Page 1

MİMARLIK TASARIM MEKAN

SAYI 81

EYLÜL 2009

BALL-NOGUES STUDIO

HYDE PARK’IN AYNASI

BÖLER

CASTIGLIONI

CM MİMARLIK

COEN+ PARTNERS

CUP

GM+AM ARCHITECTS

ALPER BÖLER AZİZ SARIYER BALL-NOGUES STUDIO BERNARD TSCHUMI ARCHITECTS CM MİMARLIK COEN+PARTNERS CUP GM+AM ARCHITECTS PIERO CASTIGLIONI

SANAA’dan 2009 Serpentine Pavyonu

SANAA

SARIYER

yazılarıyla ALDO CIBIC ALPAY ER GÜLSÜM BAYDAR

XXI

Y‹RM‹B‹R M‹MARLIK TASARIM MEKAN

SAYI 81 EYLÜL 2009 9 TL (KKTC 10 TL)

TSCHUMI


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekân Depo Yayıncılık adına sahibi ve yayın yönetmeni Kuyaş Örs yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş Ürer endüstriyel tasarım editörü Tuçe Yasak blog yuvası editörü Enise B. Karaçizmeli yardımcı editör Bihter Çelik Elif Esmez Lara Karaso

Farklı yönlere bakma zamanı

reklam müdürü Eda Ünsalan reklam sorumlusu Burcu Hinginar Akıncı okuyucu ilişkileri sorumlusu Biriçim Kalender grafik tasarım Aslıhan Özgen sayfa tasarım ve uygulama Sibel Gündoğdu grafik asistanı Doğukan Bilgin kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu, BEK web tasarımı Ufuk Demirgüç Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz kapak fotoğrafı Serpentine Galeri Pavyonu, 2009 © Luke Hayes basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Depo Yayıncılık Hacı İzzet Paşa Sokak Rota 1 Apartmanı 12/2 34427 Gümüşsuyu İstanbul 0212 251 1811 xxi@depo.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Depo Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

Center for Urban Pedagogy'nin (CUP) kurucusu Damon Rich'in son projesi Kırmızı Çizgiler Konut Kredisi Kriz Eğitim Merkezi, Amerika'da ekonomik kriz sonrasında kriz hakkında konuşmayan ya da konuşamayanlar için bir platform sunmak üzere oluşturulmuş bir yerleştirme. Kenti kriz üzerinden yeniden okumayı amaçlayan proje, krizin yalnızca kalantorlar için değil, herkes için önemli sorunlar yarattığını, dahası kentin emlak piyasasında görece düşük değerli noktalarının krizden daha çok etkilendiğini araştırmalar ve kolay okunabilen grafiklerle aktarıyor. CUP'un buradaki misyonu aslında yalnızca var olan durumu görünür kılmak. Bu görünür kılma eyleminin araçlarının okunabilir bir şekilde tasarlanması ve kentlilere üzerinden fikir geliştirebilecekleri bir şekilde sunulması ise projeye asıl gücünü kazandıran özelliği. Bu da krizin haber bültenlerinde izlediğimiz batan banka haberlerinin çok ötesindeki etkilerini ve kent üzerindeki değiştirici (ki bu olumlu ya da olumsuz bir değişim olabilir) özelliğini ortaya koyuyor. Bu ay XXI'in köşe yazarları arasına katılan Aldo Cibic ise gündelik kullanım nesnelerinin tümünün aslında birer tasarım olduğunu vurguluyor ve bu durumun yeni bir dünya anlayışı kurgulamak için taşıdığı potansiyeli gözden kaçırmamamız gerektiğini belirtiyor. Tüketmek üzere olduğumuz dünyaya yeni bir anlayışla yaklaşmamız gerektiği gerçeği, son yıllarda sürekli gündemde olan küresel iklim değişikliğiyle birlikte artık gün gibi ortada. Buna ekonomik gelişmelerden kaynaklanan gelir dağılımı

eşitsizliği gibi sosyal sorunlar da eklemlenince yeni bir bakış geliştirmenin şart olduğu görünüyor. Cibic bu bakışın kent, mimarlık ve tasarım gibi gündelik yaşamımızı doğrudan etkileyen alanlardaki yansımalarından duyduğu heyecanı projelerine nasıl yansıttığını aktarırken, bunun insanların yaşam kalitesine etkilerinin de azımsanmaması gerektiğini anlatıyor. Glasgow'daki Hazelwood Engelliler Okulu projesiyse özel bir kullanıcı grubunun okul içindeki dolaşımının tasarımı üzerine kurulu. Tasarım, farklı fiziksel engelleri bulunan çocuklar için ortak payda olarak dokunma duyusunu alıyor. Onların hem zarar görmeyecekleri hem de okul içinde kendi başlarına özgürce dolaşabilecekleri ve bu yolla da kendilerini “öteki” olarak hissetmeyecekleri bir mekan kurgusu üzerine kurulu proje. Serbest dolaşıma olanak tanıyan iç caddesi ve bahçeyle aralarında geçişler olan iç avlularıyla yapı, çocuklar ve ebeveynlerinin geri bildirimleriyle sürekli olarak geliştiriliyor. Modern çağın dünyaya ve içerdiklerine bakma biçiminin ciddi krizlere yol açtığı artık su götürmez bir gerçek. Yeni bir bakış geliştirmek ve bunun için artık acele etmek zorunda olduğumuzu, karşılaştığımız çeşitli krizler, her geçen gün yeniden bize hatırlatıyor.ö

XXI


köşe yazarları alpay er 1988 yılında ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü'nden mezun oldu. Doktorasını 1994 yılında Manchester Metropolitan Üniversitesi'nde tamamladı. 1997 yılında İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarım Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmalarına başlayan Er, 2006 yılından bu yana bölüm başkanlığı görevini sürdürüyor. Er, aynı zamanda tasarım yönetimi, stratejileri ve endüstriyel tasarım konularında danışmanlık yapıyor.

gülsüm baydar Gülsüm Baydar Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarl›k Bölümü'nde lisans ve yüksek lisans programlar›n› bitirdikten sonra Kaliforniya Üniversitesi'nde Mimarl›k Tarihi alan›nda doktora yapt›. UC Santa Cruz, National University of Singapore, MIT, University of Adelaide ve Bilkent Üniversitesi'ndeki akademik pozisyonlar›n›n ard›ndan 2006 y›l›ndan beri ‹zmir Ekonomi Üniversitesi'nde Mimarl›k Bölümü başkanl›ğ›n› sürdürüyor.

Aldo Cibic 1977'de Ettore Sottsass ile çalışmaya başladı. 1980'de kurucularından biri olarak Memphis oluşumunda yer aldı. Bugün ana çalışmalarını, kentsel tasarım, mimarlık ve iç mekan tasarımı üzerine Cibic&Partners ile birlikte Milano'da, sürdürüyor. Vicenza'daki Atölye Cibic'te yeni tasarım tipolojilerinin gelişimine yönelik tasarım ve araştırma yapıyor. Aynı zamanda Domus Academi'de, Milano Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü'nde ve Venedik Mimarlık Üniversitesi Tasarım Fakültesi'nde ders veriyor. Şanghay'daki Tonhgiji Üniversitesi'nde de konuk profesör olarak ders veriyor.

katkıda bulunanlar

Eylül 2009 - XXI 2

katkıcılar

Bulut Cebeci Rhode Island School of Design’da mimarlık ve güzel sanatlar eğitimi aldı. Londra’da AA'de Emergent Technologies and Design bölümünde yüksek lisans yaptı. Halen Londra’da mimar ve tasarım sistemleri araştırmacısı olarak çalışıyor.

Merve Ünsal Princeton Üniversitesi’nde Sanat Tarihi ve Görsel Sanatlar Bölümü’nü bitirdi. Halen New York'ta Parsons The New School of Design'da fotoğraf yüksek lisans programına devam ediyor.

Luca Orlandi Mimar, mimarlık tarihçisidir. Lisans derecesini Genova Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Mimarlık Bölümü'nden aldı. 2005 yılında Torino Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Çevre Mirası Tarihi ve Eleştirisi programında doktorasını tamamladı. Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Tasarım Bölümü'nde öğretim üyesi.


güncel 10 HYDE PARK'IN AYNASI

SANAA tarafından tasarlanan 2009 Serpentine Galeri Pavyonu, doğayı içine davet eden bir yapı. Zengin bir mekansal deneyim sunan pavyon, çatısı altında durup yukarı bakan seyircileri sanal ve kolay algılanamayan bir dünyaya götürüyor.

26 GÜLSÜM BAYDAR / EŞİK CİNLERİ

Mimarlık, Kadınlık, Farklılık

28 DOĞA DA YAPAYLIĞIN ÜRETİCİSİ

Mimari aydınlatma tasarımcısı Piero Castiglioni ışıktan bahsederken “doğal/yapay” gibi sıfatları kullanmayı reddediyor. Tasarımcıya göre gün ışığı ve elektrik ışığı var, ayrıca doğa da bizler de yapaylığın üreticileriyiz.

32 ALPAY ER / TASARIMIN ÖTE YANI...

Kendini Arayan Meslek

34 MUTFAK SÜNGERİNDEN YAPıYA 14 OTOMOBİLDEN MOBİLYA HEYKELLERE

İtalyan Fontana firmasının otomotiv sektöründeki deneyimlerini evlere taşıma kararı sonrasında beraber çalıştığı ilk tasarımcı Aziz Sarıyer. Altreforme için tasarladığı raf birimi, banko ve oturma birimi “mobilya heykel” olarak tanımlanıyor. Malzeme ve üretim yöntemleri bambaşka da olsa bu alüminyum mobilyalar; biçim dili, strüktür ve modülerlik bakımından tasarımcının ahşap mobilyalarının çizgisini taşıyor.

Ball-Nogues Studio'nun önderliğinde yürütülen atölye çalışmasıyla ortaya çıkan Elastic Plastic Sponge (Elastik Plastik Sünger) Pavyonu, kıvrılıp burkularak bir sahne veya fuaye gibi büyük ölçekli mekanlar oluşturabiliyor. Devasa bir Möbius şeridi olarak festivallerde karşınıza çıkabiliyor.

İçİndekİler

proje 38 ANITSAL VE SESSİZ

Eylül 2009 - XXI 4

18 ALDO CIBIC / “AZ”LA ÇOK

Yeniden Keşfedilmek Üzere Tasarım Ve Yaşam Kalitesi

Minneapolis'teki kilise avlusu sade tasarımıyla dini mekanın ruhaniyetini temsil ediyor. Kilisenin mimarisi ve kimliğine referans veren işlenmiş perfore bakır panelleriyle ziyaretçiyi içeri çeken avlu kentsel dayanışmanın da bir ifadesi olarak düşünülmüş.

22 KRİZİN KIRMIZI ÇİZGİLERİ

42 PARTENON'A YENİ KOMŞU

Center for Urban Pedagogy'nin kurucusu Damon Rich’in son projesi Red Lines Housing Crisis Learning Center, konut kredisi krizini farklı bir bakış açısıyla ele alarak kriz hakkında konuşmayan ya da konuşamayanlar için bir platform yaratıyor.

Partenon'a bakan bir konumda yer alan Yeni Akropolis Müzesi, Antik Yunan'ın matematiksel netliği üzerine kurgulanmış. Mimarı Bernard Tschumi ile eskiyle yeni ilişkisine yaklaşımı, bina-program-dolaşım/ hareket kurgusu ve yapım süreci hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.


48 OKULA DOKUN

64 KOLTUKTAN KALELER Glasgow'da 2007'de tamamlanan Hazelwood Engelliler Okulu, öğrencilere duyusal olarak ulaşmanın yolunu bulmuş. Yapının tasarım süreci ve sunduğu günlük yaşantı hakkında mimarlarından Alan Dunlop ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Hem büyüklere hem de çocuklara yönelik bir tasarım olan Kale, bir yandan evde nesiller arası sosyal bir ortam yaratırken diğer yandan “eşya ayrımı”nı ortadan kaldırıyor.

ürün 66 ÜRÜN HABERLERİ 74 KENDİNDEN IŞıKLı

İçİndekİler

52 DIŞARI DAVET EDEN APARTMAN

Göktürk’te yer alan Apartman 112, konumlandığı yoğun caddedeki dinamik cephesi ve balkonlarda planlanan günlük yaşantısıyla farklılaşıyor. Proje mimarı CM Mimarlık'tan Cem Sorguç ile tasarım süreci üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Eylül 2009 - XXI 6

58 İNŞAİ FİKİR TASARIMLARI

Kafe ile butik gibi iki farklı işlevi bir araya getiren Building aslında yaptıkları işi fikir mühendisliği olarak tanımlayan ve farklı disiplinleri barındıran aynı adlı tasarım ofisinin ilk projesi. Projelerini geniş bir kitleye ulaştırmak amacıyla çalışmalarına bir yeme-içme mekanıyla başlayan ekipten Sedef Kırdök mekanı ve yapılanmayı anlattı.

Glowway ışıklı zemin karoları, acil durumlarda yeterli olmadığı tespit edilen mevcut sinyalizasyon sistemlerine yeni bir çözüm sunuyor.

76 AYDıNLATMA SİSTEMLERİ DOSYASı

84 AJANDA

2D Collection Arlight Bestar elektrik Fersa İkizler Aydınlatma Heper + Moonlight Kreon Jupiter Optimum Aydınlatma / Trilux Osram Philips Özcan Aydınlatma Schneider Electric Siteco Sylvania Swarovski Tepta / iGuzzini Veksan Teknolight Viko


PAVYON - LONDRA Eylül 2009 - XXI 10

HYDE PARK'IN AYNASI SANAA tarafından tasarlanan 2009 Serpentine Galeri Pavyonu, doğayı içine davet eden bir yapı. Zengin bir mekansal deneyim sunan pavyon, çatısı altında durup yukarı bakan seyircileri sanal ve kolay algılanamayan bir dünyaya götürüyor. Bulut Cebeci

2009 Serpentine Galeri Pavyonu, bu yıl her zamanki yerinde, Hyde Park’ın bittiği, Kensington bahçelerinin başladığı noktada, Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa çiftinin liderliğindeki Tokyo bazlı uluslararası mimarlık ofisi SANAA tarafından tasarlandı. Temmuz'dan Ekim'e kadar ziyaretçilere açık olacak yapı, tamamen sponsorlar tarafından finanse edildi. Daha önceki sekiz pavyonda olduğu gibi esas amaç, halkın deneysel mimarlığa olan ilgisini

artırmak ve Büyük Britanya’da daha önce deneyimi olmayan, ancak evrensel mimarlık kültürüne önemli katkılarda bulunmuş bir mimarı ve ekibini tanıtmak. Farklı mekanları altında toplayan çatı, ilk bakışta Oscar Niemeyer’in Sao Paulo'da Ibirapuera Parkı'nda yaptığı pavyonu anımsatıyor (1951). Ancak SANAA, klasik modern mimarinin doğayı dışarıda tutma veya çerçeveleme anlayışına itibar etmiyor. Bunun yerine, doğa, kibarca içeri davet ediliyor ve mimari öğelerle bütünleştiriliyor. Daha önceki projelerinde olduğu gibi SANAA, merkezi alanı olmayan bir tasarım gerçekleştirmiş. Çatının altında

oluşturulan mekanlar ağaçların arasına serpiştirilmiş ve bunların en genişi, yaz boyunca düzenlenecek konuşmalar ve sergiler için kullanılacak olan, pavyonun kuzeyinde konumlanan etkinlik odası. Diğer mekanlar ise kafe ve oturma alanı olarak kurgulanmış. Pavyonun 1950'ler tarzı perçinli uçak gövdelerini andıran alüminyum kaplama çatısı her yöne doğru uzanıyor ve ağaçları birbirlerine bağlayan bir köprü gibi havada salınıyor. Alüminyum paneller, 18 mm kalınlığına sahip kontrplak üzerine perçinlenmiş ve bu çatı sistemi 557 m2'lik bir alanı kaplıyor. En yüksek noktasında üç buçuk metreye ulaşan çatı, şaşırtıcı bir şekilde en alçak


PAVYON - LONDRA 11 XXI - Eylül 2009

Serpentine Galeri Pavyonu 2009, © 2009 Kazuyo Sejima + Ryue Nishizawa / SANAA, fotoğraflar: Luke Hayes, Iwan Baan


PAVYON - LONDRA Eylül 2009 - XXI 12

noktasında bir metreye kadar düşerek yüksek bir masa hizasına iniyor. Yapı, oldukça zekice bir şekilde, kendisini çevreleyen doğanın yine “kendisine” göre uyarlandığı izlenimi yaratıyor. Çatıyı taşıyan ince, yansıtıcı alüminyum kolonlar, iç mekanları dışarıdan ayıran 20 mm kalınlığındaki saydam, plastik paneller sayesinde, algıyı yapının varlığını sorgulamaya yönlendiriyor. Bu yüzeyler sayesinde yapı, gece ve gündüz arasında renk değişimine uğruyor; kamuflaj etkisiyle görünmez hale geliyor. Zemin, çatının dikey izdüşümünü takip ederken, beton yüzey yapının parlak yansıtıcı yüzeylerinin aksine, olabildiğince sessiz kalmayı tercih

ediyor; zemin ve çatı arasında oluşan mekan, kendisini çevreleyen parkın doğal bir parçası haline geliyor. SANAA, kendilerinden beklenildiği gibi, ikonik ve ilk bakış odaklı bir tasarım yerine cisimsizliğin şiirselliğini ziyaretçilere sunuyor. Yapının mimari anlamda en önemli özelliği ise ilk bakışta hemen anlaşılmayan eterik* karakteri. Çatının altında durup yukarı baktığınızda çevrenin yansımaları, sanal ve kolay algılanamayan bir dünyanın ilk izlenimlerini veriyor. Bir Mark Rothko resminde olduğu gibi, uzun ve sabırlı bir gözlemden sonra, mekanın üç boyutunun ötesinde geçici ve akışkan bir düzlem keşfediyorsunuz. Yağmurun metal yüzeye çarpışının yarattığı

ses ve suyun yansımaları bu algısal deneyimleri zenginleştiriyor. Son dokuz yıldır Serpentine Galeri yaz pavyonu serisi başarılı ve başarısız denemelerden geçti. Özellikle iki sene önceki Olafur Eliasson ve Kjetil Thorsen tarafından tasarlanan yapının planlanan tarihe yetiştirilememesi ve yerine Zaha Hadid tarafından geçici olarak kurulan yapı hatırlandığında, programın saygınlığını kaybettiği dönemler oldu. Ancak bu yılki pavyon, kaybedilen bu güveni tekrar yerine getiriyor. Yakın dönemde ekonomik sorunlarla boğuşan mimarların Britanya’da kavramsal yapılarla ve mimari denemeler ile uğraşmalarının zorlaştığı şartlar altında,

Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa kendilerine verilen şansı son derece iyi kullanıyorlar. Bugüne kadar gerçekleştirilmiş olan yaz pavyonları arasında, kuşkusuz, SANAA ziyaretçilere mekansal boyutu en zengin olan yapıyı sunuyor. Ortaya çıkan modern mimari ne insanın gözünü korkutuyor, ne de fazla sulandırılmış bir şekilde önünüze geliyor. Mekan, farklı okumalara ve yorumlara açık ama kesinlikle karaktersiz değil, insanı büyüleyen ve eğlenceli bir duruşa sahip. Bu boyutsal zenginlik sayesinde 2009 Serpentine yaz pavyonu, kesinlikle amacına ulaşıyor. * Eter inhalasyonuyla meydana gelen fenomenlerin tümü.


SÖYLEŞİ - ÜRÜN TASARIMI - MOBİLYA Eylül 2009 - XXI 14

fotoğraflar: Ezio Manciucca

OTOMOBİLDEN MOBİLYA HEYKELLERE İtalyan Fontana firmasının otomotiv sektöründeki deneyimlerini evlere taşıma kararı sonrasında beraber çalıştığı ilk tasarımcı Aziz Sarıyer. Altreforme için tasarladığı raf birimi, banko ve oturma birimi “mobilya heykel” olarak tanımlanıyor. Malzeme ve üretim yöntemleri bambaşka da olsa bu alüminyum mobilyalar; biçim dili, strüktür ve modülerlik bakımından tasarımcının ahşap mobilyalarının çizgisini taşıyor. Tuçe Yasak

ty: Altreforme için tasarladığınız üç ürün Cioccolata, Mariu ve Liquirizia “mobilya heykeller” olarak tanımlanıyor. “Mobilya Heykel” kavramı “mobilya”dan hangi, “heykel”den hangi öğeleri barındırıyor? Aziz Sarıyer: Endüstriyel tasarım, mühendislik sınırlarına ulaştı.

İhtiyaçlara yönelik, hayatı kolaylaştıran, ergonomik ve ekonomik ürünler geliştiriliyor. Bunu artık tek bir tasarımcı değil, Ar-Ge şirketleri üstleniyor. Bir yandan da sınırlı sayıda üretim esasına dayanan tasarımların sanat eseri olabildiği bir döneme girildi. Dünyada birçok sanat galerisi esasında mobilya olan bu ürünleri birer heykel sıfatıyla koleksiyonlarına katıyor ve sergiliyor. ty: Üç ürün arasında, firmanın özellikle Cioccolata'nın tanıtımına ağırlık verdiğini görüyoruz. Bunun nedenlerinden bahsedebilir misiniz? as: Cioccolata bir raf ünitesi, Liquirizia çoğalabilen çift taraflı bir

oturma sistemi, Mariu ise bir banko. Firmanın bu tercihinin Cioccolata'nın özelliklerinden ve satışa daha açık bir ürün olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. ty: Altreforme markası, Fontana firmasının otomotiv sektöründeki 50 yıllık mühendislik ve üretim deneyimini mobilya heykellere taşırken, ürünlerin hedef kitlesini ve konseptlerini yine otomobil kullanma deneyimi üzerinden tanımlıyor. Bu hedef kitleden bahseder misiniz? as: Hedef kitle; genellikle otomobil kültürü olan, ayrıcalıklı, sınırları zorlayan, entelektüel, sanata düşkün, kişiler; hedef mekanlar ise bu kişilerin ev ve iş yerleri olarak


SÖYLEŞİ - ÜRÜN TASARIMI - MOBİLYA Eylül 2009 - XXI 16

düşünülmüş. Yaptığım çalışmalarda tüm bu hedeflere odaklanarak istenilen sonucu kendi tasarım anlayışımla tarif etmeye çalıştım. Bu doğrultuda, ürünlerin üretim sayıları 100'ü geçmeyecek ama kullanıcının istekleri doğrultusunda hiç bir değişiklik yapılmayacak. ty: Kullanılan malzemenin -1,25 - 8mm kalınlığındaki alüminyum levhaların- ve üretim yöntemlerinin tasarımlarınıza, özellikle biçimsel olarak ne gibi yansımaları oldu? as: Yapmam istenen tasarımların malzemesi alüminyum, üretim yöntemi de bir otomobilin kaporta parçalarınınkine benzer şekilde presle biçimlendirmeydi.

Ürünlerin biçimleri bu imalat tekniklerine uymakla beraber benim tasarım anlayışımın bir sonucu olarak ortaya çıktı, Altreforme'nin oluşturmak istediği marka ruhuna odaklandı. ty: Fontana, otomotiv sektöründeki deneyimini mobilya heykellere taşırken, ilk işbirliğini sizinle gerçekleştirdi. as: Belirttiklerine göre, projelerini ilk olarak benimle başlatmaya karar vermelerindeki önemli etken benim tasarım dilimin onların imalat sistemlerine çok uygun oluşu. Uluslararası firmalara yapmış olduğum çalışmaları önceden bilerek ve beni tanıyarak benimle çalışmaya karar verdiklerini söylediler. Kendilerine 10

adet tasarım yaptım. Şu ana kadar üç tanesi üretilebildi. Diğerleri prototip aşamasında. ty: Tasarım sürecinizde önceki deneyimlerinizden farklı olarak hangi aşamalar yer aldı? as: Yaptığımız anlaşmadan hemen sonra Fontana'nın üretim tekniklerini kavramak için tesislerini birçok defa ziyaret ettim. Tasarım sürecinin tüm aşamalarını da bilgisayar üzerinde ben çalıştım. Üretim sürecindeki tüm hassas analizler onlar tarafından gerçekleştirildi. Tabiki, üretim aşamasında yaptıkları çalışmalara eşlik ettim ve bilgilendim. Teknikleri o kadar ileri ki yaptığım tasarımların hiçbir parçası revizyon gerektirmedi.

