürülen kampanyada aktif yer aldık. 5 Mayıs’ta ise Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen Türkiye’nin her yerinden ve toplumun her kesiminden kadınların katıldığı bir konferans ile Barış İçin Kadın Girişimi kamuoyuna yönelik ilk duyurusunu yaptı. Haziran boyunca Gezi’deydik. Daha sonra parklarda süren forumlarda kadın ve barış atölyelerini takip ettik. 16 Haziran’da Fatsa’daydık. Fatsalı kadın arkadaşlarımızın ve ilçe örgütünün düzenlediği “Kadın ve Ekoloji” Forumu ve pikniğine katıldık. Kalabalık ve çok keyifli geçen bu etkinlikte barış ve ekoloji üzerine söyleştik. 10-14 Temmuz tarihleri arasında Bodrum Ortakent’te Kadın Kampı düzenledik. Kampa İstanbul Kadın Meclisi’nden arkadaşlarımızın yanısıra Fatsa, Samsun, Söke, Muğla ve

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

85

Mersin’den arkadaşlarımız da katıldı. Kampta Semra Mazlum Cerit “Kadınlarla ve Kadınlar için Yerel Yönetim”, Günnur Başar “Bütünsel ve Yan etkisiz tedavi Homeopati ve Gülnur Aksop ise Barış ve Kadınlar üzerine sunumlar yaptı. 24 Temmuz’da tasavvuf düşünürü Ömer Tuğrul İnançer’in bir televizyon kanalında hamile kadınlara ilişkin yaptığı “Böyle karınla sokakta gezilmez. Ayıptır ayıp” sözlerini ve program sunucusunun da “Allah razı olsun” diyerek bu sözleri onaylamasını protesto etmek için İstiklal Caddesi’nde “Diren Hamile” eylemi yaptık. 23 Ağustos’ta Hasbiye Günaçtı ile “Hazzın erkek kurgusuna karşı bedenimizi tanıyor muyuz?” söyleşisi yaptık. Parti dışından da pek çok kadının katıldığı söyleşi çok kahkahalı, çok keyifli geçti. 1 Eylül’de Kadın Meclisi pankartımızla barış yürüyüşündeydik. 8 Eylül’de ise Barış İçin Kadın Girişimi’nin Kadıköy’de “Kadınız, Rojovalıyız, barışta ısrarcıyız” eylemine ve Yoğurtçu Parkı’ndaki foruma katıldık. Biz kadınlar hayatın yarısıyız ve haklarımızı sonuna kadar alacağız. Tüm kadınları eşitlik, özgürlük ve adalet için birlikte mücadeleye davet ediyoruz.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


86

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

HAREKETE GEÇ, DEĞİŞTİR! Gençlik Meclisi

Gençlik Örgütü, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin kuruluşundan bu yana sürdürülen gençlik çalışmalarını ortak bir yapıya kavuşturmak, gençlik örgütlenmesine ivme kazandırmak amacıyla Ağustos ayında gerçekleştirilen Türkiye buluşmasında ismini “Yeşil Sol Gençler” olarak belirledi ve kış kampına kadar koordinasyonu sağlayacak merkezi kurulunu oluşturdu. Yeşil Sol Gençler, kapitalizme, milliyetçiliğe, heteroseksizme, militarizme ve türcülüğe karşı “harekete geç, değiştir” diyen, yeşil ve sol düşünceyi paylaşan gençlerin ortak platformunu oluşturma hedefiyle bugüne kadar İstanbul, Ankara, İzmir, Antep, Denizli başta olmak üzere pek çok ilde faaliyetlerini ve meclis oluşturma çalışmalarını sürdürüyor.

1 Eylül Barış Günü’nde “Her Yer Rojava, Her Yer Lice, Her Yer Taksim, Her Yer Direniş” diyen Yeşil Sol Gençler Kadıköy’deydi. İzmir Yeşil Sol Gençler ilk etkinliklerinden birini, 21 Eylül’de İzmir’de “45’lik Plaklarla Türkiye’de 60-80’li Yıllar” sohbetiyle gerçekleştirdi. Yeşil Sol Gençler İstanbul’da Yeşil Sol Atölyeler başlığı altında “Radikal Demokrasi” ve “Feminizm ve Kimlik Politikasını Aşmak” atölyeleri gerçekleştirdi. İstanbul’da “YÖK’ünüze, duvarınıza, erkinize, polisinize karşı Gezi’den Rojava’ya Gençlik İsyanda!” sloganıyla 6 Kasım’da Beyazıt’ta HDK Gençlik Meclisiyle birlikte yürüdük.

Yeşil Sol Gençler özellikle İstanbul ve Ankara’da Gezi Direnişi’nden bu yana dikkat çeken eylemler örgütledi. Bunlardan kimilerini sıralamak gerekirse;

Yeşil Sol Gençler 6 Kasım’da Başbakan’ın kızlı erkekli açıklamasına ilişkin Başbakanı bir sabah uyandığımızda kanepemizde bulur muyuz? Kâbus gibi değil mi? başlıklı bir basın metni kaleme aldı:

17 Ağustos’ta Taksim’de “Mısır’da Katliam Var!” eylemi düzenledi.

TÜYAP Kitap Fuarında kızlı erkekli stand açtı.

30 Ağustos’ta Rusya’da LGBT bireyleri hedef alan homofobik yasayı protesto amacıyla İstanbul’daki Rusya Başkonsolosluğu önünde eylem yaptı. Yeşil Sol Gençler #direnayol yazılı pankart ve dövizlerle Rusya’yı protesto etti.

Yeşil Sol Gençler ve Antikapitalist Müslümanlar İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde, Ankara’da Konur Sokak’ta “bir arada yaşamı savunuyoruz, aşureyle buluşuyoruz” etkinliği gerçekleştirdi, aşure dağıttı.

31 Ağustos’ta İstanbul’da Bakırköy’de AKP’nin grisine karşı merdivenleri rengarenk yaptı. İzmir’de Yeşil Sol Gençler’in Karşı Bisiklet ile ortak merdiven boyama etkinliği 2 Eylül günü gerçekleşti.

