Issuu on Google+

02

“Gerze’de hükümet ve şirketler işbirliği içinde” Sinop’un Gerze İlçesi’ne bağlı Yaykıl Köyü’nde yapılmak istenen termik santrale karşı 3 yıldır direnen Gerzeliler 26 Kasım’da yapacakları mitinge hazırlanıyor. Anadolu Grup isimli şirket tarafından yapılmak istenen ancak 3 yıldır yapımını Gerzelilerin direnerek önlediği termik santralde artık son noktaya gelindi.

03

Van’da zorunlu göç sürüyor? 5,6’lık depremde Bayram Otel gibi sağlam denilen binaların yıkılması, binalara olan güvensizliği arttırdığı için depremzedeler çadırlarda yaşıyor. Ancak dondurucu soğuk ve geçim sorunu Van’ı göçe zorluyor. Onbinlerce kişi Van’dan göç etti.

Krizin gençlere faturası: %32,5 işsizlik EĞİTİM 10 Yazlık çadırlarda ve naylon barakalarda kimi soğuktan, kimi yangından, kimi de gaz zehirlenmesinden toplam 7 çocuk ölümü yaşandı. Dondurucu soğukların üzerine bir de yaşam koşullarının iyileştirilmemesi eklenen Van’da çocuk ölümlerinin artmasından endişe ediliyor. GÜNCEL 3 22 KASIM 2011 SALI

Felaketler öldürüyor Kışın soğuğunda yazlık çadırlarda ka  lan depremzedeler zor günler geçiriyor. Daha yeni bir çadırda çıkan yangın sonucu

SAYI:7

1 TL

Kadın katiline ağır ceza

3 yıldır süren Münevver Karabulut davası sonuçlandı. Adaletin yerini bulması için Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun ilk günden itibaren takip ettiği davada, katil Cem Garipoğlu’na en üst sınır olan 24 yıl ceza verildi. Ayşe Paşalı’nın ardından Münevver’in katiline de ağır ceza verilmesini başaran kadınlar, şimdi de kadın için bakanlık kurulması talebiyle 25 Kasım’da sokaklara dökülecek. GÜNCEL 7

3 çocuk hayatını kaybetti. İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Okan Tüysüz’le Van Depremi’ni ve olası deprem felaketlerini konuştuk. SÖYLEŞİ 9

Bilim ve Eylem 5 Bil Gülsüm Kav

İşsiz öğretmenler atama istedi

 

Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğretmenler, hükümetin binlerce öğretmeni işsiz bırakmasını protesto etti. 19 Kasım Cumartesi günü saat 10.15’de Demirtepe Köprüsü’nden Milli Eğitim Bakanlığı’na yürüyen öğretmenler, ‘Ücretli öğretmenlik kaldırılsın, Verilen Sözler Tutulsun, Kadrolu Atama Güvenceli Çalışma İstiyoruz!’ sloganıyla hükümetten işsiz öğretmenlerin atanmasını talep etti. EMEK 6

Kısa film festivali İzmir’deydi

 

Festival her sene uluslararası ve ulusal kategorilerde kurmaca, belgesel, deneysel ve animasyon dallarındaki kısa filmlere yer veriyor. Ayrıca festivalde verilen ‘Altın Kedi Ödülleri’ de Türkiye’de kısa film alanında uluslararası kategorisi bulunan tek ödül. KÜLTÜR 12

ALO YARIN

0506 724 6447

Abonelik Dağıtım Öneriler

Amy Goodman Zuccotti Park’dan bildiriyor:

Hareket sokaklarda büyür

İŞKUR işsiz bulamıyor  

İŞKUR İl Müdürü Rıfat Çetinkaya, yaptığı açıklamada, Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri (UMEM) Beceri 10 Projesi kapsamında meslek edindirme kursları düzenlediklerini bildirdi.

İşsizliğe çözüm bulabilmek için işletmelerde eleman ihtiyacı olan alanları belirlediklerini ve bu alanlarda istihdam garantili kurslar düzenlediklerini ifade eden Çetinkaya, kurslara ilginin yetersiz olmasından yakındı. EKONOMİ 8

 

Yüzlerce çevik kuvvet, alanı kuşatmıştı. Barikatların ötesinde, parkın AMY GOODMAN tam kalbinde, 200- 300 kişi neredeyse iki aydır işgal ettikleri alanı terk etmeyi reddederek kollarını kilitledi. Kelepçeleniyorlardı ve tek tek tutuklanıyorlardı. Polis sınırını aşmayı başaran basın mensuplarından birkaçımız, Zuccotti Parkı’nın karşısındaki bir caddede belirlenmiş bir alana yollandık. Meslektaşlarım ve ben, uyku tulumlarını, tenteleri ve çadırların çöp yığınını aşarak aralarından sızmayı ve parka girmeyi başardık. Parkın derinliklerinde, yerde tek bir kitap gördüm. Wall Street’i İşgal Et Kütüphanesi için “WSİEK” olarak işaretlenmişti. Çöplükten sürüklenen demokrasi enkazının ortasında bulduğum, Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret” idi. DÜNYA 11

İ R E L K E GERÇ YORUZ! I L K I Ç A

Öğrenciler eğitimden şikayetçi

 

Marmara Üniversitesi tarafından yaklaşık 30 bin öğrencinin katılımıyla Kırıkkale, Mersin, Gaziantep, Bursa, Ankara, Yalova Kayseri, Malatya, Konya, Mardin, Diyarbakır, Samsun, Adana ve Edirne olmak üzere  14 farklı ilde yapılan ‘’Üniversite Tercih Anketi’’ sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, üniversitelilerin yarısından çoğunun seçtikleri bölümlerde isteyerek bulunmadıklarını gösteriyor. KÜLTÜR 12

Bedelli netleşiyor

 

Başka ‘adalet’ isteyen var mı?  

Sıra Kimde İnisiyatifi diye bir ortaklık var. 21 Eylül 2010’da eş zamanlı operasyonda, aralarında SDP Genel Başkanı ve TÖP Sözcüsü’nün de olduğu 14 kişi tutuklanmış, 21 kişiye “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla dava açılmıştı. Ancak 13 Nisan 2011’de başlayabilen dava sürecinin ise 17 Kasım’da 3. duruşmasına gelindi. Bu süreçte hala durum netleşmekten uzak görünüyor. Halen daha 12 tutuklu varken, sanık sayısı 57’ye çıktı. Bu tutuklamalar üzerine kurulan inisiyatif birçok siyasi parti ve dernekten oluşuyor ve diğer şaibeli tutuklamaların yanı sıra 21 Eylül Komplosu dedikleri süreçle ilgileniyorlar. DÜNYA 11

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in görüşmesinde ana hatları belirlenen bedelli askerlik düzenlemesine ilişkin yasa tasarısı Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı. Tasarı, imzaların ardından TBMM’ye sevk edilecek; komisyon ve Genel Kurul’da görüşüldükten sonra yasalaşacak. Tasarının son şeklinde Genelkurmay’ın alt sınırın 35 olması talebi, sonraki çalışmalarda 30’a kadar düşürüldü. 40 yaşın üzerindeki yükümlülerin askerlik yapmaması, 40 yaş altındakilerin ise 21 gün silahaltına alınması öngörülüyor. 


04 EKiM 2011 YARIN 22 KASIM 2011 YARIN

Van’da zorunlu göç sürüyor

Depremin ardından haftalar geçmesine rağmen depremzedelerin yaşam koşullarında hiçbir düzelme olmadı. 5,6’lık depremde Bayram Otel gibi sağlam denilen binaların yıkılması, binalara olan güvensizliği arttırdığı için depremzedeler çadırlarda yaşıyor. Ancak dondurucu soğuk ve geçim sorunu Van’ı göçe zorluyor. Onbinlerce kişi Van’dan göç etti.

Eksi 8 derecede çadırda yaşayamayan depremzedeler, kenti boşaltıyor.

YARIN ELİF KARAN

Van’da şimdi de dondurucu soğuklar can almaya başladı. Sürekli devam eden artçı sarsıntılar ve Bayram Otelin yıkılışıyla ortaya çıkan denetim skandalı depremzedelerin hiçbir binada kalmak istememesine neden oldu. Hükümet, kentin olağan yaşamına dönmesi için esastan müdahalelerde halen bulunmadığı için, on binlerce depremzede çareyi Van’ı terk etmekte buldu.

BİR HAFTADA 70 BİN GÖÇ Sadece bir hafta içinde 70 bin kişi kenti terk etti. Şehirler arası otobüslerde yer bulunamıyor. Depremzedelerin bir kısmı diğer illerdeki yakınlarının yanına giderken, bir kısmı hiç bilmediği illere yola çıktı. Kendi imkânlarıyla yola çıkamayan depremzedeler de AFAD aracılığı ile başka kentlere gitmeye çalışıyor. Hükümetin, kamu kurum ve kuruluşlarının misafirhanelerinin tüm imkânlarıyla depremzedelere tahsis edileceğini açıklamasının ardından, göç bir kaçış değil, sistematik bir kenti boşaltma çalışmasına dönüştü. Van: hayalet şehir Van’ın en işlek caddeleri artık boş. Eksi 8 derecede çadırda yaşayamayan depremzedeler kenti boşalttı. Otobüs firması yetkilisi Musa Özaydın, ikinci depremden bugüne kadar Van’dan di-

ğer illere gönderdikleri yolcu sayısının 25–30 bini aştığını söyledi. Özaydın, ‘’Önümüzdeki 1 hafta için tüm rezervasyonlarımız dolu. Bilet talepleri halen çok yoğun. Van’da artık bitti hayat.’’ diye konuştu.

Depremde ölmedik ama... Günlük olağan yaşamın sürdürülmesinin bile imkansızlaştığı deprem bölgesinde, kalıcı çözümler uygulanmadığı için halk göçmek zorunda kalıyor. AFAD’a başka bir ile gitmek için başvuranlar her gün uzun kuyruklar oluşturuyor. Özürlü çocuğu ve yaşlı anne ve babasının da bulunduğu ailesinin yaşadığı mağduriyet nedeniyle başvuruda bulunmak zorunda kaldığını dile getiren depremzede Salih Akgün, “Depremden ölmedik, ama sağlık koşullarından dolayı öleceğiz” diyor.

Hükümet göç genelgesi yayınladı Van’ın boşalması hükümet eliyle teşvik ediliyor. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay imzasıyla yayımlanan genelgede, kendi imkânları ile başka bir yerde yaşayamayan vatandaşların diğer illerdeki kamuya ait sosyal tesislere geçici olarak naklinin planlandığı belirtildi. Başka şehirlere nakillerin de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koordinatörlüğünde yapılacağı bildirildi. Ancak bir yandan depremzede olmadığı halde Van doğumlu olan kişilerin illerde bu imkanlardan faydalanmak istemesi, diğer yandan da depremzedelerin han-

gi kritere göre illere gönderildiğinin açık olmaması nedeniyle, genelgenin çözüm olmadığı ortada. Ayrıca, hükümetin BDP’li belediyelerin bulunduğu bölgelere hala yardımları düzenli göndermediği ve göç genelgesine göre yerleşimlerde de bu bölgelerden yapılan başvurulara bir türlü sıra gelmediği alınan bilgiler arasında.

Depremzedeye iş Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Van’dan başka kentlere göç eden depremzedeleri hem gittikleri yerlerde devlete ait sosyal tesis ve lojmanlara yerleştireceklerini hem de 700 lira maaşla 8 ay süreli geçici iş vereceklerini bildirdi. Depremzedelerin göç ettikleri kentlerde Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında çalışacakları açıklandı. Bu çözümler, Van’da kalıcı konutlar yapılana kadar göç etmek zorunda kalan depremzedeler için yüz güldüren gelişmeler olsa da kalıcı çözümler değil. ŞEHİRDE İŞ BULMAK ZOR Bakan Çelik; “Gittikleri yerlerde vilayetlerin, yerel yöneticilerin geliştireceği projelerde çalışacaklar. Her yerde bu tür geçici işçilere ihtiyaç var sonuçta. Sosyal işlerde sigortalı olarak 700 lira maaşla çalışacaklar. Afetle karşı karşıyayız. Bu insanlarımızın artık Van’da iş bulmaları çok zor. Gittikleri yerlerde de adaptasyonda zorluk yaşanacağına göre her alanda bunların takipçisi olacağız.”dedi. Çelik, konuşmasıyla,

hükümetin Van’ın tekrar yapılanması ve Van’da istihdam olanakları yaratmaktansa, kenti boşaltmayı tercih ettiğini birkez daha ifade etti. Depremin ardından yaşanan göç sorununa karşı kamuoyunun tepkisini azaltmak amacıyla göstermelik çözümler sunuluyor, hükümetin ihmallerinin ise hesabı verilmiyor. 8 ay sonra göç eden depremzedelere ne olacağı planlanmıyor. Diğer depremlerde de olduğu gibi 8 ay sonra Van gerçeği de unutulsun isteniyor.

KAYNAK İŞSİZLİK FONU’NDAN Hükümet Van’da yaşanan ilk depremin ardından 5 bin kişilik geçici iş kadrosu belirlemişti. Yeni gelişmeye göre, “kısa çalışma ödeneği” olarak İşsizlik Fonu kaynaklarıyla karşılanan program, Van sınırlarının dışına çıkarıldı. Böylece depremzedeler Van dışında da göç ettikleri yerlerde aynı destekten yararlanacaklar. GEÇİCİ ÇÖZÜM DEĞİL, KALICI İŞ Hükümetin aldığı tüm önlemlere rağmen Van felaketinin üstesinden gelemediği ortada. İhmal ve denetimsizlikten deprem nedeniyle enkaza dönüşen ilde daha aşevi bile kurulamadı. Okulların açılışı 5 Aralık’a ertelenirken, kalıcı konutlar için tam bir yıl sonrasının ağustosuna tarih verildi. Van’da çalışma imkânının neredeyse hiç kalmadığı bildirilirken, her şeylerini en kaz altında kaybeden depremzedeler işsiz kaldıkları ve yardımlarla yaşamlarını devam ettirmelerinin imkânsız olduğunu ifade ederek göç etmek zorunda kalıyorlar. Dükkânları hasarlı olmayan esnaf kepenk açmaya başladı ancak satışlar yüksek değil. En çok gelir getiren iş kolu tüm risklere rağmen enkaz altlarından eşyaların çıkarılması. Çadırlarında çıkan yangın sonucu 3 kişinin ölmesi de gösteriyor ki: Van’da hiç bir şey kontrol altında değil.

Erdoğan’ın yolu, emperyalizmin yolu Sansür 22 Kasım’da başlıyor Dünyaca ünlü TİME dergisi, 28 Kasım tarihli sayısında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı kapak yaptı. ‘Erdogan’s Way’ (Erdoğan’ın Yolu) başlığı atan dergi: “Türkiye’nin İslam yanlısı lideri, ulusunu bölgesel etkin bir güç olarak inşa etti... Peki, onun örneği Arap Baharı’nı kurtarabilir mi?” dedi. Dergide, Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da krize, işsizliğe, diktatörlere karşı başlayan isyan dalgası sırasında, diğer emperyalist ülkelere göre neden daha fazla ön plana çıktığı irdelendi. Tunus’ta bir seyyar satıcının kendisini yakmasıyla başlayan “Arap Baharı”, pek çok diktatörün devrilmesiyle sonlanmıştı. Bölgede etkin olan başta ABD ve Fransa ayaklanmalara hazırlıksız yakalanmış ve uzun süre direnişçilerin yanında mı yer alacağı, yoksa diktatörleri mi destekleyeceğine karar verememişti. Direnişin sönümlenmeyeceğini anladıktan sonra direnişçilere destek vermeye başlamışlardı. Time dergisinde yer alan yazıda, “Türk lider, Arap Dünyası’nda çok popüler” ifadeleri kullanılırken, Türkiye’nin dış politikadaki pozisyonu ayrıntılarıyla değerlendirildi. Gelişmekte olan kapitalist bir ülke olarak Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da güçlendiği ifade edildi.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun düzenlediği internet filtresi uygulaması 22 Kasımda başlıyor. BTK’nın 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girmesini planladığı uygulamalar, filtrenin bilgi çağında sansür uygulamanın bir yöntemi olduğunu savunan ve karşı çıkan binlerce protestocu nedeniyle 22 Kasım’a ertelenmişti. Yaklaşan tarih nedeniyle operatörler de müşterilerini bu konu hakkında bilgilendirmeye başladı. Alternatif Bilişim Derneği 4 Kasım 2011 tarihinde BTK kararının iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı. BTK kararının yasal dayanaktan yoksun olduğu belirtilen açıklamada, “Güvenli İnternet uygulaması temel hak ve özgürlükleri orantısız bir şekilde sınırlandırmaktadır. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabilir” denildi. “Güvenli İnternet” düzenlemesi kapsamında değişikliklerin ancak yasama organınca yapılabileceği belirtildi. Bu uygulamayla, devletin uygun gördüğü sitelerden başka hiçbir siteye girilemeyecek. Sunulan aile, çocuk, yurt içi ve standart paket şeklinde hazırlanan filtrelerden biri seçilecek. Filtreyi aşmak ya da aşmaya çalışmak suç sayılacak. YARIN TOPLUM

iBu hafta, acil durumlarda imdadımıza yet şen taksi şoförleri, Necati, Kadri, Ayhan’la r birlikteyiz. İşte bu zorlu mesleğe dai anlattıkları...

“Yakıta sürekli zam geliyor”

bahseder misiniz? Bize kısaca kendinizden ve mesleğinizden durağımız kuruNecati Ayçıl: Ben Necati Ayçıl. 3 ay oldu ydık, dolmuşçuylalı. Daha önce Heykel-Çekirge hattında a ihtimali çıkınca duk. Araba dolmuş hatlarının kaldırılm imizde pek iyi işler an durak istedik. Buraya geldik. Şu , merkezdeki klar değil durak yeni olduğu için. Eski dura k olsa belki bizim duraklar daha iyi tabi. Biz merkezde işimiz de daha iyi olacak. Genel olarak mesleğinizin zorlukları neler? ğimiz belli değil, N: Valla alıyoruz yolcuyu, nereye götürece Bu konuda hiçbir adam hangi niyetle biniyor, bilmiyoruz. gidiyoruz. Bas koönlem alındığı da yok. Allah’a emanet durağa, bu kadar. işte nuşlarla gittiğimiz yeri bildiriyoruz büyük zorluklarla Kadri Kartepe: Ben Kadri Kartepe. Çok için Bursa Şoçalışıyoruz Bursa’da. Kendimizi korumak şimdi dolmuştan förler Odası’nın telsiz birimi vardı ama çok büyük meblağdönen arabalara telsiz taktırmamız için da. Benim babam lar isteniyor. Faydası da oluyordu aslın r bölümünden zcile telsi ı Bursa Şoförler Otomobilciler odas hiçbir şekilde a Başk . emekli. Çok can kurtardıkları oldu amıza kim Ark . kendimizi korumak için bir şeyimiz yok kanaat Kıt . kötü oturuyor bilmiyoruz. Ayrıca işler çok geçiniyoruz. zam geliyor ama N: Yakıt zammı çok kötü. Yakıta boyuna tarifemiz vardı, biz 3 sene de bir kere zam aldık. Bir gece gece tarifesi de yok. taksiye dönmüş Ayhan Koruk: Tabi biz bir de dolmuştan rın daha iyi akla yeni durağız. Eski, daha oturtmuş dur oluyor tabi. or ama. Trafik K: Onlar da şehir içinde trafikten kan ağlıy Polis hemen ceza polislerinin ticari taksileri sıkıştırması… en biraz daha fazla kesiyor. En ufak ceza 61 lira. Onlar bizd yor. gidi iş yapıyor o da trafik cezalarına mda? İş güvenliği anlamında mesleğiniz ne duru mesleği yapıyoA: Ben Ayhan Koruk. 15 seneden beri bu zorunda. Bütün ruz. Baba mesleği. Şimdi sigorta olmak ak zorundasın arabalarda 1 kişi gözüküyor. Sigorta yapm r kalanını devlet şu an. 12 gün araç sahibi ödüyor, diğe an çoğu arabada karşılıyor. Öyle bir mecburiyet geldi, şu sigorta var. Pirim öderken N: İşte kazanç yok. Kazanç olsa… dürüyoruz yani. çok zorlanıyoruz. Çarkı zar zor dön YARIN BURSA

Hazırlayan Kaan Arslan

24Kasım 1990 25Kasım 1960

25Kasım 1973 26

Kasım 1942

28Kasım 1997 Time dergisine daha önce de, M.Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Şükrü Saraçoğlu, Adnan Menderes, Mehmet Ali Ağca, Naim Süleymanoğlu, Mine Karakaş, Mehmet Öz kapak olmuştu. YARIN TOPLUM

CEMİL ÇİÇEK PROTESTO EDİLDİ Çiçek’in “Flört fuhuştur”, “feminizm sapıklıktır” sözleri protesto edildi. Eyleme yapılan müdahalede, 5 kadın ağır yaralanırken, 11 kadın gözaltına alındı. MİRABEL kardeşler katledildi Dominik Cumhuriyeti’inde Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Mirabel kardeşler, polis tarafından kaçırılıp, tecavüz edilip işkenceyle katledildiler. 25 Kasım günü “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” ilan edildi. YUNANİSTAN’DA DARBE Yunanistan’daki ayaklanmalar sonunda Başbakan Gergios Papadopulos cunta tarafından devrildi. 2. DÜNYA SAVAŞINDA ATAK Sovyet ordusu Stalingrad’da Alman ordusuna karşı saldırıya geçti. SİVAS KATLİAMINDA İDAM CEZASI Sivas’taki Madımak Oteli’nde, 2 Temmuz 1993’te 37 aydının yakılması olayıyla ilgili olarak yargılanan 99 sanıktan 33’ü ölüm cezasına çarptırıldı.


04 22 EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

Daha kaç çocuk ölecek?

Van’da meydana gelen iki depremden de sağ kurtulan depremzedelerin peşini sorunlar bırakmıyor. Yazlık çadırlarda ve naylon barakalarda kimi soğuktan, kimi yangından, kimi de gaz zehirlenmesinden toplam 7 çocuk ölümü yaşandı. Dondurucu soğukların üzerine bir de yaşam koşullarının iyileştirilmemesi eklenen Van’da çocuk ölümlerinin artmasından endişe ediliyor.

Hakan Öztürk

AKLIN YOLU

Yazarımız seyehatinden dolayı, yazılarına bir hafta ara vermiştir. Okurlarımızdan özür dileriz.

