Issuu on Google+

Haber in en sade hali

A ral覺k 2012 Say 覺 :4

1


2


editör ’den 100 yıl sonra yeniden Balkanlar’dayız Türklerin Balkanlar macerası, Osmanlı’nın beylikten devlete dönüştüğü kent olan Bursa’yı fetheden Orhan Gazi’nin ölümünün ardından 1362 yılında tahta geçen ve Osmanlı tarihinde ilk sultan lakabı ile tanınan hükümdar olan 1. Murad’la başladı. İstanbul’dan 64 yıl önce fethedilen topraklarda 550 yıla yakın süre çok dinli, çok dilli farklı etnik yapılar, huzur ve barış içinde yaşadı. Ancak bölgedeki Türk ve Müslüman varlığından rahatsız olan batılı güçlerin girişimleriyle başlatılan Balkan Savaşları, Balkanlarda Türk hakimiyetine son verdi. Türklerin Anadolu’dan bile önce fethettiği topraklarda, Türk ve Müslümanlara yönelik etnik temizlik ve asimilasyon çalışmaları yoğun şekilde uygulandı. Dillerini konuşamayan, ibadethanelerine kilit vurulan Türkler ise o topraklardaki evi, malı mülkünü bırakıp, yanına alabildiği birkaç parça eşya ile ana vatan dedikleri Türkiye’nin yolunu tuttu. Kendi ayakları üzerinde durmakta zorlandığı için uzun yıllar Balkanları ihmal eden Türkiye, son 10 yıldır Osmanlı coğrafyasındaki

varlığını yeniden hissettirmeye başladı. Başka yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerinin temasları olmak üzere merkezi yönetimin de TİKA kanalıyla yaptığı çalışmalarla bölgedeki Müslüman ve Türk azınlıklara yalnız olmadığı yeniden hissettirilmeye başlandı. Türk kültürü farklı etkinliklerle yeniden yaşatılmaya başlandı, harabe haline getirilen Osmanlı eserleri ecdada yakışır şekilde yeniden ayağa kaldırılmaya başlandı.

Bu sayıda kapak konusu olarak Balkanlar’ı ele aldık. Balkanlar’ın bizim için önemi ve Balkan savaşları sonrası yaşanan göç, acı ve asimilasyon çalışmalarına geniş yer verdik. Özellikle son dönemde Bursa merkezli hayata geçirilen Balkan Ekonomi Zirvesi ve 100’üncü yılında Balkanlar ve Göç sempozyumunun bölge ile ikili ilişkilerin seyrine vurgu yapmaya çalıştık. Balkanlar, Avrupa’nın göbeğindeki stratejik konumu nedeniyle Türkiye için önemli bir hattı oluşturuyor. Gerek ekonomik ve kültürel gerekse stratejik olarak bu bölgedeki Türkiye hakimiyetinin gerekliliğinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekmek istedik.

r e b a h n ı l

ya

3


içindekiler

4

A ralık / 2012 Say ı :4

06

Bu Hak 78 yıldır var

10

Bursa raylara servet ödüyor

15

Gölge oyununa yeni replikler

16

Balkanlarda kayıp yüz yıl

19

Balkanlara 100 yıl sonra ekonomik dönüş

26

Balkan politikasına muhalefet yok

28

Benim ecdadım böyle değil

34

600 bin liralık ‘ayak yolu’

36

Teleferik 12 yıldır zirve yolunda

40

Dünya Gangnam’la çalkalanıyor

43

Doğal cennet; Suuçtu

46

‘Osmancık’ tiyatro sahnesinde

48

Sandık, bir Bursa gerilimi

52

Mevlana sema gösterisiyle anıldı


06 36 10

16

28 34 43 5


Bu hak 78 yıldır var Kadınlar 78 yıldır seçme ve seçilme hakkına sahip: 26 Bakandan bir tanesi, 2924 belediye başkanından 26’sı, 34210 muhtardan 65’i, 81 valinin 1’i, 103 rektörden 5’i kadın.

6


7


K

adınlar 78 yıldır seçme ve seçilme hakkını elinde bulunduruyor. Son seçimlerde TBMM’deki koltuklardan sadece % 14’ünü alabilmiş olsada, her geçen gün şiddet haberlerinin baş kahramanı olsada Türkiye’de kadın 78 yıl önce bu hakkı elde etti. Türk kadınına 5 Aralık 1934 tarihinde Türk kadınına hakların en büyüğü olan “Seçme ve Seçilme” hakkını tanındı. Ülkemizde yaşanmaya devam eden kadınlara özgü insan hakları ihlalleri saymakla bitmiyor; Aile içi şiddet, namus cinayetleri, bekaret kontrolü, işyerinde, sokakta yaşanan cinsel taciz olayları, intihara zorlayan kadın bedeni üzerinden yapılan hesaplar. Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına bir türlü sahip olamıyor. Kadınlar artık daha azimli, inançlı ve güçlü. Ama erkek egomanyasındaki siyaset kadınları karanlık çağlara çekme peşinde. Kadınlar milletvekilliği düzeyin-

8

de düşük oranda temsil ediliyor. Peki diğer yönetim kademelerinde durum nedir? Tabiki vahim. 26 Bakandan bir tanesi kadın, 2924 belediye başkanından 26’sı, 34210 muhtardan 65’i, 81 valinin 1’i, 103 rektörden 5’i kadın. Kadın doğumundan itibaren hayata eşit olamayn koşullarda başlıyor. Eğitimde, istihdamda, meslek edinmede, toplumsal değer yargılarında… Hele ki siyaset arenasında. Siyaset yapmaya kalkışan kadının aşması gereken onlarca engel var. Toplumsal değer yargıları, eğitim basamaklarını atlaması, vekil olmak için finansman sorununu aşması, seçim barajlarını atlanması. Parti içinde erkek hegomonyasından sıyrılıp kendini kabul ettirebilmesi. Bunlar kadının önüne çıkan engellerden sadece bazıları. Kadının toplumsal konumu ve toplumsal değer yargıları konularında bir anlayış değişikliği şart. Kadınların beklentisi eşitliğin, adaletin, özgürlüğün sağlanması ve yaşam hakkının korunmasıdır.

Bugüne kadar mücadele içerisinde olan kadınlar, bu haklarını alabilmek için dün olduğu gibi bugün de mücadeleden kaçınmayacaklardır.

KADER Fermuar istiyor

Kadın Adayları Destekleme Derneği Kader, yıllardır mecliste kadın milletvekili sayısını arttırmak için yoğun çaba gösteriyor. Mecliste kadın erkek eşitliği bir yana, yarı sayısına bile ulaşamayan kadın milletvekili sayısı maalesef bir Türkiye gerçeği. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilişinin 78. yılında Kader’e de kulak verelim. KADER Genel Yönetim Kurulu adına Çiğdem Aydın bakın neler diyor. “Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasının ardından 78 yıl geçti. Bu hakkı elde eden kadınlar, 78 yıldır eşit temsil için zorlu bir mücadele veriyor. KA.DER olarak, tüm siyasi partilere çağrıda bulunuyor ve seçimle gelinen tüm karar organları için aday listelerinin BİR ERKEK- BİR KADIN olarak düzenlenmesini istiyoruz. FER-


MUAR denilen bu sistemin artık uygulanması gerektiğini hatırlatıyoruz. Kadınların karar mekanizmalarında yer alması için kota yeterli değil. Çünkü kotada yine seçilebilir sıralara erkekler, dolgu maddesi olarak da alt sıralara kadınlar yazılıyor. Bunu istemiyoruz. Politik, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda eşitlik için karar alınan tüm yönetim birimlerinde eşit temsil hakkı istiyoruz. Kadınlar; yarınları, kendilerinin ve çocuklarının geleceği için mutlaka siyasetle uğraşmalıdır. Oysaki çok az kadın siyaset içindeki erkek egemen anlayışa direnebilmekte, siyaset yapmaya devam edebilmektedir. Kadınlar arasında dayanışma ve birliktelik kültürü geliştikçe, her alandaki erkek hakimiyetine son vermek mümkün olacaktır. Kadınlar siyasetle uğraştıkça, katılımcı, güçlendirici ve kalıcı olduklarını göstereceklerdir. Parlamentoda yasalar erkek çoğunlukla yapıldığı için hala kadınlar adına gereken olumlu adımla-

rın çoğu atılamamıştır. Nüfusunun yarısı kadın olan Türkiye’de, yüzde 14.2 olan meclisteki kadın sayısıyla kadınlar lehine hiçbir yasanın çıkarılamayacağı ortadadır. Bizce bunun utancı tüm yasa çıkarıcılara ve parti genel başkanlarına aittir. Artık yerimiz siyaset, TBMM’deki 550 koltuktan 275’inin kadınların hakkı olduğunu biliyoruz. Erkekler tarafından gasp edilen hakkımızı istiyoruz. Önümüzde yerel seçimler var. Bazı belediyelerin kapatılması ile o belediyelerin seçilen başkan ve meclis üyelerinin yine bazı seçilecek yerlerde aday gösterilerek kadınların alanının daraltılacağını biliyor, buna da “Hayır” diyoruz. Bugüne kadar seçilmişlerin tekrar tekrar aday olmasını, yine biz kadınların siyasette yeterince yer almamızın önüne geçen engel olduğunu biliyor, bu yöntemlere artık son verilmesini istiyoruz. Osmanlı döneminden beri oy hakkı mücadelesi veren kadınlar, ilk kez 1935 Genel Seçimleri için

seçme ve seçilme hakkını kullandı ve 5’inci dönem olan bu seçimlerde TBMM’ye 18 kadın milletvekili girdi. O tarihten bu güne kadar birçok yasa çıkmasına rağmen hala aynı yerde sayıyoruz. Eşit temsil için “FERMUAR” siteminin uygulanmasının, aday listelerinin bir erkek bir kadın şeklinde düzenlenerek, parlamento, belediye meclis üyelikleri, il genel meclis üyeliklerinin belirlenmesinin sosyal adalet gereği olduğunu tekrar hatırlatıyoruz” Seçilen kadında şiddet mağduru Görmeye çok alıştığımız bir kadına şiddet haberi. Ancak şiddete konu olan kadın bir milletvekili. TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyesi ve kadın a yönelik şiddetle mücadele eden Ak Parti Ağrı Milletvekili Fatma Salman Kotan’ın boşanmak istediği eşi İlyas Kotan tarafından şiddete uğradığı ve dayak yediği haberi gündeme bomba gibi düştü. Kısa sürede eşinden boşanan Fatma Salman, Genel Kurul’a geldiğinde şiddetin izleri yüzünden belli oluyordu.

