Page 8

8 3-16 fiubat 2009

A

vrupa’daki ad›yla Gladyo denilen kontrgerilla, ABD emperyalizminin önderli¤inde bir NATO örgütlenmesi olarak, proletarya, ezilen ulus ve halklar›n devrim mücadelesine, ayr›ca rakip emperyalist WARfiOVA blo¤una karfl›, stratejik bir silah olarak infla edildi. Bütün NATO devletleri ve müttefiklerinde organize edildi. Görevleri nitelik olarak de¤il, fakat pratik olarak her bir co¤rafyan›n koflullar›na göre ayr› ayr› biçimlendirildi. Afganistan’da CIA ajanlar› Ladin-Taliban örne¤inde “iflgale karfl› halk mücahitleri” fleklinde lanse edildiler. Türk devleti gibi kimi yerlerde ise “Komünizme Karfl› Mücadele Dernekleri” fleklinde “yasal”, “Türk ‹ntikam Tugaylar›” fleklinde tetikçi yönleriyle yüzlerini gösterdiler. Sözde “sivil” ve askeri organizasyonlar›n tümü, devlet merkezli yönlendiriliyordu. Türk devleti ve ordusu ad›na “Özel Harp Dairesi” bizzat kumanda ve yürütme merkeziydi. Yani devlet, kontrgerillan›n bizzat kendisiydi. J‹TEM fleklindeki yap›lanmalar, koflullara göre devlet yap›lanmas›n›n ald›¤› biçimidir. “So¤uk Savafl Dönemi” diye adland›r›lan zamanda kontrgerilla, sonras› y›llarda ise sosyal ve ulusal kurtulufl mücadelesine karfl› J‹TEM ve benzeri örgütlenmeler, devlet örgütlenmesidir. O devlet ki, devletin yaflat›labilmesi için kontrgerilla arac›l›¤›yla Ecevit ve Özal örne¤indeki gibi kendi baflbakanlar›na bile suikast tertipleri yapm›flt›r. Nice sultan› kanla tahttan indiren ve bafllar›n› vuran Osmanl›’dan bugüne devlet geleneksel bir üne zaten sahiptir. Öyleyse, esas› kurtarmak için art›k bu kontra unsurlar›n bir bölümünün, devletinin yüce ç›karlar› gere¤i sözde yarg›lamalar›, as›l suçlu olan devleti kurtarma eylemidir. Çünkü bu unsurlar, devletin topyekun haks›z savafl ve seferberlik emirlerini yerine getirmifllerdir o kadar! Devlet flimdi de topyekun savafl-topyekun seferberlik demiyor mu? Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Marmara’da ›rkç› sald›r›lar› bizzat tertipleyip, kamuoyunu haks›z savafl mekanizmas›na ba¤lamaya çal›flm›yor mu? Hükümet di¤erlerinde oldu¤u gibi özel savafl hükümeti, Baflbakan Türk ordusunun memuru de¤il mi? Susurlukfiemdinli’den bugüne sistem baz› k›l›f de¤iflikliklerinin ötesinde, ezilen-sömürülen emekçiler aç›s›ndan özde ayn› ifllemiyor mu? Gürefl-Çiller örgütlenmesi bugün Erdo¤an-Baflbu¤, yani Genelkurmay kaptan, hükümet özel görevli biçiminde yürümüyor mu? Meclisteki tüm egemen s›n›f kliklerinin onay›yla geçen savafl tezkeresi bugüne kadar hep devam edegelmedi mi? J‹TEM kurucusu emekli albay, bu yap›lanman›n “yüksek komuta kademesi”nin bilgisi dahilinde oluflturuldu¤unu aç›kça beyan etti. Roller ve figüranlar koflullara göre flekilleniyor ve ifli bitti¤inde, Cem Ersever örne¤inde oldu¤u gibi, gönderilip nöbet baflkalar›na devrediliyor. Sonras› J‹TEM, Veli Küçük koordinatörlü¤ünde yine yürüyor. Fiilen, ola¤anüstü Hal (OHAL), cunta prati¤ine yine devam. Oyun hep ayn› ve bu, Türk devlet gerçekli¤inin kendisidir. ‹ttihat ve Terakki, Genç Omanl›lar, Kemalistler ve di¤er tüm tarihi gerçekler ›fl›¤›nda devletin bu geleneksel yürüyüflünü kolayl›kla anlayabiliriz.