Altreforme'de üretim süreci Cioccolata, Mariu ve Liquirizia'nın üretimi 15 aşamada gerçekleştirildi: Matematiksel tasarım, sanal fizibilite analizi, kalıp tasarımı, köpük model tasarımı, demir kalıp dökümü, üretim çizimi, lazer kesim, alüminyum tabakaların kalıpta basımı, tabakaların birleştirilmesi, geometrik kontrol, yüzey işlenmesi, elde yüzeyin işlenmesi, boya, son kalite kontrol ve ambalajlama.

karşı sayfada üstte solda: Cioccolata üstte sağda: Mariu altta: Liquirizia bu sayfada üstte solda: Liquirizia üstte sağda ve en sağda: Cioccolata altta solda : Liquirizia altta sağda ve en sağda: Mariu


YENİDEN KEŞFEDİLMEK ÜZERE TASARIM VE YAŞAM KALİTESİ

Sadece kendi ülkemizin önerebildiklerine baktığımızda, doğa, peyzaj, turizm, tatil, müze ve anıtlara ilişkin bölgenin kullanımı ve gelişimiyle ilgili stratejik işlemlerin yeni ekonomiler yaratmak

Eylül 2009 - XXI 18

“AZ”LA ÇOK

Tarihin inanılmaz bir anında yaşıyoruz. Küreselleşme süreci yakın zamanda sınırlarını net bir şekilde ortaya koydu. Özellikle Asya'daki büyük ve küçük ülkeler, Batı'daki diğer ülkeler yaşlanmış, motivasyon ve vizyonlarını kaybetmiş görünürken, büyük bir güçle ortaya çıkıyor. Bulunduğumuz konumu değiştirerek, genel olarak toplumun kutuplaşması fenomeni ile karşı karşıya olan bir dünya gözlemleyebiliriz: Bir tarafta, zaman zaman abartılan anlık kötüleşmelere rağmen artmaya devam eden zenginlik; diğer tarafta, tüm görünür sonuçları ile yayılan fakirlik. Zenginlik tarafında tasarım, statünün dürtüsünü tatmin etmeyi hedefleyen gösterişli bir lüks, yararsız ve aşırı bir performans için kendinden referanslı olma eğiliminde. İnsanoğlunun bu kısmı, soluduğumuz havanın kalitesi, petrol krizi gibi genel olarak çevre ile ilişkili sorunlara karşı da farklı bir tavır içerisinde değil: "İstediğim kadar ve istediğim şekilde tüketebilirim çünkü parası neyse ödüyorum." Bunların tümünün ekonomik anlamda gelir, istihdam gibi istenmeyen yan etkiler yarattığı bir gerçek fakat belki de bu üretimin daha çoğu biraz daha akıllıca

modaya, yemeğe, İtalyanlara özgü "hayattaki daha iyi şeylerin tadını çıkarmayı bilme" fikrine dek daha geniş bir anlamda sürekli kılan kalite kültürü umudunu temsil ediyordu. Bugün yaratma kapasitesi anlamında yaratıcılık, yeni gerçekliklere uyum sağlayacak şekilde ayarlanmış bir kalite hayatını nasıl hayal edebileceğimizi anlamamıza yardım ediyor. Akla gelen imaj bir alışveriş listesi: Bir tarafında hali hazırda işleyen ya da hassas bir şekilde ince ayar yapılabilecek kısım; diğer tarafında hem ekonomik hem çevresel olarak sürdürülebilir bir şekilde iyi yaşamamıza yardımcı olabilecek şeylerin listesi. Bu, etrafımızda neyin nasıl olduğunu ya da olabileceğini yeniden değerlendirmemiz için eleştirel bir kapasiteyi; günlük yaşamı, eğlenceyi, boş zamanları, çocuklarımızın yaşamlarını, çalışmaya ilişkin etkinlikleri oldukları ya da olabilecekleri gibi yeniden düşünmemizi gerektiren bir süreç. Olanaklarımızla, düşlerimizle ve etrafımızı saran gerçeklerle daha uyum içerisinde olan yeni yaşam tarzları oluşturabiliriz. Daha az bağıran, daha az teşhirci, daha az koşullanmış, değer üretmenin çağa uygun yollarına ulaştıracak bir parça sağ duyuyu barındıran bir hayat.

aldo cıbıc Tasarımcı, Milano aldocibic@cibicpartners.com

olabilir. Fakirlik tarafında, demokratik tasarım genelde düşük maliyetli, düşük kaliteli, geleceğin çöpü, çoğu durumda kurtulması ve dönüştürülmesi imkansız olmasa bile zor olan “ıvır zıvır”a dönüşmüş izlenimi yaratıyor. Ve bunun tamamı modern teknoloji ile büyütülüyor, kısa ömürlerinin sonunda ıskartaya çıkarılmış cep telefonları ve bilgisayarlardan oluşan sonsuz yığınlara dönüştürülüyor. Bu bağlamda, yeni gelişme şu ki orta sınıfı bir kenara attık. Geçtiğimiz yıllarda, orta sınıf kimliğini ve satın alım gücünü kaybederek düşüşe geçti. İtalya'da bu sosyal sınıf, bir zamanlar,“İtalyan Yapımı”nın gelişimini tasarımdan

için inanılmaz bir potansiyel taşıyabileceğinin farkına varıyoruz. Benden zaman zaman tasarım hakkında konuşmalar yapmamı istiyorlar. Belki çoğu zaman farkına varmıyoruz ama etrafımızdaki her şeyi, ürünleri, hizmetleri, tabelaları, iletişim sistemlerini, çitler gibi sonsuz miktarda imal edilen ürünleri, pencere çerçevelerini, otomobilleri, giysileri düşündüğümüzde, bunların hepsi potansiyel olarak tasarımın konusu ve eğer tüm bunlar iyi düşünülürse ve iyi tasarlanırsa bir fark yaratılabilir. Eğer iyi tasarımcılar olmak istiyorsak, kim olduğumuzu, içerisinde yaşadığımız dünyayı,


ve enerji bakımından olanaklı olduğunca kendi kendine yetebilir bir alan yaratmak. Konutlar, ağaç evlerden apartmanlara, villalara kadar çeşitleniyor; yerel kültür ve ekonomi ile ilişkili mağazalar için geniş bir kamusal alan da yer alıyor. Başlangıçta bu sadece bir fikirdi fakat zaman geçtikçe proje, kentsel planlamadan mimarlığa, tasarımdan pazarlamaya, peyzajdan ziraata farklı uzmanlık alanlarının içerisinde yer aldığı detaylandırılmış bir gerçekliğe dönüşüyor ve Çin'in farklı bölgelerinde doğanın ve ziraat dünyasının değerlerini iyileştirmeye ne kadar çok ihtiyaç olduğuna dikkat çekmek önemli. Bu süreçte tüm katılımcılar daha önce hiç yapmadıkları bir şey yapıyorlar (referans gösterilebilecek çok fazla örnek yok): hepsi risk alıyorlar.

karşı sayfada Şanghay'dan yaklaşık bir saat mesafede olan ve bir milyon metrekareye yayılan, içerisinde konutların yer aldığı kırsal park projesi Danguiyuan'a ilişkin görseller, cibic&partners bu sayfada solda, üstte solda ve üstte sağda: Şanghay'dan yaklaşık bir saat mesafede olan ve bir milyon metrekareye yayılan, içerisinde konutların

yer aldığı kırsal park projesi Danguiyuan'a ilişkin görseller, cibic&partners en üstte solda: “Değişen dünyada hayatın tadını çıkar”sloganlı “Az'la Çok” projesi, fotoğraflar: Michele Nastasi en üstte sağda: Aldo Cibic'in çizim ve heykellerinden oluşan, doğanın gücünü beklenmeyen anlarda ve şekillerde ifade ettiği örnekler üzerine bir sergi olan Pocket Landscapes, Santi Caleca, Milan

19 XXI - Eylül 2009

gücüne inanmaya hazır insanlarla karşılaşıyor olmaktı. Dört yıl önce banliyöler, yeşil alanlar ve boş zamanlar üzerine Microrealities adlı, ilk defa Venedik Mimarlık Bienali'nde ve daha sonra farklı müze ve enstitülerde sergilenen bir araştırma projesi geliştirdik. Bugün Microrealities projelerinden ikisi Çin'de uygulanıyor: Birincisi, yeni bir metro istasyonu modelinin geliştirilmesi ile ilgili, bu modelde istasyon banliyödeki yeni bir meydana, kentsel merkeze dönüşüyor. Diğeri ise, yaklaşık bir milyon metrekarelik alana yayılan ve Şanghay'dan yaklaşık bir saat mesafede olan, içerisinde konutlar yer alan banliyö parkı. Bu projede geliştirilen fikir, içinde yaşanabilecek, doğayla çevrili, toprak mahsullerini yetişirken izleyebileceğiniz, gübre

“AZ”LA ÇOK

bizi beklemesini hayal ettiğimiz geleceği anlamaya çalışmak zorundayız ve işimiz bunun sonrasında nelerin nasıl yapılabileceğine dair fikirleri formüle etmek: Kendimizi ifade etmek ve kendimizin ve başkalarının yaşam kalitesini artırmaya çalışmak için yollar, araçlar, stratejiler keşfetmek zorunda kalmamız olasılıklar dahilinde. Bazı somut örneklere bakalım. Altı yıl önce, Çin'e, özellikle Şanghay'a sıkça seyahat etmeye başladım. Orada hissedebildiğiniz büyük enerji, giderek kalitesi artan bir tasarım yaklaşımına dönüşen bir şeyler yapma ve öğrenme tutkusu nedeniyle çok özgün bir deneyimdi, halen de öyle. Benim için en büyük sürpriz, hem eğitim (Şanghay'daki Tongji Üniversitesi'nde hocalık yaptım) hem de iş alanında fikirlere, fikirlerin


SERGİ - KENT - NEW YORK Eylül 2009 - XXI 22

görseller: Damon Rich

Krİzİn KIRMIZI ÇİZGİLERİ Center for Urban Pedagogy'nin kurucusu Damon Rich’in son projesi Red Lines Housing Crisis Learning Center, konut kredisi krizini farklı bir bakış açısıyla ele alarak kriz hakkında konuşmayan ya da konuşamayanlar için bir platform yaratıyor. Merve Ünsal

Red Lines Housing Crisis Learning Center (Kırmızı Çizgiler Konut Kredisi Kriz Eğitim Merkezi), Center for Urban Pedagogy'nin (Kentsel Pedagoji Merkezi - CUP) kurucusu Damon Rich’in en son projesi. CUP ve MIT Center for Advanced Visual Studies’in (MIT İleri Görsel Araştırmalar Merkezi) işbirliği sonucu gerçekleştirilen çalışma aynı anda bir eğitim merkezi, sergi ve tartışma mekanı işlevi görüyor.

Yaklaşık bir sene önce Özge Ersoy’la birlikte CUP’ın direktörü Rosten Woo ile yaptığımız söyleşi XXI'de yayınlanmıştı. CUP’ın bir organizasyon modeli olarak diğer eğitim ya da aktivist gruplardan farklı olmasının nedeni, yetenekleri ve ilgi alanları farklı bireyleri bir araya getirerek oluşturdukları takımlarla küçük ya da büyük demeden birçok projeyi aynı anda yürütmesi. Queens Museum of Art’ta (Queens Sanat Müzesi) sergilenen Red Lines, farklı kesimlere hitap eden ama asla ele alınan konuları basitleştirmeyen bir yaklaşımın disiplinlerarası takım çalışmasıyla hayata geçirildiği bir proje. Rich’in hayat verdiği sergi mekanı

geniş bir yerleştirme olarak tanımlansa da izleyiciler yerleştirmenin parçası olarak sergi bünyesindeki kitapları okuyup bilgisayardaki haritaları inceleyebildikleri için, ben bu projeyi isminin de yansıttığı üzere Rich’in yarattığı bir öğrenme merkezi olarak algıladım. Öğrenme merkezindeki büyük boyutlardaki fotoğraflar, Rich’in bahsettiği konuyu, konut kredisi ve ekonomik krizin etkilerini gerçekle bağdaştırmamızı sağlıyor. Sergi içerisindeki görseller ve metinlerle desteklenmiş posterler, bilgileri takip etmeyi kolaylaştırırken Amerika’daki ev kredisi sistemi üzerine, tarihi


önceki sayfada Sergiden posterler

Eylül 2009 - XXI 24

SERGİ - KENT - NEW YORK

bu sayfada altta: Red Lines sergisinden genel görüntü. sağda: Müzenin geniş galerisinde yer alan ve New York'taki binaların temsil edildiği minyatür.

bir çerçeveye oturtulmuş bilgileri sunuyor. Sergi mekanının ortasındaki masalarda farklı kitaplar, yayınlar izleyiciler tarafından incelenebiliyor ve herkesin kullanabileceği şekilde tasarlanmış olan etkileşimli haritalar, bilginin farklı bir şekilde işlenmiş halinin izleyici tarafından kavranmasını kolaylaştırıyor. Sergi içerisindeki yerleştirmeler farklı unsurları ile herkesin farklı anlamlar çıkarabilmesini desteklerken, görseller de bir o kadar anlam yüklü. Sergiyi gezerken yanımda benimle birlikte yürüyen küçük kızın hem haritaları hem de posterleri dikkatle incelemesi, Rich’in sergisinin farklı yaş ve eğitim gruplarına hitap ettiğinin kanıtıydı.

Rich'in, çoğu ilgilenenin gazetelerden ya da internetten takip ettiği konut kredileri ve ekonomik krizi adeta demokratikleştirerek girişi ücretsiz olan bir müzede sergilemesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Serginin beni en etkileyen bölümü Queens Sanat Müzesi’nin New York panoramasının Rich tarafından değiştirilmiş haliydi. Müzenin geniş bir galerisini kaplayan "minyatür New York"ta, her bina temsil ediliyor. Rich, 2008’de haciz gelen binaların yerine parlak pembe üçgenler koymuş. Belli alanlarda yoğunlaşan pembe üçgenler, şehrin sosyal gerçeklerini de gözler önüne seriyor. Queens’in doğusunda,

Brooklyn’in güneyinde yoğunlaşan üçgenlerden Manhattan'da çok az var. Göçmenlerin ve düşük gelirli grupların yaşadığı bölgelerde pembe üçgenlerin yoğun olması, Amerika’daki ev kredisi sistemini sorgulamanın ötesinde bu krizin en çok kimleri etkilediğini çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Red Lines’ın en önemli amaçlarından biri şu anda var olmayan bir diyaloğu başlatmak, kriz hakkında konuşmayan ya da konuşamayanların konuşabilmesi için bir platform yaratmak, gerekli donanımları sağlamak. Bu çerçevede sergi süresince sergi mekanında paneller ve konuşmalar düzenleniyor;

Queens Sanat Müzesi bu diyaloğun merkezi haline geliyor. Red Lines’tan dönerken 19:00 treni yerin üstünden gidiyor. Sergiyi gördükten sonra New York’un bu bölgesine bakışımın değiştiğini hissettim. Pembe üçgenlerin trendeki insanların hayatını etkileyip etkilemediğini, bu duraklardan trene binen insanların kaç tanesinin ev kredisi krizinden dolayı zor durumda olduğunu düşündüm. New York’taki birçok bireyin ve ailenin hayatını etkileyen ekonomik kriz hakkında okuduğum, öğrendiğim her şeyden daha anlamlı olan serginin başarılı olduğunun kanıtı da sanırım bir ziyaretçisinin bakış açısını bu kadar etkilemesi, değiştirmesi.


MİMARLIK, KADINLIK, FARKLILIK Birkaç ay önce Feminist Review dergisinin düzenlediği “Küresel Perspektiften Feminist Kuram ve Pratiğe Bakış” konulu bir konferans duyurusu aldım. Konferansın irdeleyeceği konuların başında “Feminizm neden hala küresel ölçekte gündemde?” sorusu yer alıyordu. Sorunun kendisi, feminizmin artık geçerli bir gündem konusu olmadığı iddialarına cevap niteliğinde olduğundan ilgimi çekti. Her ne kadar konferasın mimarlıkla doğrudan ilgisi yoksa da genel çerçevesi mimarlık kuramcısı Mary McLeod’un bir süre önce yazdıklarıyla birebir ilişkileniyordu. Şöyle diyordu McLeod: Feminist mimarlık tarihi -ve genelde feminizmneredeyse yok oldu. 1990’larda birbiri ardına yapılan yayınlar (Sexuality and Space, The Sex of Architecture, Architecture and Feminism) durdu. Sadece birkaç okulda hala “toplumsal cinsiyet ve mimarlık” üzerine dersler sürüyor. Yirmili ya da otuzlu yaşlardaki araştırmacılar sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve küreselleşme gibi konuları daha çekici buluyorlar. Feminist araştırmacılığa karşı çıkan daha geniş sosyal ve politik güçler kadar feminizmin son otuz yıldaki başarısı da çöküşüne katkıda bulunmuş olabilir.1

Eylül 2009 - XXI 26

Eşİk cİnlerİ

Bu tür gözlemlerin popüler medyada da yansımalarını görmek mümkün. Genel olarak öne sürülen, tüketimin, muhafazakar ideolojilerin ve dijital teknolojilerin ekonomik, politik ve teknolojik gündemleri belirlediği küreselleşen dünya sahnesinde feminizme yer kalmadığı. Bir yandan tüketim kültürü, kolektif bir özgürleşme kültürünün yerine kişisel gelişimi hedefleyen bir pazar yaratır, bir yandan muhafazakar politikalar kürtaj yasaklayıcı ve benzeri kararlar alır, bir yandan sanallığa dayalı dijital iletişim toplumsal örgütlenmeyi engellerken, feminizmin eski gücünü korumasının zorluklarından söz ediliyor.

gülsüm baydar gulsum.baydar@ieu.edu.tr

Mimarlık açısından bakınca küreselleşme ve tüketicilik gibi kavramların uzundur gündemde olduğu kesin. Ancak bunlara bağlı olarak gelişen sürdürülebilirlik ve dijital tasarım gibi konuların feminist söylemin öğretilerinden tamamen bağımsız düşünülebileceği fikri, hiç de doğru gelmiyor bana. Ancak yaşadığımız dönemde feminist söylemi kadın/ erkek ve dişil/eril gibi ikilemlere indirgemenin de aynı derecede hatalı olduğunu düşünüyorum. Bu ayrımlar toplumsal cinsiyet olgusunu performans değil, kimlik sorunu olarak ele alan bir düşüncenin ürünü. Oysa toplumsal cinsiyeti eril ve dişil kavramlarının sadece üretilmekle kalmayıp, doğalmış gibi sunulduğu bir mekanizma olarak görmek, bu kavramın kendisinin ne denli kısıtlayıcı olabileceğini de gösteriyor. Judith Butler ve Judith Halberstam gibi kuramcılar toplumsal normların sabitlediği cinsel kimliğin aslında normatif kalıplara sığmayacak denli özgür, akışkan ve değişken olduğunu vurguluyorlar. Ancak

bu normların kendilerinin tarihselliğini göz önüne alınca, toplumsal cinsiyet kavramı da özgürleştirici boyutlar kazanmaya başlıyor. Uluslararası ölçekte mimarlık disiplinine bakınca, ilk feminist düşüncelerin kadın mimarları görünür hale getirmek, mesleğin farklı alanlarında söz sahibi olmalarını sağlamak gibi amaçlarla 1970’lerden sonra hız kazandığı söylenebilir. Bu gibi konuların, kısmi başarılara rağmen, hala gündemdeki aciliyetlerini korudukları kesin. Bugün kadın mimarların sayısı ve görünürlüğü artsa da mimarlık hala erkek egemen özelliğini geride bırakmış değil. Daha da önemlisi bunu sadece istatistiki olarak değil, söylemsel olarak da sürdürüyor olması. Görselliğin öncelliği, mimari ürünün özerkliği ve mimarın yaratıcılığına dayanan mesleki kanon kalıcılık, strüktür ve düzen gibi kavramları öncelleyen bir söylem kuruyor. Son yirmi yıldır eril olarak kabul edilen bu varsayımların geçerliği psikoanalitik, postkolonyal ve feminist söylemlerce desteklenerek epey sorgulandı. Özellikle feminist kuramcılar varlık kadar oluşuma, sabitlik kadar akışkanlığa, akıl kadar bedene de öncellik tanıyan dişil bir söylem kurmanın gerekliğini vurgulayageldiler. Ancak yakın zamana kadar bu söylemlerin hemen tümü erkek/kadın ikili yapısı üzerinden kurulup, dışlanan nitelikleri kadın olgusuna yükledi. Dolayısıyla toplumsal cinsiyete dayalı kimliklerin mutlak, bütüncül ve sabit olduğu inancına dayandı. Oysa amaç mutlak, sabit ve egemen olandan farklı, eleştirel düşünceye kapı açmak; yani kadın/erkek söylemini sadece egemen/öteki üzerinden kurmak değil, ikili kimliklerin kendisine dayalı bir düşünce modelini sorgulamak değil mi? Feminist söylemin öncellediği oluşum, bedensellik, akışkanlık ve değişim gibi kavramları kadın ya da dişil gibi “a priori” kategorilerle özdeşleştirmek, bir anlamda eleştirel düşüncenin tanımına karşı değil mi? Küreselleşen dünyada egemen olan ulus-aşırı sermayenin, ünlü imzalar yaratıp kullanarak mimarlığı nasıl statü sembolü olarak gördüğü, her gün sayısı artan örneklerle kanıtlanmakta. Bu açıdan, gerek mesleğin kanonik varsayımlarını gerek erkek egemen niteliğini sürdürdüğü açık. Ancak küreselleşmenin mimarlığı ilgilendiren yönleri sadece coğrafi sınırları yok sayarak, dijital teknolojilerin de yardımıyla, uluslararası işler alan mimarlar ve ulus-aşırı şirketlere prestij binaları sağlamakla sınırlı değil. Aynı zamanda zorunlu göçlerin, sayısı giderek artan göçmen nüfusların ve diasporik durumların ortaya çıkardığı yeni mekansal kurguları da beraberinde getiriyor. Bu oluşumlar ırk, sınıf ve toplumsal cinsiyete dair pek çok sorunu ve eşitsizliği beraberinde taşıyor. Örneğin ailelerini memleketlerinde bırakan göçmen hizmetkarlar ya da inşaat işçilerinin “ev” kavramının bildiğimiz orta-sınıf aile evinden ne denli farklı olduğunu, alışageldiğimiz genel/özel kavramlarını nasıl sorgulamaya açık kıldığını mimari açıdan tartışmak gerekmez mi? Böyle bir tartışmanın söylemsel araçları tam da


feminist söylemin öncellediği oluşum, bedensellik, akışkanlık ve değişim gibi kavramlar değil midir?

1 Mary McLeod, ‘Perriand: Reflections of Feminism and Modern Architecture,’ Harvard Design Magazine, Bahar/Yaz 2004, s. 1. 2 Bu konudaki tartışmalar için bkz. Branko Kolarevic, der., Architecture in the Digital Age: Design and Manufacturing (New York: Taylor and Francis, 2003).

27 XXI - Eylül 2009

Gerek küreselleşme, gerek dijital tasarım yöntemlerinin mimarlık söylemi ve pratiğini radikal olarak ve feminist söylemlerin de desteklediği türden değişimlere açık kıldığı kuşkusuz. Ancak bunların var olan kanon tarafından kısa zamanda asimile edilebileceğinin de farkında olmak gerekiyor. O zaman sorun feminizmin ya da mimarlığa dair yöntemlerin tanışık olageldiğimiz biçimleriyle geçerliklerini yitirip yitirmedikleri değil; yeni koşullarda nasıl eklemlendikleri, eleştirel söylem ve pratikleri gereğinde kendilerini de dönüştürmeyi göze alarak nasıl sürdürebildikleri değil mi?

Greg Lynn, Blobwall, 2007. Modüler bir yapı ünitesi olan tuğlanın hafif plastik malzeme ile yeniden yorumlanması.

EŞİK CİNLERİ

Giderek yaygınlaşan dijital tasarım yöntemleri için de benzer bir tartışma sürdürmek mümkün. Dijital teknolojiler, sadece bilgisayar klavyesinin kalemin yerini alması olarak görülmeyip, tasarımın kendisini şekillendirecek araçlar olarak algılandığında ve özellikle sürdürülebilirlik kavramıyla ilişkilendirildiğinde, gerek söylemsel gerek biçimsel olarak mimarlığın pek de tanışık olmadığı yeni alanlar açıyor. Çevresel girdilerin belirlediği bir biçimsel sözlük, tanıdık biçimlerin yerini alıyor: Örneğin ancak dijital ortamlarda gerçekleştirilebilen, ısı ya da ışık gibi değişkenlerin belirlediği bir duvar, ya da gerilim hatlarının belirlediği bir kolon, biçimsel olarak hiç tanışık olmadığımız duvarlar ya da kolonlar, dolayısıyla da yepyeni mekansal deneyimler ve ilişkiler yaratabiliyor. Tanışık olduğumuz mekansal hiyerarşiler ve bunların toplumsal cinsiyete dayalı ayırımcı özellikleri açık biçimde sorgulanabilir hale geliyor. Ayrıca dijital ortamın ortaya çıkardığı işbölümünde yaratıcı mimar, yapı ustası, müteahhit gibi ayrımlar da ortadan kalkmaya başlıyor.2 Mimari süreçlerin iç içeliği (örneğin malzeme tasarımıyla mekan ve yapı tasarımının iç içe geçmesi) feminist söylemin eleştirdiği mutlak müellif olgusunu, dolayısıyla kanonun yaratıcı özne mitini de sorgulamaya açık kılıyor.

