Page 1

Bağımlılıktan Nasıl Korunuruz?


Geçen sayımızda uyuşturucu ile mücadelenin önemini belirtmiş, uyuşturucunun zararlarını ve alınması gereken önlemleri kapsamlı bir dosya halinde sunmuştuk. Bütün uğraşılarımızı gelecek nesilleri korumak adına yaptığımız aşikardır. Çocuklar geleceğimizdir, bir ülkenin istikbaldeki yönü gençlerin ve çocukların gidişatı ve eğilimine göre anlaşılabilir. Bu nedenle Yeşilay olarak çocuklarımızı her türlü istismara karşı korumak, bu konuda aileleri uyarmak ve uyandırmak görevimizdir. Bu sayımızda Madde bağımlılığını önlemek ve çocuklarımızı her türlü bağımlılık tuzağından uzak tutmak için kapsamlı bir dosya hazırlamayı uygun gördük. Bu bağlamda dergimizde aileden başlamak üzere okulda, sokaklarda gençlerimizi nasıl koruyacağımıza yönelik geniş kapsamlı dosyayı hazırladık. Emniyet birimlerimizin uyuşturucu maddelerin denetlenmesine yönelik talep azaltma stratejisi İlhami Hüner tarafından kaleme alınmıştır. Psikolojik Danışman Atiye Koç tarafından kaleme alınan “Medya İletişim Araçları ve Çocuklarımız” başlıklı makalede çocuklarımızın sosyal iletişim araçları ile münasebetinin nasıl olması gerektiği vurgulanmıştır. Yıllardır çocuklara dönük yoğun çalışmalar yapan Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin’in “Yoksulluk, Küreselleşme ve Kabul Edilmiş Çaresizlik” konulu yazısında yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkisinden kapsamlı bir şekilde bahsedilmektedir. Bağımlılığı önlemenin en etkileyici yollarından biri hiç kuşkusuz ki, çocuğun özgüven sahibi olmasıdır. Bu hususta psikolojik danışman Muhammet Öztabak “Hayır Diyebilme Beceresi” makalesi ile bu becerinin çocuklara nasıl kazandırılacağını ayrıntılı bir şekilde vermiştir. Konu ile ilgili olarak Sarıçam Kaymakamı Ali Taşkın Balaban ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız ilgili mülki amirlerin konu hakkında ne kadar hassasiyetle çalıştıklarını gözler önüne sermektedir. Özgür bir nesil için çocuklarımızı her türlü bağımlılıktan uzak tutacak çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürülmesi dileğiyle...


www.yesilay.org.tr \

5


MADDE BAĞIMLILIĞINDA ÖNLEYİCİ TEDBİRLER İnsanımız Yeşilay’ı “Felaketten Önce” sloganı ile tanıyor. Yeşilay ‘felaketten önce’ çalışmalarıyla geleceğimizi teminat altına almaya, insanlığın geleceğinde önemli rol oynamaya devam edecek. Bu cümleden olmak üzere madde bağımlılığına karşı önleyici tedbirler üzerinde çalışmak öncelikli uğraş alanımız olacaktır. Önleyici tedbirleri iki başlıkta belirlemek mümkündür. ‘Birey’ temelli önleyici tedbirler, ‘sistem’ temelli önleyici tedbirler. Birey temelli önleyici tedbirler olarak kuruluşumuzdan bu yana her derecedeki okullarda yapılan seminer ve konferanslar ile birebir anlatımlar öne çıkmaktadır. Gerçekten de yüz yüze anlatımlarda, anlatanların bilgi ve donanımı ile muhataplarının duyarlılıkları birleştiğinde önemli gelişmeler sağlanmış, en azından madde bağımlılığı noktasında çok daha vahim sonuçların yaşanması önlenmeye çalışılmıştır. Halen bu çalışmalar devam ederken ve bu yazımız basıma verilmeden bir köy derneğinin talebi ve Yeşilay’ın etkinlik önerisi ile 150 tiryakinin sigarayı bırakma törenini sertifikalandırıp ödüllendirdik. Bu etkinlik, bundan sonraki, birçok etkinliğin öncüsü olmaya adaydır.

Önleyici tedbirleri iki başlıkta belirlemek mümkündür: ‘Birey’ temelli önleyici tedbirler, ‘sistem’ temelli önleyici tedbirler.

6

/ 2011 Aralık

Sistem temelli önleyici tedbirler olarak da Yeşilay’ın tarihi önemli mücadelelerle doludur. Bunlardan sadece Anayasanın 58. maddesinin hukuk sistemimize ve madde bağımlılığı mücadelesine hediye edilmesi her türlü takdirin üzerindedir. Bir başka önemli örnek de, alt yapısını kurduğumuz, geçici istişare kurulunu belirleyip, 550 Milletvekiline gönderdiğimiz mektuplarla startını verdiğimiz TBMM YEŞİLAY DOSTLUK GURUBU’dur. Bu Dostluk Gurubu sayesinde anayasa ve yasa çalışmalarına katılıp, madde bağımlılığına karşı yasal tedbirlerin alınmasında


Bundan sonraki aşamada mücadele biraz daha aktif ve agresif olmak zorundadır. Hukuk mücadelesinden ümidimizi kesmemek kaydıyla tam anlamıyla sokağa çıkabilen bir STK olmak zorundayız. Antalya ve Kültür Bakanlığı eylemlerimizi hatırlayabilirsiniz. Halk kitlelerinin gücünü önemsemeyenlerin hali ortadadır.

öncülük edeceğiz. Ayrıca Yeşilay’ın çalışmaları, hedefleri Meclis Kürsülerinde ve kulislerinde sürekli konuşulacaktır. Ancak günümüzde ve gelecekte sadece bireysel ve sistem temelli mücadele yeterli olmamaktadır. Günümüz ve geleceğimiz sivil toplum temelli mücadelelere formatlanmıştır. Sivil toplum mücadelesi, bir yandan gönüllülük esası ile bir yürek mücadelesi olup özveriye dayanmakta, bir yandan da kamu yanlışlıklarını karşısına alarak birey ve sistem temelli mücadeleyi, hem kendi nezdinde hem de toplum ve kamu gücü nezdinde bir mücadele ile zenginleştirmektedir. Bir doğu toplumu olarak, Batı’nın seküler zihninden farklı şekilde sivil toplumu ebedi bir mücadeleye dönüştürme ve sürdürme özelliğimiz ile de yanlışlıkların - Yeşilay ilgi alanı bakımından da madde bağımlılığının- birinci derecede sorumlusunun devlet olduğu bilinciyle, mücadeleyi bir madde olan cisimlere karşı değil bir olgu olarak ilgililerine karşı sürdürmeyi yeğliyoruz. İşte bu kapsamda Milli Piyango Okullarının isim değişikliği için verdiğimiz uğraş hedefine ulaşmış, bu okullara Van Depreminde ölen öğretmenlerin isimlerinin verilmesi kararı alınmıştır. Açtığımız davaların ardından Maliye ve Milli Eğitim Bakanlarımızla yaptığımız

görüşmeler sonuç vermiştir. Bu sonuç için başta Yeşilay gönüllüleri olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür borçluyuz. Şimdi sıra diğer insanlık düşmanı eylem ve üretim sahiplerine gelmiştir. Kamu veya özel, insanlığın geleceğinin teminatı çocuk ve gençleri zehirleyen ve uyuşturan hangi güç varsa karşısında olacağız. Birey ve sistem ve de STK temelli mücadele bize bu seçeneği işaretletmektedir. Bundan sonraki aşamada mücadele biraz daha aktif ve agresif olmak zorundadır. Hukuk mücadelesinden ümidimizi kesmemek kaydıyla tam anlamıyla sokağa çıkabilen bir STK olmak zorundayız. Antalya ve Kültür Bakanlığı eylemlerimizi hatırlayabilirsiniz. Halk kitlelerinin gücünü önemsemeyenlerin hali ortadadır. Yeşilay asırlık mücadelesinde hiçbir zaman maddenin bizzat kendisini ve kullanıcıyı hedef almamış, aksine üretim ve pazarlamayı insanlığa karşı düşmanlığa dönüştürmüş ulusal ve uluslararası sistemi ve aktörlerini hedefe oturtmuştur. Bir başka deyişle bireysel ve toplumsal sorumluluğu, sistem mücadelesi olarak algılamış, kendi ekolünü kendisi kurmuştur. Şimdi yapılanları biraz daha ileri taşımak zorunluluğu vardır. İstanbul kurtulmuş fakat mücadele devam etmektedir. Dünkü insanlık düşmanı işgalciler bugün değişik

yüz ve esvaplarıyla köleleştirme, özgürlükleri çalma eylemleri ile karşımızdalar. Ne yazık ki ulusal sistemin kamu görevlileri tehlikenin farkında olmaksızın bu insanlık düşmanlığına çanak tutmaktadır. Sağlık Bakanımızın bizim ifadelerimizle örtüşen deyimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti insanlığa karşı suç işlemiştir, bize göre de işlemeye devam etmektedir. Bir gün gelecek bu aymazlıklar insanlığa karşı suçlar kategorisinde yer bulacaklardır. Dileğimiz, bunun gerçekleşmesi halinde bugünün kamu görevlileri arkadaşlarımız elan bu suçu işlemiyor olsunlar. O halde bu arkadaşlarımıza şimdiden hatırlatmalar yapmak, bu suretle de Yeşilay görevli ve gönüllülerine bir strateji belirlemek gerekmektedir. Bu strateji öncelikle, yapılan her tür faaliyetin sonucunun hukuki formata kavuşturulması amacına matuf olmalıdır. Meşruiyetini hukuk kurallarından almayan, meşruiyetini hukuki zemine dayandırmayan çalışmalar kalıcı olamazlar. İşte Yeşilay olarak geçtiğimiz dönemde ürettiğimiz argümanların hukuk söylemli olmasının nedeni budur. TBMM Dostluk Gurubunun nedeni budur. Milli Piyango Okullarının isim değişikliği önerimizi hukuk mücadelesi ile taçlandırmak istememizin nedeni budur. Bir başka yönüyle sivil toplum www.yesilay.org.tr \

7


Yeşilay asırlık mücadelesinde hiçbir zaman maddenin bizzat kendisini ve kullanıcıyı hedef almamış, aksine üretim ve pazarlamayı insanlığa karşı düşmanlığa dönüştürmüş ulusal ve uluslararası sistemi ve aktörlerini hedefe oturtmuştur. Bir başka deyişle bireysel ve toplumsal sorumluluğu, sistem mücadelesi olarak algılamış, kendi ekolünü kendisi kurmuştur.

mücadelesi, diğer sivil toplum kuruluşlarını da muhatap alarak mücadele zeminini güçlendirmek, zenginleştirmek zorundadır. Yeşilay önümüzdeki süreçte aynı zemini paylaştığı STK’ların sayısını artırarak, mücadeleyi tam anlamıyla sivil toplum temelli mücadeleye dönüştürmekte kararlıdır. Ancak bu şekilde tüm ülke ve dünya sathında etkinlik gösterebilir, amaçlarını anlatabilir ve hedeflerini tutturabilir. BM, DSÖ, AB gibi uluslararası kuruluşlara üyelik sürecimiz ve dünyadaki benzer kuruluşlarla partner ilişkileri arayışımız bundandır. Değerli Yeşilay Dostları, Madde bağımlılığının unsurları, zeminleri ve sorumluluk kökenine baktığımızda karşımıza iki önemli güç çıkmaktadır. Devletler ve uluslararası zehir tacirleri. Devletin sorumluları bu insanlık düşmanı tacirlerin oluşturduğu eklektik anlayışlarla, insanlığa karşı suçlarda zehir tacirleriyle ortak olabilmekte, hatta bazen onları da aşarak bizzat fesat uğraşları oluşturabilmektedirler. Sınırlı sayıda sıralarsak; - +18 kabul edilen maddelerin bazılarının reklam ve tanıtımı yasak, bazılarınınki serbest. Her bağımlılık bir diğerini tetikler. Hangisi diğerinden daha az zararlıdır? - Devlet şans oyunları adı altında bildiğimiz 11 dalda kumar oynata8

/ 2011 Aralık

biliyor, - Alkol, kumar ve fuhuşla mücadele bir yana, aksine özendiriyor, dizilerdeki ahlaksızlığa, müstehcenliğe, pornoya göz yumabiliyor. - Uyuşturucu ile mücadelede bağımlılığa giden yollara altın taşlar dizerek “mış” gibi mücadele örneği sergileyebiliyor. - Madde bağımlılığına karşı eğitim ve öğretimi yeterince yapamıyor. Yapıyor görünüyor ancak bağımlılık yapan maddeleri de bizzat kendisi çocuklara ve gençlere taşıyor. - Devlet bürokratları, devletin karlılığı esası üzerine kurumlar oluşturup, gençlerimizin geleceğini karartabiliyor. Bu yanlışlıkları ciltler dolusu saymak mümkün. İnsanlığa karşı suçlar bahsi onlarca şerhi kaldırabilecek kadar geniş bir konudur. Bir başka önemli konu da, Yeşilay’ımızın artık uluslararası piyasaya açıldığıdır. BM, DSÖ ve AB gibi uluslararası kuruluşlara üyelik sürecimiz başlamış olup, gereği yapılmak üzere uluslararası çalışma zeminlerinde Yeşilay temsil edilecektir. Uluslar arası mücadele zeminleri ile partner ilişkileri kurulmakta, temsilcilikler verilmektedir. Yenilerde Zürich temsilciliğimiz onaylanmış olup faaliyetlerine başlamıştır. Sırada Makedonya, Viyana, Almanya’nın bazı eyaletleri bulunmaktadır.

Uluslararası alanda bu çalışmalar yapılırken içerde de devlet aygıtının ve özel sektörün bağımlılık üreticiliğine karşı mücadele devam etmektedir. Bir başka ifadeyle topyekun mücadele devam ediyor. Değerli dostlar,

Siz yoksanız biz bir kişi eksik olacağız. Bir kişi zincirin halkasını boş bırakacak, bu mücadeleye gönül verenlerin ellerini kollarını zayıflatacaktır. Bazılarının da rol çalma temelli görüntü vermeleri bu mücadeleye katkı değil zarar verir. Tüm dostlarımızın gönüllerine ve gönüllülüklerine ihtiyacımız olduğu bu ve gelecek günlerimizde birey, sistem ve STK temelli mücadeleyi taçlandırmanın özlemiyle saygılar sunuyorum. Av. Muharrem Balcı Yeşilay Genel Başkanı


İlhami Hüner / İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Görevlisi

BAĞIMLILIK YAPICI MADDELERİN TALEBİNE YÖNELİK TÜRKİYE’NİN ULUSAL MÜCADELE STRATEJİLERİ Küreselleşme hareketleri ve ülkeler arasındaki sınırların sanal bir çizgi haline dönüşmesi, bağımlılık yapıcı yasal olmayan maddelerin sadece ülke sorunu olmaktan çıkıp, bölgesel ve uluslararası suç türüne dönüşmesine neden olmuştur. Bu durum maddeye karşı mücadele çabalarının bir bütün halinde gelişmesi ve yürütülmesi zorunluluğunu getirmiştir. Mücadele politikalarını, ulusal boyutlardan alarak evrensel boyutlara ulaştıran stratejiler, bağımlılık yapan maddelere karşı en önemli mücadele enstrümanları konumuna gelmiştir. Bu doğrultuda Türkiye, “Uyuşturucu Madde Kullanımı ile Mücadele, Takip ve Yönlendirme İçin Ulusal Politika ve Strateji Belgesi’’ni (1997) gözden geçirerek, kısa vadede ‘’Madde ile Mücadelede Avrupa Birliği Stratejisi ve Eylem Planı” ile uyumlu hale getirmeyi kabul etmiş ve 2006-2012 yıllarını içeren Strateji ve Eylem Planını hazırlamıştır. Madde kaçakçılığı ve tüketimi alanlarında Türkiye’nin kendine özgü konumunu, sorunun yapısal boyutlarını, görünümlerini dikkate

alan belge, bağımlılık yapıcı maddeler ile mücadele konusunda arz ve talebin birbirinden ayrı olarak düşünülemeyeceğini kabul etmektedir. Bu gerekçe ile her iki yöndeki mücadeleye aynı oranlarda ağırlık vermektedir. Aşağıda bu mücadelenin sadece talep azaltımı boyutuna değinilmiştir.

TÜRKİYE’NİN MADDE TALEP DURUMU

tüm nüfusun yanında, çocukların ve gençlerin yetişme, gelişme ve katılım koşullarıyla ilgili yapısal risklere bağlı olarak bir dizi sorunlar yaşanmaktadır. Yukarıdaki sorunların da tetiklemesiyle, bir alt kategori olarak ortaya çıkan, kimsesiz ve korumasız sokakta yaşayan ve sokakta çalışan çocuklarda suça yönelme ve çoklu madde kullanımı (uçucu madde, sigara, alkol) yaygınlaşmıştır.

Türkiye’ de en yaygın kullanımı olan bağımlılık yapıcı maddeler, alkol ve sigaradır. Genel alkol tüketimi ve genç yaşta alkol kullanma alışkanlığının kazanılması eğilimleri sürmektedir. Türkiye’de sigara kullanımı en önemli halk sağlığı sorunlarının başında gelmektedir. Genç yaşta sigaraya başlama eğiliminin artışı, genel olarak madde bağımlılığı konusunda önemli bir risk faktörü oluşturmaktadır.

Ailenin ve okulun işlevini yeterli şekilde yerine getirememesi, yaşam koşullarındaki yetersizlikler ve olumsuz örneklerin etkili olması nedenleriyle, bazı riskli guruplar için tütün ve uçucu maddeleri kullanma eğilimleri artmaktadır. Şiddet içeren yayınların ve telemagazinlerin olumsuz katkısıyla çocuklar ve gençler arasında maddeye bağlı olarak çeşitli alt kültürler oluşturdukları görülmektedir.

Türkiye geleneksel tarım toplumundan, sanayi ve bilgi toplumuna geçiş süreciyle birlikte, sosyal ve ekonomik krizler, artan göç, kentleşme ve kentlileşmenin getirdiği genel sorunları yaşamaktadır. Bu sebeple

Ekonomik krizler sürecinde; işsizlik oranındaki artışlar, gelir dağılımındaki sorunlar ve ailenin yaşam kalitesindeki düşüşler nedeniyle, nüfus kompozisyonu içinde yoksulluğa ve işsizliğe bağlı olarak alkol www.yesilay.org.tr \

9


Belirtilen amaçlara; madde bağımlılığına bağlı olarak oluşan sağlık ve sosyal problemleri dikkate alan, erken müdahale ve önleme ağırlıklı, tedavi ve topluma kazandırma ölçütlerine sahip, tam ve doğru bilgiye dayalı bir talep azaltımı sistemi yoluyla ulaşılması hedeflenmektedir. Bilimsel bilginin güncel bütün verilerini kullanan belge birbirini tamamlayan ve ayrılmaz bir şekilde sunulması gereken aşağıdaki ölçütleri amaçlanan hedefe ulaşmanın yolları olarak kabul etmektedir.

ve sigara kullanım eğilimi yükselmektedir. Tütün ve alkol tipi kullanım ve bağımlılık geliştiren bireyler, üst maddelere geçişte daha riskli gurubu oluşturmaktadır. Tütün ve alkol tipi bağımlılıkla ilgili yapılan önleyici her türlü çalışmanın olumlu sonuçları, üst maddelerin kullanımını önleme çalışmalarının sonuçları ile doğrudan bağlantılıdır. Esrar, Türkiye’ de yasa dışı madde kullanımında ön sırayı almaktadır. Son yıllarda amfetamin türü sentetik madde kullanımı hızla artmaktadır. Damar içi kullanımın son yıllarda az da olsa artış göstermesi, enjektör paylaşımı ile geçişi olan HIV ve diğer kan yolu ile bulaşan hastalıklarda artışa neden olmaktadır. Ayrıca, madde bağımlılarının sergiledikleri riskli davranış kalıpları, HIV/AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların artışına da yol açabilmektedir. Türkiye’ye yönelik olan bu sonuçlar, ülkenin sorunla ilgili bulunduğu yer, eğilimler ve önlemler açısından diğer ülkelerden farklı politika ve stratejiler geliştirmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

STRATEJİ VE EYLEM PLANININ TALEPLE MÜCADELE AMACI Belge, madde kullanımında, bağımlılığında ve madde ile ilgili 10

/ 2011 Aralık

sağlık ve sosyal risklerde ölçülebilir bir azalma hedeflemektedir. Bu kapsamda; talep ile her yönden mücadelenin yapılması, arz ile yapılan polisiye mücadele ile dengeli bir yaklaşım sergilenmesi de bir başka amacı oluşturmaktadır. Belirtilen amaçlara; madde bağımlılığına bağlı olarak oluşan sağlık ve sosyal problemleri dikkate alan, erken müdahale ve önleme ağırlıklı, tedavi ve topluma kazandırma ölçütlerine sahip, tam ve doğru bilgiye dayalı bir talep azaltımı sistemi yoluyla ulaşılması hedeflenmektedir. Bilimsel bilginin güncel bütün verilerini kullanan belge birbirini tamamlayan ve ayrılmaz bir şekilde sunulması gereken aşağıdaki ölçütleri amaçlanan hedefe ulaşmanın yolları olarak kabul etmektedir.

STRATEJİ VE EYLEM PLANININ TALEPLE MÜCADELE ÖLÇÜTLERİ 1. Bireylerin madde kullanmaya başlamalarını engellemek. 2. Maddeye ulaşılabilirliği azaltmak. 3. Önleme programlarına erişimi ve programların etkinliğini/verimliliğini sağlamak. 4. Madde kullanımı ve sonuçları hakkında farkındalığı artırmak. 5. Deneme amaçlı kullanımların riskleri konusunda bilgilendirici faaliyetlerde bulunmak ve deneysel

kullanımı önlemek. 6. Özellikle gençlerde, deneme amaçlı kullanımın sürekli (düzenli) kullanıma dönüşmesini engellemek. 7. Riskli tüketim modelleri için erken müdahale sistemlerini geliştirmek. 8. Tedavi programlarının ulaşılabilirlik ve uygulanabilirliğini arttırmak. 9. İyileştirme ve sosyal bütünleşme programları oluşturmak. 10. Madde kullanımı kaynaklı toplumsal zararları azaltmak. 11. Madde kullanımının özel ve değişik durumlarını (çoklu kullanım, ergenlik, hamilelik, uyuşturucu etkisi altında araba kullanmak gibi) dikkate almak. 12. Madde kullanımına bağlı bulaşıcı hastalıkların (HIV/AIDS, hepatit vb.) tedavisine erişimi arttırmak. 13. Ulusal Talep Azaltımı Sistemi dışında faaliyet göstererek, sistemin hedeflediği sonuçlara ulaşılmasını engelleyen kışkırtıcı hareketleri önlemek, iyi niyetli hareketleri ise sisteme dâhil edilebilecek şekilde uyumlaştırmak. 14. Toplum sağlığının korunması temelinde, eğitim, araştırma ve hizmet üçgeninde birbirini tamamlayan ve geliştiren disiplinler arası ve çok sektörlü çalışmalara öncelik vermek.


Madde ile mücadelede arz azaltımı ve talep azaltımı mücadelenin birbirinden ayrılmaz iki yönüdür. Arz azaltımı maddenin bireye ulaşmasını engellerken, talep azaltımı bireyin maddeye ulaşmasını engellemeye yöneliktir. Belgenin de üzerinde ısrarla durduğu gibi, madde kullanımını önlemeye yönelik, halk sağlığını destekleyen ve geliştiren programlar eşgüdüm içinde eşzamanlı olarak uygulanmalıdır.

15. Trafikte; sürücülerin her türlü bağımlılık tipinden bağımsız ve bilinçli sürücüler olarak yer alması için, bağımlılık yapıcı madde etkisinde araç kullanma eğilimini önlemek. 16. Cezaevi ortamlarında madde kullanımı riskini en aza indirgemek için gerekli psiko-sosyal çalışmaları arttırmak. 17. Ulusal ve uluslararası önleme ağı içinde medyanın etkin bir rol oynamasını sağlamak için tüm basın yayın kurumları ile etkili bir iletişime girmek. 18. İlgilerinin çekilmesi ve istekliliklerinin arttırılarak desteklerinin sağlanması için politika yapıcıları bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımındaki genel durum ve yeni yönelimler hakkında sürekli olarak bilgilendirmek. Başta AB’ye Üye Devletler olmak üzere, benzeri problemlere sahip diğer devletlerle çözüm için araştırma temelinde ortak projelerde birlikte çalışma imkânlarını arttırmak ve bu amaçla kurulmuş kurum ve organizasyonların olanaklarından en üst seviyede yararlanmak. 19. Tüm bu ölçütleri koordine eden ve değerlendiren, kanuni bir yapıya oturtulmuş kurumsal sistemin gelişimini desteklemek. 20. Bütün bu ölçütlere yönelik faaliyetleri kullanım, bağımlılık ve ilgili sağlık ve sosyal problemlerin

azalmasına katkıda bulunacak şekilde aile-toplum temelinde gerçekleştirmek.

verimli kullanımını da sağlayacak şekilde yapılandırılmalıdır.

22. Madde kullanımında, bağımlılığında ve madde ile ilgili sağlık ve sosyal risklerde bir azalma sağlamak amacıyla resmi ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarında yapılacak programlarla, bağımlılık yapıcı maddelerle (bu alanda yapılan) mücadeleye destekte bulunmak.

Türkiye Ulusal Uyuşturucu Strateji Belgesinin talep azaltımı boyutunu ele alan ve bu boyutun bir özetini sunmaya çalıştığımız yazımızı, yine bu belgenin en önemli hedefini belirterek tamamlıyoruz. Bu belgenin en önemli hedefi; huzur, barış ve adalet içerisinde, özlenilen bir dünyada yaşayabilmek için, bağımlılık yapıcı maddeler ile mücadeleye katkı sağlamanın, her insanın amaçlarından biri olması anlayışının oluşturulmasıdır.

SONUÇ

-----------------------------------------

Başta da belirttiğimiz gibi madde ile mücadelede arz azaltımı ve talep azaltımı mücadelenin birbirinden ayrılmaz iki yönüdür. Arz azaltımı maddenin bireye ulaşmasını engellerken, talep azaltımı bireyin maddeye ulaşmasını engellemeye yöneliktir. Belgenin de üzerinde ısrarla durduğu gibi, madde kullanımını önlemeye yönelik, halk sağlığını destekleyen ve geliştiren programlar eşgüdüm içinde eşzamanlı olarak uygulanmalıdır. Risk grubundaki çocukları ve gençleri de kapsayan bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal sağlığı geliştirici programlar ile toplum sağlığını geliştiren programlar için yeni yaklaşım, ilke ve stratejiler belirlenmelidir. Bu yeni yaklaşım, kaynakların etkin ve

1- Uzun yıllar Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bağlı birimlerde görev yapmıştır. EMCDDA’nin (Avrupa uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi) Türkiye temas noktası olan TUBİM’in (Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi) kurucu başkanlığını yapmıştır. Dünyanın pek çok ülkesinde BM’in, AB’nin ve EMCDDA’nin bağımlılık yapan maddeler ile ilgili çalışmalarında Türkiye’yi temsilen görev almış ve bu birimlerin eğitmenliğini üstlenmiştir. Halen İstanbul Emniyet Müdürlüğünde ve İstanbul Aydın Üniversitesinde görevine devam etmektedir. 2- Bu çalışma Türkiye Ulusal Uyuşturucu Strateji Belgesi (2006 – 2012)’ne bağlı kalınarak ve onun bir özeti şeklinde İAÜ’nde kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Ümidimiz bu alanda çalışanların çalışmalarını bu belge doğrultusunda yürüterek ulusal çalışmaya katkı sağlamalarıdır.

