Issuu on Google+


Merhaba! Söylenecek sözlerimizin adresini bulacağından emin olduğumuz ve sözcüklerin gerçek anlamına kavuştuğu bir yerdeyiz. Dile getirilen öfke, hassas bir tepki, bir duruş, bir soluklanma ve muhasebeyle sevdalı insanın ısrarla ve hep “vardım, varım ve var olacağım” diyen vazgeçmeyişiyle yeniden merhaba! Her yolculuk engebelidir, tökezletir de. Taşsız yol mümkün değildir çünkü. Nietszche’nin “uçurumu sevenin kanatları olmalıdır”ında ifadesini bulan yolculuğumuzda, engelleri ve yetmezliklerimizi aşarak yepyeni bir sayıyla okur-yazarlarımızla buluşmanın heyecanını yaşıyoruz. Emperyalizmin Ortadoğu’yu kana buladığı, işgal ve katliamlarıyla saldırılarına aralıksız devam ettiği, coğrafyamızda ise emperyalizmin uşaklarının sosyal yıkım politikalarıyla ülkemizi kurtlar sofrasına parça parça peşkeş çektiği bir süreçte yayınladığımız yeni sayıyla gündeme ilişkin sözümüzü söylüyor, mücadelesini verdiğimiz “yeni insan ve özgür dünya” düşümüze tüm okur-yazarlarımızı ortak ediyoruz…

İÇİNDEKİLER

01 03 10 19 22 26 31 34

GELECEK ELLERİMİZDEDİR

“GENÇ-SEN ÜZERİNE” (DGH’DEN)

TÜRBAN TARTIŞMALARI ÜZERİNE

YAŞASIN 8 MART...

SOSYOLOJİK DÜŞÜN

EKONOMİ POLİTİK

YGKSF BAŞARIYLA SONUÇLANDI

FELSEFEYLE DÜŞÜNMEK

özgürdüflün

37 43 47 51 54 56 57 60

KÜLTÜR TARTIŞMALARI

MİLLİYETÇİLİK SANCILARI

HIRANT DİNK’in KATLEDİLMESİ...

YALANLAR, GERÇEKLER VE SSGSS

TEMEL DEMİRER’e SELAM/ A. OKAY

SİİR

HAPİSHANEDEN HAPİSHANEYE...

ÖYKÜ/UMUT

ozgurdusunkolektifi@hotmail.com

KARDELEN BASIM-YAYIM REKLAM GÖSTERİ ORGANİZASYON LTD. ŞTİ. Sahibi ve Yazıişleri Müdürü: Hakan ERTEN Yayın Türü: Yaygın-Süreli Yönetim Yeri: Katip Mustafa Çelebi Mah. Tel Sok. No: 20/2 Beyoğlu-İSTANBUL Tel: (0212) 243 91 94 Dizgi: Kardelen Ya y ı m c ı l ı k

ABONE OLALIM-ABONE BULALIM OKUYALIM-OKUTALIM

Kocaeli İrtibat Bürosu: Belediye İşhanı D Blok Kat: 6 No:15 KOCAELİ Baskı: Kayhan Matbaacılık: Davutpaşa Cad. Güven Sanayi Sitesi D Blok No: 134 Topkapı/İst.

Yurtiçi Abonelik Yurtdışı Abonelik 6 Aylık: 15 YTL 6 Aylık: 40 Euro 12 Aylık: 30 YTL 12 Aylık: 80 Euro

Hesap Numarası: Serpil KARAKAYA: İş Bankası İstanbul Parmakkapı Şubesi 1042 0677147


İ

nternet kullanımının yaygınlaşması ve sunduğu imkânların artmasıyla birlikte bugün için internet sosyal bir olgu haline gelmiştir. Olan olaylardan hemen haber alınabilinmesi, ansiklopedilerce bilginin kolay bir şekilde elde edilmesi ve yazılı, sesli ve görüntülü haberleşmenin kolayca sağlanabilinmesi internetin bu şekilde yaygınlaşmasının önemli nedenleri arasında sayılabilmektedir. Gençliğin politik kitle örgütü olan Demokratik Gençlik Hareketi için de internetin kullanımı, kitlelerle daha sıkı bağ kurabilmek ve kitlelerden kitlelere perspektifini daha diri bir şekilde hayata geçirmek adına ciddi bir öneme sahiptir. Bugün için bu durumun DGH'ye yüklediği sorumluluk bir internet sitesi açmak olmuştur ve bunu da bugün itibariyle yerine getirmiştir. www.demokratikgenclikhareketi.org kitlelerin elinde bir silah olma amacındadır. Faaliyetini bu amaca hizmet etmek için gerçekleştirir. Bunu gerçekleştirdiği oranda kendisini başarılı sayar. Sitemizin daha etkili olabilmesi için kitlelerden öğrenip yine kitlelere gitmesi gerektiği bir gerçektir. Sitemizi ziyaret eden herkesi bu perspektifi benimsemeye ve eleştirileriyle zenginleştirmeye çağırıyoruz. Sitemizde yer alacak başlıklar şu şekilde belirlendi: 'Ana sayfa, Haberler, DGH, Özgür Düşün, Fotoğraflar, Görüntüler, Partizan Gençlik (PG), Halkın Günlüğü (HG), Partizan Sesi (PS) ve Eğitim Notlarından.' DGH, bilimsel sosyalist tarih bilinciyle, halk gençliğinin geçmiş dönem mücadele tecrübelerini güncele aktarmak, tarihten öğrenmek ve böylelikle mücadele mevzilerini güçlendirme perspektifiyle internet sitesini PG, HG ve PS gibi önemli yayın organlarından seçme yazılar ile de kuvvetlendirmiştir. Yanısıra sitemizde DGH'nin programı ve tüzüğünün yanı sıra G-MYK ve DGH Siyasi Büro tarafından yayınlanan yazılara ulaşmak mümkün. Özgür Düşün dergisinde yayınlanmış olan neredeyse bütün yazılara (güncel yazılar hariç) ulaşmak da mümkün. Fotoğraflar ve Görüntüler kısmında DGH'ye ait fotoğraf ve videoları bulacaksınız. Haberler kısmında ise üniversitelerde ve liselerde yaşanan güncel olaylara dair DGH aktivistlerinin haberlerini, açıklamaları ve yorumları okuyabileceksiniz.

Demokratik Gençlik Hareketi www.demokratikgenclikhareketi.org

KARDELEN YAYIMCILIK

ERCAN KONUKLU’NUN ‘DUYDUN MU USTAM’ ADLI fi‹‹R K‹TABI ÇIKTI


Mart-Nisan 2008-42

GERÇEK ÇÖZÜM ELLER‹M‹ZDED‹R S›n›r ötesi harekat›n egemenler aras› çatlaklar› geniflletti¤ine tan›k oluyoruz. Çatlaklar›n aras›ndan ise yine irin s›z›yor. S›z›nt›y› kapatma telafl›na düflenlereyse flimdilik hiçbir fley kar etmiyor. Kürt ulusal sorunu düzenin bafll›ca handikaplar›ndan biri olmay› korurken, egemenler aras› çeliflkilerin derinleflmesinin de vesilesidir. S›n›r ötesi harekat›n ABD’nin emriyle bitirilmesi düzen cephesini allak bullak etti. AKP’sinden CHP’sine, MHP’sinden Genelkurmay’›na restleflmeler sövüp saymalar ald› bafl›n› gitti. ABD’nin zorlamas› ispatlan›rsa üniformas›n› ç›karaca¤›n› söyleyen Büyükan›t’tan sonra Erdo¤an da ayn› fleyi tekrarl›yor. Ne yaz›kt›r ki, tüm

bu egemenler aras› kavgan›n gürültüsünde halklar›n 盤l›klar› duyulmuyor, duyulmamas› için binbir türlü oyun tezgahlan›yor. Panzer alt›nda ezilen 17’lik çocuklar›n genç bedenleri görmedi¤imiz bir cenaze töreniyle, duymad›¤›m›z bir a¤›tla, bilmedi¤imiz bir co¤rafyada topra¤a gömülüyor. Bu ülkede hala birilerinin bedeni bedelsiz. Birilerininki törenlerle dramlaflt›r›l›p milliyetçili¤in yak›t› haline getirilirken, “ötekiler”inki duyulmas›n, görülmesin, hissedilmesin isteniyor. Öyleyse soruyoruz; nedir tersanede güvencesiz çal›flan iflçi bedenlerini de¤ersizlefltiren? Topkap›’daki ölümleri s›radanlaflt›ran nedir, ve nedir Kürt co¤rafyas›nda ölen halk ço-

1


Mart-Nisan 2008-42

Bu ülkede hala birilerinin bedeni bedelsiz. Birilerininki törenlerle dramlaflt›r›l›p milliyetçili¤in yak›t› haline getirilirken, “ötekiler”inki duyulmas›n, görülmesin, hissedilmesin isteniyor. Öyleyse soruyoruz; nedir tersanede güvencesiz çal›flan iflçi bedenlerini de¤ersizlefltiren? Topkap›’daki ölümleri s›radanlaflt›ran nedir, ve nedir Kürt co¤rafyas›nda ölen halk çocuklar›n›n yaflam›n› de¤ersizlefltiren? Peki ya nedir 1,5 YTL’lik ameliyat ipli¤i olmad›¤›ndan ölen kad›n›n ölümünü de yaflam› kadar s›radanlaflt›ran? Hepsinin cevab› çok aç›kt›r: Düzen, halk›n ve hakl›n›n üzerine basa basa yürüyecek kadar ac›mas›z ve inkar üzerine kuruludur. Sigortas›z ve güvencesiz çal›flan iflçinin, topra¤›ndan edilen köylünün, iflasa sürüklenen küçük üreticinin inkar›ndad›r devlet. Laz›n, Çerkezin, Arab›n, Ermeninin inkar›nda oldu¤u gibi. En çok da Kürdün inkar›ndad›r cuklar›n›n yaflam›n› de¤ersizlefltiren? Peki ya nedir 1,5 YTL’lik ameliyat ipli¤i olmad›¤›ndan ölen kad›n›n ölümünü de yaflam› kadar s›radanlaflt›ran? Hepsinin cevab› çok aç›kt›r: Düzen, halk›n ve hakl›n›n üzerine basa basa yürüyecek kadar ac›mas›z ve inkar üzerine kuruludur. Sigortas›z ve güvencesiz çal›flan iflçinin, topra¤›ndan edilen köylünün, iflasa sürüklenen küçük üreticinin inkar›ndad›r devlet. Laz›n, Çerkezin, Arab›n, Ermeninin inkar›nda oldu¤u gibi. En çok da Kürdün inkar›ndad›r.

Avc›l›k Hikayeleri Avc›lar› Övmeye Devam Ediyor... S›n›r›n ötesinde ya da berisinde her daim anlat›lan kahramanl›k hikayeleri son dönemde tam bir psikolojik savafl haline getirildi ve insan› utand›racak bir düzeyde maç skoruymuflças›na ölüler üzerinden sevinen bir toplum infla edilmeye çal›fl›ld›. Ne kadar çok ölü varsa o kadar büyüyen sevinç dalgas› karfl›s›nda insan›n nutku tutulurken bir flark›c›n›n ç›k›p “ölüm de¤il çözüm” demesi sonras›nda soruflturmal›k olmas› ise gelinen son noktad›r. Üstelik bunu söyleyenin geçmiflteki milliyetçi aç›klamalar› dahi kar etmemifltir. Ak›l tutulmas› o boyuta varm›flt›r ki Büyükan›t piflkinlikle bas›na demeç verip “asl›nda ölü say›s› daha fazlad›r” diyerek toplumun yüre¤ine su serpmeye (!) çal›flmaktad›r.

2

Operasyonlarda kol bacak koparmak çok “insani” bir olayd›r Büyükan›t’a göre. Öyle ya, birileri ç›k›p da “peki nerededir bu kadar ölü” diye sordu¤unda cevap flu olabilmektedir: “Bizden ceset göstermemizi istiyorlar. Sizce bu insani bir fley mi, kolu baca¤› kopmufl insan›n cesedini göstermek? Dünyan›n baflka yerlerinde çat›flmalar var. Oralarda gösteriliyor mu?” Evet, Büyükan›t’›n mant›¤›na göre 240 insan öldürmek, üstelik kolunu baca¤›n› kopararak öldürmek insani, ölülerin foto¤raf›n› göstermek insani de¤il… Di¤er taraftan ölümün spekülasyon rakamlar› ha-

line getirilmesi de ayr› bir insanilik örne¤idir. Ölümün devlet taraf›ndan kitlelerin içini rahatlatacak faflist bir propaganda malzemesi haline getirilmesi, söz konusu rakamlar›n abart›lmas›n› gerekli k›lm›flt›r. Ne kadar çok ölü o kadar baflar›, o kadar takdir. Düzen kendini bunun üzerinden var edebiliyorsa bafltan afla¤›ya insanili¤inin sorgulanmas› gerekir.

Tafllar Yerinden Oynad› S›n›r ötesi operasyonun ABD savunma bakan› Gates’in ve Bush’un aç›klamalar›n›n hemen ard›ndan bitirilmesi “muhalefet”i orduyla karfl› karfl›ya getirdi. Öyle ki y›llard›r orduya yaslanarak siyaset yapan CHP dahi ordu taraf›ndan “hain”likle itham edildi. CHP her ne kadar orduyla bir sorunlar›n›n olmad›¤›n› ve ordunun siyasete soyunmamas› gerekti¤ini ve meseleyi daha fazla uzatmamas› gerekti¤ini vurgulasa da kar etmiyor. AKP orduyla yakalad›¤› samimi iliflkileri de¤erlendirmenin ve merkezde daha fazla yer alabilmenin hesaplar›n› yapmaktad›r. Yeri geldi¤inde ordunun muht›ralar›na ses ç›karmayan CHP, flimdilerde Büyükan›t’›n siyasi parti lideri gibi polemi¤e girmesinden rahats›z olmaktad›r. Evet, s›n›r ötesi operasyon bas›n›n da abartt›¤› gibi baflar›l› olamam›flt›r. Keza hiçbir askeri yöntem sorunun çözümü olamaz. Ortada kalan bir baflar›s›zl›k ve “muhalefet”in bu baflar›s›zl›¤› AKP’ye y›kma hevesi söz konusudur. Bu noktada AKP ve ordu flimdilik s›rt s›rta vermifl baflar›s›zl›¤a karfl› sahte ba¤›ms›zl›k pozlar› tak›nmaktad›rlar. AKP’nin aç›klanmas› beklenen Kürt aç›l›m› da ancak devletin temel niteliklerinin s›n›rlar›na kadar gidebilecektir. Ötesi k›rm›z› çizgilerdir ve gerçek çözümün önündeki engeldir. Bu noktada halklar egemenlerin dalafl›ndan medet umacak durumda de¤ildir. Onlar kendi aralar›ndaki kavgaya tutuflmuflken halklar da kendi kavgalar›na sahip ç›kmal›, kavgan›n ateflini, Kawa’n›n ateflini tutuflturmal›d›r.


DGH’den

Mart-Nisan 2008-42

DEMOKRAT‹K GENÇL‹K HAREKET‹ Geçici Merkezi Yürütme Kurulu Mart 2008

“Genç-Sen” Üzerine Görüfller Politik gençlik örgütleri, öğrenci-gençlik düzleminde, öncelikle sınıf mücadelesiyle kurdukları siyasi bağ zemininde doğru politik bir hat izleyebilirler. Bu politik hattın öğrencigençlik alanının özgül koşullarına uyarlanması, tarihsel ve toplumsal gerçeklik zemininde güne cevap olan ve esasta da kitlelerin ihtiyacına cevap olan araçlarla mümkün olabilir. Bu durumda, sendikal örgütlenme dâhil olmak üzere her türlü mücadele araç ve yöntemi şüphesiz bir seçenek olarak tartışmaya açıktır.

Halk gençli¤inin politik kuvvetleri aç›s›ndan, bugünkü siyasaltoplumsal gerçeklik içerisinde, biricik tayin edici sorunsal flöyle ortaya konmal›d›r: Yüksek ö¤renim ve Liselerdeki (ö¤renci) gençlik kitlelerinin nesnel durumlar› ile belirli bir mücadele biçimi aras›nda; bu mücadele ile belirli bir mücadele arac› aras›nda, mevcut toplumsal gerçekli¤i gören ve Demokratik Halk Devrimi’ne en do¤ru flekilde hizmet edebilen bir iliflki nas›l kurulmal›d›r? Uzak ve yak›n tarihimizden iki örnekle meseleye yaklaflal›m: 1968, dünyada ve Türkiye’de baflta üniversiteler olmak üzere ö¤renci gençli¤in, iflçi-köylü y›¤›nlar›n›n ve toplumun di¤er katmanlar›ndaki emekçilerin yo¤un hak arama, iktidarlaflma mücadelelerine etkinlikle kat›ld›¤› bir dönemin zirve noktas›yd›. Türkiye’de ise bu kat›l›m; sadece ö¤renci-gençli¤in gerçek anlamda kitlesel görünürlü¤ünü de¤il; bizzat bu gövdeden kalk›nan ve ülkenin devrimci hareketler tarihinde bir dönüm noktas› olan öncü kuvvetlerin do¤uflunu içermekte ve genifl emekçi y›¤›nlar›na devrimci bir iktidarlaflma rotas› da sunmaktayd›. Bu dönemde söz konusu kitleselli¤in tarihsel ve toplumsal koflullar› fazlas›yla mevcuttu: Dünya çap›nda doruk noktas›na ulaflm›fl ve tümüyle sosyalistlerin önderli¤indeki ulusal ve sosyal kurtulufl mücadeleleri, ülkedeki emekçi kitlelerin giderek yükselen sendikal düzeyde örgütlü mücadeleleri ve sosyalist bir kültü-

3


Mart-Nisan 2008-42

4

re aç›lan kitlesel bir anti-emperyalizm, gençlik hareketinin h›zla politikleflmesini sa¤lad› ve y›¤›nsal bir devrimci gençlik hareketini ortaya ç›kard›. fiu halde, 1968’de böylesine kuvvetli bir tarihseltoplumsal zemin içerisinde, gençlik hareketi içerisinde “sendikal bir örgütlenme” niçin gündemde de¤ildi? Hâlbuki tüm ö¤renciler, öncelikle dönemin en yayg›n yasal araçlar› olan Talebe Birlikleri’nde örgütlüydüler. Unutmayal›m ki ülke çap›nda böylesi bir imkân ne o döneme kadar ne de günümüze de¤in hiç yakalanamad›. Bu durumda neden FKF (ad› daha sonra DEV-GENÇ olarak de¤ifltirildi) tercih edildi? Yoksa yasal düzlemde FKF’ye nazaran çok daha fazla hareket alan› sa¤layan sendikal örgütlenme ak›llara m› gelmemiflti? fiüphesiz dönemin devrimci önderleri bunun fark›ndayd›lar. Ancak iflçi ve köylü hareketlerinin kitlesel düzeydeki nicel kuvvetleri ve politik niteli¤i, yönü, ekonomist mücadele araçlar›n›n s›n›rlar›n› fazlas›yla aflm›flt› ve dahas› bu tip kitle hareketlerine önderlik edebilecek s›n›f-örgütlülü¤ünün eksikli¤inden ya T‹P gibi parlementarist ak›mlar›n içerisinde ya da sonuçsuz kalan kendili¤indenci, mevcut sendikal bürokrasiyi ekarte ederek gerçeklefltirilen iflgal eylemlerinde tükenmekteydi. Dolay›s›yla, hâlihaz ›rda Talebe Birlikleri’nde örgütlü olan kitleyi, belirli bir sendika düzlemine aktarmak ve bu araçla mevcut toplumsal mücadeleye kat›lmak, har halükarda “daha geri bir örgütlenme-mücadele araç ve yöntemini” uygulamak olurdu. Bu anlay›fl, bugünün birçok s›n›f örgütünün nüvesini oluflturan gençlik önderlerince do¤ru bir flekilde reddedildi ve gençli¤in politik mücadelesi, üzerinde yükseldi¤i kitleselli¤in sa¤lad›¤› “meflruiyet” zemininde, yasal olanaklar›n sa¤layabilece¤i imkânlar›n çok ötesinde fiili bir durum yaratt›. Bu birikim ve kuvvet, ilerleyen dönemlerde emekçi s›n›flarla kurdu¤u ba¤lar içerisinden, bugün örgütlü halk gençli¤inin de bilefleni oldu¤u Demokratik Halk Devrimi’nin s›n›f partisini ve onun örgütlü mücadele ayg›tlar›n› da ortaya ç›karmay› baflard›. Bu tarihsel baflar›n›n temelinde ise, tekrar etmek gerekirse, dönemsel gerçekli¤in iflaret etti¤i mücadele araç ve yöntemlerinin do¤ru tahlili ve buna uyarl› tutarl› bir pratik çizgi yatmaktayd›. Tart›flmam›za dair verebilece¤imiz ikinci örnek yak›n tarihimize ait bir baflka durum olan, 1995-1996 y›llar›nda kitleselleflen ve esasta üniversiteleri kapsayan gençlik hareketlerdir. Bu dönem de sonuç olarak, mücadele araç ve yöntemlerinin tümüyle mevcut toplumsal-tarihi verilere ve mücadele içerisinde olan belirli bir kesimin bu koflullardaki verili durumuna tabi

Genç-Sen’in en önemli sorunu, günün sorun ve taleplerini tümüyle akademik-ekonomik bir zemine oturtmas› ve dahas› Genç-Sen’i var eden gruplar›n, kurucu unsurlar›n bu öneriyi kitlelerle “daha rahat” bütünleflebilmenin bir arac› olarak kavramas›d›r. Hal böyleyken bile akademik-ekonomik eksenli talepler, ne yaz›k ki tüm bir ö¤renci-gençli¤ine günümüzün verileri içinden bak›ld›¤›nda, geneli kapsamaktan uzakt›r. Bugünde ve yak›n gelecekte daha da artan bir flekilde üniversite sadece orta ve orta-üst s›n›flar ile özel üniversiteler dolay›m›yla sadece üst s›n›flar›n bir ayr›cal›¤› olarak kalacakt›r.


oldu¤una iliflkin çarp›c› bir örnektir. 1995–1996 döneminde ö¤renci gençlik hareketleri; 1989 Zonguldak-Maden iflçilerinin bafllatt›klar› büyük eylemlilik süreciyle birlikte h›zla ivmelenen s›n›f hareketlerinin 1990’lar›n bafl›nda kamu emekçilerinin zorlu ve militan eylemlilikleriyle birleflti¤i, Kürt Ulusal Hareketi’nin h›zla güçlenerek etkisini artt›rd›¤›, devrimci öncülerin gerek k›rlarda gerekse flehirlerde belirli boyutlarda kitleselleflti¤i ve çeflitli sendikalarda etkin oldu¤u bir yükselifl zemininde ortaya ç›kt›. Bu ç›k›fl›n görünürdeki somut nedeni ise harçlara yap›lan ve %300 ila %600 aras›nda de¤iflen astronomik zamlard›. Öte yandan bu kitle hareketlerinin kat›l›mc›lar› olan ö¤renci gençlik, henüz Türkiye’de üniversitelere giriflin sadece orta ve orta-üst s›n›flar›n bir ayr›cal›¤›na dönüflmedi¤i, dershane sektörünün yayg›nlaflmad›¤› bir zamanda ve ço¤unlukla emekçi ailelerden geliyordu. Ait olduklar› ailelerin s›n›f gerçekli¤i ve 1990–1995 aras›nda edindikleri yaflam tecrübeleri, bu kitlenin devrimci söylemlerle ba¤ kurmalar›n› fazlas›yla kolaylaflt›ran bir etkendi. 1968’e paralel olarak, bu dönemde de yine ço¤unlukla devrimci gençlik gruplar›n›n önderlik etti¤i söz konusu kitlesel gençlik hareketi, sendika gibi yasal bir arac› tercih etmedi. Hâlbuki yine iflçi ve memur hareketleri tümüyle sendikal zeminde ilerlemekteydi ve T‹P’den farkl› olarak bir dizi yasal ve sosyalist bir söylemi benimsemifl parti de mevcuttu ve genel mücadelenin içerisindeydi. Ancak yine genel emekçi kitle hareketlerinin kapsam ve niteli¤i, bu yasal s›n›rlar› aflmakta ve s›n›f öncülerinin etkin bir flekilde yürüttükleri s›n›f-savafl›m›yla ba¤lar kurabilmekteydi. Dolay›s›yla, bu dönemde ö¤renci gençli¤in temel örgütlenme araçlar›, tek tek fakülte ve okullarda kurulan cephe tarz›, yasal bir statüsü olmayan ve fakat sahip oldu¤u kitlesellik ve eylem çizgisi arac›l›¤›yla “meflruiyet” zeminini yakalam›fl ve halk nezdinde de belirgin bir kabul görmüfl fiili, ittifak zemininde hayat bulan örgütlenme araçlar›yd›. Bu cephe tipi örgütlenmelerde ço¤unlukla birden fazla ve çok farkl› (‹P de dâhil olmak üzere) siyasi gruplar›n ilgili fakülte ve okullarda örgütlü üye ve kadrolar› mevcuttu ve genel politik hat bu bileflenlerce belirlenmekteydi. Her iki deneyim de ard›nda, baflta yüksek ö¤renim gençli¤i olmak üzere, ö¤renci-gençli¤e kurumsallaflm›fl mevziler b›rakamad›lar. 1968, iki büyük darbe döneminde; 1995–1996 ise 19 Aral›k gibi

benzeri bir stratejik sald›r› döneminde eridi. Fakat hepsinden önemlisi bu her iki dönem, içerisinden kalk›nd›¤› ve deste¤ini gördü¤ü flu veya bu düzeyde örgütlü yayg›n s›n›f hareketlerinin sönümlenmesine paralel olarak zamanla etkisizlefltiler ve sadece belirli politik gençlik gruplar›n›n sürekli tekrar›nda kald›klar› birtak›m eylem-örgütlenme tecrübeleri b›rakt›lar. Bu bak›mdan söz konusu dönemlerden günümüze ö¤renci gençlik alan›nda kurumsallaflm›fl ve ö¤renci kitlesi taraf›ndan kendi “öz-örgütlülü¤ü” olarak kabul görmüfl yasal kurumsal mevzilerin kalmam›fl olmas›, “sendika” tipi örgütlenme gibi yöntemlerin uygulanmam›fl olmas›yla aç›klanabilecek bir durum de¤ildir –ki bugünün çaresi bu olsun. Zira ö¤rencigençli¤in mücadelesi, sahip oldu¤u kitlenin toplumsal üretimin d›fl›nda olmas› gibi temel bir belirleyenin ortaya ç›kard›¤› gerçeklik zemininde ancak ve ancak s›n›f mücadelelerinin ivme kazand›¤› dönemlerde itici bir güç olabilme özelli¤i bar›nd›rmaktad›r. Bu bak›mdan, sendika tipi bir örgütlenme yarat›lm›fl olsayd› dahi bunlar günümüz gerçekli¤i içerisinde yine sadece bir veya birkaç politik grubun içerisinde kümelendi¤i, s›n›rlar› belirgin ve ö¤renci-gençlik içerisinde marjinalleflmifl alanlar olarak kalacaklard›. Bu duruma en bariz örnek, günümüzdeki ö¤renci dernekleridir. 1968’den günümüze ve özellikle 1995-1996 da böylesi bir yönelim olmamas›na karfl›n cephe tipi bileflimlerin ço¤unlukla kulland›klar› ve örgütleyerek yayg›nlaflt›rd›klar› en önemli araçlard› ö¤renci dernekleri. Yayg›n ve kitleseldiler. Sahip olduklar› yasal statü birçok alanda gençli¤e rahat bir hareket zemini sunmaktayd›. Ancak 1996 sonras›nda, 97-98-99 dönemlerinde h›zla kitlesini yitiren ö¤renci dernekleri, esas olarak, politik kuvvetlerin içerisinde hayat bulduklar› kitle hareketlerinin gerileme ve da¤›n›kl›k ortam›nda güç kaybederek marjinallefltiler. Marjinalleflmenin bir baflka önemli nedeni de s›n›f-örgütü zemininde hayat bulan yap›lara tabi ö¤renci-gençlik üye ve kadrolar›n›n dâhil olduklar› yap›lar›n, kitle çizgisinden uzak eylem ve örgütlenme anlay›fl›n›, kitle örgütleri olan derneklere yans›tmalar› ve bu alanlar›n tüketilmesiydi –ki bu tarz hâlihaz›rda geride kalm›fl tek tük ö¤renci derneklerinde var olan, hatta ve hatta Genç-Sen’in kurucu genel kurulunda da ortaya ç›km›fl, gözlemlenebilir bir olgudur. Nihayetinde dernekler, ait olduklar› kesimin toplumsal gerçekli¤i, s›n›rlar› içerisinde bir etki alan›na sahiptir ve kitle-

Mart-Nisan 2008-42

5


Mart-Nisan 2008-42

6

Günümüzde öğrenci-gençlik alanında mücadele zemini akademik-ekonomik değil; tümüyle siyasaldır. Ülkemizde, gençlik kitleleri de dâhil olmak üzere emekçi kesimlerin saflaşması, salt ekonomik mücadele zemininde değil; onu da örten ve önceleyen bir şekilde politik bir zeminde hayat bulmaktadır. Neticede sendika, ekonomik mücadelenin pazarlık aracıdır. Günümüzde öğrencigençlik, akademik-ekonomik temelde bir dizi sorun yaşamaktadır ve hatta yeni YÖK başkanının bizzat ifade ettiğine göre de çok daha yakıcı bir biçimde yaşayacağı aşikârdır. Fakat salt bu gerçeğe dayanarak sendika önerisi yapılamaz. Çok daha kapsamlı bir genel durum tablosu, yerleşke (kampus) ve liseleri aşarak ülke genelinde yapılmalı ve toplumsal saflaşmanın ana eksenleri belirlenmelidir

yi harekete geçirebilmenin temel kodlar› da burada yatmaktad›r. Bugün, yayg›n ve kitlesel bir ö¤renci-gençlik mücadelesinden söz etme olana¤› yoktur. Sadece belirli politik gençlik gruplar›n›n ö¤rencigençlik içerisindeki örgütlülüklerinin ve bunlar› çevre-çeper iliflkilerinin yine sadece belirli gündemlerde bir araya geldikleri zaman sokakta görünürlük kazanan bir kitleden bahsedebilmek mümkündür. Genç-Sen’in geçti¤imiz aylarda ODTÜ’de gerçeklefltirilen Kurucu Genel Kurul tart›flmalar›na ve dahas› Genç-Sen’in politik-örgütsel bileflenlerinin bu projeye bak›fllar›n› kendi yay›nlar› içerisinden inceledi¤imizde; özet olarak, ö¤rencigençlik mücadelesinde, gençlik kitlesine ulaflma ve onu örgütleme prati¤inde bir öneri, yaklafl›m ve anlay›fl olarak “sendika”n›n sadece “denenmemifl” bir “araç” olarak kavrand›¤›n› görüyoruz. Sendikay› toplumsal mücadele prati¤i içerisinde, s›n›f savafl›m› kapsam›nda üstlendi¤i rol ve etkiden ziyade, ö¤renci-gençlik alan›nda devrimci yap›larla genel kitle aras›ndaki hat›r› say›l›r mesafeyi daha “makul” bir zeminde “aflma, bütünleflme” zemininin arac› olarak görmek; tümüyle ilgili politik kuvvetlerin kitle çizgilerindeki eksik ve hatal› yönlerinin telafisini, sorunun kayna¤›ndan öteye, sonucun ortaya ç›kt›¤› bir alanda kavrama pratiklerinden kaynaklanmaktad›r.


Zira bu arkadafllara göre

zemininde yasall›k statüsü kazanm›fl bir araçla

“sendika”, sahip oldu¤u yasal

akademik-ekonomik mücadele zemininde görü-

olanaklar itibariyle (özellikle de

nürlük kazanacak bir kitle örgütü. Bu pratik, 1995–1996 döneminden bugüne farkl› flekillerde denenmektedir ve sonuçsuz kald›¤› aflikârd›r. Sendika yerine dernek yahut fiili-meflru bir zemine ve halk nezdinde geçerlili¤e kavuflmufl cephe, platform, kolektif tarz› örgütlenme pratikleri ile asli unsur olarak görülen politik-gençlik örgütleri aras›ndaki ba¤›n yanl›fl kavran›fl›; cephe, platform yahut kolektif tarz› genel kitle faaliyeti araçlar› yerine yasal hukuki geçerlili¤e sahip sendika ile yer de¤ifltirildi¤ine birdenbire düzelecek, rahata kavuflacak bir durum de¤ildir. Politik gençlik örgütleri, ö¤renci-gençlik düzleminde, öncelikle s›n›f mücadelesiyle kurduklar› siyasi ba¤ zemininde do¤ru politik bir hat izleyebilirler. Bu politik hatt›n ö¤renci-gençlik alan›n›n özgül koflullar›na uyarlanmas›, tarihsel ve toplumsal gerçeklik zemininde güne cevap olan ve esasta da kitlelerin ihtiyac›na cevap olan araçlarla mümkün olabilir. Bu durumda, sendikal örgütlenme dâhil olmak üzere her türlü mücadele araç ve yöntemi flüphesiz bir seçenek olarak tart›flmaya aç›kt›r. Ne ki günümüzde ö¤renci-gençlik alan›nda mücadele zemini akademik-ekonomik de¤il; tümüyle siyasald›r. Ülkemizde, gençlik kitleleri de dâhil olmak üzere emekçi kesimlerin saflaflmas›, salt ekonomik mücadele zemininde de¤il; onu da örten ve önceleyen bir flekilde politik bir zeminde hayat bulmaktad›r. Neticede sendika, ekonomik mücadelenin pazarl›k arac›d›r. Günümüzde ö¤renci-gençlik, akade mik-ekonomik temelde bir dizi sorun yaflamaktad›r ve hatta yeni YÖK baflkan›n›n bizzat ifade etti¤ine göre de çok daha yak›c› bir biçimde yaflayaca¤› aflikârd›r. Fakat salt bu gerçe¤e dayanarak sendika önerisi yap›lamaz. Çok daha kapsaml› bir genel durum tablosu, yerleflke (kampus) ve liseleri aflarak ülke genelinde yap›lmal› ve toplumsal saflaflman›n ana eksenleri belirlenmelidir. Bugünkü burjuvafeodal gericili¤in, iç ve d›fl belirleyenlerle flekillenen ve temelini yar›-sömürge yar›-feodal bir ekonomipoliti¤in belirledi¤i sosyo-ekonomik yap›s› do¤ru tahlil edilmelidir. S›n›f mücadelesinin esas ve tali alanlar› isabetle belirlenmeli ve mevzilenme bu bilimsel temele oturtulmal›d›r. Bu gibi konularda Genç-Sen’e yüklenen misyonun, 1995-1996’dan bugüne ayn› tarzda devam eden ve t›pk› o dönemde oldu¤u gibi bir kitleselleflme beklentisi tafl›yan

D‹SK gibi “bilinen, tan›nan” bir sendika bünyesinde) mevcut çal›flmalar› rahatlatacak, ö¤renciler içerinde “ön-yarg›s›z” bir karfl›l›k bulacak, (tam olarak tatmin edici cevaplar verememekle ve nas›l olaca¤› kuflkulu olmakla birlikte) D‹SK’teki sendikal bürokrasinin “d›fl›nda” kalarak mücadeleyi yasal s›n›rlara hapsetmeyecek etkin bir araç olarak ortada durmaktad›r. Bunu “denememek” için bir neden görememektedirler (!) ve ça¤r›y› di¤er politik gençlik örgütlerine yöneltmektedirler. Öte yandan, esas›nda, sadece belirli politik gençlik gruplar›n›n, tümüyle feodal-burjuva devletin emperyalizme yapt›¤› anlaflmalar zemininde hukuki bir geçerlilik kazanm›fl olan “ö¤rencilerin sendika kurabilme hakk›” zemininde hayat bulan “sendikal örgütlenme anlay›fl›na” bak›fllar› da kendi içerisinde çeliflkilidir. Yine bu arkadafllar›n ifade ettikleri görüfllere göre: “Uluslararas› sözleflmelerin ö¤rencilere sendika kurma hakk›n› tan›mas›n›n sa¤lad›¤› yasal olanaklar› kullan›rken, fiili-meflru mücadelenin de bir arac› haline gelmesi, müdahale alan›n› geniflletecektir. Yasal s›n›rlara s›k›flmayan, meflrulu¤u esas alan bir araç olarak ele almak gerekir… Ö¤renci sendikas›, bu topraklar için ilk deneyim olsa da, yeni ve y›pranmam›fl bir araç olmas›n›n çekicili¤ini ve avantajlar›n› gözard› edemeyiz. …Bu ba¤› kurarken Genç-Sen’i kendi örgütlerimize alternatif olarak görmeyece¤imiz aç›kt›r. Zaten Genç-Sen’in de gençli¤in politik örgütlerine alternatif olmak gibi bir perspektifi yoktur. Önemli olan kendi ba¤›ms›z hatt›m›zdan yürürken, ortaya ç›kan baflka olanaklar› ve araçlar› da de¤erlendirmeyi bilmektir.” Bu yaklafl›m hatal›d›r. Bir yanda geçli¤in tek politik örgütlenme araçlar› olarak gördükleri kendi yap›lanmalar› öte yanda ö¤renci-gençli¤in do¤al, önyarg›s›z bir biçimde sahiplenece¤i gibi bir öngörü üzerinden ve en önemlisi uluslar aras› hukuk

