Page 1

AŞKTA SAKINMAK OLMAZ

1


TÜRK SANATÇILARI DİZİSİ

2


MUAMMER KARADAŞ

AŞKTA SAKINMAK OLMAZ Şiirler

Kurucusu: OĞUZ

AKKAN

cem yayınevi

3


Dizgi - Baskı: Başaran Matbaası, 1988

4


ELMA Açtım davacı ağzımı, örtmem bir daha Attila Jozsef

5


6


BİR GECİKMIŞ UYARI I De ki, çık köşenden zaman yok Zaman dalgın bir su, eşiyor göğsünü Yeter yıkılsın, seni ağılmaz kılan kayalık Kırlangıçlar mı, buna da alışırlar aldırma Tanımıydı geçmişin: bir bulanık ırmak — Onlar ter ve gülüş denizinde fenerdiler ama Senin yatağın ateş ve çaba, durma denize ak Geçerek içinden gecenin dökül çatlamış dudaklara Orda sızlayan bir oyuk irkiltisiyle sesinin İster geç kalmış bir kaktüs çiçeği ol Uçuk yüzleri dikenlerinle kanasın Aksın şarıl şarıl, ölü kentleri yıkasın De ki, çık köşenden kalmadı zaman İrkilsin yeraltı rengi boğuk sesinle Bu sırılsıklam ortaçağ geceleri Her duyarlığını Kapalıçarşı'ya ayarlayan Bu plastik saray, bu tapınç, bu vitrin De ipeklere bürünmüş korku mankenleri Bu satranç şahı, mermer sesli serseri Bu turistik tespih, taneleri ölü gözlerinden Canlan yoksul, camları çatlasın kuyumcular Şafak diyor ki: Ben kanımla imzalarım her şiiri Karanlıktan gül damıttığımız kardeşlerin Yüreğimin kuyusunda yankıyor ölü yüzleri

7


II De ki, karanlıktan damıtılmaz gül Her çocuğa göre değil tezgâhı acının Git işçi kızların düşlerine sokul Geceleri çiyler sarar yaprak aralarını İlkyaz çayırında kımıl kımıl solucanlar Git sor, her sabah nasıl da solar Düdükler metal sesiyle çağırırken onları Sen karanlık yalvaç, gül damlıyor fırçandan Bozuk bir plak gibi yinelerken eskilliğini Bak geleceği emiyor kara hortumlar Tank paletleri gül dediğin kuşu eziyor Belki kitapta yok ama yasalarda var Bir susmamaktır belki kurtaracak seni Yıkılsın artık bu göbeğine okunmuş duvar Diyerek aklamak bir şeyleri Sanma her sırça bardakta sunulan rakıdır Belki bir fahişenin masmavi akan kanıdır Diye başlayan şarkılar yazsın onlar bırak Sen günlüğünü tut acıtan sesinle günlerin Aşk geçmişe de yürüyen belki tek yasadır Dinle: çırılçıplak şarkılar söylüyorum

8


III Sen, tüm köşesizlerin insan köşesi Dur: sessizlik kulakları yırtan kampana Konuş, kanla barutla sevdayla yoğrulmuş düş Demir kapılar kalın duvarlar arkasında Bir kelebek gibi yaşamı havaya çizen Sesin, elektrikli tellerle çevrilmiş Verilmiş günü kanatan aykırı sesin Olmuyor, nasıl anlatsan olmuyor vay Yaralı bir duruş gibi sızıyor ülken Kırık kapı ırıklarından, çatlak testiden Yine kilitlenmiş de çarşı kapıları vay Boncuklar saçılmış yollara kara kara Soğurulmuş üzümler gibi kırgın insanlar Günün çiçeksiz ağacında gerilmiş yay Sök takma tüylerini, in o ağaçtan Sen bir tavus kuşu değilsin hey Yoluna kırlangıçlar salınan tan Dalgınlığa gelmez gece vardiyaları Güven artık kanatlarına ey insan Engellemesin ne buhar ne lav ne buz Artık uçmak ve büyük konuşmak zamanıdır

9


ELMA I Tuz: Kanıtım benim, yıllarca Sözlerimde biriktirdim Terimdir kavalımdan matarama Günden beri dağları erittiğim Kılcal damarlarım kavruldu susuzluktan Tuttum deniz kıyısına indim Hep yukarlardan geldik buralara Zor alıştık ve ödedik bedelini Kırk gün dinlendik, dinlendi atlarımız Tandır ekmeği, çökelek, kara zeytin Bir maşrapa su ve sararmış aşkımızla Koştuk atlarımızı, evler kurduk sonra Kazır gibi karımızın bedenine geleceği Kendimizi kazıdık bereketli Anadolu'ya Sonra beyler, sıtma, Moğol ve Osmanlı

10


II Usandı güneş, topladı bohçasını Sarktı esmer, kalın dudakları Son bir inlemeyle baktı denize Kızıl kıvrak bir yürüyüşle Satışa gitti uzak ellere Biz Lambası kırık ay ve deniz Kalakaldık içinde gizemli bir ormanın Fitilini, biraz daha açtı ay Deniz Kimsesiz, aç ve çıplak Bir çocuk gibi inliyor Ben Uzak ve yaban kimliğimle Islak kumlara notlar düşüyorum Kör bir ayışığında uğuldarken deniz Ben biraz kimsesiz, biraz erinçle. Her güneş vurup yağmur yağdığında Kıdım kıdım da olsa eriyen kayaya Oturdum.

11


Sordum: Bu Likya testisi çocuklar Kavrulmuş kentleri mi anlatır Kil bir sessizlik yayıldı ortalığa Yeni bilenmiş bir bıçak gibi baktılar Acemi askerler dolaşıyordu parkta «Tüm kasabayı dolaşmak bize yasak!» Kalktılar (yaralı birer kartal) uçtular Ay, mağarasına çekildi usulca Gitgide silindi gölgeler Yalnız bir Rodin yontusu kayada Kullanarak gözlerini bir makas gibi Kesti denizi boydan boya (Ses ve gümüş, bir at ve bir kadın Bir at ve bir kadın daha. Sonra Orgazm çığlıklarıyla, savaşta Yenilmek üz're olan kocalarına Yardıma seğirttiler esrik.) Ve dolunay Yeniden çıktı ortaya karnındaki çocukla Ve bana kaldı savunmak denizi Tek tek kayaları, aşkı ve umudu

12


III Biz artık kaldık burada Yaban bir at gibi tek başımıza Kayalık, çığlık çığlığa burada Yok yere kan akıtılan burada Çocukların ağıtlarla büyütüldüğü Türkülerin Tartaros'a sürüldüğü Ve aşkın artık aşk olmadığı Ve kana banıldığı ekmeğin Ve artık tüm kadınların Neronlar doğurup Romuluslar emzirdiği Yaşamak isteğinin irine bölendiği Altınla tartılıp satıldığı sevdanın Biz artık kaldık burada Ey kıl çadırlar kıl çadırlar Biz artık kaldık burada Bağbozumunda aşksız ve şarapsız

13


IV Sustum. Susmak yaftamdır benim Her isyanın ardından, kanla bastırılan Taşırım göğsümde Hitit'ten beri Her sözcük midye kabuğu gibi Keser dilimi, insanlığım uyanır Artemis işer yarama Paris kıskanır Yıldırım yemiş çınar gibiyimdir Gözümü köz yalar göçebeliğime inat Sonra bilirim: Aşka barikat engel değildir O zaman bir taş daha koyarım taş üstüne Çünkü ben yüreğimden zincirliyim yaşama Çünkü ben beynimden zincirliyim yaşama Biz en eski kullarıyız yeni otağların Dedik de yüksek bir kütüğe çıkıp Sakınmak gelmedi elimizden boynumuzu

Aşkta sakınmak olmaz, olursa aşk olmaz

14


V Ey kil çadırlar kıl çadırlar Kuşkudur Konuğumdur dikenli yataklarda Boğazımda bir kılçık gibi durur Yenilgiler şiirimde kan kokusu Ben ölürüm de gülmem zeytin ağacı Dağlardan ölümü getirirler Antika bir seccade gibi yayarlar Bir asker bacımda durur, iki asker Sonra bir kadın uğunur uğunur Sonra bir kadın uğunur zeytin ağacı Sonra bir köpek gelir işer yaralanma

Bir de grev kırıcılar bir de onlar

15


Sustum. Üretip bölüşmeyi yakılmış kitaplarla Sevişmeyi karanlık Rimbaud'yla Kestiğim kızıl sakalımla gömdüm inancı İşte jilet, işte ben, işte deniz — İşte sen, işte ısırganotundan kefenin Aşkta sacayağı olmaz, olursa ölüm olur Ben yeraltından çıktım yüze Ölürüm de gülmem yüze Artık güvenim kalmadı size Arkamdan vurdunuz bu nasıl tüze Bir de onlar zeytin ağacı bir de onlar Sonra bir çocuk gelir işer yaralarıma Sobe!

