Page 1


EDİTÖR

Yeşilay 92 yaşında

T

opla, tüfekle baş edemedikleri Türk milletinin istiklal mücadelesini alkol ve madde bağımlılığı ile yok etmek amacıyla, topraklarımıza bu maddeleri sokmaya çalışan düşmanlara karşı önlem almak adına kurulmuş olan Yeşilay Cemiyeti artık 92 yaşında... Bir avuç hamiyet perver, vatansever insanın kurduğu güzide kuruluş Yeşilay, ülke insanını ve gelecek nesilleri bağımlılık tehlikesine karşı korumak ve geleceğin tertemiz inşasının temellerini sağlam bir şekilde oluşturmak vazifesiyle bir asıra yakın bir süredir büyük bir gayret içerisindedir. Son bir kaç senedir yükselen bir ivme ile ve son yönetimin büyük uğraşları ile Yeşilay Cemiyeti çok daha anlamlı ve etkili çalışmalar yapmaktadır. Bu uğraş ve hizmetler tertemiz bir zihin ve sağlıklı bir toplum oluşturmak için her zaman devam edecektir. Yeşilay’ın kurumsallaşması adına atılan zorlu adımlar dahilinde giderek artan personel kadrosu, gönüllüleri, şubeleri ve yaklaşık 85 temsilcisi ile birlikte bir çok etkinlikler, organizasyonlar yapıldı. Bizler daha da büyük atılımlar yapılacağına, ülke yönetiminin de bağımlılık tehlikesi hususunda

bizlere her zaman destek vereceğine inanmaktayız. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de sivil toplum örgütlerinin öneminin anlaşılması adına halkımızda farkındalık oluşturulması için çalışmalar yapmaktayız. Güzide bir kuruluş olan Yeşilay Cemiyeti’mizin de kuruluş haftasına gelmiş bulunmaktayız.1 – 7 Mart Yeşilay Haftası münasebeti ile Yeşilay Dergimizin bu sayısında Yeşilay’ın anlam ve önemine değinerek, Yeşilay mazisinden hatıraları sizlere sunmuş bulunmaktayız. Bu sayımızda Genel Başkanımız Av. Muharrem BALCI’nın Çağdaş Yeşilay adlı makalesi ile birlikte Yeşilay’a emeği geçen aynı zamanda Yönetim Kurulu Üyemiz Doç. Dr. Vehbi ALTUNÇUL’un, Yeşilay akademisyenlerimizden Prof. Dr. İbrahim BALCIOĞLU’nun ve Prof. Dr. Orhan KURAL’ın Yeşilay’a olan hizmetlerine dair hatıra yazılarına yer verdik. Bir dönem Yeşilay Başkanlığı yapmış Av. Kemaleddin NOMER ile uzun yıllar Yeşilay Yönetim Kurulu Üyeliği ile birlikte Yeşilay’a bir çok hizmetleri bulunan Enver BAYTAN ile, Yeşilay Gençlik Şubesi’nin en eski üyelerinden olan Yargıtay Onursal Üyesi Hakkı Süha TERZİBAŞIOĞLU ve Prof. Dr. Latif ALPKAN ile birlikte yapılan keyifli röportajları da Mart sayımızda sizlerle paylaşmış bulunmaktayız. Kültür- Sanat bölümüzde sinema, tiyatro ve kitap tanıtımlarının yanı sıra ünlü tiyatrocu H. Ulvi ALACAKAPTAN ile birlikte tiyatro ve oyunculuk üzerine yaptığımız röportaj ve Karadeniz’imizin güzel şehri Trabzon’umuzun tanıtımı da bu sayımızda yer almaktadır. Ülkemizin en güçlü ve saygın sivil toplum kuruluşu olma yolunda hızla ilerleyen Yeşilay’ın daha nice yıllar insanlığa hizmet etmesi dileği ile, Yeşilay haftanız kutlu olsun.

Prof. Dr. İbrahim KELEŞ

Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Sekreteri yesilay.org.tr / 1


01 Yeşilay 92 Yaşında 04

KURUCUSU Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman Derginin Tesisi: 1924

Asırlık Çınar Yeşilay

12

EDİTÖR Prof. Dr. İbrahim Keleş

16

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Av. Osman Baturhan Dursun

04

YAYIN KOORDİNATÖRÜ Av. Adalet Canlı Akbaş

REKLAM TANITIM VE ORG. SORUMLUSU Ferdinaz Koyuncu Zeynep Demirkıran YAYIN KURULU Av. Muharrem Balcı, Prof. Dr. İbrahim Keleş, Prof. Dr. Burhanettin Can, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Sefa Saygılı , Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, Prof. Dr. Mustafa Şentop, Yrd. Doç. Dr. Vehbi Altınçul, Av. Adalet Canlı Akbaş, Av. Arzu Besiri, Arif Çifci, Muhammet Öztabak

06 Bağımsızlık Manifestosu

11

YAYIN TÜRÜ Süreli ISSN 1330-3950 Yurtiçi Abonelik, Yıllık 60 TL Yurtdışı Abonelik, Yıllık 120 TL Posta Çeki 1054174 Sirkeci İSTANBUL

2/

/ 2012 Mart

Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu

18 Uslanmaz bir Yeşilaycı Hızır Ardal

30 yılın ardından Doç. Dr. Vehbi Altunçul Yeşilay ile ilk kucaklaşmamız.

18 22 92. Yılında Kurucu Üyelerimizi Bir Kez Daha Rahmet ve Minnettle Anıyoruz

BASKI Cemre Ofset - 0212 544 85 19

GRAFİK TASARIM Gravga

Yeşilay’a Hizmet Etmeli miyim?

Türkiye’nin Yeşilay’a ihtiyacı var!

İDARE YERİ Nuruosmaniye Cd. No: 17/1 Cağaloğlu - İstanbul T 0212 527 16 83 - F 0212 522 84 63

Yeşilay Dergisi, devletin tüm sorumlu mercilerine muntazaman ulaştırılmaktadır. Dergide yayınlanan makalelerin fikri sorumluluğu yazarlarına aittir.

Ahilik, İnsanlığa Karşı Suçlar Ve Çağdaş Yeşilay

Dile kolay, bir asır ayakta kal ve hala insanlar sizi konuşsun, sizi beklesin. Kaç kuruma nasip olabilir?

TÜRKİYE YEŞİLAY CEMIYETİ ADINA İMTİYAZ SAHİBİ Genel Başkan Av. Muharrem Balcı

HABER VE FOTOĞRAF Abdurrahman Çınar Aybüke Ekici Kadir Metin Akbaş Sümeyya Olcay

12

11

32 Yeşilay İstanbul İl Genel Meclisinde


34

Sağlık Bakanın’dan Yeşilay Genel Başkanına Teşekkür Plaketi

45

Yeşilay’ın Etkisiz Kalması Acaba Neden İstendi?

46 50

63 Anadolu Şiir

64

Prof. Dr. Orhan Kural

Enver Baytan

Mavi Kırlangıç Yeşilay Cemiyeti’nin ilk Çocuk Dergisi

ile Röportaj

Hakkı Suha Terzibaşıoğlu ile Röportaj

54

ile Röportaj

58

Böyle Bir Atım Olsun, 5 Milyon Borcum Olsun

34 36

38

Kemalettin Nomer

Savaş Atı - Sinema

66

Yeşilay Şubeleri İstanbul’da Buluştu Yeşilay’dan Yeni Anayasa Teklifleri

42 Dr. Latif Alpkan Yeşilay ile röportaj

Usta Oyuncu Ulvi Alacakaptan

58 60

Muhteşem Sesli Kraliçe ve Yalnız Bir Ölüm

61

Sevgili Doktor

62

ile Röportaj

72 Doğal Güzellikleri Dillere Destan Trabzon

Tiyatro

42

64

Çağın Ölüm Tuzakları

84

Hilal-i Ahdar Arşiv

84 86

Hikmetli Çizgiler ve Alıntılar

Kitap Tanıtım

yesilay.org.tr / 3


BAŞYAZI

Asırlık Çınar Yeşilay

D

ile kolay, bir asır ayakta kal ve hala insanlar sizi konuşsun, sizi beklesin. Kaç kuruma nasip olabilir? İşte Yeşilay bunu başarabilmiş ender kurumlardan biridir. Ummanî gönül zenginliğine sahip özverili büyük insanların, büyük hesaplarla büyütüp günümüze varis kıldığı Yeşilay. İnşallah bundan sonra da kimsenin küçük hesaplarına feda etmeden, büyük hesaplarla daha da büyüterek geleceğe taşıyacağımız Yeşilay. Her kurum tarihi boyunca hep doğruları işaretler, fakat yanlışları da yapabilir. Malum kul yapısı. Düşünün ki alkolü bir vatan müdafaasına malzeme yapabiliyor, ancak maddeyi değil, onu üreteni hedef almada yeterli olamıyor. Tüm bağımlılık yapan maddelere karşı mücadele bayrağı açarak geleceğin felaketine işaret ediyor, ancak bağımlılıklarla mücadelede zaman zaman devletin asli görevini ıskalayabiliyor. Bundan daha doğal bir olgu göremiyorum. Bunun için de bugüne kadar yapılan mücadeleyi sadece kutsayabiliyorum. Gerçekten de Yeşilay, 92 yıl ayakta kalabilmenin de ötesinde hepimizin hayatında silinmez yer bırakmış güzide bir kurum. 50’li yıllardan günümüze evrilmiş üstadlarımızın, Yeşilay günlerini, pikniklerini, bağımlılıklarla mücadelede ilk olma ayrıcalıklarını aktarırken duydukları heyecanı biz hangi eylemimizde duyabiliriz?

4/

/ 2012 Mart


Gerçekten de Yeşilay, 92 yıl ayakta kalabilmenin de ötesinde hepimizin hayatında silinmez yer bırakmış güzide bir kurum. 50’li yıllardan günümüze evrilmiş üstadlarımızın, Yeşilay günlerini, pikniklerini, bağımlılıklarla mücadelede ilk olma ayrıcalıklarını aktarırken duydukları heyecanı biz hangi eylemimizde duyabiliriz?

O halde günümüz aktivistlerine, gönüllülerine düşen önemli görevler vardır. Öncekileri heyecanlandıran çalışmalara imza atmak, tespit edebildiğimiz eksiklikleri gidermek. İşte bir ilki birlikte yaşıyoruz. Yeşilay’ın bir Manifestosu var artık. Adı Bağımsızlık Manifestosu. Vatan müdafaasına izafeten oluşturduğumuz yeni konseptte insanın madde bağımlılığından kurtuluşu yönünde kullandığımız söylem olarak ve her bağımlılığın kölelik oluşturduğu tespitimizden yola çıkarak “Bağımsızlık Manifestosu”.

Yeşilay’ın yeni konseptinde tüm özel ve resmi kurumlarda temsilcilik oluşturma durumu var. Bilinen teşkilatlanma modelimiz olan şube ve temsilciliklerimizin yanı sıra her resmi veya özel kurum ve kuruluşta bir temsilcimiz olacak. Bu temsilciler bulundukları kurumlarda Yeşilay’ın bağımsızlık mücadelesini Yeşilay gönüllüsü olarak yürütecek, gerektiğinde Yeşilay adına hareket ederek ilişkilerini geliştirecek, Yeşilay adına etkinlikler düzenleyebilecek. Bir başka deyimle hattı müdafaa yok sathı müdafaa var. Bize miras bırakılan mücadeleyi ülkenin kılcal damarlarına kadar taşımak görevimiz. Nitekim ilk örneğini İstanbul İl Genel Meclisi üyesi bir hanımefendi gönüllümüz İl Genel Meclisi ve İl Özel İdaresinde Yeşilay Temsilcisi olarak atanmıştır.

latan, sürdüren Yeşilay kurucularını anımsatıyor. Yeşilay’ın kuruluşunda yer alan her siyasi düşünceden aydın, ilim adamı, siyasetçi, tüccar, her kesimden gönüllü neferlerin toplandığı zemin misali. Yeşilay’a kendisini ve bağımlılıklarla mücadelesini ifade etme fırsatı vermesi ayrı bir takdire şayan davranış. Teşekkürler Sayın Başkan ve Üyeler. Gerçekten iyi niyetle ve gayretle çalışıldığında karşılığı mutlaka gelmektedir. Nitekim yıllardır okullarda Yeşilay’ın yaptığı etkinlikler meyvesini bir daha vermiş ve Yeşilay’ı, Yeşilay’ın bağımsızlık mücadelesini ülkenin kılcal damarlarına taşımıştır. Milli Eğitim Bakanlığının 03 Ocak 2012/1 sayılı, yani yılın ilk genelgesi, Yeşilay’ı 16 milyon öğrenciye ve bir o kadar da ailelerine taşıyacak olan Genelgesinden söz ediyorum. Genelge, tüm okulların kendi talepleri veya Yeşilay’ın talepleri halinde tüm etkinliklerde Yeşilay’a ve faaliyetlerine öğrencileri ve öğretmenleri yönlendirme ve görevlendirmeyi içeriyor. Hatta daha da ötesi, görev alacak öğretmenlerin izinli – görevli sayılmalarını düzenliyor. Bu vesile ile Milli Eğitim Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ömer Dinçer’e ve emeği geçen Müsteşar ve yardımcılarına bir kere daha teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki günlerde Yeşilay, başta bakanlıklar ve iş çevreleri olmak üzere birçok kamu ve özel kuruluşlarla protokol ve etkinlik hazırlıklarını sonlandırarak hayata geçirecektir. Yeşilay bu güne kadar olduğu gibi önemseniyor ve etkinliği artıyor. Bu vesile ile Yeşilay’ın 92. kuruluş yıldönümünün Yeşilay camiasına ve bağımlılıklarla mücadeleye gönül vermiş insanımıza hayırlı olmasını, bağımlı bağımsız tüm insanımızın umudu olma yolunda kazasız mücadele gücü ve sonuçları temenni ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Av. Muharrem BALCI Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı

İl Genel Meclisi bizim için, İstanbul’un kurtuluşundaki misyonu ile Yeşilay’ı kuran ve bağımlılıklarla mücadeleyi başyesilay.org.tr / 5


DOSYA

BAĞIMSIZLIK MANİFESTOSU

6/

/ 2012 Mart


İ

nsan yaratılmışların en şereflisi yani “Eşrefi Mahlukat olarak gören bir medeniyetin toprakları üzerinde doğdu.”

1920’de İstanbul’daki işgal güçlerinin, şehrin limanlarından bu toprakların damarlarına akıtmak istedikleri binlerce kasa alkollü içki ve beraberindeki zehre karşı Yeşilay’ı kuran kutlu insanlar; sadece sivil bir Cemiyet kurmadılar bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinde çok önemli bir başka savunma hattının da temellerini attılar.

“Türkiye’nin Yeşilay’a ihtiyacı var!”

O gün savunulan medeniyet ve değerlerin bugün maruz kaldığı saldırı ve tehlikelerin boyutuna bakıldığında saldırı ve tehlikelerin boyutuna bakıldığında aynı cephede buluşan Ali Şükrü Bey, Tevfik Rüştü Aras, Hayrullah Diker, Eşref Edip, Bediüzzaman Said Nursi, Fahrettin Kerim Gökay, İsmail Hakkı İzmirli, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Hakkı Tarık Us, Ahmet Emin Yalman gibi şahıslara bu ülkenin hem teşekkür hem de aynı davayı, aynı bilinçle sahiplenme borcu var. Çünkü endüstri toplumunun, küreselleşmenin, ulaşım ve iletişimin getirdiği üretim teknoloji ve erişim imkanları üretim teknoloji ve erişim imkanları sadece büyüme ve refah değil beraberinde çok ciddi soru ve sorunlar da getirmiştir. Artan imkanlardan alkollü içki, sigara, fuhuş, kumar gibi bağımlılık yaratan sektörler de yararlanmış ve yüz milyarlarca doları yöneten dünya çapında dev bir endüstri haline gelmiştir. Üstelik bu müzmin sorun alanlarına, daha da büyük tehdit alanları eklenmiş teknoloji, ekran ve sosyal paylaşım bağımlılıkları, sanal kumar gibi artık çok daha büyük kitleleri avucuna alan istismar ve bağımlılık alanları tezahür etmiştir. Öyle ki, savaşlardan ve doğal felaketlerden ölenlerin sayıları başta sigara ve alkol olmak üzere bu türden maddelerin tüketimi yanındaçok küçük rakamlar haline gelmiştir. Sadece Çin’de önümüzdeki 20 yıl boyunca her yıl 3,5 milyon kişinin sigaradan ölmesinin beklendiğini söylemek bile tek başına bir fikir vermeye yetebilir. Bu yıl dünyada 6 milyon kişinin sigara nedeniyle hayatını kaybedeceğini ise bizatihi Dünya Sağlık örgütü belirtiyor. Üstelik bunlardan 600 bini ikinci el sigara dumanından kaynaklanacak. Ülkemizde de durum pek parlak değil. Her yıl sigaraya bağlı hastalıklardan ölenlerin sayısı 120 bin. Dünyada alkollü içkilerin ve neden olduğu hastalık ve kazalardan ölenlerin sayısı ise her yıl 2.5 milyon.

Abdullah Gül / T.C Cumhurbaşkanı

Doğrusu, ikna olmak için rakamlara dahi gerek yok. Alkol ve uyuşturucu komasında hayatını kaybeden gençler... Trafikte yitirilen hayatlar... Uyuşturucu komasından çıkamayan gençler... Alkol ve kumarla daha da beslenen aile içi şiddet ve cinayetler, silahlı bar-pavyon kavgaları... Uçucu madde bağımlılarının sokak ortasında uyguladıkları vahşet... Gerçek ve sanal alemde bir çığ gibi büyüyen kumar bağımlılığı ve müstehcenlik... Televizyon ekranlarından kışkırtılan çarpık ilişkiler ve ahlaki yozlaşma… Kısa yoldan zengin olma umuduyla oynanan lotolar, totolar, at yarışları … Sahada şike, türbün ve sokakta döner bıçaklı holiganizm...

Sonuç:

Zararlı bağımlılıklarının pençesinde her geçen gün daha da kıvranan ve kirlenen bir toplum… Olan biteni anlamak için çevremize bakmamız bile yeterli. Çünkü her şey herkesin gözü önünde yaşanıyor aslında. Alkol kullanımının yol açtığı trajedileri, acıklı insan öykülerini okumayan, görmeyen kaldı mı? Aile ve değerlerimize bağlılığımızla övündüğümüz toplumumuzda uyuşturucu madde pazarlayanların artık ilk öğretim okullarının kapısına dayanacak kadar cüret buldukları herkesin malumu değil mi? Evvelden fuhuş sektörü, beyaz kadın tacirleri ancak gizli yesilay.org.tr / 7


DOSYA

saklı yada belli özel mahallerde kendine alan bulabilirdi. Şimdilerde ise, eğitim kurumlarını üniversite koridorlarını, hatta ve hatta internet üzerinden evlerimizi dahi av sahasına çevirecek kadar fütursuzlaşmadı mı? Kumar bir zamanlar bu toplumun ayıplayıp kınadığı bir ahlaki zaafken bugün sporla, medyayla, kamuyla el ele reklamı yapılan ve kitleselleşen sıradan bir olguya dönüşmedi mi? Şans oyunları önündeki kuyruklarda umut ararken, evde aş ve ilgi bekleyen çocuklarının umutlarını karartan babalara; okul harçlıklarını lotarya kuyruklarında ve barlarda tüketen nesillere daha ne kadar gözlerimizi yumabiliriz? Teknolojinin nimetlerinden yararlansınlar diye bin bir fedâkarlıkla alınan bilgisayar, cep telefonları, i-pod ve her gün bir yenisi geliştirilen cihazların yarattığı bağımlılık ve sorunları ise açıklamaya bile gerek yok. Etrafımız bu ‘yeni nesil kurbanlar’la dolu. Diyeceğimiz odur ki, işimiz zor. Yolumuz çetin ve uzun. Bir yandan zihin ve iradesi tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir mesaj bombardımanı altındaki kuşatılmış fertler.. Öte yandan İnsanları kendi hedef ve emelleri doğrultusunda güdülemek isteyen, Keyif ticaretini zehir ticaretine dönüştürenlerin sahip olduğu en etkin araçlar ve imkanlar. Bunlar karşısında ise, anayasasında “ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” yazan; ( Madde 56).

Düşünün ki bu devlet 11 dalda (Milli piyango, hemen kazan, kazı kazan, şans topu, on numara, sayısal loto, spor toto, süper loto. At yarışı, iddaa, bilyoner ve sanal onlarca bahis sitesi üzerinden) kumar oynatmakta ve teşvik etmektedir. Daha garibi tam 43 ilk ve ortaöğretim okuluna ve yurda “Milli Piyango “ kumar markasını isim olarak koyabilmektedir. İşte böyle ortamda umutlarımızı devlete bağlamak yerine kendi sivil toplum dinamiklerimizle ayağa kalkmak, bu vahim gidişatı tersine çevirmek için el ele vermekten başka şansımız yok. Toplumun sosyal dokusunun, fertlerin ruh ve beden sağlığının her geçen gün zehirlenmeye çalışıldığı, felaketin adeta ateşten bir tsunami gibi her geçen gün üzerimize geldiği bir zamanda Yeşilay Cemiyeti mensupları 92 yıldır işte bunu yapıyor. 23 Şube, 75 temsilcilik ve binlerce gönüllüsüyle ateşe su taşıyan serçeler misali bu vahim gidişatın önüne bir set çekmeye, toplumu uyandırmaya ve bilinçlendirmeye gayret ediyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın bencilliğine düşmeden, Herhangi bir ayrım gözetmeden bu ağa takılmış, aslında kurtulmak için bir el, bir imkan bekleyen çocukların, kadın ve erkeklerin, genç - yaşlı tüm kurbanların trajedisine bir el uzatmaya çabalıyor. Bu dram, hepimizi girdabında boğmadan gece gündüz bu ülkenin temel değerlerini ve geleceğini savunuyor. Yetişen nesillerin sağlığını teminat altına almaya çalışıyor.

“gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan, cehaletten korumak için gerekli tedbirleri almakla” ( Madde 58/a ) yükümlü devlet …

Yayın ve etkinlikleri, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri, araştırmaları,raporları, yarışma ve promosyonları, demokratik eylem ve protestoları açtığı hukuk davaları ve daha çok sayıdaki hizmet ve faaliyetleriyle Yeşilay; Rakel Dink’in veciz ifadesiyle “bir bebekten bir katil çıkaran sistemi sorguluyor, çok önemli toplumsal yaralarımıza merhem olmaya çalışıyor.

Ne var ki, refleksleri dumura uğratılmış, uygulama ve yaklaşımları kendi varlık sebebiyle çelişen adeta “bu ne perhiz, bu ne hukuk dedirten” bir devlet...

Bu yıl yeni bir Yönetim Kurulu ve Başkan seçen yeni bir enerji ve taze bir solukla işe koyulan Türkiye Yeşilay Cemiyeti, faaliyetlerine her geçen gün daha da ivme kazandırıyor.

Düşünün ki bu devlet yıllarca sigara ve alkol üretimini tekeline alarak onu pazarladı ve teşvik etti. Askerlerine kendi eliyle sigara istihkakı çıkarttı. Sigara reklamlarına müsaade etti. Özendirdi.Bugün bile yazılı basında alkollü içki reklamlarına müsaade etmeye devam ediyor.

Bu insanlık davasına bir asırdan fazladır tuğla koyan, bugünlere güçlü bir birikim miras bırakan seleflerini hayırla yad ederek; hedef ve hizmet çıtasını daha da yükseltiyor.

8/

/ 2012 Mart

Yeni dönemde Yeşilay, gayretlerini sadece sağlık ve koruma ekseninde değil


hukuk zemininde de en etkin şekilde sürdürmek istiyor. Proaktif olmak, Sonuçlar kadar; sorun üreten sistemin eksikliklerini gidermeye, çözüm için hukuk üretimine de ağırlık vermeyi amaçlıyor. Çünkü evrensel ve kabul gören bir hukuk temeline dayanmayan gayretlerin kalıcı olamayacağına inanıyor. Biliyor ki, milyonlarca insanın hayatına bilerek ve isteyerek kastedenlerle etkin ve caydırıcı bir mücadele ancak böyle yürütülebilir. Yeşilay’a göre, kimsenin kendine veya başkasına zarar verme özgürlüğünün olmadığı tüm hukuk sistemlerinde ve semavi dinlerde belirtilmişken; en acımasız savaşlarda dahi bu kadar kurban verilmemişken her yıl milyonlarca insanın taammüden kastedilmesine dünya daha fazla seyirci kalamaz. Kalmamalı! Bunun hem hukuki hem de gerçek anlamıyla “insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu” birileri cesaretle haykırmalı.

Toplumun tüm kesimleriyle,toplumun tüm kesimlerini kuşatarak, devlet otoritesinin desteğini almaya çalışarak ancak aynı otoriteye teslim olmadan gerektiğinde devletin yanlışlarını da yüksek sesle dillendirecek cesaret ve özgüvene sahip olarak… Soluduğu dumansız, içtiği temiz , gayreti yararlı, zamanı bereketli, hedefleri ulvi bir toplum olabiliriz. Fertlerin sıhhatli, özgür ve mutlu olduğu, bağımlılıkların iyiye, güzele, insan hak ve hukukuna hizmet ettiği, zararlı alışkanlıklar ve bağımlılıklar konusunda bilgi, bilinç ve irade sahibi bir ülkenin ihyasını birlikte gerçekleştirebiliriz. Yeşilay bunun için var. İyilik ve güzellik adına Sağlıklı bir nesil ve gelecek adına İnsanlık adına. Hemen şimdi. YEŞİLAY!

İşte Yeşilay yeni dönemde bunun alt yapısını hazırlıyor. bu hakikati ve ikiyüzlülüğü sadece yerel değil; küresel platformlarda da dile getirmek, bu alanda yeni bir yaklaşımın ve hukuk üretiminin öncüsü olmak istiyor. Kendi ülkelerinde yasaklanan ve artık kolay kolay satılamayan sigara ve zehirli maddeleri az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere satan; yarattıkları bağımlılıklarla insan iradesini ve benliğini esirleştiren, müptelası oldukları şeylerin adeta kölesi kılanlara karşı Yeşilay;bir anlamda uluslar üstü bir bağımsızlık ve hukuk mücadelesi başlatıyor. Fertlerin kendi benliğine ve özüne sahip çıkma, İnsan iradesini ve ruhunu özgürleştirme mücadelesi… Daha fazla kazanma hırsının sınır ve değer tanımaz hale geldiği bir dünyada Küresel bir şer ağında kıvranan kurbanların hak ve hürriyetini savunma mücadelesi. İnanıyoruz ki, böyle bir mücadele en çok İnsanı eşref-i mahlukat gören bir medeniyetin mensuplarına yakışır. Sadece ahlaki ve duygusal söylemlerle değil, bilimsel ve metodik de çalışan, proje ve hukuk üreten, çalışkan ve dinamik Yeşilay, bu yolda üstüne düşen sorumluluğu üstlenmeye hazır. yesilay.org.tr / 9


DOSYA

Manifestonun Gerekçesi: Elinizdeki kitapçık, Yeşilay’ın tarihini, işlevini, öngörülerini ve hedeflerini anlatmak üzere kaleme alınmıştır. Takdir edilmelidir ki, her mücadele zemininin bir amacı, bu amaç yönünde oluşturduğu bir pratiği, hedefleri, öngörüleri vardır. Tüm bunları yerine getirirken kazandığı veya kazanacağı hasımları/düşmanları ve hısımları/dostları olacaktır. Hasımlık/düşmanlık uç bir ifade olarak algılanabilir, ancak metin içinde görüleceği gibi böylesi bir mücadelenin insanlığa düşmanlık besleyenlerce hasım olarak algılanması kaçınılmazdır. 92 yıllık bir mücadelenin de kendine has şiarları, mücadele yöntemleri, hedefleri, öngörüleri vardır. Bunların tümü zaman içerisinde değişik sözlü sunumlarda ve sloganlarda yansıdığı gibi, birçok yazılı eserde, makalelerde, kitaplarda yerini almıştır. Ancak kuruluşunda alkol düşmanlığı eksenli çalışmalar yapan Yeşilay, zaman içinde sigara, kumar, uyuşturucu, fuhuş, internet, teknoloji ve sosyal paylaşım bağımlılıklarını da uğraş alanına katmış, topyekun bir mücadele stratejisi işletmeye başlamıştır. Bu kadar çeşitliliğe sahip uğraş alanı, önümüzdeki yıllarda, insanlığın düşmanlarının farklı bağımlılıklar üretmesine şahit olacak ve bu bağımlılıklara karşı da mücadele edecektir. İşte o zamanlar, ortak ilkelerin, hasımların, hısımların, ortak mücadele türlerinin belirlenmiş olması gerektiği zamanlardır. Aksi halde devasa güçlerin çalışmaları karşısında üretmek ve mücadele etmek daha zorlaşacaktır. 92 yıllık mücadelenin tüm bu mücadele sürecindeki ilkelerini, hedeflerini, yeni söylemleriyle birlikte bir araya getirmek, özellikle üyelerimizin ve gönüllülerimizin Yeşilay’la ilgili anlatım ve kabullerine yardımcı olmak maksadıyla bir MANİFESTO hazırlamak ihtiyacı doğmuştur. Elinizdeki çalışma bu mücadeleyi bizlere miras bırakanların görüşleri ile mücadelenin bu günkü muhatapları ve hısımlarının öngörüleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Böyle bir Manifesto aynı zamanda gönüllüler ve üyeler için ortaklaşmış düşünce ve eylem birlikteliğini de oluşturacaktır. Esasen adına ister manifesto, ister deklarasyon, isterse bildirge densin, tüm bu toplu açıklamalar, uzun soluklu mücadeleler için bir nevi olmazsa olmazdır. Zira zaman içinde dış etkilerin de tesiriyle hedeflerde kısalmalar, günlük politikaların yön değiştirtmesi, gönüllülerin aktivizmi terk ederek farklı alanlara gitmesi gibi nedenler, fikir ve eylemin kişilere değil kurumlara bağlanmasını zaruri kılmaktadır. Tüm bu gerekçeler, toplumsal bir hareket olan ve “felaketten önce” sloganıyla birincil muhatabını seçen 10 /