Mart-Nisan 2008-42

7


Mart-Nisan 2008-42

8

mücadele araç, yöntem ve içeri¤inin, bu kez yasal zeminde daha dayanakl› yeni bir araçla tekrar etme fikrinde sakl› oldu¤u yahut en az›ndan bu tip bir düflüncenin mevcut sonuca yol açm›fl oldu¤u anlafl›lmaktad›r. Genç-Sen’in en önemli sorunu, günün sorun ve taleplerini tümüyle akademik-ekonomik bir zemine oturtmas› ve dahas› Genç-Sen’i var eden gruplar›n, kurucu unsurlar›n bu öneriyi kitlelerle “daha rahat” bütünleflebilmenin bir arac› olarak kavramas›d›r. Hal böyleyken bile akademik-ekonomik eksenli talepler, ne yaz›k ki tüm bir ö¤renci-gençli¤ine günümüzün verileri içinden bak›ld›¤›nda, geneli kapsamaktan uzakt›r. Bugünde ve yak›n gelecekte daha da artan bir flekilde üniversite sadece orta ve orta-üst s›n›flar ile özel üniversiteler dolay›m›yla sadece üst s›n›flar›n bir ayr›cal›¤› olarak kalacakt›r. Bunun anlam›, akademik-ekonomik mücadele zemininin olanaklar›ndan faydalanmamak, bunlar› görmezden gelmek de¤il; tümüyle politik bir eksende varl›k kazanan politik-gençlik örgütlerinin ö¤renci-gençlik alan›ndaki bu tip f›rsatlar› gözden kaç›rmamas› gerekti¤idir. Yan› s›ra “sendika” önerisinin ard›nda duran politik gençlik örgütlerinin bu aç›l›ma iliflkin siyasal-örgütsel kavray›fllar› da hatal›d›r. Sendikan›n “kitlelerle daha rahat iletiflim kurabilme arac›” olarak kavranmas›, do¤rudan, bizatihi ayn› politik gençlik örgütlerinin kitlelerle program ve söylem temelinde yaflad›klar› “marjinallflemenin” de itiraf›d›r. Kendisini biricik öncü olarak ortaya koyan ve bu durumu mant›ki olarak program ve pratik zeminine oturtan bir siyasal örgüt, esas hedef için tek kuvvet olan kitle ile aras›nda mesafe oldu¤unu kabul ediyorsa burada sorun “araç”ta de¤il; o arac› var eden siyasi çizgidedir. Siyasi çizgi, gençlik nezdinde, s›n›f savafl›m›n›n ülkedeki genel ideolojik-politik ve örgütsel durumundan kesinlikle ba¤›ms›z de¤ildir. Tersine, ülke devriminin manifestosu olan programatik görüfllerin özgül alana uyarlanm›fl bilimsel k›lavuzudur. Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) teoride ve pratikte, geçmiflten bugüne soruna esas olarak do¤ru bir yaklafl›m zemininde durmaktad›r. DGH’nin mevcut mücadelesinin eksikleri büyük oranda sübjektiftir. DGH, kendisini halk gençli¤inin tüm alanlar›nda gençli¤in anti-emperyalist, anti-faflist ve anti-feodal politik mevzisi olarak ortaya koyar. Genel emekçi hareketlerinin geri çekildi¤i, da¤›n›klaflt›¤› dönemlerde gerileyen gençlik mücadelelerinde, kendi öz-gücüne yaslanarak infla etti¤i ve gençli¤in bulundu¤u alan›n özgünlü¤ünde hayat bulan öz-örgütlülükleri etkinlikle kullanma, önderlik etme ve kitle insiyatifini ön plana ç›karma zemininde hareket eder, etmektedir. Böylesi bir yaklafl›m, bugün için do¤ru oland›r. Örgütlü halk gençli¤i, feodal-gericili¤in yahut faflistlerin gerek yönetimde gerekse genel kitle içerisinde etkin oldu¤u

Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) teoride ve pratikte, geçmiflten bugüne soruna esas olarak do¤ru bir yaklafl›m zemininde durmaktad›r. DGH’nin mevcut mücadelesinin eksikleri büyük oranda sübjektiftir. DGH, kendisini halk gençli¤inin tüm alanlar›nda gençli¤in anti-emperyalist, anti-faflist ve anti-feodal politik mevzisi olarak ortaya koyar. Genel emekçi hareketlerinin geri çekildi¤i, da¤›n›klaflt›¤› dönemlerde gerileyen gençlik mücadelelerinde, kendi öz-gücüne yaslanarak infla etti¤i ve gençli¤in bulundu¤u alan›n özgünlü¤ünde hayat bulan öz-örgütlülükleri etkinlikle kullanma, önderlik etme ve kitle insiyatifini ön plana ç›karma zemininde hareket eder, etmektedir. Böylesi bir yaklafl›m, bugün için do¤ru oland›r. Örgütlü halk gençli¤i, feodal-gericili¤in yahut faflistlerin gerek yönetimde gerekse genel kitle içerisinde etkin oldu¤u ve devrimcilerin ajitasyon-propaganda, örgütlenme olanaklar›n›n bask› alt›nda oldu¤u alanlarda, politik bir örgüt olarak DGH’yi gizlilik ilkeleri etraf›nda; DGH’nin aç›kl›kla faaliyet yürütebilece¤i alanlarda ise örgütü görünür k›larak mücadele yürütür. Her halükarda DGH’nin kitlelere önderlik tarz›, tümüyle ö¤renci öz-örgütlülükleri zemininde ve bizzat DGH’nin kendi özgücüne ve kitle iliflkilerine yaslanarak ortaya koydu¤u bu tip araçlar zemininde hayat bulur. DGH, Demokratik Halk Devrimi hedefine kilitlenmifl kuvvetlerden birisi olarak, geçmifl tarihsel tecrübelerin ›fl›¤›nda bu yaklafl›m› sürdürmektedir. Dernekler, topluluklar, kulüpler gibi üniversitelerde ö¤renci-gençli¤in kendisini flu veya bu düzeyde konumland›rd›¤›, geliflime aç›k potansiyelle ba¤ kurar. Bu ba¤lar›, alan›n özgüllü¤üne göre dernekler yahut kitlenin politik duruflunun somutland›¤› belirli isimlerde (X Üniversitesi Ö¤rencileri gibi), genel politik faaliyet kapsam›nda harekete geçirir ve burada kitle insiyatifinin öne ç›kmas›na olanak sa¤lar.


ve devrimcilerin ajitasyon-propaganda, örgütlenme olanaklar›n›n bask› alt›nda oldu¤u alanlarda, politik bir örgüt olarak DGH’yi gizlilik ilkeleri etraf›nda; DGH’nin aç›kl›kla faaliyet yürütebilece¤i alanlarda ise örgütü görünür k›larak mücadele yürütür. Her halükarda DGH’nin kitlelere önderlik tarz›, tümüyle ö¤renci öz-örgütlülükleri zemininde ve bizzat DGH’nin kendi öz-gücüne ve kitle iliflkilerine yaslanarak ortaya koydu¤u bu tip araçlar zemininde hayat bulur. DGH, Demokratik Halk Devrimi hedefine kilitlenmifl kuvvetlerden birisi olarak, geçmifl tarihsel tecrübelerin ›fl›¤›nda bu yaklafl›m› sürdürmektedir. Dernekler, topluluklar, kulüpler gibi üniversitelerde ö¤renci-gençli¤in kendisini flu veya bu düzeyde konumland›rd›¤›, geliflime aç›k potansiyelle ba¤ kurar. Bu ba¤lar›, alan›n özgüllü¤üne göre dernekler yahut kitlenin politik duruflunun somutland›¤› belirli isimlerde (X Üniversitesi Ö¤rencileri gibi), genel politik faaliyet kapsam›nda harekete geçirir ve burada kitle insiyatifinin öne ç›kmas›na olanak sa¤lar. DGH Program›nda bu bak›fl flöyle ifadelendirilmifltir: “Madde 40) Demokratik Gençlik Hareketi, salt ekonomik-akademik mücadeleden politikaya s›çramay› hedefleyen ekonomist çal›flma tarz›ndan s›yr›lan ve politikay› kitlelere tafl›yacak, egemenlerin ideolojik tahakkümünü k›racak, yarat›c› bir çal›flma tarz› benimser. Madde 43) Demokratik Gençlik Hareketi faaliyetinin merkezine, program›n›n propagandas›na dayal› siyasi faaliyeti koyar, akademik-ekonomik mücadelenin öz-örgütlülükler arac›l›¤›yla bizzat kitle taraf›ndan yürütülmesini önemser, bu mücadeleye önderlik eder.” Bu faaliyet tarz›, DGH’yi ö¤renci-gençli¤in tamam›n› örgütleme mant›¤›ndan uzak tutar. DGH, mevcut üyeleri ve liselerde, fakültelerde vs. sahip oldu¤u en küçük birimleri üzerinden; tek tek her üye ve ileri-sempatizan›n çal›flma alanlar›nda kitle-önderlerine dönüflmesini esas al›r. Kitleler nezdinde, politik bir seçenek haline dönüflmek ve gerek yerel akademik-ekonomik sorunlarda gerekse genel siyasal gündemlerde belirleyici unsur haline gelebilmek; do¤rudan do¤ruya kitle örgütlerini örgütlemekle, var olan alanlarda yani derneklerde (e¤er kitle örgütü farkl› yap›lar›n elinde dar-grupçu mant›¤›n içinde marjinalleflmemiflse) içerisinde etkinlikle yer almakla, iktidarlaflmakla ve böylelikle kitle insiyatifini ön plana ç›karmakla sa¤lanabilir. DGH, yo¤unlaflma ve yayg›nlaflma stratejik pers-

pektifiyle ö¤renci-gençlik alan›nda, uygun yerlerde derneklerle, fiili bir hak kazan›m›na dönüflmüflse “X üniversitesi ö¤rencileri” imzal› çal›flmalarla ve özellikle de sosyal-bilimler alan›nda araflt›rma-inceleme topluluklar› ile fen bilimleri alan›nda da sosyal içerikli kulüplerle kitlelerle en genifl ve etkin ba¤lar› kendi öz-gücü ve imkanlar› içerisinden kurmaya, yaratmaya devam edecektir. Böylelikle DGH’nin temel fliarlar›ndan olan “kitlelerden kitlelere” perspektifi, belirli tarihsel (takvim) gündemlere s›k›flm›fl, genel kitlenin de¤il; sadece politik kuvvetlerin özel gündemleri olarak kalm›fl belirleyici faaliyet gerekçelerinden uzakta, do¤rudan politik kitle çal›flmas› içerisinde yaflamsall›k kazanmaktad›r. DGH, ö¤rencigençli¤in gündelik yaflam tecrübeleri, çeliflmeleri içerisinde kitle iliflkilerini seferber etmekte, ileri unsurlar› ve çevre iliflkilerini gündelik yaflam›n prati¤inde politize etmekte ve örgütlemektedir. DGH, ideolojik ve politik g›das›n› tümüyle diyalektik bir zemine oturan bu etkileflimden almakta ve politik-örgütsel do¤rultusunu burada s›namaktad›r. Bu tip faaliyetleri genel siyasi faaliyetlerin d›fl›nda görmek; siyasi faaliyeti, duvarlara ilgili politik örgütün afiflini asmak zanneden ham küçük-burjuva anlay›fl›d›r. Bugün için siyasi saflaflma belirleyicidir ve ö¤rencilerin gündeminde yemekhane ücretlerinden ziyade Kürt meselesi, ‹srail-Ortado¤u iliflkileri, Türban sorunu, ABABD ile Türkiye iliflkileri flu veya bu düzeyde ve fakat belirleyici flekilde etkindir ve önümüzdeki günlerde daha da fazlas›yla belirleyici olacakt›r. Kitle ba¤lar›n›n, DGH’nin kendi aktivistleriyle ve yak›n çevre iliflkileri dolay›m›yla kuruldu¤u örgütlenmeler, siyasi duruflun yaflam›n her alan›nda kitlelere tafl›nabilece¤i günümüzün yegâne araçlar›d›r. Devrimci mücadele içerisinde, aflamal› yaklafl›mlar›, ekonomist, reformcu kitle çizgisini ve prati¤ini, ö¤renci-gençlik alan›ndaki mevcut gerili¤in çaresini pragmatist ittifaklarda ve çözümlerde aramay› kabul etmiyoruz. Demokratik Halk Devrimi’nin program›n› bilimsel k›lavuzumuz ve onun taleplerini manifestomuz olarak ilan ediyoruz. Bunlarla birlikte, politik bir örgüt olarak GençSen’i, DGH’nin müttefik kuvvetleri içerisinde de¤erlendiriyoruz. Akademik-ekonomik eksenli belirli bafll›klarda ortak mücadele prati¤inin örülmemesi için bir sak›nca görmüyoruz. Genç-Sen’le olan iliflkilerimiz, DGH’nin kendi d›fl›nda müttefik olarak de¤erlendirdi¤i politik gençlik örgütleriyle olana ilkesel iliflkilenme zemininde hayat bulacakt›r.

Mart-Nisan 2008-42

9


Mart-Nisan 2008-42

AKP’nin sahte demokratl›¤›, karfl›s›ndakilerin özgürlükçülü¤ünü de s›nad›:

ABD Irak’ta ne kadar “özgürlükçü” ise, Kemalistler de bu ülkede o kadar “özgürlükçüdür”! ‘Ne mutlu o yoksullara ki öteki dünya onlar›nd›r, er ya da geç bu dünya da onlar›n olacakt›r." F. Engels

10

Özellikle AKP’nin türbanla ilgili anayasa de¤iflikli¤ini içeren tasar›y› MHP’nin deste¤iyle meclisten ge-

ça¤ ve Ortaça¤ sonras›” dönemleri irdelemeden tart›flmaya dahil olmam›z meseleyi bütünlüklü kavrama-

çirmesiyle bafllayan ve ‘ayd›nlanma’, ‘gericilik’, ‘laiklik’ gibi kavramlar üzerinden süre giden tart›flmalar bu kavramlar› aç›klamaktan çok, daha da mu¤laklaflt›ran bir hal ald›. Tart›flman›n sa¤l›kl› bir çerçevede yürümesi bak›m›ndan söz konusu kavramlar› nas›l anlamland›rd›¤›m›z›n bilinmesinin önemli oldu¤u kan›s›nday›z. Bu anlamland›rma süreci kavramlar›n sözlük anlam›na denk düflen kaba ve yüzeysel yakla-

mam›z›n önünde engel oluflturacakt›r. ‹nsano¤lunun ilk ayd›nlanma süreci, do¤aya karfl› mücadelesinde eme¤ini kullanarak gelifltirdi¤i akl›n›n ve karfl›l›¤›nda akl›n›n da gelifltirdi¤i eme¤inin yard›m›yla oldu. Bu geliflim süreci içerisinde insano¤lu birçok evreden geçerek do¤a ile mücadelesinde bask›n olan taraf haline geldi. Kuflkusuz bahsedilen süreç k›sa bir zaman› kapsamamakla beraber insanl›k için

fl›mlardan ziyade bu kavramlar›n ortaya ç›k›fl süreci ve tarihsel süreç içersinde evrensel ve lokal yans›lar›n› anlamaktan geçiyor. Bu kavramlardan ‘ayd›nlanma’ kavram› esas olarak M.S 400–1400 y›llar› aras›na denk düflen dönemde varl›¤›n› etkin bir biçimde sürdüren ve ‘karanl›k ortaça¤’ diye de tabir edilen bir dönemden sonra kulla-

bedeli büyük olan bir süreç-her iki boyutuyla da devam etmektedir- oldu. ‹nsano¤lu bu evrelerden geçerken yaflam›n›; yaflad›¤› mekân, yaflam al›flkanl›klar› ve üretim iliflkileri boyutuyla birçok kez de¤ifltirmifltir. Bu evrelerden geçerken sistematik düflünme yol ve yöntemlerini içeren ve bugünkü bilim dallar›n›n ana kayna¤› olan felsefe-

n›lmaya baflland›. Dolay›s›yla “Ortaça¤ öncesi, Orta-

yi köleci toplum evresinde keflfetti. Kölelerin angarya


karfl›l›¤›nda çal›flt›r›lmas› sonucunda zamanlar›n› salt düflünme üzerine harcayan köle sahipleri üzerinden yükselen felsefe, özellikle “ilk ça¤” filozoflar›n›n ‘mutlak’ aray›fllar›n›n Platon taraf›ndan ideal bir dünyaya tafl›nmas›yla devam etti. Platon üzerinden yaflanan ve ö¤rencisi Aristo ile de geliflen bu durum “ortaça¤” tanr›bilim yönelimli düflünürlerinin mant›ksal aç›klamalar yoluyla Hristiyan ö¤retilerine ussal temeller kazand›rmas›na sebebiyet veriyordu. Bu süre içerisinde siyasal iktidar›n bir parças› haline gelen kilise papazlar›, düflünsel anlamda yakalanm›fl bu ilerlemeye ket vurarak her tür sorgulay›c› düflünceyi yasaklad›. Din ile felsefe aras›nda süregelen anlaflmazl›klar›n giderilerek bu iki alan›n kaynaflt›r›lmas› sa¤land›. Bu dönemde düflünürler kilisenin dogmatik düflünceleri etraf›nda düflünmeye zorlan›l›yor, buna uymayanlar ise engizisyon mahkemelerinde yarg›lan›yordu. ‹nsanl›k tarihinde düflünsel ve bilimsel geliflmeler aç›s›ndan bir durgunluk ça¤› olarak kabul gören “ortaça¤›n”, bilime karfl› giriflti¤i yok etme pratiklerinden birisi de 1600 y›l›n›n fiubat ay›nda, Roma'da Campo dei Fiori meydan›nda Bruno'nun diri diri yak›lmas› oldu. Feodal aristokrasinin temellerini dine dayand›rd›¤› dogmatik düflüncelere karfl› burjuva ayd›nlar› bir bir isyan bayra¤›n› çekerken; özellikle Bat› Avrupa’n›n gündemine 15. ve 16. yüzy›llarda toplumsal dönüflümler neticesinde ‘laiklik’ geldi ve o günden beri modern devletin inflas›nda dinin nerede yer ald›¤› ya da almas› gerekti¤i tart›flmas› süregeldi. S›n›flar›n ve s›n›f mücadelelerinin durumuna göre devletle olan iliflkisinin farkl›l›k gösterdi¤i din, istisnas›z olarak ezilen kitlelerin uyutulmas›nda, iktidara itaat etmesinde ve ehlilefltirilmesinde devletler taraf›ndan kullan›ld›. Bir bak›ma en “laik” ülkelerde bile din; önemli bir araç olarak egemenlerin elindeki silaha dönüfltü, kitlelere bu dünyadaki vahfleti daha katlan›r k›lmak için önce öteki dünya yarat›ld›, sonrada o dünya yoksullara vaat edildi. Bir bak›ma laiklik kendi anlam›ndaki öze kapitalizm koflullar›nda dahi ulaflamad›. Ancak, bilindi¤i gibi laiklik kavram› kapitalizmle birlikte gündeme geldi ve burjuvaziye ait bir söylem olarak feodal aristokrasiye karfl› kullan›ld›. Bu anlam›yla laiklik anlay›fl› çeflitli tarihsel kesitlerden ba¤›ms›z ele al›nmamal›, ça¤›n›n gereklerince

egemen güçlerin elindeki bir koz olarak kullan›lm›fl olmas›yla kapitalizmin günümüzde de kelimeye farkl› anlamlar biçti¤i unutulmamal›d›r. Kimileri bunu “devlet iflleriyle din ifllerinin ayr›lmas›” fleklinde ele al›rken, kimileri ise “dinin devlet himayesine al›nmas›” olarak yorumlamakta, dolay›s›yla karfl›t anlamlar kelimeye atfedilebilmektedir. Gelinen noktada hala “laiklik” farkl› yorumlanmaktad›r ve bu yüzden kafa kar›fl›kl›¤› devam etmektedir. O yüzden biz kelimeye fazla tak›lmadan “anlam›” üzerine yo¤unlaflarak sorunu ele alal›m. Ortaça¤, ekonomide feodalizmin hâkim oldu¤u ve üst yap›s›n›n da bu ekonomik modeli yans›tt›¤› karan-

l›k bir ça¤ oldu¤undan bahsetmifltik. Onu karanl›k k›lan en önemli etken ise kuflkusuz ki dindi. Bilim ve teknolojinin geliflimine vurdu¤u darbeyle hem toplumlar›n geliflim dinami¤inin önüne set çekiyordu, hem de tanr›sal inançlar› kitlesel bir nüfuz ile topluma yayarak insan›n yarat›c›l›¤›n› engelliyordu. Kilisenin genifl bir co¤rafyaya olan etki alan› Papal›k kuru-

Mart-Nisan 2008-42

11


Mart-Nisan 2008-42

12

munu tek siyasal otorite haline getirmiflti ki zaten kilise de kendini tanr› ad›na yeryüzündeki yetki sahibi olarak ilan etmiflti. ‹ktidar›n kayna¤› tanr›yd› ve onun yeryüzündeki temsilcisi ise kiliseydi. Ancak her ekonomik alt üst olufl kendisini siyasal yap›da nas›l de¤iflikli¤e zorluyorsa, ticaretteki geliflme ve yeni bir toplumsal güç olarak burjuvazinin do¤uflu da ekonomik dengeleri sars›yor, ulusal devletler gündeme geliyor ve feodalizm üst yap›s›yla beraber tasfiye edilmemek için can çekifliyordu. Merkantilist süreç sonras›nda iyice belirginleflen ulusal s›n›rlar ve burjuvazinin elinde tuttu¤u ekonomik güce siyasal gücü de eklemesi din alan›ndaki de¤iflimleri zorunlu k›ld›. Papan›n denetiminden kurtulmak için oluflturulan ulusal kiliseler ve bu kiliselerin devletin himayesine al›nma-

den oynatm›fl ve yüzlerce y›ll›k gelenekler tart›fl›lmaya bafllanm›flt›r. Bu süreç y›llar› bulan din savafllar›na sebep oldu¤u gibi ekonomik temelli birçok savafl›n da görünen yüzünü oluflturabilmifltir. Kapitalizmin geliflmesine yetecek kadar dinde reform ortaça¤›n son döneminin önemli bir yüzünü olufltururken “modern” ça¤›n dinle iliflkilenifli hiç de az olmam›flt›r. Egemenler her daim dini ellerinde tutmay› gerekli görmüfllerdir. De¤iflen yaln›zca dinin egemenlerin elindeki tutulufl tarz› olmufltur.

s› dönemin önemli yap›sal de¤iflimlerini ifade eder. Laiklik de bu sürecin önemli bir siyasal söylemi olarak Martin Luther’in teorisyenli¤ini yap›p burjuvaziye sundu¤u bir söylem oldu. Avrupa’da söz konusu dönüflümün yaflanmas› zorlu bir sürece tan›kl›k etti. Özellikle Hristiyanl›k dininin yeniden yorumlanmas› ve Protestan mezhebinin do¤uflu sürecin önemli bir parças›d›r. Dinin toplumsal yaflamda edindi¤i yerdeki dönüflümler devlet organizmas›nda dinin yerini boflaltmam›fl; ama ona yeni bir yer bulmufltur. Bu anlam›yla dini yeniden yorumlamaya kalkmak ve ‹ncil’in sadece Yunanca ve Latince okunmas›n›n yerine ulusal dillere çevrilmeye bafllanmas› ve getirilen yeni yorumlar, tafllar› yerin-

s› gereken boyutu kaç›r›larak tali unsurlar esas unsurmufl gibi tart›fl›ld›. Gelinen noktada tam bir kaos hali söz konusu ve kimin neyi hangi aç›dan tart›flt›¤› belli olmaks›z›n herkes bir tarafa yedeklenmeye ça¤r›l›yor. Bafltan belirtmek gerekir ki AKP’nin gündeme soktu¤u türban tart›flmas› esas›nda ekonomik, demokratik bir dizi sald›r› paketinin görünümünü engellemeyi hedeflemektedir. SSGSS meselesinden “özellefltirme” talanlar›na; Ortado¤u’da BOP (Büyük Ortado¤u Projesi) kapsam›nda geliflen ABD oyunlar›ndan Kürt ulusuna yönelik sald›r›lara var›ncaya kadar birçok olay sessiz sedas›z geçifltirildi. Bugün ayr› kutuplar› temsil ediyormufl gibi gösterilen kesimler aras›nda ABD emperyalizme hizmet etme konusunda

Güncel tart›flmalar Türban meselesi gündemimize sokuldu¤undan beri ifade edilen fikirlerin ve tart›flma platformlar›n›n çeflitlili¤i meselenin alg›lanmas›n› zorlaflt›racak bir kirlilik yaratt›. Birçok defas›nda meselenin tart›fl›lma-


yüksek bir uyum gözlenmektedir. AKP-MHP ittifak›yla onlara karfl› duran Kemalistlerin öncülük etti¤i klik ya da bu geliflmelere “sessiz kalan” Ordu, halk›n en temel haklar›n› gasp etme noktas›nda tek kutup halinde hareket ediyor. Örne¤in 2008 y›l›nda, sadece “özellefltirme” alan›nda flu uygulamalarla karfl› karfl›ya kalaca¤›z: * Tekel’in “özellefltirilmesi”, (yaz›m›z› yay›na haz›rlarken TEKEL sat›lm›flt› bile) * Köprü ve otoyol “özellefltirmeleri”, * Telekom’un hazineye ait %15’lik k›sm›n›n sat›fl›, * Elektrik da¤›t›m ve üretim “özellefltirmeleri” * Halk Bank as ›n›n “özell e flt ir i lm esi” ile 12–13 akars uy unun 49 y›ll ›¤ ›na sat › lmas›, özell e fltirme tal an ›n›n önde gel e nleri aras › nda yer al›yor. “Satar›m… Kim daha fazla verirse ona sat ar›m!” diyen zihn iyet sah i pl eri memlek eti satmaya devam ediyor ve bir tar a ftan da t ü rb an› malz eme yap arak günd emi bul a nd ›r ›yor. Ancak türban sorunu hiç yoktu denilemez, bununla birlikte; bu bir sorun haline getirilip gündemlefltirildi¤inde de “bu suni bir gündemdir, tart›flm›yoruz” denilerek tav›rs›z da kal›namaz. Biz, öncelikle bunun laik olmayan iki kli¤in ç›kar çat›flmas›n›n vesilesiyle gündeme geldi¤ini belirtecek ve buna ra¤men tart›flmaya iliflkin görüflümüzü aç›klayarak bir bak›ma taraflar›n gerçek niteliklerini gösterece¤iz. Taraf olarak bahsini etti¤imiz iki kesimin de esas›nda halka karfl› ittifak halinde oldu¤unu belirtmeye gerek bile yok. Bugüne kadar kol kola TCK, CMK ve benzer yasal düzenlemeleri yap›p halka ve demokratik kurumlar›na karfl› bask›n›n dozunu artt›ran, ekonomik olarak emekçilerin s›rt›na binen bu kesimler ancak ç›karlar› çat›flt›¤›nda farkl› iki “taraf” olmakta, onun d›fl›nda ise halka karfl› birleflmektedirler. Öncelikle mesel enin en önemli ve ilk elden kabul edilmesi gereken boyutlar›n› s›r as›yla aç›klayal›m ve sonras›nda konuya yaklafl ›m ›m›z› daha anl afl›l›r k›l al›m.

AKP, Osmanl›’dan günümüze uzanan siyasal ‹slamc› çizginin devam›d›r! Yaz›m›z›n girifl k›sm›nda dinin toplumsal geliflim evrelerinde hâkim s›n›flar taraf›ndan nas›l ele al›nd›¤›na de¤indik. Avrupa’da feodalizmin hüküm sürdü¤ü dönemlerde, çeliflkinin esas yönünü oluflturan s›n›flar aras›nda çat›flmalar yaflan›rken ve nihayetinde feodalizm yerini kapitalizme b›rak›rken; Osmanl›’da yaflanan çeliflkiler farkl› bir seyir izliyordu. Söz konusu “farkl›l›k” Osmanl›’n›n sosyal ve ekonomik koflullar›yla ilgiliydi. Örne¤in bat›da feodalizm 9. ve 11. yüzy›llar aras›nda varl›¤›n› gösterirken; bu durum yak›n

do¤uda ancak 19. yüzy›l bafllar›na kadar devam eden çeflitli çat›flmalar sonucunda kendisini gösterebildi. Bu duruma yol açan temel neden Bat›’n›n ve Do¤u’nun farkl› sosyal ve ekonomik yap›lara sahip olufluydu. Bu dönemde Avrupa’daki mevcut sosyal ve ekonomik yap›n›n gere¤i olarak dinle devlet aras›na “görünürde” bir mesafe koyuldu. Do¤u’da ise din, devlet yönetiminin ayr›lmaz bir parças› olarak alg›land›. Bu alg›y› Osmanl› devlet yönetiminde de rahatl›kla gözlemleyebiliyoruz. Osmanl›, ‹slam dinini devletin “yarar›na” kulland›. Devleti fleriat hükümlerine göre yönetti¤ini söyleyen Osmanl› padiflahlar›, merkezi güçlü bir devlet kurarak bir taraftan “s›n›rlar›n›” geniflletti di¤er taraftan Avrupa’da tan›k oldu¤umuz manada bir feodalizmin geliflmesini engelledi. Bu süreç Osmanl›’n›n merkezi devlet yap›s›n›n zay›flay›p da, bilinen manada bir feodalizmin yerleflmesini sa¤layacak yasalar› kabul etmesine kadar devam etti. Osmanl›’y› bu “düzenlemeleri” yapmaya zorlayan en temel etken Avrupa’da tüm h›z›yla geliflen kapitalizm oldu. 19. yüzy›lla birlikte Osmanl›’da s›n›flar aras›ndaki çat›flma yeni bir evreye tafl›nd›. Devlet yönetimindeki etkin silahlardan birisi olan ‹slam dini, yeni dönemin özgünlüklerine göre flekillenmeye bafllad›. Din bu dönem, siyasal zeminle birleflerek devletin (hakim s›n›flar›n) “ç›karlar›” çerçevesinde yeniden konumland›r›ld›. Nihayetinde ‹slam dini fleyhlerin, mollalar›n flahs›nda etkisini sürdürdü. Mevlana Xalitleri sahneye ç›karan koflullar bu tarihsel süreç üzerine bina edildi. Böylelikle Osmanl›’dan günümüze uzanan örtülü oyunlar bafllam›fl oldu. Dolay›s›yla mesele, bugün yans›t›ld›¤› gibi “türban” meselesi de¤ildir. Osmanl›n›n son dönemlerinden bugüne uzanan “siyasal ‹slamc›” çizginin “yeni” bir halkas›d›r. AKP bu halkan›n günümüzdeki temsilcisi olarak kendisine biçilen misyonu yerine getiriyor. T›pk› Mevlana Xalit, 2. Abdülhamit, Terakkiperver Cumhuriyet F›rkas›, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Anavatan Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi örneklerinde oldu¤u gibi. Osmanl›n›n son dönemlerinden günümüze uzanan siyasal ‹slamc› çizgi, içerisinden geçilen dönemin özelliklerine göre de¤ifliklikler arz etmekle birlikte, özünde ayn› amaca hizmet ediyordu. Bu amaç, egemen güçlerin dini kullanarak halk kitlelerini yönlendirme isteklerinin, de¤iflik dönemlerde de¤iflik oyunlarla d›fla vurumu fleklinde yans›d›. Din, hâkim s›n›flar›n iktidarlar›n› korumas›nda etkin bir rol oynayarak dönemin ihtiyaçlar›na göre farkl› flekillere büründü. Hâkim s›n›flar dini olgular› hedeflerine ulaflma

Mart-Nisan 2008-42

13


Mart-Nisan 2008-42

14

yolunda kullan›rken, ‹slamc› kesimlerin s›n›rlar›n› net olarak belirledi. Dolay›s›yla AKP’yi hâkim s›n›flar›n yönelimlerinden ba¤›ms›z ele almak, oynanan oyunu aklamaya hizmet ederek meselenin esas›n› karartmaya hizmet eder. Mevlana Xalit nas›l hâkim s›n›flar›n ç›karlar› çerçevesinde bafllay›p bittiyse; AKP de “görevini” tamamlayarak, öncekiler gibi, sahneyi baflkalar›na terk edecek. Bugün “rejim elden gidiyor” feryatlar›yla oturup kalkan Kemalistler, “Osmanl›’dan Cumhuriyet dönemine” geçiflte siyasal ‹slamc› çizginin motor gücünü oluflturdu! Osmanl›’dan devral›nan yar›-sömürge yar›-feodal yap› kaç›n›lmaz olarak dinle devlet aras›ndaki iliflkilerin de devam›n› getirdi. Hakim s›n›flar Kemalist hareketin niteli¤ini karartarak bu “geçifli” bir taraftan yar›-feodal Osmanl›’ya karfl› yap›lan bir “demokratik devrim” olarak allay›p pullamakta ve Sovyetlerin deste¤ini almakta; di¤er taraftan da dönemin çeliflkilerine uygun olarak eskiden beslenen “yeni” ad›mlar atmaktayd›. Hakim s›n›flar cephesinde din bu dönem de, yar›-sömürge yar›-feodal yap›n›n gere¤i olarak, önemli bir yere sahipti. Mustafa Kemal’in “cumhuriyetin” ilk dönemlerinde fleyhlerin ellerini öperek onlar› “yeni sürece” dahil etme yoluna gitmesi dönemin sosyal ve ekonomik koflullar›yla alakal›yd›. Çünkü din halk üzerindeki etkisini devam ettirmekteydi. fieyhler ise bu etkinin cisimleflti¤i etkili birer “aktör” konumundayd›. Sonraki dönemde ise, bugün de dillerinden düflmeyen “laik” devlet tesis edilmedi. Hâkim s›n›flar dün oldu¤u gibi bugün de laikli¤i gerçeklefltirecek niteli¤e sahip de¤ildir. Dolay›s›yla “Cumhuriyet” döneminde de din önceki dönemlerde oldu¤u gibi, hâkim s›n›flar›n ç›karlar›yla uyumlu hale getirildi. Uyumlu olanlar ödüllendirildi, “uyumsuzlar” cezaland›r›ld›. 1947’den sonra ülkemiz üzerindeki ABD etkisinin artmas›yla birlikte, ABD’nin komünizme karfl› hayata geçirdi¤i “yeflil kuflak projesi” co¤rafyam›zda da yaflam bulmaya bafllad›. ABD emperyalizmi, genel ç›karlar›n›n bölgesel yans›mas› olarak, Ortado¤u’da “siyasal ‹slam” yönelime a¤›rl›k verdi. ABD’nin Ortado¤u’daki tarikat, cemaat, afliret gibi odaklarla olan “yak›n” iliflkileri bu durumdan ileri geliyor. ABD emperyalizmi Ortado¤u’da dini elinde tutarak bölgenin gelece¤ini flekillendirme projelerini güçlendirmek istiyor. Ülkemiz hâkim s›n›flar›, ABD’nin bu yönelimine paralel olarak, 1960’l› ve 70’li y›llarda yükselen devrimci dalgaya karfl› ‹slamc›lar› da kulland›. Bugün ‹slami kesim aras›nda hat›r› say›l›r bir etkiye sahip olan Fethullah Gülen’in “komünizmle mücadele derneklerinde” örgütlenmesi tesadüf olmasa gerek. Nitekim ABD emperyalizmi 1980 Askeri Faflist Cuntas›n› “bizim çocuklar baflard›” diyerek karfl›lad›. 12 Eylül, siyasal ‹slam’›n ülke gündemine daha belirgin bir flekilde giriflinin ve devlet güvencesi alt›na al›n›fl›n›n resmidir ayn› zamanda. Din e¤itiminin anayasada yer bulmas›ndan, imam hatip mezunlar›n›n do¤rudan üniversitelere geçifline olanak tan›yan “düzenlemelere” var›ncaya kadar birçok dini ö¤e, bu tarihle birlikte “yasal” statü kazand›. 1980 sonras›nda ise din, yeni dönemin ihtiyaçlar› do¤rultusunda konumland›r›ld› ve yükselen Kürt hareketine karfl› kullan›ld›. Bu konuda Hizbullah’›n ortaya ç›k›fl›n›, faaliyetlerini ve devletin bu geliflmelere yaklafl›m›n› hat›rlamak dahi yeterli olacakt›r.

Türban özgülünde kılık kıyafet serbestliğini kayıtsız şartsız desteklediğimizi belirtmek isteriz. Bu, temel bir insan hakkıdır ve hiç bir otoriter gücün insanların giyimine karışmasının savunulacak demokratik bir ölçütü olmadığını söyleyebiliriz. Tutarlı bir devrimci tavır, hiçbir kaygıyı gerekçe göstermeden bu özgürlüğü savunmayı gerektirir ve aynı kararlılıkla “özgürlük” savunuculuğuna soyunan gericiliğin gerçek yüzünü deşifre eder. Çünkü türbanın üniversitelerde ve belki de tüm kurumlarda serbest olmasını savunmak ne AKP’yi ne de MHP’yi demokrat yapar. Kürt ulusal mücadelesinin talepleri karşısında azgınlaşan, Alevilerin inançlarına karşı asimilasyoncu bir çizgiyi savunan, işçilerin ve emeklilerin geleceğine göz diken sosyal güven(siz)lik yasasını hararetle savunan bir zihniyet demokrat olamaz. Eğer bildiğimiz demokratlığın kriterlerini değiştirip yeni bir tanım yaratıyorlarsa, bize de “demokrat” olmadığımızı açıklamaktan başka yol kalmaz


AKP’nin ortaya ç›k›fl süreci, ABD’nin Ortado¤u projeleri kapsam›nda flekillendi. Zira AKP üzerinden yayg›nlaflt›r›lmaya çal›fl›lan “›l›ml› ‹slam”, “muhafazakâr demokrat” gibi nitelemelerin nedenleri, bu tablo içerisinde daha da belirginlefliyor. AKP, emperyalizmin sözünden ç›kmad›¤›n› IMF politikalar›na ba¤l›l›¤›yla, Kürt ulusu baflta olmak üzere çeflitli inançlara ve az›nl›k milliyetlere dönük sald›r›lar›yla defalarca ispatlad›. Dolay›s›yla türban meselesini “laik-anti laik” kutuplaflmas› fleklinde yorumlamak ve bu saflaflma çerçevesinde tav›r belirlemek do¤ru de¤ildir. Çünkü ne hararetli laiklik savunucular›n›n derdi laikliktir; ne de özgürlük savunucusu kesilenlerin derdi özgürlüktür. Her iki kesim de kendi ç›karlar›n› savunma telafl›ndad›r. Fakat her iki kesimin ç›karlar› da ABD emperyalizmine hizmet etmektedir. Onlar›n ç›karlar› emperyalizmin sundu¤u çerçevenin d›fl›na taflmamaktad›r. Siyasal ‹slam’da din, hâkim s›n›flar›n yönelimlerine hizmet eden etkin bir silah konumunda oldu¤undan, her dönem perdeye yans›yan “aktörler” farkl›laflmakta fakat sergilenen oyun de¤iflmemektedir.

