Issuu on Google+

kapak 12_Layout 2 5/3/11 12:29 PM Page 1

enekon’ ve elerle ‘Erg

t PartiKomünis TC orMaoist ile ğlı HKO si’ne ba rsim/Ovasında De 3 asdusu ara çatışmada 07 an çık Sf. cık’ta ldü. ker öldürü

Halkın Günlüğü’ne 1 ay kapatma “cezası”

-13

reci Sf. 12

tasfiye sü

lişm Güncel ge

ML’ye de TKP/ Dersim’ KO gerillası kıbağlı 5 TİKikleri barınakta şın üslend gelen göçük a meydan it düştü Sf. 06 şeh sonrası

ğü ü l n ü G n ı Halk desine 20-30 NİS

Say 1 Yıl: 1 AN 201

tı 1.5 ı: 11 Fiya

Hesap sormak için 1 Mayıs’ta alanlara

t

e-posta

: halkingu

nlugu@

a Kürtler ir

04-05 fGÜNCEL lerine dahi a eylem ri

ekle aram i ve gelec sistem hak Egemen gösteremiyor. İşler eylemleri polis l rin yor. tahammü alınan emekçile cevap bulu n r gazı ile leri dahi ellerinde ikli su, bibe okratik talep dem copu, tazy ın devrimci unun en yor. Halk r ve Kürt ulus cevaplanı Mazlumla k katliamla Mahirler, edere baskı ve i, Denizler, ayı suç ilan ların önderlerin akkayaları anm sınıf en Kayp rıyor. Egem krasinin yıİbrahim mize saldı ikal büro ile şenlik send değerleri ı ve sarı hükümranlığı n saldırılar anın kanı zannedile Mayıs, proletary nışma kılmaz 1 çevirilen ş mücadele ve daya emekgününe için yaratılmı çıkmak ve canı ile mirasa sahip . Bu akmalıdır günüdür. lara sel gibi çiler alan

TL www.h

u.ne alkingunlug

hotmail.co

m

sahip çık

dair Nükleere lemek gerçeği söy 18-19

ısı Sf. kaya’nın yaz Fikret Baş

Sağlıkta dönüşüme hayır dediler

adaybağımsız rdiği imlerine 2011 seç n BDP’nin göste to tıla an ve larla ka tarafınd K YS , en kitadaylar testo ed rarı pro nucu edildi. Ka n açtığı ateş so i. lisi leye po nı yitird k yaşamı cu ço bir ulu Seçim Kur sek gYük bağımsız aday-

rını ilan (YSK)’nun i veto kara larla ilgil ardından BDP, in etmesin uki bulmadığını süreci huk kot dahil bü. Boy geaçıkladı arı gözden ılıkl n BDP, tün olas i söyleye çireceklerin an alınan kafınd r olarak YSK tara si bir kara ok ilde rarı siya ndirdi. Birç ’nın YSK değerle rle mle yapılan eyleesto edildi. kararı prot ak i başta olm gKürt illerok ilde yapılan üzere birç saldıran polis, re eylemle kişiyi gözaltına ıda çok say ğ ateş so-

Ülkemizde yaşayan halkların, gizlenmek istenen devrimci gerçeklerle yüzleşmesi ve bunun karşısında örgütlenme mücadelesine katılması için mücadele veren gazetemize, 11. sayısından dolayı İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından toplatma ve 1 ay kapatma cezası verildi. Halkın Günlüğü’nün kapatılmasının ardından yayın akışımız 1 ay süreyle Yeni Demokrasi İçin Halkın Günlüğü ile devam edecek

Hakim sınıfların “demokrasi” şovları; sansür, toplatma ve yasaklama ile vücut buluyor.

YENİ DEMOKRASİ İÇİN

Halkın Günlüğü -09 f MEK 08

tı k eylem yap

ara Kendini yak

1-10 MAYIS 2011 Yıl: 1 Sayı: 1 Fiyatı 1.5 TL www.halkingunlugu.net

e-posta: halkingunlugu@hotmail.com

100 binler Taksim’de buluştu

da ir tarafın cut b t r ö d ev Ülkenin n DHF, ‘m adan a ık ç a r m alanla avır alın ir’ t ı ş r a k eğild sisteme mkün d ü m ş lu kurtu dedi.

rden en, ilçele d r le y ö K eden Dersim: eze akın er k r e m kçil Dersim ler, eme lü y ö k , r işçile ordu. hesap s a d r la n ala

işçi ve ıs alanı y a M 1 ankı: İzmir sleri ile y işçi e s in r e emekçil kları dolduran ele ka landı. So er birlik, mücad il ç ve emek di. de ve zafer

Ülke genelinde alanlara çıkan yüz binlerce işçi, emekçi ve köylü hak gasplarına, sömürüye ve yoksulluğa karşı taleplerini dile getirdi. 1 Mayıs alanlarında örgütlülük çağrısı yankılandı ve alanlar emekçiler tarafından zaptedildi.


2-3_Layout 2 5/3/11 10:57 AM Page 1

02 güncel

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Taksim’de devrimci çoşku Taksim’de kutlanan 1 Mayıs ülkemiz halkların tüm renklerine ev sahipliği yaptı. İşçilerin, köylülerin, gençlerin, kadınların ve ezilen ulus ve etnik toplulukların taleplerini öne çıkartan devrimci ve demokratik kurumlar, miting alanına 1 Mayıs’ın birlik, mücadele şiarını, mücadele çağrısı ile yazdılar İstanbul’da işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ta yüz binler Taksim Meydanı’na akın etti. Büyük bir coşkunun hakim olduğu alanda devrimci güçlerin yarattığı etki ise alana damgasını vurdu. İstanbul’da 1 Mayıs işçi, öğrenci, emekçi ve farklı ulustan halkların taleplerini mücadele sloganlarıyla karşılamasının coşkusuyla kutlandı. Taksim’i dolduran işçi ve emekçiler üç farklı koldan alana aktı. Şişli: DİSK, TTB, TMMOB, DHF- Partizan, ESP, Halk Cephesi, BDSP, Kaldıraç, EHP, ÇHD, ÖDP, Halkevleri, 78’liler Derneği ve demokratik kitle örgütleri Şişli kolundan Taksim’e yürüdü. Yürüyüş kolunun en önünde “Emek barış özgürlük ve demokrasi için 1 Mayıs” yazılı dev bir pankart ile DİSK’in devlet tarafından katledilen Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler’in fotoğrafı taşındı. Yürüyüş kolunda DİSK’e bağlı sendikalar pankartları ile yer alırken Mas-Daf işçileri kortejin en önünde yürüdü. TMMOB, “Korku imparatorluğunu yıkacağız” yazılı pankart açtı. Partizan, ölümsüzleşen gerillaların resimlerinin bulunduğu “Yaşasın halk savaşı”,

YENİ DEMOKRASİ İÇİN

Kürtçe, Türkçe yazılı “Yaşasın 1 Mayıs” yazılı pankartları ile yürürken, anyı zamanda hak gaspları ve sistemin sömürü çarkını teşhir eden dövizlerle mücadele çağrısı yaptı. Dersim Dernekler Federasyonu’da 1 Mayıs’a Zazaca, Kürtçe ve Ermenice yazılı “Yaşasın 1 Mayıs” pankartı ile katıldı. Emekçi Hareket Partisi “Adalet Yoksa İşsizlik Çoksa; Söz, Yetki, Karar, İktidar Halka” pankartıyla yürüyüş kolunda yerini aldı. Halk Cephesi, kentsel dönüşüm, gözaltı ve tutuklamaları, 19 Aralık katliam saldırısını teşhir eden pankart ve dövizlerle Taksim’e doğru yürüdü. Halk Cephesi kortejinin önünde Mahir Çayan ve Dursun Karataş’ın resmi taşındı. Şişhane: KESK, Özgürlük ve Demokrasi Bloku, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu, Deri Kundura ve Tekstil İşçileri Derneği, BDP- EMEP, EDP üyeleri Taksim’e Şişhane kolu üzerinden geldi. KESK, “Emek, Barış, Demokrasi ve Özgürlük İçin 1 Mayıs’a” yazılı pankartla en ön sırada yerini alırken, Özgürlük ve Demokrasi Bloku, BDP ve EMEP Tarlabaşı yönünden alana doğru yürüdü. Bu kolda yürüyüşe damgasını “Biji 1 Gulan” sloganları vurdu. Dolmabahçe: TÜRK-İŞ, TKP, İşçi Kardeşliği Partisi, birçok parti ve demokratik kitle örgütleri Dolmabahçe kolundan Taksim’e geldi. Sahneden Türkçe ve Kürtçe açıklama Sahne etkinliğinde devrimci kurumların baskıları tam sonuç vermesede yinede sahne etkinliği sendika ağalarının sansürcü tutumunda birkaç değişikliğe yol açtı. DHF, Partizan, Devrimci 1 Mayıs Platformu, ESP, BDP, BDSP ve daha birçok devrimci ve demokratik kurumun hazırladığı ortak

metni hem Türkçe hem de Kürtçe okundu. Açıklamada devletin son dönemdeki demokratik muhalefete yönelik baskılarına dikkat çekilerek şunlara vurgu yapıldı: ‘’Bizler bu ülkenin işçileri, kamu emekçileri, meslek sahipleri, emeklileri, işsizleri, yoksulları, kadınları, gençleri olarak, tüm dünya emekçileriyle birlikte 1 Mayıs alanlarında, emeğin bayramındayız. Taşeronlaşma ve kayıt dışı ekonominin engellenmesini, özelleştirmelerin durdurulmasını istiyoruz. Antidemokratik sendikal yasaların değiştirilmesini, toplu pazarlık ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl bir şekilde çözümünü, din, vicdan ve düşünce özgürlü-

ğünün toplumun tüm kesimlerinde hakim kılınmasını istiyoruz. Hapishanelerdeki yaşam koşullarının insan onuruna yakışır bir şekilde iyileştirilmesini, ağır hastaların tahliye edilmesini istiyoruz. Doğal yaşamın korunmasını ve ekolojik çevrenin katline son verilmesini istiyoruz. Kadına yönelik şiddetin engellenmesini, istihdamda kadın emeğine daha çok yer verilmesini istiyoruz. Engellilerin toplumsal yaşama eşit bireyler olarak katılmasının sağlanmasını istiyoruz. ‘’ Mitingde yapılan konuşma ve sunumlardan sonra Grup Yorum, Kardeş Türküler ve Agira Jiyan sahne alarak ezgilerini emekçilerle birlikte seslendirdi.

Halkın Günlüğü

KARDELEN BASIM-YAYIM REKLAM GÖSTERİ ORGANİZASYON LİMİTED ŞİRKETİ Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Hıdır Gürz Yayın Türü: Bölgesel Süreli Yönetim Yeri: Şehit Muhtar Mah. Süslü Saksı Sokak NO: 11 Kat: 4 BEYOĞLU/İSTANBUL

Teknik Hazırlık: Kardelen Yayımcılık Mahmut Şevket Paşa Mah. Sivas Sok. No:2 Kat:3 Okmeydanı/İSTANBUL Tel-Fax: (0212) 238 37 96

Baskı: SM. Matbaacılık Adres: Çobançeşme Mah. Sanayi Cad. Altay Sokak NO:10 ABlok Yenibosna Bahçelievler-İST Tel ( 0212) 654 94 18

BÜROLAR

1 YILLIK ABONELİK ÜCRETİ: Yurtiçi 54 TL Yurtdışı 108 EURO HESAP NUMARALARI Ertaş ÖZTÜRK adına İş Bankası İst. Aksaray Şubesi: (TL) 1002 30000 1153314 İş Bankası İst. Aksaray Şubesi: (Euro) 1002 301000 1107308 İş Ban. İst. Aksaray Şubesi: (CHF) 1142699 İş Bank. İst. Aksaray Şubesi: (Sterlin) TR110006400000210021174906 İZMİR: Şehit Fethi Bey Cadde No: 13 Eski Eshot İşhanı Kat:4 Konak/İzmir Tel-Fax: (0232) 482 01 63 ● MERSİN: Çankaya Mahallesi 4702. Sok. No:8 KAt:3 Akdeniz/Mersin ● ATİNA: Spiro trikoupi 21 10683 eksarxia GREECE/Yunanistan e-mail: devrimcidemokrasi_yunanistan@yahoo.com.tr ● YD TEMSİLCİLİĞİ: Kaiser-Wilhelm Str. 275 47169 Duisburg/DEUTSCHLAND e-mail: d.demokrasi@googlemail.com


2-3_Layout 2 5/3/11 10:57 AM Page 2

güncel 03

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

Yeni Demokrasi Güçleri Taksim’de DHF: Zulüm saltanatını yıkacağız: DHF

si” şiarlı pankartlarla karşıladı.

kortejinin başında bilimsel sosyalizmin ustaları Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao’nun resimlerini sancak şeklinde taşırayarak tüm dünyada ve ülkemizde burjuva-feodal gericiliğin ve yine reformist hareketlerin saldırısına cevap verdi. DHF miting alanına 1 Mayıs’ın mücadele özünü taşıyarak yeni demokrasi mücadelesinin ve bilimsel sosyalizmin tek kurtuluş olduğunu alana nakşetti.

DHF, “Ağaların-patronların zulüm saltanatını yıkacağız” pankartı ile ülkemiz halkarına mücadele çağrısı yaptı.

Yine ülkemizde aynı türden tasfiye saldırılarına karşı DHF ve bileşenleri demokratik halk iktidarı ve bilimsel sosyalizm mücadelesinin ülkemiz topraklarında yaşam bulmasını sağlayan Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın resimlerinin bulunduğu flamalar ve “Yaşasın Yeni Demokra-

YDSB: Zincirleri kır geleceğ kur: Yeni Demokratik Sendikal Birlik (YDSB), PTT, Ontex, Mas-Daf, Casper ve daha birçok alanda devam eden direnişleri gündemine alarak, 1 Mayıs’ta “Zincirleri kır geleceği kur” şiarını alana taşıdı. YDSB sendika bürokrasisinin ihanetçi tutumunu teşhir ederken, işçilerin birlik ve mücadele ile zaferi kazanacağını propagandasını yapan sloganlarla mücadele çağrısı yaptı.

DGH: Yeni demokrasi mücadelesi engellenemez: Demokratik Gençlik Hareketi, “Fabrikalarda, tarlalarda, okullarda yaşa-

1 Mayıs’ tan Notlar

1 Mayıs’a katılan devrimci demokratik kurumlar taleplerini ülkemizde yaşayan ulus ve azınlıkların ana dille-

rinde haykırdı. DİSK’e bağlı sendikalarda “taşeron” çalışma sistemine tepkiler ön plana çıktı. Şişli kolunda Birleşik Metal-İş’te

örgütlendikleri için işten atılan Casper ve Masdaf işçileri taşıdıkları pankartlarla sorunlarını dile getirdi. Tez Koop-İş kortejindeki “Çılgın projelerden önce insanca çalışma koşulları, ücret ve iş güvencesi istiyoruz” parkartı ile Başbakan’ın kanal projesine göndermede bulundu. Kazancı Yokuşu’nda 77 1 Mayıs’ında şehit düşenler için anma yapıldı. Direnişçi Konak Belediyesi taşeron işçileri kürsüyü işgal ederek sendika ağalarını teşhir etti ve birlik sloganı attı. Ontex/Canbebe direnişçileri kürsüye

sın yeni demokrasi mücadelemiz” şiarıyla alanda yerini aldı. Liseli DGH üyeleri de YGS’deki şifre olaylarını ve sistemi teşhir eden dövizler taşıdı.

DGH kortejinde, son gözaltıları protesto ederken, tutuklu bulunan üyelerinin serbest bırakılmasını talep etti. DGH üyeleri üniversitelerde, liselerde, iş kollarında halk gençliğinin yaşadığı sorunlara dikkat çekerken baskı ve saldırıların halk gençliğinin yeni demokrasi mücadelesini engelleyemeyeceğini vurguladı.

DKH: Kadınların kurtuluşu mücadelede: Demokratik Kadın Hareketi 1 Mayıs alanına ülkemizde yaşayan kadınların özgün sorunlarını taşıyarak mücadele ve örgütlenme çağrısı yaptı. DKH kortejinde, erkek egemen sisteme, ekonomik kriz ve yok-

çıkarak Tertip Komitesi’ni kınadı. Direnişçi işçilere söz hakkı verileceği söylenmesine rağmen söz verilmedi. Direnişçi Ontex/Canbebe ve PTT taşeron işçileri bu tutumu protesto etti. Kürsüden “1 Mayıs kızıldır kızıl kalacak!” ve “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!” sloganlarını attılar. YGS’de yaşanan şifre skandalına karşı mücadele veren liseliler yürüyüş kortejlerinde talepleri ile alana damgasını vurdu. Tüm yürüyüş kollarında kitlesel olarak bulunan liseliler, taleplerini

sulluğa, taciz ve tecavüze, kadına yönelik şiddete, namus ve töre cinayetlerine, cinsiyet ayrımcılığına dikkat çekilerek bunun karşısında yeni demokrasi bayrağını yükseltme vurgusu yapıldı.

YDŞTAB: Köklerimize sarılıp umudu büyütüyoruz: Yeni Demokrasi Şehit ve Tutsak Aileleri Birliği (YDŞTAB) 1 Mayıs alanına “Mayıs’ın kızıllığında köklerimize sarılıp içerde ve dışarıda umudu büyüteceğiz” şiarını taşıdı. YDŞTAB kortejinde Dersim’de şehit düşen 5 kadın gerillanın resimleri taşırken hapishanelerde siyasi tutsaklara yönelik uygulanan hak gasplarına da dikkat çekildi. 19- Aralık Katliamı’nı teşhir eden sloganlar da atan aileler, “İçerde dışarda hücreleri parçala” soganı ile siyasi tutsakların soluğunu 1 Mayıs’a taşıdı.

içeren pankart ve dövizler taşıdı. 1 Mayıs’da ortaya çıkan bir diğer olgu ise devlet terörü oldu. Polisin bu yılki 1 Mayıs’ta alana gelen kitlenin çok uzağında konuşlandırılması nedeniyle hiçbir olay yaşanmadı. Bu olgu kitlenin dikkatinden kaçmadı. 1 Mayıs’a katılanlar bu zamana kadarki 1 Mayıslarda polisle yaşanan çatışmalarda devlet bürokrasisi ve burjuva feodal medyanın öne sürdüğü olayların devrimciler tarafından değil, polis tarafından yaratılan provakasyonlarla çıktığı konusunda hem fikir oldu.


4-5_Layout 2 5/3/11 10:59 AM Page 1

04 güncel AMED: Bıji 1 Gulan 1 Mayıs Amed’de Dağkapı Meydanı’nda gerçekleştirilen mitingle kutlandı. Dağkapı Meydanı’nda bir araya gelen emekçiler taleplerini dile getirdiler. Yapılan konuşmalarda 1 Mayıs’ın tarihi önemine vurgu yapılırken Ortadoğu’daki halk isyanlarına değinildi. Egemen sınıfların şiddet politikasının her yerde aynı olduğu ifade edilerek, buralardaki halka egemenlerin karşı koyuş yönteminin biber gazı, polis copu ve kurşunlar olduğu ifade edildi. DHF’nin de içerisinde yer aldığı devrimci demokratik kurumların katıldığı miting, başladığı gibi coşkulu bir şekilde sona erdi.

Van’da 1 Mayıs Van’ da 1 Mayıs kutlamasında emekçiler talepleri için alanlardaydı. Erzurum, Bitlis, Muş, Kars, Iğdır, Ardahan, Hakkari, Ağrı’dan yola çıkan ve Van’da bir araya gelen binlerce emekçi, iki koldan 1 Mayıs mitinginin düzenleneceği Beşyol Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte Bismil’de öldürülen İbrahim Oruç ve İran’da idam cezası verilen Şêrko Maarifi’nin fotoğrafları taşındı. Alanda yapılan konuşmalarda 1 Mayıs’ın tarihi önemine vurgu yapılırken bu gün

Ortadoğu’da yaşayan halkların eylemlerine dikkat çekildi.

Siverek’te 1 Mayıs coşkusu İşçi ve emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs Siverek’te de kutlandı. DHF taraftarları da eyleme destek verdi. “Yaşasın 1 Mayıs-Bijî 1 Gulan” pankartının açıldığı eylemde, ekonomik ve sosyal hak talepleri öne çıktı.

6 yıl aradan sonra Mardin’de 1 Mayıs Mardin’de 6 yılın ardından ilk kez kutlanan 1 Mayıs’ta coşku vardı. Eyleme DHF taraftarları da katıldı. Son 6 yılın ardından ilk kez kutlanan 1 Mayıs, KESK öncülüğünde örgütlendi. Newroz alanına, KESK Şubeler Platformu önünde toplanarak yürüyen yüzlerce emekçi, Vali Ozan Caddesi üzerinden Newroz Meydanı’na kortej eşliğinde yürüdü. Arapça, Kürtçe, Türkçe ve Süryanice “Yaşasın 1 Mayıs” pankartının asıldığı platforma, taleplerin dile getirildiği Türkçe, Kürtçe ve Süryanice yazılı değişik pankartlar asıldı. Platforma ayrıca demokrasi talepli eylemlerde katledilen İbrahim Oruç ve Aydın Erdem’in resimleri asıldı.

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Dersim’de kızıl Dersim’de 1 Mayıs yeni demokrasi mücadelesinin kavga türküleri ve komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın miras bıraktığı mücadele coçkusuyla karşılandı.

İşçi ve emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs Dersim’de coşkuyla kutlandı. Devlet Hastanesi önünde bir araya gelen bilerce kişi, Seyit Rıza Parkı’na doğru yürüyüşe geçti. Devletin baskı ve saldırıları yürüyüş boyunca atılan sloganlarla teşhir edildi. DHF, Dersimin ilçe ve köylerinden gelen taraftar ve üyeleri ile birlikte ilk önce Çağlar İş Hanı önünde toplandı. Binlerce taraftar ve üyesi ile daha yürüyüş güzergahının başladığı alana doğru slogan ve zılgıtlarla yürüyüşe geçen DHF, saldırılara karşı örgütlülük çağrısı yaparken devletin Kaypakkaya’ya yönelik suçlamalarına karşı, “Önderimiz İbrahim Kaypakkaya” sloganları ile cevap verdi. DHF kortejinde yapılan konuşmalarda Kaypakkaya’nın suçlu, Kaypakkaya’yı savunmanın ve anmanın da suç olmadığı ifade edildi. Kitlenin alana ulaşmasıyla birlikte tüm devrim şehitleri adına yapılan saygı duruşuyla başlayan mitingde tertip komitesi adına konuşma ya-

pıldı. Yapılan konuşmada devletin Dersim’e yönelik saldırılarına dikkat çekilerek bu saldırların örgütlü mücadele ile boşa düşürüleceği vurgulandı. Tertip komitesi adına yapılan konuşmanın ardından

Kayseri ve Eskişehir Kayseri’de kitlesel 1 Mayıs coşkusu Kayseri, son yılların en kitlesel ve en çoşkulu 1 Mayıs’ını kutladı. Emek Partisi, Yogunburç Kavşağından; Kayseri Devrimci 1 Mayıs Platformu ise (DHF, BDSP, BDP, ESP ve SDP) Kayseri Lisesi önünden miting alanına doğru yürüyüşe geçti. Devrimciler, Bankalar Caddesi’ni kullanarak miting başlangıç noktası olan Mimar Sinan Parkı yakınındaki Salih Avgun Paşa İlköğretim Okulu önüne yürüdü. Ardından Mimar Sinan Parkı’na geldi. DHF kortejinde “Önderimiz İbrahim Kaypakkaya”, “Yaşasın demokratik haklar mücadelemiz”, “Kürt, Türk, Ermeni yaşasın halkların kardeşliği”, “Marx, Lenin, Mao önderimiz İbo”, “Devrimci basın susturulamaz”, “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganları atıldı.

Eskişehir: Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez 1 Mayıs, Eskişehir’de işçilerin, emekçilerin, gençlerin kitlesel katılımıyla, coşkuyla kutlandı. Estram Anadolu Üniversitesi durağında toplanan DHF, coşkulu bir biçimde Sıhhiye Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında 1 Mayıs’ın kızıllığına ve asimilasyon politikalarına değinilen sloganlar atıldı. DHF kortejinden yapılan sesli ajitasyonda demokratik haklar mücadelesine yöneltilen saldırılar anlatılarak, bu saldırıların halka yönelik olduğu belirtildi. İşçi ve emekçiler ile toplumun tüm ezilen kesimleri 1 Mayıs’ın kızıllığına yakışır bir şekilde hep bir ağızdan “Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez!” sloganını atmaya çağrıldı.