16


VI Gözyaşlarını bendime akıt Ey bulut Bıktık paslı bir nakarat gibi Her güz yinelemekten ölümü Her güz bir çentik daha atmaktan Çığlık çığlığa yaladığı kıyılara denizin Yaslan da gidelim ey kıyı, üşümüşsün Ne demezler kazayla görse ölülerimiz Üşüyorum bir servi gibi, yapraksız Birer birer gömdük onları geleceğe Bir de yitiklerimiz bir de onlar Sınır taşları yalnızlığımızın Yerleşik sancılarımızın aşılmaz kaleleri Yaslan da gidelim ey kıyı, üşümüşsün

17


Artık ölümler de yitirdi eski acısını Oysa aşklar derin İzler bırakıyor hâlâ İnsanın tam şurasında Ve şurasında Bir babam yeterince özlüyor Bir babam sahip çıkıyor dağlara Ama Düşünsene o bile utançlı bir sessizliği yeğliyor …

Soluklar açıyor tanla Bir dalga alıp götürüyor yazdıklarımı Ve geçmiş suya gömülüyor İniyorum artık kente, ıslak bir kimlikle: Ben geçmişte unuttum fenerimi O yüzden soyundum Neron'luğa O yüzden büyük konuşuyorum artık Elmaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!

18


YANDAŞ Ben delirmiş dağ yollarından yanayım Delirmiş ve bir yaralı gibi uçurumlara koşan Veya zinaya kışkırtan upuslu kadınları İlkyazın acemi sesiyle sabaha yakın Hani dolduruşa gelen mart ağaçları gibi Hep düş kırıklıklarını anlatırlar sulara Oysa bilmezler bütün sular belleksizdir Ben doludizgin koşulardan yanayım, kıvanç Nedir dökülür eteklerinden mart ağaçlarının Daha da daha da uzun koşulardan yanayım Aşkın mavi çayırlarına ayarladım tüm gövdemi Kestim biçtim, ekledim çıkardım, buyum dedim Kimse kandıramaz yalnızca neferiyim yaşamın İşte buyum, gidip de dönmemeklerde açarım

19


Alışılmış gündoğumlarından yana değilim ben Bırak umutsuzlar avlasın kendilerini kuyularda Her uçurum bir ayna değildir yansıtmaz gözleri En iyi kement gökkuşağıdır avlanmak isteyenlere Desinler ki aşk budur: sular sulara akar Herkes kendi uçurumunu sever en sonunda Ve nasılsa herkes kendi geçmişini kullanır Törpüledim ben geçmişi, kuşkular da ekledim ona Sesiyle konuşurken su acılı bir çöl çiçeğinin Kimdir ateşle suyun arafında at koşturur Kimdir bir mıknatıs gibi kullanır sesini Ve ateşi bir kimlik gibi taşır kurumuş bozkırda Kimdir o sarılacak yılanlar icat eder her gün Konuşsun ateş bir yolda kalmışın eski sesiyle

Ben gidip de dönmemekten yanayım

20


Aslanlar'a

EPİKLER

21


22


I Bölüm: A Onlar mı, yürüyorlar hâlâ kinsiz ve güleç Tomurcuktu, karanlıklar içine patlayacaktı Sıcak bir ekmek, apaçık bir yadsıma Gelincik rengiyle tan kardeşi bir yumaktı Beklenendi, ne kadar uzaksa o kadar Oydu, her ölüden sonra bir adım daha Şarkılarla: bir ki bir ki bir ki bir ki Kan kulelerinde ölüler sevgi nöbetçileri Onlar mı, yürüyorlar hâlâ kinsiz ve güleç Hep birlikte indik alanlara, onlar öldüler Hâlâ bir gül bile bırakamadık mezarlarına Ey kafes, kirli perdesi gözlerin kara barbar Yani sen ey sapıtmış hücre, usa eklenen ur Ey beynimizi yakan engizisyon kılıklı kan taşı Ey kuytu, baş ağrısı ölülerin, ey kırılmış onur Onlar mı, yürüyorlar hâlâ kinsiz ve güleç Çınlayacak elbet yenilmiş dillerde şarkılar O ki eylül çölünde vaha, buğudur ağar kanımızdan Ağır ellerimizle kazımadık mı düşlerimizi mağ'ralara Bir parça çocuk yanından bir parça buğday Bir sabah yanlışlıkla açtıklarında kapıyı Uyanığım, ayaktayım, ben varım Her ölüden sonra birimiz çıktı öne Şarkılarla: bir ki bir ki bir ki bir ki bir ki

23


Bölüm: B 1 Böyle bir gündü başladık şarkılarımıza. Çürük Dişleriyle kirletmişti çeperlerimizi filolar Ve her ölüden sonra biriniz çıktı öne Uyanıp kızaracaktınız, bir avuç kiraz Düşecekti tarihin incelen camına Düşecektiniz camına önlenemezdi bu Çünkü bitmemişti her şey, gergindiniz ama (Sonra varla yok arası bir kan sancısı) Dökün ortaya armağanlarınızı: ne kaldı Dedi başlıyor bittiği yerden son macera 2 (Bayrak diye çektik kanımızı, yeminliydik Ağulu bir hançer gibi ihanet, duvarımızda) Herkes kendini seslendirecek dedi Her şey bitmedi yoklayın soluğunuzu (İlkeldik biz mendil var gözyaşı yoktu) Ölüm tutan parmağını yalar ne de olsa Ne de olsa bu yüzdendi kuşattık ölümü (Terli bir kuşatma hâlâ sürer kent arkalarında)

24


Çocuklar bizi bekliyor son ardında gecenin Saksısız büyümüşler ve ölü yürekler arasından 3 Bir Türkmen bıçağı gibi karanlığın karnına Sokmuşlar da güneşi, bir buğu gibi kış'ardından Uyumlu bir koro gibi bekliyorlar çalgılarının başında Dökelim diye ustalıklarımızı ortaya: başlasın Şölen: ey kan, ey hücre, ey beton ve kara dans Şölen: ey işkenceler kentinin aykırı geyiği Şölen: ey karanlığa karan duyarlığı halkın Şölen: ey çığlıklarla sulanan sevda ve irkiliş Şölen: ey işleyen yara, tuz basıldıkça yayılan Şölen: ey eylüllere kırmızı karanfil gibi taşınan 4

muştular, bildiriler, yalın sevgiler

Dökelim armağanlarımızı ortaya: anlaşılsın Bir karanlık çatlıyor, bir çağ ve mermer Çekiliyor işte aramızdan kör uyum; yağmur …

25


Durdu. ey ikiz kuytu, sancılanmış çatal göğüs, son yumru duman, ey becerikli kanatanı kanatların, gecenin ecesi son dansçısı alanların, ortalığa bir alarm gibi gerilen ses, ey ter, gül ve halat, yaşamın yedi renginden dokunmuş imbik 5 O duvarlar önünde papatyalar açar sonra Bir halk büyür ergen beyazlığından oruna («Sonra günlerce ağlandı bizim evde» 'Nereye gidiyorsunuz, her yer yanıyor' — Biz nesiyiz ki savaşın, gül dikmeye Yaşamaya geç, nereye gidiyorsunuz böyle — O kadar büyüdük ki, ölüme doğru O kadar büyüdünüz ki, ölemezsiniz)