TC. Devleti laik de¤ildir! Tart›flman›n taraf›n› oluflturan birçoklar› için mesele bir laik-anti laik çat›flmas›ndan ibarettir. Ancak mesele hiç de öyle de¤ildir. Belki taraflar› flu flekilde belirlemek daha do¤ru olur: Bir tarafta ‹slami yönleri olan ve Büyük Ortado¤u Projesi’nin çerçevesini çizdi¤i “muhafazakâr demokrat” bir siyasi proje olarak gündeme gelen AKP, di¤er tarafta ise ‹slam›n ve hatta Sünni mezhebine dayanan bir ‹slam›n modern devlet infla sürecinde önemli bir yer tuttu¤u, sözumona “laik” olan, esas›nda ise sekülerizmle dinsel olan› birbirine kar›flt›ran devletin hâkim ideolojisi. Evet, devletin kurucu ideolojis ini temsil ett i¤ ini söyleyenlerin laik olm ad › kl ar› gün gibi ort ad ad›r. Diy anet iflleri baflkanl ›¤› olan, her y›l bütçesinden din ifllerine k a ynak akt aran ve dol ay ›s › yla dinin yay › lm as › nda katk› pay› olan, ders müfr ed at›na zor u nlu din dersler ini yerlefltirip her türlü dinsel ve mezh e psel inanca sahip kesimlere ayn› Sünni mezh eb inin propagandas ›n› day atan bir devlet laik de¤ildir, olamaz. Anay as an›n 2. maddesinde yazd ›¤› gibi TC devl eti laik de¤ildir ve güncel tart›flma boy ut u yla tehl ik ede olan da lai klik de¤ildir. Bu topraklarda hiç tesis edil ememifl lai klik olgusu etraf›nda dönen tart › flmalar tam amen devlet içeris i nde hâkim olan kliklerin kavg as›ndan ibarettir. Devl etin ulus yar a tma proj es inin önemli bir yer i nde durm a kt ad›r din. Her fleyi tekl e flt iren ve böyl el i kle birb ir ine benz eten bir anl ay › flla ele al›nan ulusl a flm a

Mart-Nisan 2008-42

p r oj esi, özell i kle bizimki gibi çok uluslu topr a kl a rd a d aha da bel i rg i nl e flm e kt edir. Her ayr›m, her farkl ›l › k ulus olm an›n önünd eki çak›l tafll ar› olarak ele al›nd ›¤ › ndan, Kürtler ve az›nl›k mill iy e tler nas›l ki yok say ›l arak inkâr edilip Türkl e fltiriliy o rsa, ayn› flek i lde din ve m e zhep ayr ›l › kl ar› da tekl e flt ir i lm esi ger e kt i¤ i nden kitleler, ‹sl am›n Sünni yor um unun e¤itim i nden geç ir i ldi, geç ir il iyor. Bunu yapan da “ulus” yar a tma proj es in i n m im ar› olarak devl e tten baflk as› de¤ i ldir. Bugün, lai kli¤in bekç il i¤ ini yapt ›¤› söyl enen devlet…

AKP demokrat de¤ildir! Günümüz dünyas›nda kiflilerin hak ve özgürlükleri aras›nda kolayl›kla say›labilecek k›l›k k›yafet serbestli¤i türban meselesiyle birlikte gündeme geldi ve sorun ister istemez “hak ve özgürlükler” düzleminde tart›fl›ld›. Sorunun kim taraf›ndan bu düzleme çekildi¤i ve kimler taraf›ndan bu düzlemden ç›kar›lmaya çal›fl›ld›¤›n bakarak niyetlerini sorgulayabiliriz. Öncelikle türban özgülünde k›l›k k›yafet serbestli¤ini kay›ts›z flarts›z destekledi¤imizi belirtmek isteriz. Bu, temel bir insan hakk›d›r ve hiç bir otoriter gücün insanlar›n giyimine kar›flmas›n›n savunulacak demokratik bir ölçütü olmad›¤›n› söyleyebiliriz. Tutarl› bir devrimci tav›r, hiçbir kayg›y› gerekçe göstermeden bu özgürlü¤ü savunmay› gerektirir ve ayn› kararl›l›kla “özgürlük” savunuculu¤una soyunan gericili¤in gerçek yüzünü deflifre

15


Mart-Nisan 2008-42

eder. Çünkü türban›n üniversitelerde ve belki de tüm kurumlarda serbest olmas›n› savunmak ne AKP’yi ne de MHP’yi demokrat yapar. Kürt ulusal mücadelesinin talepleri karfl›s›nda azg›nlaflan, Alevilerin inançlar›na karfl› asimilasyoncu bir çizgiyi savunan, iflçilerin ve emeklilerin gelece¤ine göz diken sosyal güven(siz)lik yasas›n› hararetle savunan bir zihniyet demokrat olamaz. E¤er bildi¤imiz demokratl›¤›n kriterlerini de¤ifltirip yeni bir tan›m yarat›yorlarsa, bize de “demokrat” olmad›¤›m›z› aç›klamaktan baflka yol kalmaz. AKP-MHP kutsal ittifak›n›n türban sorununu temel hak ve özgürlükler düzleminde tart›flt›r›p demokrat edalara bürünmeleri ne kadar ikiyüzlüce ise, kendine demokrat, solcu ve laik diyen genifl bir yelpazedeki kesimin de meseleyi “gericilik dizginlenemez, h›zlar›n› al›rlarsa daha çok fley talep ederler, Anadolu illerindeki üniversitelerde bafl› aç›k ö¤renciler üzerinde bask› olufltururlar” noktas›na getirmesi bir o kadar “demokrat” kimli¤ini zedelemektedir. Hat›rlayal›m… Kürt ö¤renciler anadilde e¤itim hakk› için üniversite rektörlüklerine dilekçe yazma kampanyas› yürüttüklerinde benzer bir flekilde çeflitli kesimlerin “anadilde e¤itim bahane, bu iflin sonu bölünmeye kadar gider. Bugün anadilde e¤itim isterler yar›n özerklik…” deyifllerini hat›rlayal›m. Ki-

16

flinin en do¤al hakk›n›n devletin tabular›n›n alt›nda ezilmesidir söz konusu olan. Dolay›s›yla kifli, insan haklar› ve özgürlükler karfl›s›ndaki tepkiselli¤ini yaln›z-

Türban tart›flmalar› bir taraftan egemenler aras›ndaki iflbirli¤i ve çat›flman›n ayr›m noktalar›n› belirginlefltirmifl, bir taraftan da “demokrat” kesimler aras›nda da bir farkl›laflman›n görünebilmesini mümkün k›lm›flt›r. Tutarl› demokrat tavr›n›n her “ötekilefltirme” sürecinde benzer s›navlardan geçti¤ini söyleyebiliriz. Kürtler ötekilefltirilirken kendine demokrat diyen bilumum liberal “sol”cu nas›l ki dökülüyorsa, ayn› flekilde türban sorununa yaklafl›m›yla da kimi demokratlar›m›z dökülüyor, döküldü¤ü yerde Kemalizm’le ortak paydalar bulabiliyor. Türban› gerçekten gündemden düflürecek olan›n ise her türlü din ve vicdan özgürlü¤ünün savunucusu olabildi¤imizi kitlelere gösterebilmekten geçiyor. Ancak bu noktada kitleler gerici kliklerin pefline de¤il, gerçek özgürlük savunucular›n›n saf›na girecektir. Toplumsal kamplaflmalar›n s›n›fsal temeli olmas› ve mücadelenin de bu s›n›flar›n mücadelesine endekslenmesi, karfl›tl›¤› ister istemez otoriteyle ezilen kitleler aras›nda kuracakt›r, ezilenlerin bir bölü¤üyle di¤er bölü¤ü aras›nda de¤il


hay›r” eylemlerinin taraf› olabiliriz. Çünkü her iki yaklafl›m da mevcut çat›flman›n niteli¤i göz önünde tutuldu¤unda, niyetlerden ba¤›ms›z olarak hakim s›-

Mart-Nisan 2008-42

n›flar›n ve efendisi emperyalistlerin ç›karlar›na hizmet edecektir. Bizler bu sorunun mevcut sosyal ve ekonomik yap› gerçekli¤i içerisinde çözülemeyece¤ini; bu sorunun ezilenlerden yana olan bir sistem de¤iflikli¤ini zorunlu k›ld›¤›n› ve bunun ülkemizdeki ad›n›n Demokratik Halk Devrimi program› oldu¤unu savunuyoruz. Hakim s›n›flar›n türban tart›flmalar› üzerinden gündeme tafl›nan “inanç özgürlü¤ü” meselesi nihai çözümünü bu program içerisinde bulacak, hakim s›n›flar›n yak›n›ndan uza¤›ndan geçmeyen laiklik gerçek anlam›n› bulacakt›r. Demokratik Halk Devrimi program›, Osmanl›’dan bugüne uzanan feodalizmin tüm kal›nt›lar›n› tasfiye edecek; emperyalizmin inançlar üzerindeki bask›-asimilasyona, oynad›¤› oyunlara son vererek ve onlar›n ülkemizdeki iflbirlikçilerini yok ederek gerçek manada inanç özgürlü¤ünü garanti alt›na alacakt›r. Ezilenler cephesinde bunun d›fl›nda bir çözüm yoktur. Hakim s›n›flar›n tart›flt›¤› “inanç özgürlü¤ü” meselesi ise bugünün gerçekli¤inde dinin hakim ca kendisiyle ilgili bir sorun gündeme geldi¤inde dile getiriyorsa ve içerisinde olmad›¤› bir toplumsal kesimden biri benzer bir hak ihlaliyle karfl›lafl›rken alttan alta otoriter bask›c› devlet mekanizmas›n›n arkas›na sinip sus pus oluyorsa demokratl›¤›ndan flüphe etmelidir. Bu Kemalistler aç›s›ndan anlafl›l›rd›r, ancak Kemalizm’le ve devletle aras›na mesafe koymufl “sol”cular›m›z aç›s›ndan içler ac›s› bir durumdur. Evet, gündem gerçekten de AKP taraf›ndan çeflitli gerekçelerle buland›r›lm›fl ve bu bulan›kl›¤›n ard›nda baflka hesaplar güdülmektedir. Ama tüm bu istemlerimiz d›fl›nda de¤iflen de¤ifltirilen politik gündeme iliflkin demokratlar›n, solcular›n, devrimcilerin tavr› ne olacakt›r? Ya türlü gerekçelerle, k›v›rmalarla ve “ne flifl yans›n ne kebap” tavr›yla flerhen otoriteye bel ba¤lanacakt›r; ya da her fleye ra¤men, sorunun kim taraf›ndan ne amaçla gündeme getirildi¤ine bak›lmaks›z›n “türban takma özgürlü¤ü” savunulacakt›r. Bizler elbette ki kiflilerin “türban takma özgürlü¤ünü” savunuruz. Fakat mevcut geliflmeleri de¤erlendirdi¤imizde, ABD emperyalizmine hizmet eden iki klik aras›nda cereyan eden bu çat›flmada taraf olmamak önemli oldu¤u gibi yarat›lmak istenen bu kamplar›n s›n›fsal zemin üzerinden sorgulanmas› esas›m›z› teflkil etmektedir. Dolay›s›yla bizler türban tart›flmas›n›n üzerinde yükseldi¤i bu gerçeklikten ötürü, ne üniversitelerde yap›lan “türbana evet” eylemlerinin ne de “türbana

s›n›flarca araçsallaflt›r›lmas›ndan ve böylece kendilerini meflrulaflt›rmaktan öte bir anlam tafl›mamaktad›r.

“Türban” m›, “türban takmak” m› özgürlüktür? Özellikle Kemalist kesimin tart›flmay› getirmek istedi¤i di¤er bir nokta da türban›n dogmay› temsil etti¤i ve özgürlük olarak alg›lanmamas› gerekti¤i idi. Çünkü türban›n kad›n›n toplumsal koflullar›n› daha da geriletti¤i ve ikinci s›n›f insan muamelesi görmesine zemin sa¤lad›¤› ileri sürülmektedir. Bilim yuvalar›nda dogmalara yer olmad›¤› tart›flmas› ise bafltan ayaklar› havada bir tart›flmad›r. Çünkü o “bilim yuvalar›nda” çoktand›r özgür beyinler de¤il, kurflun asker misali tek tip “birey”ler “piyasa”ya sürülüyor. Düzenin ç›karlar› do¤rultusunda flekillendirilmifl e¤itim müfredatlar›yla hukuki, iktisadi, siyasi ve “ilmi” dogmalar çoktand›r üniversiteleri meslek okullar› haline getirdi. Herkesin özgürlüklerden, f›rsat eflitli¤inden, demokrasiden dem vurdu¤u bu toz duman içerisinde R. Tayyip Erdo¤an: “Üniversitelerde türban› serbest b›rakmak için yap›lan düzenleme e¤itimde f›rsat eflitli¤i için yap›l›yor.” Diyebilecek kadar pervas›zlafl›yor. Hâkim s›n›flar›n sözcülü¤ünü yapan AKP ve benzerleri, e¤itimde f›rsat eflitli¤ini dar s›n›rlara hapsederek e¤itimdeki bütün eflitsizlikleri görmezden gelmeye devam ediyor. Oysa e¤itimde f›rsat eflitli¤ini savundu¤u-

17


Mart-Nisan 2008-42

18

nu iddia eden hâkim s›n›flar; özel okullar›n varl›¤›, paral› e¤itimin giderek sistemleflmesi, emekçi kesimlerden gelen ö¤rencilerin bar›nma-beslenme-ulafl›m ve har(a)ç gibi konularda yaflad›¤› s›k›nt›lar›, kredi ve burs ihtiyac› olanlar›n bu imkânlardan yararlanamamas›, anadilde e¤itim hakk›n›n yok say›lmas›, üniversitelerde bilimsel e¤itimin rafa kald›r›lmas›, düflünensorgulayan beyinlerin e¤itim haklar›n›n gasp edilmesi, üniversiteli iflsizler ordusunun yarat›lmas› gibi onlarca eflitsizli¤i yok sayarak bilinçleri buland›rmaya, kavramlar› anlams›zlaflt›rmaya çal›fl›yor. fiimdi birilerinin “dogmalar üniversiteye giremez” sözleri, bo¤az›na kadar dogmaya batm›fl sahiplerinin a¤z›nda gülünç hale gelmektedir. Türban›n özgürlü¤ü simgelemedi¤i tart›flmas› ise benmerkezci dünyaya bak›fl aç›s›n›n yaratt›¤› bir al›flkanl›kt›r. Tart›flt›¤›m›z türban›n dinin neresinde yer ald›¤› ve dinin ne kadar özgürlükle ba¤dafl›r oldu¤u de¤ildir. Öyle olsayd› dinin ve özellikle ‹slam›n genelde insan› özelde ise kad›n› soktu¤u cenderenin ifade edilmesi zor olmazd›. Ama bu tart›flman›n hak ve özgürlükler zemininde yap›l›yor olmas› türban takmay› bir özgürlük olarak ele almay› gerekli k›lar. Baflkalar› ad›na özgürlük karar› almak sosyolojik-psikolojik bir vaka de¤ilse e¤er siyasi bir despotizm olarak de¤erlendirilmelidir. Hat›rlay›n›z, ABD Irak’a özgürlük getirece¤ini söyledi ve iflgalin bafllad›¤› günden beri milyonlarca Irak’l›y› “özgürlefltirdi”. fiimdi ise bizim Kemalist, “laik” ve bilumum demokrat›m›z kad›n›n özgürlü¤ü ad›na türban›n üniversite kap›s›nda zorla ç›kar›lmas›n› savunuyor. E¤er bu bir toplumsal olguysa ki öyledir, bunu tersine çevirecek, kad›n› ve insan› özgürlefltirecek olan toplumsal bir dinamik süreçtir. Ve bu insanl›¤›n tarihine bakmay› bilenler için kabul edilir ki yüzy›llar› bile alabilmektedir. Zaten gerek din gerekse de kad›n aç›s›ndan yüzy›llar› bulan bu sanc› AKP’nin gündeme getirdi¤i anayasa de¤iflikli¤i ile de¤il çok öncesinden bafllam›flt›r. Dinin sosyal bir temeli vard›r ve bu temele yönelmifl bir s›n›f hareketini güçlendirecek devrimci bir süreç yerine, idari yapt›r›mlar› temel alan bir “özgürlefltirme” özünde çok farkl›d›r. Yasaklayarak özgürlefltirme paradoksal bir durumdur. Sosyal dönüflümler ise karmafl›k, sanc›l› ve bir o kadar da uzun bir zaman dilimine yay›lacak niteliktedir. Devrimler ekonomik iliflkileri ve k›smen sosyal iliflkileri de¤ifltirmede h›zl› davranabilmektedir. Ancak; al›flkanl›klar, toplumsal-kültürel e¤ilimler hemen de¤iflmemektedir. Çeliflki, çat›flmas›n› zamana yaym›flt›r ve sosyal hareketlilik ve dönüflüm genifl bir tarihsel sürece ihtiyaç duyabilmektedir. ‹nsanl›k tarihini okuyabilenler aç›s›ndan bu anlafl›l›r bir durumdur.

Özgürlük ve “zorunlulu¤un bilince ç›kar›lmas›” aras›ndaki iliflkiyi koparanlar›n, türban› yasaklayarak türban takmak isteyenleri özgürlefltirme çabalar›, özgürlük diye ba¤›ranlar› diktatöre çevirmektedir. T›pk› ABD’nin zorla Saddam rejimini devirmesi gibi. Saddam’› devirmek ne ABD’yi demokrat yapm›flt›r ne de Irak halk›n› özgürlefltirmifltir. Özgürlük ve zorunlulu¤un bilince ç›kar›lmas› aras›ndaki paradoksal sorunun anlafl›labilmesi için bir nebze de olsa katk› sunaca¤›n› düflündü¤ümüzden Lars Von Trier’e ait “Manderlay” filminin izlenilmesini öneriyoruz. Evet, türban tart›flmalar› bir taraftan egemenler aras›ndaki iflbirli¤i ve çat›flman›n ayr›m noktalar›n› belirginlefltirmifl, bir taraftan da “demokrat” kesimler aras›nda da bir farkl›laflman›n görünebilmesini mümkün k›lm›flt›r. Tutarl› demokrat tavr›n›n her “ötekilefltirme” sürecinde benzer s›navlardan geçti¤ini söyleyebiliriz. Kürtler ötekilefltirilirken kendine demokrat diyen bilumum liberal “sol”cu nas›l ki dökülüyorsa, ayn› flekilde türban sorununa yaklafl›m›yla da kimi demokratlar›m›z dökülüyor, döküldü¤ü yerde Kemalizm’le ortak paydalar bulabiliyor. Türban› gerçekten gündemden düflürecek olan›n ise her türlü din ve vicdan özgürlü¤ünün savunucusu olabildi¤imizi kitlelere gösterebilmekten geçiyor. Ancak bu noktada kitleler gerici kliklerin pefline de¤il, gerçek özgürlük savunucular›n›n saf›na girecektir. Toplumsal kamplaflmalar›n s›n›fsal temeli olmas› ve mücadelenin de bu s›n›flar›n mücadelesine endekslenmesi, karfl›tl›¤› ister istemez otoriteyle ezilen kitleler aras›nda kuracakt›r, ezilenlerin bir bölü¤üyle di¤er bölü¤ü aras›nda de¤il… KAYNAKLAR 1) Prof. Dr. Korkut Boratav, Küreselleflme ve Siyasal ‹slam, Birgün gazetesi 2) Fikret Baflkaya, Baflörtüsü üzerinden yürüyen iktidar mücadelesi veya Siyasal ‹slam’› anlamak, www.sendika.org 3) ‹kinci Abdülhamit’ten AKP’ye Siyasal ‹slam ve Kürtler, Gündem gazetesi 4) Sosyalizm ansiklopedisi 6. cilt, ‹letiflim Yay›nc›l›k 5)www.mizgin.net/modules.php?name=Sektions&op=viewarticle&artid=1143, Beylik Döneminden fieyhlik Dönemine Geçifl 6) DGH, bilim-e¤itim-üniversite broflürü 7) Emre Kongar, Ayd›nlanma, So¤uk savafl ve Türban sorunu-II, www.kongar.org 8) MHP, Demokrasi ve ‹nanç Manifestosu 9) Yeni fiafak gazetesi, 02.01.2008 tarihli say›s› 10) Prof. Dr. Nam›k Aç›kgöz, Üniversiteler kayn›yor mu, kaynat›l›yor mu?, www.boyuthaber.com 11) Abdurrahman Dilipak, Üniversite paral› olsun, Vakit, 10 Ocak 2008


Mart-Nisan 2008-42

Y

AfiASIN 8 MART AfiASIN ÜRETEN KADINLAR

Hemen hemen her y›l Özgür Düflün’de, 8 Mart’›n tarihsel kökenlerini, 8 Mart’› yaratan kad›nlar› ve onlar›n görkemli mücadelelerini sayfalar›m›za tafl›maya çal›fl›yoruz. Çünkü bu gün, di¤er tüm örgütlü mücadelelerde oldu¤u gibi çok büyük bedeller ödenerek kazan›lm›fl, emekçi kad›nlar›n ve dolay›s›yla tüm insanl›¤›n özgürleflmesinin önünü açm›fl bir dönüm noktas›d›r. Bu yüzden, kalplerimiz hala ABD’nin New York kentinde yanarak ölümsüzleflen 129 kad›n dokuma iflçisiyle beraber çarp›yor. Bu sene 8 Mart’› daha büyük bir coflkuyla kutluyoruz. Kimi geçti¤imiz sene gerçekleflen kimi bu y›l bafllayan, ülkenin dört bir yan›nda kad›nla erke¤in omuz omuza durdu¤u say›s›z grev yafland›/yaflan›yor. Telekom’dan Yörsan’a, Tuzla tersanelerinden Tekel’e kadar, iflçilerin s›n›fsal ve sosyal haklar› için mücadele etti¤i grevler egemen s›n›flarda korku ve panik yarat›rken, bizlere de umut afl›l›yor. Bunlar içinde öyle bir grev gerçekleflti ki, hem sermayeye hem de her türlü erkek egemenli¤ine karfl› kad›n dirayetinin ve azminin niflan› olarak kad›nlar›n mücadele tarihine yaz›ld›. fiimdi biraz bu grevden bahsedelim. Antalya Serbest Bölgesi’nde kurulu olan Novamed GMBH fabrikas›nda çal›flan 81 kad›n iflçi 26 Eylül 2006’da greve bafllad›. Söz konusu çokuluslu flirket, diyaliz cihaz› ve malzemesi sektöründe dünya pazar›n›n büyük bölümüne sahip olmas›na ra¤men, fabrikas›ndaki çal›flma koflullar›n› en kötü düzeyde tutmaktan

19


Mart-Nisan 2008-42

9 MART 2008 İSTANBUL KADIKÖY 8 MART MİTİNGİ

20

çekinmeyecek kadar da gözü dönmüfl. Öyle ki, birçok serbest üretim bölgesi iflyerinde oldu¤u gibi, düflük ücret, uzun çal›flma saatleri gibi uygulamalar›n yan› s›ra iflçilerin kad›n kimlikleri de a¤›r çal›flma koflullar›na göre sermaye taraf›ndan düzenlenmekteydi. Kad›n iflçiler evlenmek için fabrika yönetiminden izin almak zorunda b›rak›l›yor, evli kad›nlar yönetimin belirledi¤i bir s›raya göre hamile kal›p çocuk do¤urabiliyordu. Yüzy›llar boyu erkek taraf›ndan belirlenen kad›n, ekonomik özgürlü¤üne kavuflup erkeklerle eflit haklara kavuflaca¤›n› umarken, bir kez daha bedeni üzerinde söz sahibi olmaktan men ediliyordu. Bunun gibi birçok olumsuzlukla karfl›laflan kad›nlar örgütlenme karar› ald›¤›nda ise birbirleriyle iletiflime geçmeleri yasakland›, servis araçlar›nda bile konuflmalar› engellendi. En nihayetinde grev karar› al›nd› ve direnifl bafllad›. 477 gün süren grev, sendika ve toplu sözleflme hakk›n›n elde edilmesi ile 17 Aral›k 2007 günü sonland›. Novamed deneyimi, bizlere iki fleyi göstermekte. Birincisi, “uysal,” “a¤›rbafll›,” “k›r›lgan” alg›lanan kad›nlar›n, iflveren taraf›ndan hala kolay lokma olarak görüldü¤üdür. Çünkü özellikle çal›flan kad›nlar ucuz ifl gücü olarak görülüp kay›t d›fl› çal›flt›r›lmakta ve emekleri kayda de¤er tutulmamaktad›r. Tarihsel olarak ikinci cinsiyet olmaya al›flm›fl kabul edilen kad›nlar, emekçi olarak da ikincil kabul edilip, daha düflük ücretlendirilip daha kötü koflullarda çal›flt›r›lmakta ve kad›nlar da buna kolay kolay itiraz edememektedir. Evdeki erkek egemenli¤i iflte de devam etmekte; ama

bu sefer hem cinsiyeti hem s›n›fsal konumu nedeniyle iki kez sömürülmektedir. Novamed’in gösterdi¤i ikinci fley ise, karfl›m›zdaki flirket ne denli büyük, bask› ne denli a¤›r, gücümüz ne kadar s›n›rl› da olsa, örgütlü bir gücün büyük ifller baflar›labilece¤idir. Novamed’li kad›nlar bir y›l› aflk›n süre direndi ve kazand›. Emek cephesinin d›fl›nda, di¤er alanlarda da “kad›n” merkezli tart›flmalar katlanarak art›yor. Kad›nlar sorunlar›n› do¤ru tahlil ederek mücadele etme yolunu seçerlerse bu sorunlar›n da üstesinden gelebilecek iradeye sahiptir. Fakat kad›nlar›n bu gerçeklikten yoksun oldu¤u flu günlerde, bir çok alanda kad›nlar› ilgilendiren çeflitli sorunlar tart›fl›l›yor. Bu sorunlar içerisinde ise bugün itibariyle bu tart›flmalar›n büyük bölümü “türban” ekseninde gelifliyor. Kimi kesimler taraf›ndan “k›l›k-k›yafet özgürlü¤ü”, kimilerince “temel hak ve özgürlükler”, kimilerince “dogma” kapsam›nda ele al›nmaya çal›fl›lan türban, kad›nlar d›fl›nda, herkes taraf›ndan tart›fl›l›yor. En çok da erkekler taraf›ndan! Kad›nlar›n bizim gibi ülkelerde bin y›llard›r maruz kald›¤› haks›zl›klar, üzerine söz söylemeye yer b›rakmayacak kadar “s›radan” hale geldi. “Bir kad›n daha tecavüze u¤rad›”, “bir kad›n daha töre cinayetine “kurban” gitti” ve saymakla bitiremeyece¤imiz; ama yaflam›n her alan›nda tan›k oldu¤umuz “o kad›n›n” trajik hikayesi, “anlatmalar›n” içerisine s›k›flt›r›lm›fl durumda. Kad›n yok say›lmakta, önemsenmemekte, fliddete maruz kalmakta, …kalmakta, …kalmakta, …kalmakta! En basitinden bu yaz›y› okuyan bilinçli erkek yoldafllar›m›z›n, dostlar›m›z›n yaflamla-


kildi¤i bir dönemde kutlad›k. Biz kad›nlar; do¤uran, besleyen, büyüten, yaflam›n her alan›nda var olma mücadelesi veren ve Mao’nun deyifliyle “gökyüzünün

Mart-Nisan 2008-42

yar›s›n›n sahibi olan,” kad›nlar; hakim s›n›flar›n bizlere biçti¤i roller içerisinde yok etmeyi, öldürmeyi, öldürülmeyi savunamay›z. Kad›nlar, ezilen s›n›flar içerisindeki yerini, bin y›llar›n ezilmiflli¤ini ve çeliflkilerini do¤ru kavrayarak kendi gelecekleri için mücadele etmelidir. Kürt ulusuna karfl› imha ve inkar politikalar› aral›ks›z sürerken, faflizmin her türlüsü devrimcidemokrat güçleri hedef al›rken, susmak ve sinmek yerine “halklar›n kardeflli¤i” fliar›yla birleflmek, mücadele etmek zorunday›z. Kad›n›n özgürleflmesinin bir bütün olarak toplumun özgürleflmesinden geçti¤ini ve s›n›f mücadelesi içerisinde kad›n›n hem ezilen olarak hem de kad›n olarak zorunluluklar› kavramas› gerekti¤ini ö¤renmeliyiz. ‹ flç iyiz, köyl üyüz, ö¤r e nc iyiz, Türk’üz, Kürt’üz, Err›nda dahi bunlar›n izlerini görmek mümkün. Sevgilileriyle, anneleriyle, “k›z” kardeflleriyle yani yaflamlar›ndaki kad›nlarla var olan iliflkilerinde gerici sistemin cinsler aras›nda yaratt›¤› eflitsizli¤in izlerini görebiliyoruz. Ezenlerin co¤rafyam›zda uygulad›¤› sömürü

m eni’yiz…Ama en baflta kad ›n›z. Biz kad › nlar erk e klerle eflit kofl u llarda çal › flmak, eflit haklara sahip olmak; ama di¤er tar a ftan da erk e kleflm eden, bed enim izi, eme¤ im izi ve kad›n kiml i¤ im izi kor uy arak var olmak ist iy oruz. Erkek egemen sist emin, her türlü ser-

politikalar›, kad›n› günbegün yaflamda etkisiz k›larken erke¤i “egemen” bir noktaya tafl›d›/tafl›maya devam ediyor. Kad›n›n yaflad›¤› tüm sorunlar›n muhatab›

maye ve din kur um unun eme¤ im izi ve bed en im iz i

olan sistem; türban sorununda da ayn› misyonla hareket ediyor. Dolay›s›yla türban meselesindeki “erkekçe yaklafl›m” flafl›rt›c› olmaktan öte kad›n›n toplumsal ya-

haks › zl ›¤ ›na do¤r u lt ac a¤›z. Haks › zl › kl ar›n anas› olan

p› içerisindeki gerçekli¤ine iflaret ediyor. Hakim s›n›flar, kad›n-erkek demeden bütün ezilen kesimleri suni bir çat›flman›n taraf› olmaya zorlarken dahi, kad›nlar›

kad › nl ar› söm üren, töre cin ay e tl er ini ve say ›s›z haks › z-

tart›flmalar›n d›fl›na itmeyi ihmal etmiyor. Bu durum hakim s›n›flar›n kad›n sorununa yaklafl›m›ndaki çözümsüzlü¤ünün taze göstergelerinden birisi olarak al-

y ar at ›c›s› olan ger ici sist eme karfl› sav afl› büy üt ec e kt i r .

g›lanmal›d›r. Kad›nlar gerici sitemin üretimi olan “erkek egemen sisteme” yönelirken düflmanlar›n›n erkekler olmad›¤›n› bilmelidir. As›l düflman, bu ayr›m› yaratarak kad›nla erke¤i birbirine yabanc›laflt›ran; bununla da yetinmeyerek kad›nlar aras›nda türbanl›-türbans›z ayr›m› yaratarak kad›nlar› karfl› karfl›ya getiren ve

kontrol etmek için kurd u¤u düz enin fark › nd ay›z ve sav afl ›y oruz. Bu savafl içer is i nde sil ah ›m ›z› bin y›ll ar › n ger ici sist eme… Bil iy oruz ki kad › nla erk e¤i birb irine y ab a nc ›l a flt ›ran, Nov amed’li kad › nl ar› ya da di¤er iflçi l›¤› yar at arak kad › nl ar›n s›rt ›na yükl eyen “eflits i zlikler s i st em inin” kend is idir. Ve kad › nlar sor u nl ar ›n›n gerç e k Ancak böyl esi bir sav afl › mla açm a zlar ›m ›za yan›t olabilir, güc üm üzün fark ›na var ab il iriz. Ancak böyl esi bir fark›nd al›k kad › nl ar› özg ü rl e flt ir erek ger ici sist e mler taraf›ndan kad › nla erk e¤e biç ilen farkl› roll eri ort ad a n k a ld ›r ab ilir. Öyl e yse bu 8 Mart fark › nd al›k hal ini eylemle bul u flt u rma günü olarak alg ›l a nmal ›d›r. Kend imizden y›km aya bafll ay arak, üzer im i zden oyn an a n

kad›nlara çözümsüzlü¤ü dayatanlard›r. Yani burjuvafeodal sistemin ta kendisidir! Bu 8 Mart’› da hakim s›n›flar›n Kürt ulusuna kar-

o y u nl ara karfl› ç›k arak, yeni kad ›n› yar a tma müc ad el e-

fl› giriflti¤i haks›z bir savafl›n gölgesinde ve emperyalizmin ve onun ülkemizdeki uflaklar›n›n sosyal y›k›m politikalar›yla halk› daha fazla açl›¤a ve yoksullu¤a it-

oldu¤u bir dünyada çok daha eflitlikçi, çok daha öz-

ti¤i, ülkenin her bir kar›fl›n›n emperyalizme peflkefl çe-

sinin gün ü … Sadece erkeklerin yönetmedi¤i, ezilenlerin iktidar gür olabilece¤imizi biliyoruz ve yar›n›n ayd›nl›k yüzünü temsil eden kad›nlar olarak hayk›r›yoruz: Yaflas›n 8 Mart, yaflas›n üreten kad›nlar!

21


SOSYOLOJ‹K DÜfiÜN

Mart-Nisan 2008-42

A

F fi‹ZM‹N ⁄ SIR DANLI⁄I

B

22

Resmi ideoloji, medya ideolojisi ve gündelik hayatın sıradanlığında ideolojiler öyle bir noktada çakışır ki, toplumsal çelişkilerin doğası kaynağını kaybeder ve çelişkiler konjonktürel olarak ötekileştirilen kesime yönelik reaksiyona dönüştürülür. Bu bazen gayrimüslimler olmuştur, bazen Aleviler, bazen Kürtler, bazen de komünistler olmuştur.

ir önceki say›da Haldun Gülalp'in Türk kimli¤inin Müslümanl›kla özdefl kabul edildi¤i ve Avrupa'daki ulus inflas›ndan farkl› bir kurgu tafl›d›¤› düflüncesine yer vermifltik. Tük kimli¤inin Müslümanl›k taraf›n› teflkil eden ve bugüne kadar çevre olarak görülen genifl kesimin giderek merkeze yerleflti¤inden ve merkezin (Kemalizm'in) hegemonyas›yla bütünleflen "milli bask›"y› yaratt›¤›na iflaret etmifltik. Bu yaz›m›zda da mahalle bask›s›ndan milli bask›ya dönüflen hegemonyan›n toplumsal inflas›na, yani sokaktaki taraf›na de¤inece¤iz. Etnik faylar›n post-modern dünyada giderek derinleflmesiyle ulusal mücadelenin retori¤ini de etkilemifl ve soka¤›n gündelik ideolojisine b›rakm›flt›r. Ancak sokak, kendi düflüncesini sokaktan çok, soka¤› kontrol edenden ald›¤› için de hegemonya alt›ndad›r. Sokaklar halk›nd›r. Caddeler, büyük meydanlar ise iktidar›nd›r. ‹ktidar caddelere girer, meydanlarda soluklan›r ama sokaklara giremez. Ancak girdi¤i noktada da caddenin ideolojisini tafl›yacakt›r. Ancak dünyan›n sokaklar› büyük caddelere ba¤›ml›yken bizim sokaklar›m›z da kendi caddelerinin hegemonyas› alt›ndad›r. Art›k Türk bayra¤› asmaman›n bile linç edilmeye gerekçe say›ld›¤› bir ortamda sokaklar› esir saymak gerekir.