DHF’nin mesajı okundu. Demokratik haklar mücadelesine yönelik saldırılara dikkat çekilen mesajda 1 Mayıs’ın önemine vurgu yapılarak “Fabrikada, iş yerinde, tarlada, okulda, sokakta, sömürüyle, eşit-

Ankara

1 Mayıs Ankara’da işçi, emekçi, gençlik ve devrimci demokratik kurumların kitlesel katılımıyla kutlandı. DHF Ankara’da “her gün kavga ner gün 1 Mayıs” şiarını yükseltti

Ankara’da bir araya gelen işçiler, emekçiler, işsizler, yaşamın ve doğanın yağmalanmasına karşı direnenler, kadınlar, devrimci, demokratik kitle örgütleri 1 Mayıs’ı birlik ve mücadele şiarlarıyla selamladı. DHF, “Emperyalizmin sömürü düzenine karşı, halkın haklı taleplerini yeni demokrasi mücadelesiyle yükseltelim” pankartı arkasında “Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez”, “Hergün kavga her gün 1 Mayıs”, “Yaşasın 1 Mayıs, Biji 1 Gulan” sloganlarıyla yürüdü. Çeşitli devrimci, demokratik kitle örgütleride pankart ve dövizleriyle alanda yerini aldı. Tertip komitesi


4-5_Layout 2 5/3/11 10:59 AM Page 2

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

güncel

05

1 Mayıs dan demokratik hak ve taleplerinin karşısında gerçek yüzleri olan katliamcı faşizmle çıkıyorlar” ifadelerine yer verildi. Daha sonra mitingde söz alan bağımsız milletvekili adayı Ferhat Tunç devletin Dersim’de baskı ve saldırılarına dikkat çekerek “Zulme ve sömürüye karşı mücadele eden DHF’li yoldaşlarımızı bu süreçte yanımızda görmek istiyoruz. Biz bu ülkede Kaypakkaya’dan öğrendik faşizmin, Kemalizmin ne demek olduğunu, dolayısıyla bu süreçte DHF’nin de bağımsız adayları desteklemesini isteriz.” ifadelerini kullandı.

Emekçiler Malatya’da alanlardaydı 1 Mayıs günü Malatya’da alanlara çıkan emekçiler Ofis Kavşağında bir araya gelerek, taleplerini haykırdı. DHF faaliyetçileri ve taraftarlarının da katıldığı mitingde polisin yoğun ablukası dikkat çekti. Eğitim-Sen Malatya Şube Başkanı Ali Ekber Baytemur, yaptığı konuşmada, dayanışma ve birlikte mücadeleye bugün her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu söyledi.

Elazığ’da 1 Mayıs Kutlamaları

sizlikle, adaletsizlikle, inkarla, baskıyla ve tarifsiz acılarla yüzleşmeye devam ediyoruz. Genel seçim aldatmacasının hızlandığı bu dönemde benzer yalanları ülkemizin bütün şehirlerinde, ilçelerinde, kasabalarında, köylerinde hemen her gün dinliyoruz. AKP’nin ve CHP’nin süslü yalanlarına maruz kalıyoruz. Kürt ulusunun en sıra-

Hozat Garajı’ndan, İstasyon Meydanı’na yürüyen yüzlerce emekçi, 1 Mayıs’ı kutladı. DHF üye ve taraftarları da eyleme katılım gösterdi. Eğitim-Sen ve birçok sendikanın yanı sıra BDP, EMEP ve HAK-PAR’a bağlı üye ve yöneticilerinin de yer aldığı yaklaşık bin kişi, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Bê ziman jiyan nabe”, “İşsizlik ve yoksulluğa karşı 1 Mayıs’a” ve “Yaşasın 1 Mayıs” sloganlarıyla yürüdü.

da kitlesel 1 Mayıs

UFUK ÇİZGİSİ

bakış can

HATALARA KARŞI TUTUM NİTELİĞİ BELİRLER

E

ğer yenilirsek ya da başarısız olursak, bu, düşmanın güçlü olmasından veya şartlar gerekçesinden önce, esasta hatalarımızın ve elbette ki ciddi hatalarımızın ürünüdür. Doğru çizgi, doğru çizgi temelinde doğru siyaset ve taktik, doğru planlama, akıl ile cesaretin birleştirilmesi, düşmanımızla birlikte kendimizi iyi tanımamız ve gerçeğe uygun hareket ederek güvenlik prensiplerini takip etmemiz, ilkeli ve disiplinli davranmamız ve gücümüz ile zamanımızı doğru kullanarak doğru çalışma tarzını oturtup yapmak için eyleme geçmemiz, başarılı olmamız için genellikle yeterlidir. O halde yenilgi ya da başarısızlıklarda kesin rol oynayan etmenlerden biri ve çoğunlukla belirleyici olanı subjektif hatalarımızdır. İnsanları hatalara sevk eden belirgin özelliklerden biri ise tek yanlılıktır. Tek yanlı bakış açısı olay ya da olguları bütünlüklü görmeyen ve sadece bir yanına bakarak algısal bilgi gözlemine dayanan, meselelerin iç çelişki ve derinliklerine ya da görünmeyen gizli yanlarına inmeyen kaba materyalist, biçimsel yaklaşımdır. Bu özelliklerinden ötürü, doğru tahlil ve sentezlere varamaz, dolayısıyla hatalara düşmekten kurtulamaz. Tek yanlılık ya da öznelcilik, tek ayak üzerinde yürümeye veya tek gözle bakmaya benzer. Felsefi bütünlük; algılayarak yorumlama, bütün yönleri analiz etme ve senteze ulaşarak çıkan sonuçları pratiğe yansıtma diyalektiğinde ifade bulur. Süreç ya da şeylerin iç ve dış bağlantıları açığa çıkarılmadan doğru tahlil yapılıp doğru senteze varılamaz ve somut siyasetler geliştirilerek başarıya ulaşılamaz. Bu, genel olarak ve pratikte devrimci görevlerin yerine getirilememesi sonucuna varır. Bütün hata ve başarısızlıkların ve tabii ki yenilgilerin arka planında yatan sebep ideolojik-felsefi temeldir. Yenilgide çeşitli sebepler rol oynarlar ama özellikle büyük hatalar mutlak bir şekilde rol oynarlar. Hatalar yapmak kaçınılmazdır. Bu yenilgi ve başarısızlıkların kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez. Yapılan hatalar düzeltilip dersler çıkarıldıkça, yapılan bu hatalar gelişmenin-güçlenmenin de zeminidirler. Büyük ve ciddi hatalar yapmamak ve yapıldığında bunları tekrar etmemek önemlidir. Eğer ciddi hatalar sık sık yapılır ve bunlar düzeltilmezlerse doğru yapmanın zemini azalarak zayıflar. Önlenmeyen veya tekrar eden hatalar giderek egemen hale gelip başarısızlıkları şartlarlar. Demek ki, başarısızlık ve yenilgilerin çoğunun altında yatan sebebin, tekrar edilen veya düzeltilmeyen hatalar olduğu doğrudur. Hataların çeşitli sebepleri vardır. Bazen objektif koşullar hataları koşullayıp insanları hata yapmaya iterler. Ama bazen de insanlar kendilerinden kaynaklı olarak hatalar yaparlar. Evet, hatalardan bir bütün olarak kurtulmak mümkün değil. Bunu savlamak diyalektik dışıdır. Fakat şurası önemli ki, insanın kendisinden kaynaklanan hataların asgariye indirilmesi mümkündür. Ve önemli olan da insanın iradesine bağlı olan hataların, tamamen ortadan kaldırılamıyorlarsa, en aza indirilmesidir. Bunu yapmak insanın kendisine bağlıdır. İyi düşünmek, doğru karar vermek yeterlidir. İnsanın en büyük kazanımı ve erdemi hatalarından öğrenmek ve bu yolla doğruya ulaşmaktır. Hatalar yapan insanlar yapılan hataları fark ederler. Çok nadir olarak hatalarını fark etmeyenler çıkar. Bunlara hatalarını göstermek gerekir. Ama hata yapanın da yardım almaya açık olması, bu yardımı istemesi gerekir. Aksi halde zorla hatalar kavratılamaz. Bilinçsizce hata yapanlara hataları gösterilip yardımcı olunması önemli bir görevdir. Hata yapan insanlara karşı başka türlü davranmak, kişinin başka hatalara sürüklenmesine yol açacağı gibi, hatalara karşı eğitici olma dışında kaba davranmak amaçlarımızla çatışan yanlış bir yöntemdir. Öte taraftan hataları kendisine gösterilmesine rağmen bu hatalarda ısrar edip ayak direyenler düzelme veya hatadan kurtulma eğiliminde olmayanlardır. Bu durum karşısında yeterli mücadele yürütüldükten sonra, kişi hala hatalarında ısrar ediyor ve aynı hataları devan ettiriyorsa, idari tedbir ve yaptırımlar uygulamak kaçınılmazdır. Aynı hataların ya da ilkesel ve stratejik hataların tekrar edilmesi ve bunlarda ısrarlı olunması bir siyasi örgüt ve partide gündeme geliyorsa, o partinin nitel değişime uğraması kaçınılmaz olur. Eğer bir parti-örgüt hataları karşısında açık ve samimi değilse ve bu hatalarını alçak gönüllülükle kabul edip özeleştiri vererek sorumluluğunu taşımıyorsa, bu hatalarıyla mücadele edip düzeltmiyorsa, o parti ya da örgüt esas olarak güvenilir ve ciddi değildir. Hata yapmayan değilse de, az ve önemsiz hatalar yapanlar genellikle başarılı bir yol izlerler. Tayin edici olan doğru çizgi ise, az hata yapan bir çizginin başarısızlığa uğraması veya yenilgi alması kolay kolay söz konusu olmaz. Ama çok hata yapan bir güç, isterse örgütsel bakımdan çok büyük olsun, yine de başarısızlıktan kurtulamaz. Genel olarak yenilgi ve başarısızlıklara yol açan zemin, sıradan günlük yaşam hatalarını saymazsak, siyasi-ideolojik ve örgütsel-askeri alanlarda yapılan hatalarımızdır denebilir. Aksi halde zayıf kuvvetlerin güçlü kuvvetlere karşı savaş kazanması mümkün olmazdı. Düşmanı taktik anlamda küçümsememek, stratejik açıdan ise küçümsemek ve şartlar el vermediği müddetçe maceracı bir hat izlememek savaşta önem arz eder. Tüm savaşlarda; isterse en eşitsiz çarpışmalarda olsun, yenilgiyi tayin eden şey yapılan hatalar ya da hataların yol açtığı zayıflıklardır. Çünkü, hatalar bizleri zayıflatırken, düşmanımızı da güçlendirmektedir. Savaş şartlarında yapılan her hata düşmana avantaj sağlayarak, genellikle hata sahibine karşı kullanılan etkili bir silaha dönüşebilir.

adına açıklama yapan DİSK Ankara Bölge Temsilcisi Kani Beko, işçiler, emekçiler, öğrenciler, emekliler, işsizler, yoksullar ve kadınların sos-

yal adalet, eşitlik, bağımsızlık ve sendikal haklar için ülkenin tüm alanlarında omuz omuza verdiğini söyledi.

Savaş şartları ya da illegaliteyle karakterize olan düşmanla silahlı mücadele şartları, hatalara karşı en hassas olan koşullardır. Dolayısıyla bu şartlardaki parti ve örgütlerin her kademedeki tüm militan, faaliyetçi ve savaşçıları bu gerçeğe uygun olarak şekillenmek ve hareket etmek durumundadır. Örgütsel olarak güçlü ve başarılı bir parti, ancak güçlü ve başarılı kadro, üye ve militanlarla mümkündür. Parti ile savaşa göre şekillenmek esastır. Şekillenmenin bir ayağı ise hataları terk ederek doğrulara sarılmaktır. Ve ister birey isterse de parti olarak, eğer yenilirsek, görev yalnızca ayağa kalkmak değil, düşmanı yenmek üzere yenilgiden ders çıkararak daha güçlü donanmaktır.


6-7_Layout 2 5/2/11 8:33 PM Page 1

06 güncel DHF: Cevabımız örgütlenmektir DHF üye ve taraftarlarına yönelik yapılan gözaltı terörünü protesto ederek, “Mücadelemizden koparmaya çalışanlara en güçlü yanıtımız, soluksuz sürdüreceğimiz örgütlü mücadelemiz olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı. DHF tarafından yapılan açıklamada, hâkim sınıfların türlü maskeler arkasına gizlediği faşist niteliğini, günümüzde sahte “demokrasi” söylemleri ve “demokratik açılımlarla” besleyerek sürdürmeye devam ettiğini vurgulayarak, gözaltı terörünün nedenini, “Görünen o ki gözaltına alınanların bu sefer ki suçu, “1 Mayıs faaliyeti yürütmektir” diye belirtti. Artık rutinleşen bu saldırıların devam edeceğini birkez daha yineleyen DHF, “Bizler DHF’ye ve dost kurumlara yönelik bu saldırılara karşı birlikte mücadele edeceğimizi, bu saldırıları göğüsleyerek, demokratik haklar mücadelemize ısrar ve kararlılıkla devam edeceğimizi ilan ediyoruz.” dedi. DHF, demokratik hak arama mücadelesini gözaltı ve tutuklama saldırıları ile terörize eden hakim sınıflara karşı verilecek cevabın örgütlü mücadeleyi yükseltmek olacağını ifade etti.

Saldırılar sonuçsuz kalacaktır ADHK, ADKH ve ADGH yayınladıkları bildiri ile gözaltı terörünü protesto etti. GOP projesinin eş başkanlığına soyunan T.C. hâkim sınıfların, eş başkanlık vasıflarını yerine getirebilmek için “sorunsuz” bir toplum yaratma yolunda, siyasi “istikrarı” sağlama çabası içerisinde olduklarına değinilen bildiride, işçilere, köylülere, ezilen Kürt ulususu ve milliyetlere yönelik saldıların hız kesmeden devam ettiği vurgulandı. Bildiride, 1 Mayıs öncelinde gerçekleşen bu saldırıların, Özgür Dünya Yeni İnsan idealine sarılanlara karşı olması tesadüf olmadığı belirtilerek, “Egemen sınıflar, radikal toplumsal dönüşüme hizmet eden demokratik haklar mücadelesinin, geniş kitleler ile buluşmasının önüne ket vurmayı arzulamaktadırlar. Yine gerici arzularında kümelenen bir diğer yönelim ise, seçim sürecinde, devrimci alternatifi hayata geçirebilecek olanlara gözdağı vermek, sistemin ‘gül’ bahçesinde, sınırlılık ikazını bir kere daha hatırlatmaktır.” ifadeleri kullanıldı. Gözaltına alınanların, ‘hukuk’ gereği, avukatları ve ailesi ile görüştürülmediği belirtilerek, “Demokratik açılımın en naçizane uzvu olan bu saldırıda göstermektedir ki, emperyalist-kapitalist dünya gericiliğine bağlı, yarı-sömürge yarı-feodal ülkelerde tüm demokrasi tezahürleri, burjuva diktatörlüğün ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. ‘Demokrasi’ aldatmacası, ezilen yığınların dünya gericiliğine tekrardan yedeklenmesi için kaldıraç görevi görmektedir.” denildi. Bildirede yapılan saldırıların sonuçsuz kalacağına dikkat çekilerek, “Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki Yeni Demokrasi mücadelesinin basit bir destekçisi değil öznesi olduğumuzu bir kere daha haykırıyoruz.” denildi.

Saldırı halka dönüktür DGH, üyelerine ve taraftarlarına yönelik gerçekleşen gözaltı terörünü “Saldırganlığın her alanda giderek boyutlandırıldığı ve ezilen halk kitlelerinin susturulup sindirilmeye çalışıldığı uzunca bir an’ın içerisindeyiz.” ifadeleriyle değerlendirdi. DGH tarafından yapılan yazılı açıklamada, ileri dinamikleri “suçlu” ilan etme politikasının toplumun tüm kesimlerine yönelik, “demokrasi” nidalarıyla harmanlanarak kapsamlı saldırılara dönüştürüldüğü vurgulandı. Açıklamanın devamında “bütün alanlarda demokratik haklar mücadelesinin haklılığını ve meşruluğunu savunmak, üzerimizde yoğunlaşan saldırılara yine halk gençliği içerisinde daha fazla örgütlenerek, kitleselleşerek cevap vermek temel görevimizdir.” ifadeleri yer aldı.

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Gözaltına alıp sorgulamak artık bu kadar basit

Masa başında hazırlanan hayali kurgularla dolu polis fezlekeleriyle gözaltına alınan DHF ve Özgür Gelecek okurları serbest bırakıldı Toplumsal muhalefetin dinamik alanlarını baskı altınada tutup etkisizleştirmek için devletin son günlerdeki uygulaması: “Örgüt operasyonu”. Üniversite öğrencileri, sendikalı işçiler, demokratik hakları için çeşitli dernek, federasyon vb. kurumlarda örgütlenen insan-

lar, artık çok rahat bir şekilde ağır slahlı polislerin baskınlarıyla katıldıkları eylemlerden dolayı “örgüt üyesi” olarak ifadelendirilip gözaltına alınabiliyor. Son yıllarda Konya, Sivas, Ankara, Adana, Hatay, İzmir, İstanbul, Zonguldak ve daha bir

Saldırılar Denizli ve Balıkesir’de DHF, DGH, YDG, ESP ve KÖZ üyelerine yönelik eş zamanlı olarak yapılan gözaltı terörü birçok ilde devrimci dayanışmanın çoşkusuyla protesto edildi

Bir çok ilde bir araya gelen ilerici kurumlar devletin gözaltı ve yargı terörünü protesto ederek, demokratik hakları için mücadele verenlerin yıldırılamayacağı vurgusunu tekrarladı.

Devlet çözümü: Saldırı ANKARA- Yüksel Caddesi’nde bir araya gelen devrimci, demokratik kurumlar gözaltı terörünü protesto etti. Kurumlar adına yapılan açıklamada, ezilen milyonlarca emekçinin “hukuk-açılım-demokrasi” üçgeninde kandırılmaya çalışıldığına dikkat çekilerek, ‘Bozuk düzende sağlam çark olmaz’ diyen devrimci-demokratik güçlerin devlet tarafından şiddetle bastırıldığına değinildi. Açıklamada devletin içerisine düştüğü acizlik nedeniyle çözümü katletme, bastırma ve sindirmede bulduğu ifade edilerek, “Bizler devrimci-demokratik kurumlarımıza ve dost kurumlara yönelik bu saldırılara karşı birlikte mücadele edeceğimizi, bu saldırıları göğüsleyerek, meşru ve fiili mücadelemizi terörize ederek bastıran faşist devlete karşı demokratik haklar mücadelemizi yükselteceğimizi ısrar ve kararlılıkla devam edeceğimizi ilan ediyoruz.” denildi. “Gözaltılar tutuklamalar baskılar bizi yıldıramaz”, “Gözaltılar serbest bırakılsın”, “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganlarıyla basın açıklaması sonlandırıldı.

Son sözü direnenler söyleyecektir İZMİR- Gözaltı terörü DHF, SDP, ESP, KÖZ, Partizan, EMEP, DİP, BDP tarafından protesto edildi. “Gözaltılar baskılar bizi yıldıramaz” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Yaşasın devrimci dayanışma”, ”Yaşasın halkların kardeşliği”, ”Bize gücünüz yetmez biz kazanacağız” sloganları atıldı. Eylemi örgütleyen kurumlar adına açıklama yapan Meliha Kayacı, “Onların sömürü düzeniyle ayakta tuttukları saltanatlarına korku salmaya devam edeceğiz.Tarihte her zaman devrimcileri yargılayanlar, ezilen halklar ve sınıflar nezdinde yargılanmıştır. Son sözü direnenler söyleyecektir.” sözlerini dile getirdi. DHF, ESP ve Partizan tarafından örgütlenen basın

açıklamasına TÖP, Halk Cephesi, Kaldıraç, Odak, Mücadele Birliği, SDP, SP ve 78’liler Girişimi destek verdi.

Mücadelemizde ısrar edeceğiz ADANA- DHF Adana örgütlülüğü tarafından demoratik haklar mücadelesine yönelik saldırılar protesto edildi. Protesto eylemine Partizan, BDSP, Mücadele Birliği, Devrimci Proletarya, Halk Cephesi, Tunceliler Derneği, BDP katılarak destek verdi. Devletin faşist-Kemalist karakterine değinilen açıklamada yükselen demokratik haklar mücadelesine karşılık yapılan saldırıların bir şaşkınlık yaratmadığı gibi, demokratik haklar mücadelesini engelleyemeyeceği dile getirildi. Devrimci kişilerin gözaltına alınma nedenlerinin, “Demokratik haklar mücadelesi yürütmek, emekçiler üzerinde yoğunlaşan saldırılara karşı mücadeleyi yükseltmek, ezilen halkları ve ulusları hedefleyen NATO ve Füze Kalkanı saldırılarını teşhir etmek, bu kapsamda ba-


6-7_Layout 2 5/2/11 8:33 PM Page 2

güncel 07

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

çok ilde demokratik hakları için faliyet yürüten ve sistemi eleştiren öğrenciler, işçiler, köylüler hazırlanan polis fezlekeleriyle gözaltına alınarak örgüt üyesi yaftalamasıyla yılları varan cezalarla sindirilmek isteniyor. Bu zamana kadar devletin demokratik alan faliyetlerinde politik insanlara karşı bu uygulaması ile yüzlerce insan 1 Mayıs, 8 Mart’a katılım gösterdikleri ve okullarında ya da işyerlerinde gasp edilen haklarını arayıp örgütlenme çalışması yaptıkları için tutuklandılar.

Devlet terörünün son halkası Denizli ve Balıkkesir’de DHF ve DGH çatısı

altında faliyet gösteren öğrencilere yönelik gerçekleştirilen gözaltı saldırısında 14 kişi gözaltına alınarak sorgulanmak üzere İstanbul’a getirildi. Denizli’de gerçekleşen gözaltı teröründe Demokratik Haklar Derneği üyeleri, siyasi polisin sabahın erken saatlerinde düzenlemiş olduğu operasyonla gözaltına alındı. Sabah erken saatlerde faaliyetçilerin kaldıkları eve baskın düzenleyen polis üç kişiyi gözaltına alırken, toplatması olduğu gerekçesiyle gazetemize de el koydu. Balıkesir’de özel harekatçı polislerin eşlik ettiği öğrenci evlerine yapılan baskınlarda

DGH faaliyetçileri gözaltına alındı.

Yine aynı suçlamalar Balıkesir ve Denizli’de gerçekleştirilen ev baskınlarında gözaltına alınanlardan 12 kişi savcılık sorgusunda 2 kişi ise çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı. Balıkesir ve Denizli’de gerçekleştirilen ev baskınlarında gözaltına alınan 12 DHF’li ve 2’si Özgür Gelecek Gazetesi okuru 14 öğrenci 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savcılık tarafından ifadeleri alındı. Basın açıklamalarının, panellerin, halk gençliğinin ekonomik, sosyal ve siyasal

demokratik hak talepleri mücadelesi yine “terör örgütü bağlantıları” olarak gösterilerek suç delili sayıldı. Ardından hiç bir görgütsel bağlantıyı kanıtlayacak delil bulunamadan öğrenciler soruşturmada “Yasa dışı örgüt üyeliği” ile itham edildi. Sorgu sırasında Müslüm Kaymaz ve Alaaddin Sönmez dışındaki DHF üyeleri ve Özgür Gelecek gazetesi okurları serbest bırakıldı. Müslüm Kaymaz ve Alaaddin Sönmez ise tutuklama istemiyle mahkemeye sevkedildi. Kaymaz ve Sönmez daha sonra çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı.

tılımın önüne geçilmek istendiğine dikkat çekildi. Basın açıklamasına Uzun Yürüyüş, BDSP, Emek ve Özgürlük Cephesi, EHP ve BDP il yöneticileri de destek verdi.

Baskılar bizi yıldıramaz DENİZLİ- DGH, Genç-Sen ve YDG’nin çağrısıyla bir araya gelen öğrenciler, “Tutuklamalar, gözaltılar, baskılar bizi yıldıramaz” diyerek, gözaltı terörünü protesto etti. Eyleme, DPG, DYG, EMEP, Gençlik Muhalefeti ve Eğitim Sen üyeleri de destek verdi. Eski Vergi Dairesi önünde bir araya gelen öğrenciler, “Devrimci, demokrat, yurtsever öğrenciler serbest bırakılsın”, “Tutuklamalar, gözaltılar, baskılar bizi yıldıramaz” yazılı pankartlar açtı. Kurumlar adına yapılan açıklamada, gözaltılarla, gençliğin demokratik haklar mücadelesine katılmasının engellenmeye çalışıldığı belirtildi.

Bu suçu işlemeye devam edeceğiz MERSİN- Belediye Binası (Taş Bina) önünde bir araya gelen DHF, ESP ve Partizan gözaltı terörünü protesto etti. sın açıklaması düzenlemek, slogan atmak, kitle faaliyeti yürütmek” olduğu ifade edilen açıklamada, “Saldırılara karşı birlikte mücadele edeceğimizi, bu saldırıları göğüsleyerek, demokratik haklar mücadelemize ısrar ve kararlılıkla devam edeceğimizi ilan ediyoruz.” denildi.

İSTANBUL- Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen devrimci, demokratik kurumlar DHF, DGH, SDP, KÖZ ve ESP’lilere yönelik gözaltı terörünü protesto etti.

Kurumlar adına yapılan açıklamada halkın demokratik hakları için verdiği mücadeleye karşı saldırıların giderek arttığı bir dönemden geçildiği, bu saldırıların gözaltı ve tutuklamalarla, sokak ortasında infazlarla gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada devrimci, demokratik kurumlara yönelik inkarcı ve imhacı tutumun devam ettiği bir dönemde “demokratik açılım” safsatalarının gerçekte hiçbir değerinin olmadığı aktarılarak, halkın giderek yoksullaştığı bir dönemde devletten nemalanan kesimlerin giderek büyüdüğü ifadeleri kullanıldı.

