Page 1


2

6

Yeni Kad›n› ve Özgür Dünyay› Yaratma Yolunda...

15

10

Postal ‹zlerinin Ard›ndan

19

24

Biyografi Çiang Çing

Gelenekler ve Kad›n

28

32

35

42

Do¤um Yöntemleri

dkh.bulteni@gmail.com

Bir Rejim Sorunu...

Tanr›lar›n Arma¤an› Pandora

Novamed’li Kad›nlar Grevde

38

Evlilik Üzerine

ADHK’dan

48

Botan’dan Yükselen Ç›¤l›k

Film Tan›t›m› Masum Ses

KARDELEN BASIM-YAYIM REKLAM GÖSTERİ ORGANİZASYON LTD. ŞTİ. Sahibi ve Yazıişleri Müdürü: Hakan ERTEN Yönetim Yeri: Katip Mustafa Çelebi Mah. Tel Sok. No: 20/2 Beyoğlu-İSTANBUL Tel: (0212) 243 91 92 Dizgi: Kardelen Yay ı m c ı l ı k Baskı: Kayhan Matbaacılık: Davutpaşa Cad. Güven Sanayi Sitesi D Blok No: 134 Topkapı/İst.

Posta Çeki Hesap Nu m a r a s ı : O l c ay ARAT 1627285 İş Bankası Perpa Şubesi Olcay ARAT 1188 0338876


SAYI 6

merhaba...

Uzun bir aradan sonra bültenimizde yaptığımız yeni düzenlemelerle karşınızdayız. Geçen sürede yaşadığımız sorunlara karşı örgütlü mücadelemizin esas olduğu kavrayışıyla gerçekleştirdiğimiz kurultayımızın ardından önümüze koyduğumuz hedeflerle yeni bir döneme hazırlanmanın coşkusundayız. Gündemlerin yoğunlaştığı hareketli bir süreç içerisindeyiz. Yine kadınlar olarak bu hareketli gündemin tam da ortasındayız. Yeni anayasa tartışmalarının en fazla yoğunlaştığı konunun kadınların lehine ‘pozitif ayrımcılık’ ve ‘türban’ meselesi olduğunu görüyoruz. Tüm bu gelişmelere paralel ortaya atılan ‘mahalle baskısı’ kavramı da en çok bizleri ilgilendiriyor. Yeni anayasada kadınların lehine bir uygulama gibi gösterilmeye çalışılan maddenin tam tersine var olan erkek egemen zihniyeti daha da derinleştirerek kadını ‘mağdur’ ve ‘korunmaya muhtaç’ varlıklar olarak tanımladığını görüyoruz. Bu gerçeğin üzerinin örtülerek tam tersine kadının lehine ‘pozitif ayrımcılık’ uygulaması olarak gösterilmesi, egemenlerin elinde biçimlenen her politikanın söylemler ne olursa olsun kadınların kurtuluşunun önünde engel olacağını bir kez daha açığa çıkarıyor. ‘Türban’ meselesine yaklaşım da farklı bir yerde durmuyor. Yeni anayasa taslağı, içeriğine yönelik tartışmalar devam ederken, yapılan referandumla katılım oranı yüksek olmamakla birlikte oylamaya katılanların %69’unun evet demesiyle onaylandı. Anayasa tartışmaları devam ederken emekçilere yönelik hak gaspları da aralıksız devam etti. İşçi, emekçi kadınların sömürülüşünün günden güne sınırlarının zorlandığı bir dönemdeyiz. Emeğimize sahip çıkarak mücadele etmek bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Bu noktada kadınların emeğinin sömürülüşüne karşı direnen Novemed’li kadınların mücadelesi son zamanlarda dikkat çeken bir noktada duruyor ve bu konuda önemli bir kadın dayanışması sergileniyor. Tam da bu süreçte Bursa’da yanarak ölen işçi kadınlara yönelik açılan davada patronun cezasının para cezasına çevrilmesiyle kadınların can bedeli 182 bin YTL olarak belirlendi ve bu vahim tablo kadın kurumlarınca teşhir edildi. Gün geçtikçe artan şovenizm ve ırkçılık dalgası yükselirken artan bu şiddetin faturası ‘yerellere’, ‘mahallelere’, yani ezilen emekçi kesimlere yüklenmeye çalışılıyor. Oysa biliyoruz ki şiddetin kaynağı sistemin kendisidir. Ve egemenler halkların kardeşlik özlemini ‘terörizm’ olarak damgalayarak sorunu şiddetle bastırmaya çalışıyor. Son dönemlerde en küçük demokratik taleplerin dahi ‘terörizm’ olarak ifade edilmesi ve polislerin yetkilerinin sınırsız bir hale getirilmesi sonucu ezilen sokak infazları yoğunlaşmaya başladı. Son olarak Dersim’de sıradan bir insanın ‘terörist’ diyerek katledilmesi, ezilen halklarımızın karşı karşıya oldukları şiddetin boyutlarını açıkça ortaya koyuyor. Ülke içinde kendi ‘vatandaşlarına’ kan kusturan egemenler bununla da yetinmeyerek sınırlarını ülke dışına kadar uzatan şiddet politikalarına hız vererek sınırdışı operasyonların önünü açan tezkereyi çıkardı. Sözüm ona emperyalistlere ‘rest’ çekerek alınan bu kararın emperyalistlerin Ortadoğu Projesi’nden bağımsız olmadığını düşündüğümüzde önümüzdeki süreçte Ortadoğu’daki halkların kanayan yaralarının derinleştirilmesinde bize biçilen ‘rol’ daha açık görülmeye başlanacaktır..Tüm bu gelişmeler, Halkların Kardeşliği’ni yok ederek katliamların boyutlarının arttığı bir tablo sunuyor bizlere. Yaşananların ve yaşanacak olanların yine en çok bizleri etkileyeceği ortada.. Nitekim Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yaşanan son çatışmada ölen askerlerin ardından ülke içinde devrimci kurumlara yönelik saldırıların artması ve hemen her alanda halklar arasındaki kardeşliği zedeleyecek olan çatışma alanlarının yükselmesine yol açılmış durumda. Tehlikeli bir dönemdeyiz. Ülke ve dünya egemenlerinin yol açtığı kargaşa zemininde sürükleniyoruz. Sessiz kalmayalım, sesimizi yükseltelim! Egemenlerin yarattığı şiddete karşı direnelim ve o şiddetin halkalarının bizim üzerimizden derinleştirilmesine izin vermeyelim! ‘Kadınlığımızı’, emeğimizi, kimliğimizi, bedenimizi bu kirlenmiş dünyalarının bir parçası yapmaya çalışan egemenlere karşı direnişi ve mücadeleyi esas alarak Halkların Kardeşliğini haykıran bir cüretle kendi değerlerimize ve alternatif-özgün mücadelelerimize sarılalım!

1


SAYI 6

Yeni kad›n› ve özgür dünyay› yaratma yolunda

GÜCÜMÜZÜ BÜYÜTÜYORUZ!

2

“Yeni Kadını ve Özgür Düny ayı Yaratma Yolunda Gücümüzü Büyütüyoruz!” şiarıyla gerçekleştirdiğimiz ve DKH’nin fikir öncüsü Berna Saygılı Ünsal’a atfedilen 2. Kurultay ımız kadın mücadelesinde nitel bir adım olmuştur. Kuruluş kurultayından bu yana geçen sürenin değe r l e n d i r i lmesiyle ve DKH’ yi anlatan bir sinevizyon gösterimiyle başlay a n kuru l t ay, belirlenen gündemlerin tartışılmasıyla devam etti

Demokratik Kad›n Hareketi olarak 2. Kurultay›m›z› 7–8 Temmuz tarihleri aras›nda gerçeklefltirdik. ‹ki y›ll›k deneyimin verdi¤i özgüvenle “Yeni Kad›n› ve Özgür Dünyay› Yaratma Yolunda Gücümüzü Büyütüyoruz!” fliar›yla gerçeklefltirdi¤imiz ve DKH’nin fikir öncüsü Berna Sayg›l› Ünsal’a atfedilen 2. Kurultay›m›z kad›n mücadelesinde nitel bir ad›m olmufltur. Kurulufl kurultay›ndan bu yana geçen sürenin de¤erlendirilmesiyle ve DKH’ yi anlatan bir sinevizyon gösterimiyle bafllayan kurultay, belirlenen gündemlerin tart›fl›lmas›yla devam etti. Tart›flmalar özellikle yeni dönem çal›flmalar›m›z ve ataca¤›m›z pratik ad›mlar üzerine yo¤unlaflt›. Kurultayda ortaklafl›lan tart›flmalar genel hatlar›yla afla¤›daki gibidir. Kad›n mücadelesi, devrim mücadelesinin sorunlar›n› çözecek temel dinamik oldu¤u için özgün mücadeleler yürütüyoruz. Bu nedenle biz kad›nlar›n mücadelesi sadece kendimiz için de¤il, insanl›k içindir! Bugün toplumun genelinde kendi sorununa karfl› duyulan yabanc›laflman›n en özlü ifadesini, kad›na, sorunlar›na ve mücadelesine bak›flta yakalamak mümkündür. Öyle ki devrimci-demokrat örgütlenme alanlar›nda dahi kad›n sorununun özgünlü¤ü yok say›lmakta, eflitsizlere eflitmifl gibi davranman›n dengesizli¤inde flekillenen örgütsel mekanizmalar içerisinde kad›n, kendini ifade etmekte zorlanmakta, ya edilgenleflmekte ya da kendine yabanc›laflma sürecini mücadele içerisinde yaflamaya devam etmektedir. Ancak sorun sadece bu yabanc›l›¤› k›rmakla afl›lamayacak kadar çok


Kadın mücadelesini dar bir alana indirgeyen ve çözümü değil çözümsüzlüğü yaratan bu bilinç bulanıklığının yanında farklı bir yanılsamayla da karşı karşıyayız. Bizler kadın mücadelesini toplumsal sorunlardan yalıtarak açıklamaya çalışan zihniyeti sorgularken aynı zamanda özgün, bağımsız ve demokratik bir kadın hareketinin yaratılması meselesinde hala sığ düşünceleri taşıyan devrimci-demokrat diye nitelediğimiz kurumları da bu noktada eleşt i rm e ye devam ediyoruz

yönlü bir niteli¤e sahiptir. Kad›n› özgürlefltirmek için at›lan her ad›m, yaflam› özgürlefltirmek bilinciyle bütünleflmelidir. Bu amaçla kad›n sorununu kavrayarak mücadele etme bilinci, yaflam›n temel dinamikleriyle, yani toplumsal mücadeleyle buluflarak, çözümün ancak egemen sistemlere karfl› alternatif toplumsal projelerle mümkün oldu¤u bilinciyle buluflarak örülmelidir. ‹flte bir kad›n hareketinin varl›k gerekçesi tam da buraya dayan›r.

SAYI

6

Ba¤›ms›z, Özgün ve Demokratik Kad›n Hareketiyiz!

D

KH olarak kad›n sorunuyla toplumsal sorunlar›n ba¤›n› do¤ru kuracak, sadece teorik aç›l›mlarla yetinmeyerek bunlar› yaflamsallaflt›racak kadar güçlü örgütsel bir mekanizmaya ihtiyac›m›z vard›r.

Bu nedenle öncelikle ba¤›ms›z bir kad›n hareketinin ne demek oldu¤u noktas›nda hiçbir yanl›fl ve eksik bir flekillenmeye izin vermeyecek kadar aç›k ve do¤ru bir kavray›fl gelifltirilmelidir. DKH için ba¤›ms›zl›k demek, her fleyden önce egemen sitemlerin ideolojisinden, onun insanda yaratm›fl oldu¤u yan›lsamalardan ve yaflam kültüründen kopmak demektir. Günümüz koflullar›nda emperyalizm ve emperyalizm güdümlü di¤er egemen sistemlerin kad›n sorunuyla olan direkt ba¤›n› kuramad›¤›m›z durumlarda kad›n›n, dolay›s›yla kad›n örgütlülüklerinin ba¤›ms›zl›k sorununu “her türlü ideolojilerden ba¤›ms›zl›k” gibi mu¤lâk ve çarp›k bir anlay›fl üzerine flekillendirdi¤imizde, örgütlülü¤ü, sorunun özünü oluflturan egemenlere karfl› alternatif duruflundan uzaklaflt›rm›fl oluruz. Dolay›s›yla kad›n sorununu çözmeye de¤il, sadece dile getirmeye mahkûm olarak, sürekli kendini tekrarlayan, sorunlara karfl› hiçbir geliflme kaydetmeyen bir mücadele alan›na hapsolmufl oluruz. Bu nedenlerle genel anlamda kad›n hareketlerini inceledi¤imizde, özellikle içerisinde bulundu¤umuz süreçlerde kad›n hareketlerinin somut araçlar gelifltirerek özgün çal›flmalar›n› gerçeklefltirememelerindeki esas neden, her türlü ideolojilerden ba¤›ms›zl›¤›n sa¤lanamamas› meselesi de¤il, aksine ba¤›ms›zl›¤›n dayanmas› gereken sa¤lam bir zemin oldu¤unu unutarak altyap›s› olmayan, sisteme muhalif yönünü ortaya koyamayan bir mücadele yürütme tarz› olmaktad›r. Kad›n mücadelesini dar bir alana indirgeyen ve çözümü de¤il çözümsüzlü¤ü yaratan bu bilinç bulan›kl›¤›n›n yan›nda farkl› bir yan›lsamayla da karfl› karfl›yay›z. Bizler kad›n mücadelesini toplumsal sorunlardan yal›tarak aç›klamaya çal›flan zihniyeti sorgularken ayn› zamanda özgün, ba¤›ms›z ve demokratik bir kad›n hareketinin yarat›lmas› meselesinde hala s›¤ düflünceleri tafl›yan devrimci-demokrat diye niteledi¤imiz kurumlar› da bu noktada elefltirmeye devam ediyoruz. Bugün sistem bize nas›l örgütlenmemizi dayat›yorsa devrimci demokrat kurumlar da bizlere ba¤›ms›z, özgün, demokratik kad›n hareketlerinin yarat›lmas›n› zorunlu k›l›yor. Özellikle bu kurumlarda biz kad›nlar›n öncüleflmesi için herhangi bir ad›m at›lam›yor olmas› ve kad›n sorununu dar bir pencereden aç›kl›yor olmalar› bunu do¤uruyor. Ve bizler bu nedenle farkl›l›klar› ayn›laflt›rmaya çal›flmadan, her birimizin üzerinden yükselen farkl›l›klardan rengini alan bir örgütlülük yaratma bilinciyle yolumuza devam ediyoruz.

YEN‹ DÖNEM ÇALIfiMA TARZI VE YÖNTEM‹ ÜZER‹NE Prati¤imizden Ö¤renerek Yolumuza Devam Ediyoruz! Kurulufl kurultay›m›z› k›smi pratiklerle örülen bir süreçte gerçeklefltirmifltik. Bugün gelinen aflamada iki y›ll›k bir prati¤in ö¤rettikleriyle gerçeklefltirdi¤imiz ikinci kurulta-

3


SAYI

6

y›m›z bu yönüyle mücadelemizde nitel bir ad›m olmufltur. Teorinin pratikle bulufltu¤u ve bu prati¤in de¤erlendirilerek daha üst seviyede teoriyle tekrar buluflmas›na hizmet edecek kurultayda sa¤lam bir zeminden bafllayarak çal›flma tarz›m›z› tart›flt›k. Ve tart›flmalar sonucunda kurulufl kurultay›m›zla somutlaflt›rd›¤›m›z çal›flma tarz› kavrand›¤›nda ve uyguland›¤›nda genifl kad›n kitlelerine ulaflma noktas›nda ad›m atm›fl olaca¤›m›z noktas›nda ortaklaflt›k. Kad›n örgütlülü¤ünde çal›flma tarz›, kad›nlarda mevcut olan, ancak gün yüzüne ç›kmam›fl olan gizli yeteneklerin hem keflfedilmesinin hem de do¤ru ad›mlarla yarat›c›l›¤a dönüflerek kendine özgü yöntemler gelifltirip çözüm yaratabilmesinin önünü açacak tarzda olmal›d›r. Kendini tekrarlayan, süreklili¤i olmayan çal›flma tarz›n›n çözüm getirici olmad›¤› pratikten hareketle ç›kard›¤›m›z bir sonuçtur. Bunun için de istikrarl›, sab›rl› ve özverili bir örgütlenme ve çal›flma anlay›fl›yla hareket etmeliyiz. Do¤ru bir çal›flma tarz›n› belirledikten sonra, do¤ru yöntem ve araçlar gelifltirdi¤imizde, kad›nlar› de¤ifltirip dönüfltürmek ve yeni kad›n› yaratmak daha sa¤l›kl› ve güçlü olacakt›r. Ulaflt›¤›m›z kad›n kitlelerine giderken özellikle kad›nlardaki yüzy›llar›n getirdi¤i edilgenli¤i y›k›p harekete geçirmek kolay olmamaktad›r. Sosyal, ekonomik ve kültürel olarak kuflatma alt›nda olan biz kad›nlar için hücrelerimizden d›flar› ç›kmak gün geçtikçe daha da zorlafl›yor. “En geri olan asl›nda en ileri oland›r.” diyalekti¤inden yola ç›karak kad›n›n biriktirdi¤i isyan› sa¤lam bir örgütlülükle buluflturmak gerekiyor. Bizler çal›flma tarz›m›z› belirlerken somut taleplere ve beklentilere de cevap olabilmeliyiz. Bu nedenle üretime dayal› çal›flmalar için pratik ad›mlar atmak kaç›n›lmaz bir hale gelmifltir. Öncelikli hedef kitleyi belirlemek ve kitle çal›flmas› yürütürken bu konuda ayr› bir çal›flma yürütmek daha do¤ru olacakt›r. Farkl› yaflam koflullar› içerisindeki kad›nlara ulafl›rken ayn› yöntem ve araçlardan ziyade, alanlara özgü farkl› araç ve yöntemler gelifltirmek zorunday›z.

Örgütlülük Bugünü Dünden Farkl› K›labilmektir! Kad›n için örgütlülük demek kendini fark etmek, mevcut kad›n kimli¤inin sanc›s›n› duyarak de¤ifltirme çabas› göstermektir. Kad›n için örgütlülük yaflam› için ek bir yük ya da u¤rafl oldu¤unda kad›n› faaliyet içerisine çekmek iki kat zorlafl›r. Kad›n, içinde bulundu¤u örgütlülü¤ü yaflam›n›n soluk borusu olarak gördü¤ü andan itibaren faaliyetin de merkezinde olacakt›r. ‹ki y›ll›k prati¤imizde gördü¤ümüz önemli noktalardan biri de kad›nlar› çal›flmalara dahil etme sorunudur. Onlar›n fikir ve görüfllerini alarak aktivistler d›fl›nda da belli görevler verme, kad›nlar›n kendilerini örgütlülü¤ün bir parças› olarak duyumsamalar›n› sa¤layarak inisiyatif gelifltirmelerinin önünü açmaktad›r. Bu pratikten ö¤renmeli, kad›nlar› dahil etmenin yol ve yöntemlerini gelifltirmeliyiz. Yapaca¤›m›z her etkinli¤in kad›n›n yaflam›na bir fleyler katmas› gerekir. Günlük yaflam›ndaki de¤ifliklikleri fark eden kad›n›n örgütlülük konusunda da fikirleri de¤iflir. Takvimler üzerinden, günü kurtarma telafl›yla sürdürülen çal›flmalar kad›nlar› yarat›c›l›ktan ve çal›flmalardan uzaklaflt›r›r. Belirli takvimsel gündem çal›flmalar›n› süreklilefltirerek o günlere yo¤unlaflma s›k›nt›s›n› atlatma çabas›yla de¤il, bir sonuç-ürün iliflkisi içinde de¤erlendirece¤imiz nitelikli çal›flmalara yönelmeliyiz. Bunun için 8 Mart ve 25 Kas›m gibi çal›flmalar bütün bir y›l›n sonucu olabilmelidir. Süreç odakl› çal›flmalar kad›nlar›n kendilerini örgütlülü¤ün bir parças› görmelerinin de teminat›d›r.

4

Farkl› bak›fl aç›lar›na sahip kad›nlara hitap edecek bir çal›flma tarz›n›n oluflmas›nda yay›n çal›flmalar›n›n önemli bir yerde durdu¤unu kabul etmek gerekir. Farkl› fikirlerin bulufltu¤u bir kad›n bülteni genifl bir yelpazeyi de kucaklamay› baflaracakt›r. Hem kendimizi örgütlememizde hem de kad›n kitlelerine yönelik faaliyetlerimizin derinleflerek yay›lmas›nda bülten, önümüzü açan bir rol oynad›. Bundan dolay› genifl kad›n kitlelerine hitap edecek tarzda bir yay›n çal›flmas› üzerinde durulmas› gereken konulardand›r. A¤›r yaflam koflullar› özellikle de kad›nlar›n sosyalleflmelerinin önünde en büyük engellerden biridir. Çal›flan kad›nlar bir nebze de olsa soluklanacak farkl› ortamlarla buluflman›n yollar›n› yarat›yorlar. Ancak ev kad›nlar›n›n bu olanak-

Örgütlülüğümüzü yaşamımızın bir parçası haline getirmek ve onu yaşamın her alanına yaymak bir zorunluluktur. Çünkü yaşam boşluk tanımıyor. Bizim bıraktığımız her alanı egemenler bizleri daha fazla köleleştirmek için dolduruyorlar. Örgütlü kadınlar olarak bizler, çoğunlukla gündelik yaşamımızla örgütlü yaşamımız arasına kalın bir çizgi çekiyoruz. Bu çizgi bizi her geçen gün biraz daha sistemin kölesi haline getiriyor


lardan büyük oranda yoksun oldu¤u bir gerçektir. Bu nedenle düzenlenen kültürel etkinlikler bu kad›nlar›n dört duvar aras›ndan ç›karak kendilerini bulabilecekleri ortamlar yarat›yor. Yerellerde düzenledi¤imiz etkinliklerin birço¤una kad›nlar çocuk sorunu nedeniyle kat›lamamaktad›r. Bizler her f›rsatta çocuk sorununun toplumsal bir sorun oldu¤undan ve çocuklar›n toplum taraf›ndan sahiplenilmesi gerekti¤inden söz ediyoruz. Bu nedenle kad›nlar›n düzenledi¤imiz etkinliklere kat›l›m›n› sa¤layacak ve çocuk sorumlulu¤unu onlarla birlikte paylaflacak yollar› yaratmal›y›z. Ev kad›nlar› genel olarak s›ralad›¤›m›z sorunlarla yüz yüze kal›rken iflçi kad›nlar da kad›n sorununu farkl› flekillerde yafl›yorlar. Ekonomik fliddete maruz kalan biz kad›nlar, iflyerlerinde güvencesiz koflullarda çal›fl›rken sudan bahanelerle kendimizi kap› önünde bulabiliyoruz. Ve ço¤u zaman bu duruma sesimizi bile ç›karam›yoruz. Bunun en büyük nedenlerinden biri de haklar›m›z›n ne oldu¤u konusundaki bilgi eksikli¤imizdir. Çal›flan kad›nlara yönelik düzenlenecek etkinliklerin ne kadar

Ö

luflturarak kad›n disiplinini oluflturabilmeliyiz. Örgütlülü¤ümüzü yaflam›m›z›n bir parças› haline getirmek ve onu yaflam›n her alan›na yaymak bir zorunluluktur. Çünkü yaflam boflluk tan›m›yor. Bizim b›rakt›¤›m›z her alan› egemenler bizleri daha fazla kölelefltirmek için dolduruyorlar. Örgütlü kad›nlar olarak bizler, ço¤unlukla gündelik yaflam›m›zla örgütlü yaflam›m›z aras›na kal›n bir çizgi çekiyoruz. Bu çizgi bizi her geçen gün biraz daha sistemin kölesi haline getiriyor. Kendi kurallar›m›z› koymad›¤›m›z zaman baflkalar›n›n kurallar›na uymak zorunda b›rak›l›yoruz. Örgütlü yaflam› günlük yaflamla buluflturabilecek bir yaflam flekli belirlemekten kaç›nmamal›y›z. Özgürlü¤ü disiplinsizlik olarak görme yan›lg›s›na düflmeden yaflamlar›m›z› flekillendirmeliyiz. Bizler geleneksel kad›n kimliklerimizle çok disiplinli davran›yor ve bizden isteneni eksiksiz yerine getirebiliyoruz. Ancak bizim için sorun yeni kad›n›n örgütsel sorumluluklar›na dair disiplin yaratmakt›r. Biz kad›nlar belirlenen yaflam›n programlar›n› eksiksiz yerine getirirken kendi program›m›z› disipline edemiyoruz.

SAYI

6

rgütlü kadınlar olarak bizler, çoğunlukla gündelik yaşamımızla örgütlü yaşamımız arasına kalın bir çizgi çekiyoruz. Bu çizgi bizi her geçen gün biraz daha sistemin kölesi haline getiriyor. Kendi kurallarımızı koymadığımız zaman başkalarının kurallarına uymak zorunda bırakılıyoruz.

önemli bir noktada durdu¤unu görmek gerekir. Ayn› zamanda bu kad›nlar› sendikalarda somut görev almaya yönlendirmek için politikalar belirlemek durumunday›z. Üretim alanlar›ndan uzaklaflan ve gün geçtikçe var olan› tüketen bir y›¤›n haline gelen gençlik de kimlik bunal›m›n› fazlas›yla yafl›yor. Egemenler geleceklerini emanet ettiklerini söyledikleri gençlik üzerinden yeni oyunlar›n› hayata geçirmeye devam ediyorlar. Düflünmeyen, sorgulamayan insanlar olmalar› için gençli¤i içinden ç›k›lmaz bir sona do¤ru haz›rl›yorlar. Di¤er yandan aileler de çocuklar›na hâkim olamaman›n verdi¤i çaresizlikle geçici çözüm yollar›na baflvurmak zorunda kal›yor. Geliflim dinami¤i daha yüksek olan genç kad›nlar da yaflamda tutunamaman›n getirdi¤i zorluklar› gö¤üslemek zorunda b›rak›l›yor. Kad›n sorununu kendilerinin d›fl›ndaym›fl gibi tan›mlamalar› asl›nda kad›n olarak yaflad›klar› sorunlar›n üstünü ince bir örtüyle örtmekten öteye gidemiyor. Birço¤u özgürlük yan›lsamas›yla hayata tutunmaya çal›fl›yorsa da baflar›l› olam›yor. Kad›n hareketlerinde çal›flma tarz› tart›flmalar›nda genç kad›nlara yönelik politikalar›n önemli bir yerde durdu¤unu görmek gerekir. “Geleneksel kad›n›n disiplini”ni yeni kad›n›n bilinciyle bu-

“Kendime zaman ay›ram›yorum”un nedeni örgütlülük de¤il içinde bulundu¤umuz sistemdir. Kiflinin kendini yak›ndan tan›mas› örgütlülük için çok önemlidir. Çünkü kendini tan›yan insan neleri yap›p neleri yapamayaca¤›n› iyi bilir. Kendimize samimi davran›rsak örgüt disiplini dedi¤imiz fley kendili¤inden flekillenir.