21. Aile ve okul ortamlarının önemine paralel olarak, doğrudan bu alanlara yönelik bilgilendirme amaçlı programları geliştirmek,

www.yesilay.org.tr \

11


Atiye Koç / Psikolojik Danışman-Çocuk&Aile Terapisti

MEDYA İLETİŞİM ARAÇLARI VE ÇOCUKLARIMIZ Bir şeylere bağlandığımızda, özgürlüğümüz azalmış demektir… Çocuk, çocuklarımız geleceğimizin mimarları, düşlerimizin başrol oyuncuları. Açmaya hazır tomurcuk güllerimiz, çocuklarımız… Biz yetişkinler sizler için ne kadar güvenli yarınlar oluşturuyor, ne kadar özgür bir dünya hazırlıyoruz? Her anne babanın sorması gereken bir sorudur bu. Bilgi çağı olarak tanımlanan 21. yüzyıl insanı, bir yandan teknolojinin getirdiği sayısız yeniliklerden faydalanırken bir yandan da bu yeniliklerin getirdiği sosyal problemlerle baş etmek ve kendini kontrol etmek zorundadır. İradi kontrolümüzü sınırlayan, yoksunluğuna dayanamadığımız her şey bağımlılığa giden süreçte kilometre taşlarıdır. Bir şeylere bağlandığımızda, özgürlüğümüz azalmış demektir, hele hele bağlılık bağımlılığa dönüşmüşse artık özgür değilizdir. İnsan birçok şeyin bağımlısı olabilir, neye bağımlı olduğumuz kadar ne kadar bağımlı olduğumuz da önemli. Bugün birçok kişi öyle ya da böyle bir şeylerin esiri olduğunu söyleyip 12

/ 2011 Aralık

durmaktadır. “Bu akşam dizim var kimseye gidemem” diyen anneler, internet başında saatlerini harcayan babalar, yemek yerken bile telefonla mesajlaşan ergenler ne kadar özgürler? Daha düne kadar adını bile bilmediğimiz teknolojik aletler, hayatımızı sarıp sarmalamış durumda. Bizler iradi kontrol sahibi, kişiliği oturmuş yetişkin bireyler olarak sergilediğimiz davranışlarımızla aslında ne kadar bağımlı olduğumuzu, sınır koyamadığımızı, o diziyi kaçırmanın bizi mutsuz ettiği mesajını vermiyor muyuz? Bir şeylerin yoksunluğu ile baş edemediğimizi dile getirmiyor muyuz? Böyle davranarak sözle söylemediğimizi davranışlarımızla onaylayıp pekiştirmiyor muyuz? Vaktimiz olmadığı için kucağımıza alıp sevemediğimiz çocuklarımıza pahalı elektronik oyuncaklar alarak kendimizi rahatlatırken, onları aynı zamanda sanal dünyanın kucağına biz atmıyor muyuz? Daha rahat, daha gelişmiş ve daha özgür yarınlarda yaşamakken hedefimiz bir taraftan da ördüğümüz ağların içine hapsetmiyor muyuz kendimizi? Gerçekten ne kadar özgürüz şu tek-

noloji çağında ya da ne kadar bağımlıyız? Ya çocuklarımız ne kadar özgür, ne kadar doyasıya yaşıyorlar çocukluklarını? Hepimizi kuşatan medya iletişim araçları çocuklarımızın dünyasına da çoktan kontrolsüzce girdi… Sevgili anne babalar; çocuk gelişiminde 0-6 yaş çok önemlidir. Bu yıllar ne kadar karşılıklı iletişim ve sosyal etkileşimle geçirilirse çocuk doğuştan getirdiği mizaç özelliklerini (bu ilişki çerçevesinde) geliştirerek topluma sağlıklı bir birey olarak katılır. Daha düne kadar bireylerin sosyalleşmesinde en büyük rol anne, baba, dede, nine, okul ve arkadaşlara aitti. Yüzyılımızın modern toplumlarında ise bu rolü büyük ölçüde kitle iletişim araçları, özellikle de televizyon, sinema, bilgisayar, internet, cep telefonları ve sosyal paylaşım siteleri almış durumda. Bugün hepimizi kuşatan medya iletişim araçları çocuklarımızın dünyasına da çoktan kontrolsüzce girmiş ve hayatlarının vazgeçilmezleri olarak başköşeye oturmuşlar bile. Sakinleşsin diye saatlerce ek-


Çocuk, çocuklarımız geleceğimizin mimarları, düşlerimizin başrol oyuncuları. Açmaya hazır tomurcuk güllerimiz, çocuklarımız… Biz yetişkinler sizler için ne kadar güvenli yarınlar oluşturuyor, ne kadar özgür bir dünya hazırlıyoruz? Her anne babanın sorması gereken bir sorudur bu.

ran karşısında görsel uyaranlara maruz bırakılan bebek, yoğun olarak gelen bu uyarıcılar karşısında susar ancak tüm bu olumlu alışverişten de mahrum kalır… Elbette ki her teknolojik gelişme sayısız yararlar sunar hayatımıza ancak burada kontrolü elimizde tutmak, onların esiri olmamak önemlidir. Medya iletişim araçlarının yetişkinler ve çocuklar üzerindeki etkileri farklı düzeydedir. Çocuk gelişen ve değişen bir varlıktır ve her yaş dönemi kendine özgü gelişimsel süreçler içerir. Bu süreçlerin sağlıklı atlatılamaması daha sonraki gelişim süreçlerini de olumsuz etkiler. Örneğin 0-1 yaş döneminde bebeğin anne ile kurduğu temas, dokunma, anne sıcaklığını hissetmesi, ağladığında annesi tarafından sakinleştirmeye yönelik çabalar ve benzeri duyusal ihtiyaçlarının karşılanması “bebekte ben değerliyim, önemliyim” duygusunu pekiştirir ki bu “özgüvenin” temelidir. Bunun yerine sakinleşsin diye saatlerce ekran karşısında görsel uyaranlara maruz bırakılan bebek, yoğun olarak gelen bu uyarıcılar karşısında susar ancak tüm bu olumlu alışverişten de mahrum kalır. Anneyi görmediği, duyusal ihtiyaçları giderilmediği için ağlayan bebek, bir kısır döngünün içine itilir ve susması için daha çok ekran karşısına oturtulur. Oysa bu bebeğin ihtiyacı olan şey televizyon değil anne kucağıdır. Çocuk 2-3 yaşına geldiğinde en

önemli ihtiyacı sosyal etkileşim ve iletişimdir. Bu dönem aynı zamanda anneden ayrılarak bağımsız hareketin (yürüme), konuşmaya geçişin yaşandığı ve taklit yoluyla bir takım becerilerin kazanıldığı dönemdir. 0-3 yaş döneminde televizyon karşısında fazla vakit geçiren çocukların, sosyal-duygusal uyumlarının yetersiz olduğu, akranlarıyla sağlıklı ilişki kurma ve sürdürme zorlukları yaşadıkları araştırmalarla ortaya konulmuş gerçeklerdir. 4- 7 yaş aralığındaki çocuklar için ise televizyon ve bilgisayar oyunları somut-soyut ayrımını zorlaştıran, sosyal gelişimi engelleyici bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Parkta oyun oynamak, bahçede arkadaşlarıyla vakit geçirmek yerine çocuk bilgisayar ya da televizyon karşısında olmayı tercih edebilmektedir. Çünkü burada kontrol kendisindedir, rekabet yoktur, oyuna kuralları çerçevesinde kendisi yön vermektedir. Sanal dünyadaki bu liderlik çocuğun çok hoşuna gider ve arkadaşlarıyla mücadele etmektense, bilgisayar başında oyunun “ kralı” olmayı tercih eder. Soyutlama becerisini gelişimsel olarak tam kazanamamış bu yaş çocuğu televizyonda izlediği film karelerini gerçek sanıp kolaylıkla kendi hayatına uygulama riski ile karşı karşıyadır. Ekranda izlediği “ kahraman” defalarca şiddete maruz kalmasına, yüksekten düşmesine rağmen bir süre sonra tekrar canlandığında çocuk onun ölümsüzlüğüne ya da olağanüstü güçlerine inanır ve

aynı şeyleri kardeşine, arkadaşına, oyuncağına uyguladığında da aynı sonuca varacağını düşünür. Bazen da kanat takıp uçan film kahramanını gören çocuk, kendisinin de çarşaftan kanat takarak uçabileceğini düşünür ve “uçma” denemeleri yapabilir. Yine bilgisayar oyunları ve televizyon ekranındaki abartılı figürler bu yaş döneminde yaşanması muhtemel korkuların kalıcı hale gelmesine neden olabilir. Tüm bunlar da çocuğun düşlerini, oyunlarını, uykularını hatta hayatını olumsuz etkileyebilir. Çocuk okul çağına geldiğinde ise televizyon filmleri, bilgisayar oyunları, ders çalışma motivasyonunu ve dikkatini olumsuz etkileyen bir obje olarak karşımıza çıkmaktadır. 7 yaşına kadar çocuğa, televizyon izleme, bilgisayar oynama, yatmakalkma saati gibi bir takım davranışlar kazandırılmamış, temel becerilere yönelik kurallar oturtulmamışsa okulla gelen sorumluklar ve beklentiler hem çocuğun hem de ailenin hayatını daha da zorlaştırır. Çünkü bu yeni süreçte hem bu araçlara sınır konulması hem de yeni sorumluluklar kazandırılması gerekmektedir. Ebeveynlerle yaptığımız birçok görüşme ve seminer çalışmalarında televizyon ve bilgisayarı kapatarak çocuğu ders çalışamaya yönlendirmekte çok zorlandıklarını dile getirmektedirler. Televizyon, bilgisayar veya diğer elektronik araçlar çocuğa “haz odaklı” bir hayat sunar, okul ve dersler ise çocuğu sorumluluklarıywww.yesilay.org.tr \

13


Bir şeylere bağlandığımızda, özgürlüğümüz azalmış demektir, hele hele bağlılık bağımlılığa dönüşmüşse artık özgür değilizdir. İnsan birçok şeyin bağımlısı olabilir, neye bağımlı olduğumuz kadar ne kadar bağımlı olduğumuz da önemli.

la yüzleştirerek çalışma disiplinini oturtmayı ve bu yolla da hayata hazırlamayı hedefler. İşte o güne kadar istekleri sınırlanmayan, bütüncül gelişimi desteklenmeyen, haz odaklı, görsel uyaranlarla doyurulan çocuklar okul ortamına adapte olmakta ve işitsel uyaranlarla öğrenmeyi gerçekleştirmekte zorlanırlar. Görselliğin baskın olarak vurgulanması bazı çocuklarda dikkat dağınıklığı, hareketlilik ve dürtüsellik (oto kontrol azlığı) gibi davranışsal tepkilere neden olmakta bu durum da kitap okuma, ders çalışma gibi faaliyetlerden daha erken kopmasına yol açmaktadır. Çocuk yaşı gereği merak ettiği bazı bilgilere erkenden sınırsızca ulaştığında sağlıklı “benlik ideali” oluşturmaktan uzaklaşmakta ve bu durum pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir… Çocuk ergenlik çağına geldiğinde ise medya iletişim araçlarının (daha çok bilgisayar ve televizyonun) ergenin zamanın büyük bölümünü aldığını görüyoruz. Öyle ki ergen sosyal ortama girerek sosyalleşmek yerine ekran önünde olmayı ve sanal rol modelleri ile özdeşleşmeyi seçebilmektedir. Ergenlik çağındaki genç gelişimi gereği bir birey olma sürecini yaşamakta ve kendi kimliğini diğer bireylerle ilişki kurarak oluşturmaktadır. Bu süreçte sahip olduğu enerjiyi nasıl ve ne şekilde kullandığı çok önemlidir. Beklenen, ergenin, sosyal ortam içinde, akran ilişkileri kurarak, sosyal-sportif faaliyetlerle sağlıklı 14

/ 2011 Aralık

bir kimlik oluşturma çabasında olmasıdır. Ancak televizyon, bilgisayar ve internet ergenin vaktini fazlaca aldığında ergen hem bu olumlu süreçlerden mahrum kalmakta hem de sanal dünyada deyim yerindeyse kaybolmaktadır. Yaşı gereği merak ettiği bazı bilgilere erkenden sınırsızca ulaştığında sağlıklı “benlik ideali” oluşturmaktan uzaklaşarak, okuldan kopmakta hatta saldırganlık ve sapkınlık gibi istenmeyen durumlarla karşılaşmaktadır. En önemlisi de ergen hayatının baharında sağlıklı idealler oluşturarak, geleceğine şekil vereceği yıllarını sanal dünyanın yanılsamaları arasında kaybetmektedir. Teknoloji çocuklarının odaları ve internet kafelerdeki kafeslerinde ne kadar yalnızlaştıklarını fark etmek zorundayız… Biz yetişkinler teknolojinin geldiği son noktayı gördüğümüzde günümüz çağı çocuklarının çok şanslı olduklarını düşünebiliriz. Bir “tıkla” istedikleri birçok şeye ulaşabildiklerini, daha az çaba ile daha çok şeye sahip olduklarını söyleyebiliriz. Ama aynı zamanda çok şanssız olduklarını da görmeliyiz. Günümüzde kaç çocuk doğanın kucağında, çimenlere basmanın keyfini, ağaca tırmanın zevkini biliyor? Çünkü artık açık havada top oynamanın, ip atlamanın, kaydırakta kaymanın, tahterevalli de oynamanın yerini, elektronik aletler, sanal oyunlar almış durumda. Çocuklarımız içinde koşup oynayamadıkları bir dünyadan sanal dünyalara yelken açıyorlar, ekran arkasında kokusu-

nu almadıkları çiçekleri suluyorlar, kendi el emekleriyle yaptıkları arabaları yarıştırmak yerine tuşları yarıştırıyorlar ve sadece görsel yetileri uyarılıyor, geliştiriliyor, işitsel yönleri, duygusal özellikleri hep körpe kalıyor. Ve tüm bunları yaparken de hep yalnızlar, ya odalarında ya internet kafedeki kafeslerinde yalnızlar… Peki, ne yapmalı? “Azı karar, çoğu zarar demiş atalarımız”, her şeyde olduğu gibi medya iletişim araçlarıyla kurduğumuz ve çocuklarımızın kuracağı ilişkide de bir denge olmalı. Öncelikle bizler yetişkin olarak kendi bağımlılıklarımızı gözden geçirmeli neye ne kadar zaman ayırdığımızın bilincinde olmalı, iradi kontrolü elden bırakmamalıyız. Seyredeceğimiz programları belirleyerek, seçim yapmalı, izlesek de izlemesek de televizyonu açmak yerine, seçimlerimizle çocuklarımıza örnek teşkil etmeliyiz. 10 yaş altı çocuklarımızla ortak izleyeceğimiz filmleri belirlemeli, sonrasında karşılıklı bilgi alışverişinde bulunabilmeliyiz. Evimizdeki bir objenin bizi kontrol etmesine izin vermeden (tv, bilgisayar, cep telefonu…) düğmesine basarak ihtiyaç dâhilinde kullanabileceğimizi göstermeliyiz. Gerek kendimiz gerekse çocuklarımız için sanal dünyada sunulan yalan mutluluklar yerine gerçek hayatın içine girerek yaşamayı, mücadele etmeyi, okumayı, öğrenmeyi, spor yapmayı, dost sohbetlerine katılmayı kısacası insanca yaşamayı tercih etmeliyiz.


Bağımlılıklara Karşı Verdiği Mücadele ile Dikkatleri Üzerinde Toplayan Sarıçam Kaymakamı Ali Taşkın Balaban ile Bu Mücadelesi Hakkında Söyleştik Röportaj: Adalet Canlı Akbaş Mehmet Aslanbaba

www.yesilay.org.tr \

15


BAĞIMLILIKTA HATT-I MÜDAFAA YOKTUR, SATH-I MÜDAFAA VARDIR. O SATIH BÜTÜN İNSANIMIZDIR… Sayın Kaymakamım ilçenizde “Madde Bağımlılığı Önleme ve Yürütme İcra Kurulu “ oluşturduğunuzu biliyoruz, bunun yasal bir dayanağı var mıdır? Adana Temsilcimiz Mehmet Aslanbaba’nın Sarıçam ilçesinde gerçekleştirdiği faaliyetlerine katkılarınız Yeşilay için her tür takdirin üzerindedir. Bu husus genel sağlığı ve asayişi büyük ölçüde etkileyen bir sorundur. Başta Anayasa olmak üzere onlarca Kanun bu konuyu düzenlemektedir. Malum MİA’lar ( Mülki İdare Amirleri): genel hizmetlerin götürülmesinde koordinatör olarak görevlidirler. Dolayısıyla Mülki Makamların asli görevlerinin arasındadır. Bizim ilçemizde de bu noktadan hareketle çaba ve gayretler organize edilmiştir. Sayın Aslanbaba ve tabii ki temsil ettiği Yeşilay Derneği kendilerini bu meş’um tehlikenin baş düşmanı olarak görmekte dolayısıyla kendilerine vazife çıkartmaktadırlar. Bizlerde bu tavırlarını takdirle ve heyecanla karşılıyoruz. Konuyu gönüllü, dikkatli ve atik bir heyetin yüklenmesi bizleri sevindiriyor ve umutlandırıyor. Her şeyimizi onlarla paylaşmak bizleri umutlandırıyor. Yine Türkiye’de ilk kez Yeşilayla okullardaki Yeşilay kulüpleri birlikte çalışma ortamı kurdular ve inanıyorum çok yararlı çalışmaların semerelerini göreceğiz.

HASSASİYETİMİZİN KAYNAĞI İNSAN OLMAMIZDIR…

16

/ 2011 Aralık

Bu konuda ki hassasiyetinizin kaynağını okuyucularımızla paylaşır mısınız? Hassasiyetimizin kaynağı insan olmamızdır. İnsanlığının farkında olan herkes gözü önünde olup biteni görür ve üzerine düşen bir görev varsa yapar. Tüm Yeşilay gönüllülerinin de tarifi budur herhalde. Benim şahsen burada pek önemsenecek bir faydam yok ama bu tehlikeyi yüreğinde hisseden arkadaşlarımız hırs yaparak, yoğun çalışıyorlar. Hatta benim onları kısıtlayan tavırlarımda oldu, mesela AB ve SODES projeleri gibi gelen iş

koşuyor. Bir diğer örnek Sarıçam Belediye Başkanı Ahmet Zenbilci, gayrette herkesi solluyor ve ekibiyle artık meseleyi yüklendi gidiyor.

KURUL UYARI VE BİLGİLENDİRME VAZİFESİNİ GÖRÜYOR… Kurul hangi konularda ne gibi faaliyetler yürütüyor? Bağımlılığa karşı uyarı, baş edebilmek için bilgilendirme, tedavi içinde yine bilgilendirme ve yönlendirme de bulunuyor.

BAĞIMLILIK; İNSANLARIN AKLİ, FİKRİ, BEDENİ TÜM GAYRETLERİNİ BLOKE EDEN HER OLGUDUR…

birliği önerilerini geri çevirdim. Sırf doğallıkları bozulmasın, para pul işleri akıllarını çelmesin diye. Onlar büyük fedakârlıklar yaptılar/ yapıyorlar. Fedakârlık yapıyorlar zira karşılığında hiç bir beklentileri yok; bir teşekkür bile. Kafası dumanlı biri teşekkürü de ihmal edebilir. Bu duygu seli içerisinde olduklarını şuradan biliyorum; bu konu ile küçük bir temaslarından sonra canla başla takipçisi olmalarından. Daha hiç bu vahameti görüp de arkasını dönüp gidene rastlamadım. Bu da yapılan işin ne kadar meşru ve insani olduğunu gösteriyor. İcra kurulu hiç fire vermediği gibi yeni katılımlar oldu, işte Mehmet Aslanbaba hep en önde

Gençler arasında özellikle ‘ectasy’ kullanımının yaygın olunduğunu biliyoruz. Ectasy hem madde kullanımına başlangıcı sağlıyor hem de daha kolay bulunuyor. Elden ele bir ilaç ya da mutluluk reçetesi gibi dağıtılıyor. Diğer zararlı maddelerle ilgili olarak da bu soruya cevap verebilirsiniz. Koruma ve önleme çalışmaları olarak ectasy ve diğer maddelerle ilgili bir çalışma yapılıyor mu? Efendim, esasında bağımlılık tekdir ve insanları esir alan; akli, fikri, bedeni tüm gayretlerini bloke eden her olgudur. Çeşitleri vardır. Bu çeşitlerinin oluşu bir önceleme veya öteleme nedeni olamaz belki mücadelede kolaylık için yapılır bunlar. Açacak olursak: Sigara ile mücadele, alkolle mücadele, esrarla mücadele vb. konuyu ve şümulünü


kısaltmak için yapılan ayırım ya da sınıflandırmadır. Yani Bağımlılıkta “hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh, bütün insanlarımızdır.” Dolayısıyla Sarıçam’da hem bizim arkadaşlarımız hem Yeşilay tüm bağımlılık yapan nesnelerle savaşmaktadırlar. Ectasy, bira, nargile savaşta ilk yok edilecek düşmanlar olarak algılanıyor ve arkadaşlarımız öyle çalışıyorlar. Onlar bağımlılığın yumuşak yüzüdür.

gençleri ve halkı zararlı alışkanlıklardan koruması ne yazık ki mümkün olmuyor. +18 yasağının uygulanması için çalışmalar daha kararlı nasıl yürütülebilir? Halkın kolluk kuvvetleri ve diğer yetkililere ne gibi katkısı olabilir? Haklısınız, Kanun, kural düzenlemekle mesele bitmiyor. Öncelikle ona uyacak ve onu uygulayacak olanların inanması, ihtiyaç hissetmesi gerekiyor.

Aile içi iletişim en önemli önleyici tedbir olarak karşımız-

da duruyor. Bu hususta ne gibi çalışmalar yapılıyor? Sarıçam’da bir yılda 16 bin yurttaşımıza ulaşıldı. Annelere, babalara, eşlere, çocuklara tehdit anlatıldı, görsel materyaller kullanıldı. Bu aileye yönelik bir çalışmaydı aynı zamanda. Sadece kanun koymanın yasakların uygulanması ya da

BİRA, NARGİLE, ATARİ ŞEYTANIN YUMUŞAK YÜZÜDÜR… Madde kullanımı denilince aklımıza hap, eroin, kokain, esrar vs geliyor. Oysa uyuşturucuya en kolay bali, tiner vs gibi kolay erişilebilen maddelerle başlanıyor. Bu hususlardaki eksiklikler çalışmalarınızı olumsuz etkilediği muhakkak.

Neler yapılabilir? Dediğiniz gibi kimse doğrudan eroine, rakıya, kumara başlamıyor. Az öncede vurgu yapmıştım ectasy, bira, nargile, MP, atari oyunları şeytanın yumuşak yüzüdür. Maalesef kötülük çalışanları bizlerden üç beş adım öndeler; insanlarımızı tuzaklarına düşürmek için böyle sözüm ona az dozajlı mamulleri kullanıyorlar. İnsan bu işlerle alakalanınca çay bile içmekten kaçınıyor; bağımlılık yapacak diye ki el hak yapıyor. Topyekûn mücadele başka çare yok.

Sokak çocukları için ne gibi çalışmalar yürütülüyor, madde bağımlıları sokağa, sokaktakiler madde bağımlılığına yönelirken bu kısır döngüyü bozmak için ne yapabiliriz? Sokak çocuklarına ilişkin birçok kurumun faaliyetleri var. Bunlar ülkenin imkânlarına göre gelişecektir. Ancak hep evdekileri de sokağa bıwww.yesilay.org.tr \

17


Kimse doğrudan eroine, rakıya, kumara başlamıyor. Ectasy, bira, nargile, MP, atari oyunları şeytanın yumuşak yüzüdür. Malesef kötülük çalışanları bizlerden üç beş adım öndeler; insanlarımızı tuzaklarına düşürmek için böyle sözüm ona az dozajlı mamulleri kullanıyorlar. İnsan bu işlerle alakalanınca çay bile içmekten kaçınıyor; bağımlılık yapacak diye ki el hak yapıyor. Topyekûn mücadele başka çare yok.

rakmamak için “Milli İmece”.

MÜCADELEDE OKULLAR ÖNEMLİDİR, ANCAK DİĞER YERLER OKULDAN DAHA AZ ÖNEMLİ DEĞİLDİR. DİVANDA, DERGAHTA, BERZAHTA, MECLİSTE VE MEYDANDA MÜCADELE!.. Bağımlılık üreten maddelerin kullanımında genellikle çocuklar ve gençler hedef alınıyor. Bu kitleye en kolay erişilebilecek yerler ise okullar olarak karşımıza çıkıyor. Okul içi ve çevresinde bu tehlikeyi önlemenin yolu nedir? Mücadelede okullar önemlidir ancak her yer diğerlerinden daha az önemli değildir. “ divanda, dergâhta, berzahta, mecliste ve meydanda” mücadele.

TOPYEKÛN İMECEMİZ BAĞIMLILIĞI BAĞLAYACAK, BLOKE EDECEKTİR…

ne eder ulaşır diye, hayır efendim ulaşamazsa cayar, dikkati başka yere kayar. Tersine erişimin kolaylığı akılda olmayanı akla düşürür. Talebi patlatır. Bu acımasız insanlık düşmanlarına hiç bir şekilde fırsat vermezsek, elleri kolları bağlı kalırlarsa zehirlerinden az etkilenmiş oluruz. Bunun içinde onlardan beş on adım önde olmamız gerek. Giderek artan bilinç ve eylem düzeyimizden iyi yolda olduğumuzu anlıyor ve seviniyorum. Yeşilay gibi gönüllülerin sayı ve etkinliklerinin artması talep rüzgârlarını geri itecektir. Topyekûn imecemiz bağımlılığı bağlayacak, bloke edecektir.

Madde teminini engelleme ve talebi azaltma yolları nelerdir?

Sayın Kaymakamım gayretleriniz için çok teşekkür ederiz.

Okul önlemlerinde verimliliği sağlamak için öncelikle öğretmenlerin bilinçlenmesi gerekiyor galiba? Öğretmenlerimiz gençlerin huzuruna sigara kokusuyla çıkmasalar, onları ağız kokularından korusalar bile önemli bir görev yapmış olacaklar. Toptan bilinçleneceğiz ve uygulayacağız.

Erişimin zorlaştırılması daima talebi azaltacaktır. Hani yanlış bir kanı var ya kişi niyeti bozmuşsa ne yapar

Ali Taşkın BALABAN 1958’de Eskişehir’de doğdu. 1980’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu. 1983’te mesleğe başladı. Yurdumuzun pek çok yerinde kaymakamlık ve vali yardımcılığı görevi yaptı. 2008’den buyana Sarıçam Kaymakamı olarak göreve devam etmektedir. Evli ve çocuklu olan Balaban, yazdığı makaleler, madde bağımlılığı ile gerçekleştirdiği mücadele ve dağ sporlarındaki başarılarıyla da adından söz ettirmektedir.

18

/ 2011 Aralık


Neylan Ziyalar / İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

ÇOCUK İSTİSMARININ ÖNLENMESİ VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ OLARAK YEŞİLAY Çocuğun istismar ve şiddet olarak kabul etmediği davranışlar da istismar tanımı kapsamında olabilir… En geniş anlamı ile çocuk istismarı ve ihmali, çocuğun gelişiminin engellendiği her tür davranıştır. Çocuk istismarı ve ihmali konusunda çok çeşitli tanımlar yapılmış, bazılarında fiziksel hasarlar, bazılarında ise cinsel hasarlar dikkate alınmıştır. Zaman içinde farklı meslek grupları için farklı tanımlar yapıldığı da görülmektedir. Tüm tanımların üzerinde Dünya Sağlık Örgütü’nün 1985 yılında toplanarak yapmış olduğu tanım kanımızca çocuk istismarı ve ihmalini en iyi karşılayan tanımlamadır. Buna göre; “çocuğun sağlığını, fiziksel gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, bir yetişkin, toplum veya ülkesi tarafından bilerek ya da bilmeyerek gerçekleştirilen davranışlar” çocuk istismarı ve ihmali olarak kabul edilir. Bu tanıma göre, çocuğun istismar ya da şiddet olarak algılamadığı ya da yetişkinin istismar olarak kabul etmediği davranışlar da bu tanımın

kapsamı içindedir (WHO, 1985). Çocuk istismarı ve ihmali türleri bakımından incelendiğinde dört temel gruba ayrılır: fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal. Fiziksel istismar, çocuğa karşı somut fiziksel şiddetin uygulanmasıdır. En geniş anlamda, çocukların kazalar dışındaki tüm yaralanmaları bu başlık altında değerlendirilir. Cinsel istismar, psikososyal gelişimini tamamlamamış bir çocuğun bir yetişkinin cinsel uyarımı ya da duyumu için kullanılmasıdır. Duygusal istismar, çocuğun psikolojik gelişimine engel olan ya da psikolojik gelişiminde bozukluğa neden olan her türlü erişkin davranışıdır. Küçümsemek, lakap takmak ve kardeşler arası mukayese yapmak bu davranışın en iyi örnekleridir. Bu davranışlar, çocukları ihtiyaç duydukları ilgiden, sevgiden ve bakımdan mahrum bırakarak psikolojik hasara neden olurlar. İhmal ise çocuğa bakmakla yükümlü kişinin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halidir (Polat, 2001). Çocuk istismarı ve ihmalinin toplumda görülme sıklığına bakıldığında çok geniş bir yelpaze ile karşıla-

şılmaktadır. Farklı yer ve zamanda yapılan araştırmalara göre istismar ve ihmale maruz kalan çocuk sayısının toplumun genel tahminlerinin çok daha üstünde olduğu görülmüştür (Öztürk, 2011). Ayrıca kriminolojik veriler de bu suçlarla ilgili siyah rakamlara dikkat çekmektedirler (Sokullu, 2011).