/ 2012 Mart

Yeşilay’ı, amaç ve eylemlerinin toplumsal ifadesini muhatabına yansıtmaya yöneltmiştir. Yeşilay her şeyi yeniden tanzim ediyor değildir. Kendinden sonraki STK’lara öncülük etmiş ve hizmetleriyle, uyarılarıyla birçok hareketi kıskandırmış 92 yıllık kuruluş kendini anlatacak bir Manifesto birikimine sahiptir. Yapılan iş bu birikimi formüle etmek, muhatabına sunmaktır. Manifesyo yeniden bir keşif değil, bir süreç işçiliği kapsamında bugüne kadar olan ile bundan sonra olması gerekenlerin yaşadığımız an itibariyle bir ifadesidir. Bir asra yaklaşan süreç işçiliğinde aramızdan onurla ayrılanları rahmetle anıyoruz. Manifesto, bıraktıkları mirası kutsal bir mücadele olarak taçlandırmaya devam edeceğimizin bir ifadesidir. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın ve gençlerimizin sağlıklı nesil, sağlıklı gelecek özdeyişi içinde gelişmesini sağlayabilmek, olgun birikimi genç enerji ile birleştirmekle olabilir. İşbu Manifesto, bu amaçla hazırlanmış ve muhatabına sunulmuştur. Hiçbir mücadele halksız kazanılamaz. Yeşilay da, zararlı alışkanlıklar ve bağımlılıklarla müca-delesini dayandırdığı duyarlı insanlarla ortak bir dili konuşmak ihtiyacındadır. Tüm insanlığın köleleştirilmesini, onursuzlaştırılmasını ve sömürülmesini hedef alan insanlık düşmanlarına karşı ortak bir mücadele zemini oluşturmak ihtiyacındadır. Böylesi büyük insanlık düşmanlarına karşı verilecek mücadelenin bir Manifestosu olmaması, gelecek nesiller için önemli bir eksiklik olacaktı. Tüm bağımlılık çeşitlerinin kölelik oluşturmayı hedeflemesi ve amacımızın da sağlıklı nesil, sağlıklı gelecek olması nedeniyle Manifestomuzun adını “Sağlıklı Bir Nesil ve Gelecek İçin Yeni Bir Bağımsızlık Manifestosu” koyduk.Bu inançla dostlarımızı, kendi kaderlerini kendi ellerine almaya, geleceklerini her türlü zararlı alışkanlıklar ve bağımlılıktan uzak tutmaya çağırıyoruz. İnsanlığa karşı suç işleyenleri de, işa-retledikleri seçeneğin, bağımsız ve onurlu insanların dünyasına tesir etmeyeceğini, aksine her zaman olduğu gibi iyiliği besleyen mücadelenin kazançlı çıkacağını ilan ediyoruz. Bizler Yeşilay gönüllüleri olarak iyiliği besliyor ve iyiliğin kazanmasına çalışıyoruz. İyiliğin karşısında kötülüğün şansı yoktur. Sağlıklı nesil sağlıklı gelecek temennilerimizle saygıyla sunulur. Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı


DOSYA

30 Yılın Ardından

gibi sosyal olamamam (!) nedeni ile toplantılarda kendilerine ayıran ile eşlik etmem beni çok rahatsız ediyordu. Bu nedenledir ki asosyal olmayı (!) tercih edip, Cağaloğlu’ndaki Yeşilay Genel Merkezi’nin kapısını çalma gereği duydum. Rahmetli babamın kadim dostu rahmetli Selahaddin Kaptanağası beni adeta evladı gibi karşıladı. Üstelik Yeşilay Dergisi’ne bir fizyolog olarak sağlık içerikli yazılar da yazmamı önermişti. Benden mutlu kimse olamazdı. Zaman içersinde dergimize bulmacalar hazırlayıp, karikatürler de çiziyordum. Şimdi bakıyorum, aradan yaklaşık 30 yıl geçmiş ve ben güzide derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesiyim. Yine dergimize yeni güncel yazılar yazmakta, karikatürler çizmekte ve bulmacalar hazırlamaktayım. Alkol, sigara vs. kullanma ile sosyal olunamayacağını, artık televizyon kanallarında, konferanslarımda, ulusal ve uluslararası toplantılarda adeta haykırmaktayım. Sadece sigara içen ve alkol kullanan yaklaşık 25 milyon kişinin günümüzde sosyallikten indirgenerek ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesi ise hayli memnuniyet vericidir. Bu zaman dilimi içersinde zararlı alışkanlıklar ile ilgili karikatürlerimi çeşitli mekânlarda sergileme imkânı buldum. İstanbul The Marmara Otel’de Yeşilay’ın düzenlemiş olduğu Uluslararası Kongrede Uluslararası Mizah ve Karikatür Sanatçısı olarak “Bağımlılık ve Mizah” başlığı altında bu hazin konuyu irdeleme fırsatını yakaladım. Yeşilay’ın Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalamış olduğu protokol çerçevesinde düzenlenen konferanslarda, öğrenci kardeşlerimize aktarılmak üzere, rehber öğretmenlere seslenme fırsatı buldum. Ayrıca talep eden tüm okul ve kuruluşlara zevkle yardımcı olmaktayım.

Doç. Dr. Vehbi ALTUNÇUL

1

920 yılından itibaren insanların göz göre göre uçuruma sürüklenmemeleri ve felaketten önce onları defalarca uyarmayı düstur edinmiş güzide kurumumuz Yeşilay ile ilk kucaklaşmamız, öğrencilik yıllarındaki Yeşilay Kolu faaliyetlerimi saymazsam, 1980’li yıllara rastlamaktadır. Zaten ailemiz, daha doğrusu sülalemiz, rahmetli dayımın sigarasını saymazsak, adeta Yeşilay Şubesi gibiydi. 1980’li yıllarda asistanlık dönemlerinde bazı hocalarımız

Son iki yılda katılmış olduğum çeşitli TV kanallarında katıldığım pek çok programda zararlı alışkanlıkların insanları nasıl açmaza soktuğunu veya sokabileceğini vurgulayarak, bu illetten uzak durmalarının gerekliliğini ifade etmeye çalıştım. Uluslararası Uyuşturucu ile Mücadele Eden Sporcular Derneği’ndeki görevim, Sigara ile Mücadele Derneği’ndeki onur üyeliğimin Yeşilay’daki mücadeleme güç kattığı düşüncesindeyim. Ayrıca; İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Spor Kurulu Başkanı ve Fatih Kent Konseyi Sağlık ve Spor Kurulu Başkanı olmam ise, zararlı alışkanlıkların insanları nasıl tükettiğini söyleme fırsatı bulduğum diğer faaliyet mekânları olarak görmekteyim. Saygıdeğer Yeşilay okurları, yaşımın 60’a merdiven dayamış olması ve bu merdivenin simgesinin Yeşilay olması beni mutlu eden en önemli unsurdur. Yazımı biricik kızımın mizah kokan sözleri ile bitirmek istiyorum. “Babacığım, Ocak, Şubat, Mart… Her ay’ı çok seviyorum, ancak, Yeşilay’ı bir başka seviyorum.” Atalarımızın söylediği gibi, armut uzağa düşmez sözünün doğruluğunu görmenin mutluluğu içinde, sağlıklı günler diliyor, saygılar sunuyorum. yesilay.org.tr / 11


DOSYA

Ahilik, İnsanlığa Karşı Suçlar Ve Çağdaş Yeşilay

12 /

/ 2012 Mart

Tohum saç, bitmezse toprak utansın, Hedefe varmayan mızrak utansın, Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın. (N.F.K)


Çağdaşlık En genel tanımıyla çağdaşlık, çağını yaşayan, çağının gelişimine, sorunlarına yabancı kalmayan, çözümler üreten anlamındadır. Modern toplum algısıyla birlikte dilimize giren bu kavram modern toplumun kültürel, siyasi, hukuki, bilimsel olgular ve olaylar karşısındaki tutumunu ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle çağdaşlık, bireyin ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamada en güçlü vizyonu gösteren sosyalliktir denebilir. Çağdaş bir yapı, aynı zaman diliminde bulunulan diğer yapılara ve topluma göre kendi üyelerinin ve toplumun genelinin sorunlarını, ihtiyaçlarını karşılamayı becerebilen yapıdır. Bu yapı bir ülke içindeki halk da olabilir, bir sivil toplum kuruluşu da olabilir. Çağdaş birey ise böyle bir vizyona sahip toplum modeline uygun yaşam biçimini tercih eden kişilere denir.

El ele tutmalı çağdaşlık için. Kimi gökyüzünde, kimi karada;  Birlikte gitmeli çağdaşlık için. 

Yeşilay ve Ahilik İşte yıllar önce “şefaat zinciri” olarak kavramsallaştırdığımız “olgun birikimle genç enerjinin buluşması, bütünleşmesi hareketi” tarihin her döneminde “Hılful-Füdul” hareketi gibi insanlığın ortak malı olmaya adaydır. Yeşilay’ımız da bir Ahilik hareketi gibi, toplumun ifsadına ve işgale karşı direnişinin yok edilmesiyle esaretine yol açacak vebaya karşı başlatılmış bir direniştir. Kurulduğu dönemde olduğu kadar, mücadelesinin sürdüğü her dönemde kötülüklerle mücadelenin öncüsü olmuştur. İstanbul’un işgalinde alkol dağıtımına karşı gösterilen du-

Bir Çağdaşlık Örneği Ahilik ve Meşruiyet Algısı Tarihimizde bu çağdaşlığı yakalamış çokça bireysel ve toplumsal örnek bulunmakla birlikte, bunlardan Ahilik’i önceleyebiliriz. Ahilik, onurlu ve insanca yaşamayı, toplum içindeki ilişkileri toplumun meşruiyet algısı içinde kabullenen ve bu konumunu kurallı düzenlemelerle hayata geçirerek çağının sorunlarına çözümler üreten, bu çözümleri yaşama geçiren bir örgütlenmedir. Gerçekten de döneminde ve sonrasında Ahilik, esnaf ve tüccarlar arasındaki ilişkileri biçimlendirerek erdemli toplum algısına yüzyıllarca hizmet etmiş, etmeye de devam etmektedir. Ahilik Üstad’ın deyimiyle tohum saçmış, hedeflerini tutturmuş, bir şefaat zinciri gibi olgun birikimi genç enerji ile buluşturmuş, bir başka örneğinin dünyada yaşanmadığı oluşumu gerçekleştirmiştir. Bu haliyle Ahilik, toplumun diğer kesimlerine de örnek olmuştur. Ahiliğin eline, beline, diline sahip olma düsturu, günümüzde bazı yazarların benzer ifadeleriyle de somutlaştırılmaktadır. “Çağdaşlığın insanların diline, dinine, yaşamına, temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermek gibi temel bir talebi vardır.” (A. Altan) Yüzyılların birikimi Ahiliğin, günümüze yansıyan düsturları hem çağını hem de gelecek çağları kuşatmış ise, çağdaşlık tanımının en güzel ifadesi Ahilik’te kendini bulmuştur diyebiliriz. Bir hususu daha belirtmek gerekir ki; Ahiliğin de vurguladığı toplumsallık, çağdaşlığın önemli bir dayanağı olmaktadır. Ozan Şahini’nin dizeleriyle; ‘Çağdaşlık’ diyorsun, hani nerede?

Ahiliğin eline, beline, diline sahip olma düsturu, günümüzde bazı yazarların benzer ifadeleriyle de somutlaştırılmaktadır.

yarlılık ve mücadele azmi ve etkinliği, sonraki yıllarda sigara, kumar, fuhuş ve uyuşturucu bağımlılıklarıyla mücadeleyi de içine almış, son yıllarda ise internet, ekran, teknoloji ve sosyal paylaşım bağımlılıklarına karşı da ilk mücadele örneklerini sergilemeye başlamıştır. Bu haliyle Yeşilay için, yaşadığı her dönemin hukuki, sosyal, siyasi, bilimsel olgu ve olaylar karşısında tutum alarak çağdaşlığını sürdürdüğü söylenebilir. Ahiliğin yüzyıllara uzanan çağının yanlışlıklarına karşı davranış üretme ve direniş bilinci ile Yeşilay’ımızın bir asra yakın vizyonu arasında önemli benzerlikler vardır. yesilay.org.tr / 13


DOSYA

Hukuk Üretimi ve Anayasa’nın 58. Maddesi Yeşilay bir başka çağdaşlık örneği daha göstermiştir. Kuruluşundan bu yana ağırlıklı olarak sağlık söylemlerinin yanı sıra hukuk söylemi geliştirmeyi de başarabilen Yeşilay 1961 Anayasasına (Madde 49- Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbî bakım görmesini sağlamakla ödevlidir”. Madde 35- Aile Türk toplumunun temelidir. Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri, ailenin, ananın ve çocuğun korunması için gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar) ve 1981 Anayasasına da 58. madde hükmünü geçirip, 51 yıldır devlete görevlerini hatırlatmakta, çağının her döneminde, kendi varlık nedeni olan bağımlılıklarla mücadelede öncülüğe devam etmektedir. Şimdi ise çağının hukuk literatürünü ve hukuki sonuçlar doğuran olguları değerlendirerek, bağımlılıklarla mücadelesine yeni bir boyut katmaktadır. Bilindiği gibi ulusal ve uluslararası hukuk, halkın ve halkların ihtiyaçları ve halkların mücadeleleri ile oluşuyor. Geçmişten bu yana insanlık düşmanlarının eylemlerinden mağdur olmuş halklar gerek ulusal hukuklarına gerekse uluslararası hukuka yeni suç kategorileri ekliyor.

İnsanlığa Karşı Suçlar Kavramı İnsanlığa karşı suçlar kavramı, II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası hukuk metinlerinde yer almaya başlamış dinamik bir kavramdır. Ulusal ve uluslararası alanda yaşanan gelişmeler, bu kavramın içeriğinin giderek daha belirginleşmesine ve ortak bir tanıma ulaşma yönünde ilerlemelerin sağlanmasına katkıda bulunmuştur. İnsanlığa karşı suçlar kavramı, genelde devletin insanlara yönelik, insanlık dışı eylemlerine atıf yapılarak belirtilen bir kavramdır. Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilanına kadar devletlerin kendi azınlıklarına karşı yürüttüğü insanlık dışı faaliyetleri ifade etmek için kullanılmıştır. Söz konusu kavramın, devletin savaş sırasındaki eylemleri için kullanımı ise “La Haye Sözleşmeleri”yle gerçekleşmiştir. İnsanlığa karşı suçlar kavramı, sınırları henüz tam olarak çizilmemiş, gelişmekte olan bir kavramdır. Buna rağmen gerek ulusal hukukta gerekse uluslararası hukukta yerleşmiş bir kavramdır. Devletler, bu suçu işleyen kişileri uluslararası ceza mahkemelerinde yargılama konusunda giderek artan bir şekilde işbirliğine gitmektedirler. BM bünyesindeki Uluslararası Hukuk Komisyonu (UHK)’nun insan güvenlik ve barışına karşı suçlara ilişkin kuralları içeren taslak raporunda, insanlığa karşı suçlar şu şekilde sıralanmıştır: “Devlet veya özel kişilerce veya bunların teşvikiyle sivillere karşı girişilen öldürme, imha, köleleştirme, sürgün veya acı çektirme suçları.” 14 /

/ 2012 Mart

Öldürme, imha, köleleştirme, sürgün, hapis, işkence, tecavüz, siyasi, ırksal ve dini nedenlerden dolayı yargılama ve diğer insanlık dışı muameleler… Günümüzde, UCM (Uluslar arası Ceza Mahkemesi) ve RUCM (Ruanda Uluslar arası Ceza Mahkemesi) Statülerinde de belirtildiği gibi, uluslararası hukuk, insanlığa karşı suçları oluşturan eylemlerin mutlak bir silahlı çatışma durumu olması gereğini göz önünde bulundurmamaktadır.

Yaygın ve Sistematik Olma Özelliği İnsanlığa karşı suçlar eyleminin “yaygın ve sistematik” olma durumu Roma Statüsü’nde de belirtilmiştir. Bir eylemin insanlığa karşı suç oluşturabilmesi için içermesi gereken genel ilkeleri şöyle sıralayabiliriz: • Yaygın ve sistematik bir saldırı olması, • Sivillere yönelik olması, • Siyasi, ulusal, ırksal, etnik veya dini temele dayalı olması. Son 1,5 yıla yakın süredir savunduğumuz fikir, her türlü bağımlılık oluşturan eylemin insanlığa karşı suçlar kategorisine girmesi gerektiğidir. Bağımlılıklar sonucu insanlığın uğradığı felaketler göz önüne alındığında diğer insanlık suçlarının sonuçlarından yüzlerce kat daha fazla ölüm ve felaketin oluştuğu görülmektedir. Ancak insanlığı bu derece felakete uğratan eylemlerin suç oluşturmadığını da görmekteyiz. Bu durumda insanlık daha büyük bir felakete maruz bırakılmaktadır. Yılda 5 milyon kişi (2012’de 6 milyon insan öleceği tahmin edilmektedir) sigaraya bağlı hastalıklardan, 2,5 milyon kişi alkole bağlı hastalıklardan ve alkolün neden olduğu trafik kazalarından ölmekte. Kumar, yuvaları dağıtmakta, intiharlara, insanlık dışı eylemlere sürüklemektedir. Uyuşturucunun nasıl bir bela olduğunu da tüm insanlık anlamış bulunmaktadır.

Sağlık Tabanlı Olmanın Yanı Sıra Hukuk Tabanlı Söylem Bu durumda tüm bu felaketlere karşı sadece sağlık tabanlı söylemlerin başarılı olamayacağı açıktır. Ortada hukuki sonuçlar doğuran ölümler, hastalıklar, intiharlar, yaşam kalitesinin düşürülmesi vardır. Dahası insanlığın bağımlı hale getirilerek köleleştirilmesi vardır. Köleleştirme yukarıda verilen tarife çok uygundur. Devlet veya özel – tüzel kişiler tarafından bu suçun işlenebildiği de kabul edilmektedir. Köleliğin özgürlük karşıtlığı ve özgürlüğün elinden alınması anlamına geleceği, sömürünün yaşam boyunca sürdürüleceği düşünüldüğünde bağımlılık üreticiliğinin, satıcılığının, özendiriciliğinin vahim sonuçları inkâr


Ahilik, yolumuzu aydınlatan meşale. Ahiliğin yaşayan bir gerçek ve tüm ilkeleriyle ve vizyonu ile uygulanıyor olması, bizim de meşruiyetimizin kaynağını oluşturmaktadır.

edilememektedir. İnsanlık, insanlığa karşı suçlardan mağdur olmuş ve II. Dünya Savaşı’na kadar ve sonrasında bu suçlara karşı mücadelesini vermiş ve “insanlığa karşı suçlar kategorisini” oluşturarak, yaşam hakkını ihlal eden eylemleri bu suç kategorisine sokmayı başarmıştır. O halde diyebiliriz ki insanlığa karşı suçlardan daha vahim sonuçlara sebep olan bağımlılık üreticiliği, satıcılığı, pazarlamacılığı ve özendiriciliği de insanlığa karşı suçlar kategorisine girmelidir. İşte Yeşilay şimdi bu görüşü savunarak bir bilinç oluşturmaya çalışıyor. Tam anlamıyla çağdaş bir sivil toplum örgütü olarak Yeşilay, 1920’lerde alkolizme karşı yürüttüğü insanlık mücadelesini, vatan müdafaasını günümüzde, insanlık düşmanlarını insanlığa karşı suçlar kategorisine sokmaya çalışarak devam ettiriyor. Eğer insanlık, insanlığa karşı suçlar kategorisi oluşturmuş ve içine de her türlü taciz, tecavüz, işkence, insan ticareti, terör, soykırım gibi suçları bu kategoriye sokmuşsa, bağımlılık üreterek köleleştirmeyi, öldürmeyi, yaşam hakkını ihlali de insanlık suçları kapsamına aldıracaktır. Bu kaçınılmazdır.

Suç Tipinin Maddi ve Manevi Unsuru Bağımlılık yapan her türlü zararlı madde kaçınılmaz olarak insanlığa karşı suçlar kategorisine girecektir. Burada, insanlığa karşı suçlar kategorisindeki suçların da irdelenmesi gerekir. İnsanlığa karşı suçların iki temel özelliği vardır:

Birincisi insan bedenine karşı işlenmeleri, ikincisi insan onuruna karşı işlenmeleridir. Yaşam hakkının ihlali başlı başına insan bedenine karşı işlenmiş suçtur. Köleleştirme, iradeyi yok ederek insanı iradesiz hale getirme ve insanlıktan çıkarma eylemleri, insan onuruna karşı işlenmiş suçlardır. Meşhur Alman savaş stratejisti Carl Von Clausewits, “Savaş Üzerine ‘1832’” adlı kitabında; “Savaşın asıl gayesinin hasmının iradesinin yok edilmesi” olduğunu söyler. Gerçekten de bağımlılık üretmek, insanların iradelerine ipotek koymak, özgürlüklerini ellerinden almak, çalmak ve onları köleleştirmek demektir. Bu anlamıyla bağımlılık üreticiliği ve özendiriciliği tam anlamıyla insanlığa karşı savaştır. Suçun madde unsuru insan bedenine zarar vermek, manevi unsuru ise insan onuruna zarar vermektir. Maddi ve manevi tüm unsurları oluşan bağımlılık üretme, pazarlama, özendirme ve reklam faaliyetleri, Yeşilay’ın mücadelesi ile çok yakın bir zamanda insanlığa karşı suç kategorisine giren suçlar olarak kabul edilecektir. İşte Yeşilay’ımız yeni konseptinde hukuku da kullanarak böyle bir hukuk bilinci oluşturacak, çağın vebası bağımlılıklara karşı çağdaş çözümler üretmeye de devam edecektir.

Sonuç Olarak Ahilik, yolumuzu aydınlatan meşale. Ahiliğin yaşayan bir gerçek ve tüm ilkeleriyle ve vizyonu ile uygulanıyor olması, bizim de meşruiyetimizin kaynağını oluşturmaktadır. Selçuklu Sultanı 1. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Ahiliğin fütüvvet libasını giymesi, fütüvvet anlayışının devletin himayesi altında Anadolu’da hızlı bir şekilde yayılmasına sebep olması gibi, Yeşilay’ın bağımlılıklarla mücadelesi de, eğitim sisteminde, ailenin korunmasında gerekli hukuki düzenlemelerin yer almasına, uluslararası hukukta da insanlığa karşı suçlar kategorisine müdahale etmesine yol açacaktır. Tarih, Ahiliğin ne büyük bir gücü temsil ettiğini, halk kitlelerini sosyal yaşamda nasıl harekete geçirerek zamanlarının olaylarında büyük roller oynamış olduklarını kaydetmektedir. İşte yıllar geçse de önemini ve etkisini kaybetmeyen, çağlara hitap eden Ahilik teşkilatı gibi Yeşilay da mücadelesinden ödün vermeden çağını ve geleceği kapsayacaktır. Hem günümüze hem de geleceğe yönelik çalışmalarıyla, Ahiliğin birleştirici özelliği gibi tüm toplumu ve hatta insanlığı bağımlılıklarla mücadelede ve yaşam kalitesinin artırılmasında birleştirerek yoluna devam edecektir. Tüm Yeşilay dostlarını ve duyarlı insanlarımızı, Yeşilay’ın bu çağdaş mücadelesinde yan yana, omuz omuza olmaya davet ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Av. Muharrem Balcı yesilay.org.tr / 15


DOSYA

Yeşilay’a Hizmet Etmeli Miyim? Merhum babamın imam oluşunun da Yeşilay’a sempati duymamda katkısı olduğunu belirtmek isterim. Evimizde rahmetli dedem ve babaannem Kur’an-ı Kerim okurlardı. Babamın hafızlığa çalışan öğrencileri sayesinde küçük yaşta kutsal kitabımızı okumayı öğrenmiştim. Zamanla evimiz küçük bir medrese işlevi görmeye başlamıştı. Bu atmosferin getirdiği ortamda yetiştim. İnsan sağlığını bozan sigara, alkol ve diğer maddelere karşı olumsuz bakıyordum. Bu maddeleri kullanan insanlara da imrenmiyordum. Bu insanları ‘çok önemli’ birisi diye tanıtanlara katılmıyordum. Delikanlılığım bu duygular içinde geçti. Öğrencilik yıllarımda adı Yeşilay olmayan fakat benzer kuruluşlarda çalıştım. Birçok arkadaşımın ve akrabamın sigarayı ve alkolü bırakmasına vesile oldum. Çocuklara ve gençlere olumlu ve iyi örnek olmaya çalışıyordum. Köyümde, Ankara’da öğrenim gördüğüm için fikirlerime değer veriyorlardı. Köyümün gençleri beni ‘önemli ve değerli’ birisi olarak görmek istiyorlardı. Çünkü köyde ve genelde çevrede içmek ve sigara kullanmak teşvik ediliyordu ve okumuş adam sigara ve içki içer gibi bir hava vardı. Köye gelen bu gibi kişiler köylüleri ve akrabalarını küçük görüyorlardı. Alkol ve sigara kullanmayı sınıf atlama aracı diye takdim ediyorlardı. Ben ve benim gibi olanlar ise onlara bir engelmiş gibi geliyordu.

Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu

K

öyde ilkokulu okudum. Ders kitaplarında “Yeşilay’dan” söz edilirdi. Yeşilay içki düşmanı diye tanımlanıyordu. Yeşilay, Kızılay gibi sivil kurumların geçtiği satırları okumaktan keyif alıyordum.

İlkokul yıllarında Yeşilay’a sevgim başlamıştı. Haram, helal kavramları ile Yeşilay arasında ilişki kurmuştum. Köyümüzde içki, alkol, sarhoşluk gibi kavramlar hoş karşılanmazdı. Tabi ki bu kavramlara olumsuz bakmamda büyüklerimin katkısı vardır. 16 /

/ 2012 Mart

Gün geçtikçe sigaranın, alkolün ve uyuşturucunun zararlarını daha iyi anlıyordum. Birçok genç insan kanserden veya trafik kazasından ölüyordu. Ne yazık ki insanlar bu olaylardan ders almıyordu. Fakülteyi bitirdim. Uzun yıllar Ankara’da görev yaptım. Yeşilay ile hemen hemen hiç temasım olmadı. Sadece İstanbul’a gittiğimde önünden geçerdim. Yöneticilerini tanımıyordum, etkinlikleri hakkında bilgi sahibi değildim, fikir de yürütemiyordum. Yıllar sonra İstanbul’a gelince merhum hocam Prof. Dr. Ayhan Songar Yeşilay’dan söz ederdi. Prof. Dr. Ayhan Songar, Prof. Dr. Fevzi Samuk ve Prof. Dr. Adnan Ziyalar ile Yeşilay sohbetleri yapardık. Bir keresinde Yeşilay Genel Merkezi’nde sohbet toplantısına katıldım. Merhum Selahattin Kaptanağası (Genel Başkan) Ayhan hocaya ödül vermişti. Yeşilay ile fiili ilişkim, dostum Prof. Dr. Sefa Saygılı aracılığıyla gerçekleşti. Sefa Bey beni genel başkanla tanıştırdı (S. Kaptanağası). Kendisinden


Yeşilay hakkında bilgi edindim. Merhum Genel Başkan babacan, ağırbaşlı ve dikkatli konuşan birisiydi. Karşısındakini dikkatle süzerdi, dinlerdi. Devletine, kutsal değerlere sıkı sıkıya bağlıydı. Emekli subay olduğu her halinden belliydi. Merhum başkan beni Yeşilay yönetimine aldı. Okullarda ve kuruluşlarda konferanslar verdi. Bu konuşmalar sayesinde İstanbul’u tanıdım. Birçok okulun yerini öğrendim, öğrencilere ulaştım. Yüzün üzerinde okula konuşma yaptığımı hatırlıyorum. Birçok öğrenciye bilgi ve birikimlerimi aktarma şansı yakaladım. Yeşilay’ın kongresinde yedekten yönetim kuruluna seçildim. O dönemde Prof. Dr Sefa Saygılı genel başkan yardımcısıydı. Birçok dostumu o zamanda tanıdım. Genel başkan vefat edince yerine Mustafa Necati Özfatura geçti. Bir süre Yönetim Kurulu asıl üyeliğine getirildim. Her ayın ilk Cumartesi günleri Yönetim Kurulu toplanırdı. Gündemdeki konuları görüşürdük. Belli bir süre sonra Genel Başkan Yardımcılığına getirildim. Sorumluluğum daha da artmıştı. Yeşilay’ın faaliyetlerini yurt sahasına yaymamız gerekiyordu ve birçok bilimsel etkinlik için kararlar alındı. Çeşitli belediyelerle işbirliği yaptık. Fatih, Üsküdar, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlarıyla toplantılar düzenlendi. Gençlere ve sokak çocuklarına yönelik programlar düşünüldü. Mustafa Necati Özfatura daha önceden yazılarını zevkle okuduğum bir kişiydi. Kendisiyle yakından çalışma sansını yakaladım. Kendisi çelebi, bey efendi, bilgili, birikimi yüksek, olaylara bakışı mükemmel bir insandı. Ağırbaşlıydı ve kendisinin hayır duasını almak için çabaladım. Bu mükemmel şahsiyeti her zaman saygı ile anarım. Yeşilay ile derinlemesine ilişkimin atmasında Ahmet Sırrı Arvas’ın katkısı büyüktür. Arvasi soyadı benim için çok anlam ifade ediyordu. Seyyid Abdülhakim Arvasi (merhum) beyfendinin hayatını değişik kaynaklardan okumuştum. Mezarını Ankara (Bağlum)’da ziyaret etmiştim. Dostum Albay Yılmaz Toros (merhum) ile onun türbesine birkaç kez gittiğimi hatırlıyorum. Diğer bir muhterem kişi Seyit Ahmet Arvasi idi. Yakından tanıma fırsatını bulduğum bu muhterem şahsiyet çok sayıda kitap ve makale yazmıştır. Her gün gazetedeki yazılarını okuyarak işime giderdim. Milliyetçi- Mukaddesatçı görüşü savunun camianın özellikle gençlerin fikirlerinin şekillenmesine öncülük etmiştir.’’Türk-İslam Ülküsü’’ adını verdiği yeni kavramla kafa karışıklığını gidermiştir. Bu çerçeve içinde Ahmet Sırrı Arvas ile dostluğumuzu geliştirdim. Kendisi ile ülkemizin değişik vilayetlerine gittik. Konferanslar verdim. Verimli gezilerimiz oldu. Yeşilay’ı güçlendirmeye çalıştık. Bu satırlarımı ahd-e

Sigara yasağının hayata geçmesinde Yeşilay’ın büyük katkısı vardır. Yeşilay’ın adına birçok toplantılara ben katıldım. Sigara ile ilgili bilgilerimi ilgilere ve kamuoyuna aktardım.

vefanın bir gereği olarak yazıyorum. Benim görev yaptığım dönemde iki kere ‘Uluslararası Uyuşturucu İle Mücadele Konferansı’ topladık. Bilimsel yönü ağır basan kongrenin yabancı konukları da vardı. Yeşilay’ın bütün mensupları toplantıya katılmıştı. Kongre boyunca izleyiciler bütün konuşmayı takip etmişlerdi. Sigara yasağının hayata geçmesinde Yeşilay’ın büyük katkısı vardır. Yeşilay’ın adına birçok toplantılara ben katıldım. Sigara ile ilgili bilgilerimi ilgilere ve kamuoyuna aktardım. Yeşilay sivil bir toplum kuruluşu olarak kamuoyundaki saygın konumunu almaya başlıyordu. Hükümetimiz, meclisimiz ve basınımız Yeşilay’a ilgi göstermeye başladılar. Prof. Dr. Cevdet Erdöl (Trabzon Milletvekili), Prof. Dr. Necdet Ünver (Adana Milletvekili), İdris Naim Şahin (Ordu Milletvekili)Yeşilay’ı ziyaret ettiler. Başbakanımız Yeşilay’ın çalışmalarıyla yakından ilgileniyordu. Yeşilay etkinliklerini artırıyordu. Kamuoyu ve öğrenciler için Yeşilay bir şeyler ifade ediyordu. En son kongrede Yeşilay’ın Haysiyet Divanı üyesi seçildim. Yeni Genel Başkanımız Avukat Muharrem Balcı ile Yeşilay’ın etkinlikleri yeni bir hıza kavuştu. Toplumun en ince kılcal damarlarına kadar Yeşilay’ın adını duyuracaktır. Toplumumuz özellikle de çocuklarımız, gençlerimiz madde konusunda bilgilendirilecektir. Bu konuda Yeşilay’a katkı vermeyi kutsal bir görev sayarım. “Yeşilay toplumun geleceğinin inşasına katkı verir.” yesilay.org.tr / 17


Uslanmaz Bir bir Yeşilaycı

Hızır Ardal Hazırlayan: Öykü Akbaş

18 /

/ 2012 Mart


1

948, Rize/ İkizdere doğumlu Hızır Ardal, İstanbul’a geçimini temin etmek için gelen babasının ardından ailesi ile birlikte taşınmıştır.