26


Bölüm: KORO Ve sessizlik sonra, yaşamın toprakla sürdüğü Umudun çocuklarla, mart kedileriyle aşkın Ve sessizlik ölümün pençe yerlerinde donduğu Kanıksama, poyraz geçitlerinde dönekliği İhaneti kanıksama, topuğumuzda taşıdığımız dikeni Kargışlı duvar diplerinde bildik ihaneti Ve çizdik alnını uzun kirli tırnaklarımızla Düşer düşmez uzadı boyumuz, tırnaklarımız ve Sakallarımız damar damar göğsünde Anadolu'nun Biz yaşama özgüyüz, ateşe toprağa ve suya Ne kaldı adımızdan geriye, bilenmiş ünlem mi Biz kanlı bekçileriyiz ateşten yeni ülkenin Çekip aldık yüzümüzden kara bir peçe gibi Kırk kat yerin altına gömdük soylu acıyı Nar yiyin vişne yiyin, nar yiyin hey Vişne yiyin nar yiyin, vişne yiyin hey

27


Çekin yelkeni asılın küreklere çocuklar — Gereksiz harcanmış kupa ası konuşuyor — Adınızı dünyaya verin, dalgalar ıslatsın sesinizi Ve martılar dökülsün karanlığına içinizin Tırnaklarınızı keser gibi kesip atın adımızı Yeter bize humusu olmak bu son insan soyunun Yeter bize sevdanın rengini vermek ölüme Biz, bütün gerekli ve gereksiz ölüler böyle düşündük Ve kaygısızca verdik yürüyüşteki sıramızı size Övgüyüz biz yaşama, ateşe toprağa ve suya Ama küçük çocuklar gibi ormanda Şenlik ateşleri yakıp ara sıra En iyisi yasamak diyoruz En iyisi elbet, kardeş gibi tutkuyla

28


Bölüm: SUNGU Duy, yorgun çekiç sesleri ve sıcak teri gülün Akşam altlarından bitkin caddelere sızıyor Bir koro sıcak sessizliği söylüyor mezarlıkta Acım inadımdır benim günün örsünde dövdüğüm Diyorum yaşlı adamlara, her söz çürük vişne Gibi damlıyor konuşsak, dilimiz isyan halinde Kimse inanmıyor sömürgeci sokak çocukları Değiliz, yansın elinizde kırbaçlarınız Çöküyor birden hangi limana sığınmaya kalksak Sussak, düşüyor sararmış yüzümüzdeki mask De ki, tarih çoktandır uğraşmıyor ayrıntılarla

29


Herkes ayrı bir odada kendi aynasına bakıyor Kanıyor yaban arısı gibi tutunmaya çalıştıkça Kapatılmış perdelerin ardında sıkı sıkıya Hani atmış gibi gür bir çağlayan ıssız kıyıya Herkes kendi intiharını dokuyor kendi tezgâhında De ki, ey inanmış uzat boynunu, gün alçalıyor Niye kırk parça gösteriyor yüzümüzü geçmiş Biz ki kökü insan olan bir ağacın dallarıydık Soyadımızla çağrılsak da hâlâ meşe kapılardan Biz ki varımız bildik onu, can alıp verdik Biraz erkendik bütün hortumlar bizi buluyordu Uzatmalı buyruğuyla haki bir tanrının Granite inen kazmalar duyuruyor aşkı Terin mengeneleri kirli suları sıkıyor Aşk mı, bir mültecinin kimlik bildirimi Aşk mı, inadına ve ortaya yazdığımdır benim Alnımızda bir akıtma gibi durur ölüm, aşk mı

Sessizliğin çekiç sesleri vuruyor şafağı

30


II Bölüm: Al Şalter inik, ateş küllenmiş, çok mu ırağız Havada deli poyraz ve tecrit, burada masal Çağı yaşanmakta, yüzümüze kapanlar kurmuşuz Çıkmışız gibi ölüm avına işkence odalarında Sus, çalamazsın kendi sesini sonsuz koyaktan Kim bağlasa çarpılır süren yağmuru poyraza Hem çoktan terk etti gemiyi ikinci kaptan Savunmak zor onu bu akşam, bu yağmur durmaz Kendi yarımadanda karaşın ağıtlar da boyasan Geçmişin çağıran türküsü yine onların ağzında Ki yine doğrulttu rotasını gemi, karaya oturan

31


Aç bir bedenin nasıl hırçınlığıydı güneş Büyük uyudular taş bağlayıp gölgelerine Oldukları yerde kaldılar aşklar ve silahlar Artık bir toprak kimlik sormuyordu ölülere Bir de mutsuzluğu yaşama çizen rüzgâr Oldukları yerde kaldılar eski ve yeni dağlar Soyunursak sarışınlıkları kuytu köşelerde Yine de umut var ey çizginin üstünde kalanlar Onlar o köprüde durdular alışıldılar birden O trampetçiler öyle uyumsuz çalmasaydı Bir önceki notada takılıp kalmasaydı orkestra Karıncalar ağardı yüzümüze uyanırdık, dediler Dediler kinimiz ağırdır bizim, soluğumuz toy Ey seslerine çentik çentik inme ağan yadsınmışlar Yüreğimizde uçurum sesi, ölümü inceltir yüzümüz Akşamlarınız mazgallarımızdan iner boşluğunuza Ki benzimiz ağır soykırımlardan uçuktur

32


Bölüm: A2 Unuttuk mu?... Nasıl unuturuz, bir gün Nar ağaçları büyüyecek satır aralarından Dediler: yaşanmış bir şenlikti... Kalabalıktık biz çıktık alanlara Çoğumuz sarı sıcak maceracı Çoğumuz elendik zorunluğun kalburunda Eylem tüm zamanlara göre çekilir Hem sevişmek de eylemdir şenlik de Hem tüm savsözleri çıkardık usumuzdan Yeni baştan karıyoruz kartları Kulağımızda acı keskin bir küpe Yüzümüzde uygun su yollan haritası Gerekli ölüler fihristi, acılar yongası

33


Bölüm: A3 Ey ilk ateşlerin büyük sevinci Ey ilk kıvılcımın büyük onuru Dediler: biz ki ölmek ustasıyız Yaşama uygun sevinçler yontarız ölümden Niye adımızla başlıyor bütün mutsuz aşklar Niye adımızla anılıyor her yangın fısıltılarla Biz ki dondurduk atlarımızı yoklandık bir bir En körebe yerlerinde yoklandık kentlerin Dağların ağıtlarla büyüyen yerlerinde Gizlenecek şeyimiz yoklu, yaktık olanları da Bizi çobanlar da esinledi tarih kadar Bütün çobanlar deniz kıyısına indi sonra Çobanlar orda durdu durdu durdu Sonra kadınlar geldiler, çocuklar ve yaşlılar Şişelerde yüreklerini deniz tanrısına sundular Ey zamanını aşmış uygarlık Ey terime rulet oynayan artık Ey kıl çadırlardan kara yapılara Ey kendini fitilsiz lambalara gömen ışık

34


Bölüm: B1 Sen baktın, yorgun bir adam çıktı içimden Sen baktın, içimde dolaşan bu kösnül ateş Sen baktın, soyundum pırıl pırıl oldum Çoğaldım, kendi söylencemi yaydım erkenden Her duvara 'kırmızı gül' yazdım, haklıydım Bir koşular kentiydi sen bakınca Ankara İstanbul başkaldırılar, göçebeler kenti Bir imdi: sen baktın ben koştum, bu oydu Her uzak köşe alışılmış ölümler saklıyordu Hep böyle gecelerde aradım seni, koygun gecelerde Hep böyle dağlara sürülmüş yaşlı bir at gibi Yitik bir çemberi çeviren çocuklar gibi yaşadım Sıcak bir damardın oysa sen kuytuluğunda kentlerin Orda duldalar çünkü, kovgun insanlar Gülüşlerine kepenkler indirir ve uyurlar İşlevsiz kediler orda, rolsüz kahramanlar Tuzda karanfiller ki çoktan unutuldular