“Baskılar Bizi Yıldıramaz Gözaltına Alınanlar Serbest Bırakılsın” yazılı pankart etrafında toplanan devrimci demokratik kurum üyeleri, “Gözaltılar baskılar bizi yıldıramaz”, “Kahrolsun faşizm yaşasın mücadelemiz”, “Gözaltına alınanlar serbest bırakılsın”, “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganlarını attı.

Devrimci, demokratik kurumlara ve ulusal hareketin siyasi kollarına yönelik saldırıların giderek boyutlandığı bir dönemden geçildiğinin ifade edildiği açıklamada, demokratik haklarını kullanan devrimci, demokrat ve yurtseverlere yönelik bu saldırılarla 1 Mayıs’a güçlü bir devrimci iradeyle ka-

Demokratik açılım safsatadır

Kurumlar adına yapılan açıklamada, demokrasi havarisi kesilen hâkim sınıfların, işçilerin, köylülerin, emekçilerin, öğrencilerin demokratik hak arama eylemlerine gazlarla, coplarla, panzerlerle saldırdığını ve sözde “terör örgütleri” operasyonları kapsamında gözaltına alıp tutukladıkları ifade edildi. “Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz”, “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganlarının atıldığı basın açıklamasında son olarak şunlar vurgulandı: “Buradan bir defa daha yineliyoruz ki; eğer BDP, Devrimci Proletarya, DHF, ESP, Halk Cephesi, Partizan, SDP, TÖP faaliyetçisi olmak ve bu kurumların düzenlediği demokratik hak arama eylemlerine katılmak suçsa, biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz.”

Ülkemizde bu türden saldırılar sıradanlaştı

protesto edildi Gözaltına alınanların savunmasını yapan Avukat Meral Hanbayat anayasal bir hak olarakta tanınan demokratik eylemlere katılmanın, söz ve ifade özgürlüğünü kullanmanın ülkemizde çelişkiler barındırdığını belirtti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza atan ve gerici bir anayasa olarak değerlendirdiğimiz 1982 Anayasası’nda bile, ülkemizi “demokratik bir hukuk devletidir” diye tanımlayan bir madde olduğunu hatırlatan Hanbayat, ancak yargılamalar sırasında ve mahkemelerde bu durumla çelişki yaratacak pratikler yaşandığını söyledi. Hanbayat, son yıllarda muhalif güçlerin ve yine anayasal bir hak olarak da tanınan demokratik haklarını kullanan bireylerin “yasa dışı örgüt” bağlantıları olduğu iddialarıyla keyfi olarak gözaltına alındıklarını ya da tutuklandıklarını ifade etti. Av Ümit Sisligün de ülkemizde hukukun yalnızca adının olduğunu, devletin mahkemelerde ve gözaltılar sırasında demokratik kitle örgütü üyelerle ilgili baştan “yasa dışı örgüt” üyesiymişler gibi bir algı içerisinde olduğunu açıkladı. Son yıllarda demokratik haklarını kullanan insanlara açılan bu davaların artık tüm yargı erki tarafından rahatça benimsendiğine dikkat çeken Sisligün, demokratik haklarını kullanan kişilerin, polisler ve mahkemeler yani devletin kurumları tarafından “yasa dışı örgütlerle” ilişkisi varmış gibi algılandığını, gerek mahkemelerde gerekse de polis sorgularında hiçbir somut kanıta dayanmayan iddialar sonucu hapis cezaları verildiğini ifade etti.


8-9_Layout 2 5/2/11 8:35 PM Page 1

08 emek

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Sağlıkçılar halkı Tek’elden iddia! Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 1 Nisan 2010’da TEKEL işçilerinin 4/C statüsüne karşı protesto eylemlerine katılan 111 kişi hakkında, 3 yıldan 8’er yıla kadar hapis istemiyle dava açtı Kamuoyunda büyük etki yaratan TEKEL direnişi sendikaların ve hakim sınıfların ortak çabası sonucu bitirilmişti. Direnişin bitirilmesinin ardından TEKEL işçileri birçok kez Ankara’ya gitmiş ve taleplerini dile getirmeye ve hükümetin dayatmalarına karşı eylemlere devam etmişti. 1 Nisan 2010’da gerçekleştirilen eylem de özelleştirmelere ve 4/C’ye karşı yapılmıştı. Yapılan bu eylemle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı soruşturma sonucu 111 kişi hakkında 3 yıl 6 ay’dan 8 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Basın Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Abdulvahap Yaren’in hazırladığı iddianameye göre, Tek Gıda-İş Sendikası’nın, TEKEL işçilerinin 4/C statüsüne geçirilmelerini protesto etmek için Ankara’da, 1 Nisan 2010’da eylem organize ettiği ifade edildi. İddialar arasında demokratik olarak eylem yapan kişilerin “yasa dışı” gösteri yaptıkları ve valiliğin bu eylemlere izin vermemesine rağmen sendika yetkililerinin eylemlerde ısrarcı oldukları öne sürülüyor.

3 yıldan 8 yıla kadar hapis isteniyor Direnişlere katılarak destek veren 111 kişi hakkında, 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına muhalefet ettikleri iddiasıyla 3 yıl 6’şar aydan 8’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları istenmesi, iddianamenin hangi kaygılarla hazırlandığını gösteren çarpıcı bir örnektir. Sendika yöneticilerinin, tüm il-

lerden otobüsle Ankara’ya işçileri-eylemcileri taşıdığı, “yasa dışı” gösteriye valiliğin izin vermediği, kolluk güçlerinin bunu belirtmesine rağmen sendika yetkililerinin ve işçilerin eylem yapmak konusunda ısrarcı olduğu yazılan iddianamede bu amaçla sabah saatlerinden itibaren Kolej ve Kızılay civarında gruplar halinde toplanan kitlenin, yolları kapatmaya ve eylem yapmaya başladıkları uzun uzun anlatılıyor. Türk-İş Genel Merkezi ve çevresi ile diğer noktalarda toplanan kitlelere sesli ikaz yapıldığı, grubu yönlendirenlere birebir ikazda bulunulduğu ifade edilen iddianamede, buna karşın göstericilerin eylemi saat 21.30’a kadar devam ettirdikleri, gruplar halinde şehrin merkezindeki cadde ve sokakları trafiğe kapattıkları ifade ediliyor. Kızılay ve Kolej semtlerindeki birçok sokak ve caddenin Tekel işçileri tarafından işgal edilerek, ulaşımın engellendiği anlatılan iddianamede, Şükriye Ercan’ın, kolluk güçlerine yangın söndürme tüpüyle saldırdığı, fiziki saldırı sebebiyle polisin işlem yaptığı, sanıklardan Sami Evren ve Barış Çelik’in bu sebeple polise mukavemet ederek, Ercan’ı polisin elinden alıp kaçırdıkları da iddialar arasında bulunuyor.

Kimler yargılanacak Dava açılan kişiler arasında Eski DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, TKP Genel Başkanı Erkan Baş, Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, EğitimSen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, eski KESK Genel Başkanları İsmail Hakkı Tombul ve Sami Evren ile çok sayıda sendikacı var. TEKEL direnişine katılan 111 kişinin yargılanması Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

İki günlük iş bırakma eylemi yaparak taleplerini alanlarda dile getiren sağlık emekçileri, sorunun bütün halkı ilgilendirdiğini ve herkesin bu sürece aktif olarak katılması gerektiğine dikkat çekiyor ve ekliyorlar: “Eğer hükümet ısrarcı olursa bu tarz eylemler devam edecek” Ülke genelinde 19–20 Nisan tarihlerinde iki günlük iş bırakma eylemi yapan sağlık çalışanları, sosyal ve ekonomik şartlarının iyileştirilmesi, halkın nitelikli sağlık hizmetinden faydalanabilmesi ile ilgili taleplerini kamuoyuna ve hükümete duyurmaya çalıştı. Ülkemiz hâkim sınıfları uyguladıkları ekonomi-politikalar ve her geçen gün daha da pervasızlaştırdıkları saldırılarla halkın tüm kesimini teslim almaya çabalıyor. Birçok alanda özelleştirme politikalarıyla çalışanları üretemez hale getiren sistem, uzun süredir yasal ya da fiili olarak hayata geçirdiği politikalarla da sağlık çalışanlarını ve halkı sömürme istikrarından ödün vermemiştir. Gelinen aşamada devlet eliyle uygulanan politikalar sonucunda sağlık emekçilerinin iş saatleri arttırıldı. Bu çalışma süreleri günlük 13–14 saate (bu süre asistan hekimlerde 24 saati aşmaktadır) kadar uzadı. Tüm bu politikaların sonucu olarak daha fazla sömürülmeleri için iş güvencesiz, farklı statülerde (4-B, 4C, vekil, 4924, taşeron) çalışma dayatıldı. Emekçi halk ise ödediği sigorta primleri yetmezmiş gibi, her muayenede 8–15 TL katkı payı öder oldu. Daha önce sigorta kapsamında olan birçok ilaç, protez vb. kapsam dışı bırakıldı. Hastanelerin gelirlerini yükseltmek için gereksiz tahliller yapılıp, filmler çekilmeye hatta tıbbi zorunluluk olmadığı halde ameliyatlar yapılmaya başlandı. Öyle ki ön görülen tedavide safra kesesi ve apandisitin alınmasına gerek olmadığı halllerde dahi birçok hastanın safra kesesi ve apandisiti alındı. Performans ücreti adı altında kar hırsına büründürülmüş politikalarla hem emekçi halkımız hem de sağlık emekçileri zarar görmeye başladı.

Haklarımız için alanlara! Sağlık emekçileri başta olmak üzere birçok devrimci demokratik ve yurtsever kurumlar, hem kendi hakları için hem de halkın eşit, ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli sağlık hizmeti alabilmesi için 13 Mart’ta Ankara’da eylemdeydiler. 30 bin civarında sağlık emekçisi iş güvencesi, sağlık alanındaki özelleştirmelere son verilmesi talepleriyle miting yapmışlardı. Bir diğer halka ise buna paralel olarak 19–20 Nisan tarihlerinde de yurt genelinde 2 günlük iş bırakma eylemi yaptılar. 2 günlük iş bırakma süresince sağlık emekçileri, üniversite hastaneleri, eğitim araştırma hastaneleri, devlet hastaneleri, aile sağlığı merkezlerinde büyük bir çoğunlukla eyleme katılarak, acil hastaların dışında muayene yapmadılar, acil ameliyatlar hariç ameliyata girmediler. Tüm bunlara karşın eyleme katılımı azaltmak için bazı özel güvenlik görevlileri, hastane başhekimleri ve il sağlık müdürleri tarafından engellenmeye çalışılan, greve katılmama yönünde baskı uygulandığı ve tehditkâr konuşmaların yapılmasına rağmen Adana, Ankara, İstanbul, İzmir,

Anadolu Ajansı'nda grev Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)’nın, Anadolu Ajansı'nda çalışan 550 üyesi adına 3 Kasım 2010 tarihinden bu yana sürdürdüğü toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin sonuncusu 20 Nisan 2011 tarihinde yapıldı. Yapılan son görüşmede de anlaşma sağlanamaması üzerine TGS, 12 Mayıs 2011 Perşembe günü 'fiili grev uygulaması' başlatma kararı aldı. Yapılan görüşmelerde patronun “bir önceki toplantıda anlaşma sağlanmış hükümleri bir sonraki toplantıda yok sayma” anlayışıyla hareket ettiğini ifade eden TGS yaptığı açıklamada; “İşveren temsilcileri, toplu iş sözleşmesinin, çalışanlara iş güvencesi sağlayan hükümleri korunarak imzalanması iradesine sahip olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Çalışanların özlük haklarını ve iş güvencesini ilgilendiren konularda, daha önce taraflar arasında sözlü mutabakata varılmış olan hükümler, dünkü müzakereler sırasında işveren temsilcilerince yeniden tartışmaya açılmak istendi. Patron temsilcilerinin, “üretimsizlik ve verimsizlik”

gibi keyfi ve subjektif gerekçelere dayandırılarak “işçi çıkarmaya” zemin oluşturan düzenlemelerin toplu iş sözleşmesi metnine yazılması talepleri TGS tarafından reddedildi. Patronun, TGS tarafından kabul edilmeyen diğer talepleri arasında; gazetecilerin kıdem tazminatı haklarına yasalara aykırı olarak “tavan” sınırlaması getirilmesi; çalışanlara iki yılda bir “terfi zammı” olarak verilen “yüzde 5” oranındaki mevcut uygulamanın “yüzde 1”e indirilmesi; kazanılmış hakların korunmasına ilişkin hükümlerin toplu sözleşmeden çıkarılması da yer alıyor. Ayrıca, sosyal yardım ve ücret zammı maddeleri ile seyyanen zam konusunda da Anadolu Ajansı şirketinin önerileri ile TGS’nin talepleri arasındaki farklılık devam ediyor. Bu durum karşısında, Türkiye Gazeteciler Sendikası Yönetim Kurulu, “yasal süreç gereğince Anadolu Ajansı’nda 12 Mayıs 2011 Perşembe günü fiili grev uygulaması başlatma kararı almıştır.” açıklamasını yaptı.


8-9_Layout 2 5/2/11 8:35 PM Page 2

emek 09

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

Fındık üreticileri zor durumda

UYARIYOR

Fındık üreticilerine dekar başına ödenen 150 TL destek, üreticilerin borçlarından dolayı icra yoluyla alacaklılarına gidiyor. Fındık üreticileri, egemen güçler tarafından uygulan tarım politikaları ile ürettikleri ürünü değerinden düşük satmaları sonucu borçlarını ödeyemez duruma geldi.Üreticilere verilen destek paralarına da icra yoluyla el konuluyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Fındık Üreticileri Sendikası (FINDIK-SEN) Genel Başkanı Kutsi Yaşar, “Alan bazlı ödenen paralar, fındık bahçelerine ve üretime dönmeyip üreticilerin borçlarına mahsuben alacaklılara gitmektedir” dedi.

Mersin, Bursa, Antalya, Çanakkale, Antep, Batman, Hakkari, Van, Dersim, Hatay, Kocaeli, Kırklareli, Manisa, Muğla, Aydın, Denizli, Amed, Edirne, Mardin illerinde özellikle üniversite hastanelerinde iş bırakma eylemine %100 katılımın olduğu bilinen gerçekliktir. Diğer illerde de irili ufaklı ka-

tılımlarla eylemlere destek verildi. Eylem süresi boyunca hastanelerin önlerinde kitlesel basın açıklamaları, yürüyüşler yapıldı. Çoğu illerde de emekçi halkımız acil durumlar dışında sağlık kuruluşlarına gelmeyerek eylemlere ciddi oranda destek verdi.

Alan bazlı ödenen paraların fındık bahçelerine ve dolayısıyla üretime dönmeyerek üreticilerin borçlarına karşılık alacaklılarına gittiğini belirten Yaşar; “Bu durum yıllardır iktidar olmuş çeşitli hükümetler ve son olarak da AK Parti hükümetinin 2002 yılından bu

yana uygulamış olduğu tarım politikalarının sonucudur. Özellikle son 10 yılda özel bankalarında üreticilere pahalı para satmak için yarışa girdiği bu dönemde fındık üreticileri borç batağına girmiştir. Bu borç sarmalı her geçen gün daha da büyümektedir. FINDIKSEN olarak hatırlatmak isteriz ki, bugün borçlarımızdan dolayı paralarımızı haciz altına alanlar yarın topraklarımızı yarından sonra da yaşamlarımızı haciz altına alacaklarıdır. Kendi topraklarımızda bizleri köleleştirerek altın bir tepside çok uluslu şirketlere sunacaklara karşı, kooperatiflerimizde, sendikalarımızda, odalarımızda, derneklerimizde ve fındık bahçelerinde örgütlü seslerimizi yükseltmeliyiz.” dedi. Egemen güçlerin tarım politikalarına değinen Yaşar; “AKP hükümetinin sadaka politikalarına bir süre daha devam edebileceği seçim meydanlarında dillendirilmektedir. Çok uluslu yerli ve yabancı tarım ve gıda şirketlerinin yönlendirmesi ile oluşturulan AKP dahil bu güne kadar iktidar olmuş tüm hükümetlerce benimsenmiş politikalar tarımda sürdürülebilir mutlak bir sömürüyü hakim kılmıştır.” dedi.

Sağlık emekçileri ne istiyor? fSözleşmeli çalışmaya son verilerek bütün sözleşmeli çalışanların iş güvencesine kavuşturulması. fTemel maaşların insanca yaşayacak orana yükseltilmesi. fHasta muayenelerinde alınan katkı-katılım paylarının ve her türlü cepten ödemelerin acilen kaldırılması. fHastaneleri özelleştirecek olan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesi.

f

EMEĞİN KÜRSÜSÜ

dursun baştuğ

1 Mayıs’tan kalanlar

E

mperyalist saldırganlık ve yeni paylaşım stratejilerinin ele alındığı, dünya halklarına karşı saldırıların hız kazandığı bir dönemde geride bıraktığımız 1 Mayıs, her kesimin belli beklentilerini ifade ettiği, yönelimini yansıttığı bir alan oldu. Emperyalist işgaller ve uşak iktidarların saldırıları ile birlikte, demokrasi ve özgürlük talepleri, güvenceli çalışma ve diğer ekonomik-demokratik talepler, bu yılki 1 Mayıs mitinglerinin ve çalışmalarının temel talebi oldu. Dünya işçi sınıfının enternasyonel dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs siyasal içeriğinden soyutlanarak sıradan bir gün halinde sunulurken hem siyasi hem de ideolojik saldırıların hedefi olmakta. Somut pratik hatta baktığımızda sendika konfederasyonlarının işbirlikçi ve sistem içi çizgisi, reformist ve liberal akımın yine aynı paydada buluşan gayet yaygın propaganda ağı ve sürecin öznesi olması ge-

reken devrimci ve komünist hareketlerin örgütsel zayıflığı bu sürecin öne çıkan ana halkalarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte de işçi ve emekçilerin dağınık örgütsüz durumu mevcut tabloya eklendiğinde bütün bir resim ortaya çıkıyor.

lamda devrimci-demokratik kurumların kalıcı kazanımlar elde etmesine yoğunlaşmak yerine ikili ilişkiler üzerinden biçimsel grup çıkarlarına ve niceliğe kilitlenen faydacılık şimdiye kadar kaybettirmiştir, bundan sonra da kaybettirecektir.

2011 1 Mayıs’ına hazırlık sürecinde devrimci tutumun önderlik ettiği, ortak bir devrimci demokratik tutumun yaratılamaması, bu güç üzerinden eylemin içeriğinden biçimine kadar etkili müdahaleleri ve irade haline gelmeyi engelledi. Reformist çevrelerin sendikal bürokrasi ile uyumlu tutumu, devrimci saflardaki iradesizlikle buluştuğunda esasını sendikal bürokratik gericiliğin belirlediği, devrimci-komünist güçlerin ise eklemlenerek kısmi müdahalelerle yetindiği 1 Mayıs gerçekliğinden uzaklaşmak hayli zor görünüyor.

Meselenin tartışılması da buradan yapılmalıdır. Alana çıkan nicelik meselesi ile değil. Kuşkusuz alanların niceliksel olarak yoğun olması önemlidir. Bu yönüyle 2011 1 Mayıs’ının kitleselliği olumludur. Fakat bu kitlenin nereye ve nasıl kanalize olduğu, kürsüden yayılan söylemin niteliği ve öne çıkan taleplerin niteliği çok daha önemlidir.

Sendikal bürokrasinin, sarı sendika ağalarının, devrimcileri göstermelik muhataplık süreçleri ile denetime almayı ve mümkün olduğunca alanın kenarlarına, hatta dışına atmayı arzuladığı ortada. Buna karşı ortak bir devrimci irade ile mücadele etmek ve top-

Sistemin, reformist cenahın ve sarı sendikal anlayışın sistem içi ve hükümet karşıtlığı ile sınırlı, siyasal iktidar perspektifinin yakınından bile geçmeyen kuşatmasına karşın alanlarda devrimcilerin ve komünistlerin varlığı kendisini hissettirdi, yankılanan siyasal talepler de göze çarptı ve karşılık buldu. Devrimcidemokratik kurumların tüm pasif tutumuna ve dağınıklığına rağmen, kürsü de dahil olmak üzere

yapılan müdahalelerin sınırlı da olsa sonuçlar doğurması önemsenmelidir. Bu durum kısmi de olsa umut verici bir tablodur. 2012 1 Mayıs’ı çok daha zamanında ve etkin bir müdahale ile devrimci güçler açısından nitel anlamda daha ileri sonuçlar doğurmaya adaydır. Bütün dağınıklık ve örgütsüzlüğüne rağmen alanları dolduran emekçilerin katılımı ve coşkusu o tarihsel mirasa bir kez daha hayat verdi. Israr ve devrimci coşkunun buluştuğu alanlar elbetteki o tarihsel mirasın içeriğini dolduracak kazanımları yaratacak, sınıf bilinçli poletaryanın rengini belirlediği kızıl-devrimci 1 Mayısları yaratacaktır. Her şey kanıtlıyor ki, örgütlenip ısrarla mücadele edenler kazanıyor. Türk hakim sınıfları, reformistpasifist kesimler ile sarı sendika ağalarına karşı işçilerin kararlı mücadelesi nasıl ki mantıki sonuçlarına vardı, öyle de tasfiyeciliğe karşı devrimci mücadeledeki ısrar kazanacaktır.


10-11_Layout 2 5/2/11 8:38 PM Page 1

EKSEN

ahmet hacalişi k.