Yeşil Sol Gençler, Anti Kapitalist Müslümanlar, Anarşistler, LGBT’ler Van depremzedelerinin seslerini duyurmak için “Van için Şimdi” inisiyatifini oluşturdu, eylemler gerçekleştirdi ve 24 saatlik açlık grevi yaptı.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

87

PM Sonuç Bildirgeleri

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


88

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

1. Olağanüstü Parti Meclisi Toplantısı Sonuç Bildirgesi İçine girdigimiz 2013 ülkemizde önemli değişikliklerin olacağına dair emareleri taşıyor. Yerel seçimler, Anayasa değişikliği tartışmaları, Suriye olayları ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi zaten önemi bilinen gündem maddelerine adil ve demokratik bir çözüm sürecinin başlaması ihtimalinin eklenmesi siyasetin önemli gelişmelere sahne olacağının işaretleri. Bütün bunlar arasında en yakıcı ve en acil çözüme kavuşturulması gereken konu ise barışa giden yolculuğun kesintisiz ve acil olarak gerçekleştirilmesi. Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümü için diyalogun gerekli olduğunun, müzakereler dışında bir yolla kalıcı ve anlamlı bir sonuç alınamayacağının anlaşılması olumludur. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak Abdullah Öcalan ile yapılan müzakerelerin açık hale getirilmesi ile yumuşama ve müzakere sürecinin olumlu bir yönde gelişmesini ve sonuçlanmasını çok önemli buluyoruz. Bu evrede atılması gereken adımlar bellidir. Birincisi, güven arttırıcı adımlar geliştirilmelidir. Yasal ve anayasal alanda, yargı ve idari konularda yapılacak yeni ve demokratik düzenlemeler ve bu konularda sürdürülecek çalışmalar AKP Hükümeti’nin yaklaşımını ve siyasi tercihlerini ortaya koyacaktır. İkincisi, Meclis’te siyasal ve yerel yönetimler alanında konunun muhatabı olan BDP-Blok vekilleri ile diyalogun geliştirilmesi, yıkılmış köprülerin yeniden kurulması önemlidir. Üçüncüsü ise doğrudan toplumu ve halkları ilgilendiren sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin, sendikaların, aydın, yazar, akademisyen çevrelerin ve siyasal partilerin toplumda barış ortamını geliştirecek çalışmalarını kolaylaştırmaktır. Kürt sorununun daha fazla can kaybına yol açmadan çözüm yoluna girmesi, şiddetsiz ve silahsız çözüm adımlarının gelişmesi, barışçı bir demokratik çözüm ortamının sağlanması geleceği eşit koşullarda ve birlikte kurabilme-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

nin imkanını yaratacaktır. Anayasal garanti altına alınmış eşitlik; yasal alanda eşitlik koşullarını geliştirecek düzenlemeler; eşitlik üzerine inşa edilecek bir barış ve kardeşlik, toplumların birbirlerini daha iyi tanımalarını, köprülerin daha sağlam ve kalıcı kurulmasını sağlayabilir. Meclis’teki muhalefet partilerine sesleniyoruz. Kısa vadeli ve küçük politik hesaplarla milliyetçilik yarışına girmenin ve müzakereci çözüm sürecini geliştirmek isteyenleri hedef tahtasına koymanın vebali çok ağır olur. Toplumu yanıltan ve gerçeklerle ilgisi olmayan yorumlardan kaçınılmalı, bilgi kirliliği ile süreç zedelenmemelidir. Bu sürece içerden ve dışardan engel olmak isteyecek güç odaklarının olduğu tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir. Şiddetle kınadığımız Paris katliamı bu odakların faaliyete geçtiği izlenimini vermektedir. Toplum olarak bu tür eylemlerin barışı engellemesine izin vermememiz gerekmektedir. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi barışa ulaşma sürecinde herkesin aktif ve yapıcı bir rol alması gerektiğine inanmaktadır. Adil bir barışın sağlanması AKP’nin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemlidir. Hepimizi ilgilendirmektedir. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak barış ve demokratik çözüm sürecinde üzerimize düşen bütün adımları atmak; eşitlik, gönüllü birlik ve şiddetsiz çözüm adımlarını geliştirmek için bütün imkanlarımızı sunmaya kararlıyız Sorunun çözümüne katkı sunacak konumda olan herkes de müzakere sürecine samimiyetle yaklaşmalı, demokratik siyasal zeminlerde etkili ve işlevli kılınmalıdır. Parti olarak TBMM içindeki ve dışındaki tüm politik çevreler ve siyasi partilere bu sürece katkı vermeleri çağrısı yapıyoruz. HDK, BDP, barış girişimleri gibi politik oluşumlar ve barış yanlısı örgütlenmelerle yan yana çalışarak bu sürece katkı verme konusunda kararlıyız. AKP böylesi süreçleri doğanın ve insanın sömürüsünü arttıran adımlarını gizlemek için kullanmayı alışkanlık haline getirmiş bir partidir. Bu ne-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

denle AKP’nin atacağı adımları yakından takip edecek ve toplumdaki barış umudunu kendi planlarını gerçekleştirmek için kullanmaya, unutturmaya kalkmasını engellemek için çaba harcayacağız. Bu bağlamda siyasetin başka önemli gündemleri olduğunu vurgulamalıyız.. İnsan ve doğayı etkileyecek bir dizi konu tüm yakıcılığıyla karşımızda durmaktadır. Bunların başında enerji ihtiyacının kömüre dayalı olarak çözülmesi gibi kısa bir süre sonra doğa ve insan sağlığı üzerinde geri dönülmez zararlar yaratabilecek politikalar gelmektedir. Bu yönelimi engellemek üzere kararlı bir çaba göstereceğiz. Bu politikanın topluma ne gibi zararlar verdiğinin en bilinen örneklerinden olan maden kazalarından birisi daha Zonguldak’ta yeni yaşanmıştır. Bu kazanın sorumlularının bulunmasını Hükümet’ten talep ediyoruz. AKP Hükümeti’nin insanı ve doğayı ilgilendiren konulardaki duyarsızlığının tek örneği bu değildir. İzmir Gaziemir’de bulunan radyoaktif atıklar konusunda hükûmetin yetkili kurumların hiç bir önlem almaması halk sağlığı ve çevre konusunda toplumun ne kadar büyük bir risk altında olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu durum Hükümetin metropol ülkeler tarafından uygulanmakta olan tehlikeli atıkları ve bunları üreten teknolojileri kendi topraklarından çıkarıp başka ülkelere gönderme politikasına teslim olduğunun da ortaya koymaktadır. Gaziemir’deki atıklar ve bu yanlış politika konusunda partimiz aktif bir şekilde takipçi olacaktır. Hasankeyf antik kentini ve Dicle nehri havzasını yok edecek olan Ilısu barajında Danıştay tarafından verilen yeni yürütmeyi durdurma kararı da son derece önemlidir. Ne var ki Hükümet’in