Gerzeliler 26 Kasım mitingine hazır

VAN SANEM deniz KURAL

Van depreminin ardından, depremzedeler çadırlarda çıkan yangınlarla ve soğukla pençeleşiyor. Depremin ardından alınmayan önlemler nedeniyle ölümler sürüyor. İlk depremden sonra hasarlı binalarda kalmaları teşvik edilen vatandaşları ikinci deprem öldürmüştü. Şimdi de dondurucu soğukların etkisi altında olan Van, bir utanç tablosuna daha sahne oluyor. Geçtiğimiz gün naylon barakada yaşayan depremzede bir çocuk hayatını kaybetti. Daha önce de yazlık çadırlardan birinde çıkan yangında 3 çocuğun ölmesi, 2 çocuğun yine çadırlarda soba gazından zehirlenerek, 1 çocuğun ise yine naylon barakada soğuktan dolayı yakalandığı hastalıktan ölmesi önlem alınmadıkça çocuk ölümlerinin de artacağını gösteriyor. SOĞUK VE YETERSİZ BESLENME ÖLDÜrdü Depremzedelerin kaldığı yazlık çadırda çıkan yangınında 3 kardeşin hayatını kaybetmesinin ardından, 1 çocuk da yetersiz beslenme, aşırı sıvı kaybı ve soğuk algınlığından hayatını kaybetti. Ailesiyle birlikte kurdukları naylon barakada rahatsızlanan 6.5 yaşındaki Öznur Örgün, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Van Merkez Halilağa Mahallesi’nde oturan Cemil-Pakize Örgün çifti kirada oturdukları müstakil evleri hasar görünce, 6.5 yaşındaki kızları Öznur ve 1 yaşındaki ikiz kızlarıyla birlikte kendi imkanlarıyla kurdukları naylon barakaya geçtiler. Yağmur, kar ve soğuk havaya dayanıksız olan naylon barakada kalan ailenin büyük kızı Öznur, 14 Kasım’da soğuk algınlığı, ishal ve kusma şikayetleriyle hastaneye kaldırıldı. Bir gece yoğun bakımda kalan Öznur, bir gün sonra hayatını kaybetti. Öznur’un ölüm nedeni ise yetersiz beslenme, aşırı sıvı kaybı ve soğuk algınlığı olarak açıklandı. Kızını soğuk havaya kurban verdiğini ileri süren anne Pakize Örgün, “Depremde ölmedik, canımızı son anda kurtardık. Ancak şimdi soğuktan kızım öldü. Çaresiziz. İkiz

kızlarımın da soğuktan öleceğinden korkuyorum. İkisi de rahatsızlandı, hastaneye kaldırdık. Eğer sahip çıkan olmazsa ikiz kızlarım da soğuktan ölecek.” dedi. Deprem öncesi çimento fabrikasında işçi olarak çalışan baba Cemil Örgün’ün ise, depremden sonra fabri-

kadaki üretim azalması nedeniyle işten çıkarıldığı öğrenildi. Şu anda işsiz olan ve hiçbir geliri olmayan baba Cemil Örgün, “Çaresiz. Gidecek yerimiz yok. Ne yapacağımızı bilmiyorum. Bugün kadar bize sahip çıkan olmadı. Kendi imkanlarımızla kurduğumuz bu naylon barakanın altına sığındık. Ama böyle devam ederse hepimiz burada öleceğiz” diye konuştu. ÇADIRDA YANARAK ÖLDÜLER Çadırlarda yaşanan ölümler göz göre göre geliyor. 16 Kasım’da soba nedeniyle 2 çadır yanmış, şans eseri ölen ya da yaralanan olmamıştı. Ancak 18 Kasım günü yine bir çadırda çıkan yangın sırasında çadırda bulunan çocuklar önceki günkü kadar şanslı değildi. Van merkeze bağlı Karpuzalan Köyü’ndeki bir çadırda sobanın alev alması sonucu çıkan yangında 8 yaşındaki Bahar Tolukan, 12 yaşındaki Mikail Tolukan ile 4 yaşındaki İsmail Tolukan hayatını kaybetti. 2 yaşındaki Kerem Tolukan ise ağır yaralandı. Çocukların cenazelerinin köye getirilişi sırasında baba

Mehmet ile anne Behiçe Tolukan sinir krizleri geçirdi. Tolukan ailesinin, tek katlı müstakil evlerinin kısmen hasar görmesi üzerine aldıkları çadırı evlerinin bahçesine kurdukları öğrenildi. DAHA ÖNCE ÇADIRDA ZEHİRLENMİŞLERDİ Daha önce de 6 kişilik Vural ailesi, kaldıkları çadırda sobadan sızan gazdan zehirlenmiş, 13 yaşındaki Derya ve 14 yaşındaki Umut isimli 2 çocuk hayatını kaybetmişti. Soğuktan korunmak için çadırda soba yakan ve sobadan sızan karbonmonoksit gazının çadırı doldurmasıyla zehirlenen Vural ailesi Kızılay’ın verdiği çadırda yaşıyordu. Ancak zehirlenme ve sonucunda yaşanan çocuk ölümlerinin ardından Kızılay, ailenin kaldığı çadırın kendilerine ait olmadığını iddia etmişti. SOĞUKTAN VE HASTALIKTAN ÖLDÜ Erciş’in Çelebibağ beldesinde 7 yaşındaki bedensel engelli Deniz Olgun, naylon çadırda yakalandığı hastalıktan hayatını kaybetmişti. Olgun ailesi, depremde evleri hasar gördüğü için çadır talebinde bulunmuş ancak çadır alamayınca kendi imkanlarıyla naylonlardan bir baraka yapmıştı. Deniz Olgun’un

babası, kaymakam dahil tüm ilgililere başvurup engelli hasta çocuğunun bulunduğunu söylemesine rağmen çözüm bulunmamıştı. 12 nüfuslu evin engelli

çocuğu Deniz Olgun, naylon barakada zatürre olmuş ancak götürüldüğü hastanede hayatını kaybetmişti. Deniz Olgun’un öldüğü saatlerde Van’da dondurucu soğuklarda çadırda yaşamaya çalışan bir çocuğa Başbakan Erdoğan’ın 100 TL vermesi tartışmalara konu olmuştu. Deniz Olgun’un hayatını kaybetmesi meclisin de gündemine taşınmasına rağmen hala yetkililerden net bir yanıt alınamadı. YAZLIK ÇADIRLARDA KIŞ GEÇER Mİ? Şehir merkezinde, başka illere göçe rağmen hala 4 ayrı çadırkentte 10 bin kişi kalıyor. Büyük kısmı yazlık ve birbirine çok yakın kurulmuş olan çadırlardan birinde yangın çıkması durumunda, yangının diğer çadırlara da sıçraması an meselesi. Depremzedeler yangın riskine karşın, geceleri eksi 10 dereceyi bulan soğuk havada donmamak için soba yakmaya mecbur kalıyor. Tuvalet ve duş ihtiyacı çok zor şartlarda giderilirken, hijyen problemleri büyüyor. İçme suları soğuktan donuyor. Elektrikler de bazen kesiliyor. AFAD kışlık çadırları kurmaya başladıklarını belirtse de, bunun ne zaman tamamlanacağı hakkında bir açıklama yapılmıyor. Zaten sorunlar kışlık çadırla da çözüleceğe benzemiyor. 17 bin konteynır siparişi verildiği belirtiliyor. Ancak İstanbul’da yapılan konteynırların kurulmasının aralık ayı sonunu bulacağı ifade ediliyor. DÜNYADA ÇADIR DEVRİ KAPANDI Çadır sorunu Van’da had safhadayken, dünyada ise artık depremlerden sonra çadır yerine konteynırlar kullanılıyor. 36 metrekare genişliğinde, eksi ve artı 50 dereceye dayanıklı konteynırlar depremzedeler için en elverişli barınaklar olarak gösteriliyor. Dünyada ya on kişinin kalabileceği shelterbox denilen çadırlar ya da konteynırlar kullanılıyor. Bunlar Japonya ve Ukrayna tarafından üretiliyor. Türkiye’de 2000’lerin başında devletin elinde 44 bin konteynır varken 2006’dan sonra konteynırın yerini tekrar çadırların alması ise tartışmalara konu oluyor.

Almanya’da Neonazilerin ırkçı cinayetleri çözülmeye başladı

Almanya’da işlenen “dönerci cinayetleri” ile Alman gizli servisi Anayasa Koruma Teşkilatı (AKT) arasındaki bağlantılar su yüzüne çıktı. Sekiz Türkiyeli, bir Yunanistanlı ve bir Almanyalının öldürüldüğü cinayetlerden altısında Thomas Dienel adlı AKT muhbirinin cinayet mahallerinde bulunduğu anlaşıldı. Daha önce de yakalanmamak için intihar eden Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos ile polise teslim olan Beate Zschaepe’den AKT’ye ait kimlikler bulunmuştu. Neonaziler, 2006’da 21 yaşındaki Halit Yozgat’ı Kassel’de öldürdüğünde, AKT’nin muhbiri Thomas Dienel olayın yaşandığı kafede bulunan altı kişiden biriydi. Evinde ruhsatsız silah bulunduğu halde bırakılan, ayrıca Milliyetçi Demokrat

Parti’nin eyalet teşkilatı eski başkanı olan Dienel’in afişe olmasının ardından cinayetler bıçak gibi kesildi. Ayrıca Neonazi’lerin evinde 88 kişilik ölüm listesi bulundu. Neonaziler için sahte isimle yasal yollarla hazırlanmış belgelerin kim tarafından verildiği henüz aydınlatılamadı. Aşırı sağcı grup üyelerinin işlediği ırkçı cinayetlerin aşırı sağ çevreler tarafından bilindiği, bir müzik grubunun “Adolf Hitler yaşıyor” isimli CD’de yer alan bir şarkıda seri cinayetleri detaylarıyla anlattıkları belirtiliyor. Öte yandan geçtiğimiz günlerde Almanya Başbakanı Angela Merkel, cinayetlerle ilgili olarak, ülkesindeki Neonazi terörü karşısında utanç duyduğu açıklamasını yaptı. “Bu olayları aydınlığa kavuşturana kadar huzura ermeyeceğiz” diyen Merkel, tüm ipuçlarının bu cinayetlerin Neonazilerce işlendiğine işaret ettiğine dikkat çekerek “Bu suçlar, ülkemiz için bir ayıptır” ifadelerini kullandı. Kurban yakınlarıyla birlikte yas tuttuğunu söyleyen Merkel, cinayetlerin Alman iç istihbarat servisinin bilgisi dahilinde işlendiği iddiaları hakkında ise, “Bir gizli servise infaz ile ilgili yetkilerin verilmesini kesinlikle istemem. Ama resmi makamların elbette birbirlerini bilgilendirmeleri gerekir” diye konuştu. Nefret ideolojisini bazı kafalardan halen çıkartamamış olmalarının kendisini düşündürdüğünü aktaran Merkel, “Nefret, ırkçılık, antisemitizm ve Neonaziliği insanların kafalarından çıkarmayı başarmak zorundayız” dedi. Cinayetler Türkiye gündemine de düştü ancak Almanya’da işlenen bu ırkçı cinayetlerin Türkiye’de özellikle medya tarafından tartışılma biçimi, Almanya’daki “ırkçılığı” aratmadı. Cinayetlerin gündeme gelmesiyle Türk-Alman düşmanlığı söylemleri artarken, Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’den özür dilemesi bile bir zafer edasıyla karşılandı. YARIN GÜNCEL

Sinop’un Gerze İlçesi’ne bağlı Yaykıl Köyü’nde yapılmak istenen termik santrale karşı 3 yıldır direnen Gerzeliler 26 Kasım’da yapacakları mitinge hazırlanıyor. Gerze’de Anadolu Grup isimli şirket tarafından yapılmak istenen ancak 3 yıldır yapımını Gerzelilerin direnerek önlediği termik santralde artık son noktaya gelindi. 21 Aralık’ta ÇED raporu hakkında kesin sonuç açıklanacak ve santralin yapılıp yapılmayacağı kesinleşmiş olacak. Bu nedenle 26 Kasım’da miting yapma kararı alan Yeşil Gerze Çevre Platformu (YEGEP) ve Gerzeliler artık kamuoyu tepkisini de arkalarına aldıklarını ifade ediyor. Direniş boyunca gözaltına alınan, coplanan, tutuklanan Gerzeliler kararlılıklarının sonucunu alacaklarından emin. Gerze’de yapılacak mitingin düzenlenme nedenleri ve hedefi hakkında YEGEP’ten Ferhat Hançer ve EHP Merkez Komite üyesi Gökhan Asan’dan görüşlerini aldık. “BU MİTİNG SON OLSUN” YEGEP’ten Ferhat Hançer, 26 Kasım mitinginin hazırlık çalışmalarıyla ilgili Yarın gazetesine konuştu: “Termik santrale karşı 3 yıldır mücadeledeyiz. Bu mitingi gerçekleştirme sebebimiz, 21 Aralık’ın ÇED için son gün olması. Şirket 21’ini bekliyor, o gün Bakanlık’ta ÇED görüşülecek. Bu yapacağımız 3. miting olacak. Artık bunun son miting olmasını istiyoruz. 26 Kasım’da akın akın Gerze’de toplanacağız. Bu miting mücadelemizin taçlandırılması olacak. 3 yıllık direnişimizin, coplanmaların, tutuklanmaların sonunda kazanacağımıza inanıyoruz. Mitinge en az 10 bin kişinin katılımını bekliyoruz. Her görüşten insanı bekliyoruz mitingimize. 9 Nisan’da Ankara’da binlerce kişinin katıldığı bir miting düzenlemiştik. Bu ondan da kalabalık olacak. Siyasi partiler, dernekler, odalar, sendikalar, muhtarlar, kooperatifler katılacak. Yakın illeri gezerek kurumlarla toplantılar düzenledik. Sadece Sinop’tan 60 kurum mitinge katılacağını söyledi. Bu sayı gün geçtikçe artıyor. Bu miting sayesinde tepkimizi önemli ölçüde dile getirmiş olacağımıza inanıyoruz.” SALDIRGANLAŞAN SİSTEME KARŞI GERZELİLERİN YANINDAYIZ Emekçi Hareket Partisi Merkez Komite üyesi Gökhan Asan ise şu değerlendirmeleri yaptı: “Gerze’de hükümet ve şirketlerin işbirliği bir kez daha ortaya çıktı. Şirketler, IMF ve bankalardan yüksek kredi alabilmek için termik santral veya hidroelektrik santral (HES) yapmaya çalışıyorlar. Çünkü termik santral veya hidroelektrik santral yapmanın maliyeti, alacakları krediye oranla çok düşük. Hükümet de şirketlerin bu planların işbirlikçisi oluyor. Santralleri rahatça yapabilmeleri için ÇED olumlu raporları düzenleniyor. Yapımı mahkemece durdurulan santral inşaatlarında sondaj çalışmalarının başlatılmasına göz yumuyor. GERZELİLERİN İZNİ OLMADAN TERMİK SANTRAL YAPILAMAZ Termik santrali özellikle Gerze’ye yapmak istemelerinin nedeni ise limana yakın olması nedeniyle Rusya’dan ucuza kömür getirebilme şansının olması. Bu durum, Solaklı da olsun, Gerze de olsun kapitalizmin daha da saldırganlaşması anlamına geliyor. Gerze’yi gidip gördük, sahte ÇED olumlu raporları hazırlanmış, bilimsel görüş alınmamış. Zaten, bilimsel olarak uygundur dense bile halktan da izin alınması gerekiyor. Ancak Gerze’de tamamen hukuksuz uygulamalar yapılmış. Gerzeliler yapılanların altında yatan gerçekleri biliyorlar, halk artık politik. Biz Emekçi Hareket Partisi olarak 26 Kasım mitingine pek çok ilden katılım sağlayacağız. İstanbul’da miting öncesi 23 Kasım’da Gerze’deki hukuki süreci takip eden Avukat Yakup Okumuşoğlu, Solaklı’daki HES direnişçisi Murat Sarı ve Yarın gazetesi köşe yazarı Gülsüm Kav’ın konuşmacı olarak katılacağı bir panelimiz olacak. Panele İstanbul’da bulunan Sinop derneklerinden de katılım olacak. Ayrıca panelimiz dışında, tüm illerde yaptığımız siyasi durum değerlendirme toplantılarında enerji kullanımı konusunu gündem ederek mitinge hazırlanıyoruz. ‘Doğayla Barış, Patronlarla Savaş’ sloganımızın yer aldığı afişlerimiz ise yaygın olarak yapılıyor.” YARIN GÜNCEL


04 SIYASET

0422EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

Gensoruya red operasyona devam

KCK operasyonları hakkında mecliste bulunan siyasi partiler arasındaki tartışma devam ediyor. BDP’nin, son dönemde yaptığı açıklamaları ve uygulamaları nedeniyle İçişleri Bakanı hakkında Anayasa’nın 98. - 99. ve TBMM İçtüzüğü’nün 106. maddesi gereği verdiği gensoru önergesinin reddi üzerine tepkiler büyüdü.

Bedelli netleşiyor

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in görüşmesinde ana hatları belirlenen bedelli askerlik düzenlemesine ilişkin yasa tasarısı Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı. Tasarı, imzaların ardından TBMM’ye sevk edilecek; komisyon ve Genel Kurul’da görüşüldükten sonra yasalaşacak. Tasarının son şeklinde Genelkurmay’ın alt sınırın 35 olması talebi, sonraki çalışmalarda 30’a kadar düşürüldü. 40 yaşın üzerindeki yükümlülerin askerlik yapmaması, 40 yaş altındakilerin ise 21 gün silahaltına alınması öngörülüyor.  Yaklaşık 400 bin kişinin yararlanabileceği bedelli askerlik için ödenecek meblağ 25 bin lira ya da 10 bin Euro olarak belirlendi. Bu miktar 4 eşit taksitte de ödenebilecek. Ödeme gücü olmayanlar için ise çeşitli formüller geliştirildi. 400 bin yükümlünün tümünün başvuruda bulunması durumunda 10 milyar lira toplanacak.

ankara can çoksöyler

AKP’liler CHP ve MHP ile yan yana gelip BDP’yi yalnız bırakma çağrısı yaparken, BDP’li vekillerin itirazları oldu. Konuşma yapan AKP, BDP, CHP ve MHP vekilleri gensoru üzerine fikirlerini açıklarken tartışmalar büyüdü.

AKP: MHP ve CHP de itiraz etsin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, hakkında verilen gensoru önergesinin reddedilmesinin ardından yaptığı açıklamalar, MHP ve CHP ile ortak tavır almaya yönelik oldu. Şahin, verilen gensoru önergesi üzerine konuşurken “Onların ne söylediğini tersten okursak, doğruyu bulma gibi bir formülümüz ve şansımız var. Ancak MHP ve CHP’nin aynı izden giderek burada sunuş yapmasını da yüce millete havale ediyorum’’ dedi. KCK operasyonlarını kast ederek “Ülkede yürütülen terörle mücadeleyi yalnızca Ak Parti seçmeni desteklemiyor. CHP, MHP ve hatta BDP seçmeni de destekliyor” diyen İdris Naim Şahin, KCK’nin örgütlenme yapısını şu şekilde açıkladı: “Bu yapılanmanın siyaset akademesi, bizzat terörist başının talimatları çerçevesinde, örgütsel

eğitim merkezlerinin kurulması olarak gerçekleşmiştir. Siyaset akademilerinde verilen dersler, kırsalda PKK’ya verilen derslerin devamı niteliğindedir ve KCK kadrolarına üst düzey yönetici yetiştirilmektedir”. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bitlis’te katıldığı radyo programında KCK tutuklamalarını işaret ederek “Kimseyi yok yere tutuklamıyoruz” diyerek yüzlerce tutuklamayı haklı göstermeye çalıştı. Ayrıca “KCK paralel devlet yapılanmasıdır. KCK tutuklamaları da hükümetin değil, yargının karar verdiği tutuklamalardır.” diye açıkladı.

susturulduğunu ve hedef haline getirildiğini belirtti. Buldan, ‘’Bu iktidar döneminde, can güvenliğimizi koruması gereken kendi polisiniz tarafından öldürülebilir ya da felç bırakılabilirsiniz. Üstelik bunu yapan da hiçbir yaptırıma tabi tutulmadan yeni kurbanları avlamak için hayatını sürdürebilir. Ülkenin ‘öteki yurttaşı’ olduğunuz için temel haklardan mahrum bırakılabilirsiniz’’ dedi. Yapılanların darbe niteliği taşıdığını vurgulayan Buldan, ‘’Ülke tarihinin hiçbir döneminde bu kadar siyasi tutuklama olmadı. İçişleri Bakanı, işgal ettiği makamı bırakmalı” dedi.

BDP: Ülke tarihindeki en yoğun tutuklama “Kendimi ihbar ediyorum. Ben de bu suçu işledim, işliyorum” kampanyası çerçevesinde ilk olarak kendini savcılara ihbar eden BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan’ın “paralel devlet” iddiaları hakkında şöyle konuştu: “Paralel devlet cemaatin, AKP’nin ta kendisidir. Kendilerine verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı mutluyum.” Gensoru üzerinde BDP grubu adına konuşan Grup Başkanvekili Pervin Buldan, ülkede özgürlükler kısıtlanırken, muhalif kesimin sesinin

MHP’den KCK operasyonlarına tam destek geldi MHP milletvekili Oktay Vural, KCK operasyonlarını desteklediğini ve BDP’nin gensoru önergesini reddettiklerini belirtirken, Başbakan’ın kendilerine yönelttiği “sizi de desteğe bekleriz” açıklamalarına tepki gösterdi. Oktay Vural “Sayın Başbakan, KCK operasyonlarının ne olup olmadığını bize değil de açılım toplantıları yaptığın, uçağına aldığın insanlara sor. Senin açılım pazarlamanı yapan, köşelerinde, programlarında senin politikalarını destekleyenler, bu konularda

Türkiye-Suriye atışması sürüyor Bir dönemdir süren ve Libya’nın devrik lideri Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra da ateşlenen tartışmalar, Ortadoğu’da patlayabilecek bir savaşın ön sürecini çağrıştırıyor. Sırayla yönetimlerin devrilmesi, Libya’ya Nato’nun çıkartması, bölgeyi yeni bir savaş mı bekliyor sorusunu akıllara getirdi.

Erdoğan’dan tehdit Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği, Dolmabahçe Sadan etkilenecektir. Onların yarayı Medhal Salonu’nda ger- Gün gelecek sen de gideceksin. şayacağı kriz bizimkinden de çekleştirilen “II. Afrika Kıtası Çünkü o koltuklar baki değil. büyük olacaktır “ diyen Beşar Müslüman Ülke ve Topluluk- O koltuklar geçicidir. Biz bunu Esad gerekirse savaşarak öleları Dini Liderler Zirvesi”nin çok söyledik” dedi. ceklerini söyledi. açılış konuşmasını yapan Başkiye Tür de ne , ABD “Ne bakan Erdoğan, Suriye’deki Erdoğan mecliste yalnız istediğini alacak” son gelişmeleri değerlendirdi K’sının yaptığı açıkSuriye Başkanı Beşar Esad CHP MY ve Esad’ı ‘uyardı’. Aynı kıbleye akanın ABD’nin Başb ise yaptığı açıklamalarda her lamada bakan bu insanların öldürülkolluğunu’ üstlendidefasında Türkiye’yi ve Baş- ‘ileri kara mesine seyirci kalmayacaklarıldü. CHP Genel bakan Erdoğan’ı hedef alıyor. ği öne sürü e, ye’d Suri , oğan Erd eyen nı söyl Yardımcısı ve Parti Türkiye’nin bölgede tampon Başkan nca insa a dah en, istey ı hakların ül Ayman Güler e oluşturmak istediğini Sözcüsü Birg bölg ı, karş lere eden bir yaşam talep lamada Erdoğan’ın belirten Esad, içerideki isyanın yaptığı açık tankların, topların, silahların sen de gideceksin’ cek, gele bu devletlerin desteğiyle ger- ‘gün ateşlenmesini asla ve asla insaı “Biz de diyoruz karş e çekleştiğini, Türkiye, ABD ve sözlerin ni görmüyoruz. Aynı kıbleye zulmeden, yolsuzİsrail gibi devletlerin , karışık- ki halkına peyun O’n ve h’a Alla en, dön yuman, hukuku lık bahanesiyle Suriye’yi işgal luklara göz ın, nlar insa an inan ne beri gam her yönetici gidecek etmek istediklerini belirtiyor. çiğneyen ul kab i esin rülm öldü bu şekilde n önce Sayın er herhangi bir ülke bizim buna herkeste “Eğ diil.” değ kün il’’ sözlerini etmemiz müm ımızdan faydalanmak Başbakan’da dah nlar soru , larla tank a yen Başbakan ,”Am yarın siyaset isterse, o ülke de bu durum- sarf etti. toplarla iktidar bir yere kadar.

neler demiş acaba? Önce kendi içine bak. Senin Ertuğrul Günay,  ‘Büyük kaygıyla izliyorum’ diyor. Şimdi kime güvenelim? KCK kimin zamanında gelişti, palazlandı” dedi.

