Issuu on Google+

08 Çav

Adio Papandreu

Berlusconi

09

Euro birliği ne olacak? Kriz hükümet başkanlarını bir bir yıkarken AB’nin geleceği nasıl olacak, halkları neler bekliyor? Çiğdem Şahin bu sorulara yanıt arıyor.

Gerze halkı termik santrale karşı mitingde buluşuyor GÜNCEL 3 22 Kasım’da başlayacak okumalarda yaklaşık on haftalık bir programla Kapital’in birinci cildi incelenecek. Dünyayı sarsan krizle sermayedarlar tarafından en çok okunan kitap haline gelen Kapital’i okumaya toplumun ezilen ve sömürülen tüm kategorileri “Anlatılan senin hikâyen” denilerek davet ediliyor. KÜLTÜR 12 16 KASIM 2011 ÇARŞAMBA

SAYI:6

1 TL

Hükümet enkaz altında Yaşanan ikinci depremin ardından Van’da hayat koşulları giderek güçleşiyor. Hükümet ise hatalarını kabul etmek şöyle dursun, depremzedeleri suçlu gören açıklamalara ve afet yönetimindeki başarısızlığına devam ediyor. Kar ve soğuğun hakim olduğu Van’da barınacak yer sorunu çözülmemişken, vatandaşlar kendi imkanlarıyla göç yollarına düştü bile. Yaşananlar doğal afet mi, kader mi, ihmaller zinciri mi?

Gençler işsiz, geleceksiz Her sene binlerce mezun, işsizler   kervanına katılıyor. İşsizlik rakamları bilinçli bir şekilde düşük gösteriliyor. Hal böyleyken bizim de konumuz genç işsizlik. Bu haftaki söyleşimizi “Boşuna mı Okuduk?” yazarlarından İlknur Üstün’le ve Aksu Bora’yla gerçekleştirdik. SÖYLEŞİ 9

İşte hükümetin cevaplaması gereken dört fotoğraf, dört soru

Aşklar ve köpekler paramparça 3 Hakan Öztürk AKLIN YOLU

Gençler meydandaydı

1

ibi hasarlı g l e t O m a r ı? Bay kapatılmad n e d e n r la bina

2

platanlara o c i r le e d e Depremz dı mı?

soruşturma

Dört yanımız öfke 5 Dö Gülsüm Kav

TMK’ya göre herkes “şüpheli”  

Yeni anayasa yapılması için çalışmalarla birlikte en ciddi hukuk sorunlarından biri olan TMK’da tartışmaya açılmış oldu. Bir dizi kurum bu kanunun kaldırılmasından ya da en azından içeriğinin düzenlenmesinden yana olsa da hükümet cephesi bu fikre itiraz ediyor. Hatta Başbakan dahil, yardımcılarının ve İçişleri Bakanı’nın son açıklamaları, itirazın ötesinde daha çok tehdit içeriyor. GÜNCEL 5

“KCK operasyonları devam edecek”  

KCK operasyonları kapsamında, aralarında akademisyenlerin de bulunduğu çok sayıda BDP yöneticisi üye ve belediye başkanları tutuklandı. Siyaset akademileri kapatıldı ve milletvekillerine yönelik çok sayıda dava açıldı.

BAŞBAKAN: OPERASYONLARA DEVAM EDECEĞİZ Bayramda Rize’de yaptığı açıklamada, “KCK operasyonlarına karşı çıkanlara sesleniyorum, KCK’yi iyi tanımanız lazım, KCK’nin nereye gittiğini bilmeden yaptığınız açıklamalar ister medyada olsun, nerede olursa olsun teröre destektir, teröre hizmettir, bu kadar açık. Durmayacağız, yapmaya da devam edeceğiz. GÜNCEL 4

İşsiz öğretmenler Ankara yolunda  

Ataması yapılmayan 2 işsiz öğretmen Savaş İka ve Mehtap Tekdemir 31 Ekim’de Samsun’dan ‘koşulsuz atama, kadrolu-güvenceli iş’ talebiyle başlattıkları yürüyüşü 19 Kasım’da Ankara’da sonlandıracaklar. İllerden gelen işsiz öğretmenler 19 Kasım’da kitlesel eylem düzenleyecek. EMEK 6

Yarin06_Kapak.indd 1

açıl

3

a ne kadar ? h a d r la k u c Ço da kalacak r la ır d a ç k u soğ

Unutmayacağız, unutturmayacağız

4

dilmesinin e ç ö g n a ’d Van ı kimler? sorumlular GÜNCEL 3

Hepimizin başı sağ olsun. Van’da yaşanan 5,6 büyüklüğündeki depremde, görev başında enkaz altında kalarak ölen DHA muhabirleri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir, binlerce kişinin katıldığı törenlerle uğurlandı. Yüzlerce basın mensubu, çalışma arkadaşlarını yalnız bırakmayarak, basın emekçilerinin zorlu ve güvencesiz çalışma koşullarına bir kez daha dikkat çekti. TOPLUM 2

Kadınlar yasayı kazanıyor

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 2010’da 25 Kasım gününde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun temellerini atmış olduğu yasa tasarısı taslağının bu hafta Bakanlar Kurulu’na sevk edileceğini açıkladı. GÜNCEL 7

 

Gençler Meydana İnisiyatifi, 30. kuruluş yıldönümünden birkaç gün önce YÖK’ü, İstanbul’da yaptığı eylemle protesto etti. 8-9-10 Haziran’da 3 gün boyunca oturma eylemi yaptığı Taksim Meydanı’nda bu sefer 2 saatlik bir oturma eylemi yapan inisiyatif, eylemde kuruluş bildirgesini de kamuoyuna açıkladı. EĞİTİM 10

“Yalancı kahramanlar bizi kurtarabilir mi?”

 

Keşanlı Ali Destanı’nda Keşanlı Ali’yi oynayan Mert Bulut Kırlak ile söyleşi yaptık. 2000 yılından bu yana Eskişehir Şehir Tiyatroları’nda oyuncu olarak çalışan Kırlak ile Keşanlı Ali’den, yalancı kahramanlardan, amatör tiyatrolardan, profesyonel tiyatroya kadar tüm ayrıntıları konuştuk. KÜLTÜR 12

ALO YARIN

0506 724 6447

Abonelik Dağıtım Öneriler

16.11.2011 09:16:42


16 KASIM 2011 YARIN

Unutmayacağız, unutturmayacağız Hepimizin başı sağ olsun. Van’da yaşanan 5,6 büyüklüğündeki depremde, görev başında enkaz altında kalarak ölen DHA muhabirleri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir, binlerce kişinin katıldığı törenlerle uğurlandı. Yüzlerce basın mensubu, çalışma arkadaşlarını yalnız bırakmayarak, basın emekçilerinin güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekti.

Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir’i saygı ile selamlıyor, anıyor, başta ailesi ve tüm basın camiasına yeniden başsağlığı diliyoruz.

YARIN ELİF KARAN

Van’da yaşanan 5,6 büyüklüğündeki depremde yıkılan Bayram Otel’de enkaz altında kalarak hayatlarını kaybeden Doğan Haber Ajansı muhabirleri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir son yolculuklarına uğurlandı. 26 yaşındaki Emir’in cenazesi Tunceli’de, 52 yaşındaki Yılmaz’ın cenazesi de Erzurum’da toprağa verildi Çeşitli siyasi partiler, devlet görevlilerinin yanısıra basın örgütleri ve çeşitli kuruluşlar başsağlığı mesajları yayımladı. Mesajlarda Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz’ın gazetecilik meslekleri boyunca çeşitli ödüller almış basın mensupları oldukları vurgulandı. Zorlu koşullara karşın deprem bölgesi olan Van’da görevlerini devam ettirdikleri belirtildi.

YOLLAR KİLİTLENDİ Cem Emir’in cenaze töreni esnasında Tunceli’de trafik durdu, cenazeye diğer illerden gelenler nedeniyle yollar kilitlendi. Törene Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahin, DHA ve çeşitli basın kurumlarının temsilcileri,, Tuncelili sanatçı Ferhat Tunç, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı, Diyarbakır Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Hüseyin Kaçar ile yüzlerce gazeteci katıldı. Cem Emir için Dersim Cemevi’nde yapılan törenin ardından Dersim’deki Gazeteciler Cemiyeti tarafından Yeraltı Çarşısı üzerinde anma töreni yapıldı.

Binlerce kişinin katıldığı anma töreninde yapılan konuşmalarda vurgu hep aynıydı: “Arkadaşlarımız ihmal sonucu öldü.”

Ahmet Küçükler, DHA ve Anadolu Ajansı’ndan çeşitli yetkililer, Yılmaz’ın bazı gazeteci akrabaları ile meslektaşları katıldı.

“CİNAYETİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ” Evrensel gazetesi yazı işleri Müdürü Fatih Polat, meslektaşlarının ölümünün “taammüden adam öldürmek” ile eş değer olduğunu belirtip, cinayetin takipçisi olacaklarını ifade etti. Tutuklu gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener de avukatları aracılığıyla Cem Emir’in ailesine taziye mesajı iletti. Ayrıca Cem Emir’in cenazesinde toplanan paraların ise Van’daki depremzedelere yollanacağı bildirildi. Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, sendikanın yanı sıra Gazetecilere Özgürlük Platformu adına da törene geldiğini belirterek, gazetecilerin çalışma koşullarından söz etti. Cem Emir’i yaptığı haberlerle tanıdığını söyleyen İpekçi, Cem’in ölümüyle de gazeteciliğin ne kadar ağır koşullarda yapıldığını gösterdiğini belirtti. İpekçi, hükümeti de eleştirerek, “Bu acılı günümüzde de sussunlar, söz söylemesinler, başka bir şey de istemiyoruz” dedi.

GAEZETECİLERİN SENDİKASI YOKTU Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir’in Van’da görev başında hayatlarını kay-

YILMAZ ERZURUM’DA TOPRAĞA VERİLDİ 18 yılı aşkın süredir gazetecilik mesleğini başarıyla sürdüren Sebahattin Yılmaz, Erzurum’da toprağa verildi. Cenazeye Yılmaz’ın yakınlarıyla, Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı

Kaçak elektrikte sınır yok Son zamlarla beraber cep yakan elektrik faturalarına karşı halk çareyi kaçak elektrik kullanmakta buldu. Kaçak elektrik kullanımına, 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilmesi bile insanları yıldırmadı. Üstelik denetlemelerde verilen ilginç tepkiler görevlileri şaşırttı. Sakarya’da bir kaçak elektrik kullanıcısının “Ben yapmadım. Oğlan çok yaramaz, o yapmıştır.” demesi, bir başkasının ise “Tüketimlerimizi inceleyin. Kaçak kullansak bu kadar yüksek fatura gelir mi?” diyerek ikna çabası takdire şayan tepkilerdi. Tepkiler kadar, kullanılan yöntemler de şaşırtıyor. Denetlemelerde sınır tanımayan yaratıcılıkta yöntemler kullanıldığı gözlemleniyor. Fayansa dokunulması sonucu devreye giren kaçak kullanım yöntemi, gözlemlenen en yaratıcı yöntemlerden. Sayacın içine cam kenarından film itilerek, sayaç diskinin durdurulması ve görevlilerin geldiği anlaşılınca filmin çekilip, sayaçta normal çalışmanın sağlanması ise başlıca hilelerden olup en çok kullanılan yöntem. Anahtar görevi üstlenen bir duya takılan lamba yöntemi ile de, ampul sıkıştırılıp yanınca sayaçtan geçen enerji, gevşetilince kaçak kullanım hattı devreye giriyor, böylece denetim için görevli gelince kaçak kullanım kamufle edilebiliyor. YARIN TOPLUM

betmeleri, bir kez daha basın mensuplarının can güvenliği olup olmadığını sorgulattı. Doğan grubuna bağlı gazetelerde daha önce var olan sendikanın, muhabirlerin sendikasızlaştırılmasıyla, tasfiye edildiği bildirildi. Yani Yılmaz ve Emir sendikasız çalıştırılıyorlardı. Türkiye’de basın özgürlüğü yok, hatta basın tekeli haline gelmiş gazeteler, kanallar zaten oto sansür uyguluyor. Yapılan araştırmalara göre gazetecilerin yüzde 96,5’u haber içeriklerini hükümetin etkilediğini düşünüyor. Yüzde 82,8 hükümet aleyhine yanlış haber verilmesinden kaçınıldığını ifade etmiş. Gazetecilikte özellikle son yıllarda işten çıkarmalar oldukça yoğunlaştı. 2008’den bu yana işten çıkarılan gazetecilerin sayısı 1500’ü aştı. Medya sektöründe sendikal örgütlenme son derece zor. Özellikle ajanslarda çok ciddi baskılar var. Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre, medya sektöründe çalışan işçi sayısı 15640. TÜİK’e göre ise bu sayı 28928. Yani 30 bine yakın ki-

şi çalışıyor medya sektöründe. 15 bin de kayıtsız çalışan var. Bunun içinde sadece 500 sendikalı çalışan var. Medyanın önemli bir diğer sorunu stajyer çalışmanın çok yaygın olması. Meslek liselerindeki öğrencilerin çalıştırıldığı, stajyerlerin kadrosuz çalıştırıldığı bir sektörde bulunuyoruz. Ücretler son derece düşük. Kıdem tazminatı ödemelerinde ciddi sorunlar yaşanıyor. Basın İş Kanunu olan 212 sayılı yasa uygulanmıyor ve “Basın çalışanlarının yıpranma hakkı” 2008’de çıkarılan yasayla çalışanların elinden alındı.

YARIN’DAN BAŞSAĞLIĞI Yarın gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Emre Öztürk de, Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz’ın yakınlarına Yarın Gazetesi adına başsağlığı diledi. Öztürk “Türkiye’de gazetecilerin özgürce çalışmasının önünde pek çok engel olduğunun altını çizerek, faili meçhul cinayetlerle katledilen, gözaltında kaybedilen, yaptıkları haberler nedeniyle tutuklanan yüzlerce gazeteci bulunduğunu söyledi. Bu koşullarda meslek etiğinin gerektirdiği gibi gerçekleri açıklamayı önüne koyan bir habercilik anlayışı ile çalışmanın engellendiğini belitti. Ayrıca habercilerin emeklerinin karşılığının hiçbir şekilde verilmemesinin en önemli sorunlardan biri olduğunu ifade etti. Van’da görev başında hayatlarını kaybeden arkadaşlarının ölümünün, bir vefat değil cinayet olduğunu vurguladı. Basın sektöründe, iş güvenliğinin, özlük haklarının, sendikal hakların, yeterli ücretlerin, özellikle büyük medya gruplarında bulunmadığını ifade eden Öztürk, hayatlarını hiçe sayarak haber yapan meslektaşlarına sahip çıkılmadığını ifade etti. Yarın gazetesi olarak basın çalışanlarının zorlu çalışma koşullarına mahkum edilmesinin, sendikasızlaştırmanın ve diğer tüm hak gasplarının takipçisi olduklarını belitti.

Polise insan hakları anonsu Yaklaşık 15 aydır, Bursa Emniyet Müdürü Halil Yılmaz’ın talimatıyla, güne başlarken telsizlere geçilen anons, polisleri, insan haklarına saygılı olmaya çağırıyor. Her sabah polis telsizlerine geçilen anons şu şekilde: “İnsan haklarına saygılı, yetkilerini en doğru şekilde kullanarak hizmet üreten, yeşil Bursa’mızı seven ve Bursalılarca sevilen, bu şerefli mesleğe gönül veren tüm personelimize kazasız, iyi görevler dileriz.” Anonsların işe yaramadığı, uygulanan orantısız güç görüntüleriyle ortada. Bu durumu kanıtlayan örnekler ise şöyle: Boykot Cephesi mitinginde Akın Birdal bir kişinin saldırısına uğradı. Polis, gaz bombalarıyla saldırgana değil, kitleye müdahale etti. Uludağ Üniversitesi’nde alternatif şenlik yapmak isteyen öğrencilere çevik kuvvet müdahale etti. Çok sayıda yaralıya rağmen, öğrenciler 6 saat polis ablukası altında bekletildi. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, eylemcilerin üzerine taşlı, sopalı bir grup saldırdı. Ancak polis, saldırganlara müdahele etmek yerine eylemcilere biber gazı kullanarak müdahele etti. YARIN TOPLUM

Bu hafta, yetiştirdikleri hayvanlarla ge çinmeye çalışan çiftçi Durmuş Gebik ’le ili birlikteyiz. İşte bu zorlu meslekle ilg anlattıkları.

Yem pahalı, üretilen süt ucuz

misin? Bize kısaca kendinden ve işinden bahseder Konya’nın Seydişeİsmim Durmuş Gebik, 25 yaşındayım nda yaşamaktayım. hir ilçesine bağlı Ortakaraören kasabası de yaşadığım için Lise mezunuyum, işsizlik nedeniyle köy evliyim ailemin k yıllı Bir hayvancılık yapmaya başladım. ayabilmek için başl yanında yaşıyorum. Hayvancılık işine 5 ve yıl içerisinde de devletten 60 bin lira kredi çektim . Bu krediyle 7 aldığım bu krediyi ödemek zorundayım bu işi yapmak büyük baş hayvan aldım. Şu anda hem i de geçindirmek hem de aldığım krediyi ödemek ve ailem amaları nedeniyzorundayım. Ancak yaptığım bu işin harc aat bakıyorum. kan kıt le, değil kredi ödemek, aileme bile tiğim süt ucuz üret Hayvanlara verdiğimiz yemler pahalı, Aynı zamanda . olunca elime hiçbir şekilde kar geçmiyor un için de tarım bunun yanında çiftçilik yapıyorum, bun ğu için çiftçinin aletleri gerekiyor ve mazot da pahalı oldu ve yem bitkileri elini yakıyor. Ürettiğimiz arpa, buğday Nasıl oluyor da zor. çok ak de ucuz olduğu için kar yapm ğı yem pahalı aldı satın çiftçinin ürettiği ucuz oluyor da oluyor? i? Kurban Bayramı sizin açınızdan nasıl geçt ıyoruz. Kurban Artık biz emeğimizi bile göz önüne alm r. Nedeni ise ithal ülke genelinde çiftçinin zararına olmuştu da besiciliği önemli et ve hayvanların dışarıdan girmesi. Bu yeminin pahalı derecede etkiliyor. Baktığımız malların ası kendi mallarıolması ve ithal hayvanlarında ucuz olm İthal et, hayvanor. mızın elimizde kalmasına sebep oluy lık yapan ülke ancı cının belini bükmüştür. Kredi ile hayv hayvancılık biter genelinde çoğalmıştır ve böyle giderse rız. Hayvancılık ve krediler ödenemez, zor durumda kalı sı lazım, çiftçiye konusunda sağlıklı bir değişim yapılma lmesi gerekiyor. ve hayvancıya önemli konuda destek veri güvenlik ve Tarım ve hayvancılıkla geçinenler sosyal sigortalardan faydalanabiliyor mu? dimiz karşılamak Kendi iş güvenliğimizi ve sigortamızı ken ceğimizi güvence zorunda kalıyoruz. Bağ-Kur gibi gele Hayvanlarımızın altına almak kendi paramızla oluyor. ği ya da sigortası ya da tarlamızın herhangi bir güvenli m sonumuz olur. yok. Sel, deprem gibi felaketler bizi mecburiyetindeyiz. Kendi zararımızı kendimiz karşılamak KONYA MEHMET KUTLU

Hazırlayan Kaan Arslan

13Kasım 1983 15Kasım 1969 17Kasım 1993 17Kasım 1973 19

Kasım 1900

DARBE GÖLGESİNDE İLK SEÇİM YSK, 12 Eylül 1980’den sonra yapılan ilk seçimin kesin sonuçlarını açıkladı: ANAP 211, HP 117, MDP 71 milletvekili çıkardı. VİETNAM SAVAŞI’NA KARŞI YÜRÜDÜLER Washington’da çeyrek milyon kişi Vietnam Savaşı’na karşı yürüdü. Eylemler tüm dünyaya sıçradı. IRKÇILIĞA KARŞI ANAYASA KABUL EDİLDİ Uzun yıllar süren mücadele sonucunda, Güney Afrika siyasi liderleri, ırk ayrımına son veren yeni anayasayı kabul ettiler. ATİNA’ DA CUNTAYA KARŞI AYAKLANMA Yunanistan’da öğrenciler cuntaya karşı ayaklandı. askeri müdahale sonucu 3 öğrenci öldü. OY HAKKI İSTEDİKLERİ İÇİN TUTUKLANDILAR İngiltere’de, seçme ve seçilme hakkı isteyen 119 kadın, Avam Kamarası’na zorla girmekten tutuklandı.


16 KASIM 2011 YARIN

Vanlıları depremin ardından polis şiddeti, soğuk ve devletin ilgisizliği vurdu:

Van’da yaşam şartları düzeltilmiyor

Van 7,2’lik depremin ardından hasar tespit yapılmaması nedeniyle, 9 Kasım’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depreme yine hazırlıksız yakalandı. 40 kişi hayatını kaybetti. Valiyi protesto eden depremzedeler polis şiddetine maruz kaldı. Dondurucu soğuklara karşı önlem alınmadığı için ölümler başladı, 70 bin depremzede Van’dan ayrıldı. Göç sürüyor.

VAN SANEM deniz KURAL

Van’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki deprem, Türkiye’de insan hayatının değersizliğini bir kez daha ortaya çıkardı. Bayramın son günü olan 9 Kasım Çarşamba akşamı saat 21:23’te meydana gelen, merkez üssü Van’ın Edremit ilçesi olan 5,6 büyüklüğündeki deprem, daha 7,2 büyüklüğündeki depremin şokunu atlatamadan geldi. DEPREMZEDELERE YİNE POLİS MÜDAHALESİ Depremden sonraki sabah valiliğin önünde toplanarak çadır talebinde bulunan ve valiyi istifaya çağıran kalabalığa tazyikli su sıkan polis 2 kişiyi

gözaltına aldı. Müdahalenin ardından dağılan protestocu depremzedeler, Bayram Oteli’nin önene geldi. Vali Karaloğlu’nun “Deprem bitti, yıkılmayan evlerinize girebilirsiniz.” sözlerine güvenip evlerine gidenlerin öldüğünü belirten 300 kadar depremzede, Bayram Oteli’nin enkazında karşılaştıkları valiyi istifaya çağıran eylem yapmakta direnince polis bu kez de biber gazıyla müdahale etti. İki kişi hafif şekilde yaralanırken, üç kişi de gözaltına alındı.