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

89

siciline bakarak bu kararın yok sayılacağı, Hükûmetin her zaman yaptığı gibi yasa ve yönetmelik değişiklikleriyle bu tür engelleri aşmaya çalışacağı endişesini taşımaktayız. Bu konuda da TBMM nezdinde girimlerde bulunacağız. Çoruh vadisini yok eden Deriner barajı ve diğer HES’lerin büyük törenlerle açılması, Çaldağı’ndaki nikel madeni nedeniyle binlerce ağacın kesilmesi gibi girişimler ekonomik büyüme için doğayı saldırgan bir şekilde tahrip etmeye devam ettiğini gösteriyor. Gerze’de termik santral alanında nöbet tutan halkın yaptığı gibi ciddi direnişler devam ediyor. Gerze halkını ve yasamı ve doğayı savunan bütün hareketleri selamlıyoruz. Bütün bunlar ülkemizin her alanda adil, insana ve doğaya saygılı politikalara kavuşmasına duyulan ihtiyacı açıkça göstermektedir. İktisadi adalet, tanınma adaleti, katılım adaleti, çevre ve iklim adaleti sağlanmadan sorun larımızın çözülmesi mümkün değildir. Partimiz toplumsal ilgiyi bu ihtiyaca yöneltmek, Anayasa değişikliği sırasında bunları sağlayabilecek düzenlemeler yapabilmek için 4Adalet kampanyasını başlatmayı kararlaştırmıştır. Adalet arayışının öne çıktığı noktalardan birisi de 12 Eylül yargılamasıdır. Bu yargılamaların başlatılması için ısrarlı bir çalışma sürdürmüş olan insanlar olarak tüm üyelerimizle birlikte süreci yakından takip etmeye devam edeceğiz. Hem endişeliyiz hem umutluyuz. Biliyoruz ki, aklımızın iyimserliği, vicdanımızın sesi, yüreğimizin gücü, eşitlik ve demokrasi, adalet ve barış sağlanması için bir katkı sağlayacaktır. 12-13 Ocak 2013 Ankara

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


90

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

2. Olağan Parti Meclisi Toplantısı Sonuç Bildirgesi Türkiye çok önemli bir dönemden geçiyor. Yıllardır çok büyük acılar çekilmesine, bedeller ödenmesine neden olan bir sorunun, yani Kürt sorununun çözümü doğrultusunda önemli adımların atılmaya çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Ancak bu dönem çok sancılı ve zorlu geçecek. Hiçbir şey kolaylıkla gerçekleşmeyecek. Bu nedenle azami özeni, dikkati ve çabayı göstermek gerekecek. Bu dönemdeki tartışmaların en önemlisi yeni Anayasa olacaktır. Barış, demokrasi ve emek güçleri yeterince güçlü bir müdahalede bulunurlarsa, hem sivil, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, ekolojist ve sosyal bir anayasa yapılabilir, hem de Türkiye’deki farklı kimliklerin, inançların, kültürlerin eşitliği bu yeni anayasada tescil edilebilir. Vatandaşlık tanımı etnik özelliğe dayanmayabilir, ana dili hakkı üzerindeki yasak kalkabilir; adem-i merkeziyetçi ve demokratik bir yerel yönetim ve yerinden yönetim anlayışının gelişmesi sağlanabilir. Bu süreçteki kilit tartışma ise rejimin niteliğini belirleyecek olan başkanlık veya yarı başkanlık sistemi konusudur. Bu tartışmada demokratik toplum düzeninin ve hakların güvence altına alınması için güçler ayrılığı ilkesinin, yargı bağımsızlığının ve bölgesel yönetim imkânlarının tartışılması ve öneriler geliştirilmesi gereklidir. Gelişmeler göstermektedir ki, geleneksel milliyetçi ve ırkçılar, hatta beyaz Türkler olarak adlandırılan kesimler etnik özelliğe dayalı bir vatandaşlıkta ve “Türklük” tanımının anayasada yer almasında ısrarcı olacaklardır. Bu tartışma sertleşerek sokağa taşacak ve 12 Eylül referandumundaki ayrışmadan bile daha derin izler olacaktır. Özellikle CHP ve MHP, ulusalcı ve milliyetçi anlayışlar bu konular üzerinden muhalefet yapacaktır. Partimiz bu tartışmalara iyi hazırlanmalı, bugüne kadar ürettiğimiz anayasa önerilerini geliştirmeli ve bunları güncel tartışmalarla ilişkilendirerek toplumsallaştırmalıdır. Toplumun bütün kesimlerini bu tartışmalarda aktif tavır almaya çağırmalıdır.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Partimiz bu tartışma sürecinin tamamını örgütümüzün her kademesini harekete geçirerek ve onlarla birlikte sürdürmeli ve geliştirmelidir. Alacağımız karar her ne olacaksa, bunun kelimenin gerçek anlamıyla örgütün kararı olması sağlanmalıdır. Parti Meclisimiz, barış sürecinin şekillenmesi ve anayasa tartışmalarının geliştirilmesi döneminde üstüne düşenleri azami ölçüde gerçekleştirmeli, demokratik kamuoyunun mümkün olan en geniş kesimlerini seferber edecek toplantılar, görüşmeler, etkinlikler, tartışmalar örgütlemelidir. Öte yandan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, yakında TBMM Genel Kurulu’na gelecek. Bu tasarının Genel Kurul’dan geçmesi, doğa yıkımının yasalaşması anlamına geliyor. Doğanın korunması amacıyla hazırlanan yasanın genel gerekçesinde de, koruma alanlarının, stratejik ve ülke kalkınması için öneme sahip durumlar da işletilmesine imkân sağlanmasının gerekliliği ifade ediliyor. Tasarı, üstten bir anlayışla doğayla ilgili kararları tümüyle siyasi iktidarın tercihine bırakarak, halkın ve bilimsel görüş üretecek bağımsız kurumların kararlara katılımını engelliyor. Tasarıda “üstün kamu yararı”ndan kastedilen sadece ekonomik yarardır, kalkınmadır. Tabiatı koruma amacıyla hazırlanan bir yasada “sürdürülebilir kullanım” ifadesinin bulunması doğanın sömürülmesinin önünü açacaktır. Korumayı değil, kullanmayı amaçlayan bir doğa koruma mevzuatı biyolojik soykırıma yol açacaktır. Partimiz, kalkınmacılık hırsı ile doğanın talanının önünü açan bu yasaya karşı mücadelesini hem Meclis’te hem de sokakta sürdürecektir. Doğa haklarını güvence altına alan bir yasanın, ilgili meslek örgütlerinin, üniversitelerin, çevre, ekoloji ve doğa koruma hareketlerinin, siyasi partilerin ve yerel halk temsilcilerinin katılımıyla düzenlenmesi için mücadele edecektir. Partimizin bu yasa tasarısına karşı verilen mücadeledeki rolü aynı zamanda çevre, ekoloji hareketleriyle ilişkilenmesinin de başlangıcı olacaktır. 23 Şubat 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

