Issuu on Google+

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı PURSAKLAR ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisidir. Yıl: 2012

Sayı: 2

Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesi Adına İmtiyaz Sahibi: Ali Rıza ARSLAN Okul Müdürü Genel Yayın Yönetmeni Erol ÖZOĞUL

GRAFİK & TASARIM Sezai BULUT Baskı 1. Basım 2000 adet ISSN 0000-0000 İletişim Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesi ANKARA / Pursaklar PK: 06145 Telefon: 0 312 399 2953 Faks: 0 312 399 2952 İnternet Adresi www.pursaklarihl.meb.k12.tr Elektronik Posta Adresi 973574@meb.k12.tr

Sabrın Acı Meyvesi Hz.Eyyub M.Eyyüb OLGUN...... 18 Kardeşlik Hakkında Ne Dediler? Mihrap Dergisi...... 19 Kardeşin Aynası Kardeş Büşra KAHRAMAN...... 20 Kardeşliği Ondan Öğrendik Hilal YERLİKAYA...... 21 Kardeşe Kardeş Olmak Dilruba AKAY...... 22 Şehit Olmak Mehmet ARSLAN...... 23 Kutlu Doğum Programı Mihrap Dergisi.24-25 Okulumuzun Gözbebeği Kütüphane Huriye SARIOĞLU...... 26 . .... 27 Virüs Mü? Canset GÖK...... 28 Şair Öğrenciler Hatice ŞENHASIRCI...... 29 Kahverengi Tutkusu Bedii GÜZELCAN...... 30 Hazırcevaplar Osman HALLAÇ...... 31 Kursta Bir Gün Mihrap Dergisi...... 32 Hedefe Ulaşmak İçin 25 Bin Adım Dilruba AKAY...... 33 Bir Ziyaret ve Düşündürdükleri Büşra KAHRAMAN...... 34 Sevgilinin Evi Kâbe Sefa BİRBİLEN...... 35 Nasıl Bir Nesil? Sami KAMİLOĞLU...... 36 Okulumuzdan Haberler Mihrap Dergisi.37-38 Ankara'da Bir Gün Mihrap Dergisi...... 39 Okulumuz Öğretmenlerine Sorduk Mihrap Dergisi...... 40 İzzet Ararken Zillete Düşmek Yusuf PAZARLI...... 41 İçimizdeki Mevlana Seher Sevde CEYHAN . ... 42 İletişim ve Beden Dili Murat ERTAN...... 43 Nasıl Bir Gençlik? Gülhanım ARSLAN.44-45 Sınıf Etkinlikleri Mihrap Dergisi...... 46 Kitap Listesi Gülhanım ARSLAN...... 47 İmam Hatipli Kübra ERCİYAS...... 48 Okulumuza Yönelik Sorular Tanıtım Ekibi...... 49

 

Yazı İnceleme ve Seçme Kurulu Başkanı Suzan ORÇAN Yayın Ekibi Esra SEZEN(10/A) Rümeysa ÜNAL(A9/A) Kübra ERCİYAS (10A) Sefa BİRBİLEN (A9/B) Huriye SARIOĞLU(10A) Sami KAMİLOĞLU (10B) Gülhanım ARSLAN(A10/B) Hatice ŞENHASIRCI (10/A) Leyla Nur ÇELİKAĞI(A9/B) Hande Rana MEMİŞ (A10/A) Seher Sevde CEYHAN (A10/A)

İçindekiler . ...... 1 Söze Başlarken Erol ÖZOĞUL........ 2 Namaz ve Biz Erol ÖZOĞUL........ 3 Okul Müdürü Ali Rıza ARSLAN ile Röportaj Medine Âmine CİVAN, Abdülhamit DEMİR, Mine EROL, Gizem DEMİR, Enes ÖZTÜRK..4-5 Neye Nasıl Çalışalım? Leyla Nur ÇELİKAĞI.....6-7 Beş Yıldızlı Veli Toplantısı Mihrap Dergisi........ 8 Çağlar Sultanı Fatih Sultan Mehmet Hande Rana MEMİŞ........ 9 Görünenin Ardındaki Gizli Güç Bilinçdışı Suzan ORÇAN.10,11 Bir Genç Gözüyle İmam Hatibe Bakış Leyla Nur ÇELİKAĞI...... 12 Kazancın Rengi Esra SEZEN...... 13 Nostalji Köşesi- Geçmişte öğretmenlerimiz Mihrap Dergisi...... 14 Huzurevindeki Gizli Yalnızlık Hatice Nur ÇİÇEK...... 15 Bir Kutlu Sefer Nermin PAZARLI...... 16 Diğergamlık Diğer Adıyla İsar Leylanur ÇELİKAĞI...... 17

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER

1


SÖZE BAŞLARKEN…

  2

Büyümek zorlu bir iş. Biz yetişkinler küçüklere “Sizin yaşınızda olmayı çok isterdim.” deriz büyürken yaşadığımız zorlukları unutmuşçasına. Hâlbuki ilk “anne, baba, dede, nene” deyişimiz ne kadar meşakkatli gelmiştir, ilk yürüme denemelerimiz, abıldamalarımız, emeklerimiz ne zorlu bir iştir. İlk sayımız ile ikinci sayımız bana bunları hatırlattı doğrusu. Bir tanıtım dergisi olarak planladığımız Mihrap-1 amacına ziyadesiyle ulaşmış görünüyor. İlköğretim ziyaretlerimizde, öğrencilere “Pursaklar’da İmam Hatip Lisesi açıldığını kaç kişi biliyor?” diye sorduğumuzda yalnızca üç parmağın kalktığını görmek bizi üzüyordu. Lakin bu sene ziyadesiyle sevinçliyiz; tohumlar meyveye döndü. İkinci sayımız etkinlik odaklı bir dergi görünümü arz ediyor. Verimli ve dolu dolu bir yıl geçirdik. “Güçlü okul veli desteğini alan okuldur.” düsturundan hareketle Esenboğa Airport Otel’de Beş Yıldızlı Toplantı yaptık. Aşure Günümüz velilerimizden Yusuf SEZEN’in emeğiyle hazırlandı. Meclis Başkanlığı Seçimleri oldukça şenlikli geçti. Hatta öğrencimiz Dilruba AKAY Pursaklar Öğrenci Meclisi Başkanı oldu. “Bilişim Çağında İnsan Kalabilmek” konulu seminer Nurten CECELİ tarafından öğrenci ve velilerimize iki tur halinde düzenlendi. Bu seminerin diğer kurumlara ilham kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Hanım velilerimiz aracılığıyla ve öğretmenlerimiz nezaretinde kız öğrencilerimiz Estergon Kalesi’nde “Sufi Müzik Gösterisi”ni izledi. Bu müzik dinletisinden sonra öğrencilerimizin yüzündeki sevinç görülmeye değerdi doğrusu. Rehber Öğretmenimiz Yavuz ELİBOL öncülüğünde “Babam ve Ben” Sinema Günleri düzenlendi ki bu etkinlik sayesinde babalarla çocukların aynı ortamı paylaşmaya ve birlikte zaman geçirmeye ne kadar ihtiyaçları olduğu görüldü. Eğitimde bu tür uygulamaların katkısını görmek için o ortamda bulunmak gerekirdi doğrusu. Derken birinci dönem bitmiş ve ödül töreni gibi bir Karne Töreni yapmışız. Böyle diyorum çünkü takdir ve teşekkür alan öğrenciler evlerine ödüllerle döndüler. Okul birincisi öğrencimiz Rabia DEMİRYÜREK çeyrek altını alırken diğer öğrencilerimizin de onun yerinde olmak istedikleri gözlerinden okunuyordu. İkinci döneme YGS Kursu damgasını vurdu. Kursumuz Köfte Günü, Balık Günü, Çorba Günleri…gibi etkinliklerle dolduruldu. Haftanın yedi günü sıkılmadan okula gelen öğrencilerimiz bilgiyle donanmış halde süreci tamamladılar. Kursumuz 29 Nisanda törenle kapandı. İlk başarımızı Arapça Şiir Olimpiyatlarında Şiir Dalında 2. olan Nesibe ÖZKAN ile elde ettik. Hadis Yarışmasında Sümeyye ÇELİK ile Yarı Final 1.si olduk. Pursaklar ilçesinde Şiir Olimpiyatlarında Gülhanım ARSLAN 3. Oldu. Okulumuzu Kuran’ı Güzel Okuma Yarışmasında Hamza ÖZEN, Ezanı Güzel Okuma Yarışmasında Mustafa GÜLTEKİN başarıyla temsil etti. İkinci dönem gezilerimiz gündemdeydi. Beypazarı Gezisi, Diyanet İşleri Başkanlığı Gezisi, Huzurevi Ziyareti, Ankara İlahiyat Fakültesi Gezisi bu gezilerimizden bazıları. İkinci dönem bence daha çok Nermin PAZARLI ve Hatice BAYRAK öğretmenlerimiz öncülüğünde hazırlanan ve yaklaşık 1000 izleyicinin takdirini kazanan Kutlu Doğum Programı ile anılacak. Şimdi sizi ikinci yılında Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesinin öğretmen, öğrenci ve velileri ile hazırladığı Mihrap-2 dergisi ile baş başa bırakıyorum. Selam ve dua ile… Erol ÖZOĞUL

2011/2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI DERECELERİMİZ YARIŞMANIN ADI Vergi Konulu Kompozisyon Yarışması Arapça Şiir Okuma Yarışması Server Vakfı Kitap Okuma Yarışması Hadis Ezberleme Yarışması (Ankara İHL’ler Arası)

Şiir Olimpiyatları

KİM

DERECESİ

Esra SEZEN

Ankara 5.si

NESİBE ÖZKAN

Ankara 2.si

Huriye SARIOĞLU Sümeyye ÇELİK

Burs Ankara 1.si

Gülhanım ARSLAN

İlçe 3.sü

Kitap Okuma Yarışması

Selman Sami ARIDİL

İlçe 6.sı

Kitap Okuma Yarışması

Gülhanım ARSLAN

İlçe 7.si

Samet ÇINAR

İlçe 4.sü

Gençlik Koşusu


NAMAZ VE BİZ

Bayram namazları, teravih namazları ve akşamları çocukluk hayallerinde asla sönmeyip ebediyete kadar yaşayan sağlam yaşantılardır. Bir yerleşim yerinin yöneticileri de ramazan günlerini ya da gecelerini mutlaka çocuklara yönelik etkinliklerle şenlendirmelidir ki çocuklar namaza gitme arzusunda bir katkıları olsun. Ebeveyn eğer çocuğunu erken yaşta namazla tanıştırabiliyorsa ne mutlu ona. Tıpkı küçükken namaz sonrası çocukları bakkala götüren dedeler gibi. Kaldı mı böyle dedeler? Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz. Asla unutamadığımız namaz geçmişlerimizde de vardır Mehmet Akif gibi. Babası namaza durunca ne de özgürce koşarmış hasırlar üzerinde… Kimi zorla başlar namaza ki bu zorlama kişiyi namazdan buz gibi soğutur. Dedem küçükken annemi namazdan kaçarken görünce bir tokat çakmış annem orada bayıla kalmış. İşte bu türden davranışlar hayatları boyunca camiden uzak, minbere küskün, imama düşman, ezana kulağı sağır olan kişiler doğurur. Namaz ibadetindeki çeşitlilik ayrı bir güzelliktir. Bunun en güzel örneğini Hac esnasında görürüz. Bir Caferi namazını alnını koyacağı secdeye taş koyarak kılar. Biz Hanefiler namaz esnasında kımıldamayı dahi hoş görmeyiz ama Vahhabiler esner, uyur, kalkar tekrar kılar. Şafiler her secde öncesi tekbir alır. Bir de namaz kusurları vardır. Eksik aldığı parayı cemaatle namaz kılarken “Tüh, 3 lira eksik almışım!” diyerek hatırlayıp camide namaz ortasında çıkıp gidenler, öğle ile ikindiyi karıştıranlar, sağlığı iyi olup sandalyede namaz kılanlar, babasının ısrarıyla namaz kılıp da “Tamam, kılarım ama okumam!” diyenler…

NAMAZ NEDİR?

 

Dinin direği müminin miracıdır namaz. Kimi aşk ile kılar, kimi vazife yerine getirir gibi. Esnafsa bu kişi, iki alışveriş arasına girer namaz. Öğretmen veya öğrenci ise iki ders arasındadır namaz. Şoförse ya da yolcuysa seferi kılınır namaz. Hayatı koşuşturma içinde geçenlerin namazları da bir koşuşturmacadan ibarettir. Bir de aşk ile kılınan namazlar vardır: Hz. Ali’nin secdede bıçaklanması gibi. Ya da secdede iken ölen vatandaşımız gibi. Tekbir alırken karşısında Kâbe’yi gören Yavuz Sultan Selim gibi. Dış dünyada top patlasa kulaklar sağır olur gayrısına… Namaz bedenle yapılan dolayısıyla görünen bir ibadettir. Bu yönüyle bazı ikiyüzlülüklere de açıktır. Ama bu münafıklık yapmamak için camiye cemaate gitmemek ya da kimsenin yanında namaz kılmamak anlamına gelmez. Allah namaz ibadetini bedenle yapılan bir ibadet olarak emretmiş. Fakat çevremizde buna rağmen namaza gittiği için müşteri kazananlar yok mu? Müşterim artsın hissiyle namaza devam edenler yok mudur? Ya da bizler alışveriş ederken cami cemaatini tercih etmiyor muyuz? Demek ki namazın özünde de bu var. Namaz iyiliğe yönlendiren, diğer bir ifadeyle iyilerin ibadetidir. Hal böyle olunca bir kişi namaz kılmaya karar verdiğinde ifrit de dediğimiz şeytan ve avaneleri onu yolundan çevirmek adına türlü bahaneler üretir; daha vakit var, yemekten sonra kılarsın, şimdi bu güzel uyku bırakılır mı?...gibi. Namaz sadece beden hareketlerinden ibaret değildir. Yanında hoşgörüyü getirir; Peygamber Efendimiz(sav)in torunlarına kendisi secdede iken sırtına binmelerine müsaade etmesi gibi. Namaz insanın insanlığına tam bir destektir; yanlışı doğrudan ayırmayı, halim selim bir kişiliğe sahip olmayı, dostluğu düşmanlığa tercih etmeyi alışkanlık haline getirir namaz. Hem bedenle yapılan hem de vicdani duyguları geliştiren hem de insanı cemaat adını verdiğimiz sosyal hayata katan bir ibadettir namaz. Zorlaştırmayıp kolaylaştırma emrince ima ile oturarak, sandalyede namaz kılmak gibi nice kolaylıkları vardır namazın. “Ölüm vaki olmadıkça namazdan kurtuluş yok!” ya da şöyle mi deseydik daha doğru olurdu: “Namaz kişinin kendisini kurtaracak en önemli ibadetidir.” Bu arada hatırlatalım birincisi namazı görev olarak kılanların ikincisi ise severek kılanların dilidir. Daha somut bir anlatımla birincisi zahidin, ikincisi Hak âşığının halidir. Müminin inancını yaşama hikâyesi de aslında namazla başlar. Çocuğun geçmişinde ilk somut ibadettir namaz. Aslında soyut algılara kapalı çocuklar iman noktasında ilk keşiflerini de namazla yaparlar. Sizinle secdeye eğilir ama upuzun yatarlar, tekbir alırken yüzünüze bakarlar, eğer camideyseniz çevresindekilere meraklı gözlerle bakarlar, siz rükuya gidince sizi çekiştirip sizinle konuşmak isterler. Takke giyip tespih çekmeleri ise biz büyüklere en sevimli gelen halleridir.

3

Erol ÖZOĞUL

NAMAZ; Dinin direğidir. NAMAZ; Müminin miracıdır. NAMAZ; Yoksulların haccıdır. NAMAZ; İslam’ın beş şartından biridir. NAMAZ; İmanın alameti, vücudun selametidir. NAMAZ; Gayba inanmanın pratik görüntüsüdür. NAMAZ; Kullukta vakar ile tevazunun ifadesidir. NAMAZ; Amellerin hayırlısı, muradın feyizlisidir. NAMAZ; İslam’ın binası, ibadetin en hayırlısıdır. NAMAZ; İnsanı Allah’a bağlayan kopmaz zincirdir. NAMAZ; Müminin edep, irfan ve feyiz mektebidir. NAMAZ; Kuran-ı Kerim’de en çok zikredilen emirdir. NAMAZ; İman ile şirk ve küfür arasında bir perdedir. NAMAZ; İki vakit arasında küçük günahlara kefarettir. NAMAZ; Mümini Allah’ yaklaştıran ilahi bir terbiyedir. NAMAZ; İmanın gıdası, kalbin cilası, ahlakın kaynağıdır. NAMAZ; Hayatın manası, yaratılışın hikmet ve gayesidir. NAMAZ; En güzel bir beden hareketi ve idman vasıtasıdır. NAMAZ; Peygamber Efendimize öğretilen ibadetlerin ilkidir. NAMAZ; Mahşer gününde hesabı sorulacak amellerin ilkidir. NAMAZ; İmanın manalarını kalpte canlandıran temel noktadır. NAMAZ; Suyun kirleri yıkadığı gibi günahları yuyup arıtandır. NAMAZ; Yaradanın huzurunda yaratılmışlığın en ulvi ifadesidir. NAMAZ; Cehennemden kurtuluşun ve cennet kapısının anahtarıdır. NAMAZ; İnsanın hareketlerini Allah’ın emirlerine uyduran bir sebeptir. NAMAZ; Şahadetten sonra amellerin en önemlisi, şahadetin alametidir. NAMAZ; Cami ve cemaatle kılındığında sosyal birlikteliğin numunesidir. NAMAZ; Allah’ın verdiği nimetlere şükrün ve hamdın en bariz ifadesidir. NAMAZ; İnsanı kötülüklerden uzaklaştırıp iyiliklere yaklaştıran bir ibadettir. NAMAZ; İtaatin, sosyal terbiye ve alışkanlıkları öğretmenin en güzel yoludur. NAMAZ; Allah’ın huzuruna çıkaran, onunla buluşmaya, konuşmaya bir vesiledir. NAMAZ; Günah duvarları içinde kirlenen ruhlara günde beş kez arınma gayretidir. NAMAZ; Dünya nimetlerine şükür ve ahiretin sonsuz nimetlerine nail olma vesilesidir.


OKUL MÜDÜRÜMÜZ ALİ RIZA ARSLAN İLE BİR HAFTA SONU

  4

Doğum tarihi:1965 Doğum yeri: Yozgat - Sorgun. İlkokulu 1975 yılında köyünde , Orta Okulu Sorgun İmam-Hatip Lisesi Orta kısmında Lise eğitimini de Çekerek İmamHatip Lisesinde 1983 yılında tamamlamıştır. Aynı yıl İzmir İlahiyat’a girmiş ,bir yılı hazırlık olmak üzere 5 yıllık üniversite tahsilini 1989 yılında tamamlamış ve 23 yıldır İmam-Hatip Liselerinde Öğretmen , Müdür Yardımcısı ve Müdür olarak mesleğini yapmaktadır. Görev yaptığı okullar: İlk olarak Urfa Siverek İmam Hatip Lisesi, Çamlıdere İmam Hatip Lisesi, Kızılcahamam İmam Hatip Lisesi ve son olarak Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesi. MİHRAP DERGİSİ: Bir müdürün okuldaki görevleri sizce nelerdir? Yakın zamana kadar “Okul, Müdürü kadardır.” deniyordu yani müdür ne kadar başarılıysa okuluna bunu yansıtır şeklinde değerlendiriliyordu . Son yıllarda ise müdürlükten çok “lider olmak” önemseniyor. İdarecilerden istenen tek başına iş yapmamak, mesai arkadaşlarına güvenmek, onlarla sürekli iş birliği içinde olmak ,yardımcılarını bir an önce başka bir okula idareci olabilecek derecede yetiştirmek, aynı şekilde öğretmenlerine, velilerine ve öğrencilerine güvenmek şeklinde sıralanıp gider müdürün görevleri . Tabi en başta ki görevi ekibi ile birlikte emanet aldığı öğrencisini 10 yıl, 20 yıl sonrasına hazırlayabilmektir. MİHRAP DERGİSİ: Diğer okullar ile kıyasladığımızda okulumuzu nasıl konumlandırırsınız? Bir numara görüyorum. “Eğer ben böyle düşünmezsem çalışma verimim azalır ve sizlere faydalı olamam. Önce inanır sonrada o inancın içini birlikte doldururuz Allah’ın izniyle ” MİHRAP DERGİSİ: Okulumuzun eğitim durumuyla ilgili neler söylemek istersiniz? Okulumuzun eğitim durumu çok iyi. Şu anda derslerimizde hiçbir aksama yok. Öğretmen kadromuz genç ve alanlarında donanımlı , öğrencilerimizin kardeşlik bağları beklediğimiz şekilde gelişti. Huzurlu bir ortam var. Mevla ülkemizdeki tüm okullarda okuyan gençlerimizi en az bizim öğrenciler kadar huzurlu kılsın . Kimi zaman okullarda şiddet içerikli haberler okuyoruz. Anneler ağlamasın diyelim. MİHRAP DERGİSİ: Öğrenciyi 10 yıl sonrasına hazırlamak dediniz bu bağlamda okulumuza getirdiğiniz bir yenilik var mı ? Siz dokuzuncu sınıf öğrencisi olunca bir an okulda açılan kursu unuttunuz her halde. Biliyorsunuz okulumuz açılalı iki yıl olmasına rağmen şu an 10. sınıf öğrencilerine hafta sonu eşit ağırlığa denk düşen dört temel dersten 400 saatlik kurs veriliyor. İşte öğrenci geleceğine yapılan bir yatırım. Dilerim yeni yıl sizlere de açarız. MİHRAP DERGİSİ: Hocam biraz bağlayıcı konuşmuyor musunuz ? Geçen yılki çıkan Mihrab 1 Okul dergisinde de bazı arzularınızı yazmışsınız . Arzularınız gerçekleşti mi ? Ne kadarı gerçekleşti. ?

Birçok hocanız da hedefi yüksek tutun demez mi ? Bu bizim için de geçerli. Okuyucularımıza öğrencilerimize ve velilerimize yeni yıla yapımı devam eden okulumuzun dibine bir de “uygulama camii” ve “yatılı pansiyon “yapılmalı demiştik. Hedefin yarısı tuttu. Allah nasip etti Karşımıza Saraçoğlu İnşaat firmasını çıkardı. Belediye Başkanımız ve İlçe Müftümüzün de ön ayak olmaları ile 650 kişilik Ankara’da ilk hafif çelik olma özellikli şık bir uygulama camii belki de bu Ramazan ayına yetişecek şekilde bitecek. Bu vesile ile Camiimizin banisi hayırsever Çetin SARAÇOĞLU’na teşekkür ediyorum. Allah hayrını kabul etsin. MİHRAP DERGİSİ Devlet Parsız Yatılı Pansiyonu hayaliniz için ne diyeceksiniz. ? Henüz ümidimi koruyorum. Mevcut okul arsamızdaki arsa çok geniş değil. Bununla birlikte 100 kişilik bir yurt’ yapılabilir. Bakalım görelim. Yeni bir derneğin kurulmasına ön ayak olmaya çalıştım. Kısa ismi PURİMDER. Dernek aracılığı ile okulumuzun bir çok hizmeti alacağı muhakkak. Sizlerde mezun olmadan bu hizmetleri göreceksiniz. Okulumuza devletimiz yanında sivil toplum desteği de fazlasıyla olacak. Öğrencilerimizin gelişiminde ciddi destekler bulacağız. Sizler yeter ki okulun , okumanın önemine inanın. MİHRAP DERGİSİ İmam-Hatip Liselerinin geçmişini kısaca değerlendirir misiniz? Tevhidi Tedrisat Kanunuyla beraber çok sayıda İmam Hatip Lisesi açılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk döneminde Normal Liseden daha fazla sayıda açılan İmam- Hatip Liseleri 1931 yılında tekrar kapatılmış , 1951 yılına kadar ülkemizde sağlıklı din eğitimi verecek okul olmadı . 1951 yılında Adnan Menderesin Başbakanlığı dönemine kadar böyle devam etti . Merhum Menderes döneminde Rahmetli Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri tarafından ülkemizin çeşitli yerlerine 7 tane açılmıştır. Ankara’da Merkez diye de anılan Tevfik İleri İmam-Hatip Lisesi bunlardan biridir. 1973’ten 1997’ya kadar İmam Hatip Lisesi Orta kısmıyla birlikte 7 yıl idi . Ancak 1997 da 8 yıl eğitim zorunlu oldu ve İmam Hatip Liseleri 4 yıla düştü. MİHRAP DERGİSİ: ‘İmam Hatip Öğrencisi’ size neyi ifade ediyor? Umut… Sadece benim için değil dünyadaki birçok ülke en sağlıklı din eğitimi modeli olarak umudunu İmam Hatip Liselerine bağlamış ki İmam Hatip Modeli istiyor. Nitekim Kayseri ilimizde 500 kadar yabancı öğrenci İmam- Hatip Lisesinde okuyor. Mezun olduklarında dünya ölçeğinde saygın bulunan bu güzide kurumumuzun modelini ülkelerine götüreceklerini düşünüyorum. Aynı çalışma İstanbul’ da da devam ediyor. Yabancılar için büyük bir İmam- Hatip Lisesi çalışması var. Bütün bu gelişmelere ben şahsen seviniyorum. MİHRAP DERGİSİ: Geçen yıl ilçemizdeki İlköğretim Okulları 8. sınıflarını bizzat ziyaret etmiş ve okul tanıtım çalışmaları yapmışsınız. Bu konuyu biraz değerlendirir misiniz?. Size hangi sorular geliyor? Siz hangi hususları öne çıkarıyorsunuz. Teşekkür ederim. Önemli bir soru. Siz de yakından biliyorsunuz ki okulumuzun Allah’a şükür kayıt sorunu yok. Halkımız İmam-Hatip Liselerinin öneminin farkında. Geçen