Polis 7,2’lik depremin ardından da yardımların dağıtımındaki koordinasyonsuzluğa dikkat çekmek için yol kapatma eylemi yapan depremzedelere gazla müdahale etmişti. Polisin depremzedelere müdahalesi yurtdışında da geniş tepkiye neden oldu. BAYRAM OTELİ’NİN ENKAZINDAN ÇIKAN GERÇEKLER 5,6’lık depremde yerle bir olan Bayram Oteli ardında pek çok tartışmayı bıraktı. 7,2’lik depremin ardından Kızılay çalışanları, gazeteciler, arama-kurtarma ekipleri de dahil olmak üzere pek çok kişiye ev sahipliği yapan Bayram Oteli’nin hasarlı olduğu halde yapılan yüzeysel incelemeler sonucu sağlam olduğunun belirtildiği ortaya çıktı. Enkazından 22 kişinin cesedinin çıkarıldığı Bayram Oteli’nde hasar tespiti yapılması için ilk depremin ardından başvuruldu ancak herhangi bir işlem yapılmadı. Bayram Oteli’nin enkazından çıkarılan ölülerden birinin de, ilk depremin ardından Türkiye’ye yardım için gelen ve kendi ülkesindeki daha büyük depremlerden sağ kurtulan Japon doktor Atsushi Miyazaki olması, Türkiye’deki depremlerde ihmalin boyutlarına başka bir örnek oldu. “OTURUN” DİYENLERE GÜVENMEYENLER FACİAYI ÖNLEDİ 5,6’lık depremde yıkılan binalar gözleri 7,2’lik depremin ardından 3 hafta geçmesine rağmen halen tamamlanmamış olan hasar tespit çalışmalarına çevirdi. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı 5 Kasım’da “Teknik personelimiz ön hasar tespit çalışmalarını tamamlamıştır” açıklaması yapmış, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da kurtarma çalışmaları devam ederken bir yandan da hasar tespitinin yapıldığını ilan etmişti. Ancak 5,6’lık depremde yıkılan binalar bu açıklamaları yalan-

ladı. Depremde 2’si otel olmak üzere toplam 25 bina çöktü. Ölenlerin hepsi 2 otelin enkazından çıkarıldı. Geri kalan binalar ise deprem sırasında boştu. Bu binaların boş olmasının nedeni ise binalarda yaşayanların inceleme yapmaya gelen ekiplerinin sözlü olarak “Oturabilirsiniz” demelerine güvenememeleri. 5,6’lık depremde yıkılan boş evlerin sakinleri, hasar tespiti için gelenler için; “Geldiler, sadece dışarıdan gözle inceleme yaptılar. İçeriye bile girmediler. Bize oturabilirsiniz dediler. Keşif ekibine güvenmedik. Kapıya kilit vurup gittik.” diyor. “İSTİFAMI İSTEYENLERE GÜLÜYORUM” Vanlılara “Deprem açısından en güvenilir Van ve Erciş’tir. Evlerinize girin.” diyen Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ı dinleyerek binalara girenler 5,6’lık depremde hayatını kaybetti. Bakanın tartışma yaratan sözleri üzerine istifası istenmişti. Bakan Bayraktar ise eleştirileri reddetti: “Devletin ihmali söz konusu değil. Günah keçisi arıyorlarsa oraya gitmeyenlerden arasınlar.” diyen Bayraktar, 23 Ekim’den beri Van’da olduğunu vurgulayarak “İstifamı isteyenlere gülüyorum” dedi. Ancak Van’da çadırsızlık ve soğuğun vurduğu depremzedelerin yaşadığı çaresizlikle ilgili konuşmadı. ÖLÜMLERİN HESABINI SORAN ÇOK, HESAP VERECEK KİMSE YOK 7,2’lik depremin ardından bakanlardan valiye pek çok yetkili binalara girilmesi konusunda depremzedeleri teşvik etmişti. Ancak 5,6’lık depremdeki 40 can kaybının ardından devlet yetkilileri topu birbirine atmakta adeta yarıştı. Başbakan Erdoğan yaptığı açıklamada hasarlı binalara oturulabilir izni verenlerden hesap sorulacağını belirterek, gerekirse yargı yoluna gidileceğini vurguladı. Bakan Beşir Atalay ise yaptığı

Gerze halkı termik santrallere karşı Sinop’un Gerze ilçesi Yaykıl Köyü’ne yapılmak istenen termik santrale karşı yöre halkının direnişi 2 yılı aşkın zamandır, tüm baskılara rağmen sürüyor. Anadolu Grup tarafından yapılmak istenen termik santrale karşı direniş sırasında yakın zamanda tutuklamalar da yaşandı. 5 Eylül 2011 günü hukuksuzca başlatılan sondaj çalışmalarına engel almak isteyen yöre halkından Volkan Özcan tutuklandı. Ardından aynı eylemle ilgili, yasa dışı gösteri yapmak ve Molotof kokteyli kullanmak gibi gerçek dışı suçlamalarla tam 106 Gerzeli ifade vermeye çağırıldı ve 5 kişinin daha tutuklandı. Direnişe yönelik baskılar, Gerzelilerin26 Kasım’da termik santrallere ve doğanın yok edilmesine karşı gerçekleştirecekleri mitingin çalışmasını yürüten 15 kişi hakkında şikayetçi olunması ile devam etti. YEGEP (Yeşil Ger-

ze Çevre Platformu) yapılan bu baskıların, 26 Kasım mitingini engellemeye yönelik olduğunu ifade ediyor. İtiraz sonucu tutuklanan 5 Gerzelinin serbest kalması ile yöre halkı 26 Kasım çalışmalarına daha da hevesle sarıldıklarını belirtiyor. Termik santrali işsizlere iş vaadi olarak göstermeye çalışanların oyunlarının tutmadığına ve halkın direnişte karar kıldığına dikkat çeken YEGEP üyeleri 26 Kasım’da termik santrale karşı güçlü bir miting gerçekleştireceklerinin, direnişlerini sürdüreceklerinin ve kararlılıklarından vazgeçmeyeceklerinin altını çiziyor. 26 KASIM HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR 26 Kasım 2011’de Sinop’un Gerze ilçesinde saat 11:00’da Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak olan mitingin hazırlıkları devam ediyor. YEGEP’in düzenlediği, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin

de katılacağı mitingde Yaykıl Köyü’ne yapılması planlanan termik santralin yapımının durdurulması istenecek. Ayrıca HES’lere karşı mücadelenin ve Türkiye’de enerji kullanımındaki hataların da konu edileceği mitingin hazırlık çalışmalarını sürdüren Emekçi Hareket Partisi Sinop dışındaki illerden de mitinge katılım sağlayacak. Mitingin hazırlık çalışmaları kapsamında İstanbul’da da enerji kullanımı üzerine bir panel gerçekleştirilecek. Gerzeli direnişçilerle mücadelelerinin ortak olduklarını belirten Emekçi Hareket Partililer “Doğayla Barış, Patronlarla Savaş” sloganı ile bulundukları illerde mitinge katılım sağlamak üzere çalışmalarına başladı. Mitingi düzenleyen kurumlar ve tüm Gerze halkı Hopa’da, Trabzon’da, Erzurum’da, Sinop’ta termik santral ve HES’lere karşı tepkinin dile getirileceği mitinge herkesi davet ediyor.

açıklamada kendileri tarafından verilen bir sağlam raporu olmadığına dikkat çekti. Bayraktar ise “Devletin ihmali yok” derken, 40 can kaybıyla sonuçlanan hasar-tespit fiyaskosunu üstlenen devlet yetkilisi çıkmadı. VAN BOŞALIYOR Başlayan dondurucu soğuklara karşı önlem alınmaması nedeniyle 7 yaşındaki engelli çocuk Deniz Olgun’un

hastalanarak yaşamını yitirdiği Van’ı her gün yüzlerce kişi terk ediyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan memur tayinlerine izin vermeyeceğini açıklamasına karşın memurlar bile ücretsiz izin alma yoluna gidiyor. Şu ana dek 70 binden fazla kişinin göç ettiği Van’da otogarlar dolup taşıyor, başka bir kente gitmek için en az 3 gün sonrasına yer bulunabiliyor. Uçak firmaları da Van’a sefer sayılarını depremle birlikte arttırdı. Ancak hava koşulları nedeniyle şu an uçuşların yapılamadığı Van’da, uçaklarda da en erken 5 gün sonrasına yer bulunabiliyor. Taşınmak isteyenlerse, kimi yardım getiren kamyoncularla anlaşmaya çalışıyor, kimi de eşyasını taşıyabileceği bir araç bulur bulmaz kenti terk ediyor. Kalanlar ise, devletin ilgisizliği nedeniyle giderek güçleşen koşullarda yaşamaya çalışıyor.

Hakan Öztürk

AKLIN YOLU

Aşklar ve köpekler paramparça

Bizim sol kriz konusuyla ilgilenmek zorunda kalıyor maalesef. Aslında ne güzel gidiyorduk. Nerden çıktı bu kriz be kardeşim? “Yahu bırak krizi, kapitalizm kendi kendine yıkıldı” diye haber etseler bizimkilere, Allah canımı alsın ki üzülecek. Bakınız biz hiçbir şey yapmadan. Kendi kendine yıkılsa dahi bizim “Bezgin Bekir”ler harekete geçmez. Saçma saçma konuşurlar aralarında. “Canım şimdi kapitalizm yıkıldı da iyi mi oldu?” diye sağduyululaşırlar. Gel bak gel, korkma kapitalizm kendi kendine yıkıldı, hadi ne yapacaksan yap deseniz… Tedirginleşir, panik ataklaşır, “insani” gerginliklere kapılıp en az üç ay ortalıktan kaybolur. Dört ay telefona çıkmaz. Beşinci ay hiçbir şey olmamış gibi gelir yine kahvedeki köşesine oturur. Çok “üstüne gidilirse” saldırganlaşıp, “kapitalizmin yıkılması da emperyalizmin bir oyunudur” der. “Kapitalizm yıkılmalarla ilerler.” Peh, peh, peh. Ne analiz. Ne geniş hazne. Ne külyutmazlık. Bizim solcularda tuhaf bir yapıcı-başrahip tavrı peydah oldu. Nasıl mı? Şöyle ki: Efendim onlar öyle kapitalizmin krizine filan tenezzül etmezler. Hatta kapitalizm düşse, yıkılsa bizzat onlar kaldırır yerden. Asalete bakınız. Bizim solcuların hepsi birer İngiliz lordu. Soyluluk yüzünden devrim yapamıyoruz resmen. Neymiş efendim. Onlar kapitalizm en güçlüyken, beyaz eldivenleriyle saldırırlarmış. Kendine güvene bakınız efendim. Nar ağacı bu kadar narsist olur mu? - Hocam kapitalizmi biz krizdeyken dahi yıkamıyoruz, siz sapasağlam ejderha gibi duruyorken nasıl yıkacaksın. - Yaa! Önemli olan zor olanı yapmaktır çekirge. Kendine yüksek hedefler seç. Değil mi ya? Bruce Lee spor arabasıyla 180 kilometre hızla giderken bizim ihtiyarlar koşup yetişip Bruce Lee’nin ensesine vuracak. Aşağısı kurtarmaz, kesmez. Bruce Lee de ona “senden korkulur, ben senlen uğraşamam” diyecek. - Hocam gel krize giriyorken bir iki tekme de biz atsak. - Yook, düşene vurulmaz. Ahlaka bak, yapıcılığa bak. - Biz hiç kimsenin, kapitalizmin bile krizini-kötülüğünü istemeyiz. Sanki komşulardan bahsediyoruz. Zira durum gerçekten de öyle. Bizim solcu dedeler kapitalizmin karşı olduğumuz bir sistem olduğunu unuttular. Onu çok eski bir komşumuz sanıyorlar. Solcularda yıkıcılık bitti. Bir munislik, bir reçellik, bir tatlı dillilik değme gitsin. 150 yıl önce ütopyacılar tatlı tatlı konuşarak burjuvaları ikna edeceklerini düşünüyorlardı. Aradan Marks, Lenin, Mao, Mahir Çayan geldi geçti ama hiçbir ilerleme olmadı bu abilerimizde. Kapitalizm krize girmeden. Hiçbir tatsızlık çıkmadan. Birbirimizi hiç üzmeden. Sistemimizi hiç ortalık dağıtmadan düzelteceğiz. (Ne düzen adamı olmuşuz be.)Hepimizin çok sorumlu olması lazım. En çok kime üzülüyorum biliyor musunuz? Kamer Genç’e. Solun tamamen boş bıraktığı yıkıcılık misyonunu tek başına üstlenmek zorunda kalıyor. En azından AKP’ye karşı kendince yıkıcı. Bizimkilerin bir kısmı da onu ordan oturup seyrediyor. Tatlı tatlı konuşacakları sıralarını bekliyorlar. Sevgi insanı olarak gözükecekler. Saygı pıtırcığı olacaklar. Çiçekten, böcekten, çayırdan çimenden bahsedecekler. Artık Çetin Altan’a bile razıyım biliyor musunuz? Kürt meselesi hariç, Perihan Maden’e de. Nerelere gelmişiz, nerelere gelmişim değil mi? Ah İtalya, Ah Berlusconi yaktın bizi. İki buçuk trilyon borç yapılır mı? Kriz üzerine düşünmek zorunda kaldık. Sorun yalnızca tembel Yunanlılar değil. Hay bin kunduz. Ne oluyor? Solcular durumu anlamak için çeviri yapmaya başlıyorlar. Bakınız aslında ben solun çeviri yapmasını çok büyük bir sempatiyle karşılıyorum. Ama iki tane ricam var kendilerinden: Bir yaptırdığınız çevirileri okuyunuz. İki eğer okuduklarınızı makul buluyorsanız, lütfen uygulayınız. İnsan kendi çevirdiği yazılara ters düşmemeli, düşüyorsa bir dönüp kendisine bakmalıdır. Solun krizle ilgili bir yönelimi yok. Sol ya kimlik hareketlerinin içinde iç güveysinden hallice bir vaziyette ya da CHP’nin yardımcısı rolünde. Sol kendisini dünyanın gerçekleriyle ilgilenir bir durumda göremiyor. Tekrar dönüp büyük-bütünsel bir problemle uğraşmak istemiyor. Daha önce bunu denediğinde bu dünya ona hiç şans tanımamıştı zaten. Aslında o yüzden küskün. Şimdi de onun çok hasta olduğunu söylüyorlar ama o onu affedemiyor. Aslında bilmez mi hiç, aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni Muhsin Bey dünyayı düzeltmeyi. Onun saçını okşamayı. Hadi kalk artık Muhsin Amca, Aşklar ve Köpekler Paramparça. hakanozturk1871@gmail.com


04 16 EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

KCK operasyonları devam edecek

KCK operasyonları devam ederken, mecliste yer alan partilerin ve ülkenin gündemi de operasyonlara odaklandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan KCK’ye destek verenlerin teröre destek vermiş olduğunu iddia ederken, CHP’liler operasyonları eleştiriyor. BDP’li vekiller için ise mecliste göreve devam etme ya da etmeme tartışmaları gündeme geldi.

ankara fatih pekedis

KCK operasyonları kapsamında, aralarında akademisyenlerin de bulunduğu çok sayıda BDP yöneticisi üye ve belediye başkanları tutuklandı. Siyaset akademileri kapatıldı ve milletvekillerine yönelik çok sayıda dava açıldı.

Başbakan: Operasyonlara devam edeceğiz Bayramda Rize’de yaptığı açıklamada, “KCK operasyonlarına karşı çıkanlara sesleniyorum, KCK’yi iyi tanımanız lazım, KCK’nin nereye gittiğini bilmeden yaptığınız açıklamalar ister medyada olsun, nerede olursa olsun teröre destektir, teröre hizmettir, bu kadar açık. Durmayacağız, yapmaya da devam edeceğiz. Bu konuda da bir şey söylüyorum, çok açık net söylüyorum: Kimse ama kimse ister kırsalda,

ister şehir içinde askerimizle polisimiz arasında bir meslek rekabeti oluşturmaya çalışmasın.” diyen Başbakan açıklamalarını destekledi. BDP’nin meclisten ayrılma konusunda ise “KCK operasyonları için dediklerimden rahatsız olmuşlardır. Ne diyecektim? Siz bu iktidarı devletin içinde bir devlet yapılanmasını öveceksiniz, alkışlayacaksınız. Dağdan emir alıp Meclis’ten çekilmeyi düşünenler kalsalar ne olur? Çekilseler ne olur? Onlar olmasa da Meclis çalışmaya devam eder. Neymiş Diyarbakır’da parlamentoları varmış. Böyle saçmalık olur mu? Bu ülkede bizler sizlere asla böyle bir yapılanmanın müsaadesini vermeyiz.”

CHP’liler için KCK bir tartışma konusu CHP kapalı grup toplantılarının bilgilerinin basına sızması konu olurken, bu bilgilere göre KCK operasyonları bir tartışma konusu. CHP İstanbul

EHP Genel Sekreteri Gün Çağ Aydın: “BDP’nin ve Kürt halkının önündeki engeller derhal kaldırılmalıdır.”

GÜLTEN KIŞANAK: Mecliste kalıp kalmama gündeme getirilebilir BDP Eşbakanı Gülten Kışanak KCK üzerine yaptığı konuşmada “Siyaset yapmamıza izin verilmiyor, tutuklanmayan üyemiz, belediye başkanımız kalmadı, siyaset akademilerimiz kriminalize ediliyor. Bize yaklaşan akademisyen, aydınlar ve yazarlar da terörist ilan

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, KCK’ye yönelik operasyon kapsamında tutuklanan Ragıp Zarakolu’nun tutukluluk serüvenini kaygıyla izlediğini söyledi. 30. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay yeni

anayasa sürecine işaret etti. Günay, yeni anayasa oluşturma çalışmalarında düşünce ve ifade özgürlüğünün geliştirilmesi için düzenlemeler yapılması gerektiğini savundu ve konuşmasına şöyle devam etti: “Çok değerli yayıncılarımızdan Ragıp Zarakolu’nun tutukluluk serüvenini ben de kaygıyla izliyorum. Bu Terörle Mücadele Yasası’nın haksız yorumlara yol açtığı durumu, eskiden beri var. Önümüzde yeni bir demokratik anayasa süreci var. Umuyorum ki bu demokratik anayasa sürecini de beklemeden bu tür yanlış yorumlara, haksızlıklara ve mağduriyetlere yol açabilecek olan maddelerde bir düzeltme yapabiliriz. Düşünce ve ifade özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. Düşünce ve ifade özgürlüğü olmadan sanat olmaz, kitap olmaz, yaratıcılık olmaz ve insanlık gelişmez. Buna bütün kalbimle inanıyorum ve Türkiye’nin 1980’lerden gelen, daha eskilerden gelen bu tortulardan kurtulacağına ümit ediyorum.”

GERİDE KALANLAR

Faruk Kalkavan Belarus’ta yakalandı İstanbul’da 3 yıl önce moda tasarımcısı Sinem Yalçın’a çarparak ölümüne neden olan ve yurt dışına kaçan Faruk Kalkavan Belarus’ta yakalandı. 14 Ocak 2008’de Koç Üniversitesi öğrencisi Faruk Kalkavan girilmesi yasak olan emniyet şeridine cipiyle hızla girerek 24 yaşındaki Sinem Yalçın’a çarptı. Sinem Yalçın’ın, yaşamını yitirmesi üzerine “Aracı şoförüm kullanıyordu.” diyen Kalkavan tutuksuz yargılandı, daha sonra mahkeme 5 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Cezası Yargıtay tarafından tam 28 ay sonra onanan Kalkavan önce ABD’ye ardından Belarus’a kaçtı. Bir madencilik şirketinin başına geçen Kalkavan, geçtiğimiz hafta Belarus’ta yakalandı. Ancak iki ülke arasında karşılıklı olarak suçluları iade anlaşması henüz olmadığı için Kalkavan’ın Türkiye’ye iadesinin nasıl gerçekleşeceği netleşmedi.

Fransa’da da %99 sokaklarda

ediliyor. Bu şekilde siyaset yapmamız nasıl beklenebilir” diyerek engellendiklerini dile getirdi. Bu sözlerin ardından “Meclis’ten çekilme”, bunun mümkün olmaması halinde “Anayasa Komisyonu’ndan çekilme” seçeneği partinin tüm kademelerinde tartışılmaya başlandı. BDP Grup Başkan Vekili Hasip Kaplan Başbakan’ın KCK açıklamaları üzerine “Başbakan başsavcı mı? Başbakan bu sözleri ile polise talimat veriyor. Atadıkları özel yetkili savcılarının önüne dosya konuluyor. Seçilmiş belediye başkanı, il genel meclisi, belediye meclis üyeleri, partililer tutuklanırsa, seçilmiş milletvekilleri ile ilgili yargılamalar sürerse, dışarıdaki milletvekilleri hakkında davalar devam ederse tabi ki Meclis’te kalıp kalmama tartışılır. Meclis’in meşruiyeti tartışılır. Bu tehlikeli ve kötü gidişatın sorumlusu bunlara neden olanlardır” dedi.

Ertuğrul Günay: Düşünce ve ifade özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz.

KCK operasyonlarının Kürt halkının mücadelesinin önüne geçilmek için düzenlendiğini belirten Emekçi Hareket Partisi Genel Sekreteri Gün Çağ Aydın, çözüme giden yolun önünün açılması gerektiğini belirtti. Yarın Gaztesi’ne konuşan Aydın, “Hükümet, Kürt halkına ve onların temsilcilerine dönük saldırılarında hız kesmiyor. Halkın siyasal alandaki temsilcileri KCK adı altındaki operasyonla tutuklanıp cezaevlerine yollanıyor. Bu da yetmezmiş gibi Van depreminde enkaz altında kalan hükümet depremzedelere copu reva görüyor. Bu tutum elbetteki siyasal alanda bir açmaz yaratıyor. Tüm bu gelişmeler BDP’nin mecliste varoluşunu kendi açısından tartışmalı hale getiriyor. Her defasında BDP’ye mecliste siyaset yapmayı öneren AKP Hükümeti, meclisi de gerçek bir çözüm yeri olmaktan çıkardı. Tüm bu gelişmeler ışığında BDP’nin ve Kürt Halkının önündeki tüm engeller derhal kaldırılmalıdır. Çözüme giden yolun önü açılmalıdır. Yoksa hükümet daha büyük bir enkazın altında kalacaktır.” dedi.

man

milletvekili Binnaz Toprak, operasyon kapsamında BDP PM üyesi Prof. Büşra Ersanlı ile yazar Ragıp Zarakolu’nun da tutuklandığını ve CHP’nin buna karşı tavır alması gerektiğini savunuyor. CHP Antalya milletvekili Gürkut Acar ise, Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun da Büşra Ersanlı’yla görüş ortağı olduğunu belirterek, “Bazı vekiller partinin çizgisini BDP’nin çizgisiyle karıştırıyorlar” dedi. CHP’deki milletvekillerinin çoğunun görüşü ise ise Büşra Ersanlı’nın aksi yönünde.