Şiddet her seferinde yeniden kendisini doğurmaktadır… Yapılan akademik çalışmalar, çocuklarına istismar uygulayanların ortak birtakım özellikler gösterdiğini ortaya koymaktadır. Genç yaşta anne-baba olmak, sosyal destekten yoksunluk, ekonomik sıkıntılar, alkol-madde kullanımı ve anne-babaların kendilerinin de çocukluklarında istismara maruz kalma durumu istismarcı ebeveynlerin ortak noktaları arasındadır. Birey kendi ailesinin içinde tüm sorunların şiddetle çözüldüğünü görmekte ve de sorun çözme yöntemi olarak şiddeti öğrenmektedir. Şiddetin şiddet doğurduğu teorisi, her seferinde yeniden kendini doğrulamaktadır. Toplum içinde çocuk istismarının engellenmesi ve ortadan kalwww.yesilay.org.tr \

19


Birincil önleme, toplumun tümünü genel iyilik hali, olumlu iletişim ve problem çözme yöntemleri hakkında bilgilendirme faaliyetlerini kapsamaktadır. İkincil önleme, risk gruplarını belirleyerek onlar üzerinde gerçekleştirilecek faaliyetlerdir. Üçüncül önleme ise istismarın görüldüğü ailelere verilecek tedavi ve iyileştirme desteklerini kapsamaktadır.

dırılması için yapılan çalışmalar, istismarla mücadelede en etkili yöntemlerin “önleme faaliyetleri” olduğunu göstermiştir. Çocuk istismarının önlenmesinin ilk adımı, istismarın varlığının kabul edilmesi olarak tanımlanabilir (Şahin & Beyazova, 2001). Saldırganlık ve şiddet öğrenilen bir davranış olduğundan zamanında müdahale edilmediği ya da gerekli önlemler alınmadığında uzun dönemde geri dönüşümü olmayan yaralar açabilir. Geleceğin büyükleri olacak çocukların sağlıklı yetiştirmeleri, ebeveynlerin şiddetten uzak onlara model olabilecek olumlu tutum ve davranışlar sergilemeleri ile olasıdır. Şiddetin meşru bir davranış olmasının önlenmesi ve kültürel kabulünün azaltılması için çocuk ve aileler çocuk istismarı, çocuk hakları ve aile içi şiddet konularında bilgilendirilmelidir (Ayan, 2007). Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (BMÇHS) aslında çocuk istismarının önlenmesinde en önemli bağlayıcı metinlerden birisidir. Yalnızca çocukları hakları olan bireyler olarak gören bir anlayış, onları tam olarak anlayıp koruyabilir (Öztürk, 2011). BMÇHS, madde 19: 1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üst20

/ 2011 Aralık

lenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar. 2. Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.

Önleme çalışmalarının temel amacı, yeni istismar vakalarının önüne geçmek, istismarın açığa çıkmasını sağlamak ve istismar sonucu oluşmuş travmaların etkisini en aza indirmektir… Çocuk istismarı ve ihmali, dünyada milyonlarca çocuğu etkileyen bir hak ihlalidir. Çocuklar üzerinde duygusal, bilişsel ve sosyal açıdan olumsuz etkileri vardır ve çocukların yaşamlarında onarılmaz sonuçlara yol açar. BMÇHS, taraf devletlerden her türlü çocuk istismar ve

ihmalini önlemek üzere etkin bir sorumluluk üstlenmesini istemektedir. Çocuklara yönelik istismar ve ihmali önlemek aileden başlayarak toplumun her kesim ve kurumunun sorumluluğundadır (Koman, 2011). Bu amaçla, farklı önleme yöntemleri gündeme gelmektedir. Birincil önleme, toplumun tümünü genel iyilik hali, olumlu iletişim ve problem çözme yöntemleri hakkında bilgilendirme faaliyetlerini kapsamaktadır. İkincil önleme, risk gruplarını belirleyerek onlar üzerinde gerçekleştirilecek faaliyetlerdir. Üçüncül önleme ise istismarın görüldüğü ailelere verilecek tedavi ve iyileştirme desteklerini kapsamaktadır. Tüm bu önleme yöntemleri, istismarın mağdurlarını ve istismarı uygulayanları kapsamakta, gerçek ve potansiyel fail ve mağdurlar ile istismara tanık olan kişileri de değerlendirmeye almaktadır. Hiç şüphesiz ki genel topluma yönelik birincil önleme ile risk gruplarına yönelik ikincil önleme uzun vadede en etkili sonuçları verecektir (Amann & Wipplinger, 1998). Önleme çalışmalarının temel amacı, yeni istismar vakalarının önüne geçmek, istismarın açığa çıkmasını sağlamak ve istismar sonucu oluşmuş travmaların ve travmayı takip eden uzun dönem etkilerinin en aza indirgenmesini sağlamaktır. Bu amaçla, yukarıda sayılan önleme yöntemleri çerçevesinde çeşitli


programlar uygulanabilir. Türkiye’de 2011 Mart ayında Çocuk Vakfı’nın öncülüğünde yayınlanan ve 2012-2016 yıllarını kapsayan “1.Türkiye Çocuk Hakları Stratejisi”nde, çocuğa yönelik destek ve koruma hizmetleri konusunda ailelere, topluma ve ülkeye düşen görevler olduğu vurgulanmaktadır. Stratejiler kapsamında ele alınan “aileye ve çocuğa yönelik destek ve özel koruma hizmetleri”, ihmal ve istismar mağduru çocuklar ile her türlü madde kullanımı ya da madde bağımlılığından korunması gereken çocuklara yönelik sağlık ve eğitim hizmetlerini kapsamaktadır. Bu anlamda hedeflenen eylemler; çocuğun öncelikle aile ortamında yaşaması ve gelişebilmesi için eğitim kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, medya ve sivil toplum kuruşları işbirliği ile aileye destek hizmetlerinin geliştirilmesi ve koordine edilmesidir.

lıkları incelenmiş ve alkol-madde kullanımı ile kumar oynama alışkanlığının, aile içi şiddet gösteren kişilerin % 30’dan fazlasında mevcut olduğu görülmüştür. Nitekim Öztürk (2011) de alkol ve uyuşturucu madde kullanan anne-babaların çocuklarını istismar etmelerine çok sık rastlandığını bildirmektedir. En hafif haliyle bu ailelerde çocuk sık sık dövülmekte ve duygusal istismara uğramaktadır. Alkol ve uyuşturucu maddelerin ruh yapısına olan olumsuz etkileri nedeniyle bu kişilerde ani öfke patlamaları ve kişilerarası sınırların kaybı söz konusu olmakta, bu durum ise istismar için yüksek risk oluşturmaktadır. Alkol

ve madde kullanımının çocuklarına istismar uygulayan anne-babaların önemli bir bölümünün ortak özellikleri arasında yer aldığı göz önüne alındığında YEŞİLAY’ın kendi faaliyetleri doğrultusunda çocuk istismarının önlenmesine de dolaylı katkıları açık biçimde görülmektedir.

KAYNAKLAR - Amann, G., Wipplinger, R. (1998) Praevention von Sexuellen Missbrauch-Ein Überblick, Sexueller Missbrauch, Tübingen: dgvt-Verlag. - Ayan, S. (2007) Aile İçinde Şiddete Uğrayan Çocukların Saldırganlık Eğilimleri, Anadolu Psikiyatri Dergisi, 8: 206-214. - Koman, E. (2011) Çocuklar İçin Daha İyi Bir Dünya Talebi: Çocuk Hakları, Çocuk Hakları Açısından Çocuk İhmali ve İstismarı, İstanbul: Çocuk Vakfı Yayınları. - Öztürk, M. (2011), Çocuk İhmali ve İs-

Yeşilay’ın da kendi faaliyetleri doğrultusunda çocuk istismarının önlenmesine dolaylı katkıları açık bir şekilde görülmektedir… Tüm toplumun olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çocuk istismarını önleme konusunda önemli sorumlulukları vardır. YEŞİLAY yaklaşık bir asırdır alkol, madde ve sigara bağımlılığı gibi toplumun beden ve ruh sağlığını tahrip eden zararlı alışkanlıklarla mücadele etmektedir. Kanaatimizce bu güne kadar yapmış olduğu faaliyetler ile dolaylı çocuk istismarını önleme çalışmalarıyla ilgili destekleyici faaliyetler gerçekleştirmiştir. Ünver (2003) tarafından yapılan bir araştırmaya göre aile içi şiddet uygulayanların olumsuz alışkan-

tismarı, Çocuk Hakları Açısından Çocuk İhmali ve İstismarı, İstanbul: Çocuk Vakfı Yayınları. - Polat, O. (2001) Çocuk ve Şiddet, İstanbul: Der Yayınları. - Sokullu Akıncı, F. (2011) Kriminoloji ve Hukuk Açısından Çocuk İhmali ve İstismarı, 1. Türkiye Çocuk Hakları Kongresi Yetişkin Bildirileri Kitabı-2, İstanbul: Çocuk Vakfı Yayınları. - Şahin, F. Beyazova, U. (2001) Çocuğun Şiddetten Korunma Hakkı, Milli Eğitim Dergisi, 151. - Ünver, Y. (2003) Türkiye’de Aile İçi Şiddetin Boyutları, Nedenleri ve Çözüm Önerileri, Suçla Mücadele Bağlamında Türkiye’de Aile İçi Şiddet Ülke Çapında Kriminolojik-Vitimolojik Alan Araştırması ve Değerlendirmesi, İstanbul: Beta Yayınları.

www.yesilay.org.tr \

21


Muhammet Öztabak / Uzm. Psikolojik Danışman

HAYIR DİYEBİLME BECERİSİ “Evet” ve “hayır”. “Kabul” ve “ret”. Hayatımızın her anında karşımıza çıkabilecek iki seçenek. Yolumuz çatallaştığında, ikilemde kaldığımızda, seçeneklerden birini tercih etmemiz gerektiğinde bir karar vermemiz gerekir. Aldığımız her karar hayatımıza yeni bir rota çizer, yeni bir yol alırız. Reddetmek ve reddedilmek. Her ikisi de zordur ve insanı zorlar. Fakat bu zıtlıklar, ikiz kardeş gibi hayatta beraberdirler. Bir işe bin kişi başvurur, birisi işe alınır, diğerleri reddedilir. Bir kıza bin kişi talip olur, birisi damat olur. Günlük hayatta, hayır demenin evet demekten daha zor olduğuna şahit olmaktayız. Karşımızdakini kırmamak, üzmemek, memnun etmeye çalışmak için evet deyiveririz. Şimdi hayır dersem gücenir sonra aramız bozulur veya eğer hayır dersem bir daha benle konuşmaz gibi sebeplerle ağzımızdan evet çıkıverir. Kanka, çek bir fırt… Abi, bundan ne çıkar ki… Bir kereden bir şey olmaz… Gel takılalım, çok eğleneceksin… Kız mısın oğlum, amma naz yaptın 22

/ 2011 Aralık

ya… Pek çok gencin karşılaştığı, bu tip arkadaş tekliflerine veya ısrarlarına, genç hayır diyemiyorsa zararlı alışkanlıklara da davetiye çıkartmış olmaktadır. Bir başka açıdan bakarsak, sigara, alkol veya uyuşturucu gibi madde kullanan gençlerin reddetme becerilerinin olmadığı görülmektedir. İtiraz etmeyen, fikirlerini açıkça dile getiremeyen, herkesi düşünen, kimseyi kıramayan özellikte kişilik yapısına sahip gençler zararlı alışkanlık ağına daha çabuk düşmektedirler.

YERİNDE VE ZAMANINDA “HAYIR” DİYEBİLME BECERİSİNE SAHİP GENÇLERİN AKRAN BASKISINA MARUZ KALMADIKLARI BELİRLENMİŞTİR… Ergenlik dönemi, gencin bedensel, bilişsel, duygusal ve sosyal yönlerden değiştiği, yeni bir kimlik ve kişilik kazanımı içinde olduğu, bağımsızlığını kazanma çabası içine girdiği, ailesinden çok arkadaşları ile yakın ilişkiler kurduğu bir dönemdir. Arkadaş çevresi, gencin dünya görüşünü, giyim tarzını, konuşma biçimini, değer yargılarını şekillendirir.

Gençler, bir gruba ait olma, arkadaşları tarafından onaylanma ve kabul edilme, adam yerine konma ihtiyacı duyarlar. Gruptan dışlanmaya, arkadaşları tarafından dalga geçilmesine, küçümsenmeye tahammül edemezler. Genç, bu olumsuzlukları yaşamamak için zaman zaman kendisiyle ters düşen isteklere boyun eğer. Akran baskısı, bu yaşlarda sıkça görülen ve zararlı alışkanlıklara adım atmada önde gelen etmenlerden biridir. Genç, kendi isteği dışında bir davranışı yapmaya zorlanır. Bu davranışı yapması grup tarafından doğrudan söylenebildiği gibi grup içinde kalabilmesinin ancak o davranışı yapmasıyla gerçekleşeceğinin hissettirilmesi şeklinde dolaylı olarak da olabilir. Yerinde ve zamanında hayır diyebilme becerisine sahip gençlerin akran baskısına maruz kalmadıkları belirlenmiştir. Hayır diyebilmek öğrenilen bir sosyal beceridir. Hayır diyememenin temelinde, ebeveyn tutum ve davranışları yatmaktadır. Çocukların bize itiraz etmemesini, bizim her dediğimizi yapmasını, bizim gibi olmasını istiyoruz. Çocuğun bizden farklı bir birey olduğunu, onun da


Sınırlarınız belli olsun. Hayattaki hedefleriniz net olsun. Objektif olun, her zaman duygularınıza yenik düşmeyin.

seçme hakkı olduğunu, dinlenilmesi ve fikirlerini söylemesine fırsat tanınması gerektiğini unutuyoruz. Bize hayır dediğinde veya itiraz ettiğinde hemen sinirlenip tepki gösteriyoruz. Çocuğumuzun hayır deme hakkını es geçiyoruz. Net çizilmeyen sınırlar, ihlalleri doğurur. Evde, okulda, işte, evlilikte, arkadaşlıkta dengeli ve tutarlı çizilen sınırlar, hem insanın kendisini kontrol etmesini hem de diğerlerinin kendisine karşı kontrollü davranmasını, ayrıca insanlara karşı empati yaparak duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmayı sağlar. Net sınırlar içinde özgürce hareket imkânı verilen çocuk ve gencin kendisine güveni ve saygısı artar, kurallara uymayı öğrenir ve sınırları daha az zorlar. Gençlere kendisini ifade etme fırsatı tanınmalı ve kendisini nasıl ifade edeceği öğretilmelidir. Genç, karşısındaki kişiyi suçlamadan, doğru bir şekilde duygu ve düşüncelerini karşısındaki insana anlatabilmelidir. “Ben dili” burada etkili olabilir. Ben dilinde, davranış hakkındaki duygumuzu, bizde bıraktığı etkiyi, düşüncemizi ve arzumuzu net bir biçimde ifade ederiz. Örneğin; konuşmama müdahale ettiğin zaman (davranış) çok sinirleniyorum (duygumuz). Çünkü dinlenilmediğimi ve önemsenilmediğimi hissediyorum (bizdeki etkisi). Söz almadan önce beni sabırla dinlemeni tercih ederim (arzumuz). Karşınızdaki insanın size bir şey teklif etme, sizden bir şey isteme hakkı olduğu gibi sizin de bu teklifi geri çevirme, hayır deme hakkınız olduğu hiçbir zaman unutmayın.

Karşınızdaki kişinin istekleri sizi sıkıntıya sokuyor mu, beklentilerinizi karşılıyor mu, değerlerinize aykırı mı gibi soruları kafanızda değerlendirerek cevabınızı verin. Evet demek bir zorunluluk değildir. Muhatabımıza hayır demek, kişinin bizatihi şahsına hayır demekle, kişiyi reddetmekle eş tutulmaktadır. Bazen bir hayır, bütün ilişkilerin bozulmasına, küskünlüğe dargınlığa yol açmaktadır. Hayır demekle, bir anda kendini düşünen, egoist, merhametsiz bir insan oluverirsiniz. Hâlbuki hayır demekle, muhatabımızın isteğine hayır diyoruz, şahsına değil. Yani ben seni seviyorum, değer veriyorum fakat bu isteğini karşılayamayacağım, bu sebeple bu isteğine hayır diyorum, demek istiyoruz.

SİZE SUNULAN TEKLİFİ GERİ ÇEVİRME HAKKINIZ OLDUĞUNU SAKIN UNUTMAYIN!.. “EVET” DEMEK BİR ZORUNLULUK DEĞİLDİR. Sevilen insan olmanın yolunun herkese evet demekten geçtiği zannedilir. “Hayır” insanı yalnızlaştıran, “evet” ise başkalarına yaklaştıran bir tutum olarak görülür. Aslıdan her şeye evet dersek belli bir süre insanlara yaklaşabiliriz, hatta insanlar bizden çok da memnun olurlar. Fakat uzun vadede insanların bize bakışı veya bizim imajımız nasıl olacaktır? Çok seviliriz diye her şeye evet diyerek çıktığımız bu yolda gerçekten saygı duyularak sevilir miyiz? Tam tersine zamanla, kendimize karşı saygımız azalır, hiçbir ilkemiz kalmaz, insanlar bizi dikkate almazlar, sürekli ricalara maruz kalıp emiroğlanına döneriz.

DAHA KOLAY HAYIR DİYEBİLMEK İÇİN… Daha kolay hayır diyebilmek için, eğer doğrudan hayır diyemiyorsanız, düşünmek için biraz süre isteyebilir ve kararınızı daha sonra bildireceğinizi söyleyebilirsiniz. Örneğin, nazik davetiniz için çok teşekkür eder, toplantımdan ötürü gelemeyeceğimi üzülerek bildirmek isterim. Hayır diyebilmek için şu yöntemi de deneyebilirsiniz; önce sizden istenileni kendi cümlelerinizle Tekrar edin, sonra neden kabul etmediğinizi gerekçenizle birlikte belirtin ve son aşamada hayır cevabınızın karşınızdaki kişi tarafından kabul edilebilmesini kolaylaştıracak ifadeler kullanın. Örneğin, şundan kullanmamı mı istiyorsun? Hayır, istemiyorum çünkü bana zarar verebilir, zaten kokusu da hiç hoş değil, midemi bulandırıyor. Hayır demek için şu cümleler de işinizi kolaylaştırabilir; benim için hiç uygun değil, bunu tercih etmiyorum, bu durum beni rahatsız ediyor, bu benim başımı belaya sokar, bu konuda seni bir başkasına yönlendirebilirim, bu benim sorumluluğumun dışında… Bir kere hayır dedikten sonra konuşmayı çok uzatırsanız kararınızdan tavizler verme riskiniz artabilir. Kısa ve net olun! Hayır deme egzersizleri yapın. Hayır demek için aşırı dolambaçlı ifade şekillerinden kaçının. Hayır’ınızın arkasında dimdik durmasını bilin. Sınırlarınız belli olsun. Hayattaki hedefleriniz net olsun. Objektif olun, her zaman duygularınıza yenik düşmeyin. www.yesilay.org.tr \

23


Hatice Saadet Kalyoncu / Tüketiciler Birliği Genel Bşk. Yrd.

GAZOZLARDA ALKOL MÜ VAR? 2006 yılının Kasım ayında Tüketiciler Birliği olarak, “Gazozlarda alkol var!” başlığı adında piyasayı da oldukça sarsacak bir haberi kamuoyu ile paylaşmıştık. Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile ilgili olarak çıkarılan Alkolsüz İçecekler Tebliği’nde “Alkolsüz içeceklerde etil alkol miktarının en çok 5.0 g/l olabileceği” yazılmaktaydı ve alkolsüz içeceklere ilişkin bir hukuki metinde, alkolsüz diye sunulan içeceklerde bile alkol bulunmasına cevaz veren bu düzenleme dikkatimizi çekmiş ve konu ile ilgili olarak bir çalışma başlatmıştık. Öncelikle piyasada satılan gazozların etiketleri incelenmiş, hiç birinde alkol ile ilgili bir bilgi olmadığını görmüştük. Akabinde çeşitli marketlerden on ayrı marka gazoz alarak, gazozların içeriğinde alkol olup olmadığının tespiti için Gebze’de bulunan TÜBITAK Marmara Araştırma Merkezi’ne başvurmuş, “IFFJ modifiye rebelin metodu,1983” yöntemiyle etil alkol analizi yaptırmıştık. Sonuç; istisnasız hepsinde değişen oranlarda alkol olduğuydu. Etil alkolün gazozlarda “ara çözü24

/ 2011 Aralık

cü” olarak; yağ cinsinden olan ve suda çözünmeyen, gazozlara tat ve koku verici esansların çözünmeleri için kullanılmakta olduğunu öğrendik. Kullanılan etil alkol üretim sürecinde kimyevî bir değişime uğramamakta ve aslî unsuru olan “alkol” olma özelliğini yitirmemekte ve üretiminde maliyeti düşük olması nedeniyle tercih edilmekteydi. Etil alkol yerine alternatifler vardı ama maliyeti arttırıyorlardı. Öte yandan tüm gazozlarda alkol vardı ama olmasına rağmen etiketlerinde etil alkol bulunduğuna ilişkin tek bir uyarı da yoktu. Açıklama gerçekten bomba etkisi yaptı. Günlerce, haftalarca ve hatta aylarca konuşuldu, hala konuyla ilgili derneğimizi arayan tüketiciler

olur. Uzunca bir zaman gazoz içmenin caiz olup olmadığı da tartışıldı. Biz bir tüketici derneğiydik ve içinde alkol bulunan bir gazozun içilip içilmeyeceği hakkında fetva vermek bizim işimiz değildi, bizim işimiz “Tüketicinin temel hakkı olan “bilgilenme hakkı”nın ihlâl edilip edilmediği, tüketicilerin yanıltılıp yanıltılmadığıydı. Alkolsüz İçecekler Tebliği’nde belirtilen sınırın altında bulunmakla birlikte içeriğe ilişkin tüm bilgilerin eksiksiz olarak tüketiciye sunulması, tüketicinin temel ve evrensel haklarından biri olan bilgilenme hakki gereğidir ve bu hak gazozlarda apaçık ihlal edilmişti. Hayatımızın devamlılığı için en önemli eylemlerden biri de beslenmedir. Daha anne rahmindeyken başlayan beslenme son nefesimize kadar yaptığımız bir gereklilik. Tüm ömrümüz boyunca gıdaları tüketiyoruz. Peki, tükettiğimiz gıdaların ne olduğunu ne kadar biliyoruz? Tüketiciler, gıda alışverişlerinde ne aldıklarını, aldıkları ürünlerin ne içerdiğini bilmek zorundadırlar. Bu hepimizin hakkıdır. Aldığımız


Kullanılan etil alkol üretim sürecinde kimyevî bir değişime uğramamakta ve aslî unsuru olan “alkol” olma özelliğini yitirmemekte ve üretiminde maliyeti düşük olması nedeniyle tercih edilmekteydi. Etil alkol yerine alternatifler vardı ama maliyeti arttırıyorlardı. Öte yandan tüm gazozlarda alkol vardı ama olmasına rağmen etiketlerinde etil alkol bulunduğuna ilişkin tek bir uyarı da yoktu.

ürünlerin etiketlerinde ne içerdiklerine bakıyoruz ama bu etiketlerin ne derecede eksiksiz olduğunu bilemiyoruz. Kimileri için bir litrede 5 gr etil alkol dikkate alınmayacak bir miktar olabilir, kimileri içinse var veya yok olması önem arz eder. Bu etiketi basanın keyfiyetine göre belirlenecek bir şey olmamalı ve eksiksiz olarak tüm alıcılarını en geniş anlamda tatmin edici olmalıdır. Bu sadece bakkal ve market raflarında satın aldığınız gıdalar için değil, tüm tükettiğiniz gıdalar için olmalı. GDO konusunda, alkol konusunda, kalori konusunda, aklınıza gelebilecek bizi etkileyen veya yaşamınızdaki hassasiyetlerinizi içeren her konuda doğru bilgiyi edinebilmeliyiz. Üç dört ay önce İstanbul’un lüks ve bilindik restoranlarından birine arkadaşımla yemeğe gittik. Balık çorbası ve yiyeceğimiz diğer şeyleri sipariş ettik. Garson bize içecek olarak alkollü alkolsüz ne alacağımızı sordu. “Biz alkol kullanmıyoruz” deyince garson, “sipariş ettiğiniz balık çorbasında alkol var” diye bizi uyardı. Şok olduğumu tahmin edebilirsiniz. Kimin aklına gelebilir ki balık çorbasında alkol olup olmadığını sormak? Tiramisu denilen tatlının orijinalinde alkol bulunur, bu sebeple bir yerde bu tatlı bana ikram edilmişse, içinde alkol olup olmadığını sorarım ama balık çorbasını sormak

şimdiye değin hiç aklıma gelmemişti. Ya biz alkol kullanmayan kişiler olduğumuzu söylemeseydik, ya garson bu sözden yola çıkarak hassasiyetimize saygı duyup bizi çorba konusunda uyarmasaydı? Dünya Sağlık Örgütü uzun zamandır alkol ve sigara ile mücadele ediyor. Biz de ise senelerdir Yeşilay, hayatımıza bin bir çeşit bahanelerle sokulmaya çalışılan alkol konusunda bir söz söyleyecek olsa, “gerici, yobaz” gibi kelimelerle itham ediliyor. Dün acısından içen film karakterleri, sonrasında mutlu gün kutlamaları derken bugün evlerine girer girmez, yemekten önce iki duble bir şeyler diyerek alkol alıyor. Acı gün, mutlu gün derken, yok rahatlamak için, yok unutmak için diyerek özendirilmeye çalışılan alkol, en sonunda “ucuz çözücü” diye veya sanki onsun olmazmış gibi önümüze sunulan yemeklerin içine konularak hayatımıza sokuluyor gizliden gizliye. İşte sorun burada yatıyor, gizliden gizliye olmasında. Siz bir yerlere çıkıp, “gençler, çocuklar için içebildiğiniz kadar” deseniz kıyamet kopar ama eğer bunu, harbi delikanlılık veya mutlu günlerin vazgeçilmesi diye sunup olağanlaştırırsanız bunun hiçbir sakıncası görülmez, görenler de dışlanır veya fişlenir. Herkesin hayat tercihleri kendine derken, alkolü “su” gibi normal algılatmaya çalışan bu çivisi çıkmış yaklaşım, artık sofralarda önümüze onu

olmazsa olmaz diye koyuyor. İçene kadehte, içmeyene çorbada… Türkiye’nin en güçlü derneklerinden biri olan Tüketiciler Birliği’nin esas amacı alkol ile savaşmak değil elbette ama tüketicilerin neyi tükettiklerini bilmeleri konusu, üstlendiği ana misyonlardan biri. Aleni veya gizlice hayatımıza sokulmaya çalışılan her türlü bağımlılıkla gelecekleri tüketilen insanlara “bilgilenme hakları” olduğu gerçeğini anlatmak, bu konuda toplum bilincini geliştirmek ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamak bizim odaklandığımız temel çalışma alanlarımızdandır. İçtiğimiz çorbada alkol olduğunu, menüsünde yazmayan veya bunu müşterisine bildirmeyen işletme, tüketicileri yanıltmakta ve aklı başında olan tüm dünya kuruluşlarının karşı çıkıp savaş açtığı bağımlıkları desteklemektedir, buna kimsenin hakkı yoktur. Öyleyse, özellikle gıda tüketiminde bilgilenme hakkı yasal düzenlemelerle korunmalı, öncelikle de ister inançları gereği isterse de sağlıklı yaşam sürme istekleriyle alkolden uzak durmaya kararlı olan tüketicilerin aldatılması engellenmelidir. Bizler yaşamak için gıda tüketiriz, özgür bir yaşam isterken bağımlılık içeren hiçbir şeyin, hele hele bilgimiz dışında önümüze sunulmasını kabul edemeyiz.

www.yesilay.org.tr \

25


Muhammet Aydın / Rehber Öğretmen

Okul ve Çevresinde Çocukları Uyuşturucudan Korumak CANİ MADDELER Sigara, alkol, uyuşturucu, esrar, eroin, kokain ve adı sanı garip nice madde insanın insanlığından eksilten, kullanımı arttıkça insanlığını azaltan maddelerdir. Bunlar yaşı ne olursa olsun her insanı yaralayan ve giderek daha bağımlı hale getiren, insanlıktan çıkmış canilerin para kazanma adına insanlara enjekte ettikleri yavaş yavaş öldüren cinayet malzemeleridir. Maalesef bu cinayet günümüzde en olmaması gereken yerlere, okullara sirayet etmiş, henüz hayata ilk adımlarını atan çocuklarımızı tehdit eder hale gelmiştir. Çocuklarımız okullarda ahlakı ve erdemi öğrenmek yerine tam tersine ahlaksızlığı, bağımlılığı farklı olmak adına yaşanmaya çalışan, insan fıtratına uzak davranışları öğrenmektedir. Elbette ki hiçbir öğretmen ve hiçbir müfredat bunları öğretmez. Ancak şu çelişki zihinlerimizin karışmasına yetmektedir. Çocuklarımızın bu maddelere okul veya okul çevresinde başlıyor olması var olan birçok araştırmada acı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle lise çağındaki çocuklarda daha fazla öne çıkan bu durum sor26