MİHRAP DERGİSİ: Bu zamana kadar yaşadığınız acı tatlı olaylardan birini anlatır mısınız? Çok fazla anım var ama hangisini seçsek.. …doğrusu zorlanıyorum. Epey yanlışları olan bir öğrencim oldu. Kötü davranışları sebebiyle diğerlerini de etkilememesi için okuldan ayırmak zorunda kaldım. Bu kadar yıllık öğretmenliğimde gördüğüm en problemli bu delikanlı ile aramın düzeleceğine inanmıyordum. Bir kaç ay tepkisini belli etmişti .Ancak öyle olmadı. İki yıl sonra beni aradı .‘Hocam siz beni üzdünüz, ben sizi üzdüm. Üzüştük. Ben şu an Şırnakta’yım ve çatışmaya gideceğiz. Komutanlarımız bize geri dönme ihtimalinin olmadığını söylüyorlar, hakkınızı helal edin. Ben seve seve şehit olurum ama sizden helallik almadan gitmek istemedim.’ dedi. Bu olay beni çok etkilemişti. Şehit olmadı. MİHRAP DERGİSİ: Hocam son olarak bize mesajınız nedir? Size mesajım ; birçok şey dünyada gelip geçici, geriye hoş kalıcı eserler bırakmanız, insanlar için faydalı şeyler yapmanızdır.Kişinin kendi hesabına elde ettikleri de bir müddet mutluluk sebebidir. Ev almak ,araba almak, evlenmek, çoluk cocuk sahibi olmak gibi. Gerçek ve kalıcı mutluluğu temin etmenin yolu ise bir başkalarına yardımcı olmak, iyilik etmekten geçer. Bu durumda size düşen çevrenize de duyarlı, diğer gam, iyiliksever , çalışkan, cins,ırk,renk,mezhep, meşrep gözetmeden insanlığa faydalı işler yapacak nitelikte yetişmiş fertler olmanız……İncelediğiniz de mezun İmam-Hatiplilerin bir çoğunda bu vasıfları göreceksiniz. Sizlerin bir adım daha ileri gitmeniz ise bizim arzumuz. MİHRAP DERGİSİ: röportajımız bitmiştir. Röportaj isteğimizi geri çevirmeyip sorularımıza cevap verdiğiniz için size teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederim. Öğretmeniniz Emine Nilüfer Yeşilkaya’ya da ayrıca teşekkür ediyorum. Kucağında ki prensesine Allah’tan uzun ,sağlıklı ömür diliyorum. Sizlere eşlik ettiği ve evimde sizlerle sıcak sohbet imkanı hazırladığı için. Yolunuz, bahtınız açık olsun. RÖPORTAJ EKİBİ: Medine Âmine CİVAN, Abdülhamit DEMİR Mine EROL Gizem DEMİR Enes ÖZTÜRK (A9/A)

 

yıl maalesef okulumuzda okumak isteyip de derslik yetersizliği nedeniyle giremeyen 400 öğrenci kardeşimiz oldu. Bu sorunuzu bazen yetişkin dostlarımızda soruyor. “Tanıtıma ne hacet, yeteri kadar öğrenci geliyor, hatta bir kısmı kayıt olamıyor” diyorlar. Ben gençlerimizin her okulu yakından tanımalarını önemsiyorum. Lise öğrenimi insan hayatında çok önemli bir yere sahip.Gencin geleceği, karakteri ,dolayısı ile bir çeşit kaderi ,bu dönemde şekilleniyor. Meslek, kariyer, mesleğe bağlı toplumsal statüsü liseye dayalı olarak şekilleniyor. Bu sebeple gençler gideceği okula bilerek gitmeliler. Ya da bilerek gitmemelidirler. Sınıflarında kendilerine de aynen böyle söylüyorum. Okuyacakları liseyi arkadaşına göre belirlemeleri yanlış bir tercih. Gideceği okulun müfredatına , gelecekteki iş istihdamına, okul içi huzur ortamına , 4 yıl süreyle neler kazanacaklarına dikkat etmeliler. Gelecekleri ile ilgili gençlerin bilgilenme hakkı var. Okullarımızda Rehber öğretmen çok az. Özellikle de İmam- Hatip Liseleri gençlere tam manasıyla anlatılamamış. Okulun adı anılınca en çok akla din dersleri , imam, Arapça ve buna benzer şeyler geliyor. Gerçek böyle mi ? İmam- Hatip Liseleri, adı üstünde aynı zaman da bir lise. Normal liselerde okutulan tüm dersler biz de var. Öğrencilere kısaca diyorum ki “ fazlası var eksiği yok”. Üniversiteye girişteki katsayı uygulaması geçen yıl tekrar düzenlenince İmam- Hatip Liselerinin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Bilgisine güvenen öğrencimiz doktor da olur mühendis de olur. hakim de olur. Her türlü öğretmenliği seçebilir. Fazla olarak da Diyanetin her kademesinde görev alabilir. İşte bütün bunlar gençlerimizce tam bilinmiyor. Hayatlarının ileri safhalarında “birileri bu gerçekleri bize söylemeli idi” diyebilirler. Okullara seçmeli “Kur’an “ ve “Hz. Peygamberin hayatı “dersleri konulunca bu dersleri okutacak on binlerce öğretmene ihtiyaç oldu. Yani bu okulu iyi seviyede bitirip İlahiyata veya Din Kültürü bölümüne gidecek öğrenciler için iş istihdamı oldukça fazla . Tüm bunları öğrencilerimiz bilsin istiyorum. İyi diyaloglar kurduk. Okulla ilgili bazı yanlış ön kabulleri oluyor gençlerin. Okul müdürü seviyesinde bilgilenmiş olmaları çok önemli. Varsa yanlış kanaatleri kısa sürede düzeliyor. Okul tanıtımının önemine çok inanıyorum. Tüm öğrencilerin her okulu bizzat gezerek bilgi almalarını tavsiye ediyorum.

5


OKULUMUZ ÖĞRETMENLERİNE SORDUK! NEYE, NASIL ÇALIŞMALI?

KİMYA-FİZİK (MURAT İLGAZ) Öncelikle düzenli bir şekilde uyumalıyız ve kahvaltı yapmalıyız. Bu kural bütün dersler için geçerlidir. Kimya ve fizik dersine hazırlıklı gelmeliyiz. Dersi dinlemeliyiz ve günlük tekrar yapmalıyız. Kısa aralıklarla ders çalışmalıyız. Tekrar edilen konuyla ilgili problemler çözmeliyiz. Bilhassa kimya ve fizik dersleri problem çözerek ve yazarak çalışılmalıdır.(sayısal taban gereklidir) ARAPÇA (MÜNİRE DEMİR-HATİCE BAYRAKEMEL KARADUMAN)

  6

Arapça dersinde gün içinde öğrendiğimiz bilgileri eve gittikten sonra 10 dk. tekrar yapmalıyız. Bilmediğimiz kelimeleri sözlük çalışması yaparak pekiştirmeliyiz. Anlaşılmayan yerler ders öğretmenine sorularak öğrenilmelidir.

GEOMETRİ (FATİME METİN) Geometri dersine çalışırken derste öğrendiğimiz bilgileri düzenli olarak tekrar etmeliyiz. Çözdüğümüz soruları başka bir kâğıda yazıp kendimiz deftere bakmadan çözebildiğimiz zamana kadar konuyu tekrarlamalıyız. Konuyu kavradıktan sonra, konuyla ilgili başka sorular çözerek konuyu pekiştirmeliyiz.(Geometri dersi bir tekrarla öğrenilebilecek bir ders değildir.)

MATEMATİK (ÜLKÜ ÖZTÜRK) İlk önce derste konuşmayarak dikkatimizi derse vermeliyiz. Derste anlaşılmayan yerler öğretmen anlattıktan sonra öğretmene sorulur. Matematik dersi okunarak değil yazılarak çalışılır. Eve gittikten sonra ders tekrarı yapılır ve ders tekrarını yaptıktan sonra elimizde olan kaynaklardan soru çözülür. Yapılamayan sorular ertesi gün öğretmene sorulur.

TÜRK EDEBİYAT (MÜNİRE ARABACI):

Bir öğrenci, en iyi öğrenci olsa bile derste en fazla %30’unu öğrenir. Eve gidip tekrar etmezse o %30’u da unutur. Eve gidip tekrar ederse %30’u öğrenmesi en fazla %90’a çıkabilir. Hiçbir öğrenci Bir dersi %100 öğrenemez. Bu yüzden tekrar çok önemlidir. Edebiyat dersi için kitap okunması gerekiyor. Kitap okuma alışkanlık haline getirilmelidir. Ders çalışırken de hiçbir uyarıcının olmaması gerekir.

DİL VE ANLATIM (EROL ÖZOĞUL): Bu ders tek şekilde öğrenilebilir: Yaşamak. Bir dilin yaşanması nasıl olur? Okuyarak ve yazarak… İyi bir şiir okumak, kitap okumak, okuduklarını paylaşmak dilin yaşantı haline dönüştürülmesidir. Dil konuşarak ve yazılarak halledilebilir. Sözünü güzel söylersen ölümsüz olursun.


TARİH (SELMA ALTUNOĞLU):

İNGİLİZCE (SUZAN ORÇAN - EMİNE NİLÜFER YEŞİLKAYA) Yabancı dil bilgisi, öğrenmenin de ötesinde edinilen bir dildir. Bunun nedeni dil dediğimiz olgunun canlı bir organizma oluşudur. Yani dil, okuduğunu ve dinlediğini anlama; ayrıca konuşarak ve yazarak da bu dili kullanma becerisini içerir. Bu yüzden dil öğrenme ders saatlerinin de dışına taşan bir gayret gerektirir. Her şeyden önce yabancı dil öğrenmeye istek ve motivasyon gerekir. Ardından öğrenilecek olan dil, İngilizce hikâye CD’si, İngilizce film, şarkı gibi işitsel yayınlar dinlenerek beyinde bu dille ilgili yeterli kayıt meydana getirilir. Dinlenilen şarkı veya metinden ilk etapta hiç bir şey anlaşılmayacaktır, ısrarla dinleme-

 

Tarih, öğrenilmesi ve unutulması en kolay derstir. Okumayı seven, geçmişi merak eden, günümüzdeki olayların geçmişle bağlantılarını kurarak anlamaya çalışan öğrenciler Tarih dersini severek çalışır ve kolayca öğrenir. Bu derste öğrencilerin öğrenmesi gereken konu sayısı bir hayli fazladır. Olayları ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin, kim ve kimler arasında gerçekleşti sorularına cevap bulacak şekilde çalışmalısınız. Tarihte bazı kavramları bilmeniz soruları daha kolay çözmenizi sağlayacaktır. (Merkeziyetçilik, ulusal egemenlik, manda ve himaye, saltanat, mutlakiyet gibi). Tarihi olay arasındaki neden sonuç ilişkileri iyi bilinmelidir. Tarihi olaylar arasında benzerlikler ve ortak noktalar vardır. Konuları bilgi olarak öğrenen, olaylar ve olgular arasındaki bağlantıları, etkileri, tepkileri, düşünce tarzlarını akılcı düşünce ile yorumlayabilen öğrenciler tarih dersinde başarılı olacaktır. BİYOLOJİ (CANSET GÖK): Derste ders dinlenilmeli ve öğrenilen konu eve gidince tekrar edilmeli. Derse gelmeden önceki gün geçen haftanın konusu gözden geçirilmeli. Bir dahaki derse de hazır olarak gidilmeli.

ye devam edildiğinde kelimeler ayrı ayrı fark edilmeye başlanacak ardından bilinen kelimeler seçilecek, bir zaman sonra da anlaşılır hale gelecektir. Israrlı ve sabırlı olmak, mutlaka başarı getirecektir. İngilizce derslerini düzenli bir şekilde takip ederek, not tutmak, öğrenilen her kelimeyi günlük tekrar ederek mutlaka ezberlemek, evde farklı renkte kartonlara kelimeleri yazmak, örneğin küçük kare şeklinde kesilmiş sarı kartonlara fiilleri, pembe kartonlara sıfatları, mavi kartonlara isimleri yazarak da ezber yapmak etkili bir yöntemdir. Aktif olarak derse katılmak, özellikle dil öğrenmede çok önemli bir etkendir. İşitilen, aşina olunan bilgi evde tekrar edildiğinde kalıcı belleğe yerleşerek öğrenmeyi sağlar. Ancak aklımızı derse veremediysek, eve döndüğümüzde bilgileri yazmış dahi olsak gördüğümüz her şey bize çok anlaşılmaz görünecektir, dolayısıyla öğretmenin yardımı olmadan kendi başımıza çözmemiz çok zor olacaktır. İngilizce gramer bilgisi çok alıştırma çözmekle ve etkinlik yapmakla öğrenilir. Ancak mümkün olduğunca farklı etkinlik tipleriyle karşılaşmak, aynı bilginin çeşitli şekillerde sorulduğu sorular, edindiğimiz bilgiden emin olmamızı sağlar ve kanıksadığımız bilgiyi konuşabilme yetisi de ardından gelir. İngilizce konuşma becerisi de uygulama yapma şansı bulduğumuz oranda gelişir. Belli soru cevap kalıplarını tekrar tekrar sorup, cevaplamak, cümle parçalarına odaklanmadan kalıp olarak cümleyi kavramamızı sağlar. Pratik yapmak çok önemlidir ancak dil sınıfları en fazla 16 kişi olduğunda etkili konuşma etkinlikleri yapılabilmektedir. Sınıfta öğrenci sayısı arttıkça öğretmenin kontrolü elinde tutması zorlaştığından uygulama daha zor gerçekleştirilmekte ve verimliliği azalmaktadır. Dil öğrenmeye isteksiz olan öğrenciler tarafından ders kolayca sabote edilebilir hale gelebilmektedir. Bu yüzden, öğrencilerin ders dışında da kendi aralarında öğrendikleri soru kalıplarını birbirlerine sorup, cevaplayarak çalışmaları etkili olacaktır. Bunun dışında kendileri ile ilgili yazdıkları kısa metinleri arkadaşlarına okumak, sonra bakmadan aynı cümleleri anlatmaya çalışmaları da konuşma becerilerini geliştirecektir. Dil, hayatın parçasıdır ve hayatımıza dâhil ettiğimiz sürece onun üzerinde hâkimiyet kurarız yoksa edinildikten sonra en çabuk yitirilen, yani en nankör olan yine dil becerisidir.

7


Beş Yıldızlı Veli Toplantısı

  8

Biz gazetecilerin Okul-Aile Birliği toplantılarına katılmak çok âdeti değildir ama söz konusu olan Okul-Aile birliği toplantısı beş yıldızlı bir otelde olunca bize de bir haber çıkar düşer düşüncesiyle çıktık yola… Evet, yer Esenboğa Airport Otel. Pursaklar’ın çiçeği burnunda okulu Anadolu İmam Hatip Lisemizin Okul-Aile birliği toplantısı… Salona daha ilk girişte İmam Hatip öğrencisi ve velisinin o manevi iklimi sinmiş otelin yıldızlarının arasına… Toplantı 10/A sınıfı öğrencisi Mustafa GÜLTEKİN’in Rahman suresi tilaveti ile başlıyor. Okul-Aile Birliklerinin daima az veli katılımı ile yapılan toplantılarının aksine yoğun bir katılım göze çarpıyor daha ilk başta… Bunun sırrını Okul Müdürü Ali Rıza ARSLAN ile yaptığımız bire bir görüşmede öğreniyoruz: “Bu toplantıya gösterilen rağbetin tesadüf olmadığını, Ankara’nın değişik semtlerinden öğrenci ve velilerin kendi ilçelerinde her türde lisenin bulunmasına rağmen kendi okullarını ilk başlarda tercih ettiklerini, bunun da Pursaklar Anadolu imam Hatip Lisesi ailesinin üyelerine hem mutluluk verdiğini hem de bu durumun sorumluluklarını daha çok ağırlaştırdığını ifade etti. Okul Müdürü Ali Rıza ARSLAN hedeflerini şöyle sıraladı: “Öncelikle üç yıl içerisinde Ankara’nın parmakla gösterilen, kendisinden söz ettiren ilk üç İmam hatip Lisesi arasında olmayı belirlediklerini söyledi. Okul Müdürü Ali Rıza ARSLAN sözlerini şöyle sürdürdü: “Akademik başarıyı ve sınavlardaki çıtayı yükseltmek adına ilk olarak hafta sonu kurslarını devreye soktuk. Edebiyat, Matematik, Tarih ve Coğrafya derslerinde açılan kurslarımıza büyük rağbet oldu. Kurslarımız 2 grup halinde 60 öğrencimizin katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Bu kurslarımıza öğrencilerimiz 10.sınıftan itibaren katılacaklar ve sınava girene kadar, sınavda başarı sağlayana kadar devam edecekler. Bu yıl çabalarımızın ilk meyvelerini aldık. Okul Meclisi Başkanı seçilen Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencimiz Dilruba AKAY, Pursaklar Öğrenci Meclis Başkanlığı seçimlerini de kazanarak ilçemizdeki yaklaşık 25.000 öğrencinin temsilcisi olmaya hak kazandı. Bu da bizlere ayrıca mutluluk vermiştir.

Okul Müdür Yardımcısı Kadir SAYLAN’ın bir sözü var: “İmam Hatip Lisesi olarak “Biz Bir Aileyiz” Bu spot cümle slogan olarak kullanılır ve katıldığım birçok toplantıda bu cümleyi sıklıkla duyarım ama en çok nereye yakışır diye soracak olursanız en çok Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesine yakışıyor. Eğitimin sacayağı olarak adlandırdığımız velisi, öğretmeni ve öğrencisi ile bu başarılmış. Okul Müdür Yardımcısı Erol ÖZOĞUL “Aile bağlarını daha da güçlendirmek ve pekiştirmek” adına bir çalışmalarının da olduğunu söylüyor: ANNELERİMİZ TANIŞIYOR Okul Müdür Yardımcısı Erol ÖZOĞUL sözlerini şöyle sürdürüyor: Proje kapsamında öğrencilerimizin arkadaş grupları kimlerden oluşuyorsa aynı arkadaş grubunun anneleri arasında da bir bağlantı kuruluyor ve annelerin de birbirlerini tanımalarına vesile olunuyor. Proje Okul Rehber Öğretmeni Yavuz ELİBOL ve gönüllü üç anne ile yürütülüyor.” Proje ilk meyvelerinin de alındığı annelerin bu işten son derece memnun olduğu; bir velinin şu sözlerinden anlaşılıyor: “Önceden kızım bir arkadaşına gitmek istediğinde izin konusunda tereddüt ediyordum. İzin versem gözüm arkada kalıyor, vermesem kızımla sorun yaşıyordum ama şimdi rahatım. Bu proje sayesinde hem yeni ve faydalı dostluklar kurduk hem de bir araya geldiğimizde çocuklarımızla ilgili sıkıntıların ortak olduğunu duymak beni rahatlattı. Birlikte sorunlarımızı daha rahat çözüyoruz.” Veli toplantısının en göze çarpan karelerinden biri de otel lobisinde gerçekleştirilen öğretmen ve veli görüşmeleri idi. Velilerin bu sıcak ortamdaki faydalı görüşmelerden gayet memnun ayrıldıkları gözlerinden okunuyordu. Ne diyelim: Kendilerini tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz. Pursaklar’ımıza bu güzel okulu kazandıran İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüze, katkılarını esirgemeyen Pursaklar Belediye Başkanımıza ve okul inşaatımızı üstlenerek mekân sıkıntılarını çözecek olan Kocalar İnşaat’a teşekkürlerimi arz ediyorum. Yayın Tarihi: Pursaklar Belediyesi gazetesi, 2011


ÇAĞLAR SULTANI:

FATİH SULTAN MEHMED FATİH’İN VASİYETNAMESİ

FATİH VE İLGİ ALANLARI

Tutku derecesine varan bir hobisi haritacılıktır. Şairliğiyle temayüz etmiş ilk Osmanlı Padişahıdır, şiirlerinde Avni mahlasını kullanmıştır. Boş vakitlerini bahçede geçirir, bahçıvanlık yapardı. Ağaç, sebze ve çiçek yetiştirmeye meraklıydı. Beğenerek yediği yemekler; çorba, kızartılmış tavuk, yumurta, balık, peynirli pide, börek, mantı, işkembe, ıspanak, bal, helva, baklava, kaymak, muhallebi, zerde ve sütlü kadayıftır. İçecek olarak; naneli üzüm şerbeti, pekmez, boza ve ayranı severdi. Meyvelerden ise armut ve narı tercih ettiği bilinmektedir. Okçuluk ve güreşçilik gibi spor dallarına önem verirdi. Okçular için bir tesis kurdurmuştur. Arapça, Farsça, Yunanca ve Latinceyi bilirdi. Dil öğrenme merakı vardır.

KAYNAKLAR: Mustafa ARMAĞAN, Osmanlı’nın Mahrem Tarihi, Yavuz BAHADIROĞLU, Fatih Sultan Mehmed

 

Fatih, ölümünün yaklaştığını anlayınca, Kilerci Ağa, Hazinedar Ağa ve Kapı Kethüdasını çağırdı. İkisini şahit tutup üçüncüsüne vasiyetini yazdırdı. “Beni İstanbul’da tayin ettiğim yere (Fatih Cami avlusuna) defnedeceksiniz. Büyük oğlum İldiren’e(Bayezid) gecikmeksizin İstanbul’a gelmesini bildirin. Oğlum gelip tahtıma oturmadan evvel, Kapıkuluların(Yeniçeri ve Sipahiler) İstanbul’a girmemelerine dikkat edin. Cenab-ı Hakkın inayeti ile oğlum İldiren Bayezid tahtıma yerleştikten sonra, kendisine tarafımdan deyin ki kötü niyetli müşavirleri yanında barındırmasın. Devlet hazinesini israf etmeyin, benim gibi dikkat gösterin, zira bir zaman gelecek ki ona muhtaç olacaksınız. Bütün kölelerimi azat edin…” Fatih’in kayıp bir vasiyetnamesi Amerika’da keşfedilmiştir. Kaynaklara bakılırsa Fatih Sultan Mehmet orta boylu, iri kemikli, çok geniş omuzludur. Tıpkı Osman Gazi gibi vücudunun belden yukarısı aşağısına nispetle uzunca, yüzü beyaz-kızıl renkli, kaşları eğri, saçı siyah ve kıvırcık, boynu geniş ve kısaca, burnu ince, uzun ve kemerliymiş.

Usta bir satranç oyuncusudur. Değerli taşlar uzmanı olduğuna ilişkin rivayetler mevcuttur. Matematik, Astronomi ve Coğrafya sevdiği ilim dallarındandır. Yeni bilgiler öğrenmek, onu mutlu etmiştir… Fatih’in gayesi, insanlığın yüzünü Doğu’ya veya Batı’ya çevirmek değildi. Önemli olan, insanlığın yüzünü yerlerin ve göklerin yüce yaratıcısına çevirmekti. Onun görevi, toprağı gübrelemek, çapalamak ve aşılamak, velhasıl zemini hazırlamaktı. Ama bunun için de uygun bir toprağın olması gerekiyordu ve fetih işte tam da bunu sağlıyordu. Hande Rana MEMİŞ, Anadolu 10/A

9


GÖRÜNENİN ARDINDAKİ GİZLİ GÜÇ:

BİLİNÇDIŞI

  10

Gündelik hayatımızı çepeçevre kuşatan görsel kültür ve maruz kaldığımız görüntülerin algıladığımızın ötesinde farklı duygu durumları meydana getirdiğinin ne kadar farkındayız? Sabah evden dışarı çıkıyoruz okulumuza veya işe giderken yol üzerinde çok çeşitli reklam panolarıyla karşılaşıyoruz. Kimilerine dikkat kesiliyor kimilerini ise önemsemeden geçiyoruz. Bilgisayarlarımızı açıp da internete bağlandığımızda ise, tam bir görüntü bombardımanına maruz kalıyoruz. Arama motorundan istediğimiz bilgiye ulaşana kadar ekranın etrafını kuşatan onca renkli ve hareketli reklamlarla defalarca uyarılıyoruz her ne kadar sadece aradığımız bilgiye odaklandığımızı düşünsek de gerçeklik bilebileceğimizin çok uzağında, gizli bir şekilde işlevini gerçekleştirmektedir. Hele ki, işimizden arta kalan zamanlarda izlediğimiz diziler, reklamlar, magazin programları hepimizin tahmin ettiği olumsuz özelliklerden daha fazlasını sunmuyor mu bizlere? Peki ya yeni neslin fanatiği facebook, twitter gibi uygulamalara ne demeli? Klasik nasihatlerin ötesinde farklı bir olguya dikkatleri çekmek istiyorum. Buz dağının görünmeyen, ancak görünenden daha fazlası olan kısmına, yani “bilinçdışı”na. Her insan varlığını inkâr etse de, etmese de farklı şekillerde metafizik güçlerin varlığını duyumsar, anlam veremediği farklı bilinç durumları yaşar. Bunlardan en belirgini rüyalardır. Şaşırtıcı bir şekilde içinde geçmişin, şimdinin ve geleceğin bir arada olduğu farklı bir yaşantıyı tecrübe eder insan. Bilincimizin altındaki güçler farklı görüntüler sunarak bize bir şeyler söyler. Kullanılan dil sembol dilidir, imgeler üzerinden gider; eğer sembol dilini çözümleyebilirsek kendimizle ilgili çok gizli gerçekliklere ulaşabiliriz. Benliğimizin içindeki farklı benlikler kısa süreliğine yüzeye çıkar. Tam da Derviş Yunus’un bahsettiği “Bir ben var bende benden içeri” sözünü doğrular niteliktedir. İnsan, derinliği olan çok katmanlı bir varlıktır.