9


60 yıl önce hiç uğruna söküp attık şimdi yapmak için servet ödüyoruz

10


Bursa- Mudanya arasındaki 41 kilometrelik demiryolunun, trenin yavaş çalışması ve zarar etmesi nedeniyle kapatılması ve rayların hiç uğruna sökülmesi, günümüzde raylı sistem yatırımlarına milyon dolarlar ödenirken, kent tarihinde kara bir leke olarak yerini aldı.

11


12


1

9. yüzyılda sanayileşmenin hız kazanması ve ekonomik dönüşümün sosyo-kültürel ve siyasal yaşama kadar derin izler yaratan ve bu değişimin bir devrim olarak nitelendirilmesine neden olan araçları arasında fabrikalaşmanın yanında en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz ulaşım alanındaki gelişmelerdir. Özellikle de de iç pazarın güçlenmesine, ulusal pazar olgusu ile uluslaşma pratiklerine büyük katkı sağlayan demiryollarıdır. 1825-1830 yılları arasında İngiltere’de demiryollarının teknik açıdan uygulanabilirliği ve işlevselliği görülmüş, ilk kısa mesafe hatları 1827’de ABD’de, 1828 ve 1835’te Fransa’da, 1835’te Almanya ve Belçika’da, 1837’de Rusya’da açıldı. Osmanlı İmparatorluğu’nda ise 1830’larda demiryolları projelendirilmiş, yüzyılın ortalarında

yapım çalışmaları başlamıştır.

Bursa 1892’de tanıştı

Osmanlı’da ilk demiryolu yapımı İskenderiye – Kahire Demiryolu hattı inşaatı ile 1851 yılında Mısır’da başladı. Osmanlı’nın Avrupa topraklarında ilk demiryolu, 1860’da işletmeye açılan Çernova – Köstence yani Tuna- Karadeniz demiryollarıdır. Osmanlı topraklarında bu gelişmeler yaşanırken, Bursa demiryolu ile 1892’de tanıştı. Bursa ile Mudanya arasında yolcu ve yük taşınmasını sağlayarak kent ekonomisine katkı sağlanması amacıyla yaptırılan 17 Haziran 1892’de törenle seferlere açılan yaklaşık 41 kilometrelik tren hattı, sanayi devriminin kentteki en önemli simgelerinden birini oluşturuyordu. Deniz yolu ile İstanbul’dan Mudanya’ya gelen yolcuların Bursa’ya ulaşım için yaygın olarak 61 yıl boyunca kullandıkları hat, gerek seferler-

deki aksama gerekse zarar etmesi nedeniyle 1953 yılında kapatıldı ve raylar da tek tek söküldü.

30 yıl sonra kıymete bindi

1953’te işletmeye kapatılan hattın rayları hiç uğruna sökülürken, raylı sistemin önemi ve gerekliliği 30 yıl sonra fark edildi. Kent nüfusunun giderek artmasına paralel olarak, karayolu taşımacılığın toplu ulaşım ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalması üzerine, Bursa’nın raylı sistem özlemini giderecek çalışmalara 1998 yılında Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatıldı. Hummalı süren çalışmaların ardından raylı sistemde ilk yolculu seferlere ile 2002 yılında başlandı. Küçük Sanayi ve Organize Sanayi Bölgelerine kadar uzanan hatta geçen dönem yapılan yaklaşık 5 kilometrelik Yıldırım hattı eklenince kullanılan mevcut hat 22 kilometreye ulaştı.

13


Servet harcanıyor

Yeni alınan vagonlarla birlikte Büyükşehir Belediye’nin 500 milyon lirayı aşan yatırımlarıyla Görükle ve Emek hatlarının devreye alınmasıyla toplam hat uzunluğu 31 kilometreye çıktı. Raylı sistemi kentin doğusu ile buluşturacak olan 8 kilometrelik Kestel hattının da 120 milyon liraya edilmesi, raylı sistemlere bir servet harcandığını gözler önüne seriyor. Tüm bu yatırımlarla 60 yıl önce söküp attığımız 41 kilometrelik hat uzunluğuna erişiyor olmamız da olayın farklı bir boyutu.

Raylar keşke sökülmeseydi

Günümüzde tüm büyük kentlerde

14

toplu ulaşım sorunu raylı sistemlerle çözüldüğünü hatırlatan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, “Bu ihtiyaç aslında 19 yüzyılın sonlarında hissedilmiş ve Bursa 41 kilometrelik bir kara tren hattı ile tanışmış. Bu hatta büyüklerimizin güzel anıları olmuş. Özellikle yaz aylarında sahile ulaşımda vazgeçilmez bir araç olarak yıllarca kullanılmış. Sonra hat kapatılmış ve anlayamadığımız bir şekilde raylar alelacele sökülmüş. Keşke raylar hiç sökülmeseydi. Biz öncelikle bu hatta ilişkin anıları yaşatmak amacıyla tarihi hat üzerinde bulunan Merinos istasyonuna treni koyduk. İnşallah bir gün tren, oradan Mudanya’ya kalkar. Bu-

nun için çalışmalarımız sürüyor. Bunun yanında Bursa’nın yıllar önce kaybettiği raylı sistemle kesintisiz ulaşım imkanını yeniden sağlamak amacıyla raylı sistem yatırımlarına ağırlık veriyoruz. Dönem başında 22 kilometre olan aktif kullanılan hattı, tramvay hattı ile birlikte 35 kilometreye çıkardık. Yılsonuna kadar tamamlamayı amaçladığımız 8 kilometrelik Kestel hattı ve bunun yanında 6 kilometrelik Heykel- Garaj tramvay hattı ile toplu ulaşımın ağırlıklı olarak raylar üzerinden sağlandığı bir kent olma yolunda hızla ilerliyoruz” diye konuştu.


Yeni replikler Kocaeli’den Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından ilk kez gerçekleştirilen ‘KaragözHacivat Gölge Oyunu Metni Yazım Yarışması’na Kocaeli’den katılan Naci Taner Büyükarman, ‘Karagöz’ün Dedektifliği’ adlı eseriyle 1. oldu.

Y

apılan değerlendirmeler sonucunda yarışmaya Kocaeli’den katılan Naci Taner Büyükarman’ın ‘Karagöz’ün Dedektifliği’ adlı eseri birinci oldu. İkinciliğe, İstanbul Bakırköy’den yarışmaya katılan Rahime Atasayar ‘Karagöz İş Arıyor’ adlı eseriyle, üçüncülüğe de ‘Karagöz – Rejisör’ adlı eseriyle İstanbul Beyoğlu’ndan yarışmaya katılan Ali Ömür Ulusoy hak kazandı. Değerlendirmeler sonucunda ‘Tıknefes Karagöz’

adlı eserle Ankara’dan İshak Tekgül, ‘Karagöz Üniversitede’ adlı eserle Ankara’dan Seyfi Şirin ve ‘Karagöz İskele Babası’ adlı eserle İzmir’den Cem Gönen de mansiyon ödüllerine hak kazandı. Derece alan eserlerin kitap halinde yayınlanacağı ve birinci olan esere 5 bin, ikinci esere 3 bin 500, üçüncü esere 2 bin TL ve mansiyona layık görülen eserlere de bin TL para ödülünün verileceği yarışmanın ödül töreni ise Ocak ayında gerçekleştirilecek.

15


Balkanlarda kayıp 100 yıl Osmanlı’nın Balkan coğrafyasından silinip, Anadolu topraklarına dönüşüne yol açan Balkan savaşlarının üzerinden 100 yıl geçti. Bu süreçte, kan, göz yaşı, acı, sürgün ve göçlerle harmanlanan ve geride hüzünlü hatıralar bırakan Balkanlar, bir asır sonra Türkiye için yeni bir cazibe merkezi haline geliyor. Türkiye tam bir asır önce ‘Elveda’ dediği Rumeli’ye şimdi yeniden ‘merhaba’ demeye hazırlanıyor.