Sulan Kolatan, Bill Mac Donald, INVERSAbrane, 2005. Yapı yüzeyini koruyucu, yağmur suyunu biriktiren, güneş enerjisiyle nem ve ısıyı kontrol eden yanmaz sentetik malzemeden yapılmış membran strüktür.


GÜNCEL - SÖYLEŞİ - AYDINLATMA TASARIMI Eylül 2009 - XXI 28

fotoğraflar: Piero Castiglioni Arşivi

DOĞA DA YAPAYLIĞIN ÜRETİCİSİ Mimari aydınlatma tasarımcısı Piero Castiglioni ışıktan bahsederken “doğal/yapay” gibi sıfatları kullanmayı reddediyor. Tasarımcıya göre gün ışığı ve elektrik ışığı var, ayrıca doğa da bizler de yapaylığın üreticileriyiz. Luca Orlandi

lo: Öncelikle, Castiglioni ailesinden gelmeniz, böyle bir aydınlatma tasarımı mirası taşımanız, kariyerinizi nasıl etkiledi? Pıero Castıglıonı: Babam ve amcalarım ile birlikte büyümem onlardan çok fazla şey öğrenmemi sağladı. Bunlardan biri, hem eğlenceli hem de ciddi işler yapılabileceği görmem. Çünkü onlar bir yığın ciddi işi eğlenerek yaparken, meslektaşları -onların tam tersine- eğlenceli işler yapmalarına rağmen ciddi olamıyorlardı.

Onların arkadaşlarının, beraber iş yaptıkları insanların Vico Magistretti, Marco Zanuso, Luigi Caccia Dominioni gibi önemli isimler olması da benim için çok büyük bir şans oldu. Çocukluktan beri bu insanları tanıyor olmak, yaptıkları işleri anlamak bana kariyerimde çok büyük avantaj sağladı; bugün çalıştığım Renzo Piano, Richard Meier, Christian de Portzamparc gibi birçok mimarla yakaladığım uyum bundan kaynaklanıyor. lo: Projelerinizde kullandığınız teknik dilden bahseder misiniz? pc: Bence, teknik ve mimari olmak üzere iki dil var. Bir mimarın gerçekten teknik bir dili varken, sanatçının kullandığı dil bambaşka. Bizim yaptığımız işin, aydınlatmanın, teknik

bir dili olduğuna inanıyorum, ancak bu demek değil ki çirkin işler yapıyoruz. Teknik olmak aynı zamanda iyi şeyler yapılamayacağı anlamına gelmiyor, ama artistik dil tamamen farklı bir konu. Benim için Daniel Libeskind bir mimar değil bir sanatçıdır. Zaha Hadid de başka bir sanatçıdır, mimar değil. Ama Renzo Piano bir mimardır. Örneğin, Libeskind hep aynı şeyleri tasarlarken Renzo Piano hiçbir zaman bir önceki yaptığına benzer bir iş yapmamıştır. Kullandığı dil hep aynıdır ama kullandığı elemanları sürekli değiştirir. lo: Ofisinizin yapısından bahseder misiniz? pc: Dört-beş kişiden oluşan ufak ve esnek bir ofisim/stüdyom var. Böylelikle


Eylül 2009 - XXI 30

GÜNCEL - SÖYLEŞİ - AYDINLATMA TASARIMI

karşı sayfada üst sırada: St. Petersburg Kilisesi'nin aydınlatma tasarımı sürecinden görseller altta: St. Petersburg Kilisesi

bu sayfada altta: Schifanoia Sarayı, “Salone dei Mesi” adlı salonun aydınlatma tasarımı projesi planı sağda ve en sağda: Mekana özel olarak tasarlanan aydınlatma elemanları altta ve en alt sırada: Salonun aydınlatma tasarımı projesinin son halinden görseller

küçük ölçekten büyük ölçeğe farklı projeler gerçekleştirebiliyoruz. Özellikle ufak bir ofis seçmemin nedeni büyük ofislerin kendi içinde organizasyon ve koordinasyon problemleri yaşadıklarını düşünmem. Ofisimde özellikle aydınlatma projeleri üzerine çalışıyoruz. Sürekli İtalya dışında olduğum için ofisle iletişimimi sağlamak için bir sistem kurdum. Uzun yıllardır benimle çalışan başarılı iş arkadaşım sayesinde bu sistem çalışıyor. lo: Teknoloji, hem tasarım sürecinde kullanılan araçlar hem de aydınlatma armatürleri ve ışık kaynakları bakımından gelişiyor, değişiyor. Yaklaşık 40 yıldır bu işi yapan bir aydınlatma tasarımcısı olarak, siz ve

ofisiniz bu türden değişimlere nasıl uyum sağlıyorsunuz? pc: Teknoloji ilerlerken ve yenilenirken biz de yaptığımız işten dolayı gelişmeleri sürekli takip etmek durumundayız. Bilgisayar kullanmak bize yeni teknolojileri, neler olup bittiğini takip etme ve araştırma konusunda katkı sağlıyor. Bunun yanı sıra, birlikte çalıştığımız kişilere projenin ne durumda olduğunu aktarabilmek adına yaptığımız sunumlar bakımından da önemli. Ancak, her ne kadar yeni teknolojileri kullansak da eski teknolojilerden vazgeçemiyoruz. Örneğin, hesaplamaları her zaman defter, kalem ve hesap makinesiyle yapıyoruz. Yaptığımız aydınlatma projelerinde, yeni çıkan ürünleri eski

teknolojilerle birlikte kullanıyoruz. Projede Edison'un ampulleriyle de LED'lerle de çözümler üretiyoruz. Yeni bir aydınlatma ürünü ortaya çıktığında asla eskisi ölmüyor çünkü hepsi aslında o projeye ayrı ayrı destek sağlıyor. lo: Bir mekanın aydınlatmasını tasarlarken o mekan ve tasarıma uygun aydınlatma armatürleri de tasarlıyorsunuz. pc: Mekana giriyorum ve mekan bana neyin olması gerektiğini zaten söylüyor. Bu, bazen var olan aydınlatma elemanlarını kullanmak bazense o mekanın ihtiyaçlarına yönelik özel bir ürün tasarlamak oluyor. Ürünü tasarladıktan sonra da bunu benim için üretecek bir firma arıyorum.

lo: Sizce mimari ile doğal ve yapay ışık arasında nasıl bir ilişki var? pc: Mimari, mekanın sınırlarını belirlerken bir yandan da ışığın kontrolünü elimizde tutmamıza yardımcı oluyor. Ben hiçbir zaman “yapay/mimari” ve “doğal” kelimelerini kullanmıyorum; aslına bakılırsa aralarında bir fark da yok. Doğa da biz de yapaylığın üreticileriyiz. Örneğin kuş yuvası ya da arı kovanı doğal mıdır? Ayasofya da çok iyi bir örnek; oradaki, doğal bir ışık değil. Doğal “olumlu”, yapay ise “olumsuz” bir anlamda kullanılıyor ve algılanıyor ama ben, yapay ya da doğal ışık demek yerine gün ışığı ve elektrik ışığı demeyi tercih ediyorum.


Kendini Arayan Meslek

TASARIMIN ÖTE YANI...

Bir meslek düşünün ki, mensupları yıllarca mesleklerinin bilinmemesinden, tanınmamasından mustaripti. Bugün ise yanlış anlaşılmaktan ve mesleki alanlarının sömürülmesinden mustaripler. Oysa Türkiye’nin köklü üniversitelerinde eğitim almak için, bilgi ve yeteneklerini ispatlayarak on binlerce aday arasından seçilerek bu mesleğe adım atmışlardı. Meslek yeniydi, ama eğer bu ülke sanayileşecekse, kalkınacaksa, çağdaşlaşacaksa bu mesleğe gereksinim de büyük olacaktı. Seçtikleri belki o günlerin değil, ama kesinlikle geleceğin mesleğiydi. Herkes samimiyetle buna inandı. Yıllar yılları kovaladı. Mesleğin önemi giderek arttı. Özellikle yurt dışında başarılı firmalar markalarını bu mesleğin açtığı bakış açısına dayanarak yükselttiler. Yurt içinde de, sayıları az da olsa, bu bakış açısını benimseyerek, mesleğin katkısına güvenen ve bununla başarılı olan firmalar ortaya çıkmaya başladı. Mesleğin yaratıcılık, yenilik odaklı yapısı, hem iş yapma süreçleri hem de çıktılarının zengin bir görsellik içermesi, medya, tanıtım, reklamcılık vb. alanların ilgisini cezbetti. Giderek artan bu medyatik ilgi köklü üniversitelerdeki az sayıdaki bölümlere talebi arttırdı. Başvuran öğrenci sayısı arttı, puanlar yükseldi. Giderek daha zeki, yetenekli ve azimli gençler mesleğe adım attı. Meslek kamusal alanda ilk kez görünürlük kazandı. Sanayi örgütleri, kısmen küresel pazarlarda fiyat rekabetinde sıkışmanın kısmen de medyanın etkisiyle tasarımı keşfetti. Onlar da tasarıma kendi gündemlerinde yer vermeye başladılar. Sergiler fuarları, fuarlar yarışmaları, yarışmalar ödül törenlerini izlemeye başladı. Herkes memnun, herkes mutluydu. Sonunda, nihayet endüstriyel tasarım “sahne almıştı”!

Eylül 2009 - XXI 32

Ancak popülerleşme sürecinde endüstriyel tasarım bir meslek olarak henüz kurumsallaşmasını tamamlayamamış, mesleki bilgi, beceri ve yeterlik kriterlerini oluşturamamıştı. Öte yandan, bu süreçte yer alan her aktörün kendine göre beklentileri vardı. Medya, tanıtım, reklam, vb. mesleğin kendisini değil, yaratıcılık ve görselliği içeren süreç ve çıktılarını kendi amaçları için kullanmak istiyordu. Fuar şirketi yer satmak, PR şirketi imaj pazarlamak, sanayi/sektör örgütleri bürokrasi, siyaset ve üyelerle ilişkilerde kullanmak için tasarıma yöneldi. Kendi firmalarında tasarımı gerektiğince kullanamayan sanayiciler dahi sektörel örgütler aracılığıyla tasarımın hamiliğine soyundu. Sonuçta tüm bunlar tasarımın hızla popülerleşmesini sağladı ama aynı zamanda tüm bu güçlü aktörler tasarımın mesleki içeriğini boşalttılar ve tasarıma kendilerince anlamlar yüklemeye başladılar. Bugün endüstriyel tasarım tam anlamıyla bir meslek olarak kurumsallaşmadan, el birliğiyle magazinleştirilerek, herkese açık bir uğraş alanına dönüştürülüyor.

ALPAY ER

www.tasarim.itu.edu.tr

Bu sürece ne yazıkki endüstriyel tasarım mesleği içinden de bireysel ve kurumsal katılım oldu, oluyor. Bu anlamda sorumluluğu tamamen meslek dışı aktör ve dinamiklere yüklemek doğru değil. Herkesin payına öz eleştiri düşüyor. Sonuçta tasarımın kamusal alandaki görünürlüğünü yükseltmek adına, mevcut tek mesleki oluşum, Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK) derneği, okullar ve tabi ki bireyler kendilerine

sunulan her “sahne alma” teklifine nadiren ilkesel bir direnç gösterebildiler. Böylece alanın magazinleşme sürecini meşru kılarken, öte yandan aslında kendi mesleklerini değersizleştirdiler. Son yıllarda ETMK’nin desteklediği bir takım etkinlikler dahi bu konuda yeterli bir fikir verebilir. Görünürlük her şeyin -meslek dahilönüne geçti. Mesleki kurumsallaşmanın yokluğunda, tasarım herkese açık bir rant alanı haline getiriliyor. Bugün bağımsız ve güçlü bir mesleki kurumsallaşma, bu rant alanından beslenen ve bizzat “sahneyi” kuran kesimlerin işine gelmez. Çünkü artık “tasarım” tasarımcılara bırakılmayacak kadar fazla “ekonomik, kültürel ve hatta politik” rant potansiyeline sahip. Sadece eğitim alanına şöyle bir bakış bile, bu rantın boyutlarını ve mesleğin geleceği üzerindeki olumsuz etkisini gözler önüne serecektir. Hangisinden başlayalım? Yeterli sayıda endüstriyel tasarım kökenli ve kadrolu hocaya sahip olmadan her yıl en düşük puan dilimlerinden 50-60 öğrenci kabul eden bazı vakıf üniversitelerinden mi? Özel dershanelerdeki kurslar veya sertifika programlarından mı? Yoksa sözde “teknik ara eleman” yetiştirmek için kurulmuş ama aslında “temel tasarım” ve “tasarım tarihi” dersleriyle dört yıllık eğitimi iki yıllık ön lisans programlarına sığdırmaya çalışan devlet üniversitelerindeki fırsatçılardan mı? Yoksa kendi firmalarında tasarım adına daha alınması gereken çok yol varken, “kamu yararı” için “tasarım meslek lisesi” açmaya soyunan sanayi/sektör örgütü yöneticilerinden mi? Görüldüğü gibi liste uzun. Tasarım eğitimini dar anlamda "eğitim-öğretim" olarak değil de, tasarım sektörünün insan kaynakları arzının niteliği ve hacmi olarak algılayabilenler için bu “enflasyonist” genişleme ve çeşitlenmenin mesleğin geleceği üzerindeki etkisini açıklamaya gerek bile yok. Peki tasarım eğitimine yönelik bu ilginin arkasında ne var? Türk sanayisinin tasarım konusundaki insan kaynakları talebi birdenbire hem kendisini defalarca katladı hem de aynı zamanda meslek lisesi düzeyine dek düştü mü? Hayır. Sadece tasarım eğitimi de bir rant alanı haline geliyor. Vakıf üniversitesi kolay doldurulacak kontenjan, sanayi/sektör temsilcisi aklınca politik bir gösteri alanı, kendi mesleğinde dikiş tutturamamış fırsatçı da iş alanı olarak görüyor endüstriyel tasarım eğitimini. Bu bir yağma. Bunu kurum ve kişileri insafa davet ederek, suçlayarak veya ikna ederek durdurmak mümkün değil. Sonuçta tasarım daha bilinir ve tanınır bir alan oldu ama mesleki anlamda bir sahibi yok. Ortada bir rant var ve güçlü olanın dediği oluyor. Meslek, disiplin kimsenin umurunda değil. Sadece eğer kanunlarla korunmuş bir mesleki kimliğiniz varsa ve elbette ülkede de hukuk düzeni hakim ise, bunu durdurabilirsiniz. Öyleyse mesleğin tanıtımı gibi epeydir gündemi meşgul eden konuları öteleyip görünürlüğün cazibesine direnmenin, biraz içe kapanıp mesleki standart ve prosedürleri oluşturmanın, endüstriyel tasarım eğitimi için bir akreditasyon, kalite güvence sisteminin temellerini atmanın, meslek ve meslektaşların uzun dönemli çıkarlarını toplumsal fayda düzleminde örgütlü bir şekilde savunmanın, yani artık bu mesleğin kendini bulmasının vaktidir.


bu sayfada Pavyonun farklı noktalardan gece görünüşleri fotoğraflar: Benlloyd Goldstein (sağ üstte), Christopher Ball (diğerleri)

Eylül 2009 - XXI 34

GÜNCEL - PAVYON - ıNDıO

arka sayfada üstte: Strüktür üretim grafiği solda altta: Pavyonu şekillendiren sünger doku deneme grafiği sağda altta: Yerleştirme esnasında alınmış kuşbakışı görünüş; fotoğraf: Benlloyd Goldstein

MUTFAK SÜNGERİNDEN YAPıYA Ball-Nogues Studio'nun önderliğinde yürütülen atölye çalışmasıyla ortaya çıkan Elastic Plastic Sponge (Elastik Plastik Sünger) Pavyonu, kıvrılıp burkularak bir sahne veya fuaye gibi büyük ölçekli mekanlar oluşturabiliyor. Devasa bir Möbius şeridi olarak festivallerde karşınıza çıkabiliyor. Bihter Çelik

bç: Öncelikle projenin ortaya çıkışından bahsedelim. Elastic Plastic Sponge Pavyonu yapma fikri nasıl ortaya çıktı ve projeye ilham veren ana fikirler nelerdi? Benjamın Ball: Pavyon, Kaliforniya'da düzenlenen Coachella Müzik ve Sanat Festivali'nin küratörü Phil Blaine’in öğrencilerle birlikte yürütülecek atölye çalışmasına daveti üzerine gerçekleştirildi. Kuzey Kaliforniya Mimarlık Enstitüsü’nde öğrencilerin ortaya attığı önerilerin sentezinden oluştu.

Tasarıma başlarken asıl cevabını aradığımız sorular “Bir festival alanına kurulacak strüktürü hangi özellikleri emsalsiz kılar?”, “Biçimsel, işlevsel ve estetik olması için nelere ihtiyaç var?” oldu. Tasarımcı olarak hedeflerimizin arasında benzer amaçlı çalışmalardan farklı olmaktı. bç: Söylediğiniz üzere proje, farklı fikirlerin sentezi olduğu gibi sıklıkla bir arada görmediğimiz farklı bileşenleri de barındırıyor. Projenin gelişim aşamalarından bahsedebilir misiniz? bb: Pavyon için tam bir sentez projesi diyebiliriz. Benlloyd Goldstein ve Joanne Angeles'in grubu plastik tüpleri bükerek, hücreler (onların deyişiyle cevherler) üretmek üzerine çalışıyordu. İlham veren durumlardan biri, plastik tüplerin az malzemeyle büyük hacimler

oluşturabilme potansiyeliydi. Bir diğer grup olan Will Kim ve Jorge Miranda'nın grubu ise kısa tüpleri üst üste yığarak bal peteği benzeri bir strüktür üzerine çalışıyordu. İki yöntemi birleştirip projenin ana strüktürünü şekillendirdik. Pavyon bir festival alanında inşa edilecekti ve ortamın atmosferini geliştirebilmek için Tim Peeters ve Manda Ozlati'nin önerisi olan ışık ve su buharı uygulamalarını projeye ekledik. Su buharı kullanımı, tasarım sürecinde ikinci sırada ve tasarladığımız herhangi bir yapıya istendiğinde eklenebilir durumda. Pavyonun yaratacağı atmosfer önceliğimiz oldu. Hızlı inşa edilebilen bir strüktür tasarlamak için taşınabilirliğinin yanı sıra, bütünde şekil değiştirebilir olması ve parça boyutundan biçimlendirilebilir olması gerekiyordu.


GÜNCEL - PAVYON - ıNDıO Eylül 2009 - XXI 36

bç: Pavyon, bilindik ve kolay ulaşılabilir malzemelerden üretildi, üretim tekniği de detaylı bir şekilde sergileniyor. Açık kaynak olmak gibi bir hedefiniz var mıydı? bb: Geliştirilebilir ve denetlenebilirliği açısından açık bir üretim, ama kamuya üretilebilmesi için açık bir kod verme amacımız olmadı. Tek amacımız başarılı bir strüktür oluşturmaktı. Pavyon, malzeme ile birebir çalışılarak ve denemeler sonucunda geliştirildi. Edinilen deneyim ve bilginin sanal ortamdaki anlatım ve kodlarla aktarılmasının mümkün olduğunu sanmıyorum. Bu projeyi üretebilmek için, malzeme ve strüktür bakımından fiziksel bilgi edinmemiz ve bir kişinin tek başına malzemeyi ustaca kullanabilmesinin yolunu bulmamız, özel bir strüktür yapılandırılması için

malzeme ve sergileyeceği performansı hakkında öngörüde bulunmamız gerekti.

Ve projenin ilerlemesi için bazı değişikliklere de uğradılar.

Yapım aşamasında sadık kaldığımız başlıca lojistik parametreler vardı. Bu parametreler ekonomik, zamansal ya da inşa ekibinin deneyim düzeyiyle ilgiliydi ve bizim asıl ilgi alanımız yapım bundan bir teori çıkarsa daha da memnun oluruz.

bç: Festival alanındakilerin strüktürün muazzam esnek yapısını deneyimleme şansı oldu. Bize biraz bu hücredenbütüne elastik yapıdan bahseder misiniz? bb: Projenin beraberinde getirdiği esneklik tanımı ile benzersiz olduğunu düşünüyorum. Bir otomobil parçasının geri kalan aksam sabitken dönüşmesi gibi bir esneklik değil. Projenin isminde belirttiğimiz gibi Elastic Plastic Sponge tipik bir mutfak süngeri. Her biri esnek ve kümelenmeleri sırasında da elastikliklerini kaybetmeyen hücrelerden oluşmuş bir strüktür. Mekanizmaya nazaran bir doku gibi çalışan strüktürü kemiklerden çok kıkırdaklara benzetebilirim. Kıkırdak uçlarıyla birlikte bir strüktür olduğu kadar aynı zamanda yumuşaktır. Kemikler ise

bç: Tasarım ve üretim aşamaları esnasında yararlandığınız asıl araçlar neler oldu? bb: Tasarım, birebir ölçekte bir dizi model üzerinde çalışılarak tamamlandı. Malzemenin sınırlarını ve birleşim detaylarını onlarca prototip üzerinden deneyimledik. Bazı projelerde de kullanılacak araçlar (matkaplar) bile öğrenciler tarafından hazırlandı.

bükülemez parçalardır ama birbirlerine bağlanmalarını sağlayan eklemlere sahiptirler. bç: Festival süresince -gündüz ve gece de- insanların pavyonla kurdukları diyaloğu gözlemlediniz. Beklenmedik bir tepkiyle karşılaştınız mı? Aldığınız geri bildirimler ne yönde oldu? bb: Kullanıcıların gündüz verdikleri tepkilerle gece verdikleri tepkiler arasında farklılık çok fazlaydı diyebilirim. Yapay aydınlatma, pavyonu alanının her köşesinden görünebilir kılıyordu. Geceleri yaydığı ruhsal sıcaklık insanları baştan çıkardı. Işığın dinginleştiren etkisi konser alanının kalabalığı ve müziğin şiddetinden uzaklaşmak isteyenlere ruhsal bir alan oluşturdu. Öpüşmek, sigara içmek ve sanrı yaratan bir deneyim için uygun bir mekan haline geldi.