Bilinçdışı, insanın çok katmanlı ruhsal yapısında derinlerde saklı olan gizli gerçeklikleridir. Bilinçdışı yalnızca bireyin yaşantısına yönelik bilgiyi barındırmaz; bunun dışında kültürel geçmişini, atalarının ortak bilincini ve evrensel olarak tüm insanlığın ortak bilincini de barındırır. Bu yönüyle bilinçdışı çok kapsamlı bir hafızaya sahip güçlü bir hazinedir. Bu mekanizma içinde her türlü bastırılmış acıyı barındırdığı gibi bireyin yaratıcı sıçrayışını sağlayacak olan ilhama da sahiptir. Evrensel anlamda her bireyin taşıdığı ölüm korkusu ortak arketiptir yani ilk örnektir. Bunun dışında kültürel bazı kalıp yargılar yer alır ve ardından anne rahminden başlayarak gelinen yaşa kadar tecrübe edilen her türlü yaşantı bu mekanizmada depolanır. Özellikle unutulması istenen acı tecrübeler ve travmalar bilinçdışının kazanında kaynayan gizli gerçekliklerdir. Tıpkı yanardağın altında çıkış bulamayan lavlar gibi hazır vaziyette bekler ve uygun bir çıkış yolu, yani onu faaliyete geçirecek bir olaya maruz kalındığında patlama gerçekleşir. Rüyalar bilinçdışındaki dolum taşım dengesini sağlayan önemli bir lütuftur insan için. Görüntü şeklinde açığa çıkan rüyalar, insan bilincinde çaktırmadan sembollerle ortaya çıkar, görüntünün örtülü olması kişiye istenmeyen olayı hatırlatmadan atımını sağlamak içindir. Bilinçdışı; bilinemeyen, kontrol edilemeyen ancak çeşitli şekillerde açığa çıkarak etkili olandır. Bilinçdışını anlamak için onun ne olmadığını anlamamızı sağlayan karşıtı yani bilinç aklımıza gelir. Bilinç, içinde bulunduğumuz uyanıklık halidir, farkındalıktır. Bilinç ayrışma, düzenleme, bilinmeyeni bilinir kılma ve aydınlatıp görünür kılmadır. Ancak bilinçdışı, karanlıkta saklı olan ve bilinç tarafından bazı köşeleri aydınlatılabilecek olandır. Bilinç sözle konuşurken bilinçdışı resimle konuşur. Resim, sunduğu detaylarla sözden daha fazlasını anlatır. Algılamada da resim, bilincin görebileceğinden daha fazlasını bilinçdışına gösterir. Bir tek görüntüyle bilinçdışında çok fazla nokta aynı anda uyarılır. Bilinç var olan değişikliği fark bile edemez. Ancak bireyde uyarıcı görüntüyü izlemeye yönelik ilgi oluşur. Bu ilginin sebebi kişideki evrensel arketip yani doğum ve ölüm teması, sahip


dağınıklığı gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Beyninde iki farklı gücün mücadelesi içinde birey gelgitler yaşamaya başlar. Bilinçdışımızı bir arı kovanına benzetirsek olur olmadık yerde bu kovanı dürtüklersek arıların yıkıcı hücumuna maruz kalırız, ancak uygun yer ve zamanda faydalanmasını bilirsek, balı elde edebiliriz. Bilinçdışı, bireyi korumak, ruhsal algıladığımız her şeyi hatırlamak, bilinç üzerinde aşırı yük ve sıkıntı meydana getirirdi. Bazen unutabilmek büyük bir nimettir. Ancak gerçekte hiçbir şey unutulmaz, bilinçdışına itilir. Yalnızca bilgi değil, duygu ve yaşantılar da kaydedilir. Yalnızca görsel uyarıcılar ve görsel duyu değil, diğer duyular da bilinçdışı için çok etkilidir. Dinlediğimiz şarkılardaki sözler beynimize komut vererek o yönde bir eğilim oluşturur. Öyleyse dinlediğimiz şarkıların sözlerine biraz daha dikkat etmeliyiz. İsyan içerikli şarkılar, gençlerimizi isyana sürüklerken, aşk sözleri “mutlaka âşık olunmalı” mesajını iletir bilinçdışına. Duyular aracılığıyla iletilen mesaj, en etkili olandır. Bu bilim adamları tarafından ispatlanmıştır. Özetlersek, bilinçdışı geçmiş yaşantıları barındırır, hatırlamak istemediğimiz acı olayları yüzeye çıkararak olumsuz etkileyebilir. Bilinçdışı aynı zamanda geleceğimizi etkiler; kendisine duyular aracılığıyla ekilen gizli mesajları gerçekleştirmek için harekete geçer. Öyleyse yapılması gereken çevremizin farkında olmak, seçici olmak, hiçbir şeyi basite almayarak arka planda bize sunduğu farklı şeylerin olabileceğinin bilincinde olmak. Yazan: Suzan ORÇAN, İngilizce Öğretmeni Kaynaklar: Merter, Mustafa(2011) Dokuz Yüz Katlı İnsan, Kaknüs Yayınları: İstanbul. Saydam, M. Bilgin(2011) Deli Dumrul’un Bilinci, Metis Yayınları: İstanbul. Jung, Carl Gustav (1996). Bilinç ve Bilinçaltının İşlevi, Çev. Engin Büyükinal, Üçüncü Baskı. İstanbul: Say Yayınları. Fromm, Erich (2003). Rüyalar, Masallar, Mitoslar (Sembol Dilinin Çözümlemesi), Çev. Aydın Arıtan, Kaan H. Ökten. İstanbul: Arıtan Yayınevi

 

olduğu inanç, kalıp değer yani dindar biri ise dini içerikli bir yayın veya kişisel tecrübelerini anımsatan bir olay yani kişinin yaşadığı olaya paralel bir sahne olabilir. Çeşitli nedenlerle sunulan görüntü kişiyi etkiler ve onda bu görüntüye maruz kalma isteği uyandırır. Evrensel arketipe dayalı örnekler en karşı konulamaz olanıdır ve bu nedenle en çok kullanımı tercih edilen yöntemdir. Ancak bu; bireyi korku, acı, ölüm ve cinsellik temalarına maruz bırakırken diğer tarafta kişinin ruhsal dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle diziler, karşı konulamaz bir şekilde kişideki zaafları harekete geçirerek ilgi çekmekte, izlenirlilik sağlamaktadır. Ancak günümüz dizilerinin işlediği temalara bakıldığında kültürümüzde yer almayan ahlaki tutumun yeni nesillere aktarıldığı görülmektedir. Özellikle “aldatma, kin, ihtiras, hırs, dedikodu, şiddet” gibi zararlı hasletlerin tema olarak işlendiği bu dizilerde gelecek neslin ahlaki profili de ortaya çıkarılmış olmaktadır. Çünkü beynimize görüntü ve hayal olarak hangi kurguyu ekersek maalesef onu biçiyoruz. Bilinçdışı, hayali gerçek olarak kabul eder ve onun gerçekleşmesi emrini almış olur ve bu yönde harekete geçer. Bugünün hayali geleceğin gerçeğini oluşturacak olan mekanizmadır. Ne yönde hayal geliştirirsek o yönde bir gelecekle karşılaşırız. İnsan doğası, içinde nefsanî, şeytani ve ulvi duyguların bir arada olduğu karmaşık bir yapıya sahiptir. Bilinçdışı da aynı şekilde insanın ulvi yanlarının depolu olduğu noktaları da barındırır. Ancak uyarılma hangi doğrultuda olursa bireyde o duygular ön plana çıkar. Olumlu, güzel davranışlara teşvik eden, iyilik, doğruluk, dürüstlük gibi güzel ahlakı teşvik eden görüntülere maruz kalmak bireyi olumlu doğrultuda davranışlara sevk ederken, bilinçdışındaki hırçınlığı ve nefsanî duyguları, yaşanan travmaları hatırlatan uyarıcılar ise bireydeki olumsuz yanları ön plana çıkarmaktadır. Bilincimizin fark etmediği bir detay, bilinçdışında çok büyük yankı uyandırabilir. Bu uyarıcılar kişideki dürtüleri açığa çıkarıp, kontrolü güç bir süreci başlatır. Bilincin denetimini zorlaştıran güçlü görsel uyarıcılar bilinçdışı dedi��imiz uyuyan devin sürekli aktif olmasını sağlayarak dürtülerin tatmini gerçekleşmediğinde kişide huzursuzluğa neden olur. Böylece istenilen konuya odaklanamama, dikkat

11


BİR GENÇ GÖZÜYLE İMAM HATİBE BAKIŞ

  12

Bazı gençlere İmam Hatip hakkındaki bilgisi sorulduğunda nedense pek olumlu yaklaşmazlar. Olumlu yaklaşmazlar derken yanlış anlaşılmasın. İmam Hatipli olup da bir tane bile zararlı insan çıkmamıştır. İlkokul 8. sınıfta iken Rehber Öğretmenim bana “İmam Hatip de yazalım.” dediği zaman “Puanıma uygun başka okullar yok mu?” diye sormuştum. Evet, puanıma göre uygun okullar vardı ama geri dönüşü olmayan ya da istemediğim okullardı. Ve son kararımı vermeden önce öğretmenime İmam Hatiple ilgili soruları sordum. Sorulardan birisi de “İmam Hatip okuduktan sonra istediğim mesleği, istediğim üniversiteyi seçebilir miyim?” sorusuydu. Bu düşünceler, beni İmam Hatip Lisesini tercih etme noktasında tereddüde düşürüyordu. Eminim, benim durumumda olan tüm gençlerin aklına bu soru takılmıştır. Ama öğretmenim “Katsayının kalktığını ve istediğim yere gidebileceğimi” söyledi. Ben de bunu duyar duymaz hemen İmam Hatip Lisesini tercihlerimin arasına aldım. Eski okuluma belgeleri verdiğimden itibaren PURSAKLAR ANADOLU İMAM HATİP LİSESİnin çıkacağını hissediyordum. Tercihlerin açıklandığı gün Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesine yerleştiğimi öğrenince

hiç şaşırmadım ve çok mutlu oldum. Artık bir İmam Hatipliydim. İnsan tercihlerinde öncelik vermediği bir okula gidebileceğini düşünmemeli. Kendimce şöyle diyorum; “Eğer bir okul istenmiyorsa neden bir öğrenci orayı yazarak kendini yorsun ki hiç yazmasın daha iyidir.” Bu yüzden gençlere tavsiyem “Ben geleceğimi başka bir liseye giderek de kurtarırım.” diye kendinizi avutmayın. Çünkü hiçbir lise PURSAKLAR ANADOLU İMAM HATİP LİSESİnin yerini tutamaz. İmam Hatip gibi bir ortam bulamazsınız, böyle bir okulu geçiştirmeyin ve bu fırsatı değerlendirip düşünün. Eğer “Ben düşünmüyorum.” diyorsanız da bir iki gün ailenizle oturup konuşun en doğru kararı ailenizle vereceksiniz. Ama İmam Hatip Lisesinin o bitmez tükenmez, sonsuz nurunu hiçbir yerde bulamazsınız ve bu nurun her şeye değer olduğunu fark edeceksiniz. Hayatınızı İmam Hatiple şekillendireceksiniz. Ve bu okulla karşılaştığınız için Yüce Rabbimize şükredeceksiniz. Böyle bir şansı değerlendirip bu okula geldiğiniz için çok mutlu olacaksınız. Okulumuz farklı ve daha nice öğrencilerle de farklı olmaya devam edecektir. Leyla Nur ÇELİKAĞI,9 ANADOLU B


KAZANCIN RENGİ

ifade etmez. Hâlbuki bir çocuğun yüzünde küçük bir tebessüm olabilmenin kıvancı dünyalara bedeldir. O tür kişilerin bütün dünyaları bütün dertleri paradır. Paralarını yitirdikleri gün hayat sahnesinden silinip yok olur giderler. Bu ülke bizim, bu ülke biziz. Ne zorluklarla, ne badirelerle kuruldu bu ülke. Bize düşen bu vatanı ayakta tutmak! Söz verdik biz şanlı tarihe! Daha aşılması gereken yollar var. Medeniyete giden her adımda biz devletimize, devletimiz de bizlere muhtaç. Çünkü ‘Beraber yürüyoruz ve beraber yol kat ediyoruz bu yollarda.” Devletimizin gerçekleştirdiği güzel olan her şeyde bizim de tuzumuz, katkımız olmalıdır. Sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri… Tüm bunların gerçekleşebilmesi için Türk vatandaşına düşen tek bir görev var; vergi bilinicine sahip olmak. Çünkü Türkiye ancak o zaman süslediği hayaller gibi tertemiz pırıl pırıl ve geleceğe güvenle bakabilen bir devlet olacaktır. Bugün verilen vergiler yarınımızın hizmetidir. Yani ödediğimiz vergilerle geleceğimizi kendimiz inşa etmiş oluruz. Bu yüzden vergi ödemek aldığımız hizmetin bedelidir. Vergi hizmet olarak geri döner, yol olur, elektrik olur, su olur, ulaşım olur, okul olur, bir öğretmenin maaşı hatta kimsesizin evine kömür olur… İstiyorsan hakkını almak Ödeyeceksin vergini muhakkak! Elbette olmaz, vermeden almak! Esra SEZEN 10/A (*) Öğrencimiz eseriyle Ankara ili genelinde düzenlenen Vergi konulu kompozisyon yarışmasında okulumuza mansiyon ödülü kazandırmıştır.

 

Güçlü bir toplumun güçlü olmasının altında yatan sebeplerden biri de vergidir. Vergi Türkçedeki ‘vermek’ kelimesinden türemiştir. Toplum menfaat ve işlerinin düzenlenmesi için fertlere yüklenilen mali mükellefiyete vergi denilebilir. Tarihte gelmiş geçmiş en iyi devletlerin, en iyi imparatorlukların yükselmelerindeki sebep vergidir. Osmanlı İmparatorluğu’nu beylikten alıp dünyaya 700 yıl hüküm sürdüren vergi, kutsal bir görevdir. Yine Osmanlı İmparatorluğu mükemmel bir devletken yıkılmasının sebebi Fransa’ya verilen kapitülasyonlar ve vergilerin azalmasıdır. Osmanlı İmparatorluğunun gelir kaynaklarının en önemlisi vergidir. Tımar Sistemi uygulamalarındaki amaç vergi gelirlerinin devamlılığını sağlamaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı vergisini; takip ederek, zamanında vermeli; kalben yerine getirmeli vergi ödevini… Hasta ziyareti nasıl önemseniyorsa ve bu ziyaret gerçekleştiriliyorsa alış veriş yapmaya nasıl koşa koşa gidiliyorsa vergi dairelerine de o şekilde koşa koşa gidilmelidir. Vergi kazanca renk verir. Vergisini veren vatandaşın adı çaresizlere sığınak, bir yetimin yüzünde tebessüm olabilmenin övüncüdür. Vergisini ödemeyen bir toplum ise sadece kendisini düşünen bencil bir girdabın içinde yok olmuş cemiyettir. Vergi vermeyip de her türlü hizmetlerden yararlanıp kul hakkına girenler… İşte hayatta kendilerini kurnaz zannedip vergiden kaçanlar, onlar hayatta acınacak insanlardır. Onlar helal yolla kazansalar bile kimsesiz yetim çocukların haklarını yerler, kul hakkına girerler. Bir çocuğun yüzündeki tebessüm onlar için hiçbir şey

(*)

13


GEÇMİŞTE ÖĞRETMENLERİMİZ N O S T A L J İ

1

K Ö Ş E S 14 İ

 

4

2

5

N O S T A L J İ

3

K Ö Ş E S İ

6

&

&

B İ L

B İ L

B A K A L I M

7

8

9

10

11

12

B A K A L I M

1.Suzan ORÇAN ilk çocukluk yılları 2. Selma ALTUNOĞLU 1969 Ağustos ayı) 3. Emine Nilüfer YEŞİLKAYA’nın bebekliği 4. Murat İLGAZ’ın bebekliği. 5. Ülkü ÖZTÜRK bebekliği (02.05.1982) 6. Mehmet ARSLAN 1966/1967 İmam Hatip 2.sınıfta iken 7.Canset Gök ilkokul yılları (1986) 8. Bekir BÖREKCİ lise birinci sınıfta iken (1988) 9.Kadir SAYLAN Bebekliği (1981) 10. Ali Rıza ARSLAN 11.Yavuz ELİBOL Çocukluğu (1989) 12.Emel KARADUMAN kardeşinin Okuma Bayramında (1982)


HUZUR EVİNDEKİ GİZLİ YALNIZLIK

23 Mart Cuma günü huzurevi gezimizde bir ninenin “Oğlum mühendis, kızım öğretmen ama ben buradayım” sözlerinde hep inceden bir yakınma vardır sevdiklerine, güvendiklerine… Ama yine de sitem etmeye hakları yokmuş gibi çekinirler. Açık açık sitem etmezler. Aynı acıları gibi, sitemleri de çok derinlerdedir. Unutulmuşluğun, terk edilmişliğin sızısı vardır her birinde. Bütün kaderdaşlar bir şeyler paylaşır; dertler, sıkıntılar, sevinçler, mutluluklar. Ama buna rağmen yalnızlık vardır her zaman. Huzurevinde geçirdiğimiz ilk dakikadan itibaren oradaki ortam bizi düşüncelere sevk etti. Geleceğimizi düşündük. Onların yerine koyduk kendimizi, aynı acıyı hissettik biz de. Oraya girdiğimiz gibi değildik artık. Omuzlarımıza sorumluluk duygusu gibi ağır bir yük yüklenip çıkıyoruz huzurevinden. Arkamızda ilk girdiğimizde ışıldayan gözler değil de kısılmış ve ağlamaklı gözler bırakarak gidiyoruz. Sanki biz onlara hoşça kalın dediğimizde o derin çizgilerine bir çizgi daha ekleniyordu. O gözlerde ‘’Bir daha gelin’’ anlamı ve çaresizlik yüklüydü. Biz oradan çıkarken nasıl girdiğimiz gibi değilsek onlar da bizi ilk gördükleri zamanki gibi değillerdi biz onlara el salladığımızda… Hatice Nur ÇİÇEK, 10 AND-A

 

Huzurevi diye geçer adı ama aslında yalnızlığın, çaresizliğin ve tek başına kalmışlığın kısaltılmış ismidir bir nevi; ne kadar iyi bakılsalar da. Sessizlik çökmüştür her odaya… Sadece hayallerin sesi vardır huzurevinin koridorlarında. “Nasılsınız? ’’demek zordur oranın sakinlerine. Verecekleri cevaptan korkarız; Çünkü o derin kanayan yaraları görmek istemeyiz. Bunun bir nedeni de bir gün bizim de o durumlara düşebileceğimiz korkusudur belki de. Kapıdan içeri girer girmez o derin sessizliğin kokusunu içimize çekeriz onlarla karşılaştığımızda. Göz göze geldiğimizde birden canlanan yüzler görürüz. O derin çizgilerin altında parlayan, ışıl ışıl gözlerle karşılaşırız. Onların içini tatlı bir heyecan, bizim içimizi ise hüzün kaplar. Aslında onlar da yeni yüzler görür, biz de yeni yüzler görürüz. Ama onların bizde gördükleriyle bizim onlarda gördüğümüz şeyler çok farklıdır. Onlar bizde geçmişlerini, biz onlarda geleceğimizi görürüz. Onlar gördüklerinde derin bir ah çekerler. Biz onlarda gördüklerimizden kaçmak isteriz. Sanki kaçacak yerimiz varmış gibi. Onlarla sohbete başladığımızda o gülen gözlerin, o gülen yüzlerin aslında çok derinlerde saklı acıların üstünü örten bir örtü olduğunu fark ediyoruz.

15


BİR KUTLU SEFER: UMRE

  16

Yıllar önce, İmam Hatip Lisesinde okurken on beş tatil öncesi okulumuzdan umreye, tören ve dualarla gönderdiğimiz arkadaşların ardından, gıptayla bakarken, öğrencilik ve öğretmenliğim boyunca okuduğum ve anlattığım derslerde hep Allah’ın evini (Beyt-i Haramı), Hz. Peygamber’in yaşadığı ve mücadele ettiği kutsal toprakları düşünmeden edemezdim. Allah’ım, ne zaman bana o kutsal beldeyi görmek nasip olacaktı… Nasip 2011 yılı temmuz ayınaymış. Yolculuk esnasında bütün yolcuların yüzlerinde tarifsiz bir sevinç ve heyecan vardı. Herkesin yüzünde özlem ve kavuşma isteği gözleniyordu. Cidde Havaalanına gelindiğinde kutsal beldenin kokusu buram buram tütmeye başladı. Otobüslerle Peygamberimiz(sas)in kutlu beldesi Medine-i Münevvere’ye yolculuğumuz başladı. Sonunda, işte Medine’deydik. Allah’ın beytinde, huzuruna çıkmadan önce Allah Resulü’nün huzurundaydık. Şehre girer girmez vuslat heyecanı sardı. Bir an önce Hz. Peygamber(sas) ile buluşma isteği dayanılmaz hale geldi. Salât ve selamlarla Ravzasında Onun misafiriydik. Esselatü vesselamü aleyke Ya Resulallah! Bizleri kabul buyur Ya Habiballah! İşte Medine! Resulullah’ın münevver kıldığı şehir. İslam güneşinin yükseldiği, mücadelenin beşiği, Müslümanları tek vücut yapan şehir… İslam Dünyası’nın her yerinden insanların Resul’ün aşkıyla geldiği bu şehirde, insan ‘ümmet’in anlamını kavrıyor, değerini anlıyor… Diğer insanlar, senin gibi bütünün bir parçası. Ben, sen değil BİZ varız. Bu mahşeri kalabalığın karşısında Hz. Peygamberin davetinin evrenselliği bir kez daha şahadet ediliyor. Peygamberimizi tekrar tekrar selamlamak ve cennet bahçesinde namaz kılabilmek için iki saate yakın beklemek ve izdiham içerisinde de olsa Oraya ulaşmanın verdiği huzur başka nerede bulunabilir ki! Baki Mezarlığı’na parmaklıklar arkasından da olsa ziyaret ve dualar… Şimdiye kadar kitaplarda okuduğumuz Uhud, Kuba

ve Hendek’te yaşanan olayların mekânında bulunmak, bizlerin hafızasında ta o anları yaşattı. Sıra dünyanın kalbi insanlığın evi Mescidi Haram’a yolculuk vardı. Hicret çok zahmetli, bir o kadar külfetli. Hicret ateşten gömlek… İnsanların akın akın Kâbe-i Muazzama’yı ziyarete gelmeleri hemen akla asırlar önce Hz. İbrahim Peygamber’in duasını hatırlatıyordu. “Rabbimiz ben çocuklarımdan bazısını, senin Beyt-i Haramının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı kılsınlar diye (böyle yaptım). Artık Sen de insanlardan bir takım gönülleri, onları sever, (onlara koşar)yap ve onları çeşitli meyvelerle besle ki(sana)şükretsinler’’.(14/37) Bütün insanlık Allah’ın Beytine ve Hz. İbrahim Peygamber’in duasına icabet ederek o kupkuru, hiçbir tabii güzelliği olmayan mukaddes beldeye koşuyordu. Mekke, Allah’ın Beyti, dünyanın kalbi, Peygamberin evi, insanlığın sılası… Geldik ya Rabbi. Lebbeyk Allahümme Lebbeyk… Buyur ya Rabbi… Tavaf… Döne döne yana yana yok olmaya geldik. Dünya dönüyordu, kâinattaki her şey dönüyordu. O’nun etrafında dönüyordu. Kâinatın merkezinin etrafında her şeyle birlikte biz de dönüyorduk. Dönerek tespih ediyorduk. Yanıyorduk… Zemzeme kanıyorduk. Ardından Hacer gibi sa’y etmeli, Allah’a ulaşana kadar gayret etmeli ki Allah da ona ulaşsın, zemzemi versin. Orayı şehir eylesin... İnsanlığa kucak eylesin. Arafat’ta yakarışa duruyorduk. Hira’da tefekkür ve tezekkür ediyorduk… Tekrar tekrar Beyt’e dönüyorduk, evindeydik, evimizdeydik, evine kabul ettiği için sonsuz hamd ü senalar ediyorduk. Kâbe Allah’ın evi hem bu dünyaya bakan yüzü hem de sonsuzluğa uzanan tarafıyla sadeliğiyle insanları kendisine hayran bırakmaya, ona yönelmeye, tekrar tekrar çağırmaya devam edecek. Ve her gelenin ayrılırken yaşadığı tekrar dönme isteğiyle tekrar dönmek üzere Allah’ın evinden ayrılıyorduk. Umremizi makbul ve meşkûr eyle ya Rabbi!


DİĞERGAMLIK: DİĞER BİR ADIYLA İSAR

“Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe aslâ “birr”e (hayrın kemâli­ne) eremezsiniz! Her ne infâk ederseniz, Allâh onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân 3/92) misafirinize yaptıklarınızdan Allah’u Teala razı oldu.” buyurdu.”(Buhârî, Tefsîr, 59/6; Müslim, Eşribe, 172-173) Ashab-ı Kiram ne durumda olursa olsun o zamanda bile ihtiyacı olanlara yardım etmişlerdi. Allah(cc) da bu olaydan sonra bir ayet nazil etmişti. “Muhâcirlerden önce (Medine’yi) yurt edinen ve imana sarılan Ensâr, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilen şeylerden ötürü gönüllerinde bir sıkıntı ve rahatsızlık duymazlar. İhtiyaç içinde kıvransalar dahi, mümin kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, gerçekten felaha erenler işte onlardır.” (El-Haşr 59/9) Aslında olması gereken de nefsimizin kendi ihtiyaçlarını göz ardı ederek başka kardeşlerimizin ihtiyaçlarını düşünmektir. Onların izinden gitmek onları kendimize örnek almak için o zorlukları biz de yaşamalıyız. Nefsimizle mücadele etmek onunla savaşmak… Kendi keyfiyetimizi başkalarına tercih etmeliyiz ki Peygamberimiz(sas)’in arkasından gidenlerden olalım… Leyla Nur Çelikağı, And. 9/B 61

Diğergamlık; fedakarlıktır. Diğergamlık; paylaşmaktır. Diğergamlık; yardımseverliktir. Diğergamlık; önemsemektir. Diğergamlık: cömertliktir. Diğergamlık; özveriliktir. Diğergamlık; merhametliktir. Diğergamlık; korumaktır. Diğergamlık; kardeşliktir. Diğergamlık; sabrı ölçmektir.