CHP: Şahin’in konuşması tehlikeli CHP adına konuşan Gökhan Günaydın, “Şahin konuşmayı seviyor ama bir İçişleri Bakanı için çok tehlikeli olacak şekilde konuşmanın şehvetine kapılıyor” dedi ve Bakan Şahin’in açıklamalarının tehlikeli olduğunu vurguladı. EHP: KÜRTLERSİZ ÇÖZÜM OLMAZ EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, AKP’nin Kürt halkına karşı ağır bir inkar ve imhayı sürdürdüğünü ifade etti. “Bu sürecin içinde ezilen halkların yanında olmak herkesin görevidir. Kürt halkıyla ilgili her gün yeni bir inkar ve imha politikası devreye giriyor. Bu kan deryasının durmasının çözümü bu değildir. Egemenlere karşı gerçek bir set kurmamız lazım. BDP başta olmak üzere mecliste Kürt hareketi her türlü çözüm önerisini getiriyor. Meclis de Kürt hareketinin çözüm önerilerini dikkate almalıdır. Kürt sorununda muhatap Kürtlerdir. Kürtlersiz çözüm olmaz. Herkesi çözümden yana olmaya davet ediyoruz.” dedi.

CHP’de Dersim krizi yatışıyor CHP’li Hüseyin Aygün’ün, “Dersim katliamı nın sorumlusu devlet ve CHP’dir.” sözleri üzerine CHP içerisinde başlayan tartışmalar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun müdahalesiyle son buldu. Tartışma sürdükçe CHP’nin zarar gördüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu, milletvekillerinden bu konuda açıklama yapmaktan kaçınmalarını istedi. Başta Haluk Koç ve Nur Serter olmak üzere bazı milletvekilleri bu konuyla ilgili Aygün aleyhinde açıklamalar yapmıştı. Basına kapalı gerçekleşen CHP Grup top lantısında Haluk Koç, ‘6 gün boyunca sessiz kalmakla’ suçladığı parti yönetimini açıklama yapmaya çağırırken, Nur Serter de parti politikalarına aykırı açıklama yapıl maması gerektiğini belirtmişti. İsa Gök ise“CHP tarihi altın harflerle yazılan bir tarihtir. Bu tarihe hiç kimse ama özellikle vekil olan veya CHP’li aile bireyleri bu tarihe ithamlarda bulunmamalı. Hele ki Büyük Önderimiz Atatürk’e hiçbir şekilde hiçbir ithamı kabul etmek mümkün değil. Bu hassasiyeti öncelik le birinci görev olarak partimizin Genel Merkezi’nin hissetmesi ve yaşama geçirmesi gerekmektedir. Parti ta banımız büyük bir üzüntü içerisindedir. Partimizin ve Büyük Önder Atatürk’e parti içinden son günlerde tarihi olaylar çarpıtılarak ağır suçlamalarda bulunulmaktadır. Bunu kabul etmiyoruz. Ama sorun partili olmayanların partide söz söyleme makamına getirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Genel Merkez bu olumsuzluklara karşı bir düzeltme yapmak zorundadır. Parti sahipsiz değildir. Bu partinin sahibi gerçek CHP’liler ve oy veren 12 milyon seçmendir.” açıklamasını yaparken, Nur Serter ise “Ben her türlü düşünce ye saygılıyım ve benim de kendime göre düşüncelerim var ama partiye zarar vermesin diye seslendirmiyorum. Fakat baktım ki konuşanlar zarar veriyor ve ben su sarak bunu engelleyemiyorum, bundan sonra ben de konuşacağım.” ifadelerini kullanmıştı. ankara halil altunpolat

Bekir Bozdağ: Parayı getiren yararlanır Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ “İster altın bozdurur, ister kredi çeker, ister kredi kartından çeker. Sonuçta parayı getiren bedelli askerlikten yararlanır” diyerek son günlerde gündemde olan “kredi kartı ile ödeme yapılacak mı?” sorusuna olumsuz yanıt vermiş oldu. CHP: Ya parası olmayan? CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzacebi, CHP’nin bedelli askerlik üzerine görüşünü şöyle açıkladı: “Biz tasarının istediğimiz çizgide olabilmesi için gerekli önerilerimizi TBMM’de yapacağız. Yoksul olan vatandaşlarımız bundan nasıl yararlanacak? Düzeltme yapılırsa sorun kalmaz sadece farklılığımız yaş konusunda olabilir, yaş konusunu ayrıca tartışırız. “ Gül: Toplumun vicdanı önemli Çankaya Köşkü’nde bedelli askerlikle ilgili soruları cevaplayan Abdullah Gül, “Bununla ilgili çeşitli bilgiler bana verildi. Ben de bazı düşüncelerimi aktardım. Niyahetinde siyasi irade bunu oluşturuyor. Son şeklini aldıktan sonra duyurulacak. Çeşitli düşünceler ve büyük bir beklenti var. Toplumunun vicdanının kabul edebileceği bir şekilde düzenlemesi önemli. Gelecek gelirlerle ilgili, vicdanları en iyi şekilde karşılayacak şekilde düzenleme yapılıyor” dedi. ANKARA SEÇKİN ERDOĞAN

Tüm anneler ağlıyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,  ‘Eşi Vefat Etmiş Kadınlar İçin Sosyal Yardım Programı Toplantısı’nda konuşma yaptı. Erdoğan burada yaptığı konuşmada BDP’li kadın milletvekillerinin gerilla cenazelerini istismar ettiğini iddia etti.

“Taş Kalpliler” BDP’li kadın milletvekillerine “taş kalpliler” diyerek seslenen Erdoğan, “Son günlerde BDP’li milletvekillerinin özellikle kadın milletvekillerinin terörist cenazelerini istismar noktasında ciddi tahrik eylemlerinin içine girdiklerini görüyoruz.” dedi. Anneler hakkında konuşmaya devam eden Erdoğan, “O kadın milletvekillerinin maalesef ağlayan, ağıtlar yakan anneleri istismar edecek kadar kalpleri taş haline gelmiş, bunları görmez durumda olmuşlardır. Eğer ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ sözünü anlamayanlar varsa işte gitsinler merhum Hatice kardeşime baksınlar.” dedi. Pervin Buldan: Hedef gösteriliyoruz BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın BDP’li kadınları, kadın milletvekillerini hedef aldığını söyledi. “Başımıza geleceklerden Başbakan ve AKP hükümeti sorumludur” diyen Buldan, kendilerine şiddet uygulandığını belirtti. Buldan şöyle devam etti: 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele günü etkinliklerini gerçekleştirdiğimiz bugünlerde bu ülkenin Başbakanı, Kürt kadınlarına karşı açıkça şiddet uygulamaktadır. ‘2006’da kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılır’ diyen, kadın erkek eşitliğine inanmadığını söyleyen, ‘kadının yeri evidir’ anlayışını sergileyen, ‘en az üç çocuk’ öneren Başbakan’ın kalkıp, kadın haklarından söz etmesinin hiçbir samimi, inandırıcı tarafı yoktur. Başbakan, annelerin acısından söz ediyor, BDP’li kadınları suçluyor. Öncelikli olarak madalyonun iki tarafının olduğunu Sayın Başbakan’a hatırlatmak isteriz. Bu ülkede yaşanan savaşın bir sonucu olarak Türk-Kürt bütün anneler ağlıyor, bütün ocaklara ateşler düşüyor. Hiçbir annenin acısı bir diğerinden fazla ya da eksik değildir. ANKARA KÜBRA USTA


05

22 KASIM 2011 YARIN

Başka ‘adalet’ isteyen var mı? “Ben suçsuzum hakim bey” cümlesi birçok yerde konu olurken, artık hali hazırda tutuklu bulunan birçok insan “Benim suçum ne?” demek durumunda kalıyor. Çünkü insanlar suçu belli olmasa da tutuklanıyor, suçları sonra sonra ortaya atılıyorsa da pek çok kere kimse buna ikna olamıyor. karıldı. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde öğleden sonra başlayan duruşmada ilk olarak söz alan tutuklulardan Cemal Bozkurt, Hanefi Avcı ile aynı mahkeme salonunda yargılanmak istemediğini belirterek, “Devrimcilerle birlikte Hanefi Avcı bu salonda yargılanamaz. Aksi takdirde duruşmanın yürütülmesine izin vermeyeceğiz” dedi.  Bozkurt, sosyalistleri itibarsızlaştırmak için Hanefi Avcı ile birlikte yargılandıklarını söyledi.

istanbul can çoksöyler

Sıra Kimde İnisiyatifi diye bir ortaklık var. 21 Eylül 2010’da eş zamanlı operasyonda, aralarında SDP Genel Başkanı ve TÖP Sözcüsü’nün de olduğu 14 kişi tutuklanmış, 21 kişiye “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla dava açılmıştı. Ancak 13 Nisan 2011’de başlayabilen dava sürecinin ise 17 Kasım’da 3. duruşmasına gelindi. Bu süreçte hala durum netleşmekten uzak görünüyor. Halen daha 12 tutuklu varken, sanık sayısı 57’ye çıktı. Bu tutuklamalar üzerine kurulan inisiyatif birçok siyasi parti ve dernekten oluşuyor ve diğer şaibeli tutuklamaların yanı sıra 21 Eylül Komplosu dedikleri süreçle ilgileniyorlar.

Peki suç ne? Bu kişilerin suçu aslında ‘şüphe çekmiş’ olmaları. Ortada neyin ne olduğuna dair net bir delil olmasa da savcının şüphelenmesi sonucu bir düzine insan tutuklu bulunuyor. Tıpkı KCK, tıpkı Hopa tutuklularınki gibi. Daha çok sosyalist görüşte olan siyasi parti, platform ve benzeri yapılara üye olan bu insanların ortak tarafları ise Ergenekon’a karşı olmaları. Çelişki ise Ergenekon’a bağlı olduğu iddia edilen Devrimci Karargah örgütünün üyesi olmakla suçlanıyor olmaları. Biraz karışık gelse de soruşturma süreciyle işler daha da karmaşık hale geliyor. Nasıl şüphe çekilir? İlk operasyonda tutuklanan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan’a ifadesinde ne Devrimci Karargahla ne de Ergenekonla ilgili bir soru sorulmuş. İfadeyi alan Terörle Mücadele Şubesi polisleri o dönem tartışma sürecinde olan içinde SDP

Davanın bir tutarlılık sorunu yaşadığı daha soruşturma aşamasında ortaya çıkıyor. Ortalama 1 ile 1,5 yıl arasında yapıldığı anlaşılan teknik takipte yanlışlıkla “karargah” kelimesini kullananın vay haline.

ve TÖP’ün de bulunduğu birleşme çalışmalarını merak etmişler. Boğazda gemi kaptanlığı yapan bir arkadaşının arayıp “Neredesin, İstanbul’u düdüklüyorum” demesini, bir şifreli konuşma addedip “İstanbul’u düdüklemekle ne demek istiyor, neyin şifresi bu?” diye bir soru bile yöneltmişler Tuncay Yılmaz’a.

“Biri karargah mı dedi?” Davanın bir tutarlılık sorunu yaşadığı daha soruşturma aşamasında ortaya çıkıyor. Ortalama 1 ile 1,5 yıl arasında yapıldığı anlaşılan teknik takipte yanlışlıkla “karargah” kelimesini kullananın vay haline. Eski arkadaşlarıyla telefonda konuşan Kemal Hamzaoğlu, sormuş “Neredesiniz? Kadıköy’e gelin de görüşelim.” diye. Onlar da “Maltepe’deyiz, gelemeyiz bu saatte.” demiş. Hamzaoğlu da, “Ulan karargah yaptınız oraları” demiş ardından başına gelecekleri bilmeyerek. Tabi sorguda ona da “Devrimci Karargah’a ne zaman üye oldun? Seni kimler tanıştırdı?” gibi sorular sormuşlar. Hanefi Avcı da yargılanıyor Dönemin işkenceci emniyet

mensuplarından Hanefi Avcı da davada yargılananlar arasında. Devrimci katili olarak bilinen Hanefi Avcı emniyet içinde birçok farklı il ve mevkide görev yapmış, dönemin devrimcilerine zulüm etmeyi görev bilmiş birisi olarak tanınıyor. Mersin Siyasi Şube Müdürlüğü yaptığı 1980’de 1 Temmuz günü gözaltına alınan Devrimci-Yol’cu Ali Uygur’a yaptıkları hala hafızalardadır. O dönem gözaltında kayıp vakaları artmıştır ve Uygur da onlardan biridir. Birlikte gözaltına alınan 4 kişiden biri olan Uygur için önce “bizde öyle biri yok” demiş, sonra “yer gösterirken kaçtı” demişlerdir. Mersin halkını ayağa kaldıran bu kaybetme olayının basıncıyla Uygur’un mezarının yerini göstermek durumunda kalmışlardır. Bu kaybetme olayının baş sorumlusu Hanefi Avcı ise Uygur’un bulunması için gelen yoldaşlarına, Ali Uygur’un ayakkabısının tekini göstererek “Bu ayakkabının sahibini tanıyor musun?” diye sorar. İşkenceye direniş gösteren herkese “Sizin de sonunuz Uygur gibi olur, ayakkabınız burada kalır” dediği de bilinmektedir. Geçtiğimiz 5-6 yıl içerisinde

de ‘tövbekar’ olur, işkenceden geçirdiklerinden ‘özür diler’ ve Eskişehir Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemde “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adında bir kitap yazar.

“Avcı dışarı” Geçtiğimiz gün gerçekleşen davada, yargılananlar Hanefi Avcı’nın duruşmadan çıkartılmasını istediler. Hanefi Avcı’nın duruşma salonundan çıkarılmasını isteyen sanıklar, mahkeme başkanı tarafından salona çağırılan jandarma tarafından yaka paça dışarı çı-

Tutukluluğa devam Dava sonucunda ise tutuklulukların devam etmesine karar verildi. Devrimci Karargah davasında “Ben Devrimci Karargah üyesiyim ve yöneticisiyim” diyenler salondan çıkartıldı. Mahkeme ‘Devrimci Karargah’çılarsız devam ederken, içeride kalan diğer tutuklular ise bahsi geçen örgütle bir bağlarının bulunmadığını bu davanın delillerinin mahkeme tarafından dahi yeterli bulunmazken, düzmece bir davayla tutuklu bulunduklarını ifade etmeye devam ettiler. Sıra Kimde İnisiyatifi ise geceye kadar süren davada adliye önündeydiler ve tutukluları yalnız bırakmadılar.

avukat Ercan Kanar: Biz bugünkü davada önemli ölçüde tahliye bekliyorduk. Ancak bugünkü klasik, şablon karar, hayali delillerle, komployla, bu insanların tutukluluklarını devam ettiriyor. avukat İbrahim Ergün: Savunmalar, avukatların görüşleriyle de davanın çürümüş olduğu açığa çıksada tahliye kararı verilmedi. İleriye dönük beklentilerimiz doğrultusunda sonuçlanmadı. Bu da bu davanın siyasi bir dava olduğunu ortaya çıkartıyor. Karar da siyasi bir karar oldu. EHP Genel Başkan Yardımcısı Emre Öztürk: 14 aydır nelere bağlı olarak tutuklu oldukları belli olmayan arkadaşlarımız, 4 ay daha tutuklu kalacaklar. Tabi bundan sonra hangi hukuki zeminde hesap verilecek belli değil. Biz de bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Medyanın kontr-gerillaları iş başında

Festus Okey’in ailesinin müdahilliği kabul edilmedi 3 yıl önce İstanbul’da, gözaltında, polis kurşunuyla ölen Festus Okey’in ailesine ulaşıldı. Ancak duruşmada ailesinin müdahilliği kabul edilmedi. Davayı izleyen Göçmen Dayanışma Ağı, Okey’in Nijerya ve Güney Afrika’daki ailesine ulaştı. Kardeşi; Avukat Burcu Özaydın, Muhsin Kemal Şimşek, Can Atalay ve Alptekin Ocak’a vekâlet verdi. Vekâlet bugün ki davada sunuldu, ancak Festus Okey’in kardeşinin müdahillik başvurusu kardeşi olup olmadığı belli olmadığı gerekçesiyle reddedildi.  Çağlayan Adliyesi İstanbul 21. Ağız Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı Mehmet Nuri Gür, tutuksuz yargılanan  polis Cengiz Yıldız hakkında “taksirle adam öldürme” suçundan üç ila altı yıl arasında hapis cezası istedi.  Okey, 20 Ağustos 2007’de Beyoğlu Polis Merkezi’nde, polis Cengiz Yıldız’ın silahından çıkan kurşunla öldü. İlk duruşma ise 27 Kasım 2007’de görüldü. Mahkeme, cinayetin ‘kasten adam öldürme’ye girdiğini belirtip görevsizlik verdi. Yıldız, ‘müebbet’le yargılanmaya başladı. Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne alınan davada, sanık avukatı, Okey kimliğinin sahte olduğunu, kaçak vizeyle geldiğini idea etti. O tarihten beri Okey’in kimliğiyle ilgili Nijerya Büyükelçiliği’nden yanıt bekleniyor. yarın güncel

Önceki gün Zaman Gazetesi’nin yaptığı haber başkaca gazetelerde televizyonlarda ve internet sitelerinde de yer aldı. Konu bir babanın polis kışkırtmasıyla oğlunu sokak ortasında eylemden çıkarma çabası. Haber çıkacak diye can çekişen, linç edilen kişilerin etrafına doluşan kameralar herkesi rahatsız etmiş, medya etiği diye bir tartışmayı kısa süre de olsa çıkartmıştı. Önceki gün Zaman Gazetesi’nde yayınlanan “Babanın Feryadı: Bunlar terörist yetiştiriyor” haberi ve diğer sitelerdeki tezahürleri akıllara “bu da medyanın kontr-gerillası mı?” sorusunu getirdi. Haber içeriği ise aslında üstü kapalı bir şekilde kendini ele veriyor. Sağ görüşlü babanın oğlu legal sol bir yapıda lise mücadelesi vermektedir. Üniversitelerde ekseriyetle yaşanan olay başlarına gelir ve baba emniyetten bir polis tarafından, oğlunun özlük hakları hiçe sayılarak, “çocuğunuza terörist oldu” telefonu alır.

Provokasyona medya desteği Demokratik hakkını kullanmaktan başka bir şey yapmayan genci emniyet kendi eliyle durduramazken ailesiyle durdurmak en kolayıdır. Haberin devamında babanın oğlunu eylemlerde aradığı yazıyor. Her eylemde gidip buluyor olması ise babanın hala emniyet tarafından yönlendirildiğini gösteriyor. Eylem alanına geldiğinde babanın provokasyonu ise ‘babanın feryadı’ şeklinde haberde yer buluyor. Çevredekiler eyleme saldırma girişiminde bulunuyor ve bu saldırıyı ‘polis engelliyor’. Beyni yıkanan kim? “Peki, burada beyni yıkanan kim?” sorusu bu sefer akıllara geliyor. Doğru geldiği şey için demokratik haklarını kullanan genç mi, emniyetin yönlendirmesi ve iki taraflı hareketiyle protesto yapanlara karşı vatandaşı kışkırtan bir provokatör olan baba mı? yarın güncel

Gülsüm Kav

Bilim ve eylem Avrupa semalarında son birkaç haftadır başka bir hayalet dolaşıyordu. Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya ve Avusturya’dan sonra Fransa’da da havada normalden daha yüksek oranda iyot atığı saptanmış ama radyoaktif atığın nereden geldiği bir türlü tespit edilememişti. Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu‘ndan yapılan açıklamada, düşük seviyeli radyoaktif atığa Macaristan’daki bir izotop üreticisinin neden olduğunu belirtildi. İşte görüldüğü gibi izotoplar durduğu yerde kalmıyordu. Bu durum izotopların enternasyonalist olmasından kaynaklı değil elbette. Bu basit bilimsel bir gerçek; radyaoaktif madde yayılır; Çernobil olur, Fukuşima olur. Diğer bilimsel kötü gerçekler gibi. Radyasyondan ölmemeyi başarsak bile, bu düzen bu haliyle giderse dünyanın şu ya da bu bölgesi değil gezegenin tümünü bekleyen iklim felaketi bilimsel gerçeği gibi. Bilim insanları bizi dünya ikliminde son elli yıldır görülen değişim konusunda uyarıyorlar. Dahası uyardıkları felaketleri tek tek yaşamaya başladık; tsunami, kasırgalar, küresel ısınma somut hayatımız oldu. Artık mesele ciddi bir iklim değişimi olup olmaması değil, büyüklüğünün ne kadar olacağı ve ne kadar süremiz kaldığı. Kapitalizmi durdurmaz isek, üzerinde yaşayabileceğimiz bir dünya; gezegen kalmayacak. Bunu sadece kapitalizmi yıkmak isteyenler söylemiyor. NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün başkanı türlerin kitlesel yokoluşunu önlemek için küresel ısınmayı durdurmak gerektiğini söylüyor. Küresel ısınmayı yaratan ise kapitalizmin dizginsiz büyüme arzusu ve yarattığı kirlilik. Genel olarak toplumun tüketim alışkanlıklarının düzenlenmesi de gerekli ama herhalde şirketlerin yarattığı bu devasa kirlilik ortadayken, bu bir adım sonra gelir. Peki dünyayı yok oluşa sürüklerken kendilerin de bindikleri dalı kestiklerinin farkında değiller mi bu patronlar? Farkında olmamaları mümkün değil, onlar da bu dünyada yaşıyorlar. İşte kendi kurumları araştırma sonuçlarını açıklıyor. Ama farkında olmak onlar için fark etmez çünkü bu “akrep”kendileri zaten. Başka türlü yaşayamazlar. Üretimde kirletici süreçleri düzeltseler kârları düşer, rakiplerine göre satışları düşer. Hele ki bir patron erdemli davranmaya görsün, o patron yok olur. Bunu biliyorlar ve bu kadar tuhaf olan bir davranışı gösteriyorlar; apaçık biçimde kar ve üretim çarkı işlesin diye mahşer yaratma riskine giriyorlar. Bilim ne diyorsa tam tersini yapıyorlar. Bilerek taammüden yapıyorlar. Görerek yapıyorlar. Tıpkı Türkiye’nin bütün derelerine saldırıda olduğu gibi. HES’ler için derede bırakılacak su miktarı ile ilgili bilimsel hiçbir çalışma olmadığı halde süratle HES inşaatlerine saldırıyor şirketler. Kapitaliste bilim lazım değil ki zaten. Yapımı tamamlanmış HES’lerin oradaki doğayı ne hale getirdiği de apaçık ortada. Doğa da mı lazım değil kapitaliste? Lazım elbette. Doğa bütün insanlığa lazım ama kapitalizmin tabiatla barışması kendi doğasına aykırı. Hele ki 2008’den bu yana yaşadığı son kriz ve çöküş psikolojisi içinde, en çok bildiği-en iyi öğrendiği şeyi; sömürüyü ve tahrip etmeyi en üst düzeyde denemek zorunda. İşte anti-kapitalistler sebepsiz yere değil, bu düzeni bizzat bu nedenle de yıkmak istiyor. Çevresel sorun dediğimiz bütün bu konular politiktir. İkincisi dünya çapındadır. Üçüncüsü acil çözüm gereklidir. Bütün insanlığı ve doğayı kurtarmanın yolu da bugün hala sosyalizmdir. Sermayeyi yenilgiye uğratmanın başka bir yolu yoktur ve eğer geçmişte sosyalizm bunu başaramadıysa, başarıya ulaşan bir sosyalizm için mücadele etmek aynı zamanda dünyayı kurtarmak için yükümlülüğümüzdür. Bilim ve eylem bizim kılavuzumuzdur. gulsumkav@gmail.com

İmamın Ordusu tüm kitapçılarda Ahmet Şık’ın basılmadan imha edilen İmam’ın ordusu adlı kitabı, “000Kitap” adı ve 125 yazarın desteğiyle yayımlandı. Ahmet Şık’ın “emniyet içindeki sağcı kadrolaşmayı” anlattığı İmam’ın Ordusu kitabı, Postacı Yayınları tarafından “000Kitap” adıyla yayınlandı. Alt başlığı “Dokunan Yanar” olan kitabın basılması ve dağıtılması yasaklanmıştı. O dönemde kitabın kopyası internette düşmüş ve 100 binden fazla kişi tarafından indirilmişti. 000Kitap’ın 16 Kasım’da İstanbul Kitap Fuarında 125 yazarın imzasıyla birlikte Pen Kitapevi’nin standında basın açıklamasıyla birlikte tanıtımı yapıldı. 1996 yılında gözaltında işkenceyle öldürülen Evrensel Gazetesi yazarı Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe de basın açıklamasına katılanlar arasındaydı.