Balyoz daVASINDA tahliye talebine red

Balyoz davasında tutuklu yargılanan 184 sanığın tahliye talepleri kabul edilmedi. Aralarında eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, eski Komutanı Özden, Orgeneral Bilgin Balanlı, Koramiral Kadir Sağdıç, MHP’den milletvekili seçilen emekli Korgeneral Engin Alan, emekli albaylar Cemal Temizöz ve Dursun Çiçek’in de bulunduğu tutuklu sanıkların avukatları İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliye talebinde bulunmuştu. Talebi değerlendiren mahkeme, mevcut delil durumu, tutuklulukta geçen süre ve tutuklama sebeplerinde herhangi bir değişiklik bulunmaması gerekçesiyle tahliye talebini reddetti. Bazı sanıkların avukatları tahliye başvurusunda Deniz Feneri soruşturmasında şüphelilerin, Hizbullah davasında ise sanıkların tahliye edilmelerini örnek göstermişti. Öte yandan, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Poyrazköy davasında da tutuklu sanıklar emekli Binbaşı Levent Bektaş, Yarbay Ercan Kireçtepe, Binbaşı Erme Onat ile Binbaşı Eren Günay’ın tahliye talepleri de kabul edilmedi.

Geçtiğimiz haftadan beri “öfkeliler”, Paris’in iş merkezi olan Défense Mahallesi’nde kurdukları kamplarda eylem yapıyorlar. Diğer bütün ülkelerdeki eylemcilerle aynı şeyi savunuyorlar: Bu sistemin sonu gelmeli, krizi halk ödemeyecek. Finansal sistemi eleştiriyorlar ve gerçek demokrasiyi kurmak amacı altında birleşerek yağmur çamur dinlemiyorlar. “Biz toplumun yalnızca %1’i tarafından yönetilen %99’uz. Ne ekonomik olarak ne toplumsal olarak hiç bir şeye karar veremiyoruz. Örneğin; bankaların Yunanistan’a ne kadar borç vereceklerine karar veren biz değiliz.” diyorlar. Mayıs ayından beri Fransa’da var olan “öfkeliler” hareketi asıl olarak Wall Street’in işgal edilmesinden sonra güç kazandı. G20 zirvesinden sonra Avrupa’nın dört bir yanından protesto etmek amacıyla Nice’e gelen göstericiler Défense’ye gelerek “öfkelilere” destek oldular. Halk tarafından destek mesajları alan öfkeliler eylemlerini sürdürmeye devam edecekler.

CHP’li vekile “iterek” müdahale

CHP Milletvekili Kamer Genç, AKP’li İdare Amiri Salim Uslu tarafından kürsüden itilerek indirildi. Kamer Genç düşmekten son anda kurtuldu. Genel Kurul’da, Danışma Kurulu önerisi okunduktan sonra CHP’li Kamer Genç, aleyhte söz aldı ve kürsüye elinde fenerle çıktı. Uyarı üzerine feneri kavasa veren Genç, Başkanvekili Sadık Yakut’un “Burası TBMM. Kürsüye çıkan her milletvekili dikkatli olmalı” sözlerine karşılık, “Sizin oturduğunuz kürsüde ben 7 sene oturdum. Ne yapılması gerektiğini biliyorum” dedi. Konuşmasında ülkede yolsuzluklar olurken Meclis’in bu konuda hiçbir şey yapmadığına değinen Genç, “Hükümet memleketin üzerinde kara bir tablo estirdi” dedi. Bunun üzerine Başkanvekili, konu dışı söz kullanmaması yönünde iki kere uyarıda bulundu. Genç’in konuşmasına devam etmesi üzerine Yakut, mikrofonu kapatarak içtüzüğe göre “hatibi konuşmaktan men etme” kararını oylamaya sundu. 

Oy çoğunluğuyla susturuldu Oy çoğunluğuna rağmen kürsüden inmeyen Kamer Genç’i kürsüden indirmek için İdare Amiri çağrıldı. İdare Amiri Salim Uslu da Genç’i iterek kürsüden indirmeye çalıştı. Dengesini kaybeden Genç, düşmekten son anda kurtuldu. Müdahale üzerine araya giren milletvekilleri arasında da tartışma çıktı. Bunun üzerine birleşime ara verildi. Olaydan sonra Uslu hakkında kınama yapılmasını isteyen CHP’li vekillerin talebi ise AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. “Görevimi yaptım” TBMM İdare Amiri Salim Uslu, Kamer Genç’i iterek kürsüden indirmesi hakkında görevini yaptığını söyleyerek kendini savundu. TBMM tarihinde bir ilke imza atan Uslu kendini şu sözlerle savundu: “Sayın Genç’in kürsü konuşması Genel Kurul onayıyla sonlandırılmış, dolayısıyla kürsüde konuşması engellenmiş, itilip kakılmış değil. Burada açık bir senaryo var. Bu senaryo gerek AK Parti’yi gerek parlamentoyu hep birlikte yıpratmaya yönelik bir kampanyanın dolgu malzemesi olarak kullanıldı. Nitekim bazı gazetelerin ağız birliği yaptığını görüyoruz. Bu itiş kakış, tek kişilik bir eylem değil. Benim elim Sayın Genç’in göğsünde, Genç beni iteliyor orada. Belli ki ben daha sağlam bir yere basmışım.” ANKARA CAN ERSOY

Bedelli askerlik geliyor

Hükümet bedelli askerlik uygulaması için çıkarılacak olan yasanın yılbaşından önce hazır olması için Genelkurmay yetkilileri ile teknik incelemeleri başlattı. Hazırlanan iki taslakta yaş sınırı için 25, 28, 30, 35 ve üzeri olmak üzere 4 farklı seçenek yer alıyor. Bedel tutarı için de 5 binden 25 bin Euro’ya kadar değişik seçeneklerin hazırlanması, yaş gruplarına farklı bedeller uygulanması özellikle 40 yaş üzerine daha yüksel bedel getirilmesi bekleniyor.

Muharrem İnce itiraz etti CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, bedelli askerlikle ilgili, asker ölümleri sürdüğünden dolayı projenin doğru olmadığını belirtti. “köylü, fakir fukara çocukları al bayrağa sarılıp ailelerine geri gelirken, böyle bir proje doğru bir proje değil” diyen İnce, bu görüşün kendisine ait olduğunun altını çizdi. Arınç: siyasi kararı hükümetimiz verecek Asıl açıklamayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağını belirten AKP’li milletvekili Bülent Arınç “Bedelli askerlik konusunda bir düzenleme yapılacaktır. Bu düzenlemedeki temel gösterge, Silahlı Kuvvetlerimizin asker ihtiyacıdır. Bugüne kadar olduğu gibi bu düzenleme içinde de Genelkurmayımızın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, asker ihtiyacı birinci derecede dikkate alınacaktır. Ancak, bedelli askerlik konusunda bir düzenleme yapılırken, siyasi kararı hükümetimiz verecektir” dedi. Ayrıca düzenlemenin hemen tamamlanmadığını vurguladı. Bahçeli’den bedelliye destek  Devlet Bahçeli bedelli askerlik düzenlemesine destek vereceklerini söyledi. Bahçeli, şöyle konuştu: “Türk milletinin vicdanını sızlatmayan, şehit ailelerimizi incitmeyen, gazilerimizi üzmeyen, TSK’yla diyalog içinde askerlik hizmetlerinin ihtiyaçlarını gözeten ama artan bedelli beklentilerini de ihmal etmeyen bir yaklaşımla bedelli konusu çözülmeli ve ülke gündeminden çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra, TSK’nın personel rejimi yeniden düzenlenmeli ve bu konudaki tartışmalar süratle neticeye ulaştırılmalıdır.” ankara mehmet polat


05

16 KASIM 2011 YARIN

TMK’ya göre herkes ‘şüpheli’ Son dönem çokça tartışılan Terörle Mücadele Kanunu (TMK) nedeniyle, öğrenci, akademisyen, siyasetçi, yazar, işçi, memur, öğretmen, gazeteci birçok insan suçu henüz belirli olmasa da cezaevinde bulunuyor. Partilerin, platformların genel başkanları dahi aylarca bu kanuna istinaden tutuklu tutulabiliyor. Peki bu süreç nasıl işliyor? ankara can çoksöyler

ahmet şık

nedim hatipşener dicle

Yeni anayasa yapılması için çalışmalarla birlikte en ciddi hukuk sorunlarından biri olan TMK da tartışmaya açılmış oldu. Bir dizi kurum bu kanunun kaldırılmasından ya da en azından içeriğinin düzenlenmesinden yana olsa da hükümet cephesi bu fikre itiraz ediyor. Hatta Başbakan dahil, Başbakan Yardımcıları’nın ve İçişleri Bakanı’nın son açıklamaları, itirazın ötesinde daha çok tehdit içeriyor.

Tutuklanmadan düşünmek zor Hali hazırdaki kanuna göre birinin tutuklanması için yetkili savcının ‘şüphelenmesi’ yeterli. Biri “başka ülkelerde olduğu gibi özerklik olabilir” dediğinde, savcı bununla ilgili soruşturma başlatabilir ve malum şahsın fikriyle paralel bir fiili olabileceğine dair kanıtı olmaksızın tutuklu olarak yargılanmasına kanaat getirebilir. Aslında ‘getirebilir’in ötesinde son dönemlerdeki tutuklamaların büyük bir çoğunluğu bu şekilde gerçekleşiyor. Bu işleyişin tersi de mümkün. Hopa olaylarında yaşananlar bunun bir benzeri. Orada protesto gerçekleştiren insanlar var, onları ‘suçlu’ haline getiren şey ise savcının ‘bir örgüt olduklarına’ yönelik şüphe duyması. Bu fikrin oluşması için 1968’de yasaklanmış, ancak en azından 20 yıldır tüm kitapçılarda satılan kitaplardan evinde bulundurmak neden sayılabiliyor. Ders verdiğin yerin kapısına bakacaksın Geçtiğimiz hafta KCK adı altında yürütülen operasyonda tutuklanan Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’ya yöneltilen suçlamalar ‘örgüt propagandası yapmak ve örgütü ideolojik ola-

ragıp zarakolu

büşra ersanlı

Hali hazırdaki kanuna göre birinin tutuklanması için yetkili savcının ‘şüphelenmesi’ yeterli

rak beslemek’. Bu kanıya ise BDP’nin Siyaset Akademisi’nde verdikleri derslerden varıldı. Sorun bir tarafıyla ne anlattığından ziyade nerede anlattığın. Başbakan Erdoğan G-20 Zirvesi için Fransa’ya gitmeden bu konudaki görüşünü açıkladı. Ersanlı ve Zarakolu için, “diyorlar ki, ders vermek suç mu? O dershanenin kapısında teröristin ismi yazılı. Devrimden söz ediliyor. Devrim silahla yapılır” ifadelerini kullandı. Hali hazırdaki TMK sayesinde bu gibi bir ifade tutuklanma için gerekçeye dönüşebiliyor.

Başbakan’dan tehdit Erdoğan, Fransa’ya gitmeden yaptığı açıklamada tutuklananlara sahip çıkan gazetecileri ‘uyarmış’, tabiri caizse kendilerinden de şüphelenilebileceğini

ima etmişti. “Biz filancayı tanıyoruz; bu dava bizi kuşkulandırıyor.” gibi söylemlerin kendisini üzdüğünü belirten Başbakan Erdoğan, “KCK denilen örgüt nedir? Başında kim var? Bu yapılanmanın dayandığı yer bellidir. Bunun PKK terör örgütüyle bir ilişkisi olmadığını mı iddia ediyorlar?” diyerek tutuklamaları yanlış bulan gazetecilere tepki göstermişti.

Gazeteciler hala tutuklu Türkiye hala en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülke olma sıfatını koruyor. Demokrasinin evrensel ilkelerinden biri olan basın özgürlüğü ile ilgili bir sorunun olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak hükümet cephesi bu konuda farklı düşünüyor. Söylev olarak basın özgürlüğünü önemsediklerini söyleseler

12 Eylül işkencecilerine soruşturma açılıyor

Görevsizlik nedeniyle sürekli ertelenen 12 Eylül darbesiyle ilgili ‘anayasayı ihlal’ suçundan yürütülen soruşturmaya ek olarak bir de ‘işkence suçu’ soruşturması açıldı. 12 Eylül askeri darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve diğer generallere yönelik ‘darbe suçuna’ ilişkin soruşturma devam ederken, özel yetkili savcılık, ayrıca ‘işkence suçuna’ ilişkin ayrı bir soruşturma başlattı. İşkence suçuna dair soruşturma, Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili tarafından sürdürülüyor.

Evren işkence suçundan muaf Daha önce Kenan Evren’in darbe sürecinde yaşanan işkencelerden muaf olacağı, suçu birebir kim işlediyse yargılamanın onun üzerinden olacağı açıklanmıştı. Evren’in yargılamasında herhangi bir ilerleme olmazken, işkenceciler hakkında yapılan 600 kadar başvuru üzerine soruşturma başlatıldı. 317 klasör suçun sonucu; yine görevsizlik Başsavcılık tarafından görevlendirilen Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Demir, 2011/1 hazırlık numarasıyla ‘anayasayı ihlal’ suçundan işkenceciler hakkında soruşturmayı başlattı. Savcı Demir, soruşturma kapsamında Türkiye’nin dört bir yanından gönderilen

benzer suç duyuruları ayıklanarak 317 klasörde toplandı. Balyoz Davası kapsamında ele geçen Bayrak Harekât Planı ile 12 Eylül darbesine ilişkin bilgi ve belgeleri talep eden Demir, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gönderdiği belgeler üzerine yaptığı incelemenin ardından o da görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne geri gönderdi.

600 suç duyurusu var Gelinen aşamada “darbe yapmak” suçundan Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin tarafından ele alınan soruşturmada sona doğru gelinirken, o dönemde işlenen ‘işkence suçlarına’ yönelik olarak ayrı bir soruşturma sürdürüldüğü ortaya çıktı. Soruşturmayı Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili yürütüyor. Bilgili’nin önünde işkence gördüğü gerekçesiyle dönemin yetkililerinin cezalandırılmasını isteyen yaklaşık 600 suç duyurusu dilekçesi bulunuyor. Ağırlıklı olarak Devrimci 78’liler Derneği üyelerinin verdiği dilekçelerde Evren’in yanında eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Mehmet Ağar, Mehmet Eymür, Hayri Kozakçıoğlu gibi tanıdık isimler yer alıyor. yarın güncel

de, en iyi tanınan gazeteciler ve yazarlar ‘terör’ kapsamında içeri atılabiliyor. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, özgür basının önemine değindikten sonra ekledi;“biz basın mensubu arkadaşlarımızın mutlaka basınla ilgili gazetecilik mesleğinden doğan hiç bir konuda zarar görmemesini, tutuklanmamasını, gözaltına alınmamasını, şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalar verilmemesini isteriz. Bu arkadaşlarımızın haklarındaki suçlama maddeleri, Terörle Mücadele Kanunu ile ilgilidir. Yani Terörle Mücadele Kanunu’nda terör örgütüne üye olmak, terör örgütü lehinde propaganda yapmak, eylemde bulunmak vesair konuları Terörle Mücadele Kanunu var oldukça bir ceza maddesi olarak işleyecektir.” dedi.

TMK değişmeli ya da sınırları belirlenmeli Demokratik siyaset ve demokratik bir anayasa için öncelikle TMK’nın düzenlenmesinin gerektiğini belirten Ertuğrul Kürkçü ise kanun bu haliyle var oldukça hiçbir ilerleme olamayacağını söyledi. TMK’nın şu anki halinin yerine, ancak kesin kanıt halinde tutuklama izni veren bir düzenlenmenin yapılması, hali hazırdaki tutukluların büyük bir çoğunluğunun serbest kalması anlamına gelecektir. Hal böyleyken, hükümetin bu düzenlemeye neden karşı olduğu da belli oluyor.

İşte TMK mağdurları l l l

l l

64 gazeteci tutuklu 8 milletvekili tutuklu 1 kişinin milletvekilliği düşürüldü ve hala tutuklu 500’den fazla öğrenci tutuklu 100 kadar seçilmiş belediye yetkilisi tutuklu

“Maksadını aşan” memurlara ihraç

mitingi protesto Tayyip Erdoğan’ın Hopa’da yaptığı la yaptığı saldıcop ve edenlere, polisin yoğun biber gazı kaybetmişti. tını u haya rıda, emekli öğretmen Metin Lokumc eylemlerinde de benzer Ardından Ankara’da yapılan protesto ra “yasadışı örgüt üyesi görüntüler yaşanmış, gözaltına alınanla ıştı. olmak” suçlamasıyla soruşturma başlatılm

“Aşırı sol yanlış” bi hakkında Hopa olayEylemde gözaltına alınan iki zabıt kati ları gerekçesiyle Adalet larıyla ilgili protesto eylemine katıldık disiplin soruşturması, Komisyonu Başkanlığı’nca başlatılan urluktan men cezası ‘maksatlarını aştıkları’ gerekçesiyle mem a Ekin Narin ve Turile sonuçlandı. Kararın gerekçesinde, Fatm larla AKP İl Binası’na gay Akçay için “çeşitli marjinal sol grup rı” ifadeleri yer alıyor. yürümek istedikleri ve birlikte kaçtıkla yan ve eylemde taş Haklarında herhangi bir dava bulunma memurluktan ay’ın Akç attıkları görüntülenmeyen Narin ve or olmaları ediy hareket ihraç edilmeleri için solcularla birlikte yeterli gerekçe sayılıyor. eri’ne ise ‘tüzük ihProtestoya katılan kurumlardan Halkevl Soruşturma kapsamınlali’ gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. l ifadeye çağrılırken, da Halkevleri Genel Başkanı İlknur Biro imkan sağladığı iddia da’ Halkevleri’nin ‘terör örgütüne legal alan ediliyor. yarın güncel

Dink’i devlet öldürdü

ve azmettirici Hrant Dink davasının sanıklarından olan duruşmada son olarak yargılanan Yasin Hayal’in babası, önemli bilgiler verdi. bilen Bahattin HaBildiklerini ancak dört yıl sonra açıklaya ilgili olarak ‘devletle bir yal, savcının son duruşmada, oğlu ile yalanladı. Savcı, “kimse bağı olmadığı’ yönündeki mutalasını renin üst yapı ile örgütsel devlet adına cinayet işleyemez, bu hüc mahkemeye izleyici olairtibatı ortaya çıkarılmamıştır” derken mahkeme kabul etmedi. rak bulunan baba Hayal söz istedi ancak attin Hayal, cinayet Mahkemenin ardından konuşan Bah kendisini ‘başın belaya sonrasındaki ifade esnasında savcının Trabzon Emniyeti Tegirer’ diyerek uyardığını söyledi. Ayrıca ürk’ün “Biz devlet için Özt rörle Mücadele Şube Müdürü Yahya ” dediğini belirtti. O çalışıyoruz. Yasin de devlet için çalışıyor vli bir binbaşının, yeğeni dönemde Mardin’de istihbarattan göre babasını gör, ellerinden aracılığıyla “Yasin çok iyi bir çocuk, rlı bir evlat yetiştirdi. gözlerinden öperim. Vatana millete hayı ilettiğini ifade etti. AçıkBabasına selamımı söyle” diyerek selam ten Savcı Muammer lamanın ardından da soruşturmayı yürü ın güncel yar i. Aktaş’a anlattıkları ile ilgili ifade verd

Gülsüm Kav

Dörtyanımız öfke Çok öfke birikiyor. Soğukta yardım bekleyen depremzedenin üzerine soğuk su, Çadırsız bırakılan çocuklara hastalık, ölüm gönderiyorsunuz. Fırat’ın ötesinde, yüzyılın biriken öfkesine, bir de bunlar ekleniyor. Çocukları öldürdünüz. Gençleri öldürdünüz. Her gün beş kadını öldürdünüz. Tersanelerde, madenlerde, bir işyeri olup olmadığı bile belli olmayan atölyelerde işçileri öldürdünüz. Emektar gazetecileri öldürdünüz. Enkaz altında her yaştan insanımızı öldürdünüz. O da yetmedi, bir insanlık bayrağı gibi, Fukuşima’dan çıkıp gelen Japon dostumuzu da öldürdünüz. Yetmiyor size. Karadeniz’de bir başka öfke biriktiyorsunuz. Her dereyi, her yeşili, şirketlere satmak, talan etmek, en temel hak olan sudan mahrum etmek istiyorsunuz bölge halkını. Köylerin rüya gibi güzel yeşilini öldürsün diye şirketleri, iş makinelerini gönderiyorsunuz. Karadeniz halkı direnmeye kararlı. Doğayı sizin çapulcu ellerinize bırakmayacak, gece gündüz seferber olmuş nöbet tutan, direnen köylüden korkuyorsunuz bir yandan. Yüzünüz de yok, yapımı tamamlanan HES’lerin, termik santrallerin, nükleer santrallerin dünyada ve Türkiye’de nelere mal olduğu açık sonuçlarıyla ortada, Kimseyi kandıramıyorsunuz. Bakanlarınız “HES’leri yeterince anlatamadık. Halkın ikna edilmesi için tanıtım yapılması şart” diyor. Daha yakınlarda HES Projelerindeki Problemler ve Çözüm Önerileri Toplantısı’nda konuşan Orman ve Su Bakanı Veysel Eroğlu dertleniyor. Oysa HES’ler o kadar faydalıymış ki daha önce tanıtım yapmaya gerek bile duymamışlar. Tepkiler nedeniyle –ki o tepkilerde Türkiye’de her zaman olduğu gibi hiç şüphesiz “iç ve dış odaklar” yüzündenmişşimdi tanıtım yapacaklarmış. Sonra baraj kurmaya çalışan holdingler, bazı bölgelerde halkın yaptığı eylemlerden sonra eğitilmiş özel güvenlik görevlilerini getiriyor. Perisuyu’nda olduğu gibi modern silahlarla donatılan özel güvenlikçilerin sayısı birdenbire artıyor, ilk icraatleri ise direniş çadırının bulunduğu bölgeye kilometrelerce uzunluğunda dikenli tel çekmek oluyor. Maşaallah. Tanıtımı dikenli teller ile yapmaya başlıyorlar. Bu tanıtım meselesine en iyi yanıtı, deresini, suyu, hayatı korumak için mücadelede hayatını ortaya koyarak direnenler ve onların içerisinde tek mal varlığı ineğini dava açabilmek için satan Kazım Delal veriyor aslında; “Bilgilendireceklermiş. Gel de ben seni bilgilendireyim”. Sahi HES’ler bu kadar faydalı ise neden geceleri sinsice gönderiyorsunuz makineleri? Yakalanmamak için araçların plakasını bile değiştiriyorsunuz. O derece sahtekarsınız, o derece gönül indiriyorsunuz her tür üçkağıdı yapmaya, sizli iş çevirmeye. Olmadı jandarma gönderiyorsunuz, 80 yaşında ninelerin üzerine. Evladı gördüğü jandarmanın kadınları ayrı, erkekleri ayrı aşağılaması karşısında nasıl bir öfke birikiyor orada, bütün kuşaklarda siz bilebilebiliyor musunuz? Bunların aynısını Akdeniz’den Ege’ye bütün bölgelerde deniyorsunuz. Şu Türkiye’nin her tarafında, her çeşit öfkeyi biriktiriyorsunuz. Sizin sermayenizi biriktirebilmek için yaptıklarınızın sonuçları ağır olacak. Türkiye’yi ya mezarlığa ya da hapishaneye çevirmek istiyorsunuz. Sizin önerdiğiniz dünyanın suretidir bu. Sahi siz neyinize güveniyorsunuz? Ordularınıza güveniyorsunuz muhtemelen. Bu arada sizin sermayeniz birikecek, kurtulacak öyle mi? Kurtulmayacak. Bunun için de gözlerinizi kaçırmayınız, biraz başınızı çevirip bakınız Wal Street’e. Hadi oraya da ordularınızı gönderdiniz. Avrupa’nın bütün sokaklarına bakınız. Arka kapıdan kaçan Berlusconi’ye bakmayı unutmayınız. gulsumkav@gmail.com

Sivas’ta katletti, kefaletle serbest kaldı 2 Temmuz 1993’te, 35 insanı Sivas Madımak Otel’de yakarak katledenlerden Vahit Kaynar, tutuklu bulunduğu Polonya’da 100bin Zloty (yaklaşık 55bin TL) kefalet ödeyerek serbest kaldı. Sivas Katliamı’nın ardından Almanya’ya kaçan Kaynar, burada 15 yıl kadar yaşadı. 25 Eylül tarihinde üç arkadaşı ile birlikte Polonya’ya giriş yaptıkları sınırda yapılan kontrollerde, üzerinde herhangi bir kimlik olmadığı için önce alıkonulmuş, ardından da hakkında uluslararası yakalama emri olduğu ortaya çıkınca da tutuklanarak cezaevine konmuştu. Tutuklu olarak kalması ve Türkiye’ye iade edilmesi gerekirken, kefalet ödeyerek serbest kaldı.