 

Diğergamlık, kendisinin ihtiyacı olduğu halde kendi nefsini başkasının nefsine tercih etme duygusudur. İnsanlar genellikle kendi nefsine uyar ve kendi ihtiyaçlarını önemserler. Diğergamlık konusunda en güzel örnek Peygamber Efendimiz(sas)’i, Muhacirleri ve Ensarı gösterebiliriz. “Bir gün bir adam Peygamber Efendimiz(sas)’in yanına geldi ve “Ben açım” dedi. Nebiler Nebi’si de hanımlarından birine haber yollayarak yiyecek bir şeyler istedi. Seni Peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki evde sudan başka bir şey yok.” dedi. Efendimiz bu sefer diğer bir hanımından da yiyecek bir şey istedi. O da aynı cevabı verdi. Sonra diğer hanımına da haber yolladıktan sonra tekrar aynı cevabı alınca Ashabına dönerek: “Bu gece kim bu şahsı misafir etmek ister?” diye sordu. Ensardan biri olan Ebu Talha(r.a): “Ben misafir ederim Ya Resulallah diyerek” misafiri eve götürdü. Eve gelince hanımına: “Bugün Resulallah(s.a.v)’in misafirini ağırlayalım dedi. Sonra hanımına dönerek: Evde yiyecek bir şeyler var mı? diye sordu. Hanımı da: “ Hayır, sadece çocuklara yetecek kadar bir şeyler var dedi.” Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı bir bahaneyle söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım, dedi. Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da aç olarak yattılar. Sabahleyin Ebû Talha Peygamber Efendimiz(sav)’in yanına gitti. Onu gören Allah Resûlü: “Bu gece

17


SABRIN ACI MEYVESİ:

HZ. EYÜP PEYGAMBER

Sabır acıdır, ama tatlı meyvesi vardır. Sadi

Geçmiş zamanların birinde bağlarıyla ünlü Suriye topraklarında Eyüp adında zengin ve iyi ahlaklı biri yaşardı. ‘Para insanı saptırır’ derler ya, onunkisi öyle değildi; malı gün geçtikçe çoğalıyor, o da gün geçtikçe daha çok hayırsever biri oluyordu. Malın mülkün Allah vergisi olduğunu, onların bir gün hesabını vereceğini aklından çıkarmaz, dilinden şükrünü, malından sadakasını eksik etmezdi. Bir insan hem varlıklı hem ahlaklı olunca, onu çekemeyenler de elbette olacak… Bazıları şöyle diyordu: “İnsan bu kadar varlıklı olduktan sonra elbette herkese dağıtır… Malı nasıl olsa çok. Dağıt, dağıt bitmez ki! Bu

Karısı ona bakıyor, evi geçindirmeye çalışıyordu. Eyüp Peygamber’in yaraları çok fenalaştı. Hastalığının bulaşıcı olması ihtimaline karşı kimse onun yanına yaklaşmak istemiyordu. Eyüp Peygamber yapayalnız kalmıştı. Acı ve ıstıraplar içindeydi… Allah’a dua etmeye ve Ondan sabır istemeye devam etti. Ama artık bırakın vücudunu hareket ettirmeyi, dudaklarını kıpırdatacak takati kalmamıştı. Bir insanın başına gelebilecek her türlü felaket ve musibet, onun başına gelmişti ve o, tıpkı sağlıklı ve varlıklı günlerinde olduğu gibi Allah’tan uzaklaşmamış, O’na olan bağlılığını ve güvenini kaybetmemişti. Hz. Eyüp imtihanını başarıyla geçmiş ve insanlara örnek bir kul olmuştu. Eyüp Peygamber sağlığını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi. Hastalığının şiddetlendiği bir anda: “Ey Rabbim! Halim sana malumdur. Adını anamayacak kadar hastayım! Ey Şifa Veren! Şifana muhtacım…” Yüce Allah, kulundan hoşnuttu. Eyüp Peygamberin makamını, katında daha da yüceltti. Ona: “Ayağını yere vur.” diye vahyetti. Eyüp Peygamber güçlükle ayağını kaldırıp indirdi. Ayağını indirdiği yerden berrak bir su kaynamaya başladı. Eyüp Peygamber o suyla yaralarını temizledi. Yaraları kısa sürede kuruyup kayboldu; sudan doyasıya içti, içindeki dertler şifa buldu. Eyüp(as) hastalanmadan önceki sağlığına tez zamanda kavuştu. Sağlığını kazanan Hz. Eyüp, servetini de yeniden kazandı. Böylece o, refah ve sağlık içindeyken Allah’ı unutmadığı gibi, yoksul ve hastalıktayken de Ona küsmedi, isyan etmedi. Böylece Eyüp(as) Allah’ın sadık ve sabırlı bir kulu olarak tarihe geçti.

 

Sabır, imanın yarısıdır. Hadisi Şerif

18

kadar refah içinde olan biri tabi ki iyi ahlaklı olur; ona sataşan yok… Herkes ona nasıl olsa saygılı davranıyor.” Oysa Allah, kulu Eyüp’ün samimiyetini ve Hakk’a bağlılığını biliyordu. Bunu diğer insanlara da göstermek istedi. Hem böylece Eyüp gelmiş geçmiş herkese sabrın simgesi olacaktı. Hz. Eyüp’ün tıkır tıkır giden işleri ilk kez hayvanlarının peş peşe hastalanmaya başlamasıyla bozuldu. Kısa süre içinde koca sürüden bir tek sıska inek, bir tek karakeçi kalmadı; hepsi telef oldu. İnsanlar Eyüp’ün bu duruma ne diyeceğini merak ediyor; ağzını yoklayarak: “Nedir bu başına gelenler?” diyor, ah vah ediyorlardı. Eyüp peygamber yüksek ahlakından ödün vermeksizin: “Allah verdi, Allah aldı, her şey O’nun değil mi?” diyordu. Eyüp Peygamber hayvanlarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi. Belalar geldiğinde aile ve akrabalarıyla gelirmiş! Eyüp Peygamber bir gün dışarıda işleriyle meşgul iken acı bir haber aldı. Ani bir sarsıntıyla evleri yıkılmış, tüm çocukları göçük altında kalmıştı. Yıkıntıdan sağ kurtulan yalnızca karısıydı. Hz. Eyüp’ün gözleri evlat acısından kanlı yaşlarla doldu ama ‘sabır’ dedi. Eyüp Peygamber çocuklarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi. Belalar henüz bitmemişti. Hz. Eyüp’ün vücudunda yaralar çıkmaya başladı. Küçük küçük çıbanlar, gün geçtikçe büyüdü; bütün vücuduna yayıldı. Eyüp Peygamber hekimlere gitti, ilaçlar kullandı ama nafile… Yaralar iyileşeceğine azıyordu. Eyüp Peygamber’in hastalığı arttı. Artık çalışamadığı için elde avuçta ne varsa hepsini tüketti.

Hazırlayan: Muhammed Eyyüb OLGUN A10/A

Peygamber Efendimiz (sas) Taif’te darda kalınca Allah’(cc)a şöyle dua eder: Allah’ım! Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum... Gücümün azaldığını, insanların gözünde küçük düştüğümü sana şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sensin ezilmişlerin Rabbi! Sensin benim Rabbim! Beni kimlerin eline bıraktın? Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi? Yoksa davamı ipotek edecek bir düşmana mı? Eğer sen bana gücenmedinse, Kesinlikle bunlara aldırmıyorum... Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır... Senin nuruna sığınırım; Karanlıkları aydınlatan nuruna, Dünya ve ahiretimi kurtaracak nuruna... Gelecek gazabın, bana ulaşacak öfkenden Kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum... Sana sığındım, yeter ki razı ol... Güç ve kuvvet sendendir, Yalnız senden...


KARDEŞLİK HAKKINDA NE DEDİLER

?

Okulumuzda düzenlenen “Hz. Peygamber(sas) Ve Kardeşlik Ruhu” temalı kompozisyon yarışmasına gelen eserlerden seçilmiştir. Yarışmaya

239 ADET ESER

gelmiştir. Yani tüm öğrencilerimiz yarışmaya katılmışlardır.

Kardeşlik sadece aynı anne ve babadan olmak anlamına gelmemektedir. Kardeşlik, İslam dininde kusuru örtmek, muhtaçlara yardım etmek ve iyi günde kötü günde yanında olmak demektir. Sultan ÇEKİÇ (9/A)

Kardeşlik büyük ve güçlü bir bağdır.

Fatma Asena ŞENGÜL (9/A)

“Ben” değil, “Biz” şuuruna sahip olmayan insanların toplumsal vahdeti gerçekleştirmeleri mümkün değildir.

Mehmet KARAKAŞ (9/A)

Büşra DÜZGÜN (9/A)

Kardeşlik kan bağından öte bütün Müslümanların birlikteliğini ifade eder.

Elif Nur GÜVENÇ (9/A)

Kardeşlik, sözde bir cümle ile değil, kalpte sevgi ile olur.

Tuğba İÇÖZ (9/A)

Kardeşlik sevinçte ve kederde bir olmak demektir.

Müzeyyen EROL (9/A)

İslam dini insanları birbirine kardeşlik hissiyle bağlar. Muhammed Erkam BAL(9/B)

Müslümanlığın bir gereği de kardeşimiz için de güzellikler dilemektir.

Nazlı Hilal KESKİN (9/A)

Öğüdünü yerine getiremedik; sevgileri nefrete dönüştürdük.

Gamze TAMKOÇ (10/A)

Hayat ancak din kardeşliğiyle birlikte yaşanırsa güzeldir.

Şeyma YÜCEER (10/A)

Seni öldürmeye gelenler sende dirildi.

Kardeşler yapbozu tamamlayan parçalar gibidir.

Büşra KAHRAMAN (A9/B)

Ya Nebi senden gelen bir vefadır kardeşlik. Yıkık viranelerdeki mahcup edalı gariplere, kimsesiz gönüllere, yetimlere ve öksüzlere yürekten “Kardeşim” diyebilmektir.

Hilal YERLİKAYA (A10/B)

Derdimize derman, hastalığımıza şifa, çayımıza şeker olan birisidir canımızdan çok sevdiğimiz kişi; kardeşimiz. Büşra KAHRAMAN (A9/B)

Yağmur nasıl ki bir rahmettir yeryüzünün hayat bulmasına sebep olur, sen de yeryüzünün manen hayat bulmasına sebep oluyorsun Sultanım. Sümeyye ÇELİK (A9/A)

Kardeşlik “Kardeşim önce sen buyur.” demektir.

Rüveyda Nur ASLAN (A10/A)

Kardeşlik her şeyden önce bir söylem ve edebi kurgu değil, bir hukuk ahlakıdır.

Hamza ÖZEN (A10/B)

Bireyler kendi bencil eğilimlerini aşıp vahdet şuuruna ermedikçe toplumda birlik, beraberlik, kaynaşma ve dayanışma gerçekleşmez.

Betül SOYLAMIŞ (A10/B)

Bugün dünyanın değişik yerlerinde ırkçılık taassubundan kaynaklanan çatışmalar göz önünde bulundurulursa İslam’ın kuşatıcı ve kucaklayıcı hayat düsturuna ne kadar muhtaç olduğumuz açıkça görülecektir.

İsmail Selman GÜÇLÜ (9/B)

 

Tabiat nasıl ki farklı nesne ve unsurlardan meydana gelmekte ise beşeri topluluklar da çeşitli mizaç, huy ve eğilimlere sahip bireylerden oluşmaktadır.

Şeyda Nur YILMAZ (10/A)

19


KARDEŞİN AYNASI KARDEŞ (*)

(*) Okulumuzda düzenlenen “Hz. Peygamber(sas) ve Kardeşlik Ruhu” temalı kompozisyon yarışmasında 1. liğe uygun görülen eserdir.

  20

Bazen çok canımız sıkılır, kendimizi o kadar kötü hissederiz ki bir kişinin sıkıntımıza çare olmasını bekleriz. O beklediğimiz kişi ise canımızdan çok sevdiğimiz kardeşimizdir. Aslında budur kardeş olmak. Derdimize derman, hastalığımıza şifa, çayımıza şeker olan birisidir aslında, canımızdan çok sevdiğimiz kişi; kardeşimiz. Sadece aynı aileden olmamız, kan bağımızın aynı olması demek değildir. Kardeş olmak… Kardeşliği güzel bir şekilde açıklayan Allah Resulü bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: “Allah için birbirini seven iki kardeş buluştukları zaman biri diğerini yıkayan iki el gibidir. Ne zaman iki mümin bir araya gelirse Allah u Teâlâ birini diğerinden faydalandırır.” buyurmuştur ki kardeşliği anlamlı bir şekilde açıklamıştır Kardeş olmak çok güzel bir davranış olduğu kadar fayda verici bir davranıştır da. Bu faydalardan biri de müminin yaptığı yanlışı mümin kardeşin düzeltmesi, mümin kardeşin yaptığı yanlışı ise o müminin düzeltmesidir. Bunu Peygamber Efendimiz(sas) şöyle açıklamıştır; “Din kardeşinin ayıbını örten kimsenin Allah Teâlâ dünya ve ahirette kusurunu örter.” Dinimizde dostluk ve kardeşliğe aşırı derecede önem verilmektedir. Bunun örneklerini Peygamber Efendimiz(sas)’in hadislerinde ya da ayetlerde görmek mümkündür. Ayrıca Buhari’de Peygamberimizin kardeşlikle ilgili birçok hadis-i şerifi vardır. “Müminler birbirini sevmede birbirine acıma ve şefkat gösterme hususunda bir vücut gibidir, vücudun bir uzvu rahatsızlanırsa diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateş ile onun acısına ortak olur.” Peygamberimiz vücudumuzdaki uzuvların ahengini kardeşliğe örnek olarak göstermiştir. Dinimizin kardeşliğe verdiği önemi yaptığımız ibadetlerin birçoğunda görebiliriz. Kurban, hac, namaz gibi ibadetler Müslümanların kardeş olması hususunda yapılan ibadetlerden birkaçıdır. Kurban toplumda kardeşliğin artmasına yardımcı olan bir ibadettir. Kurban ibadetinde yapılan yardımlarla zengin ile fakir arasındaki bağlar güçlenir ve bu şekilde kardeşlik duygusu artar. Hacda ise dünyanın farklı yerlerinden gelen farklı kültür, dil, anlayış ve ırktan insanlarla birlikte olunur. Bu da

insanı farklı anlayışların olduğu bir ortamda nasıl bir davranış sergilemek gerektiği konusunda eğitir. Farklı kültür, ırk ve dilden insanların aynı amaç için bir araya gelmiş olmaları; birlikte Allah u Teâlâ’ya yönelmeleri aralarındaki kardeşlik bağının güçlenmesini, artmasını sağlar. Namaz ibadetinde ise cemaatle kılınan namazlar, kardeşlik duygusunun artmasını sağlar. Camide aynı safta bulunan insanlar burada bilmediklerini öğrenme ve hatalarını düzeltme imkânı bulur. Böylece kardeşlik duyguları pekişir. Yaptığımız ibadetlere bakarak dinimizin kardeşliğe verdiği önemi görmekteyiz. Peygamber Efendimiz(sas)’in yaşadığı döneme baktığımızda kardeşlikle ilgili pek çok örnek görürüz. Peygamber Efendimiz(sas) hicreti sırasında mallarını ve mülklerini Mekke’de bırakarak gelen muhacirlere, Medineliler her türlü yardımı yapmışlardır. Muhacirleri evlerinde barındırmış, ekmeklerini paylaşmışlardır. Peygamber Efendimiz(sas) ise bu dönemde Medinelilerden birini, Mekkelilerden biriyle kardeş ilan ederek dünya tarihinde bir ilki başarmıştır. Dünya tarihinde birbirini böylesine seven bir topluluk gösterilemez. Bu olay, İslam kardeşliğinin en güzel eseridir. Peygamber Efendimiz(sas) buyuruyorlar ki: “Bir kimse dostunu ziyarete giderken Allah u Teâlâ onun yoluna bir Melek gönderdi. Melek ona ‘Ey falan! Nereye gidersin?’ dedi. O kimse ‘Falan kardeşime ziyarete giderim.’ dedi. Melek ‘Ona bir ihtiyacın var mı?’ dedi. O ‘Hayır’ dedi. Melek ‘ O sana bazı şeyler ihsan etmiş midir? O ‘Hayır’ dedi. Melek ‘ O halde niçin gidiyorsun?’ dedi. O kimse ‘Allah için seviyorum.’ dedi. Melek ‘Sen onu Allah için sevdiğin için Allah u Teâlâ’nın seni dostlarının zümresine ilhak etti ve sana müjdelemek için beni gönderdi. Ve seni cennetine koymayı kendine vacip kıldı.’ dedi. Allah için sevmek sünnettir. Kardeş olmak ise Allah katında çok güzel bir davranıştır. Kardeşler yapbozu tamamlayan parçalar gibidir. Kardeşler birbirinin eksiklerini tamamlayan bir bütün gibidir. Peygamber Efendimiz(sas) bu durumu Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte şöyle ifade etmiştir: “Müminin mümine yani kardeşin kardeşe bağlılığı taşları birbirine kenetli bir duvar gibidir.” Birbirini Allah için sevenler Allah sevgisini de elde ederler. Örneğin müminin mümini sevmesi Allah’ın sevgisini kazanması içindir. Bu konuda Resulullah Efendimiz(sas) şöyle buyurmuştur: “Allah u Teâlâ sırf benim için birbirini sevenler, benim rızam için toplananlar ve benim rızam uğrunda birbirini ziyaret edenler benim sevgimi hak ederler.” Kardeşlik her daim cennetin anahtarıdır. Kardeş ise kardeşin aynasıdır. Yazan: Büşra KAHRAMAN, Anadolu 9/B, 103


KARDEŞLİĞİ

ONDAN ÖĞRENDİK(*) yaşayan ümmetin sana muhtaç. “Onlar kardeşimdir.’’ diye müjdelediğin müminler öksüz ve yetim şimdi. Gel Efendim! Tam on dört asır sonra kendimize geldik. Geldik gelmesine fakat sen yoktun. Ne çare ki geçti artık, on dört asır önceye, zamanda geriye yolcuğa geçit yok. Ahir zamanda kardeşliği sadece kendi çıkarları için yapanlar var. Asr-ı Saadetteki kardeşliği özlüyoruz hep birlikte. Günümüz insanı ne yazık ki etnik taassubu, bölgeciliğin ve mezhep ayrımcılığının tahrik ettiği kin ve husumetin tuzağına düştü. Her türlü tefrika, kirli siyasi oyunlar İslam ümmetinin birlik ve beraberliğini tehdit ediyor. Bu yüzden Müslümanların, cahiliyyenin taassubundan İslam kardeşliğinin parçalanmışlıktan birlik ve vahdete her zamankinden daha fazla ihtiyacı var Efendim. Gel Efendim! Bu ihtiyacımızı gider, Asr-ı Saadetteki kardeşlik ahlâkıyla ahlâklandır bizi. İşte yine bir Rabiülevvel ayında daha sönmeyen ümitlerle, bitmeyen heyecanlarla beklemekteyiz seherlerde. Ya Rabbi! Müminler olarak kalplerimizi, gönüllerimizi birbirine kaynaştır. Bizleri birbirine karşı sıcak yürekli, birbirlerini gördüğünde gözlerinin içi parlayan samimi kardeşler eyle. Birbirimize karşı merhameti yüreklerimizden hiçbir zaman eksik etme. Efendim! Gel artık gel ki hicranımız bitsin… Gel ki öksüzlüğümüz, yetimliğimiz sona ersin... Rabbimizin emir ve yasaklarını bize getiren de sensin. Bizi Rabbimize götürecek olan da yine sen… Ey Allah’ın Resulü! Sen Allah’ın Sevgilisisin. Sevgilinin sevgilisisin sen. Sen bizim örneğimiz, önderimiz, şefaatçimizsin. Peygamberimizsin… Efendimizsin… Sonsuz salât-u selam olsun sana… Yazan: Hilal YERLİKAYA, Anadolu 10/B (*) Kendi nefsini başkasının nefsine tercih etmek. Kendinden önce başkasını düşünmek. Suyu eline aldığında önce yanındakine “Su içer misin?” diyebilmektir.

 

(*) Okulumuzda düzenlenen “Hz. Peygamber(sas) ve Kardeşlik Ruhu” temalı kompozisyon yarışmasında 2. liğe uygun görülen eserdir. Salât ve selam olsun sana ey gül yüzlü, gül Peygamber… Her şey senin için yaratıldı ya Resulallah… Sen Allahın Resulusün. Her şeyin başında sen varsın ya Resulallah; her şeyin sonunda da yine sen… Her şey seninle anlam kazanır ya Resulallah; sensiz ise, anlamlı gibi görünen her şey anlamını yitirir. Ya Resullah! “Kardeşlerime selam olsun” diye çağlar ötesinden bize bir ışık yakan, selam gönderen bir peygamberin ümmeti olabilme şerefine nail olmak, bir Müslümanın dünyada sahip olduğu en yüce mutluluktur herhalde. O mutluluğu sen bize tattırdın ya Resulallah. Sen öyle yücesin ki ‘’Kardeşlerime ne zaman kavuşacağım?”diyerek ahir zamanda seni görmeden seven ümmetini kardeşlik gibi ulvi bir makama ulaştırdın. Sultanım! Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde ilk yaptığın işlerden biri Medineli ensar ile Mekkeli muhacirleri birbiriyle kardeş ilan etmek olmuştu ve sen onların kucaklaşmalarını istemiştin. Veda hutbesinde de yine aynı şekilde “Mümin mümin’in kardeşidir.” buyurmuş, üstünlüğün ancak takva yolu ile olabileceğini işaret etmiştin. Kardeşlik; Yaradan’ın bakışıyla insanı sevmektir. Yağmurun getirdiği rahmet gibi birbirimize rahmet olmaktır. Bir yerine binler olmaktır kardeşlik. Ya Nebi! Senden gelen bir vefadır kardeşlik. Yıkık viranelerdeki mahcup edalı gariplere, kimsesiz gönüllere, yetimlere ve öksüzlere yürekten ‘’Kardeşim!’’ diyebilmektir. Kardeşlik, diğergam(*) olabilmektir. Kutlu Nebi! Senin “Sizden biriniz kendisi için istediğini bir mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” prensibine sıkı sıkıya bağlı kalmaktır kardeşlik… Sensizliğin hicranında acının en büyüğünü

21


KARDEŞE K A R D E Ş O L M A K

(*)

  22

(*) Okulumuzda düzenlenen “Hz. Peygamber(sas) ve Kardeşlik Ruhu” temalı naat yarışmasında 1. liğe uygun görülen eserdir. Rebiyülevvel ayının 12. günüydü Şereflendirdin âlemleri, Nurlu vücudun intikal etti yeryüzüne Sendin gelen YA RESULALLAH! Seninle öğrendik insanlığın yaşama sebebini, Seninle anladık kardeşliğin önemini, Sen öğrettin bize müminin emelini, Sen öğrettin YA RESULALLAH! Kardeşlik dedi mi akan sular dururdu, Kardeşinin ayıbını örten, cennette huzur bulurdu. Dualar da kardeşlik içindi, feryatlar da… Sen ki düşmanına dahi dualarında yer veren, Sen ki düşmanı için şefaat isteyip Âlemlerin Rabbine ellerini açıp ‘Onlara da AF’ diyen Sendin YA NEBİ! İşte kardeşlik bu idi YA RESULALLAH! Bir başkaydı kardeşlikler işte o zaman. Ne zaman dara düşsen ‘’Ebu Bekir(ra) nerede?’’ diye sormaz mıydın? Şems’ini arayan Mevlana misali, Bir Mevlana için Şems ne ise, Senin içinde Ebu Bekir(ra) öyle değil miydi? Ebu Bekir(ra) değil miydi? Yılandan zarar gelmemesi için ayağını hiç düşünmeden deliğe uzatan

Ebu Bekir değil miydi? Sen uyurken seni korumak için uyumayan… Kardeşlik bu idi YA RESULALLAH! Kardeşlik, Kardeşinin zarar görmemesi için, kendini zararın önüne atmak değil miydi? Kardeşlik değil miydi? Müslümanlığı özelleştiren ve güzelleştiren, Müslümana “mümin” sıfatını veren! Ve devamında “Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu tehlikeye atmaz. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir.’’ Buyuran sen değil miydin EY NEBİ? YA RESULALLAH! İşte geldik kapına, Sen ki düşmanına dahi dua edendin, Biz ise dostu için beddua eden olduk! Böylesine bir amelle geldik, Geliş ki ne geliş YA RESULALLAH! Arkamızda aydınlık bir yol bırakacağımız yerde Karanlık çamurlara bulanmış bir halde geldik. Yaşama sebebini, Kardeşliğin nedenini, Müminin emelini unutarak geldik. Unutma bizi YA RESULALLAH! Unutturma bize kardeşliğimizi! Sana komşu olabilmek ne güzel, Nur u Muhammed’(sas)e, Hakk’ın sesine, Her iki dünyanın efendisine, Dertlerin dermanına, Ebu Bekir’(ra)in dostuna, Ömer(ra)’in yoldaşına, Ali(ra)’nin kılıcına, Osman(ra)’ın hayâsına, ulaşabilmek ne güzel… Ne güzel, Kardeşe kardeş olmak ne güzel… Dilruba AKAY, Anadolu 10/A


Ş E H İ T O L M A K

 