PEYZAJ MİMARLIĞI - KİLİSE AVLUSU - MİNNEAPOLİS Eylül 2009 - XXI 38

fotoğraflar: Paul Crosby

ANITSAL VE SESSİZ Minneapolis'teki kilise avlusu sade tasarımıyla dini mekanın ruhaniyetini temsil ediyor. Kilisenin mimarisi ve kimliğine referans veren işlenmiş perfore bakır panelleriyle ziyaretçiyi içeri çeken avlu kentsel dayanışmanın da bir ifadesi olarak düşünülmüş. Coen + Partners

westminister kİlİsesİ avlusu

coen + partners

2005'de Westminister Presbiteryan Kilisesi, büyük bir proje kampanyası başlattı, 150. yıl kutlamasına üç yıl kala yeni bir program ve daha da çok ilerleme amaçlanıyordu. Kilise cemaatinin planının bir kısmı, asırlık kilisenin kolumbaryum (yakılmış ölü küllerinin bulunduğu vazoların saklandığı bina) ve avluyu içeren kuzey kısmını değerlendirmek ve cemaat için sıra dışı bir mekana dönüştürmekti. Minneapolis'in merkezinde, iş merkezinin hemen güneyinde yer alan kilisenin sınırları Güney 12. Caddeye ve Nicolett Mall’a dayanıyor. Anıtsal kolumbaryum ve avlusu, kilisenin içinde bulunduğu alanın kuzeyinde 720 metrekarelik bir yüzölçüme sahip. Her mekan, 12. Cadde boyunca devam eden kaldırımın hemen yanında yer alıyor. Kilise daha önce kireç taşından bir duvar ve fazla

büyümüş otlardan oluşan dış mekandan bir girişle ayrılıyordu. Var olan giriş, iki yükseltilmiş alanın ölçülerini belirledi. Bunlar; en geniş bölümü 7,5 m olan batı kısım ve daha geniş olan 15 m enindeki doğu kısım. Anıtsal kolumbaryum bu iki mekandan küçük olana tasarlanırken avlusu ise daha büyük olana tasarlandı. Proje için etraftaki ulaşım ve dolaşım dokusunu içeren araştırmalar ve papazın da dahil olduğu Westminister Presbiteryan Kilisesi görevlilerinin, iç mekan yenileme danışmanlığını yapan mimari ekibin ve Minneapolis Belediyesi'nin entegrasyonunu ve katılımını kapsayan ön çalışmalar yapıldı. Alanın tasarımına ilham olması için, tasarım ekibi kilisenin kurmuş olduğu programı, geometriyi ve var olan tarihi mimariyi inceledi. Matem süreci, ölü yakma işleminin tarihi ve 20. yüzyıl Avrupa ve Asya defin yerlerinin araştırması projenin sonucu için büyük önem taşıyordu. Tasarım sürecinde karşılaşılan en önemli sorun kentsel çevreyi engellemeden cemaat için kutsal bir alan yaratma ihtiyacıydı. Kilisenin programının hedefleri ve alanın


PEYZAJ MİMARLIĞI - KİLİSE AVLUSU - MİNNEAPOLİS 39 XXI - EYLÜL 2009

koşullarıyla çalışmak, cemaatin kullanımını, erişimini ve alanın kentsel çevreyle ilişkisini düşünerek oluşturulan iki mekanın tamamen yeniden yapılandırılması için kiliseyle ortaklaşa çalışıldı. Her iki mekan da malzeme paleti ve mekansal düzenleme olarak sade, sessiz ve nazik. Kolumbaryum ve avlu kentsel bağlamı içine alan ve Amerikan toplumunda ölüm ve defin ritüeliyle ilgisi olduğu için toplumsal düşüncede büyük bir değişimi destekleyen sessiz bir güzelliğin mekanları. Projenin ana tasarım elemanı perfore çelik perde, özel ve kamusal alanlar arasında geçirgen membran görevi görürken aynı zamanda kilisenin heykelsiliğini soyutluyor. Alanın açık sınırı için kilisenin ilk fikri, sınırlayıcı eleman ihtiyacını gidermek için kireç taşından yığma duvar ve metal bahçe çiti kullanmaktı. Böylece tarihi kiliseye ve kentle arasındaki geleneksel ilişkiye de referans vermekti. Ancak üst üste yapılan alan gezileri, eskiz çalışmaları ve maketlerden sonra kuzey kısımdaki kamusal alanın şu anki hali olan perfore bakırdan oluşan kesintisiz bir perde olması önerildi.

Westminister için yeni bakır perde tarihi mimariye, Presbiteryan Kilisesi'ne, sanata, tasarıma ve ilericiliğe güçlü bağlılığın bir yansıması. Yaya kaldırımının olduğu kenarda, 2,5 m boyundaki bakır perde Kilise'nin mozaik camlarında tekrar eden belirgin imgeyi soyutluyor. 20 cm metal çerçevelerle ayrılmış iki panelli perfore bakırdan oluşan işlenmiş perde kamusal alana doğru bakıyor. Soyutlanmış dokuyu oluşturmak için panellerde delikler açıldı. Aylar süren aralıksız bir çalışma sonucunda, deneme ve kritiğin ardından elde edilen paneller yoldan geçenlere ve avludakilere birbirleriyle ilişkili ama farklı görsel deneyimler sunuyor. Perde yalnızca kilisenin mimarisini değil, yakınlardaki M. Paul Friedberg'in tasarladığı Peavey Plaza'nın heykelsi elemanlarını da yansıtıyor. Doku ve üzerindeki değişen gözeneklilik derecesi, muare etkisi yaratırken, görüş hızına ve açısına göre değişen sürekli bir hareket illüzyonu sunuyor. Bu mistik etki, kilisenin derin ruhani misyonunu anımsatıyor. Perde, kaldırımdan anıt alanına geçişteki yükseklik farkını gizlediği için kolumbaryuma eğimli yol üzerinden erişiliyor. Özel

ipe ahşabı ve paslanmaz çelikten oturma birimleri, mekanın odak noktası olan kolumbaryumun duvarına paralel olarak konumlanmış. Kireç taşı kolumbaryumun tasarımı, tarihi taş kilisenin karakterini çağrıştırıyorsa da detaylandırılması ve uygulanması açısından çağdaş bir görünüm veriyor. Merdivenlerle erişilen avlu harman tuğlasından, Gladiçya ağaçları ve yayılıcı kekiklerden oluşan doğrusal bahçelerden ve paslanmaz çelik oturma birimlerinden oluşuyor. Caddeye paralel tasarlanan su kanalından hafifçe akan su, gökyüzünü yansıtıyor ve caddenin gürültüsünü keserek mekan için dinlendirici bir işitsel deneyim sunuyor. Kolumbaryum ve yeni avlu Westminister Presbiteryan Kilisesi cemaati için çevresel ve ekonomik açıdan sürdürülebilir bir mekan sunuyor. Kilise, projenin aynı zamanda Minneapolisliler'e kentsel dayanışmanın önemini ve günlük yaşantımızda güzellik ihtiyacını yansıtan simgesel bir ifade taşımasını da amaçlıyor.


giriş sayfasında solda: Avlu ince uzun su kanalları ve Gladiçya ağaçlarıyla tasarlanmış. sağda: Bakır perde girişite ziyaretçileri karşılıyor.

peyzaj mimarı: Shane Coen / Coen + Partners proje yöneticisi: Stephanie Grotta mimari: MS&R ana yüklenici: Mortenson Construction maden işletme: MG McGrath su kanalı: Flair Fountains kolumbaryum strüktür: Eickoff

önceki sayfada üstte solda: Avludan kolumbaryuma bakış. üstte sağda: Ahşap oturma birimleri avlunun tamamlayıcıları. altta solda: Paneller, üzerlerine delikler açılarak oluşturulmuş. altta ortada: Panelin üzerindeki doku, camlardaki mozaiklerin bir soyutlaması olarak geliştirilmiş. altta sağda: 12. Cadde'nin hemen yanında yer alan kilise, kentle yarı geçirgen bakır perdeyle ilişki kuruyor. stephanıe grotta Macalester Koleji'nde Jeoloji okudu ve ardından Minnesota Üniversitesi'nde Peyzaj Mimarlığı yüksek lisansı yaptı. Coen + Partners'a katılmadan önce Hammel, Green & Abrahamson ile çalıştı ve Kopenhag'da mimarlık ve tasarım okudu. Kentsel tasarım, kırsal ve kentsel alanlarda kültürel ve kurumsal projeler konusunda çalıştı. Coen + Partners'ın halen proje yöneticisi ve tasarımcısı olarak çalışıyor ve Tarfet Corporation, Association for Women in Architecture ve Auburn Üniversitesi'nde ders veriyor.

Eylül 2009 - XXI 40

PEYZAJ MİMARLIĞI - KİLİSE AVLUSU - MİNNEAPOLİS

avlu kesiti

ön görünüş

vaziyet planı

aydınlatma planı

shane coen Coen + Partners'in kurucu ortağı. 16 yılı aşkın bir süredir Coen + Partners kapsamında çalışmalarını yürütüyor. Ulusal ve uluslararası birçok ödül kazanan Shane Coen 2003'de Minnesota'da Mayo Plan #1 konut alanının yeniden tasarladığı projesi için Progressive Architecture adaylığına gösterildi. New York New School, Güney Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Üniversitesi ve Princeton Üniversitesini'de kapsayan okullarda davetli konuşmacı ve panelist olarak yer aldı. Çalışmalarına halen Coen + Partners'la beraber devam ediyor.


YAPI - MÜZE - ATİNA Eylül 2009 - XXI 42

Partenon'a yenİ komşu Partenon'a bakan bir konumda yer alan Yeni Akropolis Müzesi, Antik Yunan'ın matematiksel netliği üzerine kurgulanmış. Mimarı Bernard Tschumi ile eskiyle yeni ilişkisine yaklaşımı, bina-program-dolaşım/hareket kurgusu ve yapım süreci hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik. Hülya Ertaş

YENİ AKROPOLİS MÜZESİ

bernard tschumı archıtects

he: Antik Yunan'ın matematiksel ve kavramsal netliği müze tasarımına nasıl yansıdı? Bu netlik ana tasarım kararlarınızı nasıl etkiledi? Bernard Tschumı: Her zaman için insanın geçmişin mükemmelliğiyle rekabet içinde olmaması, bunun yerine bu mükemmelliği bugünün zekasıyla tamamlaması gerektiğini düşünmüşümdür. Bu nedenle, estetik açıdan karmaşık aşırı detaylandırmalardansa, net kavramlar ve basit malzemelere odaklandık. Kavramsal netlik hem binanın mimari ifadesinde hem de kullanımında kendini gösteriyor. Örneğin bina, oldukça yalın üç bölümden meydana geliyor: arkeolojik kalıntılara referans veren kaide, ana galeri koleksiyonlarının bulunduğu gövde ve Partenon'a ve Partenon'daki eserlere referans veren taç kısmı. Binadaki malzemelerin ifadesi de oldukça önemliydi. Bu netliği güçlendirmek için yalnızca üç ana malzeme

kullandık: cam, beton ve mermer (bazı durumlarda da paslanmaz çelik). he: Yeni Akropolis Müzesi, Partenon'a bakıyor. Bina Partenon'la yalnızca görsel olarak değil, aynı zamanda kavramsal olarak nasıl ilişkileniyor, biri antik, diğeri yeni olan bu iki bina arasında nasıl bir diyalog geliştirdiniz? bt: Tarihi alanların değerini artırmanın yollarından biri, o alanların en modern ve çağdaş duyarlıklar ve teknolojilerle bir araya getirilmesinin oldukça canlandırıcı bir yöntem olduğunu kabul etmek. Eskiyle yeni arasında belirli miktarda bir gerilim yaratarak her zaman için, bu ikisini yan yana getirebilirsiniz. Bence eskiyle yeni arasında bir diyalog kurmak için onları ayırmaktansa bir araya getirmek çok daha ilginç sonuçlar doğurur. he: Binayı programa göre, içinde barındıracağı koleksiyona göre biçimlendirdiğinizi belirtiyorsunuz. Bina tasarımı esnasında müzedeki sergi küratörleriyle işbirliği yaptınız mı? bt: En basit, en yalın ifadeyi vermek istedik. İçinde barındıracağı sıra dışı heykeller için sakin bir arka plan oluşturması için binanın çok basit


YAPI - MÜZE - ATİNA 43 XXI - Eylül 2009

karşı sayfada Yeni Akropolis Müzesi'nin genel görünüşü; fotoğraf: Cristian Richters bu sayfada en üstte: Müze ve çevre ilişkisini gösteren hava fotoğrafı; fotoğraf: Nikos Daniilidis üstte: Müzenin Akropolis'ten görünüşü; fotoğraf:

©Bernard Tschumi Mimarlık sağda en üstte: Tasarım sürecinden bina kütlesini gösteren eskiz sağda üstte: Müzenin girişindeki beton örtüye bakış; fotoğraf: Cristian Richters sağda: Çevresindeki arkeolojik buluntularla birlikte müzenin görünümü; fotoğraf: Cristian Richters


YAPI - MÜZE - ATİNA Eylül 2009 - XXI 44

olması gerekliydi. Müze Genel Müdürü Dimitrios Pandermalis ile yoğun bir şekilde çalıştık; Pandermalis tasarım önceliklerimizi geliştirmemizde bize yardımlarından ötürü övgüyü hak ediyor. Sergi stratejisi birçok müzede başvurulan sergi tasarımcılarını içermiyor; bunun yerine mimar ve küratörler arasındaki işbirliğini yansıtıyor. he: Hareket ve onunla ilişkili mekansal deneyim birçok projenizde başvurduğunuz bir yaklaşım. Yeni Akropolis Müzesi'nde hareketi nasıl tasarladınız? bt: Müzenin, çeşitli müze artifaktları arasından geçen bir rotası, arkeolojik bulgulardan Partenon Mermerleri'ne ve oradan da başa doğru Roma Dönemi'ne doğru uzanan zengin bir mekansal deneyim sunan bir yürüyüş yolu var. Bu rota kronolojik bir şekilde tüm artifaktların yakından incelenmesine olanak tanıyor. Artifaktlar ziyaretçilerden ipler ya da cam yüzeylerle korunmuyor; bunun yerine herhangi bir açıdan izlenebilecek şekilde yerleştirilerek ziyaretçilerin nesneleri deneyimlemeleri zenginleştiriliyor.

he: Müze, başka antik binalar için üretilmiş heykellere ev sahipliği yapıyor. Bu heykellerin sergilenmesi için nasıl bir ortam tasarladınız? bt: Müzede kullanılan beton, ışığı emecek şekilde oldukça yumuşak görünümlü. Beton, mermer heykellerin sertliğiyle kontrast oluşturacak, böylelikle sanat eserleri ön plana çıkacak şekilde tasarlandı. Buna ek olarak, galeri mekânlarının çoğunu cam kaplı olarak düşündük; böylelikle müze kuzeye doğru Akropolis'e ve güneye doğru kente bakan dışa dönük bir bina olabilecekti. Eserlerin okunması için bağlamın önemi büyük. he: İnşaatın ilk aşamasında bazı arkeolojik kalıntılar keşfedildi. Bunlar ilk tasarımı nasıl etkiledi? bt: Arsa üzerinde pilotilerle yükselen ilk tasarım, yeni keşifler için yeterince esnekti. Hem mühendisler hem de arkeologlarla kalıntılara saplanan her bir kolonun konumunu görüştük ki antik duvarlara ya da mozaiklere zarar vermeden binanın stabilitesini sağlayalım. İnşaat sürecinde tüm arkeolojik alanı kumaşla koruyup iki metre derinliğinde çakıllarla ve küçük kayalarla kapladık, böylece yukarıdan gelen yükler dağıtıldı ve titreşimler en az düzeye çekildi.

he: Strüktür tasarımı esnasında deprem ve alandaki arkeolojik kalıntılar, karşılaştığınız en önemli zorluklar olsa gerek. Strüktür tasarımından ve binanın inşasında başvurulan teknolojilerden söz edebilir misiniz? bt: Bina ileri teknoloji bir dizi mafsal üzerinde yüzüyor; bu da üst kısmının, toprağa sabitlenmiş olan alt katlardan bağımsız olarak hareket etmesine olanak tanıyor. Buna ek olarak her bir büyük heykelin kaidesinin tabanı içinde sismik korumalar bulunuyor. he: Bina inşasının tamamlanmasının ardından, şu an bir kısmı İngiltere'de bulunan Partenon Mermerleri'nin iadesi tartışmaları kızıştı. Bu da bize bir binanın yalnızca bir yapıdan fazlası olduğunu, aynı zamanda politik, kültürel bir söylemi de olabileceğini hatırlattı. Bu konu hakkında sizin görüşleriniz neler? bt: Mimarlık aynı zamanda hem politik hem de apolitik. Mimarlık, kendisini yaratan kültürü yansıtır. Müzenin Partenon Mermerleri'nin iadesi konusunda böylesi güçlü bir tartışma başlatmış olmasından ötürü memnunum. Bence Partenon Mermerleri, orijinalinde tasarlanmış olduğu gibi tek bir mekanda, tek bir sanat eseri olarak sergilenmeli.


karşı sayfada solda üstte: Partenon Tapınağı'nın müzeden görünümü; fotoğraf: ©Bernard Tschumi Mimarlık solda altta: Müze zemininde bulunan arkeolojik buluntular; fotoğraf: Cristian Richters sağda: Müze girişindeki arkeolojik buluntuların gece görüntüsü; fotoğraf: Peter Mauss/Esto

YAPI - MÜZE - ATİNA

bu sayfada solda: Partenon Galeri; fotoğraf: Peter Mauss/Esto solda altta: Arkaik Galeri; fotoğraf: Peter Mauss/Esto solda en atta: Karyatidlerin yerleştirildiği karşılama holünden görünüş; fotoğraf: Peter Mauss/Esto altta: Müze içi dolaşım şeması eskizi altta ortada: Patlatılmış aksonometrik perspektif eskizi en altta: Partenon Galerisi'ndeki Partenon Frizi'ne bakış; fotoğraf: Nikos Daniilidis

45 XXI - EYLÜL 2009


YAPI - MÜZE - ATİNA

1.kat planı

3.kat planı

en kesit

Eylül 2009 - XXI 46

bernard tschumı Paris'te ve Zürih'teki ETH'de eğitim gördükten sonra 1969 yılında mimar diploması aldı. 1970-79 yılları arası Londra'daki Architectural Association'da, 1976'da New York'taki Institute for Architecture and Urban Studies'te, 1976 ve 1980'de Princeton Üniversitesi'nde, 1981-83 yılları arasında Cooper Union'da dersler vererek öğretim kariyerine başladı. 1983'te Paris'te ve 1988'de New York'ta kendi ofisini kurdu. 1988-2003 yılları arasında Columbia Üniversitesi Mimarlık, Planlama ve Koruma Fakültesi dekanlığını yürüttü. Aralarında The Manhattan Transcripts, Event-Cities ce Architecture and Disjunction'ın da bulunduğu on kitap yazdı. Légion d'Honneur, Ordre des Arts et Lettres ve Royal Victoria nişanlarına, Fransa Ulusal Mimarlık Büyük Ödülü'ne ve Amerika Mimarlar Odası Altın Onur Ödülü'ne layık görüldü.

vaziyet planı ve arsa kesiti

proje adı: Yeni Akropolis Müzesi, Atina, Yunanistan mimari proje: Bernard Tschumi Architects mimari tasarım: Bernard Tschumi proje mimarı: Joel Rutten proje ekibi: Adam Dayem, Aristotelis Dimitrakopoulos, Jane Kim, Eva Sopeoglou, Kim Starr, Anne Save de Beaurecueil, Jonathan Chace, Robert Holton, Valentin Bontjes van Beek, Liz Kim, Daniel Holguin, Kriti Siderakis, Michaela Metcalfe, Justin Moore, Joel Aviles, Georgia Papadavid, Allis Chee, Thomas Goodwill, Véronique Descharrières, Christina Devizzi yerel mimar: ARSY Ltd, Atina (Michael

Photiadis-yönetici, George Criparacos, Nikos Bakalbassis, Philliipos Photiadis) proje yürütücüleri: Prof. Dimitrios Pandermalis (Müze Genel Müdürü), Nikolaos Damalitis (proje yöneticisi ve teknik ekip müdürü) strüktür mühendisliği: ADK ve Arup, New York makine ve elektrik mühendisliği: MMB Study Group ve Arup, New York inşaat mühendisliği: Arup, Londra aydınlatma danışmanı: Arup, Londra ana yüklenici: Aktor toplam inşaat alanı: 21.000 m2


YAPI - ENGELLİLER OKULU - GLASGOW Eylül 2009 - XXI 48

OKULA DOKUN Glasgow'da 2007'de tamamlanan Hazelwood Engelliler Okulu, öğrencilere duyusal olarak ulaşmanın yolunu bulmuş. Yapının tasarım süreci ve sunduğu günlük yaşantı hakkında mimarlarından Alan Dunlop ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Bihter Çelik

Hazelwood Engellİler Okulu

gm + ad archıtects

bç: Öncelikle tasarım sürecinden ve beraberinde alınan vaziyet planı kararlarından bahsedebilir misiniz? Alan Dunlop: Glasgow Belediyesi Eğitim Hizmetleri'nin açtığı engelliler okulu proje yarışması üzerine tasarladığımız proje birinci seçildi. Okulun yeri bilinçli olarak seçilmişti; Glasgow'un tamamından ve hatta İskoçya'nın batı kesiminden her gün otobüs, taksi ya da araba ile ihtiyaç duyan çocukların ulaşabilmesi için okul, karayollarıyla beslenen bir noktada Bellahouston Parkı'da konuşlandırıldı. İlk tasarım ölçütlerimiz çerçevesinde, çevre sakinlerince benimsenmiş parkta mümkün olduğunca yeşile dokunmamaya çalıştık. İnşaat bittiğinde sadece iki ağacın sökülmüş olması da bu ölçütleri izlediğimizin kanıtı sanırım. Arazi erişkin misket limon ağaçları ile çevriliydi. Var olan ağaçların dördü projeyi şekillendirdiğimiz arazinin merkezinde bulunuyordu. Farklı leke çalışmalarının

ardından vaziyet planında net bir şekilde okunan, denizatına benzeyen kavisli dolaşım aksını oluşturduk. Arsanın ortasındaki ağaçların konumlarını dikkate alarak geliştirdiğimiz dolaşım aksının belirlediği plan şeması, iç avlularında oluşumuna katkıda bulundu. Projenin vaziyet planını bu dolaşım aksı ve ona eklemlenen birimler oluşturuyor. Planlama aşamasında alınan diğer kararlar ise erişim, organizasyon, akustik ve aydınlatma üzerineydi. Erişim için taşıt girişi daha sakin ve güvenli olan kuzey tarafından sağlandı. Organizasyon açısından tüm kullanıcı ve ziyaretçiler okula, toplanma alanı olarak da işleyen, geniş bir fuayeden giriyorlar. Bu fuaye, sınıf kanadı ile spor kompleksinin, havuzun ve danışmanın olduğu birimi bölüyor. Bu bölmeleme okul kapalıyken diğer birimlerin kullanılmasına olanak sağlıyor. Akustik açıdan sınıflar kuzeydeki kompleksin en sessiz tarafına -sınıf avlularına- baktırıldı. Özellikle Dumbreck Caddesi'nden gelen yüksek trafik gürültüsünü kesmek için arazinin bazı uçlarına yüksek arduvaz duvarlar yerleştirildi. Gün ışığı alımı düşünülerek yükseltilen kıvrımlı dolaşım hattı, yoğun gün ışığı alan güney cephesi boyunca cam ile


bu sayfada solda: Yapı-avlu ilişkisi; fotoğraf: ©DesignShare.com altta: Okulun iç avlularının bahçe ile ilişkisi; fotoğraf: Keith Hunter

kaplandı. Sınıfların kuzeye yönelimiyle bu cephedeki dengeli gün ışığının avantajlarından yararlanıldı. geçirgenliği yüksek cam yüzey ile gün ışığının sınıfların hacimlerinin derinlerine ulaşması sağlandı. bç: Engelli çocuklar için çevre koşullarından soyutlanmış özel bir alan oluşturmaya özen gösterilmiş. Trafik gürültüsünün içeri alınmadığı, yeşille çevrili bir kompleks oluşturulmuş. Yaratılan çevrenin çocukların eğitimleri üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz? ad: Evet, var olan yeşil doku ve tasarladığımız yüksek arduvaz duvarlar çevrenin olumsuz etkilerinin içeri girmesini engelliyor. Bu okulda eğitim alan çocuklar kör, sağır ya da otistikler. Çocukların bu yerleşkede özgürce hareket edebilmeleri için öncelikli olarak kendilerini güvende hissetmeleri gerekiyordu. Bu duvar hattının sağladığı yalıtım onların kendilerini güvende hissetmeleri için önemli. Diğer yandan da, okulun inşasından önce parkın çevreleyen konutlarda yaşayan birçok kişi, şu anda okulun çalışanı olarak projeye dahil oluyor. Yalıtılmış olmasına karşın okulun çevresiyle ilişkisinin kopuk olduğunu söylemek doğru olmaz.

bç: Sade plan şemasında, “s” çizen dolaşım aksını “sokak” olarak adlandırdığınızı görüyoruz. Bize biraz bu sokak benzetmesinden ve dolaşım aksının özelliklerinden bahsedebilir misiniz? ad: Bu dolaşım aksını bir sokak olarak nitelendirmemin başlıca sebebi, bir koridora oranla daha geniş boyutlara sahip olması. Çatı ışıklıkları ile doğal aydınlatmaya sahip bu birim yalnızca sirkülasyon işlevi görmüyor, aynı zamanda öğretmen ve öğrencilerin kullanabilecekleri mekanlara da sahip, tıpkı bir sokak gibi. Ayrıca alanın yan yüzlerinde uygulanan, bizim geliştirdiğimiz duyusal duvarlar farklı açılarda düzensiz kırılmalar gösteriyor; bu da duvarın sokak cephesini anımsatmasına yol açıyor. bç: Tasarımdaki duyusal duvarı biraz daha açabilir misiniz? Bu özel tasarımın genel proje öngörünüz olan “çocukların özgür olabilmesi” konsepti ile ilişkisi ve duvarın çocuklara yaşattığı deneyimin eğitimlerindeki ve gündelik yaşamlarındaki yeri nedir? ad: Malzeme olarak doğal mantarın kullanıldığı, her bir biriminin doku ve kırılmalarla farklılaştığı; ana dolaşım aksı boyunca uyguladığımız, bu sayede yönelimi sağlayan duvarlar, depolama birimleri olarak da işlev görüyor.