/ 2011 Aralık

gulanmayı gerektirmektedir. Peki çocuklarımızı okul ve okul çevresinde uyuşturucudan vb. maddelerden uzak tutmak için ne yapmalıyız? Değerler Sistemi Üzerine Eğitim Aslında temelde yapılması gereken şey çocuklarımızı inanç temelli değerler silsilesi üstüne yetiştirmektir. Çünkü yapılan çalışmalar göstermiştir ki insanlara değerleri en çabuk benimseten ve en çok kabul ettiren şey dindir. Ve kaynağını ilahi olandan alan hiçbir din insanlara kötülüğü öğütlemez. Dolayısıyla okulda, toplumda, ailede her yerde erdemli bir ahlaki değer sistemi geliştirmeliyiz. Böyle bir anlayışla yetişen çocuk kimsenin olmadığı bir ortamda bile inancın vicdana yaptığı baskıyla yani Allah korkusuyla kötülüğe yaklaşmaktan kaçınacaktır. Okul Ailede Başlar Bilinmesi gereken diğer konu ise okulun ailede başladığıdır. Dolayısıyla ailenin çocuğu yetiştirme şekli, ailenin yapısı (parçalanmış aile, aile içi şiddet vb.) durumlar çocuğu maddeye yönelten etmenler olarak ortaya çıkmaktadır. Ailelere düşen görev bu noktada çok büyük önem

arz etmektedir. Aileler çocukları herhangi bir nesne gibi değil de Allah’ın kendilerine verdiği bir emanet gibi algılayıp bu bilinçle yetiştirirler ise çocuk kötü olana meyletmekten kaçınacaktır. Maalesef günümüzde aileler çocukları bir sınav makinesi, sadece dersleri başarıyla geçen ve üniversiteyi veya iyi bir liseyi kazanan makineler olarak yetiştirmeyi tercih etmektedirler. Ailelerin çocuklarıyla yaptıkları sohbet deneme sınavlarında kaç net yaptığı ve derslerinin nasıl olduğunun ötesine çok fazla geçememektedir. Bu durum bir müddet sonra ailenin hemen yan odada bulunan çocuğunun neler yaptığından habersiz hale gelmesine yol açacak bir yapay iletişime dönüşmektedir. Aileler ne yapmalıyı maddeleştirirsek; 1. Aileler çocuklarını inanç temelli değerler sistemi üzerine yetiştirmelidir. 2. Örnek olmalıdır. Sigara içen bir babanın evladına sigara içmemesini tavsiye etmesi doğrudur. Ancak ahlaki değildir. Çünkü çocuklar ilk olarak anne-babayı örnek alırlar. 3. Çocuklarının okulda neler yaptı-


Okul ailede başlar. Dolayısıyla ailenin çocuğu yetiştirme şekli, ailenin yapısı (parçalanmış aile, aile içi şiddet vb.) durumlar çocuğu maddeye yönelten etmenler olarak ortaya çıkmaktadır. Ailelere düşen görev bu noktada çok büyük önem arz etmektedir. Aileler çocukları herhangi bir nesne gibi değil de Allah’ın kendilerine verdiği bir emanet gibi algılayıp bu bilinçle yetiştirirler ise çocuk kötü olana meyletmekten kaçınacaktır. Maalesef günümüzde aileler çocukları bir sınav makinesi, sadece dersleri başarıyla geçen ve üniversiteyi veya iyi bir liseyi kazanan makineler olarak yetiştirmeyi tercih etmektedirler. ğından ve arkadaş çevresinden haberdar olmalıdır. Çünkü çocukları bu duruma iten en önemli unsur akran baskısıdır. 4. Ona ve düşüncelerine değer vermelidir. Ailede değerli olduğunu bilen birey aile ile birlikte olmaktan mutluluk duyar. 5. Okul giriş saatlerine göre çocukları okula göndermeli ve çıkış saatine göre eve gelmesini beklemelidir. Okuldan geç gelen çocuklardan şüphelenilmeli ve hissettirmeden takip edilmelidir. 6. Okul ile sürekli iletişim içinde olunmalıdır. Çocuğun devamsızlık durumu takip edilmelidir. Habersiz derse gitmediği günler onunla konuşulmalıdır. 7. Okula en azından ayda bir gidilmeli ve öğretmenleriyle görüşülmelidir. Ailesinin okula geldiğini gören çocuk davranışlarını her zaman kontrol etmek eğiliminde olacaktır. Öğretmenlerden farklı bir şey duyulduğunda çocuğa kızmadan bir yetişkin gibi sohbet edilmeli değişikliğin nedenini anlayarak yardımcı olmaya çalışılmalıdır. 8. Madde kullanımı konusunda bilgilenilmelidir. Madde kullanan kişilerin ne tarz davranışlar sergilediğini öğrenmelidir. Örnek Öğretmen Çocukları zararlı alışkanlıklardan

korumanın diğer en önemli unsuru okul ve dolayısı ile öğretmenlerdir. Öğretmenler öğrencileri diğer öğrencilerle yarıştırmak yerine onlara eğitim veren kişiler olmak zorundadır. Maalesef günümüzde öğretmenler işin öğretim boyutuna fazlaca eğilmekte eğitimi ıskalamaktadırlar. En iyi öğrenci en yüksek notları alan ve deneme sınavlarında en çok soru çözen öğrenci olarak düşünülmektedir. Bu noktada öğretmenler eğitime yönelmeli eğitim bilinçlerini yenilemeli aklın ve nefsin eğitilmesine önem vererek kalbi reform yapmalıdır. Yani öğretmen öğrencinin notlarından çok daha önce kalplerine dokunmalıdır. Çocukların notlarına değil gözlerine, yaşam hikâyelerine odaklanmalı ve onlara örnek olmalıdır. Yine maalesef ki günümüzde bir çok öğretmen çocuklara neler yapması gerektiğini söylemekte fakat onlara örnek olacak davranışları sergilememektedir. Öğretmen evi diye yapılan kurumlarda kitaptan çok okey takımları bulunmakta bu masalarda da doğal olarak öğretmenler oturmaktadır. Öğretmenlik mesleği kişiye sorumluluklar yükleyen bir meslektir. Her öğrenciyi fark etmeyi gerektiren onların duygularını, yeteneklerini ve kişiliklerini geliştiren bir meslek olmalıdır. Eğer böyle olmaz ise sınıfta akademik anlamda başarılı çocuk-

lar öne çıkar diğer çocuklar ise silik fark edilmeyen kişilikler olarak kendilerinin fark edileceği ortamlara yönelirler. Bu noktada da gencin kendini fark ettirdiği yer çoğu zaman şiddet, alkol, uyuşturucu gibi insan tabiatını bozan şeylerdir. Öğretmenlerin çocukları kötü alışkanlıklardan korumada yapması gereken en önemli şey onları bir vicdan ve değerler sistemi üzerine yetiştirmeye çalışmalarıdır. Çünkü değerleri ve ahlakı olmayan birey adalet duygusunu yitirir, kötülüğe yönelir ve insanlığı eksilmeye başlar. Öğretmenler aile ile işbirliği içinde olmalıdır. Öğretmenler öğrencilerdeki davranış değişikliklerini aile ile paylaşmalı ve tedbir almalıdırlar. Okula sürekli geç gelen veya devamsızlık yapan öğrencileri ailelerine bildirmelidir. Öğretmenler çocuklar üzerinde çoğu zaman aileden daha etkilidir. Bu yüzden öğretmen söylem ve eylemleri ile örnek olmalıdır. Öğretmenler madde bağımlılığı konusunda bilinçlenmeli, madde kullanan birey davranışlarını bilmelidir. Her öğrenciye değerli olduğunu hissettirmelidir. Öğretmenler çocukların olumlu davranışlarını hemen onaylamalı ve çocuğun iyiye güzele ve ahlaki olana yönelik cesaretini artırmalıdır. Arkadaş ilişkilerini gözlemlemeli ve akran baskısının negatife www.yesilay.org.tr \

27


Öğretmen öğrencinin notlarından çok daha önce kalplerine dokunmalıdır. Çocukların notlarına değil gözlerine, yaşam hikâyelerine odaklanmalı ve onlara örnek olmalıdır. Yine maalesef ki günümüzde bir çok öğretmen çocuklara neler yapması gerektiğini söylemekte fakat onlara örnek olacak davranışları sergilememektedir.

doğru yöneldiği durumlarda gerekli eğitim çalışmalarını yapmalıdır. Özgüven gelişimini sağlayacak çalışmalar yapmalıdır. Güvenli Okul Öncelikle okul öğrenci için güvenli bir ortam olmalıdır. Buradaki güvenlikten kasıt çocuğun sığınacağı bir liman bir şefkat yuvası manasındadır. Okul değerler sisteminin verildiği en önemli kurum olmalıdır. MEB son yıllarda değerler eğitimi üzerine çalışmalara başlamıştır. Ancak bu eğitim bir inanç temeli üzerine oturduğunda sağlam bir şekilde vücut bulacaktır Elbette ki devlet de çocukları zararlı alışkanlıklardan korumak adına her tedbiri almalıdır. Polisiye tedbirlerden tutun da eğitimde reforma kadar her türlü çalışmayı yapmalıdır. Okulların çevresinde kahvehanelere ve oyun salonlarına

28

/ 2011 Aralık

izin vermemelidir. Mümkünse büyükşehirlerdeki her okula polis konulmalıdır. Bu polis işinde uzman, çevresinde olup bitenleri gözleyen biri olmalıdır. Çocukların yanında onlara zarar vereceğini düşündüğü kişiler gördüğünde gerekli tedbirleri almalı, o kişileri okul çevresinden uzaklaştırmalı ve okul yönetimi ile işbirliği içine girerek çocuklara gerekli rehberliği yapmalıdır. Okullar öğrenciye yeten kurumlar olarak yapılandırılmalıdır. Spor alanları yeterli olmalı, sosyal kulüp yapılanmaları öğrencinin ihtiyacını karşılar nitelikte olmalıdır. Bu çalışmalar okul ders saati dışında da gerçekleşmeli öğrenciler ilgi ve yeteneklerine göre sosyal faaliyette bulunmalı, bedeni ve ruhi gelişimini sağlamalıdır. Okullarda yapılan en büyük yanlışlardan biride zararlı maddeler anlatılırken çocuklara her yönüyle

anlatılmaktadır. Öncelikle okulda böyle bir şey yok ise ve okul bundan emin ise bu konu öğrencilerle paylaşılmamalıdır. Çünkü çocukların zihninde olmayan bir şey hatırlatılarak dikkat çekilmemelidir. Böyle bir durum hissedildiğinde bu maddelerin nasıl maddeler olduğu değil de, zararları üzerinde durulmalı insan beynine ve vücuduna yaptığı tahribattan söz edilmelidir. Aksi takdirde bu maddelerin başlangıçta insana sağladığı hisleri çocuk yaşamak isteyebilir. Bu da telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir. Sonuç olarak baktığımızda aslında hayat bir bütündür. Bu bütünlüğün bir noktasındaki bozulma diğer noktalara da sirayet etmektedir. Ve bütün bir hayatı değerler sistemi üzerine inşa ettiğimizde istenilen ideal topluma doğru yol alabiliriz. Unutmayalım ne ekersek onu biçeriz…


ÇOCUKLARINIZDA BAĞIMLILIĞI NASIL ENGELLERSİNİZ? Modern zamanlarda ebeveynlerin çocukları hakkındaki en önemli kaygılarından biri de onların nasıl bağımlılıklardan uzak bir yaşam süreceği meselesidir. Birçoğumuz çocuklar üzerinde aldığımız sert tedbirlerin onların hayatlarında olumlu neticeler verip vermeyeceğini merak ediyoruz. Aşağıda sunulan bir kısmı kanıtlanmış öneriler bize etkili bir anne-baba, çocuk ilişkisinde bağımlılıkları nasıl önleyeceğimizi göstermektedir.

Kendiniz Örnek Olmalısınız Sizin bağımlı bir davranışınız varsa bu, çocuğunuzu da bağımlılık riski altına sokmaktadır. Anne-baba davranışı çocuğun hayatını en çok etkileyen faktördür. Anne-baba bağımlılığının çocuğun bağımlılığını etkilediğine dair kanıtlanmış çok sayıda veri bulunmaktadır. Çocuğa, aslında hiç de etkili olmayan “dediğimi yap, yaptığımı yapma” demektense kendi yaşantınızla örnek olarak onun iyi şeyler yapma ihtimalini arttırın.

Sınırları Belirlemede Tutarlı Olmalısınız

Günümüzde ebeveynlerin çocuklarla ilişki trendi sıkı disiplinci bir anlayıştan daha özgür bir anlayışa evirilmektedir. Şunun bilinmesi gerekmektedir ki; gerek çok katı, gerekse çok özgür ve kendi başına uygulamalar başarısız olmaktadır. Her iki uygulama da çocukları, sizin etkinizin dışında kendi kararlarını kendilerinin alacağı bir sürece götürmektedir. Onları tamamen engellemektense adil ve uygulanabilir kurallar belirlemek bağımlılıklardan korumada katkı sağlayabilir. Bu kuralları belirlerken sağlık ve güvenlik gibi kavramlarla çocuğa kuralların gerekçesinin de anlatılması gerekir.

Zor Mizaçlı Çocuklara Dikkat Çocuklardaki davranış bozukluğunun birçok nedeni olmaktadır. Genellikle ebeveynleri madde kullanan çocuklarda çeşitli davranış bozuklukları görülmektedir. Bu çocuklar disipline edilirken ebeveynlerinden kötü muamele görme riski ile karşı karşıyadır. Her ne kadar zor mizaçlı bir çocuğu disipline etmek sizin için stresli olsa da uygunsuz bir anne-

baba davranışı çocuk için daha ciddi stresler yaratabilir ve bunun sonucunda çocuk mevcut stresini ve sıkıntısını aşacağı bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı gibi yollara tevessül edebilir. Bağımlılıklardan uzak bir gelecek için çocuklarınıza suçluluk duygusu yüklememelisiniz ve onlara kötü muamele yapmaktan kaçınmalısınız, zorlandığınız durumlarda profesyonel yardım almak işinizi kolaylaştırabilir.

Fiziki Cezalandırmadan Kaçınmalısınız Ebeveynlerin fiziki ceza kullanmaları uygun mudur değil midir tartışmaları bir yana fiziksel olarak agresif özellikler gösteren bir annebaba çocukta da agresif özelliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Çocuklara fiziki cezalar uygulamaktan kaçınmalısınız. Çocuğa samimi ifadeler kullanarak yaklaşmak ebeveynin koyduğu sınırlara uyulmasını kolaylaştıracaktır. (1) http://addictions.about.com/od/familyrelationships/tp/parent_discipline. htm

www.yesilay.org.tr \

29


Çocuğunuza Samimi Duygularla Yaklaşın Anne-baba sıcaklığı çocuğu davranış bozukluklarından korumada en önemli faktördür. Araştırmalar şunu göstermektedir ki anne-babanın çocuğuna karşı kullandığı sevgi dolu ve sıcak ifadeler yine anne-babanın başka konularda çocuklarına karşı eksiklerini de gidermektedir. Sıcak ve samimi davranış ortamı olmaması durumunda çocukta anne-babaya karşı muhalif bir tutum ortaya çıkmaktadır. Şayet çocuğunuz sizin konuşmanıza karşılık veriyorsa, size muhalefet ediyor ve sınırlara karşı çıkıyorsa bu, sizin son zamanlarda çocuğunuzla sıcak temas kurmadığınız anlamına gelmektedir. Aile içi sıcak bir ortam oluşturarak ve çocuğa karşı daha samimi ifadeler kullanarak bağımlılıkları engelleyebilirsiniz. Bir de aile içi sıcak ortamı sağlamada sadece çocuğa düzgün ifadeler kullanılması yeterli olmayabilir, bunun bir davranış olarak düşünülmesi gerekir, bu bazen bir gülümseme de olabilir.

İlgili Olun Bağımlı çocuklarda ebeveynlerinden özellikle de annelerinin ilgisinin azlığından kaynaklı duygusal kopukluk bulunmaktadır. Bu tür ihmaller madde bağımlısı ebeveynlerde daha yoğun ortaya çıkmaktadır. Çocuğunuzun yapıp ettikleriyle ilgileniyor olmanız, onunla ilişkili olmanız ve olumlu dönüşler yapmanız çocukta bağımlılık duygusunun gelişmesini engelleyebilir.

Profesyonel Yardım Alın, Değerlendirirken ve Tavsiye Verirken Dikkatli Olun Çocuğunuzu bağımlılıklardan korumak için zaman zaman eğitimli 30

/ 2011 Aralık

kişilerden ve rehberlerden yardım almalısınız. Ancak şunu akılda tutmalısınız ki çocuğun disipline edilmesine dair her profesyonel eğitimcinin fikirleri bir eğitimci olarak değil de bir anne-baba olarak kendi tecrübelerine dayanmaktadır. Örneğin bir araştırma, pediatristlerin çocukların hafifçe dövülebilmesi ve bunun anne-baba için uygulanabilir bir metot olduğu hakkında birbirinden farklı görüşleri olduğunu ortaya koymuştur. Ancak anne-babalar bu kişilerin hepsini bu konularda tam yetkili doktorlar olarak düşünebilir.

Evdeki Kaosu Kontrol Edin Araştırmalar evdeki kaosun etkisiz anne-baba disiplini, çocukların davranışlarına odaklanmada eksiklik ve çocuklardaki sosyal çağrışımları anlayarak onlara cevap verebilme eksikliği gibi nedenlerden ortaya çıktığını göstermektedir. Evde sakin ve düzenli bir atmosfer oluşturun, bu size çocuklarınızı daha etkili disipline etme imkânı sağlayacak ve çeşitli davranış problemlerinin ortaya çık-

ma ihtimalini azaltacaktır.

Çocuğunuzu Denetlemeyi İhmal Etmeyin Otoriter ebeveynlik uygulaması etkili ve erken yetişkinlikte bağımlılığı azaltan bir faktör olabiliyor. Ancak otoriter ebeveynlikten kasıt yüksek düzeyli ebeveyn kontrolü olduğu kadar yine aynı düzeyde sıcaklık ve samimiyettir. Bu şekildeki katı disiplin uygulamaları bağımlılığı engellemede olumlu netice vermektedir.

Hoşgörü ve Esneklik Çocukla İlişkinizi Güçlendirir Otoriter modelli ebeveynlik çeşitli zamanlarda tolerans göstermekle daha düzgün uygulanabilir. Tolerans yüksek kontrolden ziyade ılımlı ve farklı disiplin durumlarında esnek bir atmosfer kurmaya yardımcı olur. Sosyal anlamda yetenekli olan anne babanın, çocuğunun sorununu anlamada da yetenekli olduğu görülmektedir. Katı kurallar yerine çocuğa esneklik sağlamak çocuğu bağımlılıklardan korumada yardımcı olur.


MAKALELER

Mustafa Ruhi Şirin

Yoksulluk, Küreselleşme ve Kabul Edilmiş Çaresizlik Yoksulluğun kelime anlamı yoksul olma durumu. Kısaca tanımı şöyle: “Bireyin yaşamasını sürdürebilmesi için gerekli olan kaynak ve gelirlere erişememe ve mahrum olma durumu”. Dört türü var: Mutlak, göreli, insanî, objektif ve subjektif yoksulluk. Beşinci ve en ciddi olanı ise bana göre içimizdeki yoksulluk. Yoksulluk az gelişmişlik sorunu mudur? Hayır! Çünkü gelişmiş ülkelerde de yoksulluğun varlığından ve örüntülerinden haberdarız. Küreselleşme ile yoksulluk özellikle az gelişmiş ülkelerde tetiklenmiş ve yaygınlaşmıştır. Çünkü yoksulluk, kaynak yetersizliği değil paylaşım eşitsizliği sonucu oluşmaktadır. İşsizlik ve emek maliyetlerinin küçültülmesi ise aşırı arz sisteminin ürünüdür. M. Chossudovsky’nin Yoksulluğun Küreselleşmesi’ndeki yoksulluk yorumu şöyle: “Yoksulluğun global bir tehdit haline gelmesi, çözümünün de küresel bağlamda ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Yani küreselleşme, yoksulluk için hem neden hem de imkân ve fırsat olarak görünmektedir. ”

Sosyal devlet olgusundan uzaklaşma bağlamında toplumsal bir maliyet kabul edilmektedir. Yaşadığımız dünyada yoksulluk, sosyal devletin sahneden çekilmesi ve krizin derinleşmesi yoksulluğun yaygınlaşmasına neden oluyor. Bu süreç nasıl gerçekleşiyor? Yeni piyasa örgütlenmesi hakim sermayeyi güçlendirirken, kamusal alanın yeniden düzenlenmesi sonucu sosyal devletten kopuş hızlanıyor. Kamusal alanın zayıflaması ise yoksulluğun yaygınlaşmasına neden oluyor. Türkiye’de yaşanan da budur. Yaşadığımız dünyada yoksullaşma süreci, bireysel yoksulluğun ötesinde toplumsal ihtiyaçların giderilmesine bağlı olarak geniş boyutlar kazanmıştır. Yoksulluğun ülke ölçekli analizinin ise sorunu anlamaya yetmediğini de biliyoruz. Bugün dünyanın küresel bir yoksullukla karşı karşıya olduğunun farkındayız. Vahşi kapitalizmin acımasız yüzünü oluşturan küreselleşme politikalarının, sermaye tekelleşmesine yol açtığı da bir gerçek. Küreselleşmenin barışçıl yönüne vurgu yapan iyimser küreselcilerin kulakları çınlasın, son on yılda yoksulluk

tam iki katına ulaştı. Türkiye niçin yoksullaşıyor? Önce şu notu düşelim: Türkiye zengin bir ülkedir. Ancak aynı zamanda son elli yıllık dönemde ve özellikle 1980 sonrası sosyal yatırımlardan uzaklaşılmış ve kötü yönetilmiş bir ülke. Neden mi? Özellikle yoksullaşmaya yol açan politikaları kısaca özetleyelim: 1) Toplumsal masraflardan adeta kaçınılmıştır. 2) Toplumsal tüketim harcamalarının çıtası alt düzeylere çekilmiştir. 3) Özel mali sermaye birikimini destekler nitelikteki harcamaların genişlemesine yol açılmıştır. 4) Kamusal alanın ideolojik, siyasal ve ekonomik olarak yitirilmesi, toplumsal anlamda yoksullaşmanın da en önemli gerekçesini oluşturmuştur. 5) Küreselleşme ve buna bağlı olarak sosyal devletin zayıflaması, kamusal alanın yoksullaşması sonucu, beraberinde bireysel anlamda yoksullaşmayı da getirmiştir. (Küreselleşme, Yoksulluk ve Şiddet Bağlamında Sokak Çocukları-İstanbul Örneği-, Dr. Adalet Alada, www.yesilay.org.tr \

31


MAKALELER

Türkiye toplumu, refah devleti uygulamaları çerçevesinde kazanılmış hakların yitirilmesi sürecini yaşıyor bugün. Bu yüzden yoksulluğun tahribatını daha şiddetli hissediyoruz. Bu ise zaten yeterli olmayan sosyal örgülerin çözülmesine de neden oluyor.

Dr. Sevgi Usta Sayıta, Dr. Sezai Temelli) Türkiye’deki dönüşüm ise hayatın her alanında hissedilir olmuştur. Türkiye ekonomik olarak büyüyen bir ülke olduğu halde niçin sosyal göstergeleri iyileşmemiş, gelir dağılımı açısından uçurumlar ortaya çıkmıştır? sorusunun en kısa cevabı şudur: Çünkü Türkiye sosyal refah devleti olamamıştır. Sosyal Harcamaların Kısılması: Kötü yönetim sosyal harcamalara ayrılan payı küçültmeyi tercih etmiştir. Niçin mi? Toplumsal kaynakların bütçe aracılığıyla kamusal alan yerine finansal sisteme aktarılmıştır. Bu ise, sosyal harcamaların azalması nedeni ile yoksulluğun giderek daha fazla hissedilmesine yol açmıştır. Türkiye toplumu, refah devleti uygulamaları çerçevesinde kazanılmış hakların yitirilmesi sürecini yaşıyor bugün. Bu yüzden yoksulluğun tahribatını daha şiddetli hissediyoruz. Bu ise zaten yeterli olmayan sosyal örgülerin çözülmesine de neden oluyor. Devletin rolünü bütünüyle sivil toplum kuruluşlarının yerine getirmesi mümkün değildir. Aslolan, devletin mümkün olan eşitliği sağlayacak stratejileri benimsemesi ve toplumsal projeleri hayata geçirmesidir. Belki bu noktada, devletin sosyal değer üretimine sivil toplum kuruluşlarının katkısını tartışabiliriz. Yardımlaşma, sosyal değer 32

/ 2011 Aralık

üretimine dönük olmadıkça, günü kurtaran bir faydadan öte bir anlam taşımaz. Belki sosyal duyguyu artırabilir, ancak, çözüme yönelmeye katkısı olmaz. O halde ne yapmalıyız? Deniz yıldızı toplayan çocuk mu olmak istersiniz? Kral çıplak diye haykıran bir çocuk mu? Yoksa, toplumsal aklı harekete geçirecek politikaların belirlenmesinde aktif bir katılımcı mı? Küreselleşme kavramının isim babası, sosyolog Roland Robertsen’in tanımı: “Dünya’nın sıkıştırılması ve bir bütün olduğu bilincinin artması”. Ben bu kavramı ve tanımı şöyle okuyorum: Yoksullar daha çok sıkışıyor ve kabul edilmiş bir çaresizliği yaşayanlar sessiz çoğunluğu oluşturuyor.

araçlarının üstünlüğünün de katılması ile sağlanmıştır. ” (s. 5) “Küreselleşmenin iktisadı; alışılagelmiş iktisat değildir. Geliştirilmiş olan, alışılagelinmemiş iktisat modelidir, devrimcidir. Alışılagelinmiş iktisatta, varolan temel ihtiyaçlara göre üretilir. Geliştirilmiş iktisatta ihtiyaçlar üretilir; başka bir deyişle, tüketim kamçılanır. ” (s. 22) “Küreselleşme maddi ve kültürel sömürmedir. Kültürü harap olmuş bir toplumun, maddi direnci de kırılır. Maneviyatı silinip maddi direnme gücü sıfırlanmış, dolayısıyla da sömürgeleştirilmiş bir dünya, öbür yandaysa, yeryüzünün tekmil nimetini devşiren bir anavatan: İmperyalizm”. (s. 24)

Prof. Dr. Malcolm Waters’e göre küreselleşme “toplumsal ve kültürel düzenlemeler üzerindeki coğrafya ile ilgili sınırların ortadan kalkma süreci ve insanların da bu sürecin farkında olmaları”dır.

“Bugünkü dünya tasavvuru dininimanın- ‘kere’ içerisine alınması, yani kamu hayatının dışına çıkarılması ve yalnızca felsefe-bilimden hareketle, geçmişte benzerine rastlamayacağımız bir dünya tasavvurunun tezahürü. ” (s. 27)

Konuşmamı, Teoman Duralı’nın, Çağdaş Küresel Medeniyet kitabındaki küreselleşme yorumları ile sürdürmek istiyorum: “Küreselleşmenin günümüzdeki önceliği; okyanuslar ötesi coğrafi keşifler, Hıristiyanlığın kapitalizmin gelişmesine paralel yaygınlık kazanması, sanayi devrimi, sömürgeci hareketler, bir sanayi mamulünün dünyanın her yanında alınıp/satılması, Avrupa kültürünün evrenselleşmesi, makinanın ezici üstünlüğüne iletişim

Yoksulluğun kıyıya attığı ve örselediği en zayıf özne ise çocuk’tur. Kaynaklarını kullanamayan toplumlarda çocuklara balık tutmayı öğretmek de iyimser bir pedagojiden öte bir anlam içermiyor. Çünkü deniz de bitmek üzere. Çocukların sağlığını ve eğitimini etkileyen yoksulluk, geleceğin sorunlarını da bugünden biriktirmiş oluyor. Bu yüzden yoksulluk, çocuğa karşı sorumluluğumuzu bize hatırlatan dünya ölçekli en etkili uyarıcıdır.