Ölmeden önce ölebilmek… Ölümü hayata tercih edebilmek… Göz kırpmadan ölümün karşısına çıkabilmek… Dünyevi bütün zevk ve arzuları geride bırakarak, canını feda edebilmek… Şehit olmak; malıyla, canıyla Allah yolunda, onun dinini yüceltmek, sahibi olduğu yurdunu, vatanını, ırz ve namusunu korumak amacıyla savaşmak, niyet ve gayretlerini kanlarıyla mühürlemiş olmaktır. Şehit olmak; yüce Allah’ın mükâfatına nail olmaktır: “Allah, Allah yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen müminlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıştır.’’ (Tevbe-111) Şehit olmak; Yüce Allah’ın sevgili Peygamberi Hz. Muhammed(sav.)’in methü senasına nail olmaktır: “Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, isterdim ki Allah yolunda cihat edip öldürüleyim, sonra yine cihat edip öldürüleyim, sonra yine cihat edip öldürüleyim.” (Buhari, Müslim) Şehit olmak; Peygamberlerden sonra Allah(cc)’ın makamlarının en yücesine ulaşmaktır. Şehit olmak; fetihler ve zaferler kazanmaktır: Suriye’nin, Mısır’ın, İran’ın, Kuzey Afrika’nın, Endülüs(İspanya)’ün, Anadolu’nun, İstanbul’un Fethi… Çanakkale Zaferi ve Kurtuluş Savaşı… Şehit olmak; Dünyaya huzur, refah, barış ve adaleti getirmeyi başarmaktır: Hz. Hamza, Hz. Cafer bin Ebu Talip, Ulubatlı Hasan, Seyit Çavuş… gibi destanlaşan nice isimsiz, kahraman şehitlerimiz hep bu uğurda canlarını verdiler. Şehit olmak; insanlığın kıyamı ve dirilişidir. Köleliğe, sömürüye, zulme ve azgınlıklara karşı başkaldırıdır. Şehit olmak; İnsanların gönüllerini fethetmektir. Sevgiyi, şefkat ve merhameti, iyilik ve güzelliği insanların gönüllerine yerleştirmektir. İşte büyük İslam şehitlerinden Hz. Abdullah Bin Cahş(ra) Uhud Savaşı hazırlıklarına başlayınca Hz. Abdullah(r.a.) adeta yerinde duramıyor, bir an önce düşmanla karşılaşmayı arzuluyordu. Savaşa büyük bir istek ve iştiyakı vardı. Erkenden silah ve techizatını hazırlamış, Resulullah(sas)’ın hareket emrini sabırsızlıkla bekliyordu. Ordu hareket emrini alınca, Hz. Abdullah(ra) sanki kanat açmış cennete doğru uçuyordu… Savaş alanına yaklaşınca oğluna ve arkadaşlarına: “Allah’a dua etmiyor musunuz?” diye uyarıda bulundu ve kendisi bir tarafa çekilerek kalbinin bütün heyecan ve isteğiyle şu duayı yaptı: ‘’Allah’ım yarın çok güçlü bir düşman ile karşılaşacak olursam, senin için onunla savacağım. Bu arada ölüm darbesi alacak olursam, o düşman benim burnumu

kessin, sonra kulaklarımı ve sonra da karnımı yarsın... Senin huzuruna bu vaziyette çıkmış olayımda Sen bana: “Ya Abdullah! Niçin burnun, kulakların kesilmiş ve karnın yarılmış?” diye soracak olursan, “Senin için, Senin yolunda…” diye cevap veririm. Hz. Sa’d(ra) diyor ki: “Savaşın birinci günü akşama doğru Abdullah bin Cahş(ra) Hazretlerinin cesedini meydan ortasında gördüm, burnu ve kulakları kesilmiş, karnı da deşilmişti…” İşte İslamiyet, böylesine kendisini Allah ve Resulüne adamış bahtiyar kahramanların üstün gayretleriyle güçlenip yayılmıştır. Mehmet ARSLAN, Meslek Dersleri Öğretmeni Şehadet Nedir? Şehadet ayrılık değil vuslattır. Şehadet sevdaların en yücesidir. Şehadet dünyayı gözlerden silmektir. Şehadet aşktır, sevdadır, bir tutkudur. Şehadet güzel insanlık, güzel ölümdür. Şehadet “Allah yolunda öldürülmektir. Şehadet ölürken tebessümle gülmektir. Şehadet ölürken cenneti garantiye almaktır. Şehadet bedenini kanla, toprakla yıkamaktır. Şehadet sevgilerin en şereflisi ve en yücesidir. Şehadet zalimin elinden bil ki gül koklamaktır. Şehadet Musab, Hamza ve Sümeyyeler misali şereflice Rabb’e kavuşmanın adıdır, çağrısıdır. Şehadet Musab, Hamza, Sümeyye gibi Rabb’ine layıkıyla kavuşmaktır.

23


Kutlu Doğum Coşkusu

Öğrencilerimiz Kutlu Doğum Programı öncesi ikram hazırlığı yaparken…

  24

Pursaklar Merkez Camii İmam Hatibi Hasan AKDEMİR tarafından çalıştırılan Anadolu 10/B sınıfı öğrencisi Hamza ÖZEN Kuran-ı Kerim tilaveti

Konuklarımız

Sunucularımız Merve FİLİZ ve Çağatay ÇELİK

Hz.Ebu Bekir Camii İmam Hatibi Faruk AYDIN tarafından çalıştırılan İlahi Ekibimiz: Fethi KAYA, Ayhan KAYA, Furkan AY, Hamza ÖZEN, Samet TUNÇ, Oğuzhan DEVECİ, Ercan ŞEN, Taceddin KARAGÖZOĞLU, Celil Cihan ÇALI, Yunus TÜRK, Salih KARA, Ahmet KAPLAN, Semih AKKAYA, Mahmut KOÇAK,


Kutlu Doğum Coşkusu

Nermin PAZARLI Öğretmenimizin önderliğinde hazırlanan ''Kardeşlik Ruh Birliğidir.'' konulu oratorya

Hatice BAYRAK öğretmenimiz önderliğinde hazırlanan Kız İlahi Ekibi ile Hz. Peygamber ve Kardeşlik Ruhu Konulu Kompozisyon Yarışmasında dereceye giren öğrencilerimiz ödül alırken… Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı, Kuran-ı Kerim Tilaveti, Hadis Örneklerinin okunması, Erkek İlahi Ekibinin Sunumu, Naat- Şerifin Okunması, “Kardeşlik Ruh Birliğidir” Konulu Oratoryo, Hz. Peygamber Ve Kardeşlik Ruhu Konulu Kompozisyon Yarışması 1.nin kompozisyonundan Küçük Bir Parça Okuması, Ankara Arapça Şiir Okuma Yarışması 2. Olan Öğrencimiz Nesibe Özkan’ın Vülide’l-Hüda Adlı Naatı Okuması, Kız İlahi Ekibinin Sunumu, Naat Yarışmasında 1.olan Naatın Okunması, Erkek İlahi Ekibinin Sunumu ve Dua bölümlerinden oluşan Kutlu Doğum Programımız 19 ve 20 Nisan günleri Saray Kültür Merkezinde düzenlenmiştir. Yoğun katılımlarından dolayı velilerimize, halkımıza ve öğrencilerimize teşekkür ediyoruz (Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini ziyaret eden benim sevgimi kazanmıştır. Benim için birbirini sevenler benim sevgime mazhar olmuştur. Benim için erenler, benim sevgimi hak etmiştir. Benim için birbirine yardım edenler, muhabbetimi kazanmıştır.) [Hakim]

 

Ankara ili genelinde 40 Hadis Ezberleme Yarışmasına hazırlanan öğrencilerimiz…

25


OKULUMUZUN GÖZBEBEĞİ:

KÜTÜPHANE

  26

Henüz çiçeği burnunda olan okulumuzun ilk günleriydi. Biz yeniyiz, dönemin ilk haftalarında kulüp seçimi yapıldı. Ben Kütüphanecilik Kulübünü seçmiştim. Yaklaşık bir hafta sonra kulüp toplantısı yapıldı. Kulüp Rehber Öğretmenimiz Kadir Saylan idi. O gün Kulüp Başkanlığına Seher Sevde Ceyhan, Başkan Yardımcılığına ben Huriye Sarıoğlu seçildik. O hafta içinde kütüphaneye kitap dolapları getirildi. Galiba on altı tane dolap vardı. Ben çok şaşırmıştım. “Acaba bu kadar dolabı dolduracak kitabı nereden alacağız?” diye düşünmüştüm. Şimdi ise kitapları yerleştirecek dolap bulamıyoruz. Kütüphaneye yeni gelen dolaplarımızı sildik, temizledik ve yerlerine yerleştirdik. Daha sonraki toplantımızda da kitap toplama kampanyası başlattık. Öğrenci ve öğretmenlerden topladığımız kitaplar beş yüzden fazlaydı. Sadece üç dolap doldurabilmiştik. “Bu dolaplar nasıl dolacak?” diye düşünüyordum ki bir sabah okula geldiğimde kendimi bin beş yüz tane kitapla karşı karşıya buldum. Hepsi yeni alınmıştı. Kitapları gördüğüm an çok mutlu olmuştum. Kulüp Rehber Öğretmenimiz kitapları sadece boy sırasına göre yerleştirmemizi istemişti. Bütün kitapları yerleştirmeye başladık. Bu sırada öğrenciler okumak için kitap almaya başlamıştı. O sıralarda kütüphane defterimiz yoktu. Küçük bir deftere kitap alışverişini yazmaya başlamıştık. Kayıt işlemlerinin daha iyi yürütülmesi için Müdür Yardımcımız Erol Özoğul kütüphane defterini hazırlayıp getirmişti. Çok düzenli bir şekilde defter kayıtlarını yazmamızı istedi. Defteri ben aldım. Eve gider gitmez diğer defterdeki kayıtları tarih sırasına göre sıraladım ve kütüphane defterine geçirmeye başladım kalemi elime ilk alış ve ilk kelimeyi yazdığım zamanki heyecanım deftere her yazı yazışımda aynen devam ediyor. Bütün kayıtları kütüphane defterine geçirdim. O an için kütüphanedeki işlerimin bittiğini düşündüm. Şimdi anlıyorum ki kütüphanede işler bitmez. Bu durumdan şikâyetçi değilim. Aksine bütün işleri severek yapıyorum. Bu arada kitap yerleştirme işi bitmişti. Bütün kitapları teker teker numaralandırdık. Daha sonra numaraları bantladık. Bu sırada kütüphaneye bilgisayar ve kütüphane programı aldık. Bu programa kütüphanemizde bulunan yaklaşık iki bin kitabı kaydettik. Daha sonra bütün öğrenci ve öğretmenleri de kaydettik. Kitap alış verişi artık bu programla yapılıyordu. Kitapları kaydetmek çok zaman almıştı. Her teneffüs, öğle araları ve boş derslerde hep kütüphanede bulunuyordum. Bütün hayatım kütüphane olmuştu. İkinci dönemin sonlarına doğru kitap kayıtları bitmişti. Dönem sonunda çok mutluydum çünkü kütüphanede her şeyin düzene girdiğini düşünüyordum. Acaba gerçekten öyle miydi? Kütüphanede ilk senemiz böyle son bulmuştu. Her canım sıkıldığında, her mutsuz olduğumda, kendimi her kötü hissedişimde hemen kütüphaneye giderim. Çünkü kütüphane bana gerçekten mutluluk ve huzur veriyor. Kitaplarla ilgilenmek bana çok iyi geliyor. Kitapları ve kü-

tüphaneyi o kadar çok seviyorum ki bir gün onlardan ayrılacağımı düşünmek beni çok üzüyor. Kütüphaneyle bu kadar çok ilgilenince insanda ister istemez bir sahiplenme duygusu oluşuyor. Sanki bütün kütüphane benimmiş gibi… Birinci yılımız böyle geçti. İkinci sene okula geldiğimde biraz üzülmüştüm çünkü kütüphanemizin yeri mecburen değişmişti. Yeni kütüphanemize girince gözlerime inanamadım. Bütün kitapların yeri karışmıştı. Oysaki kitapları nasıl bırakmıştık. Kitaplar yeni kütüphanemize taşınırken bayağı karışmıştı. İlk iş olarak bütün kitapları boşalttık. Daha sonra hepsini sırasına ve alanına göre tekrar yerleştirdik. Bu arada kütüphanemizin başkanı ve başkan yardımcısı seçimi yapıldı. Ben Kulüp Başkanı Seher de Başkan Yardımcısı seçildi. Kulübümüzün bu seneki rehber öğretmenleri Münire Arabacı ve Emel Karaduman idi. İlk dönemin ortalarında kütüphanemize beş yüz kadar kitap alındı. Bu kitapları da dolaplara yerleştirdik. Kadir Hoca bu sene de yeni bir numaralandırma sistemi uygulamamız gerektiğini söyledi. Eski numaraların hepsini söktük. Bu yaklaşık bir ay sürmüştü. Kadir Hoca bu yöntemin kitapların yerini bulabilmemiz ve yerleştirebilmemiz için çok daha kolay olacağını söyledi. Daha sonra bütün kitapları teker teker numaralandırdık ve bantladık. Yaklaşık bir ay önce bütün numaralandırma bitti. Her şey düzenli ve yolunda. Bütün kitaplar numaralı, kitap alış verişi kütüphane defterine düzenli bir şekilde kaydediliyor ve nöbetçi öğrencilerin hepsi görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getiriyorlar. Kütüphanemizin oluşmasında çok büyük emekleri geçen sayın okul müdürümüz Ali Rıza Arslan ve Kadir Saylan Hocalarımıza bütün okul adına teşekkür ediyorum. Ayrıca kütüphanede çalışan bütün arkadaşlarıma da teşekkür ederim. Lütfen bizim okulumuzdan başka hiçbir okulda bulunmayan kütüphanemizin değerini bilelim. Yazan: Huriye SARIOĞLU


  27


VİRÜS MÜ ???

  28

Virüs nedir? Sanal âlemle büyümüş siz gençlere bu soruyu sorsam pek çoğunuz bilgisayar virüsünden bahsedersiniz. Farkına bile varmadan bilgisayarınıza bulaşan ve programlarınızı bozup bilgisayarınızı alt üst eden sanal baş belası… Aslında bilgisayar virüsünün isim babası gerçek âlemde tüm gerçekliğiyle hayatımızın içindedir. Farkına bile varmadan bedenimize bulaşan virüsler vücudumuzun programlarını bozar. Bu virüsler bazen o kadar etkilidir ki programları bozmakla kalmaz bu dünyadan silinmemize yani ölümümüze bile sebep olabilir.(AİDS virüsünün yaptığı gibi) Ne yazık ki vücudumuza format attırıp sıfırdan yenilemek gibi bir şansımız da yoktur… Enteresan varlıklardır virüsler. O kadar ki bilim dünyası halen canlı mı cansız mı olduğu konusunda bile kararsızdır. Hem cansız olmanın hem de canlı olmanın bütün avantajlarını kullanabilirler. Bir canlı hücreye saldırmadıkları zaman kristal halindedirler ve tamamen cansızdırlar. Ne besin isterler, ne hava alırlar, ne su içerler… O halleriyle yıllarca hiçbir şeye ihtiyaç duymaksızın kalabilirler. Canlı hücre bulup ona saldırdıklarında ise hücreye girip hücrenin beyni olan DNA’yı alaşağı eder, tüm hücrenin kontrolünü ele geçirirler. Bununla da kalmaz hücrenin tüm kaynaklarını ele geçirir ve onları kullanarak yüzlerce yeni virüs üretir. Sonunda hücre patlar ve yüzlerce yeni virüs yüzlerce yeni hücreye hücum eder. Hal böyleyken, durum oldukça korkutucu görünüyor değil mi? Hele bahsi geçen hücreler sizin vücudunuzu oluşturanlarsa… Bu gidişe bir dur denilemezse ölüm kaçınılmaz tabi. Unutmayın bilgisayar gibi vücudunuza format attıramazsınız. Eee ne olacak o zaman virüslerin tüm vücut hücrelerimizi

yok etmelerini mi bekleyeceğiz. Hayır tabi ki, size bir haberim var!!! Dünya yüzündeki en mükemmel varlık sizin vücudunuz… Vücudunuz tasarlanırken virüslere karşı bir savunma mekanizması da unutulmuş değil. Olağanüstü bir mekanizma bu… Karmaşık ve mükemmel çalışan… En basit anlatımla şöyle özetleyeyim; “Yeryüzünde bulunan, vücut hücrelerimize etki edebilecek her bir çeşit virüse karşı, o virüsü etkisiz hale getirebilecek özel protein yapılarının şifreleri, vücudumuzda bulunan bir çeşit akyuvar hücresinde gizlenmiş durumda… Bütün mesele bu şifrenin bulunup çoğaltılmasında…” Sonrasında üretilen bu özel proteinler virüsü etkisiz hale getirir. Diğer bir çeşit akyuvar hücresi de etkisizleştirilmiş virüsleri yiyip yok eder… Tabii bunun mükemmel şekilde olabilmesi için iyi beslenmeli, düzenli uyumalı ve spor yapmalı… Ve tabii ki en önemlisi, virüslerin bulaşma yollarına karşı dikkatli olmalıyız… Hava yoluyla da bulaşan virüsler vardır ancak en tehlikeli ve bazen ölümcül bile olabilen virüsler kan ve vücut sıvıları yoluyla bulaşanlardır. Bu nedenle temizlik kurallarına azami uymanın yanı sıra, kişisel eşyaları başkalarıyla ortaklaşa kullanmamak da son derece önemli… Ve tabi kan yoluyla bulaşmayı önlemek için de açık yaraya bir başkasının kanının temas etmemesine dikkat etmeli… Kan kardeşliği halen gençler arasında var mı bilemiyorum ama bu anlamda kesinlikle yanlış bir davranış şekli olduğu ortada… Ne dersiniz? Virüsler bilgisayar dışında da baş belası olabiliyormuş değil mi? Peki başka neler var? Hangi canlılar hayatımızı nasıl etkiliyor? İşte bu soruların cevaplarını lise biyoloji derslerinde bulacaksınız… Görüşmek üzere… Virüsler, ne besin isterler, ne hava, ne su… Yıllarca hiçbir şeye ihtiyaç duymaksızın yaşayabilirler.

Canset GÖK, Biyoloji Öğretmeni


Şair Öğrenciler ÇOCUKLUĞUM

Evimizde eski bir gramofon vardı Hatıralardan bir parça çalınan melodinin sesi gibiydi. Caddelerde sessiz giden insanlar vardı Yalnızlığın sırlarında kaybolan ruhlar gibiydi. Siyah beyaz bulutlar vardı Karanlığın nefesinde soğuk rüzgâr gibiydi. Sokaklarda kavga eden çocuklar vardı Gözlerinde hüsranlığın izleri gibiydi. Pencerenin önünde ötüşen kuşlar vardı Korku dolu yüzlerle bakar gibiydi. Arabalardan yükselen dumanlar vardı Gecelerin yeryüzünü sardığı bir sis gibiydi. Annemin yollarda beklediği birisi vardı Uzaklardaki özlem dolu yıllar gibiydi. Gökyüzünde güneş gülümsemesiyle vardı Gün ışığı sönmüş bir mum gibiydi. Küçük hayallerimde büyük umutlarım vardı Denizlerdeki fırtınaların gürültüsü gibiydi. Gidişlerimin arkasında hep hüzün vardı Yüreğimde ki anılarımın son bir veda sahnesi gibiydi. HAZIRLAYAN: Hatice ŞENHASIRCI, 10/A

NEFSE KARŞI GEL!

 

Yalnızlığını içinde hissederken kendini avutmanın, Farkına varabileceksen eğer iblisin düşmanlığının, Ve göğsünde gittikçe hırçınlaşan fırtınanın Ta içindeki yangını söndürebileceksen eğer; Nefsine karşı gel! Elinde hançerle sana gelirken biri Hiddete düşersen eğer divane gibi Ve bakışlarından okunan korkunç cehennemi Bir tebessümle cennete çevirebileceksen eğer; Nefsine karşı gel! Diken tarlalarında ararken kokusunu gülün Şayet alacaksa canını kapını çalan ölüm Karanlık bir boşlukta hıçkırıklara boğulurken Affedilmeyi yüreğinin en derininde hissedeceksen eğer; Nefse karşı gel! Hakk’a yürürken şükredeceksen Rabbi’ne, Zayi etme ruhunu değer ver bedenine, Benzersiz gülün kokusu sinerse kalbine Ve attığın her adım yüceltecekse seni eğer; Nefsine karşı gel! Rumeysa ÜNAL 9 Anadolu A - 78

29

HAYAT VE TEZAT Her şey zıddıyla yaratılmıştır. Kışa hazırlık için yaz mevsimini getirir. Kadını yaratmıştır adam yalnız kalmasın diye. Dünya tarlasını ahiret hasadına hazırlık diye verir. Kötülüklerle mücadele etsin diye iyilere sabır verir. Yoksulları anlasınlar diye zenginlere maddi güç verir. Güzeli yaratır ama değeri bilinsin diye çirkini de verir. Gençlik hazinesini yaşlılık külfetine katlanmak için verir. Gündüzü üretmek için verir ama geceyi de dinlensinler diye getirir. Sıcağı yaratır canlansın tabiat diye, soğuğu yaratır mikroplar ölsün diye. Melekler âlemini yaratmıştır şeytanın karşısında direnç versin diye. Ölümü vermiştir ki diri kalmanın lezzetine dalıp gitmesinler diye. Hakkı verir ki batılla savaştıkça diri kalsın, yenilmesin diye. İlim verir âlimlere cahillere yol göstersinler diye. Zoru karşımıza çıkarır ki insanlık kolayı arasın. Yeri yaratmıştır ki insan göğe hayran kalsın. Her şey zıddıyla yaşar. Erol Özoğul Tatlı Sözler Ülkesi


KAHVERENGİ TUTKUSU   30

Ece bütün kızlar gibi pembe tutkusu olan bir çocuk olmamıştı hiçbir zaman. Onun tek farklı yönü bu değildi, arkadaşları gibi evcilik oyunu da oynamazdı. Herkes pembe Sindy Bebek aldırırken o, bebeğinin saçlarını kahverengiye boyatmıştı. Henüz İlköğretimden çıkmış ve Fen Lisesini kazanmışken renk tutkusu da giderek arttı. Bu artışta içinde bulunduğu ve “Arayış Dönemi” olarak da adlandırılan ergenlik etkili olmuştu. Saçları ilk dikkatini çeken en etkili aksesuardı. Saçlarından bir bölümünü sarıyı andıran kahverengiye boyattı. Evet, güzel olmuştu. Arkadaşları da bu fikirdeydi. Sonraki yıllarda arkadaşlarının da onaylayıcı davranışlarıyla kahverengi tutkusu iyice gelişti. Zaten hep onaylanan davranışlar tekrarlanır. Arkadaşları onaylamasaydı bu tutku devam etmezdi. Lise son sınıfa geldiğinde dershaneye gitmeye başlamıştı. Daha doğrusu okulla birlikte hafta sonları sürdürdüğü dershane yaşamına artık hafta içi devam ediyordu. Formayı atmıştı artık. Okula bile kahverengiye bürünmüş olarak geliyordu. Arkadaşları Ece’nin bu tutkuyu abarttığını elbette biliyorlardı. İnsanları takdir etmek kolay ama hatalarını söylemek oldukça zor olduğu için bu durumuna katlanıyorlardı. Lise bitmiş “Büyük Sınav”a girilmiş ve artık üniversitede giyim bölümünü kazanmıştı. Hedeflediği gibi kahverengi tonların hâkim olduğu kıyafetler tasarlama fırsatını elde etmişti.

Okulu bitirdiğinde bir tasarım firmasından aldığı teklifi değerlendirdi. O yılın modası Ece sayesinde kahverengi ve tonlarının kullanıldığı bir yıl oldu. Yıllar rüzgâr gibi geçti. Büyük bir coşku ve yaşam sevinciyle geçen zaman Ece’yi de bir noktaya getirmişti. Gençliğini böyle yaşayanların yaşlılığın verdiği hastalık, cilt bozulmaları ve fiziksel bozulmalar da eklenince hızla ihtiyarladıkları vakidir. Ece hızla yaşlanıyor, anne babasını kaybettiği ve hayatta başka kimsesi kalmadığı için yalnızlığın acısını tüm acımasızlığıyla hissediyordu. Evet, yalnızlık yalnızlara mahsustur. Ne kadar doğru değil mi? Bir gün Hayvanseverler Derneğinden en iyi arkadaşı Ece’yi telefonla aradı. Fakat Ece cevap vermiyordu. Akşam aradı cevap yoktu. Gece son saatlerde yine aradı. Cevap yoktu. Ertesi gün evine gitme kararını alarak uyudu. Kendi de adı gibi gülmeyi seven Gülşen Hanım Ece’nin evinin bülbül sesli zilini çaldı ama açan olmadı. Tüm ısrarlarına rağmen kapı açılmayınca kapıyı çilingire açtırdı. Ece çiçek bahçesine çevirdiği evinde, çiçeklerin arasında ani kalp spazmı geçirmiş ve son nefesini vermişti; tüm ölümlüler gibi. Gerçi o reenkarnasyona inanıyordu. Ama… Fakat hayat Ece’ye son bir kez yaşama gayesi edindiği müjdeyi ona bağışlıyordu: Tabutunun ve gömüleceği toprağın rengi KAHVERENGİYDİ… Yazan: Bedii GÜZELCAN diğer adıyla Erol ÖZOĞUL


HAZIR CEVAPLAR SUSTURUCU TEDAVİ Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmet Akif’i küçük düşürmeye çalışıp: -Afedersiniz, der. Siz baytar mısınız? Mehmet Akif, hiç istifini bozmadan şu cevabı verir: -Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu? ANLAŞMANIN YOLU! Ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta, zenginliğinden başka hiç bir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmeyince geçmek mümkün değildir... Zengin hor gördüğü filozofa “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem.” der. Diyojen. Kenara çekilerek gayet sakin şu cevabı verir: -Ben çekilirim! AT NALI VE UĞUR Kadıköy Osmanağa camiinde vaaz vermekte olan bir Hoca’ya: -Hocam, at nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?” diye sormuşlar. Hoca “zannetmiyorum.” diye cevap vermiş. “O nallardan her atta dört tane var ama her gün kamçı yiyip duruyorlar.” KAZA ETMEK Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına gider ve namaz vakti geçmeden bir mola vermesini rica eder. Şoför sinirlenerek: -Kaza edin efendim, der. “Ne olur yani?” Yolcu adam sakin sakin cevap verir: -Ben kaza etmeden önce, ya sen kaza edersen? HARİTA KAHRAMANI Fransız devlet adamlarından biri, Napolyon Bonapart’ın bir savaşını tenkite kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek: “Önce şurayı almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapt etmeliydiniz...” gibi fikirler sürmeye başlayınca. Napolyon: -“Evet, onlar parmakla alınabilseydi, dediğiniz gibi yapardım!” der. Hazırlayan: Osman HALLAÇ Kaynakça: Hazır Cevaplar

 

KORKUTAMAYAN DÜŞMAN Sultan Alpaslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği subaylardan biri huzuruna gelip telaşla: -Üç yüz bin kişilik düşman ordusu bize çok yaklaştı, demiş. Alpaslan, hiç önemsemeyerek şöyle karşılık vermiş: -Biz de onlara yaklaştık. MAHARET KİMDE? Grünfeld, çocukken bir profesörden keman dersi alıyormuş. Bir gün hocası: “Ben senin yaşındayken bu parçayı çok daha iyi çalardım.” deyince, küçük kemancı hemen atılmış: -Demek ki sizin hocanız, benimkinden daha iyiymiş. YAŞLILIK Yazar Hekimoğlu İsmail’e: “Yaşlılık nedir?” diye sorduklarında: “Bence yaşlılık, ne saçın ağarması, ne de belin bükülmesidir. Gayesi biten ve ümidi sönen herkes yaşlıdır.” der. HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR? -Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye ünlü bir yazar şu cevabı verir: -Eğer otuz beşinde ölmezsen…! MAZERETİM YOK Yahya Kemal, dostlarından birine: “Bu akşam yemeğini benimle yer misin? diye sorunca, arkadaşı: “Hay hay!” der. “Çok memnun olurum. Hiç bir mazeretim yok!” Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir: -İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum…! YALANCININ KAZANCI Aristo’ya sormuşlar: -Yalan söylemekle ne kaybederiz? -Doğru söylediğimiz zaman bile, karşımızdakini inandırmayı. ÇANAKKALE İÇİNDE İngiliz garson bir Türk’e: “Çanakkale’de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz.” deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı alır: -Orada ne işiniz vardı?