35


Bölüm: B2 Gözlerin en uygun mürekkep, sula divitimi Gelecek bekliyor beni, yazısız kitap gibi Yan yanayız işte, isli camlar ardındayız Boğulmuş boynumuzda hâlâ tel izleri Dumanlar tütüyor kurşun yaralarından Asılma oyunu oynuyor sokaklarda çocuklar Birer gül dikiyorlar adımıza sevdamızı boyayan Zamanı terle algılayan bir çayırım ben Yürüsün üstüme gözlerinde kişneyen kısraklar Diyorsun ki ölüyüm, unuttum dilini Yordu inancımı mümin suskusu Anadolu'nun En derin yerlerine 'tezgâh'lar kuruldu Coğrafyasız tarihsiz bir yerlerinde Koyu ve açamamış çiçekler soldu Yitmiş bir dağcıyım, gözlerin birer çığ Ne zaman baksan buğular kalkar yüzümden Böyle olmayacaktır, varılacaktır gökyüzü Ölü gözleri ve ısırganlar yağacaktır Toplanacak bir gün kenti süsleyen cesetler Çünkü papatyalar açıyor yüreğin duyuyorum Cinayetle suçlanmış çocukları yıkıyor rengin Böyle olacaktır tüm ırıklara sızınca sancılar Kurşunlar sekip sahibini bulacaktır Bak, haydi bak, buğular kalkmalı yüzümden

36


Bölüm: KORO Geceyi ve soluyan ırmağını gecenin Geceyi ve onun bilincimize eklediği Söğüt ağaçlarını ve arıtan ışığını Yıldızlı bir kitap gibi içimize akan Ve kaynağımıza sesler bırakan ırmağı Geceyi ve yol gösteren avizesini gecenin Hak edemezdik ki kendimizi yorulmadan Bu, kavramaktı esmerliği, bitecekti O kadar belliydi ki bu, kanımızdan Boynumuzu yoran iplerden ve uğultudan Bu o kadar belliydi ki: yaşıyorduk Ona kuruluydu bütün güzel saatleri gecenin Çünkü yorucuydu doğru, aklayandı ama Yazıtlar gerekmezdi başucumuza, gereksizdi Servileri mumlarla kirletmek, elma olgunluğu Çünkü her şeyden önceydi bu, beklenendi Geceden ve dudağımızdaki vantuzlarından Issıza sığınıp öpüşmelerden, olmaz sanrılardan Kendimizi adadığımız sis tapınaklarından önceydi Bir kezcik sığındığımız intihar olgunluğundan bile Çünkü yorucuydu belki, ama aklayandı Sonunda ayrımsadık bunu: derin derin sustuk Sustuk, büyük konuşmaya giriş olsun diye

37


EPİKLER'E DİPNOT Ben ki kaç zamandır kendime sürgünüm/Beş benzemez bir el gibi yaşıyorum/ Ateşler yakıyorum Beyazıt meydanında/Dumanlar savuruyorum düşmana inat/ Şeytan bile biliyor gücümü/Konuşsam milyonlar konuşuyor ağzımdan/Bir ateş yaksam (sözgelimi on dokuzlarda)/Birden milyon tüfek halaya duruyor/Kurt ve kuş, hava ve toprak, su ve ateş/—Peki, ne zaman tanıştık sizinle — Artık önemi yok arklanndan eksilen suyun/Çünkü ne oldu bilmiyorum, karardı içim/Düşlerime saplandı kendi bilediğim kılıç/Akıttı içime zorla zorba bir tanrıyı/ Baktığım kendi gözlerim değil artık/Ne konuşan kendi dilim, ne o el benim/Gece tarlasına yıldızları savuran/—Ben hangi ellerimle tanıdım sizi/Siz hey dilimde açan isyan gülleri — Belleğim suya yıkılmış söğüt ağacıdır/Kaç kez denedim derin girdaplarda boğulmayı/Anıları ateşten bir sancak gibi taşıyarak/Çekiç sesleri altında yıkık bir handa/Pencereleri tahta çakılı/Nemli duvarlarında/Aşk salıncakları örümceklerin Uyusamı uykularımı kim uyuyor çölde/Ölü bir atın izini sürerek/—Haydi söyleyin, ne zaman tanıştık sizinle—

38


YAŞAMA TELGRAF

39


40


Bir Delinin Yorumsuz Sayıklamaları As'lolan mutsuzluktur akşamüstleri. Soluklar benzin kokar, ayaklar asfalt, çocuklar ölüm. Ve gece iner kuyruğunda zillerle garlara. Başlar ölü sorguları. Ortalıkta leş böcekleri, cehennem neonları, asit ve zift şenlikleri. Oruçlu ağızlar, dumanlı kafalar, panik misyonerleri. Münkir sarhoştur, Nekir satılmış. Haydi, deli kimlikleri satıyorum, deli kimlikleri, deli... —Kimse açlığı ve korkuyu suiistimal edemez!— Tam zamanıdır varoşlara kara bir perde çekmenin; tam zamanıdır varoş kahvelerinde org çalmanın ve uykularına ağu katmanın. — Kimse karanlığı yadsıyıcılardan olmasın, kimse kendini bir yılan kavı gibi kendinden sıyıranlardan. Onlara, çok ağır olacağını söyle gazabımızın! Gelin, sığının diyebilirdim dolu olmasam. Çünkü hep doluyum ben. Şuram, ayyaş istasyonları Ankara'nın. Dallarımdan sarkıyor her akşam, (İşkence için iftarı bekler müminler.) Her akşam yalnız ve yanlış biniyorum trenlere: bir ben bir de ben. Sözü edilmemeli artık mutluluğun. Yadırganmalı. Sevinç, Yenişehir' de soyunduğum fraktır. Adı konmuştur: Kirli akşamüstleri, Ankara... Soluklar ispirto kokar, gözler açlık, genç kızlar intihar: «Bir intihar Daha: Dün, saat 19.30 sularında, 17 yaşında bir kız, Mamak-Sincan arasında çalışan banliyö trenlerinden birisinin altına kendini atarak buğulu camlarını kanla silmek istemiştir. ... Ajansının haberine göre olay, Yenişehir İstasyonu'nda meydana gelmiştir. Adı Y. olan genç kızın umutsuz bir aşk yüzünden intihar ettiği sanılmaktadır...»

41


Genç Kız ve Gece «Çeyizler sandıkta basılı kaldı» Akşamlar hep bir Kur'an sesiyle başlar Kur'an susar duvarlar başlar: susma Derinliğimde hiç görmediğim bir adam Batar yüreğime onun irkilten sesi Mezhebim Hanefi dinim İslam Sarı bir kiraz yaprağı gibi içim Bungun, dağınık, kıpırtısız ve kaygan Şuramda o tatlı diken anamızın anlattığı Giriyor giriyor, yırtıyor aklığımı Dinle n'olur, konuş n'olur: uyuma Uyusam en karanlığımda bir adam Biraz babam, ağzı köpüklü Hz. Hamza Biraz hırsız, biraz kabadayı, biraz Müslüman Biraz babam, biraz O adam hiç görmediğim Sesini duymadığım, naylon köpükler gibi Yüce dağ doruklarında: sisli, içine itildiğim Bir ağır yılan gibi çöreklenir ıssızlığıma Hep gül desenleri hep özlemdir patiskam

42


Nasıl desem, küt ve ıslak bir kama Çıkıp kınından yürür üstüme üstüme Bir yanda kesik baş bir yanda kuyu Bir yanda çift kesişli kılıç oynar Patlar kör kuyuda bitimsiz bir çığlık Susarsan şu isli lamba gözlerim oyar Hiç yakışmadığım kara gül Akar şurama gecenin gizli şadırvanından Uyudun mu kardeş?! — Uyumadım konuş Kerpiç bir ev gibiyim, üflesen yıkılacak Diyordu ağıtçı, ellerim kına yüzüm duvak. Ak bir papatya gibiyim oysa ben Kır çiçeği diye satacak beni çocuklar — Kimin attığı taş varıyor ki menzile Hangi kız varabiliyor ki dilediğine Şarap gibi kösnüyor inadından Ünzüle