MAKALELER

Zihnimize Ekilen Zehirli Tohumlar Rabia G. Kardaş

Bilinçaltı reklamcılık mevzu olunca, konuyla az da olsa ilgisi olanlar yahut konuyla bir şekilde karşılaşmış olanlar, az sonra içinde s-e-x kelimeleri gizli resimlerle karşılaşacaklarını bilirler. Birkaç da uygunsuz sahne görünür, film endüstrisine, Yahudilere, satanistlere kızılır ve konu gelip, geçer. Hatta biraz daha ileri giderseniz, sizi komplo teorisyeni olarak görüp, paranoyaklaşma eğiliminize dikkat çekilebilir. Bilinçaltımızın işleyişini bilmeden bu reklamların etkisi üzerinde konuşmak da çok fayda sağlamıyor… Hâlbuki ben, bilinçaltı reklamcılık seminerlerimde, talebelere muhakkak şu uyarıyı yaparım: Bir müddet siz de kendinizi paranoyak gibi hissedebilir, her gördüğünüz reklam afişinde yahut filminde farklı farklı şeyler gördüğünüzü vehmedebilirsiniz. Normaldir, korkmayın, geçer. Ve yine bu seminerlerde reklamlardan önce bilinçaltını anlatmaya başlarım. Bilinçaltımızın işleyişini bilmeden bu reklamların etkisi üzerinde konuşmak da çok fayda

sağlamıyor çünkü. Çünkü hepimiz bırakın gizli mesajları, açık seçik gördüğümüz her türlü halta, ahlaksızlığa rağmen yine de televizyon izliyoruz. Bunun en büyük ispatı, oturma odanızda duruyor. Bilinçaltı nedir? Bilinçaltına yönelik reklamlar gerçekten üzerine durulmaya değecek kadar zararlı mı? Yine seminerlerdeki izleyicilerin sorduğu gibi, neden yapıyorlar bunu? Çocuğum İngilizce bilmiyor ki, neden s-e-x yazan küçük bir yazıdan etkilensin? İnsan zihni en basit anlatımı ile ikili bir sistemle çalışır. Bilinç ve bilinçaltı. Bilinç yani şuur, adı üstünde şuurlu olarak yaptığımız her işle alakalı bölgedir. Farkındalık düzeyi gerektirir. Ne demektir bu? Yaptığınız seçimin fakındasınız, ne yaptığınızı biliyorsunuz demektir. Yahut olan şey ne ise onu biliyorsunuz anlamına gelir. Tıpkı şu anda dergi okumak, günün hangi saati olduğunu bilmek, tarihi bilmek vs. gibi. Bilinçaltı ise şuurun olmadığı her durum için geçerlidir. Korkularımız,

reflekslerimiz, kalbimizin atışını hızlandıran şeyler, tikler vs. Böyle düşününce aslında bilinçaltımız tarafından yönlendirildiğimiz çok daha netlik kazanacaktır. Bilinçaltını bir bahçenin, toprak altı kısmına benzetebiliriz. Biz bilinçli olarak bazen toprağa tohum ekeriz. Bazen rüzgâr gelir bir tohum bırakır, bazen kötü eller… Neticede toprağın altında ne varsa, üstüne de o çıkar. Ve üstüne çıkan ne varsa, soframıza da o gelir. Yani bilinçaltımıza girilen her veri, bizi biz yapan her şeyi etkiler. Bilinçaltımız kapasite olarak buzdağının görünmeyen kısmı gibidir. Neredeyse sonsuz desek abartmış olmayız. Daha dünyaya gözlerimizi açmadan bilinçaltımızın kayıt yaptığını söyleyen psikologlar var. Eğitimin anne karnında başladığını söyleyen irfanî geleneğimiz de bizi haksız çıkartmaz. Artık bilinen bir gerçek ki, bebeğin anne ile iletişimi, mutlu ya da sorunlu geçen bir hamilelik bile anne karnındaki çocuğu etkilemektedir.

www.yesilay.org.tr \

33


MAKALELER

Bu anlamda da bilinçaltını sürekli kayıt yapan bir cihaza benzetebiliriz. Bol ajanlı filmlerdeki sahneleri hatırlayın. 360 derece dönebilen kameralar, ses, ısı, görüntü olarak her anlamda kayıt yaparlar. Bilinçaltımız da aynen bu şekildedir, hatta belki daha fazlası. Beynimizin farkında bile olmadığımız eşsiz özelliklerini kullanan bu sistem, sürekli kayıt halindedir ve bizi biz yapan karakterimizi oluşturmak üzere terkipler yapar. Aynen bir yapı ustası gibi. Bahçe örneğinde olduğu gibi. Yapı ustasının eline ne verirseniz, binayı, yani sizi o şekilde inşa edecektir. Yapı ustasının, bilinçaltımızın şöyle de bir özelliği

vardır: Ne verirseniz, onunla çalışır. Tıpkı toprak gibi. Toprak nasıl ki, kendine ekilen tohumun zehirli bir bitkiye ait olup olmadığına bakmazsa, bilinçaltımız da, bilginin kirli olup olmadığına bakmaz. Ne gelirse onunla çalışır. Dolayısıyla ne ekersek onu biçeriz. Ve ektiklerimizin bu kadar kesin bir biçimce karşımıza çıkıp bize bedel ödetebileceği en net yer de bilinçaltıdır. 34

/ 2011 Aralık

Buraya kadar olan kısımda anlattıklarımızı biraz toparlayalım, özellikle bilinçaltının özellikleri noktasında. 1. Bilinçaltı bizi biz yapan her türlü bilginin depolandığı, yeri geldiğinde kullanıldığı bir bilgisayar gibidir. 2. Bilinçaltı doğru-yanlış ayırımı yapmaz. Verileni kullanır. Konunun daha iyi algılanabilmesi için bir örnek daha vermek istiyorum. Farz edin ki yaşadığınız yerde çıkan her gazeteye abonesiniz. Sabah oluyor ve kapınız çalıyor. Büyükçe bir tomar haline bütün gazeteler eve giriyor. Çayınızı yudumlarken gazeteye göz atıyorsunuz. Bazı haberler ilginizi çekiyor, bazıla-

rını ise pek de önemsemiyorsunuz. Daha sonra gazeteleri, sizi çok iyi tanıyan yardımcınıza veriyorsunuz ve o da gazeteleri belli bir düzene göre tasnifliyor. Günlük yaşantımız işte aynen bu şekilde basitleştirilebilir. Bilinçaltımıza veriler girer ve bilinçaltı bunları tasnifler. Fakat bazı haberler, gazetelerin bazı sayıları, diğerlerine göre çok daha

önemlidir. “Flaş!, Son Dakika!, Bu da oldu!” gibi çarpıcı başlıklarla haberi duyururlar. Bu haberleri de daha önemli bir yerde tasnif ederiz. Ve hatta belki kesip saklar, çerçeveletip duvara asarız. Bilinçaltı da tıpkı böyle yapar. Gündelik bilgi akışı içinden bazı veriler onun için “çok önemli”dir. Diğer haberleri okumasa bile, bu önemli haberleri okur, kullanır. Onlardan etkilenir. Uykunuzda sayıklar mısınız? Sayıklamalarınızı birinin duymasından korkar mısınız? Peki ya normal hayatında çok sakin biri iken, çok öfkelendiğinde bambaşka birine dönen, yahut sarhoş olunca aslan kesilen fareler gördünüz mü? Evet,

bu durumlar da bilinçaltımız ile ilgili. Normal, yani şuurlu, uyanık hallerimizde bilinç ve bilinçaltı arasında bir süzgeç bulunur. Buna subliminal eşik denir ve bir filtre gibi çalışır. Gazetelerin belli bir tasnife sokulması gibi. Bu eşik, giren bilgiler için olduğu gibi daha çok çıkacak bilgiler içindir. Yani toprağın altında ne tohumu olduğunu göre-


bilmemiz öyle pek de kolay değildir. Bunu bilebilmemiz için ekstra durumlar gerekir ki, bilinçaltını açan işte bu gibi durumlardır. Sarhoşken, derin uyku anında, aşırı duygu yoğunlaşmalarında aradaki perdeler, filtreler kalkar ve sızıntılar başlar. Bastırdığımız, sakladığımız duygular, karanlık yüzümüz kendini gösterir ve çoğu zaman biz “bambaşka biri” olarak davranırız. Bir nevi, öfke ile kalkan zarar ile oturur durumudur bu. Şimdilik konumuz bu değil. Şimdilik tam tersi durumu, bilinçaltımıza giren mesajları, bilinçaltına yönelik yayınları, reklamları, yani flaş haber manşeti ile kapımıza gelen haberleri inceleyelim. Gazetelerin en ilgi çekici yerleri manşetleridir. Önemli haberler buradan duyurulur. İşte onun gibi, zihnimiz, bilinçaltımız için de bazı haberler, veriler diğerlerinden öne çıkar, demiştik. Bunlardan ikisi ise, dili, dini, ırkı, geçmişi vs ne olursa olsun her insan için aynı önemdedir. Gazetede örneğinden hareketle, bu iki konudaki her haber, hangi dilde basılırsa basılsın, arşivimizin en önemli rafına direk giriş yapacak, tozlu raflar arasında kaybolmayacaktır. Bilinçaltımızın filtrelerini açan bu konular doğum ve ölümdür. Peki, doğum ve ölüm reklamcılık alanında yahut basılı, görsel yayınlarda nasıl kullanılır? Mesela bazı kelimelerle... Kill (öldür), sex kelimeleri bunlardan en fazla kullanılanları. Doğumu gerçekleştiren kadın bedenidir. Doğuma götüren yol da cinsellik. Bu nedenle cinsel içerikli objeler ve sözler bilinçaltına giden yolda, hiçbir engele, filtreye takılmazlar. Tabiri caizse bilinçaltımıza giden yolda, bu tür simgeler ve kelimeler güvenlik görevlileri ta-

www.yesilay.org.tr \

35


MAKALELER

Bilinçaltını bir bahçenin, toprak altı kısmına benzetebiliriz. Biz bilinçli olarak bazen toprağa tohum ekeriz. Bazen rüzgâr gelir bir tohum bırakır, bazen kötü eller… Neticede toprağın altında ne varsa, üstüne de o çıkar. Ve üstüne çıkan ne varsa, soframıza da o gelir. Yani bilinçaltımıza girilen her veri, bizi biz yapan her şeyi etkiler. rafından durdurulmazlar ve ellerini kollarını sallayarak içeri, zihnimize giriş yaparlar. Yine doğum ve ölümle ilgili sembol oluşturacak resimler, mesela kuru kafa resimleri, çıplak kadın, erkek vücutları yahut direk cinsel organlar, cinsel ilişkileri sembolize eden pozisyonlar vs de bilinçaltımıza direk etki eder. Bununla beraber kültürel olarak, inanç düzeyinde vs. toplum bazında etkili öğeler, simgeler de bilinçaltımıza yönelik kullanılabilir. Bunun örneğini de yazımızın ilerleyen bölümünde vereceğiz. Zaten dilerseniz, artık örneklere geçip, örnekler üzerinden konumuza devam edebiliriz. Bayram tatilinde birçok televizyon kanalı, akşam saatlerinde filmler, çizgi filmler yayınladı. Bunlardan biri de Madagaskar çizgi filmi idi. Biz de talep üzerine ailecek o çizgi filmi izledik. Tabi ben, çizgi filmlerdeki tehlikelerden az çok haberdar olduğum için sesli olarak şöyle düşündüm: Kim bilir ne kötü mesajlar vardır bu çizgi filmde! Bunu anlatıyorum çünkü önemli bir nokta burası. Normalde bilinçaltına yönelik mesajları fark etmeyiz. Yani farkındalık düzeyinde o mesajları algılayamayız. Çünkü mesajlar hem bilinçaltımıza yöneliktir hem de TV seyretmek gibi bir işlem esnasında kendimizi hazır sunulan bilgiye teslim eder, düşünmeden izleriz. Fakat az önce söylediğim gibi kendimizi ekrandan gelecek tehlikelere 36

/ 2011 Aralık

karşı uyanık tutmak, tedbirli olmak demektir. Zihniniz saklı mesajı görmese bile kendini mümkün mertebe korumaya almaya çalışacaktır.

hatta ahlaklı davranışların küçük görülmesi.

Resim 1

* Nikâhsız birlikteliklerin artması, normal karşılanması ve cinsel anlamda tecrübe yaşının küçülmesi.

Velhasıl ben de bu düşünceler içinde çizgi filmi izleyeme koyuldum. Fakat daha başlangıç sahnelerinde gözüme yanlış bir şeyler çarptı. Hemen yayını durdurduk, geriye aldık ve o kısmı kaydettik. Sizlere örnek olarak sunuyorum. Çizgi filmde aslanın arkasında görünen binaların üzerindeki ışıklı tabelaya dikkat edin! Essex House. Ve evet, bu çizgi filmi çocuklarımız için yapıyorlar! Bu sorunun domino taşları gibi, toplumun bütün ahlakını çökertecek reaksiyonlar başlattığını da unutmamak gerekir… Disney kaynaklı çizgi filmlerde bu tür mesajlar sayılamayacak kadar çok. Ve bu çizgi filmleri çocuklarımız izledikçe, onların zihnine bu tür mesajlar kaydediliyor. Artık sex, cinsellik, kız-erkek arkadaşlığı vs gibi konularda hassasiyetlerini yeteri kadar gelişmiyor. Bu tür olayları “normal” karşılar duruma geliyorlar ve hatta kendileri de yaşıyor. Bu elbette ciddi bir sorun. Fakat bu sorunun domino taşları gibi, toplumun bütün ahlakını çökertecek reaksiyonlar başlattığını da unutmamak gerekir. Bu tür yayınlara büyüyen çocuklara geleceği teslim etmek, aynı anda şunları da göze almak demektir. * Ahlaki terbiyenin zayıflaması ve

* Sokak ortasında alenen yaşanan mahrem durumlar.

* Nikâh yoluyla ve fıtri düzeydeki cinselliğin, nikâhsız ve sapkınlık boyutuna dönüşmesi. * Taciz, tecavüz vakalarında artışlar. Görüldüğü gibi sadece reklam, film değil izlediklerimiz… Örneklere dönecek olursak… Resim 2 Daha geçtiğimiz günlerde gösterime giren bir Disney çizgi filmi daha. Seminerlerimde muhakkak bu filme gitmiş ailelere denk geliyorum. Film afişinde kızın saçlarının, erkeğe nasıl dolandığına dikkat edin! Resim 3- Resim 4 Bir başka Disney klasiği. Kadın iç çamaşırı giymemiş ve çizgi filmin akışı içerisinde bu gayet net görülüyor, çocukların zihnine işleniyor. Tabi yukarıda da söylediğim gibi aslında bu alt mesaja bile çok gerek yok. Çizgi filmdeki bu ana kahramanın kıyafetine dikkat edin. Zaten gayet açık saçık, şuh bir imajı yok mu? Çocuklarımızın sürüklendiği geleceği, bilinçaltı reklamcılık nasıl inşa ediyor, bu konuya devam edeceğiz…


www.yesilay.org.tr \

37


Haber sitelerinde yer almasa da kendilerini tanımasak da Türk Karate Federasyonu sessizce başarılarını artırmaya devam ediyor. Bayrağımızı Dünya’nın dört bir yanında gururla dalgalandırıyorlar. Malezya Dünya Karate Şampiyonası’nda 6 altın, 5 gümüş kazanan başarılı sporcularımız ve hocaları ile Üsküdar Gençlik Merkezi’nde buluştuk ve Malezya’daki şampiyonadan, karateden, başarılarından konuştuk. Röportaj: Halil Kökcü Fotoğraf: Ayşe Nur Saldıran 38

/ 2011 Aralık


KARATE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ GÖRÜYOR… Halil Kökçü: Hocam takımımızı ve şampiyonlarımızı tanımak isteriz. Uğur Sezginer: Takımımız yeni geldi. Dünya Malezya Karate şampiyonasında 6 altın 5 gümüş toplam 11 madalya aldık. Türk federasyon tarihinde bir ilk. Hiç bir branşta 11 final yapılmadı. Maalesef gençleri karşılarken gençlik spor il müdürlüğünden kimse karşılamaya gelmedi. Bir altın alıyoruz bütün insanlar ayağa kalkıyor. Hepsi bizim kardeş sporumuz. Ama karate üvey evlat muamelesi görüyor. Ömer Faruk TERZİ: Takımımız Dünyada 88 ülke arasında dereceler kazandı. İklim değişikliğinin yüzde yüz farklı olduğu bir yerde şartlar çok zordur. Dışarıdan ne fark eder diyorsunuz ama 15 saat yoldan sonra insan bitiyor. H. K.: Tebrikler gerçekten. Malezya’da, Sırbistan’da, İtalya’da, İzmir’de başarılar elde etmişsiniz. Sporcularımız da buradayken onları tanımak isteriz. Rıdvan Kaptan kimdir? Spora nasıl başladı? Rıdvan KAPTAN: Babam antrenördü. Spora bu sebeple başladım. Bu aşamaya gelmem de çok katkısı var. Yedi yaşından beri bu sporu yapıyorum. Spor yapmamın amacı önce sağlık içindi. Küçükken -o zamanlar milli sporcu olacağımızı bilmiyorduk tabi- ben gitmek istemiyordum antrenmanlara. Tombuldum. Kilo veririm diye başladım sonrasında babam sayesinde epey antrenman yaptık ve şimdi bu noktadayım. Milli Takıma girince Federasyon başkanımız Esat Delihasan, sağ olsun, bize her imkânı sağladı. Teknik direktör İbrahim Erçin işin ehli, biliyor her şeyi. Baş antrenör Levent Aydemir antrenmanlarda bizi ilerletiyor. Zaten aldığımız derecelerden de belli! İzmir’de takım halinde şampiyon olduk. Malezya’ da Dünya 2.si olduk. Gerçekten başımızdaki adamlar işin ehli ve

bize katkıları çok fazla. H. K.: Ali Sofuoğlu’ndan devam edelim. Ali SOFUOĞLU: Karateye, Kata dalında başladım. Ağabeyim Turan hoca ile -Rıdvan’ın babası- başlamıştı. Tamamen spor maksatlı idi. Ağabeyim biraz ilerletmişti. Milli takım seviyesine ilerlemişti. Biz de milli takımda derece yaparız hayali ile bu yola girdik. Rıdvan’la da aynı salonda antrenman yaptık. H. K.: Sen de ailenin yönlendirilmesi ile başladın. Ağabeyinin yönlendirmesi diyebiliriz. A. S.: Evet. Metin ağabeyim yaz okuluna başlamak için Haldun Alagaş’a gidiyor. Yer kalmamış yeni branş karateye sizi yazalım diyorlar, başlıyor. Bir iki derece yapıyor. Kürsüye oynamaya başlayınca biz de devam ediyoruz. H. K.: Peki bu spor dalında özellikle ekonomik olarak ne ölçüde desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz? A. S.: Aldığımız malzemeleriniz var. Eğer bir kulüp sporcusu değilseniz, maçlara kendi bütçeniz ile gidiyorsunuz. Ben İBB sporcusu olduğum için maçlara, özel turnuvalara beni İBB gönderiyor.

GENÇ SPORCU ARKASINDA AİLESİNİN OLDUĞUNU BİLİRSE DAHA GÜÇLÜ OLUR… U. S.: Şu çok önemli sadece malzeme ve ulaşımla bitmiyor. Ali’nin de Rıdvan’ın da ailesi destek çıkıyor. Bizim bir de Neslihan diye kızımız var, onun da annesi aynı şekilde kamera elinde, fotoğraf makinesi elinde devamlı takip ediyor. Temelden geldikleri için eksikleri bilirler. Burada hakikaten velinin desteği çok önemli. O genç arkasında aile gücünün olduğunu bildiği zaman çok daha güçlü oluyor. A. S.: Birinin sizi düşünmesi de çok önemli . Maçta yenildiğim zaman babam hiç bir zaman senin hakkını yediler, sen daha iyiydin demez. Ben düşünürüm. Derim ki kuvvetsizdim. Ondan

yenildim. Nasıl kuvvetleneceğimi babamla konuşuruz. Sporcu için aile her zaman önemli. H. K.: Aile desteği şart yani. A. S.: Benim ailem her zaman destek oluyorlar; bir elbise mi alınacak, bir müsabaka kemeri mi alınacak, en iyisini alıyorlar. Maça gönderilecek, neresi olursa olsun gönderiyorlar. Beni antrenmanlar her zaman babam götürüyor. Ümraniye’den Bayrampaşa’ya. Ben o yolu tek başıma hiç gitmedim. Karate aile desteği olmadan yapılacak bir spor değil. Futbola, basketbola yeteneğiniz vardır tek başınıza yaparsınız ancak karate aile desteği olmadan çok zor. H. K.: Peki, başka spor dalları ile ilgilendiniz mi? Futbol gibi. Yoksa sadece bu spor dalına mı odaklandınız? Başarıdaki etkisini merak ediyorum. R. K.: Futbolda yeteneğim yok benim. Ben biraz basketbol oynuyorum onda da çok yetenekli değilim. Arkadaşlarım ile oynuyorum. A. S.: Ben küçükken futbol oynardım. Çakmakspor altyapısında oynadım. Ancak karateye başlayana kadardı.

SPOR YAPMAK BİZİ ZARARLI ALIŞKANLIKLARDAN KORUDU… H. K.: Spor, hayatınızı nasıl etkiledi? Dünya şampiyonasında derece yapmak kolay olmasa gerek. Hayat biçiminizi sanırım spor olduğu gibi biçimlendirdi. R. K.: Haftada en az 6 gün idman yapıyorum. Maça 3 ay kaldıysa çift idman yapıyorum 3 gün. Benim diğer insanlar gibi gezip tozmaya çok zamanım kalmıyor. Alkol, sigara kullanmaya bu sebeple de eğiliminiz olmuyor. İdmandan gelip yatıyorum. Şu an spora odaklandım. Kendimi gereksiz şeylerden uzaklaştırıyorum. Ö. F. T.: Spor yapan adam mecburen kötü alışkanlıklar edinemez. Zamanı www.yesilay.org.tr \

39


olmuyor, istese de yapamaz. H. K.: Hem bu sporu yapan hem de sigara, alkol kullanan arkadaşlarınız var mı? R. K.: Benim tanıdığım yok. Sigara içen kimse bu sporu yapamaz. Nefesi kesilir. Hele ki Milli takımda bu mümkün değil. Milli takımda olup kötü alışkanlıkları olanlar yok. U. S.: Bu şu anlama geliyor; spor, sporcuyu bir çizgiye çekiyor. Sporcunun zeki, çevik, ahlaklısı sevilir. Kötü alışkanlıklar sporcunun çizgisine uymaz. Bir başarıda şans olabilir, ama bu gençlerin birden fazla başarısı var. İstikrarlılar. H. K.: Peki antrenmanların örgün eğitiminize olumsuz etkisi oluyor mu? R. K.: Beni olumsuz etkilemedi. Hatta olumlu etkiledi. Derslerim aman aman iyi değil. Ben ders çalışmayı sevmiyorum. Yoksa şimdi akademiye de giremezdim milli sporcu olmasaydım. Devlet bize imkân sağlıyor mülakatsız akademiye yerleşiyoruz. Eğitim hayatım açısından spor beni olumlu etkiledi. Ben mutluyum, öğretmen olacağım. A. S.: Benim derslerimde hiçbir sorunum olmadı. Ama ben de ders çalışmayı çok seven biri değilim. Dahası dersler de kolay değil, bir de maçlara gittiğimiz için arkadaşlardan geri kalıyoruz. Mesela ben bir buçuk aydır dünya şampiyonasındaydım. Dün ilk defa okula gittim. Konuya yabancıyım, dinlesem anlarım ama dinleyemiyorum. Çünkü maçtayım hala, yeni geldiğim için. Sağolsun öğretmenlerimiz bu konuda çok anlayışlı. Biz de elimizden geldiği kadar hazırlanmaya çalışıyoruz. Öğretmenlerimiz sağolsun bu konuda çok duyarlılar, yardımcı oluyorlar. İnşallah ben de Marmara Üniversitesi’ne atamayla girmek istiyorum. Ö. F. T.: Bilseydik biz de lisede şampiyon olurduk.(Gülüşmeler) 40

/ 2011 Aralık

U. S.: Devletin sunmuş olduğu bu imkanlar milli sporcuların dediği gibi, hem öğretmenlikte hem de atamalarda iyi imkanlar olarak değerlendirilmeli. Avrupa ve dünya şampiyonası dereceniz de varsa atamalar milli sporcuların tercihine bırakılıyor. Bu sporcular o kadar emek sarf ediyor; her yerde bizi temsil ediyorlar. Bu olması gereken, çok iyi bir imkân.

JAPONLARIN TEKELİNDE OLAN KATA DALINDA ALTIN MADALYA KAZANDIK. BU BİR DEVRİM… H. K.: Sporcularımızın başarılarından bahsedelim. Ö. F. T.: Ali Avrupa şampiyonalarında ilk defa Kata dalında Türkiye’de altın madalya getiren sporcumuz. Kata Japonlar’ın tekelinde bulunan bir alan. Türkiye’den birinin çıkıp bu başarıyı sağlaması bir devrim. Bu dalda çok geliştik. Mısır milli takımı İstanbul’da kamp yapıyor. Bizim milli takımımızla antrenman yapıp, kendilerini geliştiriyorlar. A. S.: Evet. İBB’de sporculuk yapıyorum. Mısır milli takımı, 3 senedir bizimle antrenman yapıyor. U. S.: Nitekim her sporda ithal hoca ve sporcu var; ancak bizde yok. Bizde ihracat var. Dışarıdan kimseyi almıyoruz. Levent hocamız 7 sene Kuveyt milli takımını çalıştırdı. Bu çok güzel, bu belli bir kalitede olduğumuzu gösteriyor. H. K.: Esat Beyin Türkiye genelinde bu sporu arttırmak için çabaları çok fazla. Federasyonda 110 bin lisanslı oyuncu var. Esat Bey geldikten sonra en fazla katılımın ve lisansın olduğu branş ise karate. Gençlerin spora erişebilmesi için sizin pilot uygulamanız çok önemli. Ö. F. T.: Demin yarım kaldı. Ali Avrupa’da Kata dalında ilk şampiyonumuz. Rıdvan da alanında 21 yaş altında Kumite dalında, 78 kilo da ilk şampiyonumuz.1960’tan bugüne kadar 50 senede ilk derece önemli.

H. K.: Kata ve Kumite farkı nedir? U. S.: Kata’da tek kişi ile veya takım halinde yapıyorsunuz Kumite’de karşılıklı olarak. Hiç seyretmediyseniz gösterebilirler. (Şampiyonlarımız kalkıp, uygulamalı olarak bize kata ve kumite farkını gösterdiler oldukça ilgi çekiciydi.) H. K.: Koreografiyi siz mi yapıyorsunuz yoksa yüzyıllardır gelen bir şey mi? A. S.: Kataların sıralaması standarttır. WKF’nin listesinde olan şekilleri çizmek zorundasınız. Açılımlar öyle değil. Bunkaylar size özgü. U. S.: Orada çeşitli kriterlerimiz var. Bazen sert hareketler var kuvvet isteyen bir spor. Kuvvet deyince aklınıza şiddet gelmesin. Hayali bir dövüş düşünün. Ö. F. T.: Bunu ben de yaparım ancak gülersiniz. Kuvvet var çünkü onda. Kitlemeler, odaçiler, duruşlar, bakışlar çok önemli. U. S.: Bakışlar bile çok önemli. Bazen bakıyorum öğrencilerime, kitlenmişler antrenmanlarını yapmışlar. Gözlerinden belli oluyor. Ö. F. T.: Ali’nin kendi tarzı var. Sanatçının kendini özgü kılan makamı vardır. Ali’nin ki özgün bir tarz. Ali kimseyi taklit etmiyor. Türkiye açısından önemli. U. S.: Evet Ali’nin yoğurt yiyişi farklı. Karate yapmış insanın edebi ahlakı farklıdır. Uzakdoğu sporları yapmış olanlarda bunları görürsünüz. Takım oyunlarında bunları görmek zordur. Hakikaten hoca ile öğrenci arasında çok güzel bir bağ vardır. Aramızda ki sevgiye, saygıya, hiyerarşiye çok dikkat ederiz. H. K.: Ben sizinle ilgili araştırma yaparken, keşke tüm ekiple beraber bir röportaj yapsaydık dedim. Çünkü başarılarınız hiç bir ulusal medyada yer almamış, ulaşılabilse keşke. Ulusal medyada yer almak adına, federasyon ne yapmayı düşünüyor?