‹TT‹HAT VE TERAKK‹ Tarihi gerçeklerin çarp›t›larak yorumlanmas› yan›lsamalar yaratabilmektedir. Buna cevap olarak tarihe k›sa bir seyahat yapmak gereklidir. 1908-1909 hareketi dünya ve Osmanl› gerçekli¤inden ba¤›ms›z, keyfi tasarlanm›fl de¤ildi. Osmanl› “kadir-i devlet-i” o günün dünya koflullar›nda ç›kmazdayd›. 19. yüzy›lda kapitülasyonlarla Avrupa kapitalizminin a¤›na düflmüfltü, bitap haldeydi. Tek tarafl› anlaflmalar nedeniyle bat›l› emperyalistlerin aç›k pazar› haline gelmiflti. Duyum-u Umumiye ile, emperyalist egemenlik pekiflmiflti. Ticaret genelde Ermeni-Rum-Musevi komprador burjuvazisinin elindeydi ve liman flehirlerinde odaklan›yordu. Anadolu’da kaskat› bir feodalizm hüküm sürüyordu. 28 sadrazam entrikalarla gelmifl, gitmifl, imparatorluk çöküfl sürecinden ç›kamam›flt›. Dünya, ümmet toplumu üzerinden yükselen imparatorlu¤a izin vermiyordu. Art›k hayat›n objektif kanunlar› baflkayd›. Genç Türkler diye an›lanlar, bu objektif dünya koflullar›nda flekilleniyorlard›. Ancak ç›k›fl, bat›daki gibi burjuva demokratik devrim ç›k›fl› de¤ildi. Bir sanayi devrimi durumu de¤ildi. Osmanl›’n›n ve dünyan›n maddi gerçekli¤i buna yol açabilecek dinamiklerden uzakt›. Liman flehirlerinde nispeten geliflen Ermeni-Rum-Musevi kompradorlar›na ra¤men, Anadolu’da toplumsal üretimin yaratt›¤› art› de¤er, Marks’›n deyimiyle “iktisat d›fl› cebir” ile, a¤al›¤a ak›yordu. ‹lkel rant yayg›nd›. Dolay›s›yla, inisiyatifi alacak burjuva “devrimci” bir s›n›f gerçe¤i yoktu. Genç Türkler böylesi koflullarda sahneye ç›k›yorlard›. Statükocu sultanl›k tamam›yla ç›kmazdayd›. Abdülhamit’in de zorunlu kabulüyle Temmuz 1908 “devrimi” diye an›lan saray darbesi olay› ortaya ç›kt›. Tanzimat denilen eylemin hikayesi budur. Bu sultanl›¤›, statükoyu onarma eylemidir. Sultanla birlikte yürümedir. Evet, mevcut koflullarda sultan› belli ölçülerde s›n›rlama durumundayd›lar. ‹ttihatç› Enver ve Talat paflalar gerçe¤inin özeti budur. Osmanl›‘da tamircilik misyonu; statüko içinde Türkleri egemen güç olarak iktidara tafl›ma giriflimidir. Kendilerinin yerel, geçici ç›karlar› elbette vard›, ama emperyalizme köklü tav›r almalar› mümkün de¤ildi. Osmanl› devleti ‹ttihat ve Terakki taraf›ndan ezilen-sömürülen emekçilere bir zulüm devleti biçiminde “yeni”den örgütlendirildi. Devletçilik ve devlet askerli¤i, Osmanl› Türkü’nün vazgeçilmez bir özelli¤iydi. Ezilen–sömürülenlere düflmanl›k, bafl›ndan beri amaçt›. Bafllang›çta Alman ve sonralar› ise ‹ngiliz-Frans›z emperyalizmin yörüngesinin figüranlar›yd›lar ‹ttihatç›lar! “Anayasal devrim” denilen, Osmanl›’y› ›slah etme eylemidir. Balkanlar, Arabistan, Kürdistan’da ulusal ayaklamalar bafllam›flt›. Osmanl›’n›n resmi ideolojisi ‹slam’la imparatorlu¤u kurtaramayacaklar› düflüncesiyle, ‹ttihatç›lar, Pan-Türkizm’e sar›ld›lar. Kafkasya-Orta Asya’da bir Türk imparatorlu¤u hayaliyle, iktidar› eline al›r almaz Alman emperyalizmin savafl mekanizmas›na ba¤land›lar. Bir Türki imparatorluk serüveniyle yürüdüler. Teorisyenleri Ziya Gökalp’ti. Pan-‹slam kimlik yerine Türk ulusal kimli¤iydi öne ç›kar›lan. “Ça¤dafll›k” denilen hikaye, gericili¤in yeniden restore edilme arzusuydu. “Medeniyet” kavramlar›, gerçek olgular› çarp›tma ve kitleleri yan›ltma amaçl› kullan›lm›flt›, kullan›lmaktad›r. Art›k ‹slam ve Osmanl› kimli¤iyle o dünya koflular›nda yürünemezdi. Türk ulusal kimli¤i bu yeni koflullar›n ürünü olarak parlat›l›yordu.