Yeni Kad›n› Yaratmak ‹çin Demokratik Kad›n Hareketi’ne! Yaflamda karfl›lafl›lan sorunlara tek tek cevap olmaya çal›flman›n ne denli zor oldu¤unu biliyoruz. Bu nedenle bizler kad›nlar olarak ellerimizi birlefltirmeli ve bize sunulan› de¤il, bizim istedi¤imizi yaratma yolunda örgütlenmeliyiz. Bizler 2. Kurultay›m›z›n omuzlar›m›za yükledi¤i sorumlulu¤un fark›nday›z. Bu sorumlulu¤u farkl› yaflam koflullar› içerisindeki kad›nlarla paylaflarak yayma gibi baflka bir sorumlulu¤umuzun oldu¤unu da biliyoruz. Bu noktada eme¤ine, bilincine, kimli¤ine sahip ç›kan tüm kad›nlar› “Yeni Kad›n› ve Özgür Dünyay› Yaratmak ‹çin” Demokratik Kad›n Hareketi saflar›nda mücadeleye ça¤›r›yoruz. Gücümüz örgütlülü¤ümüze…

5


SAYI 6

Postal İzlerinin Ardından… 12 EYLÜL 1980 ASKERİ FAŞİST DARBESİ BEYAZ SARAY’A CIA ŞEFİ TARAFINDAN ‘BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI’ DİYE BİLDİRİLMİŞTİ

6

12

Eylül 1980 günü, sabah befl’te soka¤a ç›kma yasa¤› ile birlikte Radyo’da Darbenin sesi olarak tan›nan Hasan Mutlucan’›n kahramanl›k türküleri ve postal sesleriyle uyanm›flt›k. “...yine de flahlan›yor, kolbafl›n›n k›r at›, görünüyor bize sefer yollar›...” sözlerini eminim bir çok insan hayatlar› boyunca unutmayacakt›… Saat ö¤le vaktini gösterdi¤inde ise tüm radyo ve televizyonlarda tek ses: Kenan Pafla’n›n sesi. Kenan Evren ile birlikte befl General, Türk milleti ad›na hareket ettiklerini öne sürerek darbe yapt›klar›n› ilan ediyorlard›. Kenan Pafla’n›n “Ulus”a sesleniflinde; “...Komutan, subay, astsubay ve erler ola-


rak hepimiz vatan ve milletin refah ve mutlulu¤u u¤runa her fleyimizi, bu arada hayat›m›z› dahi, seve seve feda etmeye haz›r›z. Memlekette her zaman bulunabilen ve özellikle son zamanlarda ço¤alan kötü niyetli birçok kifli ve kurulufllar sizlere yalanlar düzerek, bunun aksini söyleyebilecekler ve menfi propagandalara baflvurabileceklerdir. Bunlara asla inanmay›n›z. Bütün uygulamalar milletin gözü önünde yap›lacakt›r...” söylemi çok dikkat çekiciydi. Suçsuz kiflilerin burnu bile kanamayaca¤› konusundaki söylemlerini, o dönem yapt›klar› ile yalanlarken her fleyin gözler önünde olaca¤› konusunda verilen söz tutulmufltu. Gerçekten de her fley halk›n gözleri önünde yap›lm›flt›... Darbenin yap›ld›¤› bilgisi Beyaz Saray’a CIA fiefi Paul Henze taraf›ndan “Bizim çocuklar baflard›” diye bildirildi. (CIA Belgeleri ) Art›k ülke üzerinde düflünülen planlar teker teker gerçeklefltirilebilecekti. Evet, ABD’nin “iyi çocuk”lar› (uflaklar›) baflarm›flt›... Darbenin ilk günlerinde TBMM kapat›lm›fl, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, önde gelen sendikac›lar, meslek örgütlerinin baflkanlar› göz alt›na al›nm›flt›. Ülkede resmen bir terör ortam› yarat›lm›fl, üç milyondan fazla kifli gözalt›na al›nm›fl, sorgulanm›fl, iflkenceden geçirilmiflti. 650 bin kifli tutuklanm›fl, yetmifle yak›n kifli yalanc› mahkemelerin yalanc› hakimleri ile idama mahkum edilmiflti ve yüzlerce kifli de iflkencelerde ve operasyonlarla vahflice katledilmiflti. Kitlesel tutuklamalar birbirini izlemifl, askeri yönetimin onaylamad›¤› her türlü politika ve düflünce ac›mas›zca ezilmeye çal›fl›lm›flt›. Tüm toplumsal muhalefet organlar›, dernekler, sendikalar, partiler kapat›lm›fl, yasaklanm›fl, yüzlerce dergi ve gazete susturulmufltu. Kürt ulusu üzerine uygulanan bask› ve imha politikas› daha da katmerlefltirilmiflti. Askeri Yönetim, Deniz Kuvvetleri Komutan› olan Bülent Ulus’u Baflbakan olarak atam›fl, 24 Ocak’›n mimar› olan Turgut Özal’› ekonomiden sorumlu Baflbakan yard›mc›s› yapm›flt›. 12 Eylül askeri faflist darbesi, faflist düflünceye yönelik gerçeklefltirilmifl bir darbe de¤ildi. Evet, o dönem birçok sa¤c› görüfle mensup olan kifliler gözalt›na al›nm›fl, iflkenceye u¤ram›flt›. Çünkü tüm halk bask› alt›nda tutulmal›yd›. Ki o dönem, MHP’nin önde gelen yöneticilerinden Agah Oktay Güner tutuklu bulundu¤u hapishanede söyledi¤i “biz içerdeyiz ama düflüncelerimiz iktidarda” söz, darbenin kime karfl› yap›ld›¤›n› apaç›k ortaya koymaktad›. 12 Eylül terörü, tek bafl›na her türlü siyasal iliflkiye yönelik uygulanmas› ve sadece devrimci örgütlerin etkisizlefltirilmeye çal›fl›lmas› olarak aç›klanamazd›. 12 Eylül, mimarlar›n›n ve uygulay›c›lar›n›n gerçeklefltirmek istedikleri temel hedef, kendi iktidarlar›na yönelik devrimci hareketin etkisizlefltirilmesi ve yok edilmesi olmakla birlikte, devrimci hareketin geliflimine neden olabilecek her türden ekonomik, sosyal, politik ve kültürel iliflkilerin de toplumun derinliklerinden tümüyle tas-

fiye edilmesiydi. Ülkede bir yandan tüm halka ve devrimcilere yönelik bask›n›n yan›nda pasifize ve yozlaflt›rma çabalar› sürdürülürken di¤er yandan darbenin mimar› ABD’nin istedi¤i tüm ekonomik reçeteler IMF ile birer birer gerçeklefltiriliyordu. Faizler yükseltilmiflti. Faizlerin yükseltilmesi ile birlikte p›trak gibi bankerler ortaya ç›km›fl, televizyonda ve bas›nda banker reklâmlar› büyük yer kaplam›flt›. ‹nsanlar, emekli ikramiyesini, satt›¤› evin ve araban›n paras›n›, diflinden t›rna¤›ndan artt›rd›¤›n› bankerlere yat›rm›fl, pembe hayaller kurmufl, umutlar›n› gelecek olan faizlere ba¤lam›fllard›. Fakat halk›n pembe rüyalar› k›sa sürmüfl, bankerler iflas etmifl ve kay›plara kar›flm›fllard›. Halk›n paras› heba olmufl ve halk› daha fazla fakirlefltirmenin “en büyük ad›m”› uygulay›c›lar› taraf›ndan baflar›yla tamamlanm›flt›.

SAYI

6

O dönem yap›lanlar elbette ki sadece bunlarla da s›n›rl› de¤ildi. Çünkü her alana müdahale edilmesi gerekiyordu, her fleyi yok etmek için… 12 Mart döneminde sadece anayasa de¤ifliklikleri ile s›n›rland›r›lan TRT ve üniversite özerklikleri, 1980 askeri faflist yönetimince ekonominin yan›nda önemle üzerinde durdu¤u iki temel konu olmufltu. TRT’nin tümüyle askeri faflist yönetimin denetiminde bir propaganda arac› olarak kullan›lmas›n›n yan›nda, yap›lan müdahale, tüm yap›ya yönelik yap›lm›fl, yetiflmifl personellerin ço¤u farkl› alanlara sürülmüfl, belgeseller, yar›flmalar, e¤lence programlar› vs. her fley hedefledikleri kal›plarda insan ve toplum yaratmaya yönelik kurgulanm›flt›. 6 Kas›m 1981 y›l›nda ise, 12 Mart döneminde k›smen s›n›rland›r›lan üniversitelerin özerk, demokratik, bilimsel muhtevas› tamamiyle yok say›larak apolitik bir gençlik yaratman›n denetim ve yönetim organ› Yüksek Ö¤renim Kurulu (YÖK) kurulmufltu. YÖK ile orta ö¤retimden bafllayarak tüm ö¤retim birimlerini kapsayan araflt›rman›n, sorgulaman›n, üretmenin önünde engel olan bir e¤itim sistemi oluflturulmaya bafllanm›flt›. Günümüz gençli¤inin 12 Eylül döneminin miras› ve YÖK’ün boyunduru¤unda araflt›rtmayan, sorgulatmayan ve ezberci e¤itim sisteminin sonucu olarak, 2006 y›l›nda Kanal D televizyonunda yay›nlanan “Genç Bak›fl” program›nda Kenan Evren, üniversite ö¤renci kitlesinin saçma, amaçs›z sorular› karfl›s›nda bak›n neler demiflti. “.....Yahu sorsan›za… ‹flkenceyi sorsan›za. As›l bunlar› sorman›z laz›m. Evet itiraf ediyorum. Hapishanelerde iflkencelere engel olamad›k. Birçok insan bu yüzden sakat kald›, öldü. O kadar rica ettik yapmay›n filan diye. Ama bizi dinlemediler. O gardiyanlar yok mu; ah o gardiyanlar? Onlar yap›yorlard›. Çünkü 12 Eylül’den önce seslerini ç›karam›yorlard›. Mahkumlar hep onlar› dövüyorlard›. 12 Eylül olunca, bafllar›na te¤menler filan diktik. F›rsat ellerine geçince, gardiyanlar da ne yaps›nlar? ‹flkence yapt›lar. Fena muamelede bulundular. Çok rica et-

7


SAYI

6

tik, yapmay›n falan dediysek de maalesef dinletemedik. Bu müessif olaylar oldu. Ama tespit ettiklerimizi yakalad›k. Hatta san›r›m bir polisle, bir astsubay mahkum oldu. Hem her ülkede iflkence var. Bak›n bugün bile bizde var. Amerika’da yap›yor, mahpushanedeki Irakl›lara… Ama, bafllar›na dikti¤imiz te¤menler ifle yarad›. Onlara ‹stiklal marfl›m›z› söylettiler. Sabahlar› hani ilkö¤retimde söylerler ya her sabah Türküm, çal›flkan›m falan diye, onlar› söyletirlerdi…” Yaratt›klar› gençli¤e kendileri bile flafl›r›yorlar diyeceksiniz ama 12 Eylül’ün sonucu olmalar›na ra¤men araflt›rmak, sorgulamak isteyen ve o salona girmek ve bu sorular› sormak için kap›lar› yumruklayan gençleri kimse salona almam›flt› ve haber yapmam›flt›… 1982’de Askeri faflist yönetimin anayasas› haz›rlanm›flt› ve anayasan›n haz›rlanmas› görevi sa¤ e¤ilimli profesör ve uzmanlara verilmifl ve generallerin denetiminde (bugün hala kulland›¤›m›z) anti demokratik bir anayasa oluflturulmufl ve tüm demokratik haklar›m›z›n elimizden al›nd›¤› art›k, yasalarca da onaylanm›flt›. ‹flte 12 Eylül’ü, 12 Mart ve 27 May›s’tan ay›ran en temel özelli¤i de tam da bu oluflturacakt›. 12 Eylül ile faflizmin tüm organlar›yla ülkemizde kurumsallaflmas›n›n ilan› yap›lm›flt›.

12 Eylül darbesinin ard›ndan… Peki ya kad›nlar?

8

12 Eylül döneminde iflkenceye-tecavüze u¤rayan, tutuklanan, öldürülen kad›nlar› duymad›k, onlarda kendilerinden, arkadafllar›ndan hiç bahsetmedi, tan›klar› olmad›lar yaflananlar›n... Belki bir kaç tanesini tan›yoruz bugün. Ya da bugün konuflmaya karar verdiler... 12 Eylül’ün 26. Y›l›nda kad›nlar, ancak bir atölye çal›flmas›nda bir araya gelip 12 Eylül’ün kendilerinde b›rakt›¤›, yaflatt›¤› ve geride kalanlarla nas›l yaflad›¤› hakk›nda konuflulabildi. Peki, bu zamana kadar neden hiç konuflmam›fllard›? Kimi içinde yaflad›klar› aile ve sosyal çevre taraf›ndan d›fllanma endiflesi, kimi çocuklar›n› koruma duygusu, kimileri de yaflad›klar› ile yüzleflmeye haz›r de¤ildi. 12 Eylül’den sonra toplumdaki fliddet ve toplumsal de¤iflimler kad›nlar›n konuflmalar›n›n önünde büyük engel olmufltu, daha fazla sinmifl ya da yaflananlar› saklayarak güçlü görünmeye çal›flm›fllard›. Fakat kad›nlar, 26 y›l sonra 12 Eylül’ün izleri hakk›nda konuflurken o dönem kad›n mücadelesi de alabildi¤ine yükselifle geçmiflti. Her yerde kad›n mücadelesinden, kad›n sorunundan bahsedilir olmufltu. Fakat büyük bir de¤ifliklik vard›. Devrimci mücadelenin yok say›ld›¤›, toplumsal muhalefetin sindirildi¤i bir dönem yaflan›yordu ülkede. Devrimci mücadele böyle bir düflüfl sergilerken kad›nlar, feminizm kavram› ile tan›flm›fl, feminizm bu co¤rafya da güçlü ve etkili bir ak›m olarak, ilk olarak o dönem ortaya ç›km›flt›. Aralar›nda 80 öncesi devrimci mücadele içerisinde faaliyet yürüten sosyalist kad›nlar da vard› ve art›k kendilerini sadece kad›n mücadelesi içerisinde ve feminist olarak tan›ml›yorlard›. Dünyada, üzerindeki feminizmler dahil, tüm kad›n mücadelelerini inceledi¤imizde, toplumsal muhalefet ile ba¤lar›n› kurarak mücadelelerini sürdürmüfl, toplumsal muhalefet yükselifle geçti¤i zamanda kad›n mücadelesi de ivme kazanm›flt›r. Fakat bu ülkede, 80 döneminde feminizmin devrimci mücadeleden farkl› olarak yükseliflini ö dönem faaliyet yürüten kad›nlar, “80 öncesi devrimci hareketin kad›na bak›fl aç›s›n›n belirledi¤ini, kad›n ve aile kavramlar›na söylemde köklü kopuflu sergileyen devrimci hareket içerisindeki erkeklerin asl›nda kendi içinde aile, fliddet ve feodal zihniyeti ne kadar korudu¤unu” anlat›yorlard›. Birçok kad›n, eflleri, o dönem kad›n yoldafllar›n›n eflleri olan erkek yoldafllar›, taraf›ndan fliddet gördü¤üne, mücadele içerisinde geri itildi¤ine flahit olduklar›n› öne sürerek yaflanan bu sürecin 80 darbesiyle ilintili olmad›¤›n›, öncesine bak›lmas› gerekti¤ini vurguluyorlard›. Kad›nlar, 80 öncesi yapmalar› gereken hesaplaflmay› 80 döneminin sonras›na b›rakm›fllard›. Bu

Darbenin ilk günlerinde TBMM kapat›lm›fl, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, önde gelen sendikac›lar, meslek örgütlerinin baflkanlar› göz alt›na al›nm›flt›. Ülkede resmen bir terör ortam› yarat›lm›fl, üç milyondan fazla kifli gözalt›na al›nm›fl, sorgulanm›fl, iflkenceden geçirilmiflti. 650 bin kifli tutuklanm›fl, yetmifle yak›n kifli yalanc› mahkemelerin yalanc› hakimleri ile idama mahkum edilmiflti ve yüzlerce kifli de iflkencelerde ve operasyonlarla vahflice katledilmiflti. Kitlesel tutuklamalar birbirini izlemifl, askeri yönetimin onaylamad›€› her türlü politika ve düflünce ac›mazca ezilmeye çal›fl›lm›flt›. Tüm toplumsal muhalefet organlar›, dernekler, sendikalar, partiler kapat›lm›fl


nedenle kad›n mücadelesini toplumsal mücadeleden, devrimcilerden ayr› yürütülmesi gerekti¤ini belki de niyetten ba¤›ms›z düflünüyorlard›. Evet, 80 öncesi devrimci mücadele içerisindeki kad›n-erkek iliflkilerine bakt›¤›m›zda erkek egemen zihniyet, en kaba haliyle varl›¤›n› devam ettirmekteydi. Fakat bu, Feminist mücadelenin 80 sonras› yapt›¤› gibi kad›n mücadelesinin toplumsal mücadeleden kopar›larak ele al›naca¤› yan›lg›s›n› ve ayaklar›n› devrimci mücadelenin yenilgisi üzerinden oluflturmaya çal›flan bir örgütlenmeyi tabiî ki hakl› ç›kartamazd›. O dönem, yürütülmesi gereken mücadele, tam da çeliflkilerin üzerinden yükselen bir örgütlenmeyi esas almal›, kendi kimliklerinden bafllayarak toplumsal mücadelenin dinamiklerini yaratmak üzerine kurgulanmal›yd›. Gerek örgüt içinde gerek toplumsal alanda kad›n-erkek çeliflkilerinin üzerine giderek birlikte toplumsal muhalefetin a¤lar› örülmeliydi. Ancak ve ancak bu noktada, çokça elefltirdikleri devrimci mücadelenin erkek egemen zihniyetini de¤ifltirilebilecek ve erkek egemen düflünceyle mücadele ederek gerçekten alternatif ve ba¤›ms›z bir örgütlenme yarat›labilinecekti. Yine ilk defa kad›n mücadelesi o dönem “Ba¤›ms›z Kad›n Hareketi” düflüncesi ve söylemi ile tan›flm›flt›. O dönem bahsi geçen bu örgütlenme anlay›fl›n› ve söylemini bugün, o dönem için de kesinlikle do¤ru kabul etsek de, burada as›l önemle üzerinde durulmas› gereken nokta, “ba¤›ms›zl›k” kavram›n›n nas›l tan›mland›¤›d›r. Çünkü 80 sonras› yükselifle geçen kad›n mücadelesinin üzerinde en çok durdu¤u ve bugünün feministleri ve tüm kad›n örgütlenmelerinin özellikle üzerine basa basa belirttikleri bu kavram, o dönemden bafllam›flt› asl›nda yanl›fl tan›mlanmaya… Ba¤›ms›zl›k, “her türlü ideolojiden ba¤›ms›zl›k” olarak kavranm›fl, tan›mlanm›flt›. Bu konuda yanl›fl bir noktay› temsil ettiklerini elbette ki söylemek mümkün, çünkü bu flekilde tan›mlanan nötr, çarp›k bir ba¤›ms›zl›k anlay›fl›ndan söz edilemezdi, flimdi de söz edilemez. Herhangi bir örgütlenme, bu cins örgütlenmesi olsun ya da olmas›n ba¤›ms›zl›k kavram›n› her türlü ideolojiden ba¤›ms›zl›k olarak tan›mlarsa, her ne kadar böyle düflünmese de, yaflad›¤› egemen sisteme hizmet eder ve sonucunda sisteme hizmet eden bir örgütlenmeye dönüflmeye mahkûm olur. Çünkü o sistemin içerisinde yaflamaktad›r. Kad›n mücadelesinde ba¤›ms›zl›ktan söz edilecekse, ki edilmelidir, bu da ancak ve ancak ezilenlerden taraf ve sistemin tüm ayaklar›ndan, yani sistemin kendisinden ba¤›ms›zl›k olarak tan›mlanmas› ile “ba¤›ms›z kad›n hareketi” söylemi anlam›n› ve yerini bulacakt›r. Aradan 27 yıl geçmesine rağ-

men, 12 Eylül 1980 darbesini görüp geçiren herkes ve bu ülke ekonomik-politik-sosyolojik-psikolojik-felsefik vs. açıdan darbenin etkilerini hala yaşamaktadır. 12 Eylül, insanlık suçudur. 12 Eylül ile hesaplaşılmadan, darbeyi yapanlarla hesaplaşılmadan bu sürecin tahribatları giderilemez. O dönem kadın mücadelesinin de öncelikle yapması gereken buydu, kendisini toplum olarak yerle bir eden egemene saldırmalıydı

SAYI

6

Son söz yerine… ‹flte aradan 27 y›l geçmesine ra¤men, 12 Eylül 1980 darbesini görüp geçiren herkes ve bu ülke ekonomik-politik-sosyolojik-psikolojik-felsefik vs. aç›dan darbenin etkilerini hala yaflamaktad›r. 12 Eylül, insanl›k suçudur. 12 Eylül ile hesaplafl›lmadan, darbeyi yapanlarla hesaplafl›lmadan bu sürecin tahribatlar› giderilemez. O dönem kad›n mücadelesinin de öncelikle yapmas› gereken buydu, kendisini toplum olarak yerle bir eden egemene sald›rmal›yd›. 12 Eylül döneminin bitifli demek devrimci mücadelenin yükselifli olacakt›r. Toplumsal mücadelenin yükselifli, ayn› zamanda halk kitlelerinin yar›nlara duyacaklar› güvenle bütünleflecektir. Bu süreç her türlü çürümüfllükle, yozlaflma ile kültürsüzleflme ile hesaplaflmam›z› zorunlu k›lmaktad›r. Bu hesap görüldükten sonra ancak o zaman 12 Eylül dönemi bitmifl olacakt›r.

9


SAYI 6

Evlilik Üzerine…

10

Belki de biz kadınların en az düşündüğü, en az kafa yorduğu bir durumu ifade ediyor. Çünkü evlilik, kadının yaşamını olduğu gibi kapsıyor, kadını kendi sınırları içerisinde belirleyerek tanımlıyor. Bu yönüyle kadının hapisanesi, kadında çok daha içselleşmiş ve kadını attığı her adımda belirleyici olmaktan uzaklaştırmıştır

Nedir evlilik ve ona yükledi¤imiz anlam? Belki de biz kad›nlar›n en az düflündü¤ü, en az kafa yordu¤u bir durumu ifade ediyor. Çünkü evlilik, kad›n›n yaflam›n› oldu¤u gibi kaps›yor, kad›n› kendi s›n›rlar› içerisinde belirleyerek tan›ml›yor. Bu yönüyle kad›n›n hapisanesi, kad›nda çok daha içselleflmifl ve kad›n› att›¤› her ad›mda belirleyici olmaktan uzaklaflt›rm›flt›r. Evlili¤e daha do¤du¤umuz andan itibaren haz›rlan›r›z. Çocukken ‘ev’cilikler oynar, oyunlar›m›zda gelin oluruz, anne oluruz. Yemek yapar, bulafl›k y›kar, çocuklar›m›zla ilgileniriz. Bize “büyüyünce ne olacaks›n?” diye soruldu¤unda ço¤unlukla anne ya da gelin olmak istedi¤imizi söyleriz. Farkl› bir cevap verdi¤imiz durumda bile anneli¤imizi ve ev kad›n› kimli¤imizi esas alarak kad›nl›k vazifelerimizi zedelemeyece¤ini düflündü¤ümüz yar›-iflçi statülü, emek yo¤unluklu sigortas›z, güvencesiz ifllerde çal›fl›r›z. Çünkü esas olan kendi geçimimizi ve birey olman›n gereklerini karfl›layacak asgari yeterlilikte bir ifl de¤il, eflimize


‘yard›mc›’ olaca¤›m›z ve bu yönüyle yar›-iflçi olmay› en bafl›ndan kabullendi¤imiz ifllerde çal›fl›r›z. Kendimize ait bir meslek sahibi olman›n önemini kavrad›¤›m›zda ve ekonomik ba¤›ms›zl›¤›n önemini alg›lad›¤›m›zda dahi, tercih etti¤imiz sektörler, ev kad›nl›¤›n›n uzant›s› olan ve onu engellemeyecek olan alanlar olmaktad›r. Hemflirelik, ö¤retmenlik vs. en gözde mesleklerdir. Büyüklerimiz, bizlere yeteneklerimiz do¤rultusunda seçim yapmay› ve amaçlar›m›z› gerçeklefltirmek için her yolu zorlamay› de¤il, kad›n oldu¤umuz için gelece¤imizi düflünmemizi söylerler. Gelece¤imiz erkeklerinki gibi bir meslek sahibi olarak kariyer edinme, ekonomik gelir seviyesini yükseltme de¤il, ‘ileride evlenece¤imiz’ ve tafl›mam›z gereken sorumluluklar› aksatmayacak bir gelecek fleklinde s›n›rland›r›l›r. Bu yönüyle asl›nda gelece¤imiz ve onu belirleme özgürlü¤ümüz, ancak kafesteki kuflun özgürlü¤ü gibidir. Evlilik sadece kad›n›n yaflam›n› m› s›n›rlar, evlili¤in çizdi¤i s›n›rlar erke¤i de etkilemez mi? Elbette ki etkiler. Ancak bu etkileniflin biz kad›nlar›nkinden çok farkl› oldu¤u ortadad›r. Sonuçta s›n›fl› toplumlar gerçe¤i içerisinde insanlar› kölelefltiren unsurlar ortak olmakla birlikte, bizler kad›n oldu¤umuz için ikinci bir kölelik halkas› içerisinde yaflamaya zorlan›yoruz. ‹flte, bu ikinci köleli¤in pekiflmesinde, en önemli kurumsal mekanizma evlilik olmaktad›r. Evlilik, iki insan›n özgür iradesiyle belirlenen bir kurum olarak görünse de asl›nda o iki insan d›fl›nda belirlenen bir dünyad›r. Bu yönüyle kad›n› da erke¤i de s›n›rlayan, belirli yönleriyle kölelefltiren bir rol oynar. Ancak erke¤in köleli¤i ekonomik gerekçelere dayand›r›l›rken ve onun d›fl dünyayla ba¤lant›s›n›, ayn› zamanda cinsel özgürlü¤ünü etkilemezken, kad›n›n tüm yaflam›n› kendisine hapseder, d›fl dünyayla özgür iliflki kurmas›n› kat› kurallarla engeller ve bu kurallar› aile hukukuna dayand›r›r. Evlili¤i belirleyen unsurlar kad›n ve erkek de¤ilse nedir, diye düflünebiliriz. Aileler mi, çevremiz mi, gelenekler mi, yasalar m›? Evet, sayd›¤›m›z tüm unsurlar evlilikte özellikle kad›n›n durumunu belirleyen, önemli etkenlerdir. Ancak tüm bu etkenleri belirleyen fleye yo¤unlaflt›¤›m›zda, özünde özel mülkiyetler dünyas›n›n egemenlerinin belirledi¤i üretim iliflkilerinin esas belirleyen oldu¤u gerçe¤ine ulafl›r›z. Kad›n ile erke¤in var oldu¤u ilk anlardan günümüze kadar evlili¤in geçirdi¤i de¤iflimleri izledi¤imizde belli bafll› üç farkl› evreyle karfl›lafl›r›z: ‹lkel dönemde grup halinde evlilik, barbarl›kta poligami (çok efllilik), uygarl›kta zina ve fuhuflla tan›mlanan monogami (tek efllilik). Bu s›ralama boyunca dikkat çeken fley, bafllang›çta iki kifli ile s›n›rl› olmayan ve kad›nla erke¤in s›n›rs›z, özgür birlikteli¤inden gittikçe iki kiflinin iliflkisine dönüflen, tek efllili¤e dönüflerek s›n›rlanan, özgürlü¤ünü yitiren iliflkilerdir. D›flar›dan bak›ld›¤›nda bu s›n›rl›l›k kad›n› da erke¤i de kaps›yor gibi görünse de asl›nda ad›m ad›m kad›n›n cinselli¤ini s›n›rland›ran bir ifllev görmüfl ve erke¤in cinsel özgürlü¤ü devam etmifltir. Bugün efl aldatma durumlar›nda kad›n›n çok fliddetli cezaland›r›lmas›n›n, erke¤in ise ‘elinin kiri’ diye-

SAYI

S›n›fl› toplumlar öncesi evlilik, her iki cinsin özgür iradesine dayan›yordu. Bu yönüyle toplumsal bir bask› mekanizmas›na dönüflmemifl ve her iki cinsin cinsel özgürlü€ü temelinde gerçekleflmifltir. Ancak bu cinsel özgürlük, sadece cinsel iliflki özgürlü€ü temelindedir ve bilinçli de€ildir

6

11


SAYI

12

6

rek korunmas›n›n alt›nda bu gerçek yatmaktad›r. Ancak evlili¤i iki özgür insan›n belirledi¤i bir alan olmaktan ç›karan durumun bafllang›c›, insanl›¤›n özgürlü¤ünü yitirdi¤i zaman dilimidir. ‹nsanlar›n bir k›sm›n›n özgür olabilmesinin ancak baflkalar›n›n köleleflmesiyle sa¤lanmaya bafllad›¤› s›n›fl› toplumlar tarihinin bafllang›c›ndan bugüne kadar evlilik de, egemenlerin ihtiyaçlar›na göre flekillenen insan iliflkileri içerisinde, insan› kölelefltiren en güçlü halkalardan biri olmufltur. S›n›fl› toplumlar öncesi evlilik, her iki cinsin özgür iradesine dayan›yordu. Bu yönüyle toplumsal bir bask› mekanizmas›na dönüflmemifl ve her iki cinsin cinsel özgürlü¤ü temelinde gerçekleflmifltir. Ancak bu cinsel özgürlük, sadece cinsel iliflki özgürlü¤ü temelindedir ve bilinçli de¤ildir. ‹nsanl›k bilinci yerleflik yaflama geçiflle, yani toplumsal bir varl›k olmaya bafllad›¤› andan bugüne dek geliflerek ilerledi. Ama bu geliflimin bedeli de a¤›rd›. S›n›fl› toplumlara geçiflle birlikte yeni üretim iliflkileri içerisinde ezen ve ezilenler olarak iki farkl› s›n›f ortaya ç›kt›. Bu s›n›fsal farkl›l›klara paralel olarak kad›nla erkek aras›ndaki do¤al farkl›l›klar, erke¤i efendi kad›n› ise köle olarak belirleyen çok köklü ve derin farkl›l›klara dönüfltü. Art›k bu andan itibaren kad›n da, erkek de, cinsiyetleri üzerinden belirlenen toplumsal kimliklere sahipti. Ama kad›n, ayn› zamanda ezilenin de ezileniydi art›k. Bu andan itibaren evlili¤in özgür iki insan›n birlikteli¤i olarak tan›mlanmas› imkans›zd›. Evlilik, egemenlerin ihtiyaçlar›na göre flekillenen bir hal almaya bafllad›. Bu süreç, egemenlerin kendisini yeniden üretti¤i en küçük birimleri, yani ‘aile’ yi yaratt›. Evlilik de ailenin kurumsallaflm›fl ifadesi oldu. Feodalizmde büyük toprak parçalar›n›n hakimiyetine dayanan üretim iliflkileri ‘büyük aileleri’ yaratt›. Evlilik iliflkileri de bu büyük ailelerin ç›karlar›na dayan›yor, kad›nla erke¤in belirleyici olmad›¤›, aflka dayanmayan birliktelikler olarak çok kat› kurallara ba¤lan›yordu. Kapitalizmin sermaye birikimine dayanan üretim iliflkileri ise kendi ç›karlar› do¤rultusunda büyük aileleri parçalayarak kontrol edilmesi kolay olan küçük çekirdek aileleri yaratt›. Bu yönüyle temelinde ekonomik gerekçeler yatan evlilik iliflkileri, aflka ve iki insan›n gönüllü birlikteli¤ine dayanan bir kurum olarak gösterildi. Oysa evlilik, eskisinden de güçlü bir kölelik mekanizmas›na dönüflmüfltü art›k ve burjuvazi bunu ikiyüzlüce perdeledi. Bizimki gibi feodal üretim iliflkilerinin hala a¤›rl›¤›n› korudu¤u ülkelerde ise, aile kurumu kutsallaflt›r›larak kad›n›n anal›k vazifeleri en önemli erdemi olarak kabul edildi ve yasalarca da bu anlay›fl benimsendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluflundan bu yana resmi ideolojisi, kad›n› aileyle özdefllefltirip onu korumak ad›na denetlemeden yana olmufltur. Burjuva-feodal üretim iliflkilerinin karmaflas›, aile kavram›n›n daha karmafl›k ve çok yönlü sorunlar yuma¤›n›n üretildi¤i bir alana çevirmifltir. Bir taraftan ataerkil de¤erlerin yaratt›¤› bask›, di¤er taraftan ailenin, mevcut egemenli¤in kendini yeniden üretmesindeki rolü, evlilik kurumunun kad›n üzerinde yaratm›fl oldu¤u bask›lar›n çok daha fazla olmas›na yol açm›flt›r. Kad›n›n eme¤i, bedeni,