Ö. F. T.: Şimdi şehit düşenler ve ardından Van depremi gündemde. U. S.: Bir PR şirketi ile anlaşma yapıyoruz. Bu tip şeyler yapmazsanız olmaz. Başkanımız hassas davranıyor. Şehit ve deprem haberleri nedeniyle biraz yavaşa aldık. O acı günde böyle şeylerin yanlış olacağını düşünüyorum. H. K.: Umuyoruz ki sporunuz ve başarılarınız duyulur ve gereken değer verilir. Bu sporun nasıl bir çıkış noktasına sahip olduğunu da merak ediyorum. Karatenin tarihçesine kısaca değinebilir misiniz?

U. S.: Karate, Japonya’nın Okinawa adasında doğmuştur. Sansey ve Siyan deriz biz hocalarımıza. O zamandan bu zamana Türkiye’ye karateyi getiren eski Federasyon başkanlarından Hakkı Koşar. Kendisi benim de hocam olur. Şu an da kendisi Türkiye Karate Federasyonu’nda onursal başkanımız. 1969-70 yıllarında Türkiye’ye getirmiş karateyi. Hepimizin hocasıdır. Vesile olmuştur. Hala spora devam etmekte. Biz de onun birer kollarıyız. Bu gençleri de böyle güzel şekilde sporla uğraştı-

rıyoruz. Özellikle kötü alışkanlıklardan alıkoymaya çalışıyoruz. Böyle bir gençlik merkezimiz de buna vesile oluyor.

YEŞİLAYLA GENÇLERE HİTAP EDEN ORTAK BİR ALANIMIZ VAR… H. K.: Peki Gençlik Merkezi’nde ne tür faaliyetlere devam ediyorsunuz? Ö. F. T.: Bilişim ve iletişim, kültür sanat eğitim ve danışmanlık alanlarında atölye çalışmaları var. Diyelim ki İngilizce atölyemizde İngilizce öğretmiyoruz. Biz onlara uygun ortam hazırlıyoruz pratik yapıyorlar. Eğitim alternatifi değiliz ve

eğitimin açığını kapatmak gibi bir niyetimiz yok. Daha çok hobisel ve yeteneksel işler üzerinde duruyoruz. Buranın en önemli özelliği pilot uygulama olması. Bu proje Türkiye’de ilk. Bir prototip. Binadan ziyade sistem önemli. Bu sebeple de Yeşilay ile işbirliği yapmak zorundayız. Bizim için önemli. Yeşilay sistemin bir parçası. Yeşilay’la gençlere hitap eden ortak bir alanımız var. H. K.: Bu merkezin sporunuza katkıları nelerdir?

Ö. F. T.: Biz gencin yeteneği varsa bu tür merkezlerde onun farkına varırız. Bu tür merkezlerde çocuğumuzda yetenek var, elit sporcu olabilir diyerek Turan Kaptan gibi hocalarımıza yetiştirmek üzere gönderiyoruz. Siz burada fabrika gibi üretiyorsunuz, orada işlemesinin yapılması gerekiyor. Biz burayı profesyonelleri besleyecek bir kanal olarak kullanıyoruz. Bir Ali’nin yetişmesi 16-18 yaşlarında bir müsabakada ortaya çıkmıyor. 10 yıl artı müsabaka ile ortaya çıkıyor. U. S.: Türkiye genelinde gençlik mer-

kezleri var, ancak metrekare olarak ve çalışma biçimi olarak İstanbul’daki gibi yok. Ö. F. T.: Önceki sayıda vardı merkez aslında. 25-30 trilyonluk bir tesisin gençler için ayrılması başlı başına bir olay. Başkanımız Mustafa Kara’nın, Başbakanımız Tayyip Erdoğan’dan ödül almasının en büyük sebeplerinden bir tanesi budur. Daha çok siyasi olarak kullanılabilecek bir argüman olduğu ileri sürülen merkez hiç bir siyasi unsur içermiyor. Belediye başbakanımızın www.yesilay.org.tr \

41


buradan siyasi bir beklentisi yok. Yeter ki gençler gelsin, istifade etsin. Onun için kafi. Başka bir gayesi yok. Bu üzerinde durulması gereken bir konu. Kurumsal olarak Üsküdar Gençlik Merkezi Yeşilay üyesi. Her durumda Yeşilay ile çalışma yapacaktır. H. K.: Atölye çalışması olarak çalışmaları devam ettirdiğinizi söylediniz, kurs imkanı sunulmuyor mu? Ö. F. T.: Kurs mantığı ile değil, atölye mantığı ile çalışıyor. Edebiyat kulübümüz edebiyat dersleri yapmıyor. Edebiyat okumaları yapıyor. Dil kulübü dil öğretimi yapmıyor, yabancı dili gelişti-

riyor. Spor kulübü sporcuları yetiştirmeye yönelik bir şey yapmıyor. Onların yeteneklerinin farkına varmasına yönelik çalışmalar yapıyor. Resim kursu, karikatür kursu da var, ama biz ressam yetiştirmiyoruz. Bu alanda yeteneği varsa farkındalık oluşturuyoruz. Ana konseptimiz bu. Biz çocuğun yeteneğinin farkında olmasını sağlıyoruz. Kısaca burada köprü vazifesi görüyoruz. Burada Rıdvan’ın ve Ali’nin bizle olan hukuku Üsküdar Gençlik Merkezinin üyesi olması. Farklı alanda da başarılı öğrencilerimiz var. Onların burayla ilişkileri, üyelikleri ile devam ediyor.

42

/ 2011 Aralık

Buraya gelen öğrenciler için, dünya şampiyonu olanları görmek motivasyon sağlayacak, bu çocuklar rol model olacaklar. Bunun için ne yapmamız lazım? Ali bizle yetişti ama bunu daha iyi yapan neresi var? İBB. Aynı şeyi biz de yapmak istiyoruz. En iyisi kimse ona göndermek istiyoruz. Biz yetiştirelim Turan hoca şampiyon yapsın. . H. K.: Çok güzel. Peki, arkadaşlarınızdan sizi görüp spora başlayan var mı? Ve başarınızda hangi hocaların payı var? R. K.: Lisede oldu . Ben müsabakalara gidiyordum. Onlar da başladılar 7-8 ay

yaptılar sonra bıraktılar. Belli bir yaş var, en az 5-6 sene çalışmak lazım. O da belli bir yaştan sonra zor geliyor. A. S.: Benim başarımda hocalarım Murat Delihasan, Savaş Altın, Turan Kaptan’ın büyük etkisi var. U. S.: Bu tip şeylerde hocalar biraz geri planda kalıyor. Gençlikte bir cevvallik var tabi ama hocalarımız milli takım hocası, iki-üç kamp yapması için 15 gün evine gidemiyor. Özveri istiyor. Ne kadar Ali, Rıdvan bunu istese de hocalar takviye yapmadıktan sonra %50 düşmüş oluyorlar. Burada birlik beraberlik çok önemli.

R. K.: Beni de Turan Kaptan bu yola soktu. Allah razı olsun. Esat Delihasan’ın emeği de çok. Malzemelerimiz, otellerimiz bize sunulan imkânlar çok güzel. Bizimle beraber Malezya’ya geldi. Takım elbisesi ile maça çıkmadan benim arkamda duruyordu, beni destekliyordu. Aynı şekilde İbrahim Erçin. Bizimle beraber 3 kamp yaptılar, ailelerinden uzak. Levent Aydemir de aynı şekilde. Milli takım menajerimiz Uğur Sezginer hep yanımızda oldu. Ömer Faruk TERZİ hocamız bize bu gençlik merkezini açtılar. Teşekkür ediyorum her birine. A. S.: Ben de Esat Hocama çok te-

şekkür etmek istiyorum. Federasyon başkanları tribünde oturuyor sahada bir tane federasyon başkanı yok. Ama Federasyon başkanı Esat Hocamız hep arkamızdaydı. Finalden önce onun yanına gittim. Hadi oğlum yapacaksın sana inanıyoruz dedi. Kaybettim ikinci oldum. Beni yerime götürüyorlardı. Beni ilk teselli eden yine oydu. Tüm destekleyenlere, hocalarıma teşekkürlerimi sunuyorum. H. K.: Bizler de böyle keyifli bir sohbet için sizlere teşekkür ediyoruz.


devletin bekasından bana ne anne şaka yaptım üzülme zaten bombam da yok bombam yok ama bu şiir infilak edebilir ben elimde bir pimle dünyaya geldim ve itiraf ediyorum şimdi burada zalime atılan her bombada pimim var benim evde aslında pim koleksiyonum var hiç bombam olmadı hiç silah kullanmadım ama mazlumlara atılan her mermiyle vuruldum evet, tamam doğrudur dünyanın en iyi filarmoni orkestrası belki İsrail’dedir ama toplasan bütün o notaları sesleri bir Hatayi yahut bir Veysel eder midir!? bizi yalnız sevgi alt edebilir şimdi mesela yani Peygamber yağmurun altında kim bilir ne güzeldir Peygamber yağmurda ıslanırken ne güzeldir Peygamber ıslanırken yağmur ne güzeldir Peygamber’i çay içerken keşke görebilseydim Peygamber’le oturup çay içebilseydim Peygamber’le birlikte zeytin yiyebilseydim Peygamberle oturup kalkmak ne güzeldir Peygamberle oturup kalkmak en güzeldir Alper Gencer

www.yesilay.org.tr \

43


Aybüke Ekici / Avukat

Geçtiğimiz günlerde vizyona giren Behzat Ç. : “Seni Kalbime Gömdüm” filmi, özellikle Behzat Ç. dizisinin hayranları tarafından dört gözle bekleniyordu. Ancak film hem hayranlarının beğenisinin hem de beklenen gişe başarısının çok altında kaldı. Film gerek senaryosu gerekse sahneleriyle vasat bir dizi bölümü olmaktan uzağa gidememiş görünüyor. Filmde, diziden farklı olarak aksiyon sahneleri, filme özgü ve kapsamlı bir senaryo beklentisi varken hayranlarının beğendiği pek çok dizi bölümünden bile daha az heyecan vericiydi. Diziden farklı olarak -RTÜK sınırlaması da olmadığından- bol çeşnili küfürler havada uçuşuyordu. Filme +13 yaş sınırının getirilmesinde küfürlü sahnelerin çokça yer alması sebep olurken, aslında +13 için bile fazla sayılabilecek diyalogların yer alması filmin en dikkat çekici özelliklerinden birisi. Filme ait olumsuz eleştiriler çokça yapılabileceği gibi oldukça dikkat çeken, hem güldüren hem de düşündüren ilginç sahneler de vardı. Devlete yoğun bir eleştirinin yapıldığı film, dizideki çizgisini burada da devam ettirmiş görünüyor. Devlet yurtlarında kalan çocuklara atılan dayaklar, “ben ne dayaklar yedim” diyerek isyan eden karakterde can buluyor. Filmin belki de en komik sahnesi, tamamen tesadüfler sonucu şüpheli duruma düşen ve ardından zorla bir bombalama

44

/ 2011 Aralık


olayını işlediği kabul ettirilen eski bir üniversite öğrencisinin “Marksist ülkücü” esprisiydi. Cevaplayamadığı her soruda ya da sıkıştığı her anda “amirim, ben Atatürk milliyetçisiyim, Ermeni miyim, Kürt müyüm, terörist miyim?” diye bağıran karakteri de hem güldürdü hem de sıkı mesajlar gönderdi. Diziden aşina olunan karakterler başarılı oyunculuklarını devam ettirirken sadece filmde görebildiğimiz diğer oyuncular da oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemişler. Küfürlü konuşmalar nerdeyse her diyalogda geçse de araya serpiştirilen espriler, aksiyon sahneleri ve bazı gizemler film sonuna kadar izleyiciyi diri tutabiliyor. Film, dizinin her hangi bir bölümünün başarısını geçemeyecek bir senaryoya sahipken neden sinema filmi çekilmesi yoluna gidildiği sanırım filmin bazı sahnelerinde gizli. Ana karakter Behzat Ç.’nin birlikte çalıştığı üç komiserin de film konusu olayı kendi üzerine alınması, her defasında amirlerinin onlara “iki-üç bira iç” ya da “git kafayı çek, düzelirsin” diye adeta içki reçetesi vermesinde gizli olmalı. Mezarlık sahnelerinde de, yan karakterin “sigara sağlığa zararlı, sigarayı bıraktım” diyip esrarı büyük bir zevkle içmesi, onu sorgulamaya gelen polislerin de esrar kullanması da dizinin vasat bir bölümünün filme uyarlanmasındaki esas etken olsa gerek. Kısacası, bol küfürlü, ilaç niyetine içki ve uyuşturucunun sunulduğu ve bol politik esprili “Behzat Ç. : Seni Kalbime Gömdüm” filmi, dizinin bir bölümünü dev ekranda seyretmek isteyenler için hala vizyonda.

www.yesilay.org.tr \

45


MUTFAK DIŞINDA HERŞEYİN KONUŞULDUĞU

“MUTFAK SÖYLEŞİLERİ”

olsun!-. Hatta oyunun son kısmına doğru çocukları ev, iş ve çocuk sahibi olup, bu koşuşturmanın içerisinde haklı olarak(haklılık durumu annenin düşüncesi) ziyaretine gelmedikleri zaman kendisini iyice yalnız hissediyor ve kalbinin de bir işe yaramadığının farkına varıp, onu da bir kavanozda kızına götürüyor. Doğumla psikolojisi bozulan anne adayı…

Muhammet Celep İst. Üniversitesi – Hukuk Fakültesi

Kasım ayı başında Şehir Tiyatrolarına yeni bir oyun merhaba dedi: “Mutfak Söyleşileri”. “Sıradan kadınların; sıradan saydıkları hayatlarının, aslında son derece sıra dışı olan öykülerini, kendine özgü bir mizahla dile getiren oyun, ana teması kadın olan absürt bir tiyatro klasiği” şeklinde bir tanıtım yazısı layık görülmüş bu oyuna. Tiyatroyu izledikten sonra bu tanıtımı yapan arkadaşın hangi ülkede ikamet ettiğini, hangi kültürün içerisinde büyüdüğünü merak ettim doğrusu. Çünkü karşıma ne sıradan kadınlar çıktı ne de sıradan hayatlar; en sade haliyle batının bozulmasıyla beraber ne yapacağını kara kara düşündüğü “aile yapısı”nın karşımıza sıradan hayatlar şeklinde sunulduğu(yutturulduğu mu demeliydim) bir oyunla karşılaştım. Oyunun, “batılı aile yapısını” ülkemizde de sıradanlaştırma amacına

46

/ 2011 Aralık

hizmet ettiği çok açık. Oyun, İzlandalı feminist yazar Svava Jakobsdottir’ın kadın, erkek ve aile üçgeninde kaleme aldığı 5 öyküsünden derlenen 5 ayrı kadın tipinin yine İzlandalı bir yazar olan Vala Thorsdottir tarafından oyunlaştırılmış hali. Şehir Tiyatrolarında ise oyunu gösterime genç yönetmen Yeşim Koçak sunmakta. Üç çocuklu, beynini ve kalbini söktüren anne… Oyunda anlatılan karakterlere gelirsek, ilk olarak üç çocuklu bir anne çıkıyor karşımıza. Öyle bir anne ki, kocasına sadakatle bağlı, çocuklarının bütün isteklerini yerine getirmeye çalışan, deneysel çalışmalarında parmaklarının kesilmesine, beyninin alınmasına dahi örnek(!) bir anne duruşuyla ses çıkarmayan bir kadın. Oyun ilerledikçe beyinsizliğin aslında bir kadın için daha güzel olduğunun farkına varıyor, hem de boşta kalan beynini bir kavanoza koyup evinin salonunda sergileyerek, portatif duruşuyla arkadaşlarına hava da atabiliyor –daha ne

İkinci karakterimiz ise bir anne adayı, hamile olarak çıkıyor karşımıza. Hamileliğini eşine söylediğinde, eşi yediği yemek boğazında kalacak kadar çok seviniyor(!) bu habere ve maalesef(!) bu süreçte eşi tarafından, önce hayatının en büyük zevklerinden biri olan şaraptan uzak kalmak zorunda kalıyor. Anne adayı karakterimiz, oyunun başından sonuna kadar hamileliği her kadının yaşaması gereken bir süreç olarak anlatıp durur, arada eksilerini anlatmayı da ihmal etmez tabi. “Balina gibi olup, güzelliğini kaybetmek” bunlardan birisi mesela. Oyunun son kısmında ise doğum iyice yaklaşınca bir korkudur alıp gider kendisini, gazetelerde yeni doğan bebeklerin anneleri tarafından atıldığı haberlerini okudukça korkusu daha da artar; doğum anında ise bin bir türlü işkenceyle doğurunca da hamilelik hakkındaki bütün düşünceleri değişir ve hemşirenin kızı hakkında “anne, büyük anne, büyük büyük anne olacak” yorumuna: “eğer üzerinde bir gram etkim olacaksa, o bebek anne filan olmayacak..!” şeklinde cevap verir. Moron bir eş… Üçüncü karakterimiz ise zekâ seviyesi diplerde olan; ama eşine büyük


sevgi besleyen bu sebeple kocasının toplum içerisindeki bütün aşağılamalarına ses çıkarmayan bir kadın. Eşi ise çok düşünceli, o kadar ki sırf karısı mutfakta yorulmasın diye mutfak içinde müthiş bir mekanizma yaptırtır. Gerçi bu mekanizmayı yaptırmak için getirdiği bayana sarkmayı da ihmal etmez; ama erkek değil mi canım..! Mekanizma oyunun sonunda biter; ancak eş bunu kullanamaz. Eee o zaman dahi erkek için yeni bir plan vakti gelmiştir: “yepyeni mutfağa, yepyeni bir kadın…” Öleceği haberini kocasına veren eş… Dördüncü karakterimiz ne zaman öleceğini bilen, çok fazla okumuş ve sevgilisine inanılmaz bir sevgiyle bağlı bir kadın. Ölüm tarihini sevgilisine açıkladığında sevgilisinin aklına dâhiyane bir plan gelir: “Öleceği gün evlenmek!”. Planın dâhiyaneliğinin gerekçesi de hemen arkasından gelir, böylece ömrünün sonuna kadar sadık bir eş olarak kalmış olacaktır. Eee malum bir erkek eşine ne kadar sadık kalabilir ki..(!) Derken eş ölür ve koca dul kalır. Hamile hariç sahnede gösterilen tüm kadın karakterler dul erkeğin etrafında dört dönmeye başlarlar. O ana kadar eşlerine sadakatleriyle gördüğümüz eşlere ne oluyor acaba derken gerekçe gecikmez: “Dul erkeklerle birlikte olmak şu sıralar revaçtaymış”.

rinde eşiyle üç yıldır sevişememekten yakınmakta. Bu çiftin gösterildiği son kısımda ise bu üç yıllık duruma dayanamayan kocanın sahnenin ortasında gerçekleştirdiği pornografik azgınlıkla son bulmakta.

Türk toplumunun temeli olan ailenin yapısını hiçe sayan ve dünyada hızla bozulan aile yapısının gayet “sıradan” bir durum olduğunu seyirciye gösterme amacı taşıyan bu oyunun İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin tiyatrolarında yer alması ise vahameti katlıyor.

aldığı sanatın ve özellikle tiyatronun toplumsal görevine uygun olarak halkın kültürel üretiminin, çağdaş eğitiminin sanat düzeyi ve bilincinin yükseltilmesine katkıda bulunmak; bu katkıyı gerçekleştirmek için yerli ve yabancı tiyatro eserlerinin seçkin örneklerini seyircisine ulaştırmak, Türk Tiyatrosunun geleceğe yönelik yaratıcı atılımlarına önderlik etmek amacı ile kurulmuştur.” Gördüğünüz gibi Anayasal bir güvenceye dayanarak kurulan bu kurumun, Anayasa’mızın güvencesinde bulunan aile ve aile kültürümüze açıkça saldırması ise nereden tutulsa elde kalacak bir durumdur.

Şehir Tiyatrolarının sitesinde, oyunun tanıtım kısmında gösterimin ilk iki haftası boyunca herhangi bir yaş sınırının olmaması da(gelen tepkilerden sonra akıl edebilmişler sanıyorum), online bilet alımının hiç de azımsanmayacak miktarda olduğu göz önünde bulundurulursa oyunun amacına ciddi katkılarda bulundurmuştur eminim.

Son olarak şunu söyleyeyim: Oyunun her hangi tutulacak bir tarafı olmadığı gibi seyirciye de “olumsuz” etkisi oldukça fazla. Oyunun bitiminde seyircinin hararetle alkışlamaları ve arkamdaki koltuklarda oturan iki bayan arkadaşın: “Demek ki neymiş, hamile mamile olmuyormuşuz” şeklinde ki yorumuna şahit olmak da oyunun etkisini görmeme yetti.

Şehir Tiyatroları hangi amaçla kurulmuş bir de ona bakalım: “Bir temel hak olarak Anayasanın güvence altına

Bu sebeple böyle bir oyundan uzak durmak herkes için en iyisi olacaktır kanaatindeyim.

Bunların yanı sıra oyun boyu yapılan bel altı espriler ve argo diyaloglar da oyunun rezalet kat sayısını artıracak cinsten.

Tüketim çılgını bir kadın… Beşinci karakterimiz ise gösteriş hastası, tüketim çılgını bir kadın. Tamamen gösteriş için hazırlanmış bir iç dizayna sahip son derece lüks bir villa, lüks bir araba ve bunun sonucunda bir borç batağı… Var olan borçlar yüzünden sahip oldukları evlilik de gösteriş için. Eşi ise borç batağında da olsa şaraba para bulabilen bir alkolik; üç cümlesinden bi-

www.yesilay.org.tr \

47


KİTAP TANITIM

Psikososyal Yaklaşım Kılavuzu” kaynak alınarak hazırlanmıştır. On dört farklı başlık altında madde kullanan sokak çocuklarına nasıl yaklaşılması gerektiğini anlatan kitapta ilk olarak sokakta yaşayan çocukların en sık kullandığı uyuşturucu maddeler, bu maddelerin dozları, fiziksel ve ruhsal etkileri konusunda temel bilgiler verilmiş.

SOKAKTA YAŞAYAN VE MADDE KULLANAN ÇOCUKLARA YAKLAŞIM İLKELERİ

Asude Zeynep Cömert Yeşilay Gençlik Kulübü Türkiye’de ve dünyada birçok çocuk sosyal, ekonomik, psikolojik ve bunlar gibi başka nedenlerden dolayı sokaklara yöneliyor veya yönelmek zorunda bırakılıyor. Sokak çocuklarının sayısındaki artışı önlemek ve onları sağlıklı, kendilerine ve topluma faydalı bireyler haline getirmek için proje üreten sivil toplum kuruluşlarından biri olan Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği, Gündoğarken adı altında sadece sokak çocuklarına yönelik bir proje oluşturdu. Doç. Dr. Kültegin Ögel, Alper Aksoy ve Harika Yücel’ in yazdığı “Sokakta Yaşayan ve Madde Kullanan Çocuklara Yaklaşım İlkeleri” bu projenin ürünüdür ve yine bu projenin ürünü olan “Sokakta Yaşayan ve Madde Kullanan Çocuklara 48

/ 2011 Aralık

Kitapta, tüm dünyada hızla artış gösteren madde bağımlılığı konusunda önemli bilgiler mevcut. Bir insana bağımlı diyebilmek için nelerin ölçüt alındığı, bağımlılığın dereceleri ve evrelerinden bahsedilirken bağımlılığın nasıl bir hastalık olduğu, nasıl başladığı ve seyri anlatılmış: “Bağımlıların büyük çoğunluğu kontrol edebileceği inancı ile madde kullanmaya başlamıştır. Hiçbir zaman bağımlı olabileceğini düşünmemiştir. Amaç ara sıra kullanmaktır. Ancak sonuçta kişi bağımlı hale gelir. Çünkü bağımlılık madde kullanımının kaçınılmaz sonucudur. Kişi bağımlı olduğunun farkına varamaz. Farkına vardığı zaman ise çok geçtir. İnsan bir kez bağımlı oldu mu artık bir daha tam olarak bu bağımlılıktan kurtulamaz. Ancak bu demek değildir ki, bağımlılık düzelmez. Bağımlılık düzelir ancak iyileşmez. Kişi madde kullanmadığı sürece iyidir. Bir sorunu yoktur. Ancak madde kullanmaya başladığı andan itibaren bağımlılık sorunu derhal canlanır ve her şey yeniden başlar. Örneğin alkol bağımlıları düzeldikten sonra her zaman arada sırada bir içmenin hayali ile yaşarlar. Ancak bu hayalin gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü bir kez alkol aldıktan sonra kısa bir süre içinde yine bütün gün içmeye başlarlar.” Profesyonellere yönelik olan kitap, psikologların sokakta yaşayan çocuklarla olan ilk görüşmelerinin önemini vurguluyor. Psikoloğun çocukla iyi iletişim kurması ve güven oluşturması gerektiğini bunun yanında çocuğu tanımak, durumunu anlayabilmek, ihtiyaçlarını tespit etmek ve bir yaklaşım planı oluşturmak için çocuğun öyküsünün mu-

hakkak alınması gerektiği belirtiliyor. Kitap istismara maruz kalmış çocuklara yaklaşım ilkeleri ve uyuşturucu maddelere göre farklı yaklaşım ilkeleri sunuyor. Sokakta yaşayan çocukların, psikolojik nedenlerden dolayı, insanlarla iletişim kurmak, öfke kontrolü, stresle başa çıkmak, sorun çözmek gibi psikososyal becerilerde yetersiz oldukları açıktır. Kitapta bu konuya da dikkat çekilmiş, çocukla iletişim kuracak olan psikoloğun nasıl bir tedavi yöntemi uygulaması gerektiği, çocuğun iyileşmesinde önemli rol oynayan psikososyal becerileri nasıl geliştirebileceği anlatılmıştır. Sokak çocuklarının büyük bir kısmı bağımlılık konusunda tedaviyi kabul etmekle birlikte etmeyen çocuklarda vardır. Kitapta, böyle çocukları zorla vazgeçirmeye çalışmak ya da onları kendi hallerine bırakmak yerine zarar azaltma yöntemlerinin uygulanmasının daha sağlıklı olacağı vurgulanıyor. Zarar azaltma yöntemine örnek olarak eroin bağımlılarında Metadon kullanılması veriliyor. Metadon bağımlılık yapan bir maddedir fakat eroin gibi damardan alınmaz. Eroin bağımlıları bu şekilde damar yoluyla bulaşabilecek AIDS gibi hastalıklardan korunmuş olurlar. Bunun yanında, metadon devlet tarafından verildiği için, eroin bağımlısı eroin bulabilmek için illegal yollara başvurmamış olur. Bu yolla eroinden kazanılan kara para miktarı da azalmaktadır. Böylece bağımlılığın zararı en aza indirilmiş olur. Tüm dünyada yaygın olan bu uygulamaya karşı çıkanlar için bu uygulamanın hedef olmadığı, geçiş için bir köprü olduğu belirtilmiştir. Sokakta yaşayan ve madde kullanan çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiğini en temel şekliyle anlatan kitap, bu konuda çalışmalar yapan profesyoneller için iyi bir kılavuz ve kaynak olacaktır.