91

Basın Açıklamaları

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


92

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

» Başbakan Eliyle Kaos Yaratma Sorumsuzluğu 30.11.2012 » ‘Kamu Denetçiliği Kime Emanet?’ 02.12.2012 » Engelsiz Bir Dünya, Engelsiz Bir Siyaset 03.12.2012 » İzmir’de Nükleer Sorumsuzluk 04.12.2012 » Asker İntiharları Hakkında Hükümet Neden Sessiz? 05.12.2012 » Pınar Selek’in Yanındayız! 03.12.2012 » Sanatın Sınırını Başbakan Belirlemek İstiyor! 07.12.2012 » Barış Patriot’la Gelmez! 07.12.2012 » ‘İnsan Hakları Günü’nde Yaşamın Korunması İçin! 10.12.2012 » Meclis Başkanlığı mı, Fetva Kurumu mu? 11.12.2012 » Toplu HES açılışına karşı yaşamın korunması siyaseti 12.12.12 12.00 » ODTÜ’deki polis şiddetini kınıyoruz 19.12.2012 » Demokrat akademisyenler susmayacak, Türkiye’nin özerk üniversiteye ihtiyacı var. 25.12.2012 » Şerafettin Elçi’yi saygıyla anıyoruz 26.12.2012 » 1 Yıl Geçti, Roboski Katliamı Aydınlatılmadı… Neden? 28.12.2012 » Çözüm müzakerede… Görüşmeleri olumlu buluyoruz... 04.01.2013 » Sabotaj ve provokasyonları, barış ve demokrasi güçleri boşa çıkaracak... 11.01.2013 » 12 Eylül Davası’nın Müdahiliyiz 16.01.2013 » Pınar Selek davasında hukuksuzluk son bulmadı, tavan yaptı 25.01.2013 » Patriot’lar ve İncirlik Tehdit Oluşturuyor; 27.01.2013 » “Men Sülhe Ses Verirem” (Ben barıştan yanayım) 13.02.2013 » 28 Şubat’ı unutmuyoruz! 28.02.2013 » Kadına yönelik erkek şiddeti, taciz ve tecavüzlere isyan ediyoruz 08.03.2013 » Hak Savunucularına Gözdağı Vermek İstiyorlar 11.03.2013 » Fukuşima felaketinin 2. yılında nükleerden vazgeçin! 11.03.2013 » “4. Yargı Paketi” Meclis’te Revize Edilmelidir 18.03.2013 » Bu Bahar Barışı Muştulasın! Newroz Kutlu Olsun… Newroz Pîroz Be! 20.03.2013 » Bombalı Saldırılar Çözüm Değildir! 21.03.2013 » Barışı ve eşitliği birlikte inşa edeceğiz, Roboski’yi unutmayacağız... 29.03.2013 » Tutuklu Avukatlar Serbest Bırakılmalıdır! 25.04.2013 » ÇED’den Muafiyet, Yargıdan Muafiyettir! 06.04.2013 » Halk Sağlığı Tehdit Altında! 16.04.2013 » Düşünce Özgürce İfade Edilmeden Demokrasi Gerçekleşemez! 17.04.2013 » Barış ve Demokrasi için 12 Eylül Mahkûm Edilmeli 17.04.2013 » 98 Yıl Oldu… Unutmuyoruz… Anıyoruz… 24.04.2013 » Hükümetler ve Birleşmiş Milletler Nükleer Endüstriyi Korumaktan Vazgeçsin! 25.04.2013

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


93

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

» 1 Mayıs Kutlu Olsun... 01.05.2013 » İstanbul’da Olağanüstü Hal… Devlet çukuru korudu, yurttaşı vurdu! 02.05.2013 » Dersim Tertelesi’ni unutmuyoruz... 04.05.2013 » Sinop Fukuşima Olmasın! 04.05.2013 » Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı saygıyla anıyoruz 06.05.2013 » Türkiye-ABD Serbest Ticaret Anlaşması: Emek ve Çevre Standartlarına dikkat! 09.05.2013 » Reyhanlı’daki Bombalar Savaş Politikalarından Kaynaklanıyor! 12.05.2013 » Vicdani Ret Haktır! 15.05.2013 » Çerkes Soykırımı’nı Unutmuyoruz! 21.05.2013 » Adaletsizlikleri Derinleştirecek Geceyarısı Yasasını Onaylamayın! 22.05.2013 » Torba Yasa Tasarısı Geri Çekilsin! 22.05.2013 » Gezi Parkı’nın Yıkılması Kent Suçudur! 30.05.2013 » Gezi Parkı’nı koruyanlara yapılan saldırı tipik bir DEVLET TERÖRÜDÜR 31.05.2013 » Artık her yer, bütün yaşam alanlarımız Gezi Parkı’dır.02.06.2013 » Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Avukat Arif Ali Cangı “SANIK” 04.06.2013 » Gezi Parkı Yeni Bir Dönemin Kapısıdır 05.06.2013 » “Hayat” Devam Etmeli! 14.06.2013 » “Roboski Katliamının Hesabını Sorma Görevi”nden Hiç Kimse Kaçamaz! 14.06.2013 » Avrupa Parlamentosu Gezi Eylemleri Karar Metni 15.06.2013 » Bu ülke Recep Tayyip Erdoğan’ın dizginsiz kibrine mahkum değildir! 16.06.2013 » İntikam Operasyonlarını Durdurun. Gözaltına Alınanları Bırakın. “Çözüm ve Barış Sürecini” Askıdan İndirin! 18.06.2013 » Gezi Parkı Direnişi 12 Eylül zihniyetine de direniştir! 21.06.2013 » 1934 Yılını Unutmuyoruz. Irkçı ve Ayrımcı Zihniyete Dur Diyoruz… 25.06.2013 » Susma Haykır, Eşcinseller Vardır! 21. LGBT Onur Haftasını Kutluyoruz… 25.06.2013 » Gezegen için direnişe devam... 29.06.2013 » Barışa Giden Yol Kalekoldan Geçmez! 29.06.2013 » Sivas’ın Utancı Bitmemiştir; Unutmadık! 02.07.2013 » Mısır Kışı Başladı… Askeri bir darbeden demokrasi çıkmaz… 04.07.2013 » Mahkeme Taksim Projesi’nin Planlarını İptal Etti… Şimdi Katılımcılık İşletilmeli! 04.07.2013 » Siyasal Kibir İnsan Hakkı Tanımıyor! Dün Türkiye’nin “Devlet Terörü Tarihi”ne bir kara sayfa daha ilave edildi. 09.07.2013 » TMMOB’yi susturamazsınız… 11.07.2013 » Yassıada ve Sivriada’nın İmara Açılmasına İtiraz Ediyoruz 11.07.2013 » Adalet ve Saygıya Çağrı: Gezi’nin temsil ettiği demokrasi zemininde buluşmak 14.07.2013 » Suriye Kürdistanı’ndaki (Rojava) katliama sessiz kalmayacağız… 02.08.2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