Gündelik Hayat Prati¤inde Faflizmin ‹nflas› Murathan Mungan, 13-14 Aral›k 2008'de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde düzenlenen O¤uz Atay Sempozyum vesilesiyle kaleme ald›¤› metnin bir yerinde O¤uz Atay'a yazd›¤› mektupta gündelik faflizme iliflkin flöyle bir ifade kullan›r:


Mart-Nisan 2008-42

"(...) Hakk›nda söylenecekler elbette bir mektubun boyutlar›n› katbekat aflar. Gene de gerçekten birkaç fley söylemek isterim: Örne¤in, bugün birçok kifli çocuk kalm›fll›¤›, senin Günlük'lerinde söyledi¤in gibi, yaln›zca bir safl›k, bir masumiyet hali olarak nitelendiremiyor; geri kalm›fll›kta kand›r›lm›fl bir erdem, azgeliflmifllikte bir safl›k; bu toplumun çocuk kalmas›nda sevimli, flirin bir yan göremiyorlar. Sorumluluk almayan, ergenleflmeyen, büyümeyi reddeden, hatalar›n› üstlenmekten, kendi ruhsal ve toplumsal dinamikleriyle, tarihsel gerçeklikleriyle, geçmifliyle yüzleflmekten korkup kaçan bir toplumun, gündelik hayat›ndaki s›radan faflizan sahnelerinin de bu çocuk kalma

Sıradan faşizmin beslendiği çeşitli boyutların olduğu öne sürülebilir. Bunlar, toplumsal yapı/üretim sistemi/üretim ilişkileri, iktidarın örgütlenme sistemi ve ideolojik aygıtları, toplumun gündelik hayatında düşünce, kültür ve inanç kalıpları şeklinde sıralanabilir.

haliyle yak›ndan iliflkili oldu¤unu düflünüyorlar. Çocuk kalm›fl toplumlar›n katilleri de çocuk oluyor; kibritle oynarken çok s›k yang›n ç›kar›yorlar. Senden sonra çok yang›n ç›kt› bu memlekette, nice zalim an› birikti, hangi birini sayay›m! En az›ndan Mad›mak Oteli'nde yananlara rastlad›ysan oralarda anlatm›fllard›r. (...)" Azgeliflmifl ülkenin çocukluk halinin s›radan faflizmini en iyi flekilde Mad›mak'ta gösterdi¤ini Mungan'›n ve Atay'›n edebi kalemlerinden daha rahat anlayabiliyoruz. ‹smet Berkan da 05 Ocak 2005 Radikal'deki köflesinde güncel aç›dan s›radan faflizme dair flunlar› ifade etmifltir: "Türkiye'de Amerika'daki gibi bir aç›k ›rkç›l›k yok ve olmad›. Kimse Kürt oldu¤u için e¤itim hakk›ndan flundan bundan resmen mahrum b›rak›lmad›. Ama elinizi vicdan›n›za koyarak konuflun: Belediye otobüsünde veya minibüste giderken arka koltukta oturan iki kiflinin aralar›nda Kürtçe konufltuklar›n› duydu¤unuzda ne hissediyorsunuz? Lokantaya veya kahveye giren iki üç kifli kendi aralar›nda Kürtçe sohbet ettiklerinde bütün gözler onlara dönüyor mu? Bodrum'da her yaz sezonu bafllarken k›fl›n inflaatlarda çal›flmak üzere gelen Kürt amelelerin geldikleri yere dönüp dönmeyece¤i en büyük merak konusu de¤il mi? Siz hiç Diyarbak›r (21) plakal› bir arabayla mesela Bursa-‹zmir aras›nda yolculuk yapmay› denediniz mi? S›rf arac›n›z›n plakas› yüzünden yolda kaç kere durdurulaca¤›n›z› tahmin bile edemezsiniz.

23


Mart-Nisan 2008-42

24

Do¤rudur, Türkiye'de Amerika'daki gibi aç›k ›rkç›l›k olmad› ve yok ama gündelik hayat›n irili ufakl› konular›nda ayr›mc›l›k ve eflitsizlik elle tutulur, gözle görülür derecede somut. 'Türkle Kürt etle t›rnak gibidir' laflar› hikâye. Gündelik hayat›n bu ufak tefek ayr›mc›l›klar›, Türkle Kürt aras›nda bir ast-üst iliflkisinin, bir birinci s›n›f-ikinci s›n›f iliflkisinin oldu¤una delalet eder." Art›k Diyarbak›rspor'un maç›na gitmenin bile üniversitelerde soruflturma konusu oldu¤u bir hayatta faflizmin s›radanlaflmad›¤›n› kim iddia edebilir ki? S›radan faflizmin beslendi¤i çeflitli boyutlar›n oldu¤u öne sürülebilir. Bunlar, toplumsal yap›/üretim sistemi/üretim iliflkileri, iktidar›n örgütlenme sistemi ve ideolojik ayg›tlar›, toplumun gündelik hayat›nda düflünce, kültür ve inanç kal›plar› fleklinde s›ralanabilir. Marks, yönetici s›n›f›n kendi düflüncelerini, toplumun düflünceleriymifl gibi sundu¤u ve emekçi s›n›f›n da kendine yabanc›laflmas›ndan ötürü bu fikirleri benimsemifl oldu¤unu belirtiyordu. Althusser ise sonradan bu fikirleri üreten (devletin) kurumlar› ideolojik ayg›tlar olarak s›ralam›flt›. ‹deolojinin çarp›k düflünceler sistemi fleklinde bürünüp devletin

korudu¤u e¤itim, aile gibi ayg›tlarla toplumsal bilince nüfuz etmesi belli bir toplumsal momentte anlaml›yd›. Ancak giderek devletin bu kurumlardan elini aya¤›n› çekip daha önceden piyasan›n koflullar›na b›rakt›¤› süreçlerden geçmekteyiz. Asl›nda toplumun gündelik hayat›nda devletin müdahalesine gerek kalmadan kendili¤inden bir ideolojik sistemin iflledi¤ini art›k rahatl›kla görebiliyoruz. Tüketim kültürü ve ideolojisi kapitalizmin bu mahiyetteki katalizör görevini üstlenmektedir. S›radan faflizm ya da gündelik hayattan yükselen faflizm savafltan/fliddetten bafllamaz. Ingeborg

Bachmann'›n deyifliyle faflizm, insanlar aras›ndaki iliflkilerde bafllar, iki insan aras›ndaki iliflkide bafllar. ‹ki insan aras›ndaki iliflki neyse toplumsal iliflkide de faflizm öyle flekillenir. Bunun tersi de mümkündür, dahas› birbiriyle diyalektik iliflkidedir. Dil ve söylem s›radan faflizmin sürükleyicisidir. Bafl›n› medyan›n çekti¤i ve gündelik ideolojiyi belirleyen metalar›n üretimini tafl›yan söylem sistemi toplumsal bilinçalt›nda faflizm anlay›fl›n› besler. Resmi ideoloji, medya ideolojisi ve gündelik hayat›n s›radanl›¤›nda ideolojiler öyle bir noktada çak›fl›r ki, toplumsal çeliflkilerin do¤as› kayna¤›n› kaybeder ve çeliflkiler konjonktürel olarak ötekilefltirilen kesime yönelik reaksiyona dönüfltürülür. Bu bazen gayrimüslimler olmufltur, bazen Aleviler, bazen Kürtler, bazen de komünistler olmufltur. Ne zaman ki ekonomik-toplumsal eflitsizlikler çeliflkileri derinlefltirmifl, o zaman mutlaka bir öteki bulunmufltur. Veyahut var olan "öteki" düflmanlaflt›r›lm›flt›r. Devlet ise hep seyirci kalm›flt›r ya da buna uygun koflullar haz›rlam›flt›r. Faflizmin en bariz görünümü olan linç kültürünün do¤as›nda bahsetti¤imiz bu boyutlar› gözden kaç›rmamak gerekir. Tan›l Bora'n›n1 t an ›m› da anl a tmak ist ed i¤ im i z noktaya dair benzer aç›klama get i rm e ktedir: "S›radan faflizm, faflizmin ideolojik saiklerinin ve faflist hareket unsurlar›n›n (devlete/otoriteye tap›nma, fliddeti bir mücadele arac› olarak kullanma, biyolojik belirlenimcili¤e dayanan organik bir ulus anlay›fl›, ›rkç›l›k ve afl›r› milliyetçilik, lider kültü, totalitarizm, vs...), doktriner bir çerçeveye oturtulmaks›z›n gündelik ideoloji içerisinde anl›k ve sürekli olarak tezahür ediflini, politik bir hedefe ba¤lanmaks›z›n, örgütsel bir yönlendirme olmaks›z›n kendili¤inden eylemlerde d›flavurumunu anlat›r." Kendili¤inden olmas› s›radan faflizmin önemli bir özelli¤idir. Ancak bunu besleyen damarlar vard›r. Dilin önemli bir faktör oldu¤unu belirtifltik. Dil ayn› zamanda egemen olan›n söylemini de tafl›r. Söylemler ise ideoloji yüklü kodlard›r. Sözgelimi herhangi bir askeri harekâtta "vurduk", "girdik","öldürdük" gibi ifadelerin kullan›lmas› bile medyan›n s›radan ideoloji ile temas kurmas›na yeterlidir. S›radan faflizmde özne erkek ya da erkekliktir. Maçlarda karfl› tak›ma edilen küfürler, sokak ortas›nda k›zlara laf atmalar, gösterifller ve daha birçok cinsiyetçi örüntüde de kad›n imgesine karfl› bir s›radan faflizmlik besler. Erkeklik ile faflizm aras›nda bir gönül ba¤› vard›r. "Erk"in kendini gündelik hayatta gerçeklefltirmesi s›radan faflizmin sunaca¤› manevralarda mümkün olur.


Hegemonya ve Mikro Faflizm S›radan faflizme benzer bir tan›mlama da mikro faflizm kavram›yla yap›lmaktad›r. ‹lahiyatç› fiahin Filiz'in Kemalist düflünden yola ç›karak ulaflt›¤› bu kavrama göre, siyasal ‹slam ad›na yap›lan ve ‹slam'a dayand›r›lmak istenen her türlü bask› mikro faflizmdir. fierif Mardin'in "mahalle bask›s›" kavram›n›n yerine kulland›¤› bu kavram, kürselleflmenin demokrasinin içini boflaltan karakteri ile post-modernizmin düflünsel zemininde hayat kayna¤› bulmaktad›r. Dinsel yönden gelifltirdi¤i bu kavram› Filiz, ‹slam dininin 12.yüzy›l sonras›nda tarikatlar›n mutlakç› anlay›fl›n bugünkü izdüflümüne dikkati çekiyor. Ona göre her mezhebin, her tarikat›n kendi "mutlak dogmalar›n›" üretmekte, böylece dindeki mutlakç›l›¤›n, önce mezhep mutlakç›l›¤›, sonra da tarikat mutlakç›l›¤› haline gelmekte ve bu da "mikro faflizme" yol açmaktad›r. Bir anlamda kimlik bask›s› ola-

rak da anlayabiliriz. Ancak bu aç›klama da, daha do¤rusu mikro faflizm de s›radan faflizmi aç›klamaya yetmemektedir. Zira mikro bir yana makro faflizm gözlerden kaç›r›lmaktad›r. Asl›nda var olan faflizmin mikro boyuttaki yans›mas›d›r. Daha ziyade egemen bir kümenin (oligarfli) bask›s› bir yana, ondan cesaret alan toplumsal varl›klar›n gündelik hayattaki bask›s›d›r. Örne¤in Hanefi mezhebi hem devletin kurumsal yap›s›nda hem de toplumsal hayatta egemen bir kimliktir. Yine Kürt olmak bafll› bafl›na potansiyel bir suç kimli¤ini tafl›yabilir. Ama burada önemli olan Türk kimli¤inin di¤er kesimlere yedirilmesidir, bast›r›lmas›d›r. Bütün kimlikler Türk kimli¤i içinde eritilmek istenmektedir. Bu bir devlet politikas› olabilir. Ama di¤er taraftan toplumsal hayat da buna uygun zeminlere sahiptir. Devlet eliyle Türklü¤ün inflas› bu zemini zamanla sa¤lamlaflt›rm›flt›r. Bunun yerine baflka bir kimlik de olabilirdi, zira bütün kimlikler toplumsal bir infla özelli¤i gösterirler. ‹slamc›l›¤›n bir kimlik tan›nma mücadelesi oldu¤u fikri de demokratik de¤erlere s›¤›narak aç›klanamaz. ‹slamc›l›¤›n yükselifli Kemalizm'in devlet politikas›ndaki bask›c› tutumundan dolay› de¤il; birincisi kimlik politikalar›n›n can damar› küreselleflme-postmodernizm,

ikincisi ise solu ezerek sosyal politik alan›n ‹slamc›lara terk edilmesiyle ‹slamc› siyasetin kendi dinami¤inden ileri gelen örgütlenme fleklidir. Bu ikincisini bir önceki yaz›m›zda irdelemifltik. ‹slamc›l›k art›k belirli bir sosyal-ekonomik s›n›f›n toplumsallaflma ve toplumsall›kta da bask› arac›d›r. Bu yüzden de ideolojiktir. Gündelik hayat bir bak›ma ‹slami anlay›fl taraf›ndan kolonize edilmifltir. Hegemonya kurma peflindedir. Devletin 1980 sonras› ‹slamilefltirme politikas› bu hegemonyay› teflvik etmifltir. Sadece sosyal hayatta de¤il; ‹slam'›n spesifik yorumu da kolonize edilmifltir. Mikro faflizm kavram› bu çerçevede anlaml›d›r; ancak faflizmin bütünsel foto¤raf›n› görmede çok zay›f kalmaktad›r. ‹ster mikro faflizm diyelim ister s›radan faflizm diyelim, gönderme yapt›¤›m›z yeri anlamak aç›s›ndan birçok kavram öne sürülebilir. Her ne dersek diyelim gündelik hayatta bir toplumsal bask› vard›r ve bu bask›

Mart-Nisan 2008-42

ötekilefltirme üzerine kuruludur. Gözle görülmeyen, ancak ezenin s›rt›nda sürekli hissetti¤i bir bask›d›r bu. Daha evvel bunun tüketim kültürü ile iliflkili oldu¤unu belirtmifltik. O noktaya geri dönecek olursak, Max Horkheimer'›n flu sözünü an›msamak gerekir: "Kapitalizm'den söz etmek istemeyen kifli faflizm kelimesini a¤z›na almamal›d›r". Evet geçmiflte de soyk›r›mlar yaflanm›flt›; ancak insanl›¤›n bilim ve kültürle geldi¤i seviyenin tersi istikamette her gün, s›radan defalarca insan›n ruhunda k›y›mlar yaratan kapitalizmin kendisiydi. Kapitalizm gündelik hayat› ele geçirdi¤i oranda kendi ideolojisini de nesnelere tafl›yor. Kapitalizme eklemlenen sömürge ülkelerde ise sömürgecili¤in yar›lan bilincini kaz›yor. Bu aç›klamadan yola ç›karak s›radan faflizme dair yap›labilecek en güzel tan›m belki de onun çok kolay tüketim nesnesi olmas› fleklinde görülebilir. Son olarak da "Gündelik hayat› teslim alan, yüreklerden ve ak›llardan itiraz› silen "s›radan faflizm", faflizmlerin en tehlikelisidir" diyen Sibel Özbudun'a da kat›larak, gündelik hayat›n içinde itiraz› yükseltmenin de tam zaman›d›r diyoruz. ❐ 1 Tan›l Bora; Faflizmin Halleri, Birikim, Say› 133, May›s 2000, s. 21 - 34

25


EKONOM‹ POL‹T‹K

Mart-Nisan 2008-42

mitos’tan logos’a geçerken EKONOM‹ POL‹T‹K ve

"‹lk büyük toplumsal iflbölümünden, toplumun ilk olarak büyük ölçüde iki s›n›fa ayr›lmas› olufltu: efendiler ve köleler, sömürenler ve sömürülenler."Friedrich Engels "E¤er Bat› Uygarl›¤›n›n tüm yükünü omuzlar›nda tafl›yan felsefi bir atlas varsa bu Aristoteles'tir."Ayn Rand "Kahramanl›k ça¤›n›n düflünüflü mitolojik bir düflünüfl idi. Kent devleti döneminde, mitolojik düflünüfl de etkisi zay›flayarak varl›¤›n› sürdürmekle birlikte, yeni bir toplum ile birlikte yeni bir düflünüfl, felsefi düflünüfl oluflmakta ve etkisini giderek artt›rmaktad›r." Alaeddin fienel "Ekonomi kavram›n› ilk olarak Yunan toplumlar›n› anlamaya çal›flan Aristo kullanm›flt›r. Aristo ekonomiyi ev idaresi -O‹KOS- ile kanun -NOMOSaras›ndaki ba¤lant›lar› aç›klamak için kullanm›flt›r." Fuat Ercan

"Ekonomi Politik" kavram›n›n tarihselli¤ini Antik Yunan'a kadar götürebiliriz. ‹ki kavram›n da oluflturulup tart›flmaya açan düflünürler genel olarak Anadolu ve Helen co¤rafyas›nda yaflam›fllard›r. Ekonomipolitik anlay›fl›n›n temelindeki düflünüfl biçimi olan diyalektik düflünce yöntemi de bu dönemde ortaya aç›lm›flt›r. Bu dönem felsefenin ortaya ç›kt›¤› ve ayd›nlanman›n teorik öncüllerinin olufltu¤u bir dönemdir. Pek çok bilim ve felsefi görüflün temelinin at›ld›¤›, flu anda üzerinde yaflad›¤›m›z topraklar bu dönemde mitolojik düflünüflten felsefi düflünüfle geçifle de tan›kl›k etmifltir. Mitolojik düflünce insan-do¤a ve insan-insan iliflkilerini tanr›lar ve do¤aüstü güçler ekseninde ele alan bir düflünce biçimidir. Mitolojik düflüncede oluflturulan mitoslar aristokratik bir dünya görüflünü temsil ederken sorgulama, neden-sonuç fleklinde geliflen düflünce biçimlerini içermezler. Bugün bile varl›¤›n› dinsel düflünce içine gömülü bir bi-

26

"Aristo'ya göre bireysel yaflam›n bilimi "etik" (ahlak ilmi)dir. Aile hayat›n›n bilimi Yunanca ev anlam›na gelen "oikos"dan türeme "Oeconomicus" yani "ev ekonomisi"; site hayat›n›n bilimi de "politika"d›r." Vural Fuat Savafl

çimde sürdüren mitolojik düflünce, Anadolu ve Helen co¤rafyas›ndaki tüccar s›n›f›n geliflmesiyle sorgulanmaya bafllam›flt›r. Tüccar s›n›f, s›n›fsal konumu gere¤i mitolojik düflünüfl yerine sorgulamay› ve flüpheyi


esas alan soyut bilimsel düflünüfl olarak da adland›rabilece¤imiz felsefi düflünmeyi esas alm›flt›r.1 Ticaret

da bölünmüfl, bütün mülkiyet, politik ve yurttafll›k

yaparken gemilerinin batmas›n› Zeus'un k›rbac›yla

sal ve ekonomik hakk›n›n olmad›¤› bir sistem olarak

de¤il; flimfle¤in nas›l olufltu¤uyla aç›klama çabas›

da belirtmek mümkündür. Yeni köleler kazanman›n

içinde olan tüccar s›n›f›, mitolojik düflünceyi ve onun

yegane yollar›ndan birinin savafl oldu¤u bu üretim bi-

siyasal yap›lar›n› kendine bir ayak ba¤› olarak gör-

çiminde, kent devletlerinin kendi aralar›nda ve di¤er

müfltür. Atina siteleri ve B at› Anad olu kol on il er i nd ek i siyasal sav a fll ar›n ark as › nd aki düfl ü nsel savafl, mit ol o-

do¤u devletleriyle s›k s›k savafllar›n yaflanmas›, köleci düzenin kaç›n›lmaz sonuçlar›ndan birisidir.3 Köle-

jik düfl ünüfl ile fels efi düfl ünüfl olarak gör ül eb ilir. Bu

ci düzenin köle eme¤i sayesinde yaratt›¤› art› zaman›

düfl ü nc el erin tafl ›y ›c› s›n › fl ar› ise arist o kr asi ve tücc a r-

kullanan pek çok filozof, bu sayede kendi çal›flmala-

l a rd›r. Antik tar i hsel sür e çte bu co¤r a fy ad aki fels ef eci,

r›n› yapabilmifl ve tezlerini oluflturabilmifllerdir. Köle-

siyasetçi, bilim adam› boll u¤unu tücc a rlar ve arist o k-

nin yaratt›¤› art› zaman bir bak›ma Thales, Anaxime-

r asi aras › nd aki düfl ü nsel ve siy asal pland aki s›n›fsal

nes, Pythagoras, Parmenides, Herakleitos, Sokrates,

sav afla ba¤l ay ab il iriz.

Platon ve Aristo gibi filozoflar›n bugüne kadar gelen

Antik Yunan'daki temel üretim biçimi köleci yap›-

haklar›n›n yurttafllarda oldu¤u, kölelerin hiç bir siya-

Mart-Nisan 2008-42

eflsiz eserlerinin maddi kayna¤›n› oluflturmaktad›r.

d›r. Köle sahiplerinin üretim araçlar› ve köleler üze-

"...Köle eme¤inin hemen her ifl kolunda kullan›l-

rinde mülkiyeti, köle sahipleri ile köleler aras›ndaki

mas›, köle sahiplerinin bofl zamanlar›n› de¤erlendir-

uzlaflmazl›k, bütün üretilen mallarda ve kölenin ya-

mek için felsefe, edebiyat vb. ayd›n u¤rafllar›na dön-

ratt›¤› de¤erin köle sahiplerinin olmas› durumunu, kö-

melerini sa¤lad›. Bunun sonucu, gitgide düz emek

leci üretim iliflkisinin ana hatlar› olarak ifade edebiliriz.2 Köleci düzeni, özgür yurttafllar ve köleler aras›n-

horlanmaya baflland›. Bu anlay›fl günümüze kadar çeflitli biçimlerde süregelmifltir..."4

Aristoteles'in iktisada en önemli katkısı değer teorisidir. Metanın değerini kullanım ve değişim değeri olarak ikiye ayıran düşünür, bu görüşüyle 18. ve 19. yüzyıl iktisatçılarını etkilemiştir

27


Mart-Nisan 2008-42

Antik Dönemin Felsefi ve Bilimsel Doruk Noktas›: Aristoteles Birçok felsefe tarihçisine göre Antik dünyan›n en büyük ansiklopedisi ve Bat› uygarl›¤›n›n atlas› olarak tarif edilen Aristoteles, MÖ 384-322 y›llar›nda yaflam›flt›r. Antik Yunan'›n felsefe gelene¤inin doruk noktas›n› oluflturan filozof, kendinden önceki ço¤u düflünürün aksine hem felsefe hem de bilimin bütün alanlar›nda araflt›rma yaparak ve tezler öne sürerek düflünsel yaflam›n› sürdürmüfltür. Hocas› Platon gibi pek çok konuda eserler yazan ve akademiler yöneten Aristo günümüze kadar gelen pek çok kavram ve anlay›fl›n da yarat›c›s›d›r. "...Aristot eles'in bilim ve fels ef eye iliflkin düfl ü nc el eri birbir i nden farkl› birçok yakl afl › ml ara göt ü rm ü fltür. Onun çal › flmal ar › d ü nden bug üne kadar yen iden ve yen iden yor u ml an arak farkl› bak›fl aç›l ar ›n›n tem e ll e nd ir i lm esinde esas al›nm › flt›r. Arist ot e les'in bizzat fels efi term in ol oj iyi bel i rl ed i¤i aç›kça ortad ad›r; örne¤in -önerme, töz, öz, ilinek, anal itik, kat eg ori, akr as ia, cins, tür, enerji, met af izik ve erek- gibi. Bütün bu ter i mler Arist ot eles'ten al›nm › flt›r ve hatta onlar aras › nda baz ›l ar› bizzat Arist ot el e s ' i n k e nd isi tar af › ndan bul u nm u flt u r . . . "5 Aristoteles hem felsefe hem de bilimin tüm dallar›nda araflt › r ma ve tesp i tl e rde bulunmufltur. Bu say ede büt ü nsel ve sist em atik bir fil oz ofun en net örn e¤ ini ver erek insanl›¤›n düflünce tarihinde önemli bir yere sahip olmufltur. Kam uo y u nda "Aristo mant›¤›" söz ü yle hat › rl anan filozof, bu bel i rl em enin çok ötes i nde çal › flm alar yaparak Bat› ve ‹slam fels ef esi için önemli bir ref erans nokt as› olmufltur. Aristoteles "Politika" adl› eserinde siyaset felsefesi üzerine tezlerini öne sürerken "ekonomi" kavram›n› infla etmekte ve ça¤dafl ekonomi politi¤e baz› düflünsel ve yöntemsel hammaddeler sa¤lamaktad›r. Ekonomi kavram›n› ilk kez kullanan filozof Aristoteles'tir. Filozof ev idaresi kavram› (Oikos) ile kanun kavram›n› (nomos) birlefltirerek bir bilim tan›mlamas› yapm›flt›r.6 Ticaretin bu-

28

günkü gibi geliflmifl olmad›¤› bir toplumda üretimin ve tüketimin hane halk› içinde gerçekleflmesi, ekonominin temel alan›n›n aile olarak analiz edilmesini sa¤lamaktad›r. Bu analizden köleci toplumlarda ekonominin kapitalist toplumlar›n aksine toplumsal iliflkilerin içine gömülü vaziyette oldu¤unu ç›kartabiliriz. Aristo, köleci toplum içinde yaflamas›na ra¤men kölecili¤in tart›flmaya aç›ld›¤› bir dönemde yaflam›flt›r. Köleli¤i normal bir toplumsal kurum olarak görmektedir. Bilimsel hipotez ve felsefi tezlerinde ça¤›n›n ilerisinde olan bu düflünür, kölecilik konusunda ça¤›n›n görüfllerinin yo¤un bir biçimde etkisinde kalm›flt›r. Köleyi cans›z bir alet olarak gören filozof asl›nda bu belirlemesiyle ekonomi politik anlamda köleyi bir insandan çok üretim arac› olarak görmektedir. Do¤an›n birilerini köle sahibi özgür yurttafl olarak yarat›rken birilerini de köle olarak yaratt›¤›n› söyleyen filozof, kölelili¤e ahlaki gerekçeler bularak baflar›l› kölelerin azat edilmelerini önermektedir. Böylelikle köle sahibi kölesinden daha verimli bir flekil-

A

risto, köleci toplum içinde yaşamasına rağmen köleciliğin tartışmaya açıldığı bir dönemde yaşamıştır. Köleliği normal bir toplumsal kurum olarak görmektedir. Bilimsel hipotez ve felsefi tezlerinde çağının ilerisinde olan bu düşünür, kölecilik konusunda çağının görüşlerinin yoğun bir biçimde etkisinde kalmıştır. Köleyi cansız bir alet olarak gören filozof aslında bu belirlemesiyle ekonomi politik anlamda köleyi bir insandan çok üretim aracı olarak görmektedir. Doğanın birilerini köle sahibi özgür yurttaş olarak yaratırken birilerini de köle olarak yarattığını söyleyen filozof, köleliliğe ahlaki gerekçeler bularak başarılı kölelerin azat edilmelerini önermektedir. Böylelikle köle sahibi kölesinden daha verimli bir şekilde faydalanabilecektir


de faydalanabilecektir. "‹ns a nlar da kendi aral ar › nda, bir ruh bir bed e n den ve bir insan bir hayv a ndan ne kadar farkl › ysa o k adar farkl ›d›r. Bu farkl ›l›k aç›s›ndan alta düfl e nlerde bütün emek ver imi, beden güc ünün kull an ›m ›na d ay an›r; zaten böyl el eri de en iyi o ifle yarar. Do¤ al ar› bak ›m › ndan köl edir bunlar; dol ay ›s › yla da gen e d o¤ al ar› bak ›m › ndan bunlar için en iyisi, bir efend inin otor it esi alt › nda yaflam a kt›r." 7 Aristo'nun köl eler hakk › nd aki gör ü fll er ini bug ü nkü anl ay ›fl ›m›z üzer i nden okumak, fil oz ofu yarg ›s›z mahkûm etm em ize sebep olac a kt›r. Fakat o dön e mki hemen hemen bütün düfl ün ü rler, köl elik sist em ini sorg ulam adan daha adil bir toplum ütopy as› oluflt ur uyorl a rd›. Dol ay ›s › yla o dön e mki fil oz o fl ar›n yaflam koflullar› ve üret i ml eri köl elik sistem inin yafl am as ›na ba¤l › yd › . Antik dön e mden sonr aki feodalizm kofl u ll ar › nda oluflan yeni söm ür ülen s›n›f köleden daha iyi bir kon u mda olm as›na ra¤men; dönemin fil oz o fl ar› tam amen dinsel otor it enin ideo l ojik tafl ›y ›c ›l ar› hal ine gelm i fll e rdir. Ticaret konusunda ise hocas› Platon gibi olumsuz düflünen Aristo, ideal toplumunda s›n›rl› bir flekilde ticarete yer vermeyi düflünmüfltür. Ticaretin en kötüsü sayd›¤› para ticaretini yani faizcili¤i ise tamamen yasaklamay› savunur. ‹nsanlar›n birbirleri üzerinden para kazanmalar›n› reddeden filozof paran›n faizle artt›rmak için de¤il; de¤iflim için kullan›lmas›n› savunur. Aristo'nun faizcilik ve ticaret hakk›ndaki görüflleri tek tanr›l› dinlerdeki iktisat düflüncesinin en önemli kayna¤› olacakt›r. Aristo özel mülkiyet/toplumsal mülkiyet ayr›m› yapar ve özel mülkiyetin gere¤ini flu flekilde temellendirir. * Özel mülkiyet, toplumsal mülkiyete göre daha üretkendir ve ilerlemeyi sa¤lar * Toplumsal mülkiyetin çok olma durumunda savafl ç›kma ihtimali yüksektir. Çünkü genelde herkes kendisinin çok çal›flt›¤›n› söyleyerek kendisine daha az pay verildi¤ini iddia eder. * Özel mülkiyet sahibine zevk verir * ‹nsanl›k tarihi özel mülkiyetin genelde benimsendi¤ini kan›tlamaktad›r. * Toplumsal mülkiyette zorlama vard›r, özel mülkiyette ise insanlar iyiliksever ve cömerttirler.8 Özel mülkiyetin faydalar›n› savunan Aristo servet edinme noktas›nda ticaret sonucu servet edinmenin yok edilmesinden yanad›r. Çünkü bu servet edinme biçimi para biriktirmeyi temel al›r ve para araç olmaktan ç›k›p amaç haline gelmifltir. Tekel mant›¤›n›n da ticaret sonucu olufltu¤unu belirten Aristo, tek sat›c›l›

piyasan›n adaletsiz oldu¤unu iddia eder. Aristoteles'in iktisada en önemli katk›s› de¤er teorisidir. Metan›n de¤erini kullan›m ve de¤iflim de¤eri olarak ikiye ay›ran düflünür, bu görüflüyle 18. ve 19. yüzy›l iktisatç›lar›n› etkilemifltir. "Sahip oldu¤umuz her fleyin iki kullan›m› vard›r: Bunlardan ikisi de ayn› mala; fakat de¤iflik flekilde aittir. Bunlardan biri o maddenin özel kullan›m› di¤eri de özel olmayan veya ikinci derece kullan›m›d›r. Mesela bir ayakkab› hem giymek için kullan›l›r ve hem de mübadele için kullan›l›r; her ikisi de ayakkab›n›n kullan›m›d›r."9

Mart-Nisan 2008-42

Marx'a göre Arist ot eles ilkel düz e yde de olsa bir emek-de¤er teoris ine sah i ptir. "Böyl ece Aristo bize kendisini anal ize dev a mdan al›k oyan fleyin ne old u¤ unu da aç›kl am›fl oluy o rdu: De¤er kavr am › ndan yoks u nluk. Bu eflit olan fley, yani yat a¤›n de¤er ifad es i nde yata¤›n de¤ er ini evle temsil ettiren ortak özne nedir? Aristo, böyle bir fley, 'gerç e kte mümkün de¤ i ldir' diyor. Fak a t

Aristoteles iktisat bilimine adını verdiği için ekonomi politiğin kurucusu sayılabilir. Fakat ekonomi politikteki en önemli katkısını isim verm enin ötes i nde değ e r teorisini kurgulamış olmakla yapmıştır. Bu teori 19. yüzyıla kadar iktisatçıların faydalandığı ve daha sonrasında Marx tarafından geliştirilen bir teori olarak günümüze kadar gelmiştir.

29


Mart-Nisan 2008-42

n için olm as›n? Ev, her iki fleyde, yat a kta ve e vde, gerç e kte eflit olan bir fleyi temsil ett i¤i sürece, yat a¤›n karfl ›s › nda eflit bir fley olarak yer alm›fl bul unur. Ve bu, her ikis i nde de ortak olan fley, ‹NSAN EME⁄ ‹D‹R."10 Aristo siyasal yönetim s›n›fland›rmas›nda az çok hocas› Platon'u izlerken hocas›ndan ayr›ld›¤› nokta; ekonomi politik çerçevesinde kiflisel-s›n›fsal ç›kar› temel almas›d›r. Filozofun siyasal yönetim biçimleri s›n›fland›rmas› flu flekildedir: 1. Tekin genel yarar›n› izleyen siyasal yönetim: Monarfli 2. Azl›¤›n genel yarar›n› izleyen siyasal yönetim: Aristokrasi 3. Çoklu¤un genel yarar›n› izleyen siyasal yönetim: Politeia 4. Çoklu¤un s›n›fsal ç›kar›n› izleyen siyasal yönetim: Demokrasi 5. Azl›¤›n s›n›fsal ç›kar›n› izleyen siyasal yönetim: Oligarfli 6. Tekin kiflisel ç›kar›n› izleyen siyasal yönetim: Tiranl›k Bu siyasal yönetim anlay›fllar›n›n birbir i nd e n fark›, farkl› eflitlik anlay›fllar›na sahip olmalar›d›r. Aristoteles'e göre devrimler yön et i mlerin kendi eflit lik anlay›fllar›nda afl›r›ya gitmeleri sonucu oluflur.11 Arist ot eles ikt isat bil im ine ad›n› verd i¤i için ekon omi pol it i¤in kur uc usu say ›l ab ilir. Fakat ekon omi pol it i kt eki en önemli katk ›s ›n› isim verm enin ötes i nde de¤er teo r is ini kurg ul am›fl olmakla yapm › flt›r. Bu teor i 19. yüzy ›la kadar ikt is a tç ›l ar›n fayd al a nd ›¤› ve dah a sonras › nda Marx tar af › ndan gel i flt ir ilen bir teori olar a k g ün üm üze kadar gelmifltir. Ekon omi kon us u nda kavr a msal kur uc ul u¤ unun yan› s›ra ça¤ ›n› aflan ticaret, faiz, mon op o ll e r ( t ek e ller), yön etim biç i ml er inin s›n › fs a ll ›¤› kon ul ar › nd aki anal i zleri, Aristot eles'in Antik dön emin ans i kl op edik fil oz ofu ve bilim adam› old u¤u kad a r ç a ¤dafl ekon om i - p ol itik kur am ›n›n da temelini atan d üfl ün ü rl er i nden biri old u¤ unu kan › tlamakt ad›r. ❐

30

KAYNAKÇA: * Cevizci, Ahmet. ‹lkça¤ Felsefesi Tar ihi, Bursa: Asa Kit abevi, 2001 * Çavdar, Tevfik. ‹kt isat K›l av uzu, ‹stanbul, NK Yay›nl ar›, 2003 * Ercan, Fuat. Toplumlar ve Ekonomiler, ‹stanbul: Ba¤lam Yay›nc›l›k, 2001 * Erk ›zan, Hatice Nur. Arist ot eles Madd esi, Fels efe Ansikl op edisi, Editör: Ahmet Cev i zci ‹stanbul: Etik Yay›nlar›, 2003 * Savafl, Vural Fuat. ‹ktisat›n Tar ihi, ‹stanbul: Liberal Düflünce

Toplul u¤u Yay›nl ar›, 1997 * Selik, Mehmet. Yüz Soruda ‹ktisadi Dokt r i nler Tar ihi, ‹stanbul: Gerçek Yay › nlar›, 1973 * SSCB Ekonomi Enst it üsü Bilimler Akadem isi, Politik Ekonomi Ders Kit ab› Cilt:1, ‹stanbul: ‹nter Yay›nl ar›, 1996 * fienel, Alaeddin. Siy asal Düflünceler Tar ihi, Ank ara: Bilim ve S anat Yay › nlar›, 2004 D‹PNOTLAR: 1 Alae ddin fienel, "Siy asal Düflünceler Tar ihi", Ankara: Bilim ve S anat Yay › nlar›, 2004 2 S. N. Beljajewa, "Grafik ve Örneklerle Ekonomi Politik", Ank ara: Ç›¤ Yay›nc›l›k, 1978 3 SSCB Ekonomi Enstitüsü Bil i mler Akadem isi, "Politik Ekonomi Ders Kit ab› Cilt: 1, ‹stanbul: ‹nter Yay›nl ar›, 1996 4 Tevfik Çavdar, "‹ktisat K›l av uzu", ‹stanbul: NK Yay›nlar›, 2003 5 Ahmet Cev i zci, "Arist ot eles", Fels efe Ansiklopedisi, 1. Cilt, ‹stanbul: Etik Yay›nl ar›, 2003 6 Fuat Ercan, "Topl u mlar ve Ekonomiler", ‹stanbul: Ba¤lam Yay›nl ar›, 2001 7 Aristo'dan aktaran, Vural Fuat Savafl, " ‹ktisat›n Tar ihi", ‹stanbul: Liberal Düflünce Topl ul u¤u Yay›nl ar›, 1997 8 A.g.e 9 A.g.e 10 Marx'tan aktaran Mehmet Selik, "100 Soruda ‹kt is adi Dokt r i nler Tar ihi", ‹stanbul: Gerçek Yay›nevi, 1973 11 Alaeddin fienel, "Siy asal Düflünceler Tar ihi", Ankara: Bilim ve Sanat Yay › nlar›, 2004


Mart-Nisan 2008-42

Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi(ADGH) taraf›ndan Almanya’da onuncusu düzenlenen Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali, bu sene Yüz Çiçek Açs›n Kültür Merkezi(YÇKM) ve Demokratik Gençlik Hareketi(DGH) taraf›ndan ülkemize tafl›nd›. Emperyalizmin dünyam›z› karanl›klara bo¤maya çal›flt›¤› günümüzde; ezilenlerin kendi tarihsel köklerinden beslenen yeni bir kültür-sanat anlay›fl›n›n tesis edilmesi ve güçlendirilmesi daha bir anlam kazan›yor. Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali bu inançla at›lm›fl ad›mlardan birisidir. Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali bafllarken tafl›d›¤› iddiay›, ezilenlerin kendi emeklerine ve yaflamlar›na sahip ç›kmalar›yla, daha da büyütmüfl olarak yoluna devam ediyor.