Hedefimiz elimizden geldiğince çocukları özgürleştirmekti. Özgürlükten bahsediyoruz ama okul için uyguladığımız tasarımlarıyla çocuklara gündelik hayatlarında da özgürlük sağladığımızı söyleyemeyiz. Aralarında kimi engelli çocuklar var ki onlar için yaşamları boyu tam bir özgürlükten bahsetmek maalesef imkansız. Bu okul, eğitimöğretime işini sizin ya da benim bildiğim yöntemlerle yapmıyor. Bu okulda matematik, fizik, tarih gibi formel dersler yok, bunun yerine çocuklara gündelik yeterlilikler öğretiliyor. Kendi başlarına tuvalete girebilmeyi, giyinebilmeyi, sıraya girmeyi öğreniyorlar bu okulda. Matematik dersleri süpermarkette alışverişte gerçekleştiriliyor. Çocukların istedikleri bir şeye ellerindeki paranın yetip yetmediğini hesap edebilmeleri, ödeme yapıp, aldıkları para üstünün doğruluğunu kontrol etmeleri onların matematik dersi oluyor bir yerde. Bizim tasarımımız dikkat ettiğimiz nokta bu çocukların en azından kendi okulları içinde özgür olabilmeleriydi. bç: Duyusal duvar tasarımınızın temelini oluşturan dokunma duyusu, farklı engelleri olan çocuklar için ortak iletişim aracı olsa gerek. Yine bu duyuya hitap edecek başka detaylar da üretildi mi?

49 XXI - Eylül 2009

arka sayfada solda üstte: Depolama alt işlevleri ile duyusal duvar hattı; fotoğraf: ©Scottish Executive sağda üstte: Engelli çocukların okul içi dolaşımını kolaylaştıran duyusal duvar; fotoğraf: ©DesignShare.com solda altta: Geniş karşılama fuayesine açılan okul girişi; fotoğraf: ©DesignShare.com ortada altta: Çatı açıklıklarından gün ışığı alan aktivite odası; fotoğraf: Thomas Lee sağda altta: Sınıftan görünüm; fotoğraf: ©DesignShare.com

YAPI - ENGELLİLER OKULU - GLASGOW

karşı sayfada Yeşil örtüye göre kıvrılan okulun kuşbakışı görünüşü; fotoğraf: ©DesignShare.com


YAPI - ENGELLİLER OKULU - GLASGOW Eylül 2009 - XXI 50

ad: Okulun her noktasındaki yüzeyler dokunsal kalitelere sahip malzemeler uygulanarak oluşturuldu. Dokunma duyuları çocuklara okul içinde ve çevresinde yönelim sağlıyor. Zihinsel özürlü çocukların zamanlarının büyük bir kısmını geçirdikleri çevreye dair çağrışımlar ve ezberler geliştirmelerini sağlıyor. bç: Kapalı birimlerle yeşil alan arasında geçişi sağlayan avluların projedeki işlevinden bahsedebilir misiniz? İhtiyaç dahilinde, bu alanlar binanın veya mekanların dönüştürülmesine katkıda bulunacak yerler olarak mı düzenlendi? ad: Çocukların sahip oldukları rahatsızlıklarından ya da sınıftaki herhangi bir problemden özürü yılgınlık duydukları, gerildikleri zamanlar olabilir. Her sınıfın önünde yer alan küçük avlular çocukların sakinleşmelerine yardımcı olabilecek, kendi başlarına kalabilecekleri bir alan sağlıyor. Ayrıca dışarıdan her sınıfa doğrudan giriş sağlayan bu avlular, bu sınıflara özel oyun bahçesi, rekreasyon alanı olarak hizmet ediyor. Güneyde kalan daha büyük iç bahçeler ise eğitim için kullanılıyor, örneğin güneşli bir günde, ağaçların altında yapılacak dersler için.

Bu avluların okuldaki kısa süreli mekansal dönüşümlere elbette katkısı var. Açık alanlara yerleştirilen müzik aletleri ve oturma düzenleriyle bu iç avlular çocukların sanatsal çalışmalarını sergiledikleri konser mekanlarına; hazırlanan dekorlar ile tiyatro sahnelerine ve çeşitli mobilyalarla kısa süreli buluşma mekanlarına dönüşüyor. Gelecekte ihtiyaç duyulursa, yapıya eklenebilecek kalıcı bir değişiklik niyetiyle bu avluların dönüştürülmesi söz konusu değil. O avlular iç mekanların uzantısı, birer parçası. bç: Okulun kullanıcıları çok özel bir grup. Bu gruptakiler; engelliler, çocuklar ve eğitim için oradalar. Bu özel grup için hazırlanan kompleksin projelendirme aşamasında terapistler, pediatristler veya eğitim bilimciler gibi farklı meslek uzmanlarından yardım aldınız mı, aldıysanız nasıl faydaları oldu projeye? ad: Okul iki sene önce eğitime başladı ve biz projeyi o tarihten beri öğretmenler, öğrenciler, çocuklar ve ebeveynleriyle geliştiriyoruz. Projenin tasarım aşamasından itibaren de konusunda uzman hekimler çocukların durumu hakkında bilgileri, bu çocukların fiziksel çevreyle kurdukları iletişimi ve çevreyi nasıl

deneyimledikleri hakkında bilgilerini bizimle paylaştılar. Ayrıca bu bir plot okul projesi. RIBA Plan of Work bunun gib yapıların metodolojisini oluşturacak bir bilgi derlemesi oluşturmak istiyordu. Biz de The ScotMARK ve gm+ad ekipleri olarak edindiğimiz verilerin raporlanmasını geleceğe yönelik bir sorumluluk olarak ele aldık. Bu plot projede çocuklara verimli bir ortam yaratmanın yanı sıra bu tarz yapıların metodolojisini oluşturmada projelendirme aşamasında bizden bekleniyordu. Bu bağlamda projenin bir özelliği de bir mimarlık ofisinin akademik kurumlarıyla birlikte çalışarak tasarlanmış olması. Ürün olarak işlerliğini ve verimini gözlemleyebildiğimiz bir yapı oluşturduğumuz gibi bu gözlemler sayesinde varsayıma dayalı olmayan, akademik veriler de ortaya konulmuş oldu. Ve kullanıcılar, veliler, eğitmenler ve pedagoglar halen gözlemliyor ve edindikleri deneyimleri paylaşıyorlar. Bu veriler de akademik ortama aktarılmakta. Okul iki yıldır faal ve eğitmenlerden, velilerden ve öğrencilerden aldığımız geri bildirimler çok olumlu.


alan dunlop Mackintosh Mimarlık okulundan mezun olan Dunlop, Manchester, Liverpool ve Glasgow da birçok mimarlık okulunda eğitmenlik yaptı. Ofisi yirmibeşe yakın yerel ve uluslararası ödül alan Dunlop'un tasarımları 2008 yılında skoç Kraliyet Akademisi tarafından altın madalya ile ödüllendirildi. 2009 - 2010 eğitim yılında Kansas State Üniversitesinin, prestijli Victor L. Regnier konuk eğitmenliğini yapacak.

proje adı: Hazelwood Engelliler Okulu tasarımcı: GM + AD Architects proje başlangıç tarihi: Güz 2005 proje bitiş tarihi: Yaz 2007 mühendislik projesi: Büro Happold peyzaj mimarlığı: City Design Co-operative tasarım danışmanı: Royal Hospital for Sick Children, Geoff Aplin, Prof. Gordon Dutton akustik danışmanı: RMP Acoustic Consultants ulaşım danışmanı: Büro Happold proje maliyeti: 7.743.305 £ brüt iç mekan kullanım alanı: 2.663 m2

1.hidroterapi havuzu 2.spor salonu 3.fizik tedavi 4.mutfak 5.yönetim ve personel odaları 6.personel girişi 7.karşılama 8.fuaye 9.bekleme holü /gösteri alanı 10.yemekhane 11.doktor odası 12.ebeveyn odası 13.dispanser 14.müzik odası 15.küçükler sınıfı 16.ara sınıf 17.büyükler sınıfı 18.özel sınıf 19.sosyal beceri odaları 20.kütüphane 21.resim odaları 22.sergi alanı 23.iki kişilik yurt odaları 24.ortak yaşam alanı 25.yemekhane

YAPI - ENGELLİLER OKULU - GLASGOW

gordon murray Rottenrow doğumlu Murray, Strathclyde Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun oldu. GM + AD Architects'in kurucularından olan mimar, Ulster Mimarlık Okulu'nda konuk eğitmenlik, Strathclyde Üniversitesi'nde eğitmenlik ve başkanlık yaptı. 1990 yılında İskoç Kraliyet Akademisi Başarı ödülü aldı. The Herald, Scotsman, Architects Journal, Architectural Review, ARQ ve Prospect gibi mimarlık yayınlarına yazdı.

51 XXI - EYLÜL 2009

zemin kat planı

plan grafiği

batı cephesi görünüşü

güney cephesi görünüşü

yeşil ile yapı arası ilişki eskizi

duyusal duvar eskizleri


YAPI - KONUT - İSTANBUL Eylül 2009 - XXI 52

fotoğraflar: Cemal Emden

DIŞARI DAVET EDEN APARTMAN Göktürk’te yer alan Apartman 112, konumlandığı yoğun caddedeki dinamik cephesi ve balkonlarda planlanan günlük yaşantısıyla farklılaşıyor. Proje mimarı CM Mimarlık'tan Cem Sorguç ile tasarım süreci üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Hülya Ertaş

Apartman 112

cm mimarlık

he: Apartman 112'nin bulunduğu kent parçasının özellikleri, binanın şekillenişini nasıl etkiledi? Cem Sorguç: Çevre olarak, Göktürk Köyü'nün birkaç kilometre doğusunda yer alan Kemerburgaz'da inşa edilen sitelerin ve müstakil aile konutlarının bölge yapılaşmasını tetiklemesinden önce, sanayi ve tarımsal üretimin var olduğu bir bölgeden bahsediyoruz. Bu belde ekim alanları, askeri bölge ve ormanlık araziyle çevrili. Sözkonusu binanın üzerinde olduğu Göktürk Caddesi, dolmuş ve diğer toplu taşıma araçlarının kuzey tarafına hizmet ettiği caddelerden biri. Caddenin üzerinde, buradaki son 3-5 yıllık yeni yapılaşma öncesinde “kondu” estetiğine bir konut yapılaşması var. Etrafı bu şekilde biçimlenmiş bir doku içinde yapıyı projelendirdik. Arsa, inşası yarım kalmış atıl bir konut bloğunun yanında konumlanan bir köşe arsaydı. Fakat bir köşe arsa olduğunu sadece resmi paftalarda görebiliyorduk. Bina tamamlandıktan sonra bir köşe bina haline geldi.

İlk aşamadaki bu muğlak durum sizi içinden çıkılmaz bir duruma getirebilir. Parselizasyon bulanıklığı ve altyapının oturmamışlığı projelendirme aşamasında bizi zorlayan faktörler oldu. Mesela paftada gözüken, ancak yerinde olmayan bir yoldan otopark girişi verdik. Neyseki insanlar bugün arabalarını park edebiliyorlar. he: Apartman 112’nin parselinin biçimi projeye nasıl yansıdı? cs: Projeye başladığımızda elimizde yukarıda bahsettiğim henüz göremediğimiz yol ile kuzeyindeki atıl inşaat arasında kalan yamuk şeklinde bir arazi vardı. Sokağa bakan cephede arazi sınırına bire bir tutunmak yerine, kademeli daralan bir kütle tercih ettik; bitmemiş konutlara bakan yüzeydeyse arazi sınırına paralel bir duruş sergiledik. Burada ortaya çıkan dar açılı köşede yapının betonarme strüktürü devam ediyor, strüktürün devam etmesine karşın bina kullanımı bir noktada kesilerek boş bir hacim ortaya çıkarıldı. Tamamlandığı aşamada Apartman 112’nin bu tarafına denk gelen birimlerinin mahremiyetine engel olması durumunu ortadan kaldırıyor.


YAPI - KONUT - İSTANBUL 53 XXI - EYLÜL 2009


YAPI - KONUT - İSTANBUL Eylül 2009 - XXI 54

he: İşverenin bu arsadaki yaşam üzerine beklentileri, talepleri ne yöndeydi? cs: İşveren arsanın tamamının konutlardan oluşması fikriyle gelmişti. Caddeye bakan cephede zemin katın konut olmasının bu konutlarda mahremiyet sorunu yaratacağını belirttik, bunun yerine bu katın ticarethanelere ayrılması durumunda, bir konut bölgesindeki konumundan ötürü, bu mekanların çevreyi de besleyen mekanlara dönüşeceğini düşündük. Böylelikle projeye küçük ticarethaneler de dahil olmuş oldu. he: Apartman 112'nin kullanıcı kitlesini kimler oluşturudu? cs: Blokun kullanıcılarının büyük bir yüzdesini aileler oluşturuyor. İstanbul'un yaşantısı hızlı ve yoğun semtlerinden gelenlerle, yine bu civarda oturmakta olup da buraya taşınanlardan oluşmakta sakinleri. Bu nedenle Apartman 112'de zeminde 1+1, ara katlar 2+1, 3+1 ve çatı katları ile birleştirilmiş 4+1 planlı konutlar mevcut. Yaşam mahallerinin yeşil alana bakması, yüzme havuzu ve spor salonu gibi sağladığı sosyal imkanlar, yakınında pazar ve okul bulunması; kente

ulaşımın kolaylığı da bu yapının tercih edilmesinde rol oynamış olabilir. he: Bu, bir apartman projesi. Apartman kavramını nasıl ele aldığınızı anlatabilir misiniz? cs: Bu projeyi bir “rezidans” projesi olarak değil de 22 daireli bir apartman olarak değerlendirdik. Havuzun ya da etkinlik alanlarının olması apartman kavramının günün koşullarına uyum sağlaması olarak görülmeli. Hızlı konut üretme furyasında, son 20-30 yıldır apartmanların içerdikleri konutların özellikleri dışında binanın kendi dili, girişi, yönelimi gibi birçok noktanın gözden kaçtığını düşünüyorum. Çoğunluğunda eşyanın dahi taşınamadığı dar bir kapıdan girilip, 1,40 metre enindeki koridorun karanlık bir noktasında asansör bulunup dairelere dağılınır. Oysa eski bazı iyi apartman örneklerinde, eve apartmandan girilmeye başlanır. Biz de bu yaklaşımı sürdürerek girişlerin geniş ve ferah olması, bütçesi elveriyorsa mermer döşenmesi, iyi aydınlatılması için çaba sarf ediyoruz. Yalnızca konutların değil, apartmanın kendisinin de mimari sorumluluk dahilinde olduğunu düşünüyoruz.

he: Bloktaki geniş balkonlar dikkat çekiyor. Planlama aşamasında, insanları kapalı hacimlerden açık alanlara çıkarmak gibi düşünce hakim miydi? cs: Planlama aşamasında öngörüp, sonrada umut ettiğimiz gibi konut sakinleri, balkonlarda ve havuzun etrafında yaşıyorlar. İkinci ve üstü katlar Göktürk'ün orman manzarasına hakimken, alt katlar sık yeşil ile ördüğümüz yapının kendi bahçesine bakıyor. Yaşantıyı, insanları açık havaya davet eden Akdeniz mimarisindeki gibi kurguladık. İleride başka yapıların daha yakına yaklaşmaları söz konusu olmadığından balkonlara dayalı bir yaşam önermekte sakınca görmedik. he: Yapının cephe tasarımı, farklı yüzlerinde farklılaşıyor. Cephe tasarımı nasıl bir kompozisyon üzerine kurulu? cs: Yapının her cephesi birbiri ile bütünlük içinde, fakat kendi ihtiyaçları dahilinde çözümlendi. Her cephenin doluluk-boşluk örüntüleri bir değil. Cephenin dışarıdan okunan bloğu ve yanındaki boşluğun bir daireye işaret ettiği bir düzen var, cephenin yatay oranlarını göz önünde bulundurak bu düzende kaydırmalar yaptık. Köşede yer alan açık strüktür de bu geçişleri


önceki sayfada solda üstte: Strüktürün açık geçtiği köşenin yapıda kurduğu ilişki sağda üstte: Bahçeye bakan cephe ve açık havada yaşamı destekleyen balkonları altta: Bahçe cephesinin genel görünüşü; fotoğraf yan sayfada solda: Balkonlarda tül etkisi yaratan metal panellerin görünüşü; fotoğraf: Cem Sorguç sağda: Açık hava yaşam alanları ile bahçe cephesi

bu sayfada solda: Caddeye bakan kompakt laminant giydirilmiş cephe solda altta: Apartman zemin kat koridorundan bir görünüş altta: Karşılama bankosu ile apartman girişi; fotoğraflar: Cem Sorguç

YAPI - KONUT - İSTANBUL

giriş sayfasında Caddeden ön cephe kompozisyonuna bakış

55 XXI - EYLÜL 2009

tamamladı. Projelendirme aşamasında bu cephede, masif ahşap olarak planladığımız bölümler, bütçe nedeniyle kompakt laminant olarak değiştirildi. Yine de imalatı desteklemek, örneğin demir ustasının da projeye dahil olması için elimizden geldiğince seri üretim malzemelerden uzak durmaya çalışıyoruz. Bahçeye ve havuza bakan cephedeki balkonlardaki metal panellerin tül etkisi yaratmasını istedik. Daha dolu malzemelerle balkonlar arası bir kapalılık sağlamak gibi bir kaygımız yoktu, sonrasında da bu geçirgenliğin blok içi ilişkileri olumlu etkilediğini gözlemledik. Metal panellerin rengi inşa aşaması bittiğinde karar verdik ve o şekilde hayata geçti. Fakat açık strüktürlü köşe için başta kararlaştırdığımız gri tonunu, strüktürün imalat aşamasına geldiğimizde bıraktığı gölgeleri gözlemleyip negatif renginde yapmayı kararlaştırdık. Yani imalat aşamasında dahi tasarım üzerine düşünmeyi sürdürdük ve kompozisyon bu küçük detayların bir aradalığı ile tamamlandı. he: Aynı işveren için yine Göktürk’te tasarladığınız bir proje daha var; bu iki proje arası bir ilişki ya da süreklilikten söz edilebilir mi?

cs: Aynı pazarlama kavramı dahilinde. Soyadları aynı fakat bahsettikleriniz iki ayrı proje, hem mimari açıdan hem de büyüklük bakımından. Birbirlerinden 200 m uzaklıktaki arsalarda bulunan, konut tipleri benzerlik gösteren ama bulundukları çevrenin verileri ile farklılaşmış iki proje, çift yumurta ikizi gibi. he: Neredeyse hiç koridoru olmayan konutlar tasarlamışsınız. Konut içi çözümlerden bahsedebilir misiniz? cs: Bizi tasarım sürecinde en çok uğraştıran konu, uzun ya da “L” dönen koridorlardan kaçınmaktı. Binanın derinliği ve metrekaresi işin içine girince bu, her zaman mümkün olmuyor. Daireleri blok içine yerleştirip sonra çözümlemeye çalışınca koridor oluşumları kaçınılmaz oluyor. Biz bu yüzden çözümleme esnasında, daireden daha küçük birimleri ele alarak daha tümevarımcı bir yol izleyerek bu konuyu çözdük. Bu, proje ekibi için daha yoğun bir çaba anlamına geliyor ama sonuçta en az koridoru elde edebiliyorsunuz. Bu sebepten neredeyse dairelerin hiçbiri diğerine benzemiyor.

he: Binanın taşıyıcı sistemini anlatır mısınız? cs: Taşıyıcı sistemi betonarme kolon-kiriş strüktürden oluşuyor; asmolen döşeme ve betonarme perde duvarlar var. İçerisinde otopark, havuz, teknik odalar, spor salonu ve konut depolarının yer aldığı iki bodrum katı var. Çatı, kenetli metal çatı. Tasarım aşamasında kelebek çatı düşünmüştük, ancak mali konular ve imar mevzuatının zorladığı bazı değişiklikler nedeniyle şimdiki formunu aldı. he: Apartman kullanıcılarından geri bildirim aldınız mı? cs: Doğrudan bir geri bildirim almadık ama dolaylı yoldan ulaşan yorumlar çok olumlu. Daireyi tam istediği gibi kullanabildiğini bizimle paylaşanlar oldu. Bizim açık mutfak olarak tasarladığımız konutların sahiplerinin bir kısmı kapalı düzene geçmek istedi ve bu değişiklikleri de biz üslendik. Tabi ki kullanıcıların istekleri doğrultusunda bu tür bir düzenleme yapılmasında sakınca görmedik. Ancak örneğin kullanıcılar balkonların gelecekteki talepler doğrultusunda kapatılmasını engelleyen bir sözleşmeye imza atarak bu evleri satın aldılar.


zemin kat planı

Eylül 2009 - XXI 56

YAPI - KONUT - İSTANBUL

tip kat planı

cephe eskizi

proje adı: Apartman 112 (Lifeis’tanbul - Günbatısı bloğu) mimarlık ofisi: CM mimarlık Ltd., İstanbul mimar: Cem Sorguç mimari proje ekibi: Çağrı Küçükay, Barış Kıldiş işveren ve yüklenici: Akro Yapı A.Ş. proje yeri: Göktürk / İSTANBUL proje tarihi: 2006 yapım tarihi: 2007 – 2008 arsa yüzölçümü: 1.491 m2 proje alanı: 6.642 m2 proje hacmi: 20.000 m2

boy kesit

ön cephe görünüşü

cem sorguç 1968 doğumlu. MSÜ Mimarlık Bölümü’nden mezun. 1987-1991 yılları arası yarı-zamanlı, 1991-2000 yılları arası ise tam zamanlı olarak çeşitli mimari firmalarda ofis ve şantiye mimarlığı yaptı. 2000 yılından beri kurucusu olduğu CM mimarlık Ltd. bünyesinde mimarlık yapıyor.

arka cephe görünüşü


İÇ MEKAN - kafe/BUTİK - İSTANBUL Eylül 2009 - XXI 58

İnşaİ FİKİR TASARIMLARI Kafe ile butik gibi iki farklı işlevi bir araya getiren Building aslında yaptıkları işi fikir mühendisliği olarak tanımlayan ve farklı disiplinleri barındıran aynı adlı tasarım ofisinin ilk projesi. Projelerini geniş bir kitleye ulaştırmak amacıyla çalışmalarına bir yeme-içme mekanıyla başlayan ekipten Sedef Kırdök mekanı ve yapılanmayı anlattı. Lara Karaso

Building food and apparel

buıldıng ıdea and engıneerıng

lk: Kafe ve butik olarak kurguladığınız bu ilk konsept projenizde iki işlev nasıl bir araya geldi? Sedef Kırdök: Ekip olarak çıkış noktamız bir konsept mağaza veya bir butik oluşturmak değil, "fikir mühendisliği" yapmaktı. Fakat bu düşüncemizi arkadaşlarımızla paylaştığımızda çok da anlaşılır olmadığını gördük. Biz de öyle bir iş yapalım ki hem ofisimizle aynı mekanda bulunsun hem de gerçekleştirmek istediğimiz projeleri biraz olsun insanlara aktarıp, piyasada bilinirliğimizi artıralım

dedik. Bunun için de en uygun projenin bir yeme-içme mekanı oluğunu düşündük. Fakat Türkiye'de yemeiçme mekanlarında çok fazla tasarım nesnesinin yer almadığını fark ettik. Bildiğimiz tek örnek Türkiye'de ilk kez böyle bir işe kalkışan Mudo Concept'ti. Çünkü insanlar bir taraftan yemeklerini yerken diğer taraftan da kıyafet, aksesuar ve ayakkabıları gördüklerinde, bu çok daha etkili olabilir ve ikisi birbirinin içerisine geçebilir diye düşündük. Örneğin, burada Melissa markalı plastik ayakkabıları satarken aynı renkte bir yemek yemenin ya da şekerleri görmenin bir bütünlük sağlayabileceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla butik ve kafenin bir arada olduğu konsept buradan çıktı. lk: Building fikri nereden ortaya çıktı? Mekanın genel konseptini neye göre belirlediniz?


karşı sayfada Girişteki 17 m'lik masa ve kafe bölümünde kullanılan aksesuarlar. bu sayfada sağda: Building menüsünden örnekler en sağda: Building'in butik bölümü altta: Girişteki 17 m'lik masanın diğer ucu altta sağda: Building tabelası

Eylül 2009 - XXI 60

İÇ MEKAN - kafe/BUTİK - İSTANBUL

arka sayfada Building'in kapısı

sk: İlk başta Marangozhane Sokak'ta bir mekan bulmuştuk. Orada marangoz tezgahlarında, marangoz testerelerinin kullanıldığı, ham malzemelerin yer aldığı bir atölye açmayı hayal etmiştik fakat ardından karşımıza şu anda bulunduğumuz mekan çıktı ve yapmak istediğimiz projeye daha çok uygundu. Mekanın mimari olarak kuvvetli bir dokusunun olması bizim aklımıza Building ismini getirdi. Dolayısıyla ilk başta isimden yola çıktık. Bu ismi de iç mekan tasarımında kullandığımız elemanlarla destekledik. Yemek sunumlarında da masaların üzerindeki seramikleri

kullanıyoruz, bu şekilde seramiklerin de masanın bir parçası olması üzerine yoğunlaşıyoruz. lk: Bize kurumsal kimliğinizden bahsedebilir misiniz? sk: Aslında baktığınızda tam anlamıyla tasarım yönetimi yapıyoruz diyebiliriz. Biz burada sadece tasarım yapmaya değil, aynı zamanda bir tasarımın nasıl hayata geçirebileceği, ekonomik sıkıntıları, artıları ve eksileri üzerine yoğunlaşıyoruz. Kurumsal kimliğimiz ise tasarladığımız mekan olarak kendini belli ediyor. Daha yenilikçi bir bakış açısıyla kendimize yön çiziyoruz. Bu yenilikçi

yaklaşım menümüze de yansıyor. Biz gerçekleşmesini hedeflediğimiz fikirlerin insanlar tarafından algılanabilmesini istiyoruz. Bu sebeple böyle bir örnek projeye adım attık. lk: Farklı disiplinlerden gelen bir tasarım ekibi olarak sahip olduğunuz bu çeşitliliğin projelerinize yansımasından bahseder misiniz? sk: Çok farklı eğitimler almış olmamız bizim için büyük bir avantaj oldu. Building'te birçok organizasyon ve etkinliğe yer veriyoruz. Örneğin, ekibimizde bir işletme mezununun olması, bu etkinliklerin yönetimiyle

ilgilenilmesi, bir tasarım yöneticimiz olması açısından bize çok büyük artılar sağlıyor. Building projelerinde ben daha çok tasarımlarla ilgileniyorum. İç mekan, grafik, ambalaj tasarımı gibi konular benim sorumluluğumda ilerliyor. Ortaklarımızdan bir diğeri gemi inşaat mühendisliği eğitimi aldı, ardından da tasarımyönetimi yüksek lisansı yaptı. Şu an için yaptığımız işi tasarım yönetimi olarak adlandırabiliriz. lk: Mekanda mimari olarak nasıl bir etki yaratmak istediniz?


hande şen 1968 yılında doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Eğitim bölümünden mezun olduktan sonra Grafika Lintas, İniative Medya Ajansı, Penajans/Dorc’y Reklam Ajansı, 3 Kuşak Reklam Ajansı, Yataş gibi firmalarda reklam müdürü olarak çalıştı. 2009'da Building idea engineering & more ortaklarından olmaya karar verdi.