94

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

» Ergenekon Davasının, Demokratikleşmenin Başlangıcı Olabilmesi İçin Mücadeleye Devam! 06.08.2013 » Darbeciler Öldürüyor, Dünya Seyrediyor… 16.08.2013 » 14 yıl geçti. Kamu yönetimi de kentler de dönüşmedi… 18.08.2013 » Suriye’deki vahşeti lanetliyoruz… 22.08.2013 » İktidar eliyle şekillenen medya düzeni demokrasi için büyük tehdittir 26.08.2013 » Çözüm hava saldırısı değil, barış masası… 28.08.2013 » Biz de sana hastayız... 03.09.2013 » Olimpiyat savurganlığı istemiyoruz… 05.09.2013 » Öğretmen Atamaları Artırılmalı Eğitim Kurumlarındaki Öğretmen Açığı Kapatılmalıdır. 06.09.2013 » 6-7 Eylül Utancını Unutmuyoruz, Affetmiyoruz! 06.09.2013 » Mamak Cami-Cemevi Temel Atma Törenini İptal Edin, Polisi Mahalleden Çekin! 08.09.2013 » Demokratik hakkın kullanılmasının bedeli ÖLÜM olamaz! 10.09.2013 » 33 yıl sonra 12 Eylül’ü aşmak, ancak getirdiği düzenlemelerden kurtulmakla mümkündür 12.09.2013 » Bergama’da Davamız Var! 13.09.2013 » AKP’nin Eseri Ucube Eğitim Sistemi 16.09.2013 » Adalet Arayışımız Devam Ediyor; “12 Eylül Davası”ndayız 26.09.2013 » Küçük ve Yetersiz Adımlar. Demokrasi Açığı Kapanmıyor, Demokrasi Eksiği Giderilmiyor! 30.09.2013 » ÇED Yönetmeliği Yine Değişti, Doğa Yine Korumasız… 07.10.2013 » Mehmet Metiner özür dilemelidir… 07.10.2013 » İklim Değişikliği Tehlikesi Karşısında Yaşamın Korunması İçin 08.10.2013 » AB İlerleme Raporu… Eksikliklerin ve Müzakerelerin Takipçisiyiz! 14.10.2013 » 12 Eylül Darbe Davasının 17. Celsesinde de Adalet Nöbetindeyiz 24.10.2013 » Başörtüsü erkek zihniyetin siyaset malzemesi değil, temel insan hakkı ve özgürlüklerin bir parçasıdır… 31.10.2013 » ‘Nükleer İmza’ Yalan. Gaziemir’deki Nükleer Suçların Peşindeyiz! 31.10.2013 » Evimize davetsiz gelecek polis, vali ve Başbakan istemiyoruz 06.11.2013

tam metinler için www.yesillervesolgelecek.org

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

95

Ziyaret ve Görüşmeler

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


96

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Cem Özdemir Ziyareti

Almanya Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ni ziyaret etti. Almanya’da geçtiğimiz Ocak Ayı’nda, genel seçimlerin bir provası olarak görülen, Aşağı Saksonya Eyalet seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti (SDP) ile koalisyon hükümeti kurma başarısını sağlayan Almanya Yeşiller Partisi’nin Eşbaşkanı Cem Özdemir, partimize geldi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Sevil Turan, MYK üyeleri Saruhan Oluç, Cihat Demirtaş ve Kemal Tuncaelli’nin de hazır bulunduğu ziyarette gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cem Özdemir, Türkiye-AB ilişkilerine değindi. Özdemir, Aşağı Saksonya seçimleri sonrasında, ülkenin kuzey bölgesinden güneyine doğru seyahat edildiğinde Almanya Yeşiller Partisi’nin iktidarda olduğu bölgelerden geçildiğini, aynı durumu doğudan batıya gitmek isteyenler için de mümkün hale getirmek istediklerini söyledi. Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkilerine de değinen Özdemir, Fransa’da Hollande’ın, ABD’de Barack Obama’nın iktidara gelmesinin ve İmralı ve devlet yetkilileri görüşmelerinin Türkiye’nin AB ile ilişkilerine pozitif anlamlar taşıdığını belirtti. Almanya’nın Türkiye AB ilişkilerindeki konumuna da değinen Özdemir, Merkel’in müzakerelere devam ediliyormuş gibi hareket etmesini, Erdoğan’ın da Türkiye’nin AB yolunda ilerleme sağlıyormuş gibi konuşmasını doğru bulmadığını söyledi. İktidara geldiklerinde Türkiye’ye “hadi gelin kapı açık” dedikleri zaman ne cevap alacaklarını merak ettiğini söyleyen Özdemir, Türkiye’nin Şangay Beşlisi’ne katılmak istediğine dair