Türkiye iade talebinde isteksiz İnsanlık suçu kapsamında ele alınması gereken bir olay olan Sivas Katliamı’nın sanıklarından Vahit Kaynar’ın iadesi başvurusu ancak bir dilekçeyle sınırlı. Başkaca tutukluların iadesi için uluslararası düzeyde baskı yapabilen Türkiye Devleti, Kaynar için Polonya’ya ancak bir dilekçe yazmakla yetindi. 35 insanın katillerinden 38 yaşıındaki Vahit Kaynar’ın serbest bırakılması ile ilgili yetkililerden henüz açıklama yapılmadı. yarın güncel


06 EMEK Önce iş(veren) güvenliği!

0416EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

İşsizlik fonu süresi 5 aya düşürülüyor

Geçtiğimiz hafta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı’nı tamamlayarak Başbakanlığa gönderdi. Yine aynı günlerde İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Ekim ayı raporunu yayımladı. Raporda, Ekim’de “iş kazaları”nda en az 58 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.

İŞKUR’un ilan ettiği 2011-2015 Stratejik Planı’nda İşsizlik Fonu ödeneği süresi 5 aya düşürülüyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (DİSK) İŞKUR’un ilan ettiği planlamaya, yaptıkları yazılı açıklamayla tepki gösterdi.

ANKARA Savaş kocakaya

Son olarak 10 Kasım günü Gaziantep’te faaliyet gösteren bir iplik fabrikasında, duvarın çökmesi sonucu Kazım Çelik (38) ve Mehmet Baş (26) hayatını haybetti. Her geçen gün işçi ölümleri ve yaşanan yaralanmalar artıyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Ekim ayı raporunu yayımladı. Rapor, Ekim ayında “İş Kazalarında” en az 58 işçinin hayatını kaybettiğini, 142 işçinin de yaralandığını, ayrıca silikozis hastalığından yaşamını yitiren Ali Rıza Eldemir’le birlikte bu hastalıktan ölen işçi sayısının 48’e çıktığını açıkladı.

DİŞ TEKNİSYENLERİ SİLİKOZİS TEHLİKESİ altında İş kazalarının en çok yaşandığı sektörler başta Kimya olmak üzere İnşaat, Maden, Tekstil, Enerji gibi alanlar olarak

açıklandı. Kot kumlama işçilerinden öğrendiğimiz silikozis hastalığı cam ve seramik, dökümcülük gibi alanlarda da görüldüğü ve diş teknisyenlerinin de bu meslek hastalığından ölmekte olduğu açıklandı. Raporda her 100 diş teknisyenin 10’unda silokozis hastalığı bulunduğu vurgulandı. Bu durumun nedeni şöyle açıklandı: Ağzımızda kullandığımız protezlerin hazırlanma sürecinde ortaya çıkan kristal silikaya uzun süreli maruz kalma sonucu oluşan silikozis hastalığı, kâr güdüsü ile güvencesiz, denetimsiz ve sağlıksız kılınan çalışma süreçlerinin çalışanlarını tehlikeye atmaktadır. Burada esas konu taşeronlaştırma sistemi nedeniyle bir nevi “merdiven altı” olarak çalışan diş laboratuarlarının ölümlere yol açmasıdır, denildi. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konularında önemli sorunlar olduğunu bir kez daha gösteren rapor çalışma yaşamına ilişkin öneriler de sunuyor.

‘İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KANUN TASARISI’ ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ? Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, üzerinde birkaç yıldır çalışılan ve iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı’ nın Bakanlığa sunulduğunu açıkladı. Bu kadar işçi ölümleri yaşanırken hazırlanan kanun taslağına bir göz atarsak durumun ne olabileceğini görebiliriz; Göze çarpan birinci durum, tasarıya göre işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemekle işveren yükümlü kılınıyor. Şimdiye kadar yaşanan işçi ölümleri %90 oranında işverenin ihmalinden ya da tedarik etmesi gerektiği halde ilgilenmediği için teçhizat yetersizliğinden kaynaklandı! Tasarıda işyerinde bulundurulması gereken iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve işyeri hemşiresi gibi kişilerden söz edilmesine rağmen bu kişilerin

bulundurulması zorunlu kılınmamakta, dışarıdan hizmet alma yolu önerilmektedir.Yani, işçi sağlığı ve güvenliği taşerona havale edilmekte ve varolan taşeronlaşmayı teşvik etmektedir! Tasarının geneli bireysel olarak ele alınmakta, o işyerinde örgütlü olan sendika, oda vb. örgütlerin adı geçmemekte ve denetimlerde yer almamaktadır. Kanun taslağının diğer maddeleri de aynı şekilde ‘İş Sağlığı ve Güvenliği’ni ne kadar sağlayacağı ya da iş ölümlerini ne ölçüde azaltacağı tartışma konusu bile olamıyor.

2-3-4 ARALIK İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KONGRESİ DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 2-34 Aralık tarihinde Ankara’da “İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi” düzenleyecek. Kongrede yaşanan işçi ölümleri ve Bakanlığı hazırlamış olduğu kanun taslağının ele alınması bekleniyor.

DİSK: “İŞÇİ DÜŞMANLIĞI”NIN BU KADARINA DA “PES” DOĞRUSU! DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, İşsizlik Sigortası Fonu, çalışırken işsiz kalmış insanların yoksullaşmalarının önüne bir nebze de olsa geçmeyi sağlamaya çalışmak üzere oluşturulduğunu belirterek, “Fakat İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yararlanma koşulları oldukça ağırdır. Bu koşulları yerine getirebilmek için çalışanların uygun, düzenli ve kayıtlı işlerde çalışmaları gerekmektedir. Ama gelinen aşamada fonun kendi amacı doğrultusunda kullanılması bir yana, daha fazla sermaye çevrelerine kaynak aktarmaya dönük bir plan yapıldığı görülmektedir. 2010 yılı sonu itibari ile İşsizlik Sigorta Fonu’nda biriken toplamın 60,6 Milyar TL olduğu açıklanmıştır. Bu miktarın sadece 3 Milyar 750 Milyon TL’lik kısmı işsizlik sigortası ödemesinde kullanılmışken 2008–2009–2010 yıllarında toplam 9 Milyar 105 Milyon 395 bin TL Hazine’ye aktarılmıştır. Bu verilerden de anlaşıldığı üzere geçmişte işsiz kalanlara yapılan “cüzi” ödemeyle, sermayeye yapılan kaynak aktarımı fonun nasıl yağmalandığını bize göstermektedir. Ama İŞKUR bunu da işçiler için çok fazla görmüş olmalı ki, işsizlik ödeneğinin ortalama 5 aya düşürülmesini “pervasızca” hedefleyebiliyor! Oysa fonun amaçları doğrultusunda kullanılması ve kapsamının ve yararlanma koşullarının çok daha fazla genişletilmesi gerekmektedir.” dedi.

“Eşit işe eşit ücret” bu muydu?

İşsiz öğretmenler Ankara yollarında

Ataması yapılmayan 2 işsiz öğretmen Savaş İka ve Mehtap Tekdemir 31 Ekim’de Samsun’dan ‘koşulsuz atama, kadrolugüvenceli iş’ talebiyle başlattıkları yürüyüşü 19 Kasım’da Ankara’da sonlandıracaklar. Çeşitli illerden gelen işsiz öğretmenler 19 Kasım’da kitlesel eylem düzenleyecek. Mehtap Tekdemir, Akdeniz Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği mezunu ve 2 yıldır atama bekliyor. İki dönem ücretli öğretmenlik yapan Tekdemir, “Sigortamız yarım yatıyor, resmi tatillerde maaşımız yatmıyor. Mevsimlik işçi gibiyiz. Öğretmen olmayan, hayvan yetiştiriciliği, seracılık okumuş iki yıllık üniversitelerden mezunlar bile ilkokullarda ücretli öğretmenlik yapıyor. Ailelerin bundan haberi yok, devlete güveniyor. Ben de Nimet Çubukçu’nun 55 bin öğretmen atanacak sözüne güvendim.” diyor. Uşak Üniversitesi Sosyal Bilgiler mezunu Savaş İka, 1,5 yıldır atama bekliyor. Mezun olduğunda bir yıl ücretli öğretmenlik yapan İka, “Okulların kapanmasına bir hafta kala, sınav kağıtları için para toplamadım diye beni işten çıkardılar. Sanki patron gibi davranarak, herhangi bir nedenle sizi işten çıkarabilirler. Kendimizi savunacak durumumuz yok. Zaten kadrolu öğretmenlerle aynı işi yapmamıza rağmen onların maaşının dörtte birini alıyoruz;  sigortalarımız eksik kalıyor.”diyor. İka neden yürüdüklerini şu şekilde özetliyor: “25-30 yaşında insanlar anne babalarının eline bakıyor. İnsanların ekonomik ve psikolojik durumları yerle bir olmuş durumda. Milli Eğitim Bakanı, ‘bu uyduruk bir sorun’ diyor. Biz de bu yüzden bu eziyeti kamuoyuna, yetkililere anlatmak için yürüme kararı aldık.”

Çorum’da halk desteği Bayram boyunca yürüyüşlerini sür-

düren öğretmenler, gittikleri illerde basın açıklaması yaparak taleplerini dile getiriyorlar. Savaş İka ve Mehtap Tekdemir bayramı geçirdikleri ve basın açıklaması yaptıkları Amasya Merzifon’ndan sonra Çorum’a vardı. İka ve Tekdemir’in Çorum’da yaptıkları basın açıklamasına yaklaşık 200 kişi destek verdi. 31 Ekim’de Samsun’dan yola çıkan ataması yapılmayan 2 öğretmen, gribe yakalanmalarına rağmen 19 Kasım’da Ankara’da olacak şekilde yürüyüşlerine devam ediyor.

Ömer Dinçer: “Başka iş bulsunlar” Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer katıldığı bir programda Bakanlığın 150.000 öğretmen ihtiyacının olduğunu, ancak bunlardan en fazla 80.000’inin atamasının yapılacağını dile getirmişti. Geriye kalan 70.000’e ise ‘yeteneklerini keşfetmelerini, başka yerlerde iş aramalarını’ tavsiye etmiş; kamuyu istihdam alanı olarak görmekten vazgeçmek ve özel sektördeki meslek alanlarına yönelmek gerektiğini dile getirmişti. Ayrıca Dinçer, hiçbir öğrenciye üniversiteye başlarken iş garantisi verilmediğini ve bu durumun Eğitim Fakültesi öğrencileri için de geçerli olduğunu söylemişti. Sendikalara göre açık 400 bin Eğitim Sendikalarına göre öğretmen açığı Milli Eğitim Bakanının yaptığı açıklamalarının çok ötesinde. Şu an var olan ikili öğretimden tekli öğretime geçilirse ve sınıf mevcutları bilimsel verilere göre düzenlenirse öğretmen ihtiyacı 400 bini buluyor. ANKARA SELÇUK KAYGISIZ

Hükümet, eşit işe eşit ücret sloganıyla bayram öncesi kanun hükümde kararname (KHK) çıkarmıştı. Düzenlemeye göre bürokratlar için 1300 TL’ye varan ek ödemeler planlanırken, kamu çalışanlarının büyük çoğunluğunun gelirinde artış yapılmadı.

EŞİTLİK DEĞİL, AYRIMCILIK Eşit işe eşit ücret sloganı ile yapılan maaş düzenlemesi, yöneticileri memnun ederken kamu çalışanlarının büyük bölümünü oluşturan memurlar bu düzenlemeden pay alamadı. Öğretmenler başta olmak üzere din görevlisi, hekim dışı sağlık personelinin gelirinde artış yapılmadı. Birçok meslek grubu, ‘eşit işe eşit ücret’ uygulamasının yalnızca yöneticilerle sınırlı kaldığı görüşünde. Kamuda genel müdür kadrosunda çalışanların maaşı 753 lira artarken, genel müdür yardımcılarının maaşı 826 lira, daire başkanının maaşı da 808 lira yükseldi. Buna karşılık öğretmenin taban maaşı 1.600 lira civarında. Son 652 sayılı KHK ile hükümet, sadece merkez teşkilatı uzmanları ile müdür ve daha üst kadrolarda bulunanların ücretlerine iyileştirme yaptı. Ortada, eşit iş yapanlara eşit ücret verilmesi gibi bir durum söz konusu değil.

16 kasım 2011 çarşamba

editörler

tasarım

dağıtım

SANEM DENİZ KURAL İBRAHİM KESKİN SELÇUK KAYGISIZ BERNA GÖRGÜLÜ MELİKE ÇINAR arınç kılıç RIFAT ÇAPAR DENİZ ADIBELLİ ELİF KARAN CAN ÇOKSÖYLER EMİNE AHISLA MELTEM POSTACI FATİH PEKEDİS GÜRKAN KÖSE EZGİ CEREN AĞTAŞ KAAN ARSLAN ÇAĞLA EROĞLU

6 aylık abonelik: 25 tl sanem deniz kurAl adına yapı kredi hesap no: 229/8873511 ıban:tr38 0006 7010 ptt hesap no: 08848286 0000 0088 7351 11 işbankası hesap no: 6200 2465988 ıban: tr34 0006 4000 0016 2002 4659 88

imtiyaz sahibi genel koordinatör adres

basıldığı yer

sayı: 6

fadik temizyürek emre öztürk rumeli c. matbaacı osmanbey s. no 67/4 şişli / istanbul aspaş asya paz yay. dağ. tur. rek. aş. evren mah. günay sk no: 4 bağcılar / istanbul

ziraat bankası hesap no: 0615 57722685 5001 ıban: tr28 0001 0006 15577226 8550 01 garanti bankası hesap no: 31/6896034 ıban: tr90 0006 2000 03100006 8960 34 akbank hesap no: 0177542 ıban: tr57 0004 6001 6488 8000 1775 42 abonelik için tel: 0 506 724 64 47 yaringazetesi@yarinhaber.net


07 Kadınlar yasayı kazanıyor Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 2010’da 25 Kasım gününde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun temellerini atmış olduğu yasa tasarısı taslağının bu hafta Bakanlar Kurulu’na sevk edileceğini açıkladı. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da değişiklik içeren yasa tasarısı taslağı kadınların korunmasını hedefliyor.

Kadınlar 25 Kasım’da sokaklarda

ankara kübra usta

Geçtiğimiz yıl 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun meclis gündemine soktuğu yasa tasarısı taslağı bu hafta Bakanlar Kurulu’na sevk edilecek. Tasarının bugüne kadar bekletilmiş olmasını eleştiren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kadına yönelik şiddetin son bulması için yasa tasarısı dahil olmak üzere tüm önlemlerin alınması için çalışmalarına devam edeceklerini belirtti. Yalnızca yasa tasarısının yeterli olmayacağını dile getiren kadınlar, kadınlar için çalışma yapacak bir bakanlığın asıl ihtiyaç olduğunda ısrarcı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu geçtiğimiz 25 Kasım tarihinde mecliste yaptıkları görüşmeler sonucunda bu yasayı hazırladılar. Kadınların korunmasına dair ve kadın ka-

tillerine ağır cezalar verilmesine yönelik ele alınan yasa tasarısını yine geçtiğimiz 8 Mart tarihinde milletvekillerine sundular. Verdikleri süreçten bu yana meclisin tatile girmesiyle rafa kaldırılan yasa tasarısını meclisin tekrardan gündemine sokmayı başardılar.

Kadınlar tarihe geçiyor! Kadın cinayetlerini durdurmak isteyen, aynı kararlılığı kurdukları platformun adına veren kadınlar bu hafta Bakanlar Kurulu’na verilecek olan tasarıyı meclisin gündemine sokmuş olma başarısını ise sistematik ve sürekli yaptıkları eylemlere ve örgütlü kadınların bir arada mücadele etmesine bağlıyorlar. Tarihte kadınların oy hakkını kazanmaları gibi bir dönüm noktası olduğunu anlatan kadınlar, mücadele etmeye devam edeceklerini ve ilk hedeflerinin kadın cinayetlerini durduracak, kadınlar için sürekli çalışacak bir bakanlık kurmak olduğunu söylüyorlar.

fatma Şahin: “çözümün üç boyutlu” Fatma Şahin, kadına yönelik şiddetin çözümüne ilişkin üç boyutlu bir koruyucu ve önleyici yol haritası hazırladıklarını açıkladı. Yol haritasının birinci ayağında, kadının eğitim düzeyinin artırılması yer alıyor. İkinci ayağında ise kadınların ekonomik hayata katılımının artması hedefleniyor. Bakanın açıkladığı üçüncü ayakta toplumdaki zihinsel dönüşüm bulunuyor. Bakan, bu zihinsel dönüşümün Diyanet, Genelkurmay ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yapılabileceğini iddia ediyor. Bu amaçla Diyanet, Genelkurmay ve Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabakata varıldığını kaydediyor. Buna göre Genelkurmay Başkanlığı ile ortak çalışma mekanizması kuracak olan Diyanet İşleri Başkanlığı, ‘aydınlanma projesi’ni yürütecek. Özel bir komisyon kuran Milli Eğitim Bakanlığı da okullardaki müfredat ve kitapların içeriklerini yeniden düzenleyecek.

Yaklaşan 25 Kasım ile çalışmalarını başlatan kadınlar bir araya gelerek kararlar alıyorlar. Artık kimsenin tacize, meşru hale getirilmeye çalışılan tecavüze, kadın cinayetlerine tahammülü kalmadığını belirten Emekçi Hareket Partisi Merkezi Kadın Sorumlusu Berna Görgülü, “Ne istediğimiz açık. Bugüne kadar kadın cinayetlerine kesin çözüm üretmeyen devlet, siz bize kadınlar için çalışacak bir bakanlık borçlusunuz. Bunun için fazlasıyla can verdik. Kadınlar için çalışmadığınız her gün; kocası, eski kocası, babası, nişanlısı, eski nişanlısı, ağabeyi, akrabası tarafından öldürülmüş olan her bir kadının vebalini taşıyorsunuz.” diyerek kadın cinayetlerinden devletin sorumlu olduğunu dile getirdi. Berna Görgülü, yaptığı çağrıda “Biz kararlıyız. Emin adımlarla ilerleyen bir kervan gibi yükümüzü artıra artıra ve zaferle ilerliyoruz. Kadınları koruyacak yasanın işlemesini, katillerin ağır cezalar almasını sağlıyoruz. Ve öldürülmemek için daha fazlasını istiyoruz. Şimdi de kadın için çalışacak bakanlığı kuracağız. Ve 25 Kasım 2011’de de bütün şehirlerin meydanlarını bu sesimizle donatacağız.” diyerek bütün kadınları 25 Kasım’da sokağa çağırdı. Çalışmalara katılmak için, Ankara’da Yüksel Caddesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul’da Taksim, Kadıköy, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi, Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi, Adalar Migros önü, Bursa’da Uludağ Üniversitesi merkezi yemekhanesi, Görükle, İzmir’de Konak ve Bornova metro çıkışlarında açtıkları stantlardan ya da www.kadincinayetlerinidurduracagiz.net sitesi ve facebook Kadın Cinayetlerini Durduracağız grubundan ulaşabilirsiniz. İSTANBUL BERNA DÜLGER

Askerler şiddete karşı eğitilecek Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için Jandarma Genel Komutanlığı ile ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ortak eğitim çalışması yürütecek. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’le görüşme yaparak her yıl 450 bin er ve erbaşa asker ocağında verilen eğitim ile ilgili düşüncelerini ve işbirliği önerilerini iletti. Yaklaşık bir saat süren görüşmede er ve erbaşlara verilen eğitimin, sosyal hayatta büyük önem taşıdığı, erkeklerin önemli konulara duyarlılığının artırdığı vurgulandı. Fatma Şahin, Genelkurmay Başkanı’na kadına yönelik şiddetle mücadele, töre ve namus cinayetleri, erken ve zorla evlendirme, kadın ve eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği başlıkları altında düşüncelerini aktarmıştı. Yapılan görüşmenin ardından ortak eğitim

Avrupa Konseyi Sözleşmesi imzalandı Bakanlar Kurulu Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzalayarak bu sözleşmede yer alan kanun taslağının uygulanması üzerine çalışmalara başladı. Kadına yönelik şiddet davalarında mahkemeler karar verirken bu uluslararası sözleşmedeki tanımı dikkate almak zorunda kalacak. Kadın cinayetlerine karşı oluşturulan yasa tasarısını yakında inceleyecek olan Bakanlar Kurulu, kadına yönelik şiddet ve aile için şiddetin önlenmesine ilişkin uluslararası sözleşme tasarısını onaylayarak jet hızıyla TBMM ‘ye gönderdi. Kadınlara yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin uygun olduğuna dair kanun tasarısına göre, kadın ve aile içi şiddete karşı uluslararası izleme timi kurulacak, şiddetin veri bankası oluşturulacak.