Kitap aynı zamanda 1 Aralık tahinde kitapçılarda yerini alacak. 125 yazarın arasında Arat Dink, Aslı Erdoğan, Ayfer Tunç, Can Dündar, Ece Temelkuran, Ertuğrul Mavioğlu, Gaye Boralıoğlu, Pınar Öğüç, Özgür Mumcu, Tuğrul Eryılmaz, Murathan Mungan, Yıldırım Türker gibi bir çok yazar, gazeteci, akademisyen var. Yazar, çevirmen ve gazetecilerin kitabın baskıya hazırlanmasını kolektif bir biçimde üstlendiği belirtildi. yarın güncel

 “Vicdanınız el veriyorsa reddedin” Avrupa Konseyi’nin de düzenlenmesini önerdiği ‘vicdani ret’ konusundaki uygulamanın taslak hali hazırlandı. Defalarca aynı konudan dava açılma kalkacak, askerlik süresinin iki katı kamu hizmeti gelecek. Vicdani ret talebinin gittikçe artması ve AİHM’nin Türkiye’yi bu konudan mahkum etmesi sonucu hükümet düzenleme yapmaya karar verdi. Avrupa’ya uyum süreci kapsamında görüşülmeye başlanan ‘vicdani ret’ düzenlemesinde TSK ‘caydırıcılıktan’ yana. TSK’nın ilk güvendiği konu mahalle baskısı. Askerlik yapmamanın toplum tarafından olumsuz karşılanacağını düşünen TSK bu durumun en öndeki caydırıcı dayanak olacağını düşünüyor. Bir diğer konu ise kişinin zorunlu askerlik süresinin iki katı kadar zorunlu kamu hizmeti yapmasının öngörülüyor olması. Ayrıca maaş olarak ise günde ancak 1 TL alacak. Böylece üniversite mezunları 12 ay, 12 ay askerlik yükümlülüğü olan 24 ay, uzun dönem yapacak olanlar ise 30 ay zorunlu kamu hizmeti yapacak. yarın güncel


06 EMEK

0422EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

İşsiz öğretmenler atama istedi 19 Kasım’da, ataması yapılmayan yüzlerce öğretmen, Türkiye’nin dört bir yanından gelip, hükümete öğretmenleri atamadığını ve verdiği sözleri tutmadığını söyleyerek tepki gösterdi. “Ücretli öğretmenliğin kaldırılması ve kadrolu-güvenceli iş” talebiyle eylem düzenleyen ataması yapılmayan öğretmenler, 24 Kasım’da 44 bin atama istedi.

Polyplex’de 5 işçi işe iade davasını kazandı

Petrol-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan 5 Polyplex işçisi işe iade davasını kazandı. Çorlu İş Mahkemesi Polyplex Europa işyerinden haksız nedenlerle işten çıkartılan 5 sendika üyesi işçinin işe iadesine karar verdi. Polyplex Europa işvereni işten çıkartılan 5 işçiyi geri almaz ise 1 yıllık ücretleri tutarında işe başlatmama tazminatı ödeyecek.

ANKARA ARINÇ KILIÇ

Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğretmenler, hükümetin binlerce öğretmeni işsiz bırakmasını protesto etti. 19 Kasım Cumartesi günü saat 10.15’de Demirtepe Köprüsü’nden Milli Eğitim Bakanlığı’na yürüyen öğretmenler, ‘Ücretli öğretmenlik kaldırılsın, Verilen Sözler Tutulsun, Kadrolu Atama Güvenceli Çalışma İstiyoruz!’ sloganıyla hükümetten işsiz öğretmenlerin atanmasını talep etti. Ayrıca eylemde, 31 Ekim’de Samsun’dan Ankara’ya yürüyerek gelen Savaş İka ve Mehtap Tekdemir de yer aldı. Savaş İka ve Mehtap Tekdemir gazetemize şunları söyledi:

Savaş ika: Öncelikle hedefimiz, 300 bin öğretmenin kademeli olarak atanması ve ardından ücretli öğretmenliğin kaldırılması. Öğretmenlerin işsizlik ordusu büyüyor, her yıl 30 bin öğretmen daha ekleniyor bu orduya. Biz atanmak istiyoruz,

güvenceli çalışmak, iş istiyoruz. Kısaca hakkımızı istiyoruz.

Mehtap Tekdemir: Geçtiğimiz gün yapılan açıklamaya göre, 2012 yılında 40 bin öğretmenin atanacağı açıklandı. 40 bin kişinin atanması, bir yıl içinde yapılacak atamalar için güzel bir rakam; ama yeterli değil. 2011 yılı bitmeden sözü verilen 44 bin atama gerçekleştirilmeli. 2012 yılının Ağustos ayında 40 bin atama bence de yapılmalıdır ve işsiz 300 bin öğretmen kademeli olarak atanmalı işsizler ordusu eritilmelidir. MEB’e Temsilciler Gitti Yürüyüş sırasında, ‘KPSS Mezara Öğretmenler Kadroya!’ sloganı sık sık atılırken, Ankara YKM önünde polis barikatıyla karşılaşan öğretmenler, yaklaşık 3 saat oturma eylemi yaptıktan sonra Türkiye’nin dört bir yanından gelen temsilcilerin oluşturduğu yaklaşık 80 kişilik bir heyetle Milli Eğitim Bakanlığı önüne giderek basın açıklamasını gerçekleştirdi. Atama İstiyoruz Yapılan basın açıklamasında, diplomalı birer öğretmen oldukları halde manasız bir şekilde sınava tabi tutuldukları ve yüksek puanlar alsalar dahi atanmadıkları söylenirken, ‘atanması gereken mevcut öğretmen sayısı 300 bin civarındayken, atama sayıları 11

binlerle sınırlı olunca aldığımız puanlar anlamını yitiriyor ve sınav manasız bir hal alıyor.’ denildi. Hükümetin verdiği sözleri tutmadığını söyleyen öğretmenler, AKP hükümetinin iktidara gelmeden önce sınavı kaldırmak için söz verdiğini, ama AKP döneminde ataması yapılamayan öğretmenlerin %500 arttığını söylediler. Öğretmenler yapılan son genel seçimlerden önce verilen 44 bin öğretmenin atanacağı sözünü hatırlatarak 2011 yılı bitmeden bu atamaların yapılmasını talep ettiler. Ataması yapılamayan bir öğretmenin velisi olan Hatice Uzunpınar, şunları kaydetti: ‘Ben ataması yapılmayan öğretmenlerden birini velisiyim. Çocuğum 6 yılda okulu bitirdi. Şimdi ücretli öğretmenlik yapıyor ve işyerinden izin alamadığı için buraya gelemedi. Onu temsilen ben geldim.’

Ücretli Öğretmenlik Kaldırılsın Öğretmenler, atamaları yapılmadığı için sosyal hizmetlerden de yararlanamadıklarını, ağır sömürü şartlarında 300-500 TL ile çalıştıklarını ve öğretmenlerin bunların sonucunda hayattan vazgeçecek aşamaya geldikleri belirtti. Türkiye genelinde 80 bin ücretli öğretmenin olduğunu söyleyen öğretmenler, eğitim fakültesi mezunları dışında başka meslek sahiplerinin de öğretmenlik yaptığını ve bunun eğitimin niteliğini düşürdüğünü söyledi.

ÖRGÜTLENDİKLERİ İÇİN İŞTEN ÇIKARILMIŞLARDIR Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi’nde faaliyet gösteren Hindistan kökenli Polyplex Europa işçileri    Petrol-İş’in Trakya şubesinde örgütlenince, işveren 2010 yılı Kasım ayında ilk aşamada 5 işçiyi işten çıkartmıştı. Petrol-İş sendikasının Polyplex Europa’da örgütlenmesini engellemeye çalışan işveren daha sonra da değişik gerekçelerle 35 işçiyi daha işten çıkartmıştı. Petrol-iş sendikası ilk aşamada işten çıkartılan Şenel Seçer, Mete Tacı, Muammer Gedik, Osman Kırcı ve Volkan Çildan adına Çorlu İş Mahkemesi’nde işe iade davası açmıştı. İşçilerin haksız yere, sendikal örgütlenme nedeniyle işten çıkartıldığına hükmeden yerel mahkeme işçilerin işe iadesine karar verdi. Petrol-İş sendikası tarafından yapılan açıklamada işten çıkartılan diğer Polyplex Europa işçilerinin davalarının da takip edildiği belirtilerek şöyle denildi: “Sendikamız Polyplex Europa işyeri örgütlenmesinde çoğunluğu sağlayarak yetki tespiti için Çalışma Bakanlığı’na başvuruda bulunmuş, Bakanlık’tan da yetki yazısını almıştı. Ancak Polyplex Europa işvereni yetkiye de itiraz etmişti. Yetki itirazı ile ilgili dava ise yerel mahkemede sürüyor. Sendikamız, Polyplex Europa işyerinde sürdürdüğü örgütlenme mücadelesini Petrol-İş’in bayrağı bu işyerinde dalgalanana kadar her alanda sonuna kadar devam ettirecektir. YARIN EMEK

Portekiz genel greve hazırlanıyor

MERYEM BAY İntihar Eden Öğretmenler Anıldı Eylemde öğretmenler, ataması yapılmadığı için intihar eden arkadaşlarını unutmadı. İntahar eden 27 öğretmenin fotoğrafları dövizlerde yer alırken yakalandığı kanser hastalığına yenik düşen Türkçe öğretmeni Savaş Bay’ın annesi Meryem Bay da işsiz öğretmenler için Ankara’daydı. Bay, öğretmenler atama beklerken, ücretli öğretmenliğin yanlış bir uygulama olduğunu söyleyerek, “Benim oğlum atanmadan öldü, gözleri açık gitti. Her iki gözü de açıktı bantladılar oğlumun gözünü. Eğer atanamazsam gözlerim açık gider anne dedi ve gözleri açık gitti” dedi.

Sendika Mersin liman işçilerini yalnız bıraktı Mersin Limanı önündeki kurdukları çadırda işçiler direnişlerinin 120. gününü geride bıraktı. Bağlı bulundukları Limanİş’in yetkili firma MİP ile görüşmesinden bir sonuç çıkmamış ve ardından sendika eylem kararı almıştı. Fakat sendikanın geri adım atması üzerine işçiler tekrar yalnız bırakılmış oldu. Mersin Limanı’nda çalışırken işten atılan işçiler birde bağlı bulundukları sendika tarafından yalnız bırakıldılar. Bayramdan sonrasına gün verilen görüşmelerde firmanın işe geri alma şartlarını ağırlaştırmasının ardından Liman-İş Sendikası tarafından yapılacak eylem planından geri adım atması moralleri bozdu.

Sendikası’ndan geldi. Liman-İş Sendikası Mali Genel Sekreteri Hüseyin Gonca, Kurban Bayramı öncesi dile getirilen ‘anlaşma olmazsa top yekun eylem’ planından MİP firması ile yapılan görüşmelerden sonra geri adım attı. İşçileri de sözlü anlaşma gereği çadırları kaldırma tavsiyesinde bulundu.

LİMAN-İŞ: ÇADIRLARI KALDIRIN Mersin Limanı işletmecisi MİP’le, Limanİş Mali Genel Sekreteri Hüseyin Gonca’nın yaptığı görüşmelerde, işçilerin liman önündeki direniş çadırını kaldırmaları şartına bağlı olarak Aralık ayı başında kendi belirleyeceği 7 işçiyi işe alma vaadinde bulundu. Firma yine yılbaşının ertesinde 8 kişiyi daha işe alacağını söyledi. Direnişte bulunan işçilerin alınmadığı görüşmede geride kalan 20 işçinin durumu ise firmanın ihtiyacına göre belirlenecek inisiyatifine kaldı. İşçilerin, işe alınacak isimlerin belirlenmesini kura ya da kendileri belirlemek şartının yanı sıra bu anlaşmayı bir protokol haline getirme isteği ise firma tarafından kabul görmedi. İki gün süren görüşmelerden sonra masadan anlaşamadan kalan işçilere bir darbe de bağlı bulundukları Liman-İş

İŞÇİLER TEPKİLİ İşçilere göre firmanın amacı ucu açık ve hiçbir yazılı kayıt altına alınmayan anlaşmalarla eylem çadırını kaldırarak direnişi kırmak. Ve sendikanın buna çanak tuttuğunu vurguladılar.120 gündür direnişlerini sürdürdüklerini ifade eden işçiler, “Biz burada kazanmamız yada kaybetmemiz limanda tüm çalışan işçilerin kaderini de tayin edecek. Biz kaybedersek tüm işçiler kaybetmiş olacak. Bu açıdan baktığımız zaman sendikanın tavrı daha korkutucu bir hal alıyor. Önce eylem diyorlardı ama işçilerin yer almadığı üç görüşme sonrası şekil değişti. İşçi var, direniş var, yoğun kamuoyu desteği var ama arkamızda duracak sendika olmadığı için işçilerin kaderi büyük darbe yedi” şeklinde konuştular.(kaynak: mersinyasam.com) YARIN EMEK

Portekiz hükümeti yaşanılan finansal krize çözüm olarak kemer sıkma programını hayata geçirmeye çalışırken  CGTP-IN (Portekiz İşçileri Genel Konfederasyonu) 24 Kasım’da greve gitmeye hazırlanıyor. CGTP-IN açıklamasına göre, IMF,AB ve Avrupa Merkez Bankası Troykasının imzaladığı anlaşmayla Portekiz tarihinde görülmemiş ağır bir kemer sıkma programıyla karşı karşıya kalmakta. Bu anlaşmaya göre, ücretlerde %7’lik bir kesinti geliyor ve çalışma saatleri haftada 40 saatten 42,5 saate çıkıyor. Diğer hak gaspları da şöyle: Tüketim ve iş gelirleri vergisinde yüksek vergi artışları; işsizlik yardımlarında kesintiler; binlerce aileyi ilgilendiren aile yardımının ve sosyal içerme asgari ödeneğinin ortadan kaldırılması; daha az resmi tatil; daha fazla özelleştirme (su dâhil); Kamu hizmetine son verilmesi, sağlık ve eğitimde kesintiler.

KESK’DEN DAYANIŞMA MESAJI KESK yaptığı yazılı açıklamayla, 24 Kasım 2011 tarihinde Portekiz’de gerçekleşecek genel grevi selamladığını ve Portekizli emekçiler ile dayanışma içinde olduğunu belirterek, gerçekleşecek büyük direnişin, bütün dünya işçilerine ve emekçilerine ilham vereceğini vurguladı. YARIN EMEK

22 kasım 2011 salı

editörler

tasarım

dağıtım

SANEM DENİZ KURAL İBRAHİM KESKİN SELÇUK KAYGISIZ BERNA GÖRGÜLÜ MELİKE ÇINAR arınç kılıç RIFAT ÇAPAR DENİZ ADIBELLİ ELİF KARAN CAN ÇOKSÖYLER EMİNE AHISLA MELTEM POSTACI FATİH PEKEDİS GÜRKAN KÖSE EZGİ CEREN AĞTAŞ KAAN ARSLAN ÇAĞLA EROĞLU

6 aylık abonelik: 25 tl sanem deniz kurAl adına yapı kredi hesap no: 229/8873511 ıban:tr38 0006 7010 ptt hesap no: 08848286 0000 0088 7351 11 işbankası hesap no: 6200 2465988 ıban: tr34 0006 4000 0016 2002 4659 88

imtiyaz sahibi genel koordinatör adres

basıldığı yer

sayı: 7

fadik temizyürek emre öztürk rumeli c. matbaacı osmanbey s. no 67/4 şişli / istanbul aspaş asya paz yay. dağ. tur. rek. aş. evren mah. günay sk no: 4 bağcılar / istanbul

ziraat bankası hesap no: 0615 57722685 5001 ıban: tr28 0001 0006 15577226 8550 01 garanti bankası hesap no: 31/6896034 ıban: tr90 0006 2000 03100006 8960 34 akbank hesap no: 0177542 ıban: tr57 0004 6001 6488 8000 1775 42 abonelik için tel: 0 506 724 64 47 yaringazetesi@yarinhaber.net


22 KASIM 2011 YARIN

Münevver’in katiline 24 yıl hapis

Çocuk yaşta evlilikte Türkiye ikinci sırada

3 yıl önce Etiler’de bir çöp konteynırında cesedi, başı bedeninden ayrılmış halde bulunan lise öğrencisi Münevver Karabulut’un davası sonuçlandı. 3 yıldır gündemden düşmeyen ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun ilk gününden bu yana duruşmalarını takip ettiği Münevver Karabulut davasında Cem Garipoğlu’nun cezası üst sınırdan verildi.

Türkiye çocuk yaşta yapılan evlilikler sıralamasında Avrupa ülkeleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu tarafından araştırılan ve Türkiye ile diğer ülkelerde yapılan erken evliliklerle ilgili yapılan araştırma sonuçlarına yer verilen “Evlilik mi? Evcilik mi? Erken ve Zorla Evlilikler: Çocuk Gelinler” başlıklı rapora göre;

24 Temmuz’da Kadın Cinayetlerine Karşı Büyük Kadın Yürüyüşü’nü gerçekleştiren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde İstiklal Caddesi’nde yeniden yürüyecek. Saat 18.45’te Tünel’de buluşacak olan kadınlar, bütün kadınları kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine karşı sokakta olmaya çağırıyor. İSTANBUL ÖZGE AKMAN

Münevver Karabulut’un katili Cem Garipoğlu’na 24 yıl hapis cezası verildi. Cinayete yardımla suçlanan baba Nida Garipoğlu beraat ederken, amca Hayyam Garipoğlu 3 yıl hapse mahkum edildi. “Tasarlayarak, canavarca hisle adam öldürmek” suçundan 18 ile 24 yıl arasında ağır hapis cezasıyla cezalandırılması istenen Garipoğlu suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğu için TCK’da bu tür suçlar için öngörülen “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası verilemiyor. Cem Garipoğlu’na herhangi bir indirim uygulanmayarak en üst sınırdan ceza verildi.

Duruşma BİR KEZ DAHA kadınların protestosuyla başladı Davaya az sayıda basın mensubu alınırken, davanın ilk gününden itibaren bu davayı takip eden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri de mahkeme salonuna alınmadı. Münevver Karabulut davası karar duruşması için Bakırköy Adliyesi’nde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Yetgül Karaçelik tarafın-

dan basın açıklaması yapıldı. Açıklamada “Geç kalmış bir adaletin peşinden gidiyoruz. Bizler biliyoruz ki buradan hangi karar çıkarsa çıksın adaletin sesini susturmayacağız. Bugün bu ülkede öldürülen kadınların aileleri devlete değil, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na başvuruyorsa adres değişmiş demektir. Buradan taleplerimizi bir kez daha haykıralım. Bizler yasa tasarısında yazdığımız gibi kadın katillerine ağır cezaların verilmesini istiyoruz. Kadınlara gereken korunma sağlanmasını istiyoruz. Devletin kadınları eve göndermesini değil, Kadın Bakanlığı kurarak birey olarak ele alınmasını ve her saniye, her dakika ve gününü kadınlara emek harcayarak geçirecek bir Kadın Bakanlığı kurmasını istiyoruz. Bu taleplerimizle birlikte 25 Kasım Uluslararası Mücadele Günü’nde yine sokaklarda olacağız.” dendi. Davayı izleyen avukatların ve davanın takipçilerinin görüşleri ise şöyle:

anne Nagihan Karabulut: “Bugün bu dava sonucunda kızımı kaybettiğimden bu güne ilk kez rahat bir uyku uyuyacağım. Çünkü bu dava bu güne kadar, o kadar çok yalan dolan ile ilerledi

ki, bu karara çok fazla umudum yoktu. Bu güne kadar mahkemelerde sabrımın çok taştığı oldu ama bu kararın verilmesi için hep kendimi tuttum. Şimdi bu karar verildi ve emsal teşkil etmesi gerekiyor. Yine kızım gibi öldürülen Sevgi Taşkın’ın katiline ceza indirimi uygulandı. Bugünkü karar ile dün verilen adaletsiz indirim bozulmalı, karar iptal edilmelidir. Karda, kışta, yağmurda, yazda tüm mahkemelerde ve sokakta bu mücadeleyi veren kadınların çok etkisi var bu davada. Biz bütün çalışmaları beraber yürüterek bu kararı aldırdık.”

Av. Merve Tosuncuk: “Bugünkü dava şimdiye kadar yürütülen davalara göre ilerleme katedildiğini gösteriyor aslında. Eğer toplumsal kamuoyu bu kadar basınç yapmasaydı, bu davanın üzerine gidilmeseydi bu ilerleme katedilmezdi diye düşünüyorum. Savcının mütalaasında sunduğu 18 yıl bile verilmeyebilirdi. Ama burada süren eylemlerle toplumun baskısı bu davayı ilerletti diye düşünüyorum. Hukuki açıdan olması gereken oldu. Yaş indirimi dışında herhangi bir cezai indirim uygulanmadı. Müebbet alması

daha iyi olacaktı ama yaş nedeniyle bu sağlanamadı.”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Temsilcilerinden İlke Acar; “Kadınlar bu mücadeleyi kazandı. Bugün verilen karar bizim için bir kazanımdır ancak yeterli değildir. Çünkü biz ne çocuk, ne iyi hal ne de başka bir ceza indirimi değil, kadın katillerinin hak ettikleri cezaları almalarını istiyoruz. Bu hem Cem hem de bu cinayete ortak olan diğer yakınları için geçerlidir. Biz şunu iyi biliyoruz, Cem gibi zengin bir aile çocuğuna bugün bu kararı aldırmak büyük bir kazanım oldu bizim için. Çünkü bu davanın her duruşmasında katiller hep korundu. Eğer bu mücadeleyi yürütmeseydik, bu davada Cem bu cezayı almayacaktı. İşte bu dava bizim bu duruşmalarda burada haykırmalarımızın bir kazanımıdır. Ve biz hem bu davanın kazanımı hem de bu güne kadar kazanımlarımızdan biriktirdiklerimizle, 25 Kasım’a yürüyoruz. Bu 25 Kasım’ı öldürülen kadınlara atfediyoruz. Kadınların öldürülmediği bir dünya için tüm kadınlarla 25 Kasım Cuma günü Taksim’de buluşacağız.”