perspektif DEVLET‹N KABUL ETMED‹⁄‹ J‹TEM ÜYELER‹N‹N B‹R FOTO⁄RAFI

Abdul Kadir Aygan

Kontrgerilla ve çete örgütlenmesi Osmanl›’dan günümüze Türk devlet gerçekli¤idir “So¤uk Savafl Dönemi” diye adland›r›lan zamanda kontrgerilla, sonras› y›llarda sn›fsal ise sosyal ve ulusal kurtulufl mücadelesine karfl› J‹TEM ve benzeri örgütlenmeler, devlet örgütlenmesidir. O devlet ki, devletin yaflat›labilmesi için kontrgerilla arac›l›¤›yla Ecevit ve Özal örne¤indeki gibi kendi baflbakanlar›na bile suikast tertipleri yapm›flt›r. Nice sultan› kanla tahtan indiren ve bafllar›n› vuran Osmanl›’dan bugüne devlet geleneksel bir üne zaten sahiptir. Öyleyse, esas› kurtarmak için art›k bu kontra unsurlar›n bir bölümünün, devletinin yüce ç›karlar› gere¤i sözde yarg›lamalar›, as›l suçlu olan devleti kurtarma eylemidir lar›n›n, bu temel felsefe üzerinden yaflamla ba¤› kurulmufl ve flimdi de uygulanan siyaset budur. S›k›yönetimci “komita” yönetimiyle ünlü ‹ttihatç›lar, 12 Mart, 27 May›s, 12 Eylül, 28 fiubat vb. askeri, yar›-askeri ve post-modern faflist darbelerle iyi bilinen Türk ordusunun ö¤retmenleridirler, ‹ttihatç›lar. Ordu ile yönetme; Osmanl›’dan günümüze uzanm›fl geleneksel devlet anlay›fl›d›r. Buna yol açan; iktisadi, tarihsel, sosyal koflullard›r. Askeri fetihlerle yay›lan Osmanl› imparatorlu¤u, zay›f ekonomik-kültürel gerçekli¤inden dolay› ancak askeri yöntem ile kontrol sa¤layabiliyordu. Machiavelli’nin, “Askerler olmasayd›, sultan olamazd›” sözü, gerçe¤in ç›plak dile getiriliflidir. Kap›kulu, araziye dayal› ve yedek ordular›yla yükselmifl imparatorluk, dünyadaki kapitalizm koflullar›nda tökezledi. Feodal-despotçu niteli¤iyle baflka türlü olmas› da beklenemezdi. Çare, pefl pefle gerçeklefltirilen darbelerde aranacakt›.

Bugünkü darbecili¤in, kontrac›l›¤›n, ezilen ulus ve az›nl›klara dayat›lan imha ve inkar siyasetinin tüm ezilen-sömürülen emekçilere azg›n düflmanl›¤›n tarihsel kökenlerine bir örnektir ‹ttihatç›lar.

“Anl›-flanl›” denilen çapulcu ordu, Yeniçeri olgusunda görülebilece¤i gibi, tamam›yla dejenere bir duruma geliyordu. ‹syan ve darbeler birbirini izliyordu. ‹ttihat Terakki gerçek bir burjuva devrimci yönelimden uzakt›. ‹mparatorlu¤a temelden karfl› de¤illerdi, anti feodal bir nitelikleri de yoktu. Darbe ile ilan edilen 2. Meflrutiyet’te sultanl›k tam da bundand›r ki kal›yordu. Tarihi çarp›tarak Jön Türk’leri ve devamc›lar›n› “devrimci” ilan edenleri bu gerçekler çürütmektedir. “Tat›l-i eflgalci” her bir protesto, grev yasakç›l›¤›yla ezilen-sömürülen emekçi düflmanl›klar› oldukça aflikard›r.