Töre Artık Bahane Olmayacak Taraf devletler, kültür, örf ve adet, din, gelenek veya sözde namusu, şiddet eylemlerinin bir gerekçesi olarak kabul edemeyecek ayrıca bütün şiddet biçimlerine karşı sorumlu emniyet güçleri, mağdurlara yeterli ve acil koruma vermek zorunda. Şiddet uyarısına teşvik artacak Şiddet uygulanmasına tanık olanların şikayete teşvik edilmesi sağlanacak. Tecavüz kriz merkezleri kurulacak. Tecavüze uğrayan kadınlara yönelik tıbbi ve adli muayene, travma desteği, danışmanlık sağlanmak üzere, yeterli sayıda, uygun ve kolay erişilebilir tecavüz, kriz veya cinsel şiddet yönlendirme merkezleri kurulacak. Şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara güvenli sığınaklar hazırlanması için gerekli tedbirler alınacak. ANKARA AYŞEN KAVAS

Fatmagül’den Kadınlara Destek

kararına varıldı ve iki tarafın uzmanlarının mevcut eğitim kapsamının genişletilmesi konusunda, önümüzdeki günlerde yeni bir çalışma başlatması kararlaştırıldı.

Avrupa Birliği projeyi destekliyor Türkiye-AB Mali İşbirliği programları çerçevesinde “kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesi” projesi, Avrupa Birliği Komisyonu’ndan destek gördü. AB, projeye 3 milyon 100 bin Avro destek sağlayacak. 2012 başında başlayacak olan ve 2 yıl sürecek olan proje çerçevesinde, jandarma personelinin özellikle kadına yönelik şiddet kapsamında kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Önümüzdeki günlerde son şeklini alması beklenen yeni ve geniş kapsamlı eğitim müfredatı, 2012’de askere gidecek tüm gençlere okutulacak. ANKARA ECEM YAZICI

Artan kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve tecavüz olaylarına tepki göstermek için, dizinin bu haftaki bölümünde kadın örgütleri de yer alıyor. Başrolde Beren Saat’in oynadığı “Fatmagül’ün suçu ne?” dizisi, kadına yönelik şiddetin artmasına tepki göstermek için, bu hafta yayınlanacak bölümde kadın örgütlerine yer verdi. Fatmagül’ün mahkemede tecavüzcüleriyle karşılaştığı sahnede yer alacak olan kadın örgütleri, ellerinde “Tacize, şiddete, tecavüze hayır” yazılı dövizleriyle Fatmagül’e destek olacaklar. Beren Saat dizide tecavüze uğrayan, tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda bırakılan kadını canlandırıyor. Saat, daha önce de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun 24 Temmuz’da gerçekleştirdiği Büyük Kadın Yürüyüşüne katılmıştı. Dizinin bu haftaki sahnesinde yer alan örgütler ise: Kadın Cinayetlerini Durduracağı Platformu, Amargi, Emek Partili Kadınlar, Fethiye Kadın Platformu, Uçan Süpürge, Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu, İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Derneği. İSTANBUL SILA GEMİCİOĞLU

16 KASIM 2011 YARIN

Sokaktaki kadınlarla cinayetlere dair Dünya Bankası verilerine göre, 15-44 yaş grubundaki kadınlarda tecavüz, savaş ortamındaki şiddet ve aile içi şiddetin sonucunda sakat kalma ve ölüm oranları; kanser, sıtma nedenli ölüm ile sakatlıklardan önde geliyor. Kadın cinayetlerinde ise Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 2002 ile 2009 yılları arasında yüzde 1,400 artış gösterdi. Yarın Haber olarak gittikçe artan bu toplumsal sorunu sokakta kadınlarla konuştuk.

Kadın cinayetleri 2002’den 2009’a kadar %1400 arttı. Bunun sebebi sizce nedir? Tuğçe Altan (18) Eskişehir / Öğrenci:

Geçmişten günümüze gelen bir öğreti var. Erkek daha üstün, baskın, egemen. Ev kadınlarına maaş bağlanmış olsa bile evdeki erkeğin buna el koyacağını düşünüyorum. Kadınlar en çok aile içinde öldürülüyorlar. Buna karşın Kadın ve Aile Bakanlığı değiştirilerek Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı adını alıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Cansu Soypak (20) İstanbul / öğrenci:

Kadınlar yalnızca aile içerisinde var olmaz. Bakanlık oluşturulup, yasalar düzenlenmeli ve kadınlar şiddete, tacize, tecavüze, cinayetlere karşı korunmalı.

Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, cinayetin önlenebilmesi için neler yapılabilir? Ayla Hararoğlu (47) Eskişehir / Sınıf Öğretmeni: En büyük etkenin

bilinçsizlik.Toplum kadına yönelik şiddeti, cinayeti, sömürüyü normalleştirmemeli. Kadın kuruluşlarının eylem yapması önemli. Toplumca bir baskı yoluna gidilirse çözüm bulacağını düşünüyorum. Kadın katilleri caydırıcı cezalar aldıklarında, devlet işini yapmış olacak.

Bu konuda çalışma yapan kadın örgütlerinden haberdar mısınız? Turna Ezgi İffet: Büyük kadın yü-

rüyüşünde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’yla tanışmıştım, Hala destek veriyorum.

Güldünya’nın bebeğinin babası da öldürüldü

2004’te erkek kardeşleri tarafından öldürülen ve namus cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya Tören’in çocuğunun babası Servet Taş da öldürüldü. Sabah işe gitmek için evinden çıkan Servet Taş, İstanbul Sultanbeyli semtinde bir otomobille gelen 2 kişinin silahlı saldırısına uğradı. Silahlı saldırıyı gerçekleştirenler otomobille uzaklaşırken, Servet Taş hayatını kaybetti. Hakkında soruşturma başlatılan 3 kişinin içinde Güldünya Tören’in babası da bulunuyor.

Güldünya’ya ne olmuştu? Bitlis’te yaşayan Güldünya, 2004 yılında teyzesinin oğlu olan Servet Taş’tan, evlilik dışı hamile kalmıştı. Aile meclisi toplandı. Servet Taş’a kuma gitmesi kararı alındı. Güldünya bunu istemiyordu. Taş kaçtı. Güldünya’nın ise kaçacak yeri yoktu. Bir odaya kilitlendi. Ardından İstanbul’da yaşayan amcasının yanına gönderildi. Bitlis’ten yanına ge-

len ağabeyi İrfan Tören Güldünya’nın odasına bir ip bıraktı ve kendisini asmasını isteyerek yanından ayrıldı. Kaçarak kurtulan Güldünya Şehremini Polis Merkezi’ne sığındı. Polis Güldünya’yı sığınma evine yerleştirmek yerine, tanıdığı olan Alaattin Ceylan’ın evine gönderdi. 25 Şubat’ta Güldünya’nın kaldığı evin kapısını çalan, ağabeyi İrfan Tören’di. Güldünya’yı Bursa’ya teyzelerinin yanına götüreceğini, eşyalarını toplamasına gerek olmadığını söyledi. Otogara giderlerken yolda karşıdan gelen, Güldünya’nın diğer erkek kardeşi Ferit Tören’di. Elini paltosunun cebinden çıkardı, silahıyla ateş etti. Yaralanan Güldünya Bakırköy Hastanesi’ne kaldırıldı. Gece yanına refakatçi olduğunu söyleyerek giren Ferit Tören Güldünya’yı iki el ateş ederek başından vurdu. İrfan Tören müebbet, Ferit Tören de 23 yıl 4 ay hapse mahkum edildi. İSTANBUL ELİF YEĞİN


08 EKONOMi

04 16 EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

Skandal değil, kriz bitirdi

Kriz, İtalya’da bir dönemin sona ermesine sebep oldu.Adı birçok skandalla anılan Berlusconi, bu skandalların hiçbirinden görmediği etkiyi krizden gördü. Çözüme kavuşturulamayan kriz, İtalya için bir dönemin simgesi olan ismi istifa kararı almak zorunda bıraktı. Yunanistan Başbakanı Papandreu da aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamadı.

Yorgo Papandreu

yarın İbrahim keskin

Silvio Berlusconi, 3 kez başbakanlık koltuğuna otururken, bunlardan en uzunu 11 Haziran 2001 ile 17 Mayıs 2006 yılları arasındaki dönem oldu. Berlusconi’nin son başbakanlık dönemi ise 8 Mayıs 2008’de başlamıştı. Avrupa ülkelerini sarsan borç krizinden fazlaca nasiplenen İtalya, birçok çözüm paketi geliştirmiş fakat bunlardan bir sonuç alamamış veyahut hayata geçirememişti. Son olarak Avrupa liderleriyle yapılan toplantılarda kararı alınan paketin mecliste geçmesine rağmen, meclisteki çoğunluğunu kaybeden Berlusconi, istifa edeceğini ve erken seçimlerde tekrar aday olmayacağını açıklamak zorunda kaldı.

Skandalların ismi krize yenildi Adı birçok skandalla anılan, siyasetinden çok özel hayatıyla gündeme gelen Berlusconi, yaşanan krizin yönetiminde skandal yaratmaktaki kadar başarılı olamayınca istifa kararı almak zorunda kaldı. Senato ve Temsilciler Meclisi’nin Avrupa Birliği’nin istediği ekonomik reformları onaylamasından sonra beklenen oldu ve Başbakan Silvio Berlusconi, hükümetiyle istifa etti. Cumhuriyet Senatosu tarafından onaylanan ve Temsilciler Meclisi’nden geçen finansal istikrar yasasının ardından istifa edeceğini daha önce açıklayan Başbakan Silvio Berlusconi, cumhurbaşkanlığı sarayı Quirinale’de kendisinin ve hükümetinin istifasını Cumhurbaşkanı Napolitano’ya sundu. Temsilciler Meclisi’ndeki oylamanın ardından merkez sağ koalisyonun küçük ortağı Kuzey Birliği Partisi (Le-

ga Nord) lideri Umberto Bossi ile bir araya gelen Berlusconi, mini zirvenin ardından son kez olmak kaydıyla Bakanlar Kurulunu Başbakanlık’ta topladı.

Geçici olarak ülkeyi senatör yönetecek Berlusconi, son Bakanlar Kurulu toplantısında bakanlara ve Başbakan Yardımcısı Gianni Letta’ya, “Şimdi cumhurbaşkanlığına istifamı sunmaya gidiyorum” dedi. Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano’nun da istifaları kabul edeceği ve erken seçimlere kadar olan sürede ülkeyi yönetmesi için Senatör Mario Monti’yi görevlendireceği ifade ediliyor. Napolitano, 1994-2004 yılları arasında Avrupa Komisyonu İç piyasalar, Gümrük ve Vergilendirme Komiserliği yapan Mario Monti’yi üç gün önce hayat boyu senatör olarak atamıştı. Ekonomistler, Berlusconi’nin halefinin daha iyi bir iş çıkaracağına dair garanti olmadığını, İtalya’nın 10 yıllık borçlanma maliyetleri yüzde 5’in üzerinde kaldığı sürece Avrupa borsaları için yeşil ışık olmayacağı yorumu yaptılar. Bu yorum sorunun kişisel değil bir sitem sorunu olduğunun bir örneği oldu. Sistemin kaderinde var Aynı kaderini paylaşan bir diğer Başbakan da Papandreu. Yunanistan Başbakan’ı, kurtarma paketleri ile uğraşmaya devam ederken, yükselen tepkiye daha fazla dayanamayarak istifa etti. Fakat tabi ki bu bir çözüm olmadı. Yunanistan’da geçiş hükümetinin açıklanması bekleniyor. Geçici hükümete Lukas Papadimos’un başbakan olacağı belirtiliyordu. Ancak iktidardaki PASOK partisine yakın kaynaklar başbakan adayı olarak yeni bir ismi ortaya attı.

Üşüyen, kapitalizmin ayakları değil ciğerleridir Yazarımız Hakan Öztürk gelişmeleri yorumladı: “Yunanistan’ın 500 milyar dolar borç stoku var, İtalya’nın bunun beş katı. İş bu noktaya varmışken güya ekonomi üzerine kafa yoranlar ne diyor: Herkes ayağını yorganına göre uzatmalı. Bin yıl önceki bir atasözü sanki! Modern kapitalizmin son cümlesi oluyor bu. Şaşkınların üç-beş yıl önceki lafı “alın verin ekonomiye can verin” idi. Ekonomi bir finans ahtapotuna dönüşmüş, şimdi bunun her yana uzanmış kollarının yorgan altına sokulmasından bahsediliyor. O ayaklar artık dönüşmüş bir ahtapot kolu olmuş nasıl olacak da yorgan altına alacaksınız? Ekonominin gerçek üretimle, ayakların yorganla kırk senedir bir alakası kalmamışken bu iş nasıl olacak? Konu uyurken ayaklar biraz üşüdüğü için, ayakların yorganın içine çekilmesi konusu değildir. Üşüyen kapitalizmin ciğerleridir. Tek belirti üşümesi ve biraz öksürmesi de değildir zaten. Avrupa’da kapitalizm büyüyemiyor, onun yerine ülkelerin borcu büyüyor. İşsizlik had safhada. Ülkelerin çoğunda cari açık sorunu var. Yani kilo kaybediyorlar, ciğerler su toplamış, halsizler ve iştahsızlar. Bunlar tamı tamına veremin belirtileridir, ayak üşümesinin değil. Hatta bütün Avrupa’nın ve Amerika’nın sokaklarındaki işgal eylemleriyle anlıyoruz ki kan da tükürüyorlar! Bu Avrupa ve Amerika kapitalizminin gördüğü kötü bir rüya değil, gerçeklerdir. Bunu silkinip uyanacakları bir kabus farz etmeye çalışsalar da gerçeğin duvarına mütemadiyen çarptıklarını hep birlikte izliyoruz.”

Gül’e 33.5, emekçiye asgari ücret

İ R E L K E GERÇ YORUZ! I L K I Ç A

yarın İBRAHİM KESKİN

Gelir dağılımındaki adaletsizliğin bir parçası da devlet erkanı ile emekçilerin maaşları arasındaki büyük farkta. Asgari ücret 658,95 lira. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bu yıl 30 bin 800 lira olan brüt maaşı ise, 2012 yılı için 33 bin 500 liraya çıkarıldı. Yani asgari ücretin tam 50 katı. Yeni yılda ise zamlar kapida.

YENİ YILA YENİ ZAMLAR Maliye Bakanlığı’nca belirlenen yeniden değerleme oranına esas teşkil eden Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) üretici fiyat endeksi, ekim ayı sonunda, 12 aylık ortalamalara göre yüzde 10,26 oranında artış gösterdi. Vergi Usul Kanunu uyarınca her yıl yeniden değerleme oranını TÜİK’in üretici fiyatı genel endeksine göre

TL’deki değer kaybının etkileri hissedildi Ekim ayında tüketici fiyatları üzerinde yönetilen, yönlendirilen ürünlerdeki fiyat artışlarının, yüksek gıda fiyatlarının ve Türk lirasındaki değer kaybının etkilerinin hissedildiği kaydedildi. Özellikle yönetilen, yönlendirilen fiyat artışlarının Ekim ayı enflasyonuna etkisinin yaklaşık 1,35 puan olduğu yinelenerek, “Bakanlar Kurulu kararı ile ilgili ayda bazı motorlu taşıt, cep telefonu, alkollü içecek ve tütün mamullerinde ÖTV oranları artırılmıştır. Söz konusu vergi artışlarından ekim ayı tüketici fiyatlarına en belirgin katkı 0,81 puan ile tütün ürünlerinden gelmiştir” denildi. Elektrik ve doğalgaz fiyatlarındaki artışın aylık enflasyona katkısının da yaklaşık 0,5 puan olduğu belirtildi. Tütün ürünlerindeki fiyat artışının Kasım ayı enflasyonuna da yansıyacağı ve etkinin 0,20 puan civarında olacağının not edilmesi gerektiği bildirildi. YARIN EKONOMİ

Cari açık büyümeye devam ediyor Hükümet, cari açığın tehlikeli seviyelerde olmadığı yönünde açıklamalar yaparken, Merkez Bankası bunun giderek büyüyen bir tehlike olduğunu belirtiyor. Merkez Bankası’nın kasım ayı birinci dönem beklenti anketine göre, 2011 yıl sonu cari açık beklentisi, 73 milyar 600 milyon dolara yükseldi. Bu rakam Ekim ayının ikinci anketindi 72 milyar 649,4 milyon dolar düzeyindeydi. Merkez Bankası’nın, her ay iki kez düzenlediği beklenti anketinin kasım ayı birinci dönem sonuçları açıklandı. Ankete göre, cari ayın tüketici fiyat endeksi (TÜFE) beklentisi 0,94 oldu. Ekim ayının ikinci dönem anket sonuçlarında cari ayın TÜFE beklentisi yüzde 1,69 düzeyindeydi. Gelecek ayın TÜFE beklentisi ise yüzde 0,43 oldu. Ekim ayının ikinci anketinde beklenti yüzde 0,96 idi. Ankette iki ay sonrasının TÜFE beklentisi yüzde 0,65 oldu. Kasım ayının ilk anketinde yıl sonu yıllık TÜFE beklentisi ise yüzde 9,08 oldu. Ekim ayının ikinci dönem anketinde söz konusu beklenti yüzde 8,01 düzeyindeydi. 12 ay sonrasının yıllık TÜFE beklentisi de yüzde 6,84’ten yüzde 6,93’e, 24 ay sonrasının yıllık TÜFE beklentisi ise yüzde 6,28’den yüzde 6,42’ye yükseldi.

ÜCRET 5.471,64 2.227,40 2.154,62 2.545,19 1.747,44 1.651,89 1.425,84

1.361,87 Çeşitli vergi ve (lise) r u em M harçlarla ilgili ka1.626,52 nunlarda, vergi, harç İmam 1.361,87 ve ceza tutarlarının Şoför 1.555,16 her yıl yeniden de- Hemşire 1.555,16 ğerleme oranı kadar Sağlık memuru 1.316,90 artması öngörülüyor. Hizmetli (ilkokul) ları ım ıl ağ göre ücret d Aynı politikanın de*Mesleklere vamı halinde, motorlu taşıtlar vergisi (MTV), damga vergisi, çevre temizlik vergisi, harçlar, trafik ve vergi cezaları, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren yüzde 10,26 oranında artacak.

CARİ AÇIK VE BÜYÜME İthalat ve ihracat arasındaki farklılık nedeniyle oluşan cari açığın düşeceği beklenirken yapılan anket gerçeği gözler önüne seriyor. Ankette, bu yıl sonu yıllık cari işlemler dengesi beklentisi 73 milyar 600 milyon dolara yükseldi. Cari açık beklentisi ekimin ikinci anketinde 72 milyar 649,4 milyon dolar düzeyindeydi. Gelecek yıl sonu yıllık cari işlemler dengesi beklentisi ise 62 milyar 141,6 milyon dolardan, 62 milyar 597,7 milyon dolara çıktı. Bu yılın sonundaki yıllık GSYH büyüme beklentisi yüzde 6,7’den yüzde 6,8’e yükselirken, gelecek yıl sonu yıllık GSYH büyüme beklentisi yüzde 3,8’den yüzde 3,7’ye düştü. YARIN EKONOMİ

SÖZLÜKÇE

?

ZAM YERİNE AZALMA Artan enflasyon oranlarıyla birlikte herkes maaşlara zam beklerken beklentiler karşılanmamaya devam ediyor. Bu seferki mağduriyet ise işsizlere. Halihazırda işlerinden oldukları gibi şimdi birde hakları olan işsizlik maaşlarında oluyorlar. İŞKUR’un “2011-2015 Stratejik Plan”ından derlenen bilgilere göre Kurum, bu yıllar arasındaki stratejik amaçlarını belirledi. Ku-

rum bu dönemde, işe yerleştirdiklerinin yüzde 35’inin kadınlar arasından olmasını hedeflerken, işsizlik maaşı alma süresini de ortalama 5 aya düşürecek. Buna göre, iş gücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda istihdam hizmetlerini çeşitlendirecek ve işe yerleştirmede aktif rol oynayacak kurum, iş gücünün istihdam edilebilirliğini artırmaya yönelik olarak da aktif iş gücü programları geliştirecek. Kurum, programları yaygınlaştırmanın yanı sıra, etkinliğini de artıracak.

UNVAN Müsteşarı Başbakanlık bip Pratisyen Ta açıklayan Maliye Avukat Ba k a n l ı ğ ı’ n ı n , ühendis 2012 oranını da M etmen bu ay içinde ilan Öğr üdürü etmesi bekleniyor. Şube M ksekokul) r u Mem (yü

Son 9 yılın en yüksek oranını yakalayan eflasyonun daha da yükseleceği açıklandı. Merkez Bankası değerlendirmesinde, ekim ayında tüketici fiyatlarının yüzde 3,27 oranında arttığı ve yıllık enflasyonun yüzde 7,66’ya yükseldiği anımsatıldı. Bu artışın 1,35 puanının yönetilen, yönlendirilen fiyat ayarlamalarından kaynaklandığına dikkat çekilerek, döviz kuru hareketlerinin gecikmeli yansımalarına bağlı olarak temel enflasyon göstergelerindeki yükseliş sürerken hizmet enflasyonunun göreli olarak ılımlı eğilimini koruduğu ifade edildi. Enflasyonun işlenmemiş gıda fiyatlarındaki baz etkisine bağlı olarak kısa vadede yükselmeye devam edeceği ve yıl sonunda Ekim Enflasyon Raporu’nda öngörülen seviyelere yakın gerçekleşeceğinin tahmin edildiği belirtildi.

DOLAR KURU YÜKSELECEK Merkez Bankası’nın tüm müdahalelerine rağmen bir yükselip bir inen dolar kuru beklentisi, 1,7800 lira oldu. Beklenti ekim ayının ikinci dönem anketinde 1,8500 lira idi. Güvenilir yatırım aracı olarak görülen dolar ve euroda yaşanan düzensiz kur değişimlerinin ardından altına olan talep artı. Fakat euro bölgesinde yaşanan kriz nedeniyle altın fiyatları tavan yapmış durumda. Vatandaş neye nasıl güveneceği konusunda kararsız durumda.

YURT DIŞI GEZİLERİ ÇOKMUŞ Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen ise, Gül’ün 4 yılda 89 yurtdışı gezi yaptığını belirterek, şunları söyledi: “Ülkemizin bu tarihi yürüyüşünde Sayın Cumhurbaşkanımız öncü, vizyoner ve yapıcı kişiliğiyle yoğun bir tempo içinde durup dinlenmeden, ulusal ve uluslararası ölçekte çalışmalarını sürdürmektedir.” CUMHURBAŞKANI KAÇ MEMUR EDER? Hükümet, lise mezunu memura 39 TL zam öngörürken bu miktar Cumhurbaşkanı’nda 2.700 TL olarak belirlendi. Cumhurbaşkanı’nın maaşı asgari ücretin 50, lise mezunu devlet memur maaşının ise 25 katı. Kişi başına düşen gelir miktarının gerçekleri neden yansıtmadığının cevabını bu verilerde bulmak gayet basit. Alım gücünün giderek düştüğü, enflasyonun son 9 yılın en yüksek seviyelerine yükseldiği, zamların arka arkaya geldiği bu dönemde, ülke ekonomisi “her şeye rağmen” büyüyor. Asgari ücret hala açlık sınırının altında ve bu sınırın altında olanların oranı ülkede nüfusunun çoğunluğunu elinde bulunduruyor.