kimli¤i ‘Ev Kad›n›’ tan›m› üzerinden de¤erlendirilmektedir. Tar›msal üretimde, kad›n›n bo¤az toklu¤una çal›flan bir aile emekçisi olmas›, tar›msal eme¤i ucuzlatmaktad›r. S›nai ve hizmet sektöründe de kad›n iflgücü, aile bütçesine katk› anlam›nda geçici bir katk› olarak de¤erlendirildi¤inde nitelik gerektirmeyen alanlara yönlendirilmekte, kad›na yap›lan yat›r›mlar da asgari boyutlarda olmaktad›r. Bugün milyonlarca kad›n, aile ba¤lam›nda düflünülüp kendilerini de böyle alg›lad›klar› için ‘ev kad›n›y›m’ diyebilmekte ve istatistiklere ‘iflsizler’ aras›nda de¤il de bu nitelemeyle geçmektedirler. Tabi ailenin bir de yeniden üretim ifllevi var. Kad›n›n pahal›l›k ve enflasyonun aile bütçesi üzerindeki y›k›c› etkilerini hafifletmesi, devletin s›rt›na yüklenmesi durumunda pahal›ya mal olacak çocuklar›n, yafll›lar›n ve güçsüzlerin bak›m›n› üstlenmesi ve belli bir gelir düzeyinin üstünde de tüketimi k›flk›rtan unsur olmas›, hep varolufl alan›n›n aileyle s›n›rland›r›lmas›yla mümkün olabilecek durumlard›r. Bu nedenle devlet, kad›n›n aile içindeki statüsünü korumaya özel önem veriyor. Bizlere çok konuflman›n, büyük sözüne kar›flman›n, düflüncelerini özgürce ifade etmenin, giyimimizden tutal›m da evden ç›kt›¤›m›zda gidece¤imiz yerlerin belirleyicisinin tek bafl›na kendimiz olamayaca¤›m›z ö¤retilir. Her hareketimiz kontrol alt›ndad›r. Aile, kendi ‘namus’u olarak gördü¤ü k›z çocu¤unu erkek sinekten bile sak›n›r, her hareketini ‘edepli k›z çocu¤u’ bask›s›yla engeller. Ebeveynlerimizin bize s›k s›k söyledi¤i flu sözler bir gerçe¤i aç›kça ortaya koyuyor: ‘evlenene kadar senden biz sorumluyuz, evlendikten sona kocan sana sahip ç›kar.” Yani bizler, hayat›m›z›n hiçbir döneminde kendimize ait kararlar› alamay›z. Hep birilerinin kontrolü alt›nda oluruz. Buna karfl› ç›kt›¤›m›zda ise fliddetle cezaland›r›l›r, d›fllan›r, ay›plan›r ve hor görülürüz. Cinselli¤imiz, bu kontrol mekanizmas›n›n en önemli halkas›d›r. ‘Bakirelik zar›m›z’ ailenin flerefidir ve evleninceye kadar ailenin korumas› gereken bir de¤erdir. Evlendi¤imizde giydi¤imiz beyaz gelinlik safl›¤›m›z›n, k›rm›z› kuflak da bu safl›¤›n ailemizce korundu¤unun göstergesidir. Evin erke¤i, baba ya da erkek kardefl, taraf›ndan belimize bu gurur kufla¤› tak›larak yeni sahibimize teslim ediliriz davullar, zurnalar eflli¤inde. Genç k›zlar›n düflüdür evlilik, beyaz gelinlik. Çünkü baflka türlü düflleri kurmak için baflka dünyalar› olmam›flt›r. Onun için ailenin zincirlerinden kurtulman›n, özgürce sevebilmenin, sevdi¤ine istedi¤in an korkmadan dokunabilmenin, özgür bir birlikteli¤in ifadesidir evlilik. ‘Pembe panjurlu ev’ düflümüzün ard›nda gizli olan hapisaneyi göremeyiz. Aile bask›s›ndan kaçarken onun yerine koydu¤umuz fleyin asl›nda ayn› fley oldu¤unu fark edemeyiz. Oysa tek fark, art›k o bask›dan etkilenenler de¤il, ayn› zamanda o bask›y› üretenler haline dönüflmemiz, yani anne ve baba olmam›zd›r. Hat›rlayal›m; anne ve babalar›m›z›n bask›lar›na isyan edip karfl› koydu¤umuzda ‘anne ya da baba ol, bizi anlars›n’ derler. O zaman için kulak arkas› etti¤imiz bu sözler, y›llar sonra bizlere de çok do¤ru gelmeye bafllar ve ailelerimi-


ze hak veririz. Biz de çocuklar›m›za ayn› nasihatlerde bulunuruz. Büyüklerimiz gerçekten hakl›lar m›d›r? Her karfl› koyuflumuz çocuksu fl›mar›kl›¤›m›z›n, öznelci ve sorumsuz davran›fllar›m›z›n bir ürünü müdür? Öyle olmad›¤›n› biliyoruz. Asl›nda ebeveynlerimizle farkl› düflünmeye devam etsek de ayn› davran›fllar içerisine girmemiz üzerinde yo¤unlafl›rsak bu temel çeliflkiyi de gözler önüne sermifl oluruz. Niye mi en çok elefltirdiklerimize benziyoruz? Çünkü onlardan farkl› yaflayabilece¤imiz koflullar› yaratam›yoruz. Sorunun özünü de bu gerçek oluflturmaktad›r. Zaman›nda ne kadar ayak diresek de, zaman geçtikçe bizler de anne ya da baba olman›n somut u¤rafl›na hapsolan yaflamlar içerisinde bu çeliflkiyi unutur, geçmifli çocuklu¤umuzun ya da ilk gençli¤imizin uçar› hat›ralar› olarak kabul ederiz. Bu yönüyle birey olmam›z› engelleyen aile kavram›n› yeniden ve yeniden üretiriz. Egemenlerin tüm yasalar› ve kurumlar da kendilerini yeniden üretmenin merkezleri olan aileleri koruyacak her türlü imkan› sundu¤undan hapisanelerimiz bize konforlu yuvalar olarak sunulmaya devam eder. Bizimki gibi ülkelerde feodalizmle kapitalizm aras›nda bir köprü kuruluyor. Bu çerçevede kad›n›n ahlaki geçmifli, erke¤in ise ekonomik geliri evliliklerde çok belirleyici bir yerde duruyor hala. Evlilikler bu yolla biz kad›nlar için hem hayat›m›z›n kontrol merkezleri, hem de geçim müesseseleri oluyor. Evlili¤i bir ‘geçim müessesesi’ olmaktan ç›karmak, yani kad›n› erke¤in eline bakar durumda olmaktan kurtarmak için, onu toplum içerisinde üretimci bir rol üstlenmeye haz›r hale getirmek gerekir. Yani daha nitelikli bir e¤itim, yeni ifl alanlar›n›n aç›lmas›, ev ifllerinin sosyalizasyonu, çocuklar›n anne çal›fl›rken bak›m› gibi pek çok sosyal sorunun çözümünü gerektirecektir. ‹flsiz say›s›n›n milyonlarla ifade edildi¤i, toplumsal harcamalar›n gün geçtikçe k›s›ld›¤›, e¤itim kalitesinin her gün biraz daha düfltü¤ü bu ülkede mevcut sorunlar›n üstesinden nas›l gelinece¤ini düflünmek gerekiyor. Evlilik kurumunun bu maddi zemini d›fl›nda mevcut ataerkil de¤erlerin bask›s›, bu bask›n›n bir devlet politikas›na dönüflerek yasalarca da korunmas›, mevcut bask›y› yaflam›n tüm alan-

lar›na yaym›flt›r. Bugün eve hapsolan kad›ndan köylü kad›nlara, iflçi kad›nlara, görece daha özgür olan ifl kad›nlar›na, ö¤renci ve ayd›n, sanatç› kad›nlara kadar uzanan ‘ikinci cins’ olma gerçekli¤i yaflamlar›m›z› kuflat›yor. Bize yüklenen ‘kad›nl›k’ misyonu eme¤imizi, bedenimizi, kimli¤imizi sonuna kadar kullan›lmaya ve sömürülmeye aç›k bir hale büründürüyor. Tüm bu sorunlar› çözme yöntemi, ne bafll› bafl›na ataerkil kültüre karfl› mücadeleyle ne de kad›nlar›n aleyhine flekillenen yasalar› de¤ifltirme mücadelesiyle olabilir. Dile getirdi¤imiz tüm bu sorunlar nedeniyle, evlilik ve aile kurumu özellikle örgütlü kad›nlar›n ve yeni kad›n› yaratma mücadelesi yürütenlerin sorgulad›¤›, kökten de¤ifltirmeyi hedefledi¤i kurumlard›r. Ancak bafll› bafl›na aileyi ya da evlili¤i reddetmek yeterli midir? Örgütlü mücadelemizi yürütürken yaflad›¤›m›z iliflkileri ne kadar farkl› k›labiliyoruz? Biliyoruz ki ezen-ezilen iliflkilerini koruyan üretim iliflkileri yok edilmedikçe, birey olma mücadelesi, insan iliflkilerini özgürlefltiremeyecektir. Ancak bizler bu gerçe¤i unutuyor, özgürlük mücadelesinin kendisinin bizlerin iliflkilerini özgürlefltirdi¤i yan›lsamas›na kap›labiliyoruz. Oysa egemen sistemin üretim iliflkileri içerisinde hala belirlenen oldu¤umuz koflullar a¤›r bas›yor. Bizim iliflkilerimiz bu sorunun fark›nda olup mücadele etti¤imiz için daha sanc›l› bir hal alabiliyor. Bugün örgütlü mücadele yürüten kad›nlar›n iliflkilerine bakt›¤›m›zda bu gerçek apaç›k ortaya ç›kmaktad›r. Özelikle evli olan kad›n aktivistlerin sorunlar› çok daha derin olmaktad›r. Bugün bir aktivist evliyse, öncelikle ev ifllerinin, çocuklar›n›n ve eflinin sorumlulu¤unu tafl›maya ve ondan arta kalan zamanlar›nda faaliyete dahil olmaktad›r. Bu sorumluluklar oldukça a¤›r olmaktad›r. Evdeki erkek de örgütlü olsa bile ev ifli ve çocuk bak›m› hala kad›n›n vazifesi olarak alg›lanmakta, kad›n mücadele içinde dahi geleneksel kad›n›n s›n›rlar›n› aflamamaktad›r. Kad›n aktivistlerimiz mücadelede ›srar ettiklerinde, örgütsel faaliyetlerini aksatmamak için ola¤anüstü bir çaba harcamak zorunda kalmaktad›r. Örne¤in; bir eyleme, etkinli¤e veya

SAYI

6

13


SAYI

14

6

herhangi bir faaliyete kat›lmak için önce çocuklar›n bak›m›n› düflünmektedir. Çocuklar›n bak›m›n› sadece anneler üstlendi¤i için onlar›n kendilerine ait bir zaman dilimini yaratma çabalar›, örgütlü olsalar bile hala lüks olarak alg›lanmakta, ailelerde tart›flmalara ve kavgalara neden olmaktad›r. Kad›n›n efli örgütlü olsa dahi çocuklar›n sorumlulu¤unu paylaflmaktan kaç›nmakta ve yan›ndaki kad›n›n örgütlü mücadeleden geri düflmesine katk›da bulunabilmektedir. Efllerin birlikte faaliyet yürütmeleri gerekti¤inde bu nedenle evde kal›p çocuklarla ilgilenen hep kad›nlar olmaktad›r. Bugün kendini devrimci ve demokrat olarak tan›mlayan pek çok insan, kendi sorumlulu¤unu yan› bafl›ndaki kad›na y›kma pahas›na kendilerine ek bir faaliyet zaman› yaratt›¤›n›n fark›nda bile de¤ildir. Ayn› flekilde kad›nlar ‘Ev Kad›n›’ rollerini o kadar benimsemifllerdir ki, bu durumu sadece kendi sorunlar› olarak gördükleri için mücadelede hep gerilerde ve destekçi durumda kalmaya devam etmektedir. Bu çok parçal› sorumluluk a¤› içerisinde kad›n yaln›z b›rak›lmakta, hatta örgütsel faaliyetlerini aksatt›¤› için elefltirilmekte, kendini gelifltirememekle suçlanmaktad›r. Bu nedenle birçok evli kad›n faaliyet yürütememekte, örgütsel faaliyet yürütse bile k›sa bir süre sonra örgütlülük bir yük haline dönüfltü¤ünden kopmaktad›rlar. Evlili¤e karfl› ç›karak reddeden ve iliflkilerini özgürce yaflamaya çal›flan kad›n aktivistler de görece daha rahat olmalar›na karfl›n klasik bir kar›-koca iliflkisinin ötesine geçememektedirler. Çünkü iliflkileri sorunlu hale getiren zemin de¤iflmemifltir. Kad›n üzerindeki toplumsal bask› mekanizmalar› az olmas›na karfl›n yine de ‘iliflkinin sorumlulu¤u’ nu yüklenmektedir. Hatta bu durum belirli yönleriyle faaliyetini aksatmas›na neden olmaktad›r. Çünkü yan›ndaki erkekten ba¤›ms›z hareket edememekte, ona ba¤›ml› bir örgütsel mücadeleye dahil olmaktad›r. Yine öncelik iliflkinin kendisi olmakta, onun sorumluklar›ndan arta kalan zamanda mücadele yürütülmektedir. Bu durumda hala mücadelenin kendisi kad›n›n yaflam›n› flekillendirememekte, kad›n örgütlü olsa dahi özel yaflam› ile örgütlü yaflam› ayr› yerlerde durmaktad›r. Örne¤in; erkek arkadafl› ile geçirdi¤i zaman dilimlerini özenle planlarken ve hiçbir fleyin bu zaman dilimini de¤ifltirmesine izin vermezken, örgütsel faaliyetlerini geri kalan zaman dilimlerinde düzenlemeye çal›flmaktad›r. Tüm bu s›k›nt›lar› yaflamak istemeyen ve örgütlülü¤ü yaflam›n›n merkezine alan kad›nlar›n çok büyük bir k›sm› da bu durumu koruyabilmek ad›na iliflkiden kaç›nmakta ya da ad›na ‘özgür iliflki’ dedi¤i, hiçbir sorumluluk tafl›mad›¤› tüketime dayal› geçici iliflkiler yaflamay› tercih etmektedir. Böylece zaman›n›n büyük bir k›sm›n› örgütsel faaliyetlerine ay›rman›n ‘gönül rahatl›¤›’n› yaflamaktad›r. Oysa örgütlü olan insanlar›n toplumun geneline nazaran yaflam›n içerisinde yer alarak çözüm üretme sorumlulu¤u esast›r. Zaten örgütlü olmam›z›n amac› da budur. Böylesi durumlar, egemen sistemin bizde yaratm›fl oldu¤u yan›lsamalar›n bir parças› olmaktan kurtulamad›¤›m›z›n göstergesidir. Keza parmakla gösterilen birçok öncü kad›n›n orta yafllarda yorularak mücadeleden kopmalar›n›n nedeni de bu ‘yaflama karfl› direnme

ve çarp›flma’ halidir. Kad›n-erkek iliflkilerinin örgütsel faaliyet merkez al›narak flekillendi¤i durumlarda, özellikle yaflam›n zorluklar› içerisinden çözümü zorlayarak mücadeleyi içsellefltiren kad›nlar, toplumun geneline nazaran daha eflit bir zeminde iliflki yaflabilmektedirler. Ancak bu iliflkilerin de sorunsuz ve özgür iliflkiler olarak tan›mlanmas› gerçekçi bir yaklafl›m tarz› de¤ildir. Ev ifllerine ve çocuk bak›m›na kad›nlar kadar erkekler de dahil olsa bile bu paylafl›m, özgürlü¤ün de¤il, sistemin yaratt›¤› köleli¤in bir paylafl›m›d›r. ‘Ev’, ‘evlilik’ gibi de¤erlere yüklenen ve ‘özel alan’ olarak tan›mlanan alanlar›n sorumluluklar›n toplumsal sorumluluklar oldu¤unu, bireylere yüklenemeyece¤ini her zaman söylüyoruz. Ancak bu sorunun çözümünün ancak s›n›flar›n, özel mülkiyetin ortadan kalkt›¤› koflullarda mümkün olaca¤›n› unutmamak gerekiyor. Ev iflleri, çocuk bak›m›n› toplumsal olarak sahiplenebilece¤imiz krefller, yemekhaneler, çamafl›rhaneler, mevcut devletin ve ona yön veren sistemin sunamayaca¤› hizmetlerdir. Bu nedenle mücadelemizin temelinde insanlar› kölelefltirenlere karfl› savaflmak olmak zorundad›r. Bu amaçla mücadelemizde ›srarl›y›z. Ancak bu amac› gerçeklefltirece¤imiz zamana kadar iliflkilerimiz tam anlam›yla özgürlefltirmenin bireylerin baflaramayaca¤› kadar büyük bir sorun oldu¤unu görmeli, özgür birliktelikleri bugünden kurma iste¤inin sorunlara köklü çözüm olamayaca¤›n› alg›lamak zorunday›z. Bunu dillendirmekteki amac›m›z, mevcut evlilik iliflkilerini oldu¤u gibi kabul etmek de¤il elbette. Ancak yeni kad›n olman›n sorunlar› d›flar›dan tan›mlayarak özgürleflme yan›lg›s›ndan kurtularak sorunun üstüne giderek, çeliflkileri yaflam›n içerisinden çözmekle mümkün oldu¤unu görmek zorunday›z. Yaflamdan kaçmayal›m. Ancak bu yolla bugünle gelecek aras›nda bir köprü olabiliri. Çünkü ancak bu pratikle de¤iflebilir, de¤ifltirebiliriz. Egemenlerin dayatt›¤› bu kölelik alanlar›n›, kad›nlar› ezen bir alan olmaktan ç›karma mücadelesini sadece kad›n mücadelesi olarak görmekten kurtulmal›, bu toplumsal yaray› örgütsel faaliyetimizi yürütürken görmezden gelerek ‘çözme’ prati¤inden kurtulmal›y›z. Bu yönüyle kad›nlar›n özgün mücadelesinin geliflerek ülkenin geneline yay›lmas›, mücadeleyi içten besleyerek geliflmesi oldukça önemlidir. Att›¤›m›z hiçbir ad›mdan korkmadan, duraklamadan ilerlemenin, özgürce sevmenin ve sevilmenin, baflkalar›n da özgürlefltirerek özgürleflmenin yollar›n› yaflam›n tam da içerisine at›larak bulman›n yolu örgütlü gücümüz olacakt›r. Mevcut örgütlü gücümüzü, insanlar›n bilinçlerini prangalayan ve pratikte yol alarak, de¤iflerek ilerlemelerini engelleyen aile ve evlilik kurumlar›na da yöneltirken, bu sorunlar› yokmufl gibi farzetmenin sorunu derinlefltirece¤ini görüyoruz. ‘Özel alan’ olarak tan›mlanan kölelik hücrelerini bugünden üzerinde durarak kolektif bir bilinçle ele almay› gelece¤in özgür koflullar›na havale etmeden, ancak sorunun özünün uzun vadeli mücadelelerle ortadan kald›r›laca¤›n› bilen istikral› ve sab›rl› bir mücadele yürütme cüretini tafl›yabilmeliyiz.


GELENEKLER VE KADIN

SAYI 6

Gelenekler, en çok kadının yaşamına yön vermektedir ve toplumun kadına biçmiş olduğu toplumsal rollerle örtüşmektedir Gelenekler, toplumun içinde bulundu¤u üretim biçiminden, sosyoekonomik yap›dan ba¤›ms›z de¤ildir. Ondan beslenir ve kayna¤›n› ondan al›r. Altyap›n›n (ekonomi) üstyap›y› (kültür, ideoloji, hukuk vs.) belirledi¤i gerçekli¤inden yola ç›karak yaflam›m›zda üretilen her fleyin s›n›flar üstü olmad›¤›n› görmek gerekiyor. Ülkemizde yaflam›m›z› tümüyle kuflatan, yönlendiren kültür, eme¤imizden kimli¤imize kadar her fleyin söz sahipli¤ini yapan egemen s›n›f›n (burjuva-feodal) geri kültürüdür. Egemen s›n›f, kendini yeniden üretmek için halk›n kültürü ve halk›n maddi yaflam› üzerinde hegemonya kurmak zorundad›r, çünkü o kendini böyle yaflat›r. Toplumlar›n kuruluflu, günümüzden bugüne kadar çeflitli toplumsal sözleflmeler, toplumsal normlar arac›l›¤›yla oluflagelmifltir. Geleneklerin, bu oluflum sürecine ciddi etkileri vard›r. Toplumsal düzenlemenin, bir arada yaflam› kolaylaflt›rman›n yol ve yöntemleri üretim tarz›n›n de¤iflimiyle birlikte de¤iflmifl ve ilerlemifltir.

15


SAYI

6

16

Bu yol ve yöntemler, kendini kurallar ve kanunlar toplumu olarak göstermifltir. Toplumlar›n tarihsel süreci içerisinde bu kurallar› ve kanunlar›, kabile reisi, aile flefleri, senyörler ve krallar ve daha da ilerisi devletin kendisi yapm›flt›r. Bu anlamda, bu kurallar›n temelini gelenekler, toplumun kültürel de¤erleri, töreleri, dini inan›fllar›, al›flkanl›klar› oluflturmaktad›r. Günümüzde de hukuk kurallar›n›n toplumun geleneklerinden yararlan›larak yap›ld›¤› herkesçe bilinmektedir. Hukuk kurallar› kendi varl›¤›n› yaz›l› olarak sürdürürken, gelenekler, kendini yaz›l› olmadan, kuflaktan kufla¤a aktararak yaflam bulur. De¤iflimleri zor olan gelenekler, her yeni toplumsal düzende varl›klar›n›, küçük de¤iflimlere u¤rasalar da özlerini yitirmezler ve her gelenek yaflan›lan ça¤›n hep gerisindedir. fiu bir gerç e ktir ki gel en e kler, en çok kad ›n›n yaflam ›n a yön verm e kt edir ve topl umun kad ›na biçmifl old u¤u topl u msal roll e rle ört ü flm e kt edir. Kad›n da ver ilen bu roll er i kay›ts›z flarts›z sah i pl en i rken gel en e kl er i nde sah i pl en ic is i ve sürd ür üc üsü konumund ad›r. Topl u mla “uyum „ anc a k v er ilen roll eri yer ine get i rm e kle olur. Roll e rle çat › flman›n, d›fltalanm an›n, “kötü kad›n“ olm an›n hatta cez al a nd › rm an›n ned eni olac a¤ ›n› bild i¤i için buna boyun e¤er. Kendi y afl am ›n›n, kiml i¤ inin, bed en inin sah ibi olam ayan kad›n, b oyun e¤m eyi de gel enek hal ine get i rm i fltir. Gel en e kl er i n , ö z e ll i kle feodal i zmin hüküm sürd ü¤ü topl u ml a rda, var olan h uk u ktan daha etk ili yapt ›r › ml ar› söz kon us udur. Gel en e kler, kirl eten, günah olan, ay›p olan her ne varsa yasakl a nm as ›n›n ger e¤i olarak ort aya ç›km›fl özell i kle de kad›n üzer i nden ifade edilm i fltir ve bunu da kad ›n› çekip çevirmek, h iz aya sokmak ad›na yapm a kt ad›r. Ülkemiz dahil dünyan›n bir çok yerinde öncelikle kad›n› vuran, kad›nlar üzerinde tam bir geleneksel iflkenceye dönen gelenekler söz konusudur. Ülkemizde yaflanan töre cinayetleri, berdel, evlilik gelenekleri (bakirelik, görücü usulü evlendirme gibi) hepimizce bilinen fleylerdir ve kad›n›n mensup oldu¤u toplumsal grubun kültürel de¤erleri “ayk›r›” davranmas›n›n ürünü olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Ülkemizde evlili¤in ilk gecesinde bakireli¤in simgesi olarak kanl› çarflaf›n beklenmesi, ‹ran’da zina suçundan yarg›lanan kad›n›n recm ile cezaland›r›lmas›, Tayvan’da yasallaflan damad›n akraba ya da arkadafllar›ndan birinin gelinin bekaretini alarak damad› bu ‘s›k›c›’ iflten kurtarmas› gelene¤i, Kolombiya’da genç k›zlar›n annelerinin gerdek gecesinde olay› izlemesi gelene¤i... Gelenekler farkl› olsa da kad›n›n afla¤›lanmas›, hiçlefltirilmesi hepsinde ayn› boyuttad›r.

Saç telinin gözükmesi bile sak›ncal› bir varl›k Yaln›zca ülkemizde de¤il, birçok Müslüman ülkesinde görülen bir gelenektir, örtünme gelene¤i… Daha çok dinin ahlaki normlar›ndan beslenerek devam›n› sürdürmektedir bu gelenek. Sümer Bilimcisi Muazzez Ç›¤›l’›n tespitleri bu gelene¤in ç›k›fl›yla ilgili önemli ipuçlar› vermektedir. Sümerlerde yaz›n›n bulunmas›yla beraber Tap›nak rahipleri erke¤in ç›karlar›n› korumak için yasalar ç›karm›fl ve kad›n›n yaln›zca erke¤in yarat›c› dölünü tafl›yan araca dönüfltürüldü¤ü belirtilmifltir. Kutsal kitaplarda(!) kad›n›n erke¤e hizmet için yarat›ld›¤› anlat›larak yasalarda da erkekler ön plana ç›kart›lm›flt›r. Erkekler (siz bunu erkek egemen zihniyet diye okuyun) bununla yetinmemifl, bunlar›n tanr› buyru¤u oldu¤unu söyleyerek kad›n› bu tür geleneklere boyun e¤dirme arac› haline getirmifltir. ‹flte örtünme gelene¤i de bunlardan biridir. M.Ö 1600 y›llar›nda bir Asur Ka¤an› örtünmeyi tüm kad›nlar için bir yasa haline getirir ve Filistin’e, oradan ‹srail’e ve daha sonra tüm Orta Do¤u ülkelerine do¤ru ilerlendi¤inin alt› çizilir. Yaln›zca Müslüman ülkelerde de¤il, örne¤in ‹slamiyet’ten önce Ortodoks Do¤u Roma’da da peçe ile örtünme gelene¤inin mevcut oldu¤u tespit edilir. Dinin buyruklar›ndan biri olarak bu gelenek daha çok kad›n›n cinsel kimli¤i üzerinden flekillenmifltir. Kad›n kapanarak erke¤i tahrik etmekten kurtulacak/kurtaracakt›r. Kad›n böylece dünyay› kapand›¤› oranda yaflayacak ve yaflam›n› aç›k kalan organlar›yla yani gözleriyle duyumsayacak hale gelmifltir. Kapanmak, kapat›lmak (ev-mutfak-yatak odas›) kad›n›n kaderi(!), kad›n›n “iyili¤i” ve toplumun namusu, düzeni için önemliydi(!). Namuslu, ahlakl› toplumun temeli, kad›n›n tan›mlanan tek kimli¤ini, yani cinsel kimli¤ini flekillendirmekten geçmekteydi.

Kad›n “fleytand›r” ya! “Erke¤in okuyan› kad›, kad›n›n okuyan› cad› olur.” K ad›n, yar at ›l›fl efs an es i nde, ilk insan ve ilk erk e¤i yoldan ç›k a rm›fl yery üz ü nde fleyt an›n yans ›mas› olarak gör ü lm ü fltür. Özell i kle cinsel kiml i¤ i yle erk’e¤i “do¤ru” yold a n ç ›k ar ab i lm enin güc ünü de temsil ediy o rdu. Belki de bu y ü zden saç› uzun akl› k›s a yd› ve bu yüzden kor u nm as›, k›s›tl a nm as› yen iden flek i ll e nd ir i lm esi ger ek iy o rdu ve erkek bu zihn iy etin mafl as› olacak, bu asli gör evi yer ine get ir ecek oland›. Dol ay ›s › yla ülk em i zde bir fi›h’›n “erk e¤in okuy an› kad›, kad ›n›n okuy an› cad› olur” dem esi geri feod a l k ü lt ürün ürünü olarak karfl ›m ›za ç›k ab i lm e kt edir. Tüm kut-


sal kit a pl a rda kad›n için birçok buyruk bulanmakt ad›r. Örn e¤in Hindi dininin k u tsal kit a plar›ndan biri olan Man u ’ da kad ›n›n kon umu flu cümlelerle yoruml a nm a kt ad›r: “Bir irad es i zlik ç›km az›, bu ahl aki fesat ç›km az›… Bu yang › nlar topl ul u¤u, bu gözler kap ›s ›n › ins ana kap atan engel, bu ceh e nn e m atefl inin a¤z›, bu yalan çiç e kl er inin sepeti, bu zeh i rli s›rr›n iks iri, bu insanlar› de¤ e rsiz düny aya ba¤l ayan zincir ya da tek kelimeyle kad›n…” Kültürel anlamda flekillenen her gelenek, kad›na kad›n olmaktan dolay› ödetilen bir bedel olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Örne¤in, Çin’de yüzy›llarca sürdürülmüfl olan ve son y›llarda hukuk taraf›ndan yasaklanan ayak küçültme gelene¤i… Kad›nlar›n hayatlar› boyunca ba¤›ms›z hareket etmeleri engellenmekle birlikte dondurulmufl ayaklar›yla cinsel cazibe ile iffetin simgesi say›l›yorlarm›fl. Çin kentlerinde kad›nlar›n sokaklarda dolafl-

malar›, erkeklerle ayn› ortamlarda bulunmalar› hofl karfl›lanmamakta, bu yüzden özel yap›lan ve “alt›n lotus” denilen ayakkab›lar giydirilerek kad›nlar›n soka¤a ç›kmas› engellenip namusuna zarar gelmeyece¤i inanc› tafl›nmaktad›r. Elbette ki kad›nlar bu süre zarf›nda do¤al biyolojik duruma yani ayak büyümesini önüne al›rken tarif edilemeyecek ac›lar çekmektedirler. Fakat birçok kad›n da bu gelene¤in ayr›cal›kl› kad›n yani namuslu kad›n olma anlam›na geldi¤ini düflündükleri için rahatl›kla kabul etmektedirler. Dikkat çeken bir gelenek de, Kore’de yaflanmaktad›r: Kore’de kad›nlar›n uymas› gereken kurallar toplam› söz konusudur, bu kurallar›n temelinde erkek önderli¤ini kabul etmek ve onun izinden gitmek yer almaktad›r. ”’ch’ ›l-go-ji-ok” olarak adland›r›lan kad›n›n yedi büyük kötülü¤ü kesinlikle yapmamas›n› içeren kurallar vard›r. Efllerinin ailelerine karfl› itaatsizlik yapamaz, k›s›r olamaz, evlilik d›fl› iliflki yaflayamaz, k›skançl›kta bulunamaz ve ciddi bir hastal›¤a yakalanamaz, gevezelik ve h›rs›zl›k yapamaz gibi nitelikler içermektedir. Baflka bir örnek ise: Eskimolar›n evlerine gelen misa-

fire kad›nlar›n› sunma gelene¤idir. Misafirperverli¤in göstergesi olarak efllerini gelen misafirle birlikte olmas›n› k›skançl›¤›n kötü bir fley oldu¤unu savunduklar›ndan dolay› izin verdikleri ortaya ç›km›flt›r. K›skançl›¤›n içgüdüsel olmad›¤›, ö¤retilen bir duygu oldu¤unun göstergesi olmas› aç›s›ndan önemliyken sunulan›n yaln›zca kad›n olmas› düflündürtücüdür.