Türkiye’de Her 3 Kadından Biri Zorla Evlendiriliyor Raporda kesin rakamlara ulaşmak mümkün olmasa da her yıl 10-12 milyon kız çocuğunun evlendirildiğine, Türkiye özelinde ise evlenen her 3 kadından birinin çocuk yaşta evlilik yaptığına değinildi. Çocuk Evliliklerinde Sebep Yalnızca Sosyo- Kültürel Faktörler Değil Erken yaşta evliliklerin sadece sosyo-kültürel özellikler, gelenek ve inançlarla açıklanacak bir pratik olmadığının altının çizildiği raporda, bu evliliklerin ortaya çıkmasında sosyo-kültürel, eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, savaşlar ve felaketler gibi etmenlerin rol oynadığına işaret edildi. Anne-çocuk ölümlerinin, üreme sağlığına yönelik sorunların, eğitim eksikliğinin, kadına yönelik şiddet ve istismar ve toplumsal izolasyonun erken yaşta evliliğin sonuçlarından yalnızca birkaçı olduğu ifade edildi. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Rakamlara Yansıyor Türkiye’deki verilere de yer verilen raporda, Türkiye’de 18 yaş altı evlilik yapan erkeklerin oranı yüzde 6,9 iken, bu rakamın kadınlarda yüzde 31,7 olarak görüldüğü kaydedildi. Bu evliliklerin yüzde 16,9’unun kentte, yüzde 24,6’sının da kırsal bölgelerde gerçekleştiğinin anlatıldığı raporda, TÜİK verilerine göre de evli kız çocuğu sayısının evli erkek çocuğu sayısına oranla 14 kat daha fazla olduğu açıklandı. Raporda, Türkiye’de 18 yaşın altında evliliklerin yaklaşık yarısının okur-yazar olmayan, yüzde 31,7’sinin ise okuryazar olan fakat hiç okula gitmeyen çocuklar tarafından yapıldığı da aktarıldı. Raporun genel değerlendirmesinde şunlar kaydedildi: “Çocuk evlilikleri dünyanın her yerinde görülen küresel bir sorun. Bu evlilikler bir yerde kız çocuklarının kendilerinden dört-beş yaş büyük erkeklerle evlendirilmesi şeklinde görülürken, başka yerlerde koca, genç bir erkek, orta yaşlı bir dul ya da kaçırdığı kız çocuğuna tecavüz ettikten sonra kendisinde onun eşi olma hakkını bulan biri olabiliyor. Evliliklerin bazıları ise sadece ticari alış veriş mantığıyla gerçekleştiriliyor. On yaşındaki bir gelin karşılığında silinen borç ya da ortadan kaldırılan kan davası gibi.” ESKİŞEHİR EMİNE AHISHA

İkinci N.Ç.: Davam emsal olsun

Katillerin “iyi hal”i

11 yıl önce 6 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. 11 yıl sonra yeniden kendisi için adalet istiyor. N.Ç. hikayesini Yarın Gazetesi’ne anlattı. N.Ç. ortaokul hayatı boyunca tacizlerle başlayan sürecin tecavüzlerle devam ettiğini; farklı farklı yerlerde, daha önceden de tanıdığı 6 kişinin kendisine belirli aralıklarla tecavüz ettiğini anlattı. 6 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç., Mardin’de 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.’ye hakimin “kendi rızasıyla olmuştur” kararı vermesi üzerine kendi davasını yeniden açmayı düşündüğünü söyledi. 6 yıl önce sonuçlanan kendi davasında tecavüzcülerin dörder yıl hapis cezası aldığını ancak bu kararın da bozulduğunu anlatan N.Ç. : “6 yıl önce verilen bu kararın üzerine o dönem itiraz edecek cesareti kendimde bulamadım. Ancak bugün Mardin’de tecavüze uğrayan N.Ç. ve tecavüze uğradığını dahi dile getiremeyen diğer kadınlar için ben yeniden bu mücadeleye başlamak istiyorum” dedi.

Geçtiğimiz hafta kocaları, sevgilileri tarafından öldürülen 3 kadının katili de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine “iyi hal” indirimi alarak cezaları 25 yıla düştü. Bu 3 davada da hakimlerin takdiriyle, katillerin duruşmalardaki hal ve tavırlarına dayanarak “iyi hal indirimi” uygulandı.

Suçunu kabul etti, indirim aldı Server Güven ise Trabzon’da 2010 yılında tartıştığı sevgilisi Metin Ömeroğlu tarafından 2 el ateş edilerek öldürdü. “Kasten adam öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum olan Ömeroğlu, suçunu kabul edince cezası 25 yıla düşürüldü.

Cesedi parçalayıp çöp konteynerine attı; indirim aldı Sevgi Taşkın’ın, cesedi geçen yıl Temmuz ayında cesedi parçalara ayrılmış bir şekilde bir çöp konteynerinde bulunmuştu. Birlikte yaşadığı sevgilisi Bülent Kocaman, Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “kasten adam öldürmek”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanırken, önce ömür boyu hapis cezası alıyor, ardından da iyi hali gerekçe gösterilerek 25 yıla düşürülüyor.

Sokak ortasında bıçakladı Kadife Şahin ise şiddet gördüğü eşini terk ederek annesinin yanına sığındı. Ancak kocası Musa Şahin, Kadife Şahin’i rahat bırakmadı. Kadife Şahin’i yaşadığı yere giderek bıçakladı. Ağır yaralanan Kadife Şahin hastaneye kaldırılırken, Musa Şahin tutuklandı ve Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Kasten adam öldürmeye teşebbüsten” 20 yıl hapse mahkum edildi. Ancak iyi hal indirimi alarak cezası 15 yıla indirildi. ESKİŞEHİR EMİNE AHISHA

N.Ç. Geçen 11 Yılını Anlattı 11 yıl önce uğradığı tecavüzün ardından hayatında her şeyin yerle bir olduğunu söyleyen N.Ç., yaptığı ilk evliliğinin de kendisi için çok ağır sonuçlar doğurduğunu anlattı. “İlk eşimden de sürekli işkence görüyordum. Tecavüze uğramış bir kadın olarak evliliğimde bir sıfır gerideydim ve evliliğim boyunca bu hep böyle devam etti” dedi. Yeniden evlenen N.Ç. şimdi 2 çocuğunun olduğunu ve davayı şimdiye kadar açmamasında çocuklarını düşündüğünü söyledi. Adli Tıp Rapor İçin Para İstedi 12 yaşındayken tecavüze uğrayan

N.Ç.’nin alınan ilk adli tıp raporunda tecavüze uğradığının kanıtlanmış olmasına rağmen, karar Yargıtay tarafından bozulmuş ve yeniden adli tıp raporu istenmiş. 2. adli tıp raporunun yazılması için o dönemde Musa isimli adli tıp çalışanının kendilerinden rapor karşılığı para istediğini belirten N.Ç.; parayı vermemeleri üzerine raporun “kişide hikaye uydurma bulgularına rastlandığı” şeklinde verildiğini söyledi.

Medyanın Çirkin Yüzü Yeniden dava açmak istediğini ilk kez Eskişehir’in yerel bir gazetesine yaptığı açıklamayla dile getiren N.Ç. medyanın erkek egemen yüzüyle karşılaştı. Gazetede yapılan röportajın ardından kendisine dosyasının fotoğrafının kullanılacağı söylendiği halde, gazetede N.Ç.’nin kendi fotoğrafı yer aldı. Ayrıca yerel bazı başka gazetelere ulaşan haber çeşitli saptırmalarla verildi. N.Ç. şimdi bu yerel gazetelerin yayınladıkları açıklamalarla kendisinden özür dilemesini istiyor. N.Ç.: Bu Davanın Yeniden Görülmesi İçin Ne Yapabilirim? Tek başına yeniden başlamayı denediğini söyleyen N.Ç. “Bu şekilde başarılı olamayacağımı gördüm” şeklinde konuş-

tu. “Dava zaman aşımına uğradığı için yeniden görülmesi çok zor. Ancak eğer Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe verirsem ve bu savcılık tarafından kabul edilirse dava yeniden açılabilir” dedi. Bundan sonraki süreçte ne yapılması gerekiyorsa yapmak ve diğer bütün kadınlar için emsal olmak istiyorum diye belirtti. ESKİŞEHİR ÇİLER KAYABAŞ

Bakan’dan cevap yok 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’ne giderken İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in de katıldığı “Aileyi Koruma Yasası Paneli ve Basın Toplantısı” gerçekleştirildi. Panelde Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı’na dair konuşan Fatma Şahin, ardından salondakilerin sorularını yanıtladı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına söz alan İlke Acar panelde çizilen mutlu tablonun gerçek bir tablo olmadığını dile getirdi. Acar, son bir haftada olan gelişmeleri şöyle anlattı: “Sultangazi’de Temmuz ayında öldürülen Müzeyyen Yanık’ın evine geçtiğimiz hafta polisler gelerek korunma talebinin gerçekleşeceğini söyledi. Ancak kadın arkadaşımız öldürüleli dört ay olmuştu. Yine N.Ç.

kararında hepimiz bir hâkimin 13 yaşındaki bir kız çocuğu için 26 kişiyle kendi rızasıyla birlikte olduğu kararını verdiğini gördük. Başbakan, 3 çocuk doğurun diye nasihat ederken, çocuklarının gözleri önünde öldürülen anneleri için bir adım atmıyor. Çünkü kadınlar, aile içinde ele alınıyor. Bizler burada bir siyasi irade eksikliği görüyoruz. Eğer bu siyasi irade olsaydı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı değil Kadın Bakanlığı olurdu. Bizler nasıl ki her gün, her saat, her dakika kadınlar için çalışıyorsak, devlet de bunu yapmalı. İşte biz, bunu yapacak bir Kadın Bakanlığı istiyoruz. Siz bu talebe ne diyorsunuz?” Bakan Fatma Şahin verdiği cevapta tereddüt yaşadı. Şahin’in 3 çocuk doğurun açıklamasına cevap verirken Kadın Bakanlığı üzerine herhangi bir açıklama yapmaması dikkat çekti. İSTANBUL BERNA DÜLGER


08 EKONOMi

04 22 EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

İŞKUR işsiz bulamıyor İşsizlik can yakıcı haliyle tüm dünyada protesto edilirken, İŞKUR hala “körebe” oynamaya devam ediyor. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) Kayseri Müdürlüğü, düzenlediği istihdam garantili kurslara yeteri kadar başvuru alamayınca “işsiz aramak için” tanıtım kampanyası başlattı.

Almanya için 3.Dünya krizi

İ R E L K E Ç R ! E Z G U R O Y I L K AÇI

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en zor zamanını yaşadığını söyledi. Merkel genel başkanlığını yaptığı Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin (CDU) Leipzig kentinde düzenlediği parti kurultayında yaptığı konuşmada, her neslin politik güçlükleri bulunduğuna işaret ederek, şu anki jenerasyonun tarihi bir sınamayla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Avrupa’nın, borç kriziyle birlikte İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en zor zamanlardan birini geçirdiğini vurgulayan Merkel, euro’nun korunması için her türlü çabanın harcanması gerektiğine dikkat çekti. “Sorumluluklarımız sınırlarımızla sınırlı değil” diyen Merkel, Euro’nun başarısız olması durumunda Avrupa’nın da başarısız olacağını ifade etti. Euro’nun bir para biriminden daha fazlası olduğunu kaydeden Merkel, “Euro, 50 yıldır barışın, özgürlüğün ve sosyal refahın simgesi” değerlendirmesinde bulundu. İSTANBUL İbrahim keskin

İŞKUR İl Müdürü Rıfat Çetinkaya, yaptığı açıklamada, Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri (UMEM) Beceri 10 Projesi kapsamında meslek edindirme kursları düzenlediklerini bildirdi. İşsizlik sorununa çözüm bulabilmek için ildeki işletmelerde eleman ihtiyacı duyulan alanları belirlediklerini ve bu alanlarda istihdam garantili kurslar düzenlediklerini ifade eden Çetinkaya, kurslara ilginin yetersiz olmasından yakındı. İşsizliğin bir sorun olarak varlığını kabul eden fakat bunu sistemin değil işsizlerin bir sorunuymuş gibi yansıtan kurumun bu ilk icraatı değil tabii ki. Kurslara kayıt yaptıracak adaylara, kurs süresince günlük 15 lira “harçlık” verileceği ve sigorta primlerinin ödeneceği ifade ediliyor. İş günü sayısı 22 olduğundan kursa katılanların ayda 330 lira alacağının yada sigorta primlerinin de bu miktar üzerinden yatırılacağının ifade edilmemesi ise sistemin genel propaganda yöntemi.

CUMA HUTBELERİNİN KONUSU “Sigortalı iş arayan, düzenli bir gelire sahip olmak isteyen ve bir meslek edinmek isteyenler için istihdam garantili kurslar düzenliyoruz. Bu anlamda, ilimizdeki işletmelerin ihtiyaç duyduğu 9 alanda kurs düzenle-

yeceğiz. Bu kursları başarıyla tamamlayanlar, iş sahibi olacak. Ancak, kurslara katılacak işsiz bulamıyoruz. Yaklaşık 1 haftadır kursların duyurusunu yapıyoruz. Müftülük ile görüşerek cuma namazı hutbelerinde bile kursların duyurusunu yaptık. Yeteri kadar katılım olmadığı için bir reklam ajansıyla anlaştık. Yerel gazetelere ve yerel televizyonlara ilanlar verdik. Son olarak vatandaşların yoğun olarak bulunduğu Yeraltı Çarşısı alışveriş merkezinde stant kurduk. ‘İşsiz aranıyor’ isimli standımızda personelimiz tarafından kurslar hakkında bilgi veriliyor. Kurslara katılacak işsizler arıyoruz ama şu ana kadar yeteri seviyede başvuru alamadık.” ifadeleriyle aslında “iş var, beğenen yok” algısı yaratılmaya çalışılmakta. 4 yıl üniversite okumuş, mesleği olan, devletin atamasını yapmadığı bir öğretmene “gel sana başka meslek öğretelim, ayda da 330 lirayla artık geçinirsin” düşüncesiyle yaklaşılması, devlet kurumlarının işleyişini gözler önüne sermekte.

Bayburt’ta İşsiz yokmuş Bayburt Belediye Başkanı AK Parti’li Hacı Ali Polat, iki projede çalıştırmak üzere 105 kişi aradıklarını, ancak sadece 80 kişi bulabildiklerini söyledi. Başkan Polat, “2011 yılında İŞKUR’a 136 kişilik istihdam oluşturan proje hazırladık. Projenin bir kısmını uygulamaya koyduk. Bir bölümünü de çalıştıracak eleman bulama-

dığımız için uygulamaya sokamadık. Son seçimlerin ardından vatandaşlarımızı işe yerleştirmek amacıyla 105 kişinin istihdam edileceği bir proje daha hazırladık. Bu projede şu anda sadece 80 kişi çalışıyor. Yani 25 kişilik bir istihdam açığımız var. Arkadaşlarımız çalıştıracak eleman bulmak için kahvehanelere gidiyor. Bayburt’ta çalıştıracak işçi bulmakta zorlanıyoruz. Bazen belediye hoparlöründen anons yaptırarak işçi arıyoruz. Buradan, ’Bayburt’ta işsizlik yok’ sonucunu çıkartabiliriz” dedi.

’3100 BAŞVURU VAR. İŞSİZLİK YOK DİYEMEYİZ’ Bayburt İŞKUR İl Müdürü Mehmet Turan, Bayburt Belediyesi’nin hazırladığı projelerin bir ay önce hayata geçirildiğini belirterek 8 ay sürecek proje kapsamında işe alınan işçilere 600 ile 680 lira arasında maaş verildiğini ve sigorta yapıldığını ifade etti. Ak Parti’li Belediye Başkanı’nın “işe başvuran yok, demek ki işsizlik yok” açıklamalarına değinen Turan, “Parke döşeme, park bahçe düzenlemesi, temizlik ve parke dökümü işlerinde çalıştıracak eleman bulunamadı. Ancak; Bayburt’ta işsizlik yok’ diyemeyiz. Çünkü şu anda bize müracaat eden ve kaydı bulunan 3 bin 100 kişi var. Bu kişiler iş bekliyor ama projesi 8 aylık olduğu için kimse o işe girmeyi kabul etmiyor. Çünkü bu işe yerleştikleri zaman bizdeki kayıtlardan düşecekler” diye konuştu. Hükümet işsizliği düşük göstermek için elinden geleni yapıyor.

Sıradaki kurban Zapatero oldu

Borç kriziyle ikinci dünya savaşından bu yana en zor günlerini geçirdiği artık tartışma konusu olmayan Avrupa’da, gözler İspanya’ya çevrilirken, hafta sonu kurulacak seçim sandıklarıyla bir başbakan daha kariyerinde tatsız gerçeklerle yüzleşti. Muhafazakar Halk Partisi seçimi açık ara kazandı. İSTANBUL GÜRKAN KÖSE

TEK DÜŞMAN İŞSİZLİK VE KRİZ Başbakan Zapatero’yu, Yunanistan ve İtalya’daki mevkidaşlarının ardından krizin yerinden ettiği başbakanlar listesine en yakın aday olarak görülmesinin nedeni çok açıktı. Büyümenin durduğu ve bölgenin en yoğun işsizlik sorunu yaşanan ülkesinde, kamu borçları, bankacılık da diğer sorunlar olarak öne çıkıyor. İşsizlik oranı yüzde 20’yi geçen ve bunun yüzde 45’inden fazlasının gençler-

BANKALAR İÇİN KRİTİK DÖNEM Öte yandan CreditSights Inc. analisti Baylor Lancaster ise, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin dünyanın en büyük 30 bankası için verdiği kredi notlarını 3 hafta içinde güncelleyeceğini ve birkaç not indirimi ile karşılaşılabileceğini s��yledi. YARIN EKONOMİ

Sermaye için işçi çıkarma dönemi Krizin diz çöktürmeye yaklaştırdığı dünya devleri kurtuluşu, faturayı çalışana keserek bulmaya çalışıyor. Nerdeyse her gün yeni bir devin maliyet azaltmak yada sermaye arttırmak bahaneleriyle binlerce çalışanının işine son vereceği açıklamaları yapılıyor.

UNİCREDİT SIFIRA DOĞRU Karı neredeyse sıfıra yaklaşan ve sermayesi de tehlikeli seviyelere inen İtalyan UniCredit bankası, 10 milyar doları bulacak sermaye artırımına ve yaklaşık 5,000 bin kişiyi bulacak işten çıkarmaya hazırlanıyor. UniCredit’in hamlesi hem Avrupa’da bu yılın hem son kriz esnasında da İtalya’nın en büyük sermaye artırımı olacak. Banka, ayrıca bazı ülkelerdeki belli başlı faaliyetlerine de son verecek. Bunlar arasında, Londra merkezli varlık satışı ve alım-satımı birimi de bulunacak. Konuyla ilgili açıklamaları bankanın üst yöneticisi Federico Ghizzoni uzun zamandır beklenen stratejik plan kapsamında yapacak. Alınan bilgilere göre sermaye artırımının 2012’nin ilk çeyreğinde gerçekleşmesi bekleniyor. 22 ülkede faaliyet gösteren UniCredit, İtalya’nın yurtdışında en yaygın çalışan bankası konumunda bulunuyor. CİTROEN SIRADA Bir diğer gelişme de Fransa’dan. Fransız otomobil üreticisi PSA Peugeot Citroen, gelecek yıl Fransa’da 4 binden fazla çalışanını işten çıkarmayı planlıyor. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) ve Fransa Demokratik İşçi Sendikaları Konfederasyonu (CFDT) kaynaklarına dayandırılan habere göre, geniş kapsamlı bir maliyet azaltım planı çerçevesinde grup, gelecek yıl 4 binden fazla çalışanını işten çıkarmayı planlıyor. PSA Grubu, ekim ayı sonunda yaptığı açıklamada, Avrupa genelinde 6 bin çalışanını işten çıkaracağını belirtmişti. YARIN EKONOMİ

SÖZLÜKÇE den oluştuğu ülkede, hane başına düşen gelir de 2010 yılına oranla yüzde 4,4 oranında geriledi. Resesyon tehlikesi ile karşı karşıya olan İspanya’da halk iktidar değişikliği talebini gizlemedi. Kriz Zapatero’yu da devirdi. Sonuçların hemen ardından Halk Partisi’nin (PP) başbakan adayı Mariano Rajoy, “Ekonomik krizden başka düşmanım olmayacak” dedi.

SORUN HEP AYNI Su ana kadar 2 başbakan istifa ettiren kriz, bir diğerine seçimi kaybettirdi. Ekonomi alanıyla ilişkili birçok kurumun başkan yada yöneticileri görevlerinden ayrıldı.

Ekonomistlere göre kriz derinleşmeye devam edecek. Euro bölgesinin dışında olmasına rağmen nasibini alan bir diğer ülke de İngiltere. İspanya’nın ardından sıranın onda olacağı yönünde fikirler artmaya devam ediyor. İrlanda, Portekiz gibi ülkelerde durum hiç de iç açıcı değil. Resesyon artık gündemin doğal bir maddesi olmuş durumda bu ülkeler için. Avrupa Merkez Bankası’nın yeni başkanı Mario Draghi, ilk iş olarak “Euro Bölgesi Kurtarma Fonunun”acil olarak yaşama geçirilmesi çağrısında bulundu. Krizin içinden çıkamayanların dönüp bakmak zorunda kaldıkları kaynağa bir daha göz atma zamanı: “Das Kapital”.

?

2009 yılından bu yana pek çok Avrupa ülkesinde görev yapan başbakanların bugün olmadığı göz önüne alınırsa, İspanya’da son yoklamalarda partisi muhalefetin gerisinde olan Jose Luis Rodriguez Zapatero’nun, Avrupa Sonbaharı’nın yeni kurbanı olabileceği konusunda piyasalar hemfikirdi ancak piyasalar bunun son olmayacağının da farkında. Krizin daha hacimli ekonomilere bulaşabileceğinin konuşulmaya başlanmasıyla isimleri fısıldanan ülkeler arasında yer alan İspanya Euro Bölgesi’nin dördüncü ekonomisi konumunda. Ancak bütçe açığının mille gelire oranının yüzde 9,5’lerde olduğu, cari açığı milli gelirin yüzde 15’lerini bulan, ciddi işsizlik sorunu yaşayan ve dün yapılan 10 yıllık tahvil ihalesinde borçlanma maliyeti yüzde 7 sınırına yaklaşan İspanya’da artık koltuk değişimi kimseyi şaşırtmadı. Muhalefetteki merkez sağ Halk Partisi tarihinin en başarılı sonucunu elde etti ve oyların yüzde 44’ünü aldı. İktidardaki Sosyalistler ise yüzde 28’de kaldı. Bu sonuçlarla 350 sandalyeli mecliste 187 vekil çıkaran Halk Partisi hükümeti tek başına kurabilecek. Avrupa’da işsizliğin en yüksek olduğu ülkelerin başında gelen İspanya’da 7 yıldır iktidarda bulunan Sosyalistler ise en fazla 110 vekil çıkarabilecek. Bu da Sosyalistlerin tarihlerindeki en kötü seçim sonucu anlamına geliyor. Ekonomik kriz ve Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero’nun aday olmayacağı açıklaması Sosyalist İşçi Partisi’ne (PSOE) pahalıya maloldu.