Eylül 2009 - XXI 62

İÇ MEKAN - kafe/BUTİK - İSTANBUL

serkan yılmaz 1983 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldu. Uniclub Youth Zone ortaklığında “Chef of Zone” olarak görev aldıktan sonra Building idea engineering & more ortaklarından oldu.

cenk tavukçuoğlu 1983 yılında doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi Gemi inşaat Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Barcelona İED'de Design Management yüksek lisansı yaptı. 2009 yılında Building idea engineering & more ortaklarından olmaya karar verdi. sedef kırdök 1983 yılında doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık bölümünü bitirdikten sonra Milano İED'de İnterior Design yüksek lisansı yaptı. Autoban tasarım ofisinde 10 ay çalıştıktan sonra Building idea engineering & more ortaklarından olmaya karar verdi.

plan

kesit

sk: İnsanları bir araya toplamak ve herkesin mekana dahil olabilmesini sağlamak istedik. İlk başta butik kısmını girişte, yeme-içme kısmını ise butiğin arkasında konumlandırmak istedik fakat bu şekilde mekanın bölüneceğini düşünüp bundan vazgeçtik. Mekan, yeme-içme kısmındaki 17 m'lik bir masa ile başlıyor ve ardından butik kısmıyla devam ediyor. Bu akışı yukarıdaki teras sürdürüyor. Var olan mimarinin içerisine tamamen yerleştik, aslında sıfırdan bir mekan tasarlamak ile var olan bir mekanın

içerisine yerleşmek arasındaki fark bizim için zorlayıcı oldu. Mekanda özellikle basit malzemeler -seramikler, demirler, ham saclar- kullanmayı amaçladık. Bu malzemelerin bir araya gelişlerinin keyifli bir yanı olduğunu düşünüyoruz. Menümüzde de "Harçlık" adlı bir yemek var, bütün bunlarla mimarlıkta kullanılan malzemelere bir köprü oluşturmayı hedefledik. lk: Building'in butik bölümü için ürünleri neye göre belirliyorsunuz? sk: Building'de kendi tasarım anlayışımıza uygun olan tasarımlara

yer vermek istiyoruz. Buranın bir tasarım ve konsept mağaza olduğunu duyan birçok kişi bize ürünlerini vermek istiyor. Biz ise bu konuda tasarım anlayışımıza uygun ürünler seçerek mekanda bir dil bütünlüğü oluşturmaya dikkat ediyoruz. Örneğin, İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda Bölümü öğrencileri bize bir koleksiyon hazırlamak ve bizden bir proje tanımı almak istediler ve biz de onlara bir kelime verdik. Şimdi onlar aralarında gruplar oluşturarak bir koleksiyon hazırlayacaklar ve biz de bu koleksiyonu sunmaktan mutluluk duyacağız.

lk: Önümüzdeki dönemlerde hayata geçirmek istediğiniz projelerinizden bahsedebilir misiniz? sk: Türkiye'deki geleneksel şekercilik ve limon kolonyaları konusunda fikirlerimiz var. Örneğin, Building'in açılışı için akide şekerlerini biçimleri ve paketleri ile yeniden yorumlamıştık. Bunu biraz daha ilerletmeyi düşündüğümüz bir şekerci projemiz var. "Building idea and engineering" çatısı altında ilk oluşumumuz "Building food and apparel", ikincisi ise "Building sweet and more" olacak.


ÜRÜN TASARIMI - OTURMA BİRİMİ Eylül 2009 - XXI 64

fotoğraflar: Tunç Süerdaş

koltuktan kaleler Hem büyüklere hem de çocuklara yönelik bir tasarım olan Kale, bir yandan evde nesiller arası sosyal bir ortam yaratırken diğer yandan “eşya ayrımı”nı ortadan kaldırıyor. Elif Esmez

kale

alper böler

ee: Kale nasıl ortaya çıktı? Alper Böler: Bir süredir kendim için bir koltuk tasarlamak istiyordum. Piyasada bulunan veya başka bir tasarımcının tasarladığı bir koltuğu satın almak zorunda kalmamak için nasıl bir koltuk tasarlamalıyım diye düşündüm. Temelde tasarımımın bir hikayesi olmasından çok bir nedeninin olması gerekiyordu. Bu yüzden de kendi hayatımda en sevdiğim koltuğu düşünmeye başladım ve bunun anneannemin evindeki sedir şeklindeki koltuk olduğunu fark ettim. Her çocuk gibi ben de minderlerle oynamayı seviyordum ve onlardan evler yapardım. Düşününce bunun özellikle küçükken daha güçlü olan bir içgüdü olduğunu fark ettim. Koltuğu sosyal olarak yeniden değerlendirmek, yeniden ele almak istedim. Günlük hayatımızda yer alan ve kullandığımız ürünlerin kullanım senaryolarının

sosyal yapıyla birlikte yeniden nasıl kurgulanabileceğini düşünmeye başladım. Kale ile yapmak istediğim, ürünlere dair taşıdığımız iç güdüleri, insanların anladığını düşündüğüm bir dil kullanarak tekrar onlara aktarmak. Bu ürünü gören birçok insan da küçükken aynı şekilde minderlerle oynadığını hatırladı. ee: Hem büyüklere hem de çocuklara yönelik bir tasarım olan Kale, çocuklara nasıl bir deneyim sunuyor? ab: Kale, evin içinde sosyal bir ortam yaratırken çocuklar için de devasa bir oyuncak haline geliyor. Birim, çocuklara kale, ev, araç gibi hayal gücüyle yapabilecekleri sınırsız seçenek sunuyor, bu konuda onları özgür bırakıyor. Çocuklar genelde kendilerini güvende ve güçlü hissettiren minderler altında evler yapıyorlar ve bunu yaparken de hiçbir zaman kendi odalarında oynamıyorlar, mutlaka salonda evin eşyalarıyla oynuyorlar. Kale, evde ebeveyn ile çocukların eşya ayrımını ortadan kaldırarak onları bir


karşı sayfada Kale oturma birimi bu sayfada en solda ve solda: Kale, minderleri sayesinde çocuklara hayal güçleriyle yapabilecekleri sınırsız alternatif sunuyor.

altta solda: Minderler geri toplandığında ise bir oturma birimi haline geliyor. altta sağda: Minderlerin iç kısımları yumuşak süngerden dış kaplaması ise yünlü kumaştan oluşuyor.

proje adı: Kale proje tanımı: Oturma Birimi tasarımcı: Alper Böler malzeme: Metal İskelet, Sünger, Yünlü Keçe Kumaş proje başlangıç ve bitiş tarihi: Ocak - Mart 2009

ÜRÜN TASARIMI - OTURMA BİRİMİ

alper böler 1975 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 2000 yılında ünal&böler studio’nun kurucu ortaklarından biri olarak mobilya ve iç mekan tasarımları gerçekleştirdi. 2008 yılından itibaren tasarımlarına Alper Böler Design’da devam etmektedir.

65 XXI - EYLÜL 2009

araya getiriyor. Amaç, aslında “Çocuğa bu oyuncak değil!” demek yerine çocukla o eşyayı evde paylaşabilmek. Böylelikle çocuğa yeni, güzel bir oyun alanı açılırken ebeveyne de esnek oturma kullanımına olanak sağlayan bir oturma birimi sunuluyor. Çocuklar minderleriyle oynadıktan sonra birimler toparlandığında da estetik bir görüntü ortaya çıkıyor. ee: Kale, temelde bir baza ve çeşitli geometrilerdeki minderlerden meydana geliyor. Kaç parçadan oluşuyor? ab: Temel formlardan meydana gelen Kale, 25x75, 50x75 ve 75x75 cm boyutlarında 15 adet minderden oluşuyor. Farklı boyutlardaki minderler koltuğun asimetrik ve düzensiz görünmesini sağlıyor. Bunun yanı sıra yaslanma kısmındaki silindir ve koltuk üzerinde bulunmayan ancak sehpa ya da puf gibi kullanılmasını öngördüğüm tekerlek şeklindeki minderler var. Kolçaklarla birlikte toplam uzunluğu 2.35 cm olan bazanın standart bir ölçüsü var. Oturma

kısmı iki kat minderden, yaslanma kısmı ise tek kat minderden meydana geliyor. Oturma kısmının her katmanında bir adet 75x75 cm, iki adet 50x75 cm ve iki adet 25x75 cm boyutlarında minder yer alıyor. Koltuk iki kat minderlerden oluştuğu için isteğe göre yüksek ya da alçak oturmaya olanak sağlıyor. ee: Peki, biraz da Kale'nin büyüklere sunduğu deneyimden bahseder misiniz? ab: Kale, büyükler için estetik bir koltuk, aynı zamanda ihtiyaç ve isteğe göre minderleri sayesinde daha fazla oturma alanı sağlayabilecek bir birim. Gerekirse yatak bile olabiliyor. Bunun yanında ebeveyn çocuğuyla birlikte oynayabiliyor, çocuk örneğin kendi çadırını yapıp içinde kalırken ebeveyn de hala bir koltuğa sahip olabiliyor. Kale’nin amacı ortaklaşa kullanımı sağlamak; nesiller arası kopukluğu ortadan kaldırmaktan yana olan bir tasarım. Çocuk hayal gücüyle yapılar yaratırken büyükler de oyuna yön verebiliyorlar. Sivri köşeli, ahşap bir koltuk yerine hem ebeveynin hem de çocuğun

birlikte rahatça kullanmasını olanak sağlayan bir koltuk ortaya çıkmış oluyor. ee: Kale, çocukların oynamalarına, oyun oynarken kendi evlerini inşa etmelerine izin veren bir oturma birimi; bu açıdan bakıldığında parçaların ağırlıkları, boyutları ve malzemeleri önem kazanıyor. ab: Minderler boyutları bakımından büyük gibi görünse de çok ağır olmadığından çocuklar rahatça bir araya getirerek istedikleri yapıyı oluşturabiliyorlar. Minderler, yünlü bir kumaş ile kaplı ve iç kısımları da yumuşak sünger bloklarından oluşuyor. Fermuarları sayesinde de istenildiğinde minderlerin yüzleri çıkarılıp yıkanabiliyor. Koltuğun iskeletini oluşturan baza da aynı kumaşla kaplı olduğu için, o da oyunlara dahil olabiliyor. Bu arada, malzeme maliyeti açısından bakıldığında normal bir koltuğun yaklaşık iki katı kadar malzeme gidiyor. Ama çabuk tüketilir bir ürün olmasındansa, kaliteli ve gerekiyorsa çokça malzeme kullanılan ancak geri dönüş alınabilen bir ürün yapmak istiyorum.


kabİn sİnyalİzasyonları

EYLÜL 2009 - XXI 66

YENİ - ÜRÜN

permak et solar pv Permak Enerji güneş enerjisinden elektrik üretiminde tüketicilere ve kurumlara cazip bir seçenek sunuyor. Permak ET Solar PV güneş panelleri, otellerde, binalarda ve villalarda, şantiyelerde, çiftliklerde elektrik alt yapısının bulunmadığı yerlerde, tarlalarda, sulama sistemlerinde, seralarda ve baz istasyonlarında kullanılabiliyor. Sistem akü ile depolama ya da doğrudan şebekeye bağlantılı olarak, zemine ya da çatıya uygulanabiliyor. Tek yatırım sistemi kurmak için yapılıyor, bu da kendisini altı-yedi yılda amorti ediyor. Permak ET Solar PV endüstriyel sistemler son derece kapsamlı bir hizmetle sunuluyor. Hizmet, proje geliştirme aşamasından başlayarak ilgili sahanın incelenmesi ve

dekorasyonuna uyacak şekilde çeşitli renklerde, tam boy ve yarım boy olarak kullanılabiliyor. KONE’nin yeni sinyalizasyon serisi, kırılmaz, darbeye dayanıklı, sağlam polikarbonattan yapılmış çeşitli renk ve desenlerde, kolaylıkla değiştirilebilen kaset yüzeyleri ile sunuluyor.

sağlanıyor. Donatılı çatı plakları çatının rüzgar ve hava geçirmezliğini sağlarken dışarıdaki gürültülere karşı koruma sağlıyor. Ytong A1 sınıfı yanmaz bir malzeme olduğu için çatıya yangın güvenliği de getiriyor. Plaklar hem klasik eğimli hem de modern formlu çatılarda, birçok yaratıcı mimari düşüncenin hayata geçirilmesine olanak sağlıyor. Çatı plakları çelik veya betonarme konstrüksiyonlar üzerine uygun

montaj teknikleriyle kolayca monte edilebiliyor. Elde edilen çatı yüzeyi, düz ve sonraki uygulamalar için de sorunsuz zeminler oluşturuyor. Böylece bitirme işlerinde, zeminden kaynaklanan uygulama ve detay problemleri ortadan kalkıyor. Ytong donatılı çatı plakları ile oluşturulmuş çatı sistemlerinde çatı arası bir yaşam alanı olarak yapıya kazandırılabiliyor.

www.kone.com

değerlendirilmesini, sistem tasarımı ve mühendislik hizmetlerini, proje yönetimi ve uygulamalarını, sistem bileşenlerinin belirlenmesini, sistem entegrasyonunun sağlanmasını, şebeke bağlantısını, montaj ve kabullerini, işletim ve bakımını, denetleme ve izlenmesini ve finansını kapsıyor. Permak ET Solar PV yönlendiriciler güneş ışınlarının dik alınmasını sağlıyor ve elektrik üretimini % 40 oranında artırıyor. Hava koşullarına adaptasyonu kolaylaştıran yönlendiriciler, 70 km / saat üzerindeki rüzgar hızlarında kendilerini kilitliyor ve 170 km / saat rüzgar hızına dayanabiliyor. Yönlendiriciler sayesinde daha fazla panel kullanma olanağı elde ediliyor. www.permakenerji.com

donatılı çatı plakları Ytong donatılı çatı plaklarıyla oluşturulan çatı sistemi, yapının teknik ve fiziksel ihtiyaçlarına uygun çözümler üretiyor. Çelik donatılı olarak üretilen ve taşıyıcı özelliğe sahip donatılı çatı plakları; çelik, betonarme gibi yapı sistemleriyle birlikte ya da tek başına kullanılarak her türde ve formda çatılar oluşturulmasına olanak sağlıyor. Bu sistemle, bir gün

KONE’nin kabin sinyalizasyonları yenilendi. Yeni tasarımlar modern asansör sinyalizasyonuna yeni bir perspektif sunuyor. İki ayrı boyda, değişik desen ve renkleri içeren yeni sinyalizasyon serisi, kabin dekorasyonu ile kabin kumanda panosunun (COP) uyumlu olmasını tercih eden müşterilere uygun bir seçim sunuyor. Mevcut COP’ler kabin

içerisinde 150 m2'ye kadar çatı oluşturmak mümkün. Bu da ürünün konutlar kadar, endüstriyel yapılarda da tercih edilmesini sağlıyor. Isı yalıtımı oldukça iyi olan çatı plaklarının bu özelliği sayesinde çatılarda her mevsim dengeli bir iç ortam sıcaklığı elde edilebiliyor. Yapının ısıtılması veya soğutulmasında kullanılacak yakıt ve enerjiden önemli miktarda tasarruf

www.ytong.com.tr


catıa Sanal ürün tasarımı için kullanılan bir bilgisayar yazılımı olan CATIA, kullanıcılara başlangıç fikrinden analizine ve montajına kadar tüm endüstriyel tasarım süreçlerini simüle etme olanağı tanıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye ofisini açan ve 1981 yılından bu yana üçboyutlu yazılım pazarında liderliğini sürdüren, Fransız firması Dassault Systèmes, endüstriyel süreçleri destekleyen PLM (Ürün Yaşam Döngüsü Yönetimi) uygulama yazılımları geliştirerek pazarlıyor ve ürünlerin tasarlanmasından bakımına,

hatta geri dönüştürülmesine kadar tüm yaşam döngüsüne ilişkin üçboyutlu bir vizyon sağlıyor. Müşteriler için Dassault Systèmes ve PLM, ürünlerinin sanal olarak tasarlanabilmesi, detaylandırılabilmesi ve bunları üreten fabrika süreçlerinin simüle edilebilmesi anlamına geliyor. Fiziksel ve yüksek maliyetli numuneler hazırlamasına ve bunları test etmesine gereksinim duymaması ise kaynak tasarrufu sağlıyor. Dassault Systèmes'in diğer PLM yazılımları ise DELMIA, SIMULIA, ENOVIA, 3DVIA. www.3ds.com

AXOLUTE NIGHTER VE WHICE

EYLÜL 2009 - XXI 68

YENİ - ÜRÜN

İtalyan Bticino'nun Türkiye pazarında tüketici beğenisine sunduğu Axolute Nighter ve Whice serisi büyük ilgi gördü. Siyah ve beyazın aynı seride buluştuğu Axolute Nighter ve Whice serisi zarafetiyle dikkat çekiyor. Seride My Home sistemi ve görüntülü kapı giriş sistemleri için interkom dahili üniteler yer alıyor. Nighter ve Whice Interkom dahili üniteler renkli geniş ekranı, 8 mm kalınlığında bütünüyle cam yüzeyi, dokunmatik tuşları ile dikkat çekiyor. My

molo Mimari ve ürün tasarımı üzerine birçok fonksiyonel ürün tasarlayan Kanada’lı Molo firmasının balpeteği geometrisini esas alan mekan bölümleme sistemleri Terminal’de. Molo ürünleri, bir mekânın bölümlere ayrılması ve zamanla değişen ihtiyaç ve isteklere

göre düzenlenmesi için dinamik ve esnek bir şekilde kullanılmak için tasarlandı. Açık alanları, kısa bir sürede içe dönük mekanlara dönüştürebilen ürün serisi, manyetik bağlantı detaylarıyla birleştirilerek farklı yükseklik ve biçimlerde blok, duvar ve oturma birimleri haline dönüşebiliyor. Softlight, Softblock, Softseating ve

Softwall olarak dört farklı sistemde tasarlanan ürünler, tekstil ve kâğıt gibi bir his vermesine rağmen polietilen tabanlı ve dokuma olmayan bir tekstilin ince levhalarından üretildiği için yırtılmaya karşı dayanıklı ve su geçirmiyor. www.terminaldesign.com.tr

Home sistemlerini yöneten Nighter ve Whice otomasyon anahtarları, tekil ve grup yükler, Hİ_Fİ stereo ses sistemi, senaryolar ve temel kapı giriş sistemi fonksiyonunu tek bir yerden kontrol etmeyi mümkün kılıyor. Bütünüyle cam yüzeye sahip olan otomasyon anahtarları, üzerinde bulunan ve ışık yoğunluğu ayarlanılabilen mavi LED'lere hafifçe dokunularak aktive ediliyor. www.axolute.com.tr


attıtude Türkiye’deki pazarlama faaliyetleri Ece Banyo tarafından yürütülen Ideal Standard, yeni batarya serisi Attitude ile banyolardaki konforu, güvenlik ve sağlıkla buluşturuyor. Tasarım ofisi Artefakt tarafından Ideal Standard için tasarlanan Attitude, suyun akışını regülatör ile kontrol eden “click” teknolojisi sayesinde dakikada beş litre su tasarrufu sağlıyor. Hem ekonomik hem de ekolojik bir ürün olan Attitude bataryalarda kullanılan “cool body” teknolojisi, sıcak su akarken

blancoaxıs 6 s-ıf steamer edıtıon paslanmaz tepsi taşıyıcı görevi görüyor. Esnek tasarımı ile dikkat çeken ve hazırlanan malzemelerin doğrudan fırın tepsisi olarak da kullanılabilen kaplara aktarılmasını sağlayan lavabo üzerindeki kesme tahtası da oldukça işlevsel. Buharlı pişirici/fırın ile lavabo arasında bir ara yüzey oluşturan sistem, Axis, Statura, Vektris, Strato ve klasik serideki bütün Blanco lavabolarına uyum sağlıyor. www.blanco.com.tr

Lavabo, ankastre lavabo, yüksek lavabo, küvet ve banyo bataryalarından oluşan Kale'nin yeni tasarım serisi armatürleri, mekanlarda zarif ve göz alıcı bir atmosfer yaratırken, mimari projelere farklılık katıyor. Rodolfo Dordoni&Gordon Guillaumier tasarımı Likid serisi, suyun akıcılığını yumuşak ve güçlü kıvrımlarıyla vurguluyor. Tasarımcıların seride kullandıkları koaksiyal kartuş, küçültülmüş boyutu ile zorlu teknik kısıtlamaları ortadan kaldırıyor. Yine seride kullanılan gizli

www.idealstandardturkey.com

perlatör, armatürün estetik tasarımını tamamlıyor. Banyoda yalın bir duruş sergileyen Plus serisi ise, gösterişten uzak duranlara sesleniyor. Mostra Convegno’da Comfort and Design ödülünü kazanan Piet Billekens tasarımı Plus serisi, basitlik ve fonksiyonel kapasite özellikleri ile ön plana çıkan koaksiyal kartuşu ve ergonomisi sayesinde suya hakimiyeti mükemmel kılıyor. www.kalebanyo.com

EYLÜL 2009 - XXI 70

YENİ - ÜRÜN

Blancoaxis 6 S-IF Steamer Edition lavabo ile yiyecekleri buharda pişirerek hazır hale getirmek son derece pratik. Blancoaxis 6 S-IF Steamer Edition’da yer alan çok işlevli süzgeç alanı, lavaboda ergonomik çalışma alanı yaratmak üzere paralel olarak yerleştirilmiş bulunuyor. Aynı zamanda buhar sistemi aksesuarlarının birebir aynısı olan bu bölüm, buharda pişirmenin hazırlık aşaması için bir başlangıç oluşturuyor. Ana kaseye kancalanmış ve buharlı tencerelerin standardı ile donatılmış olan

lİkİd

bile bataryanın soğuk kalmasını sağlıyor. Kromla kaplı Attitude bataryalar, yuvarlak ve spa özellikli şelale tipi su akışına imkân verirken, bataryalarda kullanılan perlatörler su basıncını düşürerek, kullanılan su miktarının azalmasına destek veriyor. Attitude’deki perlatörler ayrıca su akarken hava girişi sağladığı için suyun sıçramasını engelliyor. Hiçbir vidası dışarıda olmayan Attitude bataryaların bu özelliği sayesinde etrafında kir birikmiyor.