Zincirlikuyu Meslek Lisesi (şimdilerde İSOT olarak anılmaktadır) mezunu olan Ardal, uzun müddet inşaat işleri ile uğraştı. Kağıthane Belediyesi, Harita Müdürlüğü’nden de emekli oldu. Emekliliğinin ardından tam bir aktivist olarak hayatını sürdürüyor. Hızır Ardal, ilk olarak bağımsız sigara aktivistliğine soyundu. Sokakta çocuk ve gençlerin kendisini zehirlemesine tahammül edemeyen Ardal, sokakta, vapurda, otobüste, trende sigara içtiğini gördüğü gençleri ikili ilişkiler kurarak sigara içmekten vazgeçirmeye çalıştı.

olan bağlılığı ve tutkusu artmaya başladı. Sigara mücadelesi ile başlayan bu bağımsız çalışmalar, toplumu kökünden

Ben müsaadeyi mülkün sahibinden aldım, kötülüklerle mücadele için izne gerek mi olurmuş?

Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı görevini yaparken, henüz kapalı alanlarda sigara içme yasağı yoktu. Fakat buna rağmen Erdoğan’ın başkanlığı ile birlikte Büyükşehir Belediye binası içerisinde sigara içilmez oldu. Başkanın bu hassasiyetinden çok etkilenen Ardal, böyle bir çalışmayı tek başına da olsa yürütmeye karar verdi. Yeni Anayasa çalışmalarından, işsizlik sorununa, Ergenekon yapılanmasından Darbelere dur de eylemine, ulaşım’dan dumansız hava sahasına kadar pek çok hususa duyarlı bir vatandaş olarak tepkisini göstermiştir. Elinde megafonu ile amatör spor müsabakalarında, siyasi partilerin kurultaylarında, alanlarda, Sultanbeyli’de, Taksim’de, Sultanahmet’te, Kadıköy’de ve İstanbul’un pek çok yerinde bu gönüllü faaliyetleri gerçekleştirdi. Hatta bununla da yetinmedi ve fırsatını bulduğu her şehirde de bu çalışmalarını yürüttü. 16 sene içerisinde gittiği 76 vilayette bağımsız eylemlerini sürdürdü. Bu eylemlerden en unutulmazı “Bingöl” olarak Hızır Ardal’ın kişisel hayatına kaydoldu. Üç gün boyunca bağımsız eylemlerine Bingöl’de devam eden ve Vali’ye kadar ulaşmayı başaran Ardal, Bingöl’de sigara mücadelesine olumlu katkı veren halkın bu ilgisi dolayısı ile Sayın Vali’ye teşekkürlerini sundu. Hatta Bingöl’de almış olduğu tepkilerden o kadar etkilendi ki Vali’den nüfus kaydının Bingöl’e alınmasını bile talep etti. Antalya’da, İzmir’de, Gaziantep’te, Adana’da benzer çalışmalarına devam etti. Pek çok konuda hassasiyet gösterip tek kişilik eylemler yapan Ardal’ın bu çalışmaları bağımlılık ekseninde gelişmeye başladı. Çalışmalar geliştikçe de Ardal’ın bu mücadeleye yesilay.org.tr / 19


DOSYA

çökerten uyuşturucu, alkol, kumar ile devam etti. Fakat çok geniş bir alanda söz söyleyen Hızır Ardal’ın, materyal ve argüman eksiğini hissetmesi de gecikmedi. Bu ihtiyacın neticesinde Yeşilay Cemiyeti’ne müracaat etmeye karar verdi. Yeşilay Cemiyeti’ne yaptığı bu başvuru olumlu karşılandı. Ve bu tarihten sonra bu mücadele Yeşilay faaliyetleri içerisinde devam etmeye başladı. Öyle ki Sultanbeyli Belediyesi bünyesinde Sigara Konulu bir panel hazırlanmış ve konuşmacı olarak Cüneyt Arkın davet edilmişti. İşte o konferansın yapıldığı salonda uslanmaz Yeşilşaycı Hızır Ardal da bulunuyordu. Konferansı kıymetli kılanda buydu zaten. Zira Hızır Ardal, Arkın’ın konuşması henüz devam ederken söz istedi ve sahneye çıktı. Sigara ile mücadelesini ve nasıl mücadele edilmesi gerektiğini büyük bir aşkla anlatan Ardal’ın bu korsan konuşması salonda alkış tufanı kopmasına neden oldu. Hatta Cüneyt Arkın bile bu mücadelede aşkla dolu bu gönül insanını alnından öperek uğurladı. Ardal’ın bu korsan çalışmaları belediyeler, valilikler, spor alanları ile sınırlı kalmadı. Ülke yönetiminin zirvesine kadar 20 /

/ 2012 Mart

ulaşmayı başardı. 2007 yılında Millet Meclisi’ne gitmeye karar verdi. Randevu almadan, sırf Başbakanla sigara ile mücadele ile ilgili projelerini görüşmeye giden Ardal bu girişiminde de başarılı oldu. Başbakanlık Makamına kadar ulaşan Ardal, başbakanla görüşmeden gitmeyeceğini söyledi. Korumaları aşarak Başbakan’a ulaşmaya çalıştı ve Başbakan’a sesini duyuran Ardal’ın görüşme isteği kabul edildi. Görüşmeye başlayan Ardal kapalı alanlarda sigara yasağı ile ilgili bir çalışma yapılması isteğini dile getirdi. Başbakan’a kapalı alanlarda sigarayı bitirdikleri takdirde, açık alanlarda da sigarayı kendisinin bitireceği vaadinde bulundu. Ardal, Başbakan’ın tebessümü ve takdiri ile Ankara’dan ayrıldı. Ardal’ın her faaliyeti hoşgörü ile karşılanmadı. Gönül verdiği bu mücadele uğrunda başına pek çok sıkıntı gelen “Uslanmaz Yeşilaycı’nın” Taksim Meydanı’nda gerçekleştirdiği eylemi emniyet güçlerinin dikkatinden kaçmadı. Elinde megafonu, çantasında Yeşilay materyalleri ile başladı müzik eşliğinde derdini anlatmaya. “Sevgili İstanbullular!” hitabı ile başlayan konuşması karakolda neticelendi. Yapı-


lan konuşma için yetkili mercilerden izin alıp almadığını soran polislere, “ben müsaadeyi mülkün sahibinden aldım” yanıtını verdi. “Kötülüklerle mücadele için izne gerek mi olurmuş?” yanıtı ise bu davaya ne kadar samimiyetle gönül verdiğinin bir kanıtıdır. Polislerin gözaltı sürecini başlatmasının ardından, Ardal’ı tanıyan ve samimiyetini çok iyi bilen dönemin Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah tarafından sonraki eylemlerin yetkili mercilerden izin alınarak koşulu ile serbest bırakılmıştır. Alanlarda yaptığı çalışmalarda karşılaştığı olumsuz tepkilere rağmen yılmak bilmeden konuşmaya, koşmaya, çalışmaya, ikna etmeye ve dua etmeye devam etmektedir. Öyleki Dumansız Hava Sahası için yaptığı çalışmaların yanına kumar da eklenmiştir. Bu amaçla kahvehaneleri gezmiş ve orada vaktini öldüren insanlara yaptıkları şeyin şer ve kumar olduğuna ikna etmeye çalışmıştır. Meyhanelerde ise alkol tüketimine karşı söz söylemeyi becerebilmiş cesur bir insan olarak tarihe not düşmüştür. Torbacı gençlerin tehdit-

lerine, kovulduğu kahvehanelere rağmen mücadelesinden vazgeçmemiştir. Hatta kendisini tehdit eden gençlerin tehditlerine rağmen, bu çalışmaları o gençler için yaptığı konusunda ikna etmeye çalıştı, onlarla da sohbet etmeyi başardı. Bu gönüllü çalışmaları neticesinde pek çok televizyon programına da konuk olarak katıldı. Kanal 1’de, Atv’de, Çay Tv’de, Kaçkar Tv’de muhtelif programlara katıldı ve bağımlılıklarla mücadelesini anlattı. Bir Cuma Günü gittiği camide, Cuma vaazını yapan imamın konuşması arasında da bir korsan tebliğ sunmayı başarmıştır. Şehir hatları vapurunda Kaptan’dan aldığı izin ile yolcularla dolu vapurda bağımlılıklarla mücadelesine devam etmiştir. 1958 yılında İstanbul’a gelen Hızır Ardal, yine burada evlendi. Ardal, dört çocuk babası ve üç torun dedesi olarak yaşamını sürdürmektedir. Çalışmalarını, tam teşekküllü bir gönüllü olarak Yeşilay Cemiyeti çatısı altında devam ettirmektedir.

yesilay.org.tr / 21


ÖZEL HABER

92. Yılında Kurucu Üyelerimizi Bir Kez Daha Rahmet ve Minnetle Anıyoruz Hazırlayan: Said Kayacı ve Ahmet Zeki Olaş

O

smanlı’nın siyasi ve askeri organizasyonunun dağıldığı Birinci Dünya Savaşı sonrası şartlarında yurdumuzun büyük bölümü işgal edilmişti. Yabancı güçler beraberinde getirdikleri yığın yığın içkileri gençlerimize dağıtıyor ve bu yolla ülkemizin direniş azmini kırmaya çalışıyordu. O gün için bir salgın haile gelen alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığına karşı devrin münevverleri, bürokratları, din adamları ve ileri gelenleri İstanbul’da bir araya gelerek 5 Mart 1920’de Hilâl-i Ahdar’ı kurdular. Antep’te, Urfa’da, Maraş’ta ve Adana’da milli müdafaanın başladığı ve bu hareketi örgütleyecek olan meclisin Ankara’da toplandığı günlerde kurulan Türkiye Yeşilay Cemiyeti, halen şimdiki ve tarihteki yerini milli mücadele içerisinde bir yerde görmektedir. Osmanlı ileri gelenlerinin yabancı işgallere ve uygulamalara karşı bir tepki olarak kurduğu Hilâl-i Ahdar 92. Sene-i devriyesinde halen aynı amaçla yoluna devam etmektedir. Bu yönüyle Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e intikal etmiş ve en uzun ömürlü kuruluşlardan biri olan Yeşilay 92 yıllık tecrübe ile geleceğe bakmaktadır. Yeşilay’ın kurucularıyla ilgili son yıllarda bazı tartışmalar da olmuştur. Bazı önemli tarihi şahsiyetlerin Yeşilay’da bulunup bulunmadığına ilişkin tartışmaya bizler de son aylarda yaptığımız arşiv çalışmasında bulduğumuz yeni bir üye kayıt defteriyle katkı yapalım istedik. Yeşilay’ın son aylarda yürütmüş olduğu arşiv çalışmasında bulduğumuz ilk üyelere ait kayıt defterinden de anlaşılacağı üzere Yeşilay kurulcuları arasında İbrahim Paşa, Ahmet Emin, Said el-Kürdi Efendi (Said’i Nursi), Haydarizade İb22 /

/ 2012 Mart

rahim Efendi ve daha birçok önemli şahsiyet bulunmaktadır. Defter kurucu üyelerden başlayarak 1928 yılına kadar Osmanlıca tüm üyelerin adlarını içermektedir ve 1928 yılından devamla üyeler Latince harflerle belirtilmiştir. Yeşilay’ın 92. Yılında kurucu üyeler listesini ilk üye defterinden yayınlıyor, tüm kurucularımızı ve bugüne kadar Yeşilay’a emeği geçmiş tüm büyüklerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

Osmanlı ileri gelenlerinin yabancı işgallere ve uygulamalara karşı bir tepki olarak kurduğu Hilâl-i Ahdar 92. Sene-i devriyesinde halen aynı amaçla yoluna devam etmektedir.


Geçmişten Günümüze Yeşilay’dan Portreler

yesilay.org.tr / 23


ÖZEL HABER

Hilal-i Ahdar Cemiyeti

24 /

1. İbrahim Paşa Hazretleri

Sıhhiye-i askeriye reis-i muhteremi

2. İbrahim Alâüddin Beyefendi

Daru’l-muallimîn muallimlerinden

3. İhsan Beyefendi

Daru’l-muallimîn muallimlerinden

4. Ahmet Emin Beyefendi

Vakit gazetesi ser muharriri

5. İhsan Şükrü Beyefendi

Tababeti –i akliye ve asabiye cemiyeti azasından

6. Ahmet Şükrü Beyefendi

Tababeti –i akliye ve asabiye cemiyeti azasından

7. Esad Paşa Hazretleri

Tıb fakültesi müderrislerinden

8. İsmail Hakkı Beyefendi

Daru’l-hikmeti’l-islamiyye azasından

9. Eşref Beyefendi

Sebilürreşâd mecmuası müdürü

10. Hacı Emin Paşa Hazretleri

Doktor

11. Tahsin Beyefendi

Sıhhiye müdüriyeti umumiyesi muhasebe müdürü

12. Tevfik beyefendi

Toptaşı bimarhanesi müdürü

13. Cevdet Beyefendi

Daru’l-muallimîn muallimlerinden

14. Hakkı Şinasi Paşa Hazretleri

Bahriyye hastanesi sertabibi

15. Hakkı Tarık Beyefendi

Vakit gazetesi muharrirlerinden

16. Hikmet Hamdi Beyefendi

Sıhhiye müzesi müdürü

17. Hulusi Beyefendi

Ticaret-i mektebi âlisi müdürü

18. Hayri Beyefendi

Tıp fakültesi müderrisi muavinlerinden

19. Haydarizade İbrahim Efendi Hazretleri

Şeyhülislam esbak

20. Sadettin beyefendi

Hazine nezareti sıhhiye reis muavini

/ 2012 Mart


21. Süleyman Faik Beyefendi

Meclisi mebusan aza-ı kiramından

22. Selim Sırrı Beyefendi

Daru’l-muallimîn müdürü

23. Şekip Beyefendi

Daru’l-funun ruhiyyat müderrisi

24. Şükrü Hazim Beyefendi

Emrazı akliye ve asabiye mütehassısı

25. Salih Keramet Beyefendi

Robert koleji muallimlerinden

26. Talha Beyefendi

Tasvir-i efkâr sahibi

27. Ali Ekrem Beyefendi

Cezayir bahr-i sefid vali-i sabıkı

28. Ali Vasıf Beyefendi

İnşaat kaymakamlığından mütekait

29. Galip Ata beyefendi

Haseki Nisa hastanesi sertabibi

30. Kemal Şakir Beyefendi

Etıbbai askeriyeden

31. Kelisli Rıfat Beyefendi

İdare-i umur-u sıhhiye müfettişlerinden

32. Kemal Osman Beyefendi

Toptaşı bimarhanesi etıbbasından

33. Lütfi Akif Beyefendi

Toptaşı bimarhanesi etıbbasından

34. Mustafa Hayrat Beyefendi

Bahriye hastanesi etıbbasından

35. Muslihiddin Adil Beyefendi

Daru’l-funun müderrislerinden

36. Mazhar Osman Beyefendi

Şişli fransız hastanesi sertabibi

37. İsmail Hakkı Beyefendi

Sıhhiye seriri müfettişi umumisi

38. Necmi Kâmil Beyefendi

Gaziosmanpaşa mektebi muallimlerinden

39. Nazım Şakir Beyefendi

Emrazı akliye ve asabiye mütehassısı

40. Neşet Osman Beyefendi

Valide sultan hastanesi sertabibi

41. Velid Beyefendi

Tasviri efkâr sermuharriri

42. Yusuf Kenan Beyefendi

İstanbul sultanisi müderrisi

43. Ali Rıza Beyefendi

Anadolu hisarı yeni mahallede mukim

44. Suat Beyefendi

Kastamonu mebusu

45. Hasan Beyefendi

Trabzon mebusu

yesilay.org.tr / 25


ÖZEL HABER

26 /

46. Mehmed Beyefendi

Taburcu mülazim-i evvellerinden

47. Kemal İbrahim Beyefendi

Etıbbai askeriyeden

48. Nuri Hamid Beyefendi

Etıbbai askeriyeden

49. Cevat Rıfat Zekayi beyefendi

Tevkifhane tabibi (Afganistan’da tifüsten vefat etmiştir)

50. Said el-Kürdi Efendi Hazretleri

Daru’l-hikmeti’l-islamiye azasından

51. Haydar Tevfik Beyefendi

Etıbbai askeriyeden

52. İsmail Cevat Beyefendi

Tevhidi efkar muharrirlerinden

53. Edhem Vasfi Beyefendi

Etıbbai askeriyeden

54. Nami Beyefendi

Doktor

55. Remzi Beyefendi

Etfal hastanesi etibbasından

56. Celaleddin Feyzi Beyefendi

Vükelayı daaviden

57. Emin Beyefendi

Mühendis

58. Sezai Beyefendi

Etıbbai askeriyeden

59. Mehmed Fahrettin Beyefendi

Emrazı akliye mütehassısı

60. Ekrem Turgut Beyefendi

Beşiktaş’da mukim

61. Galib Paşa Hazretleri

Hicaz valisi

62. Hüseyin Avni Beyefendi

Dâhiliye nezareti hukuk müşavir muavini

63. Hüseyin Hüsnü Beyefendi

Mektebi mülkiyeden

64. Emin Paşa Hazretleri

Mütekaid ferikandan

65. İrfan Emin Beyefendi

Muallimler cemiyeti kâtibi-i umumisi

66. Hüseyin Rıfkı Beyefendi

Nafia nezareti sermühendisi

67. Kemal Beyefendi

Etıbbai askeriyeden

68. Şefik Beyefendi

Trabzon mebusu

69. Tevfik Rüştü Beyefendi

Meclisi âli sıhhi azasından

70. Abdurrahman Beyefendi

Etıbbai askeriyeden operatör

/ 2012 Mart


71. Necati Beyefendi

Vakit muharrirlerinden

72. Necati Kemal Beyefendi

Muallim Mazhar Osman beyin talebelerinden

73. Süreyya Ali Beyefendi

Tıp fakültesi seririyyatı dahiliyye müderrisi

74. Sabri Beyefendi

Şekerzade tüccar, yeni postane caddesinde

75. Hamit Beyefendi

Arnavut köyde … Hasan beyin köşkünde

76. Kemal Beyefendi

… mebuslarından

77. Şeyh Sara Beyefendi

Sultanahmet’de baytar mektebi ittisalinde

78. Reşat Lütfi Beyefendi

Zonguldak kozlu tabibi

79. Faik Naim Beyefendi

Tıbbiye-i askeriyede binbaşı

80. Tevfik Beyefendi

Hariciye nezareti karşısında hacı beşir ağa imamı

81. Arif Beyefendi

Bezmi alem valide sultanisi müdürü

82. Besim Beyefendi

Askeri baytar mektebi müdürü ve emrazı dahiliye muallimi kaymamı

83. Kadri Beyefendi

İmalatı harbiye mektebi müdürü binbaşı

84. Refik Beyefendi

Bakteriyoloji-i hane-i Osman müdürü

85. Talha Münir Beyefendi

Muallim Mazhar Osman beyin talebelerinden

86. Harun Reşid Beyefendi

Daru’l-muallimîn aliye muallimlerinden

87. Şükrü Hazim Beyefendi

Emrazı akliye ve asabiye mütehassısı

88. Ali Hafi Beyefendi

Fındıklı meclisi mebusan karşısında mezarlık yokuşunda 4 numara

89. Bekir Kemali Beyefendi

Kadıköy elektrik şirketi mühendisi

90. Ekrem Beyefendi

91. Tahsin beyefendi

Beyoğlu sakız ağacında 42 numara sabık merkez memurlarından

92. İsmail Hakkı Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

93. Hüseyin Kenan Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

94. Fahrettin Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

yesilay.org.tr / 27


ÖZEL HABER

95. İsmail Ziya Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

96. Ahmet Şükrü Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

97. İhsan Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

98. Kemal Osman Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

99. Talha Münir Beyefendi

Doktor Mazhar Osman talebelerinden doktor

100. Ali Mahir

Pangaltı harbiye mektebi karşısında Ali Bey apartmanı

101. Hadimunnas Beyefendi

Sanayi nefise mektebi talebesinden

102. Hüseyin Cahit Beyefendi

Mazhar Osman beyin talebelerinden

103. Ali Naci Beyefendi

Akşam gazetesi heyeti tahririye müdürü

104. Şevki Beyefendi

Fatih çarşamba Mehmet ağa çıkmazında binbaşı

105. Salih Sami Beyefendi

Sultan Mahmut türbesinde darulmuallimin kısım âliden

106. Mehmed Ali Beyefendi

Heybelide miralaylıktan mütekait Hacı Musa beyin hanesinde

107. Rifat Bey Beyefendi

Fatih çarşambada Beyceğiz caddesinde 36 numara dava vekili Zühdü beyin hanesinde

108. Salih Beyefendi

Fatih Beyceğiz mahallesinde … Sokağında 16 numarlı hanede

109. Tahsin Beyefendi

Sultan Mahmut türbesinde darulmuallimin kısım âliye müdavim

110. İmamuddin Beyefendi

Sultan Mahmut türbesinde darulmuallimin kısım âliye müdavim

111.

Enis Beyefendi

Carman macuncu mahallesi 47 numaralı hanede

112.

Meliha Ali Hanımefendi

Darulmuallimatı âliye kimya muallimesi

113.

Erzurum hanında vükelayı daaviden Celaleddin Feyyaz beyin kâtibi1

114.

Beyoğlun’da doğru yolda pasta ve francala müessesi sahibi

Mahmut Hamdi Beyefendi Hüseyin Avni Beyefendi

28 /

/ 2012 Mart


115.

İdris Hıfzı beyefendi

Umumu .. cemiyet-i esnaf reisi (tophane)

116.

Yusuf Beyefendi

idris hıfzı efendinin biraderi tophane

117.

İstanbul darülfünun kimya sınaî darulmualliminde 20 Nisan 1338

118.

… hanında 6 numaralı mukim alemdarzade’de ikametgah

119.

İstanbul vilayeti orman ve meadin müdürü, sultanahmed’de

Nuri Rafet Beyefendi Selahattin Beyefendi Midhad Beyefendi

120.

Hakkı Beyefendi

Defteri hakani emaneti aliyyesi müfettişi

Ziya Bey Beyefendi

Erzurumlu mühürdarzade: İstanbul balık pazarında nafia hanında mukim

121. 122.

Yüzbaşı Nuri Beyefendi

Üsküdar

Başda müessisler olmakla beraber hilali ahdar cemiyetine mukayyed azanın esamisi 1. Mazhar Osman Bey - Reisi Evvel

13. Muallim Hafız Kemal Bey - Aza

2. Ali Mahir Bey - Reisi Sani

14. Kimyager Nuri Rafet Bey - Aza

3. Miralay Atıf Bey - Reisi Sani

15. Hulusi Bey Ticareti Mektebi

4. Doktor Fahreddin Kerim Bey - Katibi Umumi 5. Muhami Celaleddin Feyazi Bey - -Veznedar 6. Ebuzziyazade Velid Bey - Aza 7. Eşref Edib Bey Sebilürreşad Sahibi - Aza 8. Ahmed Emin Bey - Aza 9. Doktor Hikmet Hamdi Bey - Aza 10. Halid Bey Sıhhiye Müze Müdür Muavini - Aza 11. Servet Yesari Bey - Aza 12. Muallim Doktor Hasan Kadri Bey - Aza

Aliye Müdürü - Aza

16. Doktor İbrahim Zati Bey - Aza 17. Safiye Hüseyin Hanım - Aza 18. Muallim Salih Keramet Bey - Aza 19. Müderris Mustafa Şekib Bey -Aza 20. Doktor Lutfi Akif Bey - Aza 21. Doktor Haci Emin Paşa - Aza

Balada 1341 senesi heyeti daimesidir.

yesilay.org.tr / 29


ÖZEL HABER

30 /

/ 2012 Mart


yesilay.org.tr / 31


Yeşilay İstanbul İl Genel Meclisin’ de İstanbul İl Genel Meclisi’nde hitap eden Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı, “Bu meclis, Yeşilay’ı kuran iradeyi temsil eden meclistir” dedi. 32 /

/ 2012 Mart


Y

eşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı, İstanbul İl Genel Meclisi Ak Parti Grup Başkanvekili İsmail Yıldız›ı makamında ziyaret etti. İl Genel Meclisi Üyesi Meral Kurul›un da hazır bulunduğu görüşmede Yıldız, Yeşilay gibi toplum yararına çalışan bir dernekle her türlü işbirliğine hazır olduklarını söyledi. Daha sonra meclis toplantısına katılan Balcı burada yaptığı konuşmada 1920 yılında Yeşilay›ı kuranların dönemin İstanbul aydınları olduğunu belirterek, «İstanbul İl Genel Meclisi, Yeşilay›ı kuran iradeyi temsil etmektedir» dedi. Felaketi yaşamadan önce alınacak önlemlerin doğabilecek zararı en aza indireceğinin altını çizen Balcı, «Bağımlılıkların ahtapot gibi insanımızı sardığı şu dönemde bu felaketler insanımızı sarmadan Yeşilay olarak orada oluyoruz ve olmaya da devam edeceğiz» dedi.

başlanacaktır, dedi. Balcı, Yeşilay Kulüplerinin çalıştırılması ile ilgili ise, YÖK ve Başkanlığın desteğinde kurulan Ulusal Gençlik Birliği ile koordine çalışmalar yapıldığını ve “Dumansız Kampus Projesi” ile “Özgür İnsan Projesine” destek verdiklerini dile getirdi.

Yeşilay İndirim Kartı Yeşilay indirim kartının basımının tamamlandığını ve okullara ulaştırma aşamasında olduğunu belirten Balcı, bu kartla hem anlaşmamız olan ticari kuruluşlarda indirim imkanına sahip olunacak hem de üye kuruluş sayımız artacak, dedi. Balcı, sunumunun sonunda Yeşilay`ın sadece gönüllü bağışlarıyla faaliyetlerini yürüttüğünü ve günümüzde insanların bağımlılıklara daha müptela olduğunu ve bu mücadelede herkesin desteğine ihtiyaçları olduğunu ifade etti.

Yeşilay Dostluk Grubu TBMM’de bir ilk, Yeşilay Dostluk Grubu ile yasa çalışmalarında etkin rol alarak bağımlılıklarla mücadelede gerekli ve yeterli düzenlemelerin yapılmasını sağlayacak. Bu grubun kurulmak üzere olduğunu belirten Balcı, Anayasa`da yer almasını istedikleri maddeleri hazırladıklarını ve Meclis Başkanı`na sunacaklarını belirtti.

Protokoller ve Etkin Faaliyetler Balcı, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Memur-Sen, Polis Akademisi gibi kurumlarla protokol imzalarken Diyanet İşleri Başkanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, İTO, Sendikalar gibi kuruluşlarla da protokol imzalama aşamasında bulunduğunu ve Yeşilay`ın faaliyet alanlarının günden güne geliştiğini ifade etti. 

Okul İsimlerinde ve Derslerde Yeşilay Bazı okul isimlerinin kumar ve içki isimlerini taşımasından duydukları rahatsızlığı mahkemeye taşıyan Başkan Balcı, bu mücadelelerinin sonucunda 43 okulun isminin değiştirilerek Van depreminde ölen öğretmenlerin isimleri verilmiş. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile yapılan çalışmalar neticesinde bundan sonraki yıllarda bağımlılıkla mücadele konularının yer aldığı dersler işlenecek.

Gençlik kolları ve Yeşilay Kulüpleri Gençlik Kulübünün genel merkezde kurulduğundan bahseden Balcı, Gençlik ve Spor Bakanlığı tüm gençlik faaliyetlerini bu kulüp üzerinden yürütecek ve önümüzdeki günlerde tüm izcilik kamplarında Yeşilay ile birlikte faaliyetlere yesilay.org.tr / 33


HABERLER

Sağlık Bakanı’ndan Yeşilay Genel Başkanı’na Teşekkür Plaketi Dumansız Hava Sahası uygulamasına katkılarından dolayı ödül alan Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı, bağımlılıkların birbirini tetiklediğini belirterek, “Sadece bir alanda yakalanan başarıyla yetinmemek gerekiyor. Bugün sigarayla mücadelede alınan başarıyı diğer bağımlılık alanları için de görmeyi arzu ediyoruz” dedi.

34 /

/ 2012 Mart


D

umansız hava sahasının 4. yılı nedeniyle Rixos Otel’de düzenlenen törene Sağlık Bakanı Recep Akdağ, AK Parti Ankara Milletvekili ve TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, Yeşilay Başkanı Muharrem Balcı ve çok sayıda davetli katıldı. Törende konuşan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bu mücadelede çok iyi bir noktaya gelinmesine karşın yapılacakların daha bitmediğini vurguladı. Yürütülen stratejiler açısından Türkiye’nin dünyanın en başarılı ülkeler arasına girdiğini söyleyen Akdağ, ‘’Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarında 4. sıraya oturduk’’ dedi. Yürütülen çalışmalar sonucunda sadece 2010 yılında 2 milyon 200 bin vatandaşın sigarayı bıraktığına dikkati çeken Akdağ, ‘’Bu durum, hakikaten ülkemiz adına, geleceğimiz adına mutluluk verici bir tablonun göstergesidir’’ diye konuştu.