Enflasyonda yükseliş devam edecek

ASGARİ ÜCRET: İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılaması gereken ücrettir. EURO BÖLGESİ : Avrupa Birliği’nde, para birimlerini Euro olarak değiştiren ülkeler. Avrupa Merkez Bankası, alanda para politikasını yürütmekten sorumlu kurumdur. AB üyelerinin hepsi Euro kullanmaz. Bunun yanında, AB üyesi olmayıp, Euro kullanan ülkeler vardır.


16 KASIM 2011 YARIN

Gençler işsiz, geleceksiz

fotoğraf: arınç kılıç

09

ankara Melike çınar - kerem kalaycı

Okulların, bölümlerin tercih edilme sırasında da, bir okula girmiş olmanın yetmediği, niteliklerine nitelik katmak için dil, bilgisayar, bilumum beceriler kazanma çabasını çeşitli takviye ders ve kurslarla sürdürmede de sonunda iş bulma umudunun olduğunu söyleyebiliriz.

Eğitim uzun dönemli düşünülmesi gereken bir iş olduğundan ve yaptığınız her şey kuşaklar boyunca memleketin hayatını belirlediğinden, her yerde olandan biraz daha fena görünüyor tabii burada olup bitenler.

“Evet, diploma var ama dil biliyor mu? Hayır. Bilgisayar kullanıyor mu? Hayır. Türkiye’nin meselelerine, küresel meselelere vakıf mı? Hayır. Mezun olduğu bölümle ilgili tecrübe edinmiş mi? Hayır.”

Kanayan yara işsizlik ama en çok da genç işsizlik. Çünkü her 4 gençten 1’i işsiz. Ekonomik krizin patlak verdiği 2008’den beri işsizlik artarak devam ediyor. Tüm dünyanın kanayan yarası haline geldi genç işsizlerin artan nüfusu. Ortadoğu’da üniversite mezunu olan ve iş bulamadığı için işportacılık yapmayan başlayan Muhammed Buazzizi’nin işporta tezgahı da elinden alınınca, umudunu hepten yitirmiş biri olarak kendini yakması tüm genç işsizlerin dikkatini çekti. İşsizliğin en çok olduğu ülkelerden biri olan İspanya’da ise gençler Sol Meydanı’nı zapt etti. Aylarca Sol Meydanı’ndan oturma eylemi yapan gençler, halkı da eylemlerini katmayı başardılar. Ardından yaşadığı ekonomik krizi çözemeyen ve sonunda istifa etmek zorunda kalan Papaendru hükümeti döneminde meydanları yine genç işsizler doldurdu. Meydanları dolduran gençler bitmedi. Dünyadaki bu kriz her yere sirayet etti, yıkılmaz

denilen kapitalist sistemde işler istendiği gibi gitmemeye başladı. “Kapitalizmin kalesi” Amerika’da krizi iliklerinde hissetmeye başladı ve kendilerine “Wall Street’i işgal et” diyen gençler, Wall Street’i günlerce işgal etti. Kendi ülkemizdeki gençler hareketsiz kalmadı elbette. Meydanlara çıkan diğer ülkelerin gençleri gibi onlar da Gençler Meydana diyerek çıktılar sokağa. Kaybedecek başka şeyleri olmadığını gören gençler, krizin görünen yüzü oldular; meydanları adeta zapt ettiler. Mezun olan öğrenciler geleceklerinden umutsuz. İş bulamayan en büyük alan mezun öğretmenler. Her sene binlerce mezun, işsizler kervanına katılıyor. İşsizlik rakamları bilinçli bir şekilde düşük gösteriliyor. Hal böyleyken bizim de konumuz genç işsizlik. Bu haftaki söyleşimizi “Boşuna mı Okuduk?” yazarlarından İlknur Üstün’le ve Aksu Bora’yla gerçekleştirdik. Üniversiteye her sene binlerce öğrenci giriyor. Aileler ise çocuklarının üniversite sınavlarını geçmesi için dershanelere, özel derslere tonlarca para döküyorlar. O sene kazanamayanlar şanslarını tekrar tekrar deniyor. Bu gençler neyin çabası içindeler? Üniversiteler ne veriyor ki onlara bu kadar uğraşıyorlar? Aksu Bora: Üniversiteye gitmek, işsizliği ertelemek ve aynı zamanda iş bulma umudu demek. Üniversitede epeydir pek bir şey yok-olanı korumaya çalışıyoruz bildiğiniz gibi… Ama devlet memuru olmak istiyorsanız KPSS’ye girmeniz lazım, onun için de diploma gerekiyor. Devlet memuru olmayacaksanız da diploma gerekiyor. Temel eğitim denilen şeyin doğru düzgün okuma yazma öğrettiğinden bile emin değilim, değil ki meslek edindirsin. Bu çocukların başka bir şansları var mı ki? İlknur Üstün: Aksu’dan farklı bir şey

söyleyemeyeceğim. Burada anahtar kelime umut. Üniversite eğitiminin altında bir eğitim sınırların ve imkanların ve dolayısıyla umudun da daraldığı bir alan. Bu çabayı gösterenlerin de çok bilmediği bir şey değil bu. Okulların, bölümlerin tercih edilme sırasında da, bir okula girmiş olmanın yetmediği, niteliklerine nitelik katmak için dil, bilgisayar, bilumum beceriler kazanma çabasını çeşitli takviye ders ve kurslarla sürdürmede de sonunda iş bulma umudunun olduğunu söyleyebiliriz. Tabi soruyu bir de üniversitelerin dışında hangi işleri bulabilirler ki, diye de sormak lazım. Üniversite sözlük anlamıyla; “Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan öğretim kurumu” demek. Ancak öğrenciler yıllardır “özerk, bağımsız, bilimsel üniversite istiyoruz” diyorlar. Öğrencilerin bu talepleri neyi ifade ediyor? Aksu Bora: Her yerde ne oluyorsa, üniversitede de o oluyor aslında: Yapılan işin gereklerinden çok ilişkilerin öne geçmesi, kötü eğitimin ve kültürel/ siyasal atmosferin yarattığı çapsızlığın prim yapması… Uzun dönemli düşünmek ve yatırım yapmanın yerini bakkal zihniyetiyle yönetmenin alması… Eğitim uzun dönemli düşünülmesi gereken bir iş olduğundan ve yaptığınız her şey kuşaklar boyunca memleketin hayatını belirlediğinden, her yerde olandan biraz daha fena görünüyor tabii burada olup bitenler.

Öğrencilerin özerk, bağımsız, bilimsel üniversiteden neyi kast ettiklerinden emin değilim ama özerk üniversite talebinin gerçekçi olduğunu sanmıyorum, TUBA bile hükümet kontrolüne girdi biliyorsunuz, TÜBİTAK daha önce girmişti, üniversiteleri mi özerkleştirecekler? Öğrenciler üniversitenin önemli bir bileşeni ama görüldüğü kadarıyla bu talep diğer bileşenlerde güçlü bir yankı da yaratmıyor! Günümüzün üniversite mezunları okuduklar alanlarda ya da farklı alanlarda iş bulmakta sorun yaşıyorlar. Hükümet ise, artırdığı üniversite sayısını da göz önüne alırsak, “her mezuna iş bulacağız demedik” diyor. Üniversite sayısı artarken öğrenci sayısı da artıyor. Dolayısıyla mezun sayısı da. Peki ya iş? İlknur Üstün: Sonra Başbakan bu sözlerini tekrar eden ve açıklayan konuşmasında “Evet, diploma var ama dil biliyor mu? Hayır. Bilgisayar kullanıyor mu? Hayır. Türkiye’nin meselelerine, küresel meselelere vakıf mı? Hayır. Mezun olduğu bölümle ilgili tecrübe edinmiş mi? Hayır... Ben, ‘Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok’ dediğim zaman eleştirildim. Böyle bir garanti dünyanın hiçbir yerinde yok” dedi. “Boşuna mı Okuduk?” ki-

tabının sunuş yazısında Tanıl Bora’nın da dediği gibi Başbakan, bir yandan mevcut durumu tescil ediyor, diğer yandan bu sözleriyle ideolojik tavrını ortaya koyuyor: İşsizliği bir “kabahat” olarak işsizlerin sırtına yüklüyor. Sonuç olarak CV’sine yeni bir şey ekleme çabasıyla yaşlanan genç insanların ya işsiz ya işsizlik tehdidi altında iken gelecek beklentisi de güzel günler vaat etmiyor. Dünyada kriz oldukça gündemde ve hatta o ünlü meydanlarda. Yıkılmaz, asla bir şey olmaz denilen rüyalar ülkesi Amerika’da dahi insanlar yaşam koşullarından memnun değil. İşsizliğin arttığı, yoksulluğun ve yoksunluğun derinleştiği dünyada hal böyle iken Türkiye’yi nasıl yorumlamalı? Aksu Bora: Amerika ile Türkiye’nin birbirinden çok farklı olduklarını sanmıyorum. Kapitalizmin gidişatı bu yönde zaten. Kitapta anlatmaya çalıştığımız şeylerden biri de buydu: Bundan sonra “tam istihdam” gibi bir ekonomik/siyasal hedef söz konusu değil; en azından kapitalizmle yönetilirken.

Dolayısıyla, istihdama bağlı olmayan sosyal politikaların tartışılması daha büyük önem kazanıyor. Önemli sorunlardan biri de güvencesizlik meselesi. Bu, işsizlik rakamlarına nasıl yansıyor? İlknur Üstün: Bir örnekle yanıtlamaya çalışayım sorunuzu. Bu yaz devlet kurumlarının birinin web sitesinde kadın istihdamı ile ilgili açıklanan verilerde kadın istihdam oranının çok yakın zamanda açıklanan rakamların bir hayli üstünde olduğunu gördüğümüzde çok şaşırdık. Biraz kurcaladığımızda mevsimlik işçilerin de bu rakamın içinde yer aldığını öğrendik. Bilmem anlatabiliyor muyum? İşsizlik cinsiyete göre farklılaşıyor mu? Ya da nasıl farklılaşıyor? İlknur Üstün: Tabi ki farklılaşıyor. İstihdam alanında diğer birçok alanda olduğu gibi cinsiyete dayalı ayrımcılık var. Tüm veriler bunu destekleyici nitelikte. Şu anda kadın istihdam oranı (TÜİK’in 2010 verilerine göre) %22’lere kadar gerilemiş durumda. Kadınlar istidamdan dışlanmakla kalmıyorlar, kadın işi erkek işi ayrımı ile birçok iş alanından da baştan dışlanıyorlar. Örneğin kadın işi olarak görülen alanlara yüklenen değerin düşüklüğü, ücret adaletsizliği, işyerinde taciz, mobbing, kadınların bakım hizmetlerinden sorumlu tutularak yeterince kreş olmaması vs. kadın istihdamı açısından ciddi problem alanları. Üniversite mezunu olmak bir kadını bu ayrımcılığın dışında tutmuyor. Nitekim yaptığımız çalışmada beyaz yakalı işsiz kadınlar bunu çeşitli biçimlerde dile getirdiler. Tüm bunların yanı sıra kadınların güvencesiz iş alanlarının temel unsurları olduğunu belirtmemiz gerekir.

*Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Şahin:

“Kriz, AB, Para Birliği ve Yunanistan krizi üzerine...” Ben konuya biraz daha farklı açıdan yaklaşmak istiyorum; yani bugün AB içinde bazı ülkelerin kriz yaşamasının ve bu krizin bütün AB’yi Çözülüşe doğru sürüklemesinin asıl nedenlerinden. Günümüz dünya krizinin küresel bir kriz olması nedeniyle bütün dünya ülkelerini etkilediği bir gerçektir; yine krizlerden en çok en zayıf ekonomilerin etkileneceğini tahmin etmek de zor değildir; özellikle entegrasyonlarda, zayıf halkalar ilk krize giren ülkeler olurlar ve peşlerinden diğer ülkeleri de sürüklerler; bu entegrasyonun yapısal özelliğinden kaynaklanmaktadır. Entegrasyon en basit tanımıyla, farklı bir takım ekonomilerin bir araya gelerek tek bir ekonomi gibi davranmaya başlamasıdır. Entegrasyonun derecesine göre ki AB bu anlamda en ileri derece entegrasyon örneklerinden birini oluşturmaktadır; AB’de tek bir para ve tek bir merkez bankasına kadar gelinmiş; EURO tek para olarak kullanmaya başlamıştır. buraya kadar anlattıklarım entegrasyonun ekonomik işbirliği ile başlayan, gümrük birliği, ortak pazar, ekonomik ve parasal birlik şeklinde devam eden ve son aşamada siyasi birlik-

le tamamlanan aşamalarından AB’nin ekonomik ve parasal birlik aşamasına kadar geldiği görülmektedir. Tekrarlarsak, gümrükler kaldırılmış, ortak pazara geçilmiş ve bu ortak pazarda her ülke tek bir Pazar içinde hareket ediyormuş gibi ticari faaliyetlerde bulunmaya başlamış; emek ve sermayenin serbest dolaşımı sağlanmış, tek bir merkez bankası ve tek bir paraya geçiş gerçekleşmiştir. Son aşamada siyasi birlik için bütün üye ülkelerin ulusal parlamentolardan AB’ye yetki devrinde bulunmaları gerekmektedir. Birlik ülkeleri bu aşamada tıkanıp kalmışlardır; Avrupa’da özellikle Almanya da milliyetçi eğilimlerin çok güçlü olduğu bilinen bir gerçektir. Hiçbir ülke siyasi yetkilerini bir üst otoriteye devretmeye yanaşmamaktadır. Entegrasyonların yapısal özelliği ve Yunanistan krizinin ilişkisi nedir, bu konuya gelirsek; entegrasyonların başarılı olması için bazı koşullar vardır; bunlardan en önemlisi bölgesel eşitsizliklerin en az düzeyde olmasıdır, aksi taktirde birlik içinde istikrar sağlamak mümkün olmayacaktır. Düşünün bir ülkede bile bölgelerin ekonomilerinin birbirinden farklı olması,ne büyük sorunlara yol açabiliyor; terörden tutun huzursuzluk, gelir dağılımında adaletsizlik, fiyat istikrarsızlığı… Bu liste böyle uzar gider. Birlik ekonomisini de tek bir ekonomi olarak düşündüğümüzde, bölgesel eşitsizliklerin bir ülkede yarattığından daha büyük sorunların birlik bünyesinde yaşanacağı ortadadır. Birlikteki en büyük sorunlardan birini üye ülke paralarının değerinin birbirinden farklı olma yaratmaktadır. Bu fiyat istikrarının sağlanmasını güçleştirmektedir. Fiyat istikrarı ekonomiyi ölçen bir cetvel gibidir; cetvel şaşmaya başlarsa ekonomide doğru ölçüm yapılması mümkün değildir, her şey birbirine karışır; normalde bütün birlik içinde fiyatlarının, ücretlerin, faizlerin ortak olması gerekir; çünkü eğer bu olmazsa, serbest dolaşım olduğu için, emek ücretlerin en yüksek olduğu ülkelere doğru yığılmaya, yatırımlar faiz oranlarına göre belli ülkelerde toplanmaya başlar;Yunanistan örneğinde olduğu gibi güçlü ülkeler sürekli zayıf ülkeleri finanse etmek; sürekli zayıf ekonomilerin yükünü çekmek zorunda kalır.

AB de ortak bir para havuzu vardır; ortak fonlardır bunlar; bu fona güçlü ülkeler en fazla para aktarırken en az yararlanırlar, zayıf ülkeler en fazla yararlandıkları halde neredeyse hiç para aktaramazlar. Bu böyle olmak zorundadır çünkü fonun amacı para istikrarını sağlamak ve ekonomik dengesizlikleri gidermektir. Bunun için sürekli zayıf ekonomilere fondan para aktarılmaktadır, özellikle para istikrarını sağlamak söz konusu olduğunda. Çünkü birlik ülkelerinden herhangi birinin para değerinin düşmesi hemen EURO’ya yansıyacaktır bu da bütün birlik ülkelerini etkileyecektir. EURO’nin istikrarı birliğin sağlıklı işleyebilmesi için şarttır. Bu yüzden birliğin bir an önce sürekli sorun yaratan zayıf ekonomilerden, yani çürük yumurtalardan kurtulması gerekmektedir. Aksi taktirde birliğin dağılması bile söz konusudur. Bu bile geçici bir çözüm olacaktır; çünkü başta da belirtmiş olduğum gibi, birbirine uyumsuz ekonomilerin entegrasyonunun başarılı olabilmesi teorik olarak da mümkün değildir; sürekli zayıf ülkelerin ekonomik yükünü taşımak bir süre sonra, hele de ekonomik kriz dönemle-

rinde, güçlü ülkeler için bile zor olmaya başlayacaktır. Ayrıca bu ülkelerin halkları da, kendi refahlarına harcanması gereken kaynakların sürekli Yunanistan gibi sorunlu ülkelerin ekonomik borçlarının kapatılması için harcanmasına bir süre sonra isyan edeceklerdir. Bilindiği gibi krizler, istikrar dönemlerinde ekonomilerin tolore edebildiği birtakım aksaklıkların büyük sorunlar yaratabildiği, ekonomilerin en hassas en kırılgan olduğu dönemlerdir. Ülkeler normalde taşıyabildikleri yükleri krizlerde kaldıramaz hale gelirler. AB deki bu hassasiyetin tam da krizde bu kadar açığa çıkması ve büyük bir sorun haline gelmesi tesadüfi değildir. AB daha baştan, içinde birbirine uyumsuz ekonomiler barındırdığı için, zaten sorunlu adım atmıştı birliğe; bu sorunlar birliğin birtakım müdahaleleriyle bu güne kadar giderilebilmişti, ama şu an en güçlü ekonomilerin bile ayakta kalmakta zorlandığı bir küresel kriz söz konusuyken, sorunlu ülkeleri içinde barındırarak birliğin sürdürülebilmesinin artık olanaklığı kalmamıştır. Zaten göreceğiz ki, Yunanistan’ın ardından diğer zayıf ülkeler de tek tek dökülecektir ve birlik hala tedbir almaz, çürük yumurtalardan kurtulmazsa; dağılma noktasına bile gelebilecektir. Dünya ilginç bir noktaya doğru gidiyor her açıdan; Kriz dönemleri, işsizliğin, yoksulluğun, sefaletin yükseldiği dönemler olmakla birlikte, aynı zamanda muhalifler için büyük fırsatları da içinde barındıran dönemlerdir. Özellikle büyük krizler mevcut sistemin en hassas en zayıf olduğu dönemlerdir; Buna karşın krizler aynı zamanda, yoksulluk, işsizlik ve sefalet mağdurları olmaları bakımından toplumsal muhalefetin de en yükseldiği dönemlerdir. Yani bıçağın kemiğe dayandığı zamandır. En büyük dönüşümler, devrimler hep krizlerde olmuştur. Günümüz krizi bu açıdan, dünya emekçileri ve anti-kapitalist hareket için önemli bir fırsat olarak da düşünülebilir. Bununla birlikte kapitalizmin bu krizden çok daha güçlenerek çıkması da muhtemeldir; bekleyip göreceğiz. Benim temennim kapitalizmin düştüğü yerden bir daha hiç kalkamaması ve bugün altında ezilen insanların, dünya emekçileri ve halklarının silkinerek, onu bir daha taşımamak üzere sırtlarından atabilmesidir.

* İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü Uluslararası İktisat Anabilim Dalı Öğretim Üyesi


04 16 EKiM 2011 YARIN KASIM 2011 YARIN

Özcan: Üniversite bilim üretir YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada üniversitelerin siyaset yapmak için değil, bilim üretmek için olduğunu belirtti. Üniversitelerde yapılan değişikliklerle ilgili değerlendirmeler yapan YÖK Başkanı Özcan, üniversitelerin görevinin bilim üretmek olduğunu söyledi. Özcan, yusuf z. özcan Avrupa’da üniversitelerin günlük siyasete karışmadığını ve üniversitelerin siyasete karışmaması gerektiğini belirterek üniversitelerin asıl görevinin bilim üretmek olduğunu dile getirdi. Bu konuyla ilgili Özcan’ın; yıllar önce Amerika’da bir sorunu protesto ettikleri için üniversiteden 170 öğrencinin atıldığı bir olayı örnek olarak vermesi dikkat çekti.

Gençler YÖK’e karşı Taksim’deydi!

Gençler Meydana İnisiyatifi, 30. kuruluş yıldönümünden birkaç gün önce YÖK’ü, İstanbul’da yaptığı eylemle protesto etti. 8-9-10 Haziran’da 3 gün boyunca oturma eylemi yaptığı Taksim Meydanı’nda bu sefer 2 saatlik bir oturma eylemi yapan inisiyatif, eylemde kuruluş bildirgesini de kamuoyuna açıkladı. istanbul ARINÇ KILIÇ

Gençlerin yaklaşık 1 ay boyunca ‘6 Kasım’a Hazırlık Komiteleri’ ile duyurusunu yaptığı ve yaydığı eyleme katılan öğrenciler, 4 Kasım Cuma günü Tünel’de toplandı. Saat 15.00’da başlayan yürüyüşün ardından Taksim Meydanı’na gelen Gençler Meydana İnisiyatifi, orada 2 saat boyunca oturma eylemi yaparak YÖK’ü protesto etti.

Kayıp Öğrenciler Anıldı Taksim Meydanı’na yapılan yürüyüş sırasında; her cumartesi kayıplarının hesabını soran Cumartesi Anneleri selamlandı. Galatasaray Lisesi önüne geldiği zaman oturma eylemi yaparak kayıp öğrencileri anan inisiyatif, üniversitelerde öğrencilerin soruşturmalarla, tehditlerle sürekli baskı altında tutularak sindirilmek istendiği; fakat buna karşı öğrencilerin mücadelelerine devam edeceğini belirtti. Anılan kayıp öğrencilerin de, baskılara karşı mücadele ettikleri için katledildikleri ve YÖK olduğu sürece baskıların devam edeceği, bu yüzden YÖK’ün kalkması gerektiğinin belirtilmesinin ardından yürüyüşe devam edildi. ‘Biz %99’uz!’ Ardından İstiklal Caddesi boyunca yürüyen öğrenciler, Taksim Meydanı’na geldiklerinde oturma eylemi gerçekleştirdiler. Oturma eylemi sırasında yapılan konuşmaların ardından okunan basın metninde, öğrencilerin YÖK’ün kalkması için orada oldukları, eylemde bulunanların kayıp yakınlarından tutuklu gazetecilere, gözaltına alınan sanatçıdan üniversitede hakkında soruşturma açılan akademisyene kadar toplumun tüm öznelerini temsil ettikleri belirtildi. YÖK’ün yıllardır üniversitelerde öznelerin söz hakkını engellediği, söz hakkını isteyen öğrencilere ve akademisyenlere de soruşturmalarla birlikte sürekli baskı uyguladığı söylendi.