Y›lmaz Güney, onun flahs›nda ezilenlerin kendilerini buldu¤u, umutlar›m›za adanm›fl bir ömür, bir kilometre tafl›d›r. Festivalimizin Y›lmaz Güney’le özdeflleflmesi ve bu yeni do¤uma ad›n› vermesi bu zemin üzerinde flekillenmifltir. Ezilenlerin kendilerine ait ne varsa ellerinden al›nmaya çal›fl›ld›¤›, bilinçlerinin buland›r›lmaya, geleceklerinin karart›lmaya çal›fl›ld›¤› böylesi bir dönemde; fieyh Bedrettin’lerin, Pir Sultan’lar›n, Naz›m Hikmet’lerin, Sabahattin Ali’lerin, Aziz Nesin’lerin, Musa Anter’lerin, Hrant Dink’lerin solu¤unu birlefltirebilme gayretiyle; kitlelerden ö¤renerek ö¤retebilmenin ve paylaflabilmenin ad›d›r Y›lmaz Güney. Festivalimiz, Y›lmaz Güney flahs›nda kendi tarihsel köklerimizi yeterince sahiplenemeyiflimizin, onlar› genifl kesim-

31


Mart-Nisan 2008-42

lerle buluflturamay›fl›m›z›n özelefltirisidir ayn› zamanda. Gecikmifl bir ad›m da olsa bu yeni do¤umun, Y›lmaz Güney’in gerçek sahiplenicisi olan ezilenlerin yaflamlar›nda ve bilinçlerinde b›rakt›¤› coflkuyla daha da geliflip-güçlenece¤ine inan›yoruz. Belki de söylenebilecek en güzel ifadelerden birisidir, bu yeni do¤uma Y›lmaz Güney flahs›nda notunu düflen flu ifade: “Seni görmek ne güzel!”. Bizler de yar›nlar›m›z›n kültür-sanat yürüyüflünde önemli bir 盤›r açaca¤›na inand›¤›m›z ve fazlas›yla heyecanland›¤›m›z bu festivalin yarat›c›lar›na; ayd›nlar›m›za, yazarlar›m›za, çizerlerimize, flairlerimize, sanatç›lar›m›za ve çeflitli milliyetlerden halklar›m›za onlar›n sesiyle karfl›l›k veriyoruz: “Umutlar›m›z›n, beklentilerimizin ve düfllerimizin kalbinde bizleri görmek ne güzel!”

Festivalin mimar› kitlelerdir

32

Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali, uzun soluklu etkinlikler dizisinin ard›ndan, 27 Ocak 2008 tarihinde ‹stanbul’da yap›lan kapan›fl etkinli¤iyle “son” buldu. Bu son, yeni ve daha umutlu bafllang›çlara vesile olan yeni bir do¤um oldu ayn› zamanda. Kitlelerin, festivalin bafllang›ç tarihi olan 2007 Kas›m’›ndan bu yana festivale gösterdi¤i ilginin, ezilenlerin kültürsanat dünyas›nda yaflam bulan bu do¤umun nas›l bir seyir izleyece¤ini resmetti¤i kan›s›nday›z. Festival kapsam›nda on bir ayr› flehirde gerçeklefltirilen çeflitli

etkinliklerle Y›lmaz Güney, sanat›n›n temelini oluflturan kesimlere tafl›nd›. ‹flçiler, köylüler, kad›nlar, gençler; Kürtler, Türkler, Ermeniler ve Anadolu’nun onlarca rengi, yap›lan etkinliklerde Y›lmaz Güney’le bulufltu; kendilerini, beklentilerini, önerilerini ve düflüncelerini aktard›. Memleketimizin her köflesinden gönderdikleri yüzlerce ürünle festivale gündemlerini tafl›d›. Hem yaflam›na hem de Y›lmaz Güney flahs›nda cisimleflen umutlar›na sahip ç›kt›. Egemen güçlerin her fleyi “maddi” ç›kara indirgedi¤i, kitleleri böyle flekillendirmeye gayret etti¤i günümüzde, Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali alt› ayr› sanat dal›nda(*) yüzlerce ürünü bir araya getirmeyi baflard›. Bu baflar›, egemenlerin dünyam›z› çok yönlü kuflatma giriflimlerine karfl›; “ödülü” ezilenlerin özlemini çekti¤i bir dünyaya ve ülkeye adanan bu yeni do¤umu sahiplenen tüm yüreklere aittir. Ezilenlerin, egemenlerin yaratt›¤› bu alg›ya karfl› kazand›¤› baflar›, festivalimizin en önemli kazan›mlar›ndan birisini oluflturuyor. Festivalin haz›rl›k aflamas›nda bu konu üzerine, gerek tertip komitesi içerisinde gerek de¤erlendirme kurullar› içerisinde tart›flmalar sürdürülmüfl; maddi ödül konmayan bir “yar›flman›n” böylesi bir dönemde fazla ilgi toplayamayaca¤› kayg›s› dillendirilmiflti. Ortaya ç›kan sonuç Y›lmaz Güney ve onlarca ayd›n, yazar ve sanatç›m›z›n yaflamlar›n› adad›klar› düflün, bu ülkenin her kar›fl›nda ayn› canl›l›kla yaflad›¤›n›; insanl›¤›n bin y›llar› aflan özlemleri-


dük/görüyoruz. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, sa¤-sol, laikanti laik olarak yans›t›lan nice “çat›flman›n” ard›nda hep ayn› “karanl›kla” karfl›lafl›yoruz. Bugün kültür-sa-

nin do¤ru yol ve yöntemlerle yarat›labilece¤ini tekrar tekrar gösterdi. Y›lmaz Güney’in halk›n ba¤r›nda b›rakt›¤› derin etkinin canl›l›¤›n› hala korumaya devam etti¤ini kan›tlad›. Festivale kat›lan yüzlerce insan aç›s›ndan, Y›lmaz Güney ad›na düzenlenen bir festivale dâhil olarak yar›n›n ayd›nl›k düflüne ortak olmak en büyük “ödül” olarak alg›land›. Y›lmaz Güney ezilenlerin oldu¤u kadar Onu “yasak” sayanlar›n da ilgisini toplad›. Ezilenler Güney’i ba¤›rlar›na basarken iyiye ve güzele düflman olanlar hapishaneler baflta olmak üzere, ‹stanbul, Uflak ve Denizli gibi birçok yerde festival kapsam›nda yap›lan etkinlikleri engelleme çabas› içerisinde oldu. Her fleye ra¤men ezilenler, hâkim s›n›flar›n yaflamlar›m›z›n her alan›nda yaratt›¤› kuflatmalar› aflarak; birbiriyle yar›flmadan, düflmanlaflmadan, hiçbir maddi kayg› gütmeden çeflitli alanlarda bir araya gelerek birbirlerinden ö¤renmesini ve ö¤retmesini bildi.

Ezilenler kendi gündemlerini festivale tafl›d› Egemenler dün oldu¤u gibi bugün de suni gündemlerle ezilenleri bölüp parçalamaya, böylelikle onlar› daha kolay kontrol alt›nda tutmaya çal›fl›yor. Ülkemizde on y›llard›r de¤iflik araçlarla halk›n içine düflmanl›k tohumlar›n›n ekilmeye çal›fl›ld›¤›n› gör-

nat alan›nda hâkim olan yozlaflman›n nedenleri buralarda sakl›d›r. Egemenlerin kültür-sanat anlay›fl›; ezilenleri temel çeliflkilerinden uzaklaflt›racak, yozlaflt›racak, duyars›zlaflt›racak, sunulan› alacak bir konuma itme üzerine kurulmufltur. Yaflam›m›z›n her alan›nda egemenlerin bu alg›s›na uygun üretimlerle karfl›laflmak mümkün. Sabah saatlerinin neredeyse “vazgeçilmezi” haline gelen ve kad›nlar› “kad›n” kimli¤inden soyutlayan onlarca “kad›n program›”; aflk, sevgi, dostluk, iyilik gibi kavramlar›n içinin boflalt›larak kitlelerin esir al›nd›¤› yüzlerce televizyon dizisi ve sinema enflasyonu; kad›n bedeninin teflhir edildi¤i say›s›z “magazin” dergisi ve “gazete”, egemenlerin “kültürsanat” politikas›na iflaret ediyor. Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali, hâkim s›n›flar›n bu anlay›fl›na karfl› ülkemizin do¤usundan bat›s›na; kuzeyinden güneyine farkl› inanç ve milliyetlerden birçok yürekle buluflmay› baflard›. Bu buluflman›n coflkusu ülke s›n›rlar›n› da aflarak daha anlaml› ve bütünlüklü bir hale büründü. Egemenlerin suni gündemlerine karfl› ezilenler; Zonguldak maden iflçilerini, F tipi ölüm hücrelerinde gelece¤in ayd›nl›k düflünü temsil eden devrimci tutsaklar›, Sivas’ta karanl›klar› bedenlerinden yükselen ateflle ayd›nlatan 37’ler flahs›nda Alevileri; çocuk yaflta hâkim s›n›flar›n imha ve inkâr politikalar› sonucu katledilen U¤ur Kaymaz flahs›nda Kürtleri; Lazlar›, Makedonlar›, Türkleri yani ezilen halklar›n onlarca rengini bir araya getirdi. Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’nin baflarmas› gereken en önemli görevlerden birisi de ezilenler cephesinde yakalanan bu olgunlu¤un kal›c› hale getirilebilmesi, gelifltirilebilmesi, farkl› araç ve yöntemlerle daha da ilerletilmesi sorunudur. Çünkü ezilenlerin deneyim ve tecrübeleri, ç›k›fl› olumlu olmas›na karfl›n uzun soluklu olmayan, kal›c› hale gelmeyen nice ad›ma tan›kt›r. Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali geride b›rakt›¤› ilk deneyimin eksiklerinden, yetersizliklerinden ve olumluluklar›ndan ö¤renerek kendisini gelifltirme ve kal›c›laflt›rma yöneliminde olacak. YÇKM ve DGH, bu amaca uygun olarak 2. Y›lmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’ni daha genifl bir bileflenle örgütleme paralelinde hareket edecek. Bugünden bafllayarak sesimizin ulaflt›¤› her bir yüre¤i birlikte düflünmeye, birlikte üretmeye ve yürümeye davet ediyoruz. * K›sa Film, tiyatro, müzik, karikatür, fliir, öykü.

33


FELSEFEYLE DÜfiÜNMEK

Mart-Nisan 2008-42

IRKÇILIKÜZER‹NE

34

nsanlar aras›nda eflitsizli¤in do¤ufltan temelleri oldu¤u görüflüne dayanan ›rkç›l›k bir süredir yeniden yükselifle geçmifl durumda. Irkç›l›¤›n çeflitli tan›mlar› görülür. Bir yaklafl›ma göre ›rkç›l›k, bir ›rk› di¤er ›rklardan üstün k›lan ayr›t edici karakteristik özelliklerin oldu¤una duyulan inanç ya da ideolojidir. Baflka bir anlay›fla göre ›rkç›l›k, insan ›rklar›n›n kültürel farklar› yaratan ay›rt edici özellikleri oldu¤una ve bir ›rk›n di¤er ›rklardan üstün oldu¤una bu yüzden onlar› yönetme hakk›n›n oldu¤una duyulan inançt›r. Bu tan›mlarda ortak yan ise ›rk temelli gösterilen ba¤nazl›k, önyarg›, fliddet, bask›, ayr›mc›l›kt›r. Irksal ayr›mc›l›k, ›rk, renk, köken üzerinden insan haklar› ve te-

mel özgürlükleri politik, ekonomik, kültürel, toplumsal yaflam›n di¤er alanlar›nda k›s›tlamak amac›yla yap›lan ayr›m, d›fllamad›r. Irkç›l›¤›n temelinde olan ›rk kavram›na bak›ld›¤›nda büyük bir bulan›kla karfl›lafl›l›r. Irk›n ne oldu¤u konusunda bir uzlafl›m yoktur. Hatta ›rk kavram›n›n belirgin bir gösterimi olmad›¤› bile söylenebilir. Irk, ekonomik, politik ve sosyal etkiler ortaya ç›kan sosyal bir durum olmas›na karfl›n de¤iflmez, kal›c› bir olguymufl gibi ele al›nmaktad›r. Irk tasar›m› eflitsizli¤i ve hiyerarfliyi içerir. Bir ›rk›n mensubu olundu¤u durumda, kendini di¤er insanlardan ayr›t ederek bir hiyerarfli yarat›l›r. ‹nsan gruplar›n›


›rklara ay›racak bilimsel bir s›n›fland›rma yoktur. Geçmiflte bu yünde yap›lan çal›flmalar›n tamam› bugün bilimsel aç›dan de¤ersizdir. Irk kavram›n›n belirgin bir dayana¤› olmad›¤›ndan tarih boyunca kapsam› konusunda gelifli güzellikler görülür. Theodore Allen adl› tarihçinin sömürge kay›tlar› üzerine yapt›¤› araflt›rmalar sonucunda, “beyaz ›rk” düflüncesinin 18. yy’›n erken dönemlerinde, daha önce hiçbir ortak yanlar› olmad›¤›n› düflünen Avrupal› halkalar› bir araya getirmek için icat edildi¤i saptam›flt›r. Noel Ignatiev’in araflt›rmalar›na göre ‹rlandal›lar ancak 19. yy’da “beyaz ›rk”a dâhil edilmifltir. Antropologlar ve biyologlara göre, insanlar aras›nda “›rksal” oldu¤u ileri sürülen farklar, genetik kökenli olmad›¤› gibi bilimsel aç›dan anlaml› ve güvenilir de¤ildir. Yayg›n kullan›m›na ra¤men ›rk son derece belirsiz bir kavramd›r. Irk terimi, insanlar›, ortak bir soydan ötürü baz› belirgin özeliklere göre belirmekle ilgilidir. En yayg›n ›rk kategorileri saç rengi, ten rengi, kafatas› ölçüleri gibi fiziksel özelliklere dayanarak kurulur. Oysa bugün genetik bilimin verileri ›fl›¤›nda bu durumun belli bir insan grubu için ay›rt edici yan olmad›¤› kesindir. Irk teriminin ‹ngilizce karfl›l›¤› olan “race”

Tarih boyunca insanlar, bireysel ve insan topluluklar›nda görülen baflkal›klar üzerine kafa yormufllard›r. Toplumlar bu ayr›l›klar› çeflitli biçimlerde yorumlam›fllard›r. Sözgelimi eski M›s›r Uygarl›¤›’nda 4 etnik kategoriden söz edilir. Bunlar: M›s›rl›lar, Asyal›lar, Libyal›lar ve güney M›s›r bölgesinde yaflayan halk olan Nubyanlar. M›s›rl›lar söz konusu ayr›m› fiziksel özelliklerin yan› s›ra kabile kökenlerine göre yaparlar. Roma ve Çin gibi klasik uygarl›klar, fiziksel özelliklerden daha çok ailevi ba¤lar› göz önünde tutar. Bugün, ›rk kavram›n›n anlam yükü, keflifler ça¤›nda Avrupa emperyalizmi ve kolonilefltirme sürecinin bir uzant›s› olarak flekillenmifl düflüncelerden oluflur. Avrupal›lar dünyan›n çeflitli bölgelerinden farkl› halklarla karfl›laflt›kça, fiziksel, soysal, kültürel özellikler üzerinde durmaya bafllar. Köle ticaretinin bafllamas›yla, kölecili¤e meflruiyet kazand›rmak için ›rk kavram› üzerinde daha çok tart›fl›l›r. Fiziksel özelliklerden yola ç›karak zihinsel süreçlere iliflkin ç›kar›m yap›l›r.

Mart-Nisan 2008-42

‹nsanlar› bilimsel olarak s›n›fland›rma ilkin 17. yy’da yap›l›r. Bu yüzy›l ayn› zamanda etnik gruplara yönelik politik tart›flmalar›n yap›ld›¤› yüzy›ld›r. 17.

terimi 16. yyda Frans›zca’dan ‹ngilizce’ye girdi¤i düflünülmektedir. Frans›zca’ya ise ‹talyanca “razza” sözcü¤ünden girer. Terimin o ça¤daki anlamlar›, belirgin tad› olan flaraplar, ayn› iflle u¤raflan insanlar, jenerasyon’dur. Terimin kökeni tam olarak bilinmedi¤inden bir baflka aç›klama da, “kafa”, “bafllang›ç”, “köken” anlamlar›na gelen Arapça “ra’is” sözcü¤ünden geldi¤ine yöneliktir. Irkç› anlay›fl›n içerdi¤i bir baflka inanç, fiziksel farklar›n, kültürlerin ve toplumlar›n flekillenmesinde belirleyici olmas›d›r. Kuflkusuz toplumlar›n kimi kültürel özelliklerinde genel fiziksel özelliklerin pay› bulunur; ancak bunu toplumun flekillenmesinde baflat yan olarak ortaya koymak anlams›zd›r. Irk tan›mlar›nda kimi fiziksel özelliklerin belli toplumlarda ya da co¤rafyalarda yo¤unlaflmas›na dikkat çekilir. Bu durum belli toplumlarda baz› fiziksel özelliklerin belirgin olmas› d›fl›nda baflka bir fley söylemez. Beyaz tenli olmas› bir toplumu di¤erinden ne ileri ne de geri yapar. Dahas› ›rk tasar›m› kurmaca oldu¤undan, herhangi bir toplumda ideallefltirilmifl ›rk tipine benzeyen tek bir birey bulmak olanaks›zd›r. Bilimsel bak›fl, ›rk terimini belirsiz, yapay ve geleneksel inançlar›n gölgesinde flekillenmifl bulur. Birçok antropologa göre ›rksal kategoriler genetik özelliklere göre belirlenir buna karfl›n ›rk düflüncesi sosyal yap›lara göre saptan›r.

yy’dan bafllayarak 19 yy’a uzanan süreçte, insan topluluklar› aras›ndaki farklara iliflkin yerel inançlar› bilimsel bilgiyle birlefltirme çabas› “›rk ideolojisi” ad› verilen alan› yarat›r. Buna göre ›rklar, kal›c›, do¤al, seçik ve özgündür. 19. yy’da antropoloji bilimin kurulufluyla taksonomik aç›klamadan biyolojik aç›klamaya geçilir. Antropometri (insan vücudunu ölçme bilimi) arac›l›¤›yla topluluklar aras›ndaki ayr›mlar aç›klanmaya çal›fl›l›r. Bu dönemin bilim insanlar› ›rklarla ilgili üç sav ileri sürerler: Irk, insan topluluklar›n›n do¤al yolla bölümlenmesiyle ortaya ç›kar, biyolojik ›rklar ve in-

35


Mart-Nisan 2008-42

Irkç› anlay›fl›n içerdi¤i bir baflka inanç, fiziksel farklar›n, kültürlerin ve toplumlar›n flekillenmesinde belirleyici olmas›d›r. Kuflkusuz toplumlar›n kimi kültürel özelliklerinde genel fiziksel özelliklerin pay› bulunur; ancak bunu toplumun flekillenmesinde baflat yan olarak ortaya koymak anlams›zd›r. Irk tan›mlar›nda kimi fiziksel özelliklerin belli toplumlarda ya da co¤rafyalarda yo¤unlaflmas›na dikkat çekilir. Bu durum belli toplumlarda baz› fiziksel özelliklerin belirgin olmas› d›fl›nda baflka bir fley söylemez.

36

san fenomenleri aras›nda sa¤lam bir iliflki bulunur, bireysel ve toplumsal davran›fllar› aç›klamada ›rk bir önemli bir kategoridir. Darwin’e göre güçlü insan kabileleri tarih boyunca zay›f insan kabilelerinin yerini alm›flt›r. Darwin’in kendisi bir monogenisttir ve ›rklar›n tek bir soydan geldi¤i görüflündedir. Irkç›l›k, sanayi devrimini izleyen y›llar boyunca kölelefltirme seferlerinin ideolojik temellerinden biri olur. Ça¤dafl fiziksel antropologlar, ›rk kavram›n›n geçerli bir biyolojik kavram olup olmad›¤› konusunda ikiye bölünmüfl durumdalar. Irk kavram›na karfl› olanlar -özellikle popülasyon genetikçileri- evrim kuram›yla, ›rk kavram›n›n uzlaflamayaca¤› görüflündeler. Bugün bütün insanlar Homo sapiens sapiens türü olarak s›n›flad›r›lmaktad›r. Homo sapiens’in homo erectus’tan evrimleflti¤ine kesin gözüyle bak›lmaktad›r. Tart›fl›lmal› yan ise homo sapiens’in homo erectus’tan farkl› co¤rafyalarda farkl› farkl› m› evrimleflti¤i yoksa do¤u Afrika’da evrimleflerek baflka co¤rafyalara m› da¤›ld›¤› konusundad›r. Ancak ça¤›n bilimsel verilerinin a¤›rl›kl› olarak iflaret etti¤i homo sapiens’in Afrika’da 200000 y›l önce evrimleflti¤i, buradan farkl› co¤rafyalara da¤›ld›¤›d›r. Bu sav›n dayand›¤› bilimsel veriler mitokondiriyel DNA (mtDNA) ad› verilen bir organel üzerine yap›lan çal›flmalara dayan›r. Mitokondiriyel DNA, hücrede çekirdekten daha çok sitoplâzmada bulunmaktad›r. Mitokondiriyel DNA, çekirdekte bulunan DNA’dan daha h›zl› evrimleflmekte ve yaln›zca annenin genetik özelliklerini tafl›d›¤›ndan türlerin kökeniyle ilgili yap›lan çal›flmalarda kolayl›k sa¤lamaktad›r. Afrika, Avrupa, Asya, Avusturalya’da, 145 denekten al›nan örnekler üzerinde yap›lan araflt›rmalar 133 mt DNA ayn› kökenden geldi¤ini göstermifltir. Bu araflt›rman›n en önemli sonucu deneklerin Afrikal› bir kad›n›n soyundan geldiklerinin saptanmas›d›r. Bunun yan› s›ra insandaki 3 milyar nukleotidden, yaklafl›k 3 milyonu farkl›d›r. Farkl› olanlardan bir k›sm› insanlardaki görünüfl çeflitlili¤iyle ilgili olanlard›r. 19.yy’da, ›rkç› söylem gelifltirilerek, insanlar, “bilimsel ›rkç›l›k” sav›yla, bilimsel veriler gerekçe gösterilerek, ›rksal s›n›flara bölünmeye çal›fl›l›r. Burada dikkat çekici yan, ekonomik sars›nt›lar›n derinleflti¤i dönemlerde, insanlar ›rklara bölünerek, dikkatlerin emek mü-

cadelesinden kaç›r›lmas›d›r. ‹flte bu yüzden gelir a¤›r geçim koflullar›na ra¤men, gerici ideolojilerin egemen oldu¤u bilinçlerde s›n›f mücadelesi puslar içinde kalm›flt›r. II. Dünya savafl› sonras› Sovyetler Birli¤i ve Çin etkisiyle ›rkç›l›k olgusu etkinli¤i yitir gözükse de küreselleflme ça¤› ›rkç›l›¤›n yeni dalgas› olmufltur. Emperyalist ülkelerde flimdi demokrasi, insan haklar› yaygaras› kopart›lmas› aldat›c› olmamal›d›r. Dünya üzerinde kimi bölgelerde k›s›tl› ekonomik kaynaklardan ötürü yabanc›ya hofl gözle bak›lmamas› eski bir olgudur. Fakat emperyalist devletler ve onlar›n etkisi alt›ndaki bölgeler d›fl›nda dünyan›n hiçbir yerinde tarih boyunca ›rkç›l›k düflüncesi olmam›flt›r. ‹nsanl›k tarihi boyunca kabileler aras›nda savafllarda kitlesel ölümler olmufltur; ancak son 300 y›lda yaflan›lan biçimiyle vahflet hiçbir zaman yoktur. 19. yy’da Amerika’da ›rksal eflitsizli¤i biyolojik farkl›l›¤›n kaç›n›lmaz bir sonucu olarak görme çok yayg›nd›r. Beyazlar ve siyahlar aras›nda varolan eflitsizlikler, tarihi ve kültürel farklar›n yan› s›ra geçmifl kölelefltirme ve ›rkç› uygulamalar›n bir sonucudur. Hiçbir bölgede ayr›mc›l›k Avrupa ve Amerika’da yaflanan afla¤›l›k boyutlara ulaflmam›flt›r. Kanl› Avrupa tarihinden birkaç örnek durumun korkunçlu¤unu anlatmak için yeterli olacakt›r. Sözgelimi Amerika’da Joice Heth ad›nda, kör ve engelli bir kad›n köle 1836 y›l›nda, di¤er insanlar görsün diye sanki bir ucubeymifl gibi “sergilenir”. Bu türden sergilere yeni emperyalizm ça¤›nda s›k s›k rastlan›r. Kongolu Otto Benga, 1906 y›l›nda New York hayvanat bahçesinde bir orangutan›n yan›nda, orangutan›n akrabas› olarak tan›t›larak “sergilenir”. Irk kavram› böylesine tart›flmal› ve belirsizken bu kavram yerine baflka bir kavram bulmak insanl›k ad›na daha iyi bir seçenek gibi görünmektedir. Elbette ›rk kavram› kullan›mdan kalk›nca, ›rkç›l›k ortadan kalkmayacak; ancak bu yolda dilin temizlenmesinde katk› sa¤layaca¤› kesindir. ‹nsanlar› kendilerinin belirleyemeyece¤i özelliklerden dolay› ayr›mc›l›¤a tutman›n savunulacak yan› yoktur. ‹nsan› insan k›lan, do¤ufltan getirdikleri de¤il; yaflarken ortaya koyduklar›d›r. Tüm insanlar›n do¤mufl olmakla eflit haklar› oldu¤u ve farkl›l›klar›ndan dolay› insanlar›n ayr›m görmedi¤i yeni bir yaflam özlemiyle…


Mart-Nisan 2008-42

Okur-Yazarlarin Kaleminden

G‹R‹fi

Yüzünü Bat›’ya dönen Kemalist modernlik, ça¤a uygun bir modernleflme için milli bir kültür yaratmak ad›na saf kültür oluflturmak istemiflse de unutmak istedi¤i geçmiflle ba¤›n› koparamam›fl, köksüzlük, tarihsizlik ve bir yere ait olamaman›n verdi¤i huzursuzlu¤a, korkuya kap›lm›flt›r.

Sabah›n erken saatlerinde okula gidebilmek için bindi¤im dolmufllarda kula¤›m›n duyumsamak durumunda oldu¤u müzi¤in t›n›s›n› akl›mda tutmakla kalmaz eve dönüflte de flark› sözlerini ezberlemifl olurdum. Tam 6 y›l boyunca her seferinde ne yapt›¤›m› kendime sorup bu sözleri ve t›n›lar› unutmaya çal›flt›kça bilinç d›fl›m sürekli onlar› ça¤›r›rd› sanki. Hele hele hafta sonlar› mahallenin bütün delikanl›lar› evde olup da flark› sözleri önce havada sonra alg›mda bulufltu mu unutmam imkâns›z hale gelirdi; malum bizim evde de dinlenirdi. O zamanlar televizyon evlerimizi bu denli yo¤un iflgal etmemiflti. Herkes birbirinin evine gider, günün filmleri izlenirdi. Köyümden ayr›lal› y›llar oldu, sosyal, toplumsal koflullar de¤iflip dönüfltü; ama köye her dönüflümde eve gitmek için bindi¤im dolmufllarda Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses arabeskinin çeflitlenen hallerini, yeni kuflak verasetçilerinden kulaklar›m halen duyumsamakta, evlerde “tipik Yeflilçam” filmleri halen izlenmekte. Bu, geçmifle “1960 ve 1970’lere” bir yâd ziyaretinin ötesine geçmektedir. Zira bak›ld›¤›nda, hâkim içerikler hemen hemen bütün yap›tlarda yerleflikli¤ini sürdürmektedir. Peki, neydi bizim arabesk müzikte ve bu filmlerde buldu¤u-

37


Mart-Nisan 2008-42

muz? Bize nas›l bir yan›t veriyor, hangi gerçe¤e iflaret ediyordu bu ürünler? Gerçekten arabesk benim de daha önce düflündü¤üm gibi yabanc›laflm›fl, yozlaflm›fl bir kültürün ürünün müdür ve gerçekten Yeflilçam filmlerini tipik yapan neydi?1950’li y›llarda popüler olan arabesk temalar, ne oldu da 1960 ve 1970’lerde kültürel metinlerde yayg›nl›k gösterdi? Arabeski sadece flark›, müzik bak›m›ndan düflünmek onu tarihsel, toplumsal, kültürel arka plan›ndan, ba¤lam›ndan koparmak anlam›na gelecektir. Çünkü arabesk müzi¤inin ve kültürünün yarat›c›s› insan ve bu insanlar›n yaflam tarz›, kendini ifade etme alan›, gündelik yaflam pratikleri, dili bu kültürün insan yaflam›na ait oldu¤unu, toplumsal bir gerçekli¤e iflaret etti¤ini gösterir. Gerek arabesk müzik gerekse de arabesk temalar›n yerleflti¤i Yeflilçam filmlerini popüler kültür ürünleri olarak de¤erlendirmek yerinde olacakt›r. Tarihsel ve toplumsal arka plan›n› Türkiye’nin modernleflme sürecine yerlefltirerek bu kültürel ürünle nas›l ve neden bir yan›t gelifltirildi¤i, yan›t vermekte neden geç kal›nd›¤› üzerine bir tart›flma yürütülmeye çal›fl›lacakt›r. Tart›flman›n çerçevesi modernleflme, kültür-iktidar iliflkileri ve popüler kültür ba¤lant›s› kurularak oluflturulacakt›r.

KÜLTÜR TARTIfiMALARI Popüler Kültür-Kitle Kültürü

Raymond Willi-

ams’›n 1960’l› y›llarda elefltirel gelene¤e dayanan “kültür” tart›flmalar› kültürün iki tan›m›na iflaret eder. Bir estetik mükemmellik ölçüsü olan kültür tan›m› seçkinci bir kültürel anlay›fl› ifade eder. Antropolojiye kaynakl›k eden ikinci kültür tan›m› ise betimleyici ve etnografiktir. Buna göre kültür, ortak bir yaflam tarz›d›r. Raymond Williams’›n terimiyle kültür, s›radan günlük davran›flta belli anlam ve de¤erler ifade eden belli bir yaflam tarz›na iflaret eder. Bu anlam›yla kültür seçkinci de¤il; s›radand›r. (Özbek,2006: 75,76) Popülerin günümüzde kullan›ld›¤› biçimiyle iki temel tan›m› vard›r. Popüler yayg›n olarak be¤enilen, tüketilen anlam›na gelirken Stuart Hall bu tan›ma ticari tan›m der. Antropolojik tan›m ise halka ait anlam›na gelir. Williams, popülerin “yayg›n” anlam›na ek olarak “afla¤›, de¤ersiz ve güdülenmifl” anlamlar›n› içine alacak flekilde kullan›r. Kapitalizmin geliflmesiyle birlikte 19. yy’›n sonunda kitlesel üretimin geliflmesine ba¤l› olarak kitle toplumuna ait kitle kültürü kavram›

38

popüler kültür kavram› ile ayn› anlamda kullan›l›r. Williams’›n tan›m›nda as›l vurgu antropolojik “bütün bir hayat tarz›” tan›m›na uygun olarak “toplumsal

pratikler üzerinedir. Williams’a göre her dönemde örgütlenmifl, yaflanan hâkim ve etkili olarak anlamlar ve de¤erler sistemi vard›r. Bu hâkim kültürel sistem statik bir yap› de¤il; sürekli bir “içine alma” süreci oluflturur. Hâkim sistem böylece kendisine karfl› pratikleri, anlam ve de¤erleri içine alabilmek için sürekli olarak kendini yeniden üretmek zorundad›r (Özbek, 2006: 77, 81) Asl›nda yüksek ve popüler kültür aras›ndaki savafl, iyi yaflam›n do¤as›, özellikle toplumda hangi kültürün ve kimin kültürünün egemen olmas› gerekti¤i hakk›nda bir çekiflme. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda savafl ayn› zamanda bir s›n›f çat›flmas›: Kültürün kültürsüze, e¤itimlinin e¤itimsize, uzmanlar›n s›radan insanlara ve vars›llar›n daha az vars›llara sald›rmas›d›r. (Gans, 2005: 19) ‹rfan Erdo¤an’a göre popüler kültür, asl›nda halk kültürü, folk kültürü, halk›n ifadesi, “halk›n ve halktan” olarak kitle kültürüne kapitalist kültüre karfl›tl›¤› anlat›r. Kitle kültürüne geçifl popülerin (halk›n olan›n) kitle kültürü denen kapitalist pazar kültürünün içine al›nmas› ve ticari ve reklam kültürü-


nün bir parças› yap›lmas› sürecidir. Kültürün üstünlü¤ü, kültürsüzlük ve kültürün baya¤›l›¤› gibi nitelemeler, yaflam biçimleri aras›ndaki mücadele ve iletiflim tarz›n› anlat›r. Tutucular›n ve elitistlerin kitle ve popüler kültürü afla¤›lamalar› ve bu kültürün “iflgaline” karfl› “yüksek” ve “kaliteli” kültürü koruma çabalar›, insan yaflam›n›n tümünü kapsayan “egemenlik ve mücadele alan› olan kültür”ü ifade eder. (Erdo¤an,1999:21,34) Erdo¤an, popülerin tan›m›n›n halk›n elinden al›nd›¤›n› ve tan›m› yapan›n sermaye gücü oldu¤unu söyler. Bu tan›mlamalarda popüler kültür aç›s›ndan dikkatimizi çeken as›l önemli nokta asimetriler, dengesizlikler, yar›lmalar oldu¤u gibi popüler kültürün bir direnme alan› olarak karfl›m›za ç›kabilece¤idir. Stuart Hall’e göre kültürel iktidar ve hâkimiyet iliflkilerinin güç alan› d›fl›nda kalan bütünlüklü, hakiki ve ba¤›ms›z bir “popüler kültür” yoktur. Ve as›l ilgi oda¤›n› hegemonya ile kültür aras›ndaki iliflkiye çevirir. Popüler kültür iktidarda olanlar›n kültüre karfl› ya da onun ad›na mücadele alanlar›ndan biridir. Popüler kültür boyun e¤me ya da direnme alan›d›r. K›smen hegemonyan›n yükseldi¤i ve güvenlik alt›na al›nd›¤› yerdir. (Özbek, 2006:86) Yani Hall popüler kavram›n›n tek bafl›na ticari, betimleyici tan›m›n› ve yine tek bafl›na antropolojik tan›m›n› elefltirir. Ve flöyle bir tan›m gelifltirir: “Popüler kültür, herhangi bir dönemde belirli s›n›flar›n toplumsal ve maddi koflullar›ndan köklerini alan ve popüler gelenek ve uygulamalarda vücut bulan biçim ve etkinlikleri göz önüne al›r. Bu anlamda betimleyici tan›m›n de¤erli yanlar›n› da bar›nd›r›r”. Hall, burada hâkim kültürle popüler kültür aras›nda bir çeliflkiye ve gerilime iflaret eder asl›nda. Bu anlamda popüler kültürün kültürel hegemonya mücadelesi içinde ortaya ç›kmas›ndan söz eder. Arabesk tart›flmalar›nda yayg›n ve egemen olan görüfl, arabeski tart›fl›rken genellikle ‘yoz’, ‘dejenere’, ‘zevksiz’, ‘kaderci’, ‘Arap müzi¤i’, ‘a¤lama kültürü’, ‘yanl›fl bilinçli’ gibi nitelemelere yaslanmakta, kimi zaman aç›kça dile getirmese de arabeskin bir ‘popüler kültür’ oldu¤u yönünde genifl bir uzlaflma sergilemektedir ve böylece, Özbe¤in de belirtti¤i gibi kaderci bir söyleme sahip oldu¤u iddias›na dayan›larak; arabeskin hakim ideolojiye direnme ve özgürleflme niteliklerine sahip olmad›¤› sonucuna ulafl›lmaktad›r . “Hiçbir fleyi de¤ifltirmeden mevcut olan› paylaflmadan baflkalar› ad›n yap›lan her fley her ‘yüksek kültür, sanat’ ›srar›, bunlara sahip olmad›¤› düflünülen kitleleri ikinci kez mahkum etmekten ve dahas›

mevcut hakim kültürel iktidar›n ekme¤ine ya¤ sürmekten öteye gidemiyor. Çünkü halka ait olarak bildi¤imiz popüler kültür alan›, ayn› zamanda hakim s›n›flar›n at oynatt›klar›, egemenliklerini pekifltirmek için mücadele verdikleri ve kazanmak istedikleri bir alan.” (Özbek, 2006:10,11) Dolay›s›yla arabeski yaln›zca müzik endüstrisinin körükledi¤i bir meta olarak kabul etmek yerine, gecekondulardaki ifade tarz›yla örtüflen yap›s›yla da yaln›zca bir meta olmad›¤›n›, ayn› zamanda bir yaflam tarz› oldu¤unu; Türkiye’nin 1950’lerde h›zlanan modernleflme projesinin 1960’larda bu sürece verdi¤i hem bir yan›t hem de bu modernleflme sürecini oluflturan bir biçimlenme olarak kabul etmek do¤ru olacakt›r. Bu nedenle öncelikle modernleflme kavram›n› sorgulamak, Türk modernleflmesini incelememize bir temel oluflturmas› aç›s›ndan kolayl›k sa¤layacakt›r.