31


HAFTA SONU KURSU: Dikkat!!! Bu öğrenciler haftanın 7 günü okula gelmişlerdir.

Ekim ve Nisan ayları arasında okulumuzda düzenlenen Hafta Sonu Kursu 60 öğrencimiz ile “Edebiyat, Matematik, Tarih ve Coğrafya” branşlarında dörder saat, iki grup halinde düzenlendi. Kursumuzda her ay bir deneme sınavı uygulandı. Kursumuz öğle aralarında dönüşümlü olarak

  32

düzenlenen ikramları ile konuşuldu. Balık Günü, Köfte Günü, Çorba Günleri, Döner Günü, Pasta Günü, şeklinde düzenlenen etkinliklerle haftanın yedi günü okula devam eden öğrencilerimizin biraz olsun rahatlamaları hedeflendi. Doğrusu bunu başardığımızı düşünüyoruz.

KURSTA BİR GÜN

Her pazar olduğu gibi coğrafya dersinden çıktık. Öğle arasında yine çorba içmeye giderken Müdür Bey elindeki poşette balıklarla karşımızda duruyordu. Hem çok şaşırdık, hem çok sevindik. Arkadaşlarımızdan bazıları balıkları temizlediler. Biz de salata yaptık. Depodan çaymatiği alıp çay demledik. Bu arada hamsileri Kadir Hocamız ve Yusuf Hocamız ızgarada pişirdiler. Hatice Hocamız ve Nermin Hocamız bize bu piknikte eşlik ettiler. Aynı zamanda fırında çupralar pişiyordu. Ali Rıza Hocamız hepimize ekmek arası hamsi ve salata(domates, soğan, kıvırcık, maydanoz, limon) hazırladı. Balıkların yanında da çay içtik. Bu arada Kadir Hocanın memleketi burnunda tüttü. Bize balıkçıların çiğ balık yutmadan balıkçı olamayacaklarını anlattı. Bunların hepsini okulumuzun bahçesinde, açık havada yaptık. Hava biraz soğuktu fakat ızgaranın sıcaklığı bize yetiyordu. Haftanın yedi günü okulda olmanın bir ödülüdür belki düşüncesiyle yedik, içtik, eğlendik. Sürprizli bir kurs günü geçirdik. Bu günün maddi mimarı Ali Rıza Hocamıza, en büyük destekçisi Kadir Hocamıza ve emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkürler… J Hazırlayan: Merve Filiz ve Büşra Bağdat Karaca


HEDEFE ULAŞMAK İÇİN 25 BİN ADIM Öz Geçmişim

24.02.1995 Ankara ili, Altındağ ilçesinde doğdum. İlköğrenimime 2001 yılında Nebahat Taşkın İlköğretim Okulunda başladım. Ortaöğrenimimi Nene Hatun Okullarında devam ettim. Halen tek ve ilk tercihim olarak seçtiğim Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesinde öğrenimime devam etmekteyim.

Başkanlık Sürecim

Hedeflerim;

En büyük hedefim, herkes için hayal olan okul öğrenci meclisi üyeleri arasındaki birlik ve beraberliği sağlamaktır. Bu beraberliği hayal olmaktan çıkararak gerçeğe dönüştürmektir. Tüm gayemiz Pursaklar’da eğitim gören arkadaşlarımızın dilek ve şikâyetlerine en kısa sürede çözüm bulmaktır. Projelerimiz Pursaklar İlçe Öğrenci Meclisi resmi sitesinde yayınlanmaktadır. İlçede bulunan arkadaşlarım yakından takip edebilirler. Bizzat yakından ilgilendiğimiz takipçisi olduğum eğitim için de çok yararlı olduğunu gördüğümüz ‘’Öğrenciden Öğren’’ projesini temsilci arkadaşlarımla yürütmeye devam ediyoruz. Projemiz tam gaz devam ediyor öğle aralarında teneffüslerde diğer sınıflardaki arkadaşlarımız kardeşlerimiz anlamadığı konuları, soruları bize iletiyorlar. Derste başarılı olan bir gönüllü bir arkadaşımız da öğle arasını bu zevkli bir o kadar da eğlenceli proje için ayırıyor. Dinleyen ve anlatan öğrenci içinde çok verimli geçen bir öğle arası oluyor. Bunun gibi daha birçok projemiz hayata geçmek

Dilruba AKAY Anadolu 10/A Pursaklar Anadolu İmam hatip Lisesi Meclis Başkanı Pursaklar Öğrenci Meclis Başkanı

 

19.10.2011 Lider olmak aslında benim için doğuştan gelen bir yetenek gibiydi. Çevremde liderlik vasfı taşıyan, görüşlerine önem verilen ve sözü dinlenen biri olduğumdan dolayı bu başkanlığa layık görüldüm, okulumda yapılan okul temsilcisi seçimlerinde 206 kişiden 126 oy alarak Okulumu temsil etme görevine seçildim. Aldığım sorumluluğun farkına vararak 25 bin öğrenci arkadaşıma liderlik etmek için elimden gelenin fazlasını yapmaya söz verdim bu uzun ve meşakkatli yola baş koydum.

için destek bekliyor taleplerinizi bekliyoruz. Pursaklar İlçe Öğrenci Meclisini daha çok çalışan bir kurum haline getirelim. Hedefe ulaşmak için attığım adımı 25 bin adım yapalım,25 bin adımla sağlam temeller üzerinde hedefe ulaşalım.

33


BİR ZİYARET VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

  34

Hiçbir suçum ve hatam olmamışken Yavuz Hoca neden çağırmıştı ki beni? Yanlışlıkla bir hata mı yapmıştım yoksa? Yavuz Hoca “Okul Müdürümüz Ali Rıza ARSLAN’ın yanına git” demişti… Heyecan içinde Müdürümüzün yanına gittim… “Büşra’yı bul gel” dedi. Koşturarak Büşra’yı bulmaya koyuldum. Nihayetinde Büşra’yı buldum ve Yavuz Hoca ile birlikte Müdürümüzün yanına gittik. Bize tek sözleri “Hazırlanın gidiyoruz.” oldu. Nereye gidiyorduk bilmiyoruz… Apar topar sınıfa gittik Kadir Hoca’dan izin aldık ve çantaları kapıp sınıfı terk ettik. Bizimle birlikte birkaç öğrenci arkadaşımız da geldi. Yavuz Hoca’mızın arabasına bindik ve koyulduk yola… Yolda giderken Yavuz Hoca heyecanımızı bastırmak ve bizleri daha yakından tanıyabilmek için bizlere sorular soruyordu ve sonunda… Tek istikamet Diyanet İşleri Başkanlığıydı. İsmini daha önce birçok kez duymuştuk ama nasıl bir yer olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yoktu… Sonunda arabadan indik… Fakat arabadan indiğimiz gibi büyülenmiştik… Gözlerimizin alamayacağı şekilde büyük ve çok hoştu Diyanet İşleri Başkanlığı… Kapıdan içeri girdiğimizde güvenlik çıktı karşımıza… Neyse ki atlattık güvenliği de… Sonunda Okul Müdürümüz Ali Rıza ARSLAN’ın arkadaşı Dini Yayınlar Şube Müdürü Battal Gazi Bey ile tanışarak kısa bir sohbette bulunduk. Battal Gazi Bey bu sohbette kendi geçmişinden kesitler anlattı bizlere… Bir çay molası verip CD hediye ettikten sonra yanımıza bize rehberlik edecek olan bir beyefendi çağırdı. Bu beyefendi eşliğinde Diyanet İşleri Başkanlığını dolaşarak daha yakından tanımaya başladık. Birim birim gezmeye başlamıştık Diyanet

İşleri Başkanlığını… Ve her birimi ziyaretimizde, saygı ve hoşgörüyle karşılanmamız bir İmam Hatipliye verilen değerin ne kadar büyük olduğunu göstermişti bizlere… Bu ziyarette Diyanet İşleri Başkanlığının nasıl bir yer olduğunu öğrenmiştik artık… Hac İşleri Genel Müdürlüğüne uğrayarak burada yetkililerle birlikte kısaca sohbet ettik. Bu sohbette Hac konusuyla ilgili bilgiler edindik. Daha sonra Diyanet işleri Başkan Yardımcısı Ekrem KELEŞ Bey’i de ziyaret ettik. Burada dinimizle ilgili bilgi edinmek için sorulan sorulara doğru cevabı verebilmek için ne kadar uğraştıklarını, ne kadar çaba gösterdiklerini ve hem insanlara hem de dinimize verilen değerin ne kadar büyük olduğunu gördük. Bu ziyaret sonucunda bir “İmam Hatipli”ye verilen değeri ve şanslı bir öğrenci olduğumuzu anladık. Başta neden geldik bu okula başka okul mu kalmadı derken Diyanet İşleri Başkanlığını ziyaret etmemiz bizim bu yanlış ve saçma düşüncelerden kurtulmamızı sağladı… Bir İmam Hatiplinin sadece din görevlisi olarak çalışmayacağını, her türlü mesleğin kapısının “İmam Hatipli”ye açık olduğunu öğrendik. Biz bu ziyarette “İmam Hatipli” olmanın sevincini ve gururunu yaşadık. Bu sevinci ve gururu Allah’ın herkese tattırması isteğiyle… Bu ziyarette en başta Diyanet İşleri Başkanlığını ziyaret etmemizi sağlayan Okul Müdürümüz Ali Rıza Arslan’a, Rehber Öğretmenimiz Yavuz Elibol’a ve tüm Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarına her şey için teşekkür ederiz. Yazan: Büşra Kahraman Ve Sinem Kalaycı


SEVGİLİNİN EVİ:

KÂBE

Hayat simgelerle örülmüş bir dünyadır. Dil ve Anlatım derslerinde İletişim bahsinde gördüğümüz kadarıyla güvercin ve zeytin dalı “barış”ın, rahle “eski eğitim”in, meşale “modern eğitim”in birer simgesidir. Bununla beraber insanların anlamlandırdığı simgeler de vardır: Kırmızı ışığın “dur” anlamına gelmesi gibi. O halde hayat simgelerden örülmüş bir örgüler bütünüdür. İbadetlerimiz de böyledir: Namazda ellerimizi kaldırıp kıbleye döndürmemiz Allah(cc)’a yönelişin, secdeye girişimiz ona hürmetimizin yansımasıdır. Hac ibadetinde ihram giymek, Kâbe çevresinde tavaf etmek Allah(cc)’a yönelmenin bedenimizle açık bir ifadesidir. Simgeler mistik(gizli) gerçekliklerin anahtarıdır. Mesela ay Peygamberimiz(sas)i ve İslam medeniyetini simgeler. Murat Göğebakan “Ay Yüzlüm” şarkısını Peygamberimiz için yazdığını dile getirmiştir. Gül yine Peygamberimiz(sas)’i simgeler. Kutlu Doğum programlarında gül dağıtılmasının temel nedeni budur. Tabiat simgelerin kaynağıdır. Tabiat ise bir döngü içerisindedir. Yıldızlar, gelgit olayları, gece ve gündüz sürekli bir hareket halindedir. Ay, Güneş ve Dünya birbiri çevresinde döner. Ay Dünya çevresinde, Dünya ise Güneş çevresinde döner. Mevlana’ya ilham veren simge de bu döngüdür. Ömer Lekesiz, kitabında simgeleri ve içerdikleri anlamları daha bir derinlikli yaklaşarak şekil ve anlamları konusunda ilginç bağlantılar sunmaktadır. Bu simgelerden en önemlisi muhakkak ki Kâbe simgesidir. Kâbe’nin aldığı kübik formdan kareye, yeryüzü-gökyüzü karşıtlığını ortaya koyarken Kâbe ve ev arasındaki kurduğu bağlantı ile de dikkati çekmektedir. Şekil olarak Kâbe’yi incelediğimizde küp şeklinde bir yapı ile karşı karşıya geliriz. Bu yapının her bir yüzü kareden meydana gelmektedir. Kare sembolik olarak “temele oturtulmuş, düzenlenmiş âlemi ve yeryüzünü; göğü sembolize eden daire ve üçgene kıyasla, Yer’i, yani yeryüzünü, tezahür âlemini” temsil eder. Küp şekli de bütün şekiller arasında “en sabit ve değişmez” şekildir. Yeryüzünü temsil eder ve merkezdir. Maddeyi temsil ettiğinden “en üstün derecedeki katı şey”dir. Öyleyse, küp şekli evrendeki her tür karşıtlıkta bir saf tutmaktadır. Gökyüzü- yeryüzü karşıtlığında, sınırsızlığa karşı sınırlı yeryüzüdür. Hareketlilik-sabitlik karşıtlığında her türlü hareketin bittiği sabitlik noktasındadır. Öyle dengelidir ki maksimum sabitliğe sahiptir ve değişmezdir. Kâbe, “önce kendini temsil eder, sonsuzluğu sınırlandırarak nesnenin ötesinde bir varlığı temsil eder ve son olarak sonsuzluğu kare yüzeyinde kesintisiz olarak sürdürerek kendini aşıp, evreni ve onu Yaradanı temsil eder.” Bu temsillerle görülmektedir ki, Kâbe yalnızca kübik bir şekle sahip sıradan bir yapı olmanın ötesinde sahip olduğu her bir yüzey, duruş ve konum itibariyle evrendeki uyumu ve dengeyi sağlayan muhteşem bir dayanaktır. Her daim hareket halinde olan ve sahip olduğu belirsizlik duygusu aşılayan evren karşısında sığınılacak, güven veren bir mekândır Kâbe. Sabitliği ve dengesi, yıkılmazlığı ve vadettiği güç ile ruhları etrafında pervane kılan merkezdir Kâbe. Düzensizlik ve kargaşanın, yıkımın ve

kavganın baş gösterdiği anlarda, düzeni ve sağduyuyu aşılayan yaratıcının somut olarak yeryüzüne yerleştirdiği sığınılacak asıl yuvadır Kâbe. Sabittir, tüm Müslümanlar bu sabit temele yönelerek ibadet eder, her türlü dua bu kutsal mekâna yönelerek edilir. Namaz, bu yöne yönelerek kılınır. Tüm bu ibadetlerin yapılışında ana yönelim mekânı Kâbe ise eğer, ardındaki hikmetler muhakkak bu kadarla da sınırlı değildir. Ancak bizim cüz’i aklımız bu kadarını görebilmektedir. Çatısıyla gök kubbeyi, tabanıyla yeri, dört duvarıyla kozmik uzayın dört yanını simgeleyen kübik Kâbe, yuvarlak dünyaya mutlak bir zıtlıktır, öteye bakan aşkınlıktır. Yuvarlağın sınırsız uzamında yuvarlağa karşıtlık yuvarlak dışılıktır. Mekke ve Kudüs gibi kutlu şehirlerin tarihleri bir su kaynağı ve onun yanına yapılan ev ile başlar, insanlara dolayısıyla medeniyetlere beşiklik eden ev kendini çoğaltır. Bir ev tek başına önemli bir işarettir. Hayatın sebebi suyun ve insan varlığının işaretidir; bir ev diğer evlere, insanlara bir çağrıdır, bir merkezde toplanma çağrısıdır. Aslında Kutsal Kudüs kenti semavi döngünün ‘kareleştirilmiş’ şeklidir; On iki kapısı yılın on iki ayına karşılık gelir. Kâbe simgesi ilk ev konumuyla insanlık serüveninin merkezinde yer alırken, Dünya’nın yaratılışı, döşenişi(dünyanın kuruluşu) insanın dünyaya inişi, diğer olgu ve olaylar bu merkezin çevresini önceliklerine göre küçük ve büyük halkalar biçiminde kuşatırlar. Böylelikle Kâbe(ev) simgesinden (anahtardan) hareketle insanlık serüveni(nebevi tarih) izlenerek ebedi eve yani cennete çıkılır. Mümin insanın hayatı kutsalla bütünleşmiş bir hayattır. Allah, mümin insanlar için elzem olan hayatı Peygamberleri aracılığıyla düzenlemiş ve öğretmiştir. Mekân, o en dar anlamıyla ‘ev’ en geniş anlamıyla Sevgilinin Evi yani ‘Beytullah’tır. Bil ki, Allah yerkürenin bazı bölgelerini bir takım şereflerle meziyetlendirmiştir, o bölgelerde ibadeti ecirli ve sevaplı kılmış, o bölgeleri ibadet yurtları eylemiştir. İlk camiler, Mescid-i Nebevi‘den örneklenerek yapılmış ve yayılmıştır. Camiler, Müslüman nesilleri besleyip, büyütmek, sürdürmek üzere insana sunulan anneyi simgeleyen kubbeleri, ay ve yıldızı parmaklarında taşıyan babanın yakarış için mutlaka doğru, bulutlara değercesine yükselen dirençli şahadet parmaklarına öykünen minareleri İslam Medeniyetinin belgesi ve kavi imanların göstergesidir. Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah(cc)’tan başkasından korkmayan kimseler işte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlardır. Duvarlar ve kubbeler, bu bütünü Allah(cc)’la baş başa kalma anında eşyadan seçen, ayıran bir örtüdür. Cami, müminleri estetik örtülerin en yürek çarpıtanına büyüyerek Allah’a yöneltir. Cami, mihrabıyla bir ibadethane, minberiyle bir toplum ve bir devlet, kürsüsüyle bir okuldur. Hac, sürekli bir yol düşüncesi ve törenlerle başlayıp törenlerle süren bir yolculuk eylemidir. Sonsöz; simgeler, semavi olanla irtibatlı bulundukları ve sürekli olarak gerçeklikleri açıklamada bir işlev yüklendikleri sürece değerli, öteye ilişkin haber ve değerlendirmelerde bir anahtar olarak kaldıkları sürece kıymetlidirler. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah(cc), eksikliklerimizle katmerlenen cehlimizden doğan kusurlardan uzaklaşmamızı ve derin düşüncenin kapılarını aralamamızı nasip kılsın. Âmin… Yazan: Sefa BİRBİLEN, Anadolu 9/B


NASIL BİR NESİL?

  36

Allah insanları iki cinsten yaratmıştır; kadın ve erkek olmak üzere. Her biri için belirli vazifeler yüklemiştir. Bu vazifeleri yerine getirmeyenler, yüz çevirenler daima birbirine zulmetmişlerdir. İnsandan maksat, tek başına yaşamayıp yardımlaşan, destekleyen ve hayatta ortak değerleri olan aile halinde yaşamalarıdır. Çok ilerlemiş yaşına rağmen, Rabbinden ümit kesmeyerek tertemiz bir nesil, arı duru bir evlat isteyen Zekeriyâ Aleyhisselâmın şu yakarışı ne kadar anlamlıdır: “Bak işte orada Zekeriyya, Rabb’ine şöyle yalvarmıştı: «Rabbim bana kendi katından tertemiz bir zürriyet (‫ )ًةَبِّيَط ًةَّيِّرُذ‬ihsân eyle! Şüphesiz ki sen duayı hakkıyla işitensin.»” (Âl-i İmrân Sûresi, 38) Peygamber lisanından dökülen “zürriyyeten tayyibe/tertemiz bir nesil” ifadesi dikkat çekicidir. Evlat olsun da, ne ve nasıl olursa olsun anlayışı ile değil; çocuğum olsun fakat tertemiz olsun. Yüce Rabbimiz Zekeriyya(as) Peygamber’in bu tertemiz zürriyet talebine, adını Yahyâ diye isimlendirdiği tertemiz bir evlatla karşılık verir. Dünya döndüğü sürece evlilik müessesesi devam edecektir. Dünya böyle kurulmuştur. Bununla beraber fedakârlık, vefakârlık, yardımlaşma, diğergamlık ve biz bilinci ile iffetli birer genç yetiştiren anne ve babaların sayısının artması gerekmektedir. NASIL BİR NESİL İSTİYORUZ? Elbette ki dinin emrettiği vicdanla bezenmiş bir nesil. Ziraatçının yüreğine hoşnutluk veren, çeperini yarmış buğday başakları gibi, ebeveyn baktığında içini ferahlatan, Musab’ın yanında durduğunda onun güzelliğine yabancı olmayan, Allah’ın hoşnut olduğu, Resulullah’ın saçını okşadığı bir gençlik... İnsanlık erdemlerini kuşanmış, rahmetle yüklü, hayatının gayesini idrak etmiş bir gençlik. Çağın insani yaralanmışlığını taşıdığı iksirle tedavi edecek olan bir gençlik. Yeni bir soluk, yeni bir ruh, yeni bir hamle. İslam nesli; toplum olarak, hatta büyük coğrafya olarak, hatta insanlık olarak görmemiz gereken kutlu rüyadır. Gençliği de Allah lütfediyor, onu insan kılacak olan değerleri de... Ki, bu iki güzelliği ta Mehmet Akif’ten bu yana “Asımın Nesli”nden alıkoyacak engeller hep çıksa da; bu hedef hep diri kalmıştır. “İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek” diyerek çerçevesini çizdiği “Asım’ın Nesli’nde Mehmet Akif, yeni Türkiye’nin önüne bir gençlik ideali koyar. Toplum çapında bir kişilik erozyonunun farkındadır ve “Asım’ın Nesli” bir çıkış hamlesidir. Necip Fazıl, “Dini değerlerini özümsemiş bir gençlik” inşasını hedeflemiştir. Bu, çocuklarına “Allah Emaneti” gibi bakan dindar anne ve babaların da ortak sorumluluk alanı olarak gördüğü bir olaydır. Yüreğine, gözüne, kulağına, dimağına “Şeytanın ortaklık edemediği bir evlat yetiştirmek” her çağın Müslüman’ının ana imtihan alanıdır. Türkiye gibi eğitim safhasında 10 milyonlarca genci bulunan bir ülkede, devlet adına “Nasıl bir insan kalitesi?” sorusunun cevabı, aynı zamanda “Nasıl bir Türkiye

geleceği?” sorusu ile eşdeğerdir. Kişilik eğitiminin daha ana rahmindeyken başladığı bilinirken, yetişme çağlarının hemen tamamı belirlenen formatla zorunlu eğitim içinde geçen çocuklarımızın müspet değerlerden yoksun bırakılması, kabul edilebilir bir şey değildir. ÖZLENEN NESLİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER İnternet büyük bir fırsat ama! İnternet günlük hayatımızın bütün alanlarını etkiler duruma geldi. İnternetin zengin kaynaklar sağladığı, bilgi paylaşımı, iletişim, haberleşme, ticaret, eğitim ve kamu hizmetlerinden yararlanma gibi birçok alanda etkin olarak kullanılarak fırsat eşitliği temin ettiği söyleniyor. Doğru bir tespit. Gerçekten birçok bakımdan insanlara büyük kolaylıklar ve fırsatlar sağladığı bir gerçek. Ama kontrol edilmesi gereken büyük bir güç. Birçok bakımdan denetime tabi tutulması şart. Uzmanlar internetin zararları ortaya çıktıkça insanlar, özellikle de çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin diğer iletişim araçlarının hepsinden daha tehlikeli olduğunu dile getiriyorlar. Çünkü internetin gizli labirent ve karanlık sokakları büyük tehlikeleri her evin odasına kontrolsüz bir şekilde taşıyor. Çocuklar için inanılmaz tuzakları olan bir ortam. Siz çocuğunuz odasında ödevini yapıyor diye sevinirken hiç istemediğiniz bir ortamda olabiliyor. Siz farkına varmadan çocuğunuz bir kumarhanenin masasına kurulabiliyor. Oynadığı çevrimiçi oyunda daha hızlı ilerlemek için babasının kredi kartını çalan öğrenci haberleri artık kimseyi şaşırtmıyor. Gerçi internetin zararları sadece çocukları değil aileleri bile derinden sarsıyor. Son yıllarda artan boşanmaların büyük kısmında sosyal medya arkadaşlığı, internet ve bilgisayar bağımlılığı, sanal aldatma şikâyetleri ön plana çıkmaya başladı. Böylelikle boşanmaların sayıları da maalesef artış gösterdi. PEKİ, NE YAPMALI? Bilişim teknolojilerinin hızla geliştiği, okullarda bir eğitim politikası olarak sanal sınıf, akıllı tahta, tablet bilgisayar uygulamasının kullanılmaya başlandığı bir dönemde konunun önemi çok daha ciddi bir hale gelmiş bulunuyor. Gelecek nesillerin şekillenmesinde bu noktada atacağımız adımlar çok önemli olacak. Aslında yapılacak olan internet kullanımını güvenli hale getirmek ve gözetim altında tutmak. Geçtiğimiz yılın sonunda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) gelen şikâyetleri de göz önüne alarak ‘Güvenli İnternet Kullanımı’ kampanyası başlattı. Bunun yanında uzmanların ailelere yaptığı şu tavsiyeleri de uygulamak gerekiyor:  Çocuğunuzun kullandığı bilgisayarı herkesin görebileceği bir odaya taşıyın.  İnternet ve bilgisayar kullanımıyla ilgili kurallarınız olsun ve en başta bu kurallara siz uyun.  Çocuklarınızı üye olduğu sosyal ağlara üye olup onlarla arkadaş olmak kolay yapılabilecek bir uygulama. Bu sayede kimlerle arkadaş olduğunu, neler konuştuğunu, neleri paylaştığını çok kolay takip edebilirsiniz.  Son söz internete evet; ama istediği kadar değil, ihtiyacı kadar kullanım. Temiz internet ,temiz nesiller için ihmal etmememiz gereken bir uygulama. Hazırlayan : M. Sami Kamiloğlu 10/B


OKULUMUZDAN HABERLER... OKULUMUZDAN HABERLER OKULUMUZDAN HABERLER Okulumuzun Okul-Aile Birliği ve Veli Toplantısı Esenboğa Airport Hotel’de yapıldı.