Moody’s 12 bankanın notunu kırdı, Almanya şokta! Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Almanya’da 12 kamu bankasının notunu düşürdü. Moody’s Temmuz 2011’de başlattığı gözden geçirmenin tamamlanmasının ardından bir açıklama yaparak, notu düşen 12 bankanın dış destek alma ihtimalinin artık daha düşük olduğunu kaydetti. Fitch de ABD bankalarının durağan olan görünümünü, sıkıntılı Avrupa piyasalarındaki sorunların yayılması ihtimaline bağlı olarak aşağı çekebileceğini açıkladı. Euro Bölgesi’nde hızlı çözüme ihtiyaç duyulduğunu belirten Fitch’in açıklamasının ardından Morgan Stanley ve Goldman Sachs Group hisselerinin değeri düştü. Moody’s Almanya’da BayernLB, Deutsche Hypothekenbank AG, LBBW, NordLB, NordLB Luxemburg ve BremerLB’nin kredi notunu üç basamak düşürdü.

İŞSİZLİK: Bir ekonomide çalışmak istediği halde iş bulamayan yetişkinlerin (15 yaş ve üstündekiler) olması halinde, söz konusu ekonomide işsizlik var demektir. O halde, çalışmak istediği halde iş bulamayan yetişkinlere işsiz denir. RANT: Rantın tanımı hiç emek harcamadan elde edilen kazanımlardır. Korkut Boratava göre rant, “devletin çeşitli uygulamalarla bireysel, endüstriyel veya sektörel olarak özel teşebbüs lehine herhangi bir çıkar avantajı yaratması; bu avantajın realizasyonu ve paylaşımı”dır.


09

22 KASIM 2011 YARIN

fotoğraf: ilke acar

Afetler değil felaketler öldürüyor istanbul Melike çınar

Bu yüzden öncelikle sistemi mantıklı, dürüst ve bilimsel koşullarda kurallarda çalışabilir hale getirmemiz lazım bu kolay bir iş değil. Bundan öncekinin yaptığı da değil; hepsinin ortaklaşa bugüne getirdiği bir sorunlar yumağı.

Depremi yeterince algılayamamanın 2 tane sebebi var. Birincisi eğitim. İkincisi kadercilik.

Afet acil yolları, çadır alanları ya otopark ya da Alışveriş merkezi olarak kullanılıyor şimdi.

Şimdi afetle felaket arasında bir fark var. Afet doğal afet; doğanın yarattığı bir şey. Olağan koşullarda bunun bilimsel bir toplumda çok hasarın olması beklenmez. Bilimsel toplum dediğim günün bilgi seviyesinde afete hazır olmuş bir topluluktan bahsediyoruz.

Bir tren üzerinize geliyor. Siz de rayın ortasında oturuyorsunuz; “Tren geliyor, çekilin” diyorsunuz; “Bana bir şey olmaz” diyerek trene meydan okuyor. Bizim durumumuzu ben buna benzetiyorum.

Tüm Türkiye’nin tek gündemi oldu 23 Ekim’den bu yana. 23 Ekim’de Van’ın Erçiş İlçesi’nde meydana gelen 7.2 şiddetinde meydana gelen depremin ardından 605, 5.6 şiddetindeki depremin ardından 40 kişi yaşamını yitirdi. Van’ın neredeyse tamamı yerle bir oldu. Türkiye halkı ise Van’la tek yürek oldu. Van’ın yaralarını sarmak için herkes seferber oldu. Deprem bölgesi olan Japonya’dan dahi kalkıp geldiler arama kurtarma çalışmaları için. Maalesef gönüllü Miyazaki, 5,6’lık depremde sağlam denilen Bayram Otel’den sağ çıkamadı. Tıpkı görevleri gereği Van’da bulunan DHA muhabirleri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir gibi. Şimdi Van’da dondurucu soğuk var. Göç var. Kışın soğuğunda yazlık çadırlarda kalan depremzedeler zor günler geçiriyor. Daha yeni bir çadırda çıkan yangın sonucu 3 çocuk hayatını kaybetti. İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Okan Tüysüz’le Van Depremi’ni ve olası deprem felaketlerini konuştuk. Van Depremi öncesinde, yakın zamanda 1999 depremini yaşadık. Şimdi Van Erçiş. Yaşanan depremlerin ardından çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu aslına bakarsanız bir kez daha gördük. Sizin değerlendirmeniz nedir bu konuda? İlk büyük depremde Erzincan’da 40 bin kişi hayatını yitiriyor. 1992’de bir kere daha yıkılıyor. Bu, depremden ders almadığımızın bence en açık göstergesi. 92’de 600’ün üzerinde yanılmıyorsam kişi canını yitirdi Erzincan’da. 39’da 40 bin kişiyi veren bir şehrin baştan yapılması gerekirdi ama demek ki bir şey yapılmadı. 92 depreminden sonra Erzincan neredeyse yeniden imar edildi. Bugün deprem olsa ne olur? Herhalde gene ciddi hasar görür, ki Erzincan çevresi gene yeni bir depreme gebedir. Niye böyle düşünüyoruz peki? Depremi yeterince algılayamamanın 2 tane sebebi var. Birincisi eğitim. Ciddi bir bilinçlenme ancak eğitimle sağlanabilir. Benim okuduğum dönemde, lisede, jeoloji dersleri vardı; gereksiz görüldüğü için kaldırıldı. İnsanın üzerinde yaşadığı dünyayı anlatan bir dersi kaldırabilir misiniz? Yer biliminden bu kadar uzak bir toplumun depremi algılamasını bekleyemeyiz. İkincisi kadercilik. Kadercilikse iki şeye bağlı: Bilgisizlik ve eğitimsizlik. Bilgisiz insan ancak kaderi bekleyebilir. Ülkelerin depremden hasar görme oranlarıyla gelirleri arasında da ciddi bir ilişki vardır. Mesela deprem riski en yüksek yerlerden bir tanesi Katmandu’dur. Çünkü gelişmemiş bir ülkedir. Bir ülke ne kadar az gelişmiş kaldı ise depremlerden ya da doğal afetlerden o kadar fazla etkileniyor. Dolayısıyla buna gelişmişliği de ekleyebiliriz. Bir bina inşa ederken nelere dikkat edilmesi gerekir? Zemin çok ciddi bir faktör. Mutlaka iyi bir zemin olması gerekiyor. Bazılarında mühendislik anlamında yapılabilecek bir şey yok. İkincisi zeminlerin niteliği son derece önemli. Zeminin özelliklerini iyi biliyorsanız bu özelliklere uygun bina yapmanız mümkün; ama zemin ne kadar kötüleşiyorsa üstüne harcayacağınız para da o oranda artıyor.

Bunun tespitini kim yapacak? Genellikle jeoloji ve jeofizik mühendisleri yapar. Yapılıyor mu peki? Yapılıyor. Ülkemizin belli yerlerinde bu mecburidir, belli yerlerinde değildir. Yapı denetim yasasını geçerli olduğu 19 ilimiz var. Yapı denetim Yasası’nda projenin hazır olabilmesi için bir zemin etüdünün yapılması gerekir. Bu aslında 1975’teki yönetmelikte de vardır. 1999 ve 2007 depremlerinin yönetmeliklerinde de ortaya konmuştur. Bugün için özellikle bu 19 ilin yapı inşasından önce zeminin araştırılma mecburiyeti vardır. Bu 19 il neye göre belirlendi? Yapı Denetim Yasası’yla beraber pilot uygulama seçildi. Pilot iller seçildi; bu iller de genelde 1. dereceden deprem bölgesi içinde ya da aktif fayın üzerinde yer alan iller. Ama bunun sadece 19 ille kalmaması, bütün Türkiye sathına yayılması gere-

kiyordu. Çünkü sistem denenecekti. O sistemin aksaklıkları giderilecekti. O sisteme Kanun Hükmünde Kararname’yle bir defa konulduktan sonra bir daha el atılmadı. Yapı Denetim Kanun Yasası’ndan bahseder misiniz? 1999 depremleri sonrası kuruldu. Tabii çok ciddi aksaklıklar var. En önemlisi bu kurumun parasını müteahhitler ödüyor. Müteahhit para ödeyip kendini denetlettiriyor. Arada da başka kimse yok yani. Bir şehrin yok olmasından söz ediyoruz. Bunun hesabı nasıl verilecek, kim verecek bu durumda? Orada suçlu çok fazla aslında. Bir kişiye ya da bir kuruma yıkmak pek mümkün değil. Bir defa yer seçiminden başlayın, inşaat, mühendis, kontrol eden kişi, aynı şekilde yapan müteahhit, kullanan kişi (Çünkü ölümler sadece bina yıkılmasından olmuyor. Binanın içindeki eşya bile yıkılınca insan öldürüyor.) Ve bunu ek bir süreç gibi düşünmeyin. Ülkemizin kurulduğu günden bu yana bir yaradır ve sorunlar yumağıdır. Tek bir sorun değildir. Kaçak ve denetimsiz yapılanma söz konusu. Başbakan şimdi diyor “Yıkacağız hepsini yenilerini yapacağız” diye! Biz Van’daydık mesela, kapanan bir tane yol olmadı. Her yıkılan binaya insanlar çok kolaylıkla ulaşabildiler. Ama İstanbul’da çıkın Bağcılar’a, Bakırköy’e. Deprem olduğunda buralara ulaşımın pek mümkün olmadığını göreceksiniz. İstanbul gibi bir yerde afetle baş etmeniz mümkün değil. Kanımca bu yıkalım, asalım, keselimle de olmaz. Bunun bir defa çok ciddi bir plan ve projeye ihtiyaç var. Bu plan ve projede öncelikle kontrol mekanizmalarının insanların dürüst olmalarını sağlayacak bir biçimde, gerekirse canlarını acıtarak konulması gerekir. Bakın Gedikbulak Köyü’nde ilkokul yıkıldı. Bu ilkokulun bir projesi var. Devlet bunu bir ihaleyle veriyor. İhaleyle verdiğine göre bir kontrol, kabul mekanizması var. Şimdi bunlardan bir tanesi

aksayabilir, ikisi aksayabilir; ama hiç değilse bir tanesinin ayakta kalıyor olması gerekir. Bu yapının yıkılması bize bu üçünün de çalışmadığını gösteriyor. Afet Yasamız 1934’ten kalma. Afet Yasası ve İmar Yasası birbiriyle çelişiyor. Bunlar çok ciddi bir şekilde, öncelikle hukuki temelden oluşturulması lazım. Ondan sonra ekonomik bir temelde ele alınmalıdır. Bunun kaynakları nerden gelecek, nasıl bir kredilenme sistemi olacak. Şu anda söylenen şeylerin çoğu bana göre afaki. Yani ayakları yere basmıyor. “Yıkacağız, 20 senede parasını alacağız” Kimden alacağız? Yani onu verebilecek gücü olmayanlar ne yapacaklar? Kaçak yapı konusuna gelirsek, ciddi bir sorun tabii ama ülkenin kaçak yapıya göz yumması sonucu bu hale gelmiştir. Bizim okulumuzda mesela seçim dönemlerinde rahatlıkla görebilirsiniz. Her sene şuradaki binanın altına kat çıkılır.

depremde 40 kişinin ölmesinde ciddi anlamda şapkayı önümüze koyup düşünmemizi gerektiren bir aşama.

99 depreminden sonra çadır afet alanı olarak belirlenen yerler vardı. Ne oldu onlara? Afet acil yolları, çadır alanları ya otopark ya da AVM olarak kullanılıyor şimdi.

biz televizyonlara çıkıp İstanbul’da deprem olacak diyoruz, ya da gazetelere söylüyoruz. Okur yorumları geliyor. Okur yorumlarının önemli bir kısmı “Artık yeter, bu hocalar bir kısmı kendilerine arsa spekülasyonu yapıyorlar, bunları dinlemekten bıktık” diyor. O yorumlarda çok ciddi bu şekilde yazan yazılar var. Şimdi insana diyorsunuz ki “Tren üzerinize geliyor rayın ortasında çekil”, “Ya bu niye şimdi palavra atıyor” diye size inanmamazlık yapabiliyor.

Bunları denetleyen yok mu? Yok. Bu bilinç yok çünkü. Bunun değişeceği de yok. Ben ümitli değilim gerçekten. Yaşananlara bakıyorum. Ne değişti? Hiçbir şey. Sadece 17 Ağustos’ta deprem olduğunda toplumun bütün katmanlarına depremin ne olduğu duyuruldu. Çünkü medya vardı. Medya çıkıp da bu kadar şeyi söyleyince dedik ki bu milat oldu, insanlar duydular aydılar. Ama bir şey olmadı. 12 sene sonra hala İstanbul’da olası depremde oluşacak zararı konuşuyoruz. Bu Bayram Oteli konusu. Girilebilir denen yerden 40 ölü çıktı. Ön hasar tespitinin yapılması gerekmez miydi? Girilebilir mi, ona dair kimse bir şey söyledi mi, ondan da emin değiliz. Ortada öyle bir rapor yok bildiğimiz kadarıyla. Yani o İTÜ’ye verilmiştir mesela; İTÜ yaptı diye, onlar arkadaşlarımız, beraber gittik. Biz zemine baktık onlar inşaatlara baktılar. Onlar hiçbir binaya girmediler ki, öyle sokaktan baka baka gittiler. Bir rapor vermeleri mümkün değil. İki otelin yıkılmasıyla birlikte orada ölenlerle ilgili olarak afet değil, cinayet diyorlar. Siz de oradaki durumu böyle değerlendiriyor musunuz? Şimdi afetle felaket arasında bir fark var. Afet doğal afet; doğanın yarattığı bir şey. Olağan koşullarda, bilimsel bir toplumda çok hasarın olması beklenmez. ‘Bilimsel toplum’ dediğim günün bilgi seviyesinde, afete hazır olmuş bir topluluktan bahsediyoruz. İnsanların depreme ya da diğer afetlere hazırlıklı olabileceğini ya da hasarı en az şekliyle atlatabilecekleri mümkün, bugünün teknolojisi buna imkan veriyor. Dolayısıyla Van’da 7.2’lik depremde hazırlıklı olmadığımızı gösteriyor. Ondan sonrası ise akıl dışı. Böyle bir depremin arkasından ikinci bir

Bu durum nasıl çözüme ulaştırılacak? Ne yapılıyor? Hiçbir şey. Bir tren üzerinize geliyor. Siz de rayın ortasında oturuyorsunuz; “Tren geliyor, çekilin” diyorsunuz; “Bana bir şey olmaz” diyerek trene meydan okuyor. Bizim durumumuzu ben buna benzetiyorum. Türkiye bir deprem bölgesi, özellikle Marmara yöresine baktığımız zaman ciddi bir deprem olasılığıyla karşı karşıya, yüzde 65’lerin üzerine çıkan bir olasılık var, bırakın yüzde 65’i, yüzde 10’luk bir olasılık dahi çok ciddi bir olasılıktır. Buna karşılık ne yapılıyor? Hiçbir şey. Şimdi bu aşamada ne yapılmalı sorusuna gelince, yapılabilecek şeyler herkese düşüyor. Bizim yöneticilere ciddi anlamda baskı yapıyor olmamız gerekir. Yani bizim sessiz bir biçimde oturup depremi beklememiz, anlaşılır ve mantıklı bir şey değil. Zaman zaman

Neden inanmıyor? Bunu bilemiyorum. Yani bunu anlamak mantıklı koşullar içerisinde mümkün değil. Kişilerin bu konuya ciddi anlamda yoğunlaşmaları ve anlamaları lazım. Belki bunda bizim kaderci yönümüzde var. Yani “Ecel gelmişse ölürüm”. Ama Allah insana akıl vermiş. Bunu kullanmak gerekiyor ve tedbiri almak gerekiyor. Bugün oturduğumuz evlere baktığımızda deprem gerçeğinin hemen hemen tümünün göz ardı edildiğini görüyoruz. Mesela Japonya’da her sene 1 gün, bazı illerde 2 gün deprem tatbikatları yapılır. Orada bizdeki gibi çadır sefilliği yoktur. Okulların spor salonları depreme dayanıklıdır. İlkokul çocukları ebeveynleriyle senede 1 gün okula gider deprem olmuş gibi orada yatarlar. Her okul mahallenin sığınağıdır. Öyle çadırda donmaz insanlar. Böyle bir ilk yardım olamaz. Deprem olduğu anda herkes nereye gideceğini, nerede yatacağını bilir. Ben şimdi deprem olduğu zaman hangi hastaneye gideceğimi bilmiyorum. Siz biliyor musunuz? Kimse bilmiyor. Depreme hazırız deniliyor. Nasıl hazırız? Böyle bir şey yok. Dolayısıyla insanların depreme hazır hale gelmesi lazım. Kişisel olarak buna gayret etmesi gerekiyor. Kişilerden çıkıp biraz daha üst makamlara gidelim. Bugün Belediyeler imar planlarını yapıyorlar. Bu planların mutlaka deprem gerçeği göz önüne alınarak yapılması lazım. Biraz daha yukarı gidelim. Hükümetin insanların önünde bir model koyması gerekir. Bu model yapıların

depreme dayanıklı hale getirilmesi, deprem anında yapılacakların ve deprem sonrası yaraların sarılmasının planlanması gerekir. Bunun için çok sayıda hukuki düzenlemeye ihtiyaç vardır. Bunların hepsi yapılırken bir takım bilimsel kriterlerin de ortaya konması gerekir. Artık idarelerin televizyondan bilim öğrenmek gibi bir lüksünün olmaması gerekir, idareler televizyondan öğreniyorlar bilimin ne olduğunu. Böyle bir deprem İzmir’de olsaydı yine bu durumlarla karşılaşır mıydık? Neden soruyorum; Van depremi haberlerde açıklandığında bir spiker “Van’da da olsa üzüldük” dedi. Bir başkası çok laf söyledi. Başka bir sorunu ifade ediyordu aslında. Bence son derece yanlış bir davranış. Biz bu ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede her etnik gruptan insanlar yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürt’ü var, Türk’ü var, Lazı var, Çerkezi var, Gürcüsü var. Dolayısıyla ben o türlü bir davranışı bir defa kınıyorum, doğru değil. Böyle bir tavrın altında ruhi bir dengesizlik var. Böyle bir şeyin olduğu bir ülkede insanların huzur bulması mümkün değil. Bu anlayışın bir defa bu kafa yapısının mutlaka silinmesi gerekir. Bunu düşünen kişinin yeterli insanlık olgunluğuna ulaştığını düşünmüyorum açıkçası. Böyle bir deprem Van’da değil de örneğin İstanbul’da olsaydı ne yapardık? Kıyaslayacak olursak olayın vahameti ortaya çıkar. Büyükşehir Belediyesi’nin Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı, JAYKA’ya yaptırdığı bir çalışma var. 725 bin binayı kaplayan bir alanda yapıldı bu araştırma. İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina var. Yani aşağı yukarı yarısı gibi düşünebilirsiniz. Bu çalışmanın sonuçlarına göre; yıkılacak bina sayısı 80 bin. Yaklaşık 200 bin binada hasar olacak demektir. Van’da ilk depremde 6 bina çöktü. Böyle bir depremde İstanbul’da ise beklenen çöken bina sayısı 5 bin. Van’da yol hiç kapanmadı söylediğim gibi. İstanbul’da 5 bin bina çökecekse o yolların önemli bir kısmı kapanacak. Çünkü normal bir zamanda trafikte gidemiyorsunuz. Van’da 600 kişi öldü. İstanbul’da beklenen 87 bin. Bu hesaplama 725 bin binaya göre hesaplanıyor tabii. Yaralı sayısı 725 bin binada, 135 bin; tüm İstanbul’u koyarsanız 230 bin eder. Olasılıkla İstanbul depreminde hastanelerin %80’i çöker. Çünkü üniversite hastanelerinin, büyük hastanelerin zayıf olduğunu herkes biliyor. İstanbul’a kim ne yapacak Van’la kıyaslayınca. Ekonomik olarak ortaya çıkacak olan yıkım da çok fazladır. Göçler başladı bir de İnsanı bir yere bağlayan ailesidir, geçimidir, sosyal çevresidir. Yarınından ümidi olmayan bir kişi oradan kaçacaktır. En azından üşümeyeceği bir yer arayacak. Çünkü eksi 15 derecede bir çadırda kalıyor insanlar buradan kaçması lazım. Acil olan şey bu soğuktan ve açlıktan kurtulmak. Depremi öngörmek mümkün mü? Mümkün değil; bilimsel bir yaklaşım değil. Tarihi belirlerken bizim belirlediğimiz temel şeylerden biri geçmişte hangi sıklıkla olmuş ona bakıyoruz. Ama bunlarda ciddi yanılma payları vardır. Doğa dengeli değildir çünkü. Depremin zamanını bilmek mümkün değil ama yerini, olası etkilerini bilmek mümkün. Yapılacak şey hazır olmak.


04 22 EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

Krizin gençlere faturası: %32.5 işsizlik Ulusal Gençlik İstihdam Eylem Planı, geçtiğimiz hafta Ankara Hill Otel’de İş-Kur tarafından düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklandı. Planla beraber yapılan araştırmalar da açıklanırken, üniversite mezunlarının okur-yazar olmayan insanlara oranla daha az iş buldukları belirtildi.

Ataselim: Gençlerin gücünü görüyoruz

ankara ARINÇ KILIÇ

Türkiye İş Kurumu (İş-Kur) tarafından Ankara’da yapılan, “Gençler İçin İnsana Yakışır İş: Türkiye’nin Ulusal Gençlik İstihdam Eylem Planı” konulu toplantıya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler, İş-Kur, TİSK, Türk-İş, Hak-İş ve DİSK temsilcileri katıldı.

İŞSİZLİK GENÇLERİ VURUYOR Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Vekili Namık Ata istihdam planı ile ilgili toplantıdaki yaptığı konuşmasında, işsizlik ve istihdam konusunu bütün dünyanın konuştuğunu ve tartıştığını söyledi. Yaşanan ekonomik krizle beraber birçok ülkede işsizliğin de tavan yaptığını söyleyen Ata, işsizliğin son dönemde en çok gençler açısından sorun olduğunu dile getirdi.

İŞKUR’A 1 MİLYAR 400 MİLYon LİRA İşsizlikle mücadele kapsamında birçok tedbirin alındığını söyleyen Ata, istikrarlı, istihdam odaklı bir ekonomik büyüme modelinin benimsenmesinin önemli olduğunu belirtti. Bu kapsamda yapılan şeyler hakkında bilgi veren Namık Ata, “İşsizlikle mücadelede kullanılmak üzere İŞKUR’a 1 milyar 400 milyon lira tahsis edildi. Bu tür çalışmalarla işsizliğin çözümünde çok önemli mesafeler katedileceğine inanıyorum.’’ dedi. YÜKSEKÖĞRETİM MEZUNLARININ İŞSİZLİĞİ %32.5 Toplantıda açıklanan raporda, okuryazar olmayanlarda işsizlik 16.4 iken, yükseköğretim mezunlarında bu oran yüzde 32.5 olarak belirtildi. Toplantıda, bununla ilgili olarak; tecrübe eksikliği, işverenlere ilave maliyet getirmesi, yeteneklerine uygun işlere girmemeleri ve özellikle eğitimli gençlerin iş bek-

“Kopya ispatlanırsa istifaya hazırım”

lentilerinin yüksek olmasının gençler açısından işgücü piyasasına girişte temel problemler olduğu söylendi.