SAYI

6

“Yemin ederim ki Erkekleflece¤im!” Kad›n olman›n bedeli dünyan›n birçok yerinde farkl› bedeller ödenerek yaflat›l›yor. Milliyet gazetesine konu olan Arnavutluk’taki “yeminli bakire” gelene¤i… Arnavutluk’un da¤l›k bölgelerinde kad›nlar “daha fazla özgürlük alan›” yaratabilmek için “kad›nl›klar›ndan vazgeçmek” zorunda kal›yorlar. Babalar› taraf›ndan istemedikleri kifliyle evlendirilmek istenen kad›nlar ömür boyu bekâret yemini ederek “erkek” olabiliyorlar. Bunu ameliyatla de¤il, hayat tarz›n› erkeklefltirerek yapmaktad›rlar. Erkek gibi giyinmek, erke¤in yapt›¤› iflleri yapmak. Saçlar›n› erkek gibi k›saltmak, yani onlar gibi yaflamay› kabul

17


SAYI

6

etmek anlam›na geliyor ve toplum da, yemin edildikten sonra bu kad›nlara erkek gibi davranmay› hemen benimsiyor. Ancak kad›nlar›n ölene kadar evlenmeleri ya da cinsel iliflkiye girmeleri yasak. Bu yasa¤› çi¤neyenler öncelerden ölümle cezaland›r›l›rken flimdilerde toplumdan d›fllama cezas› verilmektedir. Bu gelenek hemen hemen yok olmakla beraber eski dönemlerden kalma böyle kad›nlar hala bulunmakta. Bu kad›nlardan çoban, kamyon floförleri hatta siyasi liderler bile bulunmaktad›r. Arnavutluk Komünist Partisi’nin Kurucusu Enver Hoca’n›n liderli¤i döneminde partinin yerel sekreteri, erkek olmufl yeminli bakirelerden biridir.

Geleneksel ‹flkence: Kad›n Sünneti

18

Kendi zihnimizin karakollar›na, geleneksel ne varsa en baflta geleneksel kad›n profiline sald›rma cüretinde bulunal›m! En geri en ileridir perspektifinden yola ç›karak kad›n›n üretici yenilikçi ve mücadeleci enerjisini a盀a ç›karacak alanlara, örgütlülü€e ihtiyac› vard›r. Ve örgütlülü€ün de€ifltirici gücüyle beraber eski olan, geri olan ne varsa y›k›p yeniyi infla etmenin ilk ad›m› da kendini y›kmaktan geçiyor

Günümüzde tam 130 milyon kad›n ve k›z çocu¤u sünnet edilmifl durumdad›r. Ak›l almaz yöntemlerle yap›lan kad›n sünneti özellikle Afrika k›tas›nda, Arap yar›madas›nda birkaç ülkede ve Güney Asya’n›n bir bölümünde uygulanmaktad›r. Kad›n›n simgesi olarak görünmekte ve geleneklerin kuflaktan kufla¤a aktar›lmas›nda en iyi tafl›y›c›l›¤›n› yapan kad›n, ayn› ac›y› k›z çocuklar›na da ‘gelenek’ ad›na yaflatabilmektedir. Kad›n sünneti üç yöntemle yap›lmaktad›r. Klitorisin tümüyle kesilmesi, klitorisle birlikte yak›n çevresindeki küçük ve bir k›s›m büyük dudaklar›n kesilmesi fleklinde yap›lmaktad›r. Sünnet yafl›, bölgelere göre de¤iflmekle beraber 8 günlük k›z bebeklerden 15 yafl›ndaki k›z çocuklar›na kadar uygulanmaktad›r. Kad›nl›¤a at›lan önemli bir ad›m olarak görülen sünnet iflleminde hediyeler e¤lenceler düzenlenebilmekte, ayr›ca az 盤l›k atan k›zlar›n herkesin be¤enisini kazanmakta oldu¤unu vaat etmektedirler. Kad›n sünnetini sürdürmek isteyen güçlerin kulland›¤› gerekçeler aras›nda, kad›n cinsel organlar›n› sünnetten sonra temiz ve görünüflünün düzgün olmas› daha kolay temiz tutunabilmesi, kad›nl›¤a ad›m›n sembolü say›lmas› ve kad›n›n kad›nl›¤›n› öne ç›karmas›, kad›n›n kad›nlar aras›nda kabul görmesini, kad›n›n evlilik flans›n›n artt›r›lmas› dine ba¤l›l›¤›n göstergesi olmas›, bekaretin korunmas› erkeklere daha fazla zevk vermesi, kad›nlar›n ç›ld›rmaktan korudu¤una inan›lmas› gibi gerekçeler say›labilir. ‹l-

ginç bir sünnet olay›n› Somalili Waris Dirre flöyle anlatmaktad›r: “Boyum bir keçi kadar uzad›¤›nda annem beni ald›, klitorisimi ve vajinam›n baz› yerlerini kesip daha sonra yaray› diken o kad›na götürdü. Kad›n, sadece üre ve aybafl› kanamas›na yetecek kadar kibrit çöpü çap›nda bir aç›kl›k b›rakm›flt›. O s›rada bu iflle ilgili hiçbir fikrim yoktu, çünkü bu konu bizler için tam bir tabu idi. Güzeller güzeli ablam bu yüzden ölmüfltü. Midgaan ad› verilen sünnetçi kad›nlar bu ifl için jilet ya da taflla bilenmifl b›çak kullan›r. Kanamay› durdurmak için m›ra macunu kullan›l›r ama enfeksiyona karfl› penisilin yoktur. Daha sonra bu kad›nlar evlendi¤i zaman nikâh gecesi güvey, kapat›lan yerleri açmak için zorlar, e¤er aç›kl›k çok darsa bu ifl b›çakla halledilir. Bu konuda y›llarca mücadele ettikten sonra anlad›m ki, bu ifl insanlar› kesip sakat etmekten baflka bir fley de¤il.” Anlat›lan gerçek hikâyede kad›n sünnetinin nas›l bir iflkence oldu¤u görülmektedir. Kad›n sünneti daha çok feodal kültürün hâkim oldu¤u ülkelerde görülmekte ve ataerkil egemen sistemin çarp›c› örneklerindendir. Erke¤in kendi neslinin devam›n› sa¤lamak ve sahibi oldu¤u kad›n›n do¤acak k›z çocu¤unun cinselliklerini kontrol alt›na alma hakk›n›n kendisinde görmesiyle ilintilidir.

Son Olsun Diye… A t ae rkil zihn iy etin ürünü olan kad › n s öm ür üsü, kad ›n›n ikinci s›n›f olarak gör ü lm esi, her geçen gün katm e rl efl i rken kad ›n›n kendi bed eninin ve yafl am ›n›n sahibi old u¤u gerç e kl i¤ ini her zam a ndan daha çok hiss edir hale gelmemize ra¤men susm aya, yafl an ›l a nl ar›n reva old u¤ un u düfl ü nm eye devam ediyor ve bunu da gel enek hal ine get ir iy oruz. Oysa ki kad ›n›n kendi gerç e kl i¤ i nden yola ç›k arak geri, bask ›c›, zor aki yap ›lan ne varsa her fleyin sist emin yür üt üc üleri tar af › ndan üret i ld i¤ini görm esi an mes el es idir. Yeter ki kendi zihn imizin kar ak o ll ar ›na, gel en e ksel ne varsa en baflt a geleneksel kad›n prof il ine sald › rma cür et i nde bul un al›m! En geri en iler idir persp e kt if i nden yola ç›k arak kad ›n›n üretici, y en il i kçi ve müc ad el eci enerjis ini a盤a ç›k ar acak alanl ara, örgütl ül ü¤e iht iy ac› vard›r. Ve örg ü tl ül ü¤ün de¤ i flt ir ici güc ü yle ber aber eski olan, geri olan ne varsa y›k›p yen iyi infla etm enin ilk ad›m› da kend ini y›km a ktan geç iyor. Yafl an ›lanlar son olsun diye…


Çiang Çing için siyasi ve ideolojik sıçramayı temsil eden dönem, Yenan'da bulunduğu dönemdir. Burada parti okullarına katılarak bir yandan çalışır bir yandan da Lu Hsun Edebiyat ve Sanat Akademisi'ne deve m eder. Ayrıca askeri eğitim almaya ve Marks ve Lenin'i incelemeye başlar. Mao ile Yenan'da tanışır. ..

SAYI 6

BİYOGRAFİ

Ç

iang Çing 1917 y›l›nda, Chu-Cheng kentinde, Li Çin ad›yla yoksul bir esnaf ailenin çocu¤u olarak dünyaya geldi. Emperyalist güçlerin bölüp parçalad›¤›, feodalizmin hüküm sürdü¤ü Çin'de, özellikle kad›nlar›n daha derinden hissetti¤i ve yaflad›¤›, feodal bask› flartlar›nda büyüdü. Yoksul olmas›ndan kaynakl› baflkalar›n›n eski k›yafetlerini giyerek okula gitmek zorunda oldu¤unu dile getiren Çiang Çing, görünüflünden kaynakl›, ço¤unlu¤unu a¤a çocuklar›n›n oluflturdu¤u okulda sürekli alay konusu olmufl ve afla¤›lanm›flt›r. Ayr›ca o dönem okullarda verilen, Konfüçyüs'ün e¤itim kuram› olan, Kendi Kendini Disiplin( kendi s›n›flar›n› kabul ve egemen s›n›flar›n egemenliklerini onaylamak için kullan›lan sistem) dersini sabote etti¤i gerekçesiyle okuldan at›l›r. Bu yaflad›klar› ve o dönem tan›k oldu¤u olaylar yaflam›nda derin izler b›rak›r. Çiang Çing'in tiyatroya olan ilgisi 15 yafl›nda, Shantung Deneysel Sanatlar Tiyatrosu'na girmesiyle bafllar. Okula orta ya da lise mezunlar› ve üniversite ö¤rencileri al›nd›¤›ndan resmi olarak ö¤renci de¤ildir. Ancak okul k›sa bir süre sonra bask›lar sonucu kapan›r ve Çiang Çing okulun baz› ö¤retmenleri ve ö¤rencileri ile birlikte Pekin'e gider.

19


SAYI

6

Befl sene ilkokul dahil toplam sekiz y›l resmi e¤itim görmüfl, ancak ilgisini çeken üniversite derslerine s›k s›k kat›lm›flt›r. Sanat Akademisi'nde bir y›l, Tsingtao Üniversitesi ile K›y› Dram Toplulu¤u'nun kültürel çal›flmalar›nda iki y›l yer al›r. ‹lk siyasi dönüm noktas› ise, Japon Emperyalistlerinin Marçunya'y› ele geçirdi¤i 18 Eylül 1931 Mukden Olay›'d›r. Çocuklu¤undan beri ülkesinin yabanc› güçler taraf›ndan iflgal edilmesine kin duyan Çiang Çing, bu olaydan etkilenerek net bir tav›r almas› gerekti¤ine inan›r ve bundan dolay› da Komünist Parti önderli¤indeki Solcu Dramatistler Birli¤i'ne kat›lmaya karar verir. Ayn› zamanda araflt›rma yaparak birçok eseri de okumaya bafllar. Arkadafllar›yla birlikte Japon aleyhtar› oyunlar sahnelemek ve Çin K›z›l Ordusu'nun mücadelesini ön plana ç›karmak amac›yla K›y› Dram Toplulu¤u'nu kurarak okullarda, fabrikalarda, k›rsal kesimlerde gösteriler yapmaya bafllarlar. Bu süreçte yaflad›klar›, tan›k olduklar›, onun, Japonya'ya ve ülkesindeki milliyetçilere karfl› direnifli desteklemesini ve mücadeleye kat›lma noktas›nda iste¤inin artmas›na neden olmufltur. Tiyatro çal›flmalar›na direnifle hizmet edecek tarzda devam eder ve 1930'lu y›llarda maddi s›k›nt›lar›ndan dolay› sinema sanatç›l›¤›na bafllar. Ki, o dönem, Çin'de bir kad›n›n sinema sanatç›s› olmas› küçük görülür, afla¤›lan›r ve gelene¤e karfl› ç›kma anlam›n› tafl›r. Giderek baflar›l› ve iyi bir oyuncu olmaya bafllayan Çiang Çing, önceleri yapt›¤› bu ifli para kazan›lacak bir ifl ve kültürün yay›lmas›n› sa¤layacak bir araç olarak görmüfltür. Daha sonralar› ise politik olaylara daha e¤ilir ve araflt›rma yapmaya bafllar ve tan›k oldu¤u olaylardan kaynakl› Komünist Partisi'ne olan ilgisi de artar. Çin'i Japonya'ya karfl› savunmak için halka ça¤r› yapan birçok ilerici tiyatro oyununda oynar. Ulusal direniflin güçlendirilmesi amac›yla düzenlenen gösterilerde yer al›r ve s›k s›k gösterilere kat›l›r. Daha sonralar› ise Sol E¤itimciler Birli¤i taraf›ndan kad›n iflçilerin e¤itimini ön gören bir gece okulunda ö¤retmenlik yapmaya bafllar ve ayn› zamanda fabrikalar› da ziyaret ederek iflçilerin içinde bulundu¤u duruma daha yak›ndan tan›kl›k eder. Ders verdi¤i bu dönemde kaç›r›larak 8 ay gözalt›nda tutulur ve serbest b›rak›l›r b›rak›lmaz eski görevinin bafl›na döner ve Komünist Parti ile iliflki kurabilmek için harekete geçer.

Komünist Partisi'ne Girifli

20

Tüm çaba ve u¤rafllar›na ra¤men uzun süre Komünist Partisi ile ba¤lant› kuramaz. Ancak ›srarla mücadeleye, özellikle kültürel alandaki mücadeleye devam eder ve zamanla kitle çal›flmalar›na daha fazla ilgi duymaya bafllar ve 1933 y›l›nda Komünist Partisi'ne girer. Partiye girdi¤i

dönemde yar› ö¤renci, sanatç› ve yeni bir yazard›. Partiye girifli, kendi deyimiyle, yaflam›n›n dönüm noktas›d›r. Erkek egemen bir dünyada bir kad›n olarak bu ifle girmiflti ve Çin gibi feodalizmin hakim oldu¤u bir toplumda bu süreç çok sanc›l› ve a¤›r bedeller gerektiriyordu. Bundand›r ki, Çiang Çing, yeni bir toplumsal düzen yaratmak amac›yla eskinin üzerine korkusuzca gitmenin, ona karfl› ç›kman›n ve yeni bir düzen yaratman›n güçlü bir sembolüdür. Çiang Çing için siyasi ve ideolojik s›çramay› temsil eden dönem, Yenan'da bulundu¤u dönemdir. Burada parti okullar›na kat›larak bir yandan çal›fl›r bir yandan da Lu Hsun Edebiyat ve Sanat Akademisi'ne devam eder. Ayr›ca askeri e¤itim almaya ve Marks ve Lenin'i incelemeye bafllam›flt›r. Mao ile Yenan'da tan›fl›r. Kültür meselelerine yak›n ilgi duyan Mao, Çiang Çing'in de aralar›nda bulundu¤u, Yenan'a yeni gelenlerle sanat ve siyaset tart›flmak için özel çaba gösterir ve bu tart›flma ve sohbetlerde Çiang Çing Mao'nun en coflkulu ö¤rencilerinden biri olur. 1938 y›l ›na gel i nd i¤ i nde aral ar › nd aki iliflki daha da g el iflir ve Çiang Çing ile Mao evl en i rler. Kimi rap o rl ar a g öre, Çin Kom ünist Part isi’nin kimi önd e rl eri taraf›ndan, Çiang Çing'in aktif bir rol üstlenmemek kayd › yla bu evl il i¤i onayl ad ›¤› söyl en iyor ve bu durum daha sonr aki y›ll a rda Çiang Çing'in inis iy at if ini def al a rca k›r acak bir dur u m yaratm › flt›r. Çiang Çing, 38 y›ll›k evl il i kl eri boy u nca Mao ile olan iliflk is ini 'Ö¤r e ncin ve silah ark ad afl›n' olarak de¤ e rl e nd irir. Çiang Çing 1940'lar›n bafllar›nda veremle mücadele etmesine ra¤men tiyatro ö¤retmenli¤ine ve Japonya'ya karfl› ç›kmalar› amac›yla kitlelere ça¤r› yapan oyunlar›n sahneye konulufluna önderlik etmeye devam etmifltir. Mart 1947 ile Haziran 1949 aras›nda, yani mücadelenin en zorlu y›llar›nda siyasi e¤itmenlik yapar. Bu dönem, Kültür Devrimi s›ras›nda gelifltirilen yeni eserlere ilham kayna¤› olmas›n› sa¤lar. Çiang Çing, ayn› zamanda K›z›l Ordu'yu denetleme görevi ve gezgin bir propaganda birimine de önderlik eder. 1949 y›l›nda da Pekin'de Yeni Demokratik Devlet'in örgütlendi¤i dönemde de, parti sekreterli¤i yapar. Ayr›ca Mao'nun hastal›¤›ndan kaynakl› yaz› yazamamas›ndan dolay›, flahsi sekreterli¤ini de yapm›flt›r. 1960'l› y›llara kadar, yani Büyük Proleter Kültür Devrimi (BPKD) sürecine kadar, hem geleneksel yarg›lar hem de parti içerisindeki sürekli çat›flma halinde oldu¤u ve elefltirdi¤i kimi parti yetkilileri taraf›ndan aktif rol oynamas› engellenmesine ra¤men sanat konusunda ve toprak reformu hareketi dahil di¤er alanlarda araflt›rmalar yürüterek önemli ad›mlar atar ve ön plana ç›karak BPKD'nin gerçekleflmesinde öncü rol oynar.


"‹nsan›n Baflkalar›na Karfl› Devrimi Yapmas› Kolayd›r, Kendine Karfl› Devrim Yapmas› Zordur" Çiang Çing'in devrimci bir elefltirmen olarak bilgisini gelifltirme ve sanatta proleter bir çizgi uygulayarak kültür alan›nda baflkalar›na önderlik etme yetene¤inin alt›nda, 1950'li y›llarda yürüttü¤ü cesaretli ve genifl kapsaml› bir araflt›rma yatar. Gündemdeki siyasi ve ideolojik meseleleri inceleme ve ilerletmenin yan› s›ra, toplumu devrimcilefltirmek için mücadele eden köylülerin ve iflçilerin karfl›laflt›¤› flartlar› ve sorunlar› do¤rudan görüp ö¤renmek amac›yla kitleler aras›nda faaliyet yürütür. On y›l kadar sonra bu çal›flmalar›, Çin'in sahnelerinde toprak a¤alar›n›n vs. yerine geçmekte olan halk›n devrimci yönlerinin nas›l yans›t›laca¤› konusunda sanatç›larla sürdürdü¤ü mücadele de büyük yararlar sa¤lar. Savafltan dolay› ve bir dizi sa¤l›k problemleri nedeni ile zay›f düflen Çiang Çing, tedavi için s›k s›k Moskova'ya gönderilir. 1949'un sonlar›nda, Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Çiang Çing Pekin'e döner. Toprak reformu faaliyetini yürütebilmek amac›yla, Çiang Çing'in de aralar›nda bulundu¤u ekip, Marks ve Lenin'i inceliyor ve Mao'nun vurgulad›¤› 'örgütlenin' fliar›n› yerine getirmeye çal›fl›yordu. Bu çal›flmayla Yeni Demokratik bir yerel hükümet kurulmas›na ön ayak olurlar. Toprak reformunun bafllam›fl oldu¤u k›rsal kesimlerde araflt›rma yapmaya bafllar ve bu süreçte yapt›¤› gözlemleri flöyle ifade eder: "Kad›nlarla erkekler aras›ndaki maddi eflitsizlikler, k›rsal alanlarda flehirlerdekinden daha aflikard›r. Tar›m reformu topra¤› erkeklere ve kad›nlara eflitlik temelinde da¤›tmas›na ra¤men bu kanunlar dengesiz olarak uygulan›yordu. Kad›nlara daha küçük alanlar ya da en kötü topraklar veriliyordu ve ezilmelerinin a¤›rl›¤› yüzünden, kad›nlar karfl› koyup mücadele etmiyorlard›." 1950'de onaylanan evlilik kanunu kad›nlar› korumak, kad›nlara özgür seçme ve boflanma hakk› tan›mak için ç›kar›lm›flt›. Çiang Çing, bu konuda, eski pratiklerin ve geleneksel düflüncelerin devrilmesinin zorlu¤unu ve baz› bölgelerde görücü usulü evliliklerin devam etti¤ini dile getirmifl, bu durumun düzelmesi için mücadele vermifltir. Bir yandan da 1950'li y›llar sona ererken Merkez Komite içerisindeki siyasi mücadele de keskinleflmeye bafllar. Çiang Çing’in, bu siyasi mücadeleye dair baz› kad›n ve gençlik dergilerinde yaz›lar› yay›nlanmaya bafllar. 1963'te revizyonizme, burjuva pratik ve düflünce tarz›na karfl› savaflmak için ve Kültür Devrimi'nin habercisi niteli¤indeki Sosyalist E¤itim Hareketi'nin bir parças› olarak kitleler aras›nda faaliyet yürütür. Toprak a¤alar› ve kapitalistlerin elinde olan ve kitlelerin baflar›lar›n› ve kahramanl›¤›n› öne ç›karan sosyalist yeniliklerin yerine s›n›f farkl›l›klar›n› savunan, geleneksel

de¤erleri sahneleyen Pekin Operas›'n› dönüfltürme çabalar›na da bafllayarak sahnedeki feodal ve geleneksel karakterlerin yerine iflçi, köylü ve asker kitlelerini öne ç›karan devrimci eserleri geçirme faaliyetine bafllar. Tiyatro grubunu teflvik etmek için enternasyonalizmi vurgulayan flu sözleri dile getirir: "Tüm dünyadaki ezilen halk devrimci, güncel konular› iflleyen operalar›m›z› görmek için, can at›yor. Çin halk›n›n ve bütün dünyadaki ezilen halk›n ihtiyaçlar›na hizmet etmede en yüksek emellere sahip olmal›y›z". Farkl› bir s›n›f tavr› yans›tmak amac›yla her fleyi nas›l de¤ifltirecekleri konusunda sanatç›lar›n kendileriyle mücadelelerini sa¤lamak için tiyatrolar› bu süreçte sürekli ziyaret ediyordu. Pekin Opera Festivali'ndeki konuflmas›nda sanatç›lara flöyle soruyordu: "Bir avuç toprak a¤as›na, zengin köylüye, karfl› devrimciye, sa¤c›ya ve burjuva ö¤eye mi hizmet edece¤iz, yoksa alt› yüz milyon iflçiye, köylüye, askere mi? Yedi¤imiz tah›l› köylüler üretiyor, giydi¤imiz elbiselerin ve içinde yaflad›¤›m›z evlerin hepsini iflçiler yap›yor ve Halk Kurtulufl Ordusu ulusal savunman›n cephelerinde nöbet bekliyor, yine de biz sahnede onlar› yans›tm›yoruz. Hangi s›n›f tavr›n› ald›¤›n›z› sorabilir miyim? Ya hep sözünü etti¤iniz sanatç› bilinciniz?" Ayr›ca, kad›nlar›n öne ç›kmas› ve bunun gerçekleflmesi için mücadele etti ve bir kad›n olarak karfl›s›ndaki engelleri y›karak güçlü bir örnek de sundu. ÇKP'nin önde gelen önderlerinden biri olan Çiang Çing, parti içi mücadelede ve ÇKP'nin niteli¤ini ve çizgisini güçlendirmede ve uygulamada da aktif roller ald› ve devrimin ilerlemesi için yaflam›n›n sonuna kadar savaflt›.

SAYI

6

BPKD'nin Önderi Çiang Çing Çiang Çing, kendisinden bekleneni yerine getirerek devrimci mücadele içinde BPKD boyunca önder bir rol oynam›flt›r. Çiang Çing'in siyasi önder olarak yükselmesi Kültür Devrimi s›ras›nda olmufltur K›z›l Ordu'nun Eylül 1966'da Pekin'e tarihi girifli, iflçi ve köylülerin de harekete kat›laca¤›n›n ve Kültür Devrimi'nin toplumun tamam›n› sarsaca¤›n›n iflaretini verir. Çiang Çing, kamuoyu önünde konuflmaya bafllayarak gençli¤i, özellikle tarihi kendi ellerine almalar› yönünde teflvik eder, ayn› zamanda ö¤retmenlere, sanatç›lara, sinema yönetmenlerine, Halk Kurtulufl Ordusu(HKO) askerlerine hitap ederek mücadeleye ça¤›r›r. Çiang Çing, geçmiflte oldu¤u gibi Kültür Devrimi s›ras›nda da düflmana ideolojik ve siyasi olarak sald›r›p yenmenin propagandas›n› yapar ve parti içerisindeki kapitalizmin savunucular›na ve destekleyicilerine karfl› da amans›zca mücadele eder. Çeliflkilerin ele al›n›fl›nda yol gösteren politik önderli¤i birlefltirme konusundaki ustal›-

21


SAYI

6

22

¤› ile dikkat çekiyordu. BPKD'nin önemini ve gücünü flu sözlerle dile getiriyordu: " Mao Zedung Düflüncesi'nin devrimcileri olmak zorunday›z, flu grubun ya da bu fraksiyonun üyeleri de¤il. Fraksiyonculuk zihniyeti küçük burjuva bir özelliktir. Bölgecili¤in ya da anarflizmin en ciddi biçimidir. Özelefltiri yapmak iyidir. Önemsiz meselelerde farkl› düflünmeye devam ederken, esas meseleler konusunda görüfl birli¤ine varmaya çal›flaca¤›z. Esas noktalarda birleflmek; devrim budur, BPKD budur" Çiang Çing, kültür alan›na önderlik eden komünist bir kad›nd›. Ve öncülü¤ünü yapt›¤› BPKD, yoksullar›n, gençlerin ve kad›nlar›n daha önceki dönemlerde rastlanmad›k flekilde yükselmelerini sa¤lam›flt›r. Sanatta kad›nlar›, proleter sanatç›lar olarak öne ç›karmak için erkeklerin hakim oldu¤u tiyatroya karfl› mücadele eder ve yeni oyunlara kad›n kahramanlar› katar. Önderlik etti¤i bir dizi eserde ana tema Partinin devrime kat›lma ça¤r›s›n› izlemek üzere eski günlerin prangalar›n› ç›kar›p atan kad›nlard›r. Kültür Devrimi'nin gerçek yaflamla ilgili mücadelelerinde kad›nlar›n oynad›¤› rolü sürekli dikkat göstererek ileri kad›nlar› daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için teflvik eder. Kültür Devrimi'nin ilk aflamas›nda sanatç› ve yazarlar›n toplant›lar›na, mitinglere s›k s›k kat›lm›fl ve onlar› mücadeledeki görevlerine tam olarak kat›lmaya ve kendi birimlerinde devrim yapmaya ça¤›rm›flt›r. 1966 y›l›nda HKO'da kültür dan›flman› ve 1977 y›l›nda da ordu içinde kurulan Kültür Devrimi Grubu'nda dan›flman olarak görev yapar. Parti önderli¤i içinde de zorlu bir mücadele verir. Çünkü ÇKP de Çin toplumunun bir ürünüydü ve

Devrimci demokratik hareketlerin, geçmişle gelecek arasında bağ kurarken bugünü ve bugünün sorunlarını yorumlamaktan uzaklaşmaları, niteliğin düşmesine, devrim mücadelesinin geliştirilerek zenginleşmesi yerine gün geçtikçe dogmatik bir tarza bürünerek tükenmesine neden olmaktadır. Bu dogmatik bakış açısı ve onun yön dahil olmaktadır. bir tarza bürünerek tükenmesine neden olmaktadır. nitel olarak farkl› oldu¤u ve gelece¤in kurtuluflunu temsil etti¤i halde, kad›nlar, aile ve kad›n-erkek iliflkileri konusunda geri fikirlerin a¤›r yükünü tafl›yan bir toplumsal dokudan tamamen ba¤›ms›z de¤ildi.