Müslüman Kardeşler ve Arap Coğrafyası

A

rap dünyası tarih boyunca, içine düştüğü kriz dönemlerinde “İslami Uyanış”a dair dönüşümsel modeller geliştirmiştir. Genellikle Mısır merkezli olan söz konusu uyanış hareketlerinin en geniş tabanlısı yine 1928’de Mısır’ın İsmailiye kentinde ortaya çıkan ve doktrini tevhid fikrine dayanan Hasan el-Benna’nın kurduğu Müslüman Kardeşler (MK) örgütüdür. Örgüt, Osmanlı hakimiyetinin sona ermesi ile İngiliz sömürgesi haline gelen Mısır’da Müslüman-Arap kimliğini korumak ve modern bir İslam toplumu kurulabilmesi için Kur’an ve Sünnet rehberliğine dönülmesini savunur. Örgütün kurucusu Hasan el-Benna’nın Mısır istihbaratınca 1949’da öldürülmesinden sonra “Yoldaki İşaretler” isimli rehber çalışması ile örgütün ideolojik yönelimini besleyen, siyasi ve düşünsel görüşlerini berraklaştıran Seyid Kutub’da Nasır’a darbe teşebbüsü suçlamasıyla 1967’de idam edildi. Son senelerde vazgeçmiş olmakla beraber MK, siyasi suikast ve bombalama dahil her türlü mücadele yöntemini kabul eder. Son olarak eski Mısır devlet başkanı Enver Sedat MK tarafından siyasi suikast ile öldürülmüştür. 1940’ların başında politik kimliğini ortaya koymaya başlayan MK önce dönemin Mısır Kralı Faruk’a karşı ayaklandı. Faruk’tan sonra iktidarı ele geçiren Arap dünyasının önde gelen liderlerinden Cemal Abdul Nasır’ın ilk döneminde Nasır ile uzlaşsa da tabanının tepkisi üzerine muhalefete geçti. Nasır’ın Sosyalist-Arap Milliyetçiliğini benimsemeyen örgüt Nasır’ın ünlü doktrinine karşı Şer-i Arap Milliyetçiliğini savundu. Soğuk savaş koşullarında SSCB’ye yakın duran Nasır’a karşı ABD ve CIA tarafından desteklendikleri iddiaları ileri sürüldü. Oldukça düzenli bir hiyerarşik yapıya sahip örgüt Türkiye dahil 70 ülkede gizli veya açık faaliyette bulunmakta. Bugün dünya üzerinde faaliyette olan Sünni gelenekten gelen radikal İslami akımlar ideolojik gıdasını örgütten alır. Kuruluşundan itibaren birkaç kısa dönem hariç Mısır’da sürekli baskı altında kalan örgüt mensupları diğer Arap ülkelerine sığındıkları için bulundukları ülkelerde de siyasi faaliyetlerine devam edip siyasal görüşlerini yayma şansına sahip olmuşlardır. Bu nedenle Mısır’dan başka Suriye, Ürdün, Cezayir, Tunus, Libya, Filistin örgütsel güç ve yaygınlığının en dinamik olduğu ülkelerdir. Sünni gelenekten gelen tüm örgütlere finansal destek sağlayan Müslüman Kardeşler (İhvan ül-Müslimin), uğradıkları katliamlara, baskılara karşı sadece Ortadoğu’nun değil dünyanın en eski, en güçlü, en etkin İslamcı örgütüdür. Aylardan beri Arap coğrafyasında devam eden halk ayaklanmalarının sonucunda Tunus ve Mısır gibi ülkelerde otoriter-totaliter rejimler çöktü. Yemen, Bahreyn’de iş başındakiler direnmeye devam ediyor. Libya emperyalizmin açık işgal tehlikesiyle karşı karşıya. Sırada Suriye var. Bölge ve bölge dışı güçler Arap dünyasındaki transformasyonun ne yönde gelişeceğini merak ediyor. Zira

bölgedeki gelişmeler küresel güç dengelerini değiştirebilecek nitelikte. Emperyalizm bu nedenle şimdiye kadar uşaklığını yapan yıkılan/yıkılacak yönetimlerin yerine kabul edilebilir seçenekleri iş başına getirerek sistemin kurumsal ve ekonomik temellerini korumanın peşinde. Tüm bu alt üst oluş sonucunda siyasal iktidarların nasıl oluşturulacağı sorunsalı halen de bilinmezliğini korumakta. Görünen en güçlü olasılık reforme edilmiş, muhalefetteki en güçlü ve örgütlü hareket Müslüman Kardeşler’in bu tarihten sonra bölge ülkelerinde iktidara ortak olacağı gerçeğidir. Nitekim bunun uygulaması Tunus’ta hayata geçirilmiştir. Tunus’ta Bin Ali rejimini deviren halk hareketi, MK ile bağları olan “uysallaştırılan” İslami Hareket Ennahda lideri Raşit Gannuşi ve diğer muhalif siyasilerin sürgünden dönerek siyasal yaşama katılmasıyla sonuçlanmıştır. Mısır’da toplumun kılcal damarlarına kadar kök salmış MK, ayaklanmanın başlangıcında kendi projesinin kenara atılacağı kaygısı ile pasif kalsa da özellikle genç taraftarlarının ayaklanmanın çekim alanına girmesiyle Mübarek istifa eder etmez ordu ile pazarlığa oturup sistemden yana tutum aldı. Son anayasa referandumuna katılarak pozisyonunu netleştirdi. Mısır’daki halk ayaklanması, eski rejimin kurumları ile MK’nın, geçiş süreci konusunda anlaşması ile sonuçlandı. Suriye’de Esad rejimini zorlamaya başlayan muhalefet hareketinin en güçlü kanadını uğradıkları katliam ve baskılara karşı MK oluşturuyor. ABD, İran ve İsrail şu an için, Esad’ın devrilmesi halinde Sünni MK’nın en güçlü iktidar ortağı olacağı korkusuyla mevcut rejimin devam etmesinden yana tavır alsa da Esad rejiminin devrilmesi halinde MK’nın en azından iktidar ortağı olacağı mutlaktır. ABD ve İsrail açısından çok önemli bir ülke olan Ürdün’de de muhalefet dalgasının en güçlü kanadını MK teşkil ediyor. İslami Hareket Cephesi adlı bir örgütlenmeye katılan Müslüman Kardeşler mutlak monarşi ile yönetilen Ürdün’de rejimi en azından bir anayasal monarşiye doğru zorlamaya çalışıyor. Bu listeye Gazze’deki Hamas’da eklenince bölgede MK etkisinin daha net bir şekilde şekillenmeye başladığı ortaya çıkmakta. Son yerine Anlaşıldığı kadarıyla bölge, otoritertotaliter rejimlere duyulan tepkiler kaldıraç gibi kullanılarak çok kapsamlı şekilde emperyalizm tarafından yeniden dizayn edilmeye çalışılıyor. Bunun ilk örneklerini 1990’larda Yugoslavya daha sonra Irak’ta gözlemledik. Birçok devletin bölünmek istendiği, işin ucunun İran’a kadar uzatılacağı anlaşılıyor. Sünni hareket MK kullanılarak Arap dünyasındaki güçlü Şii varlığının zayıflatılmak istenmesi bunu gösteriyor. Halk hareketlerine katılan sınıf ve tabakaların örgütlenme düzeyinin düşük, proleteryanın partilerinin çok cılız olması, buna karşılık MK’nın eski rejimle uzlaşma yanlısı politika izlemesi karşısında, kısa vadede emperyalizmin bölgeyi yeniden yapılandırma politikalarında başarılı olacağını söylemek gerçekçi olacaktır.

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

Ermeniler için her gün 24 Nisan!

gSarkis HATSPANIAN “Vardaşen” mahpusanesi

Aynı o gün olduğu gibi şimdi de, hem de her gün ölüme yürüyen bir ulusun evlatları olmayı sürdürüyoruz... yani bize karşı uygulanmış soykırım geçmişe ait bir suç değil, o katastrof şimdi de devam ediyor

1980’lerin yarılandığı yıllarda İsveç’te yayımlanan Garo Sasuni’nin “Kürt Ulusal Hareketleri, 15. yy’dan günümüze Kürt-Ermeni ilişkileri” kitabını Türkçeye çeviren değerli büyüğüm sayın Bedros Zartaryan’a yaptığım bir ziyaretin hemen akabinde Berlin’de “Haus der Kulturen der Welt” kurumunda organize edilen kültürler arası konfliktüel ilişkilerin konu edildiği 2 günlük bir sempozyuma katılmıştım. Türk, Kürt, Zaza, Çerkes, Arap, Yahudi, Almanlarla dolu konferans salonunda az sayıda Ermeni katılımcılar da bulunmaktaydı. Konuşmacılardan birinin ERMENİ SOYKIRIMI tanımlaması üzerine çok kısa ama değerli bir sunuda bulunması ertesinde tartışmalara ayrılan bölümde o gün söylediklerimle, bugünkü düşüncelerim siyah-beyaz misali birbirinden farklı olduğundan, o zaman mutlaka üzerinde durulması gerektiğini belirttiğim konu hakkında söylemek istediklerimin esasen ve “ilk elden” muhatabı olan Türk ve Kürt aydınlar, daha doğrusu J.P.Sartre’ın deyimiyle “çağından sorumlu olan entellektüeller’ tarafından bilinmesi ve anlaşılmasını istiyorum. Çeyrek yüzyıl önce Berlin’de, “ ... Ermeni tarihi, Ermeni coğrafyası, Ermeni dili, Ermeni kültürü, Ermeni sanatı, şu-bu, vs. denmesinin çok doğal olduğunu anlıyorum da, herkesin niye bilmem Ermeni Soykırımı olarak tanımlamakta olduğu olguyla ilgili anlayamadıklarım” hakkında ciddi bir polemik yaptığımı hatırlıyorum. O tartışmada, “Ermeni soykırımı diye bir ad-

landırma olur mu yahu ? Tüm insanlık nasıl olur böyle bir tanımlamayı yüzlerce dilde ‘Ermeni Soykırımı, the Armenian Genocide, Armenische Genozid, le Génocide Arménien, vb. gibi’ aynı şekilde kullanabilir aklım ermiyor” anlamındaki düşüncelerim temelinde, bu olgunun istense bile açıklanabilir olma zorluklarını aşamayacağı türünde eleştirel görüşlerimi bildirmiştim. Gerçek ve doğru anlamıyla “Ermenistan’da yaşayan Ermeni halkına yapılan soykırım veya Ermenilerin maruz bırakıldığı, uğratıldığı soykırım” içerikli bu olgunun hiçbir hal ve durumda, sanki Ermenilere aitmiş, onların sahip olduğu dil, tarih, coğrafya örneğindeki türden birşeymiş gibi ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanımlanmasının çok yanlış olduğunu savunmuş, konunun değişik açılardan analitik tesbit ve yorumlar ışığında mutlaka çok ciddi olarak incelenmesi gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım. “Zaman aşımı olmayan soykırım, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul ediliyorsa eğer, bunun Ermenilere ait olan bir tanımlamayla anılma ve tanınması aslında abesle iştigaldir ! Ben Ermeniyim, benim bana ait bir dilim, yazım var, bana ait bir coğrafya, tarih, kültür, sanat, mimari, inanç, kıyafet, müzik, gelenek, görenek ve daha buna benzer sıralayabileceğim epeyi şey, hatta tıpta Ermeni hastalığı olarak adlandırılan kapıldığımız genetik bir hastalığım bile var, var olmasına ama, benim bir soykırımım yok, ben bir soykırımına sahip değilim ve olmak da istemiyorum. Eğer uğratılmış olduğumuz soykırımına ille de bir isim vermek gerekiyorsa, ona Türk ya da Kürt soykırımı demek, öyle tanımlamak çok daha doğru olur” diyerek salonda bulunanlardan çoğunu şoke eden düşüncelerimi iletmiştim. İfade ettiğim gerçekliğin ilk bakışta şok etkisi yaratan çarpıcılığının dahi düşündürücü olduğu hakkındaki gençlik yıllarımın fikirlerini şimdilerde masum bir tebessümle anımsamakla beraber, çoktandır Berlin’deki panel sırasında arzettiğim düşüncede ol-


10-11_Layout 2 5/2/11 8:38 PM Page 2

güncel 11

affedemiyorum!...

Söz sorumluluğa gelip dayanınca da, bu işin muhataplarına bakışlarımızı çevirip, “bu halimiz ne olacak peki?” türünden aklımızdan, yüreğimizden hiçbir zaman çıkmayanı yüksek sesle düşünmeyi denemeye kalkınca, “T.C.” devletinin satılık sözcülerinin yüzyıllık yalanlarını sürdürmesine paralel olarak, yakın bir dostumun pek hoşuma giden deyimiyle ‘dersaadet aydınlarının’ da bu inkâr kervanına başka bir metodla katılmalarını görünce, inanın dilim tutuluyor. Onlar, kendilerine uygun gördükleri bu yöntemle, hiç utanıp arlanmadan bize, yani o iğrenç soykırımın mağdurlarının gözlerinin içine bakıp “toplumlarımız çok cahil, kimsenin Ermenilere yapılan soykırımından haberi yok. Devlet, gerçeği kendi vatandaşlarından bir sır gibi saklamış, yeni nesle doğruların anlatılması, öğretilmesi için uzun yıllar ve ciddi çabalar gerekiyor, zamana ihtiyaç var” türü teraneler anlatıyor, hatta kimileri sanki kendi cehaletlerinin sorumlusu bizmişiz gibi anlamsız çıkışmalara bile yeltenme maneviyatsızlığında bulunuyorlar. Her soydan ve boydan bu herifçioğulları, Ermeninin toprağına çömezlenmiş, onun evinde oturuyor, hâlâ bağında-bahçesinde dikilen nimetlerin tadına bakıp, yetiştirdiğini yiyor, kendilerine ait olmayan sayılması dahi imkânsız zenginliklerinden 96 sene, 365 gün, 12 ay, 24 saat boyunca istifade ediyor oldukları halde, bu topraklarda bizim yerlerimizde yaşamakta olan milyonlarca Türk ve Kürdün Ermenilere yapılan soykırımından -her nedense- hiç haberi olmuyor! mayışımı, soykırımın acı etkilerini gözlemlediğim reel hayattan öğrendiğim gerçeklere borçlu olduğumu da itiraf etmek istiyorum. Zamanında ‘Ermeninin bir soykırımı olamaz, soykırım bize ait değil’ derken çok yanılmışım, artık ve neredeyse sadece “soykırım bizim ya da bizim soykırım” demek zorunda kalışımın reddedilmez yüzlerce nedenleri var. Soykırım yüzünden, o zamana kadar benim olan, bana ait olmuş ve bilinmez zamanlardan beri ne zor koşullarda ve her ne pahasına olursa olsun koruyup saklamaya çalıştığımız değerleri kaybettiğimiz, yani onların artık bizim olmadığı bilinmeyen bir sır mı? Onları hergün yitiriyor ve yok oluşlarının acısını da her gün yüreklerimize gömmek zorunda kalmıyor muyuz? Ermenilere ait olan dilin, yazının, coğrafyanın, tarihin, kültürün, sanatın, mimarinin, inancın, kıyafet, müzik, gelenek, göreneklerin ve daha buna benzer sıralayabileceğim epeyi değerin artık “nesli tükenen bir uygarlık cinsi-cibiliyetinin” sanki tatlı hatıraları gibi bir şeye dönüşmesinin, yok oluş evrelerinden pek tehlikeli dönemlerinin şahidi olmakla geçmiyor mu her günümüz? Her geçen gün, bizim kayıplar hanesine bir kayıp daha eklendiğinden bizler her geçen gün biraz daha ölmüyor muyuz? Bizi soykırıma uğratanlar “on yılda onbeş milyon genç, yaratırız her baştan” marşlarıyla bir yüzyıla yakın zaman zarfında bizlerden gaspedilen zengin topraklarımızda sürekli çoğalır da çoğalırken, biz giderek azalmıyor muyuz?

Dilimiz yok oluyor, kültürümüz, sanatımız, her şeyimiz, atalarımızın yaratmış olduğu ve hep bizim olmuş, her ama her değeri yitiriyoruz. İnsan bu değerleri olmadan nasıl var olmayı becerebilir ki? Ermenistan dışında tüm dünyada Ermenice ilköğretim kurumlarında Ermenice anadil eğitimi alan 6 ila 12 yaş arası Ermeni çocukların sayısı, sadece 30 bin ! Yeryüzünde kendini Ermeni olarak tanımlayan 10 milyonluk nüfus üzerinden bu oranın hesabını yapmayı denemek bile abes geliyor bana ve bu sayı da her yıl daha da azalıyor, vs. vs... Öyle ki Talat’ların alçak ve hain planı halen tüm yok ediciliğiyle işliyor gördüğünüz gibi! Kanlı soykırım, beyaz soykırıma dönüşmüş sadece ve bal gibi de yok oluyoruz işte, soyumuz bugün de kırılıyor, bitip tükeniyor. Yani, biz Ermeniler için her gün 24 Nisan, çünkü biz her gün ölüme yürüyoruz! Soykırım olmasaydı eğer, bugün herhalde kendi ülkemizde bir sokak üzerinde ya da en fazla aynı mahallede oturacağımızı düşündüğüm sevdiklerimi, son bir kez göremeden dünyadan göçüp giden babamla, onun göremediğim mezarını, henüz hayatta olan yaşlı anamı, bacılarımı, kardeşimi ve yeğenlerimi, yani en yakın akrabalarımı görebilmek için 3 kıtada 5 ülke ve 18.900 km. yol kat etmeye ihtiyacım olduğunu hesap edecek kadar vaktimin olduğu mahpusane hücremde, böyle bir durumu benim hiç de yükümlenmek zorunda olmadığım bir zorlama yüzünden, yani bizi soykırıma uğratanların bir dayatması olarak gördüğümden de, işlenen suçun onların sorumluluğunda olduğunu düşünmekten kendimi bir türlü alamıyor, bu facianın sorumlularını çok istesem bile

Olmaz tabii, olur mu hiç, hem niye olsun ki? Şairimiz Yeğişe Çarents’in deyimiyle ‘Kahpe İstanbul’un’ Divan Edebiyatı sevdalı dersaadet aydınlarından birçoğuna, özellikle de ‘düşünmenin taraf olduğu’ iddiasında olanlardan kimilerine göre, kendi deyimleriyle “kara cahil toplumlarının olan-bitenlerden haberleri olmuyor, olmayabiliyor” vesselam! Eee... bu mantıkla tabii olandan haberi olmayanın olanlardan nasıl sorumluluğu olsun ki, şu Ermeniler de acaip insanlar alimallah... “olmayan yerde sorumlu arıyorlar” boşu boşuna, garip değil mi? 24 Nisan ulusumuzun vicdanına zincir vurulan, entellektüellerimizin ölüme götürülmek üzere tutuklandığı gün olduğundan, o gün yas tutuyoruz. Ancak biz, aynı o gün olduğu gibi şimdi de, hem de her gün ölüme yürüyen bir ulusun evlatları olmayı sürdürüyoruz... Yani bize karşı uygulanmış soykırım geçmişe ait bir suç değil, o katastrof şimdi de devam ediyor. Eğer söylediğimin aksini iddia eden varsa beri gelsin de ona yaşamamız için ne yapılması gerektiği, daha doğrusu kendilerinin ne yapması konusunda bilgiler ileteyim. 1915’e kadar doğamda hiç olmayan kamburumdan kurtulabilmem için, beni onu taşımaya zorlayanlara ihtiyaç duymam belki de kaderin bir cilvesi ama, bunun kaçınılmaz bir gerçek olduğu da “kendini cahil yerine koymayı denemeyi yeğleyenlerce” anlaşılmalı artık! Benim yok olmama katılanlarla onların torunlarının aynı Türkler ve Kürtler olduğu ve tarihin onlara şimdi de kurtarıcılarımız olma gibi bir şansı kullanma fırsatı sunduğu bilinmelidir. Ben, yadsınmaz bu gerçeğin toplumsal bilince ulaşmasının becerilmesi sayesinde ancak, Ermenilerin takvim yaprağında ulusal yas günü olarak var olan sayfayı çevirip 25 Nisan’ın ilk ışıklarını insanca karşılama sevincini layıkıyla yaşayabileceklerine inananlardanım ! Bu ise, Der-Zor kâbusu dışında bir şeyi olmayan Ermenilerin, yapılmayan NÜRNBERG’inin becerilmesi sayesinde, susadığı adalet suyunu doya doya içme gereksiniminin toplumsal bilince ulaştırılmasının sağlanmasıyla başarılabilir. 1915 Soykırımının feci etkileri yok edilmeye çalışılmadan, Ermenilerin hiç kapanmayan yaralarının sarılması için ciddi adımlar atılmadan, Türklerle Kürtlerin ayaklarına takılı, kalın, paslı prangalardan daha beter olduğunu sandığım, vicdanlarına oturmuş dayanılmaz ağırlıkta manevi bir yükün varlığı, o halkların ileriye doğru adım atmalarını da imkânsız kılmaktadır. Bu gerçeği anlayıp da bilenlerin bilmeyenlere anlatması, ben insanım diyebilmenin de kıstası olarak algılanmalıdır artık! Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırkçı Apartheid rejimine karşı verdiği mücadele nedeniyle 1984 Nobel Barış Ödülüne layık görülen Desmond TUTU siyah ırkdaşlarına yönelik bir konuşmasında, “Beyazlara iyi davranın, insanlıklarını yeniden bulmak için size ihtiyaçları var” der. Bir Ermeni olarak, O büyük hümaniste duyduğum saygı gereği, bize ihtiyacı olan kendi beyazlarımıza onun sözlerini duyurmayı seve seve üstleniyor, kendi payıma düşen vicdani bu görevi bugün yerine getiriyorum.


12-13_Layout 2 5/3/11 12:01 PM Page 1

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

İdeoloji tayin edicidir, devrimci ilkelerle Somut şartları ihmal eden teori kuru ve cansızdır. Nesnel gerçekle uyumlu olmayan teori gerçeği değiştirme eylemine kılavuzluk edemez. Eylemsiz teori soyuttur. Eyleme dökülmeyen teori maddi güce dönüşemeyeceği gibi, gerçek bir değer taşımaz. Teori kitlelerle buluşup onların pratiğine ruh katıp eylemlerinin önünü açmak içindir. Öte yandan teori kitlelerin pratiğinden çıkmak durumundadır. Bu, bizi kitlelerden öğrenmeye götürür. Aksi halde pratiğe ruh veren teorinin kendisi yine ruhsuz kalır.

doğan siyasi parti ve örgütler, sınıf mücadelesinin gereksinimlerine uygun olarak stratejik, taktik pozisyonda konumlanır ve sınıf mücadelesini bilinçli hedef ve amaçlar temelinde yönetirler. Bu, önderlik fonksiyonudur. Önderlik rollerini ideolojik-teorik-siyasi ve örgütsel basamaklarda tamamlayan sınıf partileri, kendi gelişim ve donanımlarını yine sınıf mücadelesi pratiği içinde pekiştirirler. Ne ki, devrimci pratiğe yön verip yolunu aydınlatan devrimci teoridir. “Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz.” O halde bilimsel sosyalizm teorisinin özümsenmesi, devrimci pratiğin sergilenmesi ve gerekli gelişimin sağlanması için temel bir zorunluluktur. Tam da burada altı çizilmelidir ki, devrimci teori ile devrimci pratik karşı karşıya konamayacak kadar bir bütünün koparılamaz iki parçasıdır. Bu anlamda her gelişme teori ile pratiğin tutarlı birliği ile mümkün olur.

Siyasi çizgi belirleyicidir Başarının yolu bilim karşısında kalkansız ve çıplak durup dürüst olmaktan geçer. Bilimsel doku ile buluşan cüret, başarının pratik şartıdır. Cüret etmeyen ileri çıkamaz. Bilim dürüstlük ve cüret demektir. Başarının iki ana şartı bilimsel gerekçelere oturan cüret ve dürüstlüktür. Her şeyin temeli olan bilim bilgiden beslenir. Bilginin üç kaynağı olan bilimsel deney, üretim faaliyeti ve sınıf savaşımı, bilimin de kaynağıdır. Pozitif bilimlerin anası olan felsefe, bilimin kaynağı olan bu mecralardan çıkar. Materyalist felsefe de buradan beslenir ve döner toplumsal gelişmeye nüfuz eder. Diyalektik ve tarihsel materyalist dünya görüşünün ideolojisi olan Marksizm, der ki: “Toplumlar tarihi sınıf mücadelelerinden ibarettir.” Sınıflı toplumlar aşamasında toplumsal sistemlerin ileri doğru devinimi ve gelişimlerinin motoru sınıf mücadelesidir. Bu toplumların bağrındaki her gelişme, çelişki yasasının siyasi formasyonu olan sınıf mücadeleleri tarafından tayin edilir. Sınıflı toplumların ürünü olan siyasi örgütlenmeler de sınıf mücadelelerinin dışında mütalaa edilemezler. Sınıf çelişkilerinin ileri sürdüğü ihtiyaçlardan

Devrim kitlelerin eseridir

MLM teori, eylem kılavuzudur. Bu, somut koşulların somut tahliline bağlıdır. Somut şartları ihmal eden teori kuru ve cansızdır. Nesnel gerçekle uyumlu olmayan teori gerçeği değiştirme eylemine kılavuzluk edemez. Eylemsiz teori soyuttur. Eyleme dökülmeyen teori maddi güce dönüşemeyeceği gibi, gerçek bir değer taşımaz. Teori kitlelerle buluşup onların pratiğine ruh katıp eylemlerinin önünü açmak içindir. Öte yandan teori kitlelerin pratiğinden çıkmak durumundadır. Bu, bizi kitlelerden öğrenmeye götürür. Aksi halde pratiğe ruh veren teorinin kendisi yine ruhsuz kalır. Gerek tasfiyeci sürece karşı mücadelenin devrimci temelde geliştirilmesi ve gerekse de tasfiyeci sürecin yarattığı tahribat ve yabancılaşmanın aşılması ile komünist ve devrimci hareketin yaşadığı sancıların atlatılması için, devrimci ilke, değer ve niteliklerle donanmak en büyük ihtiyaçtır. Komünistler ve devrimciler ideolojik-kültürel ve örgütsel konseptle geliştirilen karşı-devrimci tasfiyeciliğe kayıtsız kalamazlar. Bütün karşı-devrimci saldırılara karşı, her cephede devrimci direnç oluşturup ileri çıkma göreviyle yüz yüzedirler. Büyümek, ilerlemek ve değiştirmek için;

Devrimin temel sorunlarından biri, devrimin dostları ile düşmanlarını doğru tahlil ve tarif etmektir. Bu, ortak düşmana karşı, devrimin dostları olan ortak sınıf güçleriyle birlikte mücadele etmenin gereğidir. Devrimin düşmanlarını yenmek için, devrimden çıkarı olan devrimin güçleriyle birleşmek şarttır. “Hedefi dar, cepheyi geniş tut” direktifi bunu anlatır. Devrim kitlelerin eseri olduğuna göre, her devrim geniş halk kitlelerini

devrimci teori ışığında pratiğe girmek, orada öğrenmek ve orada birleşmek gerekir. Çıkarsız ve hesapsız yalınlıkta devrimci ufkun enginliğiyle değiştirme eyleminde bulunmak icap eder. Bu, devrime cüret etmek, devrimci olmak demektir. Devrim, tarihsel bir görev ve sorumluluk olduğu gibi, ekonomik temele dayalı sosyal-siyasal gelişmelerden doğan bir zorunluluktur. Çelişki yasasının öngördüğü tarihsel gelişme bağlamında bir kaçınılmazlıktır da. Ne var ki, devrim kendiliğinden gelişen bir değişim değil, bilinçli siyasal eylemin ürünüdür. Bu eylem kitlelerin kendiliğinden hareketiyle değil, kitlelerin hareketiyle birleşip, ona bilinçli hedefler göstererek yön veren bilimsel teorinin öncülük rolüyle olanaklıdır. Bilimsel teori ve ideolojiyle donanıp aydınlanmadan devrimci eylemin yükseltilmesi düşünülemez. Ancak unutulmamalıdır ki, teoriyle pratiğin

proletarya önderliğinde birleştirmek zorundadır. Nitekim bütün devrimler bu yolu izlemiştir. Geniş halk kitleleri komünist parti önderliğinde harekete geçmiş ve büyük eylemleriyle gerici iktidarları yıkmışlardır. Bu tarihsel-toplumsal tecrübe göstermektedir ki, her devrim kendi dinamiklerinin birliğiyle mümkün olmuştur. Halk kitlelerine rağmen bir devrim tasavvur edilemeyeceğine göre, devrimci sınıf ve ara katmanların dev-

iç içe ele alınması gerekmektedir; ne teori ne de pratik ötelenmelidir. Bıkıp usanmadan öğrenmek ve çalışmak gerekir. Gelişmek ve geliştirmek için çalışmak ve öğrenmek; öğrenmek için araştırıp incelemek gerekir. Omuzladığımız onurlu dava uğruna savaşmak; savaşmak için çalışmak ve öğrenmek gerekir. Savaşarak öğrenmek; öğrenmek için savaşmak gerekir. Emperyalist dünya gericiliği ve her türden uzantılarını proleter dünya devrimi bilinciyle yerle bir etmek için, can pahasına mücadeleye tutunmak, sıkı sıkıya devrime sarılmak gerekir. Proletarya partisi önderliğinde devrimci savaşla iktidarı kazanmak ve devrim davasını zafere taşıyarak insanlığı büyük ütopyaya ulaştırmak için öğrenmek gerekir. İzleyeceğimiz yolda referans, dünya proletaryasının büyük öğretmenleri ve parlak öğretileridir. Kuru sadakat yetmez, bilimsel doğrultularını içselleştirmek ve

rimde temsil edilmesi, devrime katılması şarttır. Bunu sağlamak için de, öncelikle dost-düşman ayrımının bilimsel olarak yapılması gerekmektedir. Dahası, bu ayrım kurulacak iktidara da yansır-yansımak durumundadır. Devrim ile kurulacak iktidarda tüm devrimci sınıf ve tabakalar güçleri oranında söz hakkına sahip olmak durumundadır. Aksi halde devrim ve iktidarın gericileşmesi ya da yıkılması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü,


12-13_Layout 2 5/3/11 12:01 PM Page 2

perspektif

rle saptanmış siyasi çizgi belirleyicidir Bundan hareketle, şeyleri ele alırken şeylerin çok özellikli olduğu gerçeğini göz ardı etmez. Aksi metot, bilgi teorisini yadsıyarak şeyleri tanımlamaktan uzak kalır; tek yanlı öznelciliğe ve sübjektivizme düşerek gerçeğe ulaşmaz.

derinlikli kavramak esastır. Öğretimizin kalıcı ilkeleri ona can veren ana damarlardır. Maoist partinin önderliği, devrimin zora dayalı gelişmesi ve proletarya diktatörlüğü-iktidarı bütün devrim süreçlerinde evrensel olarak geçerli olan vazgeçilmez ilkelerdir. Özellikle sınıf çelişkileri ve sınıf farklılıklarını riyakarca inkar eden neo-liberal saldırılar ve bunların uzantısı olarak cereyan eden reformist-revizyonist yasalcı tasfiyeciliğin aktüel olduğu ve devrimci ilkelerin erozyona uğratılmak istendiği bugünkü şartlarda bu ilkelere sıkı sıkıya sarılmak önemlidir.