Balcı, sigara yasasının özellikle adliyelerde delindiğini söyleyerek yetkilileri göreve çağırdı.

Balcı’nın bu açıklaması üzerine söz alan Bakan Akdağ, ‘’Bakanlıkların merkez hizmet binalarında, valiliklerin kendi binalarının içindeki bazı odalarda, yönetici pozisyonunda bulunan kişiler açısından belediyelerimizdeki bazı odalarda en çok ihlal olduğunu bildiğimiz adliye binalarında sigara içilmesi konusunda müsamaha gösterenleri’’ duyarlı olmaya çağırdı.

Akdağ, dumansız hava sahası eylem planının sonuna geldiklerini söyledi. Yeni bir eylem planı hazırladıklarına işaret eden Akdağ, “Bu stratejimizde Dünya Sağlık Örgütü’nün raporunda 4. sıraya oturduk. Türkiye’de 2008 yılında yüzde 31’lerde olan sigara kullanımı 2010 yılında yüzde 27’lere kadar düştü” diye konuştu.

Bu açıdan ülkenin Sağlık Bakanı olarak da bir kez daha uyardığını ifade eden Akdağ, “Bu kararı, TBMM verdi, o zaman hepimiz bu karar uymak durumundayız. Dokunulmazlığı olan milletvekillerine dahi kapalı mekânlarda sigara içtirmemek hususunda o gün TBMM Başkanı çok büyük bir irade gösterdi’’ diye konuştu. Akdağ, tüm kurumları denetlemekte zorluk çekmediklerini dile getirerek, ‘’Ama özellikle adliye binalarındaki denetimlerde sıkıntı çekiliyor. Dolayısıyla, bu hususta bütün başsavcılarımızı hassas olmaya davet ediyorum’’ dedi.

Yeşilay Başkanı: “Yasaya Uymayanlar Var” Dumansız Hava Sahası uygulamasına katkılarından dolayı ödül alan Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı, bağımlılıkların birbirini tetiklediğini belirterek, “Sadece bir alanda yakalanan başarıyla yetinmemek gerekiyor. Bugün sigarayla mücadelede alınan başarıyı diğer bağımlılık alanları için de görmeyi arzu ediyoruz” dedi. Kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan 4207 nolu yasanın bazı devlet kurumlarında ihlal edildiğini anlatan Balcı, “Bu konuda örnek olması gereken kurumlar gereken özeni göstermiyorlar. Bazı adliyelerde hâkim ve savcıların sigara içtiğini görüyoruz. Yasanın delinmesine izin vermek yanlıştır.” dedi.

Sigarayı yasaklayan muhtarlara plaket Bakan Akdağ, daha sonra Türkiye’nin bazı köylerinde sigarayı yasaklayan muhtarlara plaket verdi. Kastamonu Taşköprü Ortaöz Köyü muhtarı Mahmut Sezer köylerinde 8 yıldan bu yana sigara içirmediklerini ifade ederek, Sağlık Bakanlığı’nın bu çalışmasına destek verdiklerini söyledi. Adıyaman Kahta Köyü muhtarı ise Bakan Akdağ›a esprili bir dille, «Sayın Bakanım köyümüzde kesinlikle sigara içilmiyor ve satışı yapılmıyor. Ancak sizden bir isteğim var köyümüzün bir kanalizasyon sorunu var» dedi. Muhtarın sözleri salonda bulanan davetlileri güldürdü. yesilay.org.tr / 35


HABERLER

Yeşilay Şubeleri İstanbul’da Buluştu

T

ürkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanlığı Türkiye’deki tüm şubelerini İstanbul’da misafir etti. 18 -19 Şubat tarihleri arasında Yeşilay Şube Başkanları ve bazı yönetim kurulu üyelerini İstanbul’da ağırlayan Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Av. Muharrem Balcı bu buluşmaların birbirimize kuvvet vermesi, fikir alışverişi sağlanması ve kaynaşma açısından önemine değindi. Yeşilay Kültür Merkezi Sepetçiler Kasrı’nda kahvaltı programı ile başlayan program, Şube Başkanlarının kendilerini tanıtması ve sunumları ile devam etti. Yaptıkları etkinlikleri ve projeleri anlatan Şube Başkanları, halen devam etmekte olan faaliyetleri hakkında da Genel Merkezi ve programa katılanları bilgilendirdiler. Kayseri, Kütahya, İzmir, Eskişehir, Üsküdar, Balıkesir, Sivas, Yalova, Ankara, Fatih ve

36 /

/ 2012 Mart

Karabük şubeleri yıllık faaliyet raporlarını sunum şeklinde anlattılar. Özellikle sigara bırakmaya yönelik kampanyaları düzenlediklerini belirten şubeler bu kampanyalar dâhilinde karbon monoksit ölçüm cihazı yardımı ile ölçüm testleri de yaptırdıklarını bildirdiler. Program devamında Yard. Doç. Dr. Itır Tarı Cömert de sigara, alkol ve madde bağımlılığı hakkında bilgilendirme semineri yaptı. Bir Yeşilaycının önce neyi neden savunduğunu, neye karşı olduğunun bilmesinin önemine değinen Cömert, bağımlılık yapan maddelerin hayatın tüm alanlarını zehirlediğini belirterek, bağımlılıkla mücadele konusunda katılımcılara eğitim semineri verdi. Seminer sonrası Şube Başkanlarına da Genel Başkan tarafından Seminer Katılım Sertifikası verildi


Genel Başkan Av. Muharrem BALCI her gün binlerce insanın ölümüne yol açan madde bağımlılığına karşı her türlü mücadelenin verilmesi gerektiğini, sadece kendimizin değil karşımızdaki kişiyi de bağımlılık tehlikesinden korumak amacı ile bilgilendirici ve uyarıcı bir misyon üstlenmemiz gerektiğini belirtti.

Şube Başkanları, Yeşilay’ın görünürlüğünün artması için her türlü aktiviteyi yapacaklarını kararlaştırdılar.

Program dâhilinde Genel Başkan Av. Muharrem BALCI Yeşilay’ın çalışmaları, amaçları doğrultusunda yapılacak olan etkinlikleri ve Yeşilay’ın mücadelesini vurgulayan bir konuşma yaptı. Büyük bir ilgiyle dinlenen konuşmada

Bu amaçla tüm şubelerden de etkinliklerini, faaliyetlerini arttırmaları gerektiğini isteyen Balcı, sağlıklı bir nesil ve sağlıklı bir geleceğin oluşması için özellikle okul ve üniversitelerde Yeşilay’ın aktif hale getirilmesi gerektiğinin önemine vurgu yaptı. Genel Başkan’ın konuşması sonrası Şube Başkanları ile Florya Tesislerinde akşam yemeği yenildi. Programın devamında Şube Başkanları ile Pazar günü İstanbul gezisi yapıldı. Ziyaretçilere Panorama 1453 Fetih Müzesi ve İstanbul Sapphire Balmumu Müzesi gezdirildi. Gezi sonrası geçilen Sepetçiler Kasrı’nda Şube Başkanlarının ayrı birer sunumları gerçekleşti. Yapacakları etkinlikleri de sunum şeklinde Genel Merkez’e bildiren Şube Başkanları, özellikle Yeşilay’ın görünürlüğünün artması için her türlü aktiviteyi yapacaklarını bildirdiler. Sunum sonrası Şube Başkanlarına hazırlanan paketler verilmesinin ardından Şube Başkanları şehirlerine uğurlandı.

yesilay.org.tr / 37


HABERLER

Yeşilay’dan Yeni Anayasa’ya Teklifler A-Giriş Ve Genel Gerekçe Manifestosu

Temel Hak ve Hürriyetler başlığı altında herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu ve devam cümlesinde de bu hak ve hürriyetlerin topluma ve ailesine karşı ödev ve sorumluluklarını ihtiva ettiği belirtilmiştir. Bu düzenleme yerinde olmakla birlikte bireyin kendisine karşı sorumluluklarını belirtmemesi büyük bir eksikliği de beraberinde getirmektedir. Zira kişinin temel hak ve hürriyetlerinden kesin surette vazgeçemeyeceği belirtilmesine rağmen yaşam hakkı gibi temel bir hakkın çok kolay bir şekilde ihlali gerçekleşmekte ve bu ihlal anayasal bir güvence bulunmaması sebebi ile önlenememektedir. Ülkemizde her yıl binlerce kişi sigaraya ve alkole bağlı hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. Oysa kimsenin bir başkasının vücut bütünlüğüne ve onuruna zarar verme özgürlüğü olmadığı gibi kendi vücut bütünlüğü ve onuruna da zarar verme özgürlüğü bulunmamaktadır. Bu nedenle kişinin rızası ile kendi vücuduna zarar verebileceği eylemler de bu madde ile engellenmeli ve temel haklardan olan yaşam hakkı güvence altına alınmalıdır. Temel Hak ve Hürriyetlerin bu şekilde güvence altına alınması kişilerin bu hakları koruma ve geliştirmesi hakkını da beraberinde getirmelidir. Oysa “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlığı altında kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunun söylenmesi bu hususta yeterli değildir. Birey bu temel haklarını korumak ve geliştirmek hususunda yalnız bırakılmaktadır. Bu sebeple kişinin temel haklarını korumak ve geliştirmek için ilgili kurum ve organlardan yardım talep etmesine de imkân sağlanmalıdır. Temel hak ve hürriyetlerin korunmasında medya ve kitle iletişim araçlarının ne kadar etkili olduğu bilinmektedir. Televizyon programlarında her geçen gün, çocuklarımıza ve gençlerimize kötü karakterler rol model olarak sunulmakta, zararlı alışkanlıklar cazip hale getirilmektedir. Bu sebeple “Basın Hürriyeti” başlığı altında mevcut bulunan düzenlemeye basın ve yayın organlarınca uyuşturucu, alkol, tütün mamulleri, kumar, şans oyunları ve benzeri zararlı 38 /

/ 2012 Mart

maddelerin kullanılmasını özendirici yayınlar ve reklamlar yapılamayacağı özellikle belirtilmelidir. Toplum sağlığının korunması için zaruri olan bu düzenleme yaşam hakkını ve ülke geleceğini öncelediği için de basın hürriyetinin kısıtlanması anlamına gelmeyecektir. Toplumsal sağlığımızın ve bilhassa gençlerimizin muhafazası için hayati öneme sahip olan Anayasamızın 58. maddesi bireylerde yeni görülmeye başlanan ve tıp literatürüne de girmiş bulunan bağımlılıkları da kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Toplumun her kesiminde yayılma eğilimi gösteren teknoloji bağımlılığının da bu maddenin kapsamı içerisine alınması gerektiği açıktır. Ülkemizdeki pek çok probleme kaynaklık eden bu sebepler ortada iken bahsini ettiğimiz değişikliklerin bu zamana kadar gerçekleştirilmemiş olması kabul edilemez. Geçici,


etkisiz ve uygulaması mümkün olmayan düzenlemeler ile sorunlarımızın çözülemeyeceği açıktır. Yapılmasını teklif ettiğimiz düzenlemelerle, toplumsal adaletin, toplumsal sağlığın ve temel hak ve hürriyetlerin en etkili şekilde korunması amaçlanmıştır.

B-Yeni Anayasa İçin Cemiyetimizin Teklifleri

Başlangıç kısmının Anayasadan çıkarılması gerekmektedir. İdeolojik yaklaşımların belirtildiği bu tarz başlangıç metinleri özgürlükleri ve demokratik hakları kısıtlamak amacı ile yapılmakta, en azından tarihi tecrübe bize bunu göstermektedir. Dolayısıyla bu kısma ilişkin her hangi bir teklifte bulunmamaktayız.

Kimsenin kendi vücut bütünlüğüne ve onuruna zarar verme özgürlüğü yoktur.

1- Temel Hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 madde ve ya muadili madde konuluş gerekçesine uygun olarak korunmalı ve tarafımızdan içersinde yer almasını teklif ettiğimiz ibare de madde bünyesine teklifimiz doğrultusunda yerleştirilmelidir.

Madde İçin Teklifimiz; Temel hak ve hürriyetlerin niteliği MADDE 12 veya ………1

1

Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin öncelikle kendisine, topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder. Kimsenin kendi vücut bütünlüğüne ve onuruna zarar verme özgürlüğü yoktur.

Teklif Gerekçesi; (tarafımızdan teklif edilen ikinci fıkra için) Temel hak ve hürriyetlerin “vazgeçilmezliğini” vurgulayan birinci fıkrada belirtildiği üzere kişiler, insan olmalarından kaynaklı, kişiliklerine bağlı, sahip oldukları temel hak ve hürriyetlerin bir kısmını kullanmak istememeleri hukuk düzenlerince düzenlemelerden beri tutulmasına rağmen bu hak ve hürriyetlerden tamamen vazgeçmelerini yasaklamıştır. Nitekim vazgeçme kötüye kullanılabileceği gibi “kölelik” gibi modern hukuk düzenlerinde yasaklanan olumsuzluklara dahi yol açabilecektir. Vazgeçilmezliğin öznesi olarak kişi dahi bu haklarından vazgeçmeyeceğinden, eş deyişle kişi temel hak ve hürriyetlerinden vazgeçer şekilde hukuk düzenince yasaklanan durumlara yol açamayacağından tarafımızdan maddeye “öncelikle kendisine” ibaresi eklenmiştir. Bu ibarenin eklenmesi ile kişilerin kendi hak ve hürriyetlerinden olan özellikle 1-Madde numarasından sonra “veya ………” ibaresi yeni Anayasa metninde yer alacak olan aynı nitelikteki maddenin numarasının bilinmediğini ve de yerleştireceği yere sınır koymamayı ifade etmektedir.

yaşama hakkı gibi temel haklarında vazgeçmesinin önüne geçilmesi ve Anayasanın devamı maddelerinde hüküm altına alınan temel hak ve hürriyetlerin içini boşaltma girişimlerinin engellenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, özellikle madde bağımlılığı üretenler ve madde bağımlıları, madde kullanımını özgürlük olarak nitelemektedir ki; hiçbir hukuk sisteminde ve semavi olsun beşeri olsun tüm dinlerde kişilerin kendilerine zarar verme özgürlüklerinin olmadığını teslim eder. Nitekim vücut bütünlüğüne zarar verenler şayet hala ayakta kalmışlar ise cezalandırılırlar. Bu hüküm sigara, alkol, kumar, uyuşturucu ve sair bağımlılıkların önünü kesmek için zaruridir.

2

Kişinin dokunulmazlığını maddi ve manevi varlığını korumasına ilişkin hüküm bu hali ile eksik olup kişinin kendi başına terk edildiği izlenimi vermektedir. Madde metninin tarafımızdan aşağıda teklif edildiği şekilde düzenlenmesi daha uygun ve devletin “halk için olduğu” gerçeğini de teyit eder nitelikte olacaktır.

Madde İçin Teklifimiz; Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı MADDE 17 ve ya ………. Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. yesilay.org.tr / 39


HABERLER

3 Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Basın hürriyeti başlıklı maddeye veya devamına, günümüzün en yaygın iletişim araçlarının basın araçları olması hasebi ile devletin gerek yaşama hakkını koruma gerekse de kişilerin maddi ve manevi refahını sağlama görevi düşünülerek, kişilerin, aile ve gençlerin kötü/ zararlı alışkanlıklardan korunması amacı çerçevesinde, düzenlemeler yapılmalı, yayınlardan/yayımlardan kaynaklı zararların önlenmesi sağlanmalıdır.

Madde İçin Teklifimiz; Basın hürriyeti MADDE 28 ve ya ……… Basın ve yayın organlarınca uyuşturucu, alkol, tütün mamulleri, kumar, şans oyunları ve benzeri zararlı maddelerin kullanılmasını özendirici yayınlar ve reklamlar yapılamaz. Bu yayınlarının engellenmesi basın hürriyeti hakkının kısıtlanması anlamına gelmez. Teklif Gerekçesi;

Herkes bu haklarının korunmasını ve geliştirilmesi için uygun imkanların sağlanmasını isteyebilir.

Teklif Gerekçesi; (tarafımızdan teklif edilen ikinci fıkra için) Maddenin birinci fıkrası temel hakkı tanımlamış fakat kişiye inhisar edilen bu hak toplum içersinde fert olarak yaşayan, tekil kişinin imkânları ve etkinliği düşünüldüğünde hakkın icrasının mümkün olmadığı, en iyimser bakış açısı ile zor olduğu ortadadır. Kişinin kendi yaşamına yapılan saldırılardan, maddi ve manevi bütünlüğüne kast eden zararlı, yok edici birçok dış etkiden korunması gerekmekte, bu korunmanın kendi imkânları dışına taştığı çoğunlukla görüldüğünden meşru hukuk zemininde, meşru kurum ve organlardan yardım talep etmesine imkân sağlanmalıdır. Fıkranın konuluşu, vatandaş olarak kişilerin devlet organları ile işbirliğini teşvik ettiği gibi gayrimeşru yollardan korunmayı, ya da ihkak-ı hakkı da engeller niteliktedir. Öte yandan Devletin uyruğundaki ya da ülkesi sınırları içerisindeki kişilerin varlığını, güven içerisinde yaşmasını sağlama görevinin de diğer bir yansıması niteliğindeki fıkra, çağdaş toplumların tamamında öncelenen kişi merkezli yönetimin de devamı niteliğindedir.

40 /

/ 2012 Mart

(tarafımızdan teklif edilen fıkra için) Temel hak ve hürriyetlerinin nüvesini oluşturan yaşama hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı, diğer bütün hak ve hürriyetlerin kullanılması, dahası var olması için öncül nitelikteki haklardır. Kişilerin yaşama hakkının örneğin bir ifade hürriyetinin yok sayıldığı yerde özel yaşamın gizliği hakkının hiçbir önemi olmayacaktır. Dolayısıyla özenin korunması devletin ve yetkili organların temel amacıdır. Eklenen fıkra ile her yıl binlerce insanın ölümüne, kişilerin vücut bütünlüğünü yitirmesine sebep olan ve devletin kullanmakta olduğu kamu kaynaklarının israfına (sağlık harcamalarının, çevreyi temizleme maliyetlerinin artması gibi nedenlerle) neden olan söz konusu zararlı maddelerin kullanılmasının engellenmesi amaçlanmıştır. Her yıl kullanımı ve tüketimi artan zararlı maddeler aile ve gençler gibi toplumun korunması gereken guruplarını olumsuz yönde etkilemekte, ülke geleciğini tehlikeye sokmaktadır. Fıkra ile basın hürriyetine bir istisna getirilmediği bizatihi toplum geleceği ile ilgili bir önlem alındığı ortadadır.

4

Sağlık hizmetlerinin korunması ve çevrenin düzenlemesine ilişkin hükmün aşağıdaki teklifimiz doğrultusunda düzenlenmesi, refah seviyesi yüksek bir toplum için şarttır. Her yıl zararlı alışkanlıklar nedeni ile yıkılan aileler, toplumsal hayatın içinde kaybolan kişiler, toplumun devamını tehlikeye soktuğundan söz konusu


hükmün Anayasa’da yer alması gerekmektedir.

Madde İçin Teklifimiz; Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması MADDE 56 veya ……….. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak ve korumak için; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, uyuşturucu ve uyarıcı, alkol, tütün mamulleri, kumar gibi zararlı maddelerin neden olduğu alışkanlıkların bırakılması için, bu alışkanlıklar nedeni ile içine düşülen bağımlılık gibi hastalıkların tedavisi için ayrıca sağlık kuruluşları kurar, kurulan sağlık kuruluşları içerisinde sağlık birimleri oluşturur, özel girişimce kurulan sağlık kuruluşlarını teşvik eder ve projeleri destekler. Teklif Gerekçesi; (tarafımızdan teklif edilen ibare ve fıkra için) Devletin, kendi ülkesi içersinde yaşayan kişiler için sağlıklı bir çevrede yaşamasını sağlama, kişilerin kaybolan sağlıklarını yeniden kazanmalarına yardımcı olma görevleri çerçevesinde, sağlık kuruluşlarının kurulmasını ve sağlık hizmetlerinin yürütülmesini sağlama yükümlüğü bu maddede verilen yetki ve görevle sağlanacaktır. Ayrıca devlet, kişilerin kendi sağlıkları üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilecek alışkanlıkları önlemesi veya müptelası olunan zararlının terk edilmesi için görev üstlenmesi gerekmektedir. Söz konusu zararlıların alışkanlığından kaynaklı toplumsal sorunların aşılması, refah düzeyi yüksek bir toplum oluşturulması için, sağlık kuruluşları kurulması, oluşturulan sağlık kuruluşları içerisinde ihtisaslaşmış birimlerin meydana getirilmesi ve de özel girişimin bu yöndeki girişimlerinin desteklenmesi gereği de yine bu maddede hüküm altına alınmıştır. Devlet bu maddeninin kendisine yüklemiş olduğu zorunluluğu uygun vatsılarla ve yetirince kaynak ayırmak sureti ile yerine getirmelidir.

Madde İçin Teklifimiz; MADDE 58/2 Devlet her yaştaki insanı özellikle de gençleri tütün mamülleri ve alkol bağımlılığından, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar, fuhuş ve benzeri kötü alışkanlıklardan, ekran, teknoloji, sosyal paylaşım internetin amaç dışı veya ahlak ve adaba, hukuka, sağlığa aykırı kullanımından ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.

Teklif Gerekçesi; (tarafımızdan teklif edilen ibare) Evvelce madde dar kapsamlı olduğundan ve maddede sayılan zararlı maddelerin artık yaş gözetmeksizin kullanılmaya başlandığından, alışkanlıkların bütün toplumsal katmanlar ve yaş gruplarına şamil bir şekilde yayılma eğimli gösterdiğinden madde kapsamındaki korunmaya değer zararlılar ve muhtemel zararlılar genişletilmiştir. Madde değişikliği devletin bütün vatandaşlarını korunması gerektiği gerçeği ile uyumluluk göstermektedir.

1961 ve 1982 Anayasalarında Cemiyetimizin teklifi üzerine alınan maddenin çok ufak bir farklılıkla korunması, temel hak ve hürriyetlerin amacı gereği zaruridir.

5

1961 ve 1982 Anayasalarında Cemiyetimizin teklifi üzerine alınan maddenin çok ufak bir farklılıkla korunması, temel hak ve hürriyetlerin amacı gereği zaruridir. yesilay.org.tr / 41


RÖPORTAJ

Yesilay Cemiyeti Eski Yönetim Kurulu Üyesi

Dr. Latif Alpkan Röportaj: Adalet Canlı Akbaş Fotoğraf: Aybüke Ekici

Yeşilay ve Mehmet Emin Alpkan’a Dair… 42 /

/ 2012 Mart


Latif Bey sizi tanıyarak başlayalım isterseniz. Ben 35 senelik hekimim. 30 sene Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde çalıştım. İki ay önce, tam iki ay olmadı emekli oldum.

Yeşilayla tanışmanız eski yönetim kurulu üyelerimizden Mehmet Emin Alpkan ile başladı galiba…

sonra birçok kişinin hatıratında da yer aldı. Mesela Bekir Berk’le beraber “Komünizmle Mücadele” dergisinde çalışmışlardı. Mesela o yıllarda Doğu Türkistan’dan gelen Suavi Tekin’e karşılamaya havaalanına Bekir Berkle, biz Bekir ağabey derdik. Bir de Abdullah SATIOĞLU üçü gidip karşılamışlar. Galiba 52 yılı falan olması lazım. 60’larda “Düşünen Adam” diye bir dergi vardı. Sonra “Babıalide Sabah” diye bir gazete çıkarıldı. Bunlarda yer aldı. Sonra 69’dan itibaren “Bizim Anadolu Gazetesi”ni kendisi çıkarttı.

Yeşilayla tanışmam çocukluktan. Hafızam beni yanıltmıyorsa 60’lı yılların herhalde başlarıydı. O dönem babam bir gurup arkadaşıyla beraber Yeşilay yönetimini devraldılar. Yani o dönemde Yeşilay’da bir el değiştirme söz konusu oldu. Ayhan SONGAR hoca vardı. Kaptanağası vardı rahmetli. O zamandan beri hala devam eden Kemalettin Nomer’i hatırlıyorum. Bu grup Yeşilay’da yer almıştı. Babam o zaman Cağaloğlu’nda matbaacılık yapıyordu, ben de çarşamba ve cumartesi günleri matbaada çalışıyordum. Yani Yeşilay benim için çocukluktan beri zaten devamlı gelip gittiğim bir yerdi. Babam vefat ettikten sonra rahmetli Kaptanağası telefon etti. Bu bir bayrak yarışı dedi. Ve babamın vefatından sonra yönetime girmemi istedi. 90 yılından itibaren de iki üç sene öncesine kadar yönetimde görev aldım.

Matbaa gazete çıkaracak kadar büyüktü yani?

O dönemlerde ne gibi çalışmalar yapmıştınız. Yani sizi heyecanlandıran, ses getiren, şunu da yaptık güzel oldu dediğiniz bir şeyler var mı?

Evet.

90’ların ilk yıllarında mesela karikatür yarışması yapılmıştı Yeşilay’da. Güzel bir yarışma olmuştu. Türkiye çapında, öğrencilere yönelik bir çalışmaydı. Yeşilay’la ilgili bilgilendirme çalışmaları zaten devamlı olarak yapılıyordu. Aktif olarak o çalışmalarda da yer aldım. Dergide yazılar yayınlanmasında da...

Nurettin Topçu, Nihal Atsız gibi isimleri de unutmak gerek.

Hayatınız hakkında araştırma yaparken babanız Mehmet Emin Alpkan’ın çok renkli bir isim olduğunu gördüm. Eski yönetim Kurulu üyelerimizden olan babanızdan da bahseder misiniz? Bu sayede biz de eski üyelerimizden önemli bir şahsı tanıma fırsatını yakalamış oluruz. Babam 50’li yılların başından itibaren muhafazakâr kesimde hemen hemen bütün teşkilatlarda yer almış birisidir. O yıllarda İstanbul’a üniversitede okumak için gelen ve sonra da Türkiye idaresinde rol almış birçok talebenin, İstanbul’a geldiğinde ilk durağı babam olmuştur. Serdengeçtinin “Bir Gün Gelecek” kitabının önsözünde bir bölüm vardır oraya baktınız mı bilmiyorum. Babamla Ankara’da geçirdikleri bir anının hatırına kitap bu ismi almıştır. O dönemde ve daha

Orta boyutta bir matbaaydı. Eğer kronolojik olarak gidersek “ Düşünen Adam Dergisi”nden sonra matbaayı kurmuştu babam. Matbaa sürerken Babıalide Sabah gazetesinin kuruluşu ve o çalışmalar olurken destek verdi. Ama 692dan itibaren matbaayı devretti ve Bizim Anadolu gazetesine adapte oldu. Ve onu Yeşilay’a taşıyan süreç de yaşamış olduğu böylesi bir hayat oldu.

Dönemim önde gelen isimleri ile, yani dönemin münevverleri olan Ali Fuat Başgil, Osman Yüksel Serdengeçti gibi isimlerle aynı atmosferi solumuş bir çocukluk geçirdiniz. Bu sizi nasıl etkiledi?

Yeşilay zaten işgal altındaki İstanbul’da, işgal devletlerinin ahlakı bozması, gençlerin alkole uyuşturucuya yönelmesine sebebiyet vermesi ve bu şekilde oluşan ahlaki boşluğun engellenmesi için kurulmuş.

yesilay.org.tr / 43


RÖPORTAJ

çalıştım zaten. Kitaptaki vurgu, ruh ve sinir hastalarının önem verilmesi gereken bir popülasyon olduğunun altını çizmek. Bizim toplumda maalesef akıl hastası deyince sanki zeka geriliği gibi anlaşılıyor. Yani akıl hastalıkları sanki zeka geriliği gibi değerlendiriliyor. Onların düşünce dünyaları hakkında olumsuz bir fikir ediniliyor. Halbuki çoğunun düşünce dünyası bizlerden çok daha geniş olabiliyor. Bir de onların sahipsizliği, kendileri ve ailelerinin yaşadığı sorunların altını çizmek istedim ve yaşanılan hoş tarafları anlatmak için de kitap yazdım.

Nihal Atsız’ın Maltepe’deki evine giderken babam, ben de onunla giderdim. Nurettin Topçu bey zaten matbaaya da gelirdi. Ayrıca Yağmur Yayınevi vardı Cağaloğlu’nda. Ben ilkokul beşteyken İsmail Dayı’nın yanında çıraklık yapmaya başlamıştım. Ali Fuat hocanın “Gençlerle Başbaşa”, Nurettin Topçu’nun “Yarınki Türkiye” kitapları falan o sıralarda basılıyordu. O dönemde yayınevine düzeltmeler için onların gelip gittiğini hatırlıyorum. Tarık Buğra da onlardan biriydi. Fikir dünyama büyük etkileri olduğunu söyleyebilirim.

Fikir dünyanıza bu isimlerin etki ettiğiniyayımlamış olduğunuz kitabınızla da kanıtlıyorsunuz. Öyleki kitabınız hakkında Sevinç Çokum övgü dolu bir yazı kaleme almış mesela. Sevinç Hanım, Türkiye Gazetesi’nde sağ olsun güzel bir yazı yazmıştı kitapla ilgili.

Latif Bey, “Yeşilay size miras olarak ne bıraktı?” sorusu ile röportajı tamamlamak istiyorum. Yeşilay zaten işgal altındaki İstanbul’da, işgal devletlerinin ahlakı bozması, gençlerin alkole uyuşturucuya yönelmesine sebebiyet vermesi ve bu şekilde oluşan ahlaki boşluğun engellenmesi için kurulmuş. Yani yeni yetişen gençliğin zararlı alışkanlıklardan kurtulması ve kurtulmasından önce tabii ki onlara kapılmaması için uygun bir ortam hazırlanması. Bu hususlarda engin bir bilinç bıraktı Yeşilay.

Peki, Yeşilay sizi bağımlılıktan korudu mu? Sigarayı bırakmama vesile oldu. Yani öyle bırakmanın moda olmadığı bir dönemde sigarayı bıraktım.

Vakit ayırdınız. Teşekkür ederim. Rica ederim.