Tutuklanmas› 9 Eylül 1966 y›l›nda Mao'nun ölmesinden bir ay sonra, mücadelenin her döneminde Mao'nun çizgisini ezmeyi ve Çin'i yeniden emperyalizme güdümlü hale getirerek sürüklemeyi hedefleyenler askeri bir darbe haz›rlayarak


SAYI 6

Yeni “First Lady” ve çevresinin, son dönemlerin “yükselen sınıf”ı yeni “İslâmî sosyete”nin kadınlarının rengarenk ve marka türbanları, bol ve uzun, ama vücut hatlarını ustaca sergileyen “butik” giysileri, makyajlı yüzleri, incecik kaşları, Güney kıyılarında yüzerken, güneşlenirken giydikleri “haşema”ları (“Hakiki Şeriat Mayosu”!) bir zamanların radikal-militan İslâmcısı Cihan Aktaş’ı isyan ettirecek bir “teşhirciliği” yansıtmakta…

BİR “REJİM SORUNU”: HAYRÜNİSA GÜL’ÜN TÜRBANI ❙● SİBEL ÖZBUDUN

24

“Her gün bir önceki günden ö¤renir.”[1] “Düflünmek, yarg›lamakt›r.” [2] “Devletin zirvesi”, Abdullah Gül’ün Meclis’te AKP oylar›yla cumhurbaflkan› seçiliflinden bu yana, bir “simgeler savafl›” sürdürüyor. TV muhabirleri, bas›n ise, bu “savafl”›n taraflar›n›n “beden dili”ne kilitlenmifl, flifrelerini çözmeye çal›fl›yor. Cumhurbaflkan›’n›n seçildi¤i meclis oturumunda askerî cenah›n namevcudiyeti; mezuniyet töreninde askerlerin A. Gül’ü nas›l selamla(ma)d›¤›; Genelkurmay’›n 30 A¤ustos resepsiyonunda hangi sivillerin eflli, hangilerinin eflsiz davet edildi¤i, kimlerin alkollü, kimlerin alkolsüz içki tercih etti¤i, vb. vb… Kamuoyu bu “flifre”lere kilitlenmifl, onlar üzerinden yak›n gelece¤imizde bir askerî müdahale olas›l›¤› üzerine soluk solu¤a bir fal aç›yor. Bir kez daha, dönüp dolafl›p bu ül-

kenin emekçileri, yoksullar›, Kürtleri, devrimci gençlerinin bafl›nda patlayacak bir müdahale… Biliniyor, filler tepiflirken çimenler ezilir… Bu “simgeler savafl›”n›n kilit flifrelerinden biri ve de en ünlüsü malûm; “türban”. Türkiye’nin siyasal gündeminde merkezî konumunu 20 küsûr y›ld›r koruyan giysi unsuru. “Kamusal” alana girip girmeyece¤i tart›flmalar›ndan bafllamak üzere, “kamusal”›n tan›m›n› zorlayan, “kamu hizmeti alan-veren” ay›r›m› konusunda ciltler dolusu tahlile yol açan, üzerinden “din-siyaset” iliflkilerinin mahiyeti üzerine uçsuz bucaks›z tart›flmalar›n yürütüldü¤ü, hakk›nda kütüphane raflar›n› dolduracak kadar kitap yaz›lan bir “bez parças›”… ‹slâmc› ve laik entelektüellerin -son y›llarda tart›flma saflar›na liberaller de kat›ld›- en k›s›r yarat›c›l›¤›…


Türban “yeni ‘İslâmî’ burjuvazi”nin elinde, 31. ayetiyle çia r t › fl m an›n TSK Hayrünisa Gül’ün “tesettür” tasarımının, arala- zilmekte: destekli “Mümin ka“ K e m a l i s t - ç a ¤- rında Cemil İpekçi’nin de adının geçtiği modacı- d›nlara da söydafllaflmac›-laik” lar tarafından gerçekleştirileceği “dedikodula- le: Gözlerini hataraf› aç›s›ndan rı”na varacak ke rtede post-modernleşti. rama bakmaktan “türban”, malûm, korusunlar; na“Türbansız” İstanbul sosyetesi arasında mus ve iffetlerini fieriat düzenine dönüfl özlemlerini esirgesinler. Görüson dönemlerde “moda” olan “Hac/umsimgeliyor, devleti nen k›s›mlar› müstesre” ziyaretlerinde havaalanlarının ele geçirmeye çal›flan na olmak üzere, ziynet“türban defileleri”ne dönüşmesi sinsi bir komplonun malerini teflhir etmesinler. sum görünümlü bir parças›n› Bafl örtülerini, yakalar›n›n de cabası… oluflturuyor, kad›nlar› “ortaça¤ üzerine örtsünler. Kocalar›, bakaranl›¤›na” mahkûm eden bir zihnibalar›, kocalar›n›n babalar›, kendi yeti simgeliyor, vd. vd.leri. o¤ullar›, erkek kardeflleri, erkek kardeflleBu savlar›n kabasabal›¤›ndan (“sivil toplumcu” rinin o¤ullar›, k›z kardefllerinin o¤ullar›, mümin kaliberalizmin entelektüel katk›lar›yla) prim devfliren “‹slâmc›” d›nlar, ellerinin alt›nda bulunan köleleri, erkeklerden, kad›na cenah ise, “türban”›, ikili, hatta üçlü bir simge olarak kullan- ihtiyac› kalmam›fl cinsî güçten düflmüfl hizmetçiler, yahut hemakta: bir yan›yla, özellikle Orta ve Do¤u Anadolu (k›rsal) nüz kad›nlar›n gizli kad›nl›k hususiyetlerinin fark›nda olmadindarl›¤›na verilen bir prim, bu katmanlara iletilen, örtük yan çocuklardan baflkas›na ziynetlerini göstermesinler. GizKur’an hükümlerine ba¤l›l›k mesaj›; bir yandan muhafazakâr lemekte olduklar› ziynetleri anlafl›ls›n diye, ayaklar›n› yere taflra burjuvazisinin belle¤inde, CHP’nin -ve örtülü olarak vurmas›nlar. (…)”[4] TSK’n›n- temsil etti¤i Tek Parti dayatmac›l›¤› ve elitizmine Ahzâb suresi (59)de bu buyru¤u flöyle takviye etmektedir: karfl› “popüler” bir tepki göstergesi, bir “protest” arac›; bir “Ey peygamber! Han›mlar›na, k›zlar›na ve müminlerin kad›nyandan da, buna ba¤l› olarak, kad›nlar›n kamusal alanda lar›na hep söyle de cilbablar› ile üzerlerini s›ms›k› örtsünler. inançlar› do¤rultusunda temsil edilebilmelerine iflaret eden Bu onlar›n tan›nmalar›na, tan›n›p da eziyet edilmemelerine bir “özgürlük” simgesi… en elveriflli oland›r. (…)” Türban›n AKP’nin temsil etti¤i ve onu iktidara tafl›yan Evet, örtünme (tesettür) bir Kur’an buyru¤udur; gerekçesi “taflra burjuvazisi”nin elinde, bu s›n›f›n sermaye birikimi art- ise, Ahzâb suresinde belirtildi¤i üzere kad›nlar›n kamusal t›kça kendi normlar› ve de¤erleri do¤rultusunda “tüketim alana ç›kt›klar›nda “tan›nmamalar›, tan›n›p da eziyet görmetoplumu”na dahil olma arzular›n› yans›t›fl›, bu süreçte geçir- meleri”dir. Müslümanl›¤›n kutsal kitab›n› yaflam›n›n temel di¤i de¤iflimler, gerçekten de ilginç. Yeni “First Lady” ve çev- referans› kabul edip Kur’an hükümleri do¤rultusunda yaflaresinin, son dönemlerin “yükselen s›n›f”› yeni “‹slâmî sosye- mak isteyenlerin bunu uygulamas›nda bir tutars›zl›k yoktur. te”nin kad›nlar›n›n rengarenk ve marka türbanlar›, bol ve Yoktur da, yeni “‹slâmî sosyete”nin “tesettür defileleri”ni uzun, ama vücut hatlar›n› ustaca sergileyen “butik” giysileri, söz konusu ayette aç›mlanan gerekçeyle ba¤daflt›rman›n makyajl› yüzleri, incecik kafllar›, Güney k›y›lar›nda yüzerken, olana¤› da yoktur. günefllenirken giydikleri “haflema”lar› (“Hakiki fieriat MayoÖte yandan, örtünme/tesettür; Kur’an’›n ve ‹slâm’›n kasu”!) bir zamanlar›n radikal-militan ‹slâmc›s› Cihan Aktafl’› d›nlara yönelik tek buyru¤u de¤ildir. isyan ettirecek bir “teflhircili¤i” yans›tmakta… Bilindi¤i üzere, Kur’an erke¤in kad›nlara üstünlü¤ünü, Evet, türban “yeni ‘‹slâmî’ burjuvazi”nin elinde, Hayrüni- aç›k bir dille hükmetmekte ve bu üstünlü¤ü, bir yandan Alsa Gül’ün “tesettür” tasar›m›n›n, aralar›nda Cemil ‹pekçi’nin lah’›n iradesine, bir yandan da iktisadî-siyasal-askerî nedende ad›n›n geçti¤i modac›lar taraf›ndan gerçeklefltirilece¤i lere ba¤lamaktad›r: “dedikodular›”na varacak kertede post-modernleflti. “Tür“Erkekler kad›n üzerine idareci ve hâkimdirler. Çünkü Albans›z” ‹stanbul sosyetesi aras›nda son dönemlerde “moda” lah birini cihad, imamet, miras gibi ifllerde di¤erinden üstün olan “Hac/umre” ziyaretlerinde havaalanlar›n›n “türban defi- yaratm›flt›r. Bir de erkekler mallar›ndan aile fertlerine harcaleleri”ne dönüflmesi de cabas›… maktad›rlar. ‹yi kad›nlar, itaatkâr olanlar ve Allah’›n korunPekâla, “kim(ler)”, “kim(ler)i kand›r›yor? mas›n› emretti¤i fleyleri kocalar›n›n bulunmad›¤› zamanlarda Türban,[3] ‹slâmc› yazarlar›n kendi aralar›nda tart›fl›rken, da koruyanlard›r. Fenal›k ve geçimsizliklerinden korktu¤unuz ya da kendi tabanlar›na yönelik yay›nlar›nda dile getirdikleri kad›nlara gelince: önce kendilerine ö¤üt verin, yataklar›ndan gibi, kayna¤›n› Kur’an’dan alan ve yüzlerce hadisle beslenen, ayr›l›n. Bunlar da fayda etmezse dövün. E¤er size itaat ederkad›nlara yönelik bir dinsel buyruk. S›n›rlar› Nur Suresi’nin lerse kendilerini incitmeye baflka bir bahane aramay›n.” (Ni-

T

SAYI

6

25


SAYI

6

26

sa, 34). Erke¤in kad›n üzerindeki üstünlü¤ü, mirastan al›nan pay ve flahitlik gibi konularda “iki kat” olarak tan›mlanm›flt›r. Bir erkek tan›¤›n olmamas› durumunda iki kad›n tan›¤a baflvurulmas› (Bakara, 282) ya da k›z evlatlar›n mirastan erkeklerin yar›s› oran›nda pay almalar›nda (Nisa, 11) oldu¤u gibi. Evlenme bahsine gelince, bu oran 1/4’e dek (erke¤in adil davranmas› kofluluyla) ç›kabilmektedir. (Nisa, 3) Yan›s›ra, kad›n›n evden ç›kmas›, yine Kur’an’a göre pek de istenilen bir durum de¤ildir: “Hem vakar›n›zla evlerinizde durun da, önceki cahiliyet devrinde oldu¤u gibi süslenip ç›kmay›n. Namaz› k›l›n, zekat› verin. (…) Oturun da evlerinizde okunan Allah’›n ayetlerini ve hikmeti an›n.” (Ahzâb, 33-34.)[5] ‹slâm dininin kad›nlara yönelik anlay›fl›n›n temel kayna¤› olmakla birlikte, hadisler, yani Muhammed Peygamber’e atfedilen sözler de belirleyici bir rol oynamaktad›r. “Sahih” (otantik) kabul edilen hadislerde biçimlenen “kad›nl›k kavray›fl›” ise, kocas›n›n izni olmadan evden ç›kamayan, kocas›ndan habersiz mal infak edemeyen, kocas›n›n her nefsi kabard›¤›nda haz›r, itaatkâr[6], uysal, sade, imanl› kad›n tipine iflaret etmektedir. Hâl böyle olunca, “evde oturmalar›” Kur’an ve hadislerle tavsiye edilmesine karfl›n (“Kad›n›n tümü avrettir. Muhakkak kad›n evinden ç›k›nca fleytan onu gözetir. Kad›n›n Allah’a en yak›n oldu¤u vakit, evinin derinli¤ine gömülü oldu¤u vakittir,” diye aktar›yor ‹bn-i Ömer, bir hadisi[7]; ‹bn-i Hibban’›n ‹bn-i Mesud’dan aktard›¤›na göreyse, Muhammed Peygamber, flunlar› söylemifltir: “Kad›n›n Rabbinin cemâline en yak›n bulundu¤u zaman› evinin derinli¤inde bulundu¤u zamand›r. Kad›n›n evinin aç›k bir yerinde namaz k›lmas›, camide namaz k›lmas›ndan daha üstündür. Evin içindeki küçücük odas›nda k›ld›¤› namaz ise evin içinde k›ld›¤›ndan üstündür.”[8]) kad›nlar›n (türbanl› olarak da olsa) kendilerine mahrem olmayan erkeklerin bulundu¤u “kamusal alan”da boy göstermeleri, çal›flma yaflam›na kat›lmalar›, problematik hâle gelmektedir. Süs ve gösterifl ise, yine Kur’an ve hadislerde s›k› s›k›ya men edilenler aras›ndad›r: “Herhangi bir kimse kibir ve gösterifl için bir elbiseyi giyerse, onu ç›karmay›nca Allah (C.C.) ona rahmet gözüyle bakmaz. Ne zaman ç›kar›rsa ancak o zaman rahmetle bakar.” (Ümmü Selame’den)[9] “Ümmetimin en flerlisi, nefis yemekleri yiyen, yemeklerin çeflitlisini tadan, elbiselerin çeflitlisini giyen ve yapmad›klar›n›, avurtlar›n› doldura doldura ba¤›rarak söyleyenlerdir.” (Hz. Fat›me’den) [10] Örnekleri ço¤altmak gereksiz. Gösterdikleri ise, bir hayli aç›k; Kur’an ve hadislere göre kad›n›n salt “tesettürlü” olmas› yeterli de¤ildir; (ibadet amaçl› dahi olsa) evden ç›kmamas› (yani “kamusal alanda boy göstermekten kaç›nmas›), gösteriflten ve lüksten uzak durmas›, kocas›na karfl› boyun e¤ici olmas›, sade, dindar bir hayat sürmesi vb. vb.leri de gerekmektedir. Yükselen “AKP sosyetesi”nin kad›nlar› bu buyruklara ne denli uyuyor? Ya da soruyu bir baflka biçimde soral›m; “türban” bu kad›nlarca ne ölçüde “islam’›n gere¤i” oldu¤u için kullan›l›yor. *** ‹slâm (H›ristiyanl›¤›n tersine) yaflam›n tüm alanlar›na müdahale eden bir dindir; erkekle kad›n aras›ndaki cinsel iliflkinin kaç günde bir olmas› gerekti¤inden, ticaretin nas›l yap›lmas› gerekti¤ine pek çok konu, Kur’an hükümleri ve hadislerle, ayr›nt›lar›yla belirlenmifltir. Bu hükümleri seçerek benimseme, elbette ki mümkündür ama ‹slâm’›n bütüncülü¤üne/kapsa-


y›c›l›¤›na yap›lm›fl bir müdahaledir. Öte yandan, bu türden müdahaleler, hiç kuflku yok ki, gerekli ve ola¤and›r; “günümüz dünyas›”na uyum sa¤laman›n, yani “sekülerleflmenin” bir gere¤idir. Bir baflka deyiflle, “seküler”, yani “dünyevî”dirler. ‹lahî buyruklara de¤il, zaman›n ihtiyaçlar›na uyarlanma gereksinimine dayan›rlar. Öyleyse, “Ben Allah’›n/Peygamber’in buyruklar›na/dinimin teamüllerine uymak için türban tak›yorum” diyen ‹slâmc› bir kad›n, (mahremi olmayan erkeklerle birlikte bulunaca¤›, temas edece¤i) e¤itim kurumlar›na devam ederken, ulafl›m araçlar›na binerken, (kad›nlarla erkekler aras›nda en az›ndan göz temas›n›n olaca¤›) iflyerinde çal›fl›rken ya da beden hatlar›n› sergileyen “haflema”s›yla denize girip günefllenirken veya çarp›c› renklerde, gösteriflli “tesettür” giysileriyle sokaklarda (hatta diskoteklerde) arz-› endam ederken, ayn› solukta, bu hüküm ve teamülleri “ihlâl etmektedir”. Bu “ihlâl”lerin -kimi fazlas›yla içe kapal› tarikat ve cemaatler d›fl›nda- ‹slâmc› kesimler aras›nda giderek daha az sorgulan›r oldu¤unu gözlemlemek mümkün - ve de sevindirici. Ama di¤er koflullar› ihmal ve ihlâl ederek “türban”›n, dinsel gerekçelerle kamusal alana dahil olmas› konusunda sergiledikleri ›srar› samimî bulmak, mümkün de¤il. Evet, “‹slâmc›” kesimin “türban” ›srar›, dinselden çok siyasal gerekçelere dayanmaktad›r. Kemalistlerin de öne sürdü¤ü üzere türban, “siyasal bir simgedir”[11]; Cumhuriyet rejiminin seçkinci dayatmac›l›¤›na, d›fllay›c› otoriterli¤ine, tüm yurttafllar› kendi imgesi do¤rultusunda tek bir kal›ba dökme hevesine karfl›, kendini sisteme dahil etmeye hevesli, palazlanan muhafazakâr taflra burjuvazisinin protestosunun simgesi. Do¤rusunu isterseniz, Cumhurbaflkanl›¤› makam›nda eski bir gerillay›, bir komünisti, “bölücülük”ten yarg›lanm›fl bir Kürt’ü görmeyi ye¤leyen biri olarak beni, Necip Faz›l’›n rahle-i tedrisinden geçmifl, anti-komünist MTTB’lerden yetiflmifl bir Cumhurbaflkan›’n›n kar›s›n›n bafl›n›n aç›k m›, örtülü mü olmas› gerekti¤i üzerine tart›flmalar, hiç mi hiç ilgilendirmiyor…

SAYI

6

NOTLAR 1. Publilius Syrus. 2. I. Kant. 3. Gerçekte geleneksel olarak “bafl örtüsü” olarak tan›mlanan giysi unsurunun “türban” olarak tan›mlanmas›n›, inanmas› güç gelebilir, ama- kurulufl y›llar›nda YÖK’e ve onun kurucusu ‹hsan Do¤ramac›’ya borçluyuz! Üniversitelere baflörtülü ö¤renci sokulmamas› konusundaki –TSK kaynakl›- dayatmalar karfl›s›nda Prof. Do¤ramac›, bir “kurnazl›k” abidesi olarak (ve “modern” oldu¤u sav›yla!) “türban” terimini imal edivermifl ve kad›n ö¤rencilerin bu giysiyle yüksek ö¤renim kurumlar›na girebilece¤ini ihsas eylemiflti. 4. Elmal›l› M. Hamdi Yaz›r, Kur’an-› Kerim Meali,Cuma Pazarlama, ‹stanbul 2006. (Metinde gösterilen tüm ayetler bu Meal’den al›nm›flt›r.) 5. Gerçi an›lan ayetler, Muhammed Peygamber’in efllerine seslenmektedir. Ancak bütün 6 Muhammed Peygamber’in, “E¤er ben, herhangi bir kimseye baflka bir mahlla secde etmesini emretseydim, muhakkak ki, kad›na, kocas›na secde etmesini emredecektim. Böyle bir emri de kocan›n zevcesi boynunda bulunan hakk›n›n büyüklü¤ünden verecektim,” dedi¤i rivayet edilir. (Ali Arslan, Kad›nlara Hitap, Hadis-i fierifler, Arslan Yay›nlar›, 1973, s.193). 7. a.y. s.46. 8. a.y. s.193. 9. a.y. s.185. 10. a.y. s.186. 11. Ancak bu Kemalist “ifflaat” karfl›s›nda sorulmal›: “Ne simge de¤il ki?” Meclis baflkanlar› ve vekillerinin giymek zorunda oldu¤u frak m›? Erkek milletvekilleri ve devlet memurlar›n›n takmak zorunda oldu¤u kravat m›? “Cumhuriyet mi tingleri”ne kat›lan kad›nlar›n bafllar›ndaki flapkalar m›?

27


KADINLAR GREVDE* SAYI 6

26 Eylül 2006 tarihinde Novamed’de çalışan kadınların başlattığı direniş devam ediyor. Bizler de direnişlerinin 1.yılında onların mücadelesini selamlıyor ve onların mücadelesini kendi anlatımlarıyla sizlerle paylaşıyoruz

G

rev çad›r›nda, günde üç vardiya nöbet tutuyorlar. Kulübenin içini s›cak bir yuvaya dönüfltürmüfller: Küçük bir flilte, masa, yaz›l› e¤itim materyalleri. Kad›n eli de¤mifl o belli. Yasal hakk›m›z› kullan›yoruz, sözleflme imzalanana kadar buraday›z, diyorlar. Bizden de onlara sonsuz destek. Genel merkezi Almanya’da olan çokuluslu t›bbi cihaz üreticisi Fresenius Medical Care’ye (FMC) ba¤l› olarak Antalya’da faaliyet gösteren Novamed iflyerinde, toplu ifl sözleflmesi sürecinde, sendikam›z›n gösterdi¤i tüm iyi niyetli çabalara karfl›n anlaflma sa¤lanamay›nca, orada çal›flan arkadafllar›m›z 26 Eylül 2006 tarihinde greve ç›kt›lar. Feryat A¤aç: Ad›m Feryat. Novamed’te befl y›ld›r üretim departman›nda çal›fl›yorum. Hemodiyaliz setlerinin üretimini yap›yoruz. Bir üretim hatt›m›z var, orada 20 kifli oturuyoruz. Herkes ayr› istasyonlarda oturarak üretim hatt›n› devam ettiriyor. Her istasyon farkl› bir materyal katarak üretimin devam›n› sa¤l›yor. 20 kifliden geçtikten sonra bir set ç›k›yor ortaya.

28

Niçin sendikaya üye oldunuz? Sosyal haklar›m›z›n verilmesi için üye olduk. Bizim iflyerinde sadece iflverenin söz hakk› var. Bu gün flu kurala uyacaks›n›z denildi¤inde, o gün mutlaka o


SAYI

k ur ala uyul uyor. Biz ifl sözleflmesiyle gelen kur a ll ara uyar›z. F akat keyfi kurall ara karfl ›y›z. ‹fly erimizde kon u flmak yasak, bu kural›n keyfi old u¤ unu düfl ün üyor, böyle bir yasa olm as›n diy oruz. Sözleflm emiz olsun ist iy oruz. Fres en ius Med ical Care’nin dünya ölç e¤ i nde 12 ifly erinden 11’inde send ika old u¤ unu duyduk, yaln›z bizim ifly er im i zde send ika yok. T av › rl ar› “biz send ik al› olm an ›za karfl› de¤ iliz, ama olm ay›n” biç im i nde. Oysa bu bizim do¤al hakk ›m›z. ‹ns an›z, biz e i nsan gibi davr an›lm as ›n› ist iy oruz. Meryem Y›lmaz: Ben de 6 y›ld›r çal›fl›yorum. Evliyim, bir çocu¤um var. 6 y›ld›r bask› alt›nday›z. ‹flyerinde konuflma hakk›m›z yok, bir arkadaflla samimi olma hakk›m›z yok. Her fley yasak. Biz hakk›m›z olan› istiyoruz.

Sendikan›n ad› duyulduktan sonra baz› haklar elde edilmifl, biraz bahseder misiniz? Evet, eskiden ayn› üretim hatt›nda çal›flanlara do¤um s›ras› konuluyordu. “Sen flu tarihte, sen de bu tarihte do¤um yapacaks›n” diye. Ne zaman do¤um yapaca¤›m›za onlar karar veriyorlard›. fiimdi bu dayatma kalkt›. Nursel Arslantafl: Beflinci senemdeyim, evliyim. Burada çal›fl›rken do¤um yapt›m. Son s›ral› do¤umlardan biriydi. Benden sonra zaten sendika girdi ve s›ral› do¤umu iptal ettiler. ‹ki ay süre veriliyordu, bana ‘çal›flmalara bafllayabilirsin’ dediler. Yapt›n yapt›n! Yapmad›¤›n zaman s›ra baflkas›na ge-

6

çiyordu. Bu süre yüzünden çok tart›flan arkadafllar›m›z oldu. Çünkü baz›lar› tedavi görüyorlard›. Bu süreye uymalar› imkâns›zd›. Ben de arkadafllar›mla birlikte grev çad›r›na gidiyorum. Greve giden arkadafllar›m›zla diyolo¤umuz güzel. Ama eskiden birlikte çal›flt›¤›m›z arkadafllar›n yüzümüze bakmad›klar›n› görmek gerçekten hayal k›r›kl›¤› yarat›yor. Bir erkek çocu¤um var, ona annemle bak›yoruz. Bazen onu da al›p çad›ra gidiyorum. Grev çad›r›nda yün de örüyorum, sohbet de ediyorum. Muazzez Uysal: ‹çerideki atmosferimiz hiç de iyi de¤ildi. Kan seti üretiyoruz, en ufak hatam›z bir insan›n ölümüne neden olabilir. Biz bunun bilincindeyiz. Moralimiz ne kadar iyi olursa, tempomuz o kadar iyi olur. Bana do¤rudan bir bask› uygulanmad›. Ama arkadafllar›ma uygulan›yordu. Onlara uygulanan bask›y› ben kendime uygulanm›fl sayar›m. Çünkü biz birbirimize kenetlenmifl durumday›z. Bizler insanca bir yaflam için greve girdik. Çok da memnunuz. Direnece¤iz ve sonuç alaca¤›z. Zaman› geldi¤inde gidip nöbetlerimizi tutuyoruz, gece gündüz demeden. Sendikaya üye olduk diye bizlere baya¤› kötü davran›yorlard›, son dönemlerde izin istedi¤imde “git sendika halletsin” diyorlard›, kimse bana böyle yaklaflamaz. Bu bizim yasal hakk›m›z, sayg› duymak zorundalar. S›rayla do¤um meselesinde, bafllang›çta “bu her zaman her yerde var” diyorlard›. Biz öyle san›yorduk. Sendika sayesinde okudukça ö¤rendik, hiçbir yerde böyle bir uygulama yokmufl. Do¤rudan do¤ruya bunlar›n kiflisel tutumlar›ym›fl.

29


D aha önce geld i¤ im i zde ark ad a fll ar ›m›z kull an ›l a n kimyasallara de¤inip çocuklar›n›n sa¤l›¤›n› tehdit etti¤ini söylemifllerdi. Var m› öyle bir durum?

SAYI

6

‹çeride kulland›¤›m›z losyonlar gerçekten rahats›z edici. Kulland›¤›m›z ürünlerde de var bunlar. Benim migrenime fena halde dokunuyor. Bunun üzerine flefime “bu koku bana dokunuyor, beni ara üretime verin” dedim. Ara üretime geçirmedi¤i gibi, daha zor olan bir bölüme ald›.

Peki kimyasallarla ilgili bir çal›flma yapm›fllar m›? Güya yapm›fllar ve önlemlerini alm›fllar, ama hiçbir faydas› olmad›. Bir zamanlar maske kullan›yorduk. Onu da yasaklad›lar. Konufluyormufluz ve konuflmam›z maskeden anlafl›lam›yormufl. Ben kokuya dayanamad›¤›m için o maskeyi kullan›yordum. Ama flimdi kesin kullan›lm›yor. Bu konularda bizi hiç anlamad›lar. Ümmühan ‹nci: N ov amed’te 6. y›l›ma gir iy orum. Evliyim, bir o¤lum, bir k›z›m var. Çok zor flartlar alt › nda çal › flt›k. fiahsi hak aret ve her türlü bask ›y› gördük. Kimi ark ad a fll ar ›m ›za, “niye yap am›y o rsun, bec er i ksiz” gibi hak ar e tl e rde bulunurken, baz ›l ar ›n› da ken ara çekip tart a kl ay ab il iy o rdu flefl er imiz. Onlar ist ed i¤i gibi k›z›p ba¤ ›r ab il iy o rl a rd›, biz ise ses ç›kar am ›yorduk. Çünkü hiçbir hakka sahip de¤ i ldik. Çal ›fl a nl ara insan gibi yakl a fls alar üret im imiz de daha güzel olac a kt › . M oral boz u kl u¤u, hata oran ›n› da artt ›r ›yordu. Tuv al ete gid e rken bile yed e kl eyip öyle gid iy o rduk. Son zam a nl a rd a kaç kere tuv al ete gitt i¤ im izi, kaçta gidip kaçta geld i¤ im izi de yaz ›y o rduk. Tuv al et imiz bile k›s›tlanm›flt›.

30

Grevle birlikte yeni bir üretim hatt› aç›lm›fl san›yorum, onu biraz anlat›r m›s›n›z? Evet, beyaz hat aç›ld›. Orada çal›flanlar›n hiçbir uzmanl›¤› yok. Sendikaya üye olmayacaklar›na dair imza atarak girmifller. Çok deneyimsiz olduklar› için ürettikleri setler geri gelmifl duydu¤umuza göre. Ço¤u istifa ederek ayr›ld›. Bizim yapt›¤›m›z ifl kolay bir ifl de¤il. En az›ndan 6 ay ö¤renme süreci gerekiyor. Bir y›l çal›flmam›fl bir arkadafl›m›z› flef yapm›fllar, kendi bilmiyor ki ö¤retsin. Bir becerisi yok, insanlar› e¤itemiyor, hakaret ediyor yaln›zca, o insanlar da istifa edip gidiyorlar tabii ki. Personel sürekli de¤iflince hatalar da çok oluyor. Biz çal›fl›rken son alt›-yedi ayd›r “84-41” diye bir üretimimiz vard›, o hepsinden zor bir üretimdi. Bunu da flimdi deneyimsiz insanlara yapt›r›yorlar. ‹nsan hayat›yla oynan›yor yani. Biz güçlüyüz, el ele verip mücadeleyi sonuna kadar s ü rd ü rmek ist iyoruz. Bir kad›n olarak gurur duy uy orum halimizden. Ben ayr›ca kiflisel olarak da iflverenin büyük

bask›s› alt›nda kald›m. Kenara çektiler, ‘gidemezsin, yapamazs›n’ diye, bu iflyerinde migren hastas› oldum. Bana “senin migrenine hofl görülü davrand›k, girme sendikaya” dediler. Girersem ona göre davranacaklar›n› söylediler, beni tehdit ettiler yani. Neslihan Toprak: Befl y›ldan beri Novamed’te çal›fl›yorum. Önceleri flefimle aram iyiydi, ama sendikaya girdikten sonra tav›rlar› de¤iflti. Kendi grubunda sendikal› personel olsun istemiyor. Benim flahs›ma bir fley yap›lmad›, ama arkadafllar›ma ba¤›r›p ça¤›rmalar›na tan›k oldum. ‹nsan› psikolojik olarak etkiliyor böyle fleyler. Sendikaya üye oldu¤um için asla piflman de¤ilim. Baflka iflyerinde de olsa yine sendikaya üye olurum. Bilinçliyim. Bunun yasal hakk›m›z oldu¤unu biliyorum. Bu iflyerinden hasta oldu¤um için iflten ç›kar›lsam, birilerinin ard›mda olup bana destek olmas› çok iyi. Avukat tutacak kadar zengin de¤ilim. fiimdi art›k rahat›m, arkamda sendika ve arkadafllar›m var. Önceleri sana ne söylense kafan› e¤ip duruyordun. Çünkü söz hakk› onlard a yd›. Siz altta oldu¤ unuz için yap ac a kl ar ›n› yap ›y o rlard›. Sendika girince geri çekildiler. Samime Caner: Ben de üç senedir Novamed’te çal›fl›yorum. Sendikadan önce flefimizle aram›z iyiydi. Üye olduktan sonra “ben iyi bir flefim, herkes istedi¤i gibi sendikaya girebilir” diyor, sonra da çekip “sendikan›n bu kötülükleri var, niye sendikaya üye oluyorsunuz, istifa etsen daha iyi olur” diyordu.

Kötülü¤ü neymifl? “Sizden para kesecekler, e¤itimsizsiniz, anlamazs›n›z” diyordu. Biz de iyi yönlerini s›ralayarak, “biz de size bunlar› bildirelim” dedik. Biz e¤itim ald›k, her fleyi bilinçli bir biçimde yap›yoruz. Bask›lar bizi y›ld›rm›flt›. Arkadafl›m›z hapfl›rd›¤›nda ‘çok yafla’ bile diyemiyorduk. fiimdi biz buraday›z, onlar orada. ‹çeride bulunan arkadafllar halimizi anlar, bize destek olurlar inflallah. Sa¤l›k sorunlar› yaflad›n›z m›? Kulland›¤›m›z solüsyonlar bir kaç defa gözüme kaçt›. Geçenlerde doktora gittim, kist oluflmufl gözümde. fiimdi görme kayb› var. Sendikal› oldu¤umuz için mutluyuz, sonuna kadar da direnece¤iz. Münevver Konuk: ‹smim Münevver. Evliyim, iki çocu¤um var. K›z›m 16 yafl›nda, o¤lum 10 yafl›nda. Çocuklar› kendi hallerine b›rakt›m. Zor flartlarda bask› alt›nda çal›fl›yorduk. Hasta ol-


du¤umuzda da çal›flmak zorundayd›k. Sendikan›n ad› duyulunca biraz daha toleransl› olmaya bafllad›lar. Bu noktada da flunlar› söylüyorlard›: “Biz sizin tüm haklar›n›z› veriyoruz, ne gerek var sendikaya?” Grev karar›n› almam›za onlar neden old ular. Kims enin kat › lm ay ac a¤ ›n› san ›y o rl a rd›, ama biz çok sa¤lam ç›kt›k greve.