16


T

ürklerin Balkanlar macerası, Osmanlı’nın beylikten devlete dönüştüğü kent olan Bursa’yı fetheden Orhan Gazi’nin ölümünün ardından 1362 yılında tahta geçen ve Osmanlı tarihinde ilk sultan lakabı ile tanınan hükümdar olan 1. Murad’la başlar. 27 yıllık saltanatı sırasında Anadolu ve Rumeli’de 37 önemli muharebe yapan, bunlardan hepsini zaferle sonuçlandırıp, 1. Kosova Savaşında harp alanında Sırp Milos Obiliç tarafından hançerlenerek şehit edilen 1. Murad, Balkanlarda Gümülcine, Filibe, Sofya, Manastır ve Niş başta olmak üzere babasından aldığı 95 bin kilometrekarelik devlet toprağını, 291 bin kilometrekaresi Avrupa topraklarında olmak üzere 500 bin kilometreye kadar çıkardı. Kanla yazılan tarih; adalet, farklı dinlere saygı gibi yönetim anlayışıyla, Osmanlı 550 yıla yakın süre bölgedeki hakimiyetini korudu. Bölgedeki Müslüman ve Osmanlı varlığında sürekli rahatsızlık duyan Hristiyan devletlerin Balkanlarda zaman zaman yaşattıkları sorunlar tarihler 1912 yılını gösterdiğini en üst noktaya taşındı. Rusya’nın Balkan Devletleriyle Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki varlığına son vermek isteyen Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Rusya’nın aracılığıyla aralarında anlaşarak, Türkleri Balkanlardan atmak istediler. Bulgaristan ordusu, Çatalca’ya kadar ilerleyerek, İstanbul’u tehdit etmeye başladı. Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan orduları, Makedonya’yı tamamen işgal ettiler. Diğer Balkan ülkelerini kendine karşı tehdit olarak gören Arnavutluk, mecburen bağımsızlığını ilan etti. Yunanistan, Gökçeada ve Bozcaada dışındaki Ege Adaları’nı işgal etti. Taraflar arasında savaşı bitiren anlaşma 1913 yılı Mayıs ayında Londra’da imzalandı. Buna göre Arnavutluk bağımsızlığını kazandı. Girit Adası Yunanistan’a verildi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Trakya sınırı Edirne ve Kırklareli illerini dışarıda bırakacak şekilde Midye-Enez Hattı oldu. Bulgaristan’ın daha fazla toprak almasını kabul etmeyen Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve I. Balkan Savaşı’na katılmayan Romanya Krallığı birleşerek, İkinci Balkan Savaşı’nda Bulgaristan’a karşı

17


savaş açtılar. Bulgarların üst üste yenilerek Doğu Trakya’daki birliklerini batıya kaydırmasından faydalanan Osmanlı Ordusu, Midye-Enez çizgisini aşarak, Edirne ve Kırklareli’ni geri aldı. II. Balkan Savaşı Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması ile bitti. Bu antlaşma ile Bulgaristan; Dobruca’yı Romanya’ya, Kavala’yı Yunanistan’a vermiş ve Makedonya’dan ufak bir toprak parçası almıştır.

1818

Özellikle Balkan savaşları sonrasında Avrupa’nın göbeğinde olan topraklar, acılar, ölümler, parçalanmış hayatlar, sürgün ve göçlere yol açtı. Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Kosova ve Bosna Hersek’te Müslüman nüfus üzerine baskı her geçen gün etkisini daha da artırdı. Camileri kapatılan, dilleri yasaklanan, ibadet etmesi nedeniyse imkansız haline getirilen Balkan kökenli Müslümanlar, ‘acı vatan’ dedikleri

Balkanlar’dan ‘ana vatan’ dedikleri Türkiye’ye göç etmeye başladı. Bir çoğu göç yollarında can verdi, kalanlar aşırı bir asimilasyon politikasına tabi tutuldu. Evlerini, bağlarını, bahçelerini en önemlisi de anılarını doğdukları topraklarda bırakıp, ‘Elveda Rumeli’ diyenler, yanlarına alabildikleri birkaç parça eşya ile Türkiye’ye gelip yeni hayatlarına ‘merhaba’ dedi.


100 yıl sonra ekonomik dönüş Dış politikada bölgedeki etkinliğini gün geçtikçe artıran Türkiye, Balkanlarla yaşanan 100 yıllık soğukluğun ortadan kaldırılması amacıyla yeni adımlar atmaya başladı. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı’nın Balkan Savaşlarının 100. yılı etkinlikleri kapsamında Bursa’da düzenlenen ‘RUMELİSİAD Uluslararası Balkan Ekonomi Zirvesi’, Türkiye’den Balkanlar’a 100 yıl sonra ekonomik bir dönüş olacağının sinyallerini verdi.

kilometre uzaklıktaki Almanya ve Fransa’da kişi başı milli gelir 44 bin dolarken, Bulgaristan’da niye 7 bin dolar, Sırbistan’da niye 6 bin dolar, Bosna’da niye 5 bin dolar, Arnavutluk’ta niye 4 bin dolar, Kosova’da niye 3 bin dolar, durup düşünmemiz lazım. Bundan 100 sene önce bu coğrafya büyük bir

Temel gerekçesi fakirlik

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Celal Sönmez ise Balkan coğrafyada iki asırdır en çok kullanılan kelimelerin kan ve gözyaşı olduğunu belirterek, bunun pek çok nedeni bulunduğunu ancak temel gerekçenin fakirlik olduğunu vurguladı. Balkanların bir türlü kabuğunu kırıp zengin olamadığı için mutsuz olduğunu ifade eden Sönmez, “Balkanlar’a bin küsur

kırılma yaşadı. Biz, balkan savaşı ile birlikte, egemen devlet olduğumuz bu topraklardan çekildik. Ama acılar devam etti. Bugün artık Balkanlar’ın savaşla değil, barışla anılmasının zamanı geldi. Ülkemiz nüfusunun 25 milyona

yakını balkan göçmenlerinden oluşuyor. Türkiye dahil 12 balkan ülkesinin nüfusu 140 milyon kişiyi aşıyor. Bu rakam, Avrupa Birliği nüfusunun üçte biri kadar. Müthiş bir potansiyelden bahsediyoruz. Geleceğimiz için bugün bir karar vermek zorundayız. Ya hepimiz tek başımıza küresel ekonomin zorlu yollarında büyük efor sarf ederek yol bulmaya çalışacağız ya da birlikte iş yapıp daha hızlı ve güçlü olacağız. Çin ve Hindistan gibi ucuz işgücü depolarıyla rekabet şansımız yok. Petrol zengini ülkeler gibi kolay zengin olma lüksümüz yok. Başka ülkeleri sömürge yaparak refah yakalama ayrıcalığımız yok. O halde bu bölgede hızla, katma değeri yüksek, görece rekabet üstünlüğümüzün olduğu alanlara yoğunlaşmamız, enerjimizi verimli kullanmamız ve birbirimizi kollamamız şart. Hepimizin, geride kalan iki yüzyılda yaşadığı acıları unutup 21’inci yüzyılı Balkanlar’ın dönemi yapma sorumluluğumuz var” dedi.

19


İstikrarsızlık Türkiye’yi etkiler

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye’nin Balkanlara yönelik politikasının ortak tarih ve müşterek vizyonla şekillendiğini söyledi. Tarihte dostluklar ve barış anlaşmaları kadar, kan ve gözyaşı da olduğunu dile getiren Arınç, yüzyıllar süren ortak tarihte, Türkiye ile Balkanlar arasındaki kültürlerin bir arada harmanlandığına dikkat çekti. Balkan savaşlarının 100 yılı münasebetiyle ‘Balkan savaşlarından Balkan barışına’ adı altında yürütülen faaliyetlere dikkat çeken Arınç, Balkanlarda oluşacak bir istikrarsızlığın Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik ve siyasi dalgalanmalara neden olacağını ifade etti. Türkiye’de 20 milyona yakın balkan kökenli insanın yaşadığını, yaklaşık 2 milyon kadar Türk’ün de Balkanlar’da yaşamını sürdürdüğünü kaydeden Arınç, “Ticari ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi Türkiye için sadece tarihten kaynaklanan eğilim ya da yeni pazarlardan yararlanmayı hedefleyen yaklaşım değil. Balkanlar, geleceğe yön veren politikalarımızın temel taşlarından

20

biridir. Bölgenin toplam nüfusu 70 milyon, 2011 yılında toplam gayri safi milli hasıla ise 762 milyon dolar. Bölgenin 2011 yılında toplam ihracatı 184 milyar dolar, ithalatı 265 milyar dolar. 2011 yılında bölge ülkelerinin toplam ihracat hacmi 450 milyar dolara yakın. Balkan ülkeleri Avrupa’nın ortasında fırsatlarla dolu pazarlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ticaret hacmimiz her geçen gün gelişmekle birlikte Türkiye’nin dış ticaretinde Balkanların payı düşüktür. 2002 de 2 milyar dolar olan ihracatımız 2011’de 4,5 kat artışla 8,5 milyar dolara ulaştı. 2002’de Balkan ülkelerinden ithalatımız 1,5 milyar dolarken 2011’de 7 kat artışla 10 milyar doları buldu. Bu veriler ışığında

2002’de Balkanların dış ticaretimizdeki payı 3.6 iken yüzde 5’e yükseldi” diye konuştu.