Türkiye’nin genç işsizlikte 1. sırada olduğu ve hükümetin boş vaat sunduğu; ama öğrencilerin iş istediği, kapitalizm var olduğu sürece krizlerin ve işsizliğinde hiç bitmeyeceği belirtilirken; ayrıca, birçok ülkede meydanlarda olan gençler gibi, geleceğini almak için Türkiye’de de öğrencilerin mücadele ettikleri belirtildi ve dünyada işsizliğe karşı yapılan gösteriler selamlandı.

Liseliler de Geleceksiz Üniversitelerin yanında liselerde de YÖK baskısının yoğun bir şekilde hissedildiğinin ve geleceği şifrelenen öğrencilerin hakkını aradıkları zaman saldırıya uğradıklarının belirtildiği eylemde, liseli öğrencilerin de geleceksizleştirildiği söylendi. Liselilerin üniversiteye girebilmek için dershaneye gitmek zorunda bırakıldıkları ve YÖK kalkmadan bu sorunun çözülemeyeceği belirtildi. Atanmayan Öğretmen ve Veliler de Eylemdeydi Eylemde, sadece öğrenciler yoktu. Ataması yapılmayan öğretmenler ve öğrenci velilerinin de destek verdiği eylemde, konuşma yapan ataması yapılmayan bir öğretmen; hükümetin herkese iş bulmak zorunda olmadığını söylediğini, ama duygu semiz yıllarca eğitim alıp sonrasında işsiz kalmanın haksızlık olduğunu ve öğrencilerin sonuna kadar yanında olduğunu belirtti. Ardından, eylemde bulunan bir öğrencinin annesi konuştu. Bir veli olarak YÖK’ün kalkmasını istediğini belirten Ayten Ersoy, dershanelere, özel derslere para vermediklerini ve çocuklarını yıllarca işsiz kalmaları için ayten ersoy okutmadıklarını söyledi.

YÖK rekabeti sağlayacak 2012 yılı hükümet programına göre YÖK, üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan ve denetleyici durumda olan bir kurum olarak değiştiriliyor. Programda belirtilen değişikliklerle birlikte YÖK, üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan ve kalite standartları belirleyerek denetleyen bir kurum haline dönüşüyor. Bununla beraber; üniversitelerin ‘şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda, idari ve mali özerklikleri artırılmak suretiyle’ yükseköğretim sisteminin rekabetçi bir yapıya kavuşması amaçlanıyor. Bilimsellik yine arka planda kalıyor.

Üniversiteler Özel Sektörle İşbirliği Yapacak 2010 yılı itibariyle üniversitelerin gelir tablolarının da yer aldığı programda, üniversitelerin gelirlerinin önemli bir kısmını merkezi yönetim bütçesinden tahsis edilen kaynakların oluşturduğu ve üniversitelerin gelir yaratma kapasitesinin oldukça düşük seviyelerde olduğu söyleniyor. Bundan dolayı, üniversitelerin özel sektörle iş birliği kurmaları, katma değere dönüşecek projeler üretmeleri gerektiği ve öğrenci katkı paylarının, yükseköğretimin finansmanındaki payının artırılması ihtiyacının devam ettiği ifade ediliyor. ‘Yükseköğretime erişimi arttırmak’ amacıyla geçmiş yıllarda yapılan bazı değişikliklerin de yer aldığı programda, YÖK’ün sorumluğunda;

Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, TÜBİTAK, Devlet Personel Başkanlığı, üniversiteler ve demokratik kitle örgütleri ile işbirliği halinde yükseköğretim sisteminde alan değişiklikler için hazırlıkların tamamlanacağı belirtiliyor. yarın eğitim

Gençler Meydana kuruluş bildirisini açıkladı Oturma eylemi sırasında, Gençler Meydana İnisiyatifi’nin kuruluş bildirgesi okundu. Kuruluş bildirgesini okuyan inisiyatif sözcüsü Işıl Kurt, gençliğin farklı bir mücadele sürecine girdiğini söyledi. Tüm dün- ışıl kurt yada gençlerin işsizliğe karşı meydanlarda olduklarını söyleyen Kurt, gençliğin anti-kapitalist bir mücadeleye atılması gerektiğini belirtti. Bildirgede, ‘Krizin sonuçlarını ve etkilerini bizlerden gizlemeye çalışıyorlar. 3 milyona yakın üniversite öğrencisi iş gücünden sayılmıyor ve işsizlik rakamlarına eklenmiyor.’ şeklinde hükümetin yanlış veriler açıkladığı belirtiliyor. Ayrıca, ‘Üniversiteler eğitimle üretimin bir olduğu bir akademik sistem ile bilim üretmelidir. İlim hala Çin’de ise YÖK kapatılmalıdır. YÖK bu ülkede bilimin üretilmesinin önündeki en büyük engeldir.’ denerek YÖK’ün kapatılması gerektiği vurgulanıyor.

Çözüm Örgütlenmede Bildirgede son olarak: ‘Çözüm örgütlenmede. Her aracı kullanarak ama örgütlenerek. Sanal değil, gerçekten örgütlenerek.’ denerek gençliğin örgütlenmesi gerektiğine vurgu yapılıyor. Ayrıca inisiyatif gençliği birleşmeye şu ifadelerle çağırıyor: ‘..biz düşünüyoruz, akıl yürütüyoruz, örgütleniyoruz, birleşiyoruz ve birleşmemiz gerekiyor..’ Gençler Meydana İnisiyatifi, önümüzdeki süreçte Türkiye genelinde bir konferans düzenlemeyi planlıyor.

Alevi öğrenciye öğretmen tehdidi

Alevi olduğunu söyleyen lise öğrencisi, tehdit ve kötü muameleye maruz kaldığı için okuldan ayrılmak zorunda kaldı ve dava ancak 4 yıl sonra açılabildi. 2007’nin Kasım ayında Büyükçekmece Ali Kul Çok Programlı Lisesi birinci sınıfta öğrenim gören 14 yaşındaki Burak Kul adlı lise öğrencisi, edebiyat öğretmeni tarafından alevi olduğunu söylediği için hakarete ve kötü muameleye maruz kaldı. Bunun ardından Kul, okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Olayın ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, Aralık 2007’de konuyla ilgili bir rapor hazırladı ve öğretmen açığa alındı; fakat buna rağmen aile şikayetçi olduktan sonra davanın ilk duruşması olaydan 4 yıl sonra Şubat ayında görüldü.

Öğretmen Suçlamayı Reddediyor Kul’u tehdit eden öğretmen Z.Y., savcılıkta verdiği ifadede suçlamaları reddetti. Z.Y. ilk duruşmaya gelmezken, Burak Kul’un avukatı olan Metin İriz, “öğretmenin korunduğunu, davanın üzerinin kapatılmaya çalışıldığını” söyledi. Ayrıca davanın 2. duruşması 16 Kasım’da gerçekleşecek; ama öğretmenin bu davaya da gelmesi beklenmiyor. Bu yüzden avukat Metin İriz’in, öğretmenin görülecek ikinci duruşmaya getirilmesi için Emniyet’e yazı yazdığı öğrenildi. Burak Kul’un babası yaptığı açıklamada; ayrımcılığa maruz kaldıklarını, Burak’ın olayın ardından iki ayrı okul değiştirdiğini söyledi ve “Öğretmenin kendi çocuğunun başına bunlar gelse ne yapardı?” diye sordu. Yarın Eğitim

‘Çok Fazla Yetkimiz Var’ Bunların yanında itiraf niteliğinde açıklamalar yapan Yusuf Ziya Özcan, yasalarla verilmiş olan çok fazla yetkilerinin olduğunu söyledi. YÖK’ün, 12 Eylül darbesinden sonra üniversitelerin kontrol altında tutulması için kurulduğunu söyleyen Özcan, ayrıca: “Kadroları biz belirliyoruz. Kadrolar, öğretim üyesinin özlük hakları ve bunu burada biz belirliyoruz. Üniversite kadro talep ediyor, biz buradan oraya bakıp olur ya da olmaz diyoruz. Bunu üniversitelerin kendisinin yapması lazım. Yeni anayasa sonrasında çıkacak Yüksek Öğretim Kanunu’nda bunu da düzeltmeyi planlıyoruz. Kadro belirleme işi üniversitelerin kendi sorumluluğunda olmalı. Sayıları yanlış hesaplarsa cezasını kendisi çeker. Üniversiteler ancak kendi davranışlarından sorumlu tutulursa özerkliklerin anlamı olur.” dedi. Yarın Eğitim

Isparta Üniversitesi’nde “tanımlı” özgürlük

Süleyman Demirel Üniversitesi’nde, rektörlük ve İl Emniyet Müdürlüğü işbirliğiyle, “özgür ifade alanı” denilen proje hayata geçiriliyor. “Emniyet ve Üniversite Bilimsel Araştırma Eğitim ve Güvenlik İşbirliği” adındaki projeyle ilgili olarak Isparta Emniyet Müdürü Ahmet Zeki, “Özgürlük, sizden farklı düşünen insanların özgürlük beklentisini korumaktır. Polis ise herkesin düşünce ve haklarını en özgür bir biçimde yaşamasının teminatıdır. Çalışma kapsamında resmi polisi üniversiteden çektik. Öğrenciler, ‘özgür alan’da demokratik tepkileri mevzuat ölçüsünde, sınırları aşmadan, başkalarının özgürlüğüne saygı göstererek yaşayabilecek.” dedi. “Özgür alan” uygulamasında İngiltere’deki “Hyde Park” modelini oluşturmayı hedeflediklerini söyleyen SDÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu da, “Farklılıkları oluşturan ideolojiler ötelenerek ya da görmezden gelinerek demokratik açılım sağlamak zor. Bu yüzden de emniyetten gelen öneriyi memnuniyetle kabul ederek pilot uygulamayı üniversitemizde, öğrencilerimizin de fikrini alarak başlattık” dedi.

Anadolu Üniversitesi’nde de denenmişti Daha önce de Anadolu Üniversitesi’nde hayata geçirilmeye çalışılan proje, öğrenciler tarafından protesto edilmiş ve proje kapsamında üniversite yönetimi özel güvenlik ve polis şiddetini arttırmıştı. “Özgürlük Alanı” projesinin gerçekte ifade özgürlüğünü sınırlandırmak olduğunu açıklayan öğrenciler, anayasal hakları olan ifade özgürlüğünün sınırlandırılamayacağını dile getirmişlerdi ve üniversitenin her alanında düşüncelerini ifade etme haklarını tekrar kazanmışlardı. Yarın Eğitim

Öğrenciye işkence artıyor Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) 2010 Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri Raporu’na göre, işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığı için başvuran gençlerin sayısı arttı. İşkence gördüğü için vakıfa başvuru yapanların sayısı İstanbul ve Ankara’da önceki yıllara göre %50 oranında artarken, aynı zamanda başvuruda bulunanların yaş ortalaması da düştü. Başvuruların yüzde 42,9’u 25 yaş altında oldu. Başvuranların yüzde 73,8’i erkek, yüzde 24,8’i kadın olurken, geçen yıl vakfa işkence ve kötü muamele gördüğü için 3 transseksüel ile 2 travesti de başvurdu. Ayrıca, geçen yıl TİHV’e başvuranların yüzde 83,4’ünün siyasi sebeplerle işkence ve kötü muameleye maruz kalması da göze çarpıyor.

500’den Fazla Öğrenci Cezaevinde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, YÖK’ün 30. kuruluş yıldönümünde; Türkiye’de 281 öğrencinin tutuklu olduğunu açıkladı. Açıklanan raporda, 281 öğrencinin isimleri ve tutukluluk sürelerine yer verilirken, gerçek sayının bunun en az 2 katı olduğu belirtildi. Ayrıca raporda “..yargı makamlarının konu itibariyle hukuka aykırı pratikleri ve öğrencilerin hak arama faaliyetlerinin mütemadiyen Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamına alınma yaklaşımı, meselenin düğümlendiği yerdir.” ifadelerine yer verilirken, tutuklu öğrencilerin yarısının Güneydoğu illerinden olması da dikkat çekti. Yarın Eğitim


16 KASIM 2011 YARIN

Öğrenciler harçlara karşı yürüdü

Dünya Turu

Londra’da binlerce öğrenci harç paralarının artışını ve üniversitelerin özelleştirilmesini protesto etmek için yürüdü. Öğrenciler eylem yaparken 4000 civarında polisin görevlendirilmesi dikkat çekti. Geçen seneki büyük harç zammı eylemlerindeki şiddettin ardından polis “olağanüstü hal” durumunda plastik mermi kullanacakları konusunda uyarıda bulundu.

“Wall Street’i İşgal Et” kampına polis baskını “Wall Street’i işgal et” diyen protestoculara New York polisi dün gece de uzun süredir kamp kurdukları Zuccotti Parkı’nda, ‘temizlik yapılacak’ gerekçesiyle 15 Kasım Günü sabaha karşı 01:00’de baskın düzenledi. New York’da işsizliğe ve ekonomik krize karşı “Wall Street’si işgal et” diyen protestocular 17 Eylül’den beri kaldıkları Zucutti Parkı’nı polisin işgal ettiğini, eşyalarını atmaya başladığını ve her şeye zarar verdiğini belirtiyorlar. Coplarla müdahale eden New York Polisi 70 kişiyi gözaltına aldı, çadırları eylemcilerin eşyalarıyla birlikte çöp konteynırlarına doldurdu. Temizlik yapılması için dağıtılan broşür de ise, ‘’Zucutti Parkı’nın iki aya yakın bir zamandır protestocular tarafından mekân edinilmesi sonucunda parkın koşullarının protestocular ve semtte yaşayanlar için büyük sağlık tehdidi oluşturduğu’’ belirtildi. Polis sözcüsü Brown ise, park temizlendikten sonra protestocuların parka geri dönebileceğini ama eşya ve çadır getiremeyeceklerini, buna izin verilmeyeceğini söyledi.

Londra fikriye yılmaz

Öğle vakti, bazı eylemciler yürüyüşten ayrılarak Trafalgar Meydanı’nda çadır kurdular, ancak hemen bölgeden uzaklaştırıldılar. Kurumların açgözlülüğüne karşı St Paul’s Katedrali’nin yanında başka bir eylem yapılırken, topluluk Londra’nın merkezine doğru yürüdü.

Harç paraları üçe katlanacak! Harçlara ve Kesintilere Karşı Ulusal Kampanya tarafından örgütlenen öğrenci eylemi piyasa tarafından yönetilen yüksek öğretime ve harç zamlarına karşı yapıldı. Kampanyanın lideri Micheal Chessum, “Milyonerlerin olduğu bir kabine tarafından üçe katlanmış harç parası ödeyeceğimiz söylendi.” dedi. Birçok polis ve basın helikopteri havada turlarken, binlerce eylemci Londra’daki üniversite bölgesinden Malet Caddesine doğru yürüyüşe geçti. Öğrenciler eşit eğitim istiyor Öfkenin büyük kısmının nedeni, aşırı harç paraları için seneye İngiltere’de üniversitenin yıllığı 9.000 Pound’a ulaşacak olması. Wales’deki üniversiteler 2012 sonbaharından sonra harç para-

larını maksimuma çıkaracak. Londra’da öğrenci olan Daisy Robinsen, “Bu hiç adil değil, eğitim herkese açık olmalı “ dedi. Portsmouth Üniversitesi’nde okuyan Anette Webb, “1000£’dan 3000£’a çıkardıklarında karşıydım, ama 9000£’a çıkarmak, birçok öğrenciyi aşan bir fiyat. Bu eğitimin sadece zenginler için olduğu anlamına geliyor ve eğitimin herkes için olması gerektiğini düşünüyorum.” dedi. Ashford’dan James Dodge, “Her ne kadar başkent polisi tarafından kısıtlansa da serbest eylem yapma hakkımdan faydalanıyorum.” dedi. Daha yüksek eğitim kurumlarından oluşan Birleşik İngiltere Krallığı’nın Üniversitelerinin Başkanı Paul Clark, artan rekabetten üniversitelerin zarar görmeyeceğini söyledi. Clark, “Şu an için özel girişimciliğin yüksek öğretimde görece az olduğunu düşünüyorum ve bir süre için daha öyle olacak, ancak bunun değişmesi için planlar var. Ama yine de rekabet üniversiteler için bir hayat gerçeği. Yarı zamanlı öğrenciler için, araştırma fonu için, uluslararası öğrenciler için rekabet ediyorlar. Yani, bu sektör olarak korkacağamız bir şey değil.Bu hava sınıfın bütününde derinleşecek”sözlerini sarfetti. Londra’daki eyleme katılanlardan

biri olan Steve Jones şu açıklamalarda bulundu: Diğer vatandaşlar gibi, barışçıl protestolara katılmak için daha fazla hak sahibi olacaklar.”

Clark: Rekabet bir “hayat gerçeği” İngiltere’de geçen yıl göreve gelen Muhafazakar-Liberal Demokrat Koalisyon Hükümeti, yıllık 3,290 sterlin (yaklaşık 9 bin TL) olan yüksek öğrenim harçlarını, gelecek yıldan itibaren 9 bin sterline (yaklaşık 25 bin TL) kadar yükseltme kararı almıştı. Daha yüksek eğitim kurumlarından oluşan Birleşik İngiltere Krallığı’nın Üniversitelerinin Başkanı Paul Clark, artan rekabetten üniversitelerin zarar görmeyeceğini söyledi. Clark, “Şu an için özel girişimciliğin yüksek öğretimde görece az olduğunu düşünüyorum ve bir süre için daha öyle olacak, ancak bunun değişmesi için planlar var. Ama yine de rekabet üniversiteler için bir hayat gerçeği. Yarı zamanlı öğrenciler için, araştırma fonu için, uluslararası öğrenciler için rekabet ediyorlar. Yani, bu sektör olarak korkacağamız bir şey değil.” “Bu hava sınıfın bütününde daha da derinleşecek” Londra’daki eyleme katılanlardan biri olan Steve Jones şu açıklamalarda bu-

lundu: “Geçen seneki Kasım ayındaki büyük öğrenci eylemlerinin yıldönümünde binlerce öğrenci ve sendika Londra şehrinde yürüyüş düzenledi. Geçen sene Tory HQ’nunki gibi bir vaka olmaması için eylemde birkaç bin polis görevlendirilmişti. Yürüyüş polis kordonuyla çevriliydi. Londra kapanan yolları ile bir hayalet şehre dönüştü. Polisin plastik mermi kullanacağına dair verdiği gözdağı gerilim yarattı. Eylemin sonunda polis gerekçesi olmadan eylemcileri çember içine aldı. Bunun nedeni ise birkaç eylemciyi gözaltına almak ve Westminister’daki patronlarına eylemcilere “sert” davrandıklarını kanıtlamaktı. Aslında yürüyüş provokasyonlara rağmen oldukça barışçıl geçti. Genel hava ise geçen seneye göre daha politikti. Eylemciler, son saldırılarında kapitalizmin gerçek rolünü anladılar. Her şey daha da kötüye gitmeye başlayınca bu hava sınıfın bütününde daha da derinleşecek.” Üniversite öğrencilerinin Londra’da yapacakları yürüyüşün ardından, haftalardır finans merkezi yanındaki, işgal alanı olan St Paul’s Katedrali önündeki eylemcilere katılması bekleniyor. “Londra’yı işgal et” eylemcileri de, öğrencilere destek için etkinlikler düzenleyeceklerini açıkladı.