Grev çad›r›nda hayat nas›l? Biz kendi aram›zda iyi motive olmufl durumday›z. Ama nöbette bulundu¤umuz s›rada içeride çal›flan arkadafllar›m›z yan›m›za yanaflm›yorlar. Grev çad›r› çok iyi. Konufluyor, sohbet ediyoruz. Çocuklar› birbirine emanet ediyorum. Ço¤u zaman eflim evde oluyor, bir ara gece vardiyas›ndayd›, çocuklar yaln›z kald›lar. fiu anda gündüz çal›fl›yor, biraz rahatlad›m. Bafllad›k, sonunu getirece¤iz... Y›lmak yok! Hafize Uysal: Befl y›l ›m› bit i rdim, alt›nc› y›l ›ma girdim. Bir o¤lum var, o alt› ayl›kken bafll am › flt›m ifle. fiimdi alt› yafl › nda, okula bafll ad› ve annem bak ›yor. ‹lk gird i¤ imiz zam a nlar inan › lmaz bask› vard›. Çok elveriflsiz kofl u ll a rda çal ›fl›yorduk. Bizim müc ad el emiz grevden önce bafll am › flt›. Send ik aya girmeden önce çal › flma flartl ar ›m ›z›n ins an il e flt ir i lm esi, ücr e tl er im izin artt ›r › lm as› için kon u flm u fltuk, bizi dinl em ed il e r . ‹tiraz edince yem e¤ im izi kest iler, po¤ aça ile simit verd il e r . Sonra çorba ile sal at aya dönd üler. Send ik an›n gir ec e¤ in i anl ay › nca, dört tür yemek ç›k a rm aya bafll ad ›lar. Ama biz olay›n fark › nd ay›z. Önc el eri çocuk par as› da verm iy o rlard›, biz send ik aya üye olunca flimdi 20’fler Euro çocuk par as › verm eye bafll ad ›lar. Önc eden emz i rme izni yoktu, flimdi o da var. Biz bu hakl ar›n hiçb ir i nden yar a rl an am ad›k. Ham ile ark ad a fll ar ›m›z gece vard iy as › nda çal ›fl ›y o rl a rd›. Oysa bu kan unen yas a km›fl. fiimdi içer ide bul unan ark ad a fll ar ›m › z çal›flm›y o rlar. Yeni gir e nler ‘bur as ›n›n flartl ar› iyi’ diyorlar. Fakat bizim direnm emiz net ic es i nde kaz a nd ›lar o hakk›. ‹flyeri ne zaman sözl e flme imz al a rsa, biz o zam ana kad a r grevdeyiz. Nuran Tüzün: Ben de ark ad afl›m gibi befl y›ld›r bu ifly er i nde çal ›fl ›y orum. Bir k›z›m var, iki yafl › nda. O da s›r al› olan do¤ u ml a rdan bir i ydi. Bana iki ay süre verd iler. “Bu süre içinde hamile kalmak zorundas›n, yoksa s›ran baflk as ›na geçer” ded iler. Neyse ki oldu. Yoksa tekrar s›ra gel i nc eye kadar bekl ey ec e ktim. Ben de çocuk ist iy o rdum, ama iki ayl›k sür e zarf›nda nas›l olac a kt› onu da bil em iy o rdum. Emz i rme izni k u ll an am ad›m. Bizi “eviniz uzak” diyerek yoll am ad ›lar. ‹ki ayl › kken emz i rm eyi kestim. Emz ir em edim diye hâlâ suçl uluk duy ar›m. Send ik an›n laf› geld i kten sonra bir emz i rme o d as› aç›ld›.

Özlem Ar›n: Ben çal›flmaya 2001 fiubat ay›nda bafllad›m. 2001’de hamile kald›m, bebe¤imi düflürdüm. Daha sonra 2004’te s›ra geldi, bu bebe¤im de rahats›z do¤du. Bir ayl›kken böbre¤inden ameliyat oldu. Böbrek kanallar› t›kal›ym›fl. Araflt›rma yapmad›m, ama çal›flma flartlar›ndan olabilir diye kuflku içinde oldum hep. Ayn› dönemde bir baflka arkadafl›m›n çocu¤u da damaks›z do¤du. Kullan›lan kimyasallar konusunda ciddi bir araflt›rma yapmak gerekiyor. Grev nöbetinde genelde gececili¤i seçiyorum. Eflim akflamlar› evde oluyor. Ben gündüzleri bak›yorum çocu¤a, eflim gece bak›yor. Bazen çocu¤u da getiriyorum.

SAYI

6

S›d›ka Demirel: Alt› y›ld›r Novamed’te çal›fl›yorum. Evliyim, iki o¤lum var. Birinin hamilelik dönemini iflyerinde geçirdim. ‹kinci o¤lum için s›raya girerek do¤um yapt›m. fiimdi on ayl›k. Di¤er o¤lum ilkokula gidiyor. Daha sonra s›ra ifli kald›r›ld› zaten. Ben s›ra bekledim ama. ‹ki ay› bir gün geçirmek yok. E¤er di¤er arkadafl sana, “hadi bir ay daha sen kullan” diye tolerans tan›rsa, devam edebiliyorsunuz. ‹lk girdi¤imiz s›rada hiç do¤uram›yorduk, yasakt›. Daha sonra s›raya koydular, sendika laf› duyulunca da s›ra meselesini kald›rd›lar.

Çocuklara kim bak›yor? Çocuklar› kay›nvalideme ve eflime b›rak›yorum. Fabrikada çekti¤im s›k›nt›lar› eflime anlat›rd›m. Eflim “o zaman çal›flma” dedi¤inde, ona da karfl› ç›kard›m, ‘niye çal›flmayay›m’ diye. Çünkü çal›flmak istiyordum, çal›flt›¤›mda kendimi daha iyi hissediyordum. Bugüne kadar geldik iflte. Eflim beni destekliyor. Sonuna kadar buraday›z. Duduhan Karakaya: 22 yafl›nday›m. Evliyim, bir o¤lum var. Çocu¤uma annem bak ›yor. Nov amed-te üç y›ld›r çal ›fl ›y orum. Bur aya bizi ziyarete gelen çok insan var, onlardan da destek alarak bafl›m›z dik, ayakta duruyoruz. Kar›ncaya, “Bu topal baca¤›nla nereye gidiyorsun?” diye sormufllar, “Sevgilime gidiyorum.” diye cevap vermifl. “Ama bu bacakla nas›l varacaks›n?” demifller, “Olsun, varamasam da sevgilimin yolunda ölürüm.” demifl. Filozofun biri yolda fenerle geziyormufl. “Bu s›cakta fenerle ne ar›yorsun?” demifller, “Adam gibi adam ar›yorum.” diye cevap vermifl. Biz de hakk›m›z› ar›yoruz. Y›lmadan mücadelemize devam edece¤iz. *Petrol-‹fl Dergisi’nden al›nm›flt›r.

31


“Tanrılar”ın armağanı SAYI 6

PANDORA Mitolojide bu asi tanr›ça ritüeline karfl›n, ölümlü bir varl›k olarak kad›n›n ilk “yarat›l›fl” efsanelerini bilmek, bu efsanelerin bugün hemen hemen her co€rafyada halk inan›fl ve kültürlerine nas›l etkide bulundu€unu anlayabilmek için önemli bir veridir. Çünkü efsanelerle birlikte halklar›n bilincine yerleflen “inanç” olgusu insanlar› binlerce y›ld›r kendi döngüsünün içinde oyalam›flt›r.

“Hephaistos Zeus’un buyru¤uyla k›zo¤lan k›z bir varl›k yaratt›…” Hesiodos* arih kitaplar›nda ve birçok kaynakta, art›k kad›nla simgeleflen tek kolu olmayan anatanr›ça heykeli, belki masallardaki gibi de¤il; ama kolay düflen, yara bere içinde aya¤a kalkan ve bugün s›zlayan yaralar›na ald›rmadan, bir an olsun “Ah” demeden fliddete maruz kalan kad›n›n asili¤inin simgesidir ayn› zamanda. Mitolojide bu asi tanr›ça ritüeline karfl›n, ölümlü bir varl›k olarak kad›n›n ilk “yarat›l›fl” efsanelerini bilmek, bu efsanelerin bugün hemen hemen her co¤rafyada halk inan›fl ve kültürlerine nas›l etkide bulundu¤unu anlayabilmek için önemli bir veridir. Çünkü efsanelerle birlikte halklar›n bilincine yerleflen “inanç” olgusu insanlar› binlerce y›ld›r kendi döngüsünün içinde oyalam›flt›r. Bu döngü insanlar›n yöntemlerini, yapacaklar› iflleri, ezen ya da ezilen olmalar›n›, hatta güzel çirkin görünmelerini, daha önce al›nlar›na yaz›lm›fl “yaz›lar›” belirlemektedir. Bu nedenle insan, kendisi d›fl›ndaki etkilerin belirlemecili¤i d›fl›na ç›kamam›flt›r. ‹nsan, yazg›ya

T

32


inan›fl›n› masallar›nda, eylemlerinde, inançlar›nda çok s›k dile getirmifl ve kendi söyleminin etkisi alt›nda kalm›flt›r. Binlerce y›ldan beri insanl›k “tanr› ve tanr›çalar”ca al›nlar›na yaz›lan yaz›ya inanm›fllard›r. Bu her co¤rafyada farkl› etki ve belirlemecilikle halklar›n bilincinde yer etmifltir. Kad›na bak›fl ve anlay›fllar da, bu paralellikte, kad›n-erkek ikilemi içerisinde flekillenegelmifltir. Kad›n›n ilk ortaya ç›k›fl› ise eski Yunan mitolojisiyle bafllar. Eski Yunan’da bütün kötülüklerin kayna¤› olarak gösterilen ilk kad›n mitosu büyük bir ihtimal ile Ortado ¤ulu halklar›n dini inan›fllar›na da etki de bulunmufltur ve bugünkü inan›fllar›n ortaya ç›k›fl›na kaynakl›k etmifltir. Özellikle de Musevili¤e. Musevi inanc›na göre; Tevrat’›n Tekvin bölümünde, Adem’in kaburga kemi¤inden yarat›lan Havva’dan önce, yarat›l›fl›n alt›nc› gününde, topraktan Adem ile birlikte bir de kad›n yarat›ld›¤› yaz›l›d›r. Musevilerin bir di¤er kutsal kitab› olan Talmud’a göre, ad› Lilith olan bu kad›n, kendini Adem ile eflit görüp onun sözünü dinlemedi¤i için Tanr› taraf›ndan kötü bir cine çevrilmifltir. Nispeten daha eski kültür geleneklerine sahip olan Asurlular›n da Lilitu ad›yla an›lan bir f›rt›na fleytan›n›n varl›¤›na inand›klar› dikkate al›nd›¤›nda, kad›n konusundaki mitsel betimlemelerin kayna¤›na inmek ve her toplumsal formasyonda var oldu¤u bilinen kad›n anlay›fl› konusunda, toplumlar›n bugününe etki etti¤ine inand›¤›m›z mitsel efsanelere bakmak ve yorumlamak gerekti¤i inanc›nday›z. Buna ba¤l› olarak ise mitolojide kad›nla ilgili ilk olumsuz anlat›lar Pandora’n›n “yarad›l›fl” efsanesiyle karfl›m›za ç›kar. Bilindi¤i gibi, Prometheus, tanr›lar›n yaflad›¤› Olympos Da¤›’ndan, sadece tanr›lar›n tekelinde bulunan atefli çalarak insanlara götürür. Bir ölümlü taraf›ndan aldat›lmak ve atefli insanlara kapt›rmak tanr›lar›n pek hofluna gitmez. Bunun üzerine tanr›lar›n tanr›s› Zeus, Prometheus’u amans›z bir cezaya çarpt›r›r. Onu Kafkas Da¤lar›’na zincirleterek ci¤erini her gün bir kartala yedirtir. Fakat ak›ll› Prometheus bu iflkenceden kurtulmay› baflar›r. Prometheus insanlar aras›ndaki yaflam›na devam eder; fakat yine de Zeus’un ona bir kötülük yapabilece¤ini de bilir. Bu yüzden kardefli Epimetheus’ u “Sak›n Tanr›lardan hediye kabul etme” diye uyar›r. Di¤er yandan Zeus’un kini, öfkesi geçmemifltir ve insanlar› cezaland›rmak için ilk plan›n› yapar. Prometheus’un tanr›lardan çal›p getirdi¤i atefli kabul edip ald›klar› için insanlar› “cezaland›rmak” amac›yla ilk kad›n› “yaratmak” için ifle koyulur. O¤lu demirci ustas› Hephaistos’a kad›n› yaratmas›n› söyler. Hephaistos babas›n›n iste¤i üzerine topra¤› su ile yo¤urarak flafl›rt›c› güzellikte bir kad›n ortaya ç›kar›r. Bu kad›n› yani Pandora’y› Olympos’taki tanr›çalar›n en güzeli, kar›s› Aprodithe’nin vücudunu model alarak yapar. Kalbine de bir k›v›lc›m koyarak canlanma-

s›n› sa¤lar ( Bugün kutsal inan›fllarda yer alan Adem’in yarad›l›fl efsanesinin bu mitsel betimlemelerden etkilenilerek ortaya ç›km›fl olabilece¤ini belirtmekte fayda var). Pandora’y› süslemek için bütün tanr›lar ve tanr›çalar yard›m eder. Hepsi kendisinden bir fley arma¤an eder ve ona “bütün arma¤an” veya “tanr›lar›n arma¤an›” anlam›na gelen Pandora ismini verirler. Athena ona güzel bir kemer ve süslü elbiseler verir. Aphrodite bafl›na güzellikler saçar. Apollon bilgeli¤i verir. Hermes Pandora’n›n kalbine, h›yanet ve aldat›c› sözler yerlefltirir. Zeus da ona, içini binbir felaketle doldurdu¤u esrarl› bir kutu arma¤an eder. Pandora’ya bu kutuyu açmamas›n› ve saklamas›n› s›k› s›k›ya ö¤ütler. Ne de olsa Zeus’un kurnazl›kla Pandora’n›n akl›na yerlefltirdi¤i “merak” ona kutuyu açt›racakt›. Tüm bu olanlardan sonra Pandora’y› Prometheus’un kardefli Epimetheus’a arma¤an olarak gönderirler. Prometheus kardefline Zeus’tan hiçbir flekilde hediye kabul etmemesini tembih etti¤i halde “önceden göremeyen” ( Prometheus’un anlam› her fleyi önceden gören bilen oldu¤u gibi Epimetheus da geriden gelen, önceden göremeyen anlam›na gelir) Epimetheus, flafl›las› güzellikteki arma¤ana kap›s›n› açar. Di¤er yandan Pandora’n›n içine yerlefltirilen merak ona kutuyu açt›r›r. Pandora’n›n kutusunun aç›lmas›yla birlikte tüm hastal›klar, keder, ac›, k›skançl›k, flehvet ve kötülükler dünyaya yay›l›r. Hatas›n› anlayan Pandora kutuyu kapatt›¤›nda her fley için geç kalm›flt›r ve sadece “umut” kutunun içinde kapal› kal›r ( Kimi kaynaklarda bugün halk aras›nda s›kça kullan›lan “Açt›rma kutuyu, söyletme kötüyü” deyiminin bu inan›fltan yola ç›k›larak ortaya ç›kt›¤› anlat›l›r). Yunan mitolojisinde kad›n›n yeryüzüne gelifli ve insan toplulu¤una kat›l›fl›, o güne dek sözde mutlu yaflayan ve salt erkek cinsten oluflan insan soyuna kötülük getirdi¤i fleklinde böyle betimlenir. Örne¤in flair Hesiodos’un bu efsaneyi fliirlerinde büyük bir zevkle anlat›yor oluflu, kuflkusuz ataerkil kültürün yerleflti¤i o dönemin koflullar›yla yak›ndan iliflkilidir. O dönemlerin ilk yaz›l› ürünlerini verenler de Homeros olsun, Hesiodos olsun kad›na hep bir düflmanl›kla yaklaflm›fllard›r. Örne¤in Homeros’un ‹lyada Destan›’nda anlatt›¤› tüm olaylar gene bir kad›n›n bafl›n›n alt›ndan ç›kar›l›r. Yunanl›lar ve Troyal›lar güzel Helen yüzünden savafl›rlar. Odysseus’un da dönüfl yolunda kad›nlar yüzünden bafl›na gelmedik kalmaz. Antik dönemin yazarlar› aras›nda kad›na ilk olumlu bak›fl ise tragedya flairi Euripides’ten gelir. Anlat›lan mitsel panteondan da anlafl›laca¤› gibi kad›n cinsinin mitolojik anlat›lar aras›nda yaln›zca insan soyu içerisinde kötü gösterildi¤ine tan›k oluyoruz. Çünkü mitolojide “kutsall›k” ve “inanç” söz konusu oldu¤unda kad›n cinsinin erkek cinsinden iyi ya da kötü, farkl› k›l›nmad›¤›n› görüyoruz. Bu inan›fllar›, efsaneleri yaratan in-

SAYI

6

33


SAYI

6

sano¤lu; do¤al olarak kendi düflüncesini ak›tm›flt›r binlerce y›ld›r hikâyelerine, efsanelerine. Demek ki insan “zekas›”, “akl›” da her fleyin bilicisi, bul uc usu olamam›flt›r. “Güdü” ve “inanç” ikilisi, hep akl›n önünde yürümüfllerdir. Bu nedenlerle de ça¤lar b oy u nca ins a nlar, inanç den iz i nde yüzmüfllerdir. Bugün hala eski dünyan›n ins a nl ar › yla bug ünün ins a nl ar› aras›nda inanç yönünden önemli bir ayr›m yoktur. Do¤al olarak da eski Sümer, M›s›r ve Yunan mitolojilerinde kad›n konusunda anlat›lan efsaneler birbiriyle benzerdir. Bugünün toplumlar›nda bu nedenle kad›n ve bir bütün olarak insana iliflkin inan›fllar›n mitolojiden etkilenen bir yönünün oldu¤unu ak›ldan ç›karmamak gerekir.

Mitolojideki inanç yazg›s›na göre kad›n; tanr ›l ar›n al›nl ar ›na yazd › kl ar › “kara yazg›”yla insanl›¤›n bafl›na bela olarak görülür. Oysaki bugün halk aras›nda yayg›n olan –özellikle kad›n›n üzerindeki bask›lara boyun e¤mesi gerekti¤i anlay›fl›n› meflrulaflt›ranyazg› denilen kuru inanç kiflinin “yürüyüfl çizgisi”dir. Bilinçsiz ve akl›n› kullanamayan her insan kuflkucudur. Kuflkuculuk insan› ya “inançlar›n” bar›nd›¤› karanl›k bir kuy unun dib ine göt ürür ya da maddesel aç›l›m›n yaflam buldu¤u ve özlemini duydu¤umuz dünyan›n kap›lar›n› aralar. ‹flte bireyin yürüyüfl çizgisini belirleyen de bu kuflkuculu¤un yönüdür. ‹nsanl›¤›n en a¤›r sorunlar›n› iki kez daha a¤›rlaflm›fl halleriyle

A 34

omuzlayan kad›nlar›n yürüyüfl çizgisi de “alt›n ça¤”a damgalar›n› vuran analar›n›n flimdi art›k bütün insanl›¤›n özlemi haline gelen s›n›fs›z ve sömürüsüz toplum düflüne yürümektir. * Hesiodos: M.Ö 8. yüzy›lda yaflad›¤› kabul edilen bir flair. Kaynaklar: -Evrensel Kültür -Mitoloji Sözlü¤ü, Fernand Comte Zed Yay›nlar› -www.uted.org

nlatılan mitsel panteondan da anlaşılacağı gibi kadın cinsinin mitolojik anlatılar arasında yalnızca insan soyu içerisinde kötü gösterildiğine tanık oluyoruz. Çünkü mitolojide “kutsallık” ve “inanç” söz konusu olduğunda kadın cinsinin erkek cinsinden iyi ya da kötü, farklı kılınmadığını görüyoruz. Bu inanışları, efsaneleri yaratan insanoğlu; doğal olarak kendi düşüncesini akıtmıştır binlerce yıldır hikâyelerine, efsanelerine...


Geçen say›m›zda Avrupa Demokratik Kad›n Hareketi’nin 2-3 Haziran 2007 Tarihlerinde gerçeklefltirmifl oldu¤u “Emperyalist Sald›rganl›k ve Kad›n›n Özgürleflmesi” Kurultay›’n›n üç gündem bafll›¤› ile sunulan konulardan birincisini yay›nlam›flt›k. Bu say›m›zda da 2. Gündem bafll›¤› “Kad›n Mücadelesinin Ç›k›fl› ve Biçimleri” konusunu sizlerle paylafl›yoruz…

SAYI 6

Kad›n mücadelesinin ç›k›fl› ve biçimleri “E¤er birinin di¤erine secde etmesini emretseydim, muhakkak ki kad›nlara kocala r›na secde etmelerini emrederdim” Muhammed Peygamber “Kad›n bizim mal›m›zd›r, biz onun de¤il; çünkü o bir çocuk verir erkek ona de¤il. Na s›l ki bir meyve a¤ac› bahç›van›n mal›ysa, o da erke¤in mal›d›r” 1.Napolyon

18.yüzy›l›n ikinci yar›s›nda ‘özgürlük’ kavram› tart›fl›l›rken bireyin özgürlü€ünün yan›nda kendisine ite kaka yer açarak durumunu tart›flt›ran ‘kad›n›n özgürlü€ü’ konusunu görürüz. Elbette daha önce de düflünürler, filozoflar ‘özgürlük’ kavram› üzerine tart›flm›fl, daha iyisinin aray›fl› içerisinde olmufllard›.

Kad ›n›n ilk müc ad elesi, kend is inin “insan” olarak kabul edilmedi¤i anl ay ›fla karfl› olm u fltur. Özell i kle tek tanr ›l› dinl e rde “ilk günah” olg us unun varl ›¤› ve bu günah›n s or u ml ul u¤ unun Havva`ya yükl e nm esi, kad ›n›n sosyal yafl ama dahil edilmeyip dört d uvar aras ›na haps ed i lm es inin temel ned e nl er i nden bir ini oluflt u rm a kt a yd›. Buna karfl› 14. yüzy › lda bat ›dan Chiristine de Pisan “Hiçbir günah kad ›n › nki kadar büyük de¤ildir diy o rlar, ama, kad › nlar adam öld ürüp kentl eri yak›p y›km a zlar, halk› ezmezler, t o prak ya¤m al am a zlar….Evet Havva günah ifll emifl ama Adem de ondan geri say › lm a zd›” diye ses ini yüks e lt i rken, bir yüzy›l sonra do¤ udan Mihri Hatun “Kad › nlar eksik ak›ll› olur derler, bundan dol ay› onl ar›n söz ünü dikk ate almamak ger ekir derl e r … O ysa ki bec er i kli kad›n bec er i ksiz erk e kten iyidir, zihni aç›k kad›n anl ay › fls›z erkekten iyidir” sözl er i yle erk e kl erin düny as › nda kad ›na yer açm aya çal ›fl ›y o rdu. 18.yüzy›l›n ikinci yar›s›nda ‘özgürlük’ kavram› tart›fl›l›rken bireyin özgürlü¤ünün yan›nda kendisine ite kaka yer açarak durumunu tart›flt›ran ‘kad›n›n özgürlü¤ü’ konusunu görürüz. Elbette daha önce de düflünürler, filozoflar ‘özgürlük’ kavram› üzerine tart›flm›fl, daha iyisinin aray›fl› içerisinde olmufllard›. Ama kad›n›n bu tart›flman›n öznesi olabilmesi, kapitalizmin geliflme aflamas›nda mümkün olabilmifltir. Öncesinde toplumda kad›n›n statüsü, bir birey olarak kad›n, neredeyse hiç tart›flma konusu olmad›. ‹nsanl›k tarihinde inançlar, tap›nma biçimleri, tanr›lar de¤iflti. Yönetim biçimleri, yaflam tarzlar›, ekonomik iliflkiler de¤iflti. ‹ki aya¤›n›n üzerinde do¤rulan insan, aflama aflama ilerlerken, klasik anlat›mla efendiden beye egemenlik biçimleri, köleden serfe ezilme biçimleri de¤iflirken kad›n›n toplumdaki pozisyonu çok büyük bir de¤iflime u¤ramad›. ‹flte bu nedenle 1789’da “eflitlik, özgürlük, kardefllik” slogan›yla iktidar kavgas›na soyunan burjuvazi, eflitlik, özgürlük ve kardeflli kten en

35


SAYI

6

36

çok mahrum edilen topl umun yar ›s ›n›n, yani kad › nl ar›n dest e¤ ini alabilmifltir. Burjuv az inin feo d al i zme karfl› ikt idar sav afl › nda kad › n , bar ik a tl a rda, sok a kl a rda, meyd a nl a rda tüm varl ›¤ › yla ‘ins an›m’ diye hayk › rm › flt›r. Lakin ikt id ar› ele geç iren burjuv azi de kad ›na yafl am›n tüm alan › nda hakk e tt i¤i eflitli¤i verm emek için dir e nmifl ve hala da dir e nm eye devam etm e kte.. “Eski zamanlarda, erkek cinsinin ço¤unlu¤u kad›nlar›n tümü gibi köle idi.....Zamanla yavafl yavafl, toplumdaki genel ilerlemenin de yard›m›yla erkeklerin köleli¤i hiç de¤ilse H›ristiyan Avrupa’n›n tüm ülkelerinde büyük çapta son buldu. Kad›nlar›n köleli¤i ise, giderek daha ›l›ml› bir ba¤›ml›l›k biçimine dönüfltü. Bugün varolan biçimiyle bu ba¤›ml›l›k,(…….) aflamal› biçimde de¤iflmifl ve yumuflam›fl olsa da, hala sürmekte olan ilkel kölelik halidir. Bu kölelik vahfli kökeninin izlerini hala tafl›maktad›r”. John S M›ll (Özgürlük Üstüne/ Kad›nlar›n Kölelefltirilifli-1861) Kapitalizmin en ilerici döneminde bile kad›n, e¤itim hakk›n›, seçme ve seçilebilme yani siyasette temsiliyet hakk›n›, çal›flma koflullar›n›n erkeklerinkiyle ayn› olmas›n› kazanabilmek için dün birlikte savaflt›¤› burjuvaziyle karfl› karfl›ya gelmek zorunda kalm›flt›r. Ne ac›d›r ki, 1861’de çiçe¤i burnunda burjuvazinin liberal ideologlar›ndan M›ll’in yukar›daki al›nt›s› özü itibariyle bugün hala geçerlili¤ini sürdürmektedir. Kapitalizmin, emperyalist aflamaya çoktan ulaflt›¤›, en ufak bir ilerici özelli¤i kalmad›¤›, tüm dünya halklar›n›n ve do¤al olarak kad›nlar›n neo-liberal politikalar alt›nda ve emperyalist sald›rganl›kla kuflat›ld›¤› günümüzde, kad›n›n özgürleflme sorunu, bunun için yürütülen mücadelenin aflamalar› ve biçimlerinin tekrar tekrar tart›fl›lmas› kaç›n›lmazd›r. Konumuzun bafl›na dönersek kad›n›n politik arenada kendi taleplerini kendi örgütlülükleri arac›l›¤›yla dile getirdi¤i dönem Frans›z Devrimi’dir. Devrim toplumu derinden sarsan bir etki yaratt› ve beraberinde “Kad›nlar›n Kurtuluflu” talebini de getirdi. 1789 Ekim ay› için “Kad›nlar›n Günleri” denilmifltir. Devrimin hemen ard›ndan artarda kad›n örgütleri kuruldu. Ancak devrimin üzerinden daha on y›l geçmeden, 24 May›s 1795’te ç›kar›lan bir kararnameyle kad›nlar›n soka¤a ç›kmas› yasaklanm›fl, beflten çok kad›n bir araya geldi¤inde tutuklanaca¤› aç›klanm›flt›r. Burada özellikle belirtilmesi gereken bir nokta da, devrimci kad›nlara yönelik sald›r›lar›n, özellikle tüccar kad›nlar›n “Cumhuriyetin Devrimci Kad›nlar› Derne¤i”ni basmas›n›n ard›ndan gerçekleflmifl olmas›d›r. Tüccar kad›nlar ait olduklar› s›n›f›n ç›karlar›na uygun davranm›fllard›r. 1789 Burjuva Devrimi döneminde de kad›nlar bulunduklar› s›n›f ve tabakalara göre farkl› taleplerle ayakland›lar. Örne¤in, Jiroden yani ayr›cal›kl›, mülk sahibi ailelerden gelen “ayd›n” kad›nlar, kad›nlar›n da mülk sahibi olmas› talebiyle devrime kat›l›rken, plebyen, yar› proleter Senkülot kad›nlar› “kutsal mülkiyet” hakk›na karfl› ç›k›yor, zengin yoksul ayr›m› olmayan bir dünya istiyorlard›. Çünkü kendileri gibi kocalar›, babalar› da mülksüzdü ve ayaklanmalar›n›n ilk talebi “ekmek” ti… Frans›z Devrimi ile ayn› y›llarda Avrupa’n›n di¤er ülkelerinde kad›n›n e¤itim hakk› üzerinden kad›n haklar› tart›fl›lmaya bafllanm›flt›r. Bu dönem ortaya ç›kan kad›n hareketlerinin ortak noktas›

BEN BİR KADINIM Kavrulur flu kanl› gözlerimde günler Akflamdan bir sanc›yla Koklanm›fl bir gül gibi hayallerim ayak alt›nda Yol vermez yol vermez a€lamaya gururum Y›llar›n aynas›nda Horlanm›fl vücudumda memelerim derin ac›da Ben bir kad›n›m ben bir insan Tafl›r›m karn›mda paramparça can Bir yan›mda cevahir, bir yan›mda kan Bir yan›m fliir destan, bir yan›m kirli fistan Bir yan›m güller açm›fl, bir yan›m viran Savrulur flu tozlu saçlar›mda rüzgar Ç›ld›rtan bir h›fl›mla Saklanm›fl bir s›r gibi, fliirleri atefl hatt›nda Dayanmaz dayanmaz bu bask›ya yürürüm Sabr›m›n bir an›nda Elimin hamuruyla çeker giderim Can›m burnumda Ben bir kad›n›m ben bir insan Tafl›r›m karn›mda paramparça can Bir yan›mda cevahir, bir yan›mda kan Bir yan›m fliir destan, bir yan›m kirli fistan Bir yan›m güller açm›fl, bir yan›m viran


Kadının politik arenada kendi taleplerini kendi örgütlülükleri aracılığıyla dile getirdiği dönem Fransız Devrimi’dir. Devrim toplumu derinden sarsan bir etki yarattı ve beraberinde “Kadınların Kurtuluşu” talebini de getirdi. 1789 Ekim ayı için “Kadınların Günleri” denilmiştir. Devrimin hemen ardından artarda kadın örgütleri kuruldu. Ancak devrimin üzerinden daha on yıl geçmeden, 24 Mayıs 1795’te çıkarılan bir kararnameyle kadınların sokağa çıkması yasaklanmış, beşten çok kadın bir araya geldiğinde tutuklanacağı açıklanmıştır. Burada özellikle belirtilmesi gereken bir noktada, devrimci kadınlara yönelik saldırıların, özellikle tüccar kadınların “Cumhuriyetin Devrimci Kadınları Derneği”ni basmasının ardından gerçekleşmiş olmasıdır. Tüccar kadınlar ait oldukları sınıfın çıkarlarına uygun davranmışlardır. 1789 Burjuva Devrimi döneminde de kadınlar bulundukları sınıf ve tabakalara göre farklı taleplerle ayaklandılar

mücadelenin e¤itim, mülkiyet edinebilme ve oy hakk›na sahip olma noktas›nda odaklanmas›d›r. 19.yüzy›l›n bafllar›nda kad›n›n kendi haklar› ve insanl›¤›n kurtuluflu mücadelesinde yeni bir dönem bafllam›flt›r. 1844’de Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, 1848’de Marks ve Engels Komünist Manifesto’yu yay›nlam›flt›r. Bunu takip eden süreçte kad›n sorununda iki yaklafl›m›n a¤›r bast›¤›n›, dönem dönem çat›flt›¤›n› görürüz.