Kitabınız nelerden bahsediyor? Şimdi tabii her insanın hayatı bir roman aslında. Bizim hastalarımızın hayatı pek kimselerin bilmediği romanlar. Ben daha çok onları emeklilikten sonra yazmayı düşünüyordum. 90’larda hastanede genç arkadaşlar bir duvar gazetesi çıkaracaklardı. Benim de yazmamı istediler. Yazdım. Sonra bu duvar gazetesi dergiye dönüştü. Orada da yazdım. Sonra bunlar Şizofrengi diye bir dergi çıkarttılar. O dergide de yazılarım yayımlandı. Bizim hastaneden Mustafa diye bir arkadaş, bu yazıları kitap haline getirelim diye teklif etti. Onun gayretiyle kitap haline geldi. Şimdi emekli olduk aslında ikinci bir kitap yazacak kadar hikâye yine var. Onları da bir kitap yapmayı düşünüyorum.

İnşallah. Bu kitabınız hüzünlü öykülerden oluşmuyor galiba… Yok, hani çok hüzünlü değil de hoş taraflarına değinmeye 44 /

/ 2012 Mart

Yeşilay sigarayı bırakmama vesile oldu.


Yeşilay’ın Etkisiz Kalması Acaba Neden İstendi? sigaraya başlatan gene onlardı. Türk Silahlı Kuvvetler kanalı ile asker sigarası çıkartıp köye giden askerlere bedava dağıttıran onlardı. Gazilere ödenen maaşın adı bile ekmek değil “tütün parası” idi. Sigarayı yaşamın vazgeçilmez bir unsuru haline getirdiler. Misafir odalarında kayık şeklinde bir tabakta misafir için her marka sigara bulundurulurdu. Deprem felaketi yaşayan yerlere ulaşıp yardım maskesi ile bedava sigara dağıttıran da onlardı. Şu anda en fazla sigara tüketen iller arasında Adapazarı var. Dünya’da ise 2004 yılında büyük bir deprem ve tsunami felaketi yaşayan, 140 bin insanını kaybeden Endonezya’nın Sumatra Adasındaki Ache Sultanlığı’nda erkeklerin sigara içme oranı acaba niye % 75. Onlar gazetelerde doktorlara boy boy sigara reklamı yaptırdılar. Sürekli, doğa, spor ile içki ve sigarayı özdeşleyerek özellikle gençleri etkilediler. Dünya nüfusunun üçte birini sigara kullanır hale getirmeye başardılar. Sigaradan ölenlerin sayısı, AIDS, uyuşturucu, alkol, trafik, intihar ve cinayetten hayatını kaybedenlerden fazla oldu. Sürekli toplumu aldattılar. Çocukların çalması için marketlerde el altına sigara koydurdular. “Light” adı altında tamamen uydurma bir kavram ortaya attılar. En başarılı kimyagerleri bünyelerine alıp esası nikotin olan ürünlerine insanları daha bağımlı yapmanın yollarını araştırdılar. Her sektörde, sinemada, konserlerde, tiyatroda, showlarda, kliplerde, otomobil yarışlarında, sporda en iyileri kullanarak gençleri tesir altına almayı da başardılar.

Prof. Dr. Orhan Kural

H

atırlarım, okulların, garların ve deniz işletmelerinin panolarında Yeşilay’ın soluk, ruhsuz ve kir içinde bir yazısı hep dururdu. Zaten istense de pek okunamazdı. Yeşilay ve Kızılay aynı yıllarda kurulmuş. Hatta kendisi sigara içtiği için kuruluş genelgesini uzun süre çekinip Atatürkümüz’ün önüne imzaya çıkaramamışlar. Oysa Atamız Yeşilay’a daima destek olmuştur. Karşımızda gayet kurnaz ve organize çalışan sigara ve içki tekelleri vardı. Türk filmlerine bol bol içki ve sigara sahnesi koyduran onlardı. Humbert Bogart, Frank Sinatra, Dean Martin, Red Kit’e sigara içtirip tüm dünya gençliğini

Elbette Yeşilay’ı istemezlerdi. Kızılay hızla gelişip güçlenirken, Yeşilay’ı bir hanın odasına mahkum ettiler. Bu gerçekleri anlatmak isteyen herkesle bir yolla uğraştılar. Gizli reklamlara ağırlık verdiler. Düşmanımız güçlüydü. Son dört yıl içinde devletin de desteği ile Yeşilay ayağa kalktı, güçlendi. Türkiye’nin her köşesinde şube açtı. Okullarda öğrencilere ulaştı. Sadece sigara ile değil, alkol, her türlü uyuşturucu ve bağımlılıkla ciddi ve etkili mücadele başladı. Çağdaş bir dergi çıkarmaya başladı. Yeşilay Başkanı Av. Muharrem Balcı il il, ilçe ilçe, okul okul, dernek dernek, televizyon televizyon koşup gerçekleri anlatmaya gayret etti. Sigara yasaklarının da çıkması ile bu doğru yasaları uygulatmak adına görevimiz arttı. Yeşilay’ın bir eğitimcisi olarak derneğimizi her geçen gün daha güçlü ve etkili görmek istiyorum. yesilay.org.tr / 45


RÖPORTAJ

Enver Baytan Röportaj ve Fotoğraf : Sümeyya Olcay

“Ben Peygamber Efendimiz (Sav)’İn Şu Hadisini Düstur Yapmış Olarak Girdim Yeşilay Cemiyeti’ne. Efendimiz Şu On Kişiye Lanet Etmiştir: İçkiyi İmal Eden, Ettiren, İçen, Taşıyan, Taşıtan, Getiren, Getirten, İçirten, Satan, Parasını Yiyen, Satın Alan Ve Satın Aldırtan.” 46 /

/ 2012 Mart


80 küsur yıllık ömründe kendine hizmete adamış bir isim Enver Baytan Hoca. Çok değerli hocalardan aldığı hususi dersler ile birçok camide yaptığı imam hatiplik ve müezzinlik ile verdiği vaazlar ve sohbetler yanında Yeşilay Yönetim Kurulu üyeliği görevini üstlendi. Ever Baytan ile bağımlılıklardan korumak amacıyla yaptığı çalışmaları hakkında ilgiyle okuyacağınız bir söyleşi gerçekleştirdik…

Enver Baytan kimdir ve Yeşilay ile alakası ne zaman başlamıştır? Ben 1925 yılında Balıkesir’in Gönen kazasında doğdum. İlk mektebi bitirerek, yedi yaşında Hafız Server Efendi’den ilim öğrenmek için emrine verildim. Hocamın yanında hafızlığa başladım ve dokuz yaşında hafız oldum. Daha sonrasında Hafız Hamid Efendi’den ders aldıktan sonra 1942 yılında İstanbul’a gelerek Gönenli Hocaefendiye talebe oldum. Bu hocamdan aldığım dersin lezzetini hiç unutmam. Çeşitli hocalardan eğitimler aldıktan, askerlik hizmeti ve farklı yerlerde hizmetlerde bulunduktan sonra, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı imam hatiplik ve müezzinlik imtihanı ile 1952 yılında Yerebatan Camii’nde göreve başlamış oldum. Yeşilay ile alakam işte bu zamanlarda başlamış oldu. Bizler zaten Cenab-ı Hakk’ın bize haram kıldığı şeylerden uzak dururduk ve insanları da bu konularda ikaz etmeye kendimizi adamıştık. Yeşilay Cemiyeti de bir ahlak cemiyetidir ve haramların hepsi de ahlaka aykırıdır. Biz de kendimizi haramdan sakınma ve sakındırma görevini bir dava olarak kabul ettiğimizden Yeşilay Cemiyeti ile beraber çalışmaya başladık.

Bildiğimiz kadarı ile Yeşilay’ın yönetim kurulu üyesiydiniz… Evet. Gönüllü olarak hizmet ettiğim Yeşilay’da idari heyette de yer aldım. Yaklaşık 30 yıl Yeşilay Yönetiminde görev yaptım. İmam - hatip olmamın da bana bu konuda çok büyük yararları oldu. Yeşilay Cemiyeti içki aleyhtarı bir teşekküldür. Bilirsiniz ilk kuruluş zamanında 1. Dünya Harbi’nde bizim istiklal mücadeleli ruhumuzu görüp topla tüfekle bu işi başaramayacaklarını anlayan düşmanlar, bu ruhu öldürmek için başka çareler düşündüler. Bizi manevi yönden çökertmek için içki ve uyuşturucu maddelere

başvurdular. Ticari gemiler ile yurdumuza içki taşıdılar. Şehirlerin muhtelif yerlerinde cazip meyhaneler kurdular; yani kim görse adeta bu akşamcılığa heves eder biçimde bir takım müesseseler kurdular. İşte resmi olarak 1920 yılında kurulan Cemiyet’in, tabii ilk kurulduğu zamanki ismi Hilal-i Ahdar, ilk temellerini mühim zatlar onlar Şeyhülislam İbrahim Efendi, Mazhar Osman Uzman, Bediüzzaman Said Nursi 1919 yılında attılar. 1930 yılında mekteplerde faaliyet göstermek üzere Türkiye İçki Aleyhtarı Gençler Cemiyeti kuruldu. 1946’da ise mekteplerde Yeşilay kolları kurulması sağlandı. Allah’a şükür tüm bu güzelliklere bizzat içinde olarak da gıyaben de şahit olduk.

Yeşilay Cemiyeti ilk olarak alkole karşı kuruldu. Bu gaye ile ne gibi çalışmalar yaptınız? Yeşilay Cemiyeti’nin gayesi içki ve uyuşturucu maddelerin imal istihlaki ile mücadele etmek, imkân nispetinde imal edilmesini önlemektir. Bu amaçla bir araya gelmiş gönüllüler olarak, içkinin zararlarına karşı mücadele yolunda gerekli tedbirlerin alınması hususunda teşebbüslerde bulunuyorduk. Ben Peygamber Efendimiz (sav)’in şu hadisini düstur yapmış olarak girdim Yeşilay Cemiyeti’ne; Efendimiz şu on kişiye lanet etmiştir: İçkiyi imal eden, ettiren, içen, taşıyan, taşıtan, getiren, getirten, içirten, satan, parasını yiyen, satın alan ve satın aldırtan. İçkinin ne derece haram olduğunu, nasıl vahim sonuçlar doğurduğunu bu hadis-i şerif belirtiyor. Efendimiz (sav) dünyaya teşrif etmeden önce, cahiliye döneminde her sofrada mutlaka içki bulunurmuş. Hatta sofra başlarında dört fıçı bulundurulmuş ve bu fıçılar içkinin keskinlik derecelerine göre adlandırılmış. İşte böyle içkinin oluşturduğu karanlık bir dönemin kurtarıcısı olarak gelmiş Efendimiz (sav) dünyaya. Bizler de Efendimizi örnek alarak, bu yola baş koymuştuk. yesilay.org.tr / 47


RÖPORTAJ

Benim idare heyetinde olduğum dönemde Başkanımız Ayhan Songar idi. Fahrettin Kerim Gökay da fahri başkanımızdı. Selahattin Kaptanağası ve Kemalleddin Nomer başkanlığı döneminde de Yeşilay idari heyetinde bulunmuştum. Beraber birçok çalışma yapmıştık. Seçildikçe de bu göreve devam ettik. Yeşilay Cemiyeti bir eğitim müessesidir; ilim adamları, kalem erbabı ile el ele vererek faaliyet gösterir. Bir sağlık müessesidir; sıhhate muzır olan zararlı madde alışkanlığına karşı, insanların sıhhatini bozan ayrı ayrı zararları olan içkiye karşı bir nevi doktorluk görevi yapar. Bu amaçla da camilerde yaptığım vaazlarda, konuşmalarda Yeşilay ile ilgili mevzular açıyor, cemaate bu amaçla uyarılar yapıyor, onların da çevrelerine bunları anlatmalarını istiyordum. Bizim eğitimimiz böyle, kim ne öğrendiyse öğrendiğini başkasına aktarmak için önünde rahle açacak. Benim Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan aldığım özel bir yazı vardı. Bir nevi izin belgesiydi. Bu yazı ile istediğim camide vaaz verebiliyordum. Yanıma gönüllü arkadaşları da alarak Yeşilay’ı anlatmak ve insanları içkiden, zararlı alışkanlıklardan kurtarmak, bu konuda onları uyarmak için köylere kadar giderdik. Gittiğimiz yerlere içkinin sağlık yönünden zararlarını anlatması için de bazen doktor arkadaşları da götürürdük.

Uzun zamandır yönetiminde olduğunuz Yeşilay’da gönülden yaptığınız hizmetinizle alakalı güzel anlar yaşamışsınızdır. Bunları bizimle paylaşabilir misiniz? Yeşilay’ın o döneminde mekteplerde faaliyet göstermek için Yeşilay Gençlik Şubesi vardı. Bu şubedeki arkadaşlar çok azimliydi. Toplantılar düzenler, çay programları yapar, okullara gidip konuşmalar yaparlardı. Aynı zamanda Cemiyet içinde Yeşilay Kadın Kolları da vardı. Pek etkin olmasa da hanımlar zararlı alışkanlıklara karşı büyük hizmetler yaptılar. Sonradan bu iki şube de o veya bu sebeple kapandı. Yeşilay Cemiyeti içerisine dâhil olmak bizim için onur vericiydi. Gayemiz Allah’ın ‘sakının’ dediklerinden sakınmak ve sakındırmaktı. Her türlü haramdan uzak durmaya çalışırdık. Ömer Nasuhi’nin güzel bir sözü vardır: Bir hane içerisinde içki ve benzeri haram şeyleri satmak sahih ve helal değildir. Mesela benim bir dükkânım olsa ve biri gelip bu dükkânı yüksek fiyatla haram bir şeyin ticareti için kiralamak istese ben bu dükkânımı bu adam kiraya verebilir miyim? Hayır, bu kaideye göre ben dükkânımı bu kişiye veremem ve o para da bana helal değildir. Yeşilay’da da böyle bir şey bizim başımıza geldi. O zamanlar Cağaloğlu’ndaki binamız eski bir binaydı. Heyet olarak karar verdik, o binayı yıkıp yerine daha kullanışlı bir bina yaptık. Yeni binanın alt katına da bir banka kiralamak suretiyle talip oldu. Banka 48 /

/ 2012 Mart

talip olunca da o dönemin başkanı Selahattin Kaptanağası bize sordu ‘verebilir miyiz’ diye. Banka faizle hareket ediyor, faiz de haram. “Bir haramla mücadele ederken diğer bir harama binada yer veremeyiz, caiz değildir” dedim. Bankanın talebi de kabul edilmedi, başka bir tüccara kiraya verildi.

Camilerin yanında okullara da seminer vermeye gidiyordunuz… Bizi nereden çağırılarsa oraya gitmeye gayret ediyorduk. Bir keresinde Bursa’ya bir okula seminer vermek için gitmiştim. Konuşma yapacağım salonda öğretmenleri başlarında olmak sureti ile ilk, orta mektep ve lise öğrencileri vardı. Ben elimden geldiği kadar içkinin, uyuşturucunun, kötü alışkanlıkların içtimai hayata olan, sağlığa olan zararlarını anlattım. Ailelerinde de içki kullananların olabileceğini, sert olmadan bu konuda onları uyarmalarını da istedim. İstanbul’a döndüğümden birkaç gün sonra Yeşilay Cemiyeti’ne adıma yazılmış bir mektup geldi. Bursa’da verdiğim seminerden sonra beni dinleyenlerden bir öğrenci gitmiş babasına ‘baba bunu niye içiyorsun, biz öğrendik, içkinin şöyle zararı varmış, böyle zararı varmış’ diyerek babasına kızmış. Babası da utanmış, ben çocuğa akıl vereceğime çocuğum bana akıl veriyor diyerek tövbe edip içkiyi bırakmış. Bize de bir teşekkür mektubu göndermiş. Alkol şu anda Avrupa’daki sefaletin en büyük sebebi, vakitsiz ölümün en büyük neticesidir. Yeşilay Cemiyeti ülkemiz insanlarını bu felaketten korumak, bu tehlikeye karşı uyarmak için var. Cenabı Hak ayette buyuruyor: Ey iman edenler! İçki, kumar ve piyango, tapmaya mahsus dikilitaşlar ve diğer putlar, fal okları, kısmet çekilen oklar ve zarlar ancak şeytanın işinden birer pisliktir. Artık onlardan kaçının, umulur ki siz murada ve huzurlu bir hayata eresiniz. Şeytan içki ve kumarda aranıza ancak düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz bu yasağı kabul edip ve içkiden de kumardan da tamamen vazgeçtiniz mi? Bize böyle kesin bir emir vardır. Bize zararlı olan her şey haramdır. Ben emekli olduktan sonra da fahri imamlık yapıp, gittiğim her yerde insanları bu tehlikeye karşı ikaz etmeye çalıştım. Bu hizmet inşallah kabul edilmiştir. Dilerim insanları yasak olan, harama götüren, imandan uzaklaştıran, toplumun ve ahlakın çökmesine sebep olan, hülasa tüm kötülüklerin anası olan içkiden uzak tutma gayesi ile nice işler yapılır, nice gönüller yetişir. Enver hocam Yeşilay geçmişiniz ve hizmetiniz ile ilgili verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.


yesilay.org.tr / 49


RÖPORTAJ

Hakkı Süha Terzibaşıoğlu Terzibasıoglu Röportaj: Sümeyya Olcay Fotoğraf: Esra Önal

“Yeşilay Gençlik Kulübü Üyesi Olmak, Bu Çalışmalarda Görev Almak Ayrıcalıktır. Gençlere En Önemli Mesajım: Kendi Gelişimleri Adına Kamu Yararına Çalışan Derneklerle İrtibat Kurmalarında Büyük Fayda Var.” 50 /

/ 2012 Mart


H

akkı Süha Terzibaşıoğlu İstanbul’da lise öğrencisi iken Cağaloğlu Etibba Odası’nda yapılan Yeşilay Gençlik Şubesi’nin 21. Kongresinde Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilmiştir. 1949 yılından beri Yeşilay Cemiyeti üyesi olan Terzibaşıoğlu ile küçük yaşlarda başladığı Yeşilay mücadelesine dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik…

Yeşilay ile çok erken yaşlarda tanıştınız. Bağımlılıklarla mücadele ve Yeşilay’a olan hizmetiniz ilk ne zaman ve nasıl başladı? Ben Muğla doğumluyum, ailem de orada yaşar. Ortaokul yıllarında arkadaşlarla ders çalışmak için Kocamustafa Efendi kütüphanesine giderdik. O kütüphaneye Yeşilay dergileri de gelirdi. Heyecanla takip eder, okurdum o dergileri. Yeşilay’ın söylemleri, faaliyetleri benim yapıma, düşüncelerime yatkındı. O yıllarda da hep sporla uğraşırdım, koşardım, bisiklet kullanırdım, yüzerdim. Sağlık ve spor konusunda çok titizdim. Zararlı alışkanlıklardan uzak kalmaya çalışırdım. Arkadaşlarımın özenti ve hevesle içtiği sigaralardan onları uzaklaştırmak için çaba harcardım. Bir keresinde bir arkadaşım bana zorla sigara içtirmeye çalışmıştı, hata yaptım ve bir tane sigara içtim o zaman. Tabi sigaranın ne kadar berbat bir şey olduğunu içtikten sonra daha iyi anladım. O arkadaşım da Allah rahmet etsin sigaradan dolayı vefat etti. Çevremde sigara kullanan çoktu. Bir şekilde çevremi uyarmak, okulumda da arkadaşlarımı bilinçlendirmek adına bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de ortaokulda iken o zamanın Yeşilay Başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın bizzat kendisine mektup yazdım. Mektubumda okulumda bir Yeşilay şubesi kurmak istediğimi ve bu konuda Yeşilay’ın bana destek vermesini istedim. Biraz zaman sonra Fahrettin Kerim Gökay’ın kendisinden bana mektup geldi. Mektupta aynen şöyle diyordu: Bay Süha, İmanlı ve ihvanlı yazınızı zevkle okudum. Sizin gibi ülkü severler her yerde ve her zaman muvaffak olurlar. Ortaokulda şube açmak mümkün değildir. Size nizamname ve dergimizi yolluyorum. Yollayacağımız takvimleri de orada satmaya gayret etmenizi rica eder gözlerinizden öperim. Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay (17.11.1948)

Yeşilay başkanından bu girişimiz sonucu direk mektup almanız onur verici olsa gerek. Asıl Yeşilay ile olan faaliyet süreciniz lise yıllarında başladı.

Evet. Ben ortaokulu bitirdikten sonra İzmir Ticaret Lisesi’ne kaydoldum. İzmir’e gelince Fahri Dokuzeylül’ün başkanlık yaptığı Yeşilay İzmir Şubesi ile irtibata geçtim(1949). Bütün yıl İzmirli Yeşilaycılar ile beraberdim. Birlikte etkinlikler düzenler, konferanslara katılır, broşür dağıtımı yapardık. Sayısal derslerine yatkın olamadığımdan o yılın sonunda Ticaret Lisesini bırakıp Muğla’ya geri döndüm. Yaz tatili boyunca arkadaşlarımla yine Yeşilay etkinlikleri düzenledim, Yeşilay kolu kurup, Yeşilay fikrini yaydım. O yaşlarımda Muğla’nın yerel gazetelerinde bağımlılıklarla ilgili köşe yazılarım, röportajlarım çıkardı. Yaz bittikten sonra İstanbul’a gelip Özel İstiklal Lisesi’ne başladım. Daha sonra lisem kapandığı için Kadıköy Özel Anadolu Lisesi’ne gittim. Asıl Yeşilay serüvenim bu yıllarda başladı. 1949’dan beri üyesi olduğum Yeşilay Gençlik Şubesi ile birlikte daha çok etkinlik yapma fırsatı buldum.

O yıllarda Yeşilay’ın bir gençlik şubesi var. Bu şube hakkında bilgi verir misiniz? Yeşilay Gençlik Şubesi sadece İstanbul’da olan ve genel merkeze bağlı kurulmuş bir şubeydi. Gençlere dönük faaliyetleri olurdu. Benim zamanımda Şube Başkanı Aytekin Ozan’dı. Ben Gençlik Şubesi ile birlikte çalışırdım. Gayretlerimden dolayı 21. Genel Kurul toplantısında Gençlik Şubesi’nin Yönetim Kurulu Üyesi seçildim. Diğer yönetim kurulundaki arkadaşlarla okullara seminer vermeye giderdik. Ben liseden izin alırdım bunun için. Lise müdürüm “Sen yararlı işler yapıyorsun, sana izin var” deyip benim başka liselere gidip oralarda Yeşilay faaliyetleri yapmama müsaade ederdi. Bilhassa biz Selim Sırrı Tarcan ve bir dönem Yeşilay’ın başkanlığını yapmış olan ilk Türk hemşire Safiye Hüseyin Elbi’yi evlerinden alıp okullara seminer vermeye götürürdük. Basından, tıptan, üniversite hocalarından kişileri bir araya getirir, tüm Yeşilaycılara çay programları düzenlerdik. Ayrıca o yıllarda Yeşilay dergisinde birçok şiirim yayınlanırdı. Daha sonra ben lise son sınıfı yesilay.org.tr / 51


RÖPORTAJ

okumak üzere Muğla’ya döndüm ve burada Aydın Lisesi’ni bitirip, Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydımı yaptırdım. Aydın Lisesi’nde de Yeşilay duvar gazeteleri yapardım, Genel Merkez’den istettiğim afişlerle tüm liseyi Yeşilay yapmıştım.

Üniversite yıllarınızda herhangi bir etkinliğiniz oldu mu? Üniversiteye başladığımda şunu fark ettim. Hukuk fakültesini çalışmadan, geceni gündüzüne katmadan bitiremezsin. Ben de üniversite yıllarında tüm sosyal faaliyetlerden uzak kalmak zorunda kaldım. Ama Yeşilaycılığı hiçbir zaman bırakmadım. Arkadaşlarıma karşı hep uyarıcı oldum. Üniversiteyi bitirip, diplomamı aldıktan sonra askerlik için Lüleburgaz’da yedek subaylığa başladım. Lüleburgaz’da Hür Fikir adlı mahalli bir gazetede Necdet Bahadır adlı müstear isimle bağımlılıklar hakkında köşe yazıları yazardım. O zamanın Lüleburgaz Yeşilay Temsilcisi Ali Uçak gazetedeki köşe yazılarımdan dolayı beni okullara seminer vermeye davet etmişti. Birçok okulda yoğun ilginin olduğu seminerler verdim. Yeşilay’ı, Yeşilaycılığı anlattım. Terhis olduktan sonra hâkimlik stajına başladım ve Erzincan’dan başlamak üzere Çayırlı, Afyon, Sandıklı, Sivas’ta da görev yaparak İstanbul’a geldim. Bu zamanlarda o dönemin olaylarından, işlerin yoğunluğundan dolayı Yeşilay faaliyetlerine katılamadım. İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay üyeliği, HSYK Başkanvekilliği görevlerinde bulunup yaş haddinden dolayı emekli oldum.

Sporla ilgileniyorsunuz. 60 yıldır bisiklete binen adam olarak belgeseliniz var. Ayrıca İstanbul’dan Muğla’ya kadar bisikletle gitmişsiniz ve Bisikletliler Derneği’nin kurucu üyelerindensiniz. Spora, sağlıklı yaşama

52 /

/ 2012 Mart

isteğiniz Yeşilay’a olan hizmetinizde size güç vermiştir… Benim hayatım spordur. Her sabah kültürfiziği yaparım, yaz aylarında günde bir saat yüzerim ve dediğiniz gibi 60 yıldan fazladır bisiklete biniyorum. Emekli olduktan sonra da Bisikletliler Derneği’ni kurduk. Ve garip olan şu ki; Bisikletliler Derneği vasıtası ile 51 yıl aradan sonra tekrardan Cağaloğlu Yeşilay binası içerisine girdim. Şu anda Yeşilay Genel Başkanı Sayın Muharrem Balcı’nın üstün gayretleri ile de Yeşilay çok iyi yerlere gelmiş.


Yeşilay’ın gündemlerini, etkinliklerini takip ediyorum. Birçok çalışması olmuş, meclise kadar girmiş. Benim zamanımda özellikle sigara konusunda bugünkü gibi yasalar yoktu. Her yerde rahat bir şekilde sigara içiliyordu. Hatta eşimle ben şehirlerarası yolculukta otobüslerde sigara içildiğinden dolayı o zamanın arabası olan bir Anadol almıştık, öyle yolculuk yapıyorduk. İşte bu hükümetin politikaları, ses getirici önlemleri takdire şayan çalışmalardır. Özellikle Yeşilay’ın bugünkü kadrosu, Sayın Balcı’nın azmi, idaresi ile Yeşilay çok daha olumlu sonuçlar alacak, Yeşilay şu anda çok değerli bir başkana sahip.

İlk Yeşilay Gençlik Şubesi’ne üyeliğiniz ile başlayan mücadeleniz dikkate alınarak şu anda Yeşilay Gençlik Kulübümüzdeki arkadaşlarımıza bu konuda ne gibi önerilerde bulunursunuz?

irtibat kurmalarında büyük fayda var. Yeşilay hatıralarınızı bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

Bilgi: Hakkı Süha Terzibaşıoğlu 1931’de Muğla’da doğmuştur. Aydın Lisesi’ni bitirmiş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1960’ta mezun olmuştur. Yedek subay olarak askerlik hizmetini tamamladıktan sonra 1963’te Hâkimlik mesleğine başlayan Terzibaşıoğlu, sırasıyla; Çayırlı, Sandıklı, Sivas, İstanbul hâkimlikleri ile İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Çeşitli dergilerde yayınlanmış genel ve mesleki makaleleri bulunan ve 1986’da Yargıtay üyeliğine seçilen Terzibaşıoğlu, HSYK Başkanvekilliği de yapmıştır. 1996’da yaş haddinden dolayı emekli olmuştur. Marmaris ve İstanbul’da yaşamını sürdürmektedir.

Yeşilay Gençlik Kulübü Üyesi olmak, bu çalışmalarda görev almak ayrıcalıktır. Onlar gençliklerinin kıymetini bilsinler, Yeşilaycılığı ömürlerinin hiçbir safhasında terk etmesinler. Ama her şeyden önce sağlıklarına dikkat ederek, derslerine çok çalışıp bir meslek sahibi olsunlar. Yıllar çabuk geçiyor, hayatın yükü her gün biraz daha kendini hissettiriyor. Okullar birikim yeridir, hayat ipuçlarını verir. Gençler bu noktalara dikkat edip, iyi alışkanlıklar ve arkadaşlıklar edinsinler. Gençlere ayrıca bir mesajım daha var: Kendi gelişimleri adına kamu yararına çalışan derneklerle yesilay.org.tr / 53


RÖPORTAJ

Kemalettin Nomer Röportaj: Adalet Canlı Akbaş

Beş Kuşak Hukukçu Olan Avukat Kemalettin Nomer İle Yeşilay’ın Son 60 Yılını Konuştuk 54 /

/ 2012 Mart


H

enüz Taksim’de bulunan apartmanlarına ulaştığımda, çok özel bir insanla görüşmeye gidiyor olduğumu hissetmiştim. Eski İstanbul evlerinden biriydi. Zili çaldım ve apartmana girdim. Bana ilk üretilmiş olduğu izlenimi veren, ahşap bir kapı ile kapatılan ve yukarı beni çekerken bütün aksamını görebildiğim dört yanı açık bir asansöre bindim.1970li yıllara dönmüş gibiydim.Kemalettin Bey beni kapıda karşıladı. Eşi Sümer Hanım da yanındaydı.Evin içi de dışı kadar özenliydi. Duvarlar Kemalettin Bey’in koleksiyonuna ait hat eserleri ile doluydu. Mobilyalar alındığı yılların atmosferini odaya nakşetmişti. Tarihi bir roman okuyor gibiydim.İlerleyen dakikalarda Sümer Hanım’ın ev kurabiyeleri ve pastaları kadar tatlı bir sohbet beni bekliyordu.

Yeşilay ile ünsiyetiniz ne zaman başladı? Yeşilay Cemiyeti ile olan ilk münasebetim tahminen 1963 yıllarında oldu. O zaman Yeşilay Cemiyetinin genel başkanı Av. Yusuf Ziya İnan’dı. Meslektaş olarak yakinen tanıdığım bir insandı. Bundan dolayı arkadaşım sürekli Yeşilay’a katılmam gerektiğini hatta yönetime girmem gerektiğini söylüyor ve beni teşvik ediyordu.