“Tehcir, mübadele, k›r›m” üzerinde Türk ulusal kimli¤i yükseliyordu. Ermeni ve Kürtlere yönelik izlenen jenosit ve etnosit politika-

1918 Osmanl› imparatorlu¤unun yenilgisiyle ‹ttihat rejimi gözden düfltü, tahta Vahdettin ç›kt›. Çöküntü giderek derinleflti. Sultanl›¤›,

hilafeti kurtarma ifline soyunanlar içinde bu sefer, daha sonra Atatürk soyad›n› alacak ittihatç› Kemal “parlat›l›yordu”

KUVAY-I M‹LL‹YE: Bu ittihatç›l›¤›n koflullara uyarlanm›fl “yeni” bir biçimiydi. Kuvay-› Milliye eflraf ve ‹ttihat kökenli subaylar›n örgütlendi¤i bir mekanizmayd›. Erzurum ve Sivas kongrelerinin bileflimine bak›ld›¤›nda a¤alar, fleyhler, afliret reisleri, subaylar a¤›rl›¤›yla niteli¤inin böyle oldu¤u rahatl›kla saptan›labilir. M. Kemal flunu ifade ediyordu: “Hepimiz ‹ttihat ve Terakki Cemiyeti azas›yd›k. Sonra Teceddüt F›rkas›, ard›ndan Anadolu Rumeli Müdahalesi Hukuk Cemiyeti’ne yöneldik.” Kemal, ard›llar› Genç Türkler, ‹ttihat Terakki’nin yeni koflullara uyarlanm›fl devam›yd›. Kemal, Osmanl›’y› ‘kurtar’mayla ifle bafllad›. Balkanlar’da, Arap topraklar›nda oldu¤u gibi ulusal ayaklanmalar bafllam›fl, Osmanl› otoritesi çökmüfltü. Yani art›k Osmanl›’n›n yaflat›lmas› gerçekleflmesi imkans›z bir hayaldi. Pozitivist Kemal, “Türk Cihan Devleti” projesinin imkans›zl›¤›n› anl›yordu. Kapitalizmin ürünü olan uluslar, ulusal hareketler dört bir yanda Osmanl›’y› sarm›flt›. Tarih tersine çevrilemezdi. Milliyetçilik kapitalist tarihin ürünüydü. ‹slam ideolojisiyle Osmanl›’y› kurtarmak, daha önce de belirtti¤imiz gibi, imkans›zd›. Kemal, gerçe¤in burjuva bak›fl aç›s›yla, bilincindeydi. Onu, Anadolu ve “Misak-› Milli” dedi¤i alanda yo¤unlaflmaya iten buydu. Yine ‹slam’› kullanmaktan asla vazgeçmedi. Türk milliyetçili¤i ve ‹slam kol-kola oldu. Bafllang›çta bu; Vahdettin subay› olarak yola ç›kt›¤›nda sultanl›¤› kurtarma