Mart-Nisan 2008-42

MODERNLEfiME VE POPÜLER KÜLTÜR

Türkiye’de Modernleflme ve Arabesk Osmanl› imparatorlu¤u’nun yerini alan Türkiye Cumhuriyeti imparatorluktan kalan tüm k›r›nt›lar› yok etme, bast›rma bilinç d›fl›na itme üzerine kurulmufltu. Zorunlu olarak h›zl› bir oluflum süreci geçiren Kemalist devlet, Türklü¤e dayanan yeni bir millet kurmay›, imparatorluk tarihinden tamamen kopmay› gerektiriyordu. Bunun için “yeni Türkler” Osmanl› tarihini tamamen yads›yarak ve bu imparatorlu¤un çok kültürlü yap›s›n› ortadan kald›rarak, farkl›l›¤› red ve inkâr ederek, unutmaya çal›flarak belleksiz bir toplum yaratma sürecine girdi. Anadolu’nun miras› ar›nd›r›lm›fl ve idealize edilmifl bir folk kültürüne dönüfltürülmüfltü. Türkler bir yandan modernleflirken bir yandan da geleneklerine sahip ç›kmak zorundayd›lar. (Bora:29, 30) Türkiye Cumhuriyet’i devleti bir yandan Osmanl›’n›n reddi üzerine temellenmeye çal›fl›rken ilgisini Bat›’ya çevirir. Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun yerini alan Türkiye Cumhuriyet’i hem geçmiflteki birçok oluflumun izleyicili¤ini hem de geçmiflin reddini içerir. Türkiye Cumhuriyet’i milli bir devlet olama teziyle kurulur; bir yandan Osmanl›’dan devrald›¤› ümmet kültürünü yans›t›r bir yandan da bu miras› reddederek Türk milli kimli¤ine dayan›r (Koçak,1992:92). Bu ba¤lamda Bat›’ya eklemlenmeye çal›fl›r, ona ba¤lan›r (Ayça:1996:136,137). Ancak modernlik insanlar›n ço¤u taraf›ndan tarih ve geleneklerine yönelik kökten bir tehdit gibi alg›lanm›fl olsa da zengin bir tarih ve kendisine özgü bir gelenekler y›¤›n› oluflturmufltur. Bu bak›mdan modern-

39


Mart-Nisan 2008-42

40

leflme çeliflkiyi beraberinde getirir. Çünkü bu co¤rafya ne zaman geçmiflini unutmaya kalk›flsa hep hat›rlamakla karfl› karfl›ya kalm›flt›r. Her defas›nda unutulmaya karfl› koyan, kendini zorla hat›rlatan, geçmifli bugüne tafl›yan, silinmeye direnen bir iz, ya da bast›r›lan›n geri dönüflü olan hayalet ile karfl›lafl›r. Çünkü asl›nda geçmiflte sahip olunup yitirildi¤i düflünülen, ideallefltirilen, nostalji duygusuyla an›msanan, romantik bir imgeye dönüflen bir aidiyet tasavvurudur bu. (Suner, 2006:15,16) Fakat biz 1980’lerde görece¤iz ki bask› ve inkâr kuflat›c› flekillerle örgütlense de Türkiye modern kimli¤ini olufltururken o güne kadar bast›r›lm›fl, inkâr edilmifl tüm içerikler geri döner. Ancak bast›r›lm›fl olan hiçbir zaman bast›r›ld›¤› fley olarak, saf ve sahici bir içerik olarak geri dönmez. Aksine geri döndü¤ü yerin ihtiyaçlar›yla flekillenen, baflka biçimler alt›nda infla edilen kurgularla, k›flk›rtmalarla aç›k bir fley olarak geri döner. Bu k›flk›rtma ayn› zamanda bast›r›lm›fl bir arzuyu, bir d›fllanm›fll›¤›, bir eksikli¤i, bir mahrumiyeti bat›l› gibi olabilme arzusunu bar›nd›r›r. Bu nedenle geçmiflte bast›r›lm›fl olan fley bugün için daima bir mücadele konusudur (Gürbilek, 2007:104,105). Bir eve dönüfl savafl›n› anlatan modernleflme süreci asl›nda gelenekselin yeniden canlanmas›na dayan›r ve bir bak›ma ondan güç al›r. Toplumsal belle¤i olmayan Türkiye, yak›n geçmiflteki tarihsel olaylar› neredeyse yok sayma, unutma hastal›¤›na tutulur. Yüzünü Bat›’ya dönen Kemalist modernlik, ça¤a uygun bir modernleflme için milli bir kültür yaratmak ad›na saf kültür oluflturmak istemiflse de unut-

Kültür arac›l›¤›yla kurulan hegemonya ve iktidar yap›s›n›n de¤iflimine ba¤l› olarak 1960–70 y›llar› ile 1980’li y›llar›n arabeski farkl›l›k gösterir. Siyasal anlamda 1960’lar ve 1970’ler de, dünyada ezilen ülkelerin gençlerinin ve halk›n egemen düzene ve emperyalizme karfl› baflkald›r›lar›ndaki popülerlik Orhan Gencebay’›n sesine sinmifl yeniklik toplumun ezikli¤i; ancak gururu k›r›lm›fl, özgüvenini yitirmifl bir erke¤in sesinde dile getirildi. Ama 80’lerde art›k bu ses yerini giderek baflka bir sese ‹brahim Tatl›ses’e b›rakt›. ‹brahim Tatl›ses, Orhan Gencebay gibi mazlumu temsil etmiyordu; çünkü kitlelerin vicdan› de¤il; sureti oldu. Toplumsal statükoya karfl› direnen alternatif bir proje olan arabesk bu y›llarda popüler geleneklere yaslanarak r›za gösterir.


mak istedi¤i geçmiflle ba¤›n› koparamam›fl, köksüzlük, tarihsizlik ve bir yere ait olamaman›n verdi¤i huzursuzlu¤a, korkuya kap›lm›flt›r. Ne Kemalist söylemin temsilcisi Karagöz ne Türk dil teorisi ne de gündelik hayat› düzenlemek üzere kurgulanan milli kültür, her ne kadar Osmanl› etkisinden kurtulmaya çal›flm›flsa da dayanaca¤› bir gelene¤i, kimli¤i olmayan kendini bir türlü evinde hissedemeyen, yar›m kalm›fl, kimli¤ini henüz oluflturamam›fl bir çocukluk yarat›r. Geçmiflte “Osmanl› dönemindeki “ erilli¤ini kaybetmifl, geçmiflini kaybetmenin bir yere tutunamaman›n verdi¤i endifleli hale kap›l›r Türkiye. Berman, “Kat› Olan Her fiey Buharlafl›yor” adl› yap›t›nda modernleflmeyi, bir yere ait olman›n mücadelesi fleklinde tan›mlar. Modernizmi, modern insanlar›n modernleflmesinin nesneleri olduklar› kadar özneleri de olmak; modern dünyada s›k›ca tutunabilecekleri bir yer bulamak ve kendilerini bu dünyada evde hissetmek için girifltikleri çabalar olarak ifade eder bu mücadeleyi (Berman, 2006:13). Modernleflme, iktidar iliflkileri ve popüler kültür ba¤lant›s›n› kurabilmek için Marshall Berman’›n modernleflme, modernizm ve modernlik gibi kavramlar›, arabeskin Türkiye’nin modernleflme sürecinde nas›l bir yan›t verdi¤i konusunda, modernleflme süreci ile bu yan›t aras›ndaki iliflkinin niteli¤ini ortaya koymak bak›m›ndan önemlidir. Bu anlamda Meral Özbek,

belli toplumsal kesimlerin modernleflmeye yan›t›n›n okunabilece¤i alan olarak ele al›nabilecek popüler kültür ile modernleflme süreci aras›ndaki iliflkinin kurulmas›nda popüler tecrübeye, egemen s›n›f- ba¤›ml› s›n›f aras›ndaki iktidar iliflkileri ile popüler gelenek çerçevesinde bakan Stuart Hall’un yaklafl›m›n› ayd›nlat›c› bulur. Stuart Hall, tar›msal ve ard›ndan endüstriyel kapitalizmin biçimlenmesi ve geliflmesi sürecinde çal›flan halk›n, emekçi s›n›flar›n ve yoksullar›n kültürü üzerinde sürekli bir mücadelenin olufltu¤unu ve bu gerçe¤in popüler kültürün temeli ve dönüflümlerine iliflkin çal›flmalar›n bafllang›ç noktas›n› oluflturmas› gerekti¤ini belirtir. Ona göre toplumsal güçlerin iktidar iliflkileri ve de¤iflen dengesi, kendisini tekrar tekrar, popüler s›n›flar›n kültür biçimleri, gelenekleri ve hayat tarzlar› üzerindeki mücadelelerde ortaya koyar. (Özbek,2006:56–57) Bir modernleflme alan› olarak arabesk müzik, ne hâkim kapitalist kültürle özdefl ne de tam anlam›yla ondan kurtulmufl, sürekli gerilim içinde duran, teslim olma ve karfl› koymaya, eski- yeni- farkl› tarzlara ait çeliflki di¤erleriyle karmafl›k olan ve kültürel iktidar iliflkileri ve mücadelesi çerçevesinde de sür e kli de¤ iflen bir kültürel aland›r. (Özbek,2006: 13) Çevreye uyumsuzlu¤un ve “yabanc›laflman›n” müzi¤i olarak tan›mlanan arabeski Özbek, eklemlenmifl melez yap›s›n› modernleflme çerçevesinde de¤erlendirir. Bir sembol sistemi olarak müzik hem sözü hem de müziksel yap›s› ile birlikte ortaya ç›kt›¤› dönemin niteli¤i hakk›nda bir göstergedir. Yani bu anlamda arabesk müzi¤in kendisi Türkiye’nin kültürel modernleflme sürecinde bir gösterge olarak incelenebilir. Türkiye’de modernleflmeyle do¤rudan yüzleflmenin tarihi 1950’lerden sonras›d›r. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› dünya kapitalist sistemiyle bütünleflmenin ald›¤› ivme, merkez ve çevrenin karfl›laflmas›n›, iç içe girmeye bafllamas›n› getirdi¤i gibi h›zl› kentleflme, sanayileflme, kitle iletiflim araçlar›n›n ve e¤itim ile ulaflt›rman›n da geliflmesi ve yayg›nlaflmas›n› getirmifltir. 1950 sonras› Türkiye’de köyden kente yaflanan kitlesel göçe ba¤l› olarak geliflen arabesk müzik, afla¤›dan yukar›ya do¤ru biçimlenen bir kültürü do¤urur. Bu anlamda arabesk müzik genifl halk kitlelerinin kamuoyu tepkisi olarak de¤erlendirilebilir: Türkiye’nin 1960’lardaki h›zlanan “modernleflme” sürecine hem bir yan›t hem de bizzat bu “modernleflme” sürecini oluflturan bir kültürel biçimlenme. Bu nedenle arabesk yaflayarak oluflturulan ve etki eden en önemli popüler kültür alan›m›zd›r. Bu anlamda arabesk müzik çevreye uyumsuzlu¤un de¤il; tam da tersine, çevreye uymas›n›n var kalman›n yolu-

Mart-Nisan 2008-42

41


Mart-Nisan 2008-42

42

nu bul ab i lm es inin bafl ar ›l› bir göst e rg es idir. (Özbek,2006:24,25) Modernlikte bireyler “kat› olan her fleyin buharlafl›p gitti¤i” bir dünyada, yaflam›n›n heyecan ve korkusunu bilir. Modern olmak, “paradoks ve çeliflkilerle dolu bir hayat sürdürmek demektir. Ça¤dafll›k, ortak yaflamlar› kontrol etme ve ço¤u zaman yok etme gücüne sahip devasa bürokratik örgütlerin gölgesi alt›nda yaflamak; ama gene de bu güçlerin karfl›s›nda ç›kmaktan, dünyay› de¤ifltirmek ve bizim k›lmak için savaflmaktan bir an için olsun caymamak demektir. Ayn› zamanda yeni deneyim ve serüven olanaklar›na kucak açmak; ama bir yandan da ço¤u modern serüvenin yol açt›¤› nihilistçe derinlikler karfl›s›nda korkuya kap›lmak, her fley buhar olup giderken bile gerçek bir fleyler yarat›p onlara tutunmak istemiyle yan›p tutuflmak demektir.” (Berman, s:11) O halde arabesk ne modern ne de geleneksel ideal tip tan›mlar›na uymaktad›r. Yabanc›y› bugün gelip yar›n kalan, bugün gelip yar›n gidemeyen kifli olarak tan›mlayan Simmel, bu tan›mdan yola ç›karak arabeskin flehirdeki yabanc›ya, flehre yabanc› olana seslendi¤ini söyler. Buna göre arabesk bugün gelip yar›n kalan›n, önceki ve bugünün uzlaflt›¤› yerdir; hem o, hem de ötekidir, önceki kültürden koptu¤u yeni tan›flt›¤› kültüre direndi¤i yerdir; bu nedenle ne o ne ötekidir. (Gürbilek,2007: 34,35) Yani kent dinami¤i ile belirlenen, ona yan›t veren bir yandan uyum bir yandan da direnme tafl›yan bir pratiktir. Kente gelenin toplumsal olma niteli¤i, mahalle ölçe¤inde kent taraf›ndan belirlenir. Bu nedenle arabesk günlük sorunlardan kaç›fl de¤il; gündelik pratikte var kalabilme gücünü sa¤layan kültürel bulufltur (Simmel’den aktaran Özbek, 2006:108). Modernleflme ve modernizmi iliflkilendiren tarihsel ba¤›n geliflme oldu¤u düflüncesine sahip olan Berman, kapitalist dünya sistemiyle ortaya ç›kan sosyoekonomik dönüflümün etkisi alt›nda kalan bireyin, hayat› ve kiflili¤inde ortaya ç›kan ve bireysel geliflme kavram›nda ifadesini bulan bir tecrübeye iflaret eder. Bu ekonomik ve bireysel geliflme bireyde bir gerilim yarat›r. “Bu çalkalan›fl ve kargafla, ruhsal flaflk›nl›k ve sarhoflluk; deneysel imkânlar›n genifllemesi, kiflisel ba¤lar›n y›k›lmas›, modern duyarl›l›¤›n do¤du¤u ortam oldu¤unu, bu tecrübenin modern hayat›n çeliflkileri ve müphemli¤i oldu¤unu söyler. (Berman,s18) Laclau ise modernleflmeye iliflkin flu de¤erlendirmelerde bulunur: Bir flehir merkezine ulaflt›ktan sonra göçmen, bir bask›lar karmaflas› yaflamaya bafllar. Çeflitli kent bask›lar› karfl›s›nda devletle diyalektik ve çat›flmal› bir iliflkiye girer. Bu koflullar alt›nda onu sö-

müren yeni topluma karfl› antagonizmas›n› ifade etmek için gösterece¤i do¤al tepki, gelmifl oldu¤u toplumun sembollerini ve ideolojik de¤erlerini öne sürmek olacakt›r. (Laclau’dan aktaran Özbek, 2006:111) Kültür arac›l›¤›yla kurulan hegemonya ve iktidar yap›s›n›n de¤iflimine ba¤l› olarak 1960–70 y›llar› ile 1980’li y›llar›n arabeski farkl›l›k gösterir. Siyasal anlamda 1960’lar ve 1970’ler de, dünyada ezilen ülkelerin gençl er inin ve halk›n egemen düz ene ve emp e ry alizme karfl› baflk a ld ›r ›lar › nd aki pop ülerlik (Erdo¤ a n : 3 4 ) O rhan Gencebay’›n ses ine sinmifl yen i klik topl umun ezikl i¤i; ancak gur uru k›r › lm›fl, özg üv en ini yit i rmifl bir erk e¤in ses i nde dile get ir i ldi. Ama 80’lerde art›k bu ses yerini gid erek baflka bir sese ‹br ahim Tatl ›ses’e b›r a kt›. ‹br ahim Tatl ›ses, Orhan Genc ebay gib i m a zl umu temsil etm iy o rdu; çünkü kitl el erin vicd an› d e¤il; sur eti oldu. Topl u msal stat ük oya karfl› direnen a lt e rnatif bir proje olan arabesk bu y›ll a rda pop üler gel en e kl ere yasl an arak r›za göst erir. (Özbek, 2006:136) S onuç itib ar i yle 1960 ve 70’ li y›ll a rda Orhan Genc ebay arab e ski’nin hâkim ideo l oj iye yen i lm eyen dir en ifl i b i rçok fleyin ayn› anda yafl a nd ›¤› bask› dön em inin ola¤ an ü stü kofl u ll ar›, Kem alizm’in bu topl uma sund u¤u modernleflme vaa d inin çök üfl ünü, bu topluma biçt i¤ i m odern kiml i¤in parç al a nm as ›n›, cumh ur iyet seçk i nc il i¤ inin bast › rd ›¤› her fleyin geri dönüflünü yans ›tan 1 9 8 0 ’ l e rd eki piy as aya teslim olur. KAYNAKÇA 1) Ayça, Engin, Yeflilçam’a Bakmak, içinde: Türk Sinemas› Üzerine Düflünceler, Der: Süleyma Murat Dinçer, Doruk Yay›nlar›, Ankara,1996 2) Berman, Marshall, Kat› Olan Her fley Buharlafl›yor, ‹letiflim Yay›nlar›, ‹stanbul, 2006 3) Bora, Tan›l, Muhafazakârl›¤›n De¤iflimi ve Türk Muhafazakârl›¤›nda Baz› Yol ‹zleri, Toplum ve Bilim, s:74 4) Erdo¤an, ‹rfan, Popüler Kültür, Kültür Alan›nda Egemenlik ve Mücadele, içinde Popüler Kültür Ve ‹ktidar, der: Nazife Güngör, Vadi Yay›nlar›, Ankara,1999 5) Gans, Herbert J., Popüler Kültür Ve Yüksek Kültür, Yky Yay›nlar›, ‹stanbul,1999 6) Gürbilek, Nurdan, Vitrinde Yaflamak “1980’lerin Kültürel ‹klimi”, Metis Yay›nlar›, ‹stanbul,2007 7) Koçak, Orhan, 1920’lerden 1970’lere Kültür Politikalar›, Modern Türkiye’de Siyasi Düflünce Cilt:2: Kemalizm, Der: Ahmet ‹nsel, ‹letiflim yay›nlar›, ‹stanbul 2001 8) Özbek, Meral, Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, ‹letiflim yay›nlar›, ‹stanbul,2006 9) Suner, Asuman, Hayalet Ev “Yeni Türk Sinemas›nda Aidiyet, Kimlik Ve Bellek”, Metis Yay›nlar›, ‹stanbul, 2006


Mart-Nisan 2008-42

“iMTiYAZSIZ, SINIFSIZ, KAYNAfiMIfi B‹R KÜTLE”nin

M‹LL‹YETÇ‹L‹K SANCILARI

M

"Tarihi yanl›fl yazmak bir millet olman›n parças›d›r." Ernest Renan illiyetçilik nedir, iktidarla iliflkisi nedir ve hangi toplumsal iliflkiler bütününe dayanarak ayakta kalabilmektedir? Sorular› ço¤altabilmek elbette mümkün; ancak bunlar›n bile aç›klanmaya kalk›fl›lmas› bafll› bafl›na zor bir ifltir.

Ulus devlet projesinin kapitalizmin flafa¤›nda belirmesi ve bu anlam›yla korumac› politikaya yaslanan bir milliyetçilik ile Paris banliyölerinin tutuflmas›na sebep olan milliyetçilik bir ve ayn› fley de¤ildir. Zaten kavram›n aç›klanabilmesini zor k›lan fley de budur. Dünya ve toplumlar sürekli olarak hareket halindedir ve gelinen aflamada kavram yeni koflullara kendini adapte etmifltir. Biz gene de bir kaç milliyetçilik tan›m› yaparak sorunu ele almaya bafllayal›m. Elbette milliyetçilikten önce millet tan›m› ele al›nmal› ve onun üzerin-

den milliyetçilik aç›klanmal›d›r. Bu noktada Stalin'in çok bilinen tan›m›yla bafllayal›m. "Millet, tarihsel olarak evrilmifl istikrarl› bir dil, toprak, ekonomik yaflam ile kendini kültür ortakl›¤› ile d›fla vuran psikolojik yap›dan oluflan bir topluluktur." (1) "Millet" konusunda en bilindik olan› ve genel kabul görmüfl olan› Stalin'in yukar›da yapt›¤›m›z tan›m›d›r. fiimdi de milliyetçili¤e iliflkin birkaç tan›ma de¤inerek meseleye farkl› aç›lardan bakmaya çal›flal›m. Çünkü bu, mevcut bir tak›m geliflmeleri alg›lamam›zda kolayl›k sa¤layacakt›r. *** "Milliyetçilik, modern dünyaya özgü devlet ve toplum ayr›m›na verilen özel bir yan›tt›r. Bu ayr›m› y›kmay› amaçlar" [John Breuilly]. Bu tan›mdan hareketle baflta sordu¤umuz sorulardan ikincisine de cevap verebildi¤imizi düflünüyoruz. "Devlet" ve "toplum" aras›ndaki ayr›ma verilen bir yan›t olarak tan›mlanan milliyetçilik olgusu, ister istemez devletin elindeki ideolojik bir ayg›t özelli¤ini vurguluyor. Ya-

43


folklor, tarih, co¤rafya (vatan), din (ulusal din)...standart bir çerçeveye yerlefltirilerek ulusal bütünlük sa¤lanmaya çal›fl›ld›. Bu ba¤lamda farkl› soy, lehçe, kabile, etnisite vs. ulusal kültür içinde homojenlefltirildi. Bu da ulus-devletlerin homojen kültür ihtiyac›n› karfl›lad›"(3)

Mart-Nisan 2008-42

Söz "ulus" yaratmaya gelmiflken bu sürecin özellikle bat› Avrupa'da gündeme gelifl tarz›na k›saca de¤inmekte fayda var. Avrupa k›tas›nda kapitalizmin geliflimiyle paralellik tafl›yan sürecin do¤u toplumlar›nda gündeme gelifl tarz› oradakinden farkl› olmufltur ve içsel bir dinami¤i ifade etmemektedir. Di¤er bir deyiflle yukar›dan afla¤›ya bir devlet politikas› olarak gündeme gelmifltir. Ancak konumuz kapsam›nda olmad›¤› için flimdilik bu noktay› es geçiyoruz. Çeflitli makalelerde de¤iflik vesilelerle de¤indi¤imiz ulusun oluflumu konusuna k›saca da olsa de¤inerek ilerleyelim. ***

Kapitalizmin flafa¤›nda ulus (millet) Milliyetçilik, egemenli¤in kültürel duyarl›l›¤›d›r ve ulus-devletin s›n›rlar› içinde idari gücün koordinasyonuyla atbafl› gider" A. Giddens

Kahraman bir geçmifl, büyük adamlar, fleref. ‹flte bunlar milliyetçi düflüncenin temelleri. [Renan] ni milliyetçilik, toplum içerisindeki çeflitli gruplar›n tercihi olmaktan çok, daha önemlisi devletin ifllevsel bir arac› olarak gündeme geliyor, getiriliyor. Özellikle bizimki gibi, çok uluslu ve çeflitli milliyetlerden medeniyetlere befliklik etmifl ülkelerde milliyetçili¤in bir "ulus" yaratma çabas›n›n harc› olarak ve baflta Kürtler olmak üzere di¤er az›nl›klar üzerinde bir bask›lanman›n hatta asimilasyonun arac› olarak hiç elden b›rak›lmad›¤› düflünülmelidir. Ulus yaratmaya iliflkin söylenmifl bir baflka söz daha var ki meseleyi özetler niteliktedir. "‹talya yap›ld›, flimdi ‹talyanlar› yapmak zorunday›z." (1860 Massimo D'azeglio) (2)

44

Ulus-devletin inflas› bir bak›ma egemen güçler taraf›ndan toplum mühendisli¤i olarak ele al›nd› ve bu infla sürecinde farkl› olan ne varsa "tek"lefltirildi. "Dil,

Avrupa'da burjuvazi iç pazar›n birlefltirilmesine yönelen milli hareketlerin öncü gücüydü. Feodalizmin kabile-kavim gibi topraklar› bölen yap›s› burjuvazinin ekonomik ç›karlar›n› bozuyordu ve bu yüzden burjuvazi öncülü¤ündeki milli hareketler feodalizme yönelmiflti. Bu süreç burjuva demokratik devrimlerle merkezi ulusal devletlerin kurulmas› fleklinde ilerledi. Bat› Avrupa'da durum buyken, Do¤u Avrupa ve Asya'da merkezi devletler feodalizm döneminde olufltu. ‹ç gümrükler, geçifl vergileri, senyörlerin keyfi davran›fllar›, tek bir ölçü sisteminin olmay›fl› ve yerel adli kurallar ticaretin genifllemesini, tek bir ulusal pazar›n kurulmas›n› ve kapitalist iliflkilerin kesin olarak yerleflmesini engelleyen etmenlerdi. Tüm bu sebeplerden dolay› ulusal söylemler burjuvazinin öncülü¤ünde dillendirilmeye ve geliflen kapitalist iliflkilerle birlikte daha genifl bir toplumsal güç taraf›ndan savunulmaya baflland›. Yeni üretici güçler ile eski üretim iliflkileri aras›ndaki uzlaflmaz çeliflki, devrimi burjuvazi önderli¤inde ve "ulus" söyleminin ard›nda mümkün k›ld›. Topra¤›n lordlar aras›ndaki bölünmüfl yap›s› siyasal iktidar›n da bölünmüfllü¤ü demekti. Bu durum iktidar›n tek elde toplan›p merkezileflmesini önlüyordu. Kentlerin büyümesi ve buralarda burjuvazinin artan


Milliyetçiliğin, proleterleri ve burjuvaları aynı ortak ülkü çerçevesinde birleştirme çabası sınıf çelişkilerinin gizlendiği bir peçe olarak hep var oldu, olmaya devam ediyor. Burjuva ya da burjuva-feodal devlet mekanizmalarının iktidarlarını kalıcılaştırma plânlarının bir parçası olarak "milliyetçilik" hep biçilmiş kaftan olarak kitlelere nüfuz ettirildi. Gelinen noktada kavram kendini gelişen süreçlerin çelişkilerine adapte edebildi ve öncesinde "pazar" oluşturma kaygısıyla beliren milliyetçilik, coğrafyanın tarihsel toplumsal koşullarına göre kendini sınıf farklarının olmadığına ya da azınlıkların aslında Türk olduğuna kadar geniş bir söylem alanı oluşturabildi. Aslında e tazınlık ulusların bastırılması şeklinde bir biçime bürünen milliyetçiliğin k i n l ide esasında "Pazar" ekseninde cereyan eden ekonomik öze "As¤i, geliflen tekabül ettiğini söyleyebiliriz. ticaret, tar›msal üretimin üstünlü¤ünü yitirmesi gibi nedenler lordlar›n etkinli¤ini azalt›yor ve ekonomik etkinlik el de¤ifltiriyordu. Ekonomik etkinli¤ini yitiren lordlar siyasal iktidarlar›n› da kaybetmeye bafll›yordu. Burjuvazi, önünde y›k›lmas› gereken güç olarak kilisenin etkinli¤ini ve feodalizmi görüyordu. Katolik kilisesine karfl› Protestanl›¤› savunup "ulusal kilise"lerin önünü açt› ve reform hareketlerini h›zland›rd›. Di¤er taraftan da feodalizme karfl› merkezi otoritenin güç kazanmas›n› ve ulus-devletlerin kurulmas›n› destekledi. Tüm bu süreç kapitalizmin oluflmas› ve beraberindeki uluslaflma hareketlerinin sanc›s›na tan›kl›k etmektedir. Tarihsel bir sürecin ki buna ulus-devletlerin infla süreci de diyebiliriz, devam›nda ulus-devletlerin kendini tamamlamas› milliyetçili¤i tarih sahnesinden çekilmeye koflullamad›. Bahsini etti¤imiz milliyetçili¤in, proleterleri ve burjuvalar› ayn› ortak ülkü çerçevesinde birlefltirme çabas› s›n›f çeliflkilerinin gizlendi¤i bir peçe olarak hep var oldu, olmaya devam ediyor. Burjuva ya da burjuvafeodal devlet mekanizmalar›n›n iktidarlar›n› kal›c›laflt›rma plânlar›n›n bir parças› olarak "milliyetçilik" hep biçilmifl kaftan olarak kitlelere nüfuz ettirildi. Gelinen noktada kavram kendini geliflen süreçlerin çeliflkilerine adapte edebildi ve öncesinde "pazar" oluflturma kayg›s›yla beliren milliyetçilik, co¤rafyan›n tarihsel toplumsal koflullar›na göre kendini s›n›f farklar›n›n olmad›¤›na ya da az›nl›klar›n asl›nda Türk oldu¤una kadar genifl bir söylem alan› oluflturabildi. Asl›nda az›nl›k uluslar›n bast›r›lmas› fleklinde bir biçime bürünen milliyetçili¤in de esas›nda "pazar" ekseninde cereyan eden ekonomik öze tekabül etti¤ini söyleyebiliriz. "Grev isteyen iflçinin Türklü¤ünden flüphe edilen"(4) bir ülkenin cumhurbaflkan› Türk-ifl genel kurulunda yapt›¤› konuflmada asl›nda milli bir kaynaflm›fll›ktan hareketle flu sözleri sarf edebiliyor:

Mart-Nisan 2008-42

l›nda bugün güzel bir an ya fl › y oruz. Sendika baflkanlar› özellikle Harb-‹fl çok daha iyi bilir. Benim babam 45 y›l önce Kayseri'de tayyare fabrikas›nda Türk-‹fl'in, Harb-‹fl'in temsilcilerindendi. Emekli olduktan sonra durmad›, çal›flma hayat›na devam etti. fiimdi yan›nda çal›flanlar›yla bir çocukbaba flefkati içinde. Ben bugün cumhurbaflkan›y›m. Demokrasinin, cumhuriyetin, bugünkü Türkiye'nin asl›nda hangi noktada oldu¤unu söylüyorum. S›n›flar›n k›r›ld›¤›n›, eskiden oldu¤u gibi ayr›m›n olmad›¤›n›, Türkiye'nin art›k çok aç›k bir toplum oldu¤unu söylüyorum." (5) Abdullah Gül s›n›flar›n k›r›ld›¤›n› söyleyerek yeni bir fley söyledi¤ini san›yor. Hâlbuki M. Kemal o tan›m› "imtiyazs›z, s›n›fs›z, kaynaflm›fl bir kütle" fleklinde çok önceleri yapm›flt›. Yükselen, yükseltilen bir de¤er olarak "milliyetçilik" AKP'nin de diline pelesenk oldu¤undan dolay› meseleyi güncel bir tart›flma olarak ele almak eksik olacakt›r. Meselenin yaflad›¤›m›z co¤rafyada sahip oldu¤u bir tarihsellik vard›r ki o da Türk‹slam senteziyle flekillenen bir devlet politikas› olarak milliyetçili¤in devletin temel ülküsü oldu¤u gerçekli¤idir. fiimdi meseleyi yeni gündeme gelmifl gibi tart›flman›n tek hakl› gerekçesi vard›r. O da son y›llara göre k›yasland›¤›nda milliyetçili¤in halk içerisindeki varl›¤›n›n hiç bu düzeyde olmad›¤›d›r. Yoksa devletin kafatasç› zihniyeti ‹ttihat Terakki'ye kadar varmaktad›r. Meseleyi tersinden okudu¤umuzda ise anti-faflist mücadelenin milliyetçi gruplara karfl› yap›lan mücadeleden ziyade devlete karfl› yürütülen bir mücadele oldu¤unu söyleyebiliriz. *** Mesele ça¤›m›zda ister istemez küreselleflme-milliyetçilik ikilemine varm›flt›r. Sermaye ve sömürü olanca h›z›yla küreselleflirken, milliyetçili¤in anlam› ne olmaktad›r. Kapitalizmle hesaplaflmayacak bir ideolojinin, dahas› kapitalizmin koltuk de¤ne¤i bir ideolojinin yine kapitalizmin vard›¤› evre olan küresel-

45


Mart-Nisan 2008-42

Milliyetçilik, bazen önceden var olan kültürleri al›p onlar› milletlere çevirir... bazen de milletleri icat eder ve genellikle önceden var olan kültürleri tamamen yok eder. [Gellner] leflmeyle çeliflmesi paradoksal gözükebilir. Ama esas›nda söz konusu olan; milliyetçili¤in, özü ayn› kalmakla birlikte yeni bir biçime bürünmesidir. Küreselleflme, kendi milliyetçili¤ini de yaratm›flt›r ve bugün milliyetçilik küreselleflme flartlar›na uyarlad›¤› söylemlerle nemalanmaktad›r. "Kapitalizmin ekonomisi, devleti gerekli k›lan siyasal ve toplumsal boyutlar› olmaks›z›n düflünülemez. Dolay›s›yla günümüz kapitalizminin temel çeliflkisi, ekonomideki kürselleflme ile siyasal ve toplumsal alandaki ulusall›k aras›ndaki bölünmüfllüktür." (6)

46

Küreselleflme sürecinin ulus-devleti afl›nd›rmas›n›n milliyetçi söylemi getirdi¤i yeri göstermek aç›s›ndan bir örnek vermek gerekirse, ‹stanbul Üniversitesi ‹ktisat Fakültesi ‹ktisat Sosyolojisi Anabilim Dal› Baflkanl›¤›'n› ve ayn› zamanda faflistli¤i tescilli Ayd›nlar Oca¤› genel baflkanl›¤›n› yürüten Mustafa Erkal'› dinleyebiliriz. "Art›k klâsik sa¤-sol ideolojik tart›flmas›, yerini milliyetçi-evrenselci ikilemlere b›rakt›." diyen Erkal, "Küreselleflme, milliyetçili¤in karfl›t söylemidir mi diyorsunuz?" sorusuna ise, "Milliyetçilik, küreselleflme ile önü aç›lm›fl milli devletlerin üzerinde ortaya ç›kard›¤› olumsuz etkilere karfl› ister istemez bafllayan bir yeniden kendine hâkim olmad›r. Milliyetçilik öyle bir yükseliflte ki; daha önce bu ak›m› reddeden, s›n›f

çat›flmas›n› esas alan ve buna dayal› ideolojilere olumlu bakan baz› çevreleri bile milli bir noktaya çekti. Bunda küreselleflme rolü önemli." (7) cevab›n› veriyor. Erkal'›n da itiraf etti¤i gibi yükselifle geçen milliyetçilik küreselleflmeyle mümkün olabilmifltir. ‹flte paradoksal durum burada yine karfl›m›za ç›km›flt›r. Küreselleflme ulus-devleti afl›nd›r›rken, di¤er taraftan da milliyetçilik küreselleflmeye yaslanarak büyümektedir. Üstelik ideolojik olarak yalpalayan kimi "sol"cular›m›z› bile milliyetçilefltirecek kadar genifl bir alan› etkisine alarak... D‹PNOTLAR 1- Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, ‹nter Yay›nlar›, sf. 17 2- H.J. Puhle'den aktaran Ergün Y›ld›r›m, Do¤u Bat› say› 38 - Milliyetçilik I, Küreselleflen dünyada milliyetçilik, sf. 185. 3- Gellner E., Milliyetçili¤e Bakmak, ‹stanbul: ‹letiflim Yay›nlar›, sf. 52 4- 1950'lerde CHP hükümetinin çal›flma bakanl›¤› müsteflar› Fuat Erciyes, aktaran Aziz Çelik, Grevfobi, Radikal ‹ki, 18.11.2007 5- 9 Aral›k 2007 tarihli Milliyet gazetesi, 6- Ölmezo¤ullar› Nalan, Ekonomik sistemler ve küreselleflen kapitalizm, Ezgi kitabevi, sf. 249 7- http://rustemyemez.blogcu.com/2232939


Mart-Nisan 2008-42

Hrant Dink'in Katledilmesi ve Ayr›mc›-‹nkârc› Sistemin Yeniden Üretimi Üzerine Onlar ümidin düflman›d›r sevgilim Akarsuyun Meyve ça¤›nda a¤ac›n Serpilip geliflen hayat›n düflman› Bursa`da havlucu Recep`e Karabük fabrikas›nda tesviyeci Hasan`a düflman fakir köylü Hatçe kad›na ›rgat Süleyman`a düflman Sana düflman bana düflman Düflünen insana düflman Vatan ki bu insanlar›n evidir Sevgilim onlar vatana düflman Çünkü ölüm vurdu damgas›n› al›nlar›na -çürüyen difl dökülen etBir daha dönmemek üzere y›k›l›p gidecekler Ve elbette ki sevgilim elbet Dolaflacakt›r elini kolunu sallaya sallaya Dolaflacakt›r en flanl› elbisesiyle: ‹flçi tulumuyla Bu güzelim memlekette hürriyet