vıtopend 100-W Viessmann'ın sunduğu yeni Vitopend 100-W, 24 kW kombi Temmuz 2009’dan itibaren bacalı ve hermetik modelleriyle satışta. Yeni Vitopend 100-W ile, Vitopend 100 serisi daha da geliştirilerek üstün teknik özellikler sunuyor. Yeni Vitopend 100-W, Avrupa Birliği Verim Direktifi 92/42’ye göre üç yıldız verim sınıfı düşük sıcaklık kazanı olarak sertifikalandırıldı. Üç yıldız

verim, yoğuşmasız kombilerin ulaşabileceği en yüksek verim sınıfı. Sadece sıcak su hazırlarken değil, mahal ısıtmasında da yüksek verim sağlar. Yeni kontrol paneli büyük ve kolay okunabilir bir dijital ekrana sahip. Akıllıca tasarlanmış cihaz iç yapısı ve kullanılan kompozit malzemeler sayesinde, Vitopend 100-W kendi sınıfındaki en küçük boyutlu ve hafif kombiler arasında yer alıyor. Kullanılan yeni nesil pompa ve optimize edilmiş

baca gazı fanı ile, hermetik kombinin elektrik tüketimi % 11 azaltıldı. Daha düşük ses seviyesinde çalışan kombi dört adımda hızlı montaj ve devreye alma olanağı sunuyor. Servis çalışmaları için yanlardan mesafe bırakmaya gerek olmayan kombinin bakımı ya da parçalarının değiştirilmesi için tüm bileşenlerine ön taraftan erişilebiliyor. www.viessmann.com.tr


kale grubu'nun 52. yılı Çanakkale Seramik, Kalebodur, Kalekim, Kaleterasit, Kale, Kalecolor, Kaledekor, Kalekalıp, Kaleplus gibi kendi alanında lider pek çok markayı barındıran Kale Grubu, 52. Yılını Seramik Bayramı törenleriyle kutladı. Kale Grubu 52.yıl Seramik Bayramı kutlamaları 27 Temmuz 2009 tarihinde, Kaleseramik Fabrikaları’nın kurulu bulunduğu

istanbul “manto”lanıyor Çanakkale’nin Çan ilçesinde yapıldı. Kale Grubu Kurucusu ve Onursal Başkanı Dr.İbrahim Bodur törende yaptığı konuşmada sanayi odasını kuran üç kişi kaldıklarını söyleyerek, sanayiciliğin devlete ve insana hizmet olduğunu vurguladı ve Kaleseramik Fabrikalarının temelini bundan 52 yıl önce mala ile attıklarını hatırlattı. www.kale.com.tr

FİRMA HABERLERİ EYLÜL 2009 - XXI 72

lisans öğrencilerinin yaratıcı fikirlerle kendilerini geliştirmelerine fırsat tanımak amacıyla düzenleniyor. 2 Kasım, saat 17.00’ye kadar projelerin kabul edileceği yarışmanın sonuçları 16 Kasım tarihinde açıklanacak. 4 Aralık 2009’da Trakya Üniversitesi’nde düzenlenecek ödül töreninde birinci olan projeye 6.000 TL ve iki kişilik Prag seyahati, ikinci projeye 4.000 TL, üçüncü olan projeye ise 3.000 TL ödül verilecek. www.cuhadaroglu.com

Deprem Sempozyumu Kocaeli 2009"da gerçekleştirilen ilgili panelde sunularak tartışmaya açıldı ve atölye çalışması sonucunda hazırlanan posterler sergilendi. Çeşitli üniversitelerin mimarlık ve iç mimarlık bölümleri lisans son sınıf öğrencilerinden seçilen 24 öğrencinin katıldığı bu çalışma sonucunda ortaya çıkacak mobilya tasarımları Nurus tarafından üretilecek. www.nurus.com.tr

Afrika’dan temiz enerji: Desertec Siemens, çevreci teknolojiye sahip Desertec girişimini destekliyor. Siemens Enerji Sektörü, diğer sanayi şirketleri ile birlikte, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya sürdürülebilir enerji sağlamak için tasarlanan Desertec girişimine katılıyor. 13 Temmuz’da Münih’te, söz konusu katılımla ilgili bir Mutabakat Zaptı imzalandı. Sahra Çölü’ndeki güneş enerjisi üretim

www.mavikale.com

2009 yılında bayi ve teknik servisleri için yoğun bir eğitim programı gerçekleştiren Ferroli, enerji verimliliği konusunda da tüm Türkiye’yi bilgilendirmek için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bayileri ve iş ortaklarına yönelik düzenli bilgilendirme çalışmaları yapan Ferroli, Ankara’dan Samsun’a, Konya’dan Gaziantep’e kadar Türkiye’nin her noktasına ulaşmak için 26 toplantı düzenledi.

Ferroli, bu sene kendi bünyesinde bayilerine yönelik verdiği teknik eğitimlere ve YTÜ ile ortak düzenlediği enerji verimliliği kanununun sektöre getirdiği değişikler konusundaki bilgilendirme toplantılarına devam ediyor. 2009 yılı başından itibaren bayileri için 17 teknik eğitim toplantısı düzenleyen Ferroli bugüne kadar, 500 bayisini son gelişmelerle ilgili bilgilendirdi. www.ferroli.com.tr

EN BÜYÜK ÖDÜL, ONDULINE AVRASYA’YA

deprem için tasarım Kocaeli Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin onuncu yılında 7-16 Ağustos 2009 tarihleri arasında sivil toplum kuruluşu olarak TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şubesi ve sanayici olarak Nurus'un ana sponsorluğunda bir atölye çalışması gerçekleştirdi. Düzenlenen atölye çalışmasının sonuçları "Uluslararası

ısınmanın önlenmesindeki önemini ve ısı yalıtımının beraberinde getirdiği enerji tasarrufunu anlatmak amacıyla düzenleniyor. Kampanya kapsamında, İstanbul’da bulunan, İstanbul’u farklı yönleri ile anlatan ve mimari özellikleri ile öne çıkan bazı binaların maketleri yapılıyor ve bu maketler modacı/tasarımcı Ümit Ünal’ın yorumu ile mantolanıyor.

ferroli 2009’u eğitim yılı ilan etti

alu2009 başlıyor

Çuhadaroğlu Metal Sanayi ve Pazarlama tarafından bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Alüminyum Öğrenci Proje Yarışması ALU2009 başladı. Bu yılki yarışmanın konusu Edirne Sınır Ötesi Ticaret ve Fuar Merkezi Karşılama ve Yönetim Binası Mimari Tasarımı. ALU2009, alüminyum sektörünün gelişimini desteklemek ve mimarlık fakültelerinde öğrenim gören

Yapı sektörüne Mardav, Kalekim ve Dow Chemical tarafından sunulan Blue’ Safe Mavi Kale, İstanbul’un sembol binalarından Galata Kulesi, Haydarpaşa Garı, Sarkuysan Binası, İstanbul Üniversitesi ve Akmerkez’i modacı Ümit Ünal ile birlikte “manto”luyor. “Mavi Kale İstanbul’u Mantoluyor” projesi, yalıtımın küresel

tesislerinde ve Kuzey Afrika’daki rüzgar enerjisi santrallerinde üretilen çevre dostu enerji, enerjinin gerekli olduğu yükleme merkezlerine aktarılacak. Desertec projesi kapsamında yer alan çöl bölgelerinde üretilen elektriğin Kuzey Afrika’dan Avrupa’daki tüketicilere ulaştırılması için yaklaşık 2.000 km uzunluğunda bir iletim hattına ihtiyaç var. www.siemens.com/energy

Onduline Grup Başkanı Mr. Jean Noel Fourel liderliğinde ve Onduline Grup’un varlık gösterdiği 30 ülkeden üst düzey yöneticilerin ve genel müdürlerin katılımıyla İstanbul’da bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. “United Talents Of Onduline” adı altında gerçekleşen toplantıda, grubun 2009 hedefleri ve yeni pazarlama stratejilerinin yanı sıra, markalaşma ve organizasyonel yapı gibi konularda toplantılar ve atölye

çalışmaları yapıldı. Ülkelerin 2008 yılı performansları göz önüne alınarak yapılan değerlendirmede, toplantıya katılan 30 ülke arasından, Türkiye tüm alanlarda sergilediği başarısı ile “En Başarılı Şirket Ödülü”ne layık görüldü. Onduline Grup yönetimi geçtiğimiz Mayıs ayında da başarıları nedeniyle Onduline Avrasya’nın sorumluluk alanına Pakistan’ı da dahil etti. www.onduline.com.tr

bahçeşehir üniversitesi, ısısan işbirliği ISISAN, Türkiye’de ilk kez Bahçeşehir Üniversitesi tarafından uygulanmaya başlanan CO-OP projesinin partnerleri arasındaki yerini aldı. Hemen her sektörden 123 paydaşın destek verdiği CO-OP kapsamında ISISAN, Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerinin derslerine girerek, teorik ve uygulamalı bilgiler

paylaşacak. CO-OP çerçevesinde ISISAN ısıtma, klima, havalandırma sistemleri ve yenilenebilir enerjiler ve alternatif sistemler ile ilgili derslerde destek ve katkı sağlayacak. Bahçeşehir Üniversitesi’nin mühendislik ve mimarlık bölümlerinde eğitim alan öğrenciler ISISAN’da staj ya da iş olanağı da bulacaklar. www.isisan.com


EYLÜL 2009 - XXI 74

UYGULAMA - IŞIKLI ZEMİN KAROSU

sağda, ortada ve en sağda: Yüksek kaliteli cam ya da polikarbonattan üretilen Glowway karolar altta solda ve sağda: Glowway ışıklı karolarının ilk uygulamalarından biri olan Helsinki Kontula metro istasyonu.

Kendİnden Işıklı Glowway ışıklı zemin karoları, acil durumlarda yeterli olmadığı tespit edilen mevcut sinyalizasyon sistemlerine yeni bir çözüm sunuyor. Finlandiyalı şirket Glowway'ın acil durum sinyalizasyonu alanındaki yenilikçi ürünü, acil durumlarda ya da elektrik kesintilerinde güvenliği sağlama potansiyeline sahip. Genellikle mevcut sinyalizasyon sisteminin acil durumlarda insanların binadan tahliyesi için yeterli olmadığı, dolayısıyla mevcut sinyalizasyon sistemlerinin geliştirilmesi gerektiği ortaya çıktı. Bu gereksinimi karşılamak için Glowway, karanlıkta elektrik olmaksızın saatlerce ışıldayan kendinden ışıklı karoyu geliştirdi. Glowway karolar yüksek kaliteli cam ya da polikarbonattan üretiliyor. Glowway'in gelişmiş üretim teknikleriyle kendinden ışıklı malzemelerle camın birleştirilmesi sayesinde ürün, güvenlik ve yönelim

tabelası olarak patentlendi. Ürün Helsinki Teknoloji Üniversitesi'nde test edildi ve güvenlik tabelaları için geçerli olan ISO 16069:2004 standartlarına uygunluğu kabul edildi. Glowway bir dizi standart tasarım, boyut, renk ve doku sunuyor ve istenilen özelliklerde özel tasarımlar da yapabiliyor. Glowway karolar dayanıklı ve kamusal alanların döşeme ve duvarlarında kullanım için uygun. Karolar, normal seramik karolarla ya da taş zemin malzemeleriyle kullanılabiliyor. Işık yayan malzeme ve farklı renkler cam içine entegre ediliyor, böylelikle zeminde kullanılan karoların yıpranması önleniyor. Yüzey işlemesi sayesinde karolar aynı zamanda sürtünmeye ve kimyasal maddelere karşı da dayanıklı. Ürünler inşaat esnasında ya da sonrasında var olan binaların her çeşit taş ya da beton zemini üzerine uygulanabiliyor. Karolar

aynı zamanda görme engelliler için dokulu olarak da üretiliyor. Glowway'in kendinden ışıklı karolarının ilk uygulamalarından biri Helsinki'deki Kontula metro istasyonunda yapıldı. İstasyonun 1,5 yıl önceki renovasyonu esnasında zemin karolarının arasına bir dizi dikdörtgen biçimli ışıklı karo yerleştirildi. Günde yaklaşık 12.000 kişi istasyondan geçiyor ve karolar bu yoğun trafiğe dayanıklı olduğunu ispatladı. Kontula istasyonundaki uygulamanın işlerliği yetkililerin gözetimi altında test edildi. İstasyon halka kapatılıp dumanla dolduruldu ve ışıklar söndürüldü. Test sonucunda karoların ışığının görünür olduğu, karanlık ve dumanlı ortamda doğru çıkışı gösterebildiği görüldü. Bu testin başarıyla geçilmesinin ardından Helsinki Belediyesi Ulaştırma Birimi Proje Yöneticisi, kentte gelecekte açılacak metro istasyonu projelerinin tümünde Glowway karoların kullanılması kararını aldı.


2D COLLECTION 2D Collection'ın Galata aydınlatma direkleri Büyükçekmece'deki EMAAR Toskana Vadisi projesinde kullanıldı. Toskana Vadisi'nde kullanılan dekoratif aydınlatma direkleri alüminyum döküm olup, elektrostatik toz boya ile boyandıktan sonra el işçiliği ile patine işlemi gerçekleştirilmiştir. Yedi metre yüksekliğindeki aydınlatma direkleri tek ve çift kollu olarak iki tipte kullanıldı. Aydınlatma armatürlerinin camları prizmatik formda ve polikarbondan üretildi. Ayrıca direklere yönlendirme ve reklam için askı aparatları eklendi. www.2d.com.tr

EYLÜL 2009 - XXI 76

DOSYA - Aydınlatma SİSTEMLERİ

ARLIGHT Ece Yalım Design Studio'nun Arlight firması için kontrast ilişkilerinden yola çıkarak tasarlamış olduğu Concept 06 serisinde ışık maskelenerek şekilleniyor; başka bir deyişle şekil verilmiş gölgeler oluşturuluyor. Armatürler yan yana kullanılarak, bu ritmik duyguyu mekana, tavanda bir ışık dokusu oluşturarak taşıyor. Seri, önerdiği farklı geometri ve dokular sayesinde mimara ve iç mimara mekanda yaratıcılığını sergileyebileceği güçlü bir dil kullanma fırsatı veriyor. Concept 06, gün ışığının girmediği mekanlarda dahi oluşturduğu ışık dokusuyla tavan

kütlesi içinde ışık delikleri oluşturma potansiyeline sahip. Concept 06 Serisi'nden Clover'in maskeleme sisteminin ışık kaynağına yakın tutulması,T5 floresan lambanın kullanılması ve yarı geçirgen akrilik difüzörün ışığı homojen dağıtması sayesinde bu ışık-gölge oyunu tamamen tavanda sabitleniyor, mekana dağılmıyor. Dramatik görsel etkinin yanında, mekan içinde üründen beklenen esas işlev olan homojen ışık dağılımı da sağlanıyor. Bu kontrast, içinde denge barındırdığı sürece mekanda uyumlu bir doku oluşturuyor. www.arlight.net

BESTAR ELEKTRİK Bestar Universal Plate, doğru ve uygun ışık gereksinimini karşılayan, mekanlarda arzu edilen biçimlerde kullanılabilen modüler bir aydınlatma sistemi. Bu türden armatürler genelde parçalanmadan blok halinde, ikili, üçlü, dörtlü olarak kullanıldıklarından, farklı kullanım seçenekleri sunmazlar. Mekanda köşelerin aydınlatılması güçtür. Blok halinde kapladıkları hacimden dolayı bu ürünlerin taşınması ve depolanması güçtür. Bu dezavantajların üstesinden gelebilen Bestar modüler sistem, kullanıcıya ürünü istediği şekilde kullanma olanağı sunuyor. Sistem, köşe gibi aydınlatılmasında sıkıntı yaşanan bölgelere yönelik çözümler sunuyor.

Mevcut ikili, üçlü, dörtlü armatürler kasalar halinde bulunmadığından bir araya getirilebiliyorlar. Bu modüler sistem ile oluşturulabilen “L, T, X” şeklindeki kombinasyonlarla mekanlarda farklılık yaratmak mümkün. Bu aydınlatma armatürlerinin montaj kolaylığı, işçilik ve zamandan tasarruf sağlıyor. Ayrıca, armatürler işlevsel ve ekonomik. Bu armatürlerde dört farklı ampul kullanmak olanaklı. Üç farklı metal halinde ampul (CDM-R E27, CDM-R111, CDM-T) ve bir halojen ampul (QR111) kullanımına olanak sağlayan armatürler mağazalar, showroomlar, butikler, vitrin aydınlatmaları, iş merkezleri gibi mekanlarda tasarımı ışıkla buluşturuyor. www.bestar.com.tr


Fersa

İKİZLER AYDINLATMA

HEPER + MOONLIGHT Heper+Moonlight, 1994 yılından bugüne aydınlatma sektöründe öncü ve yenilikçi firma olma konumu ve edindiği bilgi birikiminden yola çıkarak Mirage serisi yeni nesil yol aydınlatma armatürünü geliştirdi. Mirage serisi yeni nesil yol aydınlatma armatürü, BS-EN 13201, BS-EN 60598-1, BS-EN 60598-2-3 standartlarını sağlıyor. Avrupa’da yol aydınlatma hesaplamaları

metal halide ampul serisinin de kullanıldığı ürünler 20, 35 ve 70W olarak, mekanın mimarı tasarımına göre siyah, beyaz ve gri renklerde sunuluyor. Ray spot armatürler alüminyum gövdeli ve elektrostatik toz boyalı olup genellikle PAR serisi halojen ampuller ya da metal halide ampullerle kullanılabilir. Hareketli gövdeleri sayesinde istenilen yön ve nesneyi ön plana çıkaran ray spotlar hem mağazalarda hem de müze, restoran gibi toplu yaşama mekanlarında kullanılabilir.

77 XXI - EYLÜL 2009

İkizler Aydınlatma mağaza ve vitrin aydınlatmasının vazgeçilmezi olan ray spotlar ile ürün yelpazesini genişletmeye devam ediyor. İkizlerDanimarka Sjoc Lighting ortaklığında yurtdışında tasarlanan ürünler, mağazalar için hem zarif hem de verimli aydınlatma seçenekleri sunuyor. Renk geri veriminin yüksek olduğu metal halide ampuller kullanılarak uygulanan dekoratif ray spotlar dar, orta ve geniş açılı reflektör seçenekleriyle nesneyi hem daha net hem de gerçek renkleriyle görmenizi sağlıyor. Philips CDM-Tm

www.fersa.net

www.ikizlerlighting.com

ve kullanılan armatürler BS-EN 13201-3, 2003 no’lu standarda göre yapılıyor. Yeni Mirage serisiyle, yüksek koruma sınıfı özelliklerini sağlayan yenilikçi bir aydınlatma armatürü tasarlayarak verimli aydınlatma, mevcut kullanımdaki armatür sayılarının azaltılması, tesis masrafları ve bakım maliyetlerinin düşürülmesi ve ışık verimi, renk geri verimi, performans, ışık rengi bakımından optimal çözüm hedeflendi. Bu yol aydınlatma

DOSYA - aydınlatma SİSTEMLERİ

LED aydınlatma istemleri üzerine birçok yeni ürün geliştiren Fersa'nın yeni LED profili kullanıcıya birçok kolaylık sağlıyor. SMD (Yüzey Montaj Teknolojisi) ile üstün kaliteli LED'lerden istenen uzunlukta, tek parça olarak imal edilebilen LED modüller 10x10 mm ölçülerinde alüminyum profilde kullanılıyor. Ayrıca kullanılacak yere göre profil tamamen epoksi kaplanabiliyor. İsteğe göre kumlu, şeffaf ya da LED'lerin renginde akrilik ile de kullanılabiliyor. Şerit LED, tasarımıyla birçok avantajı bir arada sunuyor. Profillerin iç ve dış

mekanda kullanılabiliyor olması ise büyük bir ayrıcalık sağlıyor.Tasarım aşamasında esneklik sağlaması, enerji tasarrufu, uzun ömrü, kullanım kolaylığı, düşük ısıda çalışması ve bakım gerektirmiyor olması Fersa Şerit LED’in öne çıkan özellikleri. Son olarak Hyatt Park Maçka projesinde mobilya içinde ve 10mm'lik kanal içinde kullanılan LED profiller, bu ürünün kullanım alanlarına dair önemli bir örnek oluşturuyor. 500'e yakın rafta üstte sıcak beyaz, altta amber rengi kullanılarak şarap şişeleri aydınlatıldı.

armatürünün gövdesi alüminyum enjeksiyon tekniği ile üretildi. Gövde tasarımı Altera Studio tarafından yapılan ve aerodinamik bir forma sahip olan yeni nesil Mirage serisi armatür herhangi bir el aleti kullanılmadan açılabiliyor, kilitlenebiliyor. Armatür açıldığında şehir şebekesinden gelen elektrik otomatik olarak kesiliyor. Reflektör, %99 saflıkta anodize edilmiş özel alüminyum malzemeden derin çekme yöntemiyle üretildi; Optimized

Reflector® uluslararası alanda çalışmalar yapan bir aydınlatma akademisi olan Bartenbach ve Heper+Moonlight işbirliği ile geliştirildi. Balast, ateşleyici ve kondansatörden oluşan kontrol ünitesi IP.66 koruma sınıfına uygun. Armatürün koruma sınıfını yüksek tutmak için tasarlanmış contaları, yüksek ısıya dayanıklı malzemeden seçildi. www.moonlight.com.tr


KREON

EYLÜL 2009 - XXI 78

DOSYA - aydınlatma SİSTEMLERİ

Regard ışık, mimari ve form arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor. İki farklı ışık kaynağının geometrik olarak birbiriyle kaynaşması bu yarı gömme downlight’ı oluşturuyor. İçinde birden fazla tipte ışık kaynağını barındıran geleneksel downlight’ların aksine Regard, mimarlık ilkeleri doğrultusunda her bir ışık kaynağını kendi özgün formunda bir araya getiriyor. Tasarımcısı mimar Glenn Sestig'in oran ve şekle gösterdiği özeni yansıtan Regard'ın tasarımı, minimalist, soyut bir heykeli andırıyor. Çeşitli renk seçenekleri ile Regard, bir yandan bulunduğu mekanın mimari özelliklerini yansıtırken bir yandan da

JUPİTER

mekana dinamik ve gösterişli bir katkıda bulunuyor.

kombinasyonları ile geniş ve dar açılarda ışık yayılımı sağlanabiliyor.

Özenle ve dengeli bir şekilde tasarlanmış boşluğu ile Regard, bu downlight serisinin en saf hali. Binadaki bir pencerenin bina işlevini gösterdiği gibi bu boşluk da armatürün ışığını açığa çıkarıyor. Kapalı kısım ise gerekli teknik bileşenleri saklıyor. Regard’ın yönlendirilebilir ışık kaynaklarının yanı sıra, genel aydınlatma amaçlı kullanım için dim edilebilir floresan lambalı tipleri de var. Yönlendirilebilir ışık kaynakları olarak QT-12 (halojen) QR-111 (halojen) ve HIT-TC (metal halide) lambalar kullanılıyor. Değişik açılardaki yüksek verimli reflektör

Orantısı, formların birleştirilişi, tek renk bitişi ve kübik yapısı ile Regard Double, ahenkli bir mimari yapı sergiliyor. Yapısında barındırdığı iki ayrı formla farklı ışık kaynaklarını farklı enerji besleme seçeneğiyle sunuyor. Ana kütlede yönlendirilebilir QT-12 (halojen), QR-111 (halojen) ya da HITTC (metal halide) lambalar ile ikinci kütle içinde yine yönlendirilebilir, dar ya da geniş açılı QR-CB 51 (halojen), HITTC (metal halide) lambalar ya da genel aydınlatma amaçlı olarak T5 (floresan) lamba seçenekleri sunuluyor.