2.Geleneksel Aşure Günü velilerimizden Yusuf SEZEN’in katkılarıyla yapıldı. Anadolu 10/A sınıfı öğrencisi 126 oy ile Dilruba AKAY kazandı. Öğrencimiz İlçe Meclis Başkanı seçildi. “Annelerimiz Tanışıyor” projesi Rehber Öğretmenimiz Yavuz ELİBOL önderliğinde sürmektedir.

Kutlu Doğum Programı Saray Kültür Merkezi 19 ve 20 Nisan 2012 Saat: 20.00

Hadis Ezberleme Yarışması 14 Nisan 2012 Sümeyye ÇELİK Yarı Final 1.si

Öğrencilerin sınıf içinde Karagöz Hacivat Tiplemesi Drama Uygulamaları

“Babam ve Ben” Sinema Günleri

1.Geleneksel Balık Günü 19/02/2012

Öğretmen Necla Kızılbağ Huzurevi Ziyareti 23/03/2012

Ankara’da Bir Gün

Arapça Şiir Okuma Yarışması Ankara 2.si okulumuzdan çıktı. Nesibe ÖZKAN 05/03/2012

 

Nurten CECELİ Saray Kültür Merkezi’nde “Bilişim Çağında İnsan Kalabilmek” konulu bir konferans verdi.

Okulumuzda I.dönem sonunda yaşanan Karne Neşesi 20.01.2012

37

Diyanet İşleri Başkanlığı Ziyareti

Kuran’ı Güzel Okuma Yarışmasında okulumuzu Hamza ÖZEN temsil etti.

Bilişim Çağında İnsan Kalabilmek Nurten CECELİ 05.01.2012

Beypazarı Gezisi 05/03/2012

OKULUMUZDAN HABERLER... OKULUMUZDAN HABERLER OKULUMUZDAN HABERLER


OKULUMUZDAN HABERLER... Şiir Olimpiyatları Pursaklar 3.sü okulumuzdan çıktı: Gülhanım ARSLAN 17/04/2012

Kitap Okuma Yarışmasında iki öğrencimiz ilk 10 içinde yer aldı. Selma Sami ARIDİL Gülhanım ARSLAN

PURSAKLAR ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ 2011/2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI ETKİNLİKLERİ ●Beş Yıldızlı Toplantı► Ekim 2011 ●Aşure Günü► Aralık 2011► ●Meclis Başkanı Seçiliyor►19 Ekim 2011 ●Annelerimiz Tanışıyor►1.Dönem Veli Toplantısı

İkinci Dönem Veli Toplantısını yaptık.

●Seminer►Bilişim Çağında İnsan Kalabilmek► Nurten CECELİ ●Sufi Müzik Gösterisi►05.01.2012

Havalanını gezdik. 10/05/2012

●Babam ve Ben Sinema Günleri► ●Karne Neşesi►20.01.2012 ●Balık Günü►19/02/2012 ●Tiyatroda Bir Gün►25/02/2012

  38

“Gençlik Koşusu”nda okulumuzu temsil eden öğrencimiz Samet ÇINAR 4. oldu. 19 Mayıs 2012

●Arapça Şiir Okuma Yarışmaları ►05/03/2012 ●Muhteşem Beypazarı Gezisi►05/03/2012 ●IV.Şiir Olimpiyatları Seçimi► 07/03/2012 ●Seminer ►Güvenli gelecek ve İnternet►14/03/2012 ●Kuran’ı Güzel Okuma Yarışması►19/03/2012 ●Diyanet Gezisi►

Münire ARABACI Öğretmenimizin Türk Edebiyatı Dersi Nasreddin Hoca Fıkraları Canlandırması… M.Emin SOYTÜRK Hocam… Maşallahın var!!!

●Din Öğretimi Genel Müdürü İrfan AYCAN’ı Ziyaretimiz► 22/03/2012 ●Ankara İlahiyat’a Gezi►22/03/2012 ●Ezan’ı Güzel Okuma Yarışması►25/03/2012 ●Hadis Ezberleme Yarışması►02/04/2012 ●Huzurevi Ziyareti►23/03/2012 ●Kutlu Doğum Programı► 19 /04/2012

Din Öğretimi Genel Müdürü Profesör Doktor İrfan AYCAN’ı ziyaretimiz 22/03/2012

●Mavi Plastik Kapak Toplama Kampanyası►26/04/2012 ●Seminer►İletişim ve Beden Dili ►14/04/2012► Murat ERTAN ●Havaalanı Gezisi►10/04/2012

Mavi Plastik Kapak Toplama Kampanyası düzenledik. 26/04/2012

OKULUMUZDAN HABERLER...

●Anneler Tanışıyor 2. Dönem Piknik Buluşması► 17/05/2012


ANKARA’DA BİR GÜN!

 

Henüz yeni açılmış olan Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesinin ilk öğrencileri Server Vakfı’nın düzenlediği Kitap Okuma ve Özet Değerlendirme Yarışması’nda beş öğrencisi ile derece aldı. Ödül Töreni günü Vakfa gittiğimizde “İsimlerimiz okunmayacak.” diye çok korkmuştuk. Yarışmaya katılan arkadaşlarım ve benim elbette ki isimlerimiz okundu. İlk önce Esra Arslan daha sonra Ayşenur Dede ve Gülhanım Arslan sonra ben yani Esra Sezen ve Server Vakfı’ndan burs kazanmış olan Huriye Sarıoğlu’nun adı okundu. Okulumla ve arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Henüz yeni açılmış bir okulun böyle bir derece getirmesini saygıdeğer okul müdürümüz Ali Rıza Hoca’ya borçluyuz. Vakfa gitmeden önce şöyle bir kural koyduk. “Kim kazanırsa kazansın ilk bursla gruba yemek yedirilecekti. Kazanan Huriye olmuştu. Bana da “Esra bize ne ısmarlayacaksın?” demişti. Ama bize ısmarlayan kendisi olmuştu. Vakıftan çıktıktan sonra lokantaya gidip güzel bir İskender yedik. Yanımızda sadece kazananlar değil kadim dostumuz Seher Sevde ve Ali Rıza Hoca’mızın kızı Asuman Abla da vardı. Vakıftan sonra Ali Rıza Hoca bunun şerefine hep beraber güzel bir Ankara turu yaptık. Hiç aklımıza bile gelmeyecek insanlarla tanıştım. İbrahim Çolak, Ahmet Turgut ,Şaban ABAK gibi çok değerli hocalarla tanıştım ve bu arada da çok yoruldum. Ama buna değdi. Eğitim hayatımın en güzel gününü geçirdim. Ve şunu anladım. Karşıma çıkan her öğrenci, öğretmen ve kişiler “Ali Rıza Hoca’mızın kıymetini bilmemiz gerektiğini” söyledi. Bu arada vakıfta çok saygıdeğer neşeli bir hoca ile karşılaştım. Adı Murat Bahadır Akkoyunlu. Kendisi İstanbul’da Akra FM’de, Ankara’da Arifan FM’de görev yapmış güzel Türkçe’si ile güzel ahlakıyla bizlere güzel örnek olabilecek bir büyüğümüz. Asuman Abla’nın sürekli ziyaret ettiği bir kitap evi varmış. Oraya gittik adı İHTİYAR Kitapevi orada İbrahim Çolak diye biriyle tanıştım. Ve bize muazzam bir bileklik hediye edildi. Eve gittiğimde 18.00’di. Çok yorulmuştuk ama buna değmişti. İki yıllık çiçeği burnunda okulumuz, bir yarışmada daha adını duyurdu. İlk başlarda kazanamama kaygısı güttük. Çünkü kazandığımız haberi iki hafta sonra açıklandı. Çok mutlu olmuştuk, eserlerimiz vardı. Okul Müdürümüz; Ali Rıza Hocamız da yarışmaya katılmamız için emeklerini üzerimizden eksik etmedi. 17.12.2012 Cumartesi günü hocamızla birlikte kurstan çıkıp, ödül törenine gittik. Hepimiz çok heyecanlıydık. Esra Arslan, Ayşenur Dede, Gülhanım Arslan ve Esra Sezen mansiyon olarak ödüllerini aldılar. Huriye Sarıoğlu arkadaşımız da ilk beşe girerek 8 aylık burs kazanmayı hak etmişti. Vakıf yöneticileri ödül-

39

lerimizi Müdürmüz Ali Rıza Hocamız eliyle vermeyi uygun buldu. Çaktırmadan tek bozulduğumuz şey ise Ali Rıza hocamızın eski okulundan gelen öğrencileri ile de çok ilgilenmesi idi. Bunu Beypazarı’nda da yapmış. (Hocamız Kızılcahamam’daki öğrencileriyle ilgilenmekten bizi unuttu. Dışarda üşüdük J) Burs alan arkadaşımız ilk bursuyla hepimize yemek ısmarladı. Ali Rıza Hoca’mızla Kocatepe Camii’ni ziyaret ettik. Daha sonra da Server Vakfı’ndan başka bir edebiyat ortamına katıldık. Burada ve Server Vakfı’nda çok kıymetli hocalarla tanışıp, nasihatlerini alarak döndük. İbrahim Çolak ile bir hatıra fotoğrafı ile gezimizi sonlandırdık. Yazan: Esra SEZEN


OKULUMUZ ÖĞRETMENLERİNE SORDUK. Hazırlayan: ANKETİMİZE GELEN İLGİNÇ CEVAPLAR… Gülhanım ARSLAN, Anadolu 10/B

SORULAR Üniversite sınavlarını nasıl kazandınız? İlk yılda kazanmanın avantajları var mıdır? Bunlar nelerdir? Kazanmanızı neye borçlusunuz? Kazanamamaktan korkuyor muydunuz? Kazanamama korkusunun bütün enerjinizi aldığı oldu mu? Bu korkunuzu yenmek için ne yaptınız? Çalışma programınız nasıldı? Çalışma programınızı kendiniz mi hazırladınız?

Günde kaç saat çalışırdınız?

KİM?

Tabi ki çalışarak…

Ülkü Öztürk

Sistematik ve düzenli çalışarak…

Münire Arabacı

Çalışma programımı hiç aksatmadan…

Kadir Saylan

Kesinlikle. Psikolojik olarak…

E.Nilüfer Yeşilkaya

Allah vergisi…

Kadir Saylan

Hayır korkmuyordum. Elimden geleni yaptığım için rahattım…

Münire Arabacı

Gençken beni pek etkilemiyordu…

Mehmet Arslan

Belki bir yılım gider, bu hayırlıdır diye düşünmek gerek, hayatın sonu değil ya. Kendine GÜVEN; GÜVENMEK de düzenli çalışmakla olur… Evde çalışma imkânım olmuyordu. Hasta babaanneme bakıyordum ve dershane haricinde; ev işi, yemek yapmak, misafir ağırlamakla meşguldüm. Ancak sabah dershaneye giderken bir buçuk saat otobüs yolculuğunda test çözerdim, dönüşte ayakta olurdum, bu yüzden çalışamazdım… En az 9 saat, Sabah 04-06.30 arası; Akşam 17.00-00.30 arası… 4 saat ders çalışma… 4 saat kitap okuma…

Bekir Börekci

Suzan Orçan

Münire Arabacı Ali Rıza Arslan

Gece mi gündüz mü, neden?

Sabah namazından önce…

Nermin Pazarlı

Çalışırken nelere dikkat edersiniz?

Altını çizerek çalışırdım ve pratik yapardım…

Mustafa Özel

Bizlere nasıl çalışmamızı tavsiye edersiniz?

Çalışma ekibi kurun. Bu ekipte her branştan başarılı bir arkadaşınız bulunsun…

Erol Özoğul

Sosyal ortam, aile, arkadaş vs. kazanmanıza müsait ve destekçi miydi?

Tek başıma, kişisel gayretlerimle başardım…

Mehmet Arslan

Kazanmak için dershane şart mıdır?

SON SÖZLER

  40

CEVAPLAR

Psikolojik destek açısından gereklidir. Ama kişi kendi çalışır, okul ve dershane kazanmak için birer adımdır… Konuyu anlatırken iyi dinlemeli ve sık sık tekrar yapmalısınız. İnanın, tekrar yapmazsam ben bile unutabiliyorum.

E.Nilüfer Yeşilkaya E.Nilüfer Yeşilkaya

• Duasız iş yapma… Kadir Saylan • Makul olan ya da olmayan her durumda ruh gayeye doğru kendi yolunu çizer. Hz. İnayet Han • Eğer bir gayeniz varsa hayatta, şartlar ne olursa olsun ruhunuz amacına yönelik harekete geçer ve engeller yok olur. AMAÇSIZ OLMA… Suzan Orçan • Nasihat, zamanı geçmiş ve çürümüş bir meyveyi başkasına sunmaktır. Hayatın kendisi nasihattir. Çevrene bak ibret al… Erol Özoğul • Dini şeylerden asla taviz verilmemeli, idealist olunmalı. Zeki insanlar dinden uzaklaştı. Tıp için, hukuk için… Bunlara taviz verilmemelidir… Mehmet Arslan


İZZET ARARKEN ZİLLETE DÜŞMEMEK

İşte bu noktada bizlerin izzeti nerede arayacağımız ve izzete nasıl ulaşacağımıza dair Fâtır suresinin onuncu ayetinde şöyle öğüt verilmektedir: “Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a amel-i salih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur.” Demek ki güç, üstünlük, saygınlık, izzet, şeref Allah’ın yanındadır… Peygamberimiz(sas)’in Mekkelilerin kendilerinde üstünlük olarak gördükleri her şeyi (iktidar, para, vb) teklif etmelerine rağmen bu suni izzetleri reddetmesi ve hakiki izzetin peşinden ayrılmaması kısa bir süre sonra onların teklif ettikleri her şeyi elde etmesine rağmen yine de onlara dönüp bakmamış olması bizler için en güzel örnektir. Başka bir örnek ise Mısır’da zillet içinde yaşayan İsrailoğullarının Allah’a ve Musa’ya inanmaları neticesinde onları oradan kurtarması, kendileri olabilecekleri, şerefli bir hayat yaşayabilecekleri topraklara götürmüş olması ama onlar da oraya varır varmaz Allah’ı ve Musa’yı terk etmeleri neticesinde tekrar zelil ve hor bir şekilde kalmalarının anlatıldığı Kur’an kıssalarıdır. O halde yukarıdaki ayetten anlaşıldığı gibi izzet ve şeref Allah’ındır. Onu ise kendine inananlara ve yolunda olanlara verir. İlk önce insanın, kendisini iyi tanıması ve dünyevi bir takım maksatlar için şahsiyetini ayaklar altına almaktan korumasıyla... Kötülüklerden kaçınmasıyla… Allah’a ulaşacak güzel düşünce, niyet ve sözlerle… Dahası salih amellerle, iyi güzel davranışlarla… Şairin dediği gibi “Bu sası karanlığa bir gül sıkıştırmaya çalışarak”… Hadis-i şerifteki; İnsanın izzeti inancını hayatına yansıtmasında, kişiliği aklını hep hayra yönlendirmesinde şeref ve asaleti de ahlakını güzelleştirmesindedir.” tavsiyesine uymakla elde edilebilir. Tabi ki umutla ısrarla ve sabırla… Bu dünyada izzetli olmanın ödülü Allah(cc)’ın ve yaratılmışların yanında üstün, şerefli, saygın olmaktır. Yani izzetin ödülü yine izzettir. Yazan: Yusuf PAZARLI

 

“İzzet” kelimesi sözlükte “güçlü ve üstün olmak, yenmek, saygın olmak” gibi mânalara gelen “izz” kökünden türetilmiş bir isim olup bu anlamların yanında bir kimsenin başkaları karşısında bedenî, psikolojik, ekonomik, sosyal statü vb. yönlerden güçlü, etkin ve saygın olmasını, baskı altına alınamaz bir konumda bulunmasını da ifade eder ve “acizlik, alçaklık” manasındaki “zillet”in karşıtı olarak kullanılır. (*) İnsanlar şerefli ve üstün olmak isterler. Toplumun ve arkadaşlarının gözünde muteber bir şahsiyet olarak hayat sürmek insanların amaçları arasındadır. Dahası hepimiz birileri tarafından takdir edilmek, kabul görmek, örnek gösterilmek isteriz. İnsanın üstün, değerli olma isteğini günümüz dünyası kışkırtarak kullanmak istemekte ve bize itibar kazandıracaklarına dair söylemleriyle yaklaşmaktadır. En çok da reklamlarda kullanılmakla birlikte sosyal hayatın her alanında özellikle arkadaşlar arasında çeşitli şekil ve renklere bürünerek her an yanımızdadır. Sanki satılan ev, elbise, eşya, yiyecek değil saygınlıktır. Sahip olduğumuz her neyse bize itibar ve güç katacaktır. Biz de böylece güçlü, saygın bir hale geleceğiz. Ve sürekli bu algı üzerinden bizlere paralı olmanın lüks arabalara, eşyalara sahip olmanın şerefli olmakla eşit olduğu imajı verilmeye çalışılır. Ve bunlara sahip olanların akıllı, kültürlü, her şeyi bilen sahip oldukları kültür ve medeniyetin üstün ve taklit edilmeye değer olduğu düşündürülür. Kendimiz olmayı bırakmaya başladığımız, başkalarına benzemeye çalıştığımız noktalardan biri burasıdır. Acizizdir. İtibarımız yoktur. Bir an önce elde etmeliyizdir. Tarihe baktığımızda bu duruma birey olarak düşen insanlar olduğu gibi millet olarak da düşenlerin bulunduğunu ve bedelini ağır bir şekilde ödediklerini görüyoruz. Aslında bu bize kurulmuş bir tuzaktır. Bu suni bir üstünlüktür. Biz de zamanla buna inanmaya başladıkça, öyle davranmaya alıştıkça bir kibre ve gurura kapılırız. Gerçekten üstünlüğü, izzeti bunlarda mı aramalıyız? Yoksa bunlar geçici ve yalancı bir üstünlük mü sunar bizlere…

41


İçimizdeki Mevlana Sana ithaf ettiğim bu son yazımda sözlerime iki dünyayı da bir kandil misali aydınlatması duasıyla son veriyorum.

O gönlü doldurup taşıran bu aşk nasıl bir aşktı. Işığın güneşten ayrı olmadığını, güneşi sevenin ışığı da sevmesi gerektiğini insanlara senin aşkın öğretti.

O nasıl bir gönüldü ki onda kıskançlığa, hasede, fesada yer yoktu. Zemzemle yıkanmış ipekten dökülmüş bu gönül nasıl bir gönüldür.

Senin kırıkları onaran, ayrılıkları birliğe çeviren elin ne kutlu bir eldi. Sanki bütün güzel huylar sende toplanmıştı. Dost karşısında vefanın olması gerektiğini senden öğrendim.

Ey ölümü bile güzelleştiren insan! Senin dünyanda çirkinliğe yer yoktu. Sanki sen büyük bir gövdenin uzvuydun. O bedene gelen her sıkıntıyı aynı şiddetle hisseden bir uzuv.

Onu kuşatmak ne mümkün. Sen alçakgönüllüydün. Cesurdun, merhametliydin.

Kavgaları yatıştırıp anlaşmazlıkları çözen başkalarının selameti için kendini feda eden haksızlığa isyan eden de o. Bir sütun gibi çatıyı kurup taşıyandı.

Sen çalkantılarla isyan, ümit ve kırıklarla dolu hayatına bir huzur ve sükun meltemi gibi doldun. Senin eleğinden geçtim ve unumu çakıldan temizledim.

Ey Peygamber ışığı, ey sevgi rehberi, ey her kıyıya vuran okyanus, ey kıyıdan geçen gür ırmak! Coşmana devam et, akmanı sürdür. Çünkü sana muhtacız.

 

Ey gönül avcısı! Gerçi seni bütünüyle tanıdığımı söyleyemem. Zira büyük bir deryaya benziyorsun.

42

Hz. Mevlana

Güzellikten başka bir şeye yer olmayan dünya bana bir kıyısından göz kırptı. Ve bir tutam ışık içimi aydınlattı. Bal mumu gibi beni şekilden şekle soktu.

Seni bu kadarcık da olsa tanıdığım için ne kadar bahtiyarım. Allah’ım bu güzellik duygusunu ve mutluluğu ne olur alma. Mevlana ve diğer sevdiklerin hürmetine lutfet.

Hazırlayan: Seher Sevde CEYHAN Anadolu 10/A Bu bölüm Cihan OKUYUCU’nun İçimizdeki Mevlana adlı eserden derlenmiştir.


İLETİŞİM VE BEDEN DİLİ Konuşmacı: Murat ERTAN

• Ne söyleyeceğimizi ve ne zaman söylemenin daha uygun olacağını bilmek • Neyi nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek • En iyi nasıl söylenebileceğini düşünmek, olayları basitçe anlatabilmek • Akıcı bir dille ve karşımızdaki kişiyle göz teması kurarak konuşabilmek • İletişim kurarak tahmin yürütmek İnsana enerji verir, depresyondan uzak tutar, bağışıklık sistemini güçlendirir… Yayına hazırlayan: Esra SEZEN İnsanlar ne kadar önemsediğinizi bilmedikçe , Onlar da ne kadar bildiğinizi önemsemezler…

 

Konuşmama öncelikle okuma ile başlamak istiyorum. Okumanın önemi Türk toplumu üzerinde biz eğitimciler tarafından tam manası ile aktarılamadı. Günümüzde hiç kitap okumayan bir kişiye 250 sayfalık bir kitabı verip de “Al bu kitabı, yazarını, ana fikrini her şeyini incele.” dersek elbette ki yapamaz. Ama aktörlerin isimlerini say dediğimizde hiç şaşırmadan sayar. Neden çünkü eğitimin, okumanın önemi henüz anlaşılmadı. Gelelim toplumumuzdaki suçlama meselesine… Toplumumuzda başkalarını suçlamak yerine, parmağımızla başka birini gösterirken diğer üç parmağımızın bizleri gösterdiğine dikkat etmeliyiz. Öncelikle kalplerimize bakmalıyız. Buna günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse eğer; “Henüz küçük olan ve her gün aynı hayatı süren bir çocuk, babasına biraz da işlerle değil de onunla ilgilenmesini ister. Babası bu teklifi kabul edip ertesi gün onunla ilgileneceğine dair söz verir. Çocuk dört gözle ertesi günü bekler, babası sabah gazete okurken çocuk yanına gelip ona verdiği sözü hatırlatır. Baba sözünü unutmuştur. Ama bunu çocuğuna belli etmek istemez. Gazete yaprağının birini parçalayıp eline verir. Bunları birleştirmesini ister. Baba bunun öğlene kadar süreceğini tahmin ederek biraz daha dinlemek ister. Aradan 10 dakika geçmeden çocuk babasının yanına gelip bitirdiğini söyler. Baba çok şaşırır ve sorar. “Oğlum! Bunu nasıl yaptın, nasıl hemen bitirdin?” Çocuk ise ”Baba Dünya haritasının arkasındaki insan parçalarını bulup düzelttim Dünya’da düzeldi…” böyle bir hikâyeden de dersi siz çıkarın… Bizim tarihimiz hoşgörü üzerine kurulup inşa edilmiştir. Köklerimizle barışmalıyız. Köklerimiz bizlerin geçmişidir. Örneğin kökleri olmayan bir ağacı düşünürsek, rüzgârda savrulur gider… Savrulup gitmek istemiyorsak geçmişimize değer vermeliyiz. Geçmişimiz olmadan geleceğimiz olmaz. Geleceği görmek istiyorsak geçmişe saygı göstermeliyiz.