SORUNLU ÇOCUKLARIN TANINMASI İÇİN NELER YAPILMALI Sümeyya Olcay Yeşilay Gençlik Kulübü Sağlıklı bir ailenin oluşması için bazı temel faktörlerin üzerinde durulması ve bu faktörlerin sağlam bir şekilde o aileyi oluşturan bireyler tarafından benimsenmesi gerekir. Önemle üzerinde durulması gereken bu faktörlerden bazıları aile içi sevgi, saygı, anlayış, sağlıklı iletişim, sorumluluk duygusu ve doğru davranış şekilleridir. Toplumun temel taşı olan ailelerin var olabilmesi için tabiri caizse aile yöneticileri olarak bilinen anne ve babaların duyarlı, sağlıklı bir neslin kaynağı olan çocuklarını doğru bir şekilde yetiştirebilmesi için anne babaların bu kavramlar üzerinde kendilerini eğitmesi ve aile içinde bu kavramları uygulanabilir bir hale getirmeleri gerekir. Zaman ilerledikçe topluma daha iyi bireyler verme açısından iyi bir çocuk yetiştirme çabası anne babalarda daha da olgunlaşmış ve bu durum onlarda farkındalık durumunu ziyadeleştirmiştir. Çünkü zamanın ilerlemesi ile aynı zamanda çocukların üzerinde dış uyaranların etkisi de fazlasıyla kendisini göstermeye başlamıştır. Dış uyaranların tehlikeli olması halinde çocuklarda sorunlu davranışlar ortaya çıkmaktadır. Kendi iyilik halini tehdit eden, sorumlu bir yetişkin olma potansiyelini sınırlayan, birtakım istemli davranışlar sergileyen sorunlu çocuklar hem kendi geleceklerini hem de aile içi huzur ve iletişimi ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Yapılan araştırmalarda çocukların bu olumsuz davranışlara erken müdahale yapılmadığı takdirde bu davranışları takriben ortaya şiddet eğilimi suç işleme, evden kaçma, çevreye za-

rar verme, alkol ve madde kullanımına bağlı olarak bağımlılık oluşması gibi bir takım ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu kitapta bu gibi çocukların sorunlu hallerinin ne olduğu ele alınmakta, bunların tanımları yapılmakta ve anne babalara sorunlu çocuklarını müdahale noktasında yol gösterici bilgiler verilmektedir. Farklı nedenlerden ötürü çocuklarda ortaya çıkan olumsuz davranışların bulunması, bunların anne baba tarafından zamanında fark edilip doğru ve uygun tepkiler verilmemesi halinde bu davranışların sürekli hale gelmesi kaçınılmazdır. Şiddet gösteren, evden, okuldan kaçan ve tehlikenin en uç noktası olan bir sigarayla başlayıp alkol, uyuşturucu gibi madde bağımlısı olan çocuklara karşı ne gibi çözümsel davranışların gösterilmesi, bu konuda hangi adımların atılması için bu kitapta anne babalara önemli bilgiler verilmiştir. Bir çocuğun sigara ve ardından alkol ve madde kullanım hali, çocuğun sorunlu davranışlar çerçevesinde sınırları zorlamış en uç halidir. Bu konuda aileler en doğru adımı atıp, sigara, alkol ve madde kullanımını kesin olarak çocukta bırakma çözümünü gerçekleştirmek zorundadır. Çünkü bu maddelerden tek birini kullanma bile çocukta, çocuğun çevresinde ve ailede maddi manevi çok ciddi problemlere yol açmaktadır. Bunlara bağımlı olan bir çocuk bu maddeleri elde etmek için her türlü yola başvurabilir. Kitapta sigara ve madde kullanımını engelleyecek birçok çözüm yolu sunulmasına rağmen çocuklarda alkol kullanımında esneklik yapılmıştır. Kitapta bu konuda çocuğun yaşı ve aile değerlerine uygunsa çocuğun alkol tüketimini ve alkol alımını neden kullandığını kontrol altına alınması gerektiği belirtilmiş. Bilinmesi gerekir ki alkol, kontrol altına alınamayacak derecede bir bağımlılık oluşturmakta ve vücudun metabolizma ve kan değerlerini bozmakta, alkol sonrasında da kişide ve çevrede birçok olumsuz so-

nuçlara yol açmaktadır. Bu konuda çocuklara diğer maddeler gibi alkolün de zararları anlatılması ve alkol kullanımı çocukta kesinlikle yasaklanması gerekmektedir. Ailenin sorunlu çocuklarına karşı yaptığı sorun oluşturan harekete hemen ceza vermesi, çocukla tartışması, özellikle ergenlik dönemine girmiş çocuk için bu davranışların inada binmesi ve devamının gelmesi demektir. Bu gibi hallerde ailenin çocuğuyla sağlıklı ilişki geliştirmede kullanacak etkili disiplin yöntemleri, sorumluluk kazandırma, iletişim kurma, çatışma çözme ve olumlu davranışı pekiştirme gibi bazı yöntemlerin bilgisine sahip olması gerekir. Bu konularda anne babaların farkındalığını arttıracak, becerilerini geliştirecek bilgi kaynaklarına başvurması gerekir. Bu kitapta sorunlu çocukların problemlerine müdahale etmede teorik ve pratik bilgilere yer verilmiş, şiddet içerikli davranışlar sergileyen, her şeye itiraz eden, okuldan kaçan ve risk tanımına yeterli olan günde bir sigaraya bağlı olarak gelen alkol ve madde kullanımı gibi sorunlu davranışlar gösteren çocuklarla nasıl başa çıkılması gerektiği hakkında önemli ipuçları verilmiştir. Sorunlar gerçekleşmeden önlem almak, bu sorunlara uygun tepkiler vermek bir çocuğun yetişmesi için üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bu kitap anne babalara ve çocuk yetiştirmede payı büyük olan eğitimcilere iyi bir başvuru kaynağıdır. Unutmamak gerekir ki bir çocuk yetiştirmek bir toplum yetiştirmek demektir. www.yesilay.org.tr \

49


50

/ 2011 Aral覺k


Derleyen: Lütfü Günlüoğlu Yeşilay Mardin Temsilcisi

İLİN TARİHÇESİ Mardin, mimarî, etnografik, arkeolojik, tarihî ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğu’nun şiirsel kentlerinden biridir. Bölgede yapılan kazılarda MÖ.4500’den başlayarak klasik anlamda yerleşim gören Mardin; Subari, Hurri, Sümer, Akad, Mitani, Hitit, Asur, İskit, Babil, Pers, Makkadonya, Abgar, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemine ilişkin birçok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir. YUKARI MEZOPOTAMYA Yukarı Mezopotamya’nın verimli hilalinde bulunan efsane kenti Mardin... MÖ 8000’lere değin uzanan geçmişinde birçok uygarlığın yeşerip solduğu, farklı kültürleri ve dinleri içinde harmanlamış, yoğurmuş şiirsel kent Mardin... Asurlular döneminde Erdoba, Romalılar döneminde Maride, Persler zamanında Marde, Bizanslılar döneminde Mardia, Süryanilerin Merdo ya da Merdi, Arapların da Maridin adını yakıştırdıkları gizemli kent Mardin... Daha nice isimler takılıp tanımlamalar yapılabilir. Mardin üzerine; türküler yakılabilir, şiirler ve efsaneler söywww.yesilay.org.tr \

51


birer numune olarak yaşadığı bir şehir Mardin…

lenebilir. Yazılanların, söylenenlerin hepsi de az gelir bu kenti anlatmaya. Bu duyguyu tatmak için günler, hatta haftalar boyu Mardin’de yaşamak, Yukarı Mezopotamya’nın ılık havasını solumak, labirenti andıran sokaklarını arşınlamak, bazı zaman da kaybolmak gerekir… Sit içindeki yapılarını incelerken taş bezemeciliğinde her nakış bir hikâyeyi anlatır. Kiminin sevdası, kiminin acısı, kimin ise hayallerini süsler. Bu şehir taşların dize, dizelerin şiir, şiirlerin sevda olduğu, kar taneleri nakışlarının öptüğü kent. Sahip olduğu camiler, medreseler, kiliseler, manastırlar, hanlar, manastırlar, kervansaraylar ve çeşmeleriyle mimarlık sanatının önde gelen tüm öğelerini bir arada barındırma lütfuna sahip bir şehir. Yaşayan her medeniyetin izlerine tanıklık eden şehir Mardin… Bu medeniyetler sadece mimari miraslarını değil kültürleri gelenek görenekleri velhasıl sosyal yaşamın tüm detayları günümüze kadar gelen bir miras, bir Müslüman’ın, bir Hristiyan’ın, bir Yezidi’nin inançlarını ilk öğretilerindeki safilikle yaşama aksettirilen bir yer. Farklı etniklerin ki bunlar Türk, Arap, Ermeni, Süryani, Çeçen, Türkmen ve nice etnik grupların hala izlerini canlı 52

/ 2011 Aralık

Bir ulu cami, salt bir cami hüviyeti aksettirmemektedir. Onu inşa eden Artuklular’ın hoş görüsünü, adaletini, tevazusunu ve içtenliğini de yansıtmaktadır. Bir Kasimiye Medresesi döneminin en büyük üniversitesi olma vasfıyla birlikte yetiştirdiği ve dünyanın önemsediği sayılı bilim adamlarıyla birlikte medreseyi inşa edip bitiren Artuklular’ı, Akkoyunlular’ı ve adıyla anılan Akkoyunlu beyi Kasım Paşa’nın bilinen o yürekler yakan hikâyesini de günümüze yansıtmaktadır. Bir Deyrulzafaran Manastırı’nın Süryani kadim cemaatinin 630 yıl patriklik merkezidir. Bunun yanında 14. yüzyılda bir tıp merkezi olarak kurulması günümüz Süryani cemaatinin önemli inanç ziyaretlerinin başında yer almasına da zemin olmuştur. Dayrulzafaran, sahip olduğu dinsel ve ruhsal dinginliğini nesillerden nesillere aktaran bir mekândır. Mardin’de bu tarzda her birinin ayrı bir coşkusu, hikâyesi ve ruhu olan nice mekânlar vardır. Bir güneydoğu masalını yaşamak ve nasıl yaşandığını bir sonraki kuşaklara anlatmanın en iyi yolu Mardin’i gezip görmekle başlar. Bu gezi kapsamında camileri, medreseleri, manastırları, havraları, çeşmeleri ve kasırları mutlak suretle görmek gerekir. Ayrıca doğunun baharatlarından oluşmuş yöresel mistik tatları tatmak gerekir. Yenilen yemeklerden sonra ovanın sodası olarak da adlandırılan “mırra” yı da içmek gerekir. Yöreye has badem şekerini, cevizli sucuğunu, leblebiyi mutlaka yanınızda hediye olarak götürün. Vücudunuz ve saçınız için şifa kaynağı bıtım sabununu ve defne sabununu mutlaka alın. Binlerce yıldır tel tel işlenen telkari gümüş sanatıyla yöreye has motiflerin işlendiği ziynet eşyalarından almanızı tavsiye ederiz. Kulağınıza farklı melodilerin, tınıların sizde yaratacağı hoş sedalar için Mardin yöresel müziklerinden oluşmuş bir albüm mutlaka alınız.

Bütün bunları yaşamdan mahrum kalmak istemiyorsanız. Sahip olduğunuz stresten sıkıntılardan birkaç günlüğüne de olsa kurtulmak istiyorsanız mutlaka Mardin’i ziyaret ediniz. Unutmayın ki Mardin Türkiye’nin misafir odasıdır. TARİHTE ALDIĞI İSİMLER Sihirli bir kürede gibi pembe bir hayal, tarihin geçmiş rüzgârlarının estiği Mardin Kalesindeki gerçek... Mardin, tarihin beşiğine tutulan en anlamlı mercek... Tarihte Mardin için birçok isim kullanılmıştır. Bunlar: Erdobe, Tidu, Merdin, Merdo, Merdi, Merda, Merde, Kartal Yuvası, Kuşlar Yuvası, Maridin ve Mardin… Çoğu kaynaklarda Mardin’in gerçek adı “Merdin” diye geçer. Zira halkın çoğu da bugün böyle demektedir. Bu ad “Kaleler” anlamına gelir. Şehirde birçok kalenin varlığı, şehrin bu şekilde isimlendirilmesini sağlamıştır. Mardin’in kale kavramlarıyla adının bu kadar sık geçmesinin en önemli nedeni de birbirini koruyup kollayan doğal savunma ve gözetleme faaliyetlerini icra eden korunaklı yapıların varlığındandır. Bunlardan bir kaçı: Mardin Kalesi (Kuşlar Yuvası, Kartal Kalesi veya Kartal Yuvası), Eskikale Köyünde bulunan Kalat’ül Mara, Deyrü’zzafaran Manastırının kuzeydoğusundaki Arur Kalesi ve Erdemeşt Kalesi’dir. Arap Tarihçilerinden Vakidi ise, Mardin adının Mate Din’den geldiğini ifade eder. Din isminde Mardin Kalesinde yaşayan ünlü bir rahip, kale komutanı ile dost olur. Komutanla dostlukları uzun sürmeyen rahip, Heraklüs tarafından gönderilen bir kumandan tarafından öldürülür. Kaleye Din öldü anlamına gelen “Mate Din” adı verilmiştir. Vakidi’nin bir başka rivayetine göre, İran Hükümdarlarından birinin Mardin ismindeki hasta oğlunun hava değişimi için geldiği bölgede iyileşmesi nedeniyle Mardin isminin bölgeye veril-


Ben oymalarımdan çok çocuklu geçmişin ful kokan avlu diplerini gözledim. Yıldızlar altında devasa şatoları kıskandıran kasırlarda dinlendim... Evlerim, sırtlarını kaleye yapıştırıp avluya yaslanarak Mezopotamya denizini izlerler... Ben Mardin’im. Kuyulardaki gizemli su, eyvanlardaki serinlik... Taş güzelliğinin heybetli tanığıyım ben. Keşke hep taşlardan ibaret kalsaydım... Mardin tarihte bir çiçek bahçesi evler eyvanlarla süslenmiş en güzel çini... BEN TELKARİYİM

diğini ifade etmektedir. Bilgilere göre şehrin isminin doğrusuna en yakın rivayet budur. Süryaniler’in elde mevcut el yazma kaynaklarında da bunlara yakın söylemler mevcuttur. VII. yüzyılda İmparator Maoricius (1582-602) devrinin tarihçileri: Theophilaktas, Simotkattes, Procopius ve aynı devir coğrafyacısı Georgius Cyprius başta olmak üzere Mardin adının tarihteki gelişimi için benzer ifadeler kullanmışlardır. Bunların dışında Ermenice kaynaklarda şehrin isminin Merdin, Süryanice kaynaklarında Merdo, Merdi, Marda ve Mardin okunuşlarına rastlanıldığı, Süryani imla farklarının bu kelimenin belirli belirsiz ve çoğul şekillerindeki ayrılıklarından doğduğu ifade edilmektedir. Arap kaynaklarında ise şehir Maridin olarak anılır. KÜLTÜR SANAT Mardin, Mezopotamya ve Anadolu’da ilk uygarlıkların ortaya çıktığı merkezlerden biridir. Güneydoğu Anadolu bu iki alan arasında geçiş bölgesi durumundadır. Bu sebeple Mezopotamya ve Anadolu uygarlıkları Mardin’in kültürel gelişmesinde etkili olmuştur. Ele geçirme ya da yerleşme amacıyla yöreye gelen topluluklar, bir yandan yerli halkın kültüründen etkilenmişler, bir yandan da yöre kültürünü etkilemişler-

dir. Bu etkileşim süreci günümüze değin sürmüş, renkli bir kültürel yapının ortaya çıkmasına yol açmıştır. XVI. yüzyılda Mardin’de Şemsiler, Yahudiler ve Yezidiler de yaşamaktaydı. Mardin bu dönemlerde İran, Azerbaycan, Kafkasya, Erzurum, Ahlat, Diyarbakır, Suriye ve Rum’dan gelen tüccarların uğrak yeri olmuştur. Bu süreçte hanlar, hamamlar, çarşılar, medreseler, camiler inşa edilmiş ve kent ticaret merkezi olmuştur. İslamiyet’ten sonra bu kültürel yapıda Artuklular’ın büyük etkisi olmuştur. Artuklu hükümdarlarının yaptırdıkları medreseler, camiler, zaviyeler, imaretler, hastaneler ve bunlara bağlı vakıflar bilim ve kültürün gelişmesine yardımcı olmuşlardır. BEN TAŞ İŞÇİLİĞİYİM Ben bir su damlası gibi sabırla taşı yontan ustanın nasırlı eliyim. Doğayla kayalarla inatlaştım hep... Dağların göbek bağı taşlarından şaheserler yarattım... Ben sevdanın üzüm salkımı, sabrın asma yaprağı, güvercinlerin takasıyım... Ben taşın ruhuyum... Ona hayat veren... Ben Mardin’im. Güvercin motiflerinin özgürce kanat çırptığı bir sütun başlığıyım. Ben ulu bir mitosun arta kalan mağrur iddiasıyım.

Kumaşın ve altının sihirbazı derler Süryaniler için, oysaki ben Mardin’de telkariyim. En eski kelebek kanadı, yiğitlerin asası... Benim göz zevkim, el emeğim, maharetle nakış olur gümüş üzerinde dansla. Ben Mardin’im. En güzel gümüş işlemeciliğin yurdu yani. Mezopotamya ilhamım, medeniyetler benim desen kaynağım. Ben, tel halindeki gümüşü diriltir, altını şahlandırırım. Basit bir el çekiciyle ve ayak körüğüyle sevda yakısını gümüşe yansıtırım. Ben en güzel kol düğmesiyim. Taşları nakşetmiş atalarımla, gümüşü yonttum. Ben bir zevk tüneliyim. Ben telkariyim. Bir çocuğunun gelecek düşü, Mardin’de bir sevgi motifiyim. Ben telkariyim, dünden bu güne incecik zevkleri bulutlara işleyen, çiçeklere kazıyan... Ben su berraklığında gümüş, sevda acısında yürek, Mardin’de telkariyim. AHŞAP OYMACILIĞI Tahta yontma sanatı Mardin’de taş oymacılığı kadar meşhurdur. Kapı, mimber, divan, takunya, tarak, kanepe, konsol, gelin sandığı gibi alanlarda kendini göstermektedir. BAKIRCILIK VE KALAYCILIK Bakırcılık ve Kalaycılık, Mardin merkezinde, önemli diğer sanat dalları gibi ayrı bir ihtimamla şehrin özel dokusunda yer bulan kendi adıyla anılan çarşısında yüzyıllardan beri varlığını sürdürmektedir. Bakırcılıkta ürünlerin ortaya çıkması son derece ağır şartlarwww.yesilay.org.tr \

53


da gerçekleşmekte ve işin tamamı el gücüne dayanmaktadır. Burada birçok sofra takımı, çanaklar, kaşık, kepçe, kevgir, sini, leğen, yemek tencereleri, kazanlar, güğümlü ibrik denilen ibrikler, su güğümü vb. mutfak eşyaları üretilmektedir. Bakır eşyalar yılda en az bir kez kalaylanırdı. Günümüzde bu sanatı sürdürenlerin sayısı oldukça azdır. MARDİN EVLERİ Kıvrım kıvrım merdivenleriyle, daracık gizemli sokaklarıyla, zamana yolculuğun adresi abbaralarıyla eşsiz bir tablodur Mardin evleri. Birbirlerinin

yal yaşantının huzurunu sergiler. Mardin’de ataların yaşayışlarındaki gönül genişliği, ehl-i keyf tarzları çok çocuklu yaşamları ve paylaşıma dayalı hayatları sıcacık yuvalarının taş işlemesine yansımış. Evlerin mimarisinde görülen zengin süslemeler takılarda, süs eşyalarında, gümüş telkâri işçiliğinde kendini göstermiş. Her saat başka görünüyorlar… Günün değişik zamanlarında, mevsimsel ışık efektlerinin sihiri ile her saat başka görünür Mardin evleri. Akşam güneşinin kızarttığı gökyüzü ve gökyüzünün evlere yansıyan sarartısı içinde

dalarsanız kent gezisi içinden kolay kolay çıkabilmeniz hiç mümkün olmuyor! Yıldızların altındaki devasa şatoları ve muhteşem sarayları bile kıskandıracak güzellikteki Mardin evleri tarihin bütün ihtişamıyla gözler önüne serilmektedir. Geçmişin heybeti ve inancı avlu kapılarının tokmaklarına aksetmiştir. Özellikle karanfil, püskül, lale, burma ve süpürge motifleri belirli bir düzen içerisinde yapılarda tekrarlanmıştır. Ayrıca Emevi ve Abbasi süsleme geleneğinin etkileri pencere sövelerinde, silmelerde ve sütunlarda da görülmektedir. Açıkhava müzesi görünümündedirler… Günümüzde Mardin ve Midyat evleri başlı başına birer açık hava müzesi niteliği taşımaktadır. Bir müze kent olarak düşünülen Mardin’e 1,5 saat uzaklıktaki Midyat’ta da Mardin’dekilere benzer evler ile karşılaşılmaktadır. Bugünkü görünümü ile bir Orta Çağ kentini andıran Mardin evlerinde Telkâri olarak isimlendirilen taş işçiliğinin en güzel örnekleri ile karşılaşılmaktadır. Midyat evleri de yapılanma, konum ve işçilik yönünden Mardin evleri ile benzerlik göstermektedir.

havasını, ışığını kesmeyecek şekilde sırt sırta binerek kaleye doğru tırmanır Mardin evleri. Bir başkadır Mardin evleri. Yazları serin kışları sıcak. Bunun nedeni duvarların kalın oluşu, yazın aldığı sıcağı kışa kadar saklaması, kışın aldığı soğuğu da yazın serin bir hava olarak evin içinde estirmesidir. Mardin evleri dantel gibi nakşedilen taş süslemeleri ile başka bir sanatı andırır. Limon-üzüm salkımı, saç örgüsü, başak, su damlası, ay ve yıldız, yılan hayvan figürleri ve geometrik şekiller. Mardin evleri ayrıca abbaralarıyla sos54

/ 2011 Aralık

ilk dikkati çeken şey, görkemli kale eteğinde omuz omuza vermiş motiflerle süslü kesme taş evlerin dayanışması arasında sivrilen minareler, kiliseler ve farklı mimari yapılar oluyor. Bu görüntü, apartman hayatı hâkimiyetindeki illerden gelenler ve ilk kez Mardin’i görenlere değişik duygular yaşatıyor. Araç giremeyen, çöp toplama dâhil taşımacılığın, eşeklerle yapıldığı merdivenli sokaklarda yürürken, kemerler altından geçilen dehlizler ilk kez gelen ziyaretçileri hayretler içinde bırakabiliyor! Kapı üstü süsleri, kapı tokmakları, pencereler gibi detaylara

Evler eğime dik olarak düzenlenen avlu, eyvan ve odalar bir bütün halindedir. Taş avlu alt katta kayadan oyma bölümlerle çevrelenmiştir. Üst katlarda eyvanın iki yanında yer alan odalar önünde Gezenek ismi verilen teras ve mekânlar birbirini tamamlamıştır. Bu planlama anlayışındaki en önemli kural, evlerindeki pencerelerin birbirlerini görmemesi ve evlerin mahremiyetinin sağlanması ön plana çıkarılmıştır. Yerine ve sahibine göre değişiyor… Mardin evleri şehir dokusuna uygun olarak yalnızca giriş katından ibaret olanların yanı sıra iki, üç bazen de dört katlı olabiliyor. Evlerin yükseklikleri ve kat adetlerinin nedeni yapının bulundu-


ğu arsanın başlangıç ve bitiş noktaları arasındaki kot farkından kaynaklanmaktadır. Evlerin avlulu giriş katı bulunduğu parselin güneyinde ise, alt kot düzleminde, son katı ise parselin üst kot düzleminde bulunmaktadır. İki kat arasına kaç adet katın sığabileceği ise tamamen arazi eğimine bağlıdır. Ancak bazı durumlarda kat yükseklikleri de değişebilmektedir. Zengin ailelerin kat yüksekliklerinin daha fazla tutulduğu da görülmektedir. Bu farklılık mimariye de yansımıştır. Şehirde etkili olan nüfuslu ailelerin evleri ise bazen anıtsal boyutlara ulaşmıştır. Çoğunlukla evlerin giriş katları binek ve taşıma hayvanlarının ahırlarına, ambarlarına ve depolarına ayrılmış, bu yüzden de kat yükseklikleri fazla tutulmuştur. Evlerin bazılarında ara katlara da yer verilmiştir. Bunlar ambarlarda asma kat niteliği taşımaktadır ve ahşap dikme ile kirişler üzerine oturtulmuşlardır. Bazı evlerde ise bu asma katlar dekoratif olarak da yapılmıştır. Mardin evleri kapalı mekânlar, yarı açık mekânlar, eyvanlar, revaklar ve köşkler adları altında ayrı gruplara ayrılmaktadır. Geleneksel Mardin evlerinin cephelerinde çeşitlilik meydana getirilmiştir. Bu cepheler bulundukları yamaçtan ötürü Mardin Ovası’na açık olarak yapılmıştır. Bu nedenle manzara öncelik kazanmıştır. Kat girişleri doğu, batı ve kuzeyde olan kapalı mekânların havalandırma pencereleri ile köşeleri dikkati çekmektedir. Evler şehrin her bölgesinde teraslar halinde olduğundan birbirlerinin önünü kapatmamaktadır. Ancak cephe bütününde simetriye pek dikkat edilmemiştir. Sadece taş kullanılmış… Mardin evlerinin asıl yapı malzemesini taş oluşturmaktadır. Avlu ve teraslara bakan bütün cepheler, tonoz başlangıçlarına kadar iç mekân duvarları, doğu, batı, kuzey cepheleri kesme taştan yapılmıştır. Düzgün taşların yanı

sıra kaba yontma taşlar da yapılarda kullanılmıştır. Ancak, kaba taşlar Mardin Ovası’na bakmayan cepheler ile zemin katı avlu duvarlarında kullanılmıştır. Moloz taşlar daha çok önemi olmayan duvarlarda, iç örgüde, tonoz veya kubbelerde kullanılmıştır. Evlerin kapalı, yarı açık ve açık bütün mekânlarının döşemeleri taştan yapılmıştır. Bununla beraber avlularda taş, toprak veya her ikisinin birlikte kullanıldığı da görülmektedir. Üst katların taş döşemeleri bir alt katın tonoz çeşitlerini içeren tavanlar üzerine oturtulmuştur. Tavanlar daha çok manastır tonozu, be-

şik tonoz, aynalı tonoz biçiminde olup, kubbeye çok az yer verilmiştir. Katlar arasında bağlantıyı sağlamak üzere merdivenler kullanılmıştır. Bu merdivenler yapı içerisinde eyvanların açık yüzlerinin karşısına gelen sağır duvarlarda veya duvar içlerine yerleştirilmiştir. Mardin evlerinde pencereler cephelerde çoğunlukla iki sıralı olarak düzenlenmiştir. Bunların en özgün karakteri de iki kanatlı ahşap kapaklı oluşlarıdır. Pencerelerin önüne lokmalı veya geçmeli demir şebekeler yerleştirilmiştir. Üst sıra pencerelerde cama yer verilmediği durumlarda ahşap kapaklardan yararlanılmıştır.