19

Naz›m Hikmet

Ocak 2008'de Hrant'›n katlediliflinin birinci y›l›nda saat 15.00'de, ayn› yerde bir araya geldik. Anmaya, geçen bir senelik sürecin yaratt›¤› liberal-faflist kamplaflmas› damgas›n› vurdu. Devrimci müdahalenin yetersizli¤i Hrant'›n anmas›n›, yar› sömürgelefltirilmifl ekonomik altyap› ve faflist siyasal üstyap›dan soyutlayarak 301 tart›flmas›na s›k›flt›rm›flt›r. Hrant'›n itiraz›n›n sadece birkaç faflist olufluma veya baz› hukuki alanlara olmad›¤›n› röportajlar› ve yaz›lar›ndan hareketle aç›k olarak bilmekteyiz. Hrant, çeteler ve yasalar gibi buzda¤›n›n görünen k›s›mlar›ndan çok bunlar› üreten mekanizman›n üzerine gitti¤i için katledilmifltir. "Hrant'›n arkadafllar›" olarak adland›r›lan grup 301 ve AB özgürlü¤ü talepleri ard›nda bu cinayetin gerçek özünü kaç›rmaktad›rlar. Ezilenlerin talepleri ve mücadeleleriyle bu tür ayd›nlar›m›z›n üretti¤i mücadeleyi devrimci bir tarzda birlefltiremedi¤imiz sürece "on dakikal›k, sessiz" eylemlilikler muhalif güçlerin makûs kaderi haline gelecek-

47


Mart-Nisan 2008-42

48

tir. Kastetti¤imiz devrimci tarz, binlerce y›ld›r Anadolu halklar›n›n üzerinde olan inkâr ve sömürücü üretim iliflkilerinin yeniden üretilmesini engelleyici ideolojik, siyasi ve askeri çal›flmalar yapmakt›r. Hrant'›n öldürülmesinden geçen bir senede sadece muhalefet boyutunda de¤il devlet-katiller iliflkisinde de yeni kan›tlar ortaya ç›kt›. Burjuva bas›n›n "ihmal" manipülasyonlar›na karfl›l›k, gerçekler katillerin yönlendirildi¤i merkezlerin üst düzey yetkililere kadar ç›kt›¤›n› gösteriyor. Yani katillerin arkas›ndaki güç s›¤ sularda yüzmektedir. Öldürenlerin kendi mahkemelerini kurdu¤u bir düzende, katilleri sahiplenenler güçlerini "Bir Ermeni'nin katledilmesinin" ülke içindeki meflrulu¤undan alm›fllard›. Mahkemelerde san›¤›ndan avukat›na, herkese çok rahat bir biçimde tehditler ya¤d›rmalar› faflist katillerin arkas›ndaki güçlerin düflüncesinin, ülkedeki hegemonyas›n›n aç›k bir gös-

ve hayali kurgularla donanm›fl ideolojilerle hitap ederek Anadolu halklar›n› birbirine düflman etmeyi amaçlamaktad›r. Emperyalistlerin tafleronlu¤unu yapan bu katillerin oyununu ancak Yeni Demokrasi güçleri bozabilir. Ve bu oyun bozulacakt›r. Hrant Dink cinayetiyle devlet ve yerel faflist güçler aras›ndaki yak›n ba¤ bir kez daha kan›tlanm›flt›r. Polis, Jitem, sivil faflist güçler ve tetikçiler aras›ndaki iliflki a¤›n›n bu kadar aç›k bir flekilde afifle edilmesi ayn› zamanda halk›n gerici duygular›na duyulan güvenden kaynaklanm›flt›r. Hrant Dink cinayetinin ayd›nlat›lmas› ancak bu gerici duygu olarak ifade etti¤imiz ideolojik konumlan›fl› a盤a ç›kartmak ve buna karfl› yeni bir ideolojik hegemonya kurmakla mümkündür. Yoksa Hrant'›n öldürülüflünden bugüne kadar devam eden, faflistlere karfl› yürütülen salt "301" tarz› yasalara odaklanan bir kampanyac› anlay›fla

tergesiydi. 1980 sonras› egemenlerin yeni ideolojik konsepti olan "Türk-‹slam" siyasetçileri bir yandan ülkedeki kamusal mallar› bir bir özellefltirmeyle satarken bir yandan da halklar›n afyonlar›ndan biri olan ‹slamc›-milliyetçi ideolojinin dozaj›n› yükselterek bu talan› halklar›n gözünde meflrulaflt›rmaktad›rlar. Yani asl›nda ne Türklükle ne de ‹slamiyetle -dini anlamda- bir alakas› olmayan bu emperyalizm tafleronlar› kendi h›rs›zl›klar›n› halk›n geri duygular›na efsaneler

saplan›p kal›r›z. "TCK 301 mi dediniz? Hemen belirtelim; kanaatimiz odur ki TCK 301 tek bafl›na önemli de¤ildir; o bir zihniyetin ürünüdür ve as›l olan ise bu zihniyetin (yani resmi ideolojinin) ta kendisidir... ...TCK 301'in kald›r›lmas›yla da özgürlükler falan da gelmez. Ne olur birbirimizi aldatmayal›m... TCK 301 resmi ideolojinin s›rt›m›zdaki sopalar›n-


dan sadece birisidir..."(1) Komünist güçleri engellemek için ç›kart›lan "141142" yasalar› nas›l sona erdiyse faflist yap›daki "301" de kald›r›labilir. Fakat yasalar›n de¤iflmesi yasalar›n yükseldi¤i yap›lar›n de¤iflmesini sa¤lamaz. Bu çerçeveden bak›ld›¤›nda Hrant Dink'in 301. madde yüzünden katledilmedi¤i tespitini yapabiliriz. Dink mevcut sosyo-ekonomik yap›n›n üretti¤i ve beslendi¤i Türk ulusal kimli¤inin yeniden üretimine verdi¤i "zarardan" dolay› katledilmifltir. Ermeni gazeteci H. Dink, Kemalistlerin ‹ttihatçilerden devral›p gelifltirdikleri ve tarih yaz›mlar› içinde temel bir yer tutan Türk ulusal kimli¤inin gerçek niteliklerini ortaya ç›kartman›n bedelini hayat›yla ödedi. Bu ulusal kimlik üretimine Hrant Dink'in nas›l zarar verdi¤ini analiz etmeye bafllamadan önce, ilk olarak ekonomik ve ideolojik yeniden üretimi aç›klamam›z gerekmektedir. Birinci kuflak Marksist kuramc› ve militanlardan Rosa Luxemburg kapitalist ve kapitalizme geçifl ekonomilerini analiz ederken yeniden üretim sorununa odaklanm›flt›r.(2) Ona göre üretim araçlar› ve tüketim mallar› üreten iki kesimden oluflan ekonomide toplam üretim sürekli birikim çerçevesinde genifllemektedir. ‹flçilerin sömürülmesi sonucu ortaya ç›kan art› de¤erin bir k›sm› sabit sermayeye eklenirken di¤er k›sm› realize edilme sorunuyla karfl›lafl›r. Yani sürekli birikim sonucu art› de¤erin artmas› yeni pazar sorununu, bu da kapitalistlerin ekonomik çerçeveden ç›k›p kapitalist olmayan alanlardan faydalanmalar› sonucunu do¤urur. Ekonomik içsel süreç ekonomik olmayan araçlarla sömürgecili¤i yeniden yaratm›flt›r. Art› de¤erin de¤iflmeyen sermayeye eklenmeyen k›sm›n›n iç pazardaki yetersiz talepten dolay› de¤erlendirilememesi, sermayenin d›fl pazarlara ihrac›n› do¤urur. Kapitalistleflmemifl toplumlarla girilen sömürü iliflkisi mevcut ülkelerin yap›s›nda belli de¤iflikler yarat›r; fakat geri üretim iliflkilerini de kendi stratejik yap›lanmas› çerçevesinde devam ettirir. Yani Luxemburg'un analizinde, ba¤›ms›z veya ba¤›ml› kapitalist ekonomik sistemlerde ekonomik olmayan araçlar kullan›lmas›yla kapitalizmin kendini nas›l yeniden üretti¤inin aç›klamas› yap›lm›flt›r. Ulusal pazardaki talep ve hammadde yetersizli¤i geliflmifl ülkelerin burjuvazilerini emperyal amaçlarla kapitalizm d›fl› bölgelere kayd›rmakta, böylelikle kapitalizm d›fl› bölgelerin, hem kapitalizme ba¤l› yap›lar›n›n hem de geleneksel ekonomilerinin bir arada emperyalist emellerin çerçevesi içinde yaflamas› sa¤lanmaktad›r. Sistemin genifllemifl yeniden üretimini sa¤lamak için siyasi, sosyal, askeri, kültürel ve ideolojik araç-

lara ihtiyac› vard›r. Buradan ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› döneminin önemli Marksistlerinden biri olan Louis Althusser'e bakt›¤›m›zda devletin mevcut sömürü iliflkilerini üretmedeki temel rolünün ve bu rolü nas›l yerine getirdi¤inin vurgusunu görmekteyiz.(3) Althusser'e göre devletin, egemen s›n›f ideolojisini ve sömürü iliflkilerini yeniden üretmesini sa¤layan "Devletin ‹deolojik Ayg›tlar›(D‹A)" ile "Devletin Bask› Ayg›tlar›(DBA) olarak adland›rd›¤› iki ayg›t› vard›r. D‹A'lar e¤itim, aile, din, siyasal, sendikal, medya, kültürel kurumlar gibi ayg›tlardan oluflmaktad›r. DBA'lar ise ordu, polis, mahkemeler ve hapishaneler gibi kurumlard›r. Althusser D‹A ve DBA kavramsallaflt›rmalar›yla, bir sistemin üretim

iliflkilerini, salt ekonomik iliflkiler sayesinde de¤il; ekonomik olmayan araçlar arac›l›¤›yla da yeniden üretti¤ini göstermeye çal›flmaktad›r. Luxemburg ve Lenin(4) geliflmifl kapitalist ülkelerin emperyalist aflamaya ulaflmalar›ndaki zorunlulu¤u nas›l gösterdiyse Althusser kapitalist-emperyalist ça¤daki -ister ba¤›ms›z ister komprador nitelikte olsun- burjuvazinin sistemin yeniden üretimi için baflvurdu¤u devlet ayg›tlar›n› göstermifltir. Althusser ve Luxemburg'un sistemin yeniden üre-

Mart-Nisan 2008-42

49


Mart-Nisan 2008-42

50

timi analizleri çerçevesinde H. Dink'in Türk egemenleri için oluflturdu¤u tehditleri flöyle s›ralayabiliriz: 1. Türk ulusal kimli¤inin (Türk egemenlerinin e¤itim D‹A's›nda kulland›¤› en önemli kuramsal araç) yeniden üretimini engellemek, 2. Türk-‹slam sentezi tarih yaz›m›n› (Türk egemenlerinin 1980 sonras› emperyalizmin neo-liberal politikalar› çerçevesinde gelifltirdi¤i konjonktürel ideoloji) deflifre etmek, 3. Türk-Ermeni ulusu aras›ndaki iliflkilerin emperyalistler ve iki ülke egemenleri d›fl›nda normalleflmesini savunmak. H. Dink, Ermeni soyk›r›m›n›n sadece trajedi boyutunu öne ç›karmam›fl, ayn› zamanda bu soyk›r›m›n yap›lmas›nda etkili olan ‹ttihatç› zihniyetin bu soyk›r›m› yapmada ulusal pazar› homojenlefltirme amac›n›n oldu¤unu ortaya koymufltur. ‹ttihatç›lar ve onlar›n devam› olan Kemalistler, ulusal pazar› homojenlefltirme ad›na Ermeni, Rum'lardan oluflan gayrimüslim unsurlar› Anadolu topraklar›ndan ç›kart›rken "din kardeflleri" Kürtler ve Alevilere de asimilasyon uygulama amac›n› gütmüfllerdir. Sünni-Hanefi-Türk-Yahudi ittifak›, Kemalistlerin cumhuriyet politikalar›na kimlik noktas›nda temel yönü vermifltir. Bu belirlenmifl kimlik ittifak›n›n mevcut d›fla ba¤›ml› azgeliflmifl yap›dan yükselmesi Türk ulusal kimli¤inin gayrimüslim ve Kürt-Alevi düflmanl›¤› üzerinden yükselmesine sebep olmufltur. Ekonomik yap›daki emperyalizme ba¤›ml›l›k ve a¤alarla yap›lan ittifak, Kemalistlerin üstyap›y› kullanarak halk üzerinde tahakkümlerini daha fazla artt›rmas›na sebep olmufltur. Kemalistlerin ekonomik alanda emperyalistlerle birleflmelerini örtmek için, ulusal kimlik yaz›nlar›nda gayrimüslimleri iflbirlikçi olarak göstermelerini mistifikasyon olarak aç›klayan Dink, devletin e¤itim D‹A's›n›n ayr›mc› ve inkârc› bir yap› üzerinden yükseldi¤i analizini yapm›flt›r. Türk ulusal kimli¤inin ayr›cal›kl› yönü Türk emekçilerinin sömürülmesini engellememifltir. Gerek çeflitli milliyetlerden köylüler gerekse iflçiler bu sömürü iliflkilerinde her zaman kontrol edilmeye çal›fl›lan kesimler olmufllard›r. Türk ulusal kimli¤inin di¤er kimlikleri d›fllay›c› rolünü Ermeni toplumu üzerinden analiz eden H. Dink, Agos gazetesi arac›l›¤›yla egemenlerin yaratt›¤› putlar› y›kmaya çal›flm›flt›r. Ayn› zamanda Ermeni ve Türk halklar› aras›ndaki iliflkileri egemen güçlerin kontrolü alt›ndan ç›kartmay› hedeflemifltir. ‹ki halk aras›ndaki düflmanl›ktan rant sa¤layan kafatasç› anlay›fllara karfl› mücadele ederken iki ülkenin egemenlerinin ve Er-

meni diasporas›n›n d›fllamas›yla karfl›laflm›flt›r. Dink'in 1938 Dersim ‹syan›'nda Dersim'i bombalayan Atatürk'ün manevi k›z› Sabiha Gökçen'in Ermeni oldu¤unu ortaya ç›karmas›, egemenlerin "sabr›n›" tafl›rm›flt›r. Kurulan tafleron yap›lanmalarla önce tehditler ard› ard›na savrulmufl, daha sonra da DBA'lar›n kontrolü dahilinde cinayet gerçeklefltirilmifltir. Dink'in Sabiha Gökçen benzeri Ermeni "dönmeleri"yle ilgili haberlerinin ne kadar rahats›zl›k konusu oldu¤u, daha sonra Yusuf Halaço¤lu'nun Ermeni "dönmeleri"yle ilgili tespitlerinden ortaya ç›kmaktad›r. De¤iflik din, mezhep ve uluslar›n bulundu¤u ülkemizde, devletin oluflturdu¤u tek ulus, tek dil, tek din ve tek mezhep anlay›fl›n› sorgulayan ve bunu toplumla paylaflan H. Dink mevcut sömürü iliflkilerinin peçesi olan Türk ulusal kimli¤ine ve Türk-‹slam sentezi anlay›fl›na "zarar" vermifltir. "Devletlû" cezas›n› kesmifltir. Örgütsüz, yoksul ve "cahil" halk kitlelerinin bir k›sm› devletin kurgulad›¤› bu ayr›mc› ideolojiden etkilendikleri için katillere sahip ç›km›fllard›r. Burada önemli olan, bu halk kitleleri içinde devrimci mücadeleyi yükselterek halklar aras›na yarat›lacak düflmanl›k tohumlar›n› yok etmektir. Son söz olarak en baflta Naz›m'dan al›nt›lad›¤›m›z ülkemizin 1940'lardaki durumunu yans›tan fliirini bugüne uyarlayarak bitirelim: Tersane iflçisi Cem'e Kanber'e düflman Devrimci Armenak'a, Ökkefl'e, Taylan'a düflman Ayd›n Temel'e, Fikret'e, Haluk'a, ‹smail'e düflman Gazeteci Metin'e, ‹lyas'a, Erdal'a düflman Kürt köylüsü Rojda'ya, Ermeni usta Gaspar'a, Alevi ozan› Hasret'e düflman Düflünen, sorgulayan Ermeni ayd›na Hrant'a düflman Onlar ki bu topraklarda yefleren eflitlik ve kardefllik savafl›m›na düflman... Ve elbette ki sevgilim elbet Dolaflacakt›r elini kolunu sallaya sallaya Dolaflacakt›r en flanl› elbisesiyle: ‹flçi tulumuyla Bu güzelim memlekette YEN‹ DEMOKRAS‹ D‹PNOTLAR [1] Temel Demirer, "‹ddianemeye ‹tirazlar›m", 2008'deki yarg›lamas›ndaki savunmas›n›n 301 k›sm›ndan al›nan bölümden bir parçad›r. [2] Rosa Luxemburg, Sermaye Birikimi, ‹stanbul: Belge Yay›nlar›, 2004 [3] Louis Althusser, "Yeniden Üretim Üzerine, ‹deoloji ve Devletin ‹deoloji Ayg›tlar›", ‹stanbul: ‹thaki Yay›nlar›, 2006 [4] Bu konuda ayr›nt›l› bilgi için bak›n›z: V. ‹. Lenin, "Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aflamas›", Ankara: Sol Yay›nlar›, 2006


YALANLAR, GERÇEKLER VE GENEL SA⁄LIK S‹GORTASI

Mart-Nisan 2008-42

Sağlık ve sosyal güvenlik alanında geride kalan 5 yıl içinde AKP tarafından pek çok değişiklik gerçekleştirildi. SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur’un birleştirilmesi çabası, hastane ve sağlık birimlerinin Sağlık Bakanlığı’na bağlanması, aile hekimliği pilot uygulamaları, özel hastanelere sevk serbestliği ilk akla gelen yasal uygulamalar... Kadir Ertan Baydemir SES ‹st. Anadolu fiubesi Yönetim Kurulu Üyesi

Türkiye’nin IMF ve Dünya Bankas› ile yapt›¤› yap›sal uyum ve kredi anlaflmalar›n›n temel flart›, sosyal güvenlik ve sa¤l›k politikalar›n›n Baflbakan’›n ifadesiyle “pazarlanabilir” ya da “rekabet edilebilir” hale getirilmesiydi. Bunun bugünkü ve gelecek kuflaklar için anlam›, sa¤l›k hizmetlerinin paral› hale getirilmesi, hastanelerin, sa¤l›k ocaklar›n›n özellefltirilmesi ve emeklilik yafl›n›n art›r›larak sosyal güvenlik sisteminden yararlananlar›n say›s›n›n daralt›lmas› oldu. Sa¤l›k ve sosyal güvenlik alan›nda geride kalan 5 y›l içinde AKP taraf›ndan pek çok de¤ifliklik gerçeklefltirildi. SSK, Emekli Sand›¤›, Ba¤-Kur’un birlefltirilmesi çabas›, hastane ve sa¤l›k birimlerinin Sa¤l›k Bakanl›¤›’na ba¤lanmas›, aile hekimli¤i pilot uygulamalar›, özel hastanelere sevk serbestli¤i ilk akla gelen yasal uygulamalar. Ama düzenlemeler bunlarla s›n›rl› kalmad›; meclis gündeminde olan; Sosyal Sigortalar ve Genel Sa¤l›k Sigortas› Yasa tasar›s›, Kamu Hastaneleri Birlik Yasa Tasar›s›, tam gün çal›flma yönetmeli¤i, yabanc› doktorlara izin verilmesi giriflimi ile bu alandaki yeni düzenlemeler s›ras›n› bekliyor.

P eki Bu Kadar D e¤ ifl i kl i¤in A m ac› Ne? Bu sorunun cevab› çok aç›k ve net. 1980’lere kadar sa¤l›k ve sosyal hizmetler sermayenin, yani patronlar›n müdahale alan›n›n d›fl›nda kalm›flt›. Özellikle iflçi s›n›f›n›n mücadelesi, sosyalizmin varl›¤› koflullar›nda devletler “sosyal devlet” ad› alt›nda bu hizmetleri büyük oranda “ücretsiz” vermek zorunda kal›yordu. Ama art›k durum de¤iflti. Ulusal ve uluslar aras› sermayenin girmedi¤i, kar elde etmedi¤i, sömürü zincirine katmad›¤› hiçbir alan, hizmet kalmamal›yd›. Sa¤l›k harcamalar› 2005 y›l›ndaki verilere göre y›ll›k 4 trilyon dolarl›k bir hacme sahipti ve bu para ifltah kabart›yordu. Zaten iflçi ve emekçilere ücretsiz hizmet vermeyi gerektirecek herhangi bir tehdit de yoktu art›k. Büyük tablo bunlar› gösterirken ülkemizde de burjuva devlet yap›s› bu tabloya uygun flekillenmeye bafl-

51


Mart-Nisan 2008-42

lad›. ‹flte sa¤l›k alan›nda “paras› olana, paras› kadar sa¤l›k” uygulamalar› böylece uygulamaya baflland›. Öncelikle bir hat›rlatma yapmakta fayda var; AKP iktidar› meclis tablosunun avantaj› ve sermayenin deste¤iyle sa¤l›kta bu kadar fütursuzca düzenlemeler yap›yor; ama bu düzenlemeler sadece onlara ait de¤il. 1980’lerden beri iktidara gelen ya da talip olan tüm burjuva partilerin programlar›nda Genel Sa¤l›k Sigortas› yer al›yordu. Ama burjuvazi ve onun hükümetleri hiçbir zaman gerçe¤i söylemediler; bugün yine söylemiyorlar. Bir yandan sosyal güvenlik kurumlar›n›n batt›¤›n›, sa¤l›k hizmetlerine daha fazla para ay›ramayacaklar›n› söyleyerek tehditler savururlarken, di¤er yandan, “hastane kap›lar›nda beklemeye son, herkesin evine doktor getirece¤iz, hastanelerde rehin kalma dönemi bitti” diyorlard›. Halk›n gözünü boyayarak r›zas›n› al›yordu. Bugün hala “GSS’nin ücretsiz sa¤l›k hakk› verece¤i, doktor seçme özgürlü¤ü getirece¤i, isteyen herkesin istedi¤i hastanede muayene olaca¤›” yalanlar› ile iflçi ve emekçileri kand›rmaktan çekinmiyorlar. Bize düflen ilk görev bu yalanlar› görmek olacak. • Bat›k bankalar› kurtarmak için 100 milyar dolar buluyorlar, 70 milyonun sa¤l›¤›na para bulam›yorlar. • GSS’nin flu an çal›flanlar› etkilemedi¤ini söylüyorlar; oysa hepimizi ilgilendiriyor. • Herkese sa¤l›k hizmeti verece¤iz diyorlar; oysa GSS sadece paras› olana sa¤l›k hizmeti veriyor. • GSS flu an çal›flanlar› etkilemiyor diyorlar; oysa GSS hem bizi hem çocuklar›m›z› etkiliyor. Çocuklar›m›z›n gelece¤ine sahip ç›kmamam›z› istiyorlar. • Paras› olmayan›n primini devlet ödeyecek diyorlar; oysa ayl›k geliri 145 YTL’nin üzerinde olan herkes prim ödemek zorunda kalacak. Ayr›ca yeni yasan›n neleri de¤ifltirece¤i, halk›n yaflam›n› nas›l etkileyece¤i de bilinmeli ve iflçilere/emekçilere anlat›lmal›.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sa¤l›k Sigortas› Yasa Tasar›s› ile; • Emeklili¤imizi imkâns›zlaflt›rmak istiyorlar. Prim gün say›s› 9 bin güne yükseltiliyor, emeklilik yafl› kad›n ve erkekte 65’de ç›kart›l›yor. • Ölüm veya malullük ayl›¤› ba¤lanmas› için 900 prim günü ödeme flart›, 1800 güne yükseltiliyor. • Ayl›k geliri 145 YTL üstünde olan yoksul halk›m›z 73 ile 475 YTL tutar›nda genel sa¤l›k primi ödemek zorunda kalacak. Prim ödemeyen sa¤l›k hizmetlerinden faydalanmayacak. • Bütün sa¤l›k hizmetlerini paral› hale getiren sistem, “kat›l›m pay›” ad› alt›nda tüm sa¤l›k hizmetleri için cebimizden para ödemek zorunda b›rak›laca¤›z. • Do¤um yapan sigortal› bir annenin çocu¤unu emzirme süresini alt› aydan bir aya indiriyor. Emzirme yard›m› da bir defaya mahsus, asgari ücretin onda biri oran›nda olacak. • Ölen annesi veya babas›n›n emekli ayl›¤›n›n belirli bir k›sm› ile geçinen kad›nlar›m›z›n hastal›k sigortas›ndan yararlanma haklar› ellerinden al›n›yor. Sa¤l›k karneleri iptal ediliyor. • Evli olmayan veya boflanm›fl 25 yafl üstündeki kad›nlar, anne ve babalar›n›n yükümlülü¤ünden ç›kar›l›yor, genel sa¤l›k sigortal›s› olarak prim ödemek zorunda b›rak›l›yor. Ne Türkiye'de ne dünyada sosyal güvenlik ve sa¤l›k sistemlerinin krize girmesinin nedeni “yafl s›n›rlar›” ya da “prim gün say›s›n›n azl›¤›” de¤ildir. Çünkü mevcut sosyal güvenlik sistemleri; iflçi ve emekçilerin asgari olarak düzenli bir iflte sigortal› olarak (emeklilik ve sa¤l›k sigortas›), 25–30 y›l çal›flarak emekli olmalar›n›, bu süre içinde sa¤l›k sisteminde de her tür sa¤l›k hizmetini paras›z olarak almalar› üstüne kurulmufltur. Ve bu sistem, bu temel düzen de¤iflmedikçe, tüm eksikliklerine karfl›n olumlu bir ifllev görmüfltür. Geliflmifl kapitalist ülkelerde

Sosyal Devlet

52

Bu kavram 1880’li yıllarda Bismark tarafından ortaya atıldı. Sadece Bismark Almanya’sında değil; diğer Avrupa devletlerinde de vahşi kapitalizme karşı yükselişe geçen sosyalist devrimlerin önüne geçmek için; işçilere çeşitli ekonomik, sosyal ve siyasal haklar vermeyi amaçlayan bir tezdi. Tarihsel olarak üç aşamada kendini var etti. Başlangıç aşaması olarak sanayi devrimi ertesinde Avrupa’da yükselen işçi hareketlerini durdurma misyonu yüklenen bu tezin ikinci aşaması da iki emperyalist paylaşım savaşı arasında geçen süre içersinde kendini var etti. Bu aşamada da özelik-

le emperyalist ülkelerdeki işçilere çeşitli haklar vererek onların bu çelişkileri görmesini engelleme görevi üstlenmişti. Daha sonra üçüncü aşama olarak da 1950’li yıllarda ve sonraki yıllarda da emperyalist ülkelerin savaş tahribatlarını giderirken; olası devrimleri ve kitle hareketlerini engelleyerek emperyalist devletlerin kendisini SSCB ve Çin’e karşı korumasını sağlamıştır. Sosyalizmde yaşanan geri dönüşler sonrası sosyal devlet politikaları sonucu işçilere verilen haklar bir bir geri alınarak sosyal devlet politikaları yerini neo-liberal politikalara bıraktı.


sistem “daha çok hizmet” verirken geri ülkelerde “az hizmet” vermifl; ancak iflleyifl mant›¤› ve amac› afla¤› yukar› ayn› olmufltur. Esnek çal›flma biçimlerinin, üretim ve hizmet birimlerinde mevcut çal›flma iliflkileri sistemini parçalayarak; düzenli ve belirli bir ifl günü, belirli bir ifl haftas› ve sigortal› çal›flma zorunlulu¤unu (yasalarda bu zorunluluk olmas›na karfl›n) ortadan kald›rm›fl olmas›; sosyal güvenlik sistemlerini çöküfle götüren yolu açm›flt›r. Ortaya ç›kan aç›klar›n hazineden karfl›lanmas› yerine hükümetler; bunu giderek say›s› ve prim ödeme imkânlar› azalan sigortal›lar›n üstüne y›kan yöntemleri devreye sokmufl ancak; yap›lan “düzenlemelere” karfl›n sistemdeki çöküfl sürmüfltür. Çünkü esnek çal›flman›n, kurals›z ve sigortas›z çal›flt›rman›n yayg›nlaflmas›, yap›lan “iyilefltirmeleri” bile önemsiz hale getirmifltir. Sosyal güvenlik ve sistemini tahrip eden temel faktör; çal›flma düzeninin esneklefltirilerek, çal›flma iliflkilerine kurals›zl›¤›n egemen olmas›d›r. Bu temel etkene karfl› mücadele edilmeden; 4857 Say›l› ‹fl Yasas› ile yasallaflt›r›lan esnek çal›flma yöntemlerine karfl› mücadele etmeden; Yeni Personel Yasas› ile getirilmek istenen de¤iflikliklere karfl› birleflik bir mücadele hatt› oluflturmadan; bugün yaflanan tahribat›n sonuçlar›n› ortadan kald›racak

bir sosyal güvenlik sistemi ve sa¤l›k hakk› için mücadeleye giriflmek zordur. Bütün anlat›lanlardan hareketle, sa¤l›k sistemini tek çat› alt›nda toplayarak hizmetlerin merkezileflmesi ve halka daha iyi hizmet anlay›fl›n›n sunulmas› koca bir yaland›r. Sa¤l›k Bakanl›¤›, bugün ülkedeki tüm sa¤l›k hizmetlerinden sorumlu kurumdur. Ancak bu sorumlulu¤unu ne kadar yerine getirebildi¤i, sa¤l›k sisteminin içinde bulundu¤u içler ac›s› duruma bak›nca kolayl›kla görülebilir. Bütçenin üçte birini faiz harcamalar›na ay›r›rken, halk›n e¤itimine ve sa¤l›¤›na gelince “para yok” diyenlerin, sa¤l›k hizmetlerini düzeltmesi ve herkese eflit sa¤l›k hizmeti sunmas› mümkün de¤ildir. “Herkese Sa¤l›k, Güvenli Gelecek Platformu” ad› alt›nda; emek örgütleri, meslek odalar›, partiler ve kitle örgütleri, iflçi ve emekçiler bu yasaya dur demek için bir araya geldi. Her iflyerinde, semtte, okulda bu yasay› anlatmak ve halk› sa¤l›k hakk›na sahip ç›kmaya ça¤›rmak görevi ile karfl› karfl›yay›z. Bu birli¤i büyütmek bizim elimizde; üretimden gelen gücümüzü gösterelim. Bu yasaya karfl› direnmek, mücadele etmek hakl› ve meflrudur. Yasaya karfl› direnifli örgütleyelim. Sa¤l›k hakk›m›z› patronlar›n para kazanma h›rs›na feda etmelerine engel olal›m.

İdari Reform (1945- 1980) ve Yapısal Uyarlama (1980 sonrası) İkinci Emperyalist paylaşım savaşı sonrası yeni bir çok

gündeme gelmiştir. Doğallığında bugün çokça tartışılan

devletin oluşmasıyla birlikte esasında klasik anlamdaki

sağlık ve eğitim gibi alanlardan devletin çekilmesi ve bu

sömürge ilişkileri de sona ermiştir. Bu dönem oluşturulan uluslararası kuruluşlar ve başta BM bu yeni ülkeler-

alanların piyasalaştırılması başta IMF programları olmak üzere Dünya Bankası kredilerinde de dile getiril-

le birlikte diğer çevre ülkelere kalkınma planları sun-

miştir. Bu, devletin yapısal olarak uluslararası serma-

muştur. Dönemin öne çıkan söylemi büyük, güçlü ve pi-

yeye uyarlanma sürecidir ki söz konusu istek IMF’nin

yasaya müdahale eden devlet iken, yapılan yardımlarla

stand by anlaşmalarında ve DB’nin yapısal uyarlama

birlikte önerilen ise “idari reform” idi. Amaç esasında

kredilerinde açıktan ifade edilmektedir. “Yapısal uyar-

emperyalizmin işlerini kolaylaştıracak şekilde bir bürokratik devlet mekanizmasının inşasıdır. Bu görev ta-

lama” sürecinin ülkemizde hayata geçirilmeye başlanması 24 Ocak kararlarıyla başlanmış ve ABD’lilere “bi-

mamlandıktan sonra ise küreselleşme çerçevesinde

zim çocuklar başardı” dedirten 12 Eylül 1980 darbesiy-

devletin küçülmesi ve piyasaların serbestleştirilmesi

le uygulanmasını mümkün kılmıştır.

53


Mart-Nisan 2008-42

TEMEL DEM‹RER'E SELAM AD‹L OKAY

54

Kimisi slogan üretir, fliir yazar. Kimisi sadece slogan atar, fliir okur. Kimisi att›¤› slogan› ve okudu¤u fliiri yaflar. Bunlar›n hepsini birden yapmay›, yani Temel Demirer gibi olmay› da kimseden bekleyemeyiz. Tabi bir de slogan atmaya ve fliir okumaya korkanlar da vard›r. Oysa Temel Demirer o muhalif sloganlar› onlar›n, yani susturulmufl, sindirilmifl, umudunu kaybetmifl büyük ço¤unlu¤un mutlulu¤u için atmakta, o kitaplar› onlar için yazmakta ve kent kent, ülke ülke dolafl›p konuflarak onlara ›fl›k saçmaktad›r. "Temel Demirer Hrant Dink'in devlet taraf›ndan taammüden ve hunharca katlediliflinin hemen ard›ndan yap›lan protesto eyleminde irticalen yapt›¤› konuflmada söylediklerinden TCK'n›n 301'inci maddesinden yarg›lan›yor. Duruflma Ankara 2'inci Asliye Ceza mahkemesinde 6 Mart saat 09.30'da Temel Demirer düflüncelerini ifade etti¤i için yarg›lananlardan sadece biri ve sadece TCK'n›n 301'inci maddesinin hedefinde de¤il; baflka maddelerin de tehdidi alt›nda... fiimdilerde haysiyetli tav›r alman›n bedeli sadece ›rkç›l›¤›n ve ba¤naz milliyetçili¤in timsali TCK'n›n 301'inci maddesinden yarg›lanmak, hapse at›lmak, katledilmek de¤il. Ondan daha etkili maddeler var: TCK 215, 302, 314/2, 318'inci maddeleri ve daha niceleri."[i] Dün Hrant Dink'le, Fikret Baflkaya'yla, Haluk Gerger'le, ‹smail Beflikçi'yle, Perihan Ma¤den'le, Ethem Dinçer'le, Eren Keskin'le ve 301. maddeden yarg›lanan yüzlerce ayd›nla dayan›flma günüydü. Bu gün s›ra Temel Demirer'le dayan›flmaya geldi. Kimdir Temel Demirer? Bir 68'li, bir 78'li, bir 90'l›. Türkiyeli. Filistinli. Frans›z. Türk. Kürt. Arap. O bir dünyal›. Kiminizin yolu onunla 1970'lerde bir nümayiflte kesiflmifltir. Kiminizin Lübnan'da Filistinlilerle dayan›flmada. Kiminizin yolu ise Irak Kürdistan'›nda. Benim yolum onunla Paris'te sürgün mektebinde kesiflti. Elinde bir tomar zarf, pul yap›flt›r›rken tan›d›m onu. 12 Eylül tutsaklar›na, Türkiye'nin tüm cezaevlerine b›kmadan, usanmadan moral mektuplar› yazarken postalarken. Kimi zaman pul para-


s› bulamad›¤›na tan›k oldum. Kimi zaman da benim gibi, Paris'in, o renkli, o sözüm ona zengin kentin ortas›nda yiyecek ekmek bulamaz hâlde. Tuvaleti, banyosu olmayan çat› kat› odalar›nda kesiflti onunla yolum. 16 metre karede en az dört kifli yatt›¤›m›z günlerde. Cuntan›n idamlar›na karfl› kamuoyu oluflturmak için yap›lan eylemlerde Frans›z polisinden cop yerken de birlikteydik. Paris'in bitpazar›nda eski elbise ararken de. Ahmet Arif'ten, Mayakovski'den, Nâz›m'dan kavga fliirleri okurken de birlikteydik. Aflk fliirleri okurken de. Ve Temel Demirer 12 Eylül dosyalar› kapan›r kapanmaz Avrupan›z sizin olsun deyip, bir ömür geçirdi¤i, her soka¤›nda bir an›s› oldu¤u, aflklar yaflad›¤› bu renkli kenti, Paris'i terk etti; ülkeye döndü. Döner dönmez mücadeleye b›rakt›¤› yerden bafllad›. Eskilerden kimileri ticarete soyunurken, kimisi Eylülfobi hastal›¤›ndan kurtulamazken, kimisi de ev-ifl-efl-çocuk-dershanehafta sonlar› da batak partileri- 'mutlu-mesut' yaflarken, Temel'in ve Temel gibi ayd›nlar›n kitaplar› el yakar diye dokunmaya korkarken, o daha iyi bir dünya fliar›yla politikaya devam etti. Okudu. Konufltu. Tart›flt›. Örgütlü mücadeleye girdi. Kitaplar yazd›. Yazd›¤› kitaplar› üst üste koydu¤umda boyumu geçmeye bafllad›. Ve Temel Demirer'le ülkede kesiflti yolum. Benim de 12 Eylül dosyalar›m kapanm›fl ve ben de yar›m b›rakt›¤›m mücadeleye devam karar›yla ülkeye dönmüfl-

tüm. B›rakt›¤›m›z yerden devam etti dostlu¤umuz, yoldafll›¤›m›z. Onun ve hayat arkadafl› Sibel'in kitaplar› baflucu kaynaklar›m oldu (Temel Demirer Türkiye'nin sayg›n bilim kad›nlar›ndan antropolog-yazar Sibel Özbudun'un eflidir). Haz›r hap dedim Temel'in kitaplar›na. Bir konuda araflt›rma yaparken çok yorulmama gerek kalm›yordu. Onun haz›rlad›¤›, yazd›¤› derledi¤i, katk› sundu¤u kitaplardan arad›¤›ma ulafl›yordum kolayl›kla. (Yararland›¤›m, dönüp dönüp okudu¤um, ortak bir çal›flma ürünü olan 'XXI. Yüzy›lla gelenler' adl› kitab›n› ve daha onlarca kitab› örnek verebilirim.) Temel'le 'Ayd›nl›k Sorgular Sempozyumu'nda birlikteydik. Temel'le, Sibel'le, Hrant Dink'le ve onlarca ayd›nla. Sempozyumdan bir ay sonra Hrant öldürülünce öfkeyle yaz›yordu Temel. Gözyafl› döküyordu Hrant'›n cenaze töreninde. Ve bu gün Temel Demirer 301'den yarg›lan›yor. "Temel Demirer ve düflüncelerinden ve eylemlerinden ötürü yarg›lanan, engellenen, iflkence gören, hapsedilen, katledilenlere borcumuz var. Özgürlük ve demokrasi için mücadele ettikleri için rejimin h›flm›na u¤rayan dostlar›m›zla dayan›flmak, rejimi teflhir etmek, bu amaçla mücadele etmekte kararl› olan biz afla¤›da ismi ve imzas› bulunanlar, herkesi bu sald›r›lar karfl›s›nda tav›r almaya, bir fleyler yapmaya ça¤›r›yoruz. Unutulmas›n ki "özgürlük baflkas›n›n özgürlü¤üdür" ve düflünmek hay›r demektir"... ve unutulmas›n ki, orada söz konusu olan bizim haysiyetimiz, yaflam›m›z ve gelece¤imizdir... Haysiyetli yaflaman›n yolu her zaman mücadeleden geçiyor. Bu sefil oyunu bozmak bizim irademizi aflan bir fley de¤ildir ve as›l sorun da potansiyel gücümüzün fark›nda olmak, mücadele gücümüzü ve potansiyelimizi hafife almamak, küçümsememektir. Velhas›l elimizin armut toplamad›¤›n› gösterebildi¤imiz ölçüde, birilerinin de köpeksiz köyde de¤neksiz gezmesi kolay olmayacak. E¤er gerçekten umudumuzu büyütmek istiyorsak, mücadeleyi büyütmekten baflka çare yok..."[ii] Y›ld›r›m Türker'in Eren Keskin için çok yerinde söylediklerini ben Temel Demirer için söyleyerek yaz›m› noktal›yorum: Ama o, mutlaka bizi rahats›z etme, huzurumuzu kaç›rma, bast›r›p susturmaya çal›flt›¤›m›z vicdan› k›flk›rtma görevini sürdürecek. Hakk› çi¤nenen, hayat› paralanan, sözü ketlenenlerin yan›nda durmay› sürdürecek. Çünkü bu göreve kendi kendini memur etti. Bu, hayat›n› saf vicdan›n, saf adaletin pefline salm›fl tuhaf insanlara ak›l erdirebildi¤imizde, insan›n yepyeni, ola¤anüstü bir tan›m›n› yapabilece¤iz. O tan›ma yak›flaca¤›z. [i]/ [ii] Temel Demirer'le Dayan›flma Girifliminin 'ça¤r›' metninden.