Refahtan başka önceliği yok

Başbakan yardımcısı Arınç, hükümetin bölge ile mevcut derin tarihi, kültürel, insanı bağların doğal yansıması olarak başta TİKA olmak üzere Yurtdışında Yaşayan Tükler Başkanlığı’nın Yunus Emre Kültür Merkezleri aracılığıyla kültürel, eğitim ve sosyal işbirliği faaliyetlerini yoğun şekilde sürdürdüğünü vurguladı. Tüm bu çalışmaların temelinde bölgede barış kuşağı oluşturma çabası yattığını ifade eden Arınç, “2002 yılında ülkemizin yurtdışı kalkınma yardımları 85 milyon dolar


iken 2011’de 1 milyar 273 milyon dolara ulaştı. Türkiye olarak her yıl yardım faaliyetleri çerçevesinde balkanlar başta olmak üzere Ortadoğu ve başka ülkelere de yardım yapabiliyoruz. Bu kadar derin tarihi kültürel bağları olan Türkiye’nin Balkanlar’a ilgi duyması kadar doğal bir şey olamaz. Bölgenin refahtan başka hiçbir önceliği yok. Türkiye balkanları barışın, refahın ve güvenin merkezi olarak görmek istiyor. Türkiye acıları, trajedileri geride bırakmış, huzurlu bir Balkanları arzuluyor. Halklarının müreffeh yaşam sürdüğü balkanları özlüyor” dedi.

Bursa köprü oldu

Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, dil, din ve etnik farklılıkların fazla olması nedeniyle Balkanlar’ın çok stratejik bir bölge olduğunu söyledi. Balkan coğrafyasının siyasi ve stratejik önemi dolayısıyla tarih boyunca Avrupa devletlerinin çıkar çatışmalarına sahne olduğunu ifade eden Başkan Altepe, 70-80 yıl gibi bir süre soğukluğun yaşandığı kardeş balkan ülkeleriyle Türkiye arasındaki ilişkilerin, son yıllarda sosyal, kültürel ve ticari anlamda önemli gelişmeler kaydettiğini vurguladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak tarihi ve kültürel mirası koruma ve geleceğe taşıma projelerini Balkan ülkelerinde de uyguladıklarını ifade eden Başkan Altepe, “Gerek Büyükşehir Belediyesi olarak başlattığımız çalışmalar, gerekse hayır-

sever vatandaşlarımıza öncülük ederek başlattığımız çalışmalar, Balkanlardaki değerlerimizi gün yüzüne çıkaran uygulamalar olmuştur. Bu çalışmalarla, özellikle kardeş şehirlerimizle sosyal kültürel ve ticari alışverişimizi en üst seviyeye taşıma çabasındayız. Bizler yüzyıllarca aynı kültürü yaşamış, aynı kaderi paylaşmışız. Özellikle biz Bursa olarak Balkanlar ile Türkiye arasında önemli bir köprü görevi görüyoruz. Acı, tatlı günlerinde sürekli o bölgedeyiz. Anma törenleri, sünnet şölenleri ve kandil kutlamaları, güreş organizasyonları, at yarışları ile Bursa sürekli balkanlarda varlığı hissettiriyor. Ecdadımızın Bursa’dan gidip, fethettiği topraklara yine Bursa’dan gidip, ecdadımızın bı-

raktığı tüm eserlere sahip çıkıyoruz. Balkanlarda işadamlarımızın da destekleriyle 24 şantiyemiz var. Bir ay sonra Bulgaristan’da iki eserin açılışını yapacağız. Yine yakın zamanda Kosova ve Makedonya’da 5 eserin açılışını yapacağız. Geçen yıl Bulgaristan Harmanlı’da baraj patladı ve ilk yardım Bursa’dan gitti. Oradaki devletten önce Bursa ve Türkiye oraya ulaştı. Şu anda bölgedeki en önemli sorun ekonomi. Balkanlarda üretimin artması, ekonominin güçlenmesi konusunda Türkiye, Bursa ve İstanbul büyük bir fırsat. Avrupa topraklarında olan Balkanlarda fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi hepimizin beklentisi. Bu zirve ile işbirliklerinin gelişmesi, yeni ufukların ortaya konması sağlanacaktır” diye konuştu.

Bizi birleştiren noktalar, ayıran noktalardan fazla Kosova Başbakan Yardımcısı Mimoza Kusari Lila da Kosova ölçeğinde bölgede yaşanan ekonomik gelişmeye değindi. Bursa’ya ikinci kez geldiğini hatırlatan Lila, Bursa’daki endüstriyel gelişmeye de övgüler yağdırdı. Türk işadamlarının Kosova’da önemli yatırımlar yaptığını ifade eden Lila, “Serbest ticaret anlaşması ilk kez Türkiye ile yapıldı. Bu tür zirvelerin ticareti artıracağı ve geliştireceğine inanıyorum. Bizi birleştiren noktalar, ayıran noktalardan çok daha fazla. Türkiye’ye geldiğimde kendimi evimde hissediyorum. Türk firmaları da Kosova’ya geldiklerinde kendilerini evlerinde hissedecekler. Kosova gelişti ama bu yetmez daha da ilerlemek zorundayız. Bu Türkiye açısından da çok önemli. Balkanlar’a hoş geldiniz” diye konuştu.

21


Geleceği birlikte planlıyoruz

Bursa Valisi Şahabettin Harput da Balkan savaşlarından 100 yıl sonra Balkanlar’ın geleceğinin Türkiye ile birlikte planlandığını söyledi. Türkiye ile Balkanlar’ın ortak gelenek ve kültürü paylaştığını dile getiren Harput, “Ufacık bir coğrafyada 12 ülke ve 70 milyon insan yaşıyor. Bu durumun Avrupa ve dünya için ne kadar önem taşıdığını hepimiz biliyoruz. Dünya ekonomik krizle mücadele ederken, Türkiye en hızlı büyüyen ilk 3 ülke arasında yer almasıyla gerçekten dünyada herkesin takdir ettiği bir ülke olmayı hak etti. Türkiye’nin lokomotif kenti olan Bursa’nın tecrübe, vizyon ve tüm zenginliklerinin kardeş ve dost ül-

22

kelerle işbirliği noktasında önemi ortadadır” diye konuştu.

Kardeşlik ve işbirliği günü

RUMELİSİAD Başkanı Mustafa Kırcı, günün kardeşlik, birliktelik ve işbirliği günü oyduğunu vurguladı. İşadamları olarak geçmişi, savaşları, hüzünleri değil yeni yatırımları, istihdam artışlarını ve kardeşliği konuşmak istediklerini ifade eden Kırcı, “Geleceği ekonomik işbirliği üzerine inşa etmek istiyoruz. İşadamları olarak sürekli aktif olarak bölgede yer almak istiyoruz. Uzun yıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti önemli bir hedef koydu. Bu bizim için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat önemli bir hedef. Bu hedefe

ulaşmak için Bakan ülkeleriyle en az 50 milyar dolar hedef koymamız gerekli” diye konuştu. Uludağ İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Orhan Gençoğlu da Türkiye’nin 1980’lerden bu yana izlediği ihracat odaklı stratejisi sayesinde endüstriyel ürünlerin toplam ihracattaki payının 2011 yılında yüzde 80’leri aştığını belirterek, Balkan coğrafyasının ihracatta 2023 hedefleri için önem taşıdığını kaydetti. Açılış töreninin ardından zirveye katkı sağlayan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Vali Şahabettin Harput UİB Koordinatör Başkanı Orhan Gençoğlu ve konuk bakana günün anısına RUMELİSİAD tarafından kupa hediye edildi.


O

smanlı’nın bölgeden çekilmesiyle osmanlı eserlerinin büyük bir bölümü tahribata uğratılırken, günümüzde ise Osmanlı kültürü gölgelemek için farklı yöntemler geliştiriliyor. Makedonlar, başkent Üsküp’te en fazla turist ağırlayan bölgenin eski Osmanlı çarşısı olması nedeniyle özellikle Makedon nüfusun yoğun olduğu bölgeleri dev heykellerle donatıyor. Tarihi çarşı ve kalenin bulunduğu bölgenin önünde ise tarihi görünümlü yeni binalar yükseliyor.

23


H

er ne kadar politik ve ekonomik açıdan balkanlarla ilişkilerin güçlendirilmesi adına yeni yeni adımlar atılırken, özellikle yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerinin son yıllarda hayata geçirdiği, kardeş şehir ilişkileri ile Türkiye’nin Balkanlar’daki varlığı yeniden hissedilmeye başlandı. Büyükşehir ve Osmangazi Belediyelerinin özellikle yıkılmaya yüz tutan ve amacı dışında kullanılan Osmanlı dönemi eserleri yeniden ayağa kaldırılmaya başlandı. Toplu sünnet şölenleri, kandil kutlamaları ve aşure dağıtımı ile Bursa ile bölge halkları arasında kaynaşma sağlanırken, renkli motifleriyle dikkat çeken Kalkandelen’deki Alaca Camii, Bursa’dan giden ziyaretçilerin de en uğrak yeri oldu.


Balkan politikasına muhalefet yok Balkan savaşlarının 100. yılı nedeniyle düzenlenen ‘1. Uluslararası Balkanlar ve Göç Kongresi, Balkanlar konusunda AKP, CHP ve MHP’nin görüş birliğinde olduğunu ortaya koydu.