amac›n› da ifade ediyordu. Hilafete ba¤l›l›¤›n› gerekti¤inde tamim ve beyannamelerinde vurgulamay› ihmal etmiyordu. 1. meclisin 60 üyesi din adam›yd›. Müthifl bir komprador pozitivist, Makyavel’e tafl ç›kar›r pragmatistti. Mesela 1920’de flöyle diyordu: “Makam-› Hilafet ve saltanat› kabul ediyoruz.” Sadece bu mu? Gerekti¤inde komünizme de kirli ellerini uzatmaktan geri durmuyordu. Sovyetlerin, Komüntern ve üyesi TKP’nin de hatalar›n›n objektif yard›m›yla halk› aldatmay› baflarabiliyordu. ‹flçiler, köylüler, emekçilerin ideolojik–siyasiörgütsel ba¤›ms›z alternatifleriyle ortaya ç›kmalar›n› engellemek ve kuyru¤una takmak için bizzat kendi talimat› ve yönlendirmesi alt›nda resmi “komünist f›rka” kurduruyordu. M. Kemal’de, Türk komprador ve toprak a¤alar›n›n ç›karlar› için “her fley mübah” ilkesi çok iyi iflliyordu. Kürtleri yan›na çekmek için o dönemler dillendirdi¤i “özerklik” laflar› da bu çerçevede seslendirilmiflti. Plan›n bafltan beri hedefi, “yeri geldi¤inde” kanla bast›rmakt›. Tüm egemen s›n›f kliklerinin, flimdi de oldu¤u gibi, Allahlar› “tek devlet, tek millet, tek bayrak” idi ve bunlar Kemalizm’in özüydü. Yine “yeri geldi¤inde” o zaman kontrolünde oluflturdu¤u egemen s›n›flar cephesindeki muhalifler de temizlenecekti. Öyle de yapt›. 1923’te muhalefet tümüyle yasakland›. 1. meclis feshedildi. Terakki Perver Cumhuriyet F›rkas› gibi muhalif sesler Kemal kontrolü d›fl› tutumlar gösterdiklerinde, “Takrir-i Sukun” denilen sald›r›n›n (ki bu esasta ezilen ulus ve az›nl›klara, emekçilere karfl› vahfli bir bast›rma hareketiydi) hedefi haline geldiler. Devlet tek parti diktatörlü¤ü biçiminde flekillendi. 1923 Kemalist faflist rejimi, Kemalist hareketin onun s›n›f içeri¤i, eylemi ve amaçlar›n›n ete kemi¤e bürünmesidir. Burada “ilerici”, “demokratik” ne var? ‹flçi, emekçi, ezilen ulus-az›nl›klar ve inançlar düflmanl›¤› zaten aç›k bu hareket ve kurdu¤u rejim, egemen-sömüren s›n›f kliklerinin c›l›z, kontrollü “muhalefet”e bile tahammülsüzdü. ‹lan edilen cumhuriyet, tek partili, tek milletli, tek inançl› kat› bir faflist diktatörlüktü. ‹çeri¤ine ve s›n›fsal niteli¤ine bakmadan cumhuriyet önünde secde edenlere Hitler Almanya’s›n›n da bir cumhuriyet oldu¤unu hat›rlatmak isteriz. Demokrasi kelimesine kim ve hangi s›n›f›n sorular›n› atlayarak tav olanlara, faflist Mussoloni rejiminin de bir demokrasi oldu¤unu hat›rlatmak isteriz. Kemalist faflist diktatörlük, Mussoloni rejimi modeliydi. “Halkç›l›¤›”, nasyonal sosyalistlerin faflist “sosyalist”li¤iydi. Halkç›l›k, Devletçilik, Laiklik, Milliyetçilik gibi ilkelerle Kemal, faflizmin kara bayra¤›yd›. “Milli ruh”, “kolektif bilinç”, “halkç›l›k” kavramlar›n›n s›n›f içeriklerine bakma, tahlil etme yerine kuflananlar, flimdiden sömürücülerin hizmetinde rejime askerlik yapmaktad›rlar. Baflta proletarya ve di¤er emekçiler, ezilen ulus ve az›nl›klar›n, ezilen inanç gruplar›n›n katliamlarla bast›r›lmas›, inkar› olan Kemalist “Halkçl›k”›n formülü, M. Kemal taraf›ndan flöyle ifade ediliyordu: “Bizim halk›m›z s›n›flar halinde de¤il”, “imtiyazs›z, s›n›fs›z, kaynaflm›fl bir kitledir”. Comte, Durhheim gibi egemen s›n›f teorisyenlerinin Türk versiyonuydu bu görüfller. Egemen s›n›flar›n ç›karlar›na ezilen-sömürülenleri itirazs›z biata ça¤›ran, aksi durum gösterenleri kanla bast›ran bu fikirleri “ilericilik-devrimcilik” diye pazarlayanlara ra¤men gerçekler ayan ve beyand›r. Kemalist hareket ve Kemalist rejim ezilen ulus ve her milliyetten emekçilere düflmanl›kt›r, emperyalizme uflakl›kt›r. Lozan denilen antlaflma, yar›-sömürge, yar›-feodal