Mart-Nisan 2008-42

55


Mart-Nisan 2008-42

56

16 MART BEYAZIT VE HALEPÇE KATL‹AMLARINI UNUTMAYACA⁄IZ!


HMEKTUPLAR...

AP‹SHANEDEN AP‹SHANEYE

Mart-Nisan 2008-42

Veysel Kaplan 2 No’lu F Tipi Hapishanesi-Kand›ra/‹ZM‹T

Sahte Tart›flmalar ve Çözümsüz Aray›fllar TC kuruldu¤undan bu yana ezilen s›n›flara, Kürt ulusal direnifline, komünist devrimci mücadeleye, farkl› dini inançlara karfl› Sünni ‹slam› ideolojik bir araç olarak kullanm›flt›r. Sünni ‹slam devletin dinidir. Farkl› ulus ve az›nl›klara karfl› Türklük, farkl› inançlara karfl› ise ‹slamiyet duvar› örülmüfl ve kal›c›laflt›r›lm›flt›r. Sünni ‹slam gelinen aflamada egemen s›n›flar ve onlar›n devlet içindeki temsilcileri olan farkl› klikler aras›nda, birbirlerine karfl› kulland›klar› bir çeliflki ve sorun haline gelmifltir. fiüphesiz biliriz ki faflist Kemalist iktidar farkl›l›klar› demokratik olarak kabul etmek de¤il; yok etmek ve kalan› denetim alt›na alma üzerine kuruludur. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir. Dinsel özgürlükler olmam›flt›r; flimdi de yoktur. Bu ülkede özünde bir türban sorunu mu yoksa dinin devletten özgürleflmesi sorunu mu vard›r? Ayd›nlar›n da öncelikle bunu cevaplamas› gerekir. fiunu da konumuza dâhil edecek olursak fazlaya kaçm›fl say›lmay›z. AKP aleviler baflta olmak üzere di¤er

dini inanç sistemine inanan bireylerin dinsel özgürlüklerini güvenceye alabilir mi? K›saca cevap vereceksek; elbette ki bunlar bir devlet sorunu olarak mevcut s›n›fsal bileflenlerle yan›tlanamaz. Bu konunun daha uzun süre tart›fl›laca¤› da hat›rda tutulmal›d›r. Türbanl› ö¤rencilerin üniversiteye giriflini serbest etseler bile bu sorunun özünü de¤ifltirmez. 20 y›l önce böyle bir sorun yoktu çünkü. Ortaça¤ ve öncesine bakt›¤›m›zda tüm ideoloji biçimleri dinin birer eki halindedir. Çünkü din, köleci ve feodal toplumun egemen ideolojisidir. Felsefe, hukuk, siyaset ve ahlak dinin etkisi alt›nda dillendirilir; yaflama döner. Peki bu belirlenim hangi dönemde de¤iflime u¤ram›flt›r? Avrupa’da ad›m ad›m geliflen kapitalizmle birlikte ortaya ç›kan icadlar, keflifler ve bilimsel ilerlemeler dini otoriteyle hep çat›flm›flt›r. Bilim bu savafl›mda bedelini ödemifltir. “Buruno” bedel ödeyen isimlerin en ünlülerindendir. Üretim de¤iflince bu ilerlemelere paralel burjuvazi ve iflçi s›n›f› tarih sahnesinde rollerini oynamaya bafllad›lar. Tüm

57


Mart-Nisan 2008-42

Farklı ulus ve azınlıklara karşı Türklük, farklı inançlara karşı ise İslamiyet duvarı örülmüş ve kalıcılaştırılmıştır. Sünni İslam gelinen aşamada egemen sınıflar ve onların devlet içindeki temsilcileri olan farklı klikler arasında, birbirlerine karşı kullandıkları bir çelişki ve sorun haline gelmiştir. Şüphesiz biliriz ki faşist Kemalist iktidar farklılıkları demokratik olarak kabul etmek değil; yok etmek ve kalanı denetim altına alma üzerine kuruludur. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir. Dinsel özgürlükler olmamıştır; şimdi de yoktur

58

birikim Frans›z Devrimi’nde somutland›. 1789 Frans›z Devrimi burjuvazinin gelifliminin feodal dinsel monarfliye karfl› zaferiydi. Dokunulmayana dokunan bir atefl topuydu. ‹flte bu devrimde di¤er burjuva ilerlemeleri konumuz d›fl›nda tutarsak, evet bu devrimde tarihte ilk defa, dinin-kilisenin egemenli¤ine dokunulacakt›. Yanl›fl anlafl›lmas›n, bu dinin ortadan kald›r›lmas› de¤ildir. Dinin egemenlik biçimine dokunulmas›d›r. 1789 devrimi bunu, binlerce y›ll›k gelene¤i yerle bir ederek kilisenin tüm topraklar›na ve mallar›na el koyup halka da¤›tmakla yapm›flt›r. Devrim yenilse de bu bilinç asla yenilmeyecekti. S›n›f savafl›m›, burjuva taleplerin o dönemin koflullar›na göre devrimci oluflu, burjuva biçim alt›nda günümüzde de modern burjuva devletin dine yaklafl›m›n›, konumlanmas›n› belirlemifl tarihsel bilinçler ve pratikler toplam›d›r. Paris Komünü’nün (1871) din konusuna yaklafl›-

m›n› örnek vermeden geçemeyiz. Komün ilan edildikten befl gün sonra Komün üyelerinin maafl›n› iflçilerin maafl›na oranla düzenlerken flöyle devam ederler: “Ertesi gün kilise ile devletin ayr›lmas› ve din iflleri bütçesinin kald›r›lmas›, bütün kilise mallar›n›n ulusal mülkiyete dönüfltürülmesi, dolay›s› ile 8 Nisan’da bütün dinsel simge, imge, dua ve dogmalar›n k›sacas› ‘herkesin bireysel vicdan› ile ilgili her fleyin’ okullardan uzaklaflt›r›lmas› kararlaflt›r›ld› ve bu karar yavafl yavafl gerçeklefltirildi.” (Karl Marx, Fransa’da ‹ç Savafl; syf:13) Dikkat edelim Marx’›n deyimiyle “insanal özgürlü¤ü” tart›flm›yoruz; bu biz devrimcilerin görevidir. Dinsel özgürlü¤ün burjuva modern devlette ne anlama gelmesi gerekti¤ini tart›fl›yoruz. ‹nsan toplumsald›r; ama bir yan›yla da özeldir. Geliflmemifl, feodal, yar›-feodal toplumlarda din devletin elindedir. T›pk› TC gibi. Oysa dinin devletin elin-


da kimseye inanamazs›n, Kürt olacaksa benim Kürdüm olmal›, alevi olacaksa benim alevim olmal›, komünist olunacaksa benim komünistim olmal›” ideolo-

Mart-Nisan 2008-42

jisini kendisine k›lavuz ederek farkl›l›¤› ret üzerine kurmufltur. Bafltan afla¤›ya dinsel kurumlaflma büyük rantlarla harmanlanarak devletin ihtiyaç duydu¤u söylemleri s›ralamaya devam etmektedir. ‹dealizm gerçek insan› koflullar› içinde de¤erlendirmez. ‹nsan› inand›¤› dinle de¤erlendirmeye, aç›klamaya çal›fl›r. Örne¤in bugün uygarl›klar çat›flmas› teziyle, tüm Ortado¤u, Afrika, Asya ve Uzak Do¤u’da yaflayan sömürge- yar› sömürge toplumlar›, geri ama gerçek koflullar›yla de¤il; ‹slamiyet’le aç›klamaya çal›flmalar› gibi. AKP ve özelde devlet gelene¤i, tüm inançlar› ‹slamiyet’in egemenli¤i alt›nda de¤erlendirir. Bu gerçeklik Kemalist diktatörlükten kalan ve halen devam eden gericiliktir. Farkl›l›¤› inkâr üzerine kurulmufl Kemalizm’den demokratik hoflgörü bekleyemeyiz. 3 Mart 1924’te hilafetin kald›r›l›p Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤›’na dönüfltürülmesinden ve “bu devletin dini ‹slam’d›r” denmesinden bu yana sorun devam etmektedir. Türkiye burjuva geliflmeleri tamamlayamaden kurtar›lmas› ya da özgürleflmesi bir geliflmifllik, modern devlet olma zorunlulu¤udur. Ayr›ca burjuva devletin dini bir egemenlik arac› olarak kullanamayaca¤› anlam› ç›kar›lmamal›d›r; t›pk› köleli¤in kald›r›lmas›n›n sömürünün bitti¤i anlam›na gelmedi¤i gibi. Özel insan›n inanç sistemini kamusal alanda baflka özel insan›n inanc›na bir dayatma ve ayr›cal›k erki olarak dayat›lmas›nda kurtar›lmas›d›r da. Kulluk, itaat bilinci de¤il; yurttafl, hukuksal vatandafll›k dense de s›kça, TC faflist tarihsel yap›lanmas›yla dini özgürlü¤ü denetim alt›na alm›flt›r. Sünni ‹slam dinli devlet di¤er inançlara karfl› bask›c› ve inkârc› bir biçim alt›nda örgütlenmifltir ki burjuva devletin dini olmaz. Devletler mevcut toplumsal yap›ya göre flekil al›r. Yar› sömürge yar›-feodal bu ülkenin tarihsel kökenine bakt›¤›m›zda asla dinin devletten sivil alana kaymad›¤› görülecektir. TC laik de¤ildir. Hem yasal hem pratik olarak böyledir. Sünni ‹slam› kendisine kimlik edinmifl bu devlet, alevi, Hristiyan, Ezidi, atesit vb. vatandafllar›n vergilerinden, milli e¤itime ay›rd›¤› bütçeden fazla kayna¤› Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤›’na ay›r›yorsa ve bu kurumu bir bask› arac› olarak kulland›¤› aç›kça ortadaysa, bu devlete laik devlet demek yanl›flt›r. Kemalist diktatörlük, “inan›lacaksa bunu da ben belirlerim, benim belirledi¤im tanr›n›n ve dinin d›fl›n-

d›¤›ndan, iflbirlikçi (komprador) s›n›flar kendilerini yeniden üretebilmek için bu mevcut bask›c› rejimi uygun gördüklerinden sorunlar› çözemezler. Rant› paylaflan bürokratik s›n›f ve din, muhaliflere karfl› halen önemli bir silah oldu¤u için çözemezler. Kemalist diktatörlük gelene¤i, ekonomik ve siyasi olgunlu¤u bak›m›ndan Sünni ‹slam› elinden b›rak›p farkl› inançlara eflit mesafede yaklaflma olgunlu¤unda de¤ildir. Din devrimci mücadeleye, Kürt ulusal mücadelesine, farkl›l›klara karfl› kullan›lan burjuva-feodal egemenli¤in yüksek sesle çal›nan çan›d›r. Türkiye-Kuzey Kürdistan ayd›nlar› türban sorununu de¤il; dinin devletten ayr›lmas›n› savunmal›d›rlar. Bu demokrasi ve özgürlük sorunudur. Burjuva modern devlet, tüm inanç sistemlerine karfl› eflitlendi¤i oranda dinsel özgürleflme gerçekleflir. Ama sorun bu egemen bask›c› sistemin bahsedilen geliflmeleri gösteremeyece¤idir. Dinini özgürce yaflamak isteyen tüm dini inanç sahipleri, dinlerinin devletin denetimine girmesini de¤il; bizzat tüm dinlerin özelde Sünni ‹slam’›n devletin denetiminden ç›kmas›n› savunmal›d›rlar. Devlet dininize baflkanl›k yapmamal›d›r! Bu sadece dinsel özgürleflme olur ve dinsel toplumsal yap› yabanc›laflmay› geride b›rakt›¤›nda da gerçek özgürleflmeyi yakalam›fl olur.

59


Mart-Nisan 2008-42

ÖYKÜ

60

umut

II. BÖLÜM

Tam bir hayal kırıklığı ve taşıması gittikçe ağırlaşan bir yorgunluğa dönüştü Sedar’ın seferi. Her şeyden evvel, Bircan’ın da dâhil olduğu can alıcı mesele ile ilgili sağlıklı bilgilere ulaşamamıştı ve görüştüğü kişinin de olup bitenlere dair net bir bilgisi yoktu. Öte yandan, olumsuz hiçbir haber de gelmemişti. Sabırla beklenecekti… Bunun anlamı, dönemsel merkezi politikaların bir süre daha olmayacağı ve yapıla gelen etkinliklerin devam edeceği idi. Dolayısı ile örgütlenme sorunları ve iç işleyişin belirli parçalarındaki keşmekeş de devam edecekti. Fakat yine de kendilerinde bölgesel insiyatif vardı. Şimdiye değin yaptıkları takdirle karşılanıyordu. Düzenlemelerine devam edebilirlerdi. Merkezi politikaların belirsizliğinin en kötü getirisi elbette ki mevcut örgütlülüklerin önlerinde, kendi alanları ile ilgili, planlı programlı siyaset kılavuzlarının olmayışı idi. Bu duruma, yine aynı sorunla bağlantılı olarak, örgütsel yapıdaki keşmekeş de eklenince işler iyice çıkmaza sürüklenecekti tekrardan. Yine birçok yerel kurum, ‘iş yapmak’ adına ya çoğunlukla eylem sevdalısı diğer bazı gruplarla koşuşturup duracak ya da en kötüsü kendisini kemirecekti. Her halükarda yanlış güçler yine yanlış alanlarda görünüşte koşuşturacak; ancak sonuçta hiçbir getirisi olmayan pratiklerde içten içe tüketeceklerdi ken-


dilerini. Olabilecek saldırılar da işin cabasıydı artık. Tüm bunları geçmişte de görmüştü lakin dönüşünde eline tutuşturulan eylem pusulası Sedar için umudun ayaklarının titrediği anlardan birisi olmuştu. Ortada konferansa dair henüz hiçbir ciddi sonuç yokken, boş durmayalım babında, ülkedeki gündemin bir yıl gerisindeki bu eylem takvimi de neyin nesiydi peki? Fakat karar, dernekler düzleminde çoktan alınmış ve deklare edilmişti. Bulunduğu ilden, örgütlülüğüne paralel güçlü bir destek bekleniyordu artık. Dönüşünden sonraki haftalar bitmeyen, sonu olmayan, birbiri ardına gelen işlerle akıp gitti. Toplantılar, randevular, hazırlanması gereken yazılar… Bitkindi Sedar. Tanımlayamadığı bir uyuşmuşluk hissi vardı her bir zerresinde. Yüzler, konuşmalar, sesler yankılanıyor gibiydi sanki. Artık uyku sorunları da yaşıyordu. İlk başlarda, dönüşü sırasındaki rahatsız yolculuğuna yormuşsa da dönüşünden sonraki günlerde de uyuyamadığını fark etmişti. Haftanın hemen her günü dışarıdaydı. Eve uğradığı nadir günlerde de çok geç geliyor, ev arkadaşlarından bir şey kalmamışsa yemeden devriliyor ve ertesi sabah yine erkenden çıkıyordu. Sigarayı çoğaltmıştı iyice ve düzensiz besleniyordu. Görünüşü kendisini tanıyanları endişelendirecek kadar kötüydü. Diğer işlerin yanı sıra üniversitelerdeki rutin faaliyetler dahi sorun olmaya başlamıştı ve Bircan’ın halletmiş olması gereken meselelere de el atmak durumunda kalıyordu. Bircan’ın niyetini giderek belli etmeye başlayan rahat tavırları Sedar’ın aşırı tepkisine yol açıyor ve tatsız, sancılı, sıkınt��lı saatlere dönüşüyordu görüşmeler. Bir yandan da derneğe koşturuyor, saldırı yiyeceği gittikçe belirginleşmeye başlayan eylemin hazırlıkları ile meşgul oluyordu. * * * Yine bir toplantıdan diğerine koşuşturduğu günlerin birinde gördü işareti. Her zaman kullandığı işlek bir sokakta olması gerektiği yerde duruyordu öylece. İlk bakışta tam seçemedi; heyecanlandı birden, uyuşukluğu dağıldı. Algıları had safhaya yükseldi. Aceleyle alt sokaktan tekrar döndü ve bir kez daha turladı sokağı. Artık emin olmuştu. Yetişmeye çalıştığı toplantıdan derhal vazgeçti. Gitmesi gereken yere yöneldiğinde aklına birden takip altında olabileceği şüphesi yerleşti. Eğer öyleyse, yaptıkları mutlaka dikkat çekmişti. Yakın bir semt

merkezine kadar yürüdü ve dolmuşa bindi. Rahatlıkla çevresini kontrol edebileceği bir yerde indi ve birkaç sokak boyunca durumu gözden geçirdi. Emin olduktan sonra taksiye atladı ve kararlaştırılan üniversitede indi. Doğruca kütüphanenin yolunu tuttu. Takip olmadığının rahatlığı ile kütüphaneye girmeden önce yakın bir büfede soluklandı. Öylesine aceleciydi ki işareti görüp görmediğinden emin olamıyordu bir türlü. Su içip sakinleşmeye çalıştı, paketini yeniledi, oyalanmaya çalıştı anlamsız hareketlerle. Bir zaman sonra dingin tavırlarla kütüphaneye girdi. Çantasını yerleştirip hafızasına kazıdığı künyeyi aramaya koyuldu rafların arasında. Rafların içerisinde girdikçe, elemanın en dip köşelerdeki bölümleri seçmiş olduğunu sezdi, gülümsedi. Nihayetinde siyah ciltli kalınca bir kitabın önünde buldu kendisini. Künyeyi birkaç kez kontrol etti. Kitabı aldıktan sonra oturacağı yere kadar tekrardan sabırsızlıktan titremeye başlayan ince bacaklarıyla yürüdü. Oturdu ve önceden kararlaştırılan sayfayı açtı… Evet, doğruydu. Gelmişti… Şifreyi çözdü ve sildi hemen. Rahatlamış vaziyette başını kaldırıp kütüphanenin dingin ortamını süzdü, kitap kokusunu soludu derin derin. Gevşedi koltuğunda, kafasını kitabın üzerinde kavuşturduğu kollarına yasladı. Çok yorgundu. Uyuyakaldı oracıkta. * * * Heyecanından öylesine erken çıkmıştı ki yola, geldiğinde randevuya daha yarım saat vardı. Randevu yerinin koşulları gereği birkaç gün öncesinden temiz elbiseler alıp ayrılmıştı evden. Banyo yapmış, traş olmuş ve kendisi beceremediği için ütületmişti kıyafetlerini. Vakit öğlene yaklaşmasına rağmen artık eskisi kadar sıcak değildi ve yavaş yavaş doğa biçim değiştiriyordu. Serinlik ve sükûnet vardı ortamda. Erkenciliğini umursamadı, seçkin bir semtte buluşacakları Fransız kafesine girdi ve bahçede tenha bir köşeye kuruldu. Üniforması aşırı gösterişli garsondan bir çay istedi. Paketini cebinden çıkarmadan sigarasını aldı ve yaktı. Neyse ki tenhaydı bahçe, yoksa sigaranın kokusu ele verebilirdi sahibinin yabancılığını… Çoğu zaman olduğu gibi aç karnına içtiği çay ve

Mart-Nisan 2008-42

61


Mart-Nisan 2008-42

62

sigara uyarmıştı kendisini. Bu da tuvalette oyalanarak zaman öldürmenin bir başka yoluydu onun için. Lüks tuvaletin tadını çıkardı ağır hareketlerle. Burjuva kültürünün, tuvalet gibi yaşamın küçük ayrıntılarında dahi yarattığı maddi gerçeklikle, kendisini yeniden ürettiğini düşündü. Son derece rahat, zahmetsiz ve kalite üreten bir hayat. Neden değişsin ki? Küçük burjuvazinin kaypaklığı dahi anlaşılabilirdi bu durumda. Neden böyle olmayayım ki? Bir çay daha söyledi hesabı düşünmeksizin ve saatini kontrol etti. Henüz birkaç dakikası vardı ki Bircan göründü bahçe kapısında. Sakin hareketlerle yanına geldi. Tokalaşıp gözleriyle konuştular bir an için. Sedar’ın gözlerinden sevinç ve hasret el salladılar ağızları kulaklarında. Bircan ise her zaman daha temkinliydi duygular konusunda. Sedar, gerçeği fark etmedi. Karşısında oturuyordu işte tüm soruların biricik muhatabı olan adam. Konuşulacak ne çok şey vardı ve tabi hesabı sorulacak… Her şeye karşın şimdi kendisini daha güçlü hissediyordu. Hızla düzelecekti işler. Önleri açıktı ve azımsanmayacak yeni ilişkiler yakalamışlardı. Yeni sürecin programı ile bir çırpıda düzene girecekti her şey. “Çok zayıflamışsın Sedar? Kötü görünüyorsun.” Utangaç çocuklar gibi sevecenlikle önüne baktı Sedar, gülümsedi. “Öyle… Ne yapalım? Her şey üzerime kaldı. Sen gelene kadar da yeni düzenlemelere gitmedik. Daha doğrusu, gitmedim demeliyim. Elemanların durum…” “Tamam. Konuşuruz bunları. Hiçbir şey yemedin değil mi?” Bu esnada garson belirdi yanlarında. Beyefendilerin bir arzusu var mıydı? Sedar, içten bir ‘sağolasın’ ile garsonu şaşırttı. Bircan, nezaketle açık bir çay ve menüden seçtiği iki poğaça istedi. “Evet abi sen başla madem, dinliyorum” dedi sabırsızlıkla Sedar. Sedar’ın ardındakileri tam olarak kestiremediği tavırlarla “Tamam. Konuşucaz hepsini” diye karşılık verdi Bircan. Böylesine önemli bir görüşmede, bir yandan kahvaltısını ederken, havadan sudan sayılabilecek konularda merak ettiklerini sorup Sedar’ın daha fazla sigara içmesine neden oldu Bircan. Sedar’ın yemediği poğaçayı da ağır hareketlerle bitirdikten ve Sedar’ın artık sorduğu soruları geçiştirmeye başladığı-

nı fark ettikten sonra toparlandı. “Tamam” dedi “gelelim işin özüne”. “Evet, lütfen.” Kısa bir sessizlik girdi araya. Esintilerin taşıdığı serinlik hissedildi. “Ben ayrıldım Sedar. Bırakıyorum. Gerekli işlemleri tamamladım uzun zaman önce. Artık burada resmi yetkili sensin. Bugün burada benimle konuşacağın diğer meselelerin tümünde sen ve ekibindekiler doğrudan sorum…” “Ekibindekiler mi? Hangileri? Haberin var mı buralarda olanlardan?” “Var evet. Duydum bazı şeyler.” “Öyleyse?” “Müsaade et sözümü bitireyim.” Karşısındaki sakin tavırlardan rahatsız olmaya başlamıştı Sedar. Aslına bakılırsa tam olarak ne hissettiğini de seçemiyordu. Az önce duyduklarını kafasında yeni yeni anlamlandırırken, alakasız bir konu üzerinden Bircan’ın söylediklerine tepki verdiğini düşündü. Konuşulacak o kadar çok mesele, çözüme kavuşması gereken o kadar çok sorun ve soru vardı ki. Neye şaşırmalı, neyi sormalıydı? Bircan ufak ufak devam ederken derin bir nefes aldı Sedar, yüzünü ovuşturdu ve karşısındakine yabancıymış gibi baktı. Sondan başlamanın uygun olacağını düşündü. Söze girdi aniden; “Ayrılmak ne demek Bircan? Bunca iş, bunca sorumluluk… Nasıl bu kadar rahatlıkla söyleyebiliyorsun? Sorun ne? Ne oldu?” Görüşme, Bircan’ın tahminlerince ilerliyordu. Daha kararlı bir tonda devam etti; “Duygusallaştırmayalım Sedar. Seni iyi tanıyorum, bugüne kadar birlikte çalıştığım en yetenekli adamlardan birisin, anlıyorum. Sana ayrılığın sebepleriyle ilgili ideolojik ve politik ayrıntıları aktaramam. Eğer burada ve bağlı diğer yerlerde yeni sürece dair yine politik bir direnç oluşursa günah keçisi olmak istemiyorum.” “Peki, olanları anlat o zaman”. Sedar’ın sesindeki kızgınlığı sezen Bircan, hoşgörü ve sevecenlikle söze girdi; “İç tartışmaların sonunda formüle ettiğimiz içerik, özellikle senin bugüne kadar çalıştığın alanlarda, yeni sürecin esası olacak; ama bu yeni sürecin biçimi konusunda iyimser olmamanı salık veririm. Keşmekeş devam edecek bir süre daha. Onlara bakılırsa


Mart-Nisan 2008-42

kendiliğinden düzelecekmiş işleyiş sorunları. Benim takıldığım yerler de bunlar değil ayrıca, söyleyeyim. Neyse, sakin olmaya çalış, kendini çok yıpratma. Bilemiyorum, başkaca da söyleyecek bir şey bulamıyorum.” “Bu kadar mı?” Beklediği kişisel zorlukları yaşıyordu Bircan; fakat karar verdiği tutumunda ısrarcı kaldı; “Sana zaten şimdi gerekli kanalları vereceğim Sedar. Oradan istediğin kadar ayrıntı öğrenebilirsin”. Ne demekti şimdi bütün bunlar? Yani nasıl… Söyleyecek tek kelime bulamıyordu Sedar. Kalakaldı öylece. Uzaklarda bir şeyler ararcasına bakınan Bircan fısıldar gibi “çok üzgünüm” diyebildi bu hüzünlü ve yıpranmış bakışların karşılığında. Sessizlik hükmünü korudu uzunca bir süre. Sedar soru sormadığı müddetçe Bircan’ın konuşmayacağı açıktı. “Peki, neredeydin abi bunca süre? Madem ayrıldın, bundan niye haberimiz olmadı? Buna göre yapılanır, işlerimizi ona göre düzenlerdik.” Son söylediği cümle üzerine düşünmemişti bile. Her şey anlık süreçlerde olup bitmiş ve yolunu çizmişti Sedar. “Ben kendimin farkında mıydım sanki Sedar? Kolay mı oldu sanıyorsun… Çok düşündüm; ama bitti artık. Şimdi önünüzde hayli uzun bir zaman var. Aceleye gerek yok. Tüm bir kurumsal süreç yeniden yapılanacak. Uzun uzun konuşursun bunları.” Sedar bir süre sonra kendisini toparladı ve ısrarcı sorularla Bircan’ı sıkıştırmaya çalıştı; fakat nafile çabalara dönüştü hepsi. Bircan’ın cevapları kabataslak bilgilerden öteye geçmiyordu, geçmeyecekti. “Bu seferkinin de akıbetinin diğerlerinden farklı olacağına inanmıyorum. Tükenmek istemiyorum Sedar, anlıyor musun? Mesele, hayatta kalma kay-

gısı değil sadece. Mesele, mücadele içerisinde kalabilme kaygısı.” “Bunu ancak içeride kalarak halledebilirsin. Aktif görevde olmasan da yine teması sürdürebiliriz. Tamam, olan bitenin ben de farkındayım; ama yine de bir umut vardır her zaman. Şimdi, eskiden olduğumuzdan daha fazla söz sahibiyiz. Bak gör, neler yapıyoruz. Birkaç ay içerisinde neredeyse kaybımızın yarısını karşıladık. Önümüz açık, tutarlı davranırsak sene sonuna bambaşka yerlerde olacağız. Yeni arkadaşlar da var.” Konuştukça katmer katmer açılan iyimserlik dalgaları yükseliyordu Sedar’dan. Etkilenmemek elde değildi. Şaşırdı Bircan, böylesine sahiplenici bir tutum beklemiyordu. Sedar’ın da ikilemlere sürükleneceğini tahmin ediyordu ve çoğunlukla da planları, onun da işleri bırakması ihtimali üzerine kendisine yönelecek eleştirileri karşılayabilme stratejileri üzerineydi. Fakat Sedar, işleri sahiplenmenin de ötesinde, kendisini de bir şekilde işin içinde tutma yönünde ısrarcıydı. Böylelikle iki saat kadar sürdü görüşme. Sedar, zaman ilerledikçe sakinleşti, durgunlaştı ve ağırbaşlı tavırlarla yaşananların ayrıntılarını Bircan’ın penceresinden öğrenmeye çalıştı. Bircan vedalaşmak istediyse de Sedar kabul etmedi. Nasılsa tekrar buluşacaklardı. Öptü yanaklarından. Ayrıldılar. Yol boyunca yeni planlar üzerine kafa yordu Sedar. Birkaç gün sonraki eylemi düşünmeye başladı. Ciran’la mutlaka konuşmalıydı. Gözaltı ve hatta tutuklanma olasılığı çok yüksekti. * * * “Grup yürüyüşe başladı amirim.” “Belirlenen şahıslar?” “Hepsi içeride.”

63


Mart-Nisan 2008-42

64

“Basın açıklaması yapılana kadar bekliyoruz. Durduklarında, çevik çembere alsın. Darp istemiyorum. Hemen araçlara alalım.” “Anlaşıldı.” Öğlen vakti olmasına karşın serin esintilerin yüksek uçlarını hafif hafif salladığı uzun meşe ağaçlarının gölgesindeki sokakta ağır adımlarla yürüyordu grup. Girdikleri sokağın başındaki çevik ekiplerini, araçlarını süzdü Sedar. Açıklamanın yapılacağı yerin çevresinde de sivillerden ve resmilerden oluşan hayli yoğun bir kalabalık vardı. Olacakları tahmin etmek, kâhin olmayı gerektirmiyordu. Umursamaz sayılabilecek bir kaygısızlıkla yürüyordu. Vücudu ve beyni son aylarda yaşadıklarını daha fazla kaldıramayacağının sinyalleri içerisindeydi. En kötüsü ve yıpratıcı olan ise aklın yorgunluğuydu. Bitip tükenmek bilmeyen sorunların, sıkıntıların, ihtiyaçların cenderesinde kıvranan kafa, tükenmekte olan vücut ile birlikte nerdeyse uyuşmuşluk, hissizlik derecesine getirmişti Sedar’ı. Başını kaldırıp meşelere dikti gözlerini. Dinginlik, sükûnet ve sadelik gördü iç içe geçmiş kalabalıkta. Özlem duydu, tebessüm düştü yüzüne… Kaskların, kalkanların, üniformaların ardındaki bıkkın, sıkıntılı, öfkeli, kayıtsız yüzlerin çeşitliliğine baktı alkış ve sloganların arasından. Az sonra dizginsizce müdahale emrini alacakları kalabalığın içerisinden kendilerine yönelen tebessüm dolu bakışları anlamsızca süzdü kimisi. Çoğunluğu bunu alaycılığa yordu, daha da sinirlendi. Grubun durduğunu, önünde yürüyen dernek başkanına çarparak anladı Sedar. Endişeli ve kızgın bakışlarla burun buruna geldi. “Kendine gel artık! Ne bu halin!” ‘Fısıldarken bağırmak böyle bir şey işte’ diye düşündü Sedar. Gülümsedi. Kulaklarında garip bir uğultu başladı o esnada. Kendisine kızgınlıkla, endişeyle bakan yakın çevresindeki yüzlere bakındı. Gülüyor muydu yoksa bir şey mi söylemeye çalışıyordu, ayırdında değildi artık. Derin bir nefes aldı. Ellerini yüzüne götürdü, sanki başka bir şeye dokunuyordu. Konuşmaya ve kendi sesini duymaya çalıştıysa da başaramadı. Dışa vurmadığı bir korkuyla kendisini çekiştirenlerden birisine dikti bakışlarını. O dakikada büyük bir karmaşanın içerisinde olduğunu görebildi. Dernektekilerden bazıları kollarına girmiş ve sıkıştırıldıkları yerde polisin zorlamala-

rına karşı direniyorlardı. Öylesine yavaştı ki her şey… Burun buruna kaldığı kasketi gördü bir ara ve ardındaki yüze baktı. Elini uzatmak, dokunmak ve bir şeyler söylemek istedi. Sonrasında yerdeydi, Arnavut kaldırımda sürüklendiğini fark etti. Geride kalan birbirine kenetlenmiş ve var gücüyle tek bir ağızdan haykıranları gördü postalların, üniformaların arasından. Artık hiçbir şey duymuyor ve hissetmiyordu. Yüzüne eğilen bir sivili gördü en son. Havaya kalkan telsize baktı anlamsız bir ifadeyle… * * * Dayanılmaz boyun ağrılarıyla açtı gözlerini. Duvara zincirli ranzada uzandığını fark ettiğinde tanıdık bir mekânda olmanın rahatlığı düştü içine. Ağır hareketlerle doğruldu. Tüm vücudunun ağrılarını hissettikçe, ciddi ciddi hırpalandığını düşündü. Etrafını süzdü. Değişmemiş, eskisi gibi diye geçirdi içinden. Tavandaki havalandırma deliğine, demir kapı altındaki mazgallardan sızan florasan ışıklarına kaydırdı bakışlarını. Ayaklarını sürüyerek yanaştı kapıya. Eğildi, etrafı görmeye çalıştı. Havalandırmanın rutin ve tanıdık uğultusunu dinledi. Belli belirsiz konuşmalar duydu yakınlardan. “Dört harfli hacım. İlki u sonuncusu t.” “Lan olum ne biçim adamsın, çok anlıyormuş gibi ne çözmeye kalkıyorsun adamların bulmacasını.” “Lan cahil. Entel bunlar entel. Oku da az öğren.” Gazetenin son sayısı aklına düştü birden. Aydınlandı her şey o saniyede. Umut diye fısıldadı. Durdu, rutinleşen sesleri dinledi. Elini uzatıp soğuk demire dokundu.‘Yanacak bu kapılar, öylesine ısınacaklar ki sonunda eriyecekler!’…Geberesiye bir zevkle yumrukladı demir kapıyı. Bir kez daha yüksek sesle söyledi: Umut ulan umut!… Rahatladığını, giderek her şeyin berraklaştığını fark etti. Sesini daha da yükseltti: Umuuut! Daha derin nefesler alıyordu şimdi. Ortamdaki kokuları tada dönüştürüyordu duyuları. Yoldaşlarını, içerisinde olduğu bütünü, içinde olduğu kavga siperini tüm bedeniyle hissediyordu artık: Umuuut! Sedar’ın haykırışına tanıdık, aşina bir ses yanıt verdi: Umuuut! Daha da heyecanlandı Sedar… Ciran’dı bu. Evet O’nun sesiydi…Haykırışlar öylesine yükseldi ki hücrelerden, tekmelenen kapıların uğultusunu, küfürleri bastırdı. Duvarları aştı… Koca binada tedirgin edici bir hal aldı.



Özgür Düşün Sayı 42