PİYASAYA UYGUN EĞİTİM SİSTEMİ Eylem planına dair yapılacak olan çalışmaların da açıklandığı toplantıda; işgücü piyasası ihtiyaçlarına uygun eğitim sistemi oluşturulması, cinsiyet ve bölgesel farklılıkları giderecek şekilde okullaşma oranının gözden geçirilmesi, mesleki yeterlilik sitemininin biran önce tamamlanması, genç girişimciliğin desteklenmesi ve teşvik edilmesinin ilk yapılacak işler olduğu söylendi. Nüfus artış hızının da açıklandığı toplantıda, 2010 yılında yıllık nüfus artışının yüzde 1.58 olduğu; fakat bu oranın 2050’de 0.1’e düşeceği söylendi. Nüfusun giderek azalacağı belirtilirken, bugün %17 olan genç nüfus oranının 2050’de %12.6’ya düşmesi hedefleniyor.

Ali Demir haksız kazanım sağlandığının somut verilerle ispatlanması halinde isolduğunu söyledi. hazır tifaya ÖSYM Başkanı Ali Demir, Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM, YÖK ve üniversitelerin 2012 yılı bütçelerinin görüşüldüğü TBMM  Plan ve Bütçe Komisyonunda, kendisi hakkındaki soru ve eleştirileri Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in isteğiyle yanıtladı.  ÖSYM Başkanı Ali Demir, göreve geldiği Eylül 2010’da ÖSYM’nin, yönetmelikle yönetildiğini, yasal zemin bulunmadığını, 36 yıldır sözlü talimatlarla yönetildiğini anımsattı. Demir, göreve gelince hızla yasal zemin oluşturduklarını, yasa çıkarıldığını belirterek,

Gençler Meydana İnisiyatifi İstanbul Sözcüsü Fidan Ataselim, açıklanan eylem planını Yarın Gazetesi’ne değerlendirdi. Gençler Meydana İstanbul Sözcüsü Fidan Ataselim: “Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, işsizliğin arttığını ve %32.5 gibi bir düzeye geldiğini bu kurumların kabul ediyor olmaları gençliğin işsizliğe karşı verdiği mücadelenin sağladığı bir şeydir. Toplantıda dünyada yaşanan krize de değiniliyor. Bu, Türkiye’nin dünyada yaşanan değişimlerin dışında kalamayacağını gösteriyor. İşsizliğe karşı bir mücadele planı oluşturuyorlar; ama yapmaları gereken başka bir şey daha var. Üniversite öğrencileri işsiz sayılmıyor. Üniversitede eğitim gören öğrenciler işsiz sayılmalı. Dünyada, krizin etkisiyle beraber genç işsizlik arttı. Tunus’ta, Tahrir’de, Madrid’de, Atina’da, Şili’de, Wall Street’te gençler gelecekleri için ayaklanıyorlar, bakanlıkları işgal ediyorlar ve bakanları istifa ettiriyorlar. İşsizliğe tepki koyan binlerce insanın karşısında hükümetler düşüyor. Bu sayede gençlerin gücünü de görmüş oluyoruz. Buradan, açıkça şu sonuç çıkıyor; kapitalizm var olduğu sürece işsizlik olacak. Şu anda olduğu gibi, kapitalizm krize girdiğinde genç işsizlik her zaman artacak. Bu doğrultuda, diğer ülkelerde gençliğin ve halkların yaptığı gibi, Türkiye’de de gençler geleceği için, işsizliğe karşı antikapitalist bir mücadele yürütmelidir. Tunus, Tahrir, Madrid ve daha birçok yerde olduğu gibi, Türkiye’de de gençler tepki gösterip meydanlara çıkarak değiştirici gücünü ortaya koymalıdır.” diyerek gençleri meydanlara çağırdı.

bunun sadece teşkilat yasası değil, sınavlarda oluşabilecek her türlü haksızlığa karşı verilecek cezaları tanımlayan bir yasa olduğunu anlattı. Demir bunun, dönüşümün başlangıcı olduğunu ifade etti.  Tüm iddia ve suçlamalara karşın 2011’de yapılan 40 sınavda sınava giren adaylardan hiçbirine haksız kazanım sağlanmadığını belirten Demir, bundan sonra da sağlanmayacağını bildirdi. Bilim adamı olduğunu, somut veriler üzerine çalıştığını ifade eden Demir, “Göreve geldiğim süre içinde haksız kazanım sağlandığı somut verilerle ispatlanırsa kimsenin şüphesi olmasın, istifaya hazırım.” dedi. yarın eğitim

126 bin öğretmene ihtiyaç var Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer “126 bin öğretmene ihtiyacımız var.” diyerek öğretmen ihtiyacının fazla olduğunu belirtti. TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda bakanlığının bütçe planı üzerine açıklamalar yapan Dinçer, ataması yapılmayan öğretmenler ile ilgili soruları yanıtladı. ömer dinçer Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, öğretmen olarak atama bekleyenlerin bir suçunun bulunmadığını, bunun ‘’sistemik’’ bir sorun olduğunu ifade ederek, ‘’Dışarıda 264 bin öğretmenin beklediğini hesap ediyorsanız, kendinizi Milli Eğitim Bakanı’nın yerine koyun, o çocukların sorunlarına cevap üretmeye çalışın lütfen.’’ dedi.  KPSS sonuçlarına göre, 264 bin 277 mezunun öğretmenlik beklediğini bildiren Dinçer, her yıl sadece eğitim fakültelerinden mezun olup, öğretmen olmayı bekleyen öğrenci sayısının ise 33 bin 783 olduğunu kaydetti. Dinçer, fen-edebiyat fakülteleri mezunları, mesleki teknik eğitimden sonra pedagojik formasyon eğitim hakkına sahip olanların da dahil edilmesi halinde bu sayının 73 bin 142 kişiye ulaştığına işaret etti.

ÖĞRETMEN ÇALIŞTAYI 300 BİN İŞSİZ ÖĞRETMENİ ATAYACAK MI? Dinçer, düzenleyecekleri öğretmen çalıştayının bu sorunları çözmeye yönelik olduğunu dile getirerek, günübirlik çözümler yerine kalıcı, sistematik bir analiz ve buna dayalı çözümü de üretecek bir yaklaşım sunmak istediklerini anlattı.  Milletvekillerini çalıştaya davet eden Dinçer, sadece bakanlıkta çalışan değil, tüm ülkenin öğretmen sorununu konuşmaları gerektiğini kaydetti. Ömer Dinçer, gelecek yıllara yönelik öğretmen ihtiyacı planlamasının yapılması, eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştirmesini ele almaları, öğretmenlerin seçme ve yerleştirilmesi, istihdam şartları, kariyer meseleleri, mesleki gelişmelerine göz atmaları gerektiğini söyledi.  Bu konuda söz sahibi olabilecek herkesi çalıştaya çağırdıklarını dile getiren Dinçer, konuyla ilgili ulusal bir strateji belirlemeleri gerektiğini sözlerine ekledi. Yarın Eğitim

Dershane sayısında düşüş Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda üyelerin sorularını cevapladı ve bazı açıklamalarda bulundu. Bakan Dinçer yaptığı açılamada: “Dershanelerin varlığı üzerinden bir tartışma yapmayı doğru yaklaşım olarak görmüyorum. Önemli olan böyle bir talebi yaratmayacak yapıyı kurmak. Bundan sonraki süreçte dershanelere olan ihtiyacı ortadan kaldıracak bir eğitim sistemini kurmaya ağırlık verilecek.” dedi. Dinçer, alınan tedbirler sayesinde 2009-2010 yılında Türkiye’de 4 bin 103 dershane varken, 2010-2011 yılında bu rakamın 3 bin 972’ye düştüğüne dikkat çekti.

Kayıt Parası Alan İdareciye Soruşturma Okullarda alınan kayıt parasıyla ilgili, “Türkiye’de 42 binden fazla okulumuz var. Türkiye’de bağış alan okul sayısı 3 bin civarındadır. 39 bin okulumuz bağış almıyor. Bütün gürültü patırtılar bağış alan büyük illerimizdeki okul yöneticilerinin üzerinden yürütülüyor. Bu 3 bin okulun bağış almaması halinde Türk eğitim sisteminin ciddi bir şekilde aksamayacağını da düşünüyorum.” dedi. Ayrıca kayıt sırasında bağış adı altında zorla para alınmasını yasaklayan bir genelge yayınladıklarını da söyleyen Ömer Dinçer, buna uymayan idareciler hakkında soruşturma başlatıldığını da belirtti. Ankara sidar can kardoğan

İzmir’de meslek liseli artıyor

Öğrenciler eğitimden şikayetçi:

Üniversiteliler bölümlerinden memnun değil 14 ilde yaklaşık 30 bin öğrencinin görüşü alınarak yapılan araştırmada, öğrencilerin yarısından fazlasının seçtikleri meslekten memnun olmadıkları ortaya çıktı. Marmara Üniversitesi tarafından yaklaşık 30 bin öğrencinin katılımıyla Kırıkkale, Mersin, Gaziantep, Bursa, Ankara, Yalova Kayseri, Malatya, Konya, Mardin, Diyarbakır, Samsun, Adana ve Edirne olmak üzere 14 farklı ilde yapılan ‘’Üniversite Tercih Anketi’’ sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, üniversitelilerin yarısından çoğunun seçtikleri bölümlerde isteyerek bulunmadıklarını gösteriyor. Yapılan ankete göre, öğrencilerin yüzde 54,55’i seçtikleri bölümlerden memnun değil. Ankete katılan öğrencilerin yüzde 59,9’unun ise, babalarının istediği bölümü tercih etmeleri dikkat çekti. Öğrenciler, ‘’Tercihlerinizi yaparken bölüm seçimi mi öncelikli oldu, üniversite seçimi mi?’’ sorusuna karşılık, yüzde 22,35 oranında ‘’üniversite

ve şehir’’, yüzde 29,41 oranında ‘’bölüm seçimi’’ ve yüzde 48,24 oranında ‘’her ikisi’’ cevabını verdi.

Bölüm Seçiminde ‘Baba’ Etkisi Fazla Ayrıca araştırmada, meslek seçiminde 18 bin öğrencinin yüzde 13,64’ünün annesinin, yüzde 59,9’unun babasının, yüzde 13,64’ünün dershanedeki rehberlik öğretmeninin, yüzde 13,64’ünün ise okuldaki öğretmenlerinin etkisinde kaldığı gözleniyor. Anketi gerçekleştiren Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Bülent Yılmaz, öğrencilerinin, üniversite sınavından sonra yaptıkları tercihten memnun olup, olmadığını belirlemek için bu çalışmayı yaptıklarını söyledi. Yılmaz, ‘’Gerçekten sevdikleri işi yapmaları çok önemlidir. Önümüzdeki 1 yılı ya da 2 yılı düşünmemeleri gerekiyor. Önlerindeki 10 yılda nasıl bir hayat sürmek istiyorlar. Buna, öncelikle karar vermeliler. Ona göre tercihler yapmalılar. Öğrenciler, haklı olarak son sene çok büyük stres

yaşıyor. Sonuçta, birkaç saatlik sınavla geleceklerini belirliyorlar. ‘Bir üniversiteye gireyim de hangi bölüm olursa olsun’ diyorlar. Bu da yaptığı işte mutlu olmamayı gündeme getiriyor.’’ dedi. Türkiye’nin ataerkil bir toplum ol-

duğunu belirten Yılmaz, ayrıca şunları söyledi: ‘’Ailenin ekonomik gücünü tamamen baba üstlendiği için, çocuk yüzde 80 babayı örnek alıyor. Babanın baskınlığı, her zaman hissedilir.’’ Yarın Eğitim

Liseliler de eğitimden şikayetçi İstanbul’da 2 binden fazla lisede yapılan araştırmaya göre, öğrenciler hem evlerinde hem de okullarında şiddetle karşı karşıya kalıyorlar. Genç Hayat Vakfı’nın İstanbul’da aralarında Anadolu Öğretmen Lisesi ile İmam Hatip Liselesi ile Özel, Fen ve Meslek Liseleri’nin de yer aldığı 12 farklı okul türünden 21 okulda 1277’si kadın olmak üzere 2037 öğrenci ile gerçekleştirdiği ‘liseliler profili’ adlı araştırmada çıkan sonuçlarda çarpıcı istatistikler göze çarpıyor.

Liseliler İstediği Eğitimi Alamıyor Araştırmada ortaya çıkan sonuçlar, öğrencilerin en büyük sorunlarının “istedikleri eğitimi alamamaları ve üniversite sınavları” olduğunu gösteriyor. Her 100 gençten 23’ü yeterli eğitim alamamayı en çok önemsedi-

ği sorun olarak ifade ederken, yüzde 21’lik bir kesim de üniversite sınavlarını en büyük sorun olarak görüyor. Öğrencilerin %57’si mevcut eğitim sisteminin bağımsız bir kişilik geliştirmelerine engel olduğunu düşünürken, %43.8’lik bir kesim de okul yönetimlerinin öğrencilerin istek ve taleplerini önemsemediğini, okulda söz haklarının olmadığını düşünüyor.

Evde ve Okulda Şiddet Fazla Ayrıca, liselilerin %78.6’sı gençliği stresli, yüzde 61.7’si de korkuların yoğun yaşandığı dönem olarak tanımlıyor. “Ailesinin hakaret, küfür, tehdit gibi duygusal şiddetine maruz kalan var mı?” sorusuna karşı verilen cevaplardaysa, liselilerin %34’ü nün şiddete maruz kaldığı anlaşılıyor. Yarın Eğitim

İzmir İl Milli Eğitim Müdürü’nün yaptığı açıklamaya göre, İzmir’de mesleki eğitim oranı yüzde 53’e ulaştı. İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Rağip Üye, ortaöğretime devam edecek İzmir’deki gençlerin son yıllarda meslek liselerine yöneldiğini belirtti. Eğitimlerine meslek lisesinde devam edenlerin sayısında düzenli artış görüldüğünü söyleyen Üye, Türkiye’de yüzde 43 olan ortaöğretimde mesleki eğitim oranının İzmir’de yüzde 53’e ulaştığını söyledi.  Yani açıklamaya göre, İzmir’de bulunan 185 bin civarında öğrencinin 98 bininden fazlası Meslek lisesinde eğitim alıyor.

‘Kalifiye İnsan Gücü Ülkeyi Kalkındırır’ Üye, İzmir’de en çok öğrencinin bulunduğu alanların Bilişim Teknolojileri, Çocuk Gelişimi ve Elektrik Elektronik olduğunu söylerken, Meslek lisesinde okuyan gençlerin mesleki becerilerini gerçek iş şartlarında geliştirdiğini ifade etti. Mehmet R. Üye, ayrıca: ‘Kalifiye elemanların bilgi ve becerisi, ekonomik başarının temelidir. Mesleki eğitimle hem gençlere başarılı bir meslek yolu hazırlanıyor, hem de ekonomiye vasıflı eleman yetiştiriliyor.’ dedi. Üye, bununla beraber meslek liseli öğrencilerin daha kolay iş bulduğunu, hatta bazı öğrencilerin mezun olmadan iş teklifleri aldığını belirtti. Yarın Eğitim


22 KASIM 2011 YARIN

Sadece şunu hatırla:

Dünya Turu

Hareket sokaklarda büyür New York Polis Departmanı, belediye başkanının emriyle eylemcileri tahliye ederken, Wall Street’i İşgal Et’in kütüphanesinin yıkımı korkunç bir şekilde sembolikti. New York polisinin Wall Street’i İşgal Et kampına baskın düzenlediği haberini alınca, Özgürlük Meydanı olarak adlandırılan Zuccotti Parkı’na “Democracy Now” haber ekibiyle birlikte koştum.

Hepimiz işgalciyiz!

amy goodman Yüzlerce çevik kuvvet, alanı kuşatmıştı. Barikatların ötesinde, parkın tam kalbinde, 200300 kişi neredeyse iki aydır işgal ettikleri alanı terk etmeyi reddederek kollarını kilitledi. Kelepçeleniyorlardı ve tek tek tutuklanıyorlardı. Polis sınırını aşmayı başaran basın mensuplarından birkaçımız, Zuccotti Parkı’nın karşısındaki bir caddede belirlenmiş bir alana yollandık. Meslektaşlarım ve ben, uyku tulumlarını, tenteleri ve çadırların çöp yığınını aşarak aralarından sızmayı ve parka girmeyi başardık. Parkın derinliklerinde, yerde tek bir kitap gördüm. Wall Street’i İşgal Et Kütüphanesi için “WSİEK” olarak işaretlenmişti. Çöplükten sürüklenen demokrasi enkazının ortasında bulduğum, Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret” idi.

gelecekteki cesur dünya Gece ilerledikçe, Huxley’in kitabını bulmanın ironisi büyüdü. Meşhur distopik romanı Cesur Yeni Dünya’dan yaklaşık 30 yıl sonra, 1958’de onu yazmıştı Orijinal eser, gelecekte insanların sahip oldukları ve olmadıklarıyla sınıflandırılmış olduğu bir toplumu tasvir etmişti. Cesur Yeni Dünya vatandaşları, alt sınıfların elit kesim için tüm işleri yapmasıyla birlikte, onları kayıtsızlıkta, mükemmel bir tüketicilik dünyasının içinde uyuşturmak için, zevk, eğlence, reklam ve sarhoş eden uyuşturucularla meşguldüler.

Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret, Huxley’in modern toplumun o kasvetli geleceğe sarsılarak ilerlediğini gördüğü hıza kurgusal olmayan cevabıydı. Bununla ilişkili görünüyordu, çünkü ticaret ve emperyalizmin üstünlüğüne karşı büyük ölçüde harekete geçirilmiş kamp yok ediliyordu. Huxley kitapta şöyle yazmıştı: “Gelişen teknoloji ve Küçük İşletme’yi takip eden, yıkımı mümkün olan Büyük İşletme, devlet tarafından yönetilir. Yani parti liderlerinden oluşan küçük bir grup ve askerler, polisler ve onların emirlerini

yerine getiren sivil hizmetkârlar tarafından. Birleşik Devletler gibi kapitalist bir demokraside, bu, Profesör C. Wright Mills’in İktidar Eliti olarak tanımladığı şey tarafından kontrol edilir.”

“Güç halkın” “Bu İktidar Eliti, ülkenin işgücünün birkaç milyonunu fabrikalarında, bürolarında ve dükkânlarında çalıştırır, mallarını satın almak için onlara borç vererek birkaç milyon fazlasını kontrol eder ve kitle iletişim medyasına sahip olmasıyla

Suriye’nin durumu Türkiye’nin konumu

Suriye’deki muhalefetin silahlı mücadeleye başlamasıyla iç savaşta başlamış oldu. Süreç nereye akar, bu günden kestirmek zor yalnız diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Esad iktidarının bir çırpıda devrilmesini beklemek çok doğru değil. Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi Ortadoğu’da İran’ın dışında tek Şii iktidarı olması, birçok devrimci örgütlerle güçlü bağları yanında Hizbullah’ın ve İran’ın arkasında olması, Rusya ile stratejik ittifak halinde oluşu emperyalistlerin doğrudan müdahalesini engelliyor. İkincisi, bir müdahale durumunda bir Ortadoğu savaşı ihtimali yüksek. Bu durumda dengelerin İran’ın lehine dönmesi olasılığı emperyalistlerin orta doğu hesaplarını ters yüz ediyor. Şimdilik bir askeri müdahale olasılığı görünmüyor. Emperyalistler BOP’nin stratejik olarak tek kutuplu ABD inisiyatifine dayanan yanının tepmesiyle, çok kutuplu ve daha bölgesel bir düzlemde anlaşmışlardı. Her ne kadar bu çok kutuplu ortaklık dünya krizine bağlı olarak her an çökme ihtimali taşısa da, şimdilik görünen bu; bütün emperyalist ülkeler aşağı yukarı İran ve Rusya’ya karşı Türkiye üzerinde hem fikir. Bu plan yıllar önce, Cento girişimiyle Türkiye’nin üzerinden bölgeyi kontrol etme girişimi bugün olgunlaşmıştır. Nizam partisiyle başlayan ılımlı sünni siyasal İslam’ın Fettullah Gülen ile ulaştığı bugün ki seviye emperyalizmin bölgede Türkiye ile hareket edeceği olgunluğa ulaşmıştır. ABD’den Time dergisine kapak olan Tayyip Erdoğan ve atılan başlık( Tayyip’in yolu) bunun en açık göstergesidir. Tayyip Erdoğan’ın böl-

gede emperyal arzularıyla emperyalistlerin çıkarları örtüşmektedir. Türkiye’nin geçmişten gelen bölge üzerindeki kültürel ağırlığı bundan sonraki süreçte siyasi ağırlığa da dönüştürülecektir. Model olarak, demokrasi kültürü olan laik ve İslami değerlere bağlı Türkiye bu bölgede ağırlık oluşturmaya başlamıştır. Zaten son 30 yılda kurulan çok güçlü ekonomik ilişkiler kültürel ve siyasi ortaklıkla birleşince bölgede Türkiye’nin hakimiyeti artacaktır. Tabi Rusya ve İran’ın sürece müdahale edeceğini akıldan çıkarmamak lazım. Son bir haftadır İran’ın Türkiye’ye yaptığı mekik diplomasisi bu ülkeyle ilişkilerin sertleşeceğini ve bundan kaynaklı pazarlıkların olduğunu söyleyebiliriz. İran ve Suriye Türkiye’ye karşı Pkk kozunu kullanacak, İran’ın Pkk’ye Suriye’ye karşı yaptırımlarının durdurulması durumunda ortak hareket önerdiğini söyleyebiliriz. Suriye’de bundan sonra olaylar nereye akar kestirmek zor. Burada siyasal İslam’ın uzun yıllar yer altı çalışması, gerek ekonomik kriz, gerek bölgedeki gelişmeler Müslüman kardeşlerin güçlenmesini ve en sonunda ayaklanmasını hızlandırıp başlattı. Fakat komünistler de güçlü durumda. Baba Esad iktidara gelirken komünistlerle ittifak yaparak iktidarı ele geçirmişti. Şu an orada yaşananlardan bilgimiz çok az. Ama sosyalistler burada en az Müslüman kardeşler kadar güçlü. Bu yüzden her iki güç karşısında da pazarlık gücünü arttırabilir, doğru bir taktik hamle ile iktidara ortak olabilir. Bekleyip göreceğiz. istanbul ismail şahin

düşünceleri, duyguları ve fiilen herkesin hareketlerini etkiler.” Yeni bir New York eyalet hakimi, geçen Salı günü, tahliyenin devam edeceğini ve eylemcilerin Zuccotti Parkı’na uyku tulumlarıyla ve çadırlarla geri dönemeyeceğine hükmetti. Hükümden sonra, bir anayasa hukukçusu bana bir mesaj gönderdi: “Sadece şunu hatırla: hareket sokaklarda. Mahkemeler her zaman son mercidir”. Ya da, Patti Smith’in mükemmel şarkı sözünde olduğu gibi: “Güç halkındır.” yarın abd