Baş çelişki ve çelişkilerin çözüm yöntemi Her süreç ya da her gelişme yığınca faktörün çelişkili birliği temelinde ortaya çıkar. Bu karmaşık tabiat diyalektiğin ta kendisidir. Bütün fenomenler özelliklerini bu kaynaktan alırlar. Şeylere ait tüm özel-

likler aynı zamanda şeylerin varlık gerekçeleridir de. Ne pratik yaşamın doğrusu, ne de teorik düzlemin doğrusu, gerçek değerini bu bilimsel düzeneğin çekirdeklerinden aykırı olarak edinmez. Tersini savlamak idealizm ile sakatlanmıştır. Yalnızca meta-fizik idealist türevler olay ve olguları doğaüstü kutsal güce havale ederler. Oysa diyalektik ve tarihi materyalist felsefe evrene ait tüm olayları ve doğa yasalarını diyalektik olarak izah eder. Bunun gibi, doğa yasalarını insan toplumlarına uyarlar ve buraya ait yasaları sınıflar üstü güç ya da var oluşlarla açıklamaz. Yaratıcı gücü insan ve insana has bilinçli emekle tarif eder. Her şeyi neden-sonuç ilişkisi bağlamında ele alır ve bilumum hareketi varlık gerekçeleriyle açıklar; sebepsiz bir gelişme tanımaz. Bilimsel felsefe ve ideoloji şeylerde daima birden fazla özelliğin bir arada bulunduğunu isabetle tespit eder ve bunu kanıtlar.

Yorumlama ve inceleme metodunda tutarlı çizgi oluşturan bilimsel dünya görüşü, aynı sürecin içinde çelişkili birlik ve mücadele halindeki onlarca, yüzlerce ve belki binlerce biçimde bulunan ayrı ayrı özelliğin koşullu olarak sürecin egemen çelişkisine tabi olduğunu kabul eder. Söz konusu sürecin doğru tanımlanması ve yönetilmesini çelişkili sürecin egemen çelişkisinin tespit edilmesiyle olanaklı görür. Sürecin esas çelişkisi durumunda bulunan özellik sürece niteliğini verendir. Dolayısıyla çelişkili ve karmaşık tüm süreçlerin gelişme yasasına uygun olarak yürütülmesini, ancak süreçteki esas çelişkinin, yani karmaşık çelişkiler barındıran süreçteki ana halkanın yakalanması mümkün kılar. Eğer diğer özelliklerin içinden belirleyici olan ana özellik seçilebilmiş ise, sürecin niteliği doğru tespit edilmiş ve çelişkili sürecin çözüm odağı yakalanmış demektir. Yani çözüm anahtarı olan baş çelişme tespit edilerek çözüm yolu aralanmış demektir. Zira çelişkili sürece niteliğini veren baş çelişme, temel çelişme ile başlıca çelişmelerden bazılarının doğrudan çözümü sağlar, bazılarının da çözüm yolunu açar; bütün bu çelişmeler üzerinde tayin edici ve etkileyici rol oynar. Çelişmelerin ya da çelişmeli süreçlerin çözümünde baş çelişki anlamında ana halkanın kavranması yalnızca toplumsal sistemi tayin eden çelişkinin çözülmesi için geçerli değildir. Bu diyalektik yöntem genel çelişmelerde olduğu gibi, tek tek konularda da geçerli bir yöntemdir. Yani, sadece stratejik süreç ve politikalar açısından değil, taktik süreç ve politikalar açısından da ana halka veya baş çelişkinin doğru kavranması yöntemi geçerlidir. Örneğin, dünya ölçeğinde ekonomik zemindeki emek-sermaye çelişmesinin siyasi ifadesi olan proletarya ile burjuvazi arasındaki temel çelişkinin çözümünde; dünya halkları ile ezilen ulusların baş düş-

halk kitlelerinin bir kesimini karşısına alan ve onları temsil etmeyen bir iktidar kendi güçlerini karşısına almış ve hatta karşı-devrim saflarına itmiş olacaktır. Yani kendisini zayıflatıp karşı-devrimci sınıfları güçlendirmiş olacaktır. Dahası, halk kitlelerini şu veya bu biçimiyle karşısına almış olarak, kendisi gerici olmuş olacaktır. Böyle bir iktidarın eninde sonunda yıkılması ise önlenemez bir son olacaktır.

ideolojimizin üçüncü nitel gelişme aşaması olan Maoizm evresinin kavranmasıyla doğrudan ilintilidir. İdeoloji tayin edicidir, genel siyasi çizgi belirleyicidir. Bu çizgi, proletaryanın sınıf mücadelesindeki örgütü olan Maoist komünist parti aracıyla temsil edilmek durumundadır. Ki, bu çizginin pratik güce dönüşmesi ancak örgüt aracıyla hayata uygulanıp kitlelerle buluşturulmasıyla mümkün olur.

Maoist hareketin bu kavrayışı onu küçük-burjuva dar görüşlü anlayışlardan ayıran, sol sekter çizgiler karşısındaki üstün özelliğidir. Bu üstün özellik, bilimsel

Maoist hareketin omurgasını oluşturan yeni demokrasi güçleri evrensel devrimci teoriyi temel halkalarından özümsemiştir. Bunun gibi, bilimsel zeminde kuv-

manı durumundaki ABD emperyalizminin tasfiye edilmesi, yani diğer düşmanların ezilmesi için baş düşmanın yok edilmesi gerekmektedir. Baş düşmanın tasfiye edilmesi diğer düşmanların tasfiye edilmesinin de yolunu açacak ve bu süreci hızlandıracaktır. Yine, bir ülke şahsında, o ülkedeki çelişkilerin çözümü için baş çelişkinin çözülmesi gerekmektedir. Bunun gibi ülkedeki genel devrim sürecinin parçası durumundaki herhangi bir sürecin göğüslenmesi, bir çelişkinin çözülmesi veya stratejik sürecin içindeki taktik bir aşamanın çözülmesi, bunlara ait ana-baş çelişkilerin tespit edilip doğru politikalar temelinde ele alınıp çözülmesini gerektirir. Bu yöntem, her konuda olduğu gibi, bireyin çelişkileri-iç çelişkisi için de geçerlidir. Bütün bunlarda dikkat edilmesi gereken nokta; çelişkilerin niteliği ve buna bağlı olan çözüm metotlarıdır. Ki, çelişkilerin niteliği, onların nasıl ele alınacağını ve hangi yöntemlerle çözüleceklerini saptamamıza yarar. Çelişkilerin antagonist (uzlaşmaz) biçimi, bu çelişkilerin zora dayalı çözülmesini koşullar. Antagonist olmayan çelişkilerin çözümü ise, zor ve şiddet dışındaki yöntemlerle (barışçıl yöntemlerle) sınırlıdır. Düşman sınıflar arasındaki çelişkiler antagonist niteliktedir, bunların çözümleri siyasi mücadeleyi gerektirir. Düşman olmayan ya da dostlar arası çelişkiler ise antagonist olmayan çelişkilerdir; bunların çözümleri siyasi mücadele yoluyla değil, ideolojik mücadele yoluyla sağlanır. Örneğin, proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki antagonistuzlaşmaz çelişkidir ve bu çelişki devrim metodu ile çözülür. Halkın da kendi arasında çelişkiler vardır; bunlar uzlaşmaz olmayan çelişmelerdir ve çözümleri ideolojik mücadele-ikna eğitim ve değişimdönüşüm metodu kullanılarak sağlanır. Proletarya ile küçük-burjuvazi arasında, proletarya ile köylülük arasında da çelişkiler vardır. Ne var ki, bu sınıf ve halk sınıf katmanları arasında temelde bir sınıfsal çıkar birliği vardır ve aralarındaki çelişkiler esas değil, tali durumdadırlar. Bu çelişkilerin çözümünde kesinlikle kaba zor yöntemleri kullanılamaz. Bu, proletarya açısından ilkesel bir meseledir.

vetlenmiş genel siyasi çizgiye sahiptirler. Yeni demokrasi güçleri, devrimimizin teori-pratiğine has genel çizgiyi tesis etmiştir ve devrimimizin gerçekleştirilmesinde temel halkayı elinde tutmaktadır. Halk Savaşı perspektifiyle devrimde ısrar eden Maoistler, taktik zayıflıklarına karşın, stratejik duruş ve konumlanışıyla geleceği tayin eden güçtür. Maoizm kılavuzluğundaki yeni demokrasi güçleri, “devrimin üstün niteliği olan” silahlı düşmana karşı silahlı savaş kavrayışıyla devrimin şah damarını temsil etmektedirler.


14-15_Layout 2 5/2/11 8:41 PM Page 1

14 güncel

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Çadırlar irademizdir

Kürt ulusal sorununu siyasi ve askeri saldırılarla bastırmaya çalışan devletin son hedefi “Demokratik Çözüm Çadırları” oldu

YSK’nın BDP’nin destekli bağımsız adayların başvurusunu geri çevirmesiyle başta Amed, Hakkari, Van, Mersin, Adana ve İstanbul olmak üzere ülkenin birçok yerinde halk sokaklara çıkarak, YSK’nın kararını protesto etmişti. YSK’nın kararından geri adım atması sonrası yaklaşan seçim süreciyle birlikte Kürt halkının iradesini kırmaya çalışan devletin bu seferki hedefi “Demokratik Çözüm Çadırları” oldu. Anadilde eğitim, askeri ve siyasi operasyonların durdurulması, tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması ve yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi talepleri ile BDP ve DTK tarafından ülkenin bir çok yerinde kurulan Demokratik Çözüm Çadırları’na eş zamanlı baskınlar düzenlendi.

Çadırlara onbinler sahip çıktı Kürtlerin demokratik direnişini engellemek için eşzamanlı olarak ülke genelinde kurulan Demokratik Çözüm Çadırları zor kullanılarak yıkıldı. Gece yarısı demokratik çözüm çadırlarının kurulduğu yerlere, binlerce polis eşliğinde baskın yapıldı. Polislerin gece yarısı çadırlara düzenlediği eş zamanlı baskınlara, Kürt halkının cevabı yine direniş oldu. Yaşanan baskınların ardından polisler tarafından sökülen çadırları yeniden kurmak için bir araya gelen on binlerce kişi polislerle çatıştı. Başta Amed, Hakkari, Van, İstanbul, Adana, Mersin gibi şehirlerde gece yarısı baskınlarıyla sökülen çadırlarını yeniden kurmak için

on binlerce kişi bir araya geldi. Yeniden kurulmak istenen çadırlara polisin el koymak istemesi üzerine çatışmalar yaşandı. Demokratik Çözüm Çadırlarına yapılan baskınlarda 700 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan bir kısmı serbest bırakılırken 200’e yakın kişi de tutuklandı.

BDP: Taleplerimiz meşrudur Çadırlara yapılan baskınları kınayan BDP, “AKP hükümetinin emriyle Demokratik Çözüm Çadırları’na yapılan baskınların amacı yaklaşan seçim sürecini proveke etme amacını gütmektedir” dedi.

BDP, “Yüz çadır sökülürse, yüz çadır tekrar yeniden kurulur. Çadırımız barış çadırıdır, umut çadırıdır, kardeşlik çadırıdır, savaş çadırı değildir. Taleplerimiz yerine getirilene kadar burada nöbet tutmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kulandı.

19 Aralık’ın sorumluları yargılansın TKMP, 19 Aralık Katliamı’nın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulundu

sonrasında yaşanan katliamla ilgili yeni belgelerin açığa çıktığı ve yaşananları açıkça ortaya koyan belgelerin, devletin katliamcı yüzünü bir kez daha gözler önüne serdiği dile getirildi.

Tecride Karşı Mücadele Platformu (TKMP) Sultanahmet Adliyesi önünde toplanarak 19 Aralık Katliamı’ndan sorumlu olanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

19 Aralık Katliamı saldırılarından yıllar sonra çıkan devlet arşivlerinde yer alan “Tavanlar ve duvarların delinmesinden sonra gaz bombası atılacak, tereddütsüz, misliyle karşılık verilecek, zor ve silah kullanılacak…” ifadelerinin hatırlatıldığı açıklamada, bu arşiv kayıtlarının devletin gerçekleştirdiği katliamın itirafı niteliğini taşıdığı vurgulandı.

Adliye önünde toplanan TKMP üyeleri “Tufan-Bora-Atmaca, 19-22 Aralık Devletin Planlı Katliamıdır” pankartını açarak “Devrimci tutsaklar teslim alınamaz”, ”Tecride son, tecride son”, ”Katil devlet hesap verecek”, ”İçeride dışarıda tecridi parçala” sloganlarını attı.

Katliam protesto edildi TKMP adına yapılan açıklamada, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishanede eşzamanlı olarak yapılan saldırılar ve

Burjuva basın katliama ortak oldu Açıklamada katliamın yaşandığı dönemlerde burjuva basın ve medyasının devrimcilere saldırıyı görev edinmiş bir pratik sergilediği ve devrimcilere karşı kin ve öfke kustuğu belirtildi.

Tecrit sürüyor Devletin faşist karakterini ortaya koyan sürgün sevklerinin, hak gasplarının, yasakların, tecrit ve tretmanların halen devam ettiğinin anlatıldığı açıklama 19 Aralık’ta başarılamayan dayatmaların yeniden hayata geçirilmeye çalışıldığı bir sürece girildiği ifadeleriyle devam etti. Devrimci tutsaklara yönelik bu dayatmaların sonuç vermeyeceği, yapılan katliamlara, tecrit ve tretmanlara sessiz kalınmayacağı ifadelerinin yer aldığı açıklama şu ifadelerle sonlandırıldı: ”Başaramayacaklar! Katliamlara teslim olmadık, tecrit ve tretmana da teslim olmayacağız! Ne yaparsanız yapın devrimci iradeyi teslim alamayacaksınız!”

Hesabını soracağız “Bugün burada tecride karşı mücadele edenler olarak bir kez daha haykırıyoruz: İşlediğiniz hiçbir suç cezasız kalma-

yana dek, hepsinin hesabı bir bir sorulana dek mücadelemiz bitmeyecek. Ellerimiz daima yakanızda olacak! Bilin ki, hiçbir zaman rahat uyumanıza izin vermeyeceğiz. 19 Aralık Katliamı’nın sorumlularından hesap soracağız!” Basın açıklaması sonrası katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları, hazırladıkları dava dilekçelerini savcılığa vererek katliamın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Hak ihlalleri devam ediyor Hapishanelerde artarak devam eden tecrit, sürgün ve sevk saldırılarına her geçen gün yenileri ekleniyor. Adana Karataş Hapishanesi’nde bulunan Özlem Aydın, Elbistan E Tipi Kapalı Hapishanesi’ne sürgün edildi. Ayrıca Adana Kürkçüler Hapishanesi’nde tutulan Yeni Demokrasi mücadelesi tutsaklarının tamamı Gaziantep H Tipi Kapalı Hapishanesi’ne sevk edildiler.


14-15_Layout 2 5/2/11 8:41 PM Page 2

çevre

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

15

Ölmek var dönmek yok Evleri, arsaları ellerinden alınarak inşaat patronlarına peşkeş çekilen Derbent halkı, “Ölmek var dönmek yok” diyerek yetkilileri uyardı. Sarıyer’e bağlı Derbent Mahallesi’nde “kentsel dönüşüm” adı altında evleri ve arsaları hile yoluyla alınarak inşaat patronlarına peşkeş çekilen Derbent halkı, barınma hakkalarını istediler. Genciyle yaşlısıyla bir araya gelip yola koyulan Derbent halkı 2 km yürüyerek, Cemre İnşaat’ın Maslak’ta bulunan ofis binasının önüne geldi. Burada “Derbent bizimdir, bizim olacak-Barınma hakkımız engellenemez, istilacılara geçit vermeyeceğiz” pankartları açan Derbent halkı, “Derbent halkı tehdit ediliyor”, “Yuvamızı yıkanın yuvasını yıkarız”, “Rantsal dönüşüm istemiyoruz”, “Yıkımlara karşı omuz omuza”, “Adaletsizliğe boyun eğmeyeceğiz” yazılı dövizler taşıdı.

‘Barınma hakkımızı istiyoruz’

İstanbul ve Mersin’de de nükleer karşıtları Çernobil nükleer patlamasının yıldönümünde alanlardaydı

Çernobil’in yıldönümünde Akkuyu’ya dikkat çekildi Nükleer Karşıtı Platform, Çernobil’de 1986 yılında meydana gelen nükleer kazanın yıldönümü olan 24 Nisan 2011’de İstanbul’da Kadıköy İskele Meydanı’nda bir miting düzenleyerek nükleer santrallere karşı sesini yükseltti.

Nükleere inat yaşasın hayat Öğle saatlerinde Tepe Nautilus önünde toplanan binlerce nükleer karşıtı, Kadıköy İskele Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında “Susma haykır nükleere hayır”, “Nükleere inat yaşasın hayat”, “Ampul de patlayabilir” sloganları atıldı. Coşkulu ve renkli görüntülerin egemen olduğu yürüyüş sırasında nükleerden ölenlerin canlandırıldığı oyunlar oynandı. Nükleer santrallere karşı protestoların dillendirildiği miting sırasında katılımcılar HES’lere karşı da sık sık sloganlar attılar. Kadıköy İskele Meydanı’nda başlayan mitingde ilk olarak kürsüye çıkan Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Cengiz Göktaş Japon-

ya’daki nükleer kazanın ardından tüm dünyada yeni nükleer santral projeleri iptal edilirken AKP hükümetinin nükleer santraller yapma konusunda halen ısrarcı olduğunu belirtti. KESK Başkanı Döndü Taka Çınar ve TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı, devletin nükleer enerjiye bakışını eleştirerek nükleere karşı mücadelede kararlı olduklarını ifade ettiler. TTB Genel Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu da hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının halkın sağlığı için yaptıkları eylemleri hatırlatarak nükleer santrallerin halkın sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

‘Nükleere izin vermeyeceğiz’ Mersin Nükleer Karşıtı Platformu, Çernobil’in 25. yıl dönümünde nükleer santrallerin Doğaya ve insana olan zararlarına bir kez daha dikkat çekerek Akkuyu Nükleer Santrali projesinin durdurulmasını

istedi. Ulu Cami önünde bir araya gelen nükleer karşıtları meşaleleler taşıyarak, “Nükleer santral istemiyoruz!” pankarı arkasında Taş Bina’ya yürüdü. Eyleme DHF, DGH ve birçok demokratik kitle örgütü de destek verdi. Taş Bina önünde platform adına yapılan açıklamada şunlar vurgulandı: “Hükümet ve Rusya yetkililerine sesleniyoruz. Mersin ve Akkuyu halkı 17 Nisan’da oluşturduğu insan zinciri eylemiyle nükleer santral istemediğini ifade etti. İrademize rağmen nükleer santral kurulamaz. 40 yıldır süren nükleer karşıtı mücadelemizle, insan ve çevre sağlığını bozan, kirli, güvensiz, tehlikeli, çok pahalı, tamamen dışa bağımlı, ülkemizin hiç ihtiyacı olmayan kamu kaynaklarımızı zarara uğratacak olan nükleer santralleri ülkemizde yaptırmayarak, emperyalist nükleer lobilerini mahkum ettik. Bugünde mahkum ediyoruz.”

Derbent halkı adına açıklama yapan Zeynep Uysal, evlerinin yıkılmasına ve sokağa atılmalarına karşı toplandıklarını ifade etti. Yıllardır oturdukları mahallelerinin bütün alt yapısını büyük zorluklarla kendilerinin yaptığını belirten Uysal, bölgenin gelişmesiyle birlikte arsaların değerinin arttığını ve rantçıların buraya göz diktiğini belirtti. Tüm bürokratik zorluklara ve rantçıların tehditlerine rağmen evlerini ve arsalarını vermeyeceklerini ifade eden Uysal, “On beş bin nüfuslu bir mahalleyi düzmece bilirkişi raporlarıyla fundalık alanmış gibi göstererek buranın boş bir alan olduğunu hileyle mahkemeye sundular. Mahkeme ve Yargıtay ise düzmece raporlarla Atatürk Oto Sanayi Kooparitifi’ni haklı çıkardı. Mahkeme devlet tarafından verilen tapularımızı iptal etti. Bir anda senelerdir yaşadığımız evlerimizde işgalci durumuna düşürüldük” dedi.

‘Tapuların meşruluğu yoktur’ Atatürk Oto Sanayi Kooperatifi’nin çeşitli hilelerle aldığı tapuların meşruluğunun olmadığını açıklayan Uysal, “Biz Derbent sakinleri yaşam alanlarımızı terk etmeyeceğimizi bir kez daha buradan açıklıyoruz. Atatürk Oto Sanayi Kooperatifi’ne bir kez daha sesleniyoruz; Ne taşeronlaştırdığınız Cemre İnşaat ne de başka bir inşaat firması mahallemize girip evlerimizi yıkmaya cesaret gösteremez. Eğer böyle bir düşünceyle üzerimize gelinirse kendimizi sonuna kadar savunacağız. Evlerimizi yıktırmayacağız.” ifadelerini kullandı.

‘Ranta izin vermeyeceğiz’ Derbent’in rant sağlanacak bir proje olmasına izin vermeyeceklerini tekrarlayan Uysal, “Derbent halkı olarak tüm demokratik kitle örgütlerinin, siyasilerin, akademisyenlerin ve tüm vicdan sahibi insanların bu sesimizi duymasını istiyoruz.” dedi.


16-17_Layout 2 5/3/11 12:35 PM Page 1

16 gençlik

YGS’de cinayet 27 Mart 2011 tarihinde gerçekleştirilen Yükseköğretim Geçiş Sınavı (YGS) lise öğrencilerinin kabusu oldu. Her yeni gün, yeni bir skandalını okuduğumuz YGS son olarak engellilerin cevap anahtarlarını karıştırarak, puanlarını yanlış hesapladı. Lösemi tedavisi gören Ece Akyüz açıklanan sonuçlardan sonra puanının düşük gelmesi üzerine sinir krizi geçirdi. ÖSYM’ye yaptığı itiraz sonucu cevap anahtarı tekrar incelenen Ece Akyüz’ün sınav puanının 360 puan eksik açıklandığı belirlendi. Adana’da da öğrenciler ve veliler bir araya gelerek bir basın açıklaması yaptı. Geçen seneki LYS’de ülke sıralamasında 100 bininci sırada olduğunu ve bu sınava daha iyi hazırlandığını ve sınavın kendisi için çok iyi geçtiğini

belirten bir öğrenci ise son sınavdan 128 puan aldığını ve bu kadar düşük puan almasının imkansız olduğunu ifade ederek sonuçlara itiraz edeceğini söyledi.