Mardin evlerinde bezeme olarak sarı kalker taşları kullanılmıştır. Dış mekâna yansıyan yapı elemanlarında ve iç mekânda pencere kapı ve niş çevrelerinde ayrı malzemeden bezemeler de yapılmıştır. Yörede Midyat İşi denilen taş işçiliğinin son derece geliştiği görülmektedir. Kapı, pencere çevreleri, sütunlar, kemerler, saçak altları, kat silmelerinde taş işçiliğinin oya gibi işlendiği bezemelere yer verilmiştir. Ayrıca odalarda Taka denilen, yuvarlak kemerli taş işlemeli, gömme dolaplar da bulunmaktadır. Bununla beraber, taş dışında kullanılan malzemeler oldukça

sınırlıdır. Ahşap malzeme pencere kapakları, kapılar, dolap kapakları ve kilerlerin asma katlarında kullanılmıştır. Geç dönemlerde alçı tepe pencerelerinin vitrayları ile tavanlarda yapılan basit süslemelerde kullanılmıştır. Demire ise yalnızca pencere şebekelerinde yer verilmiştir. Haremlik evlere de yansımış… Mardin’de kapalı bir yaşam biçiminin egemen olduğu dikkate alındığında evlerin harem ve selamlıktan meydana geldiği de görülmektedir. Selamlık kısmında ana odaya tek basamaklı, parmaklıklarla ayrılmış bir seki altından www.yesilay.org.tr \

55


girilmektedir. Bu bölümde kahve ocağına yer verilmiştir. Harem bölümündeki odalarda ise kullanım olarak bir ayırım gözetilmemiş ve odaların hepsinde oturulmakta, yatılmakta, yemek yenilmekte ve konuklar ağırlanmaktadır. Bu odalar avluya bakan önleri revaklı bir eyvanın çevresine sıralanmışlardır. Evlerin çoğunda ayrı bir mutfak yoktur. Kilerin, açık avlunun veya eyvanın bir bölümü mutfak olarak kullanılmıştır. Bununla beraber, bazı evlerde mutfak ve helâların yapıdan ayrı olduğu da görülmektedir. Mardin’in evlerinin bazılarında dini yapılarda olduğu gibi kitabelere de önem verilmiştir. Bu kitabeler giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir. Ayrıca katlarda eyvan ya da revaktan girilen giriş kapıları üzerine de kitabeler yerleştirilmiştir. Bu evlerin tarih konulan bir başka yeri de tavanlardır. Ancak bu tür tarihlemeler daha çok son dönemlerde yapılan evlerde görülmektedir. Anıtsal Mardin Evleri… Günümüze gelen Mardin tarihi evlerinden en önemlileri Hacı Kermo ailesinin evi, Süryani ailesinin evi ve Milli aile-

sinin evidir. Bunun yanı sıra Diyarbakır Mahallesi’nde, Şar Mahallesi’nde, Diyarbakır Kapısı Mahallesi’nde, Emineddin Mahallesi’nde, Latifiye Mahallesi’nde, Necmeddin Mahallesi’nde, Yeni Kapı Mahallesi’nde, Ulu Cami Mahallesi’nde, Teker Mahallesi’nde, Şehidiye Mahallesi’nde, Gül Mahallesi’nde, Savur Kapı Mahallesi’nde ve Meydanbaşı Mahallesi’nde de tarihi Mardin evlerine rastlanmaktadır. Bu evlerden Savur Kapı Mahallesi’ndeki Hacı Kermo ailesi evi, XVII. yüzyıla kadar inen bir tarihe sahiptir. Bu yapı zemin katı ile birlikte üç katlıdır. Ara merdivenlerle ulaşılan ara katlar da bunların içerisine yerleştirilmiştir. Bu eve üç farklı kottan girilmekte olup, zemin katta avlu çevresini U biçiminde saran bir tasarım bulunmaktadır. Böylece bu ev üç ayrı birimden meydana gelmiştir. Cephesinde zemin kattan üst kata doğru bir farklılaşma olduğu da dikkati çekmektedir. Zemin ve birinci katta pencere ve kapılarda, revaklar ve eyvanlarda, son iki katta ise çeşitli bezemelerle süsler görülmektedir. Günümüzde Mungan ailesinin yaşadığı bu ev içerisinde birçok ailenin yaşamasından ötürü çeşitli bölümlere ayrılmış, yarı açık mekânlar kapatılmış ve ekler yapılmıştır. Yeni Kapı Mahallesi’ndeki Süryani ailesi evi, Emüniddin Külliyesi’ne yakın bir yamaçta yer alan bir grup Süryani evi arasında Mardin’in en büyük evlerinden birisidir. Bu yapı zemin kat ile birlikte beş katlıdır. Yapıldığı bölgedeki arazi eğiminden ve parsel derinliğinden kaynaklanan evde kat adedi arttırılmıştır. Evin tasarımı teraslama biçiminde gerçekleştirilmiştir. Farklı kademelerde bulunduğundan ötürü bu ev grubu üç avlu çevresinde geliştirilmiştir. Revakların iki yanı açık olup, bunların arkasında yüksek ve sivri kemerli bölümlere de yer verilmiştir. Mardin’in Ticaret Merkezi’nin yanında yer alan Medrese Mahallesi’ndeki Milli

56

/ 2011 Aralık

ailesi evi de çeşitli yapı birimlerinden meydana gelmiştir. Girişleri birbirlerinden bağımsız olan bu birimler biçimsel farklılıklar göstermektedir. Buradaki konak tasarımı bir defada ortaya çıkmamış ve yapı birimlerinin birbirlerine eklenmesinden meydana gelmiştir. Burada da diğer Mardin evlerinde görüldüğü gibi, birden fazla girişe yer verilmiştir. Güneydeki çıkmaz sokaktaki tonozlu bir geçitten sonra zemin kat birbiri içerisine geçmiş üç avlu ve bunların çevresinde de yapılar sıralanmıştır. Buradaki yapı birimlerinin hepsi kendi avlularına ve sokağa açık cepheler halindedir. Mardin Nusaybin ilçesinde Diyarbakır Valisi Hafız Mehmet Paşa’nın 1837 yılında, oldukça geniş bir alana yaptırmış olduğu kışla 1970’li yıllardan sonra yıkılmıştır. Sultan II. Abdülhamid zamanında kurulan Hamidiye Süvari Alayı’nın birlikleri bu kışlada konuşlandırılmıştı. II. Dünya Savaşı sırasında da kullanılan bu kışlanın 300’den fazla odası, giriş kapısında da iki büyük aslan heykeli bulunuyordu. Mardin ve Midyat evlerinin en önemli öğesi de çeşitli dini toplulukların değişik kültürlerin ve dillerin birleşmesidir.


www.yesilay.org.tr \

57


Yeşilay’dan Milli Eğitim Bakanı’na Ziyaret

Ankara - Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı beraberinde Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Sırrı Arvas, Ankara Şube Temsilcisi Şemsettin Toprak, Yeşilay Eğitim Danışmanı Muhammet Öztabak ve Yeşilay Basın Danışmanı Ali Yiğit ile birlikte Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’i makamında ziyaret etti. Yapılan ziyarette Yeşilay’ın çalışmalarından bahseden Milli Eğitim Bakanı Dinçer "Yeşilay'ın Türkiye'ye kattığı değerleri görüyoruz. Değerli çalışmalarınız hepimizi mutlu ediyor" dedi. Yeşilay'ın, Türkiye'nin en eski kurumlarından biri olduğunu söyleyen Dinçer, "Öğrencilerimizin bağımlılıklara karşı yanlarında duran Yeşilay'ın faaliyetlerini Milli Eğitim olarak desteklemeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu. Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı ise, bağılılık yaşının her geçen gün düştüğüne dikkat çekerek "Çocuklarımızın bağımlılığa karşı küçük yaşta eğitilmesi gerekiyor. Bu ancak Yeşilay ve öğretmenlerimizin elbirliği etmesiyle mümkündür" dedi. Bazı okullara kumar ve içki firmalarının isimlerinin verildiğini hatırlatan Balcı, "Bu okulların isimlerinin değiştirilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı'nı mahkemeye verdik. Aramızdaki bu hasımlığı ortadan kaldırmak istiyoruz. Umarız bu okulların isimleri biran önce değiştirilir" şeklinde konuştu. Ayrıca, Yeşilay ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte işbirliği yapılması amacıyla Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e protokol teklif edildi. Görüşme sonrasında Yeşilay cemiyeti başkanı balcı, Milli Eğitim Bakanı Dinçer’e seçkin bir tablo hediye etti.

58

/ 2011 Aralık


Yeşilay’ın Amasya Çıkarması Amasya - Yeşilay Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı, Amasya Şubesi'nin yaptığı etkinliklere katılmak üzere Amasya’ya günü birlik bir ziyarette bulundu. Burada Vali, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü, İlçe Milli Eğitim Müdürü ve üniversiteyi ziyaret eden Balcı, adeta çıkarma yaptı. KADINLARDA SİGARA İÇME ORANI ARTIYOR Yeşilay Amasya Şube Başkanı Halis Büyükbayraktar, Şube Yöneticileri Zerrin Yelken, Ahmet Yiğittop ve Egemen Akyüz ile birlikte Amasya Emniyet Müdürlüğü'ne giden Cemiyet Başkanı Av. Muharrem Balcı, Amasya Emniyet Müdürü Ayhan Acet'i ziyaret etti. Balcı, özellikle uyuşturucuyla mücadele konusunda ciddi başarılar elde eden emniyet teşkilatını takdir ettiğini söyledi. Türkiye'nin en çok uyuşturucu yakalanan ülkesi olduğunu anlatan Balcı, "Bu aynı zamanda dünyanın en çok uyuşturucu geçen ülkesi olduğumuz anlamına da geliyor" dedi. Sigara kullanım yaşının gün geçtikçe düştüğünü belirten Balcı, erkeklerin yüzde 49'unun, kadınların ise yüzde 15,7’sinin sigara içtiğini belirterek, "Üzülerek söyleyeyim ki kadınlarda bu oran gün geçtikçe artıyor" şeklinde konuştu. Balcı, görüşmenin ardından Amasya Emniyet Müdürü'ne Yeşilay'a katkılarından dolayı plaket takdim etti. YEŞİLAY GENÇLİK KULÜBÜ KURULACAK Ardından Amasya Üniversitesi'ne geçen Balcı, burada Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersoy'la bir araya geldi. Burada üniversite gençliğinin önemine değinen Balcı, üniversitelerde kurulan Yeşilay Kulüpleriyle gençlerin misyon yüklendiklerini ve bağımlılıklara karşı daha dirençli bir hale geldiğini söyledi. Tüm bağımlılıklarla mücadele eden Yeşilay'ın üniversal zihne ihtiyacı olduğunu anlatan Balcı, "Tüm devrimlerin ana rahmi olan üniversite, değişimlerin ve dönüşümlerin vazgeçilmez merkezidir" şeklinde konuştu. Amasya Üniversitesi'nde Yeşilay Kulübü kurulması konusunda Rektör Yardımcısı Ersoy'la mutabakata varan Balcı, ardından bir plaket takdiminde bulundu. MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ'NÜ ZİYARET Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı, üniversiteyi ziyaretinin www.yesilay.org.tr \

59


HABERLER

ardından İl Milli Eğitim Müdürü Necati Akkurt'u da makamında ziyaret etti. Bağımlılıklarla mücadelede okulların en önemli nokta olduğunu belirten Balcı, "Biz bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı ile protokol imzalamayı planlıyoruz. Ayrıca okullarda okutulan ders kitaplarına bağımlılık konularını da dâhil etmek için çalışıyoruz. Bu mücadelede eğitim camiasının katkıları olmadan başarıya ulaşılması zordur" dedi. Maddi bağımlılıkların yanı sıra ekran bağımlılığının da çok önemli olduğunu anlatan İl Milli Eğitim Müdürü Akkurt ise "Yapılan bir araştırmada bir müfredat dönemi içinde bir öğrenci yılda 900 saat öğretmenleriyle yüz yüze gelirken, aynı öğrencinin bir yıl içinde 1200 saat ekrana kilitlendiği tespit edildi. Bunun iyi yönetilmesi lazım. Sadece Ekran okuryazarlığı dersi yetmiyor. Bunun için STK ile ailenin birlikte hareket etmesi şart" şeklinde konuştu. AMASYA'DA "YEŞİLAY PARK" KURULMASI Beraberindeki heyetle Belediye Başkanı Cafer Özdemir'i de ziyaret eden Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı, Amasya'ya gelmiş olmaktan dolayı son derece mutlu olduğunu belirtti. Küçük çocukların 5-8 yaş arasında öğrendiği bilgilerin asla silinmediğini belirten Balcı, "Biz uğradığımız illerde Yeşilay Parkları oluşturarak küçük çocuklara Yeşilay bilinci kazandırmak istiyoruz. Böylece çocuklarımızın hiç başlamadan bağımlılıklardan kurtulmalarını sağlamayı amaçlıyoruz. Umarız Amasya'da da böyle bir park açılması mümkün olur" dedi. Belediye Başkanı Özdemir ise belediyelerinin pek çok park yaptığını belirterek, "Biz bu parkları yapıp mahallelere teslim ediyoruz. Ancak daha sonra bu parkların amaçları dışında kullanıldığını görünce üzülüyoruz. Yeşilay'la böyle bir çalışma bizleri de mutlu eder" dedi. Balcı, Başkan Özdemir'e katkılarından dolayı Plaket takdim etti. AMASYA VALİSİ'Nİ ZİYARET Belediye Başkanı'na yaptığı ziyareti tamamlayan Yeşilay Cemiyeti Başkanı Av. Muharrem Balcı, ardından Amasya Valisi A. Celil Öz'ü de makamında ziyaret etti. Burada Anadolu'daki illerin büyükşehirleri beslediğini anlatan Balcı, "Anadolu’dan gelen insanlar, bulundukları yerlerde belli bir eğitime tabi tutulmuşlarsa, daha iyi işler yapabiliyorlar. Biz tüm Türkiye'ye hitap etmeye çalışırken, her yere yetişmekte zorlanabiliyoruz. Ancak siz etrafınıza daha iyi tesir etme şansına sahipsiniz. Bu yönüyle, sizin gibi valilerin bağımlılıklar konusunda gösterdikleri hassasiyet bizleri memnun ediyor" dedi. Vali Öz ise devletin son yıllarda yaptığı girişimlerle bağımlılıklar konusunda ciddi gelişmeler yaşandığını belirtti. Özellikle 60

/ 2011 Aralık


sigarada çok ciddi gerilemeler yaşandığını anlatan Öz, "Ancak alkol ve uyuşturucu konusunda aynı gerilemenin olmadığını üzülerek görüyoruz. Bunun için çalışmamız lazım" şeklinde konuştu. Balcı Amasya Valisi'ne katkılarından dolayı plaket takdim ederken, Vali Öz de Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı'ya Amasya Genelgesi tablosu hediye etti.

Mardin Buluşması Mardin YEŞİLAY MARDİN TEMSİLCİLİĞİ Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı Mardin Yeşilay Temsilciliğini ziyaret etti. Mardin’deki temasları çerçevesinde İl Temsilcisi Lütfü Günlüğlu ve Yeşilay üyesi Av.Bahattin Uncu ile birlikte Mardin Valisi Turhan Ayvaz, Mardin Belediye Başkanı Av. Mehmet Beşir Ayanoğlu, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Serdar Bedii Omay, Mardin Milli Eğitim Müdürü Ziya Eser ve MÜSİAD Mardin Şube Başkanı Kazım Aksoy’u makamında ziyaret etti. MARDİN VALİSİ ZİYARETİ Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı, Mardin’deki temaslarına valilik ziyaretiyle başladı. Beraberinde Yeşilay Mardin Temsilcisi Lütfü Günlüoğlu ve Yeşilay Mardin Üyesi Av. Bahattin Uncu ile birlikte Mardin Valisi Turhan Ayvaz’ı makamında ziyaret eden Balcı, Vali ile bir süre sohbet etti. Yeşilay’ın faaliyetlerini anlatan Başkan Balcı Mardin’de Yeşilay’a gösterilen ilgiden çok memnun olduğunu söyledi. Vali Ayvaz ise ziyaretten memnun kalarak insanları bencilleştiren sigara vb. bağımlılıklardan insanların uzaklaşması gerektiğini ve özellikle birçok trafik kazasına sebebiyet veren alkolün kısıtlanması noktasında alkollü araç kullanma cezalarına zam yapılması gerektiğini vurguladı. Ziyaretin anısına genel başkan Balcı, Vali ayvaz’a plaket takdim etti. MARDİN BELEDİYESİ BAŞKANI’NA ZİYARET Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı, Yeşilay Mardin Temsilcisi Lütfü Günlüoğlu ve Av. Bahattin Uncu ile birlikte Mardin Belediye Başkanı Av.Mehmet Beşir Ayanoğlu’nu makamında ziyaret ettiler. Ziyaretten memnun kaldığını www.yesilay.org.tr \

61


HABERLER

söyleyen Belediye Başkanı Ayanoğlu kendisinin de Yeşilay üyesi olduğu belirterek Mardin’deki Yeşilay çalışmalarına her zaman destek vereceğini belirtti. Günün anısına Başkan Balcı, Mardin Belediye Başkanı Av. Mehmet Beşir Ayanoğlu’na Yeşilay plaketi takdim etti. Ziyaretin ardından belediye meclis salonuna geçen Balcı burada Yeşilay üyelerine kısa bir teşekkür konuşma yaptı. Belediye Başkanı’ndan belediyeye ait parklardan birinin Yeşilay Parkı olarak isimlendirilmesini isteyen Balcı’nın isteği üzerine Belediye Başkanı Ayanoğlu parklardan birinin adının Yeşilay Parkı yapacağı sözünü verdi. Konuşmasında Yeşilay üyelerine yeşilayın önemini vurgulayan Balcı konuşma sonunda Belediye Başkanı Ayanoğlu ve üyelere Yeşilay teşekkür belgelerini sundu. Belediye Başkanı Ayanoğlu’da Başkan Balcı’ya tanıtıcı hediye ve plaketi verdi. REKTÖR OMAY’A ZİYARET Ziyaretine Mardin Artuklu Üniversitesi ile devam eden Genel Başkan Balcı, burada Üniversite Rektörü Serdar Bedii Omay’ı ziyaret ederek Yeşilay çalışmalarının özellikle üniversite dairesi içerisinde nasıl yapıldığı ve Artuklu Üniversitesi’nde neler yapılabileceği konusunda Rektör Omay’a bilgi verdi. “NEDEN YEŞİLAY” KONFERANSI Ziyaretin ardından Başkan Balcı Rektör Omay ile birlikte Artuklu Üniversitesi’nde düzenlenen “Neden Yeşilay” konulu konferansa katıldı. Sunuculuğunu Yeşilay Üyesi Bünyamin Ağalday’ın yaptığı konferansın açılış konuşmasını yapan Yeşilay Mardin İl Temsilcisi Lütfü Günlüoğlu’nun ardından Mardin Valisi Turhan Ayvaz bir selamlama konuşması yaparak Yeşilay’ın Mardin’de kurulmasından duyduğu memnuniyeti ve Yeşilay’ın önemini anlattı. Özellikle uyuşturucunun zararlarına dikkat çeken Ayvaz, konuşmasında uyuşturucunun batı kültüründen geldiğini, bu kültüre kapılan gençlikten bir gelecek beklenilmemesini vurgulayarak tüm vatandaşları bu konuda duyarlı olmaya çağırdı. Konuşmasının sonunda “Bağımlılık yapan tüm kötü alışkanlıklarla hep birlikte mücadele edeceğiz, bu konuları hep birlikte öğrenelim ve başkalarına da anlatalım.” dedi. İnternet bağımlılığı hakkında sunum yapıldıktan sonra kürsüye gelen Genel Başkan Balcı, Yeşilay’ın kuruluş felsefesini ve amaçlarını anlattı. Genel Başkan özetle şunları kaydetti: “Özellikle sigara ve benzeri bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı her gün biraz daha artmaktadır. Sigara kullanma yaşı 11, uyuşturucu kullanma yaşı 14’in altına düşmüştür. Devlet bütün bağımlıklardan sadece sigaraya karşı mücadele etmektedir. Oysaki alkol ve kumarın tehlikesi daha az değildir. Uyuşturucunun tehlikesi daha az değildir. Devlet bir taraftan yut dışından içeri sokulan uyuşturucu konusunda gereken yeterli tedbirleri almaz iken, içeride de polis marifeti ile başarılı operasyonlar yapıyor, uyuşturucu tacirlerine göz açtırmıyor. Maalesef kumar bugün devlet eliyle

62

/ 2011 Aralık


oynatılmaktadır. Devlet bu uygulamasıyla Anayasanın 58.maddesine ters düşerek Anayasal suç işlemektedir. Birçok okula Milli Piyango Efes Pilsen isimleri verilerek gençler hem kumar, hem de alkol kullanmaya teşvik edilmektedir. Sigara konusunda da alınan bir dizi önlem uygulamada yetersiz kalmaktadır. Yeteri kadar denetim yapılmadığından birçok yerde sigara yasağı delinmektedir. Mardin’de de birçok yerde sigara yasağına uyulmadığını gördüm. Bizler Yeşilay olarak alkol, kumar, sigara, uyuşturucu ve internet bağımlılığı gibi her türlü kötülükle mücadelemizi her platformda sürdüreceğiz” Başkan Balcı konuşmasının sonunda, Yeşilay’ın Mardin’deki faaliyetleri sonucu sigara bağımlılığından kurtulan Av. Cemal Artık, Av. Abdulmenaf Baysal, M. Sait Kerimoğlu, Kinyaz Köle ve Sami Kızılkaya’ya bu kararlılık ve azimlerinden dolayı herkesin huzurunda kendilerine teşekkür etti. MARDİN TEMSİLCİSİ’NE TEŞEKKÜR Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Mardin ziyareti içerisinde Mardin MÜSİAD Şubesi ve Ensar Vakfı Mardin Şubesinin misafiri oldu. Burada Şube Başkanı Ramazan Değer ve Vakıf Kurucusu Zeynel Tepe ile görüşen Balcı, Ensar Vakfı üyelerine sigaranın zararlarını ve Yeşilay’ın amaçlarını anlattı. Aynı gün içerisinde Genel Başkan Balcı, Mardin Cemre Radyo’ya canlı yayın konuğu oldu ve canlı yayında Yeşilay’ın hedeflerini anlattı, radyo sorumlusu Mehmet Arasan’ın sorularını yanıtladı. Genel Başkan Balcı, Mardin seyahat ve programı ile ilgili olarak duygularını şöyle ifade etti: “Mardin’e ilk defa geliyorum, Yeşilay’ın il Temsilciliğini Lütfü Günlüoğlu’na verdik. Kısa bir süre içerisinde 70 üyeye ulaşarak çok önemli bir başarıya imza attı. Bu üyelerin içinde Mardin’de tanınan çok önemli simaların da olduğunu gördüm. Gerçekten çok mutlu oldum. Başta Mardin Valimiz Sayın Turhan Ayvaz, Rektörümüz Serdar Bedii Omay, Milli Eğitim Müdürümüz Ziya Eser, Belediye Başkanımız M. Beşir Ayanoğlu, Sağlık Müdürümüz Mehmet Derviş ve çocuk yuvası Müdürümüz Mehmet Akın’ın verdikleri destekten dolayı hepsine teşekkür ediyorum. Ayrıca Mardin mahalli basının da ilgisi gerçekten takdire şayan gördüm, hepsine şükranlarımı iletiyorum. Bu başarıyı her yerde anlatacağım. Açıkçası Mardin’de böyle bir etkinliği ve sonucu beklemiyordum. Mardin’de Yeşilay’a gösterilen ilgi bizleri daha fazla çalışmaya teşvik etti. Bu bakımdan Lütfü kardeşime teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum”.

www.yesilay.org.tr \

63


SIHHİ VE İÇTİMAİ ŞÜUN

VEBA TEHLİKESİ - Geçen ay İstanbul büyük bir tehlike atlattı. Ortaköy’de bir aileyi büsbütün mahveden veba = taun çok şükür etrafa salmadan söndü. Veba eski bir hastalıktır. Bunun hakkında gelecek nüshalarımızda daha uzun makaleler yazarız. Bu defaki veba salgını diğer salgınlardan daha tehlikeli olan ciğer şekliydi. Nefesle, vebalının öksürüğü ve tükürüğü ile geçer. Ona dokunanlar tehlikeye girmişler demektir. Veba zatüresi titreme ile başlar. Sıcaklık artar, hasta fazla balgam çıkarır. Üç gün içinde öldürür. Vebaya karşı aşılanmalıdır. Tutulduktan sonra kendine mahsus serum tedavisi vardır. Böyle zamanlarda fareler öldürülmelidir. SARHOŞ MAKİNİST - Ne kadar söylesek yazsak azdır. İsmet Paşa’yı İstanbul’a getiren tren tehirle muvasalat etti. Sebebini öğrenince şaştık. Makinist sarhoşmuş. Yeni bir makinist getirtilerek tren yoluna devam etmiş. İsmet Paşa istirahata gelirken büyük bir kaza savmıştır. Başka memleketlerde şoför ve makinistlere psikoloji laboratuarında muayene edilmeden iş bile verilmez, biz de ise sarhoş bile olurlar. BULGARİSTAN’DA İÇKİ MÜCADELESİ - Bulgaristan’da içkinin tevlid (sebep olduğu) ettiği zararların önüne geçmek için vasi teşkilat 64

/ 2011 Aralık

icra edildiğini, bu hususta bütün Bulgaristan dâhilinde 89 cemiyet teşkil edildiğini haber aldık. İçki düşmanı cemiyet azalarının ekserisini muallimler ve münevverler teşkil etmektedir. Bu cemiyetlerin yalnız mukayyet azası yedi bini tecavüz ediyor. Bilhassa genç mektepliler komiteleri faaliyetle içki aleyhinde çalışıyorlar. İÇKİ VE SPOR - Amerika’nın tanınmış eski gazetecilerinden biri Avrupa’da yapmış olduğu tetkikat neticesinde içkinin İngiliz sporcuları üzerinde mühim tesirat icra ettiğini görmüştür. Hatta son olimpiyat oyunlarında İngilizlerin pek bariz bir tedenni (gerileme) gösterdiğini kaydettikten sonra İngiliz futbol takımının son zamanlarda içki yüzünden cenubi Afrika müstemleke oyuncularına mağlup olduğunu ilave ediyor. HİLAL-İ AHDAR TAKVİMİ 2 Kanunsani - Yılbaşı gecesinde sarhoşluğun verdiği cinnetle beyni dönen bir talebe, Kazım Efendi namında biçare bir polisimizi öldürmüş ve Muammer Efendi namında diğer bir polisi de yaraladıktan sonra kendisi de atılan kurşunlarla mecruh olmuştur. Bunlar dört arkadaşmış ve ikisi talebeymiş. Eldorado’da zıkkımlanmışlar. Türkyuvası denilen pastanede akıllarını kaybetmişler, Bayram sokağında bu feci cinayeti

ika (yapma) eylemişlerdir. 3 Kanunsani - Tevhid-i Efkâr’da Tenşit-i Şüun Muharriri “Hergün kan döken, can yakan, hanüman söndüren, hırsızlık eden ırz düşmanı şaki, rakıdır.” diyor. İçki ile alınan bir intikam cinayeti daha: Uzunçarşı boyunda bir fırında müstahdem Antepli Mustafa, balık pazarında Maksudiye Han’ında tüccardan Abdürrezzak Bey’i alkolik dimağında yaptığı kabadayılık ile saldırma vasıtasıyla sağ memesi üzerinden vurmuş. Sebebi de Abdürrezzak Beyin kendisine muavenet etmesiymiş. Merkum ne yaptığımı bilmiyorum, diyor. 4 Kanunsani - Akşam gazetesinin başmakalesinde Necmeddin Sadık Bey : “Sarhoşluk yüzünden ika edilen (yapılan) cürümler o kadar çoğalmıştır ki Men-i Müskirat kanunu tadil edildikten sonra onun taraftarı olanlar adeta hak kazanmışlardır. Binaenaleyh bu noktayı hükümetin nazarı dikkate alması lazımdır. Nasıl Fransa’da Harb-i Umumi’den itibaren absent men edildiyse bizde de tıpkı ona muadil bir içki olan rakı men edilmelidir; fakat esaslı surette men olunmalıdır. Memleketin bir tarafında memnu (yasak) iken Millet Meclisi’nin yanı başında içilmemelidir. Son kanundan sonra rakı kaçakçılığı başlamıştır ve hükümet şimdi eskisi


kadar bile rakıdan vergi alamıyor. Rakı müthiş ve mühlik (tehlikeli) bir içkidir. İnsanları adeta deli etmektedir.” diyor. Tevhid-i Efkâr Necmeddin Sadık Beyin bu makalesini (ha şöyle) serlevhalı bendile “İmana geldiniz mi?” diyerek tenkit ediyor. 7 Kanunsani - Polis müdüriyeti son zamanlarda sarhoş şoförler yüzünden vukua gelen kazaların önüne geçmek için kati tedabir (tedbirler) ittihaz etmiştir. Bu yüzden İzmir’de de bir kaza vukua gelmiş, Memduh Bey namında memleketin kıymetli bir recül-i devleti kazaya kurban gitmişti. Keza İsmet Paşa’yı İstanbul’a getiren tren makinistin sarhoşluğu yüzünden saatlerce tehir etmiş ve İstanbul’a ancak altı saat sonra gelebilmiştir.

17 Kanunsani - Memleketin yüksek bir ailesine intisabı olan bir genç kendi itirafı üzerine içtiği likörün husule getirdiği teşevvüş-i şuuriden (şuur bulanıklığı) dolayı ismi üzerinde dedikodular yapılmasına sebebiyet vermiş, bazı makamat-ı siyasiyeyi müşkül mevkua sokmuş16 Kanunsani - Tevhid-i Efkâr ga- tur. Bu vaka polisin müdahelesini zetesi “Kanun himayesi altında sar- icap ettirmiştir. hoşluk muhtariyeti” ser levhalı bir makale ile sarhoşluğun fecaini zikir ve kanunun teşdidini talep ediyor. yoktur diye içkiye tehalükü mazur gösterecek mantık tasavvur edemediğimizi söylemekten kendimizi alamayacağız. Bilhassa genç hanımların hayat-ı hususilerinde hiç alışmadıkları müskiratın verdiği sekr ile bazı taşkın hareketlerde bulunması bu yüzden olmuştur.” diyor.

9 Kanunsani - Pangaltı’da Kalfa Mehmet’in kahvesinde işret eden komisyoncu Naci, mütekaidin-i askeriyeden Ali Efendilerle Mehmet Kalfa arasında tabanca teati edilmiş, Ali Efendi bacağından, Kalfa Mehmet elinden yaralanmıştır. 12 Kanunsani - Ankara yolunda bir tüccar trende bir muallimenin kompartımanına tecavüz etmiştir. 16 Kanunsani - Haydarpaşa’da sarhoşluk yüzünden Terzi Akif isminde birisi Baytar Mektebi hademesinden Mustafa’ya kalbi üzerinden tehlikeli surette cerh (yaralama) etmiştir. Sebebi bir kadın meselesidir. 16 Kanunsani - İstiklal gazetesi Romanya seyahatinde bazı münasebetsizlikler cereyan ettiğini, ez cümle ziyafet sofralarında şampanya ve içkinin haddinden aşırı bir surette içilmesi kadın ve erkek bazı gençlerin baştan çıkmasına sebep vereceği pek tabii olduğunu söyledikten sonra “Maksadımız demogoji değildir. Ancak ziyafetlerde su www.yesilay.org.tr \

65


66

/ 2011 Aral覺k


66

/ 2011 Aral覺k

YEŞİLAY DERGİSİ ARALIK 2011  

alkol sigara

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you