Geçmişe saygı duyarak geleceğe ilerlemede adım adım yol kat ederiz. Geçmişten kendimize model seçmeliyiz. Şayet ki model seçmeyip geçmişe de saygı duymazsak hayatı yaşayarak öğrenmek zorunda kalırız. Bunu da hiç birimiz istemeyiz… Nedense hep işimize geleni tercih ederiz. Yeni bir bilgi öğrenmek insana her zaman zor gelir. Çünkü yeni bilgiler insanı değiştirir. İnsanın olumlu değişimi kabullenmesi gerekir. En doğrusu ilim öğrenerek değişmektir. Geçmişten öğrendiğimizi geleceğe taşıyarak örnek modeller olalım. Her şey bir adımla başlar. Adımlarımızı doğru atmalıyız. Yanlış adımlar atarsak geri dönülmesi zor yollara gireriz… Günümüzde yine toplumdaki iletişim ve uyumu ele alırsak uyum çok önemlidir. Toplumda bir insanın “Annem, babam, arkadaşlarım, hocalarım beni anlamıyor!” diyen birinin öncelikle kendisine şu soruyu sorması gerekir “Acaba ben kimi anlıyorum?” Anneyle çatışmak, babayla çatışmak, hocayla çatışmak bir yere kadar normaldir. Çünkü herkesin farklı bir bakış açısı vardır. Bizler düşüncelerimizi her zaman savunmalıyız. Doğru iletişim için kendimizi doğru ifade etmek zorundayız. Günlük, aylık, yıllık planlar bizleri hedeflerimize ulaştırır. Eğer bir plan yoksa plansızlığı seçmişiz demektir. Buna bambu ağacını örnek verebiliriz. Bambu ağacı sabır ve ısrar için çok güzel bir örnektir. Bambu ağacı ilk 5 yıl ısrarla sulanmasına rağmen filizlenmez. 5. yılın sonunda ise filizlenir ve 6 haftada büyür. Gelelim konferansımızın hayat boyunca işimize yarayıp bizi pişman etmeyecek pin kodlarına…

43


NASIL BİR GENÇLİK?

  44

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik… “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik… “Var mı şu emaneti yerine teslim edecek? denildiğinde sağına soluna bakmadan fert fert ‘Ben varım’ cevabını verici, her ferdi ‘Benim olmadığım yerde kimse yoktur!” fikrini besleyici bir dava ahlâkına kaynak bir gençlik… İnsanın çocukluk, gençlik ve yaşlılık dönemlerinden en önemlisi ve insan hayatı üzerinde en etkili olanı hiç şüphe yok ki gençlik dönemidir. İnsan bu dönemde sağlıklı, olaylara karşı duyarlı, dayanıklı ve istediğini elde edebilecek güçtedir. İşte bu dönemde iç dünyasının farkına varıp, kendi cevherinden ve öz mayasından aldığı enerjiyle kendisini şarj edebilen bir gençlik… Nitekim saygıdeğer Üstad Hazretleri de bu hadiseyi izah ederken şunları söyler. “En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp, ahiretine çalışarak, gençlik ve hevesatına esir olmayıp gaflette boğulmayandır.” Gençlik Allah’ın(cc) kullarına ikramlarının en güzellerinden biridir. Her nimetin hesabı sorulacağı gibi elbette ki gençliğin de hesabı sorulacaktır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Sonra o gün mutlaka nimetlerden hesaba çekileceksiniz.” (Tekasür 102-8) Bir de şöyle ki “İnsanoğlu kıyamet gününde gençliğini nerede ve nasıl harcadığından sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz.”.”(Tirmizi) buyrularak gençliğin enerjisinin Allah’a kulluk ve insanlığa hizmet uğrunda değerlendirilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

Sevgili Resulümüz bu şekilde davranan genç ümmetlerini şu hadis-i şerifiyle mutmain kılmaktadır: “Gençliğini taat ve ibadet yolunda harcayanları Hak Teâlâ çok sever.” Gençlerimize sahip olmalarını istediğimiz düşünce ve değerler sistemini, çocukluk döneminden itibaren başta aileler olmak üzere tüm toplumda yaşamak ve yaşatmak suretiyle kazandırabiliriz. “Gençliğin tehlikelerinden sakınınız.” hadis-i şerifiyle de yola çıkarak, onlara bu zorlu ve mükâfatlı yolda tehlikelerden sakınma, sakındırma konusunda yardımcı olunmalıdır. Bu konuda en küçük bir taviz verilmemelidir. Atalarımızın da dediği gibi “Gençliğin ruhu işlenmeyen bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız orada ısırgan ve dikenler yetişir.” Bunun için önce tevhit öğretilmeli, bunda da ayetlerde emredildiği üzere tatlı dilli olunmalıdır ki olumsuz sonuçlar doğurmasın. Şöyle ki Lokman(as)oğluna öğüt vererek “Yavrucuğum Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk büyük bir zulümdür.” demiştir. Hayatın mihenk taşıdır gençlik. İmanın, ibadet ve sevginin gönle sıkıca yapıştığı bir dönemdir gençlik… Resulün de örneklediği gibi “Küçüklüğünden beri Allah’a çokça kulluk eden gencin; yaşı ilerledikten sonra çokça kulluk etmeye başlayan ihtiyara üstünlüğü peygamber(sas)in diğer insanlara üstünlüğü gibidir.” hadisi-i şerifinden de anlaşılmaktadır. Genç Mus’ab ve Genç Esma gibi Allah Resulünün sevgisini kazanabilen ve şu hadisinden anladığıma göre O’na zorluk çıkarmayan bir gençlik… “Size hayırlı gençler tavsiye ederim. Çünkü onların kalbi incedir. Allah beni


doğruluk ve müsamaha ile gönderdi. Bana gençler yanaştı yaşlılar muhalefetlik etti.” Her şeyin bir şeyini, bir şeyin her şeyini bilen (Gazali) bir gençlik… Davası için birlik beraberlik içinde olan ve bu uğurda birbirlerine değil birlikte ufuklara bakabilen bir gençlik… Dünyevi makam ve mevkileri elinin tersiyle iten, manevi zirvelere talip bir gençlik… Nefreti olmayan nesil aşkını muhafaza edemez! (M.Ali Eşmeli) sözünden hareketle şeytana ve günaha karşı olan nefretini arttırıp

metanetten geçiyor yolumuz. İlimler, yorumlar, tahliller, sabırlar, sebatlar, dikkatler, isabetler bizim… İşte özlemini çektiğimiz Akif’in ‘Asım’ın Nesli’ diye methettiği; Necip Fazıl’ın hasretle; Bir gençlik… Bir gençlik… diye beklediği, Fetih nesli torunları olduğunun idrakinde olacak ve fetih planları yapabilecek yeterlilikte bir gençlik… Böyle bir gençlik var oldukça ümitsizlik mi? Asla! Artık şairlerin haykırdığı gibi vakit ümit vaktidir:

  45

Rahman’a olan aşkını her dem muhafaza edebilen ulvi bir gençlik… İlk inen ayet olan İKRA(Oku) emrini kendisine düstur edinen, bu yolda okuyan, okumakla kalmayıp, akıl eden, düşünen bir gençlik… Sabırsız, sebatsız, dertsiz olmaz; uykundan fedakârlık yap, zevkinden feragat et ve kendin olman için gayret libasını giyin. Azimle, şevkle, aşkla seni Yaradan’a verdiğin sözünün ve ondan başkasına yar olmayacak özünün hakkını ver! EY BAHTIMIZIN GÖZBEBEĞİ; Okumaktan, düşünmekten, marifetten, hakikatten,

Yüzüne çarpmak gerek zamanının fendini… Göster kabaran sular nasıl yıkar bendini? Küçük görme, hor görme delikanlım kendini. Şu kırık abideyi yükseltecek yaştasın; Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın!...

Arif Nihat Asya Der ki mazi; sendedir artık sıra, Bekler istikbal elinde bir çıra Hıçkırırken gonca, bülbül haykıra, Yılma kıştan; yaz senin, harman senin!... Seyri


SINIF ETKİNLİKLERİ KURSUN ENLERİ ☺ ONLAR NEDEN

EN Duygusal: Esra SEZEN EN Babacan: Celil Cihan ÇALI EN Gerçekçi: Gülhanım ARSLAN EN Hiperaktif: Osman Anıl VURAL EN Candan: Nurdan Rabia KADER EN Dakik: Bağdat Büşra KARACA EN Ağırbaşlı: Hamza ÖZEN EN Şair: Hatice Sultan URGAN EN Hayalperest: Ayşenur YILMAZ EN Şefkatli: Esra ASLAN EN Renkli: Sema TÜRKER EN Maceracı: Yunus Emre KARAKOÇ

ANADOLU 9A’NIN ENLERİ

Hazırlayanlar: Gizem DEMİR, Zeliha YILMAZ ve Beyzagül YILMAZKURT

Nesibe ÖZKAN: SuyundanJ Ayşenur DEDE: HırkalarındanJ Merve FİLİZ: Yemek YemektenJ Hatice Nur ÇİÇEK: MP3’ünden J Sümeyye ÇELİK: HadislerindenJ Burak KÖKSAL: Futbol TopundanJ Huriye SARIOĞLU: GülümsemektenJ Elif Nur YILDIRIM: ÇikolatalarındanJ H. Rana MEMİŞ: Tarih KitaplarındanJ Ahmet Faruk BALOĞLU: SaçlarındanJ Ayhan KAYA: Her sabah çay almaktanJ Osman HALLAÇ: Siyah GözlüklerindenJ M. Salih KARA: Fotokopi MakinesindenJ Rüveyda Nur ASLAN: Psikoloji dersindenJ Seher Sevde CEYHAN: Çikolata kaplarındanJ AND 9/B SINIFININ BAKANLARI Espri Bakanı: Enes Kazancı Ses Sanatları Bakanı: Büşra Çeken Ekonomi İşleri Bakanı: Fethi Kaya Otomativ İşleri Bakanı: Mustafa Avcı Din İşleri Bakanı: Harun Gerçekçioğlu Milli Eğitim Bakanı: Leylanur Çelikağı Temizlik İşleri Bakanı: Mevcut Değil J Görsel Sanatlar Bakanı: Ali Osman Kaya Kitap Kurdu Bakanı: Selman Sami Arıdil Konuşma İşleri Bakanı: Salih Doğantekin, Ahmet Erdoğan ve M. Ferhat Ateş

9/B SINIFINDA KİME NE ALALIM? Resul TOPGÜL: Tespih Feyza ARSLAN: Roman Tunahan ARSLAN: Elma Dilara YÜREKLİ: Çerçeveli Gözlük Nurgül KAFADAR: Dünya Haritası Muhammed Erkam BAL: Uyku Yastığı Şerife KARABACAK: Süslü Bir Tarak Osman Furkan KARATAŞ: Uçlu Kalem Betül ABDURRAHMANO: Ayna Ebru AYKAR: Renkli Çorap Nerzirhan KAPLAN: Mikrofon Ahmet OFLAZ: Test Kitabı

Hazırlayanlar: Kübra YALDIRAN, KübraCEYLANİ

SINIF ETKİNLİKLERİ

 

  46

En Tarz: İsmail ABACI En Şair: Zeliha YILMAZ En Sosyal: Gizem DEMİR En Sevilen: Enes ÖZTÜRK En Fanatik: Rumeysa ÜNAL En Ressam: Sarenur AYDIN En Cömert: Tuğba BÜLBÜL En Kitap Kurdu: Gülsüm OKUR En Tatlı: Sabahlar çokokremle başlar En Pratik: Abdülkadir ALPARSLAN En Güzel Sesli: Saliha DEMİRYÜREK En Güzel Taklit Yapan: Sefa DUMAN En Konuşkan: Beyza Gül YILMAZKURT En Karikatürist: Âmine Hatun KARAGÖZ En Esprili: Cihat GÜRER, Furkan ARSLAN En Sessiz: Gülhan KARA, Fatmanur ADANIR En İngilizce Telaffuzcu: Kadriye Öznur ATAK En Uykucu: Hasan Hüseyin YILMAZ, S.Sena AZTEPE En Sayısal: Medine Âmine CİVAN, Mine EROL En Hanımefendi: Merve YERLİKAYA ve Huriye GENÇALİOĞLU En Paylaşımcı: Enes Burak Yıldız En Doğal: Ertuğrul Gazi KAMÇI En Dürüst: Abdülhamit DEMİR En Güleç: Müzeyyen ÇELİK En Sert: Ömer TOPOĞLU

VAZGEÇEMEZLER?

46


HANGİ KİTAPTAN BAŞLASAM ?

Okuma Yazmaya geçtikten sonra bir öğrencinin büyüklerinden ve tabi ki öğretmenlerinden en çok duyduğu “ Kitap Okuyun” sözü olmuştur. Bu haklı isteğe bir çok kimse gibi ben de “evet okumalıyım “dedim. Ancak şu sorulara da cevap bulmalı idim. Ne okuyayım ? KimiOkumalıyım ? Hangi Kitap ne zaman ( hangi yaşta )okunmalı ? . Nihayet bir tarama yaptım? Önem sırasına göre kitap okumada tam bir ölçü yok. Belki ,genel geçer tavsiyeler var . Milli -manevi değerleri de önemseyen benim çağımdaki akran ve arkadaşlarımın aşağıdaki kitapları okuduklarını gördüm Ayrıca çoğunu kendimin de henüz izlemediği 100 kadar da seyretmeye değer sinema filmi tespit ettim Okulumuz dergisinde bu tespitlerimi okuyucularla paylaşmak istedim. Kitaplarla iyi dostluklar kurmanız dileklerimle Gülhanım ARSLAN . 10 AND. B HANGİ KİTAPTAN BAŞLASAM ? 1) Kur’an-ı Kerim ve Meali 2) İhya-i Ulumiddin 3) Riyazu’ Salihin 4) İslam’a Giriş 5) Çöle İnen Nur 6) Çile 7) Mesnevi 8) SAFAHAT 9) Yunus Emre DİVANI 10) Mekke’ye Giden Yol 11) Amak-I Hayal 12) İslam’da Cihat 13) Efendimiz Fahriâlem 14) Güvercin Gerdanlığı 15) Ölü Köpeğin Dişleri 16) Kur’an-ı Anlamanın Anlamı 17) Dilini Tutan Kurtuldu 18) Bin Neslin Öncüsü Celal Hoca 19) İçimizdeki Mevlana 20) Gençlerle Başbaşa 21) Gazap Üzümleri 22) Zindandan Hatıralar 23) Dünyanın En Mutlu Kadını 24) İslam’ı Aşkla Yaşamak 25) Dua Terapisi 26) Minyeli Abdullah 27) Od 28) Kitab-ı Aşk 29) Şah-Sultan 30) HATIRALAR 31) İsyan Ahlakı 32) Var Olmak 33) Kendi Gök Kubbemiz Altında 34) Bu ülke 35) Doğu-Batı Arasında İslam 36) Allah’ın Garibi 37) Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? 38) Gözümü Haramdan Nasıl Korurum? 39) Mantık’kut Tayr 40) DENEMELER 41) İçimizdeki Cennete Yolculuk 42) Başını Vermeyen Şehit 43) Yoldaki İşaretler 44) Huzur Sokağı 45) Kayıt Dışı Tarihimiz 46) Can Parçası 47) Namazı Yaşamak 48) Namaz muhasebesi 49) Namaz beni Terk 50) İlim Yolunda

İmam Gazal Muhammed HAMİDULLAH Necip Fazıl KISAKÜREK Necip Fazıl KISAKÜREK MEVLANA M. Akif ERSOY Muhammed ESED Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi Seyyid KUTUP Zeynel Abidin Rahnuma İbn-i Hazm Taşkın TUNA Dücane CÜNDİOĞLU Faruk ÇETİN Hüseyin YORULMAZ Cihan OKUYUCU Ali Fuat BAŞGİL John STEİNBECK Zeynep el GAZALİ Aziz El Karni Ahmet TAŞGETİREN Esma SAYIN Hekimoğlu İsmail İskender PALA İskender PALA İskender PALA 1 ve2 Hayrettin KARAMAN Nurettin TOPÇU Nurettin TOPÇU Yahya Kemal BEYATLI Cemil MERİÇ Aliya İZZETBEGOVİÇ Nikos KAZANCAKIS Cemil TOKPINAR M. Yusuf GÜVEN Feridüddin ATTAR MONTEİGNE Ümit MERİÇ Ömer SEYFETTİN Muhammed Seyyid KUTUP Emine ŞENLİKOĞLU Yavuz Bahadıroğlu Sibel ERASLAN Veysel AKKAYA Nurettin YILDIZ Etti Rauf PEHLİVAN Abdulfettah Ebu Gudde

51) Hakk’a Tapan Gençlik 52) Dağı Delen Irmak 53) Müslüman Kadını 54) Kimileri Benim Sandı 55) MARTI 56) AŞK’a Yolculuk 57) Aşkın Gözyaşları(1,2 ve 3) 58) Sözün Doğrusu(1 ve 2) 59) Cumhuriyet’in Müslüman Kadınları 60) Yeraltından Notlar 61) O Diyarın Sakinleri 62) Bir Çift Yürek 63) Hürriyet Çığlığı 64) Aşkın Celladı 65) KAFKA 66) Kesintisiz Öğrenme 67) İnsan Yüzlü Şehirler 68) İnsan Ne İle Yaşar? 69) Batıyı Büyüleyen İslam 70) LA 71) Yusuf ile Züleyha 72) Savaş ve Barış 73) SEFİLLER 74) Hz. AİŞE 75) Monte Kristo 76) Rüzgarlı Pazar 77) Kapıları Açmak 78) Zafer Yahut Hiç 79) Huzursuz Bacak 80) Hüzün ve tesadüf 81) Ya Tahammül Ya Sefer 82) CANAN 83) Sözde Kızlar 84) Gariplerin Kitabı 85) Su Üstüne Yazı Yazmak 86) Orası Başka Yer 87) Vahdet Ruhu 88) Vefa Apartmanı 89) Puslu Kıtalar Atlası 90) Olmak Cesaret 91) Çiçekler Büyür 92) Toprak Ana 93) Kuyucaklı Yusuf 94) Sarıkamış Beyaz Hüzün 95) Çanakkale Mahşeri 96) Malcomx 97) Sabahın 6 ‘sın da Bir Kalp Kırıldı 98) BOSTAN-GÜLİSTAN 99) İskilipli Atif Hoca 100)İffeti Yaşayanlar 101)Diriliş Neslinin Amentüsü

Harun KIRKIN Kemal KARPAT M. Akif ERSOY Neslihan Nur TÜRK JOCTHAN LİVİNGSTON Veysel KARANİ Sinan YAĞMUR Yavuz Bülent BAKİLER Fatma KARABIYIK BARBAROSOĞLU DOSTYEVSKİ Abdullah BÜYÜK Marlo MORGAN Necip el KAYHAN Irvin YALOM DAVA Mü’min SEKMEN Mustafa ARMAGAN TOLSTOY Maxisime RADİNSON Nazan BEKİROĞLU Nazan BEKİROĞLU TOLSTOY Victor HUGO Reşit HAYLAMAZ Alexander DUMAS Mustafa KUTLU Mustafa KUTLU Mustafa KUTLU Mustafa KUTLU Mustafa KUTLU Mustafa KUTLU Peyami SAFA Peyami SAFA İan DALLAS Muhyittin ŞEKÜR Aynur ERALER Necdet İÇEL Sadık YALSIZUÇANLAR Oktay ANAR Kemal SAYAR Emine IŞINSU Cengiz AYTMOTOV Sabahattin Ali İsmail BİLGİN Mehmet NİYAZİ Alex HALEY Sadık ŞANLI Şirazlı SADİ Mehmet SILAY Said DEMİRTAŞ Sezai KARAKOÇ


İmam Hatipli Olmak demek…

 

İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam İmam

Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli Hatipli

gayeli insan demektir. özgüvenli birey demektir. umutların aynası demektir. hoşgörülü olmak demektir. topluma ışık tutan demektir. entelektüel bir kişilik demektir. hayata çok boyutlu bakabilmek demektir. Kuran-ı ahlakıyla açıklamayı hedeflemek demektir. bir birey olarak üstüne düşen görevleri yapmak demektir. davranışlarıyla dinimizin öngördüğü insan tipini yansıtmak demektir. izzeti, şerefi, onuru başka yerde değil Allah’ın yanında arayandır. bilgisi ve görgüsüyle kötülüklerin karşısında sancak olandır. doğru adımlarla ilerlerse insanlara bir kurtarıcı demektir. davranışlarıyla yolumuzu aydınlatan bir fener demektir. adaleti ayakta tutan şahsiyetler olmak demektir. gökyüzünü aydınlatan bir güneş misalidir. ahlaki konularda öncü olmak demektir. kendi kimliğine sahip çıkmaktır. kurak gönüllere su demektir. saygılı davranmak demektir. insanlığın öncüsü demektir. idealist demektir.

48

Nedir İmam Hatip? İsmine bile bunca tahammülsüz varken işitildiği anda duyulan huzur… Yaşanan kuraklığa inat yapraklarını en güzel biçimde gösteren, etrafa koku saçan bir gülistanlık… Milletimizin ihlasının, maneviyat iklimine olan bağışıklığının en müşahhas numunesi… Kara gün için edinilen birikimlerini dahi bu amaçla bağışlayan dedelerimizin, ninelerimizin imanlarının imzası… Altta kalanın canı çıksın terminolojisine alışık kapitalist sistemin hunharlığını ve acımasızlığını fark eden bilinç… Sömürüye bakışı, hak-hukuk mefhumlarının önemini bu millete kavratan topluluk… İmam Hatipli Olmak; Her sabah meleklerin kanatlarında gelmektir huzur yuvasına. Allah'ın muazzam sözleri inlerken koridorlarda, başlamaktır cennet yuvasında derslere... Her güzel günün sonunda yepyeni bilgileri yerleştirmektir açılmamış yüreklerin içine… Bahar mevsiminde en güzel renkleri kuşanarak, vatan bahçesinin her yerinde açmaktır çiçek çiçek… Hayatın insanlığa, sevgiye bakan penceresinden gönül gözüyle temaşa etmektir gönülleri… Bahar yağmurundan sonra yedi rengiyle tebessüm eden gökkuşağı olup neşe saçmaktır kalplere… Gözün gözü görmediği zifiri karanlıklarda ışık deryasına daldırmaktır etrafını… Kara kışta ısınmaktır, ısıtmaktır İmam Hatipli olmak. Çünkü İmam Hatiplilik; Mensubu olmakla şereflenmektir. İmam Hatipli olmak ilkeli olmaktır. Ayrıcalıktır. Çalışkan ve başarılı olmaktır. Rekorları alt üst etmektir. Bazen anlaşılmazlıktır. Gidişata meze olmamaktır belki de. Tarihin akışını değiştirmektir. İdealdir. İdealist öğrenciler yurdudur. Birilerine dudak uçuklatmaktır zaman zaman. Kazanmadır. Elde etmedir. Dışlananların bentleri aştığı yerdir. Aşağıdakilerin doruklara kilitlenmesidir. İnandığı gibi yaşamaktır. Özü sözü bir olmaktır. Merhamet saçmadır. İçtenliktir, samimiyettir. Kısacası İmam Hatipli olmak örnek olmaktır. Kübra ERCİYAS, 10A


  49


Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesi Kültür, Edebiyat ve Sanat Dergisidir. P U R S A K L A R

Yıl:2012 Ay: Haziran Sayı: 2

  50

Dergimiz KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR


Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesi Kültür, Edebiyat ve Sanat Dergisidir. P U R S A K L A R

Yıl:2012 Ay: Haziran Sayı: 2

  51


ATATÜRK'ÜN BALIKESİR HUTBESİ

 

Atatürk, Zagnos Pasa Cami Hutbe'sin de cemaata şerefe kavuşturan Balıkesir'in dindar ve kahraman söyle seslenmistir: insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum. “ Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insan- yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenen52 lara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul leri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur'ân-ı neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani Azimüşşan'daki açık ve kesin hükümlerdir. birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı İnsanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son başına dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, faaliyette bulunması lâzımdır. İşte biz de burada din mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana uymamış olsa idi bununla diğer ilâhî tabiat kanunları koyalım. arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak'tır. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazret-i emellerinin birleşmesinden ibarettir. Bundan dolayı peygamber'in mübarek yollarını takip ederek bu benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serdakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve bestçe sormanızı rica ederim. geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu Kaynak:http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/belge/1-69218/ataturkun-balikesir-hutbesi.html


OKULUMUZA YÖNELİK SORULAR Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesi Nerede? Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesi halen Pursaklar Altınova İlköğretim Okulunun ek binasında eğitim öğretime devam etmektedir. Yeni binamız nerede? Ne zaman eğitim öğretime açılacak? Hayırsever Kocalar İnşaat Şirketince 24 derslikli olarak yapılan eğitim binamızın inşası 2012-2013 Eğitim Öğretim yılına yetişecek şekilde Saray'da devam etmektedir. Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesine kaç puanla girebilirim? Okulumuzun Anadolu kısmına geçen yıl en düşük “343 SBS” puanı ile en yüksek “426 SBS” puanı ile kayıt yapıldı. Ayrıca okulumuzun Normal bölümüne diploma puanı ile kayıt yapılmaktadır. Bu yıl en düşük diploma puanının “75” olacağı tahmin edilmektedir.

53

Uygulama Caminin Son Hali

Hayırsever Kocalar İnşaat

Okulunuzdan mezun olduğumda üniversitelerin hangi bölümlerine girebilirim? Katsayı puan uygulamasının kalkması ile İmamHatip mezunu bir öğrenci bütün üniversitelerin fakültelerine her lise mezunu gibi aynı şartlarla girebilir. Ayrıca Diyanetin çeşitli birimlerinde İmam, Müezzin, Kız Kuran Kursu öğreticiliği, Vaiz, Vaize ve Müftülük gibi görevler alabilirler.

Sarayda Yapılan Binamızın Son Durumu

 

Pursaklar Anadolu İmam Hatip Lisesinde hangi dersler okutulmaktadır? Normal liselerde okutulan bütün dersler okulumuzun haftalık ders programında mevcut olup ayrıca 4 yıla yayılmış olarak Kuran-ı Kerim, Arapça, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Dinler Tarihi ve Hitabet gibi meslek dersleri de okutulmaktadır.

Altınovadaki Geçici Binamız


Kocalar Anadolu İmam Hatip Lisesi