43


Gece şarap gibi özlemimden damıtılan Gece kuduz bir kedi gibi iri ve sözsüz Ah bir de o, canımın gömleği, bir de o Çakılıp kalıyor ağlama duvarıma gözleri Bir haz burgacı et ve su koşularından Hep böyle akıyor kimsesiz karanlığıma Hep böyle akıyor cansuyu kayalıklarımdan Ay, ölümle damıtıyor beni: dinle Bir de dudaklarımda bu güzel panik Ölüm öpecek beni paniğimden, öpün beni P a n i ğ i m d e n

44


İşleri içmek Olan Kadınları Beyoğlu'nun Bir im sayalım bunu... Lirik bir sessizliğin ardından, bir tanıklıkla kocamanın; geleceğe ertelemenin ardından kan çıbanına dönen usu, sıcak bakışları ve özgürlüğü, indim acemi atımdan. indim, «bir gül dalma bağladım» onu. Gittim, arka sokaklarında Beyoğlu'nun taframı attım. Tertemiz bir tarak gibi daldım aralarına, işleri içmek olan kadınların. Onlar yorgun bir su gibi uygun, gececi. Ben kılıcını yeni bilemiş acemi bir savaşçı. Onların ceplerinde cinayet referansları ve taşra. Benim dilimde üçbuçuk karanfil, bir yosma ağıtı ve şiir artıkları. Bir im sayalım bunu... (Karanlık bir an'ı seçiyorum. Hiçbir şeyi çarpıtmadan, çıkarıyorum bileziklerimi. Oraya, ateşin kıyısına. Boyalı serseriliğimi, ayaklarımı yakan bozkırı, beni deli eden o kızı güzün ırığından öte geçeye itiyorum. Ben zaten yitirmiştim onlarla ve onlarda aklığımı. Ve en kurumuş damarlarımı bu metal, bu camsı, bu çapak çapak aşkla yırtıyorum. Ne yargıcım artık, ne çok uzaklarda bir söğüt ağacı. Artık bir bir söndürüyorum eski, soylu, somurtkan lambalarımı.)

45


Bir im sayalım. Onlardan, hangisi baksa bir geyiğin gözlerine bir ormanda, gözlerinde kendini görür de geyik, bir çocuk gibi düşer ardına. Yetim bir çocuk gibi gelir, sığınır ana koynuna sığınır gibi. Oysa ben çoktan söndürdüm eski lambalarımı, uzak kentlerin yatılı okullarında yakılmış. Şuramda kaç bin yıllık kül. Benim yollarımı kapadı elma çiçekleri. Söylevler çekildikçe ölüş gecelerinde. Kasap çengellerinde etleri, ölmeyi bile bilmeyen o soğuk kuşlara kaldı şimdi o kentler. Ey işleri içmek olan kadınları Beyoğlu'nun! Ey her resmin kanlı ve kesik çizgileri! Her kentin küskün damarları ve kısır kediler gibi sırtını güneşe dönen eksiler! Hüzün bilinmeyen bir Anadolu masalıdır, kansız çarşaflar için konuşan tabancalarda. Yani yatalak sevgilerden arda kalan kum Bir yanımın çağdaş rüzgârlarından üstün Bir yanımın ırmaklarında boğulan türkü Ki artık yalnızca dilimi sızlatan hüzün Bir im sayalım bunu...

46


Göksel taframla indim acemi atımdan Uzakların gözleriyle inançlı bir yargıç Siz soyundukça kent övünüyor Bir ruj lekesi kalıyor zamanın alnında Kalebentler, yorgunlar, ayak bağları Ey meyan kökünden damıtılan söyleşi Masalara yayılan ey soğutulmuş ilenç İşleri içmek olan ey kadınları Beyoğlu'nun Mutlu kırmızı apartmanlarda mutlu sıcak Ayyaş çocuklar emziren uyku mezeleri Yani siz örümcek yalnızı kuytu odaların Ey naylon çiçekler sulayan uyumsuz garsonlar Yakut öpücükler yakıyor boyunlarınızı Yaranıza yaranıza sokuluyor soğuk küfüyle Kim ne dese sizi emiyor bir vampir Gelinliğinizden emiyor kansız gerdeğinizden Yatıp kalkıp sizi soluyor Yüce İstanbul Uyuyup uyanıp sizi doğuruyor nedense Nerede kaldı o bıçaklar nerenizde saklı Ya bir yanınızı utandıran o ateş türküleri Ya da sizi boğuntuya getiren kişiliksiz caz

47


Ama yaralarınızdan dönen bıçak uslandı Çürüyen yanıyla, öbür yanını yakan Bir akrep gibi uçtu karanlığa Artık sizi yanıyorum ey sayrılar ülkesi Çırılçıplağım artık hazırım her şeyinize Hançerimi güle gömdüm yaktım esmer giysimi Yani hep korkaklarla yattığınızı bilen ben Issızlığınıza dayadım kahraman ağzımı

48


YAŞAMA TELGRAF I Çünkü sevgilim kan ve sen Aşkın damarının attığı yerde Bir gülün gülmesinin tuttuğu Çünkü sevgilim... — Ne ağır yenildik?! — Ama sonuncuydu bu.. Sen ah, ağzımın yancısı Bir gün gömülmeden son ölü Bitecek belki terin sancısı Bitecek kan davası bin yılların — Bitecek bin yılların kan davası Hem uyusak da biz su ve ay — Silah çatar, ama ne ayazdır Şavkları vurur çocuk alınlarına — Bir adamı karabasanından uyarır Bir sen de sevgilim bir de ben Sıra artık bizim türkümüzde — Şair söyler ağır söyler, demişler

49


II Çünkü sevgilim sen ki en Kanlı geceme bırakılmış (Ama nasıl da öyle bile isteye) Vişne ağacı en karanlığıma gerilen Ben ki dallarından bakıyorum öteye Çünkü sevgilim ötede, bilir ölüler de Hiç kaldırmadan başlarını bile Nasıl doğar ellerimize kapkanlı ve Sımsıcak bir tay masmavi anasından İlkin ürkek bakışları, kuşkulu ve derin Büyütür içimizde deli bir karanfili Ve usulca dokunur yaramıza onduran dili

50


Çünkü sevgilim ölüler de bilir Onlar ki doğacak tayın en usta ebesi Ki aynamda her biri kıpkızıl kor Onlar ki esinlenmiş öpüşlerinden En havalı anından hem de öpüşlerinin Her biri aynamda çağıran bir çan Bir bankta uyanıp da derin uykularından Kanlı bir parkta ayaz mı ayaz Ölü ağızlarıyla Bir cıgara aranırlar ya Bil ki, bir ülke halkının öpüşleriyle başlar yanmaya Böyle apaçık böyle yapyalın işte

51


III Atla aşkımın son sandalına Gel, çek küreğini kanımda Kurumadan bütün ırmaklarım Bütün göllerim buharlaşmadan Artık umut kalmadı dünyadan Gel, sıkışıp kaldık bu adaya Tutunduğumuz bir nilüfer de olmasa Artık umut kalmadı dünyadan Gel, bir kuytu bulalım seninle Sevişelim sevişmek için, çocuğa Kalma nasılsa bütün çocuklar Ölüme hazırlanıyor ağır ağır Artık umut kalmadı dünyadan Gayya kuyusu kazıyorlar insanlığa Kalmadı, umut kalmadı dünyadan

52


Ama bizim şarkımız değil bu şarkı Bir kadın ve erkek yontusu gibi Doymuş yüzü gibi onların aşka ve Ekmeğe, biçimleniyor daha yeni yeni Ellerimizde biçimleniyor çünkü tarih Bir gelincik tomurcuğu gibi İşte öyle patlayacak dünya Patlayacaksa