YGS Sıdıka Soydam’ı intihara sürükledi Yaşanan karmaşa içerisinde ne yapacağını şaşıran öğrenciler, içerisine düştükleri stres ortamından kayanaklı psikolojik sorunlar yaşıyor. Sonuçlarının açıklanmasının ardından, Mersin Mezitli’de yüksek puan bekleyen lise son sınıf öğrencisi Sıdıka Soydam aldığı düşük puan sonrası girdiği bunalım sonucu intihar etti. Soydam’ın acılı babası sisteme feryad ederek, “Mahkeme kararı açıklanmadan YGS sonuçlarının açıklanması kızımın intiharına neden oldu” sözlerini dile getirdi.

Saldırılar yoğunlaştı Üniversitelerdeki devrimci, demokrat ve yurtsever öğrencilerin hak arama mücadelesinin önüne geçmek isteyen devletin silahı yine sivil faşistler oldu

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Kopya merkezi ÖSYM YGS sınavında ortaya çıkan kopya olaylarına karşı öğrenciler tek yumruk oldu. Kopya var itirafına rağmen ÖSYM yola devam dedi KPSS, YGS ve son olarak ALES’te yaşanan skandallara öğrencilerin tepkisi devam ederken diğer yandan olayla ilgili yapılan soruşturmalarda da ilginç gelişmeler yaşanıyor.ÖSYM Başkanı Ali Demir ve olaylarını araştırmak için soruşturmayı yürüten savcılık iddiaları araştırmadan örtbas etme gayretinde. ÖSYM, savcılığın yürüttüğü soruşturmanın sonucunu beklemeden YGS sınavında öğrencilerin aldıkları puanları açıklayarak, LYS sınavına gireceklerin baş-

Bologna reform paketi dahilinde yeniden yapılandırma sürecine dahil olan coğrafyamız üniversitelerinde, pakete muhalif olan öğrencilere karşı saldırılar son günlerde giderek artı. ODTÜ’de, devrimci demokrat öğrencilerin “Başkaldırıyoruz” şiarı ile başlattığı ve ülkemizin diğer üniversitelerinde de etkisini gösteren önemli bir çıkış yakalandı. Ve birçok üniversitede özellikle eğitim sisteminin çarpıklığına karşı “Eşit, bilimsel, parasız, anadilde eğitim” talepli eylemler ve egemen sınıfları protesto eden öğrenci

eylemleri yapıldı. Üniversite gençliğinin demokratik eylemlerine gazlarla, coplarla, panzerlerle saldıran egemen sınıflar, bütün bunların yanı sıra bu eylemleri illegal eylemler gibi göstererek sözde “terör örgütleri operasyonları” adı altında üniversite öğrencilerini gözaltına alıyor ve birçoğunu tutukluyor. “Terör örgütü propagandası” ve “terör örgütü üyesi” oldukları iddialarıyla öğrencilerin hak arama mücadelesinin önüne geçmek istiyor. Devlet öğrencilerin hak arama mücadelesinin önüne geçmek için Ankara, Adana, Mersin,

vurusunu alacaklarını duyurdu. Oysa kopya olayları ilk olarak gün yüzüne çıktığında ÖSYM başkanı, YGS sınavında “sehven hata olmuştur” açıklamasını yapmıştı. Yapılan bu açıklamanın ardından öğrenciler sokaklara çıkarak “sehven” itirafına tepki göstermişlerdi. Öğrencilerin tepkisi karşısında ÖSYM, YGS sınavında şifre (kopya) olayını kabul ettiğini dolaylı olarak itiraf etmişti. Bu itirafın ardından ise sınavın iptal edilmesi gerekirken ÖSYM başkanı sınavların iptal

Antakya, İstanbul, Gaziantep, Denizli ve Balıkesir gibi bir çok ilde gözaltı saldırılarıyla öğrencileri yıldırma ve sindirme politikası izliyor.

Yeni saldırı planları hazırlanıyor Tüm bu saldırılar kapsamında devletin terör örgütü olma görevini layıkıyla yerine getiren faşist öğrenciler ise egemen sınıflardan aldıkları güçle devrimci-demokrat öğrencilere saldırmaktan geri durmuyor. Çanakkale’de, Mersin’de, Ankara’da, İstanbul’da ve daha birçok ilde devrimci-demokrat

edilmeyeceğini ve LYS başvurularının alınacağını duyurdu. ÖSYM tarafından yapılan bu açıklamaya tepki gösteren öğrenciler tekrardan alanlara çıkarak sınavların iptal edilmesini ve ÖSYM Başkanı Ali Demir’in de istifa etmesini istedi.

Öğrenciler tek yumuk oldu ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda her geçen gün yeni bir kopya olayının gün yüzüne çıkması

öğrencilere saldıran faşistler geçtiğimiz günlerde de Sivas’ta bir yurtsever öğrencinin evine kar maskeleri ile girip öğrenciyi yaralayarak kaçtılar. Tetikçilerini koruyan egemenler tarafından saklanan, kollanan bu faşistler, şu an üniversitelerde ellerini kollarını sallayarak geziyor ve yeni saldırı planları hazırlıyorlar. Son 1 hafta içerisinde faşist saldırıların yaşandığı bazı üniversiteler şöyle; 22.04.2011 Akdeniz Üniversitesi-Antalya: Bismil’de bağımsız milletvekili adaylarının veto


16-17_Layout 2 5/3/11 12:35 PM Page 2

gençlik 17

GENÇ YORUM

sinan çakıroğlu

BİR GARİP ““MEŞRULUK” YALANI

S

iyasal atmosfer her karıştığında (aslında cümleyi doğru kurgulamak için şöyle izah edelim. Devrimci durumun yüksek olduğu bizim gibi ülkelerde, siyasal atmosfer karışık bir çizgidedir. Ama bu çizgi, sınıf mücadelesinin seyrine göre zikzaklı bir seyir alır. Geniş halk kitleleri siyasal atmosferdeki karışıklığı, çıtanın en üst seviyesine vurduğunda görürler) tarafların hep aynı argümanlarla, siyaset arenasına çıktığını görürüz; meşruiyet… Devletin ideolojik aygıtlarından olan YSK, TSK niteliğindeki terör saldırısı ile birlikte, Kürt ulusunun, bağımsız adaylarını engellemeye çalıştı. Hedefin ana hattını bu oluşturdu. Yine ESP’den ÖDP’ye kadar birçok legal parti, devletin naçizane “şefkatinden” nasibini aldı. “Devlet baba”, Marks’ın bundan 150 yıl önce deşifre ettiği, “Seçimler ezilenlerin, dört yılda bir kendilerini ezecek olanları seçmenlerini sağlayan bir araçtan başka bir şey değildir” bilimsel önermesini, seçimlerin arifesinde göstermeye başladı. Geçtiğimiz günlere damgasını vuran bu süreç, Kürt ulusunun onurlu direnişi ile sonuçlandı. Haklı talepleri arkasında duran Kürtler, Bismil’den Amed’e, Mersin’den Cizre’ye kadar, gerici sınıfların saldırılarına serhildanlarla cevap verdi. Yukarıda özetlediğimiz duruma ilişkin tüm siyasi yapılar açıklamalarda bulundu. Her ne kadar YSK tartışmaları AKP hükümeti nezdinde dönse de, AKP’nin arkasında yatan hâkim sınıfları işaret etmemek çocukluk olurdu. Sanki AKP’nin arkasında duran hâkim sınıflar değil de tamamen “sınıflar üstü” bir partinin almış olduğu bir karar imajı yaratılmaya çalışıldı. Ve ne hikmet ise, yine hâkim sınıfların başka “sol” temsilcisi CHP dahi bu durumdan rahatsız bir haldeydi. Mizansen böyle oynanırken, Kürt ulusunun haklı direnişi, özelde Kuzey Kürdistan’da kafası karışık olan halk kitlelerinin büyük bir kısmını BDP’ye daha fazla yakınlaştırdı. “Kürt açılımı” yalanlarıyla, Kürt halkının önemli bir kısmının kafasını karıştıran burjuvafeodal sistem, yine Kürt ulusunun önemli bir öznesi olan BDP’ye saldırı ile kafası karışık olan kitlelerin BDP’den yana taraf olmasına neden olmuştur. Çünkü Kürtler de çok iyi bilmektedir ki, BDP’ye yapılan bu saldırı, aslında Kürt ulusunun demokratik taleplerine yapılmıştır. Peki, egemen sınıfların bu kavgadan ne karı olmuştur. Bizce bayağı zararlı çıkmıştır. Kürt ulusu hem kendi siyaset zeminine sahip çıkmıştır hem de birçok alanda eş zamanlı olarak serhildanlarla, gerici sistem ile karşı karşıya gelerek bilenmişlerdir. Bu durum, BDP’nin oy potansiyelini artırmış bulunmaktadır. Hedeflenen 30 milletvekili rakamına ulaşılmasına adeta yardımcı olunmuştur. Devrimci camia, tablonun bu yönünü de görmelidir.

karşında öğrenciler alanlara çıkarak, ÖSYM’ye, cemaatlere ve AKP karşı tek yumruk olduklarını duyurdular. Başta İstanbul, Ankara, Muğla, Sakarya, İzmir olmak üzere ülkenin birçok yerinde binlerce öğrenci alanlara çıkarak, YGS sınavında ortaya çıkan kopyalı sınavların savunucusu haline gelen ÖSYM Başkanı Ali Demir’in istifasını isterken, YGS sınavının iptal edilmesi taleplerini haykırdı. Haklarını arayan öğrencilerin yaptıkları eylemlerde “Biz öğrenciler YGS mağdurları olarak, öncelikle sınavın iptalini ve kendi tezini bile başkalarından çalan, akademisyen olduğu İTÜ’de ise kendi sorumluluğundaki bir sınavda kopya

skandalı ortaya çıkan Ali Demir’in istifasını ve toplumdaki saygınlığını ve güvenini tamamen yitiren ÖSYM’nin kapatılmasını istiyoruz.” vurguları ön plandaydı. YGS sınavında ortaya çıkan kopya olayı sonrası haklarını arayan öğrencileri, ‘istesek biz de on bin gencimizi onların karşısında yürütürüz’ sözleri ile tehdit eden Başbakan Erdoğan’a öğrenciler tepki gösterdi. Öğrenciler öne sürdükleri talepleri kabul edilene kadar eylemlerine devam edeceklerini ve cemaatçilere, Fethullah Gülen’e, AKP’ye karşı “tek yumruk” olduklarını ilan ettiler.

edilmesini protesto eden gruba yönelik polis saldırısında 17 yaşındaki İbrahim Oruç’un katledilişini protesto eden gruba ÖGB ve polis saldırdı. Polis, 7 öğrenci gözaltına aldı.

şist tarafından evi basılan DYG’li bir öğrenci darp edildikten sonra tabancayla vuruldu. Saldırı sonrası faşist grup kaçtı. Öğrencinin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.

23.04.2011 Marmara Üniversitesi-İstanbul: Grup Bandista’nın konserine faşistler taşlarla ve soda şişeleri ile saldırdı. ÖGB’de saldırıya destek vererek devrimci, demokrat öğrencileri müdahale etti.

25.04.2011 Uşak Üniversitesi: Faşistler kutlu doğum haftası nedeni ile yapacakları etkinliğe çağırdıkları Hüseyin Arık isimli alevi öğrencinin “Ben Aleviyim” demesi üzerine faşist öğrenciler “peygamberimize hakaret etti”, “komünistler Moskova’ya” diye bağırarak Alevi gencini linç et-

23.04.2011 Cumhuriyet Üniversitesi-Sivas: Bir grup fa-

mek istedi. 26.04.2011 Denizli ve Balıkesir: Denizli ve Balıkesir’de üniversitede DGH ve YDG faaliyetçilerinin üniversitede gerçekleştirdikleri demokratik eylemleri suç unsuru olarak gösterilerek polis tarafındangözaltı terörü gerçekleşti. Sabah erken saatlerinde gerçekleştirilen ev ve kurum baskınlarında 15 üniversite öğrencisi gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğrenciler, çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı.

İşte tüm bu tartışmalar eşliğinde, meşruluk sorunu da gündeme gelmiştir. ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, partilerinin seçime girememesini protesto etmiş ve bu durumu ‘seçimlerin meşruluğunu yitirdiğini’ söyleyerek açıklamaya çalışmıştır. Seçimlerin yasal bir düzenleme olduğunu (ki bu yasallık dönem olur yine bunu yasal olarak ilan eden hâkim sınıflar tarafından ortadan kaldırılır) biliyorduk ama meşruluk münakaşasına ilk defa tanık oluyoruz. Egemenlerin, kendi sistemlerini devam ettirebilmeleri için bir dizi yasal düzenlemelere başvurmaları ve bu yasal düzenlemeleri anayasal zemine oturttukları herkes tarafından bilinir. Her sınıf iktidarı seçim yasallığını, kendi sınıf çıkarları doğrultusunda ele alır. Proletarya diktatörlüğü döneminde de bu böyledir. Sömürücü sınıfların oy hakkı tamamen ellerinden alınır. Bu duruma burjuvazi karşı çıkar. Onların karşı çıkışları onların meşru oldukları anlamına gelmez. Çünkü meşruluk, herhangi bir şeyden dolayı “mağdur” olduğu ve bu mağduriyet üzerinden kendisini var ettiği bir olgu değildir. Sınıf mücadelesi içerisinde, ezilen sınıf ve ulusların, emperyalist-kapitalist dünya gericiliğine ve onun yerel uşaklarına karşı girdikleri haklı mücadelesi sonucunda doğan, yeni toplumsal şekillenişin köhnemiş dünyaya karşı isyanında yatar. Eğer seçimlerin meşruluğunu yitirdiğini söylersek, burjuva-feodal diktatörlüğünü meşru bir şeymiş gibi ilan ederiz. Meşruiyet zincirlerini, burjuva kaygılarıyla arayan başka bir sima ise, Sırrı Sakık’tır. Sayın Sakık öyle bir kaygıya düşmüştür ki; ‘Sorunun kökten çözümü için hepimizin sığınacağı bir anayasaya ihtiyaç vardır’ demektedir. Yani sömürücü sınıflar altında, sorunlar “kökten” çözülebilir. Cüretli olduğu kadar ütopist bir iddia! Hâkim sınıflar dahi bu kadar iddialı değilken, Sırrı Sakık’ın bu iddiayı neye dayanarak söylediğini gerçekten de merak etmekteyiz! Bizimde en büyük “temennimiz” tüm sorunların kökten çözümüdür. Ama ne yazık ki yaşam bu tür ideallere, hayallerle ruhsat vermemektedir. Kökten çözüm için radikal kopuş, “temenninin” ötesinde kaçınılmaz ve amansız bir mücadeleyi mecbur kılmaktadır. Yeni demokratik halk iktidarı için yürüyenlerin bilinçleri, egemenlerin ideolojik aygıtlarına dair sorunsuz bir çizgiye sahip olmasını dayatır. Demokratik halk gençliği, son kertesine kadar gerici olan parlamentonun meşruluğunu tartışanların karşısına şu gerçeklikle çıkmalıdır. Seçimler “meşruluğunu” yitirmemiştir. Son saldırılarla asıl meşruluğunu yitiren, meşruluk yalanıdır.


18-19_Layout 2 5/3/11 12:33 PM Page 1

18 güncel

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Birlik-mücadele-zafer İzmir’de 1 Mayıs işçi sınıfının birlik ve mücadele coşkusunun alana yansımasıyla kutlandı. DHF birlik, mücadele zafer şiarıyla işçileri, köylüleri ve ezilen halkları yeni demokrasi mücadelesinde özneleşmeye çağırdı

Devrimci, demokrat, yurtsever kurumlar, meslek örgütleri ve sendikalar mitingin yapılacağı Gündoğdu Meydanı’na Basmane, Konak ve Alsancak’tan yürüyerek girdi. DHF, Partizan, BDSP, Alınteri, Devrimci Hareket Konak’tan yürüdü.

Genel bir coşku ve yoğun bir katılımın olduğu mitingte kitlesel ve coşkulu bir şekilde alana giren DHF kortejinde, demokratik haklar mücadelesine karşı saldırılar teşhir edilerek, “Devlet hayali senaryolarla DHF üyelerine, çalışanlarına, taraftarlarına saldırıyor. Bizim demokratik haklar mücadelemizi illegal gibi göstermeye çalışarak bize terörist diyor. Şimdi soruyoruz size ; DHF’ye yapılan saldırılar,çözüm çadırlarına atılan gaz bombaları, bilimsel, anadilde eğitim istediği için öğrenciye sıkılan kurşunlar, KCK operasyonları adı altında binlerce Kürt siyasetçisinin tutuklanması mıdır teröristlik yoksa demokratik hak ve taleplerimiz için yürüttüğümüz mücadelemiz midir teröristlik” ifadelerine yer verildi.

Alanda ‘77 1 Mayıs’ında katledilenlerin adlarının okunmasının ardından saygı duruşu yapıldı. Enternasyonal Marşı’nın okunmasının ardından söz alan sendika tem-

silcileri genel olarak sömürü düzeninin eleştirisinden uzak, sadece AKP karşıtlığı içeren konuşmalar yaptı. Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Musta-

Çukurova’da mücadeleyi yükseltelim çağrısı Mersin Ülkemizin her yerinde olduğu gibi Mersin’de de 1 Mayıs coşkuyla kutlandı. DHF, “Yeni Demokrasi Mücadelesini Yükseltelim” çağrısı yaptı.

nın ve doğayla barışık toplum mücadelesinin bir parçası olan Mersin işçi sınıfı ve emekçilerinin sesinin, Türkiye’nin en

Sabah saatlerinde İstasyon Meydanı’nda toplanan binlerce kişi pankartları ve flamalarıyla alanlara indi. Kortejler halinde toplanmaya başlayan kitle sloganlarla yürüyüşe geçti. İstiklal Caddesi’nde yapılan yüryüşle başlayan mitingde, devrimci, demokrat kurumlar, sendikalar ve meslek odaları pankartlarıyla katılarak taleplerini dile getirdi. Demokratik Haklar Federasyonu (DHF)’da “İşsizliğe, yoksulluğa, zamlara, sömürü ve zulme karşı yeni demokrasi mücadelesini yükseltelim” şiarıyla mitinge katıldı. Yürüyüş boyunca DHF kitlesi sık sık “Patron ağa devletini yıkacağız, halk iktidarı kuracağız”, “Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez”, “Biji 1 Gulan” sloganlarını attı. Miting tertip komitesi adına yapılan konuşmada emekçilere dönük hak gasplarına değinildi. Daha sonra söz alan Mersin bağımsız milletvekili adayı Ertuğrul Kürkçü ise 1 Mayıs’ın tarihsel ve sınıfsal önemine dikkat çekerek, “Türkiye’nin ve dünyanın bütün işçilerinin, sınıfsız, savaşsız, cins ayrımı-

yüksek kürsüsüne taşınması için sermaye partileriyle savaşmaya devam edeceğiz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz” şeklinde konuştu.

Adana İşçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs Adana’da coşkuyla kutlandı. Mimar Sinan Kültür Merkezi önünden başalayan yürüyüşte yerini alan DHF, “Yaşasın 1 Mayıs, Bıji 1 Gulan”, “Önderimiz İbrahim Kaypakkaya”, “Kahrolsun faşist-Kemalist diktatörlük”, “Yaşasın demokratik haklar mücadelemiz”, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim”, “Düzene isyan eden kadın devrim doğurur”, “Katil ABD Ortadoğu’dan defol”, “Patron-ağa mezara halk iktidara”, “Nükleere, HES’lere, barajlara, siyanüre hayır”, “Doğa yaşamdır yaşamına sahip çık”, sloganlarını attı.

Uğur Mumcu Meydanı’nda sonlanan yürüyüş sonrası tertip komitesi adına konuşmalarda AKP karşıtı söylem hakimdi. Tertip komitesi başkanı Kamuran Karaca, işçi ve memurların dayanışmaya ve birlikteliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu vurguladı.

fa Öztaşkın, DİSK, KESK ve TMMOB İzmir temsilcilerinin yaptığı konuşmaların ardından müzik dinletisi ve çekilen halaylarla miting sona erdi.

Bursa’da 1 Mayıs’a katılım kitleseldi! Bursa’da 1 Mayıs kutlamaları geçen seneye oranla daha kitlesel kutlandı. DHF üye ve taraftarları da Bursa 1 Mayıs’ında örgütlülük çağrısı yaptı. Altıparmak Atatürk Stadyumu önünde buluşan işçiler, öğrenciler, kadınlar yürüyüş başlayana kadar halaylar ve sloganlarla beklediler. Kent meydanına doğru yürüyüşe geçen 20 bine yakın emekçi alana sığmakta zorlandı. Kürsüden işçi sendikaları ve kamu emekçileri sendikaları adına yapılan konuşmaların ardından, Grup Kucaklaşma’nın türküleri eşliğinde halaylar ve horonlarla miting sona erdi.


18-19_Layout 2 5/3/11 12:33 PM Page 2

güncel 19

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

‘Görünmez bir el devrede’ sız, sivil itaatsizlik olduğuna inanmıyorum. Organize iş. Görünmez bir el, çocukları sokağa çekiyor. Bu, çok tehlikeli.” sözleri ile “uyarıda” bulunuyor.

Bir zamanın “muhalifi”, 2002’den sonra AKP hükümette iktidar olmasıyla beraber devlet odaklı haberleriyle ün salan ve son dönemlerde bu haberleri iyice güçlendirip muhaleftin ise çıkadığı sesi boğmak ve manüple etmekle görevlendirilmiş Zaman gazetesi yaptığı haberlerle derinliğini gözler önüne seriyor.

Hatipoğlu, YGS’deki şifre iddialarına yönelik eylemleri basit sınav protestosu gibi görmeyerek, “Bu işler kendiliğinden olmaz. Liseli çocukların bunu kendiliğinden yaptığına da inanmıyorum. Bu bir organizasyon işi. İllerden otobüslerle kalkıp Ankara’ya gelip eylem yapıyorlar. Bu liseli çocuğun yapacağı bir iş değil. Dilerim bu organizasyonun ardında Ergenekon yoktur. Ama benim kaygım bu yönde.” vurgusu yapıyor.

Gülen cematinin iletişim araçlarından biri olan Zaman gazetesi 18 Nisan günü manşetten duyurduğu, “Görünmez bir el devrede: Üniversiteliler olmadı, şimdi liselileri sokağa çekmek istiyorlar” haberi ile YGS sınavındaki şifre olayları ile sokağa dökülen halk gençliğini, karanlık güçlerin yönlendirmesi olarak göstermeye çalıştı.

Gazetenin yaptığı çarpıtma haberi güçlendirmek adına imdada koşan diğer bir kişi ise Akademisyenler Derneği Başkanı Şükrü Koç oluyor. Karanlık güçlerin 1970’li yıllardan beri her yaştaki genci kullanmak için tüm fırsatları değerlendirdiği iddialarını anımsatan Koç, “YGS süreci, bu rant grupları için bulunmaz fırsat.” diyor.

Haber dilinde sözde “karanlık el devrede”, “kamuoyunu endişelendiriyor”, “tehlikeye dikkat çektiler”, “uzmanlar uyarıyor”, “liseliler üzerinde oynan oyunlar”, “Protesto eylemlerini organize eden güçlerin aynı oyunu” gibi dolaylı ya da kendisinden bağımsız haber aktarım cümlelerini kullanan Zaman gazetesi, yaptığı kirli propagandayı, yine kendisi gibi Gülenci cemaat örgütlenmelerinin uzantısı sendika ve dernek üyelerinden aldığı görüşleri ile derinleştiriyor.

Çarpıtma haberin son yorumcusu ise yine tanıdık biri oluyor. Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Ahmet Özer çarpıtma habere şu değerli katkılarda bulunuyor: “Mevcut hükümeti hedef alanlar, bu yolda masum öğrencileri istismar ediyor.”

Cemaati korkutan eylemler! Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ‘nda ortaya çıkan şifre durumunun ardından halk gençliği eylemler yaparak, YÖK, ÖSYM, MEB, AKP, Gülen cemaati ve devleti hedfine alarak protesto eylemleri başlatmıştı. Halen süren protesto eylemlerinde devlet kurumları protesto edilirken özelikle Gülen cemaati birçok eylemde hedef tahtasına konulmuştu. Zaman gazetesi ise halk gençliğinin eylemlerini manüple etmeye çalışarak, karanlık güçlerin müdahalesi ile devletin kolluk ve yargı güçerini göreve çağırma gayreti içerisine düşüyor. Üniversite öğrencilerinin yaptığı eylemlere gönderme yapan gazete bir çırpıda hem üniversite öğrencileri hem de liselilerin de-

Halk gençliği kararlı

mokoratik hakları için yaptıkları eylemlerini “karanlık güçlerin” yönledirmesi yaftasıyla çarpıtıyor. İlgili haberde yapılan “karanlık güçler” belirlemesi, gazete tarafından kendi yandaşlarından istenilen ısmarlama yorumlarlada güçlendiriliyor. Sözde solcular tarafın-

dan yapılan eylemlerde hep ön saflarda yer alan Tüm Öğretim Üyeleri Derneği eski Başkanı Tahir Hatipoğlu, sınav protestolarının ‘masum’ olmadığı görüşünde imiş! Yapılan protesto eylemlerini çarpıtma görevine yandaşlık yapan Hatipoğlu, “Öğrenci kisvesi altında yapılan eylemlerin bağım-

Başbakan Erdoğan yapılan protestoları işaret ederek, ‘biz de alana beş-on bin kişi dökeriz’ şeklinde ifadelerle halk gençliğini açıkça tehdit etti. Halk gençliğinin haklı ve meşru eylemlerinden rahatsız olan devlet ve hükümet bu türden organizasyonlarla halk gençliğinin dinamik muhalefetini öğütmek gayreti içerisinde. Özelikle halk gençliği eylemlerinde gülenci ceamaati hedef alması AKP’yi hayli kızdırmış durumda. Bu türden organizasyonlarla ne AKP ne de onun yandaşı olan Zaman gazetesi halk gençliğini yıldırabilir. 1 Mayıs’ta damgasını vuran halk gençliği eyleminde kararlı olduklarını birkez daha teyid etti.