uflak bir devletin emperyalist efendiler taraf›ndan da tan›nmas›d›r. Oradaki, “Ticaret Konvansiyonu”, “‹kamet ve Kaza Selahiye Konvansiyonu” antlaflmalar› emperyalizme uflakl›¤›n tescilidir. Ki bu durum yeni de¤ildi. Kemalist’ler bafl›ndan beri emperyalizmin ufla¤› ve onlarla sürekli iflbirli¤i halindeydiler. Emperyalizmle Londra’da Bekir Sami heyetinin gerçeklefltirdi¤i konferanslara bak›ld›¤›nda bir kez daha görülecek olan budur. Savafl bittikten sonra bafltan beri ayn› olan emperyalizme uflakl›¤› daha net ortaya ç›km›flt›r. Tek fark; savafl sürecinde ve sonras›nda bir efendi de¤iflikli¤inin yap›lm›fl olmas›d›r. Emperyalist blo¤un bir ufla¤› olarak TC’nin, kuruluflundan bugüne dünyadaki konumlan›fl› aç›kt›r. 1923’lerde Lozan’da ‹ngiliz flirketlerine imtiyazlar tan›yan antlaflmalar “anti-emperyalizm” de¤il, bafltan beri emperyalizme uflakl›¤›n resmidir. 17 fiubat 1923 ‹zmir ‹ktisat Kongresi neyi gösteriyor? Kongre’de Ekonomi Bakan› Esat, kendileri hakk›nda yabanc› sermayeye karfl› özellikle Yunan kaynakl› gördükleri “anti propagandalardan” bahsedip noktay› flöyle koyuyordu. “Biz ecnebi sermayeye karfl› de¤iliz”, “bunlar külliyen yaland›r”. Nitekim Chester diye bilinen projelerle, 400 milyon lira yabanc› sermaye; büyük imtiyazlarla yar›-feodal, yar›-sömürgecilik kofluluyla cirit at›yordu. ‹zmir ‹ktisat Kongresi’nde Atatürk yabanc› sermayeye karfl› olmad›klar›n› belirtiyor “hayat›m›za kat›ls›n” ça¤r›s› yap›yordu. Ki 1920’lerde Türkiye-Kuzey Kürdistan’›n bütün büyük iflletmeleri emperyalistlerin elindeydi. Onlar›n mülküydü. Emperyalizm’e uflakl›k temelindeki ve o dönemlerin dünya buhran›nda devletin ekonomilere etkina¤›rl›kl› müdahalesini, Kamu yarar›na bir ekonomi diye lanse etmek, sermaye birikim sürecinin koflullara ba¤l› olarak biçimlenifline bakmaks›z›n, faflist-emperyalist her tür “devletçili¤i” alk›fllayanlar›n ifli olabilir. Ama bizim de¤il. Biz, o “devletçili¤in” ne oldu¤unu iyi biliyoruz. “1924 Köy Kanunu” ile a¤a-jandarma beraberli¤iyle köylülere uygulanan zulüm ve sömürü ile biliyoruz. Bir de “Medeni Kanun”, “Hukuk Sistemi” gibi neyin, kimin, nas›l oldu¤una bakmaks›z›n Kemalist faflist rejimi sözde aklamaya çal›flanlar var. Ad›na “hukuk” denilen yar›-feodal, yar›-sömürge yap›n›n ihtiyaçlar›na cevap olma, halklar› da “hak” ve “demokrasi” perdesiyle aldatma oyunuydu. Hukuk, toplumun yap›s›ndan ba¤›ms›,z kendi bafl›na bir “ilercilik” figürü olmaz, olamaz. Dolay›s›yla laik, sosyal, demokratik, anayasal hukuk devleti kavramlar› s›n›f içeri¤i-niteli¤i yads›narak hiçbir devleti kendi bafl›na “ilerici” k›lmaz. TC, bafl›ndan beri emperyalizmin yönetimi alt›ndaki ordunun kaptanl›¤›nda olan faflist bir diktatörlüktür. Ordunun kaptanl›¤› tarihsel bir gelene¤idir. Bazen “parlamenter”, bazen cuntalar biçimini alsa da devletin gerçe¤i budur. 1935’de ç›kar›lan “Ordu ‹ç Hizmet Kanunu” ile ordunun gerekti¤inde her fleye fiilen el koymas› (darbe) hukuki bir temele oturtulmufltur. Mustafa Kemal 1931’de Konya Orduevi’ndeki bir konuflmas›nda; ordu “bizde istisnai bir durum gösterir, milletin her ileri at›l›fl›nda öncü rol oynam›flt›r” demekteydi. Daha sonraki cuntalar› anlamak, Evren’lerin neden göklere ç›kar›ld›klar›n› kavramak, Recep’in hükümetiyle neden askeri duruma geçti¤ini bilmek öyle zor olmasa gerek. Bu devletin geleneksel kontra yap›s›n›, Yeni Demokratik Halk Devrimi ve onun görevlerini yerine getiren Halk Savafl› y›karak aflabilir. Gerçek-köklü çözüm budur.

3 - 16 Şubat 2009 - Sayı 148  

2001-2010 yılları arasında yayınlanan, Devrimci Demokrasi gazetesi.