Arkadaşınız bu teklifi yaptığına göre sizin bağımlılıklardan uzak bir hayatınız vardı galiba? Ben müddeti hayatımda ne sigara içtim, bir tek sigara bile dudağıma dokundurmuş değilim. Alkol kullanmam. Alkolün bizatihi düşmanıyım. Uyuşturucuların ve her türlü bağımlılığın…

Oysaki avukatlar, meslek grubu olarak alkol ve sigara kullanımına da çok yakınız? Evet, ama kullanmadım, kendimi ve ailemi bunlara karşı hep korudum. Tabi İnan beni tanıdığı için, doğuştan Yeşilaycı olduğumu bildiği için cemiyete çağırdı. Cemiyete bu şekilde kayıt oldum. İlk genel kurulda, genel merkez kurulu üyesi olarak cemiyete üye oldum. Ve o üye oluşla yani 1963’ten, 2008’e kadar fasılasız, bilfiil genel merkez kurulu üyeliğini yaptım. Bu arada da Yusuf Ziya İnan’dan sonra Genel Başkanlığa Prof. Dr. Ayhan Songar geçti. Ayhan

Songar’ın ayrılmasından sonra da, kısa bir süre Süleyman Tırpan arkadaşımız genel başkanlık görevini sürdürdü. Kendisi albay emeklisiydi.

Ayhan Songar’ın ayrılmasından sonra o kısa süreyi saymazsak siz başkan oldunuz… 1968’de Ayhan Songar’ın istifaen ayrılmasından sonra, genel başkanlık görevini ben üstlendim. Ve 68-69 yıllarında 2 kongre geçirdikten sonra 1970 senesinde, çalışmalarımın fazlalığı sebebiyle genel merkez kurul üyeliği görevini sürdürmek üzere genel başkanlık görevinden ayrıldım. Genel başkanlığı, o zaman genel sekreter olan Selahattin Kaptanağası arkadaşıma teslim ettim. Selahattin Kaptanağası 2005 yılına kadar, vefatına kadar bu vazifede kaldı. Ve 2005 yılından sonra da Av. Necati Özfatura genel başkan oldu. Şuanda ise Av. Muharrem Balcı Bey hem meslektaşım hem ülküdaşım olarak genel başkanlığı devraldı.

Yeşilay tarihinde en uzun süre başkanlık yapan isim bu durumda Selahattin Kaptanağası olmuş diyebiliriz galiba… Diyebilirim ki Selahattin Kaptanağası Yeşilay’ın kuruluşundan, 1920’den bu yana, en uzun dönem başkalığı deruhte etmiş, yürütmüş, çalışmış bir arkadaşımızdır. 1970 yılı başından vefatı olan 2005 yılına kadar… Demek ki 35 sene Yeşilay Cemiyeti’nde tam bir uyum, istikrar, huzur devam etmiştir. 2005 -2008 arası, hatta 2005 – 2010 arası, tam bir çalkantı yaşandı. 2011 yılında ise yeni bir hamle ve yeni bir hızla yeniden şahlanma dönemine girdi.

Yeşilay Cemiyeti başkanlığınız neden bu kadar kısa sürdü? Ben hukuk fakültesinden 1951 yılı Haziran ayında mezun oldum. Benim hayatımda avukatlık mesleğinden başka bir iş olmadı. Bu meslek dışında hiçbir meşgalem olmadı. Sadece 1963’ten 2008 yılına kadar Yeşilay Cemiyeti içinde yesilay.org.tr / 55


RÖPORTAJ

hem genel merkez kurulu üyesi, hem genel başkanın sürekli istişare ve mesai arkadaşı olarak, hem cemiyetin avukatı olarak uğraş verdim. Genel başkanlı ise özel bir vakit ayırmak gerekiyordu. Fakat benim mesleğim dolayısı ile zaten oldukça yoğundum ve Yeşilay’a gerektiği kadar vakit

ayıramayacaksam başkanlık da yapmamam gerektiğini düşündüm. Başkan olarak değil belki ama genel merkez kurul üyesi olarak 2005’e kadar devam ettim.

Yeşilay’da bulunduğunuz müddetçe nasıl çalıştınız ve neler kazandınız? Yeşilay ülküsünün çocuk yaştan başladığına inanarak çalıştık. Sigara ve içkinin zararlarını onlara anlatarak, onları bu zararlı alışkanlıklardan korumak için uğraş verdik. Bu gaye ile okullarda Yeşilay faaliyetlerinin yürütülmesi için Yeşilay kolları kurulması için çalıştık. Bununla birlikte Mavi Kırlangıç dergisini çıkardık. Hiç duydunuz mu?

Sigara, alkol, uyuşturucu ve her türlü bağımlılığın düşmanıyım.

56 /

/ 2012 Mart

Elbette. Duymaz olur muyum… 1968 senesi içerisinde haftalık dergi olarak, gazete ebatlarında çıktı. Yazı işlerini de Av. Hasan Korkmazcan arkadaşımız yürüttü. Hatta bu arkadaşımız daha sonra bir siyasetçi olarak parlamentoya girdi. 1968-1970 yılları arasında haftalık mecmua olarak çıktı. Yaklaşık 60 sayı ve büyük boy olarak. 1970-1980 yılları arasında ise aylık dergi olarak yayınlanmaya başladı. Hasan Korkmazcan Mavi Kırlangıç dergisini çıkarırken çocuk dergisi nasıl olmalı, çocuğa nasıl hitap etmeli, çocuğun neye ihtiyacı var diye epey kafa yorduk. Hatta Vehip Sinan vardı yanlış hatırlamıyorsam. Çok güçlü bir karikatüristti. Ona, çizgi roman tadında


Yeşilay’a özel çizimler yaptırdık. Bu altmış sayı benim de kütüphanemde eksiksiz olarak hala bulunuyor. Hasan Korkmazcan’ın yönetimi ve bizim de Yeşilay yönetimi olarak telkinlerimiz ışığında çok güzel bir yayın ortaya çıktı. 68 yılına kadar Yeşilay dergisi, sıradan bir derneğin dergisiydi. Bununla şunu kastediyorum. Dernek dergisinde ne olur, derneğin tabi gayesi, faaliyetleri ile ilgili haberler bulunur. 1967-68’den itibaren Yeşilay Dergisi’ni sağlık, kültür ve eğitim dergisi olarak çıkarmaya başladık. Ve içinde edebi, tarihi, milli konularını da işlemeye çalıştık.

Öyle güzel bir hizmet vermişsiniz ki şuanda bizde sizin bıraktığınız o birikime dayanarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Tüm aile efradım Yeşilaycıdır; bu sebeple bahtiyarım.

Biz Yeşilay’ın dergisini kapağındaki isminden tutun da amblemine kadar en ince ayrıntısına kadar düzenledik. Kapaklarını dahi en güzel fotoğraflarla süsledik. Kültür dergisinin içerisinde edebiyat, şiir, tarih, sanat ve her türlü milli konuları işlemeye çalıştık. O devirde çevremizdeki

milli manevi atmosferde yazılar yazan isimlerden yazılar aldık. Özel Yeşilay için yazılmış yazılar aldık. Bu arada dikkat ettiğimiz bir diğer hususta genel başkan olmadan evvel ve olduktan sonra da Yeşilay’a titizlikle, samimiyetle, Yeşilay mefkûresine sahip insanların cemiyeti olarak düşündük. Özellikle siyasete girmemeye çalıştık ve siyasetçilere de yaklaşmadık.

Ailenizin Yeşilay ile irtibatı sizinki kadar kuvvetli mi diye merak ediyorum? Benim bütün ailem, eşim, çocuklarım ve torunlarım Yeşilaycıdır. Allaha şükrederim ki benim aile efradım hep Yeşilaycıdır. Bu sebeple bahtiyarım.

yesilay.org.tr / 57


KÜLTÜR SANAT

Böyle Bir Atım Olsun, 5 Milyon Borcum Olsun!.. Hazırlayan: Kadir Metin Akbaş

SAVAŞ ATI Orijinal Adı: War Horse Yönetmen: Steven Spielberg Oyuncular: Jeremy Irvine, Emily Watson, Peter Mullan, Niels Arestrup Tür: Tarihi, Dram Ülke: ABD Süre: 2011 İMDB Puanı: 7.3

D

elikli demir icat edildi mertlik bozuldu diyerek, ateşli silahlarla mertlik arasındaki o görünmez bağa dikkat çekeriz. Bu aslında bir nevi ateşli silahların kullanılmadığı eski devirlere duyulan özlemin dışa vurumudur. Kılıç, ok, mızrak, bıçak, balta, pala, tokmak ve diğer ateşsiz silahların başrolde olduğu zamanlarda bunları kullanan insanla hasımı arasında savaş hukuku anlamında ilginç bir yakınlık oluyordu. Düşmanınıza vurabilmeniz için bir kılıç yakınına sokulmanız, mızrağı atabilmeniz için kendinizi ortaya koymanız, bıçağınızı saplayabilmeniz için hasmınızın karşısına mertçe çıkmanız gerekiyordu. Ama silah icat edildi, mertliğin yerini sinsilik, kalleşlik, ihanet, acımasızlık aldı. Bunların olduğu yerde can yoldaşımız atlar da kalamazdı. Onlar da gitti. İnsanoğlu yaratıldığından beri onun yanı başında yer alan at, insanoğlu ile kopmaz bir bağ oluşturmuştu. Savaşta ve barışta hep sahibinin yanındaydı. Sonra devreye elektronik silahlar, araçlar, icatlar girdi. Can yoldaşlarımız birer birer şehrimizi terk etti. Kentli insanın ufkunda at’a dair fazlaca bir şey kalmadı. Ama gün geldi sinemanın bilgesi, Steven Spielberg hiç ummadığımız bir şey yaptı ve bize Joey isminde bir atın hüzünlü ve bir o kadar da heyecanlı öyküsü ile çıkageldi.

58 /

/ 2012 Mart


“Er Ryan’ı Kurtarmak” gibi alanında kült bir filme imza atarak savaş üzerine söylenebilecek her şeyi söylemiş bir yönetmen, acaba “Savaş Atı” adlı bu yeni filminde bize ne anlatabilir diye düşünürken, Michael Morpurgo’nun yazdığı bu epik romanın beyaz perdedeki asil duruşuna kaptırdık kendimizi. Başrolünde bir atın olduğu film, 1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinin İngiltere’sinde başlıyor. Hayvan pazarına tarla sürmek için sabana koşulacak bir at almaya giden baba Ted Narracott, yerinde duramayan, harikulade görünümdeki daha taylıktan yeni çıkmış filmin başkahramanı ata vurulur ve tüm varını yoğunu vererek onu satın alır. Atla birlikte evine geldiğinde ise, eşinin sert tavrı ile karşılaşır. Çünkü tarla sürebilecek maharette bir at alması için gitmiş, ancak tarla süremeyecek, ziraat işlerinde kullanılamayacak bu asil atla çıkagelmiştir. Üstelik değerinin 10 misli para ödeyerek... Evde esen buz gibi hava, evin tek oğlu Albert’in atın eğitimini üstlenmesi ile başka bir yöne evrilir. Joey adını verdiği at ile Albert’ın arasında masalsı bir dostluk başlar. Joey, hem asil hem de akıllı ve sezgileri güçlü bir attır. Sahibinin, daha doğrusu dostunun her dediğini anlar ve öğretilen her şeyi öğrenir. Gün gelir, iki dost, imkânsız denecek işleri başarırlar. Ama hiç hesapta olmayan bir şey olur ve 1. Dünya Savaşı patlak verir. Almanya’nın Führer’i Hitler ile Kıta Avrupası arasındaki

hesaplaşma, milyonların kaderini değiştirdiği gibi Albert ile Joey’nın da kaderini kökten sarsar. Albert, yaşı küçük olduğu için askere alınmaz ama Joey, evin babası tarafından İngiliz bir subaya satılır... Filmin kırılma noktası tam da burasıdır. Joey, dostundan koparılır ve kendini savaşın orta yerinde bulur. 1. Dünya Savaşı, Joey izleğinde aktarılmaya başlanır. Hiç tanımadıkları düşmanları ile savaşmak için evlerinden çok uzağa giden gencecik askerler, içleri fare dolu mevziler, kan ve ölüm kusan ölüm makineleri, acımasızlığın ve kör kurşunun kol gezidği savaş meydanı... Ve her şeyin orta yerinde hiç bir şeyden habersiz bir at. Destansı bir hayatta kalma mücadesine başlayan Joey’un savaş boyunca yaptığı sıradışı yolculuğu anlatan film, hem savaşın anlamsızlığını /acımasızlığını hem de Joey’un karşılaştığı İngiliz süvarilerinin, Alman askerlerinin, bir Fransız çiftçi ve onun torununun hayatlarını nasıl değiştirdiğini konu ediyor. Hayatlarına dokunduğu herkesi, kendine âşık eden bu safkan, her sahibi ile biraz daha büyüyor, hayatı ve insanları biraz daha yakından tanıyor. Film, baştan sona, delikli demirin icat edilmesi ile bozulan mertliğe inceden göndermelerde bulunuyor. Hatta bir tank tarafından köşeye sıkıştırılan Joe’nun usta bir manevrayla savaş makinesini alt ettiği sahneyi; ruh yüceliğinin, maddeyi yenmesi olarak da yorumlayabiliriz. Başta Joey (at) ve onun sadık dostu Albert olmak üzere, filmdeki tüm oyuncular harika bir oyun çıkarıyor. Spielberg’in has görüntü yönetmeni Janusz Kaminski ise filme muazzam bir renk ve seyiri doyumsuz manzara şöleni katıyor. Spielberg’in bir diğer dostu, John Williams ise besteleri ile filme harika bir ruh üflüyor. Şu soğuk kış günlerinde, “içimi ısıtacak bir film arıyorum” diyorsanız Savaş Atı’nı sakın kaçırmayın. Salondan; “böyle bir atım olsun, 5 milyon borcum olsun” diyerek çıkmazsanız paranız iade...

yesilay.org.tr / 59


KÜLTÜR SANAT

Muhteşem Sesli Kraliçe ve Yalnız Bir Ölüm

S

anat dünyasının gelmiş geçmiş en güzel sesli kadınlarından, ödüle doymayan, başarılı ama bir o kadar acı dolu bir hayat süren kadın sanatçısı Whitney Houston geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti. Dünyanın en çok ödül alan sanatçısı ünvanını da elinde bulunduran başarılı sanatçının hayatı, tıpkı Jim Morrison, Sid Vicious ve Janis Joplin gibi bir otel odasında tek başına son buldu.

Aybüke Ekici

1963’te Amerika’da doğan sanatçı, müziğe çocukluk yaşlarında başladı. Ailesinde de başarılı müzik sanatçılarının bulunması onun daha o yıllardan yıldız olacağının da bir işaretiydi. Çocukluğunda kilise korolarında şarkı söyleyen, sonrasında ise annesinin ve ailesindeki diğer sanatçıların vokalistliğini de yapan Houston, sadece sesinin güzelliği ile değil fiziki görünüşü ile de etkileyici bir güzelliğe sahipti. Bu güzelliği şarkıcılık kariyerinden önce modellik de yapmasını sağlamıştı. 1985 yılında yaptığı ilk plağın ardından şarkıcılık kariyerine inanılmaz bir yükselişe geçerek ard arda albümler hazırlamış, tüm dünyada milyonlarca satış rakamına ulaşmıştır. “Bodyguard” filmi ise onun hem güzelliğinin hem de enfes sesinin tüm dünyada tanınır hale gelmesine sebep olmuştur. Bu filmin soundtrack albümü 40 milyondan fazla satarken, 6’sı Grammy olmak üzere 400’ün üzerinde aldığı ödüllerle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi başarmıştır. Tüm bu inanılmaz başarılarının arasında büyük bir aşkla evlendiği kendisi gibi sanatçı Boby Brown ise sanatçının hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Evliliğinin ardından, kocasının da etkisiyle hızla alkol ve uyuşturucu bataklığına savrulmuş, çalkantılı özel hayatındaki mutsuzluğunu uyuşturucu ile gidermeye çalışmıştır. Ama bugün tüm hayranlarının neredeyse hem fikir olduğu bir şekilde sanatçının ölümünden kocası sorumlu tutulurken, uyuşturucu ve alkol bağımlılığının bir insanı sürükleyebileceği felaketler de tüm çıplaklığı ile karşımıza çıkmıştır. Albümü milyonlar satan, filmlerde başrol alan, zengin, gösterişli ve şaşaalı bir hayat süren bu muhteşem sese ne yazık ki bunların hiçbiri mutluluk getirmemiştir. Sevdiği insanın telkinleri yüzünden bağımlılık bataklığına sürüklenirken alkollü olarak yaptığı röportajlar, konserlerindeki başarısızlığa sebep olan uyuşturucu kullanımı günden güne onu hay60 /

/ 2012 Mart

ranlarının gözünden düşürmüştür. Bu hızlı düşüş ona hem sevdiklerini hem de kariyerini kaybettirmiştir. Pek çok insanının hayal bile edemeyeceği bir hayata sahipken bir insanın hayatındaki boşlukları uyuşturucu ve alkolle doldurmaya çalışması ve bunların sonucunda yaşadığı bunalım kelimelerle ifade edilemeyecek bir hüzün ve yalnızlık olsa gerek. Öyle bir yalnızlık ki bir otel odasındaki küvette bir başına ölüme gitmiş, daha henüz genç sayılabilecek bir yaşta bu dünyadan ayrılmıştır. Whitney Houston gibi pek çok başarılı sanatçının içine düştüğü bu uyuşturucu ve alkol bataklığı kurumalı, hiç doymayan bir canavar gibi hayatları öğüten bu çirkinlikler son bulmalıdır. Şarkıları ile pek çok kişiye ilham veren Whitney Houston’un hazin ölümünün uyuşturucu ve alkolden medet uman hayranlarına kurtarıcı bir ışık olması en güzel mirası olacaktır.


KÜLTÜR SANAT

SEVGİLİ DOKTOR

Acaba Gülmesek mi; Ne Dersin “Sevgili Doktor”?

İ

Hazırlayan: Muhammer Celep

nsanı hangi olaylar güldürür? Hayatın içerisinde “Temel” ya da “Nasreddin Hoca” fıkralarına konu olmuş bir adamla karşılaşmak oldukça zor; bunun yerine güldüğümüz olayların ise, aslında düşünüldüğünde pek de komik olmadığı gerçeğiyle karşılaşırız. Hatta bir de empati yaparsak güldüğümüz olayın bizzat başımıza gelmemesi için dua dahi ederiz. Anton Çehov bu çelişkili durumu şu şekilde açıklamış: “İnsan gülebilen tek hayvandır derler. Bizi başka varlıklardan ayıran özelliğimiz budur; ama nelere güldüğümüzü bir incelesek külahımız önümüze koyup düşünmemiz gerekir.” Ve bu durumu zekice kurguladığı öykülerinde nükteli bir şekilde işlemiş. Amerikan tiyatrosunun usta yazarlarından Neil Simon, Anton Çehov’un yazdığı birbirinden bağımsız sekiz öyküyü tiyatroya uyarlamış. Ekim-2011 tarihinden itibaren ise Taner Barlas yönetmenliğinde Şehir Tiyatroları’nda izleyici karşısında bulunuyor. Bu sekiz bağımsız öykü birbirine, oyunun içine bir öykü yazarı konulup, yazdığı öyküleri seyirciye anlatan bir yazar rolüyle bağlanmış. Bu yazar rolünü de yönetmen Taner Barlas üstlenmiş; bazen bizzat anlattığı öykünün içinde bir başrol oyuncusu ve anlatıcı olarak, bazen bir figüran ve anlatıcı olarak görüyoruz usta oyuncuyu. İki perdeden oluşan ve yaklaşık 90 dakika süren oyunda, aslında günümüzde de değişmeyen (öyküler 1890 yıllarına ait) iş hayatına ait birçok insan manzarası sunulmakta önümüze: İş yerinde daha kıdemli bir yer sahibi olabilmek için türlü tuhaflıklar yapan bir adam, işçisinin çaresizliğini ve saflığını kullanarak hakkı olan ücretin çeyreğini dahi vermeyen işveren, üç beş kuruş için yaşamını bile bile tehlikeye atan insanlar, mesleğinin ehli olmayan kimselerin kendilerini ehil gösterip yaptığı beceriksizlikler... Ve oyun kendi içerisinde “nasıllığını” tam karşılığıyla cevaplandırıyor: “Ucuz bir komedi avcılığı değil, toplumsal

bir anlam taşıyan zengin bir tablonun göz önüne serilmesi. Birtakım komik öğeleri de bulunduğu için tragedya değil; ama acıklı bir güldürü.” İkinci perdenin son öyküsü olan “Uzlaşma” oyunu ise bir babanın oğlunu ‘erkek olması’(!) için geneleve götürmeye ikna etmesini konu alıyor. Bu öyküde de -sanıyorum- genelevlerdeki bayanların çalışma hayatlarını(!) anlatmaya çalışmış yazar; ama bu oyunla oyunda ahlaki bir gedik açılmış oluyor. Bu da oyuna -en azından ikinci perdesine- çocuklarla gidilmesi hususunu problemli hale getiriyor. Oyunun beğenirliliğini artıran güzelliklerden birisi, her bir kısım için tasarımlanan sahne dekorları. Bu dekorlar oyunun her kısmı için ayrı olup, o kadar hızlı ve başarılı bir şekilde değiştirildiler ki; seyirci her bölümde kendisini bambaşka bir manzaranın içinde buldu. Yönetmenin emeklerinden dolayı oyunun sonunda seyircisine gösterdiği bu görünmez elleri, siz de haklı olarak alkışlıyorsunuz. Oyundaki karakterlere göre oyuncu seçimi de, oyuncuların performansı da son derece başarılı. Harika bir ses tonuna sahip oyunun yönetmeni, anlatıcısı ve oyuncusu olarak gördüğümüz Taner Barlas’ın dışında, üstlendiği bütün rollerde seyirciyi kahkahalara boğan Kubilay Penbeklioğlu ve özellikle “Oyunculuk” oyunundaki müthiş performansıyla Meriç Benlioğlu ise bu yedi kişilik kusursuz oyuncu kadrosunun öne çıkanları. Son öyküye rağmen, zekice kurgulanmış senaryosu, yüksek seyir zevki, başarılı oyuncu performansları ve sahne tasarımıyla izlenmeyi ve alkışlanmayı hak eden bir oyun olmuş. Son olarak; “Boğulan Adam” oyunu sahnenin ön sıralarındaki izleyiciler açısından ıslak bir deneyim yaşatabiliyor, bu sebeple 5 numaradan sonraki sıralar için bilet almanız, son oyun hususundaki çekincemi göz önüne alarak yanınızda çocukla beraber gitmemeniz tavsiye olunur. yesilay.org.tr / 61


KÜLTÜR SANAT

ÇAĞIN ÖLÜM TUZAKLARI ZARARLI ALIŞKANLIKLAR GERÇEĞİ Hazırlayan: Sümeyya Olcay Yeşilay Gençlik Kulübü

K

anuni’nin muhibbi mahlası ile kaleme aldığı “Halk İçinde Muteber Bir Nesne Yok Devlet Gibi / Olmaya Devlet Cihanda Bir Nefes Sıhhat Gibi” beyiti ile başlamış Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan “Çağın Ölüm Tuzakları” adlı kitabına. Altın tas içerisinde sunulan zehirli bal diyerek aldanışın, özentinin sonu olan zararlı alışkanlıkların bir insanın hayatına ne derece etki ettiğini, nasıl vahim sonuçlar doğurduğunu teker teker kaleme almış bu kitabında. Nihai sınırını aşan her şey zıddına inkılâp eder sözü tam da bağımlılığın açıklamasıdır aslında. Bir nesnenin ihtiyaçtan fazla kullanılması, zararlı bir maddenin irade ve bilinç yoksunluğu neticesinde, uyarıcı hallere de aldırmaksızın, zarar verici sonuçlar doğurmasına rağmen süreğen ve tekrarlayıcı bir beyin hastalığına dönüşmesidir bağımlılık. Bağımlılık yapıcı maddelerin kapsamı içerisine en başta, zararlı maddelerin başında gelen ve diğer zararlı maddelere de geçişi kolaylaştıran sigara gelmektedir elbette. Ardından bedensel ve ruhsal olarak kişiyi ve bağlı olduğu toplumu çökertebilecek güce sahip olan alkol, uyuşturucu takip etmektedir bu sırayı. Zararlı alışkanlıklar gerçeği sayabileceğimiz bu tür bağımlılık yapıcı maddeler furyasına kapılma, kişinin kendini bu maddelerden uzak tutamama ve bu maddelerin alımını kendinde zorunlu hissetme ve/veya hissettirilme sonucu vücudun bu maddelere ihtiyaç duyma isteği bu maddelerin tehlikeli en uç sınırıdır. Dünyada ve ülkemizde bu tür zararlı alışkanlıklara karşı birçok yasal önlem alınmış, bu maddelerin tacirliği önlenmeye çalışılmış, gelişmekte olan ülkelerin özellikle uyuşturucu pazarına dönüşmemesi için bu maddelerin önlenmesi devlet politikası haline getirilmiştir. Bağımlılık yapıcı maddelere karşı yasal birçok önlem alınmasının en önemli nedeninin başında, gelişmekte olan dünya ülkelerinin artan ticari ilişkileri, yabancı yatırımları ve küreselleşme hareketleri ile za-

62 /

/ 2012 Mart

rarlı maddelerin bir ülkeden diğer ülkeye yani bir toplumdan diğer bir topluma geçişinin önlenmesi gelmektedir. Fakat alınan tüm tedbirlere rağmen kullanımı azalmayan sigara, alkol ve özellikle uyuşturucu maddelerinin bilhassa gençlerimizi nasıl tehlikeye attığı bilahare ortadadır. Burada yapılması gereken asıl önemli mesele sağlıklı bir nesil oluşması için bilinçli bir ebeveyn oluşturulmasıdır. Yasalarla gençlerin bu maddelere eğilimlerinin önlenmesinin yanında, o gencin yetiştiği ailenin de bu tür zararlı maddelere karşı bilinçlenmesi gerekmektedir. “Çağın Ölüm Tuzakları” adlı bu kitap bu önemli konuda ebeveynlere rehber olacak niteliktedir. Zararlı alışkanlıklar olarak tütün, alkol, uyuşturucu, kumar ve şans oyunlarının ele alındığı bu değerli kitapta bu tür bağımlılıkların ne olduğu açıklanmış, her konunun uzmanlarıyla görüşülmüş, ilgili yayınlardan istifade edilmiş ve konunun sonunda bu alışkanlıklarla ilgili dini yaklaşımlar ele alınmıştır. Ayrıca bu kitapta toplum tarafından fark edilmese de aslında her tür yozlaşmanın, inanç ve kültür asimilasyonunun baş sebebi olan sanal bağımlılık, alışveriş hastalığı, seks bağımlılığı ve yanlış beslenme alışkanlıkları ve beslenme bozuklukları hakkında da önemli bilgiler sunulmuştur. Zararlı alışkanlıklara başlama sebep ve yollarının, bu maddelerden korunma yöntemlerinin, tedavilerinin geniş kapsamlı anlatılarak, akıcı ve okuyucuyu sıkmayacak bir üslupta hazırlan bu kıymetli eser çocuk yetiştirmede dış çevrenin çocuk üzerindeki zararlarını önleme açısından ebeveynlere yol gösterici, bilinçlendirici bir kitap olması hasebiyle her kütüphanede bulunması gerekmektedir.