Direnişçi işçiler için dayanışma Ontex/Canbebe, PTT taşeron işçileri ve ÇEL-MER işçilerinin yaptıkları dauyanışma etkinliğinde, geleceksizleştirme ve güvencesiz çalıştımaya karşı, birlik ve mücadele vurgusu ön plana çıktı

mücadele süreçlerinin anlatıldığı bölümde, işçiler deneyimlerini aktararak hak arama mücadelesinin önemine dikkat çektiler.

Direnişteki Ontex/Canbebe, PTT taşeron işçileri ile ÇEL-MER işçileri, 23 Nisan akşamı Şişli Haldun Dormen Sahnesi’nde düzenledikleri dayanışma etkinliğinde, hak gasplarına karşı birlik, mücadele ve dayanışma çağrısı yaptılar.

Gecede Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) adına yapılan konuşmada, sınıf mücadelesinin zorluklarına dikkat çekilerek mücadelenin militan bir mücadele hattı ve bedel ödemeyi göze alan bir anlayışla anlam kazandığı ifade edildi. Bu mücadele azminin direnişçi işçilerin deneyimlerinde de görüldüğü belirtildi. Geceye DHF’nin de aralarında bulunduğu birçok devrimci, demokratik kurum destek mesajı gönderdi.

Dayanışma gecesinde direnişte olan işçiler tarafından hak gasplarına, sendikal bürokrasinin ihanetine karşı mücadele ve örgütlenme çağrısı yapıldı. Direnişteki işçilerin

Ölüm orucu şehidi ve TKİP Kurucu üyesi Hatice Yürekli şahsında tüm ölüm orucu şehitleri ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçiler anısına saygı duruşu yapıldı. Gecede sahneye çıkan Hasan Sağlam, Erdal Bayrakoğlu, Bayar Şahin, Grup Emeğe Ezgi ve Metin Kahraman türkülerini direnişteki işçilere destek vermek için söylediler.


20-21_Layout 2 5/3/11 12:36 PM Page 1

20 dünya

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Arap baharında dikenli Devrimler ne soyut bir anlatım kavramıdır ve ne de geçmişe olan tepkilerin toplamındaki çığlık sesleridir. Devrimler geçmişin olumsuzlukları üzerinde yükselen; siyasal, sosyal ve sınıfsal nitelikleriyle donanmış anti-kapitalist dönüşümün halk iradesindeki bilinçli yansıması demektir

g A. Can Ataş Devrimler; ne kendiliğinden gelişip yaygınlaşan belli bir dönüşümün toplumsal hareketidir ne de bugün batı müttefiklerinin Arap baharı için model olarak sıkca üzerinde durdukları ısmarlama bir değişimin adıdır. Devrim; bir önceki yönetimin tersyüz edilip, halkın genel çıkarlarını temel alan yeni bir yönetim biçimi olma doğrultusunda yaşama umudu demektir. Devrime giden bu yolda, halkın bilinçli tercih algılaması belirleyicidir ve de devamlı öne çıkan yeni (devrimci ve ilerici) bir gelecek perspektifi vardır. İşte bu anlayıştaki gelecek beklentisi sosyal, siyasal ve toplumsal dönüşümün gerçek adı demektir. Arzu edilen bu yeni yaşam tarzı, geçmiş ile antogonist (uzlaşmaz) bir ilişkiyi yaşar ve bu çelişkiyi ısrarla bağrında taşımaktadır, aksi halde halkın ‘geçmişe’ olan tepkisinin ‘yeniye’ olması gereken güven desteğini sürekli kılmaz. Toplumsal devrimler sınıfsal ve sosyal bir temele dayanır, devrim denilen değişim ve dönüşüm ilerici bir öz taşır. İşte bu noktada, Arap baharını düşünürken ve gelişmeleri izlerken, yukarıda bahsedilen açık tercihli gelecek perspektifini göremiyo-

ruz. Tunus, Mısır, Libya, Yemen, ve Suriye’de ki gelişmelere parelel; yer yer iktidarların alaşağı edilmesine rağmen, geleceğin devlet profilini verebilecek, sınıfsal temeli olan bir iktidar hedef görünmüyor. Onlar geçmişe olan tepkilerini dile getirirken; sırtını cami duvarlarına dayayarak cuma-namazlarında tekbir-getirirken, Libya genelinde de, ‘Sarkozy’ ve ’İngiltere’ gibi söylemlerle Arap baharı’nı sembolize eden yansımalar ağırlıklıdır. Görünen o ki; yaşanan ayaklanmalar ışığında dile getirilen genel talepler, eski binaya yeni bir sıva çekme çabası yansıtılmaktadır. Nasıl bir değişim adına, sosyal dönüşümü yansıtan bir önderliğin iktidar özlemi yoktur.

Nasıl bir devrim? Veya ne yapılmalı? soruları günlük olarak Arap baharı ile atbaşı yürüdüğünü görüyoruz. Arap baharı ekseninde ayaklanmaların yaşandığı bütün ülkeler, şu veya bu şekilde hep teokratik düzenin olduğu veya etkisindeki ülkelerdir. Seçme ve seçilme hakkından yoksun, teokrasinin kılıç salladığı ulemanın (dini kuralların) iznindeki bir yaşam biçimi. Din merkezli; yaşam ve var olma hakkı, İslam dininin toplum ‘üstü kutsal’lığına endeksli insan tanımlaması olmuştur. Böyle bir yönetime uygun, o ülkelerin ‘vatandaş’ tanımlaması kaçınılmaz olacaktır. Yeni iktidara ilişkin umutlar; maalesef halen ‘cuma namazlarında verilen vaazlarla’ (dini öğütler) iktidar olma özlemi besleniyor. Bireylerin din ve inanç özgürlüğüne karşı olma bağlamında bir saptamada bulunmuyoruz. Ancak; devrimci ve ilerici nitelikteki toplumsal dönüşümler, sosyal devrimlerin adım adım bir dönüşümü yansıttığı ölçüde ‘devrim’ sözcüğünün kullanılması önem arz eder… Sosyal devrimlerle kendini yöneten, yönlendiren ve aşma çabasında olan toplumlar, ilerici olurlar. Oysa günün 24 saati dinin etkisini hiseden ve zorunluluğunu yaşayan, ölüm ile yaşam arasındaki yolların kapı bekçiliğinin

yapıldığı anlayışlar, en fazla olsa olsa geçmişin yeni temsilcileri olmaktan öteye gidemezler. 21. yüzyılda din merkezli bütün toplumsal yönetimler, hareketler veya oluşumların, aydın ve ilericilik yönü tali plana itilmiş, uzun vadede sosyal ve ilericiliğe yabancı kalmaları olmuştur. (Örneğin; ‘70’li yıllardan sonra güçlü konumda olan, Ortadoğu coğrafyasındaki ‘Arap sosyalizmi’ hareketinin nasıl adım adım bugünkü gerici, teokrat lider konumuna dönüştüğünü görmek önemlidir).

Devrim soyut bir kavram değil Teokrasinin devamlılığı; salt dini değer ve kutsallığın olmazsa olmazı olarak toplumu

tek başına belirlemedi vede belirlemiyor, çünkü onun gücü 40 veya 50 yıllara yayılan sömürü ve toplumu baskı altında dizayn etmesine yetmez. Sömürü ve adaletsizliğin temelinde ekonomik ve siyasal baskının varlığı söz konusudur. Bu baskı kimi ülkelerde askeri darbelerle faşist yönetim uygulanırken, kimi ülkelerde de teokratik düzen din zırhına sığınarak aynı faşizan uygulamalarla toplumu yönetmiştir. Bu noktada; uluslararası destek hep kaçınılmaz olmuştur, bunun adı ise uluslararası sermayedir ve onun müdahale gücüdür. Arap baharı’nın çıkış nedeni, anlatmaya çalıştığımız kapitalizmi temsil eden uluslararası sermayenin sömürü, böl ve

Ortadoğu’da bir şeyler oluyor Esad halka havuç ve sopa politikasını uyguluyor, Libya’da çatışmalar devam ediyor, Sudan ‘demokrasi’ye ihtiyaç duyan diğer bir ülke... Bölgedeki çalkantılar devam ediyor. Tanklar namluları halka çevirmiş durumda Yaklaşık 5 haftadır BAAS diktatörlüğüne karşı süren gösterilere müdahaleye tanklar da karıştı. Bugüne kadar gösterileri bitirmek için yüzlerce kişiyi katletmesinden, 50 yıllık olağanüstü hal yönetimine son vermesine kadar, birçok yolu deneyen BAAS diktatörlüğü, halkın onlarca

yıldır içinde biriken öfkeyi dindiremeyince orduyu devreye soktu. Bugüne kadar 300 kişinin öldürüldüğü isyanın merkezi olan Dera’ya tanklar eşliğinde kente giren 3 binin üzerinde asker kenti adeta ablukaya aldı. Dera’nın yanı sıra Duma ve El Muhammediye kentlerine de tanklarla girildi. Telefon ve elektirik hatlarının kesildigi, keskin nişancıların av sahasına dönüştügü kentte ev baskınlarıyla muhalif avına çıkan askerler, açtıkları ateşle onlarca kişiyi de katletti. Kuzey Afrika ülkelerinde patlak veren isyan dalgası, emperyalistlere leş kokusu alan akbabaların telaşlı sevincini yaratmış. ABD’nin hakim olmaya çalıştığı ülkelerde demokrasi adına halkın haklı direnişi ‘sahiplenilip’ önü açılmaya çalışılıp,

diktatörlerin insan hakları suçu işledikleri gerekçeleri ile işgale varan müdahalede bulunulurken, tersi durumdaki ülkelerde ise halkın direnişi bastırılıyor. Bu da şunu gösteriyor zaten kendi denetiminde olan ülkelerde halkın isyanına ihtiyacı olmadığından buralarda o çokça dillerinden düşürmedikleri ‘demokrasi’ de akıllarına gelmiyor. Zira orada zaten kendi demokrasisi (sömürüsü) işliyor. Kendi ‘demokrasisinin’ işlemediği yerlere, durumdan vazife çıkarıp ‘demokrasi’ götürmek için ivedilikle harekete geçmek ve oralarada Irak’ta Afganistan’da yaptığı gibi ‘halkların özgürlüğü’ için demokrasi götürmeliydi. Nihayetinde BM İnsan Hakları Komiserliği Suriye’de güvenlik güçlerini kontrol altına alması ve hafta sonu 100’den fazla protestocunun öldürülmesiyle ilgili

soruşturma başlatılmasını istedi. Pillay, Suriye’de şiddetin artmasını kınayarak, insan hakları savunucuları ve siyasi mahkûmların serbest bırakılması çağrısında bulunuldu. ABD’den de Suriye’ye yaptırım sinyalleri gelmeye başladı. Evet görünen o ki Suriye’ye de ‘demokrasi’ götürülecek!

Sudan’a da demokrasi lazım Emperyalizmin demokrasi meleği bölgeden geçerken Sudan’a da uğrayacak gibi görünüyor! Sudan’ın güneyinde hükümet güçleriyle isyancılar arasında son çıkan çatışmalarda en az 105 kişinin öldüğü öğrenildi. Güney Sudan Ordu İstihbarat Bölümü Başkanı Tuğgeneral Malaak Ayuen, Jonglei eyaletinde dünkü çatışmalarda 57 ki-


20-21_Layout 2 5/3/11 12:36 PM Page 2

1-10 MAYIS 2011 Halkın Günlüğü

dünya

21

ciseleer

R. Pillar son bir demecinde; Batı’ya sığınan Libya Dış İşler Bakanı Moussa Koussa’la 1999 yılından beri gizli görüşmelerde bulunduğunu belirtir. Bu görüşmelerin BOP (Büyük Ortadoğu Prorejesi) ve GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) ilişkilerinin yeni dönemde ABD’nin Ortadoğu ilişkilerini temel aldığını itiraf eder (NRC, 09.04.2011 Holland). Gerçek şu ki, bu ülkeleri yıllardan beri destekleyenler Avrupa ve Amerika olmuştur. Bu ülkelerin banka ve de finans kaynakları bugüne dek petro-dolarla beslenerek bugünlere gelinmiştir. Günümüzde, bir yandan muhaliflere ‘yardım’ ve ‘desteklemek’ adına toplumdaki gerginliği büyütürken, diğer yandan da NATO savunma gücünü devreye sokan bu ülkeler Irak’ta ve Afganistan’da olduğu gibi onarılması yüz seneyi bulan ekolojik yıkım ve tahribatlara neden olmuştur. Batı ülkelerinin bugünkü ‘destek müdahalesi’, tıpkı; dilencinin köşe başında şans dağıtmasına benziyor. Batı, çıkarı gereği Arap ülkeleriyle olan ilişkisinin iki noktada sürdürülmesine hep önem vermiştir: Birincisi; kendi halkını sömürerek elde edilen milyarlarca doların Avrupa ve Amerika bankalarında kalmasına olağan üstü bir olanak sunmuştur. Avrupa adeta Arap sermayesinin bir banka limanı görevini görmektedir.

yönet politikası olmuştur. Maalesef, bu ayaklanmaların talep ve nasıl bir gelecek noktasındaki değişim ve dönüşümlerin beklentisinde açık bir tercih göremiyoruz. Devrimler ne soyut bir anlatım kavramıdır ne de geçmişe olan tepkilerin toplamındaki çığlık sesleridir. Devrimler geçmişin olumsuzlukları üzerinde yükselen; siyasal, sosyal ve sınıfsal nitelikleriyle donanmış anti-kapitalist dönüşümün halk iradesindeki bilinçli yansıması demektir. Ortadoğu, ‘50’li yıllardan sonra Amerika Dış Politikası’nın açıktan köşe taşları konumundır ve de önemini arz etmektedir - o bu bölgede etkisini kaybetmemek için bütün olanak ve yöntemleri devreye koymaktan hiç çekinmemiştir. Zira, Ortadoğu’da aktif olan CIA uzmanlarından Paul

şinin öldüğünü, çok sayıda kişinin yaralandığını, Unity eyaletinde 5 gün süren çatışmalarda ise 48 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. Ayuen, ölen sivil, isyancı ve asker sayılarıyla ilgili ayrıntılı bilgi vermedi. Ocak ayındaki bağımsızlık referandumundan bu yana Güney Sudan’da görülen şiddet olaylarında yüzlerce kişinin öldüğü bildirildi. Burada da iç çatışmanın büyümesinde başta Fransa’nın petrol devi olan TOTAL’ın ve diğer petrol devlerinin bölgede çıkarları olduğu artık gizlenemiyor. Yakında buraya da ‘demokrasi’ gideceği aşikar.

Kaddafi pastayı bırakmıyor Libya’da da durum pek farklı değil. Emekçi yoksul halk aşiret grupları ve emperyalist haydutların çıkar çatışmalarının kurbanı olmaya devam ediyor. Aşiret otoritesinin hakim olduğu Libya’da Kaddafiye muhalif olan (diğer bir anlamıyla pastadan yeterince pay alamayan) aşiretlerin başlattığı ayaklanma gelinen aşamada artık emperyalizmin ülkeyi işgal etmesine dönüşmüştür. Libya’yı 40 yılı aşkın sömürge yapan İtalya’da or-

İkincisi; demokrasinin beşiği, diğer bir ifadeyle annesi olarak ifade edilen Avrupa, teokrasi rejimlerini yıllarca beslemiş ve de korumuştur. Tüm bunlar yapılırken, insan hak ve özgürlüklerinin yok sayıldığı Arap ülkelerine açıkça çifte standart uygulamıştır. Bugünkü Batı müdahalesi ‘demokrasi’ veya ‘insan haklarını korumak’ adına lanse etse de, Avrupa bunu Avrupa’nın çıkarını anti-demokratik ve de teokratik rejimlerde bulabileceğinin milicien hareketle ikili ilişkilerde ısrarlı olmuştur. Zira, Fransa ve İngiltere’nin yangından mal kaçırırcasına Libya’ya yapılan ilk hava saldırılarındaki o panikli yarışı anımsamak yeterlidir. Pillar, Arap baharı coğrafyasından kaygı duyduklarını ve geçmiş müdahalelerinin bugünkü gelişmeleri önleyecek güçte olmamasından büyük üzüntü duyduklarını (age) söylemesi, ABD’nin (Batı’nın) bu bölgeye geçmişte ve de geleceğe dair vermiş olduğu önemi yansıtmaktadır.

tak oldu. Bu güne kadar operasyonlara katılmayacağını her açıklamasında dilinden düşürmeyen Berlusconi, ABD Başkanı Obama ile yaptığı görüşmenin ardından İtalyan savaş uçaklarının da operasyonlara katılacağını büyük bir iştahla ilan etti. Libya’da emekçi yoksul halk, aşiret grupları ve emperyalist haydutların çıkar çatışmalarının kurbanı olmaya devam ediyor. Son çırpınışlarla sağa sola saldıran, ‘halkım’ dediği yoksul halkın üzerine bombalar yağdırırken, rakipleri de emperyalist efendilerinin gölgesinde kuracakları emperyalist efendilerine uşaklıkla sınırlı ‘saltanatlarının’ hayalleriyle sabırsızlık içerisinde bir an önce Kaddafi’nin yıkılması için açık işgali dahi kabul edecek durumdalar. Gerek Libya’da gerekse diğer ülkelerde yaşanan emperyalist saldırganlığın perde arkasını Rönesans Holding patronu Erman Ilıcak’ın yaptığı şu açıklama tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya yetiyor. “Çatışmalardan önce Libya’da kraldık. İstikrar sağlandığında ne konumda bölgeye gideceğimizi allah bilir. Taşeron mu olarak, mütahit mi belli değil. Taşeron oluruz herhalde. Fransızlar ise sonlardaydı yukarı yükselirler.”

ANTAGONİZMA

muzaffer oruçoğlu

BÜROKRATİK OTOKRASİDEN DOĞRUDAN DEMOKRASİYE

Z

ıtların birliği ve mücadelesi. Varlığın sırrı. Kıpırdanışın, alt üst oluşun, parçalanışın, değişimin, devrimin nedeni. Artı ve eksi, ışık ve karanlık, yaşam ve ölüm, özgürlük ve baskı, ileri ve geri. Birbirlerini içlerinde taşıyan, birbirlerine dönüşen, mücadele ve birlik halinde bulunan, tekerrür etmeyen iki zıt uç. Her şey, sonsuza kadar bölünebilirlik gerçeğine tabi olduğuna göre, “her şey çelişmeli bir birlikten ibarettir,” tesbiti veya diyalektik maddeciliğe dair tüm söylemlerimiz, basit, yüzeysel ve aciz söylemler olarak kalacaktır. İster soyut, isterse somut olsun, varlığı çelişkiden soyutlayamayız. İki zıt uçtan her bir uç da kendi başına çelişmeli bir birliktir. İşçi sınıfı ve burjuvazi, çelişmeli bir birliktir. Biri olmadan diğeri olmaz. Bu iki zıt uçtan burjuvazi çelişmeli bir birlik olduğu gibi işçi sınıfı da çelişmeli bir birliktir. Bütün çelişkiler doğası itibariyle antagonisttirler; yani uzlaşmaz karektere sahiptirler. Uzlaşırlık, şartların yarattığı arizi, geçici, bir durumdur. Demokrasi ve diktatörlük. Birisi özgürlüğü, serbestliği çağrıştırıyor, diğeri ise baskıyı ve zorunluluğu. Her iki ögeyi de tek tek incelemeye başladığımızda, her ikisinin de birbirlerini içerdiklerini, yani özgürlük ve baskıdan oluştuklarını, zıtların birliği ve mücadelesinden ibaret olduklarını görürüz. Uçlardan hangisi, özgürlük mü yoksa baskı mı asıl veya egemen yöndür? Ögenin asıl niteliğini, biçimini ve özünü işte bu soruya verilen cevap belirler. İster işçi, isterse halk demokrasilerinde olsun, özgürlük asıl, baskı ise ikincil yöndür. Bu demokrasilerin biçimini ve özünü esas olarak belirleyen özgürlüktür. Bu demokrasilerde, baskıyı öne çıkarmak, bunları sunturlu birer baskı sistemlerine dönüştürmek, bunu da proletarya diktatörlüğü veya halkın demokratik diktatörlüğü olarak kavramak, geçmişte yaygın bir eğilim olarak ortaya çıktı. Bu anlayış, geçen yüzyılın sosyalist devrimlerinde etkin oldu. Sanayinin ve demokrasi geleneğinin nisbeten zayıf olduğu ülkelerde ortaya çıkan bu devrimler, güçlü merkezi baskı cihazlarıyla, disiplini ve pramiti sağlam militer-bürokratik devletlerle ortaya çıktı ve tüm toplumsal zenginliği devlet mülkiyetine dönüştürerek, devlet kapitalizmini ilk kez, derinlemesine ve modern bir biçimde, tarih sahnesine çıkardı. Bir dünya sistemi olarak, tarih sahnesine çıkan bu modern devlet kapitalizmi, gerek sermayenin kendini yeniden üretmesi ve dünya çapında dolaşıma sokması, gerekse demokrasi noktasında, tarihin kendisinden beklediği yeteneği gösteremedi; asıl dünya sistemiyle, yani klasik özel mülk kapitalizmiyle, dünya çapında girdiği rekabeti kaybederek çöktü.

Trajedi, bunların yıkılışlarında değil, bugünkü komünistlerin bu enkaz kalıntıları arasında dolaşırken mırıldandıkları ağıtlarda kendini gösteriyor. Komünist hareket, asıl teorik gücünü, demokrasi ve mücadele deneyiminin güçlü olduğu yerlerden devşirecek. Yokluğun ve yoksulluğun dayanılmaz bir hal aldığı, sınıflar arasındaki uçurumun derin, mücadele mirasının zengin ama demokrasi mirasının zayıf olduğu ülkelerde devrim, güçlü bir merkezi otoriteyle çıkıyor tarih sahnesine. Zayıf bir ekonomik temele ve eğitimsiz yığınlara dayanmak zorunda kaldığı için merkezi devletin görevlerini halka devretmekten, yani doğrudan demokrasinin bir sistem olarak ortaya çıkmasından korkuyor. Devrimin halka ve en geniş demokrasiye değil, merkeze ve bürokratik otokrasiye kaymasının asıl sebepleri üzerinde düşünürken, devraldığımız teorik ve pratik mirası esaslı bir şekilde onun ayakta kalan, yaşayan yanlarından kopmadan- tahlil etmek zorundayız. Bilimsel ve teknolojik atılımlar, özellikle de iletişim teknolojisindeki ilerlemeler, sadece üç maymun oyununu geliştirmekle kalmadı, aynı zamanda onun zıttı olan bir başka eğilimi, tartışma, itiraz etme, bağlantı kurma, sınırları aşma, dünyayla ilgilenme, görüntüleme eğilimini de güçlendirdi. Bu durum doğal olarak demokrasi bilincinin gelişmesine de yol açtı. Yeryüzü, kanallar, tartışmalar, yazışmalar, görüntüler ağının içinde, baş döndürücü bir internet ekranına dönüştü. Artık her şey, üç boyuta dönüşmekte olan bu ekranda, milyarlarca gözün, vicdanın ve eleştirel aklın önünde cereyan edecektir. Bireyin şumüllü, derin özgürlük duygusunu, yığınların kollektif yaratıcılığını, doğrudan demokrasi iştiyakını, insanın doğalaşma, doğanın ise insanileşme eğilimini, teorinin ve pratiğin ruhuna taşımayan, kendisini her alanda, köklü bir şekilde yenilemeyen hiçbir hareket, bu ekran tarafından ciddiye alınmayacaktır. Yeryüzünde kendisine karşı eleştirel davranan ve kendisini bir devrimle yenilemeyi düşünen tek bir din bulamazsınız. Bir teorinin din olup olmadığını veya dinle mesafesini anlamak için onun yenilenme yeteneğine ya da kendisine yönelttiği eleştirinin çapına bakacaksın.


22-23_Layout 2 5/3/11 12:37 PM Page 1

22 güncel

Halkın Günlüğü 1-10 MAYIS 2011

Maoist Komünist Partisi 24 Nisan 1972 yılında kuruluş yıl dönümünü yaptığı açıklamayla selamladı. TKP(ML)’ den Maoist Komünist Partisi’ne bu tarih bizimdir vurgusunu yapan MKP, “Partimizin kuruluş yıl dönümünü devrim ve mücadele coşkusuyla selamlıyoruz” ifadelerine yer verdi. MKP tarafından yapılan açıklamayı kısaltılarak yayınlıyoruz.