53


IV (Umut bir sırt çantacıdır çünkü sevgilim: Bir savaşı örneğin ölçüp biçip sokabilirsin: Kırmızı ve ağır çiçeklerle donatacaktır çünkü bin yıl sonra, gözyaşı şişeleri tarlaları. Da kör bir sanrıyı sokamazsın içine, almaz. Ya da ölürse bir gül dünya karamsar oluru; ya da artık savaşa hazırlan ey Afrika'yı. Yaramaz bir çocuk ancak kedisiyle kurtulur açlıktan... Oysa konulmalı mutlaka bir çocuğun bakışları Kapkara bir çamur selinin az sonra boğacağı Hem her halkın kendi şehzadesini boğma hakkı saklı tutulmalı; ki utansın Machiavelli. Ki...) Sen ki bir acemi bir saka kuşu gibi Umudu ararken çam dalları arasında Uykuya akıyor bütün gözlerin Nadasında irkilen ilkyaz sabahları Sen ki yaşamın askeri İyi koru kendini

54


(Çünkü sevgilim, damarımmdan çekilen kandır Patrice Lumumba, atlasıma sokulan diken. Atlasıma sokulan diken Patrice Lumumba. Ama ertesinde bakır çalığı sessizliğin. O, bir de Allende. O, bir de Sandino, O, bir de... Yakınlaştırır, büyütür parçalarını fotoğrafın, bir şeyler bırakır eski umut gezginlerinden, açık mavi yerlerine atlasımın, atlasımın koyu mavi yerlerine Mustafa... Tutunup da ter yağından yapılmış alevine fenerin, binip sırt çantalarında eski bir gemiye (gemi de değil ölüm teknesi), indiklerinde birdenbireliğe, beklenmezliğe... Çünkü sevgilim, böyle büyür işte umut, işte böyle yasadışı.) Düşündeydi o Kalın bir çizik attığın yanlış sokaklara Çünkü dağdasın her yol ölüme doğru Daha vurulmamışsın da oysa elinde yüreğin yüreğin ki düşmüş pusuya Düşün ki beyaz bir mendil gibi uçuşuyor sessizlik Oya gibi işlenmiş bütün namlulardır çevresi Bir papatya tarlası gibi yayılıyor yüzüne Sen ki yaşamın askeri İyi koru kendini

55


(Çünkü sevgilim, sevgiöteci bir karanlık şehzadesi, dönenip durur kurtulunmaz ağlarında umudumun. Ve sessizce ayaklanır kıyı kasabalarının halkları. Bitmez bir mum dikerler tam altına güneşin; tam ortasına denizin, yağmur yağıyordur serin. Ağır ağır durur yangın ve söner çamur erki. Belki yarın değil evet, görüyoruz ne var ki, görüyoruz onu toz dumanı arasından nötronun!) Oysa sen bir acemi bilmezsin gez göz arpacık Düşün ki bir karanlık, ama nasıl karanlık Beklersin, içinde kan telaşı güvercinin Sen ki askersin Bu bir kuşatma Beklersin Sen ki yaşamın askeri Bir yolunu bulacaksın Yaracaksın kuşatmayı

56


V Sevgilim korkutmak istemem seni, ama Strantium 90 ve Zeasium 137 yağacak Dünyaya, ömrünü tüketmişlerin çılgınlığıyla Sarınca her yanımızı nükleer bulut Karartınca aşkı ve gözlerini senin Katransı bir bitişe uyak olacak umut Ve suya benzeyecek çünkü sevgilim Meyveye, balığa ve ekmeğe benzeyecek O gün oksijen suretinde inecek ölüm Yani yerleşince yeryüzüne nükleer kış Açmadan dökecek bir bir çiçeklerini dünya Alınıp verilmeyen bir selam olacak barış

57


Daha yeni yeni uyanıyor oysa insan Kendini yaratmak için dünya üstüne Binlerce yıllık karabasan uykusundan Dinle, «orta boy» bir savaşta diyorlar Ağır, acılı ölümleri dışında yaşayanların Hemen ölecekmiş en az iki buçuk milyar Daha neler diyorlar sevgilim bir bilsen Yalnız gölgemiz kalacakmış eşyalara yansımış Ellerinin izini çıkarmıştı ya hani Röntgen Delinince ozon tabakası atmosferin Morötesi ışınlar akacakmış yeryüzüne Yok olacakmış dirim kaynağı, protein Düşün ne gece kalacakmış ne gündüz Kurban edilecekmiş savaşa kış ve yaz Hamamböcekleri yaşayacakmış yalnız Bir şey daha var ki, yaşıyoruz henüz

58


VI Çünkü sevgilim nasılsa yadsıdık biz Bize takılan tüm takma adları Çitlembik inceliğini, kuşkonmaz saflığını Ama son bildiri değil bu, yazdığımız Kuzey'den Güney'e Batı'dan Doğu'ya Yani bütün yönlerden eserken rengimiz Tutunduğumuz son dal olacak belki Çocukların gözlerinde yakaladığımız kıvılcım Diyorum ki sevgilim, elimizde kalan ne mermi Ne bir kızgın sac, ne tutsak bir kırmızı Tutsak bir ay, iki tutsak senle ben Sonra bir de o, yani insanlık Ve öpüşün ki yetmez kurtarmaya İlle etin gerek senin, ama mutlaka Ki alışamadım sıcak namlusuna ağzının

59


Ki alışmamak kendimi aşmak oluyor Defneyi andıran bir simge oluyor sarsılman Üstümüze bir çadır oluyor sonra da aşk Doksan bin insan geliyor Kafkaslar'dan Bir o kadar Yemen'den Çanakkale'den ve Çeyrek milyon ölü Hiroşima ve Nagazaki'den On sekiz, kırk beş ölüleri ve başkaları Hibakushalar geliyor en sonra da Gelip oturuyorlar yanı başımıza, susuyorlar Su ve ay diyorlar susarak, çöl ve buz Ekmek ve tuz, niye durdunuz, sevişin siz Niye durdunuz: on sekiz, kırk beş, çöl ve buz Çünkü sevgilim, her şeyi sil baştan Ve kim dokunur bu kente bil bakalım Ve kim dokunur tam yüz bin eliyle bize Sen ki karanlığıma gerilen vişne ağacı Ben derim ki, bir oyun değil üstümüze oynanan Hem ben hiç ölmemiştim ki, biraz geciktim belki...

60


VE

61


62


YANKIYAN Eski bir türküden kopardım senin için Bu çiçekleri doyumsuz şenliğine gülüşünün Tam zamanında ateşler yaktın şuramda Itır kokan kibritiyle köpük göğsünün Şiirler ısmarladım ben de kırlangıçlara Çok uzak ülkelere doğum günün için Haydi öp şimdi beni, serinliğim olsun Bedeli olsun bunca çektiklerinim Irmaklarında avladığım sevinç gibi Küçük arılar gibi gel, gel kon gözlerime Şurama koyup ellerini gizemli şarkıyı duy Dokun iki çiy tanesi gibi ellerinle Kimse böyle şarkılar söylemiyor artık Sen koyakların bana geri verdiği sessin Sen bu kadar açıldığım ilk sandal Toplamaya doyamadığım ilk gelinciksin Sen benim küçük sevinç yumağım Beni yüreğine damıttın işte ağıtlardan Haydi yay bedenime rengini, irkilt beni

63


ÖLÜDÜR SEVGİLİLER Ben nerede sevgili desem Ölüler uyanıyor orda Hayta bir hüzün buluyor bizi Ben nerede sevgili desem Kara pencereler açılıyor birden Paslı bıçaklar göğsüme uzanıyor Ve aşkım caddelere vuruyor Karaşın bir kakül gibi Zamansız bir ihtilal gibi Ölüler ölüler ölüler

64


GİTMENİN RENGİ Bu akşam ay terk edilmiş bir çocuktur Kendini bulutlara vurur ah umutsuzdur Kırmızı bir karınca gibi içime sokulur Haydi bir şırıltı koyun şurama, ağır Gidiyor o, bir türlü kanım akmıyor Önce gözleri vardı, orda başladı her şey Orda katlandım örneğin bütün mutsuzluklara Gözleri vardı önce ve onların rengi yoktu Karanlık bir sığınaktı gözleri yaralılara Haydi ağır bir şırıltı koyun şurama O gidiyor ardından kanım gidiyor Gidiyor, mermilere hazırlıyorum kendimi Bozguna. Neyim ben, mermiden önce garda O ona gidiyor, bütün dudakları saçlarıyla Ben tutup karanfiller bırakıyorum karanlığa Ağzını açtığında yaralı bir gül diyorlar Bir haykırış bir haykırış sabahlara kadar Ben neyim artık, bir lambanın son soluğu Ben bir aşkın karaya çalan lacivert sonu Haydi ağır bir şırıltı koyun şurama Neye olmamışsam hep ona yakalandım Bakın nelerle yoruyorum dilimi: o gidiyor Yorulmuş bir papatyayı bırakarak raylara Gidiyor, ardından turuncular allar gidiyor Ben tutup karanlığa karanfiller bıraktım