B

ursa Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Üniversitesi ve Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen ‘1. Uluslararası Balkanlar ve Göç Kongresi’ İstanbul’da başladı ve Bursa’ya yapılan oturumlarla sona erdi. Kongrenin İstanbul’daki açılış törenine AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, CHP Genel Sekreteri Bilhun Tamaylıgil ve d��nyaca ünlü tarihçi Prof. Dr. Justin MCCarthy’in yanı sıra çok sayıda bilim insanı, tarihçi ve siyasetçi katıldı. ‘Balkanlar ve Göç’ olgusunun tüm detaylarıyla ele alınacağı kongrenin açılışında konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep

26

Altepe, göçü yaşayan Balkan nüfusunun yoğun olduğu Bursa’nın organizasyona katkı koymasının önemini örneklerle anlattı. Göçün izlerinin kongrede uzmanlarca inceleneceğini ifade eden Başkan Altepe, “Yıllar önce veda ettiğimiz Balkanlara bu kongreyle yeniden dönüş yapmış oluyoruz. Dost ülkeler, kader birliği yaptığımız, çok kültürlü ve çok dinli yapısı olan, stratejik önemi de bulunan bu hassas bölgelere savaşlar sebebiyle çok uzak kaldık. Yıllar sonra Balkanlara yeniden ‘merhaba’ diyoruz” dedi. Balkanların sürekli olarak Bursa ile temas halinde olduğunu dile getiren Başkan Altepe, “Özellikle kardeş şehirlerimizle sosyal, kültürel ve ticari alışverişimizi

en üst seviyeye çıkarma çabasındayız. Balkanlar ile Türkiye ve Bursa arasında kurulan gönül köprüsü niteliğindeki bu projeler, bu bölgelerde yaşayan soydaşların geleneksel kültürel özelliklerini yeniden yaşamalarına vesile oldu. Balkanlarda gittiğimiz her bölgeye bir eser kazandırırken soydaşlarımızın umudu olmanın mutluluğunu da yaşıyoruz. Bu bağlamda, Bulgaristan’dan Makedonya’ya, Kosova’dan Bosna’ya kadar geniş bir yelpazeye varlığımızı hissettirdik” dedi.

“Bugün hepimiz Rumeliliyiz” AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, “Bugün ne Meral ablam MHP’li, ne Bilhun ablam CHP’li, ne de ben AK Parti’liyim. Bugün hepimiz Rumeliliyiz. İşte o


Rumeli evladı, büyük önder Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı vererek ne kadar önemli bir adım attığını yıldönümünde görüyoruz. Bu kongreye destek veren çok değerli ağabeyim Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye de teşekkür ediyorum. İstanbul’a, Balkanların bütün zenginliğinin yansıdığını görürsünüz. İstanbul Türk halkının farklı medeniyetleri buluşturduğu bir şehirken Balkan izlerini de bünyesinde barındırır” dedi. Bakan Bağış, Balkan savaşlarını kızgınlıkla hatırlarken özeleştiri yapılması gerektiğini de vurgulayarak, “Balkan savaşlarında çok büyük acılar yaşandı. İnsanlara

dan çıkıp Bulgaristan ve Yunanistan nüfusuna geçmiştir” dedi.

karşı bir etnik temizlik uygulanmaya çalışıldı. Bizim milli marşımızı yazan Mehmet Akif Ersoy, Balkanlardandır, Balkan acılarını şiirlerinde çok iyi yansıtmıştır. 100 yıl önce yaşanan dramdan doğru mesajları çıkarıp, teröristlerle bu ülkenin birliğine kurşun sıkanlarla kucaklaşanlara doğru mesajlar verilmelidir” dedi. Bakan Bağış, Balkanlarda onca Türk insan katledilirken, Anadolu’da hiçbir Hıristiyan’ın katledilmediğini vurguladı. Bakan Bağış, “Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir emperyal hayali yoktur. Bizim hiç kimsenin toprağında gözümüz yoktur. Ama biz Balkanlardaki kardeşlerimizin huzurunu önemsiyoruz. Edirne ne kadar Osmanlı ise, Manastır ve Üsküp de o kadar bizimdir. 5 milyon nüfus Osmanlı vatandaşlığın-

da bir arada yaşamanın getirdiği bilinçteydiler. Bizim Müslümanlığımızı, inancımızı sorgulamaya hiç kimsenin haddi de hakkı da yoktur. Bir konu daha var ki her ailenin bir gazisi, şehidi var. Balkan savaşlarından önce Osmanlı Rus harbinde sürülüp atılan, kovalanan öldürülen tecavüz edilen insanımızı da hatırlamalıyız. Geçmişteki sıkıntıları hatırlayarak ama acının içinde boğulmadan barışı sağlayabiliriz. Çocuklarımıza da bizim analarımızın bize anlattığı acıları anlatmalıyız. Barış ancak bu şekilde kurulur” diye konuştu. Akşener, göçün ‘bilinmeyene doğru yol alma’ olduğunu da sözlerine ekleyerek, vatan ve toprak kaybetmenin ne olduğunu biliyoruz. Bu yüzden de bu ülkeden tek bir çakıl taşı koparanın kafasını kıra-

“Rumeli kadını izin vermez”

TBMM Başkanvekili Meral Akşener, konuşmasında Rumeli’nin temel taşının kadınlar olduğuna vurgu yaptı. Akşener, barışın önemli bir kavram olduğunu söyleyerek, “Biz her zaman barışı söylüyoruz da nedense büyük devletlerde hiçbir insaf söz konusu değil. Ben mübadele görmüş bir ailenin çocuğuyum” dedi. İnternet sitelerinde kendisiyle ilgili yapılan propagandalara dikkat çeken Akşener, Cengiz Aytmatov’un eserindeki Nayman Ana’nın göçün sıkıntılarını hatırlattığını örnekleyerek, “Bizim analarımız o kadar mahremdiler ki, yabancılar yanın-

rız. Ne yaparsanız yapın vermeyeceğiz. Herkes verse Rumeli kadını vermeyecek. Çünkü Rumeli kadını hatırlıyor ve çocuğuna anlatıyor. Ulu Önder Atatürk’ün ne yapmak istediğini iyi içselleştirerek bu ülkenin birlik ve beraberliğine sahip çıkacağız” şeklinde konuştu.

“İbret alınmalı”

CHP Genel Sekreteri Bilhun Tamaylıgil de, geçmiş tarihle ilgili gerçeğe vurgu yapan kongrenin örnek alınması gereken olaylara dikkat çektiğini belirtti. Ailesinin de göçü yaşayan, acılarla dolu geçmişinin olduğunu söyleyen Tamaylıgil, “Bizler şanslıyız, çünkü barış ve birlik içindeyiz. İnsanlar tecrübelerinden ders alırlar. Dünkü acılar, gelecekteki sevinçlerin

de kaynağı olabiliyor. Osmanlı’nın yoğunlaştığı noktanın Balkanlar olduğu da bir gerçek. Tarihte yaşanan en büyük trajedilerden biri Balkan savaşlarıdır. Yaşanan sıkıntılar ve göçe maruz kalan bir toplum… Biz siyasetçiler olarak yaşanan bu olaylardan ibret alarak, tarihin içindeki acılarda boğulmaktansa yarına daha barış, birliktelik ve güzel günlerin getirilmesi adına çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bizim yaşadıklarımız ulusal kurtuluş mücadelemizin kaynağı olmuştur. Bu süreçten sonra bir parça toprak vermedik, bundan sonra da yaşadığımız süreçte vermeyeceğiz” diye konuştu. Siyasi parti temsilcilerinin Balkanlar gibi stratejik bir konudaki ortak görüşü Balkanlarla ilişkilerin geleceğine umut verdi.

27


28


“Benim ecdadım böyle değil!...” Muhteşem Yüzyıl . 2 sezondur televizyonlarda fırtına gibi esiyor. Reytingleri katlıyor, dizide kullanılan aksesuarlardan kıyafetlere, kumaşlardan dekorasyon ürünlerine kadar her şey moda oluyor. Bir dizi ki birçok sektöre hareketlilik katıyor. Üstelik sadece Türkiye’de değil gösterildiği Ortadoğu ülkelerinde de aynı etkiye sahip. Doğal olarak da ülkeye döviz girdisi sağlıyor. Yıllarca Amerikan film ve dizilerini izleyen kuşaklar olarak türk film ve dizilerini yurtdışında izleniyor görmek gururumuzu okşamıyor değil hani. Hal böyleyken, Türkiye’de bir dizi için kıyamet kopuyor. Azıcık batıya yüzümüzü döndüğümüzde Tudors, Spartacus, Merlin, Rome gibi diziler tüm dünyada izleniyor ve ecdatlarını bu kurgusal dünyada görmek hiçbir ülke vatandaşını ve iktidarını rahatsız etmiyor. O zaman aramızdaki farkı merak ediyor ve düşünüyoruz. Neden ? Kurgu olduğunu bildiklerinden olabilir mi acaba?

29


30

getirdi.

“Bizim tarihimizde nice büyük âlimler ve gönül insanları var. Birileri bizim tarihimizin savaştan, kılıçtan, entrikadan, iç çekişmeden, maalesef haremden ibaret olduğunu iddia ediyor. Bizden olmayan birileri son derece kasıtlı şekilde bizim tarihimizi bize böyle anlatmaya çalışsa da biz kendi tarihimizi böyle göremeyiz, görmeyeceğiz. Fetih dediğiniz kavram savaşarak, birilerin boynunu kopararak, işgal ederek, sömürmek için yeni topraklar elde etme girişimi değil, tam tersine kapıdan önce kalpleri açma girişimidir. Fetih, sevgi medeniyetini yakın uzak diyarlara taşımaktır. Kılıcın değil kalemin egemenliğine inanmaktır. Onun için İstanbul’un fethinde Bizans’ın hanımları Fatih Sultan Mehmet’i, Akşemseddin’i karşılarken, ‘Başımızda kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi arzu ederiz’ demişlerdir. Çünkü birinde adalet birinde zulüm vardı. Bizim tarihimiz konuşulurken sadece savaşlar gündeme getiriliyor. Sanki tarihimiz savaşlardan, entrikalardan ve haremden ibaretmiş gibi gösteriliyor. Bizim tarihimize yön veren kalemden ve kitaptan kimse bahsetmiyor, bahsetmek istemiyor.”