Yoksul Emekçi Halklarımız ve Yoldaşlar;

Başta komünizm bilimi ve şehitlerimizden aldığımız güçle, tarihin ve sınıf mücadelesinin biricik yaratıcısı kahraman halk kitlelerinin bağımsızlık, halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm mücadelesinde yolunda ısrar eden TKP(ML)’den Maoist Komünist Partisi’ne bu tarih bizim diyoruz. Biz kazanacağız, halk kazanacak, Halk Savaşı kazanacak…

“Proletaryanın kurtuluşuna bağlı olan insanlığın kurtuluşu ve aydınlık geleceği uğruna sınıf savaşımının Türkiye-Kuzey Kürdistan cephesindeki öncü mevzisi olan partimiz, kuruluş ve mücadele coşkusuyla sizleri selamlar, sınıf kavgasını yükseltmeye çağırır! Çilekeş Halklarımız, Mazlum Ulus ve Ezilen Azınlıklar, Yoldaşlar; Komünist önder İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş önderliğinde 24 Nisan 1972 yılında Malatya’nın Kürecik dağlarında kurulan partimiz; bugün 39. yaşına girmiş bulunmaktadır. 38 mücadele yılını geride bırakıp 39. mücadele yılına giren partimiz; Halk Savaşı pratiği olan mücadele tarihindeki ilkeli stratejik duruşunu, devrimci ısrar ve kararlı yürüyüşüyle sürdürmektedir. Partimiz, coğrafyamız sınıf hareketinin en ileri mevzisi olarak devrim tarihimizde çığır açmış, büyük bir gelenek ve mirasın yaratıcısı olarak TürkiyeKuzey Kürdistan devrim tarihi hazinesine önemli katkılar sunmuş ve mücadele tarihi boyunca ödediği bedellerle halklarımız nezdinde haklı bir itibar edinmiştir. Partimizin doğuşu, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası ve halklarının siyasi iktidar mücadelesinde öncü-önder örgütüne kavuşması anlamında tarihsel bir gelişme ve büyük bir buluşmaydı. Mustafa Suphi TKP’si sonrası ülke devrimci hareketinin üstüne serpilen “ölü toprağının” kaldırılıp, elli yıldır devrimci harekete egemen olan pasifistreformist kabuğun kırılmasıyla sağlanan devrimci çıkış ile birlikte, partimizin Halk Savaşı doğrultusunda açtığı komünist çığır elbette ki tarihsel değerdeydi. Elli yıldır süren karanlık 24 Nisan ‘72 güneşinin doğuşuyla nitel olarak yırtılmış, aydınlık geleceğin tohumları atılmıştır. Coğrafyamız toprakları yeniden ve daha ileri nitelikte bir komünist partisiyle tanışıyordu. İşte bu, partimizin doğuş anlamıdır. Partimizin ülke sathındaki doğuş koşulları, 1971 faşist darbesinin azgın saldırı şartlarının hüküm sürdüğü konjönktürel döneme denk gelen ağır baskı ve faşist terör koşullarıydı. Nitekim, faşist cuntanın bu azgın saldırı ve terör dalgasında THKP-C ile THKO, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’lerin asılması, Kızıldere’de Mahir ile dokuz arkadaşının, Nurhaklar’da Sinan ve Kadir’lerin katledilmeleri gibi darbeler sonucu örgütsel yenilgi almaktan kurtulamazken; partimiz de gerilla savaşı ekse-

Bu tarih ninde gerçekleştirdiği askeri eylemleri ve Halk Savaşı çıkışıyla düşmanın dikkatini üstüne çekmiş ve azgın terör dalgasında kurucu önderimiz KAYPAKKAYA yoldaş çatışmada yaralanıp düşmana esir düştükten sonra aylar süren işkenceler neticesinde katledilmiş, Ali Haydar Yıldız yoldaş aynı çatışmada şehit düşmüş ve Meral Yakar yoldaş şehirlerde olmak üzere yaralı olarak kaldırıldığı hastanede katledilmiş, birçok kadro ve üyesi bu faşist saldırı dalgasında tutuklanarak darbelenip örgütsel yenilgiye sürülmüş, kısa süre sonra yenilgi almıştır. Partimiz birinci örgütsel yenilgisini bu koşullarda ve kuruluşundan sadece aylarca sonra aldığı bu darbelerle girdiği süreçte yaşamıştır. Partimiz uzun mücadele tarihinde toplam iki örgütsel yenilgi ve 17’ler ağır darbesinin yanı sıra başka darbe ve ağır kayıplar almıştır. Tüm badireli süreçlere karşın partimiz toparlanarak sınıflar mücadelesindeki yerini almayı başarmıştır. Uluslararası alanda kasırga etkisiyle esen Proleter Kültür Devrimi fırtınasının dünya çapında ya-

rattığı siyasi atmosferin coğrafyamızı da saran büyük devrimci dalgası ise, partimizin mevcut ideolojik-politik kimliğiyle doğuşunda belirleyici rol oynayan lehteki şartlardandı. Nitekim partimiz, bu zeminde Maoist nitelikte siyasi-ideolojik karakter edinmiştir. Partimizin nitel doğuşu hakkında soyutlama yaparsak; Maoizm kavrayışına ulaşıp onu benimsenmeden, yani Proleter Kültür Devrimi’nin ideolojik-politik etkisinden bağımsız olarak başka saiklerle doğan bir parti, devrimci de olsa komünist olamazdı ya da komünist kimliği temsil edilemezdi. Zira Maoizm savunulmadan Marksizm-Leninizm savunulamaz; tersinden Marksizm-Leninizm savunulmadan da Maoizm savunulamaz. Partimiz, coğrafyamız sınıflar mücadelesi çelişkilerinin bağrında, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünü olarak doğmuştur, doğrudan Proleter Kültür Devrimi’nin ürünüdür. (…) Partimiz, inşa döneminde dayandığı MLM ideolojik-teorik esaslar zeminini korumakla birlikte,

Şan olsun 24 Nisan Güneşimize! Türk devleti, kuruluş felsefesini bağnazlığın, şovenizmin, ırkçılığın ve faşizmin dokusu ve ana iskeleti üzerine kurdu. Temelini attığı ilk andan itibaren faşizmi devlet ve iktidar biçimi olarak üstten aşağıya doğru bir kurumsallaşma ile toplumun gözeneğine indirmeyi önüne görev telakki etti. Ki buda faşizmin başlangıcı ve uygulanışı anlamına geliyordu. İmha ve inkar üzerine kurdukları devlet örgütlenmesi, kursağında topladığı zehiri, halklarımız ve öncüleri üzerinde kusmaktan bir an dahi olsa asla geri durmadı. İlerici ve aydınlık olan ne varsa onu ni-

şangahına koyan ve sonsuz kez düşmanlığını ilan eden silahın ta kendisidir. Büyük bir çaba ve gayretle emperyalizme uşaklıkta sınır tanımayan bir aymazlık güttü. Öyle ki düşkünlüğün ve uşaklığın dipsiz kuyusunda sürekli buna kan ve can taşıyarak besledi. Bu bağlamda Karadeniz’in soğuk sularında Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı hunharca katletti. İşte o süreçten itibaren coğrafyamızın topraklarında 50 yıla varan, tam bir ölüm sessizliği hüküm sürdü. Kurşun ağırlığında bir perdeye dönüşen bu süreç, 71-72 devrimci ve komünist çıkışa kadar devam etti. 71-72 devrimci ve komünist çıkışı, salt faşist

Türk devletine atılan güçlü bir şamar değil, aynı zamanda revizyonizme, parlamentarizme ve reformizme de ağır darbe vurarak, keskin ve net bir kopuşu sağladı. 71-72 silahlı devrimci çıkışı, coğrafyamızın döşeğinde ilklerin gün yüzüne çıkışına ebelik yapar. Tarihsel ve aktüel bir niteliğin ve özün dönüm noktasını içerir. Çünkü uluslararası komünist hareketin seksiyon örgütlenmesi Türkiye- Kuzey Kürdistan’ın kalbinde ışıl ışıl yeşeriyordu. O dönem kurulan devrimci yapılar, nitelik olarak her ne kadar sistemi hedefleyen devrimci bir çığırı teşkil etsede, özsel an-

lamda sistemle esaslı ve köklü bir hesaplaşmayı ve kopuşu sağladığı pek söylenemez. Bir başka değişle, Kemalizm ve ulusal sorun (o ana kadar tabudur) konusunda modern revizyonizm, stratejik ilke ve programı ele alışta çok ciddi kusuru ve yanlışı içeriyor ve onun hastalıklarını taşıyorlardı. Bahsi edilen meseleler başta olmak üzere burjuvazinin her türüne, rengine ve tonuna karşı net ve berrak bilinç derinliğiyle kesin ve kalın çizgiyi çeken kuşkusuz ki Maoist partidir. 24 Nisan 1972’de Kürecik dağlarında göndere çekilen kızıl sancak hiç zaman kay-


22-23_Layout 2 5/3/11 12:37 PM Page 2

güncel 23

MKP olarak ilerletilmesi) ve birçok taktik politika ile örgütsel anlayış ve ilkelerde sağlanan ilerlemeler olarak özetlenebilir.

Halk savaşında ısrar Partimiz, Eylül 2002 yılında gerçekleştirdiği birinci kongresiyle tarihini muhasebe ederken, hatalı çizgileri mahkum etmiş, partimizi ideolojik-politik-örgütsel ilke ve temelleri üzerinde ileri kavrayışa ulaştırarak, adeta yeniden ayağa dikmiştir. TKP(ML) olarak kurulan partimiz, gerçekleştirdiği birinci kongresiyle ismini Maoist Komünist Partisi olarak değiştirdi. Partimiz MKP, TKP(ML)’nin ideolojik-politik-örgütsel bütün bakımlardan organik devamıdır. 2007 yılında gerçekleştirdiği ikinci kongresiyle ideolojik, politik, örgütsel ve askeri olarak asgari ve azami devrim programı perspektifiyle Halk Savaşı’ndaki ısrarını teyit ederken bilimsel tutum ve yaklaşımları itibariyle mütevazı pratik adımlar da atmıştır. Özellikle sağ reformist tasfiyeciliğe karşı kolektif demokratik bir iradeyle ilerleyişini sürdürmüştür. (…)

bizim kuruluş mantığındaki siyasi amaç, hedef ve ilkelerini sarsılmaz bir kararlılıkla muhafaza etmekte, ülke devriminin somut meselelerine ilişkin teorik tahlil ve tespitleriyle ortaya koyduğu asgari devrim programını Halk Savaşı Stratejisi temelinde sürdürmektedir. Bununla birlikte partimiz, ideolojik-teorik zemindeki bilimsel saptamaları ışığında somutlanan genel niteliğindeki gelişmeler itibarıyla, kuruluşundan bugüne gelinen aşamada daha ileri seviyeye ulaşmış durumdadır. Bu gelişme; kuruluşundan uzun yıllar sonra ilk kongresini gerçekleştirmesi bağlamında, evrensel ideolojimizin derinlikli kavrayışı temelinde ortaya koyduğu MLM formülasyonu, kuruluşunda saptanan programatik görüşleri temelinde de olsa parti programının oluşturulması ve bu programatik görüşlerin; çıkarılan programda netleştirilip, başlıca çelişmelerin tespitinde sağlanan gelişme, Parti ismi ile birlikte ordu ve gençlik örgütlerinin mantık tutarlılığı içinde yenilenilerek bilimsel teori ve savunularımıza uygun olarak değiştirilmesi(Maoizm formülasyonu ve kavrayış düzeyinin ortaya koyduğu gerekçeler ile biçimsel de olsa Türk milliyetçiliğini çağrıştıran ifade biçimi gerekçeleriyle TKP(ML) isminin

betmeden hemen düşmanın şimşeklerini üzerine çekti. Kurulduğu günden bu yana (partimiz) iki örgütsel yenilgi ve sayısız ağır darbeler aldı. Aldığı darbelerin sıcaklığında, köklerine sıkı sıkıya sarılarak adeta her seferinde kendi küllerinden yeniden ve yeniden doğdu. Daha bir cüretle sınıf mücadelesine sarılıp derinleştirdi. Emin ve kararlı adımlarımız neticesinde içlerinde kurucu önderimiz İbrahim Kaypakkaya ve genel sekreterlerimiz olmak üzere yüzlerce kadromuzu, üyemizi, komutanımızı, militanlarımızı ve savaşçılarımızı birer kutup yıldızı olarak ölümsüzlüğe uğurladık. Tasfiyeciliğin ağır ve basık ikliminin, tüm devrimci ve komünist örgütleri sarmalına aldığı hassas, zorlu ve çetin bir sürecin içinde geçiyoruz. Devrimciliğin yeniden ve yeniden sınandığı bir ateşin içinden geçerken MLM ideoloji ve bilimle daha bir donan-

Partimiz, asgari devrim programını yeni demokratik devrim, azami devrim programını sosyalist devrim ve proletarya diktatörlüğü altında Proleter Kültür Devrimleriyle nihai hedef olan komünist toplumu inşa etme perspektifiyle açıklar. Partimiz, devrimin niteliği, izleyeceği yolu, devrimin önder ve temel gücünü, ittifak ve itici güçlerini, devrimin hedef ve görevlerini, mücadele ve örgütlenme esaslarını ülkenin sosyo-ekonomik toplumsal yapısı ile bu yapı niteliğine uygun tutarlılıkla biçimlenen hakim sınıflar devletinin niteliği ve yönetim biçimine bağlı olarak tespit eder. (…) Partimiz sınıflar mücadelesi karşısında tarihsel değerde yüklendiği komünist görev ve sorumluluğunu, Halk Savaşı Stratejisi temelinde siyasi iktidar mücadelesi özünde yürütürken, somut politik mücadele bağlamında TC devletinin emperyalist patentli stratejilerle yürüttüğü devletin yapılandırılması süreci kapsamında geliştirilen tasfiyeciliğe karşı kararlı tutum alıp, uzun bir mücadelenin verilmesi gerektiğinin bilincindedir. Partimiz, tasfiyeci stratejik saldırılara karşı en sağlam ve ilkeli zeminde durmaktadır. Partimizin önümüzdeki seçimlerde boykot taktiğini benimsemesi, tasfiyeci sürecin devrimci hareketi sarsan etkilerine karşı stratejik devrimci duruşun geliştirilmesi anlamına geleceği gibi, boykot tavrı tasfiyeciliğe karşı sağlam duruşu da ifade etmektedir. Yine, yeterli olmasa da gerilla bölgesi ve şehirlerdeki silahlı eylem ve çatışmalar tasfiyeci sürecin devrimci eylemle ve çizgi temelinde göğüslenmesinin diğer somut adımlarıdır. Bu bilinçle başta komünizm bilimi ve şehitlerimizden aldığımız güçle, tarihin ve sınıf mücadelesinin biricik yaratıcısı kahraman halk kitlelerinin bağımsızlık, halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm mücadelesinde yolunda ısrar eden TKP(ML)’den Maoist Komünist Partisi’ne bu tarih bizim diyoruz. Biz kazanacağız, halk kazanacak, Halk Savaşı kazanacak!”

mayı, sorumlulukları ve görevleri yerine getirmede daha titiz ele almayı zorunlu kılmaktadır. En ufak bir ikirciliğe dahi yer vermeden ve tam bir adanmışlık içinde bunun kavgasını vereceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Yani ideolojik berraklık ve genel siyasi çizgideki netlikle politik iktidar mücadelesini cüretle ete kemiğe büründüreceğiz. Maoist parti’nin 38. kuruluş yıldönümünü geride bıraktık. Mücadele yılı içerisinde atıacak her adım, kavga ateşinin daha bir harlanması olacaktır. Şu da bilinmelidir ki, ölümsüz şehitlerden devralınan bayrak, yine onlara yaraşır biçimde elden ele dalgalanacaktır. Yani kanla yazılan tarihin üzerinden yükselerek yürüyüş devam edecek, en ileri mevzide konumlanılacaktır. Taki insanlığın özgürlük ve aydınlık düşü, hayatın can damarına ve insanlığa rengini ve tonunu verene dek. MKP dava tutsakları

ELEŞTİRİ SİLAHI

emrah cilasun

MUHTEŞEM ARAP İSYANLARININ RUHUYLA DEVRİMCİ 1 MAYIS’A...

D

urdurabilene aşk olsun! İzbelerden, küf kokmuş barınaklardan, yoksulluğun diplerinden akın akın geliyorlar:

Tunis’ten, Kahire’den, Sana’dan, Amman’dan, Süleymaniye’den, Gazze’den ve evet Şam’dan, Der-a’dan, oluk oluk geliyorlar. Alın yazısına, kadere, kedere başkaldırarak geliyorlar... Anamız, babamız, bacımız, kardeşlerimiz... Geliyorlar... İki büklüm değil, başları dimdik, yumrukları havada, söve söve geliyorlar. Hanedan tahtını, köhnemiş sarayları süpüre süpüre geliyorlar. Tam beş aydır, siyaset sahnesinin çehresini, kaderini onlar belirliyorlar. Orhan Pamuk’un dediği gibi, “dünyanın başka yerlerinde, onları, seyredenler sanki kendileri başkaldırmış gibi seviniyorlar.” Tabii ki, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyanın temsilcisi, komünist bir önderlikten mahrumlar. Ve tabii ki, eski düzeni yıkıp, yerine neyi koyacaklarını bilmiyorlar. Ama bu onların değil hepimizin, kendine komünistim diyen her devrimcinin ayıbı. Şimdi, bu ayıbı telafi etmek keza hepimizin, boynunun borcu. Ancak şurası kesin: Onlar, toplum zihninde derinden yer eden, mevcut şartların daimi kalıcığına dair kör inancı, yerle bir etmişlerdir. Ok yaydan çıkmıştır. Ve gittiği yere kadar gidecektir. Tarihe, “son nokta” henüz konulmuş değildir. Ne uluslararası medya kuruluşlarının çok bilmiş “uzmanlarının” ne, emperyalist merkezlerin derin stratejistlerinin “çözüm önerileri”, onları, muhteşem başkaldırılarından vaz geçirtebiliyor. Hepsi ama hepsi, vız geliyor! Şükür ki şükür, onların, adına demokrasi denen şu meta idolojisine dayanan bir gelenekleri yok. Şükür ki şükür, onların, ümit besledikleri bir parlamento gelenekleri yok. Şükür ki şükür, onların, Beşar Esad’ın “kardeşi” Tayyip, sahtekar Kemal, Bozkurtların babası Devlet veya “şeriat isteriz” diyen Altan Tan arasında tercih yapmak diye bir dertleri yok. Şükür ki şükür, onların kafası, kimlikle, eşit din dersi ya da özerklikle meşgul değil. Yek vücut olmuş, kenetlenmiş kardeşlerimiz isyan edip, “HÜRRİYET” diye haykırıyorlar! Evet, evet. Bizim kardeşlerimiz! Çocuk şarkılarında, değimlerde, masallarda yüzyıllardır farkında olmadan bizim de ortak olup aşağıladığımız, hor gördüğümüz kardeşlerimiz. Aynı emperyalist dünya düzeni, aynı tornadan çıkmış kukla rejimler tarafından, aynı zulme, aynı gadre uğradığımız sınıf kardeşlerimiz. Şimdi bize, bizi utandırırcasına, “Anya’nın, Konya’nın kaç bucak olduğunu” gösteriyorlar, öğretiyorlar. Komünist bilimle, teoriyle donanıp, onlarla birlik olmanın, onların ruhundan nasip alıp, onların soluduğu havayı solumanın tam zamanıdır. Devrimci Komünist Partisi, ABD’nin Manifestosu’nda yapılan çağrı burada, rehberimiz olsun: “Her yerdeki devrimcilere ve komünistlere, kökten farklı temelde çok daha iyi bir dünyaya özlem duyan herkese: her ne biçimde olursa olsun geçmişe geri sürüklenip orada mesken tutmayalım. Bunun yerine komünizmin hedefine ve insanlığın, binlerce yıllık geleneğinin zincirlerinden kurtuluşuna doğru cesaretle ilerleyelim.” Muhteşem Arap isyanlarının ruhuyla, devrimci 1 Mayıs’a... YALLAH!


24_Layout 2 5/3/11 11:55 AM Page 1

Rojaneya Gel Konên çareseriyê îradeya me nin Çalakiyên piştî biryara vetoyê de dewleta tirk gule barand li ser girse. Piştî bi paş de vegerîna vê biryarê dewleta tirk konên çareseriya demokratîk ji xwere xist armanc. Di van êrişan de nezî 1000 kesî hatin binçavkirin û sed kesî zêdetir jî hatin girtin. Encama gule avêtina polîsan jî du kesî jiyana xwe dest da.

g

Em li îradeya xwe xwedî derdikevin Heft heb namzedên serbixwe ku BDP’ê piştgirî dane wan ji aliyê Lijneya Hilbijartinê a Berz (YSK’ê) ve hatibû veto kirin. Piştî vê biryara YSK’ê serîde li Amedê, Colemêrgê, Wanê, Mêrsînê, Edenê, Stenbolê gelek bajarên welat de gel derket kolana û biryara YSK’ê awayekî sert şermezar kir. Deh hezaran kes derketin ser kolana xwedî derketina îradeye xwe ya hilbijartî carek din nîşanê me dan. Piştî vê xwediderketinê, YSK’ê biryara bi paş de vegerîn da û daxuyakir ku wan 7 namzedan 6’î wî dikarin tikevin hilbijartinê. Piştî vê biryara YSK’ê dewleta tirk ji bo îredeya neteweyê kurd bişkêne, konên çareseriya demokratik ji xwe re xist armanceke nû. Ji bo daxwazên “perwerdehiya zinmê dayîkê, rawestandina operasyonên leşkerî û siyasî, serî de serberstberdana serokê PKK’ê Abdullah Ocalan û hemû girtiyên siyasî, daxistina baraja hilbijartinê a sedan 10” ve ji hêla BDP’ê û DTK’ê ve di welat de gelek cîhî Konên Çareseriya Demokratîk hatin vekirin. Bi hêla hezaran polîsan ve nivê şevê hemwext êriş birin ser van konan. Ji bo serhildana kurdan berbest bikin konên gelemperiyê welat de hemwext hatin helweşandin. Bersiva neteweyên kurd li hember van êrişan dîsa bû sehildan. Konên ku destê polîsan hatin wêran kirin, girse xwest van kona nû ve avabike. Di van xebatên avaki-

Li Dêrsimê Pevçûn

Li Dêrsimê navçeya Pilemûriyê navbera gerîlayên Hêzên Parastina Gel (HPG’ê) û leşkerên artêşa tirk ên ku derketine operasyonê de pevçûn derket. Li Dêrsimê navça Pilemûriyê devera gundê Hesen-

qaziyê roja 27’ê Avrêl’ê leşkerên artêşa tirk ên ku derketine operasyona di navbera wan û gerîlayên Hêzên Parastina Gel de (HPG) pevçûn derket. Di vê pevçûnê de şehîdketina 7 gerîlayên HPG’ê hat

rinê de navbera girse û polîsan de pevçûn derket. Serî de li Amedê, Colemêrgê, Wanê, Stenbolê, Edenê, Mêrsînê ji bo konên ku hatine hilweşandin nû ve avabikin deh hezaran kes hatin arekî. Polîsan xwest dest bide ser van konan, di encama van xebata de pevçûn derket. Di van êriş û pevçûnên konên çareseriya demokratîk de nezî 1000 kesî hatin binçav kirin. Di nava van kêsan de nêzî 180 kesî jî hat girtin.

Daxwazên me meşrû ne BDP’ê êrişên li hember konên çareseriya demokratîk şermezar kir û waha got; “armanca êrişên ku bi fermana AKP’ê pêk hatiye ya hember konên çareseriya demokratîk ew e ku ji bo hilbijartinê proveqe bike.” Daxuyaniyên ku hêla BDP’ê hatin dayîn de cîh danê van îfadeyan: “sed kon ku bênê rakirin, sed kon wê nû ve bên avakirin. Konên me konên aştiyê nin, konên hêviyê nin, konên biratiyê nin, ne konên şer in. Heta ku daxwazên me bînin cîh emê li vir nobedar bin. AKP çikas zilm û zordariyê dike bila bike, li hember van zilm û zextan em stû xwar na kin, gelê me stû xwar na ke. Daxwazên ku di konên çareseriya demokratîk de me anî ziman mafên me yên meşrû nin, heke li Enqerê biryar nedaya û ferman nehata êrişên hemwext pêk nedihatin. Wek heta niha me çawa anî ziman, heta daxwazên me pêşwazî nedin, mayîna me ya qadan wê bidome.”

hînbûn. Cinazê ku aîdê gerîlayên ku jiyana xwe dest dane ji nexweşxaneya dewletê a Pilemûriyê sewkê nexweşxaneya bijîşkî a Zanîngeha Firatê a Xarpêtê kirin. Piştre jî hate hîn-

bûn ku cinazeyan şandine Saziya Bijîşkiya Dadwerî a Meletiyê. Hate hînbûn ku operasyonên piştgiriyên hewayê li devera Pilemûriyeyê didomin û sewqiyata leşkerî jî pêk tê.


1-10 Mayıs 2011