65


YUSUF'LA HABİL BİR DE BEN Çocuk!... Arabesk sevişmelerin Yusuf'u Yusuf mu? Ve o bir ayakkabı boyacısıdır Tecimler konuşu kutsal yosma dur, bakma Bakma, sözlerim tutuşur da geceleyin Köpek gözlerinde bir damla yaş olur Zamansız camilere dalan sayrı hırsızın Sesim ses değil ispirto, sunar ölü ellerin Ölü ellerin sunar o yoksul düşmüş meleklere Bakma, ay ki bir sokak satıcısıdır Ölü çocuklara kırık beşikler satar Der ki: at umuttur ve tan’dır atım benim Ey gelecek düşlerini süpüren esrik çöpçü Ey benim üvey kardeşim kaldır başını bak At mı o yıkıntılarda yatan içip de sesimi Çocuk!... Dalgakıran ihanetlerin Habil'i Kabil mi? Tezgahtan kalkamayanları soyar

66


Gece... Çoğalır Ortadoğu'da ayrıntılar Gece, yüzlerini örter ayaklanmış ölülerin Der ki: Bu ülkede yalnız ölüler ayaklanır Yalnız uysal çocuklar yatar kırık beşiklerde Ve her yoksulun yüzünde açlık sarışı dolaşır Alır isyan duygusunu atar derin kuyulara Kadınlar gözlerinde vurgun şarkılar taşır Çocuk!... Midas'ın kuyusu bir ben Ay deme, sesimi seven çirkin çingene Gül deme n'olur, eskitiyor dudakların Öp de deme, Ortadoğu kapanmayan, bir yara En uyanık olan Japonlar mıdır, elma deme Kadınlar gözlerinde... Uzun uzun beklemelerde karardı sesim Düştük yollarına düştük çırılçıplak Senin yolların güz mevsimi biz de elma Bakma, kirlenir yolların olgunlaşırsak Kadınlar gözlerinde düşük süngüler taşır

67


SANA SON BİR ŞİİR DAHA Bir hüzün sarkacı bu öyküde de İkimizin arasında gidip gelen İnatçı sarmaşığı kırılmış saksıların Kopardıkça büyüyen aşklar gibi Günbatımlarını adıyorum sana Bu şarkımı tut ve bırakma İster kendi rengine boya onu İster bırak uykularını bölsün Ya da çık sokağa çocuklara dağıt Ben uykusuz geceler adıyorum sana Ben yolculuklar adıyorum sana İster git dönme bir daha Gemi donatıp yüreğimi aşkla Çünkü ben kıyılarına vurdum senin Güneşe tutulan bir ayna içinden Gözlerimi gözlerimi adıyorum sana Bu kırgınlıklar tarihçesini sen yazdın Ben bu tarihçeyi adıyorum sana Sen en bitmez düğünümsün benim Spartaküs gençliğimde çarmıha gerilen Krematoryumlarda girdiğim gerdeksin Artık sana şiir yazmamayı adıyorum

68


ELMA YİYORUM GECE GÜNDÜZ Düşten yarattım seni ben kelebekten ötürü Kömür tozlarından, sudan yarattım, içime Boğuk bir ney sesi gibi menderesler çizen Çatladı artık kabuğun yokuşlara vurdum seni Bir gölgeler korosu adını yineliyor içimde

Karşıtlıklardan yarattım seni çünkü üzgündüm Kanlı bir tatla uyandım damağımda geceden Tırtıllara bıraktım zamanı, aşktan yarattım Kordan yarattım seni yüreğimde denedim önce Camdan ve duruluktan yarattım sürdüm kargaşaya

Uzaklıktan yarattım seni ben çünkü dalgındım Unuttum her anına soylu gelecekler eklemeyi İçimdeki devleri yenmekle meşgûldüm sanırım Mayıs sabahlarından yarattım dirence attım seni İdam mangaları yansımış isterik gözlerine

69


Kaçınılmaz gülden yarattım seni koşaradım Demek umuttan yarattım bakışında kalmış izi Yani tuzdan bozkırdan yarattım unutulmayasın diye Korkular kattım biraz da dalgalara bıraktım Gücüm kalmamıştı artık sınırlarımı beklemeye Külden ve sızıdan yarattım öyle yapılır sandım Biraz kan alırsam mutsuzluğumdan kurtulurum diye Geleceğin aynama yansımış acılığından yarattım Eski bir dildim oysa güneş yerlilerinin konuştuğu Dirençlerinden yarattım seni onların ölüme verdim Benden yarattım seni ben kuşkudan, mutsuzluktan Sırtım yaşama dönük elma yiyorum gece gündüz Yeraltı koşularından yarattım seni hıncıma çizdim Üşüyorum gönderi kırılmış duyarlı bir bayrak gibi Seni senden yarattım kuşkusuz, kendinde duy kendini Sırtım kendime dönük kendime yürüyorum gece gündüz Yani sana

70


BİR AŞKIN GECE SARKIŞI Nasıl da çokgen bir güzellik her dokunduğumda Yaz güneşleri eğleşir geceleri oluklarında Ve o saçar gecelere yıldızları eteklerinden Ayışığıdır biler kılıcımı indiğimde alanlarına Derim, ey geleceğin bana yaraşan kollan, uzanın Nasılsa tanırım onu dudağına astığım yakamozdan Geceleri de giyinse kara bir tül gibi ansızın Susuz kuyulara da dönse yüzünü aşk avlularında Arasın ve bulsun beni sancıyan kasığında gecenin Dörtnal atlarına binsin de aşkla yuduğum teninin Gözlerimin ininde Afrikalı bir savaşçı Ateşini savuruyor kösnüyle yanan etinin

71


Suskun bir çıngırak mıdır sabahyıldızı Lirik bir sesle muştular umduğumuz günleri Durur bir çarpı imi gibi göğün sıcak alnında Der, geçmiş geçmiştir bir avuç darı gibi Siz ey kızıl kollan geleceğin, sarın beni Bir örümcek ağında parlak düşler kuruyorum Bir gelincik taşıyor sırtında kırık evreni Dudaklarından ipince ayrılıklar dokuyorum Ey yakamoz, mutsuz aşkların ışıktan fuları Tut elimden kaldır, yıkılmış köprüler geceyim Yüzünün köpüğünde uyuyup kaldım kaç zamandır Düşlerinde dizlerini kanatmış bir bebek gibiyim Uyumsuz bir bebek gibi aşk salıncaklarında Dönüşü olmayan kanlı isyanlar tasarlarım Oysa eskiyim, Spartaküs oğlumdur bilirsin Ben taktım onu bir ilk madalya gibi tarihe Ya kim kırdı gecenin ince patiskasında iğnemi Bilirim

72


KİRAZ ZAMANI Ağır ağır giyiniyor umutlarını kiraz Ağır ağır hayatı kebir, cismi dünya Mucip bir vaha oluyor teri celladın Abı şor oluyor inip kalktıkça balta Uyanıyor çöl uyanıyor balta bir de kim Ve sarsılarak uyanıyor bir yerlerim Çok eski bir tanıdığım dünyaya ben Size mutsuzluğun gizini söyleyeceğim Çığlıkla sulanan gecesefaları altında Gecesefaları tütün sevda bir de ölüm Dar sokaklarında senfonik bir geçmişin Size karayelin kısa marşını öğreteceği