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

çıkan tartışmalara da, bu kararın Türkiye tarafından verileceği yorumunu yaptı. Rusya’da ve Çin’de muhalefetin sert bir şekilde bastırıldığını, Şangay Beşlisi’ni oluşturan ülkelerde ciddi insan hakları ihlalleri yaşandığını ve bu yüzden de Şangay Beşlisi’ni insan hakları açısından AB ile karşılaştırmanın uygun olamayacağını söyleyen Özdemir, Türkiye’nin de komşularına insan hakları dersi verirken, kendi sınırları içerisinde yaşananlara da bakması gerektiğini söyledi. “Yabancı yatırımcı bir ülkeye yatırım yapmadan önce, o ülkenin hukuk devleti olup olmadığına bakar. Çünkü yatırımını hukuki teminat altına almak ister” diyen Özdemir, Türkiye’nin ekonomik gidişatının da “hukuk devleti” olarak tanınmasına bağlı olacağının altını çizdi. Cem Özdemir, toplantının sonunda “kardeş parti” olarak nitelediği Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ne yeni siyaset macerasında başarılar diledi.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

97

Ska Keller Ziyareti

Birlik 90/Yeşiller Partisi’nden, Avrupa Parlamentosu üyesi Ska Keller, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin davetlisi olarak İstanbul Yeşil Ev’deydi. AB-Türkiye ilişkileri ve göç konusunda çalışan Ska Keller, AB delegasyonu toplantısı için Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından izlenimlerini Yeşil Ev’de paylaştı. AB delegasyonunun Ankara’da yaptığı görüşmelerde, AB-Türkiye ilişkilerinden, yeni anayasa yazım sürecine, 4. Yargı Paketi’nden, Suriye’de yaşananlara değin birçok konuda Türkiyeli yetkililerle fikir alışverişinde bulunduklarını söyleyen Keller, Ankara’yı ziyaret eden delegelerin olumsuz görüşlerine rağmen Avrupa genelinde, Türkiye’nin AB süreci konusunda oldukça olumlu bir hava estiğini söyledi. Önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek olan “Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı” hakkında birçok eleştirel mail aldıklarını söyleyen Keller, tasarıya karşı çıkan çok sayıda STK’nın bir araya gelerek oluşturduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi ile de Ankara’da görüşme fırsatı bulduklarını ifade etti. Keller, Ankara izlenimlerinin ardından kendisini ziyaret eden, KESK Başkanı Lami Özgen, Özgür Gündem gazetesi editörleri ve Pınar Selek’in avukatları ile fikir alışverişinde bulundu. 4. Yargı Paketi’ni olumlu ama yetersiz bulduklarını söyleyen gazeteciler, şid-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

det ekseni çerçevesinde bir iyileştirme yapılmasının söz konusu olduğunu, “örgüt üyeliği” suçlaması için ise beklenen değişikliklerin yapılmadığını belirttiler. Bu nedenle de gazeteci ve avukatların % 90’ının bu yargı paketinden faydalanamayacağı kaygısı taşıdıklarını ifade ettiler. Keller, hakkında 3 kez beraat kararı verilmesine rağmen, bir dizi hukuk skandalı ardından ömür boyu hapis cezasına çarptırılan sosyolog Pınar Selek’in avukatları Seyda Selek ve Yasemin Öz ile de bir görüşme gerçekleştirdi. Keller, bir sonraki İlerleme Raporu’nda muhakkak Pınar Selek’in durumu ile alakalı bir vurgunun yapılacağını söyleyerek, sürecin henüz bitmediğini ve yakından takip etmeye devam edeceklerini söyledi. Keller’le fikir alışverişinde bulunan son isim olan KESK Genel Başkanı Lami Özgen, kendisi dahil 72 kişinin yargılandığı KCK davası hakkında konuştu. KESK’in 6. Genel Başkanı olduğunu söyleyen Özgen, KESK’in kurulduğundan beri aynı politikaları ele alıp savunduğunu, ama kendisinin Kürt olduğu gerekçesiyle böyle bir dava ile karşı karşıya kaldığını belirtti. Özgen, 10 Nisan’da Ankara’da 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek KCK davasına Keller’i de davet etti.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


98

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

TBMM Ziyareti Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Sevil Turan, MYK üyeleri Abdullah Çiftçi ve Ferdan Ergut TBMM’de BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, AKP Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı ve Çevre Komisyonu Başkanı AKP Milletvekili Erol Kaya ile görüştüler. BDP ve AKP Başkanvekilleri ile yapılan görüşmelerde Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin barış sürecine ilişkin değerlendirmeleri ve desteği anlatıldı. Partinin, demokratik bir barışın gerçekleşebilmesi için mümkün olan en geniş toplumsal desteği sağlamaya dönük çalışmalar yapacağı belirtildi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi için barışın bizatihi bir değer olduğu ve on binlerce yaşama mal olan bir dönemi kapatmaya çalışmaktan daha vicdani bir görev olamayacağı vurgulandı. 27 Nisan’da İstanbul’da yapılacak olan

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Anayasa Konferansı’nın benzerlerinin büyük kentlerde sürdürüleceği ve her iki partiden milletvekillerinin bu konferanslara katılımının önemsendiği vurgulandı. Her iki partinin grup başkanvekilleri Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin düzenleyeceği barış etkinliklerine memnuniyetle katılacaklarını bildirdiler. İlk görüşme İdris Baluken ile yapıldı. Yaklaşık bir saat süren görüşmede Baluken, yakında açıklanacak Öcalan’ın yeni mesajında Türkiye’nin sol ve demokrasi güçleri ile Kürt Hareketi’nin birlikteliğinin devam edeceğinin ve Kürt özgürlük mücadelesinin Türkiye’nin genel özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun vurgulanacağını, dolayısıyla bazı sol çevrelerde belirmeye başlayan tereddütlerin yersiz olduğunu belirtti. Öcalan’ın yeni mesajında Alevilere yönelik olarak da