Kitap Künyesi Kitap Adı: Çağın Ölüm Tuzakları Yazarı : Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan Yayınevi: Altınburç Yayınları Sayfa Sayısı: 329


KÜLTÜR SANAT

ANADOLU Beşikler vermişim Nuh’a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun? Utanırım, Utanırım fukaralıktan, Ele, güne karşı çıplak... Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, Kalmışım bir başıma, Bir başıma ve uzak. Biliyor musun? Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher-sabah uykularımı Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, Haraç salmışlar üstüme. Ne İskender takmışım, Ne şah ne sultan Göçüp gitmişler, gölgesiz! Selam etmişim dostuma Ve dayatmışım... Görüyor musun? Nasıl severim bir bilsen. Köroğlu›yu, Karayılanı, Meçhul Askeri... Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini. Sonra kalem yazmaz,

Bir nice sevda... Bir bilsen, Onlar beni nasıl severdi. Bir bilsen, Urfa›da kurşun atanı Minareden, barikattan, Selvi dalından, Ölüme nasıl gülerdi. Bilmeni mutlak isterim, Duyuyor musun? Öyle yıkma kendini, Öyle mahzun, öyle garip... Nerede olursan ol, İçerde, dışarda, derste, sırada, Yürü üstüne - üstüne, Tükür yüzüne celladın, Fırsatçının, fesatçının, hayının... Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile, düş ile Dayan rüsva etme beni. Gör, nasıl yeniden yaratılırım, Namuslu, genç ellerinle. Kızlarım, Oğullarım var gelecekte, Herbiri vazgeçilmez cihan parçası. Kaç bin yıllık hasretimin koncası, Gözlerinden, Gözlerinden öperim, Bir umudum sende, Anlıyor musun? Ahmet Arif

yesilay.org.tr / 63


KÜLTÜR SANAT

MAVİ KIRLANGIÇ Hazırlayan: Görkem Çelebi Yeşilay Gençlik Kulübü

Yeşilay Cemiyeti’nin ilk çocuk dergisi

İ

lk sayısı 1969 yılının Ocak ayında “Öğrenci ve Çocuk Gazetesi” olarak çıkmaya başlayan Mavi Kırlangıç, gazete ebatlarında ve haftalık olarak yayımlanmaya başladı.Bağımsız bir geleceğin inşasının ancak iyi yetiştirilmiş bir çocuklukla mümkün olacağının şuurunda olan bir grup idealist insanın gayretleri ile büyük bir heyecanla dergi yayın hayatına atıldı. Yeşilay Cemiyeti adına imtiyaz sahibi dönemin Genel Başkanı Av. Kemalettin Nomer, Genel Yayın Müşaviri Av. Hasan Korkmazcan ve Ankara temsilciliği görevini ise Emine Yüksel yürüttü. Künyedeki bu isimlerin her biri özel bir değerlendirmeye tabi tutulması gereken müstesna isimler olduğunu da belirtmek gerek. Kemalettin Nomer serbest avukatlık ve Yeşilay Genel Başkanlığı yanı sıra, İstanbul Fetih Cemiyetinde Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış ve halen Kubbealtı Vakfı Kurucu üyesidir. 1961›den bu yana çeşitli gazete ve mecmualarda sosyal, hukukî, siyasî ve dinî konularda çok sayıda yazısı yayınlanan Nomer’in “Şeriat-Hilafet-Cumhuriyet-Laiklik” adlı bir de kitabı vardır. Hasan Korkmazcan ise serbest avukatlık ve Mavi Kırlangıç dergisi yayın koordinatörlüğü dışında yılmaz bir siyasetçi olduğunu da belirtmemiz gerekir. Halen Türk Parlamenterler Birliği Onursal Genel Başkanıdır. Çocukların nelere ihtiyacı varsa ona yönelik araştırmalar yapıldı ve bu çalışmalar neticesinde dergiye nitelikli metinler, şiirler girdi. Güncel sinema, tiyatro, sergi ve radyo programları bilgilerinin verildiği dergi de Tarık Buğra, Kemalettin Tuğcu gibi değerli edebiyatçıların devam öyküleri yer aldı. Dönemin en parlak isimlerinden alınan yazılarla yetinilmedi ve alanında uzman olan çizerlerden de çizgi roman tadında karikatürler alındı. Bu isimlerden Vehip Sinan çizdiği çizgilerle sadece Yeşilay 64 /

/ 2012 Mart

Mavi Kırlangıç Dergisi :1. Sayı

Cemiyeti değil Türkiye tarihine mal olmuş biridir. Mavi kırlangıç dergisi için özel olarak çizdiği Sihirli Kılıç köşesi Cemiyet arşivlerinde hala en mümtaz yerini korumaktadır. Eğlenceli olmasının yanında hakikati işaret eden bu çizimler dönemim genç dimağlarına nakşolmuştur. Meşhur çizgi karakter “Topuz”un çizeri olarak ünlenen Vehip Sinan, 1929 yılında İstanbul-Şehremini’de doğdu. Yeni İstanbul, Babıali›de Sabah, Tercüman, Türkiye, Zaman ve Yeni Asya gazetelerinde eserleri yayımlandı. Topuz’da


maceracı küçük bir çocuğun maceralarını anlatan çizer, Tombik’te ise minik bir bebeğin maceralarını anlatır. Cin Ali, Keloğlan, Bay İlerici, Mıstık, Afacan Mete, Dalgacı Dündar, Transistor Seyfi, Ali Baba ve Gül Mahmut da yine Vehip Sinan’ın sevimli kahramanlarındandır. 2000 yılında hazırladığı Çılgın İntikamcı adlı macera usta çizerin son başlığı olmuştur. Bu kahramanlarla keyifli öyküler anlatan Sinan, pek çok çocuğun okuma alışkanlığı kazanmasını sağladığı gibi, yetişkinlere de sivri bir mizah anlayışı ile siyasi mesajlar göndermiştir. Vehip Sinan çizgilerinde dili büyük bir hassasiyetle kullanmış, bilhassa çocuklar için hazırladığı çizgilerinde şiddet ve argoya kesinlikle yer vermemiştir. Fantastik temaları rahat bir anlatımla serüvenleştirmiş ve okuyucunun yoğun ilgisine mazhar olmuştur. Bu keyifli çizgi öykülerden Sihirli Kılıç ise seri halinde Mavi Kırlangıç Dergisinde yayımlanmış ve büyük beğeni toplamıştır. Dergide hikâye, çizgi roman, şiir, deneme, makale gibi edebi türlerin yanı sıra şehir tanıtımları ve farklı ülkelere ait hususi bilgiler yer almıştır. “Gülmece Durağı”, karikatürlere, bulmaca ve bilmecelere, fıkra ve tekerlemelere ayrılan bölümlerle gayet keyifli bir sayfa olarak Mavi Kırlangıç’ta yerini almıştır. 1968-70 yılları arasında gazete ebatlarında, haftalık mecmua olarak yayımlanan Mavi Kırlangıç, 1970-80 yılları arasında ise aylık dergi olarak yayımlanmaya başlamıştır. Nesrin Kerestecioğlu, Şengün Kaptanağası, Mehmet Coşar’ın makaleleri, sağlık köşesi, yazar biyografileri, şifalı besinler, okul ve öğrenci yazı ve şiirleri, hikâyeler, bulmacalar ve zekâ oyunları yer almıştır. Yine Rahmetullah Karakaya, Mehmet Kılıç ve Yalçın Turgut Balaban’ın karikatürleri ve çizgi hikâyeleri yer almıştır. Dönemin genç çizerleri olarak Mavi Kırlangıç Dergisi’nde başlayarak sanat ve edebiyat dünyasına adım atmış oldular. İlk çizgileri Mavi Kırlangıç Dergisinde yayımlanan Yalçın Turgut Balaban, Milli Gazete, Yeni Devir Gazetesi, Vakit Gazetesi, Gölge Dergisi, Cuma Dergisi gibi dergilerin kimisinde genel yayın yönetmenliği, kiminde kuruculuk yaptı ve bazılarında da çizgilerini yayımladı. Necip Fazıl›ın, çalışma arkadaşı ve dostu oldu. Üstadın; «Kanımdan değil canımdan evladım» hitabına muhatap olan Balaban, Üstâd’ın vefatına kadar Büyük Doğu aile kadrosundaydı. AMGT tarafından gerçekleştirilen bir dizi sergi ile eserleri Avrupa›da da sergilenen Yalçın Turgut, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1983’te tesis edilen - daha sonra geleneksel hale gelen - ilk yılın karikatüristi ödülünü aldı. Halen haftalık çizgi yorumlarını Yeni Akit gazetesinde sürdüren Yalçın Turgut, yurtiçi

ve yurtdışı birçok karikatür ödülüne de sahip. Bu eserlerinden büyük kısmı yurtiçi ve dışında sanat merkezleri, galeriler ve şahıs koleksiyonlarında bulunuyor. 1950 yılında Muş’un Bulanık ilçesinde doğan Rahmetullah Karakaya ise çalışma hayatına Mavi Kırlangıç Dergisi için hazırladığı resim ve karikatürlerle başladı. Milli Gazete, Yeni İstanbul, Milliyet, Güneş, Tercüman, Hürriyet, Akşam, Yeni Şafak ve Son Çağrı gazetelerinde çalıştı. Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti›nde değişik dönemlerde görev yaptı. Hala gerçek hayat öykülerine yer verdiği kitaplarını yazmaya devam ediyor. Mavi Kırlangıç Dergisi görüldüğü gibi sadece çocukları eğitmekle kalmamış, dergide yazılar yazan ve çizgileri yayımlanan pek çok isime de okul vazifesi yapmıştır. Pek çok aydın isim bu okuldan geçmiş ve topluma kazandırılmıştır. Şimdilerde umudumuz Yeşilay Cemiyeti’nin yine aynı isimle yayımlamaya devam edeceği bir çocuk dergisinin hazırlanması ve çocuklara tekrar bu değerin kazandırılmasıdır. yesilay.org.tr / 65


RÖPORTAJ

Usta oyuncu

Ulvi Alacakaptan Röportaj: Sümeyya Olcay Fotoğraf: Rabia Koyuncu

Bir sanat eserinin o sanat eserinden haz duyanlarla birebir birleştiği tek sanat tiyatrodur diyen bir oyuncu Ulvi Alacakaptan. Tiyatro benim hayatım diyerek yaklaşık 43 senedir oyunculuk, yönetmen yardımcılığı ve dramaturgluk yapan Ulvi Alacakaptan doyumsuz bir söyleşi gerçekleştirdik… 66 /

/ 2012 Mart


1949 doğumlusunuz. İlk olarak 2. sınıfta bir skece çıkıyorsunuz. Daha sonra tiyatro hayatınız başlıyor… Evet. İlk 2.sınıfta bir skeçte oynadım. 1960 yılında ise İstanbul Radyosu’nun sınavlarına girdim. O zamanlar bu radyo çok meşhurdu. Zaten bir tane radyo kanalı vardı. Bu sınavı kazandım ama babam beni göndermek istemedi, İngilizce kursuna gitmemi istiyordu. Ama bu radyonun çocuk bölümünde 1967’ye kadar çalıştım. Ulvi Alacakaptan nasıl bir ailede doğdu? Benim annem babam doktor. Biz 3 kardeşiz ve anne babamın doktor olmasından dolayı hiçbirimiz doktor olmadık. Çünkü çok meşakkatli bir işti ve ikisi de aynı zamanda ihtisas yapıyorlardı. Ben daha çok babaannemin yanında büyüdüm. Ben 13 yaşında iken vefat etti. Babamla annem ihtisastı, hastaneydi derken ilgilenemediler bizimle. Babaannem de beni çok severdi, bir de torun olarak babaannemin ilk göz ağrısıydım. Hayatta olumlu neyim varsa babaanneme borçluyum. Bana kitap okuma zevkini, tiyatrocu olmamı, sinemaya olan merakımı hep babaannem aşıladı. Dedem savcı idi. Babaannem ise okumamış biriydi. Belki de dedeme yetişmek için babaannem çok kitap okurdu. Ben de onun kütüphanesindeki tüm kitapları okudum. Haftada en az iki defa sinemaya, bir defa da tiyatroya giderdik. Gitmezsek eğer babaannem yataklara düşerdi. Bir yandan tiyatro eğitimi alırken diğer yandan işletme bitiriyorsunuz. Bu sizin tercihiniz miydi? Muammer Karaca babaannemin öz kardeşiydi. Kendisi çok ünlü bir tiyatrocuydu. Halen Beyoğlu’nda bir tiyatrosu var. Ben de haliyle 5 yaşından beri kulislerde büyüdüm. Dayımın da avantajıyla bütün tiyatronun duayenlerini tanıdım, onlar da beni tanıdılar. Derslerim pek iyi değildi. Buluğ çağında iken babam ‘ya adam olacaksın ya da dayın seni tiyatro yapacak’ demişti. Çok kızmış, çok öfkelenmiştim babamın bu sözüne. Babam belki isteyerek, belki de istemeyerek beni bu sözüyle tiyatroya itti. Tiyatrocu olmaya karar verdiğim anda Muammer Karaca’ya gitmedim. Dostlar Tiyatrosu’nun sınavlarına girdim. Sınavı kazandıktan sonra sıkı bir eğitim gördüm ve orada tiyatroculuğa başladım. Tabi bu arada İşletme’ye de devam ediyordum. Açıkçası İşletme’yi askerliği subay olarak yapmak için okumuştum. Ama bir yandan da okuduğum bu disiplini sevdim ve de ekonomi ve felsefe derslerine de meraklıydım, ikisi bir arada çok da iyi gitti. Tiyatro hayatınız nasıl başladı?

1969 senesinde dostlar tiyatrosunun açtığı sınava girmiştim. 350 kişi girdik önce. Daha sonra 60 kişiye düştük. Bir sahne sınavı vardı, onu geçtikten sonra beni bir sorgu odasına aldılar. Çünkü bu tiyatro belli bir ideolojiye sahip bir tiyatroydu. Orada iki yıl eğitim gördüm. Birinci yılında profesyonel oldum. Girişi de sayarsanız 43 senedir profesyonel oyunculuk yapıyorum. Profesyonel oyunculuğa hangi oyunla başladınız? İlk profesyonel oyunum “Soruşturma” idi. Peter Weiss’ın toplama kampları ile ilgili bir mahkeme oyunuydu. Tiyatroculuk hayatınızda pek çok ünlü oyuncu ile aynı sahneyi paylaştınız. Mesela Adile Naşit, Barış Manço Türk toplumunun yüreğinde yer etmiş isimler. Bu kişilerle aynı sahneyi paylaşmak nasıl bir duygu? Dünyanın en güzel şeyi. Geçenlerde Şemsi İnkaya ile de bunu konuşuyorduk. Ben tiyatronun teorik eğitimini alıyordum. Ama bu eğitimden çok beni asıl tiyatrocu yapan bu isimlerle beraber olmamdı. O zaman Türkiye’de tiyatronun en popüler olduğu zamandı. Bir taraftan Arena tiyatrosu, bir taraftan başka bir tiyatro oynuyordu. Bir yerde Haldun Dormen, diğer tarafta Münir Özkul kendi grubu ile oynuyor, bir tarafta da Adile Naşit Muammer Karaca tiyatrosunda oynuyordu. Ben de tabi bunlara imreniyordum. Muammer dayımdan ötürü ben Adile Naşit’in, Ali Sururi, Alev Sururi, Toto Karacan’nın kucağında, kulislerde büyüdüm. Dayım erişilmez biriydi bizim için. Şu Türk filmlerinin çoğunun çekildiği o merdivenli, merdivenin altında mavi üstüne kabartma kuşların olduğu villa dayıma aitti. Ben hayran hayran bakardım ve tiyatrocu olma konusunda çok hırslanırdım. Dostlar Tiyatrosu’nda çok şey öğrendim. Tiyatronun keyif vermesinin yanında ne kadar mesaj yüklü olması gereken, yesilay.org.tr / 67


RÖPORTAJ

insanlara bir şey anlatması gereken bir eylem olduğunu öğrendik. Bizim kursumuzda profesyonel oyuncu olmak yasaktı. Ancak kurs bittikten sonra veya kendi tiyatronuzu geçtiğiniz zaman profesyonel olabilirdiniz. Tiyatro eğitiminizde hem teorik hem pratik eğitim alıyordunuz. Tiyatro eğitiminde olması gereken yöntem bu mu? Benim avantajım vardı, eğitimimin yanında ünlü oyuncularla beraber olabilme şansım vardı ve bu benim bundan sonraki hayatımı da belirledi. Ben tiyatro eğitimi çok verdim, halen de veriyorum. Eğitim içinde üretim, üretim içinde eğitim bence en iyi metoddur. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun tiyatrocu olmak isteyen insanlar çok fazla teori öğrenmek istemezler. Hemen sahneye çıkmak isterler. Ama hemen de sahneye çıkılmaz. Önce bir eğitim sürecinden geçirilir, sahneye çıkarılır ve sahnede bir problem olursa o zaman çok daha fazla teoriye dönük eğitim verilir. Birçok dizi ve sinema oyunculuğu yaptınız. Bu oyunculuğunuzu tiyatro oyunculuğunuz ile kıyasladığınızda ne gibi farklar ortaya çıkıyor ve de hangisi size daha çok lezzet veriyor? Haluk Bilginer’in güzel bir sözü var. Diyor ki: “Dizilerde herkes oynar, sinemada bazıları oynar. Er meydanı tiyat68 /

/ 2012 Mart

rodur, orada herkes oynayamaz.” Çok güzel açıklamış. Tabi herkes oyuncu ama asıl oyunculuk sahnededir. Çünkü canlıdır, hemen cevabınızı alabiliyorsunuz ve durumunuzu hemen değiştirebiliyorsunuz. Bu çok önemlidir, ne dizi ne film montajı yapıldıktan sonra değiştirilebilir ama tiyatro değiştirilebilirdir.

Gösterilen hiçbir şeyin ilk yüzüne bakıp inanmam, muhakkak arkasına bakmak isterim.


Peki, sizin için tiyatro nedir? Tiyatro benim tüm hayatımdır. Bir sanat eserinin o sanat eserinden haz duyanların birebir birleştiği tek sanat budur. Başka hiçbir sanatta aynı mekânı, aynı zaman parçasına taşıyamazsınız. Tiyatro biriciktir ve 500 kere oynadığınız oyunu 501.defa başka bir şekilde oynarsınız. Çünkü bu sefer karşınızda başka bir seyirci vardır. Seyirci oyunu o kadar değiştirir ki tonlamanız değişir, seyirciye bakarak sonunu bile değiştirebilirsiniz. O zaman bir tiyatroda seyircinin oyunun gidişatındaki rolü çok büyük diyebiliriz… Evet. Tiyatro da seyirciye göre çok şey değişebilir. Mesela vurgulama. Vurguladığınız yerlerde önemli değişiklikler meydana gelir. Ben öğrencilerime bu örneği çok veririm: ‘Dün uzak yoldan geldim’. Bu cümleyi kelime vurgulayabilirsiniz. Seyirci alkışlasa da alkışlamasa da, sahneye bir laf atmasa bile, şimdilerde interaktif oyun diye pespaye bir terim çıktı, tüm oyunlar interaktiftir, seyirci nefesi ile elektriği ile kıpırdaması ile sizi yönlendirebilir, tonlamanızı, oyun biçiminizi değiştirir. Bu çok tehlikelidir. Seyirciye kulak asacaksınız ama fazla kulak vermeyeceksiniz. Sizi yanlışa sürükleyebilir, çoğu zaman alkışıyla bile sizi yoldan çıkarabilir. Bunu sadece tiyatroculara yapmazlar, liderlere, kanaat önderlerine bile yaparlar. Siz toplumdan birazcık yukarı çıktığınız zaman tehlikedesiniz. Toplum sizi alkışlaya alkışlaya yoldan çıkarır, nefsinizi azdırır. Ben oyuncularıma hep söylerim; biz sadece sahnede gözükmek için biraz yükseğe çıkıyoruz, siz kendinizi sakın yüksek hissetmeyin. Tiyatro onun için insani bir şeydir. Sanal bir dünya var, herkes görüntü müptelası oldu. Sanıyorlar ki cep telefonu ile bilgisayar ile televizyon ile birbirleriyle hep iletişim içerisindeler. Ben bunu yazılarımda da çok belirtirim. Bunlar aslında iletişimsizlik vasıtalarıdır. Asıl iletişim yüz yüze olandır. İnsanların sohbete ihtiyacı var, canlı kanlı ilişkilere ihtiyacı var. Tiyatro da bu eksiği kapatıyor işte. Bir gece oynanan oyunun başka bir gece tekrarı yoktur, ertesi gece oynansa aynı şey değildir. Seyircilerden olumlu olumsuz tepkiler geldiğini hissetliğiniz de nasıl davranırsınız? Bizde iki tip oyuncu vardır. Bazıları bu gibi durumlarda ‘aman’ derler, biz bunu ‘motora takmak’ olarak tabir ederiz, söyler geçerler. Ben son dakikaya kadar uğraşırım. Diğer kişi seyirci için o sahneye çıkmamıştır ama ben vazifem neyse onu yaparım. Ama saygısız seyirci varsa karşımda o başka. Benim en sevmediğim şey ise bedava seyircidir. Mesela şu anda belediyeler yapıyorlar ya bilet parası alma-

dan tiyatro sergiliyorlar. Maalesef bu konuda belediyeler tiyatroyu bitirdi. Hiç değilse bir lira iki lira alsınlar, bedava seyirci olmaz, öyle olursa tiyatronun kıymeti kalmaz. Böyle olunca ne oyunun ne de oyunu oynayan sanatçının bir anlamı kalıyor. Yeşil Sahne’nin oyunculuk hayatınızda bir yeri var mı? Yeşil sahne 1960’lı yıllarda Yeşilay tarafından kurulmuş bir tiyatroydu. Sadece Yeşilay’ın ilgi alanlarını içeren konularda oyun sergilemezdi. Birçok profesyonel oyun oynatmış bir sahneydi. Şener Şen, Cüneyt Türel bu Yeşil Sahne’den yetişme oyunculardır. Kendileri ilk orada eğitim almışlardır. Benim Yeşil Sahne ile bir geçmişim olmadı, benden bir önceki zamanın tiyatrosuydu. Çok yönlü bir sanat geçmişiniz var. Tiyatro oyunculuğunuzun yanında, dizi, sinema oyunculuğu ve edebiyata merakınız, kitaplarınız var. Bunlar kişisel bir tercih miydi yoksa ekonomik koşulların gereği olarak mı kabul edildi? Sinemada her oyuncu oynamak ister, ama sizi isterlerse oynayabilirsiniz. Diziler tamamen ekonomik. Hiç hoşlanmadığım ama gereken şeyler bunlar. Ben aslolarak kendimin belirlediği şeyleri yapmak isterim. Benim 1985’ten beri kendi tiyatrom var. Gelirimi orada yaptıklarımdan temin ediyorum. Edebiyatı derseniz onlar biraz yan ürün olarak çıktı ortaya. İlle de edebiyat yapacağım, şiir yazacağım diye değil. İlk gazete, dergi yazıları ile başladım. Hoşuma gidiyor yazmak. Doluyorum, doluyorum, hiç olmazsa yazı yazarak boşalıyorum, sonra başkası düşünsün diyorum. Biraz meraklı ve eleştirel bir yapım var. Gösterilen hiçbir şeyin ilk yüzüne bakıp inanmam, muhakkak arkasına bakmak isterim. Bu yüzden bazen çok eleştirilsem de gerçek olanları yazarım. Bir yazınızda “Duman Altında Bu Ülke” olarak sinemalarda gösterilen uyuşturucunun gerçeklerini anlatmıştınız. Eurimages Desteği yetmedi de madde tüccarları mı sponsor olmaya başladı filmlere demiştiniz. Bu konuda sinema sektörünün eksiklikleri nelerdir? Çok ciddi bir şey bu söylediğim. Ben bunu 2005 senesinde söylemiştim, gene bakın sinemaya acayip fazlalaşmış durumda. Özellikle esrar ve alkolü her filmde görüyoruz. Bunların tesadüfî olduğuna inanmıyorum. Bu problem Türkiye’nin görülenin çok daha ötesinde bir problemdir. İnsanlar buna yaşam biçimi diyorlar. Bu tip anlayışları değiştirmek çok zor. Alkol yasaklansın diyorlar filmlerde. Ve bu durumdan insanlar yakınıyorlar. Sinemadan, tiyatrodan yakınamazsınız maalesef. Yakınmak yerine bunların alteryesilay.org.tr / 69


RÖPORTAJ

ki huzursuzluğun inkârcılığındandır. Allah’ı tanı, kurtul, çok az vaktin var. Çok korkmuştum, o zamana kadar hiç düşünmediğim şeylerdi bunlar. O zaman bir Kuran-ı Kerim, bir Hadis-i Şerif kitabı bir de namaz hocası kitabı aldım. Ferhan Şensoy’la turnedeydik. Tarık Papuçcuoğlu, Rasim Öztekin ile beraber aynı odada kalıyorduk. Şimdi durumumu onlara anlatamazdım, bir gün öyle bir gün böyle. Kaldığım oteli değiştirdim. Kendi kendime bu kitapları okumaya başladım. 2 Haziran 1984’tü, o seneki Ramazan ayının başladığı gündü. Öyle başladık, düşe kalka gidiyoruz. Yaşam biçiminizin değişmesinin oyunculuğunuza etkisi oldu mu?

natifini koyacaksınız. Ama bizim inanan insanlarımız alternatif koyacak güçte değiller, alternatif koyacak insanlara destek olmadılar. Bunlar olmadığı sürece TV’lerde böylesi görüntüler devam eder. Benim derdim toplumun sürüklendiği her şey. Bunları dile getirdiğim zamanda sen tiyatrocusun işine bak diyorlar. Evet, ben bir tiyatrocuyum ama bilmeye ve bildirtmeye de mecburum. Artı olarak kendi mesleğimin fıkhını bilmek zorundayım, bunlar benim için hayati bir mesele, çünkü ben bunlardan ötürü hesap vereceğim. Sizin hayatınızı eski Ulvi Alacakaptan, yeni Ulvi Alacakaptan diye ayırabilir miyiz? Çünkü öncesinde sol görüşlü bir Alacakaptan vardı, şimdi ise dindar bir çizgide olan Alacakaptan. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Benim hayatım birden bire değişti Allaha şükürler olsun. 35 yaşımı kutluyordum. Hani bir şiir var ya dizeler kendisinden daha yaşlı; ‘yaş 35 yolun yarısı eder’ diye. O zamanlar şair yaş 35’i yolun yarısı olarak demiş. Şimdi yaşam kısaldı, herhalde 2/3’ü ediyordur diye düşünüyordum. Meğer yanlış düşünüyormuşum, yaşam uzamış. İşte neyin vesile olacağı belli olmuyor. Ölümden sonrası, bu insanların nereden gelip nereye gitmesi gibi düşüncelerden sonra birden aklıma şu yerleşti; bu bir rüya değil, kitapta okuduğum bir masal değil veyahut birinin söylediği bir söz değil. Senin şimdiye kadar70 /

/ 2012 Mart

Oyunculuğa etkisi olmadı, inanır mısınız tiyatro anlayışıma da hiç etkisi olmadı. Bilakis yardımcı oldu. Tabi bir sene tiyatroyu bıraktım. Hem tiyatro yap, hem namaz kıl uzak birbirinden diye düşündüm, pek bağdaşlaştıramadım kafamda. Tiyatroya tekrar dönmem istendi. Ama benim şüphelerim vardı bu konuda. Sonra Allah rahmet eylesin Ahmet Sarıoğlu diye bir hocamıza götürdüler beni. Kendisi hem Hukuk Fakültesi mezunu hem de imamdı. Anlattım sorunumu, o da dinledi beni. Çok defa tiyatroya gittiğini ama bu maruzatları hiç düşünmediğini söyledi. Hemen bana cevap veremeyeceğini söyledi, hiç de veremedi. Ama beni Kuran ve hadis derslerine aldı. Bana şu şöyle, bu böyle demedi ama bir perspektif çizdi. O zamanlar İbrahim Eren diye bir arkadaşla beni tanıştırdılar, siz onu İbrahim Sadri olarak bilirsiniz, o skeçler yapar, bazı programlar düzenlerdi. İbrahim Sadri’nin getirdiği Aykırı Gece Karşılamaları isimli oyunun adını değiştirdim, İnsanlar ve Soytarılar koydum ismini. 3 oyun için başladık, 103 oyun oynadık. Bütün Türkiye sarsıldı, hiç kimsenin beklemediği bir şeydi. Garip karşılanmasının sebebi ise 80’li yıllarda ne bir toplantı, ne bir parti olurdu, ne de bir gösteri, ne bir tiyatro. Ve bizim oynadığımız bu oyun Türkiye çapında çok başarılı oldu. Kenan Evren değişmeme vesile oldu demişsiniz… Evet. Çünkü 80’lerde sol müthiş bir yenilgi aldı, hala da başını kaldıramadı. Yenilgi sadece Kenan Evren’in darbe yapması değildi. Böylece sol kendi kutsallığını kaybetti, inandığı şeyleri kaybetti veyahut da mücadele azmini kaybetti. 80 ile 84 arası benim için bir solcu olarak çok sıkıntılı günlerdi. Öte yandan çok ünlü olduğum, çok para kazandığım bir dönemdi. Ama huzursuzdum, değişimle beraber şunu anladım. Huzursuzluk iyidir. Çok huzurlu adamlar, çok rahat adamlar hayatın üzerine düşünmezler. Onun için bu değişimi Kenan Evren’e borçluyum diyorum. Aslında bir sürü insan Evren’e borçlu. Bir insan hakikati arıyorsa bulabilir. Sol bir muhalefettir, ama samimiyseniz, hakikati arıyorsanız gelip gireceğiniz yer burasıdır. Yoksa gerçek bir ateistseniz yapabile-


ceğiniz tek bir şey var; intihar etmek. Bizler Müslüman’ız ama eksik yanlarımız çok. Araştırmamışız, soruşturmamışız, çilesini çekmemişiz ve ne yazık ki toplumumuzda şöyle bir algı var. Allah’ın varlığını tanımak yeterli. Hayır, değil. O’nun emrettikleriyle O’nu tanıyacaksınız. İnanç gerçekten sanata, tiyatroculuğa engel oluyor mu? İlk defa şu görüşümü belirtiyorum. Bunca sene hiç kadın oyuncu çıkarmadım sahneye. Bana çok tepki geldi ‘olur mu böyle’ diye. Ben iyi bir tiyatro yapmakla mükellef değilim, ben bu işi kendi hayatıma uygun olarak yürütmek zorundayım. Aslında bakarsanız kadın kullanmamak bizim sanatsal yaratıcılığımız kamçılıyor. Mesela Hasan Nail Canat ile bir oyunumuz oldu. O oyun içinde eşi, kızı ve oğluyla beraber bir yemek yeme sahnesi vardı. Ama o sahnede sadece Hasan Nail Canat oynuyordu. Bu gayet modern bir anlatım tarzı. Müslümanların şunu anlaması lazım. Bazı şeyler de biz onlar gibi yarışamayız, yarışmamız da gerekmiyor zaten. Biz çok iyi bir gazete veya çok okunan bir gazete çıkaramayız. İsteriz ki bir film baştan sona İslami terimle dolu olsun. Ama bu da olamaz. Ben dua ediyorum; iyi ki tiyatrocu olmuşum, sinemacı değil. Müslüman bir sinemacının işi çok zor. Çıplaklık kullanamazsınız, müstehcen sahneler kullanamazsınız, içki kullanamazsınız, gerilim kullanamazsınız. İnsanlar bunları istiyor filmlerde. Bu yönden Hollywood sinemasını çok eleştiririm. Her türlü propaganda var. Propaganda olmasa bile, oyuncuların çoğu belli bir tarafa ait. Kate Winslet, Jodie Foster, Charlie Chaplin, Marilyn Monroe, Elvis Aaron Presley, tüm bu sanatçılar Yahudi asıllı. Ben Yahudi insanına karşı değilim, onların yaydığı Siyonist fikirlere karşıyım. Hollywood sinemasını seyretmediğimi 2003 senesinde yazmıştım, seyretmeyeceğim de. Çok merak ettiğim bir şey olursa eğer, alır korsan CD’sini izlerim. Hollywood sineması dışındaki dünya sinemaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Hollywood sinemasına yaptığı propagandalardan dolayı karşıyım. Diğer dünya sinemalarından ise İran sinemasına hayranım. İran sinemaları, yapımcılarıyla, senaryolarıyla, oyuncularıyla muhteşem bir sinema. Sinemayla ilgilenenler biraz da İran filmlerini izleyip, fikir alsınlar. Bu filmlerde öne çıkan unsur hiç film konusu olmayacak hikâyelerin sinemaya konu olmasıdır ve bunu İranlı yapımcılar çok güzel yapıyorlar. Şimdiye kadar bir iki tane İran filmini beğenmemişimdir. Tüm bunların yanında İran sineması kendilerini eleştiren filmleri de yapıyor ve birçok ödüle de layık oluyorlar. Bizim Türk sineması da öyle. Özellikle diziler bakımından zaman zaman Amerikan ve Batı kültürüne, tüketim çılgınlığına dönük filmler yapılsa da bizim Türk sinemamız da çok büyük adımlar atmış bulunmaktadır. Biraz daha ken-

di kültürümüze uygun filmler yapsak, toplum ahlakı açısından topluma çok iyi bir hizmet etmiş oluruz. Sinemalar toplumu etkileyen, fikir veren, yönlendiren araçlardır diyebiliriz… Sanatta bir sorunsal vardır. İster heykeltıraş olsun, ister ressam, ister tiyatrocu veya film çeken olsun, sanatçının ana problemi şudur; hangi özü hangi biçimde sunacağım. Esas sorun budur. Bazı biçimler bazı özlere müsait değildir ve siz nasıl sunarsanız toplum onu öyle kabul eder, toplumun fikri o yönde gelişir, şartlanır. Şu anda TV bu konuda çok büyük önem arz ediyor. TV haber vermez; haberdar eder, bilgilendirmez; şartlandırır, eğitmez; eğlendirir. Aşk TV’de gördüğün kadardır, politika TV’de gördüğün kadardır. Bu yüzden seyircinin eğitilmesi gerekmektedir. Şu anda okullarda medya-okuryazarlığı dersleri bu yönde çocuklarımıza eğitim vermektedir. Daha başka film veya tiyatro projeleriniz var mı? Beş senedir Bağcılar Belediyesi ile bir tiyatro yönetiyoruz ve bu tiyatroda geçen sene 8 ile 58 yaş arasında öğrencim vardı. Şimdi yeni döneme başlıyoruz. Altı adet oyun hazırladık, önümüzdeki günlerde bunları oynayacağız. Bir de oynamakta olduğum dizi var. Oynamak istediğim bazı oyunlar var; imkân bulursam kendimin son sözü söylediği şeyleri yapmak istiyorum. Ulvi Bey, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyorum.