SAYI

6

Bu ak›mlardan biri kad›nla erkek aras›ndaki çeliflkiyi uzlaflmaz gören, iktidar›n sadece ataerkil ‘eril’ niteli¤ini öne ç›karan ve bu erkek iktidara karfl› mücadele eden feminizm(ler)dir. Burjuva demokratik devrimleri döneminde feminizm, kad›n›n özgürlü¤ü mücadelesinde önemli bir rol üstlenmifl ve önemli kazan›mlar elde etmifltir. Ancak kad›n›n mücadelesinin s›n›f, tabaka fark› gözetilmeksizin erke¤e karfl› verilen bir mücadele oldu¤u anlay›fl›yla hareket eden ve kad›n erkek aras›ndaki çeliflkiyi s›n›flar üstü, uzlaflmaz bir çeliflki olarak ele alan feminist anlay›fl›n soruna bak›fl aç›s› anti bilimsel ve ilkeldir. Feminist ak›m belli süreçlerde di¤er toplumsal hareketlerle iletiflim halinde bulunup, sol muhalif cephede yer alsa da, gerek kad›n sorunu noktas›nda çözüm projeleri tart›fl›l›rken gerekse de s›n›f ve tabaka fark› gözetmeksizin kad›n sorununa yaklaflt›¤› için (örne¤in günümüzde sadece kad›n oldu¤u için Merkel`i destekleyen baz› Alman feministlerinin yaklafl›m›nda oldu¤u gibi) yürüttükleri mücadeleyle en az›ndan bat›da belli haklar›n kazan›m›nda önemli etki yaratm›fl ve baflar› kazanm›flsa da nihai çözümden uzakt›r. Daha do¤rusu tutarl› bir çözüm projesi yoktur. Geldi¤i nokta itibariyle bakt›¤›m›zda Avrupa`da feminist hareketin genel kad›n kitlesinden kopup marjinalleflti¤i, çevreci vs harekete eklemlendi¤i ya da akademik çal›flmalar ötesine geçemedi¤i görülmektedir. Kad›n-erkek aras›ndaki çeliflkinin çözülebilir bir çeliflki oldu¤u temelinden hareket eden ve kad›n›n özgürleflmesi konusunda çözüm projesini toplumun yani ezilen s›n›f ve halklar›n kurtuluflundan ba¤›ms›z olmad›¤› perspektifiyle hareket eden di¤er mücadele yöntemi ise bizim yani ADKH`nin de kendi mücadelesini üzerinde yükseltti¤i mücadele anlay›fl›d›r. ”DKH ilkel iktidar h›rs›n› politik perspektifle donatmak ve yeni bir ç›k›fl yapmak zorunda… Bu kad›n›n kendisi için kad›n olup, kad›nlar›n kurtuluflunun öncü gücü olarak erke¤i de özgürlefltirme sürecidir. Bu kad›n ile erke¤in iliflkisinde bir devrim sürecidir.” Kad›n ve erkek aras›nda temeli ataerkine dayanan bir eflitsizlik söz konusu. Özel mülkiyeti tasfiye etmeyen her sistemde de bu eflitsizlik biz kad›nlar›n aleyhine, bazen çok kaba biçimlerde bazense inceltilmifl yöntemlerle sürmektedir. Özcesi, kad›n›n özgürleflme mücadelesi hedefine, kendisini kölelefltiren tüm mevcut araçlar›n kayna¤›n›, yani özel mülkiyet sistemini; onun kültürünü, yaflam tarz›n›, ideolojisini yerlefltirmezse kaybetmeye mahkumdur. Biz inan›yoruz ki; mücadelemizin hedefine eflitsizli¤i ve onun as›l kayna¤›n›, yani ataerkilli¤i kendi sömürüsünün payandas› olarak kullanan emperyalist-kapitalist sistemi yerlefltirdi¤imizde (ama elbetteki sorunlar›m›z›n çözümünü devrime ertelemeden) özgürlü¤ümüzü kazanaca¤›z.

Avrupa Demokratik Kad›n Hareketi

37


SAYI 6

SAĞLIK

D

OĞUM YÖNTEMLERİ

Önceki sayımızda doğum kontrol yöntemleri üzerinde durmuştuk. Bu sayımızda da doğum yöntemlerinden söz edeceğiz. Do¤um yöntemleri konusunda birço¤umuzun kafas›n› kar›flt›ran farkl› düflünceler oldu¤unu söyleyebiliriz. Bu nedenle sa¤l›k köflesinde mümkün oldu¤u kadar kafam›zdaki çeliflkilere cevap olabilecek tarzda yaz›lar yay›nl›yoruz. Do¤umun nas›l gerçeklefltirilece¤i gebeli¤in ilk günlerinden ve hatta gebe kalmadan önce düflünülen, konuflulan ve sanki tercih yap›labilecek bir konu gibi alg›lanmaktad›r. Gebelik ve do¤um fizyolojisi tabii ki normal vajinal do¤uma göre ayarlanm›flt›r. Ancak unutulmamal›d›r ki do¤umda hedef anne ve bebe¤in bu süreci problemsiz atlatmas›d›r.

38

Normal vajinal do¤um Do¤um a¤r›lar›n›n rahim a¤z›n› açmas› sonras›nda annenin ›k›nmas› ile bebe¤in vajinal yolla do¤mas›d›r. Do¤um a¤r›lar› rahimdeki kas›lmalard›r. Bu kas›lmalar do¤umun ilk evresinde rahmi açar ve sonra da bebe¤i d›flar› iter. Maalesef bu kas›lmalar› kad›nlar a¤r› olarak hissederler. Her a¤r› bebe¤i do¤uma biraz daha yaklaflt›r›r.


Gebelik süresi son âdetin ilk gününden itibaren 40 haftad›r. Otuz yedinci gebelik haftas›ndan sonra do¤um bafllayabilir. Bazen 40 haftal›k süre dolmas›na ra¤men do¤um bafllamaz. Bu durumda klasik bilgilere göre 42. haftaya kadar beklenilebilir. Fakat bu bekleme sürecinde bebe¤in plasentas› yafllan›r, bebe¤in kilosu artar, suyu azalabilir. S›k aralarla kontrol edilmelidir. Bu sürenin sonunda do¤um kendili¤inden bafllamazsa suni sanc› denilen, rahimde kas›lmalar oluflturan oksitosin hormonu serum içinde kontrollü olarak anneye verilir. Bebek bu s›rada monitörize edilmelidir. Do¤um kendili¤inden bafllarsa daha k›sa sürer. Do¤um eyleminde rahmin aç›lma süresi ilk do¤umlarda 12–14 saate kadar uzayabilir. Fakat a¤r›lar bu süre içinde hep ayn› fliddette olmayacakt›r. Rahim a¤z› 4–5 cm aç›ld›ktan sonra anneyi biraz rahats›z etmeye bafllar. Rahim tam aç›ld›ktan sonra (10 cm) a¤r› ile birlikte ›k›nma hissedilir. Bebe¤in bafl› do¤duktan sonra hekim, omuzlar›n, gövde ve bacaklar›n do¤umunu sa¤lar ve bebe¤in do¤mas› ile a¤r› biter. Do¤umu bekleme süresinde anneye rahim a¤z›n› yumuflat›c› ve spazm› önleyen ilaçlar›n zaman›nda yap›lmas› s›v› verilmesi ve enerji ihtiyac›n›n gerekirse serumla karfl›lanmas› gerekir. Çünkü rahmin kas›lmas› için enerjiye ihtiyaç vard›r.

SAYI

6

Epidural anestezi Günümüzün epidural anestezi veya halk aras›nda "a¤r›s›z do¤um" ad›yla bilinen yöntem çok güvenli ve yayg›n bir flekilde kullan›lmaya bafllad›. Epidural anestezi ile kad›nlar çok daha rahat do¤um süreci yaflamaktad›r. Do¤um eyleminde a¤r›y› dindirmek amac›yla epidural uygulanmas›na baflvurulur. Epidural anestezi vücudun belirli bir bölgesindeki a¤r› iletimini durduran bölgesel ya da lokal bir anestezi çeflididir. Yöntem, bir anestezi uzman› taraf›ndan uygulan›r. Do¤um a¤r›s›n› kontrol alt›na alman›n en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullan›lmaz. Sezaryen gibi bel seviyesi alt›nda yap›lan pek çok ana cerrahi giriflim epidural anestezi alt›nda yap›labilir. Bat› ülkelerinde normal do¤umun daha yayg›n olmas›n›n nedeni epidural anestezinin daha s›k kullan›lmas›d›r. Epidural anestezi do¤umun bafl›nda kateter yerlefltirilmifl olsa bile a¤r› kesici ilaç verilmesi için rahim a¤z› 4 cm aç›l›ncaya kadar beklenir. Erken dönemde uygulan›rsa do¤um Epidural anestezi vüa¤r›lar›n›, yani do¤umu durdurabilir. Epidural anestezi uygulanm›fl cudun belirli bir bölgeolan hastalara do¤um an›nda ›k›nma hissi duymayabilirler. Fakat do¤uma yard›mc› olanlar a¤r›lar› elle veya monitörden gözleyerek sindeki ağrı iletimini ›k›nma zaman›n› kad›na söyleyebilirler. Epidural uygulanm›fl olan durduran bölgesel ya hastalara, e¤er do¤um s›ras›nda dikifl (epizyo) gerekirse ek bir a¤da lokal bir anestezi çe- r› kesiciye ihtiyaç duymadan onar›m› yap›labilir. Epidural Anestezinin Avantajlar› Nelerdir? şididir. Yöntem, bir - Do¤um a¤r›lar›n›n giderilmesinde en etkili yoldur. anestezi uzmanı tara- Genel anesteziye göre riski daha azd›r. fından uygulanır. Do- Annenin bilinci aç›k oldu¤u için sezaryen s›ras›nda do¤uma ğum ağrısını kontrol kat›labilir, hatta ameliyat devam ederken bebe¤ini kuca¤›na bile altına almanın en etkili alabilir. - Uygun zamanda uygulan›rsa normal do¤umun ilerlemesini yöntemi olmakla birlik- h›zland›r›r.

te sadece bu amaçla kullanılmaz

Epidural Anestezinin Uygulamas›ndaki Riskler Nelerdir?

39


SAYI

6

- Epidural anestezide risk san›lan›n aksine deneyimli uzmanlar taraf›ndan yap›ld›¤›nda son derece azd›r. - En s›k görülen yan etki ani tansiyon düflmesidir (hipotansiyon). Bu problemi önlemek için, ifllemden hemen önce damar yolundan yaklafl›k bir litre kadar s›v› h›zl› bir flekilde verilerek damar yolunun dolmas› sa¤lan›r. - Ayr›ca, ifllem sonras› bafl a¤r›lar›, yetersiz anestezik madde uygulanmas›na ba¤l› tek tarafl› anestezi oluflmas›, kullan›lan ilaçlara ba¤l› hafif derecede alerji ve cilt döküntüleri, enfeksiyon, nadiren ›k›nma hissini ortadan kald›rarak do¤um süresinin uzamas›, ifllem sonras› idrar yapmada geçici zorluklar ve yine çok çok nadiren felç geliflimi gibi problemler say›labilir.

Epidural Anestezi Kimlere Uygulanmaz? - Kanama bozuklu¤u olanlarda - Antikoagülan (p›ht›laflmay› önleyici) tedavi alanlarda - Uygulama bölgesinde enfeksiyon-yan›k varl›¤›nda - Anne aday›n›n uygulamay› reddetmesi durumlar›nda epidural anestezi uygulanmaz.

Müdahaleli Vajinal Do¤um (Vakum Ve Forseps) Do¤um eyleminin ikinci evresinde, yani rahim a¤z›n›n tam aç›k oldu¤u andan do¤umun gerçekleflmesine kadar geçen sürede anne aday› ve/veya bebe¤e ait nedenlere ba¤l› olarak do¤umun doktor taraf›ndan vakum veya forseps ile gerçeklefltirilmesi gerekebilir. Do¤um eyleminde a¤r›y› dindirmek amac›yla epidural uygulanmas› da baz› durumlarda anne aday›n›n ›k›nma gücünü olumsuz etkileyerek do¤umun vakum veya forsepsle tamamlanmas›na neden teflkil edebilir. Do¤um eyleminin ikinci evresinin herhangi bir nedenle (kas›lmalar›n yetersiz olmas›, anne aday›n›n etkili olarak ›k›namamas›) uzam›fl olmas› da müdahaleli do¤um nedeni olabilir. Genel olarak söylemek gerekirse do¤um eyleminin ikinci evresinin ilk do¤umunu yapacaklarda iki saatten, daha önceden do¤um yapm›fl olanlarda bir saatten daha uzun sürmesi durumunda ço¤u doktor do¤um eylemini vakum veya forspesle tamamlamay› tercih eder. Bu süre epidural uygulanm›fl anne adaylar›nda birer saat daha uzat›labilir. Bu süreler kesinlik teflkil etmezler ve bebe¤in kalp at›fllar› bebe¤in s›k›nt›da oldu¤una iflaret etmedi¤i ve anne aday›n›n durumu müsade etti¤i sürece do¤umun kendili¤inden gerçekleflmesi için belli bir süre daha beklenebilir.

Hangi durumlarda normal do¤um tercih edilmez

40

‹lk bebe¤in ters geliyor olmas›, bebe¤in anne karn›nda yan duruflu, p l asentan›n önde oluflu, plasentan›n bebe¤in do¤umundan önce ayr›lmas›, kordonun bebe¤in bafl›n›n önünde olmas›, bebe¤in suyunun ileri derecede azalmas›, üçüz gebelik, ikiz gebelikte ilk bebe¤in poposunun önde olmas›, iri bebek, annenin kemik yap›s›n›n dar olmas› (bunun için de¤erlendirme

Batı ülkelerinde normal doğumun daha yaygın olmasının nedeni epidural anestezinin daha sık kullanılmasıdır. Epidural anestezi doğumun başında kateter yerleştirilmiş olsa bile ağrı kesici ilaç verilmesi için rahim ağzı 4 cm açılıncaya kadar beklenir. Erken dönemde uygulanırsa doğum ağrılarını, yani doğumu durdurabilir. Epidural anestezi uygulanmış olan hastalara doğum anında ıkınma hissi duymayabilirler. Fakat doğuma yardımcı olanlar ağrıları elle veya monitörden gözleyerek ıkınma zamanını kadına söyleyebilirler.


SAYI

gebeli¤in son ay› ve hatta mümkünse do¤um eylemi bafllad›ktan sonra yap›lmal›d›r), bel f›t›¤›, kalp hastal›¤›, yüksek tansiyon gibi annenin ›k›nmas›n›n sak›ncal› oldu¤u durumlar, annede genital bölgede uçuk ve HPV gibi virütik enfeksiyon durumunda, anne vajinay› daralt›c› operasyon, sezaryen veya miyom operasyonu geçirmifl ise sezaryen tercih edilir. Ayr›ca do¤um eylemi bafllad›ktan sonra da bebe¤in kordonunun vajinaya inmesi, bebe¤in kalp at›fllar›n›n azalmas›, do¤um eyleminin ilerlememesi, suyu önceden gelmifl olan gebelerde bu sürenin 24 saati aflmas› durumunda sezaryen tercih edilir.

Sezaryenle do¤um Sezaryen bir bat›n ameliyat›d›r. Bat›n cildine yap›lan bir kesi ile bat›n katlar› aç›l›r, bat›n bofllu¤una girilerek rahme yap›lan bir kesi ile bebek do¤urtulur. Plasenta al›n›r ve kesilmifl olan dokular kademe kademe onar›l›r. Anneye genel anestezi veya epidural anestezi (bilinç aç›k olarak sadece belden afla¤› k›sm›n a¤r› duyusunun yok edilmesi) ile uygulanabilir. Sezaryen bir ameliyatt›r. Kan kayb›, enfeksiyon riski, anesteziye ba¤l› komplikasyonlar, damarlarda kan p›ht›s› veya amnios s›v›s›n›n oluflturaca¤› t›kan›kl›k gibi ölümcül olabilen komplikasyonlar daha s›k görülür. Normal do¤um e¤er zor ve uzun bir sürede gerçekleflmifl ise, do¤um sonras› kanama veya geç dönemde haznede bolluk ve öksürünce idrar kaç›rma flikayeti geliflebilir. Genellikle do¤umda dikifl bu zorlanmay› önlemek için yap›l›r. Sorun kal›c› olursa küçük bir operasyonla düzeltilir.

Doğum eyleminin ikinci evresinde, yani rahim ağzının tam açık olduğu andan doğumun gerçekleşmesine kadar geçen sürede anne adayı ve/veya bebeğe ait nedenlere bağlı olarak doğumun doktor tarafından vakum ve y a forseps ile gerçekleştirilmesi gerekebilir Bebek anne karn›nda bir s›v›n›n içindedir. Bu s›v› bebe¤in hava yollar›na girer. Normal do¤um s›ras›nda vajinadan geçerken bebek s›v›y› atar. Oysa sezaryende bebe¤in bu flans› yoktur. Bu nedenle do¤um sonras› bebekte s›k soluk al›p verme ve bazen geçici de olsa yo¤un bak›m takibi bile gerekebilir. Anne sezaryen sonras› a¤r› nedeniyle bebe¤ini yeterince besleyemeyebilir. Bebek yeni do¤an döneminde yeterince beslenemeyince ba¤›rsak hareketleri yeterli olmayabilir ve ba¤›rsaktan yeniden emilim yaflayarak tüm yeni do¤an bebeklerde görülen sa-

Sezaryenle normal do¤um aras›ndaki fark

6

r›l›k daha belirgin boyutlara ulaflabilir.

41


Güneşin sulara gülümsediği o sabah köyden gizlice ayrıldı. Duygu seline kapılmıştı. SAYI 6

Korktu; gözleri koca iki kara göz olmuştu. Göğüs kafesini zorlayan hüznü bir türlü atamıyordu içinden. Ağladı. Dağlara yoğun bir özlem taşıdığını anladı. Hızlandı, artık duramazdı. Yakalandığı vakit öldürüleceğini biliyordu. lini uzun siyah ceketinin yan cebine at›p tütün tabakas›n› ç›kard›, sigaras›n›, nas›rlaflm›fl parmaklar›n›n aras›nda ustal›kla sard›. Düflünceliydi…Tütün tabakas›n› yan cebine yerlefltirdi. K›z›n›n törelere karfl› gelmeyece¤ini, onu iyi yetifltirdi¤ini düflünüyordu. Böyle düflünmesine ra¤men içindeki s›k›nt›ya anlam veremedi. Sigaras›ndan dertli bir yudum ald›, tütün sar›s›na bürünmüfl b›y›klar›n› duman alt›nda b›rak›p derinden bir “of” çekti. Berdel olmasayd›, k›z›n› evlendirdi¤inde iyi bafll›k paras› alabilece¤ini düflündü. Fakat berdel sayesinde kendisinin de o¤lu için bafll›k paras› vermedi¤ini düflününce bu iflten karl› ç›kt›¤›na sevindi. “Bu kad›n milleti fleytan ruhlu” diye söylendi. Kar›s›n› beklemeye koyuldu. Evin içinde, yaln›z bafl›na, bir an bo¤ulaca¤›n› sand›.. Kar›s› geldi¤inde adam sab›rs›zl›kla: - Ne oldu?” diye sordu. Kar›s›: - K›z olmaz diyor, dedi. Adam, oturdu¤u sedirin üstünden f›rlay›p bir tokat att› kar›s›na. Kap›y› çarpt›¤› gibi ç›kt›. Kad›n milletine bir anlam veremedi. Kendi kendine konuflarak evden uzaklaflt›. Törelere düflkünlü¤ü ve törelerin sürdürülmesindeki çabalar›n› hat›rlad›. fiehirden uzak, Botan’›n s›rtlar›na yaslanm›fl bu küçük köyde, törelere karfl› gelen kad›nlar›n ölüm 盤l›¤›n› iflitti. Kocas›n› aldatan bir kad›n›n köye yak›n bir yerde günlerce kalan cesedini an›msad›. Bu yörelerde törelere en ba¤l› kiflinin kendisi oldu¤una karar verdi. Köylülere karfl› itibar›n›n sars›laca¤›n›, kendisine duyulan sayg›n›n azalaca¤›n› düflünüp ürktü. Kendi dü¤ünü de berdel denilen bu töreyle olmufltu.

E

42

Botan’dan yükselen Çığlık


Hiç itiraz etmeden kabul etmifllerdi. Dü¤ünden hemen sonra dayakla kar›s›n› nas›l uysallaflt›rd›¤›n› an›msay›p gururland›. Kar›s› birkaç kez evden kaç›p babas›na s›¤›nm›flt› fakat kocas›n›n evine geri yollanm›flt›. O¤lunun evlenmesi ve y›llar önce verdi¤i sözün yerine getirilmesi için k›z›n›n berdeli kabul etmesi gerekti¤ini, etmedi¤i taktirde bu iflin zor yoluyla olaca¤›n› iyi bildi¤ine emindi. ‹çindeki s›k›nt›y› bir türlü d›flar› atamad›. K›z›n›n evlenmesini istedi¤i adam›n köylerde sayg›yla karfl›land›¤›n›, topraklar›na ba¤l›l›¤›n› ve zenginli¤ini hat›rlad›. Sinirlendi; h›zl› ad›mlarla eve yöneldi. Evin kap›s›n› itip içeriye dald›, - Bu k›z ermeni soyundand›r, dedi ve kar›s›na k›z›n› do¤urdu¤u için a¤›z dolusu küfürler etti. Sonra güçlü, otoriter bir ses tonuyla: - Dü¤ün için herkes haz›rlans›n, dedi. *** Kara büyük gözlerindeki ›fl›lt›n›n sönmesinin nedeni abisinin evlenmesi için kendisinin takas edilmesiydi. Babas›yla hiç tart›flmad›..Günlerce kimselerle konuflmad›. Bu ifle bir anlam veremedi. Evlenmek istemedi¤i biriyle bütün hay at ›n› geç ir em e zdi. Renkli ent ar is ini topl ay arak sess i z ad›mlarla kap›n›n önünde bir aya¤› k›r›k eski bir tahta sandalyede oturdu, kimselerin duymayaca¤› bir flekilde h›çk›rarak a¤lad›. Ac›l› bir Botan a¤›t›n› diline dolay›p üzerine kendi ac›s›n› da ekleyerek inceden inceye geceye m›r›ldand›. Kendisini kimsesiz hissetti. Yaln›zl›¤a gömülmüfltü. Karanl›k gecede böcek sesleri ve kendisi gibi yorgun bir yel esiyordu. Üflüdü. Büzüldü, dizlerini kollar›yla kucaklad›, bafl›n› dizlerinin üstüne koydu; yaln›zl›k akt› gözlerinden. Yapayaln›zd›… Toprakla f›s›ldaflt›. Topra¤›n alt›nda yatan kad›nlar›n 盤l›¤›n› iflitti. Dizleri titredi bir an. Tüm ölüleri düflündü; ölüm merak› sard› tüm bedenini. Bafl›ndaki tülbendini ç›kar›p yüzünü sildi. ‹ki eli aras›nda büzüfltürdü. Karanl›¤›n ortas›nda flafa¤› bekleyen bir çiçek misali soluyordu her geçen an. Komflu köylerden gelen köpek seslerine kulak kabartt›¤›nda bir nehir akt› yüre¤inden. Köpek havlamalar›n›n sebebini geceleri da¤lardan inen, da¤ çocuklar›na yordu. Bir temmuz gecesinde u¤ram›fllard› köylerine. Köylüleri toplay›p sohbet etmifllerdi. ‹çlerindeki kad›nlarla k›sa bir konuflmas› olmufltu. Kad›nlara dair bir çok fley söylemifllerdi. Yarat›lan törelere karfl› kad›n›n gücünü göstermesi gerekti¤inden söz etmifllerdi. Anlatt›klar›ndan bir cümle kalm›flt› akl›nda: “Savaflan kad›n özgürdür.” Sessizce karanl›k geceye hayk›rd›: Savaflan kad›n özgürdür! Karanl›¤a kar›fl›p kaybolmufllard›, ya¤mur tad›nda kalm›flt› sohbetleri. O günden sonra bir daha görememiflti onlar› ama komflu köylerden gelen haberlere kulak verirdi. Onlardan ancak bu flekilde haberdar olabiliyordu. “Onlara yetiflip onlarla gitmeliyim” dedi. Onlar gibi mavzer çat›p günefle, onlar gibi törelere karfl› yürümeli, onlar gibi özgürce dolaflmal›y›m da¤larda dedi, kendi kendine. “Anl›m›za yaz›lan törelerden kurtul-

man›n yolu Botan’d›r” dedi. Birden içini bir hüzün kaplad›. “Bizim buraya u¤rayamazlar!..” U¤rayamazlard› çünkü köyleri korucular taraf›ndan çok iyi gözleniyordu. ‹flin en ac› taraf› babas› da o da¤ çocuklar›na kurflun atanlardand›. Düflük bir ücret karfl›l›¤›nda korucu görevini büyük bir gururla üstlenmiflti. Yoksul de¤illerdi ve babas›n›n o paraya da ihtiyac› yoktu. Babas› kendisini; topraklar›n›, geleneklerini savunan onurlu bir savaflç› olarak görüyordu. Babas›n› anlayam›yordu. Oysa o gençler de kendi topraklar›n› koruyordu. Devlete hizmet etmek babas› için bir baflka gururdu. Da¤larda gezen çocuklara karfl› babas›n›n kininin nerden geldi¤ine cevap veremedi. Evde sürekli onlar› kötülüyor ve çocuklar›n›n onlardan uzak durmas›n› s›k› s›k›ya tembihliyordu. Evlerine sürekli, komutan edas›nda biri gelir, odada babas›na ve di¤er koruculara saatlerce talimatlar ya¤d›r›rd›. Korucular anlat›lan her olay› anlam›fl gibi kafas›n› sallay›p giderlerdi. Babas›n›n korucu olmas›ndan ve kendisini istemedi¤i biriyle evlendirmesinden tiksinti duydu. Yere tükürdü ve okkal› bir küfür savurdu babas›na. O anda da¤ çocuklar›n›n izini sürmeye karar k›ld›. Madem onlar gelemiyor, da¤lara kendisi gidecekti; çaresi yoktu… Güneflin sulara gülümsedi¤i o sabah köyden gizlice ayr›ld›. Duygu seline kap›lm›flt›. Korktu; gözleri koca iki kara göz olmufltu. Gö¤üs kafesini zorlayan hüznü bir türlü atam›yordu içinden. A¤lad›. Da¤lara yo¤un bir özlem tafl›d›¤›n› anlad›. H›zland›, art›k duramazd›. Yakaland›¤› vakit öldürülece¤ini biliyordu. Ama o, da¤ çocuklar›n› bulaca¤›ndan emindi. ‹lerledikçe bir sevda sar›yordu bedenini. Daha bir h›zland›r›yordu ad›mlar›. Yüre¤i, gökyüzünü s›¤d›rabilecek kadar büyümüfltü sevinçten. Soluk al›fllar› h›zlan›yordu. Yoruldu ama dinlenmedi. Giydi¤i naylon ayakkab›s›n›n içine giren küçük tafllar› bir nefeste ç›kart›p yoluna devam etti. Ormanl›k alanlar› geçti, flalvar›n›n çal›lara tak›lmas›ndan dolay› y›rt›ld›¤›n› anlad›; önemsemedi. Koflar ad›m ilerliyordu. Botan’›n eteklerine ayak bast›¤›nda yüre¤inden akan gözyafllar›n› b›rakt› topra¤a. *** Kaçt›¤›n› anlayan babas› köydeki korucular› toplad›. Okun yaydan f›rlamas› gibi silahlar›n› kuflan›p düfltüler pefline kara gözlünün. H›zl›yd›lar ve da¤lar› avuçlar›n›n içi gibi biliyorlard›. Güçlüydüler. Kara flalvarl›, puflili korucular sert ad›mlarla kofluyorlard›. Çakal gibiydiler; nereye gideceklerini, nerden nas›l geçeceklerini iyi biliyorlard›. Bir yandan çakal bak›fllar›yla doruklara bak›yor, di¤er yandan ise telafl ve panik içinde hiç dinlenmeden ilerliyorlard›. Atik ve çeviktiler; ömürlerini geçirdikleri bu da¤larda bir kaça¤›n izini sürmek kolay oldu onlar için. Kara gözlünün annesinin Kürtçe okudu¤u a¤›t sesleri yükseldi pefllerinden. A¤›t sesleri Botan’a ulaflt›, Botan’la kucaklaflt›… Da¤l› çocuklar›n gözlerini okflayarak geçti, da¤lar›n sesiyle birlikte doruklar-