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

önemli mesajlar olacağını ve bu süreci birlikte götürmenin öneminin vurgulanacağını söyledi. CHP’nin barış sürecinin dışında kalmış olmasının ciddi bir sorun olduğunu, özellikle Meclis çatısı altında kurulan ve esas olarak CHP’nin önerisi olan komisyondan çekilmiş olmalarının büyük bir hata olduğunu belirtti. Akil İnsanlar Heyeti’ne belirli itirazları olsa da, esas olarak çalışmalarını kolaylaştırmak istediklerini ve bölgelerde Akil İnsanları “İzleme Komiteleri” kuracaklarını söyledi. AKP Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı ile görüşmede Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi heyeti, AKP’nin anayasa taslağındaki “başkanlık” modelinin, evrensel standartlarda olmadığı, buradaki ısrarın süreci çıkmaza sokabileceği uyarısında bulundu. Bahçekapılı, bunun neticede bir taslak olduğunu, değiştirilebileceğini özellikle vurguladı. Bir saatten fazla süren görüşmede Bahçekapılı, AKP’nin bir bütün olarak barış sürecinin arkasında olduğunu, hiçbir çatlak sesin çıkmadığını ve bu durumun nereden kaynaklanırsa kaynaklansın başlı başına önemli ve değerli olduğunu söyledi. Söylediğine göre, Kürt illerinden yeni gelen AKP’li heyet, bölgede barışa desteğin

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

99

çok büyük olduğunu, oradaki esnafın “buraya gelerek mesainizi harcamayın; başka yerlere gidin” dediğini aktarmış. Esas sorunun Ege ve Karadeniz bölgeleri olduğunu, ama oralarda bile desteğin yüzde 40’larda olduğunu aktardı. Barış sürecinde kendi dillerini de değiştirdiklerini belirtti. Konuşmanın sonuna doğru Yeşiller ve Sol Gelecek Eş Sözcüsü Sevil Turan, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Taslağı’nı gündeme getirerek eleştirilerimizi sıraladı. Bahçekapılı, bunun üzerine Çevre Komisyonu Başkanı AKP Milletvekili Erol Kaya’yı arayarak heyet için randevu aldı. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi heyeti, Kaya’nın ofisinde bu kez söz konusu yasa tasarısına olan itirazlarını dile getirdiler. Burada da yaklaşık bir saat süren görüşme sırasında Sevil Turan’ın itirazlarını dinleyen, Kaya notlarını aldı ve bir süre karşılıklı tartıştıktan sonrasında bu itirazları Genel Kurul’da beklemekte olan yasa tasarısı görüşmelerinde dikkate alacaklarını belirtti. Her üç siyasetçiyle yapılan görüşmeler gayet olgun bir ortamda yapıldı. Görüş alışverişleri bütün taraflar için çok verimli oldu.

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


100

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Almanya Yeşiller Ziyareti

Direnişin 20. günü olan pazar günü Claudia Roth ile birlikte Aşağı Saksonya Yeşiller Milletvekili Belit Nejat Onay ve Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Komitesi üyesi Barbara Lochbihler, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin “Beyoğlu Yeşil Ev” olarak bilinen İstanbul İl Örgütü binasını ziyaret etti. YSGP eş sözcüleri Sevil Turan ve Arif Ali Cangı, ziyaret sırasında 19 gün önce başlayan direnişte bugün gelinen noktanın çok farklı bir aşamada olduğunu ve demokratik mücadele için bir kapı aralandığını belirterek, Avrupa Parlamentosu’nun 3 Haziran’da aldığı kararın her ne kadar hükümet tarafından kabul edilemez olarak görülse de, Türkiye demokrasisine büyük katkısı olduğunu ifade ettiler. Hükümetin yargı süreci sonucunda referenduma gidilmesi önerisinin YSGP olarak onaylandığını, eylemin barışçıl bir biçimde sonlandırılması düşünülürken müdahale olmasının kabul edilemez olduğunu belirten Turan ve Cangı, bu konuda 15 Haziran gecesi bir bildiri yayınladıklarını ifade ederek bu aşamadan sonra şiddet kullanımı hakkında hukuki yolların izleneceğini, bu aşamada da Alman Yeşilleri’nin desteğini beklediklerini açıkladılar. Sevil Turan, Başbakan Erdoğan’ın ‘24

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

saat içinde Gezi boşalacak’ açıklamasının bu direnişi hiç anlamamış olduğunu gösterdiğini ve kaygı verici olduğunu söyledi. Aşağı Saksonya Yeşiller Milletvekili Belit Nejat Onay, hükümet istifa etsin talebinin gerçekçi olmadığını söyledi. Avrupa Parlamentosu kararı alınırken, Yeşillerin talep ettiği bir çok maddenin girmediği vurgusunun yapıldığı ziyarette, parlamentoda Türkiye’nin AB’ye girmesini sadece Yeşillerin savunduğunun altı çizildi. Toplantıya katılan Ahmet İnsel, AKP’nin katı, tek bir adamın iradesi etrafında dönen bir stratejisi olduğunu, AKP içinde bundan memnun olmayan olmasına rağmen, dışarıya bir tepki vermediklerini söyledi. Almanya Yeşiller Eş Başkanı Claudia Roth ise, Türkiye’de yaptığı görüşmelerde, Türkiye için Yeşiller Partisi’nin bir geleceği olup olamayacağı konusunun sık sık gündeme geldiğini, % 10 baraj uygulaması olduğu sürece bunun çok zor olduğunu, ama böyle bir partiye de ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi. Roth, Temmuz ayında Berlin’de yapılacak eyalet delegeleri toplantısına YSGP temsilcilerini de davet etti.

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

101

Diyarbakır Newroz Ziyareti Barış sürecine aktif destek vermek için Newroz’dan önce Diyarbakır’a giden Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Sevil Turan ile Merkez Yürütme Kurulu üyeleri Saruhan Oluç ve Gizem Kastamonulu, bölgede temaslarda bulundu. BDP Diyarbakır milletvekili Nursel Aydoğan, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir ve Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi ile görüşen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi heyeti, Amed Newroz kutlamasına da bölge halkıyla birlikte katıldı.

BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir ile mevcut duruma ilişkin değerlendirmeler yapıp, sorunların çözümü üzerine görüşler paylaşıldı. Görüşmede öne çıkan konulardan biri de, siyasi süreç ve siyasi iletişim dil ve biçimlerinin dönüşümlerinin yanı sıra; bölgede yaşayan insanlar için ekolojik bakış açısının önemiydi. Çok sıcak bir sohbet havasında geçen görüşmelerde BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, barış sürecinin kısa bir özetini anlattı. “İki yıldır ağır bir tecrit politikası sürdürülmeye çalışıldığını” belirten Aydoğan, “Diyarbakır önemli bir merkez. Yürütülen politikalar burada sonuç verirse, diğer Kürt bölgelerinde de olumlu sonuçlar ortaya çıkacaktır” dedi. Rojava’daki Kürtlerin konumlarının iyileşebileceğinden de bahseden Aydoğan ve Baydemir’le yapılan görüşmedeki diğer bir gündem maddesi de Türkiye’de siyasetin yapılış biçimiydi. Siyasetin üslubunun ve halkın siyaset kurumuyla ilişkisinin tartışıldığı gö-

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

rüşmede, barış sürecinin yeni anayasa yapımına nasıl yansıması gerektiği de konuşuldu.

“Barışı en çok kadınlar istiyor” BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’a göre, Türkiye’de Kürt-Türk sorununun çözülmesiyle birlikte Türkiye daha da gelişecek. Savunmaya ayrılan payın istihdam için ayrılmasının Türkiye’de gözle görülür düzelmeler yaratacağını savunan Aydoğan, “uygun bir dille, anlaşılır şekilde aktarılırsa herkesin bu süreçte yer alacağına” ve seçeneksizlik üzerinden siyaset yapılmaması gerektiğine inanıyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak siyasete kadınların katılımını özellikle önemsediklerini vurgulayan Sevil Turan ise, barış sürecine katkı sağlamak için bölgede olduklarını söyledi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Merkez Yürütme Kurulu üyesi Gizem Kastamonulu ise “barış için mücadele gerekiyor ve bunu en iyi yapanlar kadınlar” dedi. Yapılan projelerde ekonomik maliyet

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


102

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

düşünülürken, ekolojik maliyetin de hesaplanması gerektiğine işaret eden Kastamonulu, ekolojik projelerin önemine değindi. YSGP Eşsözcüsü Sevil Turan, MYK üyesi Saruhan Oluç’un da katılımıyla, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir de ziyaret edildi. Sevil Turan’ın ekolojik bakış açısı ve sosyal belediyeciliğin altını çizdiği görüşmede, bu konuda Diyarbakır’da neler yaptıklarını Osman Baydemir’e sordu. Hayata geçirdikleri projeler hakkında bilgi veren Osman Baydemir, örnek projeleri Güneş Ev’den ve katı atıkların geri dönüşümü için yaptıkları projeyi anlattı. Baydemir’e göre, kendi enerjisini üretebilen güneş ev gibi projeleri, tüm Türkiye’de örnek model olarak alınabilir. Turan’ın dikkat çektiği bir başka konu ise projelerin “ekolojik maliyeti”ydi. Ekolojinin bütün politika alanlarını kesen bir konu olduğunu belirten Turan, tüm projelerde ekonomik maliyetin yanısıra ekolojik maliyetin de hesaplanması gerektiğini belirtti.

Baydemir: “Alternatif yaşam için belediyelere büyük görev düşüyor” Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’e göre, Türkiye’nin değişim ve dönüşüm sürecinde “Başka bir yaşam mümkün!” demek noktasında belediyelerin çok önemli rolü var.

mayla oluşturulması durumunda daha sağlıklı olacağına vurgu yaptı. Sevil Turan, Newroz kutlama ve temaslarından sonra, bölge halkıyla birlikte kutladıkarı Newroz’da tarihsel bir ana tanıklık ettiklerini belirtti. Turan, ”Newroz günü tüm Türkiye ve Ortadoğu halklarının barış umudu, baharın gelişi ile müjdelendi. 40 yılllık savaşı, demokratik ve onurlu bir barış ile sonlandırmak için ilk adım atıldı” dedi. ”Newroz günü yapılan çağrının Amed’den İzmir’e, Sinop’a, Mersin’e, Edirne’ye kadar tüm halkların kaderinin değişmesi için, yeni bir siyasetin önünü açmak için iyi bir fırsat” olduğunu dile getiren Turan, Öcalan ile başlatılan diyalogun müzakerelere dönüşmesi, Kürt halkının haklı taleplerinin yasal ve anayasal güvencesinin sağlanması, siyasetin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğinin altını çizdi. Gelecek barışın demokrasiyi güçlendireceği konusunda şüphesi olmadığını söyleyen Turan, siyasetin de bu süreçte değişeceğine, özgürlük ve eşitlik mücadelesi yürüten tüm hareketlerin kazanacağına inanıyoruz derken, “Barış, tüm Türkiye halklarının barışı olacak. Bugünden itibaren sokağa çıkmanın, barışı anlatmanın zamanıdır” dedi.

Bunun bir yansımasının Diyarbakır’da görüldüğünün konuşulduğu görüşmede, kadının konumu, aktif siyaset içinde ve belediyelerde aldığı yer bakımından Diyarbakır’ın oldukça iyi durumda olduğu sonucuna varıldı. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi heyeti Newroz kutlamalarının ardından, başta Diyarbakır Barosu ve Umut Işığı Kadın Kolektifi olmak üzere çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla da iletişime geçip temaslarda bulundu. Yapılan görüşmelerde de toplumsal hareketler ve siyaset tartışıldı. Görüşmelere katılan kesimlerin tamamı, barış sürecinde atılan adımların müşterek çalış-

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Fatsa’da Fikri Sönmez anmasına katıldık

103

Arif Ali Cangı Almanya Yeşiller Kongre’sine katılarak partimizi ve Gezi Direnişi’ni anlattı...

Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir Gezi Direnişi’ne katılmak üzere İstanbul’daydı. Yeşil Ev’de konu üzerine görüşme yapıldı.

Yazar Doğan Akhanlı davasını izlemek için Almanya’dan gelen heyet Yeşil Ev’i ziyaret etti. Eş Sözcülerimiz ve MYK üyelerimiz ile görüşme yapıldı.

24 Nisan’da Ermenistan’da Soykırım Anıtı’na çelenk bıraktık.

Yüzlerce haftadır kayıplarını arayan Cumartesi Anneleri’nin yanındayız...

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!

Çamlıhemşin Belediye Başkanı İdris Lütfü Melek ve Hopa eski Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu ile görüşmeler yapıldı...

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013


104

Faaliyet Raporu 30 Kasım 2013

1. Olağan Konferans Faaliyet Raporu

Umudun siyasetini birlikte büyütmek için!


YSGP 2012-2013 Dönemi Faaliyet Raporu  
Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you