Dizi hafif kaldı

Başbakan Erdoğan’ın benim ecdadım böyle değil, bizden olmayanlar bizim tarihimizi bize yanlış öğretmek istiyor dedi. Bizde Kanuni’den sonra 7 padişahın hayatlarını inceledik. Kardeşlerin katli, yüzlerce cariye, yüzlerce çocuk ve katliamlar. Yılları at üstünde geçen padişahların saray hayatları dizidekinden daha entrika dolu diyebiliriz. SARI SELİM ( 1566-1574 ) Sarı (sarhoş) Selim daha veliaht iken Yahudi Raşel (Nurbanu Sultan) ile evlenmiş ve oğlu Murat (3.Murat) doğmuştu. Daha sonra

Sarı Selim

“Tarih Haremden İbaret Değil”

3.Murat

M

uhteşem Yüzyıl bugüne kadar zaman zaman eleştirilere sahne oldu. Ama her zaman bunun bir dizi olduğu herkesin kabul ettiği bir gerçekti. Ta ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın o çıkışına kadar; Konuşmalarında sık sık, “biz atalarımızın at sırtında gittiği her yerde varız” cümlesini kullanan, Fatih Sultan Mehmet ile hava atan, Kanuni ile böbürlenen, Yavuz ile göğsü kabaran Başbakan Erdoğan ilk olarak Kütahya’da yaptığı konuşmada Muhteşem Yüzyıl dizisini bombaladı; “Bunlar televizyon ekranındaki ecdadımızı zannediyorum o Muhteşem Yüzyıl belgeselindeki gibi tanıyorlar. Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni, öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda, o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi. Bunu çok iyi bilmemiz, anlamamız lazım. Ben o dizilerin yönetmenlerini de o televizyonların sahiplerini de milletimin huzurunda kınıyorum. Bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyoruz. Böyle bir anlayış olamaz. Bu milletin değerleriyle oynayanlara milletçe gereken dersin, cevabın hukuk içinde verilmesi gerekir.” Konuşmasında hızını alamayan Başbakan yargıyı da göreve çağırınca tepkilerin sesi yükseldi. Çünkü bu konuşma ecdadımızın nasıl olduğunu değil de sansür ve yargının bağımsızlığını tartışmaya açıyordu. Erdoğan başka bir gün, ikinci defa diziye yüklenince bu defa kılıçlar çekildi ve dizinin icabına bakılması gerektiği Ak Parti kurmaylarınca emir telakki edildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ikinci çıkışını Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin düzenlediği “Türkiye İnovasyon Haftası” açılışında yaptığı konuşmada dile

Raşel’in dördü kız, yedisi erkek 11 çocuğu olmuştu. Saltanatı boyunca içki âlemlerinden başka bir şey düşünmemiş, hamam sefalarına dalmış, nitekim hamamda bir cariyeyi kovalarken düşmüş ve beyin kanamasından ölmüştür. Ülkeyi karısı Raşel ve Hırvat köle Sokollu Mehmet Paşa yönetiyordu. 3. MURAT ( 1574- 1595) Tahta çıktığı gün altı kardeşini boğdurttu. 130 cariyeden 112 çocuğu oldu. Asıl gözdesi Venedik’li Bafo (Safiye Sultan) adlı kadındı. Bundan dört oğlu vardı. Kayıtlara geçen diğer eşleri- Polonya’lı Mona (Mihriban) - Macar Ninuşka (Nazperver) Rus Olga (Şahhüban) -Romen Meri (Fahriye) Bu kadınların çocuklarına doku-


nulmadı. Diğer kadınlar doğumdan sonra çocukları ile birlikte öldürülüyorlardı. 3.Murat cinsel doyumsuzluğu aşırı boyutlarda olan bir insandı. Saraydaki yüzlerce cariyenin yanısıra halk arasından güzelliği bilinen, duyulan kız ve evli kadınlar da, gerekirse zorla saraya alınarak padişahın koynuna veriliyordu. Bu durum halk arasında hoşnutsuzluk yaratıp bazı seslerin yükselmesine neden olunca din adamları işin dine uygun olduğunu halka anlatmaya başladılar. Padişahla sevişen kadınların evliyalık mertebesine erişecekleri söyleniyordu. 3. Murat’ın emriyle Sokollu öldürüldükten sonra, ülke, padişahın karısı Safiye Sultan ile annesi

Nurbanu Sultan’a kaldı. Ortalama 4–5 ayda bir sadrazamlar değişmeye başladı. Hanım Sultanlara rüşveti fazla veren paşa sadrazam oluyordu. Ülkede her şey rüşvetle yapılır olmuştu. Padişah ise günlerini seks partilerinde ve içinde yüzlerce kadının bulunduğu hamamlarda yapılan âlemlerde geçiriyordu. Safiye Sultan, Nurbanu Sultanı yılan zehiri ile öldürttü. Murat 49 yaşında öldüğünde padişahtan gebe kalmış 10 cariye hemen o gece boğdurulup denize atıldılar. 3. MEHMET ( 1595-1603 ) Babasının ölümü üzerine tahta çıktı. Aynı gece 19 kardeşini öldürttü. Mahzene konan cesetleri teker teker kontrol etti. Bunların beşi büyük, 14 ü küçük çocuklar-

dı. Küçüklerin içinde meme emen bebekler de vardı. Sefere çıkarken 15 yaşındaki oğlu Mahmut’u boğdurdu. Aynı şekilde cesedi uzun süre kontrol etti. Ölen çocuk Mahpeyker Sultan’ın oğlu idi. Bırakılan daha küçük yaştaki çocuk ise daha sonra 1.Ahmet olarak tahta çıkacak olan Ahmet’ti. (annesi Yunanlı Helen) Tahta çıktığında iki karısı vardı. İspanyol Violetta (Mahpeyker Sultan) ve Yunanlı Helen(Handan Sultan) 3. Mehmet 37 yaşında aniden öldü. 1. AHMET ( 1603-1617 ) 13 yaşında Yunanlı cariye Evdoksiya (Mahfiruz Sultan)’dan çocuğu oldu (Genç Osman). İkinci karısı Rum Anastasia (Kösem Sultan) idi. (IV. Murat ve Deli

31


İbrahim’in annesi) Sadrazamı Derviş Paşa’yı makamında bizzat kendisi öldürmüş ve kafasını hançerle kesmiştir. Daha sonra da adet olduğu üzre eşleri ve çocuklarını öldürtmüştür. Anadolu’da 40.000 Türkmen’i öldürüp çukurlara doldurduğu için adı Kuyucu Murat Paşa’ya çıkan sadrazam I.Ahmet’in sadrazamıdır. Ahmet 27 yaşında iken şiddetli bir karın ağrısı ile birkaç gün içinde öldü. 1.MUSTAFA-DELİ MUSTAFA (1617-1617 ) 3 ay 10gün tahtta kaldı. İndirip yerine Genç Osman’ı geçirdiler. Artık Yeniçerilerin yanısıra güçlü devlet ve din adamları da padişah değişikliği yapabiliyorlardı. 2. OSMAN - GENÇ OSMAN (1617-

32

1622 ) Kendisi 13 yaşında iken 15 yaşındaki Sırp Mariça (Meylişah Sultan) ile evlendi. Genç Osman 18 yaşında padişah oldu. Akıl hocalığını yıllardan beri yanında olan Hoca Ömer Efendi yapıyordu. Osmanlı tarihinde ilk kez köklü bir reform çalışmasını Genç Osman’la hocası yapmıştı. Değişimin ilk göstergesi de Genç Osman’ın Akile Hatun’la Osmanlı tarihinde ilk kez imam nikâhı ile evlenmiş olması idi. Ancak başta Yeniçeriler olmak üzere yeniliğe karşı olanlar, kısa sürede ayaklanıp Genç Osman’ı devirdiler, bir at üzerinde çırılçıplak İstanbul sokaklarında dolaştırdılar, ırzına geçtikten sonra da öldürdüler.

V. MURAT ( 1623-1640 ) 11 yaşında padişah oldu. Ülkenin tek hâkimi Kösem Sultan idi. eşleri Keti (Razi Sultan); Ahmet ve Rukiye’nin annesi, Anna (Atıfet Sultan); Alaattin ve Gevherhan’ın annesi, Helena (Cihannüma Sultan); Mehmet, Safiye, Hafize, Kaya’nın annesi İran seferine giderken 100.000’e yakın Alevi Türkünü kılıçtan geçirtti. İran seferinde iken İstanbul’a gönderdiği bir yazılı buyrukla iki kardeşini Süleyman ve Bayezıt’ı öldürttü. Daha sonraki Bağdat seferi sırasında da kardeşi Kasım’ı öldürttü. Geride bir tek şehzade İbrahim sağ bırakılmıştı. 27 yaşında bir içki sofrasında sancılanarak öldü. Tütün-kahve yasağı nedeniyle 100.000’den fazla insanı öldürttü.