SAYI

6

43


SAYI

6

Hızlıydılar ve dağları avuçlarının içi gibi biliyorlardı. Güçlüydüler. Kara şalvarlı, puşili korucular sert adımlarla koşuyorlardı. Çakal gibiydiler; nereye gideceklerini, nerden nasıl geçeceklerini iyi biliyorlardı. Bir yandan çakal bakışlarıyla doruklara bakıyor, diğer yandan ise telaş ve panik içinde hiç dinlenmeden ilerliyorlardı. Atik ve çeviktiler; ömürlerini geçirdikleri bu dağlarda bir kaçağın izini sürmek kolay oldu onlar için. Kara gözlünün annesinin Kürtçe okuduğu ağıt sesleri yükseldi peşlerinden. Ağıt sesleri Botan’a ulaştı, Botan’la kucaklaştı…

da esen rüzgarla beraber yol al›p, bir çal›n›n kökünde 盤l›k olup yükseldi göklere. Botan, daha a¤›t seslerine doymam›flt› ki korucular da¤›n eteklerine vard›lar. Art›k daha dikkatli ilerlemeye çal›fl›yorlard›. Yavafllad›lar, da¤›n doruklar›na yaklaflt›kça onlar için tehlike büyüyordu. Mavzerlere mermileri sürüp da¤ eteklerine vurdular kendilerini. Parmaklar› art›k hep tetikte, sessiz ve sinsi ilerliyorlard›. Botan’›n gö¤süne yaslanm›fl büyük bir kayan›n dibinde, yakalad›lar onu. Gözleri kapkara, kocamand›. Ürkek bir flekilde bafl›n› kald›rd›; elleriyle y›rt›k flalvar›n› toparlay›p, yüzlerine bakt›. Yalvarmad›. Gülümsedi. Ölecekti art›k, bunu biliyordu. Bir korku deryas›na girdi ama göstermedi yüre¤indeki korkuyu.. Korucular›n aras›nda sessiz ad›mlarla yürüdü. Gün geceye varmak üzereydi. Köy meydan›na getirip dövdükten sonra bofl bir samanl›¤a at›p kilitlediler kap›y› üstüne. S›vas› çamurdan yap›lm›fl duvarlardan dökülen toprak ve saman kokusu sar›yordu içeriyi. Yürüdü, samanl›¤›n tahta çerçeveli penceresinin önünde çömeldi. En y›rt›c› hayalleriyle dald› gecenin karanl›¤›na, samanl›¤›n küçük penceresinden Botan’a akt› gözleri. Ay›n flav-

KADIN VE TOPRAK

44

Tarih içinde özel bir araştırmayı gerektiren toprak ve kadın, çeşitli dinsel bilgilerle arkeolojik araştırmalar temelinde ele alındığında; kadınla kutsanması ve özdeşleştirmesi vardır. Bunları doğrulayan birçok motiften bahsedilebilinir; “toprak ana”,”ana tanrıça”…vb. kadın bütün hayatın yaratıcısı olarak görülür. Toprağın yaratıcı gücüyle eşdeğerdir. Kadın kendisi topraktır. Çünkü bünyesinde taşıdığı üretkenlik, tıpkı toprağın olduğu gibi, doğanın bir sonucu ve çıkar temelinde değil de karşılıksız bir üretkenliktir. Çin inanışına göre, ilk yaratılanlar gök, toprak ve kadın olmuştur. Yine ilk çağa ait kısa boylu hamile kadın heykelleri dikkat çekicidir. Kadının, insan soyunun devamını sağlaması, doğurganlık sebebinin bilinmesi, toprağı işlemesi yani toprağa emek vermesi onun tanrıça olarak görülmesini ve kendiliğinden ürün veren toprakla özdeşleştirmesi gerektiriyordu. Kadın üzerinde canlılığı, doğallığı ve çok renkliliği taşır. O dönemde kadın ölme-dirilme ve bereketin sembolüdür. Yaşam ve ölüm arasında bir diyalektik bağı temsil ediyordu. Burada yaşam, yeşerme doğuş anlamındadır. Ölüm ise toprağa serpilme, toprağa karışma ve toprakla bütünleşmedir. Hayata yeniden gelmedir. Farklı bir canlı olmadır.


k›yla seviflti, göz yafllar›na bo¤uldu, titredi… Tekrar Botan’› karanl›kta seçmeye çal›flt›. Da¤ çocuklar›n› düflündü “Keflke bulabilseydim sizi, keflke daha önceden ulaflabilseydim size. Tör eler beni ve daha nic es ini kurban seçm eden Botan’da bir kufl olup özg ü rce uçab i ls e ydik…” diy erek h›çk ›r › kl ara bo¤ u ldu. Dud a kl ar › ndan dualar dök ü ldü kar a nl ›¤a. Yür e¤ ini t›rm al ayan ölüm kork usuyla bo¤ u fltu. Gec enin bitm es ini hiç ist em edi. Kend ini gec enin zif iri kar a nl ›¤ › nda, neh i rler boyu ak›p gid e n bir zemh eri çiç e¤ inin kök ü nde hiss e tti. Öld ür ül ec e kti bil iy o rdu ve pefl i nden köy halk › ndan, çevre köyl e rden kiml erin ne diy ece¤ ini düfl ü ndü. Kad › nl ar› ölüs ünün üzerinde a¤›t yak a rken hayal etti. ‹rk i ldi, da¤l a rdan esen özg ü rlük kok us unu içine çekti. Avuc una y›ld › zl ar› dold u rdu, k›m › ld am adan gö¤s ü nde birl e flt i rdi koll ar ›n› ve öyl ece sab ah› bekl edi. Tahta kap ›n›n aç›lm as › yla irk ilip sam a nl›ktaki sess i zl i kle ber aber uyand › . Kollar›ndan tutup d›flar› ç›kartt›lar kara gözlüyü. Annesinin 盤l›klar›n› duyar gibi oldu. Etraf›na bak›nd›. Günefli görünce yaflamak sevinci sard› bedenini. Ölüm korkusu büyümüfltü içinde. Konuflmak istemiyordu, a¤lamak istemiyordu, gururluydu. Yüre¤inden kopup bo¤az›na dü¤ümlenen her gözyafl›na engel olmaya çal›fl›yordu. Babas›, birkaç korucu ve komutan edas›yla talimatlar ya¤d›ran adamla beraber ilerledi. Kara gözlünün bak›fllar›, kerpiçten yap›lm›fl ufak evlerine yöneldi. Kimseler yoktu. Evde ve evin çevresinde ürkütücü bir sessizlik vard›. Renkli flalvarlar›n› parmak uçlar›yla yukar›ya kald›rd›. Aya¤›ndaki naylon ayakkab›lar› ç›kar›p yal›n ayak yürüdü. S›cac›k topra¤› içine kadar hissetti. Yüre¤ini titreten bir korku iklimi sarm›flt› gövdesini. Bafl›n› kald›rd› ve karfl›s›nda uzan›p giden da¤lara özlemle bakt›. Gün akflama evrilirken bir a¤ac›n gölgesinde sessizce ba¤lad›lar ellerini. Ölümün solu¤unu hissetti kalbinde, yüzü gerildi; gö¤üs kafesinin darald›¤›n› hissetti. Korku ikliminde bo¤ulacak gibiydi… Dudaklar›nda hafif bir gülümseme belirdi. Kimseler konuflmuyordu. Bir el silah patlad›. Kara gözlü, ayd›nl›k yüzlü genç kad›n sendeledi. Ayakta durmak için zorlad› kendini ama ayaklar› tafl›m›yordu onu. Topra¤›n tenine uzan›rken gövdesi, dudaklar›n› aralay›p belirli belirsiz duyurmaya çal›flt› sesini: “Beni Botan’a gömün!”

Eski Mısır’da kadınlar yakılarak, külleri bereket getirmesi inancıyla toprağa veriliyordu. Bu daha sonra kadın saçının kesilip toprağa serpilmesi şeklini alıyordu. Kadın saçının kesilip toprağa serpilmesi ve bunun bereket getirdiği inancı yaygındı. Toprak ve kadın ilişkisine tarihte en güzel örnek olarak birçok dinin ve düşüncenin merkezi olan, Mezopotamya toprakları gösterilir. Mezopotamya toprakları hem bereketli hem de insanlığın geliştiği ilk yerler olmakla beraber, yaratılış mitolojisinde birçok tanrıçaya yer vermiştir. Tanrıça İştar (sterk-yıldız)’dan kaynaklarda “ bereket saçan aynı zamanda güzelleştiren ve karakter itibariyle toprağa benzeyen” olarak bahsedilir. Tanrı ve tanrıçanın olması aslında eşitlik ve özgürlüğün olmasındandır. Mezopotamya topraklarının özellikle ilkel komünal dönemde yerleşim yeri olması, toprakların verimliliğinin beraberinde birçok olumlu ilerici gelişmeyi de beraberinde getirdi. Tarımsal üretim, nehir kenarlarındaki yeşillikleri yerleşim alanına taşıma, hayvanları evcileştirme kadın tarafından yapılmıştır. Aslında kadının toprakla özdeşleştirilmesi kadının emeğiyle bağlantılıdır. Çünkü emek beraberinde bütünleştirmeyi de getirir. Bu dönemde toprak sınırlara bölünmemiş, insanlar aile kurmamıştır, yani özel mülkiyet yoktur. Zamanla çevredeki yiyeceklerin azalması 1. ve 2. toplumsal iş bölümünü beraberinde getirir. Bu iş bölümleri erkeğin güç olmasına ve verimli toprak paylaşımına yol açmıştır. Böylece öz itibarıyla sınıf savaşının tarihe tohumları atılmış olacaktı. Verimli topraklarda yetişecek çiçekler canlı, doğal çok renkli olacağı gibi verimsiz topraklarda yetişen çiçeklerde her an koparılmaya hazır, kokuları hoş olmayacaktır. Yine kültürsüz, sanatsız, bilgisiz kalan kadın da çorak toprak gibi olacaktır. Başlangıçta yaşamı, yeşermeyi, üretimi simgeleyen “ kadın ve toprak” bugün bu çürümüş sistemde sömürü ve özel mülkiyet dünyasının bir parçası olmuştur. Yaratılan ulusal, cinsel ve sınıfsal kadın sömürüsü ve toprağın hâkim sınıfların emlağı sayılması toplumumuzun temel sorunlarındandır. Hele günümüz toplumunda ise günlük hayatımızın bir parçası olmuştur. Yaratılan emeğin üzerinden yaşayan sömürü dünyası yıkılmaya mahkûmdur, çünkü kadın ve toprak özgürleşmek için mücadele veriyor. Kadının cinselliğini metalaştıran, kadınları fuhşa zorlayan ve onları cinsel köleler haline getiren egemenler; toprağı da insanların üzerlerinde sağlamak istediği kölelik efendilik ilişkisiyle kullanarak bu iki olguyu tarihsel anlamlarından uzaklaştırıp içini boşaltmaya çalışıyor. Yaşamın kaynağı olarak görülen ve birbiriyle özdeşleştirilen kadın ve toprağın üzerinden sağlanan sömürüyü kaldırmak için tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğu bilince çıkarıp insanlığın yegâne kurtuluşu olan “ komünist topluma” varmak için sınıf mücadelesindeki yerimizi alıp ödediğimiz onlarca bedel üzerinden yükselen kavgamızı zaferle taçlandırmalıyız.

İzmir’den bir okur

SAYI

6

45


Kütüphaneden...

C‹NSEL AHLAKIN BOY GÖSTERMES‹

SAYI 6

K Ü N Y E

K‹TABIN ADI: C‹NSEL AHLAKIN BOY GÖSTERMES‹ YAZAR: WILHELM REICH ÇEV‹REN: BERTAN ONARAN II. BASIM N‹SAN 1987

K

46

itap bafll›ca iki bölümden oluflmakla beraber her iki bölüm birçok alt bölümden oluflmaktad›r. Re›ch, toplumlar›n cinsel yaflama çekidüzen verme sorununu ele al›rken kavimbilimsel yöntemden yararlanmaktad›r. Cinsel anlamda ahlakç› tutumun tarihsel süreç içerisindeki evriliflini konu alan kitap, gerçek anlamda bir cinsel yaflam kuram› oluflturman›n da amac›n› tafl›makta ve Cinsel Tutum biliminin yöntemini belirlerken bir çok etnologtan yararlanmakla beraber özellikle Marks ve Engels’ten oldukça yararlanm›flt›r ve bu bilimin oluflmas›ndaki en büyük katk›y› kavimbilimsel araflt›rmalar oluflturmaktad›r. Kitap ilk olarak anaerkil toplumun cinsel tutumbilimini anlat›rken 1929'larda varl›¤›n› sürdüren Trobriand adl› kavmin incelenmesiyle bafll›yor. Verilerden yola ç›karak kavimde gençlerin hiç bir yasa ya da al›flk›ya ba¤l› olmadan birlikte olmalar›, "tekefllilik", "çokefllilik", "çokkocal›l›k" gibi sözlerin d›fl›nda kald›klar› ve yaflanan her sevisel iliflkide özellikle k›skançl›¤›n karfl› cinse sahip ç›kma hakk›n›n 'ahlakd›fl›' olarak nitelendirildi¤i anlat›lmaktad›r ve en önemli nokta, belli bir cinsel ahlak anlay›fl› olmadan da pekala bir toplulu¤u yaflaman›n düzene konabilece¤inin saptanmas›d›r. Ayr›ca ahlakç› cinsel e¤itimin insanl›k tarihinde kar'›n ortaya ç›k›fl›na s›k› s›k›ya ba¤l› bulundu¤u ve onunla birlikte geliflti¤i için de sinir hastal›klar›n›n ataerkil toplumsal düzenin sonucu olarak do¤du¤u tespit edilmifltir. Trobriand kavmindeki cinsel tutumbilimsel çeliflkileri adl› alt bölümde, anaerkil örgütlenme ve ataerkil düzenin oturufluna dair veriler analiz edilmektedir. Araflt›rma konusu olan kavmin, iktisadi ve toplumsal örgütlenmesinin Malinowski ve Karl Marks’›n Komünal dönem için yapt›klar› belirlemelerle t›pat›p uydu¤unun alt› çizilmifl ve ortak mülkiyetle ifl bölümüyle görev paylaflt›r›lmas›yla, elde edilen ürünlerinin bu görevlere göre paylaflt›r›lmas›yla karfl›lafl›ld›¤› belirtilmektedir. Anaerkil toplumu y›kan etkenlerden bahsederek özellikle evlenme, geçim katk›s› olan çeyiz ve evlili¤in yasallaflt›r›lmas›, soplar aras› iliflkiler, etnologlar›n verileriyle kimi yerde kar›fl›k gelse de çarp›c› bir flekilde anlat›lmaktad›r. Ayr›ca Trobriand toplumun toplumsal çark›n›n incelenmesiyle de d›flardan zorlanan cinsel ahlak›n ve toplumsal s›n›flar›n oluflmas›n›n kökeni ayd›nlat›lmaya çal›fl›lmaktad›r ve bu toplumsal-tarihsel sürecin cinsel bast›rmaya ve düflünsel yap›ya olan etkileri anlat›lmaktad›r. Ataerklili¤e do¤ru evrilen toplumsal süreç, cinsel yaflama düflman ahlakç›l›¤› ortaya ç›karm›fl ve yazar özellikle bunlar› 'evlilik öncesi el de¤memifllik', 'ac›mas›z ergenlik ayinleri' bafll›klar› alt›nda de¤erlendirmifltir. Çocuk ve gençlerin cinsel bask› alt›na al›nmas›n›n toplumsal ifllevi, özel mülkiyet, evlilik kurumu ve evlilik öncesi cinsel perhiz aras›ndaki iliflkiyi ortaya ç›karma çabas› verilmektedir.


Devam›nda, ilk emek demokrasisi adl› alt bölümde, anaerkil dönemin ataerkil düzenden do¤ma olas›l›¤›n›n olmad›¤›n› ortaya koyar. "Anaerkil düzenin bafll›ca özelliklerinin büyük bir cinsel özgürlük ve emek demokrasisi oldu¤unu ataerkil düzeninse özel mülkiyetle, kad›n›n kölelefltirilmesiyle cinselli¤i bast›rmas›yla at bafl› gitti¤i hat›rlanmal›d›r. Anaerkil düzenin ataerkil düzenden türedi¤ini varsay›yorsak, geriye dönük evrimin son derece karmafl›k bir örgütlenmenin çok daha ilkel, do¤al bir örgütlenmeye dönüflmesinin varl›¤›n› kabul etmemiz gerekmektedir.. Böyle bir varsay›msa toplumsal olaylar› tarihsel aç›dan ele almaya yarayan temel ilkeleri hiçe saymak olur". Ve s›n›flar›n oluflumlar› Kapitalden uzun al›nt›larla anlat›lm›flt›r. Kitab›n ikinci bölümünde ise Re›ch’›n oluflturmaya çal›flt›¤› kurama dair bilgiler verilmektedir. ‘Cinsel Tutumbilim So-

Hava güzel... Ekim ayıydı… Sahilde dolaşıyordum… Bir banka oturdum… Denizin mavisi açık renkteydi, tıpkı gökyüzü gibi… Martılar ve balıkçı kuşları denizin üstünde adeta dans ediyordu… Bu güzelliğe dalmıştım ki, bir kadının sesiyle irkildim; “Şey, af edersiniz, ateşiniz var mı?” dedi. “Evet, buyurun alın” dedim. Sigarasını yaktı, derin derin içine çekti ve etrafına şöyle bir b a kt ı ktan sonra çakm ağı ver i rken; “ Yalnız mısınız, yanınıza oturabilir miyim” dedi. “Tabi, buyurun oturun” dedim. Oturduğu yerde tedirgin, huzursuz, mutsuz bir hali vardı. Sürekli içini çekiyor, sanki bir şeyler anlatmak istiyordu. Neydi bu kadını rahatsız eden sorun, sorsam ne cevap verirdi acaba? Soramadım, çekindim, ya terslerse beni!. Bir an göz göze geldik. “Şey, af edersiniz, o kadar doluyum ki size açılabilir miyim?” “Anlamadım!” dedim. “Yani sizinle biraz dertleşmek istiyorum, buna çok ihtiyacım var” dedi. Zaten benim istediğim de buydu. “Buyurun, anlatın” dedim. “Benim adım Hacer, yani gerçek adım, takma adım Ebru. Kısacası hayat kadınıyım. Biz, yani hayat kadınları, hikayelerimiz farklı da olsa isteyerek olmadık, olmadık hayat kadını. Bizleri bu yola itenler utansın. Benim de bir zamanlar, genç bir kızken, duygularım, hayallerim vardı, sevdalıydım bir gence. Beş kardeşin

runu’ adl› ikinci bölümünde ise cinsel ahlak›n üretim ve ço¤alt›m›n tarihçesi anlat›l›rken ahlak›n üretim alan›n siyasal ve iktisadi aç›dan güçlerin elinde oldu¤u tespiti yap›lmaktad›r. Yazar, art›k köhnemifl ve y›pranm›fl siyasal sistemlerinin belki bir süre daha insanl›¤› aldataca¤›n› ama art›k insanlar›n özlemini çekti¤i mutlulu¤u hak etti¤ini ve bunun cinsel devrimin ilerlemesiyle beraber oluflaca¤›n›n vurgusuyla ikinci bölümünü bitirmektedir. Re›ch’›n bu kitab› cinsel yaflam ve ahlak›n›n toplumlar›n, tarihsel süreci içerisinde nas›l flekillendi¤inin anlafl›lmas› için önemli bir ürün oldu¤u kuflkusuz ve bu evrimi merak edenler için okunmas›n› tavsiye etti¤imiz bir kitap. Okurken kimi tespitlerde, özellikle Trobrand kavminin yaflam biçimleriyle ilgili tespitlerin flafl›rtaca¤› kadar düflündürece¤inden de eminiz...

SAYI

6

tek kız kardeşiydim. Töreler, ahh töreler… Beni mahvetti! Bilir misin bizim oraları, doğunun köylerini bilir misin? Bilir misin, bizim oralarda kadın olmak zor, sevmek zor, yaşamak zor!.. Sevdiğime vermediler beni, hiç tanımadığım iki kadınlı köy ağasına vermek istediler. Köyden kaçtım, kurtuldum sandım…

Bir Töre Hikayesi Şehirde kandırıldım, satıldım et pazarına… Şehirden şehre satılarak, b ur aya kadar geldim. Hakk ı mda ferman vermişler, köydeki ailem, ağalar, şıhlar; ‘ölmesi vacip’ diye. Suçlu ben miyim, töreler mi, ağayla şıhlar mı, et pazarında satan vampirler mi, soruyorum arkadaş, hangisi suçlu!? Yüzünü utanarak kapattı. Ellerini yüzünden çektim, başını yukarıya doğru kaldırdım: “Arkadaş, sen suçlu değilsin. Bu çarkın böyle işlemesine izin veren sistem suçlu, sen değilsin. Senin gibiler değil arkadaş!..”

Nilgün AKÇİÇEK İSTANBUL

47


SAYI 6

MASUM SES Direniş tadında bir film izlemek isteyenlere Carlos Padilla Carlos Padilla Leonar Varela Gustavo Munoz Jose Maria Yazp›k Ofelia Medina Daniel Gimenez Cacho

48

“Yürümekte güçlük çekiyorum… Ayakkab›m›n içi tafllarla dolu… Bizi kesin öldürecekler.” Ya¤mur alt›ndaki küçük çamurlu yolda önce birkaç çift postal ve aralar›nda da küçük ürkek birkaç ayak… Korkulu gözlerle götürülen çocuklara bakan bir kad›n kap›da oyun oynayan o¤lunu s›k›ca sararak eve yöneliyor sanki bu iç sesleri o da duyumsuyor. “Masum Ses” filmi küçük bir Latin Amerika ülkesi olan El Salvador’un bir köyünde yaflanm›fl gerçek bir kesit olarak sinemaya uyarlanm›flt›r. Farabundo Marti Ulusal Özgürlük Cephesi’nin (FMLN) gerici El Salvador yönetimi güçlerine karfl› verdi¤i mücadele 1980’lerde bafllay›p yaklafl›k 12 y›l sürmüfltür. Film, El Salvador ordusunun elinde kalan son toprak parças› olan, yo¤un çat›flmalar›n ve bask›lar›n yafland›¤› bir köyde geçer. Bu süreçte köy halk›n›n büyük bir ço¤unlu¤u El Salvador’dan ayr›lm›fl ya da FMLN gerillalar›na kat›l›p savaflç› olmufltur. Filmin baflrol oyuncular› ise 12 yafl alt› çocuklar ve kad›nlardan oluflmaktad›r. Köylüler her f›rsatta Salvador askerlerine kafa tutuyorlar. Gerillalar›n köye yöneliflleriyle bafllayan savafl esnas›nda, babas› evi terk edip kuzeye Amerika’ya giden 11 yafl›ndaki Chava’n›n, annesi ve kardeflleriyle sürdürdü¤ü yaflam, El Salvador

ordusunun bask›lar› nedeniyle hemen her gün atefl alt›nda olan köydeki herkes gibi ölüm korkusu içinde süre gitmektedir. Filmin baflrol oyuncular›ndan Chava da buna tan›kl›k eden çocuklardan birisidir ve ayn› zamanda kendi deyimiyle evinin erke¤idir. Anne, olanlar karfl›s›nda tedirgin, koruyucu yap›s›yla Chava’y› bu savafltan uzak tutmak çal›fl›yor. Köyün okulu gerillalarla girilen savaflta birer kalkan olarak kullan›l›yor. Kamyonun arkas›na doldurulan çocuklar savaflmak ve ölmek zorunda kalacaklar›n›n fark›ndal›¤›yla geride kalan arkadafllar›na bakarak a¤l›yorlar. ABD’nin Salvador ordusunu e¤itmek için göndermifl oldu¤u askeri kuvvet ve para, filmin önemli detaylar›ndan. Gerici El Salvador ordusunun bu dayana¤› ise onu daha fazla pervas›zlaflt›rmaktad›r. Chava’n›n büyükannesi, annesine verdi¤i ö¤ütle bunu vurguluyor: “Bat›ya gidenler bugün burada kalanlardan daha kötü durumda…” Köy erkeklerinin birço¤u FMLN’ye kat›l›nca bütün ifller köy kad›nlar›na kal›yor. Kad›nlar›n savafl koflullar›nda nas›l bir direnifl sergiledikleri izlenmeye de¤er k›l›yor filmi. Baflrol oyuncular› olan Chava ve arkadafllar›, büyüme ve orduya zorla al›nma korkusu içinde Salvador ordusuna karfl› küçük de olsa kendi mücadelelerini vermifllerdir. Boyal› kalemleriyle yazd›klar› el bildirileri sayesinde köyün bütün erkek çocuklar›n› ertesi gün yap›lacak olan asker bask›n›ndan bir süre kurtarm›fllard›r. Teneke çat›lar›n üzerinde gizlenen çocuklar gökyüzüne bakarak kurtulufl düflleri çiziyorlar. Ve kurtulufl fikri keskinleflti¤i anda içlerinden biri bir öneride bulunuyor: “Biz de gerillalara kat›lal›m, baflka yolu yok!” ‹lerledikleri yeflil arazi yolunda gerillalarla buluflup bar›na¤a giden çocuklar tam da o gece Salvador askerlerinin bask›n›yla sa¤ ele geçirilip, filmin ilk sahnesindeki sona götürülüyorlar.


Mirabel Kardefllerin Bilincini Kuflanma Vakti! 25 Kasım 1960’ta üç kız kardeşin Trujillo diktatörlük rejimine karşı vermiş olduğu mücadele diktatörlüğü rahatsız etmiş ve bu mücadele kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışılmıştır. Mirabel kardeşler kolluk güçleri tarafından kaçırılarak tecavüz edilip katledilmişlerdir. Fakat Trujillo diktatörlüğünün o an için unuttuğu çok önemli bir şey vardı. Bu da, Mirabel kardeşler tarafından başlatılan mücadelenin onların ölümünden sonra bir isyana dönüşmesi ve bu isyanın dalga dalga yayılmasıydı. Ve bu üç kadın tarafından başlatılan mücadele diktatörlüğün de sonunu getirmişti. Tarihler 1981’i gösterdiğinde Mirabel kardeşlerin mücadelesi Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edildi. Ülkemizde feodal şekillenişle kendisini daha da derin bir şekilde hissettiren kadına yönelik şiddet, dinsel-geleneksel önyargılarla, cinsiyet ayrımcı politikalarla ve yasalar eliyle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bugün “sivil anayasa” söylemleriyle kadınların elinde olan son hak kırıntılarına da göz dikenler, erkek-egemen düşüncenin yasalarca da güvence altına alınması için çaba sarf ediyorlar. Toplumun yarısının emperyalist güdümlü politikalar sonucunda açlık sınırının altında yaşıyor olması gerçeği, yaşadığımız ekonomik şiddetin en önemli göstergesidir. Bu durum yine en çok biz kadınları vuruyor. Dün Bursa’da can veren kadın işçilerin ekonomik olarak nasıl bir şiddete maruz kaldıklarını biliyoruz. Bugün de Novemed’de grev yapan işçi kadınlar emeklerine sahip çıkıyor ve ekonomik şiddete “hayır” diyen seslerini birleştiriyorlar. Emeğine değer verilmeyen kadının bedeni üzerinde de kirli oyunlar oynanmaya devam ediliyor. Her geçen gün artan töre ve namus cinayetlerine kurban giden kadınlar zorla tecavüzcüleriyle evlendiriliyorlar. Başkasına satılamayacağı endişesiyle tecavüzcüsüyle evlendirilmek istenen bu kadınlar karşı çıktıkları takdirde intihar süsü verilerek öldürülüyor. Bugün hâlâ, politik kadınlar mücadelelerinden vazgeçsinler diye kaçırılarak tecavüze uğruyorlar. Ama unutulmamalıdır ki politik kadınlar bu psikolojik savaşın galipleridir. Hepimizin de bildiği gibi bugün Irak’ta, Filistin’de her gün binlerce kadının tecavüze uğradığı, baskı ve işkencelere maruz bırakıldığı bir savaş sürüyor. Kadınlara uygulanan cinsel saldırılar aracılığıyla savaşan erkeklerin korkuları azaltılıp güçlülük duygusu ve askerler arası birlik attırılmaya çalışılıyor. Savaştan dönen erkekler ise şiddet uygulama haklarını sıklıkla savaş alanından kendi çevrelerine yani kadınlara taşıyorlar. Biz kadınların en çok şiddete uğradıkları alan, en çok koruma altında olduğumuzu düşündüğümüz ev içinde gerçekleştirmektedir. “Evin direği” erkek canı isterse çocuklara ve eşine şiddet uygulayabiliyor. Patrona, şefe, bakkala, kasaba yani erkeği ezen her şeye duyulan öfke akşam evde kendini anlamayan kadına kusuluyor. Bugün toplumun genelini şiddet olgusu çerçevesinde bir arada tutmak isteyenler, şehit cenazelerinden prim sağlama peşine düşmüşlerdir. Anaların gözyaşları üzerinden savaş çığırtkanlıkları yapanlar kendi yenilgilerini de bugünden kabul edenlerdir. Ülkemizde bütün bunlar yaşanırken sözde gelişmiş ülkelerde cinsel eşitsizlikler daha da sinsice yaşanmaktadır. Yasalar önünde eşit haklara sahip kadınlar pratikte bu haklardan yararlanamamaktadırlar. Bugün Almanya’da, Fransa’da göçmen kadınlara yönelik şiddet bunun göstergesidir. Yaşamlarımızı Kuşatan Şiddete Karşı Demokratik Kadın Hareketi’ne Katıl Bizler Demokratik Kadın Hareketi olarak “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” vesilesiyle 25 Ekim- 25 Kasım tarihleri arasında bir aylık bir kampanya örgütlüyoruz. Kampanya çerçevesinde çeşitli etkinlikler düzenleyecek ve şiddete karşı yürütülecek mücadele yöntemlerini hep birlikte tartışacağız. Bedenine, kimliğine ve emeğine sahip çıkan her kadını yaşamın özneleri olmak için Demokratik Kadın Hareketi saflarında mücadeleye bekliyoruz. Yaşamımızdan şiddeti söküp atmak ellerimizde. Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz! Kadına Yönelik Şiddete Son!

DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ


Profile for Ahmet Hakan

DKH Bülteni - Sayı 6  

2006'dan bu yana yayınlanan Demokratik Kadın Hareketi Bülteni.

DKH Bülteni - Sayı 6  

2006'dan bu yana yayınlanan Demokratik Kadın Hareketi Bülteni.

Advertisement