Dünyada sefalet, G20’de sefahat

NiCOLAS CALVİN G20 nedir? Aslında burjuva demokrasisi kendi yapılaşmalarını anlaşılmaz sözcüklerle açıklayagelmiştir. Bu da halka, karar mekanizmasının dışında kaldıklarını bir kez daha hatırlatmaktan başka bir şey değildir. O zaman G20 nedir hakikaten? G20 ya da “20’lerin Grubu” dünyanın en zengin 20 ülkesini temsil etmektedir.Dünya ticaretinin %85’ine, toplam nüfusun üçte ikisine ve üretimin %90’ına

sahip olan ülkeler bunlar. Hep birlikte, enternasyonal ekonomi politikasının haritasını çiziyorlar. Geçtiğimiz günlerde Fransa başkanlığında Nice şehrinde yapılan zirvede şu altı konu tartışıldı: Uluslararası para politikasını yenilemek, finansal regülasyonu güçlendirmek, hammaddelerin fiyatlarındaki dalgalandırmayı sonlandırmak, küreselleşmenin toplumsal boyutunu güçlendirmek, yolsuzluğa karşı

savaş, finans pazarlarına %0,5-1 arasında vergi uygulaması. Altı konudan finansa ayrılmış olması hiç şaşırtıcı değil. Tek toplumsal konu olan “küreselleşmenin toplumsal boyutu” aslında “fakir ülkeler”in daha fazla sömürülmesidir. Geçtiğimiz aylarda Cannes’da yapılan bir zirve için 28 milyon Euro harcandı. G20 ile hesabı birleştirirsek birkaç ay içinde zirvelere 59 milyon Euro harcandığını görüyoruz. Bu durum şunu ifade etmektedir: Ekonominin serbestleştirilmesinden sonra, endüstriyel ve finansal tekellerin daha da zenginleşmesine izin verildikten sonra, bankalara borsa üzerinde spekülasyon yapma hakkı tanındıktan sonra, yani kapitalizmin yularının tamamen bıraktıktan sonra, devlet başkanları hiç utanmadan denize nazır milyon Euroluk toplantılar yapabilmekteler. Oysaki krizden G20 ülkelerinin başkanları da sorumludur. Büyük ihtimalle de yaşadığımız kriz daha çok bu tür zirveleri “zorunlu” kılacak. Ancak G20 ülkelerinde de kriz var. Ve devlet başkanları toplantı yaparken halkın memnuniyetsizliği giderek artıyor. Sonuçta halk bu sistemi mezara gömecek ve bu şahane zirveler de son bulacak. fransa yarın

%99, %1’i sarsıyor Baskının ardından, daha önceki polis saldırılarında da eylemcilerden yana tavır alan Oakland Belediye Başkanı Jean Quan’ın danışmanı Dan Siegel “ben de %99’um. “Oakland’ı İşgal Et’i destekleyin, yüzde 1’i ve onun hükümet destekçilerini değil.” diyerek görevinden istifa etti. Bir taraftan da Honolulu’da düzenlenen Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (OPEC) toplantılarında yaratıcı bir eylem gerçekleştirildi. Gala’da sahne alan Makana adlı sanatçı We are the many (Biz daha fazlayız) adlı %99 eylemcileri adına yazılmış olan parçayı, üzerinde “Occupy with Aloha” (Barış ve Sevgi ile İşgal Et) yazılı bir tişörtüyle defalarca söyledi. NEW YORK nima nasehi

Şimdi tepkiyi anti-kapitalist düzeye sıçratma zamanı ABD’nin iki Bush döneminde Büyük Orta Doğu Projesi’yle küresel çapta dünya kapitalizminin hakimi olma arayışı Afganistan, Irak yenilgisiyle fiyaskoyla sonuçlandı; dünyanın tek kutuplu ABD imparatorluğu hayalleri gerek Irak ve Afganistan’daki savaşın devasa maliyeti, gerekse ekonomi olarak emperyalizmin şiddetli krizinin üstüste çakışması ABD’nin dünyayı tek başına yönetmeyeceğini gösterdi. Dünya kapitalizminin içinde bulunduğu ekonomik kriz, emperyalistler arasındaki yumuşak çelişkiyi şiddetli gerginliğe dönüştürerek aralarında birbirlerine tahammül etme sınırını ortadan kaldırdı. 70’ lerden sonra 3. Bunalımın derinleşmesi sonucu emperyalizmin terk ettiği Keyneysen ekonomi ve politika adım adım kazanılmış hakların tasfiyesine gidilerek krizden çıkılmaya çalışılmıştı. Bugüne kadar bu yöntemin krizden çıkmaya çözüm olamadığı görüldü. ABD’ de bütçe çökmüş durumda karşılıksız basılan dolar şirketlerin kurtarılmasına harcandı. Doların konvertibil özelliği ABD’ ye geçici bir rahatlama sağlamadı. Ne varki AB’ nin de krizi aşma çabasına bağlı olarak doları kullanabilir hale getirme sonuçlarıyla ABD’ yi iflasın eşiğine dayandırdı. Zaten ABD uzun yıllar Breytin Forte Sistemiyle ayakta duruyordu ve ilk defa bu ülkede ciddi anlamda yoksullardan Anti-Kapitalist tepkiler kendini sokağa taşıdı. İşgal (bu krizle birlikte birkaç yıl içerisinde ortaya çıkan bir örgüt) hareketinin başladığı çadır kentleri dağıtmaya çalışan güvenlik güçleri püskürtüldü. Mücadelenin kararlılığı ve aynı oranda güvenlik güçlerinin şiddeti 4 kişinin ölümüne rağmen çadır kamplar hızla yayılıyor. Artık ne AT’da, ne ABD’de, burjuvazi güvende değil. Kriz AB ülkelerini çok önce derinden etkilemeye zaten başlamıştı. Bu ülkelerdeki yoksulların evsizlerin göçmenlerin tepkisi hızla Anti-Kapitalist mücadeleyi örgütlü hale dönüştürecek. İki yıldır durulmayan olaylar Fransa, İngiltere ve İtalya’ yı krizi aşma noktasında hızla yayılmacı savaşlara sürükledi. İngiltere, Tunus ve Mısıra müdahale etti. Fransa, İtalya, Libya’ya müdahale ederek Kaddafi’yi devirdi ve Ulusal Geçiş konseyi hükümetiyle milyarlarca dolarlık anlaşma imzaladılar. Ama bütün bu çabalara rağmen Avrupa emperyalizmi çöküşün eşiğinde İtalya krizi geçici olarak devlet tahvillerinin %51’ini Çine satarak ötelemiş oldu. Bütün çabalara rağmen artık dünya emperyalistler arası paylaşım savaşlarıyla kaynayacak, dünya çok kutuplu döneme doğru hızla gelişecektir. ABD emperyalizmi ayakta durabilmek için BOP’ sinin iflasıyla yaşadığı hayal kırıklığını Türkiye üzerinden atma çabasında. Ortadoğu ve Afrika’ya Türkiye üzerinden müdahale edecektir. Zaten Türkiye’ nin emperyal hayallerinin dürtüklediği bölgesel güç olma istekleri ABD çıkarlarıyla örtüşüyor. Bundan sonraki süreçte Türkiye daha saldırgan strateji izleyecek. Bu noktada Suriye’ ye T.C.’nin askeri müdahalesi beklenebilir. Dünyada ve bölgemizde paylaşım savaşları artarak devam edecek. Bu savaşların ortaya çıkaracağı tepkileri iç savaşa dönüştürebiliriz. Dünya hızla savaşa sürüklenirken dünya devriminin de koşulları olgunlaşıyor. Lenin’in öngördüğü tespit yüzyıl gecikmelide olsa gerçekleşiyor. Şimdi Emperyalizme tepkiyi Anti-Kapitalist düzeye sıçratma zamanı. İSTANBUL İSMAİL ŞAHİN


Yarın’dan Gerze halkına selam

Anadolu Grubu’nun Gerze’de yapmayı planladığı termik santral projesine karşı 3 yıldır direnen Gerze halkı, ‘birlikte olursak bu santralleri yapamazlar’, ‘derelerin özgür akmasına engel olamazlar’, ‘bizi köylerimizden, topraklarımızdan sürgün edemezler’, ‘havamızı, suyumuzu, denizimizi kirletemezler’ sloganlarıyla çıktıkları

“Yalancı kahramanlar bizi kurtarabilir mi?” Keşanlı Ali Destanı’nda Keşanlı Ali’yi oynayan Mert Bulut Kırlak ile tiyatro serüvenini Yarın Gazetesi’ne anlattı. 2000 yılından bu yana Eskişehir Şehir Tiyatroları’nda oyuncu olarak çalışan Kırlak ile Keşanlı Ali’den, yalancı kahramanlardan, amatör tiyatrolardan, profesyonel tiyatroya kadar tüm ayrıntıları konuştuk.

direnişlerine, 26 Kasım’da gerçekleştirecekleri Termik Santrale Hayır Mitingiyle devam edecekler. Yarın ekibi YARIN olarak biz de Gerze halkının04 bu EKiM onurlu 2011 direnişlerinde birlikte olmak için orada olacağımızı belirtiyor ve tüm Gerze halkına, bu uğurda tutuklanmış tüm dostlarımıza selamlarımızı yolluyoruz. GERZE YARIN

Kapital okumaları başlıyor

“Anlatılan senin hikâyen” Emekçi Hareket Partisi, Marksizm-Leninizm okumalarına 22 Kasım’da Karl Marx’ın Kapital adlı eseriyle devam ediyor. Emekçi Hareket Partisi Siyasi Büro ve Merkez Komite üyelerinin katılımıyla, daha önce de Marks, Lenin ve Mahir Çayan’ın çeşitli eserleri okunarak, kapitalist sistemin teorik analizini güncel siyasal değerlendirmelerle gerçekleştiren, kapitalizmin şu an içinde bulunduğu krizin analizini yapmayı hedefleyen sunumlar gerçekleştirilmişti. Şimdi ise, EHP Siyasi Büro üyesi Gülsüm Kav’ın sunumuyla, 22 Kasım’dan itibaren, İstanbul İl örgütünden canlı yayınla gerçekleştirecek oturumlarla, kapitalist üretim ilişkileri tüm boyutlarıyla tartışılacak. Sunumlar illerde parti bürolarından takip edilebileceği gibi, www.ehp.org.tr’den de canlı yayınlanacak. Kapital-Ekonomi Politiğin Eleştirisi başlıklı kitap, Karl Marx’ın en önemli yapıtlarından. Toplam üç ciltten oluşan eserin 2. ve 3. ciltleri Marx’ın ölümünden sonra, dostu ve çalışma arkadaşı Friedrich Engels tarafından notlarının düzenlenmesi sayesinde yayınlanabilmiştir. 22 Kasım’da başlayacak okumalarda yaklaşık on haftalık bir programla Kapital’in birinci cildi incelenecek. Dünyayı sarsan krizle sermayedarlar tarafından en çok okunan kitap haline gelen Kapital, “Anlatılan senin hikâyen” diyerek toplumun ezilen ve sömürülen tüm kategorileri okumalara davet ediliyor. YARIN KÜLTÜR

Afgan belgeseline AB’den sansür ESKİŞEHİR SEVAL KUTLU

Mert Bulut Kırlak, 1978 yılında Karadeniz Ereğli’de doğdu. Özel Ted kolejinde okudu. Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi, 16 yaşında da Anadolu Üniversitesi Konservatuarına girdi, 2000 yılında mezun oldu. Kurulduğu 2000 yılından bu yana Eskişehir Şehir Tiyatrolarında oyuncu olarak çalışmaktadır. Aynı zaman da, Başka Kültür Sanat dergisi yayın kurulunda çalışan Mert Bulut Kırlak, en son yazılarını bu dergide yayınladı. Keşanlı Ali Destanı’nda Keşanlı Ali’yi oynayan Mert Bulut Kırlak’ la oyunu ve tiyatro üzerine bir söyleşi yaptık.

18SORU SOLMAZ GÜR

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

işçi - izmir

1. En sevdiğiniz erdem? Dürüst olmak 2. Başlıca özelliğiniz? Sabırlı olmak 3. Mutluluk nedir? Çocuğumun yanımda olması 4. Mutsuzluk nedir? Sıkıntılı olmak 5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Sinirlilik 6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Riyakarlık 7. En sevmediğiniz şey? İçki 8. En sevmediğiniz kişiler? Yalancı kişiler 9. En sevdiğiniz iş? Köftecilik 10. En sevdiğiniz şair? Nazım Hikmet Ran 11. En sevdiğiniz yazar? Ömer Seyfettin 12. Kahramanınız? Deniz Gezmiş 13. Kadın kahramanınız? Annem 14. En sevdiğiniz çiçek? Beyaz gül 15. En sevdiğiniz renk? Mor 16. En sevdiğiniz yemek? Etli kuru fasulye 17. En sevdiğiniz düstur? Temiz yat, temiz kalk 18. En sevdiğiniz söz? Yaşasın dünya kardeşliği

Bize biraz Keşanlı Ali Destanı’ndan bahseder misiniz? Kısaca, oyunun öyküsünü anlatmak gerekirse, Sineklidağ adı verilen bir varoş ve yoksullar mahallesinde, 2000 kişinin yaşadığı, ağalık sistemi altında ezilen, polis devleti altında ezilen, aynı zamanda politikacıların ayak oyunları altında ezilen bir toplumun yalancı bir kahraman aracılığıyla kurtuluş mücadelesi aslında. Bütün bu öykünün ortasına da bir aşk hikâyesi yerleşmiş durumda. İşlemediği bir cinayetin üzerinden “kahramanlaşarak” gecekondu halkının umudu haline gelen Keşanlı Ali ile sınıf atlama hayalleri olan Zilha’ nın aynı zamanda bir aşk hikayesidir Keşanlı Ali Destanı. Yazar bize oyunda iki ayrı dünyayı gösteriyor aslında. Sınıf mücadeleleri ekseninde, bir burjuva sınıfını birde işçileri ve işsizler ordusunu barındıran gecekondulu halkın kültürel renkleriyle aynı potada eritiyor. Yan yana koyuyor. Biz seyircilerden de bunları yan yana koyarak, çatıştırarak bir sonuca varmamızı istiyor. Daha iyi, daha eşit, daha mutlu bir toplumsal konum adına biz seyirciler olarak neler yapmalıyız? Nerde durmalıyız? Yalancı kahramanlar bizi kurtarabilir mi? Yoksa biz kendi özgücümüze mi güvenmeliyiz? Sorularını sordurtuyor, 1960’lı yıllarda Haldun Taner. Kısaca konu böyledir. Keşanlı Ali Destanı’nın konusu böyle, peki siz özellikle bu oyunu ele alırken nelere dikkat ettiniz, bu oyunu nasıl ele almak istediniz? Rejisör, ilk okuma provasında bu oyunu koyma amacını, iki ayrı sınıfın dünyasını göstermek ve seyircide bir demokrasi anlayışını açığa çıkarmak olduğunu söylemişti. Dolayısıyla bütün bunlar açımlanmaya çalışıldı. Zaten metnin kendisini ilk başta okunduğunda nasıl bir dünyaya ilişkin olduğu, nelerin ön plana çıktığı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bunun içinden açıkçası bir aşk hikâyesini cımbızlamak yahut Zilha’ nın sınıf atlama hayallerini cımbızlayarak bunların altını çizmek gibi bir yaklaşımda bulunmadık. Topyekûn topluca bir metni yaşatmaya, seyirci adına keyifli hale getirmeye çalıştık.

Eğlenceli de bir oyun olmuş. Zaten Haldun Taner’ in oyunları güldürü unsurunun ağır bastığı aynı zamanda toplumsal hicvin bir dünya görüşüyle birlikte şekillendirildiği Türkiye tiyatro yazının en iyi örneklerinden. Haldun Taner’in dünyasına naçizane sadık kalmaya çalıştık bu oyunda. Peki oyunda güncelleme yaptınız mı? Epik Tiyatro oyunları güncellemeye müsait oyunlardır, metne sadık kaldık dedin, nedeni nedir? Rejisörün bu anlamda tavrı netti. Haldun Taner’in bunu yazdığı dönemle günümüz arasında ben bir fark görmüyorum demişti Kasım Akşer. Dolayısıyla, güncelleme derdine girmeden, olduğu gibi kendi özgül ağırlığıyla sahneye koyacağım demişti. Dolayısıyla biz bu mimarda çalıştık. Yönetmenin bu yaklaşımı sonucunda ortaya Keşanlı Ali Destanı çıktı. Dolayısıyla oyunu biz günümüzde geçirtmeye çalışmadık. Çünkü bu oyun zaten anlatıldığı dönemdeki toplumsal kargaşalar, çatışmalar günümüzde de varlığını benzer bir biçimde devam ettiriyor. Yani bu anlamıyla yapısal bir değişiklik yok. Dolayısıyla belirli bir güncelleme derdine düşmedik bu oyunu sahnelerken. Özellikle Eskişehir’de şehir tiyatrolarının ciddi bir seyirci kapasitesi var. Takip ediliyor ve belediyede de ona göre önem veriyor. Tiyatronun bu şehirde aslında bir ağırlığı var. Peki şehir tiyatroları neye göre seçiyor tiyatro oyunlarını? Eskişehir’de şehir tiyatroları kurulduğu günden bu yana ortalama 100 bin seyirciye ulaşıyor ve kapalı gişe oynanan bir tiyatro var bu kentte. Repertuarını tiyatro yazının yabancı ya da yerli seçkin örneklerinden alıyor. Bir repertuar havuzu var bu repertuarda bine yakın oyun var. Bu repertuardan besleniyor. Shakespeare var, Brecht var, Haldun Taner var, Aziz Nesin var, Turgut Özakman var daha sayarım da sayarım. Dolayısıyla burası şehir tiyatrosu olduğu için zaten şehir halkına yönelmek, şehir halkını beslemek durumunda. Dolayısıyla bu tür seçkin tiyatro örneklerini iyi bir biçimde sahnelemek, şehir tiyatrolarının görevidir.

Bilet fiyatlarına gelince, benim çok hoşlandığım bir konu bu. Çünkü şehir tiyatrolarının kurulmasının amacı bir kültür hizmeti anlayışının sonucudur. Dolayısıyla, 3tl’lik 2tl’lik bir bilet fiyatıyla, bir işçi ailesi bir memur ailesi ayda ortalama 4 oyunu sıkıntıya düşmeden seyredebilir. Ben kişisel olarak bunun böyle gitmesini böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Sen şehir tiyatroları kurulduğu andan beri bu camianın içindesin. Amatör tiyatrolar, insanları tiyatroya başladığı andan itibaren geliştiriyor, gerek oyun metninin tartışılmasında, gerek oyunun hazırlıklarında her konuda tiyatro yapmaya başlayan insanlarda bu değişimi fazlasıyla görüyoruz. Profesyonel tiyatrolarda bu nasıl oluyor, aynı değişimi siz de gözlemliyor musunuz? Amatör tiyatro çalışmasının kendisi, ihtiyaçları ve yöneldiği hedef kitle adına profesyonel tiyatro yaşantısından farklılıklar içeriyor. Profesyonel tiyatro yaşantısı içinde sonuçta maaşlı memur sanatçısınız. Dolayısıyla bu işin okulunu bitirdiğiniz için, bu işi iyi yapmakla yükümlüsünüz. Profesyonel tiyatro yaşantısı içinde, Amatör tiyatro çalışmasının yararları söz konusu olduğunda o amatör tiyatro çalışmasının dünyasına içkin yararlar ve yaklaşımlar aramak biraz zor oluyor. Dolayısıyla burası sonuçta insanların gelip işini yapıp, gidip maaşını alıp hayatlarını idame ettirdikleri bir yer. Fakat tiyatro sanatı, var olan bir statükoyla, var olan dogmatizmle, var olan her türlü katılıkla mücadele verdiği için, dolayısıyla tiyatro sanatı canlı bir organizma olduğu için bunları temelden tartışır. Profesyonel tiyatrolar içinde de tartışır. Fakat sorduğun soruya net bir biçimde güler güzlü bir şekilde yanıt veremeyeceğim. Çünkü profesyonel tiyatronun koşulları, ilişkileri bambaşka bir mesleki alandır. Ama eğer şöyle sorsaydın, şöyle cevap verebilirdim. Tiyatro sanatını icra eden profesyonel kesimler içinde, sahneledikleri oyunları toplumsal mesajlarına yönelik bir iç eğitim çalışması yapmalı mıdır? Buna canı yürekten evet derdim.

Avrupa Birliği’nin kendi hazırlattığı, Afganistan’da şiddet ve tecavüze maruz kalan kadınları anlatan belgeseli sansürledi. Avrupa Birliği’ne bağlı, ‘Demokrasi ve İnsan Hakları Girişimi’ adlı kuruluşun hazırladığı ‘İnjustice’, ‘Adalet Önünde/Adaletsizlik’ adlı belgesel, Afgan kadınlarının güvenliği gerekçe gösterilerek yayından kaldırıldı. Çekimlerine geçen yıl Ekim ayında başlanan ve bu yılın Mart ayında tamamlanan belgeselde, Afgan kadınlarının uğradıkları şiddet ve taciz olaylarına rağmen Afgan yargısı tarafından “suçlu” kabul edilmesi anlatılıyor. Yapımcı firma ise yasaklamanın Afgan kadınlarına verilen desteği boşa çıkardığını savunuyor. Firma yetkilileri, görüşme yaptıkları kadınların, başlarından geçenleri benzer durumlar yaşayan kadınlara yardımcı olmak için paylaştıklarını vurguluyor. Belgesele konu alan Afgan kadınların bir kısmın hikayesi ise şöyle: Kesinlikle öldürecekler Afganistan’ın Celalabad kentinde 10 yaşındayken bir Taliban militanı ile ailesinin zoruyla nişanlanan Sonya adlı genç kız, 2007 yılında evinden kaçmasından bu yana, Kabil’deki bir kadın sığınma evinde yaşıyor. Bugün 18 yaşında olan Sonya, hiç görmediği nişanlısının tutuklanmasından sonra adamın ağabeyi ile evlendirilmeye zorlandığını, bunun üzerine evden kaçtığını söyledi. Bugün sığınma evinde adeta hapis hayatı yaşadığını vurgulayan Sonya, “(Akrabalarım) Beni kesinlikle öldürecekler. Bana korkunç bir ölüm getirecekler” diye konuştu. Kızım için kabul etmek zorundaydım Belgeselde geniş bir konuda anlatılan 19 yaşındaki Gülnaz adlı Afgan kadın, uğradığı tecavüz sonrasında polise şikâyette bulunmak için başvurduğunda ‘zina’ suçlamasıyla hapse atılıyor. 12 yıl hapis cezasına çarptırılan Gülnaz, kızıyla hapiste 18 ay geçirdikten sonra, hâkimin baskısıyla, tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda kaldığını belirtiyor. Gülnaz, evlilik kararını, kızının hapisten kurtulması için aldığını vurguluyor: ‘Kızım için kabul etmek zorundaydım.’ yarın sanat

“Yarın” TÜYAP’ ta ziyaretçileriyle buluştu Kardeş Türküler

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Büyükçekmece’de düzenlenen 30. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, 600 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla 12 Eylül Cumartesi günü açıldı. Fuarın bitiş tarihine kadar Daima Dergisi ve Yarın Gazetesi’nin standı açık olacak. Stant, 4. Salon’da yer alıyor. Fuar bitimine kadar açık olacak standımıza, ziyaretçiler yoğun ilgi gösterdi. Kitap Fuarı’nın bu yıl konuk ülkesi Mısır, onur konuğu Ferit Edgü, teması ise Umut: Düş mü? Gerçek mi? Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın ve Mısır Kültür bakanı EmadEbu Gazi’nin açılışında konuk olduğu

fuarın ilk gününde, imza günleri ve Uykusuz Dergisi Karikatürleri ile söyleşiler düzenlendi. Fuarı, ilk gününden itibaren binlerce insan ziyaret etmeye başladı. Geçtiğimiz yıllarda fuar alanındaki kitapseverleri zor durumda bırakan imza kuyruklarına bulunan çözüm ise, kitapları çok satan yazarların imza günleri artık yayınevlerinin standında değil, ‘imza salonları’nda yapılması. 20 Kasım’a kadar sürecek olan fuar hafta içi 10.00 – 19.00 arasında, hafta sonu ise 11.00 – 20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Ulaşım için ise Avcılar metrobüs durağından 15 dakika ara ile fuar alanına servisler kalkıyor. yarın sanat

Grammy adayı

Kardeş Türküler ‘Çocuk (H)aklı albümüyle 54.Grammy ödüllerine ‘En İyi World Music’ dalında aday oldu. Kardeş Türküler ve Arto Tunçboyacıyan’ın Nisan 2011´de Kalan Müzik etiketiyle çıkardığı Çocuk (H)Aklı albümü 54. Grammy Müzik Ödülleri’nde ‘En İyi World Music’ albümü adayları arasında yer aldı. Müzik dünyasının önemli ödülleri arasında yer alan Grammy ödülleri, her yıl birçok farklı kategorilerdeki müzik çalışmalarına veriliyor. Kardeş Türküler ve Arto Tunçboyacıyan’ın aday olduğu kategoride Addis Acoustic Project, Azam Ali, Amina Alaoui, Marta Gomez, Le Trio Joubran ve Yasmin Levy’nin albümleri de adaylar arasında bulunuyor. Kardeş Türküler’in başarıları ve sahne performansları, halkların kardeşliğine müzikal bir çerçeveden yaklaşmaları ve parçaları orijinal dilleriyle yorumlamaları da düşünülürse, her ne kadar zor rakipleri de olsa, ödülü kazanmaları imkansız görünmüyor. yarın sanat


Yarın Gazetesi Sayı 6