73


Sen açık tut itiraz kapılarını istersen Ey çetelimizi tutan telaşlı kâtip Ölüm mü, dipnotumuzdur aslında bizim Biz bu filmin uslanmaz çocukları Biz bize göre kullanırız ölümü de Ey kendini yineleyen yorgun pençe Mutsuzluğumuzla sarsılan son erk Ve bir kediyi kederine sığdıran dil Biz ki bize göre kullanırız geceyi Gidişsiz dönüşsüz yollar biliriz Biz ki nedensiz birer yolcuyuz belki Ağır ağır soyunuyor bütün kirlerini su Yeni bir dile çalışıyor şimdi karanfil Boşaltıyorum artık kül tablalarını Siliyorum kış seslerim ırıklardan Yine uzasın sokaklar ısırılsın elmalar Yine yarılsın boyunlar üzümler ezilsin Mutsuzluk tam bize göredir kiraz zamanı

74


ESKİYEN İLİŞKİLERDE VE YALNIZLIĞA SONNET Artık korkuyorum kendi gözlerimden/Hele atkestaneli caddelerden geçerken/Ben korkuyorum bu karardık ellerimden/Durup dururken saldırırım sanıyorum/Yüreğime// Hele bir kibrit çıt derse içimde birden/Birden ürperirsem bir aşkın yazsonu/Üstümde bir savaşın bitişindeki telaş/Yılansı bir yalnızlık bir otobüsün ardından/Ardından siyahi bir kuş öter dallarımda/İyicil hiçbir diktatöre dayanamam artık// Baştanbaşa alev alır ufuk/Karanlık kendini asar bir Van Gogh resmine/Çevrede bir Robes Pierre kızıllığı/Bir 'bir umut böyle bitti' sarsaklığı/Beş bin yıllık bir kenti katlar üstüme, yürürüm/ Yürürüm tuhaf değil mi bir şövalye kılığıyla/Düelloda yakalarlar beni kendimle// Artık bırakmam/Kendimi cami avlularına/Bir kibrit çıt derken içimde yeniden/Yanar bin yıllık bir kandil umulmadık bir anda/En bildik caddelerde yürüyorumdur artık/Bir kibrit daha çıt der içimde/Armağan ederim kılıcımı size, alın işte/Alın koruyun onu, kullanın dağlardan indiğinizde// Yeter köylü gelinler gibi acıyla yetinmek/Küçük bir suya bakarak adımı yineleyeceğim/Bıktım her derebeyi dikeni vücudumda denemekten// Dayanamam artık iyicil hiçbir diktatöre

75


İMZA YERİNE Hüzün sırnaşık bir sarmaşık gibi Yüzümün ırıklannda akşamüstleri Gece kimsesiz bir ölüdür yolumun üstünde Durur bir gece bekçisinin korkak gözleriyle Bir çakırdikendir bu gülüşüm boynumda taşırım İnadımdır benim böylesi yakışır genç ölüye Boyumdan büyük düşler kurarak yaşadım hep Bu karanlık cangılda bileklerime dolayıp ateşi Sen büyük ikindi sonralarına hazırla kendini Çünkü nisandır abartılmış bir yaradır umut Beklenmedik buluşmalara hazırla kendini sen Ki bir gül açıyor arka bahçesinde karanlığın Ölümse sıcak öpüşler bırakmaktır Bir türlü ısınmayan denize Hep bir sövgü gibi yaşadım ben, bilirsin Ki yıldırımlar karanlığa atılan imzalardır

76


MUAMMER KARADAŞ 1960 (nüfus kaydı'64) yılı Aralık ayının 13'ünde Kastamonu'nun Tosya ilçesine bağlı Aşağıkayı Köyü'nde doğdu. İlkokulu burada bitirdi. İlkokulu bitirdiği yıl (1973), bütün köy bir yangınla ortadan kalktı. Babasının, işini (marangozluk) sürdürebilmesi için Tosya'ya göçtüler. Ortaokula, bir yıl gecikmeyle burada başladı. Ortaokul ikinci sınıfta 'parasız yatılı' sınavını kazanarak öğrenimini (23 Ağustos Ortaokulu’nda, Abdurrahman Paşa’da yatılı olarak) Kastamonu'da sürdürdü. Babası 'kısa yoldan meslek sahibi' olmasını istediğinden birkaç meslek lisesinin sınavına girdi. Bunlardan Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ni seçerek Ankara'ya geçti (1977). Liseyi bitirir bitirmez Rize'ye Kadastro fen memuru olarak atandı. Bu arada 24 Ocak Kararları'yla babası iflas etmiş ve aile büyük bir yoksulluğa düşmüştü. (Aile daha sonra 'kapıcı' olarak İstanbul’a yerleşti.) Rize'de bir yıl çalıştıktan sonra Üniversite sınavlarına girdi ve G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi (o zaman Gazi Yüksek Öğretmen Okulu) Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazandı. Memurluktan istifa etti ve bu okulu büyük ekonomik ve psikolojik zorluklar içinde 1987' de bitirdi. Şimdi Diyarbakır'da öğretmenlik yapmaktadır. Şiir yazmaya ortaokul birinci sınıfta başladı. İlkokuldayken babasının tozlu raflarda duran, uyaklı ama ölçü bilinci olmadan

77


yazılmış çok lirik destanlarıyla karşılaştı. Babasının bu şiirlerdeki duyarlığı, ta o zamandan etkiledi onu. İlkokul öğretmeni ise iyi bir şiirseverdi (İsmet Kaya). Hemen her gün derslerde şiirler okurdu. Buna kendi içedönüklüğü ve kitaplara duyduğu büyük ilgiyi de eklersek tam anlamıyla bir şiirsel atmosfer içinde yetiştiği söylenebilir. İlk şiiri 1983'te Yarın Dergisi'nde yayımlandı. Daha sonra değişik dergilerde şiirler yayımladı. Varlık'ta «Şiire Armağan» genel başlığı altında denemeler de yazmaktadır. 1984'de Yeni Türkü Yayınları Şiir Yarışması’nda «övgüye değer şair» olarak değerlendirildi. 1986'da Ankara Tabipler Odası'nın düzenlediği Barış konulu şiir yarışmasında «ikincilik», 1987'de Akademi Kitabevi «Şiir Başarı Ödülü» verildi. «Aşkta Sakınmak Olmaz» şairin ilk kitabıdır.

78


İÇİNDEKİLER ELMA ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

5

Bir Gecikmiş Uyan I, II, III ... ... ... ... ... ... ... ... ...

7

Elma I, II, III, IV, V, VI ... ... ... ... ... ...... ... ... ......

10

Yandaş ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

19

EPİKLER ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

21

Epikler L Bölüm : A ... ... ... ... ..'. ... ... ... ... ... ... ...

23

Bölüm B ... '... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

24

Bölüm Koro ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

27

Bölüm Sungu ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

29

Epikler İL Bolüm: Al ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

31

Bölüm A2 ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

33

Bölüm A3 ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

34

Bölüm Bl ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

35

Bölüm B2 ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

36

Bölüm Koro ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

37

Epikler'e Dipnot ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

38

YAŞAMA TELGRAF ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ......

39

Bir Delinin Yorumsuz Sayıklamaları .....................

41

Genç Kız ve Gece ... ... ... ... .., ... ... ... ... ... ... ... ...

42

işleri içmek Olan Kadınları Beyoğlu'nun ..................

45

Yaşama Telgraf I, II, III, IV, V, VI ... ... ... ... ... ... ...

49

79


VE ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

61

Yankıyan ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

63

Ölüdür Sevgililer ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... .......

64

Gitmenin Rengi .-.. ... ... ... ... ... ...... ... ... ... ... ...

65

Yusuf'la Habü Bir de Ben... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

66

Sana Son Bir Şiir Daha ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

68

Elma Yiyorum Gece Gündüz ... ... ... ... ... ... ... ... ...

69

Bir Aşkın Gece Şarkısı ... .................................

71

Kiraz Zamanı ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

73

Eskiyen İlişkilere ve Yalnızlığa Sonnet ... ... ... ... ... ...

75

tmza Yerine ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

76

MUAMMER KARADAŞ ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

77

İÇİNDEKİLER ... ... ... ...... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

79

80


81


82


83


84

Aşkta Sakınmak Olmaz  

askta sakinmak olmaz, muammer karadas