33


Tarihi İpek Yolu’na 600 bin liralık ‘ayak yolu’ Sultan 1. Murat Hüdavendigar tarafından 1366 yılında yaptırılan Cık Cık Hamamı yaklaşık 600 bin liraya mal olan restorasyonun ardından tuvalete dönüştürüldü.

34


B

ursa’da ilgisizlik nedeniyle harabe haline gelen Osmanlı ilk dönem eserlerini restore ederek kente kazandıran Büyükşehir Belediyesi, bu yapıları yaşayan mekanlar haline getirmek amacıyla, kültür merkezi olarak yada orjinal haliyle halkın kulanımına açıyor. Bursa’nın fethinden 30 yıl sonra 1366 yılında inşa edilen ve Hüdavendigar Külliyesi’nin bir parçası olan Cık-Cık hamamında da restorasyon çalışmaları tamamlandı. Başkan Altepe, uzun yıllar deformasyona uğrayan Cık Cık Hamamı’nın komple ele alındığını ifade ederek, “Hamamın rekonstrüksiyon çalışmaları yapıldı. Orijinaline yakın olarak dizayn edilen hamamın çevre düzenlemesinin de tamamlandı. Bursa’mıza hayırlı olsun”diye konuştu.

‘Gir-Çık’ Hamamı

Hüdavendigar Külliyesi’nin bir parçası olan Cık Cık Hamamı, Osmanlı Sultanı 1. Murat Hüdavendigar tarafından 1366 yılında yaptırılan 1. Murat Camii’nin, medrese olarak kullanılan üst katında eğitim gören talebelerin kullanması amacıyla yaptırılır. Üretsiz olması nedeniyle ‘Gir-Çık Hamamı’ olarak adlandırılan tarihi yapının adı günümüze ‘Cık Cık Hamamı’ olarak taşınmıştır. Caminin üst katı 1914 yılına kadar medrese olarak kullanılırken, caminin hemen yanında bulunan ve önceleri öğrencilere, daha sonraları ise bekarlara hizmet veren hamam, zaman içinde deprem ve yangınlarda kısmen yıkılır. Geçmişte hamam ve tuvalet olarak kullanılan yapıda yine hamam, tuvaletler ve abdest alma üniteleri yer alıyor.

35


36

1955’te projelendirilen mevcut teleferik 1963 yılında çalışmaya başladı.


Teleferik 12 yıldır zirve yolunda

İnşaatın başlaması nedeniyle mevcut hatta çalışan teleferiğin seferlerine son verildi.

Bursa’nın yarım asırlık simgesi olan Teleferik’in Oteller Bölgesi’ne kadar uzatılması fikrini ilk olarak 2000 yılında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser gündeme getirdi. Geçtiğimiz döneminde en önemli projesi olan teleferikle ilgili ihale bile yapıldı. Bilenser ve Hikmet Şahin’in ardından bu konudaki kararlılığı sürdüren Başkan Recep Altepe, 2010 yılı Aralık ayında temel atma töreni bile yaptı ancak, mevcut teleferiğin seferlerine son verilmesinin ötesinde somut bir gelişme gözlenmiyor.

37


B

ursa’da 1955 yılında projelendirilen ve 1963 yılında çalışmaya başlayan, kısa zamanda kentin en önemli simgesi haline gelen teleferiğin Sarılan’dan Oteller Bölgesi’ne kadar uzatılması fikri 12 yıl önce dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser tarafından gündeme getirildi. O dönemde teleferiği işleten ALDAŞ firmasının sistemin yenilenmesi talebine belediyenin olumlu yanıt vermemesi üzerine seferleri durdurmuştu. Konuya ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başkan Bilenser, teleferik işletmesinin modernize edildikten sonra, herkese açık bir ihaleyle özel şirketlere devredileceğini, Sarıalan mevkiine kadar olan teleferik hattının da oteller bölgesine kadar uzatılarak, Uludağ’da taşıt trafiği yoğunluğunun azaltılacağını açıklamıştı.

İhale yapıldı uygulama olmadı

Teleferikle ilgili Bilenser döneminde bir gelişme yaşanmazken, konu geçtiğimiz dönem Hikmet Şahin’in de ön önemli gündem maddelerinden biriydi. Projeler hazırlandı ve yaklaşık 45 milyon Euro’ya mal olacak sistemin ihalesini 65 ülkede tam 13 bin 600 teleferik sistemi kuran ve sektörde 2 bin 100 çalışanıyla dünya devi olan Avusturyalı Doppelmayr firması kazandı. Hatta 2007 yılının mayıs ayında Çelik Palas Otel’de projeyi üstlenen Avusturyalı firma Doppelmayr Seilbahnen Yönetim Kurulu Başkanı Michael Doppelmayr ve NSM İnternational Grroup A.Ş. Başkanı Richard Reinbacher ile dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin arasında protokol imzalandı. İmza töre-

38


ninde konuşan Şahin, “Günümüz teknolojisiyle inşaa edilecek yeni teleferik hattımız 8.5 kilometre uzunluğunda dünyanın en uzun teleferik projesi olacak. Yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilecek proje 2 yıl içinde sonuçlanacak. Projenin A ve B: etapları bittiğinde belediyemiz ayda 40 bin YTL para kazanacak. Projeyle Bursa Uludağ arası 22 dakikaya inecek ve hızlı feribotun devreye girmesiyle İstanbul’dan çıkan kişi sadece 2 buçuk saatte Uludağ’a gelebilecek. Sistemde sürekli döner halde normal ve VİP olmak üzere toplam 185 kabini olacak ve böylelikle vatandaşlarımız sıra ve kuyruk beklemeyecek. Normal kabinler 8 kişilik, VİP kabinler ise 4’er kişilik 10 adet olacaktır. Bursa’da değişim ve gelişim sürecektir” demişti.

2010’da temel atıldı

İhaleye kazanan firma çalışmalara henüz başlamadan inşaat nedeniyle çok sayıda ağacın kesileceği yönündeki tartışmalar dev proje üzerine gölge düşürürken, geçtiğimiz dönemde de teleferiğin Oteller Bölgesi’ne ulaşması mümkün oldu. Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna 2009 yılında oturan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, bu konuda bir kararlılık sergilerken, yeni hatla ilgili olarak 4 Aralık 2010 tarihinde temel bile attı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in de katıldığı törende projenin yap-işlet- devret modeli ile 2 yılda tamamlanacağı açıklandı. Aradan iki yıl geçmesine rağmen, yeni teleferik sistemi ile ilgili bir gelişme olmazken projeyi 30 yıl kiralama yöntemiyle üstlenen Şentürkler Mühendislik ve İnşaat Firması, kredi çalışmalarını tamamladıktan sonra, projenin mekanik imalatını yapacak olan İtalyan Leitner firmasıyla da anlaştı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde teleferik sistemleri üzerinde önemli projelere imza atan Leitner firmasının, Şentürkler’e 12 ayda mekanik imalatı tamamlama sözü verdiği öğrenildi. Kar kalkınca hemen çalışmalara başlayacak olan müteahhit firma 13-14 ay içinde tamamlayıp yolcu taşımaya başlamayı hedefliyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, kendisi için büyük önem taşıyan projeyi, 15 ay sonra yapılacak yerel seçimlerden önce tamamlayıp, 12 yıldır konuşulan teleferiği kendi döneminde Oteller Bölgesi’ne ulaştırmanın hesaplarını yapıyor.

39


Dünya çalkalanıyor Dünyayı kasıp kavuruyor. Bizim köy düğünlerinde ahaliyi yerinden kaldırıyor, dünya starları showlarına alıyor, şirketler reklam kampanyaları düzenliyor. Bir çılgınlıktır gidiyor.

40


41


T

op Gun Style, Turkcell style, ne istersen oluyor ekle sonuna style bağla kolları önce başla dans etmeye. Müziği duyan çocuk yaşlıda yüz tebessüm ettiren mümkünse kalkıp oynama hissiyatıyla dolduran bu şarkının evveliyatı ve sihri nedir ? bir günde dünyada şöhret olan Güney Koreli şarkıcı PSY kimdir? Gangnam Style, modayı takip eden, havalı ve diğer bölgelerdeki insanlardan ayrılan bir yaşam tarzına sahip insanların yaşadığı Seul’ün Gangnam bölgesine göndermeler içeren uydurma bir sözcük. Bu terim Time’ın haftalık kelime listesine “Seul’un Gangnam bölgesindeki savurgan yaşam tarzını ifade eden davranış şekli” olarak geçmiştir. 1977 Kore doğumlu olan Park Jae-Sang bir röportajında kendisinin Gangnam Style olduğunu, fakat şarkıdaki dansların, sözlerin, görünüşün bu sözü edilen üst sınıftan oldukça uzak olduğunu ve bu şekilde ironi yaptığını söylemiş. Ritmi ve Park-JaeSang’ın alışılmadık komik dansı sayesinde ilgi gören Gangnam Style, 15 Temmuz 2012’de ilk olarak yayınladı. Youtube’a yüklenen videosu 7 Aralık 2012 itibariyle 900 milyondan fazla tıklandı. Yine youtube’a şarkı ismini yazıp araya tıkladığınızda 486 bin sonuç çıkıyor. Bu oranlarla video youtube’ta en çok izlenen 2. video oldu. Şarkı T-Pain, Katy Perry, Britney Spears ve Tom Cruise gibi ünlüler tarafından internet üzerinde paylaşıldı. The Wall Street Journal, Fi-

42

nancial Times,CNN International ve Foreign Policy gibi uluslararası yayınlarda yer buldu. iTunes’ta ABD ve Kanada dahil