Jupiter ev serisinin, banyo aydınlatma armatürleri işlevselliği ve şıklığıyla ön plana çıkıyor. EV009, EV010, EV011, EV015 ve EV016’nın yuvarlak formları, banyoları modern bir atmosfere kavuşturuyor. Işığı yumuşatarak yayan aplikler, beyaz ve siyah krom renkleri, tekli, ikili, üçlü seçenekleriyle banyo aydınlatmasını destekleyen çözümler sunuyor. Camlı ürünlerin de hakim olduğu seride ayrıca, dört armatürlü tavana uygulanabilen armatürlerden, üçlü duvara uygulanabilen klasik görünümlü apliklere, farklı tasarımlarıyla camın doğallığını banyolara taşıyan ikili ve tekli apliklere kadar pek çok seçenek bulunuyor.

www.kreon.com.tr

www.jupiter.com.tr

OPTİMUM AYDINLATMA / TRILUX Özellikle tavan arkasına ulaşım kolaylığı sağlaması, akustik, işletme ve bakım bakımından sağladığı avantajlar ve karşıladığı bazı teknik gereklilikler nedeni ile modüler asma tavanlar günümüzde hala mimarinin vazgeçilmezleri arasında. Ancak, aydınlatma armatürlerinin çeşitliliğinin sınırlı olması, aydınlatma ve tavandaki diğer sistemlerin simetrik yerleşiminin her zaman sağlanamaması gibi zorluklar da mimarları ve aydınlatma tasarımcılarını en zorlayan noktalar. Trilux firmasına ait Quadrial serisi, yaygın kullanıma sahip 600x600mm'lik modüler asma tavanlardaki bu tip sıkıntıları ortadan kaldırmak amacıyla tasarlanmış, sağladığı avantajlar ile 2008 Red Dot ve 2009 Design Preis ödüllerine layık görülmüş bir ürün. Prensipte modüler asma tavanlarda

kullanılmak üzere tasarlanmış kare şeklindeki gömme armatür Quadrial, bundan çok daha ötesini sağlıyor. Aydınlatma çeşitliliği sağlamak için ürünün farklı bölümlerinde farklı optik sistemler kullanılabiliyor. Ana gövde çevresinde genel aydınlatma için pleksiglas ya da polikarbon difüzörler kullanılabildiği gibi, %98 yansıtma kapasitesine sahip, kamaşma kontrollü reflektörler de uygulanabiliyor. Bu optik sistemlerin arkasında, 4x14W ya da 4x24W'lık T5 floresan ampuller kullanılıyor. İkinci bölüm olan orta gövdede ise, pleksiglas ya da polikarbon difüzör kullanılarak yine genel aydınlatmaya destek sağlanıyor, ayrıca farklı ışık efektleri de elde ediliyor. Burada difüzör arkasında RGB LED'ler kullanılarak farklı renk efektleri elde edilebiliyor. Aynı zamanda, 1x70 watt metal halide gömme spot, üç fazlı

ray soketi modülleri seçilerek farklı ürün uygulamaları da sisteme dahil edilebiliyor. Çok çeşitli güç seçenekleri arasından herhangi bir ray soketli spot, bu modülü sayesinde ürüne kolaylıkla adapte edilebiliyor. Bu çeşitliğe karar vermek, güç ve optik sistem seçimi yaparak hangi kombinasyonun kullanılacağını belirlemek, mimarlar ve aydınlatma tasarımcılarının yaratıcılığına kalıyor. İkinci bölüm ayrıca, hoparlör, havalandırma menfezi, sensör gibi tavanda yer alan, aydınlatmadan bağımsız birçok sisteme de hizmet ediyor. Diğer sistem ekipmanları aydınlatma armatürü üzerine, spot modülü yerine uygulanabiliyor ve bu sayede, tavanda kargaşa yaratmadan tavan koordinasyonu ve simetrik ekipman yerleşimi sağlanıyor. www.optimumaydinlatma.com


OSRAM

DOSYA - aydınlatma SİSTEMLERİ

Osram'in yenilikçi LED lambaları, klasik şekilleriyle akkor lambalar kadar şık göründükleri gibi tasarruf ve kullanışlılık açısından çoğu zaman onların önüne geçiyor. Ayrıca LED lambaların dip bölümleri klasik vidalı olduğundan armatürlerin değiştirilmesine de gerek duyulmuyor. Osram Parathom serisindeki armatürler son derece kompakt olup kırılma ve sarsıntılara karşı dayanıklı. Çok çeşitli renkleri ve az

ısınmaları nedeniyle tercih ediliyor. En önemlisi, son derece düşük elektrik tüketimleri ve uzun ömürlülükleri ile yüksek tasarruf sağlıyor. 0,5W ile 8W arasında olan lambalar E27, E14, GU10 ve GU5.3 duylar ile kolayca her yerde kullanılabiliyor. Soğuk ve sıcak beyaz yanında yeşil, mavi, turuncu, sarı, kırmızı ve renk değiştiren modeller ile hem iç hem de dış mekanlarda farklı ambiyanslar yaratılabiliyor. www.osram.com.tr

PHILIPS

ÖZCAN AYDINLATMA 1987’den beri dekoratif aydınlatma ürünleri üretimi yapan Özcan Aydınlatma'nın Golf sarkıtı silindir biçimine sahip çok sayıda parçanın bir araya gelmesiyle oluşuyor ve algıyla oynuyor. Sıradanlığı reddeden ve kendi içinde farklı bir dinamizm sunan tasarımıyla Golf Sarkıt mekanın modern ve canlı görünümüne katkıda bulunuyor. Tasarımın yalın ve şık çizgileri, mekanın aydınlatılırken, aynı zamanda estetik kurgusunun da tamamlanmasını sağlıyor. Golf Sarkıt, krom kaplamalı metal kutu ve metal gövde ile cam çubuklardan oluşuyor. 0212 479 4567

www.turkey.philips.com

79 XXI - EYLÜL 2009

Philips EcoMoods serisi, “yüksek randımanlı enerji” sağlayan en son teknolojiyi şık ve modern bir tasarımla birleştirerek uygun fiyatlı ev aydınlatma ürünleri kategorisinde bir ilk olma özelliğini taşıyor. Philips EcoMoods serisi lamba, armatür ve balastı bir arada sunarak kolay montaj ve kullanım olanağı sağlıyor. % 80 oranında enerji tasarrufu sağlayan Philips EcoMoods serisi, ışık kalitesinden ödün vermeden evlerin etkin bir şekilde aydınlatılmasına olanak tanıyor. Yaklaşık 12 bin saat kullanım ömrü bulunan Philips EcoMoods serisinde, masa lambaları, asma lambalar, aplikler, duvar ve tavan lambaları gibi

pek çok ürün seçeneği bulunuyor. Koleksiyondaki armatürler modern ve zarif olmanın yanı sıra olumlu, dinlendirici bir ortam yaratan sıcak, samimi bir ışık sağlıyor. Duvar ve tavan armatürlerinden zemin standına kadar çeşitli armatürler ile evdeki her odayı tamamlayacak çözümler geliştiriliyor. En geniş alanları bile aydınlatabilen Philips EcoMoods serisinde metal ve cam gibi yüksek kaliteli malzemeler kullanılıyor. Philips teknolojisi ile geliştirilen EcoMoods Eylül 2009’dan sonra verimsiz lambaları aşamalı olarak kullanımdan kaldıracak olan EUP’a (Enerji Tüketen Ürünler) ilişkin Avrupa direktifinin öncüsü konumunda.


SCHNEIDER ELECTRIC

SITECO

Schneider Electric, Unica Quadro ile deneyimini anahtar priz ürün serilerine taşımaya devam ediyor. İşlevselliğin ön planda olduğu Unica Quadro çerçeveler, dekorasyona özen gösterenlere renkli seçenekler sunuyor. Kare tasarımları sayesinde hem yatay hem de dikey kullanıma olanak sağlıyor. Unica Quadro, Schneider Unica Top ve Unica Plus anahtar, priz serileri ile de kullanılabiliyor. Renk seçenekleri ile mekanlarda her ayrıntıya dikkat edenler için farklı bir seçenek oluşturuyor. Klasik renkleri tercih edenler için, kutup beyazı, fildişi ve kil taşı enjeksiyonları ile şık bir tercih olan Unica Quadro, metalik renklerden hoşlananlar için gümüş, bakır, titanyum, pastel tonları tercih edenler için ise inci ve somon renklerinde sunuluyor.

DL 10‘u geliştirmedeki amaç, prestijli meydanlar, yollar, kent merkezleri gibi mekanlar için oluşan aydınlatma taleplerine güncel standartlara uygun olmak kaydıyla LED teknolojisini uygulamaktı. LED teknolojisini içeren ilk Siteco yol aydınlatma armatürü, aydınlatma teknolojisinin geldiği bu son noktayı, yenilikçi ve işlevsel bir tasarımda buluşturdu. Yollar ve meydanlar için DL 10 ile DIN EN 13201 yönergesinde tanımlanan aydınlatma standartları tatmin edici bir şekilde beyaz ışık ile yerine getirilirken etkileyici renkli vurgu aydınlatmasıyla teknik yeterlilik ilk kez bir üründe buluşuyor. DL 10’un görünümünü karakterize eden, direk ucundan armatür tepesine

kadar uzanan organik akıcı form. Armatür gövdesinin yapısı ürünün bütünlük hissini veriyor ve söz konusu etki kullanılan teknolojinin yaratıcı potansiyeline dayanıyor. Kullanılan LED teknolojisi yeni gövde formlarına ve düşük boyutlara izin verirken, DL 10 tasarımıyla bu avantajları güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Çeşitli mercekler ve özel yansıtıcıların oluşturduğu optik sistem, yüksek güçte 86 LED ünitesi ile mükemmel uyum sağlayarak DIN EN 13201 yol aydınlatma standartlarını yerine getiriyor Sistem 4000 Kelvin renk sıcaklığında beyaz renkli ışığa sahip. DL 10’un diğer varyasyonunda buna ek olarak yenilikçi RGB LED optik dalga kılavuzu sistemi bulunuyor. www.siteco.com.tr

DOSYA - aydınlatma SİSTEMLERİ

www.schneider-electric.com.tr

EYLÜL 2009 - XXI 80

SYLVANIA Sylvania ürünü Concord Stadium, enerji tasarruflu spot aydınlatmada yeni bir dönem başlatıyor. 16x1W LED ile çalışan Stadium EVO ve Stadium PRO, eşsiz renk geriverimi, az ısınması ve çok uzun kullanım ömrü sayesinde kullanıcılara enerji tasarruflu, etkili aydınlatma sunarken bakım onarım masraflarında da tasarruf sağlıyor. Hassas nesnelerin kolayca zarar görebileceği ortamlar için, morötesi ve kızılötesi ışın yaymaması sebebiyle ideal olan Stadium serisi, özellikle müzeler, galeriler, restoranlar, tekstil ve kozmetik ürünleri sergilenen mağazalar için uygun. Stadium EVO ve Stadium PRO üç farklı renk ısısı seçeneğiyle 3000 K sıcak beyaz, 4000

K natürel beyaz ve 6000 K soğuk beyaz aydınlatma sağlıyor. 35.000 saatlik kullanım ömrü bulunan Stadium EVO, hemen aydınlatmaya başlıyor ve az ısınıyor. 10°'lik spot ve 25°'lik orta ışıma açısı bulunan armatürün tekli ve üçlü devre adaptör seçenekleri var. Stadium PRO, ışık gücünün 0’dan % 100’e kadar tek tek ayarlanabildiği dimmerli bir LED spot. Müze ve galerilerde sanat eserlerinin özel ışıklandırılmasına uygun. Adaptör ve spot ucu sabitlenebilir olan armatürün kullanım ömrü 50.000 saat. Stadium PRO da EVO gibi 10° spot ve 25° orta ışıma açısı sunuyor. www.sylvania-lamps.com


SWAROVSKI

cırcle

www.swarovski.com

eyrıs

octa

Tepta / iGuzzini İtalya’nın en büyük enerji üretim ve dağıtım kurumu Enel Sole, enerji kaynaklarının korunması, enerji tasarrufu ve CO emisyonunun azaltılması için büyük araştırma projelerine de yatırım yapan bir kuruluş. Archilede, iGuzzini tarafından Enel Sole için tasarlanan ve üretimine başlanan, yol aydınlatmasında devrim nitelikli bir LED sistemi. Bu sistem şehir içi ve araba trafiği olan şehir dışı yolları aydınlatmak için tasarlandı ve Enel Sole’nin siparişi üzerine 40.000 adet Archilede iki yıl içinde üretilip devreye sokulacak. Sistemin çoğu patent ile koruma altında olan yenilikleri, Archilede’yi yol aydınlatması için en verimli sistemlerden biri yapıyor. Archilede, piyasada var olan en iyi kaynakları kullandığı için, aynı amaçla kullanılan diğer armatürlere göre en az %40 enerji tasarrufu sağlıyor. Armatürün optik bölümünün (patentli) özel şekli, lümen akışının fotometrik dağılımına göre LED'lerin optimum şekilde yerleştirilmesine ve LED'lerin çıkardığı ısının en iyi şekilde dağılmasına izin verecek şekilde tasarlandı. Şeffaf koruyucu plakanın özel geometrik şekli,

LED'leri ve bağlantı kablolarını dış etkenlerden koruyor ve optik kafanın içine ışık yansıması olmamasını sağlayarak armatürün verimliliğini artırıyor. Optik kafadaki LED'lerin dizilişi, ışığın yola yönlendirilmesini sağlarken ışık kaybı ve ışık kirliliğini engelleyerek en yüksek seviyede verimlilik ve tasarruf sağlıyor. LED güç kaynağının “akıllı” elektronik sistemi (sistemin standart parçaları olan mikroçip, USB çıkışı ve ışık sensörü) armatürün çalışma süresinin, başka hiçbir idare ve kontrol sistemine ihtiyaç duyulmadan, kolaylıkla programlanmasını sağlıyor. Örneğin, trafiğin çok seyrek olduğu, fazla ışığa gerek olmayan zamanlarda ışığın azaltılması sayesinde, %10-20 arası ek enerji tasarrufu sağlanıyor. Yol aydınlatmasının genel kullanımına göre, önceden hazırlanmış üç adet standart program yerine, özel işletim programları da oluşturulup armatür yazılımına eklenebilir. LED’lerin ısısını etkin olarak kontrol etmek üzere kullanılan otomatik elektrik sistem, enerji kaynağını ayarlıyor ve ömrünü uzatıyor. Enel için tasarlanan ve üretilen armatürde kullanılan LED ve elektrik donanımının ömrü 60.000 saat ki bu etkin ısı kontrolü olmayan diğer armatürlerden çok fazla. www.tepta.com

81 XXI - EYLÜL 2009

Octa'da, bu ürüne özel olarak tasarlanmış geometrik kristaller kullanılmış. Octa, kristallerin şeklinden dolayı bakış açınıza göre farklı bir etki yaratıyor. Sekiz yüzeyli çift piramitten oluşan kristal, duvar ve tavanda güçlü bir ışık etkisi yaratıyor. Octa’nın, 35W halojen sıva üstü sarkıt ve sıva altı spot seçenekleri bulunuyor.

Eyris, mükemmel kesimli kristallerin gösterişli bir şekilde bir araya getirilmesiyle oluşturulan, modern bir aydınlatma nesnesi. Halojen ışık sayesinde mekanlarda yumuşak bir aydınlatma sağlarken diğer yandan üzerindeki sayısız kristal kesimleri, duvar ve tavanda etkileyici bir efekt yaratıyor. Eyris’in duvar apliğinin yanı sıra tek ve çift elipsten oluşan sarkıt versiyonları da var.

DOSYA - aydınlatma SİSTEMLERİ

Swarovski’nin geçtiğimiz Nisan ayında Milano Euroluce aydınlatma fuarında tanıtımını yaptığı ve ziyaretçiler tarafından büyük ilgi gören aydınlatma ürünleri Eylül itibariyle kullanıcılara sunuluyor. Swarovski, kristal ve ışığı bir araya getirerek, mekanlara masalsı bir dokunuş getiriyor. Ürünlerinde dekoratif ve işlevsel aydınlatmayı bir araya getiren Swarovski, yenilikçi ürünlerini kullanıcılara sarkıt, spot ve aplik seçenekleri ile tam bir set olarak sunmaya özen gösteriyor.

Circle, Swarovski’nin tasarladığı özel kesimli kristallerle yüksek kalitedeki paslanmaz çeliğin bir araya gelerek oluşturduğu gizemli ışık efektini sunuyor. Üç farklı çapta kullanıcılara sunulan dekoratif aydınlatma ürünü Circle, maksimum efekte en az üç metre yüksekliğindeki mekanlara asıldığında ulaşıyor. Circle, taşıyıcı kabloların ayarlanmasıyla üçboyutlu olarak da farklı doğrultularda ayarlanabiliyor.


Veksan

zorlamaya karşı yüksek direnç gösteriyor. Serinin ikinci elemanı ise güçlü iki adet vurgu aydınlatma spotundan oluşan ve bağımsız anahtarlanabilen bir sistem olup her iki uçta konumlanıyor. Sistem montajı tel sürtme kilit özelliği bulunan ayarlanabilir askı elemanlarıyla yapılıyor. Aynı yapı içerisinde gelişmiş hareket kabiliyeti ve şaşırtıcı uygulamaları bir araya getiren Galaxy, dinamik ve farklı yönelimleri olan aydınlatma planları için çok geniş olanaklar sunuyor.

Galaxy, aydınlatma planlamasında sınırları ortadan kaldırmak ve farklı karakterde ışık kaynaklarını tek sistemde bir araya getirmek üzere tasarlandı. Kübik ve modern çizgilere hakim olan serinin ilk birleşeni olan yüksek kaliteli alüminyum profil gövdeli, floresan lambalı elemanlar farklı yönelim senaryoları için kendi merkezleri etrafında 300° dönebiliyor. EN 12464 standardına uygun tasarlanan mikropeteklerin kamaşma kontrolü çok yüksek. Metalik gri toz boyalı gövde her türlü mekanik

EYLÜL 2009 - XXI 82

DOSYA - aydınlatma SİSTEMLERİ

TEKNOLIGHT Teknolight mağaza aydınlatmasına yönelik olarak tasarımı, şık görüntüsü ve detaylarıyla yeni Endor serisini beğeniye sunuyor. Bu seri, klasik ankastre spot görüntüsüne sahip olmasına rağmen detayları ile farkı ve kalitesini kolayca hissettirebiliyor. Bu serinin içten kapalı ve açık çerçeve seçenekleri ile 15 - 30 ve 45 derecelik reflektör seçenekleri bulunuyor. Alüminyum enjeksiyon ön çerçeve,

Vİko Novella, Elegant ve Carmen Decora ürün serilerinden oluşan Viko Artline, ürün gamındaki çeşitlilik sayesinde mekanlara yaratıcı çözümleri estetikle buluşturarak sunan bir marka. Metalik, ahşap renkli ve tamamen doğal malzemelerden üretilen Novella, sektöre farklılık, mekanlarda yaratıcı çözümler arayanlara farklı olanaklar sunuyor. Kullanılan doğal malzemeler

www.veksan.com

ısıya dayanıklı temperli ön cam, yüksek saflık derecesinde parlak reflektör, silikon kablo ve ithal kablo konektörü ürünün ilk etapta sayılabilecek teknik özellikleri. İsteğe bağlı olarak tekli, ikili, üçlü ya da dörtlü olarak imal edilebilen Endor ankastre spotlarda kullanılan yüksek verimli reflektörler sayesinde mekanlarda en iyi aydınlık seviyeleri elde edilebiliyor. www.teknolight.com

Corian, cam, eloxal, masif ahşap ve doğal taş. Renkli ürünler serisinde, gümüş, beyaz, saten, bronz, antrasit, füme, siyah renk seçeneklerinin yanında kiraz, ceviz ve kayın ahşap desenli seçenekleri bulmak da mümkün. Corian serisinde dusk, aurora, sand stone ve blackquartz renkleri, iç mekanlara doğanın sıcak dokunuşunu; eloxal serisindeki siyah, gümüş ve bronz renk seçenekleri klasik şıklığı; cam serisiyle beyaz,

novella

bu ürün serisinde kullanılan gümüş, beyaz, saten ve bronz renkler şık ve modern havası ile iç mekanları süslüyor; antrasit, füme ve siyah gibi renkler ise daha koyu tonlardan hoşlanan kullanıcılara hitap ediyor. Yine bu grupta kullanılan kiraz, ceviz ve kayın tonları ise dekorasyonda mobilya ve aksesuar uyumuna dikkat edenlere yönelik bir çözüm.

mavi, yeşil ve fümeden oluşan renk skalası şık ve modern bir hava getiriyor. Masif ahşap grupta ise meşe, ceviz, kiraz ve akçaağaç tonları mekanlara tazelik ve doğallık; doğal taş grubunda kullanılan Himalaya grisi, Guatamala yeşili, Slate grisi ve beyaz doğal taş seçenekleri ferahlık hissi veriyor. Carmen Decora, metalik ve ahşap renk seçenekleriyle evlere canlılık katarken,

www.viko.com.tr

carmen


EYLÜL ajandasI ... - 01 Kasım

"Kağıthane Koridoru" Kentsel Dönüşüm Projeleri Sergisi

Profesyonel mimarlık yapan yürütücülerin koordinasyonunda Bilgi Üniversitesi

E-3 Galerisi, santralistanbul, Eyüp, İstanbul

www.mimarlik.bilgi.edu.tr

Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası, Beşiktaş, İstanbul

www.mimarist.org.tr

Milkgallery, Galata, İstanbul

www.whatismilk.com

Design Museum, Londra

www.designmuseum.org

öğrencilerinin, atölye çerçevesinde oluşturdukları projeler sergileniyor.

2 Eylül

Kent Arkeolojisi Seminerleri - 3

Arkeolog Metin Gökçay, kent arkeolojisinin önemli katılımcıları olan mimarlarla deneyimlerini paylaşıyor.

3 - 27 Eylül

“My Installations” Sergisi

Amerikalı yerleştirme sanatçısı Rebecca Ward renkli bantlar kullanarak mekana özel, tekrar edilemez yerleştirmelerle karşımıza çıkıyor.

3 Eylül - 4 Ocak

Super Contemporary

Geçmişten günümüze, dünyaya ilham vermiş, Londralı tasarımlar bir arada görücüye çıkıyor.

5 Eylül

Cumartesi Buluşmaları “Han Tümertekin”

Toplantı saat 16:00'da başlıyor.

Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası, Beşiktaş, İstanbul

www.mimarist.org.tr

7 Eylül

1. Uluslararası Genç Mimarlar Yarışması: “Öğrenci Yurdu”

Kentleşme ve konut üzerine

Atina, Yunanistan

www.upto35.com

Lizbon, Portekiz

www.experimentadesign.pt

www.iksv.org

“İnsan Neyle Yaşar?” başlığıyla çıkıyor.

3 numaralı Antrepo, Tütün Deposu, Feriköy Rum Okulu, İstanbul

Açılışında Arslan'ın bizzat bulunacağı,

santralistanbul, Eyüp, İstanbul

www.santralistanbul.org

Londra, İngiltere

www.100percentdesign.co.uk

Waitsfield, Vermont, ABD

www.adfilmfest.com

Hasanpaşa Gazhanesi, Kadıköy, İstanbul

www.trans-yapit.eu/tr

düşündürmek ve yeni fikirler geliştirmek amacıyla Atina’nın tarihi merkezinde öğrenci yurdu tasarımı yarışması düzenleniyor.

9 Eylül - 8 Kasım

Exd (experimentadesign) Lizbon Bienali

Bu yılki teması “its about time” (zaman hakkında) olan bienal zaman kavramını tasarım sürecindeki farklı varoluşları ile ele alıyor.

12 Eylül - 8 Kasım

İstanbul Bienali

WHW'ın küratörlüğünde düzenlenen

ajanda

bienal bu yıl takipçilerinin karşısına

13 Eylül - 21 Mart

Yüksel Arslan Retrospektifi

500 üzeri resmin metin, fotoğraf ve kayıtlar eşliğinde sunulduğu serginin

EYLÜL 2009 - XXI 84

küratörlüğünü Levent Yılmaz üstleniyor.

24 - 27 Eylül

100% Design London 2009

İç mekana dair yenilikçi ve ilham veren tüm tasarımlara yer veren etkinlik, kentin farklı noktalarında konumlanıyor.

24 - 27 Eylül

Mimarlık ve Tasarım Film Festivali

Belgesellerden kısa filmlere dek geniş bir seçkisi olan etkinlik, tasarımı ve tasarımcıyı beyaz perdeye taşıyor. Etkinliğin küratörlüğünü Kyle Bergman üstleniyor.

30 Eylül - 19 Ekim

Trans-Yapıt Festivali

20.000 m2'yi bulan eski sanayi alanı, farklı disiplinlerden uluslararası sokak sanatçılarına ev sahipliği yapıyor.


xxi eylul 09  

XXI Mimarlık Tasarım ve Mekan dergisi