yesilay.org.tr / 71


KÜLTÜR TANITIM

Doğal güzellikleri dillere destan

T

arihin binlerce yıllık sürecine tanıklık eden Trabzon, Ülkemizin Doğu Karadeniz Bölgesinin cazibe merkezidir. Asya’dan Avrupa’ya uzanan ticaret koridoru üzerinde bulunan bu şirin kent, aynı zamanda batılı ticaretin doğuya açılan kapısıydı. Uygarlık kavşağındaki Trabzon, asırlar boyu doğu ticaretini de elinde bulundurmuştur. Tarihi İpek Yolu üzerindeki bu güzel kentin ekonomik gelişimine limanı büyük avantajlar sağlamıştır. Bugün Trabzon, çeşitli medeniyetlere ait tarihi donatılara sahip bir açık hava müzesi konumundadır. Doğal güzellikleri, yeşilin farklı renklerinin insana sunduğu yaşama heyecanı, folklorik yapı, geleneksel el sanatları, yöre mutfağı, insanının sevecenliği bu güzel kente has diğer önemli değerlerdir. Üniversitesi, Dünya Ticaret Merkezi, Serbest Bölgesi, Organize Sanayi Bölgeleri, Limanı, Hava Limanı, Yat Limanı ile kavşak noktasında bulunan Trabzon bu potansiyel yapısıyla Bölgenin en önemli kenti durumundadır. Trabzon’un en etkin turizm modeli kuşkusuz kültür turizmidir. Son yıllarda deniz, kum, güneş üçlemesinin yanında insanlar artık doğa turizmine de büyük önem vermeye başlamışlardır. Bu bakımdan Doğu Karadeniz Bölgesi cazibe merkezi olmaya başlamıştır. Çeşitli medeniyetlerden günümüze kadar ulaşan zengin kültürel miras Trabzon turizmi için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır. Bölgemizde kış turizminin geliştirilmesi için yapılan çalışmalar sonuç vermeye başlamıştır. Kültür turizmi, doğa turizmi, kış turizmi yanında Trabzon kenti birçok ulusal ve uluslararası kongreye ev sahipliği yapmakta ve ticaret, eğitim, sağlık yönünden bölgemize de etkin hizmet veren bir kent durumuna gelmiştir. Sumela Manastırı ulaşım ağı üzerindeki Altındere Milli Parkı, yayla kentler ve doğal güzellikler kentimizin sahip olduğu doğal güzelliklerden sadece birkaçıdır Trabzon ve çevresinde geleneksel el sanatı olarak, taş ve ahşap işçiliği, dokumacılık, hasır bilezik yapımı, bakırcılık, bıçakçılık, yorgancılık gibi sanatlar sürdürülmektedir. Ayrıca, Trabzon’un dünya tanıtımında öne çıkan başlıca simgeleri olarak, gümüş (Telkari ve Kazaziyecilik) ve altın ürünleri, horonu, kemençeyi ve diğer folklorik unsurları sıralayabiliriz. İlimizde gerek ticari gerekse kültürel alışverişin ilerlemesi 72 /

/ 2012 Mart

Mehmet Emin Şahin Trabzon Yeşilay Temsilcisi

ve İlimizin tanıtımına yönelik olarak gerekse sosyal, siyasal yönden önem taşıyan birçok konsolosluğun bulunduğu kent durumundadır. M.Ö.2000 yılından beri yerleşim birimi olan İl’ de çok sayıda Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinden kalma tarihi eserler günümüze kadar gelmiştir. Bunun yanında Anadolu’nun ekonomik ve sosyal yapılanmasına önemli işlevler kazandıran Ahiliğin bir kolu da Trabzon’a uzanmaktadır. Anadolu’ nun Türkleşmesine ve İslamlaşmasına büyük katkı sağlayan Ahi Evran Dede’ nin mezarı da Boztepe’de bulunmaktadır. Bu eserlerin en önemlisi bir tarih ve doğa anıtı durumundaki Sumela (Meryemana) Manastırı ile birlikte Ayasofya Müzesi, Atatürk Köşkü, Trabzon Müzesi, St.Anna Kilisesi, Gülbaharhatun Camii, Yeni Cuma Camii, Ortahisar (Fatih) Camii gibi tarihsel yapıtlardan birkaçıdır. Turizmin çeşitlendirilmesi ve tüm yıla yaygınlaştırılması adına başlatmış olduğumuz doğa temelli alternatif turizm çeşitleri ile birlikte kültür turizmi marka kentler kapsamına alınan güzel ilimiz Trabzon’un daha büyük heyecan ve daha hızlı bir ivme ile turizmden hak ettiği payı almasını ümit ederek sevgilerimi sunuyorum

TRABZON’UN TARİHİ VE DOĞAL GÜZELLİKLERİ Trabzon Kalesi ve Surları Günümüze kadar korunarak gelmiş olan surlar şehrin eski yapılarını oluştururlar. Bugünkü surların en eski bölümü Roma devrine M.Ö. 4. yüzyıla tarihlenmektedir. Surların daha eski safhaları hakkında tarihi kaynaklar bilgi verirler. MÖ. 4. yüzyılda şehri gören Ksenephon surların varlığından söz etmektedir. Trabzon surları Yukarı Hisar, İç Kale, Orta Hisar ve Aşağı Hisar olmak üzere üç bölüme ayrılmaktadır. Tabakhane ve Zağnos Vadileri arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulmuştur. Bu bölüm kalenin en eski bölümünü meydana getirmekte ve kaba olarak bir yamuğa benzemektedir. Şehrin adı bu Trapez / Trapezus yamuk şeklinden geldiğinden bahsedilir.

Akçakale Trabzon’un 18 km batısında bulunan Akçakale denize hâkim bir terasta kurulmuştur. İlçeye ismini veren kale 1297-1330


TRABZON

yesilay.org.tr / 73


KÜLTÜR TANITIM

yılları arasında İmparator Alexios II tarafından Selçuklulara korunmak amacıyla yaptırıldığı sanılmaktadır. Trabzon’un fethinden sonra Kale Osmanlı döneminde onarım görmüştür. Moloz ve kesme taştan yapılan kalenin birçok bölümü yıkılmış olmasına rağmen yine de orijinal görünümünden pek fazla uzaklaşmamıştır. Ancak katlar arasının ahşap oluşu bu bölümlerin günümüze ulaşmasını engellemiştir.

Meryem Ana (Sumela) Örenyeri Trabzon’un Maçka İlçesinin Altındere Köyü sınırları içinde, Altındere vadisine hâkim Karadağ’ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerine kurulmuş olan Sümela Manastırı, halk arasında “Meryem Ana” adı ile anılır. Vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan yapı, bu konumuyla manastırların şehir dışında, ormanlarda, mağara ve su kenarlarında kurulma geleneğini sürdürmüştür. Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını “siyah” anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar’ dan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir. Rivayete göre; Bizans İmparatoru I. Heodosius zamanında (375-395) Atina’dan gelen Barnabas ve Sophranios isimli iki rahip tarafından kurulmuş olan manastır, 6.yüzyılda İmparator Justinianus’un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine Generallerinden Belisarios tarafından tamir edilmiştir. III Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi art-

74 /

/ 2012 Mart

mış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır. III Alexios’un oğlu III Manuel ve sonraki prensler döneminde de Sumela yeni fermanlarla zenginleştirilmiştir. Doğu Karadeniz kıyılarının Türk egemenliğine girmesini takiben Osmanlı Padişahları pek çok manastırda olduğu gibi Sumela’nın da haklarını korumuşlar, bazı imtiyazlar vermişlerdir. Sumela Manastırı’nın 18. yüzyılda birçok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. 19. yüzyılda büyük binaların ilave edilmesiyle manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gelmiştir. Trabzon’un 1916-1918 yılları arasındaki Rus işgali sırasında manastıra el konulmuş, 1923’den sonra tamamıyla boşaltılmıştır.

Sumela Manastırı’nın başlıca bölümleri; Ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma’dır. Bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir. Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Dar uzun bir merdivenle girilen manastırın giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır. Buradan bir merdivenle iç avluya inilmektedir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır. Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır ve 1860 yılına tarihlenmektedir. Şapeldeki freskler 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir. En alt taba-


kanın freskleri daha üstün niteliktedir. Sumela Manastırı’nda yer yer sökülerek alınmış olan ve oldukça harap bir görünüm taşıyan fresklerde işlenen başlıca konular İncil’den alınmış sahneler, Hz. İsa ve Meryem Ana’nın hayatı ile ilgili tasvirlerdir.

Ayasofya Müzesi Günümüzde müze olarak kullanılmakta olan Trabzon Ayasofya Müzesi, Trabzon İmparatorluğu krallarından 1. Manuel Komnenos zamanında (1238-1263) inşa edilmiştir. 1427 yılına tarihlenen çan kulesi kilisesinin batısında yer almaktadır. Kilisenin kuzeyinde bulunan üç apsisli şapel kalıntısı ise daha erken bir döneme aittir. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethini takiben yapı, camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur. Ayasofya, yüzyıllar boyunca şehri ziyarete gelen seyyah ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir. I. Dünya Savaşı yıllarında sırasıyla depo, hastane daha sonraları yine cami olarak kullanılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Edinburg Üniversitesi’nin işbirliği ile restore edilerek 1964 yılından sonra müze olarak ziyarete açılmıştır. Geç Bizans kiliselerinin güzel bir örneği olan yapı, kare haç planlıdır ve yüksek bir merkezi kubbeye sahiptir. Nartex denilen giriş holüne sahip olan bina üç neflidir. Neflerden ortadaki beş köşeli, yanlardakiler ise yuvarlak bir apsisleson bulmaktadır. Nartex’in üzerinde şapel vardır. Yapının kuzey, batı ve güneyin de üç revaklı giriş bulunmaktadır. Kuzey ve batıdaki revak cephelerinde görülen geometrik geçmeli bezemeleri içeren madalyonlarla, batı cephesinde görülen mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerindeki özellikleri taşımaktadır. Binanın en görkemli cephesi güneyidir. Önemli bir taş

işçiliğine sahip olan bölümde, Adem’le Havva’nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde anlatılmıştır. Yapının ana kubbesinin altına rastlayan kısmında opussectile tarzında çok renkli mermerden yapılmış bir yer mozayiği bulunmaktadır. Ayasofya’nın süslemelerinin önemli bölümünü meydana getiren fresklerde İncil’den alınmış konular canlandırılmıştır: Kubbede ana tasvir Hz. İsa’nın tanrısal yönünü aksettiren pantacrator İsa’dır. Bunun altında bir kitabe kuşağı, daha altta ise melekler frizi bulunur. Pencere aralarında oniki havari tasvir edilmiştir. Pandantiflerde değişik kompozisyonlar yer almaktadır. İsa’nın doğumu, vaftizi, çarmıha gerilişi, kıyamet günü gibi sahneler betimlenmiştir. Binanın arka kemerleri üzerindeki dairesel madalyonlarda portrelere yer verilmiştir. Yapının tonozlarında da İncil’den alınmış dini sahneler canlandırılmıştır.

Trabzon Müzesi Trabzon Müzesi olarak düzenlenen konak, Zeytinlik Caddesi’nde 1900’lü (1898-1913) yılları başlarında Banker Kostaki Teophylaktos tarafından konut olarak yaptırılmıştır. Konağın mimarlarının İtalyan olduğu belirlenen yapıda kullanılan birçok malzemenin İtalya’dan getirildiği bilinmektedir. Kostaki Teophylaktos 1917 yılında iflas edince, bu yapıyla birlikte bütün mal varlığına haciz konulmuş ve konak Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınmıştır. 15-17 Eylül 1924 tarihinde Trabzon’u ilk ziyaretinde Ulu Önder Atatürk eşi Latife Hanım ve beraberindeki heyetle birlikte bu konakta misafir edilmişlerdir. Trabzon Valisi Ali Galip Bey zamanında 1927-1932 yıllarında 25.000 TL bedelle kamulaş-

yesilay.org.tr / 75


KÜLTÜR TANITIM

tırılarak, 1927-1931 yılları arasında Hükümet Konağı, 19311937 yılları arasında Müfettişlik binası olarak kullanılmıştır. Ülkemizin sayılı sivil mimarlık örnekleri arasında yer alan konağın bodrum kat hariç tüm kat duvarları tamamen kalem işi süslüdür. 1988-2001 yılları arasında Kültür Bakanlığı’nca restorasyonu tamamlanan Konak 22 Nisan 2001 tarihinde Trabzon Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Konağın bodrum katı; Arkeolojik Eserler Seksiyonu, zemin katı; Konak Teşhiri, birinci katı; Etnoğrafik Eserler ve asma katı İdari Bölüm olarak düzenlenmiştir.

Gülbaharhatun Camii Yavuz Sultan Selimin annesi Gülbahar Hatun’un hatırası için Orta Hisar’ın batısında, Zağnos Köprüsü’nün yakınında bir külliye içerisinde yapılmıştır. Külliyeden cami ile türbe günümüze gelebilmiş; imaret, medrese, hamam ve mektep yıkılmıştır. Kaynaklar bu eserin, 1514 yılında yaptırıldığını göstermektedir. Caminin inşa kitabesi yoktur. Cami erken devir Osmanlı mimarisinde ayrı bir plan tipi oluşturan Za-

bırakılmıştır. Camiye değişik zamanlarda ilaveler yapılmış ve onarımlarla orijinalitesi bozulmuştur. Çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Minare, tuğla ve renkli taşlarla almaşık tarzda yapılmıştır. Yapının esas planı İznik’teki Yeşil Camiye benzemektedir. Mihrab ve mimber mermerden yapılmıştır. 19. Yüzyıl barok süslemelerine sahiptir. Üzerlerinde iri yapraklı kıvrım dallı bordürler, kartuşlar bulunmaktadır. Caminin içerisinde kalem işi süslemeler de bulunmaktadır.

Çarşı Camii Trabzon’un Çarşı Mahallesi Kemeraltı mevkiinde yer alır. Cami, uzun yıllar Trabzon’da valilik yapmış Hazinedarzade Osman Paşa tarafından H.1225, M.1839 yılında yaptırılmıştır. Caminin kurulduğu saha eğimli olduğu için kuzey cephesinde son cemaat mahallinin altına dükkânlar yerleştirilmiştir. Şehrin en büyük camisidir. Yapıda muntazam bir taş işçiliği göze çarpar. Kapı ve pencere silmelerinde barok süslemeli bordürler görülür. Cami, son cemaat mahalli üç bölümlü, kubbeli dört sütunun arasına yerleştirilen ince perde duvarlı ampir bir revaktan meydana gelmektedir.

Santa Maria Kilisesi Merkez Kemerkaya Mahallesin de bulunan yapı, Sultan Abdülmecit’in emirleriyle Trabzon’a gelen yabancılar için 1869-1874 tarihleri arasında yapılmıştır. Halen kenti ziyaret eden yabancıların ibadetlerini rahatlıkla yaptıkları bir dini merkez konumundadır.

Küçük Ayvasıl Kilisesi (St. Anna)

viyeli Camiler grubuna girmektedir. Duvar işçiliği özenlidir. Pencereler, son cemaat mahalli, kemerleri ve minarede koyu gri ve sarımsı beyaz taş kullanılmıştır. Mihrap mermerden yapılmıştır. Kenar bordürleri sade, tepeliği bitkisel süslemelidir. Beşgen niş mukarnaslı bir kavsara ile son bulur. Köşeliklerinde ikişer kabara (gül bezek) motifi yer alır. Minberde mermer olup sade bırakılmıştır. Caminin klasik dönem süslemeleri bozulmuştur. Bugünkü süslemeler son onarımlarda yapılmıştır.

İskender Paşa Camii Cami’nin H. 936, M.1529 tarihli inşa kitabesi cephedeki giriş kapısı üzerindedir. Ayrıca burada yapının bugünkü haline kavuştuğu 1882 yılı onarımına ait kitabe de bulunmaktadır. Avlusunda yer alan medresesi yıkılmış, batı tarafındaki mezarlık kaldırılmıştır. Burada sadece İskender Paşa’nın mezarı 76 /

/ 2012 Mart

Şehrin en eski kiliselerinden birisidir. Üç nefli bir bazilikadır. Narteksi yoktur. Nefler içten ve dıştan yuvarlak planlıdır. Zemininde kriptası bulunur. Giriş kapısında bir Bizans kabartması ile 884-885 tarihinde I. Basil zamanına ait onarım kitabesi bulunmaktadır. İçerisinde daha geç dönemlere ait fresk kalıntıları bulunmaktadır.

Vazelon Manastırı Maçka ilçesinin kiremitli köyünün 7 km batısında çam ormanlarının içerisinde bulunur. Bu manastırda da bir mağara ve ayazma vardır. İlk manastır mağaranın önünde kurulmuştur. Bugün ayakta kalan mağaranın önündeki kilise ve keşiş odaları, 19. yüzyıla aittir.

Kaymaklı Manastırı Trabzon’un 3 km güneydoğusunda Boztepe’nin Değirmendere vadisine bakan yakasında kurulmuştur. 1424 yılında inşa edilmiştir. Yapılar topluluğu dikdörtgen alan içerisinde, ortada tek apsisli kilise, kuzey batıda çan kulesi, güney doğuda ise küçük bir şapel ve manastır hücrelerinden oluşmaktadır. Manastır yapıları birçok defa onarım görmüştür. Kilise içerisindeki freskler 18. yüzyıla tarihlenmektedir.


Kızlar (Panagia Heokephastros) Manastırı Boztepe’nin yamacında şehre hâkim bir mevkide kurulmuştur. İki teras üzerine inşa edilen manastır kompleksi yüksek bir koruma duvarı ile çevrilmiştir. Manastır III. Alexios zamanında (1349-1390) kurulmuş birkaç defa onarılmış son şeklini 19. yüzyılda almıştır. İlk olarak gübuilt neyde içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir. Kaya kilisesinin içerisinde kitabeler ve Alexios III karısı Heodora ve annesi Eirene’nın portreleri yer almaktadır.

Memişağa (Kastel) Konağı

Sürmene ilçesinin 4 km doğusunda ana yolun üzerinde yer almaktadır. İki katlı ve büyük bir bölümü taştan yapılmış olan kona, ahşap işçiliği ile ünlüdür. Yapılış tarihi bilinmemekle birlikte 18. Yüzyıla tarihlenmektedir.

Orta Mahalle - Akçaabat Evleri Anadolu’nun kimi bölgeleri “Örnek Evler” niteliğini taşıyan mimari örnekler açısından günümüze kadar önemli değişiklikler geçirmeden gelebilmiştir. Bu yerleşmeler arasında Akçaabat Orta Mahalle Evleri Karadeniz Bölgesinde en önde gelenlerden birisi olarak sayılabilir.

Ortahisar Evleri Eski Türk evlerini ön plana çıkartan en önemli unsur geleneksel mimari tarzındaki fonksiyonellik ve estetiktir. Bu evler bir yandan kentsel konumlarıyla diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler. Eski Türk evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır. Ortahisar Zağnos vadisi boyunca bulunan tarihi kentsel dönüşüm projesiyle ön plana çıkartılmıştır. Trabzon Valiliği olarak Trabzon Belediyesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi ile birlikte Valiliğin koordinasyonunda Ortahisar Mahallesi’nde tarihi dokuyu koruyarak bölgeye kültür ve turizm açısından fonksiyon verilmesi yönünde çalışmalar başlatılmıştır. Bu proje doğrultusunda tarihin geçmiş izlerini taşıyan Ortahisar’da tarih yeniden canlanırken aynı zamanda turizm hareketliliği de sağlanacaktır.

Fauna-Flora Bölgemiz; ormanlar, yeşil alanlar, bitki türleri ve yaban hayatı bakımından oldukça zengin bir coğrafyaya sahiptir. Hemen hemen her türlü ağaç ve bitki türünün yetişmesi ve yaban hayvanlarının barınabilmeleri için elverişlidir. Ormanlarımızda, Ladin, Köknar, Kayın, Sarıçam, Kızılağaç, Kestane gibi ağaç çeşitleri yetişebilmektedir. İlimiz ve bölgemiz sınırları dâhilinde bulunan ormanlık alanlarımız; yırtıcı kuşlar, kurt, çakal, boz ayı, tilki, domuz, çengel boynuzlu dağ keçisi, vaşak, karaca vb. gibi hayvan türlerinin ev sahipliği yapmaktadır. Bitki çeşitliliği bakımından, Türkiye genelinde yetişen 2500 bitki türünün yetişmesine elverişli olmakla birlikte bölgeye has 440 çeşit bitki türü de mevcuttur.

Uzungöl Haldizen deresi vadisinde heyelan onucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanmasıyla oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergiler. Trabzon’a 99, Çaykara ilçesine 19 kilometrelik bir mesafede olan göl “Uzungöl” olarak bilinmektedir. yesilay.org.tr / 77


ARŞİV

Hilal-i Ahdar On beş günde bir neşrolunur. Sıhhi ve içtimai içki düşmanı gazete Hazırlayan: Dr. Fahrettin Kerim 78 /

/ 2012 Mart


N

için İçki Düşmanıyız?İçki afetine ilim ve fennin sarsılmaz düsturlarına istinat ederek açtığımız mücadele her taraftan takdirle karşılanırken ara sıra bazı cılız, sıska tenkitlere maruz kalıyoruz. Mücadelede takip ettiğimiz yol propaganda ve ikna esasından ibaret oluğu için muarızlarımızla şifahi ve tahriri münakaşaya her vakit hazırız. Şimdiye kadar münekkitlerimizin bize karşı kullandıkları yegâne itiraz herkesin hürriyetine müdahale edilemeyeceği, yirminci asırda vicdanların serbest, bütün kayıtlardan azade bulunması icap ettiği iddiasıdır. Yine muarızlarımızın ikinci bir iddiası da Men-i Müskirat kanunu yeniden kullanılmakla içki istimalinin (kullanmanın) önüne geçilemeyeceği, bu asırda bir kadeh likör istimalinin lazıme-i medeniyeden olduğudur. Şimdi bunları birer birer tahlil edelim. Hilal-i Ahdarcılar kuule(alkol) karşı mücadele ederlerken sert bir çehre, pazu kuvvetiyle meydana çıkmıyorlar. Onlar içki afetine kendini kaptıranlar için ancak şefkat ve merhamet hissi taşıyan müşfik bir doktordan başka bir şey değildirler. Hanümanlar söndüren, fertleri mahveden içkinin fenalıklarını müspet delillerle muhataplarına izah ederken zihinlerinde hakim olan yegane düşünce mensup oldukları cemiyet-i beşeriyyenin selametidir. Bazı dostlarımız Hilal-i Ahdar’ın tütün aleyhinde de çalışmasını teklif ediyorlar. Fakat tütün içmediğimiz halde herkesten evvel bu teklife biz itiraz ediyoruz. Tütün fertler için muzırdır. Aynı zamanda bir eğlence vasıtasıdır. İnsanları bütün keyiflerinden mahrum etmek bittabi doğru değildir. Tütünün zararları şahıslara münhasır, içenin ciğerlerini, nefes borularını bozuyor. Bu zararları tütün içen bizzat takdir edip terk ederse hem sıhhatına ve hem de cebine faydası dokunur. Fakat bir hakikattır ki tütünün zararları içki gibi içtimai değildir. İşte içkinin mazarratı içtimai ve umumi olduğu içindir ki ona düşmanlık ediyoruz. Bununla beraber içkinin kaldırılması için propaganda, ilmi, sıhhi delillerle çalışıyor. Ve kuulün gayr-ı kabil tamir olan hasaratına karşı heyet-i teşriyenin nazar-ı dikkati celb ederek Men-i Müskirat kanununun iadesini talep ediyoruz. Acaba içki resmen men edilmese de propaganda ile herkese yalnız zararları anlatılsa maksat temin edilmiş olur mu? Tecrübe ve tetkikat bu sualimize sarih bir surette cevap veriyor. Hayır, madem ki içkinin zararı yalnız ferde inhisar etmiyor, içtimaidir. O halde onun hadsiz ziyanlarının önüne ancak kanun kuvvetiyle geçilebilir. İçkiyi men etmek hiçbir zaman hürriyete tecavüz demek değildir. Aşikar olan hakikatlerdendir ki insanlar cemiyet halinde yaşadıkları müddetçe bazı hürriyetlerini fedaya mecburdurlar. Sayısız ihtiyacat-ı beşeriye ancak taksim-i amal ve teşrik-i mesai ile izale ediliyor. Beşerin saadet ve selameti için ferdin kıymeti vardır. Bilhassa bizim memleket gibi ithalatı ihracatın iki misli, istihsalatı (üretim) noksan, nüfusu az olan memlekette

ferdin bu kıymeti diğer Avrupa hükümetlerine nazaran kat kat fazladır. Şu halde iradesi bozuk bir zavallının kendisini serbestçe zehirlemesine nasıl müsaade edebiliriz? Yalnız zehirlenmekle kalmayıp da o yüzden memleketin asayişi haleldar olur, hapishane, tımarhane,hastane mevcutları artar, bütçenin masarıfat-ı yekünü kabararak benim sırtımdaki vergi humulesi artarsa içkiyi men etmek hürriyete tecavüz demek mi olur? Hatta daha ileri giderek mensup olduğu heyet-i içtimaiyenin genç neslinin cismen ve ruhen tereddiyesini mucip olup asırlarca tarik-i medeniyet de geri kalmasına, indiras ve inkıraza sürüklenmesine sebep olursa yine ses çıkarmayarak bed-mestlere meydanı serbest mi bırakalım, biz mi onların hürriyetine tecavüz ediyoruz, yoksa onlar mı apaşikar bizim hakkımızı gasbediyorlar? Gelelim muarızlarımızın ikinci iddialarına: Evet, bazı şehirlerde Men-i Müskirat kanunu zamanında da içki içildiğine bizde vakıfız. Yalnız bu içenler aleni içmeye cesaret edemiyor, kendi evlerinde hususi rakılar yapıp keyifleniyorlardı. Ailelerini onlar da yalnız bırakıp meyhanelerin dumanlı, mütefessih (bozulmuş) havası içersinde akşamcılık adet-i kerihesi kalkmıştı. Gençler, yeni yetişen çocuklar yalnız Meyhane alemlerini öğrenmeyeceklerdi. Sokaklarda sarhoşa tesadüf edemiyorduk. Eğlence yerlerinde nezahet (temizlik, incelik) başlamıştı. Zabıta vukuatı, cinayetler azalmıştı. Kadınlar akşamları zevcelerini, çocuklar babalarını evlerinde görebiliyorlardı. Herkes haysiyetini, şerefini muhafaza edebiliyor, sarhoş halinde sokağa çıkmaktan haya ediyordu. İnsaf edelim bunlar az kar(iş) mıdır? Men-i Müskirat kanunu ayyaşlar nam ve hesabına da karlıydı. Meyhanecilerin artık mezelerinden, magşuş rakılarından kurtulmuşlardı. Alışmış kudurmuştan beterdir. Fakat belki onlar da birgün olup rakıya tövbe edeceklerdi. Fakat yeni nesil kurtulmuştu. Bu az kar mıdır? İçkinin icabat-ı medeniyeden olduğuna dair iddiaların münakaşaya değeri yoktur. Maalesef bu pek sakim(yanlış) fikrin daha ziyade genç hanımlarımızı esir ettiğini tahkikatımız gösterdi. Bilakis yirminci asrın meveddesi içki düşmanlığıdır. İçki medeniyetten ziyade vahşeti temsil eder. İçki içen kudurur, sohbeti, muhabbeti ihlal eder. Meclisin bütün zevkini neşvesini kaçırır. Medeniyetin icabı samimiyet ve intizamdır. İçki bunların ikisine de düşmandır. Bir kadeh rakı yüzünden baba evladın, kardeş kardeşin, arkadaş dostunun katili olur. Bir kadeh likör iradesi hafif yarım akıllı genci doğru yoldan şaşırtmaya, alkolik yapıp kudret-i içtimaiyesini felce uğratmaya kafidir. Ufacık şişe, küçücük kadeh rakının yaptığı işler o kadar büyük, o kadar korkunçtur ki zararları yalnız bu güne mahsus kalmaz, ati ve istikbali de karartır. İşte biz bunları düşünerek içki düşmanıyız. yesilay.org.tr / 79


ALINTILAR

Okul, çocuklara gardiyanlık yapan bir kurumdur, ana-babaları çalışırken onları gözetim altında tutar; toplumsal-iktisadi makinenin işlemesi için gerekli olan bilgileri onlara öğretir, itaati aşılar, eler ve rolleri dağıtır. Okulda, sezgi ve düşgücünün geliştirilmesi, aşkın ve düşüncenin yaratıcı bir nitelik kazanması açısından çok gerekli olan ‘aylaklık’ yerine, üretimi artıran ve itaati sağlayan bir eğitim uygulanır. Catherine Baker Okulda insanlar imal edilir. İnsan yapma olayına eğitim denir. E.A.Rauter Yaşamın bütününü anlamanız gerek, sadece küçük bir parçasını değil. İşte bu yüzden okumak zorundasınız. İşte bu yüzden gökyüzüne bakmak zorundasınız. Bu yüzden şarkı söylemek, dans etmek, şiirler yazmak, acı çekmek ve anlamak zorundasınız; çünkü tüm bunlar hayattır.. J. Krishnamurti 80 /

/ 2012 Mart

Başka insanların el veya ayaklarını sakatlayanlara cani denir. Ya beyni yok edenlere ne demeli? Most Ben mecbur bırakılmak için doğmadım. Kendi usulümce nefes alıp vereceğim. Kim daha güçlüymüş, göreceğiz. Bir kitlenin gücü nedir ki? Ancak benim riayet ettiğimden daha yüksek bir yasaya tabi olanlar beni mecbur bırakabilir. Henry David Thoreau Ey ima edenler, iman ediniz! İbrahim Tenekeci İnsanoğlu acizdir, muhtaçtır. Fazla artistlik yapmamalıdır. Ah Muhsin Ünlü

Yeşilay Dergisi  

Alkol Kumar Sigara

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you