31 ülkede en fazla satılan şarkı oldu. 20 Eylül’de Youtube’da en fazla beğenilen video olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. (Wikipedia) Ayrıca aynı video MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2012’de (Mtv EMA) En iyi video dalında ödül kazandı. Bir şarkıyla ömrünün sonunda kadar krallar gibi yaşabilecek duruma gelen Güney Koreli şarkıcı PSY son günlerde bıktım demeye başladı. İnsanoğlu nankör işte. Onu rüyasında göremeyeceği kadar paraya kavuşturan şeyden bile bıkabiliyor. PSY, Singapur’da düzenlenen basın toplantısında söyle konuşmuş.; “Artık bıktım” “Bazen gerçekten de sıkıldığım oluyor, çünkü klipteki dansı öğretmem için çok fazla istek alıyorum. Dansı o kadar çok insana öğrettim ki artık bıktım. Ama bu şarkı burada basın toplantısı düzenlememi sağlıyor, o nedenle şarkıyı söylemeye devam edeceğim, benim işim bu” Zor bir psikoloji. Tek şarkıyla dünyayı salladıktan sonra PSY ne yapacak? Kendisi şöyle diyor, “Mart ayında yeni bir albüm çıkaracağım. Albümle birlikte hayranlarımın karşısına beğenileceğinden emin olduğum yeni dans figürleriyle çıkacağım. Ben de daha bir sürü figür var” dese de yeni şarkıların nasıl karşılanacağı konusundaki endişelerini de gizleyemiyor. PSY, kaygılarını, “’Gangnam Style’ın ötesine nasıl geçebilirim, 850 milyon kez izlenmenin ötesine nasıl geçebilirim” sözleriyle dile getiriyor.


Suuçtu

B

ursa’ya 84 km uzaklıktaki Mustafakemalpaşa ilçesinde bulunan suçtu şelalesi,Çataltepe mevkiinde, İlçe merkezine 17 Km. uzaklıkta, Muradiyesarnıç Köyü yakınlarında, Karadere üzerinde yer alır. Suuçtu Şelalesi; bir fay hattının çökmesi ile oluşmuştur. 38 metreden dökülen su, yazın suyunun azalmasına rağmen kış aylarında doldurduğu göleti ile güzel bir manzara sergiliyor. Gezi alanı ve piknik yeri olarak tercih edilen Suuçtu, etrafını saran kayın ağaçları arasında, serin havası ile tam bir temiz hava deposu.

43


44


Sadece şelaleye vardığınızda değil, 17 kilometrelik yolda başlıyor hikaye. Yol virajlı olmasına rağmen,asfaltı düzgün ve sarsıntısız yolculuk sağlıyor. Yol boyu sanki dal dal göğe bağlanmış ağaçlar sizi takip ediyor. Aynı zamanda bir çok küçük,eski yapısı muhafaza edilmiş, şirin köylerin içerisinden geçiyorsunuz. “Su Uçtu” orman içi dinlenme yeri ise, orman ve şelalesiyle gelenleri adeta büyüleyen bir mesire yeri. Kışın eni 30 met-

reye, genişliği selde 50 metreye kadar yükselen şelale, Mustafa Kemal Paşalıların içme suyunu da karşılıyor. Civarındaki ve suyun içindeki ahşap piknik masaları ve ocaklarıyla piknikçilerin akınına uğrayan Su Uçtu, kayın, meşe, çam, alfat ağaçlarıyla da tam bir oksijen deposu niteliğinde. Yol boyu terlediğimiz halde, şelalenin yanında hırkalarımızla oturuyoruz. Yaz ayları için hem ağaçların gölgesi hem de şelalenin serinliği ile su uçtu şelalesi

doğal bir klima görevi görüyor. 38 metre yükseklikten dökülen şelalelerin güzelliği yanında ilginç renk ve yapıdaki kayaları ise ayrı bir güzellik sunuyor. Rengiyle sizi hayli şaşırtacak olan bu su, içilebilecek nitelikte. Şişelenip satılması, su azalmasın diye orman bölge müdürlüğünce yasaklanmış. Unutmadan söyleyelim aracınız müsaitse tepede alabalık lokantasına gidebilir, temiz havada artmış olan iştahınızı biraz olsun dindirebilirsiniz

45


Tarih sahnesinden tiyatro sahnesine

OSMANCIK

46


T

arık Buğra’nın yazdığı ve yine Tarık Buğra ile Dinçer Sümer tarafından oyunlaştırılan ‘Osmancık’, sezon boyunca Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu tarafından sahnelenecek. Mustafa Sekmen’in yönettiği oyunun dekor ve kostümleri Akın Tezer Tunalı, ışık tasarımı Zeynel Işık ve müzikleri ise Murat Gedikli imzasını taşıyor. Oyunda, Fatih Ateş, Altuğ Görgü, Günay Y. Güney, Bülent Uçar, Uğur Serener, Nihat

Çetinkaya, E. Ertan Akman, Nihal Türksever Erten, Ebru Serener Ergüç, Müge Açıkdüşünenler, Kazım Güçlü, M. Eren Topçak, Didem Hun Liman, İpek Zeylan, Tayfun Özeren, Burhan Narınç, Musa Can Pekcan, Özkan Kılıç, Metehan Kaya, Serdar Soyer, Kemal Aydemir, Mustafa Acar, Oğuzhan Serkan Bayram, Melih Kurtarıcı, Sinem Akar, R. Sidal Damar, Seçil Girgin, Gürkan Sargın, Uğur Çakmak, Fethi Abdullah Avşar ve Melih Kurtarıcı rol alıyor.

47


48


Bursalı genç yönetmenin ilk sinema filmi olan Sandık, korku ve gerilim dolu sahneleriyle Keles’in Kemaliye Köyü’nden Orhaneli’nin Sadağı Kanyonu’na ve Mustafakemalpaşa’nın Suuçtu Şelalesi’ne kadar tüm doğal film platolarını beyaz perde ile Türkiye ve dünyaya tanıtmaya hazırlanıyor.

49


50

B

ursalı genç yönetmen H.Mücahit Pehlivan, kısa film denemelerinin ardından ilk sinema filmi ‘Sandık’ için kamera arkasına geçti. Korku ve gerilim sahneleriyle dolu film için ağırlıklı olarak Bursalı oyuncularla çalışan genç yönetmen, Bursa’nın gizli kalmış doğal mekanlarını ise film platosu olarak seçti. Tamamı Bursa’da çekilen ilk korku, gerilim ve bilim-kurgu filmi özelliği taşıyan yapım, Keles’in Kemaliye Köyü’nden Orhaneli’nin Sadağı Kanyonu’na ve Mustafakemalpaşa’nın Suuçtu şelalesine kadar birbirinden güzel mekanları, beyaz perdeye taşıyarak, Bursa’nın doğal güzelliklerinin tanıtılmasına da önemli katkı yapacak. Özellikle ekonomik açıdan Bursa’nın geri kalmış dağı ilçelerinin tanıtımına önemli katkı sağlayacak olan film, köy imamının minarede sabah


ezanı okurken, gökyüzünde süzülen 4-5 helikopter ve onlara bağlı taşınan sandıkları görmesiyle başlıyor. Helikopterler teker teker farklı noktalara dağılırken, bir tanesi ise taşıdığı yükü (Sandık) Köyün biraz ilerisine bırakır.. Bunu gören imam sandığın atıldığı yere ilerler.. Eski tahta köprüden geçerek sandığı arar ve bulur.. Günün tüm güzelliği yerini büyük bir kaos ortamına bırakır. Sandıktan çıkan kristalimsi sıvılar ve sülüğe benzeyen canlılar, artık köyde geri dönüşü olmayan bir korku imparatorluğu kurar..

51


Mevlana sema töreniyle anıldı

B

ursa Büyükşehir Belediye Orkestrası Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu tarafından Mevlana’nın 739. ölüm yıldönümü sebebiyle gerçekleştirilen ‘Hamam-i Zade İsmail Dede Efendi’nin Hüzzam Mevlevi Ayini Sema Gösterisi’, Bursalılara huzur dolu ve duygusal anlar yaşattı.

52


Atatürk Kongre Kültür Merkezi (Merinos AKKM) Osmangazi Salonu’nda gerçekleştirilen programda, Büyükşehir Belediye Orkestrası Türk Tasavvuf Müziği İcra Heyeti tarafından sunulan ‘Hamam-i Zade İsmail Dede Efendi’nin Hüzzam Mevlevi Ayini ve Sema Gösterisi’, gönülleri fethetti. Bursalıların yoğun ilgi gösterdiği etkinliğin açılışında sahneye çıkan Devlet Sanatçısı Semih Sergen, sema gösterisi öncesi yaptığı anlatım ve okuduğu şiirlerle salonu dolduranlara duygusal anlar yaşattı. Semih Sergen’in ney eşliğinde yaptığı sunumun ardından Büyükşehir Belediye Orkestrası Türk Tasavvuf Müziği İcra Heyeti’nin sahneye çıkmasıyla sema gösterisi başladı. Semazenlerin musiki eşliğindeki sema gösterileri salonu dolduran Bursalıları adeta büyüledi. İzleyenlere huzurlu anlar yaşatan programın sonunda, semazenler, Türk Tasavvuf Müziği İcra Heyeti ve konuk sanatçı Semih Sergen’e günün anısına çiçek verildi.

53


Haberin en sade hali

54


YALIN HABER SAYI:4