Arundhati Roy’un, Washington Meydanı’ndaki Halkın Üniversitesi’nde 16 Kasım’da verdiği söylev: Dünyanın her yerinden halklar, imparatorluğun kalbinde, eşitsizliğe ve haksızlığa karşı baş kaldıran işgalcileri selamlıyor. Biz adalet için savaşıyoruz! 17 Eylül’den beri sizin kazancınız, işgal hareketinin ABD’de başlamasıyla birlikte imparatorluğun kalbinde, yeni bir politik dili ve düşünce gücünü ortaya koymanız oldu. Adaletten bahsediyoruz. Bugün, biz burada konuşurken ABD ordusu Irak ve Afganistan’da bir savaş yürütüyor. ABD uçakları Pakistan ve ötesinde sivilleri öldürmekte. On binlerce ABD bölüğü ve ölüm ekipleri Afrika’ya doğru yol almakta. Eğer sizin trilyon dolarlarınız Irak ve Afganistan’daki savaşlara harcamak için yeterli gelmiyorsa işte kapıda bir de İran savaşı var. “ Büyük Bunalım “dan beri, silah üretimi ve savaş ihracı ABD’nin ekonomisini canlı tutmak için elindeki tek imkandır. Daha geçenlerde Başkan Obama, Suudi Arabistan’la birlikte 60 milyar dolar değerinde silah alışverişi yaptı. Hindistan, ABD ekonomisiyle iş birliği yapmaktadır. 20 yıllık serbest ekonominin ardından Hindistan’ın en zengin 100 insanı ülke gelirinin dörtte birine sahip. Bununla beraber toplumun %80’i günde 50 kuruşun altında bir maaşla çalışıyor. Şimdiye kadar 250 bin çiftçi intihar etti. İyi haber şu ki halk bu durumu daha fazla kaldıramıyor. Dünyanın dört bir yanından binlerce insan işgal et eylemlerine katılıyor. Onlar (%1), bizim taleplerimizin olmadığını söylüyorlar. Bilmiyorlar ki, bizim yalnız öfkemiz bile onları yok etmeye yeterlidir. Eşitsiz üretim üzerine kurulu bu sistemi yıkmak istiyoruz. Bireylerin ve şirketlerin eşitsiz mülkiyet dağılımını ortadan kaldırmak istiyoruz. Bu direniş bizim hayal gücümüzü yeniden canlandırdı. Kapitalizm adalet fikrine yalnızca “insan hakları”na indirgedi ve eşitliğin hayalini kurmak suçlayıcı bir şey oldu. Biz bu sistemi reforme etmek için değil, yenisini kurmak için savaşıyoruz. ÇEVİREN: FİKRİYE YILMAZ

Yunanistan halkı 17 Kasım’ı unutmadı 17 Kasım 1973 günü, Yunanistan’da cunta rejiminin yıkılmasıyla sonuçlan, öğrenci ve emekçi eylemlerinin başladığı gündür. Her yıl 17 Kasım cunta rejimini yıkan devrimci hareket yürüyüşlerle kutlanırken bu 17 Kasım eylemlerinin ana konusu ekonomik kriz oldu. Yunanistan’ın genelinde 40 bin kişinin katıldığı eylem, Çarşamba günü güvenoyu alan Lucas Papademos’un hükümeti altındaki ilk eylem olma niteliğini taşıyor. Geçen seneki 17 Kasım’a göre eylemci sayısı ikiye katlandı. Eylemciler üstünde “Cunta rejimi 1973’te bitmedi, AB-IMF hükümetine karşı baş kaldırıyoruz.” yazan pankart taşıdı. Atina’da Panteon Üniversitesi’nde Ekonomik Profesörü olan Maria Karamessini 17 Kasım eylemini şöyle açıklıyor : “Aynı kemer sıkma politikalarının halkın seçmediği bir hükümet tarafından sürdürülmesini protesto ediyorum. Ben içine aşırı sağ partinin de katıldığı hükümeti protesto ediyorum. Bugün Yunanistan’da diktatörlüğe ve siyasi elitlere karşı olan savaşın sembolüdür.” Halk yeni hükümetin kendilerini değil, bankaları temsil ettiğini haykırırken, siyasi gençlik örgütlerinin eylemlere katılımı güçlü oldu. Syriza’nin sorumlusu Panos Lafanzanis, “ 2011’de eylem yapmak beni oldukça heyecanlandırıyor. Es-

kiden tankların diktatörlüğüne karşı savaşıyorduk, bugün de bankaların diktatörlüğüne karşı savaşıyoruz.” dedi. Yunanistan Komünist Partisi de kendi kortejiyle katıldı. Yalnızca Atina’da yaklaşık 7 bin polisin görev yaptığı ve 50 kişinin gözaltına alındığı eylemden bir gün sonra Papademos Hükümeti 2012 için kemer sıkma politikasını parlementoya sundu. Plan 7 Aralık’ta oylanacak. ATİNA Fikriye Yılmaz

Mısır’da hükümet istifa etti Mısır Bakanlar Kurulu sözcüsü Muhammed Hicazi, Başbakan İsam Şeref ’in, kabinenin istifasına dair dilekçeyi Yüksek Askeri Konsey’e sunduğunu belirtti. Mısır’da Cumartesi günü sivil yönetim isteği ile muhalefetin başlattığı gösteriler çatışmaya dönüşmüştü. Mısır Kültür Bakanı İmad Ebu Gazi, güvenlik güçlerinin eylemcilere karşı sert tutumunu protesto ederek dün istifa etmişti. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin, Mısır’da göstericiler ile güvenlik kuvvetleri arasındaki çatışmalardan kaygı duyduğunu belirterek, Mısır’daki dönüşüm sürecinin halkın beklentileri ve meşru talepleri doğrultusunda kısa sürede tamamlanması gerektiğini bildirdi.

35 ölü ve 2 bin yaralı var Mısır’ın başkenti Kahire’deki ünlü Tahrir Meydanı’nda güvenlik güçlerinin eylem-

cilere saldırısı devam ederken, meydana seyyar hastane kuran gönüllü doktorlar, yaralı sayısının artması üzerine, meslektaşlarına “Yardım edin” çağrısında bulundu. Mısır’da sivil yönetim ve yeni anayasada askerin istediği ayrıcalıklara karşı

çıkan muhalifler tarafından başlatılan eylemler, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucunda çatışmaya dönüşmüştü. Mısır Sağlık Bakanlığı ülke genelinde çıkan çatışmalarda en az 33 kişinin öldüğünü, 2 binden fazla kişinin de yaralandığını açıkladı. yarın mısır


Yarın’dan Karabulut ailesine selam

18 Kasım’daki Münevver Karabulut davasında katil Cem Garipoğlu’na en üst sınır olan 24 yıl ceza verildi. Nagihan ve Süreyya Karabulut, kızları Münevver’in davasının en büyük takipçisi oldu. Dava süreci boyunca, katillerin en ağır cezayı alabilmesi için mücadele ettiler. Parası olana değil haklı olana adaletin

12.İzmir kısa film festivali sona erdi

12. Uluslararası İzmir kısa film festivali, izleyicileriyle buluştu. 2000 yılından bu yana İzmir’de düzenlenen festival, Türkiye’de önemli bir yere sahip. İzmir kentinin tek sinema festivali olma özelliği de festivale büyük önem katıyor. Bu yıl 16 - 20 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen festival, Fransız Kültür Merkezinde izleyicilerin beğenisine sunuldu.

sağlanması için büyük bir uğraş verdiler. Sonunda kazandılar. Elbette alınan karar kızları Münevver’i geri getirmeyecek ancak, adalet uğruna verdikleri mücadele tarihe yazıldı. Biz de Yarın Gazetesi olarak bu onurlu mücadelelerinden dolayı Karabulut ailesini selamlıyoruz. YaRIN İSTANBUL

Türkiye sineması koca çınarını kaybetti

Türkiye sinemasının koca çınarı olarak bilinen ve yaptığı tüm eserlerle Türkiye sinemasına yön veren Ömer Lütfi Akad, 19 Kasım Cuma günü evinde, 95 yaşında hayatını kaybetti.

İZMİR ONUR ULUGÖL

Festival her sene uluslararası ve ulusal kategorilerde kurmaca, belgesel, deneysel ve animasyon dallarındaki kısa filmlere yer veriyor. Ayrıca festivalde verilen ‘Altın Kedi Ödülleri’ de Türkiye’de kısa film alanında uluslararası kategorisi bulunan tek ödül.

YENİ DALGA AKIMCISI: GODARD Bu sene 12.si gerçekleştirilen festivale 65 ülkeden 1300 başvuru gerçekleşti. Bu başvuruların arasından 34 ülkeden seçilen 114 film, 5 gün boyunca sinemaseverlerle buluştu. Bu filmlerin arasında festivallerde ödül kazanmış filmlerin dışında, seyirciyle ilk kez buluşan filmler de yer aldı.

İzmir kısa film festivali, her yıl sinema ustalarına da yer veriyor. Festivalin bu yılki sinema ustası, Serseri Aşıklar filmiyle özdeşleşen, Yeni Dalga akımının öncülerinden Jean Luc Godard idi. Godard’ ın 1993 - 2002 yılları arasında çektiği 3 kısa filmi, ‘Je Vous Salue Sarajevo’, ‘De L’Origine Du Xxie Siecle’ ve ‘Liberte Et Patrie’ festivalde yer aldı.

SÖYLEŞİ VE ATÖLYELER

18SORU MAKBULE ADIBELLİ EV HANIMI - OSMANİYE

Bu yıl festivalin söyleşiler ve atölyeler bölümünde ‘Sinemada Senaryo” Önder Çakar, ‘Sinemada Yapımcılık’ – Sevil Demirci, ‘Sinemada Oyunculuk’ – Hatice Aslan yer aldı. Sinemada

Lalelide Bir Azize gibi filmlerin yapımcısı. Aynı zamanda Sevil Demirci hatırlanacağı üzerine Yeşilçam Filmleri Ödülleri töreninde, yayınlanmamış kitapların toplatıldığı bir dönemde olduğumuzdan dem vurup, Nedim Şener ve Ahmet Şık’a desteklerini ifade etmişti. Festivalin bir diğer ilgi gören etkinliği ise, SETUP fotoğraf sergisi. Gökçe Pehlivanoğlu’ nun fotoğraflarından oluşan ve film setinde yaşananları konu alan fotoğraf sergisi festival süresince ziyaretçileriyle buluştu.

ALTIN KEDİ ÖDÜLLERİ Gecenin sunuculuğunu İzmirli oyuncu Deniz Akdeniz’in yaptığı ödül törenin de festivalin ulusal kategorisinde 9 film, ulusal kategorisinde ise 11 film Altın Kedi ödülleri için yarıştı. Sinema yazarı Atilla Dorsay’ ın juri başkanlığı yaptığı juri bölümünde yönetmen Tayfun Pirselimoğlu, Oyuncu Tülin Özen, Cannes film festivalinden Christophe Leparc ve Oscar ödüllü yapımcı Cedomir Kolar bulunuyordu. Jurinin oylarıyla verilen ödüller şöyle; Juri özel ödülü: Ali Ata Bak / Orhan İnce Konusu: Ali’nin öğretmen dayısının

kasabasında keçi çobanı olan ailesiyle yaşayan genç bir çocuğun hikâyesini anlatır. Bir gün, çocuk düşmüş bir baykuş bulur ve baykuşlarla ilgili bilinen kötü kehanete rağmen onu alır. Mokhtar’ın yeni evcil hayvanı ailesine karşı isyanın sembolü ve onun çiçeği burnunda bağımsızlığının ikonu olur.

Altın Kedi ödülü: Nolya / Cem Öztüfekçi Konusu: Dostlarının yerini şimdilik tek müşterisi olan ‘O’, garson Afirf ’le karşılıklı sıkılmanın keyfini çıkardıkları bir günde, dışarıdan geçen güzel kızın peşinden gider ama Sami Abi de aynı kızı sevmektedir. Altın Kedi ödülü: El Vendedor Del Ano / Cote Soler Konusu: En acımasız şirketler arasında olan tek şey olan İnsan’ı anlatıyor GENÇ OYUNCULARA ALTIN KEDİ ÖDÜLÜ Bu yıl ilk defa verilen ödül, genç oyunculara destek verme ve katkıda bulunma amacı ile ‘Genç ve umut veren oyuncular’ kategorisi altında gerçekleştirildi. Juri tarafından yapılan değerlendirme sonucunda En iyi oyuncu ödülünü Ali Nuri Türkoğlu aldı.

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

En iyi oyuncu ödülü: Ali Nuri Türkoğlu – Film: Gerçek Bir 1. En sevdiğiniz erdem? Sabırlı olmak 2. Başlıca özelliğiniz? İnsanları dinlemek 3. Mutluluk nedir? Çocuklarımla birlikte vakit geçirmek 4. Mutsuzluk nedir? İnsanın bir türlü huzurlu olmaması 5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Çocuklarımın benden gizli sigara içmesi 6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Sahtekarlık 7. En sevmediğiniz şey? İçki ve sigara 8. En sevmediğiniz kişiler? Dürüst olmayan kişiler 9. En sevdiğiniz iş? Ailemle vakit geçirmek 10. En sevdiğiniz şair? Orhan Veli 11. En sevdiğiniz yazar? Sabahattin Ali 12. Kahramanınız? Yılmaz Güney 13. Kadın kahramanınız? Annem 14. En sevdiğiniz çiçek? Papatya 15. En sevdiğiniz renk? Kahverengi 16. En sevdiğiniz yemek? Yemek seçmem 17. En sevdiğiniz düstur? Ayağını yorganına göre uzat 18. En sevdiğiniz söz? Komşu komşunun külüne muhtaçtır

Senaryo atölyesinde konuşan Önder Çakar, Gemide, Lalelide Bir Azize, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, Maruf ve Takva gibi ödüllü birçok filmin senaryo yazarı, aynı zamanda Köprüdekiler ve Çoğunluk filmlerinin yapımcısı. Sinemada Oyunculuk söyleşisinde yer alan Hatice Aslan ise, 1986– 1992 yılları arasında İzmir Devlet Tiyatrosu’nda, 2000 yılından beri de İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaktadır. Yapımcılık atölyesinde konuşan Sevil Demirci ise, Çoğunluk, Köprüdekiler, Takva, Maruf, Gemide,

onları ziyarete gelmesiyle birlikte başlayan sohbete, çocukların kendi masum dünyalarında ezberledikleri cümlelerle, eğitim sisteminin yarattığı trajikomik durumların ortaya çıkmasına sebep olur.

Juri özel ödülü: Mokhtar(Kanada) / Halima Quardiri Konusu: Mokhtar, Fas’ın uzak bir

Hikâyeden Uyarlanmıştır. Konusu: Yönetmenliğini Kerem Keskin’in yaptığı film, Salih’in izlediği bir filmin etkisinde kalarak, para dolu bir çantanın düşer. Fabrikadan arkadaşı Cemil’in ise farklı bir planı vardır.

17 Kasım’da gösterime giren üç yeni film dı. Film, ailesi ve çevresi tarafından sevilen anayasa profesörü Celal Tan’ın hikâyesini anlatıyor. Eşini kaybetmesinin ardından hayatını kurtardığı genç öğrencisiyle evlenen Tan, ailesinin 65. doğum gününü kutlamak için düzenlediği sürpriz bir doğum günü partisinden önce yaşananlar tüm ailenin hayatını sonsuza dek etkiler. 17 Kasım tarihiyle gösterime giren biri yerli üç film sinemaseverlerle buluşuyor. Celal Tan ve Ailesinin Acıklı Hikâyesi Yönetmenliğini Onur Ünlü’nün yaptığı, Celal Tan ve Ailesinin Acıklı Hikâyesi, 18. Altın Koza Film Festivali’nde, ‘’En İyi Film’’, ‘’En İyi Senaryo’’ ve ‘’Jüri Özel Oyunculuk Toplu Performans’’ ödüllerini kazan-

Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bill Condon’un yönettiği, ‘’Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1 filmi, aşk, aksiyon ve dram sahneleriyle sinemaseverlerin ilgisini çekecek cinsten. Alacakaranlık, Tutulma ve Yeniay filmlerinin ardından serinin son filmi ‘’Şafak Vakti’’, 2 bölüm halinde izleyiciyle buluşturulacak. Serinin son filminin ilk bölümünde, Bella, Edward ve tüm sevdikleri, gösterişli bir düğün,

geçirilen romantik balayı ve çalkantılı bir hal alan bebeğin doğumunun getirdiği zincirleme sonuçlarla yüzleşmek durumunda kalır. Tüm bunlar, Jacob Black için de beklenmedik ve şok edici bir gelişme olur. Oyunun Sonu J. C. Chandor’un yönettiği ‘’Oyunun Sonu (Margin Call)’’ filmi, gerilim sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak. Filmde, bir yatırım kuruluşundaki kilit oyuncuların etrafında geçen 24 saatlik süreç konu alınıyor. Filmde, Peter Sullivan, şirketlerinin batma riski altında olduğunu kanıtlayacak bir bilgiyi su yüzüne çıkarır. Bu bilgiyi kullanarak, şirketi batmaktan kurtarmak ve hatta yükselişe geçmesini sağlamak mümkündür, fakat bu göründüğü kadar kolay olmaz. yarın sanat

KOCA ÇINAR 2 Eylül 1916 yılında İstanbul’da doğan Ömer Lütfü Akad 1938 yılında Galatasaray Lisesi’ni, 1942 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu’nun maliye bölümünü bitirdi. Bir süre Osmanlı Bankası muhasebe bölümünde çalıştıktan sonra Sema Film şirketinin muhasebe işleriyle ilgilendi. Halkevleri’ nin çeşitli tiyatro oyunlarına dekor yaptı, amatör oyuncu olarak sahneye çıktı ve sahneye oyunlar koydu. Beş Sanat adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. Sinemaya, Şakir Sırmalı’nın yönettiği Domaniç Yolcusu (1946) adlı filmde yapım yönetmenliği yaparak ilk adımını attı. Yönetmenliğini Seyfi Haveri’nin yaptığı, Damga filminin yarım kalan sahnelerini çekerek yönetmenliğe başlamış oldu. 1948 yılında Vurun Kahpeye ile başladığı yönetmenliğini halk masalları uyarlamalarıyla sürdürdü, polisiye filmleriyle sinema dilini geliştirdi. Kendinden önceki sinemacılardan farklı olarak sinema tekniği ve diline yeni bir anlayış getirdi. Belgeseller çekti, senaryo yazarlığı yaptı. Türkiye sinemasının başlangıç ve gelişimini anlattığı, Işıkla Karanlık Arasında adlı Deneme Biyografisini yazdı. İLK FİLM VURUN KAHPEYE 1948 yılında ilk filmi, Vurun Kahpeye’ yi yönetti. Bu film dönemin en fazla izlenen filmi oldu. 1952 yılında tiyatro geleneğinden sinema tekniğine geçişi başlattığı, halk uyarlaması olan, polisiye filmlerinin öncüsü Kanun Namına’ yı çekti. 1955 yılında Yaşar Kemal’ in senaryosunu yazdığı, Beyaz Mendil’le ikinci büyük çıkışını yaptı. Atilla İlhan’ ın senaryosunu yazdığı, Yalnızlar Rıhtımı o dönem büyük tartışmalara yol açtı. Yılmaz Güney’le 1967 yılında birlikte yaptığı, Hudutların Kanunu Türkiye sinemasına damga vurdu ve bu filmden sonra Türkiye sinema tarihinin en önemli üçlemesi olan, Gelin, Düğün ve Diyet ile, Türkiye’de iç göç sorununu ele alan filmler yaptı. 1964 ve 1974 yılları arasında belgesel ve TV filmleri çekti. KAZANDIĞI ÖDÜLLER •1967 Antalya Altın Portakal Film festivali – En iyi 2. Drama film ödülü – Hudutlar Kanunu •1968 Antalya Altın Portakal Film festivali – En iyi 2. Film – Vesikalı Yarim •1974 Antalya Altın Portakal Film festivali – En iyi yönetmen - Düğün. YaRIN KÜLTÜR

‘Unhate’ Vatikan’ı kızdırdı Reklam projeleriyle adından çokça söz ettiren Benetton firması, son kampanyası ‘Unhate’ – ‘Nefret Etme’ ile özellikle Vatikan’ı çok kızdırdı. Vatikan’a sadece 100 metre uzaklıktaki St. Angelo Köprüsü’ne asılan, fotomontajla hazırlanmış kampanya afişinde, Papa 16. Benediktus, Mısır’ın El-Ezher Üniversitesi’nin camisinin imamlarından Ahmed el Tayyip’i dudağından öpüyor. Marka ayrıca Milano’nun ünlü Duomo Meydanı’nda da bir afiş açtı. Burada da ABD Başkanı Barack Obama, Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’yu dudağından öpüyor. Benetton firmasının kampanyasında, Nicolas Sarkozy ile Angela Merkel ve Mahmud Abbas ile Binyamin Netanyahu’ nun birbirlerine öpücükler verirken gösteren fotomontajlar da bulunuyor. Olayın duyulmasından sonra müdahalesi gecikmeyen Vatikan, Papa’nın afişinin kaldırılmasını sağladı ve reklâm kampanyası hakkında yasal işlem başlattı. Vatikan, Papa 16. Benediktus’ un imajının korunması adına, devlet sekreterliğini İtalya ve dışarıda her türlü yasal girişimde bulunmak, söz konusu fotomontajın basında dâhil olmak üzere yayından kaldırılması için yasal işlem başlatmakla görevlendirdi. Benetton şirketten yapılan açıklamada ise, fotoğrafın inananların hassasiyetini yaralamış olmasından üzüntü duyulduğu belirtilerek, “Bu kampanyanın amacının her türlü biçimdeki nefret kültürüyle özel olarak mücadele etmek olduğunu hatırlatırız” ifadesi kullanıldı. Kampanya dâhilinde hazırlanan video da en az fotomontaj afişler kadar çok konuşulacağa benziyor. YaRIN KÜLTÜR

Nefret suçlarından olmayan kelimelere Geçen sene nefret suçlarına dikkat çekmek için çıkardıkları Metis Ajanda -2011 Nefret Suçları kataloğuyla saldırılara maruz kalan Metis yayıncılık, ‘Olmayan Kelimeler’ 2012 kataloğunu çıkardı. 2011 yılında Nefret suçları kataloglarında Atatürk’e hakaret edildiği gerekçe gösterilerek saldırılara maruz kalmışlardı ve ajanda satışları bazı yayınevlerinin raflarından kaldırılmıştı. Metis yayıncılık bu sene çıkardıkları kataloglarının tanıtımı ve geçen sene yaşananlara atıfta bulunmak için web sitelerinde bir açıklama yayınladılar. Açıklama ise şöyle: “Yayımlandığı ilk yıldan beri okurlarımızın severek aldığı ajandalarımız, ne yazık ki kimi sevgisiz insanları da illet ediyor. Cadılar ajandamızda vurguladığımız gibi her yerde düşman arayışına çıkanlar, zihinleri ve yürekleri yerine tepkilerini rehber edinenler kelimelerden özellikle korkuyor. Peki, dedik biz de o zaman, mevcut kelimelerden kaçınalım, hazır çağrışımları devre dışı bırakalım, olmayan kelimelere bakalım bu sefer!” YaRIN SANAT


Yarın Gazetesi Sayı 7